Ceza Muhakemesi Kanunu 105. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 105 – (Değişik: 25/5/2005 – 5353/13 md.)
(1) 103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.) 103 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler hariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu süre yedi gün olarak uygulanır. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir.
Salıverilenin yükümlülükleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
72 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2021/7160 E., 2024/142 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
inin 30 günlük süre geçtikten sonra 31/10/2016 günü yapıldığı görülmüş ise de, Cumhuriyet savcısının tutukluluk inceleme talebini 30 günlük inceleme süresini dikkate alarak 28/10/2016 günü yaptığı, takip eden günlerin resmi tatil olduğu ve CMK 105 maddesi uyarınca tutukluluk incelemesinin üç gün içinde sonuçlandırılmış olduğu bu nedenle bu incelemeninde kanuna uygun olduğu görülmüştür.
12. Ceza Dairesi 2021/7160 E. , 2024/142 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
DAVA TARİHİ : 28.11.2017
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret
İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Davacı vekili 28.11.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçu nedeniyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2016/425 sorgu sayılı müzekkeresi ile tutuklandığı, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esasında kovuşturma yapıldığı, daha sonra mahkemece tahliye edildiği, bu tahliye kararına itiraz edilmesi üzerine hakkında yeniden yakalama emri çıkartıldığı ve hakkında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından yeni bir soruşturma açılarak gözaltına alındığını müvekkilinin yeniden tutuklandığını, tutuklama incelemesinin otuzar gün içinde yapılmadığını, bu yapılan haksız uygulama nedeniyle 300.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 800.000,00 TL'nin hazineden alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili 08.01.2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın yasaya aykırı olduğu, davanın süresinde açılmadığı, mahkemenin yetkili olup olmadığının tespit edilmediği, davacının ikamet değişimi yapıp yapmadığının tespit edilmediği, başka ağır ceza mahkemelerinde dava açıp açmadığının tespit edilmediği, davacının kendisinin kusurlu olduğu, bu kusurunun hazineye yükletilmemesinin gerektiği, istediği manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye neden olacağı nedenleri nazara alındığında, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.11.2018 tarihli ve 2017/493 Esas, 2018/574 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 17.06.2019 tarihli ve 2019/851 Esas, 2019/2070 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 08.10.2021 tarihli, davacı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Davacı vekilinin temyiz istemi;
Taleplerinin incelenmediğine ve gerekçelendirilmediğine, davacının tutuklandığı suçtan beraat ettiğine ve tazminata hak kazandığına, ilişkindir.
III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Davacının İstanbul 25.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esas ve 2018/43 Karar sayılı dava dosyasında yapılan yargılaması sonunda değişen suç vasfı itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı mahkemenin birleşen 2017/223 Esas sayılı dava dosyasında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından beraatine karar verildiği, bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 22/10/2018 tarih ve 2018/1690 Esas 2018/1442 Karar sayılı ilamı düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmek suretiyle 22/10/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esas sayılı dava dosyasında davacının soruşturma aşamasında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 31/08/2016 günü gözaltına alındığı, 03/09/2016 günü tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul 1.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/425 sorgu sayılı kararıyla tutuklandığı, kovuşturma aşamasında 31/03/2017 tarihinde tahliyesine karar verildiği, davacı hakkında 31/03/2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme (TCK 309/1 maddesi) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK 312/1 maddesi) suçlarından 2017/49173 sayı ile soruşturma açıldığı ve 31/03/2017 tarihinde gözaltı kararı verildiği, böylelikle başlatılan soruşturma kapsamında verilen gözaltı kararı uyarınca yakalanarak gözaltına alındığı, yeni başlatılan soruşturma kapsamında 14/04/2017 tarihine kadar gözaltında kaldıktan sonra tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/218 sorgu sayılı kararı ile tutuklandığı (tutuklama müzekkeresinin düzenleme tarihi 15/04/2018), bu soruşturma kapsamında davacı hakkında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme (TCK 309/1 maddesi) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK 312/1 maddesi) suçlarından düzenlenen iddianame ile İstanbul 25.Ağır Ceza Mahkemesine 2017/67 esas sayılı dava dosyası ile birleştirme talepli olarak açılan 2017/223 Esas sayılı dava dosyasının aynı mahkemenin 2017/67 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirildiği ve yapılan yargılamada 24/10/2017 günü tahliyesine karar verildiği, davacının yargılandığı toplam üç suçtan ikisinden (Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme) beraatine, değişen suç vasfı itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, tutuklu kaldığı sürenin mahsubuna karar verildiği tespit edilmiştir.
Dava dilekçesinde CMK'nın 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayanıldığı görülmüştür. Öncelikle maddenin (a) bendindeki tazminat nedenine bakıldığında kanunlarda belirtilen koşulların dışında yakalanıp yakalanmadığı, tutuklanıp tutuklanmadığı veya tutukluğun devamına karar verilip verilmediğinin belirlenmesi gerektiği,
Mahkemenin sadece kanundaki gözaltı ve tutuklamaya yönelik şekil ve süre şartlarına bakabileceği, tutukluluğun yerindeliği denetimi yapamayacağı, davacı, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esas sayılı dava dosyasında 15/07/2016 tarihinde silahlı terör örgütü FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilmek istenen darbeye teşebbüs sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/98170 sayılı soruşturmada (bu soruşturmada yakalanamayan şüpheliler sebebiyle davacı hakkındaki soruşturma tefrik edilerek 2017/6673 sırasına kaydedilerek devam edilmiş) İstanbul 2.Sulh Ceza Hakimliğinin yakalanmasına yönelik 29/08/2016 tarihli 2016/3662 d.iş sayılı kararıyla 31/08/2016 tarihinde usulüne uygun olarak gözaltına alınmış, sonrasında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 03/09/2016 tarih ve 2016/425 sorgu sayılı kararı ile avukat huzurunda sorgusu yapılarak dosyadaki delil durumu ve kuvvetli suç şüphesi değerlendirilerek tutuklanmasına karar verilmiştir. Davacı tutuklandıktan sonra hakkında mahkemece kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar tutukluluk incelemelerinin resen ve itirazı üzerine yapıldığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar 2016/98170 sayılı soruşturmada 30/09/2016 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesinden sonraki tutukluluk incelemesinin 30 günlük süre geçtikten sonra 31/10/2016 günü yapıldığı görülmüş ise de, Cumhuriyet savcısının tutukluluk inceleme talebini 30 günlük inceleme süresini dikkate alarak 28/10/2016 günü yaptığı, takip eden günlerin resmi tatil olduğu ve CMK 105 maddesi uyarınca tutukluluk incelemesinin üç gün içinde sonuçlandırılmış olduğu bu nedenle bu incelemeninde kanuna uygun olduğu görülmüştür.
Davacı bu dosyadan 31/03/2017 günü tahliye edildikten sonra ayrıca hakkında başlatılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/49173 sayılı soruşturması sonunda CMK 91 maddesi uyarınca 31/03/2017 tarihinde verilen gözaltı kararına istaneden 01/04/2017 tarihinde usulünce yakalanarak gözaltına alınmıştır. Gözaltı sonrasında İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 14/04/2017 tarih ve 2017/218 sorgu sayılı kararı ile avukat huzurunda sorgusu yapılarak dosyadaki delil durumu ve kuvvetli suç şüphesi değerlendirilerek tutuklanmasına karar verilmiştir. Davacı tutuklandıktan sonra hakkında mahkemece kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar resen ve itiraz üzerine tutukluk durumu ele alınmıştır. Kovuşturma aşamasına geçildiğinde İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2017/223 esas sayılı dava dosyasının 2017/67 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiş olup dosya esası kapatıldığından tutukluluk halinin resen incelenmesi söz konusu olmayıp ancak talep halinde değerlendirilebilecektir.
Davacı ... 2017/67 esas sayılı dosyada terör örgütüne üye olma (TCK 314/2. maddesi), birleşen 2017/223 esas sayılı dosyada Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme (TCK 309/1 maddesi) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK 312/1 maddesi) suçlarından soruşturulmuştur. Bu suçlar CMK 100/(3), a-10, 11 de düzenlenen kısaca katalog tabir edilen suçlar içinde yer aldığından, bu kanun hükmüne göre kuvvetli suç şüphesi varsa tutuklama nedenin varlığı kabul edilmektedir. Kuvvetli suç şüphesi dosyadaki delil durumuna göre hakim tarafından belirlenecektir. Ancak kuvvetli suç şüphesinin bulunup bulunmadığı yerindelik denetimini gerektirdiğinden mahkemece bu davada tazminat şartlarını tespit ederken dikkate alınmayacaktır.
Tutuklama ve tutukluğun devamı kararları ile birlikte dosya kapsamına göre davacının silahlı terör örgütü FETÖ/PDY aidiyeti tartışmasız kabul edildiğinden 26/07/2016 tarihinde yayımlanan 668 sayılı KHK ile kapatılan Meydan Gazetesinin yazarlığını yaptığı ve sosyal medyada paylaşımlarda bulunduğu, ayrıca terör örgütü üyelerinin kullandığı haberleşme programlarına yönelik tespitler ve terör örgütü ile bağlantıyı gösteren yargı makamlarınca kabul edilen diğer kriterlerin araştırılması, HTS kayıtlarının temini, bunların analizlerinin yapılması da belli bir zamanı gerektiren delil toplama işlemleridir. Bunun yanında davacının soruşturulduğu ve kovuşturulduğu dosyada tek şüpheli ve sanık olmadığı kendisinden başka çok sayıda kişininde yer aldığı, bu nedenle delillerin toplanmasının da belli bir zamanı gerektirdiği açıktır.
Buna göre devam eden soruşturma ve kovuşturmada davacının kanundaki usül dairesinde gözaltına alındığı ve tutukluluk durumununda kanunda yazılı sürelerde incelenerek CMK 102 maddesindeki azami tutukluluk süresinin de aşılmadığı anlaşılmıştır.
CMK 141/1-d maddesine bakıldığında kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmaması ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmemesinden bahsetmektedir. Davacı ... hakkındaki soruşturma FETÖ/PDY terör örgütünün 15/07/2016 tarihindeki darbeye teşebbüsü sonrasında çok sayıda örgüt mensubu hakkında yapılan soruşturmaların yoğun olduğu dönemde 16/01/2017 tarihinde düzenlenen 189 sayfalık iddianame ile tamamlanmıştır. Davacı hakkında 31/03/2018 tarihindeki ikinci soruşturma sonrasında da 05/06/2017 tarihinde 314 sayfalık iddianame düzenlenmiştir. Nihayetinde mahkemece kovuşturma aşamasında delillerin toplanmasıyla birlikte suç vasfının da lehe değişme ihtimali sebebiyle bu kez 24/10/2017 tarihinde davacının tahliyesine karar verilmiştir. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda davacının hükümlü olarak 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasının infazına başlandığı, hakkında düzenlenen müddetnameye göre 09/11/2018 günü cezaevine alındığı, gözaltında ve tutuklukta geçirdiği süre mahsup edildiğinde bihakkın tahliye tarihinin 31/10/2020, şartlı tahliye tarihinin 20/01/2020 olduğu anlaşılmıştır. Böylelikle muhtemel şartla tahliye tarihinin henüz dolmadığı ve soruşturma ve kovuşturmanın gecikmeksizin tamamlandığı görülmüştür.
CMK 141/1-e maddesi uyarınca davacının yargılandığı davada tüm suçlardan beraat etmemesi ve tutuklu kaldığı süreler yönünden de mahkumiyetine karar verilen suçla ilgili cezasından mahsubuna karar verildiğinden tazminat hakkının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu sebeplerle davacı vekilinin tazminata dayanak yaptığı CMK 141/1-a, d maddeleri ile birlikte maddenin diğer bentlerinde düzenlenen tazminat nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Tazminat talebinin esasını oluşturan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/2744 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 31.08.2016-31.03.2017 tarihleri arasında 212 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, kamu davası açılarak İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 esasına kaydedildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/49175 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından 01.04.2017-24.10.2017 tarihleri arasında 206 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, kamu davası açılarak İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/223 esasına kaydedildiği, her iki dava dosyasının İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 esas numaralı dosyada birleştiği, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından beraatine karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkumiyet hükmünün temyiz aşamasında olduğu, beraat hükmünün ise 11.04.2018 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir.
Davacının talebinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayandırdığı anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin temyiz sebepleri yönünden yapılan incelemede;
1. 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilenler,” hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
5271 sayılı Kanun'un 108 inci maddesinin birinci fıkrası şu şekilde düzenlenmiştir:
''Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.''
a.Davacının tutuklanmasının kanuna aykırı olduğu hususunda davacının Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin 2016/30220 başvuru numaralı, 29.05.2019 tarihli kararında açıklandığı üzere, başvurucuya tazminat verildiğinden mükerrer ödeme açısından davacı vekilinin temyiz sebebi reddedilmiştir.
b. İlk derece mahkemesi gerekçesinde de tespit edildiği üzere, 30.09.2016 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesinden sonraki tutukluluk incelemesinin otuz günlük süre geçtikten sonra 31.10.2016 günü yapıldığı anlaşılmıştır. İlk derece Mahkemesince ''takip eden günlerin resmi tatil olduğu ve CMK 105 maddesi uyarınca tutukluluk incelemesinin üç gün içinde sonuçlandırılmış olduğu'' gerekçesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, resmi tatillerde tutukluluk incelemesi yapılamayacağına dair kanuni bir düzenleme olmadığı gibi, CMK'nın 105 inci maddesinde düzenlenen üç günlük karar süresinin tutuklama kararının geri alınması ve salıverme istemlerine ilişkin olduğu, tutukluluğun incelenmesi durumuyla ilgili olmadığı anlaşıldığından, yetersiz gerekçe ile davanın reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
c. Yine ilk derece mahkemesince de tespit edildiği üzere ''İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2017/223 Esas sayılı dava dosyasının 2017/67 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiş olup dosya esası kapatıldığından tutukluluk halinin resen incelenmesi söz konusu olamayacağına'' ilişkin gerekçesin de hukuki dayanağı olmadığı, dosyanın esası kapatılsa bile sonuç olarak yargılamanın İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2017/223 Esas sayılı dava dosyasından ettiği anlaşıldığından, yetersiz gerekçe ile davanın reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
2. 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen “Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen," hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 31.08.2016-31.03.2017 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından 01.04.2017-24.10.2017 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı, iki ayrı soruşturma yürütüldüğü, şüpheli ve sanık sayısının fazlalığı, yürütülen soruşturmanın terör soruşturması olması, olayın niteliği ve karmaşıklık düzeyi göz önünde bulundurulduğunda davacı hakkında makul sürede iddianame düzenlenerek yine makul sürede hakim önüne çıkarıldığı, yasal tutukluluk süresinin aşılmadığı, bu haliyle tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görülmemiştir.
3. Davacının tutuklandığı suçtan beraat ettiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden yapılan incelemede ise davacının dava dilekçesinde talebini 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayandırdığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz sebebi reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünün (1.b., 1.c.) paragraflarında açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 17.06.2019 tarihli ve 2019/851 Esas, 2019/2070 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.01.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2023/268 E., 2024/48 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250.
Ceza Genel Kurulu 2023/268 E. , 2024/48 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 6-6
Silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.09.2019 tarih ve 66-129 sayı ile; sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 07.09.2021 tarih ve 19-369 sayı ile; "..Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri değerlendirildikten sonra usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiştir.
Sanık ... müdafisinin temyiz dilekçesinde sanığa etkin savunma hakkı kullandırılmadığı beyan edilmekle öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından;
İncelenen dosya kapsamından;
İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılamadaki tüm duruşmaların ... başkanlığındaki heyet tarafından gerçekleştirildiği ve bu celselerde kurulan heyetlerde üye olarak görev yapan ... ve ...'ın Yargıtay Üyeliğine seçilme tarihi itibarıyla heyet başkanından daha kıdemli olduğu,
Görülmüştür.
Yargılamanın 04.03.2019 tarihli 3. celsesinde sanığın mahkeme başkanlığını Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı olan Burhan Karaloğlu'nun yürütmesi gerektiğini açıkça ifade ettiği ve bu yönden mahkemenin kuruluşuna itiraz ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın “Yargıtay” başlıklı 154. maddesinin birinci fıkrası “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.” şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasa’da yer alan bu düzenleme doğrultusunda hazırlanıp 08.02.1983 tarihli ve 17953 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 1. maddesi “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.” hükmünü içermektedir.
Gerek Anayasa’nın 154 gerekse 2797 sayılı Kanun’un 1. maddelerine göre bağımsız bir yüksek mahkeme olan Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisi olup bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapması tali bir görevdir.
2797 sayılı Kanun’un “Yargıtayın görevleri” başlıklı 13. maddesinin birinci bendinde yer alan “Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak,” şeklindeki hüküm ile Yargıtayın temel görevi tanımlanırken, aynı maddenin ikinci bendinde yer alan “Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak,” şeklindeki hüküm ile de tali görevi tanımlanmıştır.
Aynı Kanun’un “Dairelerin çalışması” başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Daireler heyet hâlinde çalışır, heyet bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler işi müzakere eder ve salt çoğunlukla karar verirler. Müzakereler gizli cereyan eder.” hükmü gereğince birden fazla heyet hâlinde çalışabilecek ve heyette yer alan en kıdemli üye heyete başkanlık edecektir.
Anılan Kanun’un “Daire Başkanlarının görevleri” başlıklı 24. maddesi;
“Daire başkanlarının görevleri şunlardır:
1. Dairelerinde ahenkli, verimli ve düzenli bir çalışmanın gerçekleşmesini ve işlerin mümkün olan süratle incelenip karara bağlanmasını sağlamak, dairenin kendi kararları arasında çelişkiyi önlemek amacıyla gerekli göreceği bütün tedbirleri almak, dosyaları takrir edecek kişileri, bu esaslar uyarınca tespit etmek ve kendi yazmayacağı kararların hangi üye tarafından yazılacağını belli etmek,
2. Kararların zamanında yazılıp dosyaların mahallerine iadesini sağlamak,
3. Büro görevlilerini denetlemek,
4. Büro personeli hakkında ilgili kanunda belirtilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme disiplin cezalarını vermek,
5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Daire başkanına, gerektiğinde kıdemli üye vekillik eder.”,
“Yargıtay Üyelerinin görevleri” başlıklı 25. maddesi,
“Yargıtay üyelerinin görevleri şunlardır:
1. Kendilerine verilecek dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyip kurula takrir etmek ve kararları yazmak,
2. Üyesi bulundukları kurullarda görüşmelere katılmak ve oylarını vermek,
3. Dairenin ahenkli, verimli ve düzenli çalışmalarının sağlanmasında ve işlerin çabuklukla incelenip karara bağlanmasında başkana yardım etmek.”,
Yargıtay İç Yönetmeliği’nin “Daire Başkanlarına vekillik ve bu sıfatla Genel Kurullara katılma” başlıklı 10. maddesi ise;
“Daire başkanlarına vekillik görevini yapmak koşullarından birinin gerçekleşmesi halinde kıdemli üye, genel kurullarda ve dairede başkana vekillik eder.
Ayrık hükümler saklıdır.”
Biçiminde düzenlenmiştir.
Bu aşamada, 2797 sayılı Kanun’da ya da CMK’da tanımı yapılmayan ancak dairelerin çalışma usullerinde bahsi geçen “kıdem” kavramı üzerinde durulmalıdır.
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “bir görevde geçirilen süre” olarak tanımlanan kıdem kavramına, 2797 sayılı Kanun’un farklı maddelerinde önem atfedilmektedir. Bu cümleden olarak, aynı Kanun’un “Başkanların seçimi” başlıklı 31. maddesinin on birinci fıkrasında Birinci başkanvekilleri ile daire başkanlarının kıdeminin tespitinde Yargıtay üyeliğindeki kıdemin esas alınacağı öngörülmüştür.
Kıdemle ilgili diğer bir düzenleme de 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda yer almaktadır. Bu Kanun’un “Sınıflar ve Kıdem” başlıklı 15. maddesinde;
“...
Hâkim ve savcıların kıdemleri, bulundukları sınıf ve dereceye göre belirlenir ve o sınıf ve dereceye atandıkları tarihten itibaren hesaplanır. Bir üst sınıf veya derecede bulunanlar alt sınıf veya derecede bulunanlardan kıdemli sayılırlar.
Ancak, bu hesaplama yapılırken, 9 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre adaylığa diğer kamu görevlerinde iktisap ettikleri derece ve kademe üzerinden atananların, bu derece ve kademeleri ile o görevlerde geçen süreleri dikkate alınmaz.
Bulunulan sınıf ve derecenin aynı olması hâlinde sırasıyla, bu sınıf veya dereceye yükselme tarihi, adaylığa başlama tarihi, mesleğe başlama tarihi, meslek öncesi eğitim sonu yazılı sınav puanı dikkate alınarak kıdem durumu belirlenir.
Bunların da aynı olması hâlinde, doğum tarihi önce olan kıdemli sayılır.”
Düzenlemesi yer almaktadır.
Bu genel açıklamaların ardından, ilk derece mahkemelerince ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay ilgili ceza dairelerince yargılama yapan heyetin hangi kurallar doğrultusunda oluşturulacağı hususunda ceza muhakemesine ilişkin kuralların ve bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerinin düzenlendiği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
5235 sayılı Kanun’un “Ceza mahkemelerinin kuruluşu” başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrası “Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır.” ve 5271 sayılı Kanun’un “Müzakerenin yönetimi” başlıklı 228. maddesi “Müzakereyi mahkeme başkanı yönetir.” şeklinde olup bu düzenlemelerde, adli yargı ilk derece yargılamalarında mahkeme başkanının hazır bulunmadığı durumlarda heyete hangi üyenin, hangi kritere göre başkanlık edeceğine dair açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, 5235 sayılı Kanun’un bölge adliye mahkemelerince yapılan müzakerelere dair “Toplantı ve karar” başlıklı 46. maddesinin son fıkrasında yer alan “Daire başkanının hukukî veya fiilî nedenlerle bulunamaması halinde dairenin en kıdemli üyesi daireye başkanlık yapar.” şeklindeki hükme de 2797 sayılı Kanun’da Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapacağı yargılamalar bakımından yer verilmemiştir.
Öte yandan, adli yargı ilk derece adalet komisyonlarının görevlerine ilişkin 2802 sayılı Kanun’un “Zorunlu hâllerde görevlendirme” başlıklı 115. maddesinde de herhangi bir nedenle görevine gelemeyen hâkimin yerine, bu hâkim görevine başlayıncaya veya Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yetkilendirme yapılıncaya kadar, o yerdeki hâkimler arasından, adalet komisyonu başkanınca görevlendirme yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yine, mahkeme başkanı veya hâkimin duruşma sırasındaki görevlerine dair ilgili CMK hükümleri incelendiğinde;
5271 sayılı CMK’nın “Başkan veya hâkimin görevi” başlıklı 192. maddesinin birinci fıkrasında, mahkeme başkanının veya hâkimin duruşmayı yöneteceği ve sanığı sorguya çekeceği, delillerin ikame edilmesini sağlayacağı; aynı Kanun’un “Duruşmanın düzen ve disiplini” başlıklı üçüncü bölümünde yer alan “hâkim veya başkanın yetkisi” başlıklı 203. maddesinde de duruşmanın düzeninin hâkim veya mahkeme başkanı tarafından sağlanacağı öngörülmüştür.
Gelinen noktada, temyiz incelemesinde hukuka kesin aykırılık hâlleri arasında sayılan “mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması” durumuna da değinilmelidir.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK’nın 289. maddesinin birinci fıkrasında temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmemiş olsa da aynı maddede sayılan hâllerde hukuka kesin aykırılık hâllerinin var sayılacağı belirtildikten sonra, aynı fıkranın (a) bendinde mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması bu hâllerden ilki olarak sayılmıştır.
Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların yargılamasında, Dairenin iş yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, Daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkan bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesi doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması yerine, Daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin başkanlık görevini ifa etmesinin yukarıda açıklanan düzenleyici işlemlere ilişkin mevzuata aykırılığının, yapılan işlemleri yoklukla batıl hale getirecek durumlardan olmadığı, heyet başkanının, duruşmaları idaresinde usule aykırı davrandığının taraflarca ileri sürülmediği, ara kararlar veya hüküm kurulurken oylama sırası nedeniyle Yargıtay üyeliği deneyimine sahip üyelerin etki altında kalabileceği görüşünün dayanaktan yoksun olup somut olgular ortaya konulmadığı, zira esası etkileyen kararların heyet tarafından oy birliği ile alınmış olduğu, bir bütün olarak yargılamanın bu nedenden dolayı hakkaniyete aykırı yapıldığı sonucuna varılmadığı hâllerde, mahkeme heyetinin CMK'nın 289. maddesi kapsamında hukuka aykırı oluştuğundan söz edilemeyecektir. Bazı oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olması, kararın esasını etkileyecek biçimde hukuka aykırılık olarak görülmediğinden hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede yargılanma hakkına engel oluşturacağına ve esasını etkileyecek nitelikte olmayan bu aykırılığın hükmün bozulması sonucunu doğuracak nitelikte görülmediğine ilişkin Ceza Genel Kurulunun yerleşik uygulaması mevcuttur. Ancak;
Yukarıdaki açıklamalar karşısında temyiz konusu talep incelendiğinde;
Mahkemece, sanık ...'nın savunma yapması için bir buçuk gün gibi makul bir süre verildiği, 20.12.2018 tarihli oturumda suçlama konusu dışında savunma yapan sanığa, mahkeme başkanı tarafından yapılan uyarılara rağmen sanığın ısrarla bu tutumunu devam ettirerek savunma hakkını kötüye kullanması ve mahkeme heyetini suçlayıcı beyanlarda bulunması nedeniyle duruşma düzeninin bozulmasına sebebiyet verdiğinden oturuma bir süre ara verildiği, yeniden başlatılan oturumda sanığın konuşmasının kesilmesine itiraz ederek kendisine yönelik suçlama dışında beyanlarda bulunmaya devam etmesi üzerine oturuma yeniden ara verildiği, bu süreçte sanığın esasa dönük savunma yapmadığı, davanın son celsesinde son sözü sorulduğunda ise “savunma yapmak istiyorum” ifadelerini kullandığı, mahkemece bu talebi değerlendirilmeksizin esasa ilişkin nihai kararın verildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere Yargıtayda yapılan ilk derece yargılamalarında, usule ilişkin Yargıtay Kanunu'nda bir düzenleme olmayan hallerde 5271 sayılı CMK hükümleri uygulanacaktır.
Duruşmanın idaresi sırasında mahkeme başkanının yönetiminin usule aykırı olduğunun sanık tarafından ileri sürülmesi durumunda; CMK'nın 192/2. maddesinde yer alan ''Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme, bu hususta bir karar verir'' şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın tutumuyla ilgili mahkemece öncelikle bir karar verilmesi gerekirken böyle bir karar bulunmaksızın, heyet başkanının sanığın konuşmasının kesilmesine yönelik itirazlarını da dikkate almayarak sanığın savunmasını iki kez sonlandırması, karar celsesinde ise son sözü sorulan sanığın ''savunma yapmak istiyorum' şeklindeki beyanı ve talebi hakkında da heyetçe olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden duruşmaya son verilerek hükmün açıklanmasının, kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının yanında, CMK'nın 192/2 ve 289/1-a-h madde ve fıkralarına aykırı ve savunma hakkını kısıtlayıcı nitelikte olduğu görülmüştür. Bu nedenle sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde 22.03.2023 tarih ve 6-6 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu hükmün de Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli 05.06.2023 tarihli ve 62289 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Hükmolunan ceza miktarı yönünden yasal şartları oluşmadığından sanık ve müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararının hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır.
I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olup başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi:
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 22.03.2023 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,
Mahkûmiyet kararına yönelik olarak Yargıtay Cumhuriyet Savcısının 28.03.2023, sanığın 06.04.2023, sanık müdafiinin 03.04.2023 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları,
b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; sanık ve Yargıtay Cumhuriyet savcısının gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri, sanık müdafiinin nedenlerini belirtmek suretiyle gerekçeli kararın kendisine tebliğini talep ettiği,
c) Gerekçeli kararın sanığa 10.05.2023, sanık müdafiine 13.05.2023, Yargıtay Cumhuriyet savcısına ise 08.05.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği,
Yargıtay Cumhuriyet savcısının 09.05.2023, sanığın 17.05.2023, sanık müdafisinin ise 22.05.2023 tarihinde süresi içinde ek temyiz dilekçelerini sundukları,
Görülmekle Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiinin temyiz taleplerinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.
II) İDDİA:
''...33255 sicil numarası ile Siirt, Beylikova, Simav Cumhuriyet Savcılığı, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı, 31.12.2010-22.12.2011 tarihleri arasında HSYK Genel Sekreterliği görevlerinde bulunduğu, 26.12.2011 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildiği,
Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu’nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı,
23.07.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir.
Şüpheli Savunması:
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 12.02.2018 tarihli ifadesinde: "Üzerime atılı suçlamalar bana ayrıntılı olarak bildirilmedi. Kaldı ki ben 16 Temmuz 2016 tarihi itibariyle Yargıtay üyesi olduğumundan dolayı hakkımdaki soruşturmanın Yargıtay Kanunu 46. Maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından yapılması gerekmektedir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma yapma yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca hakkımda yapılacak hem kişisel hem görev suçu kapsamında ki soruşturmanın benden daha kıdemli olan hakim/savcı eliyle yapılması gerekmektedir. Gördüğüm kadarıyla Cumhuriyet savcısının sicili benden küçüktür ve bu ifade alma işlemini de gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bunun dayanağı da Anayasa ve Uluslararası beş adet sözleşme ve bu sözleşme ve bu sözleşmelere dayalı olarak çıkartılan ilke ve prensip kararları Anayasanın 90/son maddesi uyarınca iç hukukun üzerindedir ve halen meridir, yani yürürlüktedir. Yargı bağımsızlığını ortadan kaldırıcı bu soruşturma girişimi usule aykırıdır.
Hakimler ve Savcılar Kurulu benimde içinde bulunduğum birçok yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY üyesi olma suçlamasıyla meslekten çıkarma ve ömür boyu kamu hizmetinden yasaklılık kararı vermek suretiyle aslında idari mahiyette bir karar değil adli nitelikte ve kendisini yargı makamı görerek karar vermiştir. Kurul, eylemimizi suç olarak değerlendirmiş ve karşılığında da yargı makamı gibi davranarak bir ceza tayini yoluna gitmiştir ve bu karar kesinleşmiştir. Hali hazırda da infazı yapılmaktadır. Bu nedenle çifte ceza verilmez kuralı gereği HSK'nın vermiş olduğu bu nitelikteki karar dolayısıyla artık hakkımda adli bir soruşturma ve kovuşturma yapma imkanı ortadan kalkmıştır. Bu nedenle de yapılan bu soruşturma usule aykırıdır.
Bana anlatmış olduğunuz Bylock ile ilgili suçlamaları anladım. Ancak bu hususta yukarıda izah ettiğim usule aykırılıklar nedeniyle ifade vermek istemiyorum. Bana okumuş olduğunuz ifadeleri anladım. Ancak bu hususta yukarıda izah ettiğim usule aykırılıklar nedeniyle ifade vermek istemiyorum." (Ek 6/1-6)
Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğindeki 12.02.2018 tarihli Sorgusunda: "Ben bu hususta savunma yapmayacağım. Çünkü şu anki mahkeme beni yargılamayla görevli değil. Suç isnadı tarihinde Yargıtay Kanuna tabiydim. Bu yönüyle Sulh Ceza Hakimliği benim savunmamı almakla yetkili değildir."
Şeklinde beyanda bulunmuştur. (Ek 6/8-9)
Deliller
... alınan ifadesinde: "Ben 1985 yılında Ankara Hukuk Fakültesini kazanarak yaşadığım Fethiye ilçesinden Ankara'ya geldim. ...ben üçüncü sınıfta ... ile tanıştım. ... bilahare hakim olan ve Yargıtay üyeliği yapan kişidir. Ben Fetullah ... cemaati lafını ilk defa ...'dan duymuştum. Onunla okuldaki arkadaş sohbetleri esnasında kendisinden ve cemaatten bahsederdi. Ben o yıllarda dini bilgimin zayıf olması, cumaya dahi gitmemem nedeniyle ...'nın söylevleri hoşuma gidiyordu. Dördüncü sınıfa geldiğimde ... benimle daha fazla ilgilenmeye başladı. Beni kendi evlerine çağırdı. Hatta ilk çağırdıklarında evde balık pişirmişlerdi. Ben bunu dahi hatırlıyorum. ... bana dini sohbetler yapacaklarını belirtip beni ve ev arkadaşım olan ...'ı davet etti. ...'da Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi olup benimle aynı sınıftaydı. Ben ve Harun ...'nın bu teklifini kabul edip ...'nın evine bu sohbetlere gitmeye başladık. Bu sohbetler 3-5 ay devam etti. Sohbetlerin konusu başlangıçta dini bilgiler şeklindeydi. Daha sonra beraber namaz kılmaya başladık. Sohbetleri ise ... veriyordu. Daha sonra Fetullah ...'in ismini zikretmeye başladı. Ben o zaman ...'nın Fetullah ... cemaati yapılanması içerisinde olduğunu anladım. Sohbetlerin konusu değişmeye başladı. Fetullah ... anlatılmaya başlandı. Bu sohbetlere benim dışımda ev arkadaşım ... ile ...'de geliyordu. ...'de daha sonra Yargıtay üyesi olmuştur.
..., ... ile aynı evde kalmıyordu. Ancak ... benim ile ...'ı sohbetlere çağırınca o da eşlik etmeye başladı. Daha sonra ben önce cuma namazlarına gitmeye başladım, ...'nın düzenlediği sohbetler sonucu dördüncü sınıfın sonuna doğru beş vakit namaz kılmaya başladım. ... bilahare bu sohbetlere katılmadı.
Ben dördüncü sınıfın sonuna kadar ...'nın abiliğinde bu sohbetlere devam ettim. Bu sohbetlere ... bilahare de Adem Birol devam etti.
Ben eğitim merkezinin ilk dört ayı için Ankara'ya gelince eğitim merkezinin yurdunda kaldım. Ancak ... bana kendi evlerinde sohbetler yaptıklarını söyleyince önce gitmedim, ancak daha sonkaki davetlerine katıldım. Bu sohbetlere ... ile bilahare Yargıtay üyesi olan ...'de katılıyordu. Bu sohbetlerin başında dini sohbetler şeklindeydi. Daha sonraki toplantılarda Fetullah ... ile ilgili sohbetler yapılıyordu. ... Fetullah ...'in sohbetlerinin yer aldığı videoları bize izlettiriyordu. Bu sohbetleri de ... organize ediyordu.
O dönem ... ve ... ... piknik organizasyonları yapıyordu. Ancak bu pikniklere bir çok arkadaş katılıyordu. ... ikinci dönemde de kendi evine cemaat sohbetleri için beni çağırdı. Bu sohbetlere ben, ..., ... ile katıldım.
Ben Ankara'ya gelince önce Elvankent'te bir ev tuttum. Bu dönemde Fetullah ... cemaati mensuplarının sohbetlerine katılmadım, beni de kimse çağırmadı. Daha sonra Urankent'teki adliye lojmanına taşınınca ... ve ... beni sohbetlere çağırdılar. Bu davetler başlangıçta ailecek yapılan yemek davetleri şeklindeydi. Daha sonra davetler dini sohbetlere ve Fetullah ...'in anlatıldığı sohbetlere dönüştü. Bu sohbetlere eşlerimiz de gelirdi. Sohbetin abiliğini ... yapardı. Ama bu sohbetler daha önce anlattığım gibi tam bir Fetullah ... sohbetleri değildi. Çünkü eşim Fetullah ... yapılanmasını sevmezdi. Babası müftü olduğu için babasından aldığı bilgiler ile bu cemaati hiç sevmez ve bunu dile getirirdi. Bunu bilen ... ve ...'de eşimin yanında Fetullah ...'e ait sohbetleri dile getirmez ve video izletmezdi.
Ben bilahare Yargıtay Üyesi olan ... ile oturmaya başladım. ... yaşça bizden büyüktü. Ancak ben onun da Fetullah ... cemaati içinde olduğunu sohbetleri sırasında anladım. Kendisi ile yaklaşık dört yıl aynı odada oturdum. Bilahare ... bize ben de size sohbet vereyem dedi. Beni, ... ve ...'yı evine davet etti. Bu dönemde Fetullah ...'e ait videolar izlemeye başladık. Sohbetin abisi de ...'ydi.
Ben Yargıtay Savcılığına geldikten sonra 2007 yılından 2010 yılında yapılan HSYK seçimlerine kadar cemaat toplantılarına katılmadım. Beni ... ve ... ... cemaat sohbetlerine çağırdılar, ancak ben bu dönemde cemaat toplantılarına gitmedim...Ben bu dönemde cemaat sohbetlerine katılmayınca Fetullah ... cemaatinden olduğunu bildiğim ... ... beni gündüz ve akşam olmak üzere yemeklere çağırıyordu. Hatta bazen hafta sonları ailece kendi evinde kahvaltıya çağırıyordu. Bunun nedeni ise ben o dönem cemaat toplantılarına katılmayınca cemaatten kopmayım diye beni yakın takibe almasıdır.
2011 Eylül ayından sonra ben toplantılara gitmedim. Aralık ayında ... odama geldi ve senin grubunu değiştirdik, ..., ... ve benle birlikte grup oluşturduk, sende dahilsin dedi. Aralık ayının sonlarında doğru benim evime davet ettim, geldiler. Bu grupla ilk toplantımızdı. 2013 yılının mayıs ayına kadar bu kişilerle toplantılara devam ettim. Aşağı yukarı ayda bir toplantı yaptık, sırasıyla kendi evlerimizde toplanıyorduk. Yine aynı şekilde kitap okuma, namaz kılma, himmet verme oluyordu.
Yargıtay Üyesi olduktan sonra ... sohbetler zamanında bir para toplardı. Bu para genellikle maaşın % 10'una tekabül ederdi. Ancak mutlaka % 10 verilecek diye bir kaide yoktu. Bazen daha az bir miktar verirdim. Ben bu parayı hayır diye verirdim. ... çocuklara burs verildiğini ve ihtiyaç sahiplerine verildiğini söylerdi. Ben de diğer arkadaşlar gibi hayır parası olarak bu parayı verirdim.
2010 yılında yapılan HSYK seçimlerinden önce ... bizi topladı. Daha doğrusu cemaat mensubu olan hakim ve savcıların bir kısmını topladı. ...'nın toplantı çağrısı üzerine ben, ..., ..., ... Yıldız, ..., ..., ... ..., ..., ... ve ismini hatırlayamadığım yaklaşık 20 kişi ...'nın evinde toplandık. ... burada Yar-Sav'ın seçimi kazandığı takdirde cemaat için iyi olmayacağını bu nedenle mutlak suretle bizim desteklediğimiz adayların kazanması gerektiğini söyledi. Bu toplantıda Türkiye'nin değişik yerlerine seçim gezilerinin yapılması, masrafların cemaat tarafından karşılanması kararı verildi. Bu toplantılar seçime kadar devam etti. Bir süre sonra ... ve ... seçim gezilerinden sonra durum değerlendirmesi yapmak amacıyla bizleri çağırmaya başladılar. Bunun üzerine biz bunların koordinesinde toplanmaya başladık. Ben de ... ... ile birlikte Adana iline, ... ile birlikte Antalya ve İzmir illerine gitmiştim.
Gittiğimiz yerlerde cemaat mensuplarına değil tüm hakim ve savcılarla görüştük. Görüştüğümüz kişiler daha çok hatırımızın geçtiği kişilerdi. Seçim yaklaşınca cemaat bazı adayların yedekte kalmasını istiyordu. Bunlar Hayrettin Türe, Harun Kodalak, Celal Avar ve ... Öztürk'tü. Ben bir toplantıda ...'ya bakanlık listesinde bulunan Hayrettin Türe'ye oy vereceğimi, bunun dışında arkadaşım olan ... ile çok iyi bir arkadaşlığımız olan Orhan Sungur'a da oy vereceğimi söyledim. Ancak o bana asil adaylarımızda fire olmasın, diğer yedekleri çıkarıp istediğin kişiye oy verebilirsin, dedi.
2013 yılında aynı sitede oturduğumuz ...'in evine ziyaret amacıyla ailece gitmiştik. Benim dışımdaki misafirler ... ve hatırlayamadığım diğer iki aile daha vardı. Bu şahıslar kendi aralarında konuşurken ... Faik Abi geldi diye söyledi. Konuşmalarda Faik Abi'nin...'e yardımcı olması için geldiğini duydum. Bunun üzerine ben ...'e Faik Abi kimdir diye bir ara sordum. O da bana artık sivil bir imamın da görevlendirildiğini, ...'in yanına Samsun'da cemaat okullarında görevli Adana'lı veya Osmaniye'li olduğunu söylediği bir kişinin de geldiğini söyledi. Ancak fazla bir bilgi vermedi. Ben bu konuşmadan...'in yanına bir yargı mensubu olmayan bir kişinin görevlendirildiğini anladım.
Fetullah ... mensupları olup benim dönemimde bulunan ve ... ...'un organize ettiği bu piknik ve yemeklere ..., ..., ..., ... Yıldız, ..., ..., ... ..., Süleyman Pehlivan, İskender Görgülü, Rüstem Eryılmaz, Yüksel Erdoğan, Mustafa Gökgöz, ..., ..., ..., Nevzat Demir, ... katılırdı." (Ek5/3kl/146-168)
... alınan ifadesinde: "Ben 1992 yılı başında Siirt merkeze hakim olarak kura çektim. Siirt'te benden önce göreve başlamış olan ve bu yapıya müzahir olduğunu bildiğim ... bana orada sahip çıktı. Muhtemelen stajda birlikte eğitim yaptığımız arkadaşlar benim kendilerine yakın olduğumu söylemişler. Bu nedenle Turgut da bana yardımcı oldu. O dönemde sohbet yoktu, ancak birbirimizle samimiyetimiz vardı. Birlikte adliyede muhabbet ederdik. Ailecek bir kaç kez yemek yedik. Bir süre sonra ... Siirt'te göreve başladı. ... Siirt'e gelince ben kimden olduğunu hatırlamamakla birlikte ...'nın bu yapıya yakın olduğunu öğrendim ve ... ile arkadaşlık kurduk. Ben o dönemde bu kişilerin dindar olmasından ötürü bir yakınlık hissediyordum. Yanlış hatırlamıyorsam 1993 yılı sonlarında ..., Turgut ve ben sanırım Beşiri ilçesine hatırlamadığım bir hakim arkadaşı ziyarete gittik.
Devam eden buluşmalar sırasında yanlış hatırlamıyorsam Ankara'dan geldiğini söyleyen birileri de iştirak ediyordu. Bu buluşmalardan birinde ... bana "Ağabey artık biz seni bizden görüyoruz. Öğrencilere yardım yapıyoruz." diyerek para istediler. Birkaç kez bu şekilde para verdim. Parayı toplantıya katılanlara verdim, onlar da Ankara'dan gelen kişiye verdiler.
Ben Erciş'teyken tarihini tam hatırlamamakla birlikte 1999-2000 yılı olabilir, yaz aylarıydı. Ankara'da Yenimahalle'deki Samanyolu Okullarında, en üst katında Türkiye genelinde 150-200 kişi hakim-savcı çağırmışlar. Orada 3-4 saat birlikte bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda yemek yenildi, namaz kılındı ve Yargı biriminin sorumlusu İlhan abi geldi dediler. Kendisi konuşma yaptı. Oldukça tedirgindi. "Ciddi bir şeyler var siz hala bu tedbiri algılayamamışsınız, buraya nasıl geldiğinizi bile öğrenememişsiniz. Buraya gelirken hiç hissettirmeyeceksiniz." dedi. Yoğunluklu olarak bir yere gidip gelirken nelere dikkat edileceği, sohbetlerde nelere dikkat edileceği konusunda uyarıldık. ..., ..., ... ALÇIK, ... ÇAKIN, Mustafa KILIÇ vardı. ... beni ve 5-6 kişiyi alıp Balgat'ta bir eve götürdü. Ev sahibini tanımıyorum orada yemek yedik.
Ben Gebze'de komisyon başkanı iken bir tetkik hakimini ... görevlendirerek yanıma gönderdi. Bunların kazanması gerekiyor diyerek bir liste sundu ancak ben yardımcı olmadım." ( Ek 5/3.kl/205-233)
Zafer Turanlı alınan ifadesinde: "Ben Simav'da çalışmaya başladığım zaman Adliyede hakim savcı arasında bir gruplaşma olduğunu farkettim. ...'nın diğer hakim savcılarla arasının iyi olmadığını gördüm ve bana birgün Levent Özereol'un eşi bu gruplaşmanın ...'nın Fetullah ... cemaatinden olmasına güvenerek kibirli tavırlar sergilemesinden kaynaklandığını söyledi. Ancak daha sonra ... bana daha iyi davranmaya ve benimle daha yakın arkadaşlık etmeye başladı. Hatta birgün beni evine yemeğe davet etti. Bu arada ben kendisinin eşi ile de tanıştım. Bu süreçten sonra ... bana cemaatin hedeflerini, çalışmalarını ve yapılanmasını anlatmaya başladı. ... bana adliyedeki diğer hakim savcıların hafta sonları gezdiklerini, alkol aldıklarını bu nedenle onlarla anlaşamayacağını söyleyerek onları hakarete varacak sözlerle niteliyordu. Ancak benim din diyanet bilen bir insan olduğumu, bu nedenle benimle daha iyi anlaşabileceğini söylüyordu. Ancak benim yanımda da cemaat ile ilgili konuları belli bir noktaya kadar konuşup ben ona soru sorduğumda bana " Önceki ümmetler çok soru sormaktan helak olduğunu, sorgulayan değil itaat eden insanlara ihtiyaç olduğunu" söyleyerek benim sorularımı geçiştiriyordu. Ben ...'nın Kütahya merkeze gidip çeşitli hakim savcılarla görüştüğünü biliyorum. Bu kişilerden ... isimli daha sonra Yargıtay Üyesi olan ve şu an tutuklu olan bir şahısla görüştüğünü de, bu şahsın Kütahya'dan Simav'a iadei ziyarete gelmesi ve ... ile Simav'da görüşmesi nedeniyle biliyorum.
Ben hatta bir kez ... ve eşi, ... ve eşinin de bulunduğu şekilde bu şahısların gittiği bir pikniğe ben de eşimle beraber katıldım. Ben gerek piknikteki sohbetler sırasında ... ve ...'in birbirlerine cemaatin Simav'daki ve Kütahya'daki faaliyetlerini sordukları ve her ikisinin de FETÖ/PDY bloklanması ile irtibatlı olduklarını açıkca ortaya koyar şekilde konuştuklarına tanık oldum. Bu nedenle bu iki şahsın FETÖ/PDY mensupları olduklarına dair herhangi bir şüphem yoktur.
Birlikte çalıştığımız süreçte ... sürekli Yargıtay ile ve HSYK ile irtibatı olduğunu gösterir şekilde oradaki bizler için ulaşılması kolay olmayan yüksek yargı mensupları ve HSYK üyeleri hakkında abi diye anarak sözler sarfediyor ya da telefonla irtibat kuruyor ve bazıları hakkında " onlar benim adamım" diye sözler sarfediyordu...Biz ... ile en fazla 2 yıl kadar çalıştıktan sonra ... Yargıtay Savcısı olarak atandı. Hatta biz bu tayinden kararname açıklanınca haberdar olduğumuzdan bütün adliyedeki hakim savcılar ...'nın Simav'dan Yargıtay Savcılığına atanmasına çok şaşırmıştı. Hatta adliyede yukarıda belirttiğim gibi bir gruplaşma olduğundan ...'nın karşı grubunda yer aldığı diğer tüm hakimler ...'dan çekinir olmuşlardı. Ancak bir taraftan da ...'nın aramızdan ayrılması adliyede daha huzurlu bir ortam yaratmıştı ve kalan hakim savcılarla ben ve eşim daha samimi bir şekilde herkes kendi yaşam biçimine uygun bir şekilde davranarak günlerimizi geçirir olduk ve ...'nın tayininin çıkıp Simav'dan ayrılmasından sonra benim tayinim çıkıp Sivas'tan ayrılana kadar geçen süreçte ben herhangi bir şahsın FETÖ/PDY ile irtibatlı herhangi bir eylemine tanık olmadım.
... ile biz Simav'da samimi olduğumuz süreçte ... zaman zaman benim yanımda Risalei Nurdan tefsirler okuyordu. Yine benim babamın da okuduğu cevşen adlı dua kitabını da okuyordu. Ben de gerek aileden aldığım etki gerek benim imam hatip lisesine devam etmiş olmam nedeniyle dini hassasiyetlerim bulunduğundan böyle zamanlarda ...'ya itiraz edemiyor onun yanında bulunup onun sözlerini dinliyordum." ( Ek 5/3.kl/87-92)
... alınan ifadesinde:"1990 yılında fakülteyi bitirdim. İdari Yargı sınavına girdim ve aynı yıl kazandım. 9 Ocak 1991 tarihinde İdari Yargı hakim adaylığına başladım. Stajımı İzmir'de ailemin yanında yapıyordum. Ankara'da Eğitim Merkezi'ne geldiğim dönemlerde Etlik'te bulunan eğitim merkezinin misafirhanesinde kalıyordum. O dönemde İzmir'de stajda tanıdığım ... Erol ve ... ile samimi olmuştum. Aynı dönemde eğitim merkezine gidip gelen ... ... ve ... ile de tanışmıştım. Yatakhanede yapmış olduğumuz sohbetlerde bu kişilerin Fetullah ... cemaati mensubu olduğunu anlamıştım. Ankara'da oturan arkadaşlar kendilerinin kaldıkları evlere bizi götürüyorlardı. Bu evlerde ..., ... ..., ..., ... Çırak, Halil Çırak'ı görüyordum. Bu ev İncirli'de bulunmaktaydı. Evin sahibinin ... olduğunu hatırlıyorum. Ev sahibi ... ve diğer ev sahipleri bize yemek ikram ediyorlardı. Burada da Risalei Nur okunuyor, Fetullah ...'in sohbet kasetleri dinleniyordu. Eğitim merkezini tamamladıktan sonra Danıştay'da staj yapmak zorunda olduğumuzdan Ankara'da kalma zorunluluğum doğdu. Bu nedenle ... Erol ve ... ile Etlik'te bir ev tuttuk. Bu evde yaklaşık 6 ay kaldık. Bu ev bir bekar evi görevindeydi, ev sahibi eşyalarını bir odaya koymuştu, biz de bazı eşyalar aldık, ev düzensiz bir evdi. Fetullah ... sohbetleri için ...'nın evine ... ile birlikte gidiyordum.
Staj döneminde eğitim merkezinde kaldım. Oralarda tanışma ve yakınlaşmayla aynı dini görüşleri paylaştığımızı anlayınca devamında aynı evde 6-7 ay kadar ikamet ettik. Kaldığımız ev bekar eviydi fakat staj döneminde aynı dönemde staj yaptığımız ..., ...'in stajer evlerine gittiğim oldu. ...'u o kesimden hatırlıyorum ancak toplantılara katılıp katılmadığını hatırlayamıyorum. Gittiğim ev cemaat eviydi. ... aynı dönem staj yaptığım kişidir. ... Çırak'ın staj yaptığımız dönemde sohbet toplantılarına gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Staj döneminde sohbet toplantısı yaptığımız ev Yargıtay eski üyesi ...'nın İncirli'de kaldığı evdi. Dönem dönem sohbet toplantıları yaptık. Bu yıllar 1991-1992 yıllarıydı." (Ek 5/3.kl/93-105)
... alınan ifadesinde:"2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirlendikten sonra ... genel sekreter olan ... bizi kendi evine yemeğe çağırdı. Bu yemekte belirlenecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin isimlerinin de çalışmasının yapılacağını biliyorduk. Bu amaçla ben, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ...'nın evine gittik. Eve gittiğimizde biz kurul üyeleri dışında o dönem tetkik hakimi olduklarını bildiğim Fetullah ... cemaati mensupları olduklarını da bildiğim ..., ..., ..., ... ile genel sekreter yardımcıları ... ve ...'ün de olduğunu gördük. Tetkik hakimlerinin bu evde konuşacağımız konu nedeni ile bulunmalarının uygun olmadığını söyledim. Hatta ... ile ...'de bu konuyu dile getirdi. Bu konuşmalardan sonra ... bizlere bu arkadaşlar Yargıtay'ı en iyi bilen arkadaşlar, bu nedenle çağırdık dedi. Ancak bu hareketin Fetullah ... cemaatinin bize bir emrivakisi olduğunu bu şekilde anladık.
Bu toplantıda anlaşma sağlanamayınca biz Yargıtay tetkik hakimleri hariç aynı ekip ile yaklaşık iki ay bu isimleri belirlemek için bir araya geldik. Bu toplantılara Fetullah ... cemaati mensubu olmayan ..., Ahmet Gökçen, ..., ... Aydın, ..., Ziya Özcan, ... Suat Ertosun, Zeynep Kavlak, ...'nu çağırmadık.
Cemaatin belirlediği isimler Yargıtay için 108 kişi aynen kendini korudu. Bizim ve diğer üyelerin belirlediği bazı isimler de listeye girince sayı 180’e kadar çıktı. Ancak resmi seçim sonucu Fetullah ... cemaatinin daha önce belirlediği 108 adaydan 107 kişi aynen Yargıtay üyesi seçildi. Danıştay'da ise cemaatin belirlediği tüm adaylar seçilmiş oldu.
Kurul üyesi olduktan sonra Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimine kadar cemaat toplantıları olmadı. Bu üyeliklerin seçiminden sonra genel sekreter ...'nın yerine gelen ... cemaat toplantılarını ve sohbetlerini düzenlemeye başladı. ...'ın çağırısı üzerine biz sohbet yapılacak bir kurul üyesi arkadaşın evine gidiyorduk. Bu sohbetlere ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile HSYK genel sekreteri ... ile HSYK genel sekreter yardımcısı ... katılıyordu. Bu sohbetler çoğunlukla yemekli oluyordu. Bu sohbet toplantılarına eşler katılmıyordu. Sohbet toplantıları...daha çok dini sohbetler, Fetullah ... sohbetleri şeklinde gelişiyordu... sohbetlerin Fetullah ... cemaati sohbetleri olduğunu hepimiz bilirdik.
HSYK'daki sohbet toplantılarında......, .......Bu kişilerin bize tavsiyelerde bulunması bulunduğumuz konum itibariyle doğru olmadığı ortadadır. Ancak o dönemde bu şekilde davranılmasının cemaat içinde uygun olduğuna inandığımız için ... ile...'in bu şekildeki tavsiyelerinin uygun olduğunu kabul edip, sohbetlerde konuşmalarının uygun olduğunu kabul ediyorduk.
...Ben o dönem için ... aracılığı ile bu kişilerin cemaat mensubu olduğunu bildiğim diğer üyelere mesajlar ve talimatlar gönderdiğini tahmin ediyor ve biliyordum.
HSYK içerisinde Fetullah ... cemaat mensubu hakimlerin çalışmasını sağlamak, Fetullah ... cemaati mensubu müfettişlerin çalışmasını sağlamak, onların etkili olmasını bu suretle sağlamakta ben de sorumluyum, bunu kabul ediyorum. Ancak atamalar ile ilgili ... ben başkan vekili olduğum halde beni bu işlere karıştırmıyordu, karıştırmak ta istemiyordu. ...'da Fetullah ... cemaati mensubuydu. 2012 yılına kadar ...'da Fetullah ... cemaat sohbetlerine gelirdi. Konuşmalarda cemaat mensubu olmadığını dile getiriyordu. Ancak cemaatin taleplerini red edemiyordu. Tayin ve yetkilendirmelerde de cemaatin hareket tarzı ile hareket ediyordu......, ... ve İdris Berber'in Fetullah ... cemaati mensubu olduklarını biliyordu. Onların önerdikleri kişilerin bu cemaat mensubu olduğunu da biliyor ve tahmin edebiliyordu.
2010 Anayasa referandumunda Fetullah ...'in talimatları doğrultusunda tüm cemaat mensupları bu referandumda evet çıkması için yoğun şekilde çalıştıklarını, hatta Fetullah ...'in mezardaki ölüleri bile sandığa götürün talimatı üzerine, Çin'den dahi insanların gelip oy kullandığını biliyorum. Referandumdan sonra oluşan HSYK seçimlerinde de Fetullah ... cemaati mensubu hakim ve savcıların yoğun şekilde çalıştıklarını ve yeni oluşan kurulun bu kişiler sayesinde oluştuğunu biliyorduk. Ben ve cemaat mensubu olmayan Danıştay ve Yargıtay üyelerinden gelen üyeler hariç tüm üyeler Fetullah ... cemaatinin etkisinde ve gücünün etkisi altında kalarak bazı kararlar verdiğimiz olmuştur. İlk Yargıtay ve Danıştay'a üyelerin seçiminde, 1. Dairenin ilk çıkardığı kararnamede bu gücün etkisinde kalarak Fetullah ... cemaat mensuplarının çok etkin yerlere getirilmesi sağlanmıştır. Bu çalışmalarda cemaat çok etkin olarak kullanılmıştır.
... ilk genel sekreter olan ...'yı istemiştir. Onun bu isteği diğer arkadaşlar tarafından uygun görülmüş ve oylama sonucu ... genel kurulca genel sekreter seçilmiştir. Bunun dışında ...'ü de ... istemiştir. ...'ı ben teklif ettim. Havva Gürgen'i ise ... teklif etmiştir. Neslihan Ekinci'nin kim tarafından teklif edildiğini hatırlayamıyorum. Bu kişilerden Havva Gürgen ve Neslihan Ekinci dışındakilerin Fetullah ... cemaati mensubu olduğunu biliyordum."
(Ek 5/3 kl/319-349)
... alınan ifadesinde: "2010 HSYK seçimlerinde örgütlü bir yapı olarak YARSAV’ın ortada duruyor olması nedeniyle bunun karşısında hareket edecek bir birlikteliğe ihtiyaç vardı....Cemaat yanlısı arkadaşlar ise ..., ..., İbrahim ... Usta, ... gibi isimleri ön plana çıkarıyorlardı...O sırada İstanbul’dan İlhan Hanağası yanıma uğramıştı. Onunla da bir durum değerlendirmesi yaptık. İstanbul’un en kalabalık mahkeme olduğunu, mutlaka İstanbul’dan da bir aday gösterilmesi gerektiğini söylüyordu. Bu yapıya mensup arkadaşların İdari Yargı’dan en az iki aday için ısrar ettiğini söyleyince İlhan o zaman İstanbul’dan ...’ı aday gösterelim dedi. Bu arkadaş hem bu cemaat mensubudur diye biliyorum dedi. Hem de bizlerle de yakındır, başka çevrelerle de görüşür, çok katı bir arkadaş değildir, dedi. Bunun üzerine görüştüğümüz ..., ..., ..., ..., Dursun ... Cevher gibi kişilere sizden İstanbul’dan ...’ı göstereceğiz dedim. Önce kabul etmediler, itiraz ettiler, nesi var bu arkadaşın sizden değil mi dedim. Onlar da aynı İlhan Hanağası gibi söylediler, biraz dışarıya açık dediler. Ben bunun üzerine daha da ısrarcı oldum ve başka kontenjan yok, İstanbul’dan mutlaka bir aday göstereceğiz, o da ... olacak dedim. Bu şekilde İdari Yargı’nın adayları belirlenmiş oldu.
2010 HSYK seçimleri sürecinde bu arkadaşların seçim sürecini manipüle ettiği ve bu manipülasyonların seçim sonuçlarına etki ettiğini görünce daha o tarihte bazı önlemler alınması gerektiğini düşündüm. Bu kapsamda; oradaki yönetimin çoğulcu bir şekilde oluşmasına katkı vermeye çalıştım. Özellikle de Genel Sekreterin bu yapıdan olmaması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü üst yönetimi ele geçirdiklerinde o birimde başkalarına pek hayat hakkı tanımak istemeyeceklerini Bakanlıktaki ve taşradaki uygulamalardan sezinliyor ve yukarıda birkaç örneğini verdiğim şekilde kendi çapımda önlemlerimi almaya çalışıyordum...O sırada bunlar Yargıtay Savcısı ...’yı ön plana çıkarıyorlar, onun genel sekreter olması için ısrar ediyorlardı. ...’nın çok prezantabl biri olduğunu, kurulu hem içeride hem dışarıda çok iyi temsil edeceğini savunuyorlardı. O sırada özellikle ... beyin yakın hemşehrileri devreye girdi. ..., ... ve Ömür Borozan, ... için müsteşar bey nezdinde yoğun kulis yaptılar. ... ... Bey’in de sanıyorum staj arkadaşıymış. Eğitim merkezinde ya aynı oda da ya da yakın odalarda kalmış olabilirler. Ankara’ya geldikten sonra da ara ara İbrahim Bey’i ziyarete geldiğini hatırlıyorum. Ahmet Bey’e ...’nın ...’un da yakın arkadaşı olduğunu, İbrahim’in de onu iyi tanıdığını, ona da sorabileceğini vs. söylediler. Sanıyorum İbrahim Bey’de tercihini ...’dan yana kullandı ve müsteşar beyin ikna edilmesiyle kuruldaki arkadaşlara da ... ismi önerildi ve genel sekreterliğe ... getirilmiş oldu. ...’nın genel sekreterliğe gelmesiyle beraber bana göre zaten ipin ucu da kaçmış oldu. Çünkü kararnameden dolayı bir genel sekreter yardımcılığına (Bakanlıkta kararnameye bakan) ... atandı. Disiplin dosyalarından dolayı bir genel sekreter yardımcılığına Ceza İşlerinden ... atandı. Benim ısrarımla bir genel sekreter yardımcılığına da İç Denetim Biriminden Nevzat Karababa atandı. O arkadaşa önce mali ve idari işleri verdiler. Sonra da yukarıda anlattığım şekilde olmadık mobbingler uygulayarak arkadaşı kuruldan uzaklaştırdılar.
Yargıtay ve Danıştay’da yeni daireler kurulup, Yargıtay’da 160, Danıştay’da 50 civarında yeni üye seçilmesi günde gelince, sanıyorum genel sekreter ... beni arayarak seçimlerle ilgili bir ön görüşme yapmak istediklerini ve akşama kendi evine yemekli olarak beklediğini söyledi. Sebebini bilmiyorum ama ben o akşam biraz geç gittim. Arkadaşlar yemeklerini yemişlerdi ve bir yansıtma cihazıyla duvara yansıttıkları isimleri değerlendiriyorlardı. Hatırladığım kadarıyla evde HSYK’daki cemaatçi arkadaşlar, ..., ..., zaten genel sekreter ...’nın evindeydik, genel sekreter yardımcısı ... ve genel sekreterlikten bir iki arkadaş daha olabilir. ...’nin ifadesinde basına yansıyan ...’u ben şahsen tanımıyordum. HSYK’ya çok sayıda yeni tetkik hakimi geldiği için tanımadığım bir iki kişiyi de ben genel sekreterlikten hakimler diye düşündüm. Sanıyorum Yargıtay tetkik hakimlerini bitirmek üzereydiler, ben tek başıma yemeğimi yedim, yanlarına geçtim. Yargıtay’da ki hakimler bitince ... üyelik için düşündüğümüz arkadaşlara geçelim mi dedi...daha önceden hazırlamış oldukları anlaşılan listeyi yansıtmaya başladılar. İbrahim Bey notlar aldı. Adli Yargıda ki hazırladıkları liste bitince kaç oldu falan diye konuşuldu...En az 140 kişi olmalı diye hoca efendilerinden talimat almışlar ve biz de heralde bir kaçını eleriz diye 150-160 kişilik liste hazırlamışlar.
... Ben idari yargıda sıkıntı çıkacağını düşünmüyordum, çünkü 32000 ve 33000 sicilli çok fazla arkadaşları yoktu. O yüzden idari yargıda kolay uzlaşırız diye düşünüyordum fakat 32000 ve 33000 sicilliler bitince birden 37000 sicilli arkadaşlara geçtiler. Ben aniden bir dakika dedim, 37000’liler nereden çıktı, sunumu yapan arkadaşlar ... ve ...’a döndüler, Ahmet Bey ve Resul Beyler mutlaka 37000 sicillilerinde olması gerektiğini söylüyorlar gibi bir laf ettiler. Bunun üzerine ... söze girdi, İdari yargıdan cemaati temsilen seçilen iki arkadaşın da 37000 sicilli olduğunu, kendilerine destek veren 37000 sicilli arkadaşların büyük bir beklenti içinde olduklarını, bu seçimde mutlaka 37000 sicilli arkadaşların da seçilmesini istediklerini söylediler.
...tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır;
..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,......, ..., ..., Gürler Dursun...
2010 HSYK üyeliği seçimlerinde ittifak hâlinde olduğumuz bu cemaat mensuplarının seçimde hile yapmak suretiyle beklenenin üzerinde bir sayıyla kurulda temsil edildikleri görüldükten sonra ben daha o tarihte bunların en azından genel sekreterlikte etkili olmamaları için genel sekreterin bu yapıya mensup olmaması gerektiğini düşündüm, bu fikrimi müsteşar ... Bey'le, Zeki YİĞİT Bey ve ... Bey'le paylaştım. Genel Sekreterliğe aday olarak da şuan müsteşar yardımcısı olarak görev yapmakta olan Mustafa EROL'u önerdim. Ancak bu konuda ısrarcı olmama rağmen sonuç alamadım. Bu hususla ilgili ayrıntılı açıklamayı tanık olarak vermiş olduğum ifadem de belirttim. ...'yı kimin önerdiğini tam olarak bilmiyorum ama ..., ...'in, ... kanalından geldiğini düşünüyorum. Hatta bu konuda İbrahim Bey'i de ikna etmiş olabilirler. Çünkü ..., İbrahim Bey'in staj arkadaşıydı ve staj eğitim merkezinde birlikte kalmışlar, aralarında bir dostluk olduğunu biliyorum. ..., genel sekreter olarak atanınca ister istemez iş daha çok onların kontrolünde gitmeye başladı."( Ek 5/3.kl/180-187)
... alınan ifadesinde:"2009-2015 yılları arasında Yargıtay 8. Ceza Dairesinde tetkik hakimi olarak çalıştım. Bana sormuş olduğunuz Serhat Bayraktutan'ı Yargıtay'da çalışmış olduğu için tanıyorum. Kendisi 4. Ceza Dairesinde tetkik hakimiydi. 2011 yılında 160'lıklar olarak bilinen Yargıtay üyeleri geldiğinde içerisinde Serhat'ın da olduğu bazı tetkik hakimleri çok ön plana çıkarıldı. HSYK eski Genel Sekreteri ...'nın gelişi ile beraber Serhat Dairenin kıdemlisi olmamasına rağmen hatta önünde çok uzun yıllardır tetkik hakimliği yapanlar bulunmasına karşın ... ile birlikte Daireyi yönetir hale geldiler. İl içi ve il dışı birçok programa gönderilmeye başlandı. Bizim o tarihte fark ettiğimiz en önemli şey Serhat gibi önü açılmak istenen birçok kişinin kendi Dairelerinde benzer muameleye tabi tutulmaları idi. Kendi Dairemde de benzer şeyler oluyordu. Özel dosyalar bu kişiler aracılığıyla incelettiriliyordu. Serhat’ın bu şekildeki konumunu o tarihte bizler çok net olarak fark ediyorduk. Hatta Yargıda Birlik Platformunun oluşum aşamasında Daireler ile ilgili çalışma yaparken Serhat tamamen Fetöcülerin yanında olduğu ve göründüğü için Platform adına kendisiyle hiçbir şekilde iletişime geçemedik. Bizim bu konudaki en büyük somut delilimiz 2011 yılından sonra Serhat ve benzeri şekilde önü açılan kişilerin tamamının net şekilde Fetöcü olarak tespit edilmeleridir. Yargıda Birlik Demeğinin kuruluşu aşamasında da Demek üyeliği teklif edilecekler listesine bu kişileri eklemedik. 2014 HSYK seçimlerinde sözde bağımsız paralel yapı adaylarını desteklediğinden emindik." (Ek 5/3.kl/234-242)
... alınan ifadesinde:"...dördüncü sıradan HSYK üyesi seçildim. Kısa zamanda toparladığım oyların birçoğu o dönemki muhafazakar ittifaktan olduğunu biliyordum. Biraz da Karadenizlilikten oy aldığımı sanıyorum. HSYK'ya seçildikten sonra on güne yakın Rize'de kaldım. Ankara'ya geldiğimde daha önceki ifademde belirttiğim gibi bazıları oturmuş kimin hangi dairede çalışacağını kararlaştırmışlardır. Sonradan anladığım kadarıyla ..., ... ve ...'in (Ankaraya geldikten sonra cemaat içinde etkin bir sima olduğunu fark ediyordum.) ... , ..., ... ve HSYK Üyeleri arasından etkin olan ... ve ...'nin olduğunu ... ve ... ile birlikte bu meselenin kotarıldığını tahmin ettim çünkü daha sonraki toplantılarda bu kişilerin cemaat yapılanması içerisinde sözlerine itibar edilen saygı gören kotarıcı rolünde olduklarını anladım. ... HSYK'da bu işin aktörlüğünü ve ısrarcılığını gerçekleştiren kişi olduğunu biliyordum.
2010 yılı referandum sonrası ben Ankaraya 25 Ekimde geldim. Mazbatayı aldım. Benim gelişim sonrası toplantılara katıldım. ...'nin toplantı yaptığımız ev Elvankent'teki lojmandı. ...'ın evi ise Çukurambarda idi. Fırıncı Orhan'ın yakınındaydı (Muhsin Yazıcıoğlu Caddesine paralel gelen cadde idi.) ... ile ...'nin evleri de Urankent yeni lojmanda idiler. Onların evine de bir iki kez gittim. Öğrencilik dönemlerimde kod adı kullandıklarını duyardım. ...'i bir kez ...'nin evinde gördüm. Sessiz biriydi. Konuşmuyordu. Yorum yapmıyordu. Manevi bir şahsiyete bürünerek etraftan saygı gördüğünü fark ediyordum. Bu toplantılarda dini bir iki pasajın okunduğunu hatırlıyorum. Genelde bu işi ... ve ... yapıyordu.
Yargıdaki tepe noktasında..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi isimlerin önce meseleleri kendi aralarında kotardığını seziyordum daha sonra ... aracılığı ile bu meseleleri ..., ... ve ... ve ordan da HSYK üyelerine aktarıldığını anlıyordum.
2010 HSYK seçimlerinden sonra Yargıtay ve Danıştay'a yeni üyelerin seçilmesi gündeme geldi. Bu toplantıların ilkini ...'nın evinde yaptık. Bu eve ben ...'in arabasıyla gittiğimi hatırlıyorum. Bu toplantıda kurul üyeleri olan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... vardı. Bu üyeler dışında ..., ..., ..., ..., ..., ... ile bir iki hakim, savcıda vardı. Kurul üyesi olmayan kişilerin gelmesi toplantıda bir rahatsızlık yarattı. Ancak bu kişilerin Yargıtay'ı iyi tanımalarından dolayı çağırıldıkları söylendi.
...Bu toplantıya ..., Ahmet Gökcen, ..., ... Aydın, ..., Ziya Özcan, ... Suat Ertosun, Zeynep Kavlak, Zeynep Nilgün, Hacı Mahmutoğlu'da çağrılmadı.
...'nın evinde yemekten sonra duvara yapılan yansıtıcı ile Yargıtay üyesi olabilecek hakim ve savcıların isimleri yansıtılmaya başlandı. Önce cemaat mensubu olarak belirtilen hakim ve savcıların belirlenmeye başlandı. Bu kişilerin isimlerinin belirlenmesinde ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ismini hatırlayamadığım kurul üyesi dışında ki kişilerin etkin olduğunu gördüm...Bunların belirlediği sayı 89 civarında idi. Bunun üzerine ...'ın en az 140 kişi olması gerektiğini söyledi. Ben buradan Fetullah ... cemaatinin seçilecek 160 adaydan 140'nın kendilerinden olmasını istediklerini anladım...Toplantıda tartışmalar uzayınca ... kızarak evi terk etti. Bu toplantı esnasında Fetullah ... cemaati mensubu olmayan kişilerden hangilerinin Yargıtay üyesi seçileceği de gündeme geldi. Bu kişilerinde isimleri tartışıldı.
Bu evde toplantı yapılacağını ve seçilecek Yargıtay üyelerinin belirlenmesi çalışması yapılacağını önceden haberim yoktu. ... beni gelip eve gelerek ...'nın evine gidileceğini, burada yemek yenileceğini ve seçilecek Yargıtay üyelerinin çalışması yapılacağını söyledi. Onun arabasıyla ...'nın olduğunu anladığım eve geldik. Evin içerisinde size belirttiğim kişiler vardı.
Yargıtay üyelerinin belirlenmesi amacıyla ...'nin evinde de bir araya geldik. Bu evdeki toplantıya ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ben kurul üyesi olarak katıldım. Bizim dışımızda ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... katıldı.
Burada ki toplantıda ...'nın evindeki toplantı olmamış gibi tekrar isimler üzerinde konuşulmaya başlandı. Cemaat mensubu olduğunu bildiğim üyeler ile diğer hakimler burada sayı belirtmiyorlardı. Ancak toplantı sonucu Fetullah ... cemaat mensuplarının 108 sayısına razı olduklarını gördüm. Ancak daha sonra bu sayının aslında 108 değil kendilerinden olmadıkları belirttikleri fakat Fetullah ... cemaati mensubu olduğu anlaşılan dört kişiyi de bu listeye girmesini sağlamışlar.
Neticelenen isimlerin öne çıkaran, daha doğrusu bu kişilerin isimlerini söyleyerek tartışma açan kişiler ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'dir. Bu kişilerin öne çıkardığı isimlerin özelliklerini anlattıyorlardı. Benim dikkatimi öne çıkardıkları isimlerin parlatma yönünde konuşmalar yaparak kişileri haddinden fazla övüyorlardı.
Bu tespitlerde Yargıtay üyesi olabilecek tüm hakim ve savcıların isimleri okunmamıştır. Belirttiğim kişilerin zikrettikleri isimlerin üzerinde konuşma yapılıyordu.
Bu toplantı başlamadan önce önceden belirlenen 300-400 kişiden oluşan bir aday havuzu vardı. Bu isimlerin yer aldığı liste toplantıya katılanların bir kısmında vardı. Bu isimler okunuyordu. Cemaatin adayları olarak bu liste içinden belirlenmişti. Bu listeyi ... ile Yargıtay'dan gelen tetkik hakimleri ve savcıların hazırladığını biliyorum.
HSYK üyesi olarak Ankara'ya geldikten sonra 2011 yılı başında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçimi, diğer zamanında yapılan Yargıtay ve Danıştay üye seçiminlerinde ..., ..., ..., ..., ..., ... gibi Fetullah ... cemaati mensuplarının yargı içerisinde cemaatin etkin insanları olduğu gördüm, anladım. Bu cemaatin yapılanmasında bu kişilerin etkin olduğunu gördüm. Özellikle Yargıtay ve Danıştay üye seçimlerinde bu kişilerin istekleri, talepleri ve isim belirlemedeki rolleri nedeniyle ön plana çıktıklarını gördüm. Bu kişiler o dönemde Yargıtay üyesi olmadıkları halde kurul üyeleriyle konuşmaları, hangi kişilerin yüksek yargıya seçilmesi gerektiği konusunda isim belirlemeleri ve Fetullah ... cemaati kontenjanından seçilecek kişilerin sayısını belirleme konusunda etkinliklerini de bizzat gördüm. Bu kişilerin... ile bağlantılı olduklarını da duyuyordum. Hatta hal ve hareketlerinden bu kişilerin konuşmaları, isteklerinin...'in de haberi olduğunu anlıyabiliyor ve hissebiliyordum. Fetullah ... cemaat mensubunun kurul içerisinde temsilcileri olduğunu bildiğim ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... cemaatin görünün yüzleriydi. Bu kişiler ön planda olduğu için düzenlemelerin ve yapılanmaların belirttiğim..., ..., ..., ..., ..., ..., ... tarafından yapıldığı görülmektedir. Bu izlenimi aldım." Ek 5/3.kl/243-286)
... alınan ifadesinde:"...; "HSYK genel sekreterliği ve Yargıtay üyeliği yapmıştır, kendisini tanırım, Fetullah ... cemaati mensubudur.
..., ... ..., Dursun ... CEVHER, ... ARI, Selahattin ATALAY, ... ve ... ERYILMAZ'ın, Hukuk Dairelerinde, ..., ..., ..., ..., Dursun ALTINÖZ, Hüseyin KARAGÖL (...'in bacanağı olur), ..., Kadir KAYAN, Necati MERAN yapı içerisinde aktif olabilecek kişilerdir." (Ek 5/3.kl/287-318)
... alınan ifadesinde:"...2010 HSYK seçimleri tamamlandıktan sonra mazbata almak üzereAnkara'ya gittim. Mazbata töreninden sonra bana kurul üyelerinin tanışması ve kaynaşması için bir kahvaltı yapılacağını pazar sabahı Ankarada olup olmadığımı ... sordu. Ben de tamam dedim ve bir gün önce Neslihan Ekinci beni arayarak yarın sabah eşimle gelip sizi alacağız birlikte kahvaltıya gideceğiz dedi. Ve gelip beni pazar sabahı kardeşim Necmi Özer'in oturduğu Mesa Lojmanlarından eşi ile arabayla gelip beni aldılar. Birlikte Yaşam Kent Lojmanlarındaki ...'in\evine gittik. Ben onların da geleceğini zannederken Neslihan hanım beni daire kapısına bırakarak Birol Bey'e tamam Genel Müdürüm diyerek gitti. Ben içeri girdiğimde Birol beyin eşinden başka kimsenin eşi ile gelmediğini ve yalnız olduğumu farkettim. Üstünden 10 yıl geçtiği için tam bütün isimleri hatırlayamıyorum, ancak ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... isimli Yargıtay Tetkik Hakiminin orada orada olduğunu hatırlıyorum. Kahvaltının sonunda ... yada ... şu anda net hatırlayamıyorum, bu seçimlerden dolayı sadaka vermemiz gerektiğini tam olarak hakim maaşı ile üye maaşı arasında 2.000 TL fark olduğunu bu farkın sadaka olarak toplanmasını ve ihtiyaç sahibi insanlara iletileceğini söyledi. Hatta bu farka güvenerek yatırım yapmadınız inşallah bu 2.000 TL yi her ay almak istiyoruz dedi. Orada bulunanlardan kimse itiraz etmedi ancak ben ...'ya benim bütçemin buna müsait olmadığını böyle bir şeyi veremeyeceğimi söyledim... Hatta o anda ortamda soğuk bir hava oluştu. ... da gülerek tabiki kimseyi zorlamıyoruz. Verebilseniz çok iyi olurdu dedi. Ben bu tarz emri vakilerden hoşlanmadığım için ısrarla ve tekrar böyle bir para işinde olmayacağımı kendilerine sadaka vermek istersem uygun olduğum zamanda uygun yerlere yardım ettiğimi söyledim. Bunun üzerine konuyu uzatmadan değiştirip konuyu kapattılar.
...bir hafta sonu o dönem ki Genel Sekreter olan ...'nın evinde kahvaltı yapılacağı söylenildi. Ben o kahvaltıya İstanbul'dan geldim. Bu sebeple geç kalmıştım ve kahvaltı bittikten sonra ...'nın evine vardım. Bu kahvaltıda ..., ..., ..., ..., ..., ... bulunmaktaydılar. Belki şuan hatırlayamadığım bir kaç üye daha bulunmuş olabilirler. Ancak Yargıtay ve Danıştay'dan gelen üyeler bulunmamaktaydılar. Hatırladığım kadarıyla ... beni bu kahvaltıya davet etmişti. Burada yine seçilecek adayların durumları konuşuldu.
......’ın "kendileri" diye kastedilenin FETÖ olduğunu anlamıştım. Ancak o tarihlerde herhangi bir örgüt sıfatı şeklinde basında yada halk arasında anılmıyorlardı. Dini bir cemaat olarak öne çıkmışlardı. Hatta ... ile konuşurken ben yada ... veya bazı üyeleri ...'a bazı hakim-savcılar için "senin arkadaşların" ifadesini kullandıklarını farkettiğimde bunların birbiri ile irtibatlı olduğunu anladım.
...Özel Yetkili Mahkemeler ile ilgili bir takım düzenlemelerle ilgili olarak sık sık İstanbul Savcıları ve İstanbul Başsavcı vekili kurulu ziyaret ettiğinde bizim haberimiz olmuyordu. Sadece Genel Sekreter ve 1. Daire Başkanı ile görüşüp gidiyorlardı. Hatta özel yetkili mahkemelerle ilgili bu şekilde bir haberleşme olduğunu örgütsel hareket edildiğini farkkettim. 2011 yılının başında çıkan kararnamede örgütün memnun olmadığı hakimlerin başka yerlere gönderdiklerini gördüm. ... Kuban, Tuncay Aslan gibi isimler özel yetkili mahkemelereden alınarak başka mahkemelerde görevlendirildiler. Hatta hatırladığım kadarıyla ... Kuban Eskişehir'e tayin olmuştu.
2012 yılında Deniz Feneri savcılarının hakkında soruşturma açılması için ve kovuşturma izni verilmesi için 3. Dairede soruşturma izni verilmişti. Ve soruşturma da yapılmıştı. Ardından Başkanı olduğum 2. Daireye müfettiş raporları gelmişti. Ben Eylül ayında sol dizimden bir operasyon geçirdiğim için raporluydum. Toplantıya katılmadım. Benim katılmadığım toplantıda 6 kişi 3-3 olmak üzere Deniz Feneri savcıları hakkında yargılama yapılıp yapılmaması konusunda eşitlik olduğu için karar çıkmamış ve dosyanın toplantı tarihi benim raporum bittikten sonraki bir tarihe ertelenmiş. Raporum bittiğinde kurulun Bürüksel'e bir ziyareti vardı. Bu ziyarete ..., ... ve diğer kurul üyeleri de katılmıştı. Yurt dışındaki gezi boyunca kadığımız otelde boş zamanlardaki lobi konuşmaları tamamen bu konuya yönelikti. Hatta ben kovuşturma açılmasına izin verilmemesi kanaatinde olduğumu bu disiplin soruşturmasının son derece kolay açılmış oludğunu söyledim. Özellikle ... ve ... beni aksi konuda yani bu savcıların yargılanmaları gerektiği konusunda ikna etmeye çalıştılar. Ankaraya döndüğümüzde toplantıdan bir gün önce öğleden sonra saatlerinde ... beni odamdan dahili telefondan arayarak benimle dairenin toplantı salonunda yalnız görüşmek istediğini söyledi. Ve ben de daire toplantı salonuna geçtim. Hatta orada konuşmak istemesine neden olarak da galiba bunlar benim odamı dinliyorlar diye düşündüm. Toplantı salonunda ... vardı ve ben geçtim. İkimiz de ayaktaydık. Bana yarın bu Deniz Feneri dosyasında savcıların yargılanmasına dair karar çıkacak diye sesini yükselterek tehdit vari konuştu. Bende sesimi yükselttim. Benimle böyle konuşamayacağını söyleyince bana bağırarak "sen kimlerle düşüp kalkıyorsun, nerden böyle fikirlere sahip oluyorsun, biz ne diyorsak o" diye bağırmaya başlayınca bende kendisine bağırarak "bu söylediğiniz söz yüzünden benim memleketimde adam öldürülür namusuma dil mi uzatıyorsun" dedim. Bu sırada bağrışmalar üzerine kapı açıldı içeriye genel sekreter ... girdi. Birol beyi sakinleştirerek dışarıya çıkarttı. Bana da sakinleştirici şeyler söyledi ve ben odama geçtim. Ancak o gece düşündüğümde bunun bir plan olduğunu anladım. Zira ...'nın oradan tesadüfen geçmesi mümkün değildi. Onun odası iki kat alttaydı. Birol Beyin odası bir kat alttaydı. Toplantı salonunun bulunduğu katta benim odam vardı ve salonun kapısının önünden tesadüfen geçerken sesi duyup içeriye girmesi mümkün değildi. Muhtemelen Birol bey konuşurken onun da haberi vardı ve kapıda bekliyordu. Sonuçta kovuşturma açılmasına izin verdik. Ben izin verilmesine ilişkin olarak gerekçemi kovuşturma sonuna kadar meslektaşlarımızın yerinin değişmesinin engelleneceği Ankara da kalmaya devam edeceklerini eş ve çocuklarının mağdur olmayacağını anlattım. Çünkü o tarihlerde Kurul hakkında kovuşturma devam eden hakim-savcıların kovuşturması bitene kadar yerini değiştirmiyordu. Böyle bir ilke kararı vardı.
Toplu halde çalışmanın verdiği zorluklar ve kurulun resmi toplantılarının dışında herkesin birbiri ile ilişkili olduğu ve adını koyamadığım ancak garip bir bağ ile bağlı olduklarını tahmin ettiğim bir ortam oluştu. Ben bunu aynı cemaat mensubu olmaları nedeni ile birbirlerini koruma ve kollamaya yönelik olduğunu düşünüyordum. Çünkü örneğin benim verdiğim hiçbir isim yurtdışı gezilerine yada doktara, mastır gibi olaylara kabul edilmedi, gönderilmedi. Ve bir meslektaşımın tayinini veya talebini ilettiğimde 1. Daire Sekrekeryasında ciddi direnç ile karşılaşıyordum. 1 Dairede ... Genel Sekreter yardımcısıydı. Ve İdris Berber'de tetkik hakimiydi. Ordaki tetkik hakimleri doğrudan İbrahim Beye bağlı şekilde ve daha değişik çalışıyorlardı. Kurul içinde olan herşeyden haberleri oluyordu. Hatta ben Engin Beye bir kurul toplantısında neden kararname hazırlandığından bizim haberimiz olmuyor dediğimde "biz personelciyiz, Bakanlık geleneğimiz böyle, sır küpüyüz" demişti." (Ek 5/3. Kl/363-372, 429- 439)
Necmi Özer alınan ifadesinde:"2010 yılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeni yapısı oluşunca 160 kişiyi Yargıtay üyesi seçti...Bu seçimlerden ve diğer bir sonraki seçimlerde ticaret mahkemesi başkanı olduğum halde beni Yargıtay üyeliğine seçmemeleri üzerine ablam ...'in yanına gittim...Mesai saati içerisinde saat 11:00 gibi ablam ... beni telefonla aradı. Öğlen birlikte yemek yiyelim, seni birileri ile tanıştıracağım dedi...oradan Yargıtay üyelerinin seçimi için etkin olan kişiler ile beni tanıştıracağını söyledi. Ben kendisine cemaat mensubu olan HSYK üyelerini de gezdim dedim. O da bana şimdi tanıştıracağım kişiler cemaat içinde etkin insanlar, onlar ne derse o olur, karar merciinde bu insanlar var dedi...Bir süre sonra HSYK genel sekreterliğinden Yargıtay üyeliğine seçilen ve HSYK genel sekreterliği döneminde yanına adliyedeki hakim arkadaşlar ile gittiğimiz ... ile bir kişinin daha masamıza geldiğini gördüm. Bu kişiler bizim masaya oturdu. ...'nın yanındaki kişiyi benimle tanıştırdılar. Bu kişinin Yargıtay genel sekreteri ... olduğunu bu şekilde öğrendim. Ben tanışmadan sonra bu kişilere kendimi anlatmaya başladım. Terfilerimi, çalıştığım yerleri hızlı hızlı anlatıyordum, bu esnada ... eli ile bana dur işareti yaparak hakim bey bizim için bunların önemi yok, biz sizi Nesibe hanım'ın kardeşi olarak ve onun arada olması nedeni ile tanıyoruz. Bizim için önemli olan Nesibe hanım'ın arada olması, sizin aynı anne ve babadan olmanızdır dedi. Ayrıca bana bizim de sizden bir ricamız olacak. Yargıtay üyesi seçildiğiniz taktirde göreceksiniz ki Yargıtay'da çok sık seçim olacak. Bu seçimlerde bizim belirlediğimiz adaylara destek vermenizi bekliyor ve umuyoruz dedi. Bu istek bende rahatsızlık yarattı. Hatta kendilerine o zaman benim oyuma ipotek mi koyacağız dedim. O da hayır böyle bir şey olmayacak dedi. Ben sizin gösterdiğiniz adayların makul olduğunu anladığım zaman elbette sizin adaylarınıza da oy vereceğim dedim. Bunun üzerine ...'de bana "biz her zaman makulu seçer, makulu isteriz" dedi. Yemek ve konuşmalar bittikten sonra Yargıtay'a gideceğini belirten ...'yı ben arabam ile bıraktım...Akşam ablamla bu konuşmanın kritiğini yaptık. Kendisi bana konuşmanın olumlu geçtiğini, senin işin tamam dedi. Nitekim yaklaşık 10 gün sonra yapılan seçimde Yargıtay üyesi seçildim.
O dönemde Fetullah ... cemaatinin destek vermediği kişilerin Yargıtay üyesi olamayacağını herkes bilmekteydi. Benim Yargıtay üyesi olmam da ablam ... sayesinde Fetullah ... cemaati mensubu olan ..., ... ile cemaat mensubu olduğunu bildiğim HSYK üyeleri sağlamıştır. " (Ek 5/3.kl/373-382)
Mahmut Akkoyun alınan ifadesinde:"2014 HSYK seçimlerinde benden; ...; benden ... ve ... için oy istedi." (Ek 5/3.kl/383-387)
Gizli Tanık ... alınan ifadesinde:"Ben Hukuk Fakültesinde öğrenci iken FETÖ/PDY terör örgütüne, o dönemde Fethullah cemaatine üye olduğunu bildiğim arkadaşlarım vardı., bunlar şu anda yargı mensubu olan (hakim-savcı) Muhammet Alabaş, Aydın Eser, Hakan Sakmak, ... Çalışkan, ..., ..., ..., Nuh Kalkan, Cemil Tuğtekin, İsmail Hakkı Eröz, ..., ..., ..., ..., ..., Mustafa Kılıç, ... ... Yönder, ..., ..., ..., ...'dır. Üniversitede öğrenci iken cemaat tarafından yapılan çeşitli etkinliklere (Toplantı, piknik organizasyonları, kamplar, konferanslar vs.) katıldığımız kişilerdir. Hepsi bugün hakim-savcı olarak görev yapmaktadır." (Ek 5/3.kl/383-392)
Durdu Kavak alınan ifadesinde:"Ben öncelikle bu yapının içerisinde yer aldığını ve bu yapıyla hareket eden kişilerin isimlerini yazdırmak istiyorum. Şuan isimlerini yazdıracağım kişiler Diyarbakır Başsavcısı iken tanıştığım kişilerdir. Dedi.
1-Teftiş kurulundan Selahattin Atalay, 2- Müşteşar yardımcısı ..., 3- Yargıtayda görevli ..., 4- Yine yargıtayda görevli..., 5- Yargıtayda tetkik hakimi olan ..., 6-Yyargıtayda görevli ..., 7- Bakanlıkta görevli ..., 8- daha sonra HSYK' da görevlendirilen ve genel sekreterlik yapan ..., 9- o zamanlar ceza işleri genel müdürlüğünde görev yapan ...... isimli kişilerle Diyarbakır' da görev yaptığım zamanda çeşitli zaman aralıklarında tanıştım. Bu kişiler FETÖ yapılanması içinde olan kişilerdi. Bana da o şekilde davrandılar, hatta bazıları ''aramıza hoş geldin gibi cümleler kurarak benimle iletişim sağlıyorlardı.
Manisa Başsavcısı iken yine bu FETÖ yapılanmasına tabi olduğunu öğrendiğim, 1- Manisa Cumhuriyet Savcısı olan ... Kulaksız, 2- Van Cumhuriyet Başsavcılığından Manisa Cumhuriyet Savcılığına atanan daha sonra HSYK seçimlerinde aday olan ..., 3- Yine o zamanlar Alaşehir Başsavcılığından Manisa Başsavcılığına atanan soyisminden emin olmadığım Metin Etil ile tanıştım. Bu yukarıda belirttiğim isimler toplam 55 kişi bu yapının mensuplarıydı.
Bu yapının hiyeraşik yapısı ile ilgili olarak bazı konuları aktarmak istiyorum. Öncelikle yargıdaki tüm önemli atamaları alınacak önemli kararları FETÖ adına isimlerini vereceğim 9 kişi heyet şeklinde karara bağlamaktaydı. Bu kişiler, 1-Selahattin Atalay, 2- ..., 3- ..., 4- ..., 5- ..., 6- ..., 7- ..., 8- ..., 9- ...' dır. Bu yapılanma içinde her birinin ayrı görevleri vardır. Selahattin Atalay bir nevi heyet şeklinde çalışan bu kişilerin manevi abisi konumunda dır. Kimse onu çiğneyemez, ... bu yapının taktiksel beynidir. ... Adalet Bakanlığında görev yaptığı için bu yapının bakanlıktaki faaliyetleri ile ilgili görevi yürütmüştür. ... ve HSYK eski genel sekreteri olan ... ise bu yapının saha yapılanmasından sorumludur. Bir nevi FETÖ terör örgütünün yargı içinde teşkilatlanmasından sorumludur. Nasıl adliyelerde başsavcılık idari işler müdürlüğü gibi görev taksimi ve teşkilatlanma varsa bu iki şahıs FETÖ içinde yargı ile igili bu şekil teşkilatlanmayı gerçekleştirirler. ... Terör Örgütünün Bakanlık ve HSYK organizasyonundan sorumludur. ... ve Kemalettin Erel' de yürütülmekte olan önemli soruşturmaları takip edip FETÖ lehine yönlendiren kişilerdir. Kısacası yukarıda vermiş olduğum 9 kişilik isim FETÖ' nün yargıdaki çatı yapılanmasıdır. Bu heyetin kararı olmadan yargıda hiç bir işlem yapılmaz bu heyet seçilen yargıtay üyelerinin kimler olacağı, hangi soruşturmanın ne şekilde yönlendirileceğine, kimlerin hangi görevi yapacağına karar verir ve bu şekilde işlem yapılmasını sağlarlardı. "...FETÖ yapılanması insanlarına cemaatçi olup olmadığına bakmaksızın tüm insanları toplam 8 kategoride değerlendirirlerdi. Kategorilerin ismi, 0, 1,2,3,4,5, 7 ve 9' dur. Hatta 7 kategorisini de kendi arasında 7 ve 7A şeklinde ayırırlar. 0; tarafsız, nötr, 1; Sağcı, 2; Cuma namazı kılan sağcı, 3;Beş vakit namaz kılan sağcı, 4;Örgütten olmamakla beraber kendilerine sempati ile bakan, 5;kendilerinden olanlar, hatta bunu da kendi aralarında sınıflandırma yaparlar. Bu sınıflandırma da 5 üzerinden olur, örneğin, 5/5 en kalitelisi anlamına gelir, 5/1 ise en zayıf FETÖ' cü dür. 7; Solcu, 7A; Solcu ve Alevi, 9; hakkında bilgi olmayanlar anlamına gelir. Bu kategori' de 0, 7, 7A, 9 kategorisinde olanları menfii olarak takip ederler ve her türlü olumsuz bilgi ve belge toplarlar. 1,2,3,4 ' üncü kategoride olanlar ise kendi taraflarına çekmek için pozitif bilgi ve belge toplayarak takibe alırlar hatta eski kurul genel sekreteri ... şakayla karışık olarak bana 2 kategorisinde olduğumu söylemişti. Ayrıca bir konuyu da daha açıklamak istiyorum. Bu yapılanma hakim ve savcılardan maddi destekte alıyordu. Zamanını tam olarak hatırlamıyorum ama HSYK Genel Sekreteri olan ... ve ... bir ara görüştüğümüzde bana ''hayır işlemiyor musun, niye maddi destek vermiyorsun'' gibi laflar etmişlerdi. Bende kendilerine hayrımı memleketimdeki fakirlere yapıyorum. Diyerek cevap vermiştim. Bildiğim kadarıyla bu yapıdan olan kişilerden evli olanlardan maaşının yüzde 10' nunu, evli olupta üç ve üzeri sayıda çocuğu olanlardan yüzde 5, bekarlardan ise yüzde 20 oranlarda para toplarlardı. Ancak ben hiç bir zaman bu konuda bir para ödemesi yapmadım." (Ek 5/3.kl/ 393-399)
... alınan ifadesinde: "2010 yılından bakanlıktan ayrıldığım tarihe kadar ben Fetullah ... cemaatinin sohbet toplantılarına katılmadım. Ben bu dönemde cemaat kültürü içerisinde yer almadım. O dönemde cemaate yakın olduğunu ve sempati ile baktığını bildiğim ..., ... ile arkadaşlıklarım olmuştur. Bu grubun içerisinde ...'de vardı. Ancak ben tüm arkadaşlarımı bulundukları cemaat değil, isim ve karakterlerine bakarak arkadaşlık yapıyordum. Bilahare HSYK Genel Sekreteri olan ... ile de bu dönemde arkadaşlığımız başlamıştı. Bu kişi ile ailecek gider gelirdik. Kendisinin Fetullah ... cemaatine sempati duyduğunu bildiğim halde arkadaşlığım vardı. Benim için önemli olan ...'nın kişiliği idi. ... 7 Şubat 2012 tarihinden sonra MİT Müsteşarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına çağırılması esnasında Yargıtay üyesi olan kurul üyesi Nilgün hanımı yanlarına çekmek için beni ..., ... ve ...'nın da bulunduğu bir ortamda karalamasına kadar arkadaşlığımız devam etti ve kendisine o tarihe kadar sevgi ile yaklaştım. Ben bu kişiyi Fetullah ... cemaat mensubu olmasına rağmen o tarihe kadar kişiliğini ön plana çıkarıp yakın olmuştum. O tarihte Fetullah ... cemaat mensuplarının arkadaşlık ilişkilerini bir tarafa bırakıp, cemaat kültürü içerisinde kendi arkadaşını bile karalayabilecek duygu içinde olabileceklerini görünce kendilerinden tedirgin oldum. Bu olaydan sonra da ... ile arkadaşlık ilişkimi sonlandırdım.
Fetullah ... cemaat mensuplarının yapmış oldukları organizasyon ve eylemler sonucu kendilerinden olan adayların HSYK'ya asil üye olarak seçilmesini sağladıklarını anladığınız zaman bunun hesabını Fetullah ... cemaat mensuplarının önde gelen isimlerine sormadınız mı? Sorduysanız kimlere sordunuz?
Sorusuna verdiği cevapta: Ben bu durumu Fetullah ... cemaati mensuplarının önde gelen isimlerinden olan ..., ..., ..., ... gibi kişilere sordum. Onlar yemin vererek kesinlikle çizme yapmadıklarını, sadece dışarıda bulunan hakim ve savcılardan oy istemeleri sonucu kendi adaylarına fazla oy çıktığını söylediler.
HSYK kanunu hazırlandığı dönemde ben Müsteşar ... beye abi genel sekreterlik makamı nasıl olacak, güçlü bir genel sekreter mi, yoksa halen mevcut olan Personel Genel Müdürü şeklinde bir genel sekreterlik mi yapacağız, o da bana ikinci bir güç istemiyorum, mevcut Personel Genel Müdürü konumunda ve yetkisinde olsun dedi. Kanun hazırlanırken de bu husus dikkate alındı.
...'nın Fetullah ... cemaat mensubu olduğunu ben de o tarihte biliyordum. Ancak kendisini insan olarak severdim, çalışkan bir insandı. ... Aydın bey'in önermesi, ... ile ...'nin de bu ismi desteklemesi sonucu ben de kendisini tanıdığımdan bu ismi istedim ve destekledim. Bu ismi ... olarak istemiştim. Bu ismi ... Aydın gündeme getirmişti. Ben ... Aydın'ın cemaatçi olmadığını biliyordum. Ancak kurulda çalıştığı süre içerisinde Fetullah ... cemaat mensuplarına sıcak baktığını, bizim bu cemaat ile tartışmaya ve kavgaya başladığımız zamanlarda da aramızı bulmaya çalışan kişi olarak gördüğümü de belirtmek isterim. ... ismini cemaatin bir talebi olarak görmemiştim. Ancak seçildikten sonra Fetullah ... cemaat mensuplarının da sevindiğini biliyorum.
Genel sekreterliğin güçlü ve zayıf genel sekreterlik olup olmadığını belirtmiştim. ... genel sekreter olduktan sonra benle tartışmaya başladı. Genel sekreterlik makamını Milli Güvenlik Kurulunda bulunan genel sekreterlik ile karşılaştırdı. Kendisinin bulunduğu makamın da Milli Güvenlik Kurulundaki genel sekreterlik gibi güçlü olduğunu bana söyledi. Ben de kendisine bunun doğru olmadığını belirtip, yetkilerinin eski personel genel müdürlüğü makamı gibi sınırlı olduğunu belirttim. Karar merciinin kurul olduğunu ifade ettim. Kendisi ile anlaşamayınca Yargıtay üyeliğine seçilerek gitti, yerine de ... geldi. ... ismini Kurul Başkan Vekili olan ... istedi. Kendisi güçlü Genel Sekreterlik durumu olmadığını biliyor ve ... ile yaptığımız tartışmayı bildiği için ben de bu isme sıcak baktım. Diğer üyeler de sıcak bakınca Genel Kurul onayı ile genel sekreter oldu.
Ben bu kişinin de Fetullah ... cemaat mensubu olduğunu başlangıçta da biliyordum. Ancak bu ismi de cemaat mensubu olduğundan değil, ismi beni ilgilendirdiğinden karşı çıkmamıştım.
HSYK'nın yeni oluşumunda Aralık 2010 tarihinde boş olan Yargıtay üyelerinin seçimi gündeme gelmişti...Talebin kimden geldiğini hatırlamamakla birlikte bir akşam ... bey bizi evine çağırdı. Genel Sekreter ...'nın evine ..., ... ile birlikte gittik. Biz bu eve yemekten sonra Yargıtay üyelerinin seçimi ile ilgili ön çalışma yapmak amacıyla gittiğimizi biliyordum. Eve gittiğimizde evde ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile birlikte genel sekreter yardımcılarımız ..., ..., Yargıtay Savcısı ..., Yargıtay Tetkik Hakimleri ... ile ...'nin de olduğunu gördüm...Yemekten sonra eve projektör kurulduğunu gördüm. ... bana arkadaşlar 350-400 isim belirlemişler dedi. Ben bu isimleri kurul üyelerinin belirlediği isimler olarak zannetmiştim. Ama ilerleyen aşamada Fetullah ... cemaat mensuplarının çıkardığı isimler olduğunu anladım.
...'nın evinde bulunan HSYK üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'nun Fetullah ... cemaat mensubu olduklarını belirtmiştim. Yargıtaydan gelen savcı ... ile hakimler ... ve ...'nin o günkü sunum ve tavırlarından Fetullah ... cemaat mensupları olduklarını anlamıştım.
...Belirlenen isimleri sayınca rakam 80 civarında çıktı. Bu sırada ... ile birlikte ... ve ... salonun dışına çıkıp bir kaç dakika sonra geri geldiler. ... orada bulunan kişilere hitaben "bu konu hoca efendiyle konuşulmuş ve 140 denmiş, benim açımdan konu kapanmıştır, bu listede en az 140 kişi olacak" diye söz sarfetti.
...'nin evinde toplantıya Fetullah ... cemaat mensupları olan kurul üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile birlikte ben ve ...'de vardı. HSYK Genel Sekreteri ..., Genel Sekreter Yardımcıları ..., ... ile Yargıtay'dan gelen ..., ..., ... ve ...'de vardı. Bu evde toplanmamızın amacı Yargıtay'a seçilecek Fetullah ... cemaat mensuplarının isimlerinin belirlenmesiydi. Buradaki toplantıda 140 konusunda diretmediler, ancak en az 120 kişi olmasını istiyorlardı. Daha önce belirledikleri 80'e yakın isim dışında bazı isimleri de dile getirmeye başladılar.
Kurul üyesi olduktan sonra yukarıda da belirttiğim gibi Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi için ... ve ...'nin evinde toplantı yapmıştık. Bu toplantılar diğer hususlar için de yapılmaya başlandı. Bir araya gelmelerimiz bilahare Fetullah ... cemaat toplantılarına dönüştü. Ben bu toplantılara 7 Şubat 2012 tarihine kadar gittim. Bu tarihten önce de bir iki toplantıya mazeret bildirerek gitmedim.
Bu toplantılara ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ben ile genel sekreterlik kadrosunda bulunan ..., ... ve ... katılıyordu.
... Yargıtay üyesi seçildikten sonra bizim gruptan ayrıldı. Saydığım isimler tüm toplantılara gelmiyorlardı. Bazen bu sayı eksiliyordu.
Bu toplantılara kurul üyesi olan ..., ..., ... Aydın ve Ahmet Gökçen katılmazlardı. Bu toplantılara bu kişiler çağrılmazdı.
Toplantılar belirli periyodlar içinde yapılmazdı. Müsait olup olmadığımız sorulur, müsaitsek belirlenen yere giderdim. Bu şekilde toplantının olduğunu ... ile ... bana bildirirdi. Bu toplantılar eşli olarak yapılmazdı. Genellikle yemek şeklinde olmazdı. Sadece evi uzak olanlar için ev sahibi yemek ikram ederdi. Genellikle pastalı börekli şeklinde gelişirdi. Toplantılar esnasında Fetllah ...'e ait makaleler okunur, bu okumalarda bazı toplantılar esnasında olurdu. Hepsinde olmadığını da belirtmek isterim. Bu makale okumalarını genellikle ev sahibi ya da ... yapardı.
...; Fetullah ... cemaat mensubu olduğunu biliyorum. Cemaat mensuplarının hangilerinin Yargıtay üyesi yapılacağına ilişkin toplantılarda da aktif görev üstlenmiştir. Bilahare de cemaatin kontenjanından Yargıtay üyesi seçilmiştir.
2012 yılı başında da bilahare ..., ... ve ... ...'ı yanlarına çekemeyince Yargıtay'dan gelen kurul üyesi Nilgün Hacımahmutoğlu'nu yakın markaja aldıklarını gördüm. Bu üyemizle yemek yemeye başladıklarını, hatta bu kişinin yanında tetkik hakimliği yapan ...'ı yanına yollayıp benim ... ve ...'ın dincilerle birlikte hareket edip hükümet yanlısı tavır aldığımızı belirtip, Nilgün hanım'ın kendileri ile birlikte hareket etmesini istemişler. Hatta Nilgün hanım'ı kurul üyeliğinden sonra Yargıtay'a döndüğünde daire başkanı olarak değerlendirebileceklerini belirtmişler. Ben bu hususları bizzat Nilgün Hacımahmutoğlu'ndan duydum." ( Ek 5/3.kl/1-86)
... alınan ifadesinde:"Ben eğitim merkezinde ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., Hüseyin Sabri Ömeroğlu, ..., ... ..., ..., ..., ..., ... Yıldız ve ... ile tanıştım. Bu şahıslar üçerli dörderli gruplar halinde o dönem sohbet yapıyorlardı. Ben ise eşim ve çocuklarım Ankara'da olduğu için bu sohbetlere bir, iki kez katıldım. Fakat ben bu şahısların bu yapıya mensup olduklarını o dönemden biliyorum."
Ben 2014 seçimlerinde herhangi bir grup lehine yahut aleyhine seçim çalışması yapmadım. ... ... ve ... Yargıtay 2. Ceza Dairesine atandı. Bu iki kişi Yargıtay'da seçimler yapıldığı esnada bana şu adaya oy verelim tarzı söylemleri oldu. ... bu işin başında kimin aday yapılıp kimin seçileceğine karar veren kişiler büyük ihtimalle ... ..., ..., ... ve ... isimli şahıslarla o dönem Yargıtay divanında görev yapan şahıslar olduğunu düşünüyorum."(Ek 5/3.kl/400-405)
Adem Kul alınan ifadesinde:" Eski Yargıtay Üyeleri ..., ..., Dursun Altınöz, İbrahim Zengin, ..., ..., ... Eryılmaz, Şadan Sakınan, İbrahim Ethem Kuriş, Adem Yazar, Turhan Turunç, Orhan Çetingül, ... İlter Doğan, ... Apaçık, Ferudun Süzer, Mustafa Yılmaz ( Samsun Eski Savcısı), ..., Fatih Yaprakcıer, Uğur Özcan, Seyfettin Atıcı, Vahdettin Topluca, Fikret Seçen, Ünal Ulus, Hamit ... Kandil, Hüseyin Ayyayla, Turan Açıkmeşe, Salih Çokal ve Metin Durgun örgüt ile bağlantılı kişilerdir. Bu saydığım kişiler başsavcıdır, yargıtay üyesidir. Bazıları memleketlimdir...Bu bahsettiğim kişiler ile ilgili bilgilerimi yukarıda bahsetmiş olduğum ve örgütten olduğunu söylediğim arkadaşlarım ile yaptığım sohbetlerde konuşurken öğrendim." Ek 5/3.kl/406-413)
Bülent Üzümcü alınan ifadesinde:"...; 4. Ceza Dairesi Üyesi, Devlet Demiryolları Genel Müdür Yardımcısı İsmet Duman ile beraber tanıştığımız birisidir, benim yanımda rahatça cemaate ilişkin meseleleri konuştular, bu nedenle şahsı hakkında bilgi sahibiyim."
Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. (Ek 5/3.kl/415-423)
Gizli Tanık Sinop alınan ifadesinde: Gerek ikili sohbetlerde gerekse görev yaptığı adliyelerde FETÖ mensubu olduğunu duyduğu kişiler arasında ...'nın da ismini saymıştır. (Ek 5/3.kl/424-428
... Şahin alınan ifadesinde:Bu yapıya müzahir olan kişiler arasında ismini saymıştır. (Ek 5/3.kl/202-204)
Şüpheliye ait delilleri kapsayan CD iddianameye eklenmiştir. (Ek 8/76-77)
ByLock Kayıtları
Şüphelinin, örgütün iletişimde kullandığı yargı kararları ile de kesinlik kazanan kriptolu haberleşme programı ByLock‘u bizzat kullandığı, ByLock abone listesinin üç ayrı satırında kaydının bulunduğu,
Birinci kaydın 67185 satırda, GSM aboneliğinin 5053673687, tespit tarihinin 09.08.2014 olduğu, ikinci kaydın 67344. Satırda, GSM aboneliğinin 5062629917, tespit tarihinin 09.09.2014 olduğu,
Üçüncü kaydın 67184. Satırda, GSM aboneliğinin 5053673686, tespit tarihinin 31.08.2014 olduğu,
Ankara Valiliği Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 02.2018 gün ve 2016/103606 sayılı tespit raporu ile şüpheli ...'nın (469835 ID) numaralı ByLock kullanıcısı olup, "Kaya, D-Fahri, Kayacan, Kaya-cık, fahri kod adlarını kullandıkları,
Rehberinde kayıtlı kullanıcıların; Yargıtay eski üyeleri ... (396079 ID), ... (52025 ID), ... ... (59344 ID), İbrahim Zengin (188374 ID), ... ... (411201 ID) ile örgütün sivil imamı ... ... (363824 ID) olduğu,
Şüphelinin rehberinde; "Danışma" adı altında oluşturulan grupta yukarıda anılan yargı mensuplarının bulunduğu, bu grubun örgütün sivil imamı Nejat kod ... ... tarafından oluşturulduğu,
Gönder (Kurusu:52025) adı ile ... tarafından oluşturulan grupta ise şüpheli ile birlikte yargı eski mensupları İsmail Hakkı Şentürk (69186 ID), ... (83284 ID), İbrahim Zengin (188384 ID), ... (228936 ID), ... (396079 ID), ...'nun (432728 ID) yer aldığı, (Ek 2/1.kl/415-600)
Şüpheli ... (469835 ID) ile örgütün HSYK üst sorumlusu ... (52025 ID) arasındaki 25.01.2016 tarihli yazışmada;
(52025 ID)---Konu:kar. kampta genel atmosfer iyi elhamdülillah. yaklaşık 12 gündür kar yağması için yağmur duası yapıyorduk. son 2 güne h e de katıldı...aylar sonra ilk defa namazı kendisi kıldırdı.."
Şeklindeki yazışmada ...'nin örgüt lideri ile birlikte kampa katıldığını şüpheliye ilettiği,
Şüpheli (469835 ID) ile örgüt yöneticiliğinden hakkında kamu davası açılmış bulunan Yargıtay eski üyesi İbrahim Zengin arasındaki 30.12.2015 ve sonraki tarihli yazışmalarda;
İbrahim Zengin (188374 ID)---"Abi selam, mesajımı okuduğunuzda kimlerin davet edilmesini arzu ederseniz onların ismini bildirebilirseniz,...O komisyonda yer alamasını uygun gördüğünüz isimlere davet göndermemiz gerekiyor...Nejat abi projenin bir an önce sağlıklı bir şekilde hayata geçmesini istiyor. Uygun bir zamanda görüşüp bir yol haritası çizmeliyiz. Abi selam, 1. meslek ve kültür kitaplarının belirlenmesi, okunmasının sağlanması, 2.Yabancı dil seviyesinin artırılması, 3. Doktora ve yüksek lisans yapılmasına yönelik çalışmalara ilişkin yap��lması gereken çok şey var... Bunun için sizinle beraber olduğumuz en son arkadaş gurubu uygunsa onlarla devam edelim,..ek olarak düşündüğünüz başka bir abi düşünürseniz onları da ekleyebiliriz. Abi Allah rızası için elimizi ayağımızı, herşeyimizi Hizmetin altına koyalım, seviye yükselsin inşaallah, hem ceza, hem hukuk hem de idarecileri kapsamalı"
Şeklindeki görüşme içeriklerinde, örgüt yöneticisi İbrahim Zengin'in örgütsel toplantıya katılacakları şüpheliye sorarak onun muvafakatı ile belirlediği, sivil imam Nejat kod ... ...'ın istediği projenin hayata geçirilmesi, örgüt mensuplarının eğitim ve kültür alt yapılarının yükseltilmesi konusunda şüpheliye danışıldığı,
Şüpheli ... ile örgütün danışma heyeti içinde yer alan ... ... (59344 ID) ve ... (396079 ID) arasındaki 27.11.2015 ve sonraki tarihli yazışmalarda;
(59344 ID)---Cemal06(cl2506) yazd?: "abi kamera oluyor hepsinde.gece şapkalı gidiyordum.bufelerin çoğunda yukluyorlar.bn bizim orda 4/5 büfe vardı ordan yukluyordum 24.12.2015 02:24, a06 yazd?: Abi bildiğiniz herhangi bir yerlerde, kamerası olmayan hat için kontör yüklenebilen büfe vs varsa adres yazabilir misiniz?"
(59344 ID)---Konu: "Tablet ve güvenlik. Değerli abiler, Cep telefonu ve tabletlerde dil ve giriş bölümünde 'öngörücü yazı' ve 'klavye kaydırma' seçeneği var. Bunlar açık hale getirildiğinde kelimiye başlayınca gerisi üstte beliriyor. Ayrıca harfler üzerinde parmak kaldırmadan kaydırarak el yazısı gibi yazabiliyorsunuz. Her iki özellik büyük kolaylık ve sürat sağlıyor. Fakat bu yöntemde her yazılan samsungun merkezine kaydediliyormuş. Yani büyük bir güvenlik riski taşıyor. Bu yüzden belirtilen özelliklerin açılmaması; açık olanların derhal kapatılması gerekiyor."
(469835 ID)---"elcevap; bireysel de dahil olmak uzere demir ve izzet ile takip ediyorduk. onlarin ozel durumlari nedeniyle bixde gozukuyor. sure tebligden iyibaren 1 ay. evet baskadi arkadsslar oncelikle itirazda yazdiklari konulara llave olarak baskanlar kurulunun olusumu ve karsr seklinin dogru olmadigini ifade etmeliler. yazdiklari dilrkceyi uranke. de izzete baglicada demire cankayadskilr de bana veriyorlsr ayni sekilde yapalim. izzet ve demir den biri bakamam derse ben kontrol ederim. gonderdiklerimi alsbildijiz mi? arkadaslar bize yazilip hazir verilse gibi bir beklenti icindeler. hrkese konuyu anlatalim ve kendilerinin konuya asinaligi acisindan kendi hikayesi ile yazmasini temin etmek lazim. diger turlu tek elden ve toplu yazilmis hissinden uzak olmak gerekiyor. Ayrica bir konuyu size yazmistim almamissiniz anlasilan; divandan yer degisikliginin mit raporuyla yapilipp yapilmadigini soralimmi? rapor dogrultusunda yapilmissa yurutmeye karsi yargi kurulu olan divanin mensuplarini korumadigi ileri surulerek yurutmenin baskisi ile olusturulan bir karar. diyerrk hukuki olmadigini ifade edebiliriz. bireysel dosyasini aldiniz mi? fahri11 (01.01.2970 00:00): abi dun izzet beyle avm de karsilastik. Kendisinin sorduklarina cevap alamadigini ndr ve kartllada gorusmedigini onlarinda sorduklarini yanitlamadiklarini kim sorularina cevap verecekse kendisininde ihtiyaci oldugunu soyledi."
(396079 ID)---Konu:.. Heyet. hayırlı olsun iyi olmuş 05.01.2016 22:54, ykt1 yazd?: Abi uygundur... Bu abiler ile siz gorüşürmüsünüz...Yoksa ben haber ileteyim mi? Ancak abilerin yogunluklarını kendilerine soralım...izzet a. kendileriyle ilgili süreci yönetme, savunma hazırlama, benzeri savunmalara destek olma gibi işleri görecek bir heyet olsa çok iyi olur diyor. Çünkü asıl işi bu olan, aktif bir heyet ancak bu süreçte sağlıklı bir yol izleyebilir. Bu heyet için de şu an yrg kn. daki yargılanma büreci üzerinde çalışma yapan ve bu işte yetkin olan Demir a. ile Zengin a. nın uygun olduğunu, aynı yerde oldukları için tedbir ve iletişim bakımından da bir sorun olmayacağını söyledi. Bu konudaki düşünceniz? Bu şekilde bir heyet kuruldu...Bilginize"
Örgütün yargıdaki sivil imamı ... ... ( 363824 ID ) ile ... (469835 ID ) arasındaki 02.01.2016 tarihli görüşmede;
(363824 ID )---" 9. Ceza daki abilerin takibini zimmetledik. izzet abi ile Bünyamin, M.Kaya ve ... abiler görüştüler...Salih abi onun takibini yapacak... Ayrıca ihtiyaç halinde aynı apartmandan başka iki abi de ilgilenecekler. izzet abiye hem Ekrem Bey ile hem de Abdurrahman abi ile ilgilenmesini istedik... izzet abi belli periyotlarla Ekrem bey ve Abdurrahman abi ile görüşecek...Ayrıca yol haritası için de gerekli çalışmayı yapıyorlar... Zaman zaman bilgi verecem... Öte taraftan şöyke bir sıkıntımız var... 9. C.D. de eskiden çalışan Abdurrahman abi eşinden boşanmış, bilginiz vardır. izzet abinin Abdurrahman abi ile görüşmesini istemiştik. Çünkü başka kimse tesir edemiyor...Abi bu bilgi notu uygun mu? Eksik tarafı varsa? yazar mısınız. Abi aynısını yapalım. Ben aksam ona haber gönderirim, Siz de yakut abi ile de bilgi ulastırın lutfen. ne yapılması gerektiğini yazın abi. "
(363824 ID)-- "O görüşmenin detayını yazmadım. Görüşme oldu. Abi, size atıyorum. Kimseyle paylaşmayın"
(363824 ID)---Konu:SAHA BİLGİ. Not: Da?ıtım Olmasın Lütfen... 06.01.2016 tarihindeki hsyk toplantısında, hsyk üyesi muharrem özkaya....Konu:Önemli Bir Konu. Not: Lütfen kimse ile paylaşmayın? Sadece önerinizi yazın? Kıymetli abiler; Yargıtaydaki yeni oluşumla ilgili ... isimli üyenin sekretarya görevi yaptığını düşünüyoruz. Bir abinin eşinin telefonuna yanlışlıkla mesajları gönderiyormuş. İki gün ard arda mesajlar geldi...Ne yapalım? Stratejimiz ne olsun?. konu:2. ysk seçimleri. ysk seç?mler? ?le ?lg?l? gelen tüm görü?ler? ab?lere payla?mı?tık? cuma ak?amına kadar yen? gel?? meler olab?l?r? bu çerçevede, 6. ceza da?res?n?n seç?m?.Konu:saha bilgi, bugün ysk adaylarının belirlenmesi amacıyla sol kanat temayül yoklaması yaptı..ilinde T3 bir abimizin eşinin yaşadığı bir hadise..Konu:ÖNEMLİ BİR SORU. Abi asağida bir abi tarafından sorulan bir soru var. Buna nasil bir cevap vermeliyiz. Sizin öneriniz nedir? Abi selam, Önümüzdeki hafta Salı günü Ceza Genel Kurulu gündeminde bir dosya hakkında görüşlerinizi almak isteriz. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 101. maddesinde tutukluluk s5. Bugun ... muzakerede..dairede iyi sinyaller vermiyor etliye sutluye karismiyor muzakerelerde bekliyor çogunluk nerde ise o taraftan oluyor bir fikri yok dik duramaz fikrini savunamaz pasif,
(363824 ID)---Konu:hsyk saha bilgisi. 1Çarsamba gunu gn kurulda kararname ile gorev yerleri degistirilen arkadaslarin ititrazlari rddedildi. bildigim kadariyla tamami..kozmik ile ilgili bir duyumum yok . ancak biz dairede muhalif kaldik..ilgili idari yargi kararlarina yonelik 78 mahkeme hakkinda actiklari dosyadan 4 ü hakkinda bir ay once karar vermistik. 2. dairede bunlarin terfilerini ertelemisti. basinada yansidi bu durum. hatta meclis gundemine geldi. bu hafta bu 78 dosyadan 5 tanesi daha gundeme alindi . haber konusu yapilmasindan rahatsiz olmuslar. ben detayli bir muhalefet yazdim .haberin bizdan ciktigini dusunuyorlar. daha once karar verdikleri halde dosyalari incelemeye aldilar . tasradan cok tepki almislar. 2.daire de daha once terfi ettirmediklerinin itirazlarini kabul etmis .tasradan gelen tepki uzerine"
Yukarıda açıklanan görüşme içeriklerinde; Örgütsel faaliyetlerde gizliliğe en üst derecede riayet edildiği, bu kapsamda kontör yüklemek için gidilecek büfenin dahi kamera olmayan bir yerde konumlanmış olmasına dikkat edildiği,
Şüphelinin içerisinde bulunduğu danışma grubunun düzenli olarak yapılan örgütsel toplantılarda başta Yargıtay 9. Ceza Dairesi olmak üzere soruşturmaya maruz kalan mensuplarının sorunları ile ilgilenilmesi, dilekçelerin hazırlanması ve takibi ile semtlere göre belirlenen sorumlu kişilere raporların teslimi gibi tüm faaliyetlerin düzenlenerek denetlendiği,
HSYK tasarrufları, seçim, dava takibi, menfi takip, zimmetleme gibi çok sayıda örgütsel faaliyetin şüpheliye rapor edildiği, HSYK'da yapılan toplantıların gündemi ve sonuçlarının sivil imam tarafından aktarılarak izlenecek strateji konusunda şüphelinin talimatının alındığı, gönderilen bir kısım notların ise diğer örgüt mensuplarıyla paylaşılmaması gerektiği belirtilerek adeta gizlilik içinde gizlilik sağlandığı belirlenmiş olup, örgüt içinde bazı mensupların durumlarının daha fazla tedbir gerektirdiğinin de konuşulduğu, bu durumdaki "demir" kod adı kullanılarak bahsedilen kişinin Yargıtay eski üyesi ... olabileceği, "izzet" kod adını kullanan Yargıtay eski üyesinin gerçek kimliğinin tespiti için HTS incelemesi yapılmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdi edildiği,
Şüphelinin ByLock üzerinden attığı mesajların örgüt üyesi/yöneticisi olmaktan şüpheli ya da sanık konumunda bulunan Yargıtay eski üyeleri ... ... (399977 ID), ... (28735 ID), ... (61335 ID), ... (382087 ID), ... (396079 ID), ... ... (411201 ID), ... (364269 ID), ... Arı ( 348860 ID), ... ( 396841 ID), ... Uslu'ya ( 80415 ID) da gönderildiği,
Tespit edilmiştir. (Ek 2/1.kl/415-600)
(469835 ID)'nin şüpheliye ait olduğuna ilişkin tespit tutanağı ile yazışma içerikleri, ByLock irtibatlarını gösterir CGNAT verileri ile Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı'nın hazırladığı analiz raporu, charter şemaları, exell dökümleri ile çalıştırma programının bulunduğu 2 adet CD iddianameye eklenmiştir. (Ek 2/2. Kl/355, 331-339), (Ek 8/75)
Yurt dışı Çıkış Kaydı
Şüpheli ...'nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146149 sayısında hakkında örgütün sivil imamı olmaktan soruşturma yürütülen ... isimli kişi ile 03.07.2011 tarihinde yurt dışına çıkış kaydının bulunduğu tespit edilmiştir. (Ek 3/30)
HTS Baz Analizi
Şüphelinin, 01.09.2010 -31.10.2010, 01.09.2014- 31.10.2014 tarihleri arasındaki Ankara ili dışında sivil imam denilen kişilerle ortak baz irtibatı olup olmadığının belirlenmesi bilirkişi kurulundan istenilmiş olup,
Şüpheli adına kayıtlı olan telefonlar ile sivil imam soruşturması kapsamında HTS listeleri alınan numaraların BAZ verileri kullanılarak yapılan aynı gün 60 dakika içerisinde sinyal verilen ortak baz istasyon çalışmaları yıl yıl kronolojik sıralama ile belirtilmesi noktasında görevlendirilen bilirkişilerin düzenlediği rapor içeriğinde;
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 esas sayılı soruşturmasında, örgütün sivil imamı listesinde yer alıp, bir kısmı ByLock kullanıcısı olan şahısların, şehirlerarası, şehir merkezlerinde en fazla 1 km, AVM, plaza, otel vb yerlerde ise bu alanların büyüklüğü kadar kapsama alanı olan baz istasyonları esas alınarak yapılan incelemede; şüpheli ... ile aynı gün 60 dakika içerisinde aynı baz istasyonu kapsama alanı içerisinde bulunan sivil imamların ardışık baz vermeleri (tekrarlayan sürede), birlikte olmaları ihtimalini güçlendiren bir bulgu olarak değerlendirilmiş olup, bu kapsamda şüphelinin, 11 sivil imam ile 60 dakika süregelen ardışık bazları da içerir şekilde sivil imam adı, baz çakışma noktası, yer ve tarih kriterleri aşağıya işlenmiştir.
Şüpheli ...'nın sivil İmam tabir edilen 11 şahıs ile 2010-2016 yılları arasında Ankara Merkezi ve Ankara il dışındaki 60 dakika ortak baz birlikteliklerinin, mahkeme aşamasında kolay olarak gösterilebilmesi için masaüstü ara yüz yazılımı dizayn edilerek, yapılan yazılımın çalışma mantığının, baz koordinat verilerini Google Maps üzerinden nokta olarak gösterebilmesi harita üzerinde tam nokta yakınlaştırma yapılmasını sağladığı, rapor ekinde ...'nın, 60 dakika ve üzerinde ortak baz birlikteliği olduğu sivil imamlar ile ilgili tek tek excel tablolarının oluşturulduğu, şahıs şahıs ortak baz ve excell koordinat bilgilerini harita üzerinden gösterilmesini sağlayan haritalandırma yazılımının rapora eklendiği görülmüştür. (Ek3/53-70 )
Şüpheli ...'nın irtibatlarının tespiti bağlamında; şüpheliye ait (469835 ID) ile sivil imam ... ... (363824 ID) Yargıtay eski üyeleri ... (396079 ID), ... ... (411201 ID), örgütün Yargıtay hukuk ve ceza bölümleri genel sorumlusu ... ... (59344 ID) arasındaki 09.07.2015 tarihli ve sonraki tarihli yazışmalardan;
... (469835 ID) ile ... ... (59344 ID) arasındaki 02.01.2016 tarihli yazışmada;
(469835), fahri11---"abi dun izzet beyle avm de karsilastik. Kendisinin sorduklarina cevap alamadigini ndr ve kartllada gorusmedigini onlarinda sorduklarini yanitlamadiklarini kim sorularina cevap verecekse kendisininde ihtiyaci oldugunu soyledi..."
Şeklindeki yazışma içeriği ve şüpheli ...'nın HTS bilgileri bilirkişiye tevdi edilmiş alınan raporda; 01.01.2016 tarihi itibariyle "AVM' den baz veren Yargıtay eski üyelerinin "..., ..., ..., ..., Halit Kıvrıl, ... ve Zekeriya Yılmaz" olduğu,
Yargıtay Genel Sekreterliğinin cevabi müzekkeresinden, ByLock yazışma içeriklerinin yapıldığı tarihlerde Yargıtay eski üyeleri "..., ..., ..., Halit Kıvrıl, ... ve Zekeriya Yılmaz hakkında disiplin soruşturması bulunmadığı,
... (396079 ID) ile ... (469835 ID) arasındaki 06.01.2016 tarihli içerikte;
(396079 ID)---Konu:Re: Fw: Re: Heyet, " ykt1 yazd?: izzet a. kendileriyle ilgili süreci yönetme, savunma hazırlama, benzeri savunmalara destek olma gibi işleri görecek bir heyet olsa çok iyi olur diyor. Çünkü asıl işi bu olan, aktif bir heyet ancak bu süreçte sağlıklı bir yol izleyebilir. Bu heyet için de şu an yrg kn. daki yargılanma büreci üzerinde çalışma yapan ve bu işte yetkin olan Demir a. ile Zengin a. nın uygun olduğunu, aynı yerde oldukları için tedbir ve iletişim bakımından da bir sorun olmayacağını söyledi. Bu konudaki düşünceniz? Bu şekilde bir heyet kuruldu. İnşallah hayırlı olur. Bilginize"
Şeklindeki mesaj içeriğinde bahsedilen tek soruşturmanın Yargıtay Genel Sekreterliği'nin cevabi müzekkeresinden de anlaşılacağı üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesi eski başkan ve üyeleri "Ekrem Ertuğrul, Fikriye Özkök Şentürk, ..., Hamza Yaman, ..." hakkında olduğu, Fikriye Özkök Şentürk'ün cinsiyeti itibariyle bahsedilen "izzet abi" olamayacağı,
Sivil imam Nejat kod ... ... (363824 ID) ile ... ( 469835 ID) arasındaki 02.01.2016 tarihli yazışmada;
(363824 ID)---"9. Ceza daki abilerin takibini zimmetledik. izzet abi ile Bünyamin, M.Kaya ve ... abiler görüştüler...Salih abi onun takibini yapacak... Ayrıca ihtiyaç halinde aynı apartamadan başka iki abi de ilgilenecekler. izzet abiye hem Ekrem Bey ile hem de Abdurrahman abi ile ilgilenmesini istedik... izzet abi belli periyotlarla Ekrem bey ve Abdurrahman abi ile görüşecek... Ayrıca yol haritası için de gerekli çalışmayı yapıyorlar... Zaman zaman bilgi verecem... Öte taraftan şöyke bir sıkıntımız var... 9. C.D. de eskiden çalışan Abdurrahman abi eşinden boşanmış, bilginiz vardır. Mevcut kaldığı lojmanda eski eşi ve çocukları oturuyor, kendisi kiraya çıkmış... izzet abinin Abdurrahman abi ile görüşmesini istemiştik. Çünkü başka kimse tesir edemiyor...izzet abi görüşmüş ve yemek yemiş, daha iyi bir durumda olduğunu söylüyor. Değişik vesilelerle görüşmeye devam edecek. Abdurrahman abi yeniden evlenmek neyetinde olduğunu söylemiş, hatta birkaç kişiye de bakmış. Önceden baktığı işler ile ilgili sıkıntılı herhangi bir ifade kullanmamış. O abi şimdilik kontrol altında. izzet abi bu abinin çok pecmurde dolaştığını söylüyor. Bir ara götürüp üstüne başına birşeyler lmanın yararlı olacağını söylüyor. Aralarındaki hukuk nedeniyle bunu kendisinin yapabileceğini söylüyor. Ayrıca boşandığı eşine 1500 TL nafaka, eşi ve çocuklarının oturduğu evin kirası, telefon, elektrik, su gibi giderlerini karşılamaya devam ediyormuş. Çocuklarına da harçlık veriyormuş. Kendisi de başka bir evde yaşıyor. Bu nedenle normalin üzerinde fazladan güncel ihtiyaçlar nedeniyle ödenen bir para var. Abimiz yardıma ihtiacının olduğunu ifade etmiş... izzet abi ümitli konuşmamış...acak abiler belli bir yardım olmasın ama şu anda çok peşmurde olduğu ićin kıyafet konusunda yardımcı olsak diyorlar... izzet abi bir yere götürüp giyindirse diyorlar. abi bu bilgi notu uygun mu, eksik tarafı varsa? yazarmisiniz, abi aynisini yapalim, ben aksam ona jaber gonderirim, sizde yakut abi ile de bilgi ulastirin lutfen. ne yapilmasi gerektigini yazin abi, Abi arkadaşlarımızın dertleri ile dertenmeniz ve ilginiz için Allah razı olsun.."
Şeklindeki yazışma içeriğinde örgütün "izzet abi" isimli kişiye zimmetlediği kişilerin 9. Ceza Dairesi eski Başkanı Ekrem Ertuğrul ile aynı daire eski üyesi ... olduğu dolayısıyla "izzet" denilen kişinin bu şahıslar olamayacağı,
... (469835 ID) ile ... ... (59344 ID) arasındaki 27.11.2015 tarihli yazışmada;
(469835 ID)---"elcevap; bireysel de dahil olmak uzere demir ve izzet ile takip ediyorduk. onlarin ozel durumlari nedeniyle bixde gozukuyor. sure tebligden iyibaren 1 ay. evet baskadi arkadsslar oncelikle itirazda yazdiklari konulara llave olarak baskanlar kurulunun olusumu ve karsr seklinin dogru olmadigini ifade etmeliler. yazdiklari dilrkceyi uranke. de izzete baglicada demire cankayadskilr de bana veriyorlsr ayni sekilde yapalim. izzet ve demir den biri bakamam derse ben kontrol ederim.."
Şeklindeki mesaj içeriğinde bahsedilen "izzet abinin" Urankentte oturan yüksek yargı mensuplarından bir kişi olduğu, yukarıda bahsedilen haklarında soruşturma yapılan "Ekrem Ertuğrul, Fikriye Özkök Şentürk, ...'un Urankent' te oturmadıkları, ancak ...'in "Urankent, A Blok, No:28 adresinde ikamet ettiği,
Hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, anılan ByLock içeriklerinde yer alan "izzet" isimli kişinin ... olduğu sonucuna ulaşılmıştır. (Ek 3/55-57)
Dijital Materyal İncelemesi
Şüpheliye ait HTS kayıtlarına ilişkin bilirkişi raporunda; sivil imamlar ile irtibatının bulunduğu dikkate alınarak;
Mahkeme kararına istinaden, CMK 134.maddesi gereğince alınan inceleme, kopyalama ve çözümleme kararına dayanılarak dijital materyallerde kayıtlı rehber bilgisi, sms kayıtları, silinmiş kayıtlar ile birlikte arama, e-post kayıtları, tespit edilen ByLock uygulamasının dışında başkaca ByLock, Eagle, Coverme, Herkul (org.herkul) gibi programların olup olmadığı, bu tür programların silinme işleminin yapılıp yapılmadığı, cep telefonu içerisindeki sistem dosyaları, silinmiş resimler, cep telefonu içerisindeki sim kartların aktif olup olmadığı ile sim kart içerisindeki öğelerin çözümü, inceleme detaylarının her bir materyal altına detaylı olarak belirtilmesi noktasında, inceleme yapılması konusunda bilirkişi raporu düzenlenmesi talep edilmiş olup, ibraz edildiğinde gönderilecektir.
İlgili Mevzuat:
(1)5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161/8 maddesinde; "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır."
(2) 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" kenar başlıklı 12. maddesinin birinci cümlesi şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikap (m. 250/1 ve 2), resmf belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflas (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir."
(3)2797 Sayılı Yargıtay Kanunu, Madde–46: "(Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.
(5) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde - 314/1: "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(6) 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu, Madde 5/1: " 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."
Hukuki Değerlendirme:
Yargıtay üyelerinin Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü halinin bulunması durumunda soruşturma genel hükümlere göre yürütülecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/996, K. 2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/998, K.2017/388 sayılı kararlarında;
5271 sayılı CMK'nın 2. maddesinde tanımlanan soruşturma ve kovuşturmanın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır.
Hakimler ve Savcılar Kanununda, hakim ve Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar', 93. maddesinde 'kişisel suçlar' ve 94. maddesinde 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halleri' olmak üzere üç farklı hal öngörülmüştür.
Suçun '"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hali" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür" Hakimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir .
Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu İfade eder.
Şüpheliye isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314/1. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçu ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan suçlardandır.
"Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hakim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu değerlendirilmiş,
...Suçların, örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihai amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında görev yaptıkları alanlara yerleştirildikleri, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği...dikkate alınarak kişisel suç değerlendirmesinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamında; "Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ... "
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamında; "Mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi halinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümlerı de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu [anlaşılmıştır."
Anayasa Mahkemesi'nin 2016/15586 sayılı şüpheli Alparslan Altan başvurusu ile ilgili olarak 11.01.2018 tarihli kararında; Yukarıda açıklanan Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay kararları ile "başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında, başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü halinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfi olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir" değerlendirmesinde bulunulmuştur.
Şüpheliye atfedilen silahlı terör örgütü yöneticisi olmak fiili, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olup, temadinin, fiili veya hukuki kesinti gerçekleşene kadar devam ettiği, bu itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, itibariyle işlenmekte olan bir suç söz konusu olduğundan, suçüstü hali gerçekleşmiş olup, kişinin bu suçu, örgütün amaçları doğrultusunda herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlemesi zorunlu olmadığı gibi, failin memur olmasının da kurucu unsur olmadığı, yürütülen hakimlik ve Cumhuriyet savcılığı sıfatından bağımsız olarak özünde anılan örgütün, nihai amacına ulaşması motivasyonuyla diğer örgüt mensupları ile birlikte hareket ettiği, failin yöneticisi olduğu iddia edilen FETÖ/PDY örgütünün 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olup, TCK'nın 309 maddesi kapsamındaki Anayasayı ihlal suçunun işlendiği, şüphelinin eyleminin bu vehamete giden süreçte geçitli suç niteliğinde olan silahlı terör örgütü yönetici olmak suçunu oluşturması nedeniyle sürecin birlikte değerlendirilmesinin zorunlu olduğu da dikkate alındığında,
2797 Sayılı Yargıtay Kanununun 46. Maddesinde öngörüldüğü üzere, Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir yönündeki düzenleme nedeniyle soruşturmada Başsavcılığımızın görevli ve yetkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Şüpheli ...'nın savunması, yukarıda ayrıntıları açıklanan tanık beyanları, ByLock içerikleri, HTS baz analizine göre;
Şüphelinin Üniversite öğrenciliği ve staj döneminde:
Örgüt tarafından üniversite ve staj eğitim döneminden itibaren mensuplarının ayrıştırılarak ayrı evlerde barınmaları ve eğitimlerinin sağlandığı,
Şüphelinin, hukuk fakültesi öğrenciliği ve staj döneminde yargı kadrolarının örgüt mensuplarından oluşturulması ve örgüte eleman temini ile mensupları arasındaki dayanışmanın pekiştirilmesi noktasında aktif faaliyet yürüttüğü, bu kapsamda ifadeleri alınan yargı eski mensuplarından;
... tarafından,"Ben 1985 yılında Ankara Hukuk Fakültesini kazanarak...Ankara'ya geldim...üçüncü sınıfta ... ile tanıştım. ... bilahare hakim olan ve Yargıtay üyeliği yapan kişidir. Ben Fetullah ... cemaati lafını ilk defa ...'dan duymuştum. Onunla okuldaki arkadaş sohbetleri esnasında kendisinden ve cemaatten bahsederdi...Dördüncü sınıfa geldiğimde ... benimle daha fazla ilgilenmeye başladı. Beni kendi evlerine çağırdı...Ben ve Harun ...'nın bu teklifini kabul edip ...'nın evine bu sohbetlere gitmeye başladık. Sohbetleri ise ... veriyordu. Daha sonra Fetullah ...'in ismini zikretmeye başladı. Ben dördüncü sınıfın sonuna kadar ...'nın abiliğinde bu sohbetlere devam ettim. Ben eğitim merkezinin....... daha sonraki davetlerine katıldım. Bu sohbetleri de ... organize ediyordu. O dönem ... ve ... ... piknik organizasyonları yapıyordu" şeklinde,
... tarafından,"Ankara'da Eğitim Merkezi'ne geldiğim dönemlerde... ... ... ve ... ile de tanışmıştım...Fetullah ... sohbetleri için ...'nın evine ... ile birlikte gidiyordum. Bu yıllar 1991-1992 yıllarıydı." şeklinde,
... tarafından,"Ben eğitim merkezinde ..., ...,...Bu şahıslar üçerli dörderli gruplar halinde o dönem sohbet yapıyorlardı." şeklinde,
... tarafından,"..., İbrahim Bey'in staj arkadaşıydı ve staj eğitim merkezinde birlikte kalmışlar, aralarında bir dostluk olduğunu biliyorum. ..., genel sekreter olarak atanınca ister istemez iş daha çok onların kontrolünde gitmeye başladı" şeklindeki ifadesi ile,
Yargıtay eski üyesi ...'nın, Ankara hakim adayı olarak; 30.11.1990-15.10.1991, 15.10.1991-07.12.1992 tarihleri arasında,
Başka dosya sanığı ...'un, Ankara hakim adayı olarak; 31.08.1990-15.10.1991, 15.10.1991-14.02.1992 ve 13.04.1992-13.07.1992 tarihleri arasında staj yaptığı dikkate alındığında;
Şüphelinin öğrenciliğinden başlayan örgütsel irtibatlarının stajı döneminde de kesintisiz devam ettiği,
Mesleğin icrası sırasında
Şüpheli ...'nın taşrada görev yaptığı sırada da örgütsel toplantılar organize ederek sohbet abiliği yaptığı, örgüt tarafından organize edilen daha kapsamlı toplantılara katılımı sağladığı, mensupları arasındaki ilişki ve dayanışmanın arttırılması bağlamında organizasyon, toplantı, himmet ve örgüt amaçları doğrultusunda aktif faaliyet yürüttüğü, bu hususun,
... tarafından, "Ben Erciş'teyken..1999-2000 yılı olabilir, yaz aylarıydı. Ankara'da Yenimahalle'deki Samanyolu Okullarında, en üst katında Türkiye genelinde 150-200 kişi hakim-savcı çağırmışlar. Orada 3-4 saat birlikte bir toplantı yapıldı...Yargı biriminin sorumlusu İlhan abi geldi dediler...Buraya gelirken hiç hissettirmeyeceksiniz." dedi. Yoğunluklu olarak bir yere gidip gelirken nelere dikkat edileceği, sohbetlerde nelere dikkat edileceği konusunda uyarıldık. ..., ..., ... ALÇIK, ... ÇAKIN, Mustafa KILIÇ vardı. ... beni ve 5-6 kişiyi alıp Balgat'ta bir eve götürdü.
Ben 1992 yılı başında Siirt merkeze hakim olarak kura çektiğimde...... bana orada sahip çıktı...1993 yılı sonlarında ..., Turgut ve ben sanırım Beşiri ilçesine hatırlamadığım bir hakim arkadaşı ziyarete gittik...Ankara'dan geldiğini söyleyen birileri de iştirak ediyordu. Bu buluşmalardan birinde ... bana "Ağabey artık biz seni bizden görüyoruz. Öğrencilere yardım yapıyoruz." diyerek para istediler...Parayı toplantıya katılanlara verdim, onlar da Ankara'dan gelen kişiye verdiler." şeklinde,
Zafer Turanlı tarafından, "Ben Simav'da çalışmaya başladığım zaman...... sürekli Yargıtay ile ve HSYK ile irtibatı olduğunu gösterir şekilde oradaki bizler için ulaşılması kolay olmayan yüksek yargı mensupları ve HSYK üyeleri hakkında abi diye anarak sözler sarfediyor ya da telefonla irtibat kuruyor ve bazıları hakkında " onlar benim adamım" diye sözler sarfediyordu...
... bana cemaatin hedeflerini, çalışmalarını ve yapılanmasını anlatmaya başladı....Ancak benim yanımda da cemaat ile ilgili konuları belli bir noktaya kadar konuşup ben ona soru sorduğumda bana " Önceki ümmetler çok soru sormaktan helak olduğunu, sorgulayan değil itaat eden insanlara ihtiyaç olduğunu" söyleyerek benim sorularımı geçiştiriyordu...piknikteki sohbetler sırasında ... ve ...'in birbirlerine cemaatin Simav'daki ve Kütahya'daki faaliyetlerini sordukları ve her ikisinin de FETÖ/PDY bloklanması ile irtibatlı olduklarını açıkca ortaya koyar şekilde konuştuklarına tanık oldum." şeklinde,
... tarafından, "Ben Ankara'ya gelince...Urankent'teki adliye lojmanına taşınınca ... ve ... beni sohbetlere çağırdılar....Daha sonra davetler dini sohbetlere ve Fetullah ...'in anlatıldığı sohbetlere dönüştü. Bu sohbetlere eşlerimiz de gelirdi. Sohbetin abiliğini ... yapardı....Bilahare ... bize ben de size sohbet vereyem dedi. Beni, ... ve ...'yı evine davet etti. Bu dönemde Fetullah ...'e ait videolar izlemeye başladık. Sohbetin abisi de ...'ydi."şeklinde
İfade edildiği,
HSYK dönemi
2010 yılı Anayasa referandumu sonrası HSYK'nın yargı erki içerisindeki görevleri; Hakim ve Savcıların; atama, tayin, terfi ile bütün özlük hakkları, her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayrılma işlemlerini yapmak, görevlerinden dolayı veya görevleri sırasındaki suç soruşturması, disiplin soruşturma ve kovuşturması sonucu geçici yetkiyle yer değiştirme veya görevden uzaklaştırma ile meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek, hakim ve savcıların, mesleğe kabulü, görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin Teftiş Kurulu'na denetim yaptırma, ihbar ve şikayetleri inceleyerek inceleme ve soruşturma işlemleri için teklifte bulunma, mesleğe tekrar atanma, meslekten çekilme, çekilmiş sayılma ve görevin sona ermesi hakkında karar verme şeklinde olup, yargı mensuplarının tamamı üzerinde oldukça kapsamlı yetki ile donatıldığı,
Şüphelinin öğrencilik, staj dönemi ve mesleğin icrası sırasında örgüt içerisindeki etkin konumu ve faaliyetleri nedeniyle örgüt amaçları doğrultusunda Anayasal sistemdeki 3 temel erkten biri olan yargı erkinin örgütün amaçları doğrultusunda dizayn edilmesinde son derece kritik öneme haiz HSYK Genel Sekreterliğine atanmasının gerçekleştirildiği,
2010 yılı HSYK seçimlerinin, demokratik her adayın serbestçe yarıştığı bir seçim olduğu düşünülürken, tablonun bu anlayışın çok ötesinde örgütlü bir faaliyete dönüştürüldüğünün ortaya çıktığı,
(469835 ID) ile D-Fahri, Kayacan, Kaya kod adlarını kullanan şüpheli ...'nın organizesinde, (5053677518, IMEI numarasının; 01342300171799) ile ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen şüpheli ..., (83284 ID), "ADY, TGKÇ, Tuğhan, Tahir" kod adlarını kullanan ..., (403561 ID), "Hasan" kod adını kullanan ..., (52025 ID, (183193 ID ), "NDR, NADIR, Nadir" kod adlarını kullanan ..., (411201 ID), "D-Yurdaer" kod adını kullanan ... ..., (382087 ID), "sami, ..." kod adlarını kullanan ..., CGNAT, (sicinat) verisi ile çok sayıda ByLock bağlantısı tespit edilmiş olan ... olmak üzere yaklaşık 20 örgüt mensubunun, şüpheli ...'nın evinde toplanarak seçim stratejisinin belirlenmeye çalışıldığı, masrafları örgüt tarafından karşılanan seçim gezileri yapılmasının kararlaştırıldığı, toplantıların seçime kadar devam ettiği, şüpheli ...'nın da bu seçim gezilerine katıldığı, HSYK üye adaylarının kimlerden oluşacağı konusunda seçici kurul içinde yer alıp, örgütün temsilcisi sıfatı ile hareket ettiği
Örgüt liderinin talimatları doğrultusunda 2008 yılından itibaren takiyye yöntemi ile sızılan Yargıçlar ve Savcılar Birliğinin HSYK seçimi gibi bazı operasyonlarda kullanıldığı,
...2010 yılında yapılan HSYK seçimlerinden önce YARSAV başkanı ... Arslan ile bakanlık listesinde bulunan yapılanma içerisindeki ..., ..., ..., Galip Tuncar Tutar, ... ve ...'in Adalet Bakanlığında bir araya geldikleri, görüşmenin konusunun, YARSAV içinde örgüt mensuplarının sayısı, konumu ve hareket tarzları olduğu ... Arslan'ın bu toplantıda örgüt mensubu olan 300-400 kişinin YARSAV içerisinde bulunduğunu belirttiği, YARSAV'da etkili olmaya başlayan örgüt mensuplarının tek oy düzenlemesinin iptali yönünde girişimlerde bulundukları, YARSAV üzerinden muhalefet parti yetkililerini ikna ettikleri ve muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesine açtığı dava sonucu bu seçimlerde tek oy verilmesi şeklinde düzenlemenin iptal edilerek seçilecek aday sayısı kadar oy kullanılması (liste biçiminde) şeklinde düzenlemenin geldiği,
Seçimlerde haklarında örgüt mensubiyeti nedeniyle soruşturma/kamu davası açılmış bulunan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın HSYK üyesi olarak seçildikleri ve birlikte faaliyet yürüttükleri, sayısal çoğunluklarını avantaj olarak kullanmak suretiyle hakim ve savcılar hakkında atama ve nakletme, geçici yetki verme, kadro dağıtma gibi önemli görevleri olan HSYK Birinci Dairesi'nin Başkanlığına şüpheli ...'un, üyeliklerine ..., ..., ...'nin, 2. Daire Başkanlığına Nesibe Özerin, üyeliğine ..., 3. Daire Başkanlığına Ahmet Hamsicinin, üyeliklerine ..., ..., ...'ın getirilmesini ve şüpheli ...'nın da 31.12.2010 tarihinde HSYK Genel Sekreterliği görevine, örgüt şüpheli/sanıkları ..., Neslihan Ekinci, ...'ün de genel sekreter yardımcılıklarına getirilmesini sağladıkları,
Yüksek yargıya üye seçimleri gündeme geldiğinde olması gerekenin, böylesi bir tasarrufun referandum sonrası oluşturulan HSYK yapısı içerisinde, yüksek yargıdan gelen ve kendilerinden olmayan üyelerin tamamının katılımı ile Yargıtay ve Danıştay'a açılan davaların niteliği ve sayısı dikkate alınarak, objektif bir değerlendirme ile Devlet teamüllerinin gereği ve kurum kültürlerinin de işe koşulması suretiyle kıdemin, liyakatın kriter olarak esas alındığı, herkesin serbestçe oyunu kullandığı, demokratik bir seçim olması gerekirken, Aralık 2010 tarihinde boş olan Yargıtay üyelerinin seçiminde, şüpheli ...'nın evinde ve onun koordinesinde yapılan gizli örgütsel toplantıya (432728 ID, 71442 ID), "servet, aber, berberabi" kod adlarını kullanan ..., ..., ..., (83284 ID) ile "TGK, TGKÇ, Tughan, tahir" kod adlarını kullanan ..., (GSM hattı; 5052359648, IMEI numaralarının;01362600684279, 35201706959255) ile bağlantısı tespit edilen ..., (87502 ID) ve "Ermin" kod adını kullanan ..., (GSM hattı; 5052131636, IMEI numarasının; 01242100291206) ile bağlantısı tespit edilen ..., ..., (71852 ID) ile "MAHİR, mahir, muzo" kod adlarını kullanan ..., (123652 ID) ile "erdem, edurnagöl, edurnagol" kod adlarını kullanan ..., (396079 ID) ile Bünyamin, Bunyamin, Aydnbybsgl, Bunyamin abi, Bunyamin a, aydın" kod adlarını kullanan ..., (52025 ID, 183193 ID) ile "Nadir, NDR, NDR Yeni" kod adlarını kullanan ..., örgüt yöneticisi olmaktan kamu davası açılmış bulunan ... ile ByLock abone listesinin 67186’ncı satırında kaydı bulunan ... (127651 ID) "HSYS-RY" kod adlarını kullanan ... ile birlikte şüpheli ...'nın da katıldığı, örgüt mensuplarından oluşan 350-400 kişinin, projektör kurularak isimlerin ekrana yansıtılıp sunum yapılarak sayının belirlenmeye çalışıldığı, örgüt lideri ile direkt iletişim kurulup, talimatlarının alındığı atmosfer içerisinde üye belirlemesinin yapılmaya çalışıldığı,
...'nin evinde yapılan toplantıya da kurul eski üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., ... ile birlikte şüpheli ...'nın katıldığı,
Yüksek yargıya üye belirlenmesi aşamasında, sadece örgüt mensuplarının iştiraki ile gizliliğe en üst seviyede riayet edilmek suretiyle gerçekleştirilen toplantılar sonrasında örgüt mensubu üyelerin belirlendiği, seçimlerin meşru zeminde gerçekleştirildiği algısının yaratılması bağlamında, önce üyelik yeterliliğine sahip beşbine yakın hakim savcının talepleri alınarak oluşturulan listelerin, yapılan Genel Kurul toplantısında üyelere dağıtıldığı, yüksek yargıdan gelen üyelerin verilen listelerden isimleri henüz işaretlediği sırada, örgüt mensubu üyelerin hazır oy pusulaları ile sembolik olarak seçime katıldıkları, tanıklık eden yüksek yargı üyelerinin söylemlerinden anlaşılmış olup, bu bilginin, aynı dönemde çalışmış olan yüksek yargıdan atanan üyelerin tanıklığı ile teyidinin mümkün olduğu,
Şüphelinin, HSYK Genel Sekreteri olarak atanması sonrasında ... ve..., örgütün sivil imamı ... ..., ..., ... gibi örgüt şüpheli/sanıkları ile iştirak içerisinde örgüt amaçları doğrultusunda organize ettiği örgütsel toplantılara ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile birlikte katıldığı, toplantılara HSYK üyesi olmayan kişiler, Balyoz ve Ergenekon ilgili olmak üzere başka kişilerin de çağrıldığı, şüphelinin himmet verdiği ve diğer örgüt mensuplarından topladığı himmeti örgüte aktardığı, bütün bu süreçlerin başka dosya sanığı ... tarafından açıkça ifade edildiği, ... tarafından "Devlet işlerinin yargı işlerinin bu şekilde evlerde konuşulması bende hep bir rahatsızlık yaratmıştır" yönündeki ifadesi ile de teyit edildiği,
HSYK yapılanması içerisinde örgüt mensuplarının evlerinde Balyoz, Ergenekon gibi ülke gündemini meşgul eden davaların, bu örgütsel toplantılarda, diğer kurul üyeleri dışlanarak örgütün istem ve talepleri doğrultusunda şekillendirilmesi hususunda faaliyet yürütüldüğü, bu toplantılara ... ve...'in de katıldığı, bu hususun bizzat ... tarafından ifade edildiği, ayrıca HSYK eski üyesi ... tarafından "abilik" görevinin ... tarafından yürütüldüğünü, ...'nin talimatları doğrultusunda oy kullandıklarını, özellikle Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk, MİT Tırlarının Durdurulması gibi davalarda görev yapan cemaat mensubu hakim ve savcılar hakkında yapılacak soruşturmalarda "Aleyhe kararlara muhalefet yazın, arkadaşları küstürmeyelim" dediğini, bu talebin FETÖ/PDY'nin isteği olduğunu bildiğini ve Dere'nin talimatlarını kararlarına yansıttıklarını ifade ettiği, bütün bu süreçlerin şüpheli ...'nın örgütteki sevk ve idaredeki rolü ile gerçekleştirildiği,
Yargıtay eski üyesi örgütün HSYK üst sorumlusu ...'nin, örgüt içinde bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden aldığı bilgileri örgütün yüksek yargı içinde görevlendirilen yöneticilerine aktardığı, telefon, tablet, hat vb araçları sağladığı, oluşan sorunları giderdiği, örgüt ile iltisaklı kurum ve kişiler ile ilgili olarak ByLock yazışmasında; ... (52025 ID).."Mesleğe kabulde aleyhe oy kullanacağınız birisi varmış onun ismini de gönderdim ama daha zamanı var inş bir fırsat olursa görüşürüz" şeklinde açıkça talimat vermekten çekinmediği, Danıştay'da örgüt üyeleri tarafından açılacak davaların dilekçelerinin hazırlanması ve dava sürecinin takibi konusunda bir heyet oluşturulmasının dahi planlandığı, bu şekilde HSYK'da yapılan toplantıların gündemi, sonuçları, görüşme içeriklerinin, kararname süreçlerinin örgüt tarafından takip ve kontrol altında tutulduğu, örgütün talimatları doğrultusunda verilen kararlara yazılan muhalefet şerhlerinin düzenli olarak örgütün yurtdışı birimine aktarıldığı, kurul başkan vekilinin kim olacağı ile seçim süreçlerinin bloke edilmesi de dahil olmak üzere seçim süreçlerinin takip edilerek örgütsel stratejinin belirlendiği,
Şüpheli ...'nın HSYK Genel Sekreteri, devamında Yargıtay üyesi olduğu dönemde birlikte çalıştığı örgüt mensubu yüksek yargı eski üyeleriyle ilgili hazırlanan fezleke ve iddianamelerde, FETÖ/PDY'nin çalışmalarıyla HSYK üyeliklerine seçildikleri, ...'nin verdiği talimatlar doğrultusunda oy kullandıkları, "sohbet" olarak nitelendirilen örgüt toplantılarına katıldıkları, "himmet" adıyla örgüte para verdikleri, örgütün yargı mensuplarından sorumlu sivil imamı ... ..., ... ve İsmail Çevirci ve daha çok sayıda sivil imam ile irtibatlı oldukları,
Anlaşılmıştır.
(469835 ID) ile Kaya -D-Fahri -Kaya-Kaya-cık kod adlarını kullanan şüpheli ...'nın, örgüt içerisindeki etkin konumu ve faaliyetleri dikkate alınarak 28.12.2010 tarihinde HSYK Genel Kurulu kararı ile Kurul Genel Sekreterliğine, Genel Sekreter Yardımcılıklarına ise 29.12.2010 tarihli karar ile (71852 ID) numaralı "MAHİR, muzo, mahir a" kod adlarını kullanan ..., (123652 ID) numaralı ByLock kullanıcısı "erd, Erdem, ENGN, Engin" kod adlarını kullanan ..., ByLock abone listesinin 43760. satırında kayıtlı Neslihan Ekinci'nin atandıkları, genel sekreter yardımcılığına atanan Nevzat Karababa'nın atanması sonrası örgütsel yöntemlerle görevden uzaklaştırılmasının sağlandığı,
Bu şekilde oluşturulan kurulda, şüpheli ...'nın HSYK Genel Sekreterliği gibi icracı bir organda yer almasının sağladığı nüfuz ve imkanları kullanarak HSYK kurumunu örgütün amaçları doğrultusunda dizayn ettiği, bu kapsamda;
Anayasal kurumları tamamen ele geçirmeyi amaçlayan FETÖ/PDY terör örgütüne bu gücü veren etkin faktörlerden birinin şüphelinin tasarrufları olup, Yüksek yargıyı örgütün talimatları doğrultusunda dizayn ettiği, ünvanlı atamaların önemli bir bölümünün, ByLock kullanıcısı ve FETÖ/PDY şüphelisi olan yargı eski mensuplarına ayrıldığı bu kapsamda;
06.01.2011 Tarihli Adli Yargı Kararnamesinde;
Örgütün, Kamu Personel Seçme Sınavında sınav sorularının çalınarak sınav öncesi örgüt mensuplarına servis edilmesi ile ilgili soruşturmayı akamete uğratmaktan ve ByLock kullanıcısı ve FETÖ/PDY şüphelisi, Ankara Cumhuriyet Savcısı Şadan Sakınan'ın, Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine,
Diyarbakır Cumhuriyet savcısı iken Habur sınır kapısında PKK mensupları ile ilgili soruşturmada şüphelinin talepleri doğrultusunda işlem yapmak suretiyle rol alan Ahmet Karaca'nın, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine,
Kamuoyunda "Okyanus" davası olarak bilinen örgütün kumpasları doğrultusunda gerçekleştirilen davada mahkeme başkanı olarak görev yapan Doğan Şahin'in, Adana Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına getirildiği,
Aynı kararnamede, mağdur edilen yargı mensuplarına örnek olması açısından, Ergenekon duruşmalarının devam ettiği süreçte sanıklar için tahliye fikrinde olduğunu söyleyen üye ... Kuban'ın bir sonraki duruşmaya giremeden görev yaptığı İstanbul hakimliğinden Eskişehir hakimliğine atanmasının gerçekleştirildiği belirlenmiştir.
29.03.2011 tarihli kararnamede;
Süleyman Ersöz'ün, İstanbul Cumhuriyet Savcılığından, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine,
Ergenekon", "Balyoz", "Poyrazköy" gibi kumpas davaları ve soruşturmalarını yürüten Zekeriya Öz, Ercan Şafak, Fikret Seçen'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine,
19.06.2011 tarihli kararnamede;
Darbe girişiminin başarılı olması halinde FETÖ tarafından İzmir Adliyesinde görevlendirilmesinin planlandığı iddia edilen Akar Karasu'nun İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına,
Durdu Kavak'ın Diyarbakır C.Başsavcılığından İzmir C.Başsavcılığına,
Kamuran Çokal'ın İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına, (şüphelinin içerisinde bulunduğu gizli toplantıda Yargıtay üyeliğine seçtiği şahıslardan olduğu),
Hrant Dink davasında karar veren hakim Rüstem Eryılmaz'ın İstanbul Ağır Mahkemesi Başkanlığına,
2011 yılı sonbahar kararnamesinde;
"Ergenekon", "Balyoz", "Askeri casusluk", "Oda TV", "Futbolda şike", davalarının hakimlerinden ..., ... Alçık'ın, Gökmen Demircan'ın, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına, (... Alçık'ın 403483 ID ile ByLock kullanıcısı olup, kullanıcı Adı: AA44, Şifre: malatya1994, ...'ın ByLock IP girişinin oldukça fazla olup, CGNAT (sicinat) verisinin bulunduğu, anılan kişilerin şüphelinin içerisinde bulunduğu gizli toplantıda Yargıtay eski üyeliğine seçtiği şahıslardan olup, hakkında yakalama kararı bulunduğu)
Şüphelinin HSYK genel sekreteri olarak görev yaptığı dönem içerisinde; İlk defa Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atananların, FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olmaktan soruşturma yapılanlara oranının; 2011 yaz kararnamesinde % 76,
2011 yaz kararnamesinde ilk defa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanan 64 kişiden 35 kişi hakkında, FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olmaktan soruşturma yapıldığı, atamalardaki FETÖ/ PDY terör örgütü mensubu oranının genel oranının % 55 olduğu nazara alındığında,
Örgütün hedef olarak gördüğü Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının ünvanlı görevlere atanmasının engellendiği, örgüt elemanlarının önemli addedilen mahkemelerde ünvanlı atamalarda değerlendirildiği,
FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olmayan bir çok müfettişin, başka yerlere gönderildiği ve teftiş içerisinde kalmalarına izin verilmediği, yeni görevlendirilen müfettişlerin ise tümüne yakınının, daha önce görev yapan müfettişlerin ise çoğunluğunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu oldukları, örgütün nihai amaç ve politikaları içinde bir silah gibi kullanıldığı, bu kapsamda;
30.12.2011 gün ve 470-471 sayılı Genel Kurul kararı ile Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılıklarına; ByLock abone listesinin 83185. satırında kaydı bulunan İlhan Önkal ve FETÖ/PDY şüphelisi Adem Kartal'ın,
HSYK Genel Kurulu'nun, 21.06.2011 gün ve 204-205 sayılı kararı ile kurul müfettişliğine;
ByLock abone listesinin 71995. satırında kaydı bulunan Kerim Kırım,
ByLock abone listesinde 112012’nci satırda kaydı bulunan Zafer Uygun olmak üzere ByLock kullanıcısı veya örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilen, kararnamenin tamamını oluşturan 7 kişi,
HSYK Genel Kurulu'nun, 12.07.2011 gün ve 221 sayılı kararı ile (147693 ID) numaralı serkan, mushi kod adlarını kullanan Serkan Kızılyel olmak üzere ByLock kullanıcısı veya örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilen, kararnamenin tamamını oluşturan 3 kişi,
HSYK Genel Kurulu'nun, 19.10.2011 gün ve 288 sayılı Genel Kurul kararı ile,
ByLock abone listesinin 53734-53735. satırlarında kayıtlı Emre Gülüşür,
ByLock abone listesinin 95818. satırında kayıtlı Eyüp Savcı,
ByLock abone listesinin3779. satırında kayıtlı İlhan Akıllı,
ByLock abone listesinde 120177. satırda kayıtlı Selami Yılmaz,
(87779 ID) ile tahsin bey kod adını kullanan Tahsin Tosun olmak üzere ataması yapılan 23 müfettişten tespit edilebildiği kadarıyla 16'sının ByLock kullanıcısı ve örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilmiş şahıslardan oluştuğu,
HSYK Genel Kurulu'nun, 16.11.2011 gün ve 382 sayılı kararı ile HSYK Tetkik Hakimliğine;
ByLock abone listesinin 16834. satırında kaydı bulunan Songül Babayiğit,
ByLock abone listesinin 30191. satırında kaydı bulunan Bilal Cengiz,
ByLock abone listesinin 427. satırında, 428’inci satırında kaydı bulunan Fatih Acar olmak üzere ByLock kullanıcısı veya örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilen, kararnamenin tamamını oluşturan 4 kişi,
HSYK Genel Kurulu'nun, 30.06.2011 gün ve 208 sayılı kararı ile
ByLock abone listesinin 108300. satırında kaydı bulunan Adem Türkel,
ByLock abone listesinin 407. satırında kaydı bulunan Adnan Acar,
(75007 ID)'yi kullanan ... ... Avcı,
ByLock abone listesinin 69706. satırında kaydı bulunan Mahmut Kenger,
ByLock abone listesinde 56240. satırda kaydı bulunan Yavuz Gürtepe olmak üzere biri hariç atanan tüm tetkik hakimlerinin, örgüt mensubuyeti nedeniyle meslekten ihraç edilen Bylock kullanıcısı olan hakimlerden görevlendirildiği,
HSYK yapısı içerisinde genel sekreterlik yapan şüphelinin, atama kararnamelerinin hazırlanmasındaki alt yapı çalışmasındaki etkin rolü dikkate alındığında; örgüt iltisakı nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı gibi ünvanlı görevlere örgüt mensuplarının getirilmesini sağlamak için HSYK içerisindeki örgüt mensubu olan üyeler ile birlikte gerçekleştirirken örgüt mensubu olmayan üyeler ile yüksek yargıdan gelen üyeler üzerinde de her şeyin demokratik zeminde gerçekleştirildiği izlenimini yaratmak suretiyle katılımını sağladığı öyle ki bütün bu faaliyetlerin sonucu olarak örgüt mensubu olmayan yargı mensupları ile toplumun bütün katmanlarında, Fetullah ... yapılanması içerisinden olmanın; görev alma, atama ve yükselmede yeterli tek kriter olduğu bir dönemin yaşandığı, bu ve benzer çok sayıda faaliyet ile yargının etkin kadrolarının örgütün kontrolüne geçtiği,
HSYK'nın kurumsal yapısına ilişkin istatistiki veriler ışığında, HSYK üyeliği ünvanı ile takdir hakkı gibi lanse edilen tasarrufların, şüphelinin etkin olduğu yapı içerisinde örgütsel faaliyet kapsamında gerçekleştirildiğinin tüm açıklığı ile ortaya çıktığı,
Yargı erki içerisinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı gibi organların tamamına yakını ByLock kullanıcısı ve örgüt şüphelisi/sanığı olan şahıslara bırakılmak suretiyle örgütün amaçları doğrultusunda, paralelinin oluşturularak, Anayasal sistemin yok edilmesi yönündeki faaliyetlere destek verildiği, diğer örgüt mensupları ile iştirak içerisinde süreklilik ve çeşitlilik arzeder şekilde örgütle organik bağ içerisinde gerçekleştirildiği,
Anayasal kurumları tamamen ele geçirmeyi amaçlayan FETÖ/PDY terör örgütüne bu gücü veren etkin faktörlerden birinin şüpheli ve diğer örgüt mensubu HSYK eski üyelerinin tasarrufları olup, Yüksek yargıyı örgütün talimatları doğrultusunda dizayn ettikleri
Anlaşılmıştır.
Öyle ki,
Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, MİT'i ele geçirmek, Hükümetin, Güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerini, Hükümeti ve Başbakanı terör örgütüne yardımla suçlamak istendiği gerçeğinin teyidi bağlamında;
(187421 ID)--"..PKK çakallarına teslim eden bu hükümet ve yargı. Önemli olan, Savcıları bu soruşturmalarla uğraştırmak ve görevi ihmallerini belgelettirmek. Yarsav Bu anlamda kullanılabilir, pkk ile müşterek hareket ettikleri iddiasıyla yapılacak suç duyuruları terör savcılarına gideceği için bizim meslektaş abiler için de bir sıkıntı olmaz, top sadece onların kucağına düşer....suç duyurusu konusunda, savcı ve ceza hakimi abilerden bylock aracılığıyla örnek dilekçeler yazması istenebilir. her abi, 5 tane dilekçe yazabilir. farklı ellerden yazılmış gibi. hükümet üyeleri özellikle de oligarşik kadrodakiler hakkında, 2008 yılında he. nin yanında bulundum 15 gün kalmak nasip oldu."
Görüşme içeriklerinde FETÖ/PDY isimli örgüt özellikle 2015 yılından sonra Türkiye Cumhuriyetinin, PKK ile ortak hareket ettiği iddiasının yaygınlaştırılması ve uluslararası kuruluşlar nezdinde olumsuz algı yaratılması için YARSAV'ı kullandığı bu kapsamda; Yargının sivil imamlarından olan "Emin" kodlu Resül Yüksektepe (481727 ID) ile (187421 ID) kullanıcısı yargı eski mensubu ... Tank arasındaki 16.01.2016 tarihli yazışmalarda YARSAV'ın belirttikleri konuda kullanılabileceğini ifade ettikleri, şüpheli ...'nın da içinde bulunduğu örgüt mensupları tarafından 2010 yılında HSYK seçimleri gündeme geldiğinde, örgütsel niteliğini bildikleri YARSAV'a ilişkin tespitlerini paylaşmadıkları gibi ortak hareket ederek örgütün, HSYK seçimlerinde çoğunluğu ele geçirmesinin ve yargıyı dizayn etmesinin önünü açtıkları
Anlaşılmıştır.
Şüpheli ...'nın 26.12.2011 tarihinde örgüt kontenjanından Yargıtay üyeliğine seçildiği, bu hususun, örgüt şüphelisi/sanıkları ..., ..., ... tarafından "......Cemaat mensuplarının hangilerinin Yargıtay üyesi yapılacağına ilişkin toplantılarda da aktif görev üstlenmiştir. Bilahare de cemaatin kontenjanından Yargıtay üyesi seçilmiştir." şeklinde ifade edildiği,
Yargıtay üyeliğine seçildikten sonra da sivil imamların da bulunduğu örgütsel toplantılara katılıp himmet toplamaya devam ettiği, örgüt amaçları doğrultusunda şüphelinin "danışma" grubu içerisinde yer aldığı, bu hususun ...'ye ait (52025 ID) ile şüpheliye ait (469835 ID)numaralı ByLock rehberlerinde açıkça yazılı olduğu, grupta yer alanların; Yargıtay eski üyeleri ... (396079 ID), ... (52025 ID), ... ... (59344 ID), İbrahim Zengin (188374 ID), ... ... (411201 ID) ile örgütün sivil imamı ... ...'dan (363824 ID) oluştuğu,
Danışma grubu tarafından yapılan örgütsel toplantılarda; başta Yargıtay 9. Ceza Dairesi olmak üzere soruşturmaya maruz kalan mensuplarının sorunları ile ilgilenilmesi, dilekçelerin hazırlanması ve takibi ile semtlere göre belirlenen sorumlu kişilere raporların teslimi gibi tüm faaliyetlerin düzenlenerek denetlendiği, HSYK tasarrufları, seçim, dava takibi, menfi takip, zimmetleme gibi çok sayıda örgütsel faaliyetin şüpheliye rapor edildiği, HSYK'da yapılan toplantıların gündemi ve sonuçlarının sivil imam tarafından şüpheliye aktarılarak izlenecek stratejinin belirlendiği,
Şüphelinin ByLock üzerinden attığı mesajların örgüt üyesi/yöneticisi olmaktan şüpheli ya da sanık konumunda bulunan ve örgüt şemasında işlendiği üzere grup sorumlusu ya da üst sorumlu oldukları belirlenen Yargıtay eski üyeleri ... ... (399977 ID), ... (28735 ID), ... (61335 ID), ... (382087 ID), ... (396079 ID), ... ... (411201 ID), ... (364269 ID), ... Arı ( 348860 ID), ... ( 396841 ID), ... Uslu'ya ( 80415 ID) da gönderildiği, bütün bu sürecin,
... tarafından "2011 Eylül ayından sonra.........., ... ve benle birlikte grup oluşturduk, sende dahilsin dedi...2013 yılının mayıs ayına kadar bu kişilerle toplantılara devam ettim. Aşağı yukarı ayda bir toplantı yaptık, sırasıyla kendi evlerimizde toplanıyorduk. Yine aynı şekilde kitap okuma, namaz kılma, himmet verme oluyordu. Yargıtay Üyesi olduktan sonra ... sohbetler zamanında bir para toplardı. 2013 yılında aynı sitede oturduğumuz ...'in evine ziyaret amacıyla ailece gitmiştik. Benim dışımdaki misafirler ... ve...vardı...... Faik Abi geldi diye söyledi. Konuşmalarda Faik Abi'nin...'e yardımcı olması için geldiğini duydum..." şeklinde,
... tarafından "...... ve ... Yargıtay 2. Ceza Dairesine atandı. Bu iki kişi Yargıtay'da seçimler yapıldığı esnada bana şu adaya oy verelim tarzı söylemleri oldu.." şeklindeki ifadeler ile ByLock yazışma içeriklerinden
Tespit edilmiştir.
Milli Güvenlik Kurulunun FETÖ/PDY Hakkındaki değerlendirmesinde;
26/2/2014 tarihli toplantıda;"Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve faaliyetler, 30/4/2014 tarihinde, “Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve bunlara yönelik olarak alınan tedbirler, 26/6/2014 tarihinde; “Devlet içindeki illegal yapılanmalara yönelik olarak yürütülen adli ve idari işlemler, 30/10/2014 tarihinde, “Milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği 30/12/2014 tarihinde “Paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlarla yürütülen mücadele, 26/2/2015 tarihli toplantıda; “Paralel devlet yapılanması ve legal görünüm altında faaliyet gösteren illegal oluşum, 29/4/2015 tarihinde; “Milli güvenliği tehdit eden paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlara karşı yürütülen mücadele hakkında tafsilatlı bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesine vurgu yapılmış, 29/6/2015 Tarihli toplantıda, “Milli güvenliğimizi tehdit eden, başta paralel devlet yapılanması, 2/9/2015 Tarihli toplantıda, “Paralel devlet yapılanmasıyla, yurt içinde ve yurt dışında, illegal ekonomik boyutu da dâhil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği, 21/10/2015 Tarihli Toplantıda, Milli güvenliğimizi tehdit eden ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanmasına karşı yürütülen kararlı mücadelenin çok yönlü olarak sürdürüleceği, 18/12/2015 Tarihli Toplantı da, “Paralel devlet yapılanmasıyla yurt içinde ve yurt dışında sürdürülmekte olan mücadelenin devam ettirileceği, 27/1/2016 Tarihli Toplantıda, “Millî güvenliğimize yönelik iç ve dış tehditler ile … paralel devlet yapılanmasına … karşı yurt içinde ve yurt dışında sürdürülen mücadele, 24/3/2016 Tarihli Toplantıda, “Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamlı şekilde görüşülmüş, 26/5/2016 Tarihli Toplantıda “Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirlerin görüşüldüğü,
Ulusal güvenliğimizi ilgilendiren hususlarda Milli Güvenlik Kurulu'nun yıllardır yaptığı yukarıdaki açıklamalar, örgütün tasfiyeye yönelik yaptığı soruşturma ve kumpaslar ile bu yapılanmanın gerçek amacının, devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri, yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları iddialarına öteden beri kamuoyunca vakıf olunmuş, Devletin en yetkili birimlerinde yapılan tehdit algılamaları ve tedbirler öteden beri alınmaya çalışıldığı,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmek nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inanarak başlattığı süreçte mülkiye, askeri, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelleri sistem dışına çıkararak, bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında, görev yaptıkları alanlara örgütün amaçları doğrultusunda elemanlarını yerleştirildiği,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarının ele geçirilmesi stratejisinin uygulanması sürecinde, şüphelinin, kritik ve önemli görevlerde bulunduğu, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına faaliyet yürüttüğü, görev aldığı daire ve icraatlarının, Anayasal sistemin üç temel erkinden biri olan yargı erkinin örgüt amaçları doğrultusunda dizayn edilmesine yönelik olduğu, bu nedenle örgütün bu amaç ve politikalarının bir başka deyişle sahip olduğu statüler itibariyle yürüttüğü görevlerin niteliği, kapsamı ve yargı erkinin tümü üzerindeki etki alanı dikkate alındığında, örgüt amaçları doğrultusunda serbestçe tasarrufta bulunma ve faaliyet yürütme yetkisi ve imkanına haiz olduğu, bunun sonucu olarak da, şüpheli ve iştirak iradesi ile faaliyet yürüttüğü örgüt mensuplarının, HSYK nezdindeki tasarruflarından anlaşılması gerekenin, Demokratik Anayasal sistemin özü kavranarak sistemin adeta paralelinin yaratılmaya çalışıldığı,
Bu nedenle şüpheli hakkında örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu eylemlere iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, failin yöneticisi olduğu FETÖ/PDY örgütünün, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olup, TCK'nın 309 maddesi kapsamındaki Anayasayı ihlal suçunun örgüt tarafından işlendiği, şüphelinin eyleminin ise bu vehamete giden süreçte geçitli suç niteliğinde olan silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçunu oluşturduğu,
Şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonrasında TCK'nın 309/1 maddesinde düzenlenen Anayasayı İhlal suçunu işlediği değerlendirilerek fezleke düzenlenmiş ise de;
TCK'nın 309/1 maddesinden düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun, bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesinin mümkün olmasına rağmen, bu durumun suçun unsuru olmadığı, maddede düzenlenen amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç fiilin icrai suç niteliğinde olabileceği gibi ihmali suç niteliğinde de olabileceği, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi için failin gerçekleştirilmekte olan icrai fiilleri görevi gereği önleme yükümlülüğünün bulunması gerektiği, teşebbüs suçu olmasına rağmen suç oluşturan fiilin hazırlık hareketleri aşamasından geçip icra aşamasına ulaşması gerektiği, araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem araç suçun, hem de amaç suçun fiil unsurunu oluşturması gerektiği, terör örgütlerinin "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırma veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme" şeklindeki nihai amacının örgütün her kademesindeki mensuplarca biliniyor olmasının, hiçbir ayrım yapmadan tüm üyelerinin bu suçtan cezalandırılmaları için yeterli olmadığı, bu suça iştirak ettikleri anlamına gelmeyeceği, üyelik ve yöneticilik fiillerinin bağımsız suçlar olarak TCK'nın 314. Maddesinde düzenlenerek yaptırıma bağlandığı, fiilen işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemli olmadığı, iştirak için icrai yada ihmali bir davranışla suçun işlenmesine katkıda bulunmak gerektiği hususlarının uygulamada ve teoride kabul edildiği belirlenmiştir.
Şüphelinin örgütsel konumu ile ilgili anlatımlar içeren tanık beyanları, HSYK Genel kurul kararları, Bylock yazışma içerikleri, Bylock irtibat analizi, grafikler ile HTS kayıtları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararlarındaki tespitler ile tüm dosya kapsamından;
Şüphelinin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde yer aldığı, mensubiyetinin üniversite eğitimi, adaylık süreci ile mesleğin icrası sırasında da devam ettiği, öğrenciliğinden itibaren örgüte eleman temini noktasında barındırma, örgütsel toplantılarda sohbet vermek ve katılımı sağlamak, himmet vermek ve toplamak, mensupları arasındaki dayanışmanın arttırılması noktasında organizasyonlar düzenlemek, 1999-2000 yılında dahi örgütün Ankara'da düzenlediği gizliliğe riayet ile gerçekleştirilen toplantıya katılımı sağlamak gibi çok sayıda örgütsel faaliyet gerçekleştirdiği,
Örgütün belirlediği strateji ve talimatlar doğrultusunda hareket edilmek suretiyle örgüt mensubu olmayan üyelerin liste dışında kalmasının sağlandığı 2010 yılı HSYK seçimlerinde, seçim öncesi diğer örgüt mensupları ile yapılan gizli toplantılara ve seçim gezilerine katıldığı, örgütün HSYK' da çoğunluğu ele geçirmesi sonrasında etkin ve icracı konumdaki genel sekreterlik makamına uygun görülerek HSYK Genel Sekreteri olarak seçilmesinin sağlandığı, yüksek yargının örgüt amaçları doğrultusunda dizayn edilmesi noktasında Aralık 2010 tarihinde boş olan Yargıtay üyelerinin seçiminde kendi evinde örgüt şüpheli/sanıkları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile birlikte yapılan örgütsel toplantıyı organize ederek evine projektör kurdurup örgüt mensubu tetkik hakimlerinin de bu toplantıya katılımını sağladığı, 350-400 kişinin ismini ekrana yansıtarak sunum yaptığı, belirlenen isimlerin istedikleri yüz kırk rakamına ulaşmadığını gören şüphelinin, diğer şüpheliler ... ve ... ile salonun dışına çıkıp bir kaç dakika sonra geri döndüğü ve toplantıda bulunan kişilere hitaben örgüt liderinin "en az 140 kişi olacak" şeklindeki talimatını ilettiği, örgüt lideri de dahil üst düzey yöneticiler ile direkt temas kuracak seviyede yönetici olduğunun anlaşıldığı,
Şüphelinin yukarıda anılan faaliyetlerinin Anayasal sistemin üç temel dayanağı olan yasama, yürütme erkleri yanında üçüncü erk durumundaki yargı erkinin örgütün istek ve talimatları doğrultusunda dizayn edilmesinde adeta örgüt liderinin yargıdaki sözcülüğünü yaptığı,
HSYK eski üyesi örgüt şüphelisi/sanığı ...'nin evinde yüksek yargıya seçilecek örgüt üyelerinin tespiti amacıyla yapılan toplantılara katıldığı, HSYK Genel Sekreteri seçildikten sonra da bizzat şüphelinin organize ettiği örgütsel toplantılara ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile birlikte katıldığı, himmet verdiği, HSYK içerisinde görüşülmesi gereken iş ve işlemler ile ilgili izlenecek yöntemin, bu toplantılarda gizlilik içerisinde planlanarak uygulamaya konulduğu, HSYK genel sekreterliği yaptığı dönemden itibaren yargı erki içerisinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu başkanlığı, Adalet Akademisi ve HSYK gibi organların tamamına yakınının, ByLock kullanıcısı ve örgüt şüphelisi/sanığı olan şahıslara bırakıldığı,
HSYK' da Genel Sekreterlerin, Genel Sekreter yardımcılarının, müfettişler ile tetkik hakimlerinin, sayısal olarak yüksek oranda FETÖ/PDY mensuplarından oluşturulduğu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliği'nin, 14.03.2018 gün ve 2018/3649/9873 sayılı yazı içeriğine göre, HSYK'da görev yapan tetkik hakimi ve müfettiş kadrosundaki yargı eski mensuplarının 93'ü hakkında ihraç kararı verildiği ,
Örgüt mensubiyeti bulunan hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki şikayetlere ilişkin olarak, teftiş müessesesinin işletilmeyerek karşılıksız bırakıldığı, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Selam Tevhid, MİT müsteşarının ifadeye çağrılması, 17/25 Aralık operasyonları ile MİT Tır'ları soruşturmalarını yürütme görev ve yetkisini ByLock kullanıcısı örgüt şüphelisi/sanıkları konumundaki ...,.... gibi daha çok sayıdaki örgüt mensuplarına bırakıldığı,
Örgütün, “Şemdinli”, “Ergenekon”, “Balyoz”, “Askeri Casusluk”, “Devrimci Karargâh”, “Oda TV” ve “Şike” davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan burada sayılmayan birçok davayı başta TSK olmak üzere farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki, örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini tasfiye etme, etkisizleştirme amacıyla kullandığı yönündeki şikayetlerin, teftiş ve soruşturmaya teşmili noktasında korumacı örgütsel bir tavır izlenerek karşılıksız bırakıldığı,
Şüpheli ve diğer örgüt mensubu HSYK üyelerinin, örgüt amaçları doğrultusunda gerçekleştirdiği Devlete başkaldırı niteliğindeki tasarruflar, TBMM'ni HSYK'nın yapısını değiştiren kanunu çıkartmaya zorladığı, HSYK'da daire üyelerinin değişimi, Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcılarının da aralarında bulunduğu örgüte müzahir çok sayıda personelin görevlerinin ancak bu şekilde sona erdirilebildiği,
Şüphelinin, HSYK'da görevli olduğu dönemde örgütün talimatları ile iş ve işlemler tesis ettiği, örgütün amaçları doğrultusunda, paralelinin oluşturularak, Anayasal sistemin yok edilmesi yönündeki faaliyetlere destek verdiği, ünvanlı kadrolara ataması yapılanlardan ihraç olanların sayısı düşünüldüğünde, engellenemeyecek düzeyde aşırılığa giden tasarrufların niteliğinin ortaya çıktığı, şüphelinin de bu tasarrufların odağında yer aldığı,
Şüphelinin örgütün gizli haberleşme sistemi ByLock'u telefonuna yüklediği ve ByLock abone listesinin üç ayrı satırında kaydının bulunduğu, (469835 ID)numaralı ByLock kullanıcısı olup, "fahri, D-fahri, Kaya, Kaya-cık, Kayacan" kod adlarını kullandığı, Yargıtay, Danıştay eski mensupları ve örgütün sivil imamları ile irtibatlı, devre ve hsyk adı ile oluşturulan gruplarda üye olup, aktif kullanıcı durumunda bulunduğu, sivil imamlar ile HTS baz çakışmalarının bulunduğu,
Milli Güvenlik Kurulunun, FETÖ/PDY hakkındaki 26.02.2014 tarihi ve sonrasında çok sayıda kararında, "Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, legal görünümde illegal yapılanma, paralel devlet yapılanmasına ilişkin olarak yıllardır yaptığı yukarıdaki açıklamalara rağmen, örgütün tasfiyeye yönelik yaptığı soruşturma ve kumpaslara destek vermeye devam ettiği,
Şüphelinin, yakalama tedbirinin uygulanıp, temadinin sona erdiği tarihe kadar örgüt ile organik bağını koparıp, pişmanlık duyarak, yetkili yasal merciilere örgütün yapısı ve faaliyetlerini açıklayan, üyelerini deşifre eden, dağılmasını, meydana çıkartılmasını sağlayan bir başvurusunun bulunmadığı belirlenmekle örgütten çekilmiş sayılmasını gerektir bir vaziyette bulunmadığı,
Örgütle bağlantısını ortaya koyan ifadeler, Bylock kullandığına ve sivil imamları ile irtibatlarının bulunduğuna dair tespit karşısında, örgütle ilgisinin olmadığına ilişkin savunmasına itibar edilmemesi gerektiği,
2010 yılından itibaren örgütün amaçları doğrultusunda HSYK Genel Sekreterliği ve devamında Yargıtay üyeliği yapmış ve Yargıtay üyelerinin seçiminde, diğer örgüt mensubu HSYK eski üyelerinin bulunduğu ortamda, örgüt liderinden aldığı talimatla üye sayısının 140 olmasını "hocaefendi böyle istiyor "diyebilecek oranda öne çıkmış şüpheli ile Yargıtay eski üyesi ve örgütün HSYK yapılanmasında üst sorumlu konumunda bulunan ... (52025 ID) arasındaki 17.12.2015 ve sonraki tarihli mesaj içeriklerinde, örgütsel faaliyetin boyutları HSYK ve Yargıtay, Danıştay üyelerinin örgüt liderinin yanında kamp yapacak kadar ileriye giden ilişkileri, uzun mesajların arasında "bahar gelecek, ızdırap bitecek, hamlar haslar ayrılacak" yönündeki darbenin mesajlarını iletildiği bir oluşum,
Tespit edilmiştir.
HSYK Genel Sekreterliği makamının mesleğe kabul, teftiş, ihbar ve şikayetler hakkında karar vermek gibi çok sayıda önemli işlevi içermesi nedeniyle bütün yargı mensupları üzerinde önemli bir tasarruf ve insiyatif alanı sağladığı, şüphelinin örgütteki temin ettiği güç ve sadakati ölçüsünde yükselip elde ettiği statüsüne eşdeğer/paralel olacak şekilde kamusal bürokraside konumlandırılmak suretiyle bağımsız hareket kabiliyetine kavuşturulduğu, iddianamenin bütününde işlenen örgütsel yapı ile şüphelinin dahil olduğu karar süreçleri ve yürüttüğü faaliyetler nazara alındığında, verilen özel bir yetki ile örgüt adına görev icra ettiğinin anlaşıldığı,
Örgüt içerisindeki konumu ve örgütün, adeta silah olarak kullandığı yargı yapılanmasının en üstünde yer alan mahrem sınıf olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliği ve Yargıtay üyeliği sıfatları ve unvanları itibarı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı içerisindeki hiyerarşik yapılanmasında, örgüt ve kamusal yapı içerisindeki konumu, temadi eden örgütsel ve etkin nitelikteki faaliyetleri nazara alındığında;
Şüphelinin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün deşifre olmasını engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat verme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün, hücre yapılanmasında, HSYK ve Yargıtay kurumu içerisinde özel göreve haiz yönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
III) SAVUNMA:
Sanık bozma kararı öncesinde yaptığı savunmalarında özetle; HSYK'ya Genel Sekreter olmamak için direndiğini, Yargıtay üyeliği yerine Ankara Cumhuriyet savcılığı talep ettiğini, HSYK'nın kabul etmediğini, bir listede yer almayı teklif etselerdi bile kabul etmeyeceğini, tanık ...'in fişleme çalışması yaptığıni, bakanlıkta ve adliyelerde de fişleme çalışması yapıldığını, HSYK'ya 2010-2011 yıllarında 55 bin ziyaretçi geldiğini, bakanlığın bunu hazmedemediğini,
Sanık bozma kararı sonrası yapılan yargılamadaki savunmalarında ise özetle; HSYK'nın 2010'dan sonra oluşan yapısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temsil edilmediğini, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından bir Yargıtay savcısının HSYK Genel Sekreterliğine getirilmesinin söz konusu olduğunu, isminin bu yüzden gündeme geldiğini, kabul etmediğini ancak ikna edildiğini, 22 HSYK üyesinden 21 üyenin oyuyla seçildiğini, Yargıtay üyelik seçimiyle ilgili iddiaya ilişkin olarak Yargıtayı ve yargıyı dizayn etme iddiasının kurgu ve yalan olduğunu, üye seçimine müdahalenin doğru olmadığına gönülden inanan bir insan olduğunu, HSYK yapısında Genel Sekreterlik, üyelik ve Dairelerin fonksiyonel olarak ayrılması gerektiğini düşündüğünü, bu konunun önceden üzerinde çalıştığı bir konu olduğunu, HSYK Genel Sekreterliği ve Dairelerinin konumunun Yargıtay ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gibi olması gerektiğini, kararname hazırlamadığını, istediği şeyleri yapamayınca ayrılmaya karar verdiğini, Yargıtay üyeliği teklif edildiğinde kabul etmediğini, kadroculuğa inanmadığını, Yargıtay üyelik seçiminde Bakanlığın belirleyici olduğunu, Bylock kayıtlarına eklemeler ve çıkarmalar yapıldığını, bu nedenle bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi talep ettiğini, android telefon hiç kullanmadığını ifade etmektedir.
IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ:
''....32255 sicil numarası ile sırasıyla Siirt, Beylikova, Simav Cumhuriyet Savcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevi yapan sonrasında 31.12.2010 - 22.12.2011 tarihleri arasında HSYK Genel Sekreterliği görevinde bulunan ve en son 24.02.2011 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilen sanığın, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 17.07.2016 tarihli kararıyla mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 15. maddesi ile Yargıtay üyeliğinin sonlandırıldığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı nedeniyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslekten çıkarılmasına karar verildiği sanık beyanları ve dosya kapsamındaki belgelerden anlaşılmıştır.
Tanıklardan ... aşamalardaki beyanlarında özetle; sanığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenci olduğu dönemden tanıdığını ve birlikte staj yaptıklarını, bu dönemde sanığın cemaat evlerinde kaldığını, sanığın evine gittiğinde dini sohbetler yapılarak Fetullah ...'den bahsedildiğini, sanığın kendisini birkaç defa örgüt tarafından düzenlenen piknik organizasyonlarına davet ettiğini, 1988 yılında yapılan sohbetlerde Fetullah ...'e ait videolar izlediklerini beyan etmiş, tanık ... ise 1987 yılında hukuk fakültesinde okurken ... ile tanıştığını ve evine gelip gitmeye başladığını, bu evde Fetullah ... kasetlerinin dinlendiğini ve eve gelip gidenler arasında sanığın da olduğunu belirtmiş olup sanığın hakimlik savcılık mesleğine başlamadan önce henüz hukuk fakültesindeyken örgütün hiyerarşik yapısına dahil olarak örgüte ait evlerde kaldığı, sohbet adı verilen örgütsel toplantılara katıldığı ve örgüt liderinin kasetlerini dinlediği anlaşılmış sanığın örgüt ile ilişkisinin çok uzun bir geçmişe dayandığı görülmüştür.
Tanık ... aşamalardaki beyanlarında; sanığı staj döneminden tanıdığını, bu dönemde sanığın İncirli tarafında kaldığı eve birkaç defa gittiğini, bu evde cemaat sohbetleri düzenlendiğini, Risale-i Nur okunup, Fetullah ... kasetlerinin dinlendiğini belirtmiş, tanık ... ise; sanığı staj döneminden tanıdığını, o dönem sanığın ... ... ve ... ile birlikte olduğunu ve bu kişilerin üçerli ve dörderli gruplar halinde sohbetler yaptıklarını, geniş katılımlı piknikler organize ettiklerini, Etlik civarında bu kişilerin kaldığı eve birkaç defa gittiğini beyan etmiş olup sanığın hakimlik savcılık mesleğine başladıktan sonra da örgüte ait evlerde kaldığı, örgütsel toplantılara katılmaya devam ettiği anlaşılmıştır.
Daha sonraki süreçte savcılık mesleğine başlayan sanığın Siirt Cumhuriyet Savcılığı'na atandığı, bu dönemde örgütün hiyerarşik yapısında yeni bir görev aldığı ve örgütü geniş kitlelere yaymak için sohbet toplantıları organize etmeye başladığı, hakim savcıları bu sohbetlere çağırdığı, sohbete katılmayanlara örgüt tarafından şefkat tokadı olarak tabir edilen yaptırımın uygulanacağını söyleyerek psikolojik baskı uyguladığı ve örgütün mali ve ekonomik yönden güçlenmesi için himmet topladığı duruşmada da dinlenen tanık...'ın; sanık Siirt merkeze atandığında kendisinin Siirt Pervari ilçesine atandığını, bu dönemde sanığın kendisini sohbetlere çağırdığını ancak o yıllarda yoğun terör olayları nedeniyle katılamadığını, sohbetlere katılmaması nedeniyle sanığın kendisine bir mektup yazarak sohbetlere katılmaması durumunda şefkat tokadı yiyeceğini belirttiğini ,bu mektubu birkaç yıl sakladığını sonrasında mektubun kaybolduğunu söylemesinden ve tanık ...'ın; kendisinin 1992 yılında Siirt'te göreve başladığında kendisinden önce göreve başlamış ve yapıya müzahir olduğunu bildiği ...'nun kendisine sahip çıktığını, bir süre sonra sanığın aynı yerde göreve başladığını ve yapıya yakın olduğunu öğrenmeleri üzerine beraber takıldıklarını, sanıkla birlikte bazı ziyaretlere gittiklerini, bu ziyaretlerden birinde sanığın kendisine "ağabey artık biz seni bizden görüyoruz, sen de bundan sonra burs ver, bu burs öğrencilere veriliyor" diyerek para istediğini ve bunun üzerine kendisinin birkaç kez bu şekilde para verdiğini beyan etmesinden anlaşılmıştır.
Tanık Zafer Turanlı kendi yargılaması sırasında verdiği ve dosyaya ihbar olarak gelen beyanında; Simav'a atandığında sanığın lojman komşusu olduğunu, Simav'da FETÖ'cü olarak tanıdıklarından birinin de sanık olduğunu, sanığın kendisiyle cemaat ile ilgili konuları belli bir noktaya kadar konuştuğunu, soru sorduğunda ise önceki ümmetlerin çok soru sormaktan helak olduklarını, sorgulayan değil itaat eden insanlara ihtiyaç olduğunu söyleyerek sorularını geçiştirdiğini, sanıkla birlikte birkaç defa örgütsel pikniklere katıldığını, bu dönemde sanığın kendileri için ulaşılması kolay olmayan yüksek yargı mensupları ve HSYK üyeleri ile telefonla irtibat kurabildiğini ifade etmiş, tanık ...; 1999-2000 yılı yaz aylarından birinde Ankara Yenimahalle'deki Samanyolu okullarının en üst katında Türkiye genelinde 150-200 kişilik hakim-savcı grubu ile 3-4 saat süren bir toplantı yapıldığını, toplantıda yargı biriminin sorumlusu olan İlhan abi denen kişinin konuşma yaparak "ciddi bir şeyler var, siz hala bu tedbiri algılayamamışsınız, buraya gelirken hiç hissettirmeyeceksiniz" diyerek dikkatli olmaları hususunda uyardığını, sanığın da bu toplantıda olduğunu, toplantı sonrası sanığın, kendisi ile birlikte 5-6 kişiyi alıp Balgat'ta bir eve götürdüğünü, sanığın danışma heyeti içerisinde yer alabilecek kadar etkin olduğunu bildiğini beyan etmiş, tanık ...; kendisinin staj yaptığı 2008 yılında Çukurambar'da örgüt tarafından misafirhane olarak kullanılan bir evde kalmaya başladığını, bu eve neredeyse her ay yargı imamı olan ...'ın ve Yargıtay üyelerinin gelerek sohbet düzenlediklerini, bu sohbetlere sanığın da katıldığını söylemiş tüm bu beyanlardan sanığın meslek içerisinde atama ile gittiği her yerde örgütsel tavrını sürdürdüğü, örgüte sorgusuz itaat etmeyi prensip edindiği, örgütsel gizliliğe riayet ederek düzenlenen ve yargı imamının katıldığı büyük örgüt toplantılarına katıldığı, toplantı sonrası katılan hakim ve savcılarla ilgilendiği anlaşılmıştır.
İhtilafların çözümünde yargının nihai belirleyici olması özelliğinden yararlanmak isteyen örgütün yargı yapılanmasına özel önem atfettiği bilinen bir gerçektir. Örgüt yargı yapılanması içerisinde yer alan mensupları vasıtasıyla, kamuoyunda gündem olan davalara müdahale ederek siyaseti ve toplumu şekillendirmeye çalışmakta olup bu hedefine ulaşabilmek için yargıda özellikle kritik noktalara örgüt mensuplarını yerleştirmeye çalışmaktadır. 2010 yılı Anayasa referandumu sonrasında HSYK, hakim ve savcıların; atama, tayin, terfi, birinci sınıfa ayrılma ve yükselme işlemlerini yapma, özlük haklarını düzenleme, disiplin soruşturma ve kovuşturması sonucu geçici yetkiyle uzaklaştırma ile meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, hakim ve savcıların mesleğe kabulü, mesleğe tekrar atanmaları, görevlerinin sona ermesine karar verme gibi yargı mensuplarının tamamı üzerinde oldukça kapsamlı yetkilerle donatılmış olup henüz üniversite öğrencisi iken örgüt yapısına katılan ve mesleğe başladıktan sonra da örgütsel motivasyonla faaliyetlerde bulunan sanığın, yargının örgüt amaçları doğrultusunda dizayn edilmesinde son derece kritik öneme sahip HSYK Genel Sekreterliği'ne örgüt tarafından sahiplenilerek atandığı dairemizce kabul edilmiştir. Keza dinlenen tanıklar ..., ... , ... ve ... bu hususu doğrulamıştır.
HSYK seçimleri sonrası üyelerin tanışması amacıyla tanıklardan ...'in evinde sanığın da katıldığı bir kahvaltı düzenlendiği, ve bu kahvaltı sonunda ... ya da ...'nun "hakim maaşı ile üye maaşı arasında 2000 TL fark olduğu ve bu farkın her ay sadaka olarak verilmesi gerektiği"nin söylendiği tanık ... tarafından beyan edilmiştir. Tanıklar ..., ..., ... ve ... ortak beyanlarında 2010 yılı sonrasında Danıştay ve Yargıtay'a yeni üyelerin seçilmesi gündeme geldiğinde sanığın bu isimlerin belirlenmesi amacıyla kendilerini evine davet ettiği, sanığın evinde duvara yapılan yansıtıcı ile Yargıtay üyesi olabilecek hakim ve savcıların isimlerinin gösterildiği, öncelikli olarak da cemaat mensubu hakim ve savcıların belirlenmeye çalışıldığı, ilk belirleme sonucunda netleştirilen sayısının 89 civarında kalması üzerine ..., ... ve ...'nun evin başka odasına geçip 5-10 dakika sonra tekrar gelerek "bu konu hoca efendiye danışılmış, arkadaşlar 140'dan aşağı bir sayıya razı olmasınlar demiş, bizim için tartışma bitmiştir yani 140 olacak" dedikleri, bu toplantı da uzlaşma sağlanamayınca ...'nin evinde yapılan ikinci toplantıya da sanığın katıldığı bu şekliyle yargının tepe noktalarından birine seçilen sanığın bu görevi sırasında yargı içerisinde örgüt mensuplarının daha iyi yerlere yerleşmesi için çalıştığı, seçilecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin örgüt içerisinden belirlenmesi için örgüt liderinin talimatıyla evinde toplantı düzenleyerek ve listeler belirleyerek aktif rol üstlendiği, sanığın evinde gerçekleştirilen toplantılarda örgüt liderinin talimatlarının iletildiği tespit edilmiştir. Keza tanık ...; 2009 ya da 2010 yılında sanığın ... ve ... ... ile birlikte Abant'ta piknik düzenlediğini ve kendisinin katılması için defalarca arandığını, pikniğe gittiğinde sohbet yapıldığını ve İstanbul'da görülen davaların konuşulduğunu ve kendisinin DGM savcısı olmasının istendiğini, rahat bırakılmayacağını düşündüğü için talebi reddettiğini, normalde sanıkla aynı sohbet grubunda olmadıklarını ancak 2011 yılında Hacıbaba lokantasının üst katında ve 2014 yılında Ankara Demirspor tesislerinde yapılan sohbetlerde bir arada olduklarını beyan ederek; tanık ... ise sanığın Yargıtay üyesi olduktan sonra FETÖ ile iltisakı olan bazı kıdemsiz tetkik hakimlerin belirli seminerlere, akademiye gönderilmesinde ve Daire içerisinde öne çıkarılmasında etkili olduğunu düşündüklerini ileterek bu hususları doğrulamışlardır. Sanıkla aynı dönem HSYK üyesi olarak çalışan ve duruşmada tanık olarak dinlenen ... ise sanığın Genel Sekreter olduğu dönemde yüksek yargıdan 5 üye seçildiklerini ancak yüksek yargıdan seçilen bu 5 kişi ile kimsenin temas kurmadığını, hiç bir konuda fikir alışverişinde bulunulmadığını söyleyerek sanığın örgüt içerisindeki üyelerle örgütlenerek hareket ettiği, örgüt dışında kalan üyeleri dışlama politikası uyduladığı görülmüştür.
Tanıklar ..., ... ve ... ortak beyanlarında sanığın cemaat mensuplarının hangilerinin Yargıtay üyesi yapılacağına ilişkin yapılan toplantılarda aktif görev üstlendiğini, bilahare de cemaat kontenjanından Yargıtay üyesi seçildiğini beyan etmişlerdir. Örgüt tarafından sahiplenilerek Yargıtay üyeliğine seçilen sanık bu görevi sırasında da örgütsel toplantılara katılmaya, bu toplantılarda örgüt adına himmet toplamaya ve Yargıtay seçimleri sırasında verilecek oyları örgüt lehine olacak şekilde belirleyerek diğer örgüt mensuplarına iletmeye devam etmiştir. Tanık ...; sanığın Yargıtay 2. Ceza Dairesi'ne atandıktan sonra Yargıtay seçimleri yapıldığı sırada kendisine şu adaya oy verelim şeklinde söylemlerinin olduğunu, tanık ...; 2011 Eylül ayından sonra sanık, kendisi, ... ve ... olarak bir sohbet grubu oluşturduklarını ve 2013 yılı Mayıs ayına kadar bu grupla toplantılara ayda bir devam ettiklerini, toplantılarda sanığın himmet topladığını beyan ederek sanığın Yargıtay üyesi olduktan sonra da örgüt içerisinde aktif olarak faaliyette bulunduğunu bildirmişlerdir.
Dosya içerisinde yer alan 469835 ID numaralı ByLock tespit değerlendirme tutanağından; 469835 ID'ye ait kullanıcı adının fahri11, şifresinin kimki0. olduğu, ekleyenlerin Kaya, D-Fahri, Kayacan, Kaya-cık ismini verdiği ByLock programının sanık tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir.
Yüksek yargıdaki örgüt yapılanmasının önüne geçmek amacıyla yasa çıkarılmasına yönelik gelişmeler olması üzerine örgüt mensuplarınca karşı eylemler başlatılmış, bu bağlamda kamuoyunda algı oluşturmak için Yargıtay ana binası önünde 11.07.2016 tarihinde bir grup Danıştay ve Yargıtay üyesi tarafından yapılan basın açıklamasına sanığın da katıldığı dosyaya kazandırılan Yargıtay Birinci Başkanlığının 12.03.2018 tarihli yazısı ekindeki tutanaktan anlaşılmıştır.
Sanığın, örgütün sivil imam olduğu iddiasıyla haklarında kovuşturma olan kişilerle baz çakışması tespit edilmiş ise de; baz çakışmasının yol güzergahlarına yakın yerlerden olması da dikkate alındığında sanığın bu kişilerle görüştüğü hususunu her türlü şüpheden uzak şekilde ispatlayamadığı anlaşıldığından hükme esas alınmamıştır.
Tüm bu hususlar çerçevesinde tanık anlatımları ve diğer delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesinde; henüz üniversite yıllarındayken örgütün hiyerarşik yapısına katılan sanığın adaylık süreci ve mesleğin icrası sırasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ederek örgütsel toplantılara katıldığı, örgütsel birlikteliği artırmak için piknikler organize ettiği, örgütün finansal yönden desteklenmesi için himmet topladığı, örgütün kriptolu haberleşme aracı olan bylock programını kullandığı, örgütün mahrem alanlarından biri olan yargı erkinde kritik bir öneme sahip HSYK Genel Sekreterliği ve Yargıtay üyeliği görevlerine örgüt tarafından sahiplenilerek seçildiği ve bu görevlerinde örgütsel motivasyonla hareket ederek örgütün yargıda kadrolaşmasında aktif rol üstlendiği, yargıda önemli görevlerden olan Danıştay ve Yargıtay üyeliği seçimlerinde evine örgüt mensuplarını çağırarak kimlerin üye seçileceğine ilişkin toplantı düzenlediği, örgütün gerçek yüzünün ortaya çıktığı tarihlerde de örgüt içerisinde kalmaya devam ettiği, örgütün yargıdaki etkinliğini azaltmak amacıyla yapılacak yasal düzenlemeleri engellemek için örgüt tarafından düzenlenen basın açıklamasına katıldığı bu şekilde meslektaşları ve çalışma arkadaşları tarafından otoritesinin kabul gördüğü anlaşılmıştır.
Sanık hakkında iddianame silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan düzenlenmiş ise de örgüt yönetmekten bahsedebilmek için, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmek, emir ve direktif verebilmek, örgüt içerisinde inisiyatif alma ve karar verme gücüne sahip olmak gerekmektedir.Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 16-956 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih 2015/3- 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere kişinin örgüt yöneticisi olup olmadığı örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine göre, kişinin örgüt hiyerarşisi içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenecektir. Sanığın dosyaya yansıyan eylemleri dikkate alındığında sanığın örgütün tamamını ya da bir bölümünü etkileyecek düzeyde tek başına karar alma gücü olduğuna, örgütü kumanda ettiğine, örgüt adına inisiyatif kullanabildiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından ve sanığın eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda tam vicdani kanaate varıldığından sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar vermek gerekmiştir.
Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61/1 maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı kanunun 3/1. maddesi uyarınca; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulup sanığın eylemi, faaliyetleri, kastının yoğunluğu da göz önüne alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılması yoluna gidilmiş, duruşmalardaki olumlu tavırları nedeniyle hakkında TCK'nın 62. maddesi uyarınca takdiri indirim uygulanmıştır.'' şeklindeki ifadelerle kararın gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
V) TEMYİZ:
Sanık müdafisi temyizinde özetle; yargılama merciinin yetkisiz ve görevsiz olduğu, olayda ağır cezalık suçüstü hâli bulunmadığı, örgüt kurucusu Fetullah ...'in yargılamasına konu 24.06.2008 tarihli CGK kararından önceki tarihli eylemlerin yargılama konusu yapılamayacağı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yargılamasında geçmiş tarihli faaliyetlerin esas alındığı, kanunsuz suç ve ceza olmayacağı, devletin kurumlarının bilmediği darbe girişimini sanığın yıllar öncesinden bildiği kabulünün aşırı varsayım olduğu, ilk şiddet eyleminin tarihinin 15.07.2016 olduğu, insan hak ve hürriyetlerinin kullanılmasının terör örgütü üyeliğinin delili olamayacağı, CMK'nın 48. maddesine aykırı alınan ifadelerin delil olarak kullanılamayacağı, Bylock konusundaki Yargıtay kararının mahkemelerce takip edilebilecek bir içtihat olmadığı, sanıklara Bylock verilerini inceleme imkânı tanınmadığı, Bylock ham verilerinin hiçbir yargı kararı ve bağımsız bir otoritenin denetimi olmadan incelendiği, maniple edildiğinin açık olduğu, Bylock delilinin ceza yargılamalarında kullanılamayacağı, kanunla önceden kurulmuş mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği, yargılamaya iştirak etmemiş pek çok üyenin karara katıldığı,
Sanık temyizinde özetle; önceden verilen kesin hüküm nedeniyle yeniden yargılama yapılamayacağı, savunma hakkının kısıtlandığı, iddianameyle bağlılık kuralının ihlal edildiği, basın açıklamasına katılmasının mahkûmiyete esas alınamayacağı, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği, istinaf ve temyiz haklarının ayrımcılık temelinde yok edildiği, iddianamede yer alan eylemlerin suç oluşturmadığı, dünya görüşü, inanç ve felsefi düşünce farklılığı olduğu, bunların doğuştan yer alan hakları olmasına rağmen suç kabul edildiği, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin Milli Güvenlik Kurulunun örgüt tanımını kabul ederek yargı yetkisini idareye devrettikleri, yargılamanın sahte belgelere göre yürütüldüğü, tanık beyanlarındaki çelişkilerin giderilmesinin engellendiği, 2010 yılında Ankara'da adli tatil nöbetçisi olduğu hâlde HSYK seçim çalışmalarına katıldığının kabul edildiği, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, meslektaşlarınca fişlendiği ve şeytanlaştırıldığı, teşdiden cezalandırılırken gösterilen gerekçenin hukuka aykırı olduğu,
Yargıtay Cumhuriyet savcısı temyizinde özetle; sanığın hukuk fakültesi öğrenciliği ve hâkim adaylığı döneminde yargı kadrolarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinden oluşturulması ve örgüte eleman temini ile üyeleri arasındaki dayanışmanın pekiştirilmesi noktasında aktif faaliyet yürüttüğü, taşrada görev yaptığı dönemlerde örgütsel toplantılar organize ettiği, örgütün belirlediği strateji ve talimatlar doğrultusunda hareket edilmek suretiyle örgüt mensubu olmayan üyelerin liste dışında kalmasının sağlandığı 2010 yılı HSYK seçimlerinde, seçim öncesi diğer örgüt mensupları ile yapılan gizli toplantılara ve seçim gezilerine katıldığı, örgüt içerisindeki etkin konumu ve faaliyetleri nedeniyle örgüt amaçları doğrultusunda Anayasal sistemdeki 3 temel erkten biri olan yargı erkinin örgütün amaçları doğrultusunda dizayn edilmesinde son derece kritik önem taşıyan HSYK Genel Sekreterliğine atandığı, bu göreve atanması sonrasında ve yine Yargıtay üyesi olarak görev yaptığı dönemde ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ... ve ... gibi örgütün yargı yapılanmasında yer alan mensupları ve örgütün sivil imamı ... ...'ın iştiraki ile örgüt amaçları doğrultusunda çeşitli toplantılar organize ettiği, bu toplantıların bir kısmında HSYK içerisinde ya da Yargıtayın üst kurullarında görüşülmesi gereken iş ve işlemler ile ilgili izlenecek yöntemlerin gizlilik içerisinde planlanarak uygulamaya konulduğu, yüksek yargının örgüt amaçları doğrultusunda oluşturulması noktasında Aralık 2010 tarihinde Yargıtay üyelerinin seçiminde kendi evinde bir kısmı hakkında örgüt üyeliği/yöneticiliği suçlarından kamu davası açılmış olan ve bir kısmı hakkında da aynı suçlardan soruşturmalar bulunan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin katılımıyla gerçekleşen örgütsel toplantıyı organize ettiği, söz konusu toplantı esnasında örgüt liderinin "en az 140 kişi olacak" şeklindeki talimatını ilettiği, bu hususun sanığın örgüt lideri de dahil üst düzey yöneticiler ile direkt temas kuracak seviyede olduğuna delalet ettiği, örgüt adına kadrolaşma hareketlerinin mimarlarından ve uygulayıcılarından olduğu, örgütün gizli haberleşme sistemi olan ByLock programını kullandığı, bu program üzerinden örgüt üyesi olan yüksek mahkeme üyeleri ve örgütün sivil imamlarıyla irtibatlı olduğu, ByLock'ta “Danışma” adı altında oluşturulan ve örgüt yapılanması içinde nihai karar alma mekanizmasında bir üst yapı niteliğinde bulunan heyette ... ..., ..., ... ... ve ... ile birlikte yer aldığı, HSYK tasarrufları, seçim, dava takibi, menfi takip, zimmetleme gibi çok sayıda örgütsel faaliyetin sanığa rapor edildiği, Yargıtay hücre yapılanmasında yer alan örgüt üyeleri arasındaki ByLock yazışmalarında örgütsel faaliyet noktasında kendisinden bahsedildiği, konumu itibarıyla hiyerarşik olarak birçok örgüt mensubunun üzerinde bulunduğu, Yargıtay içerisinde örgütün hareket tarzına ilişkin olarak iletişim hâlinde olduğu diğer örgüt üyelerine yönlendirmeler yaptığı, bağımsız hareket etme ve karar alma yetkilerinin bulunduğu hususları dikkate alındığında sanığın örgüt yöneticisi olarak kabul edilmesi ve buna göre cezalandırılması gerektiği,
Hususlarını beyan etmişlerdir.
VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:
1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:
a) Genel Olarak:
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.
Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.
Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin;
"1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür.
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar suçüstü olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir.
b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;
"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."
Şeklindedir.
"Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
...
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;
"(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...."
Şeklindedir.
"Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir.
Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.
Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.
d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi). Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.
e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.
Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.
2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi;
"1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." ,
Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi;
"76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.",
Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi;
"...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir."
Şeklinde düzenlenmiştir.
"Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.
6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi;
"(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...."
Biçiminde son hâlini almıştır.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.
2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
a) Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348)
b) Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.
c) Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
d) Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi).
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah ... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)
4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.
B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:
B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.
Mahrem hizmetlerde, Fetullah ... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır.
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.
Örgüt dilinde mahrem yerler:
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),
-Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),
-MİT,
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),
İfade eder.
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, "Talebe İmamları" tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan "Özel Evlere" yerleştirilmektedir.
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.
Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan "Talebe İmamı" tarafından takibi sağlanmıştır.
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; "Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu" tespit edilmiştir.
c) Kadrolaşma Süreci:
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının "Mahrem Hizmetler" olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:
-Birinci evre; Işık evi,
-İkinci evre; Hususi/özel ev,
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
"Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela Nejat Bey yok, (X) yok, mesela Celal bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. ... Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor."
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları "keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;
-"Pırlantalar" olarak adlandırılan Fetullah ...'in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde "ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah ...'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi)
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah ...'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;
-Yüz yüze/buluşma,
-Canlı kurye,
-Kriptolu IP hattı,
-Not ile haberleşme,
-Basın yayın üzerinden talimat verme,
-Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.),
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),
Olduğu anlaşılmaktadır.
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının "çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi" yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.).
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.
Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak "KOD İSİM" kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında "hizmet, şakirt, ..., cemaat" gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.
Her ne kadar iletişimde esas olan usul "randevulaşma sistemi" olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de "Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar" olduğu tespit edilmiştir.
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir)
-Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir)
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock sunucularının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı)
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,
Düşüncelerine dayanmaktadır.
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "sohbet" olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek arama,
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün "Mahrem Yapısı" içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;
-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.
-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.
-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.
-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.
-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.
-99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,
100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,
-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,
Şeklinde olduğu saptanmıştır.
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte "bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da" sıklıkla gözlemlenmiştir.
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;
"Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği"
Anlaşılmıştır.
Sonuç olarak;
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,
Belirlenmekle;
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün "gizlilik" ve "deşifre olmama" kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:
Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Özel hayatın gizliliği ve korunması
Özel hayatın gizliliği
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
...
Haberleşme hürriyeti
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre;
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
...
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
...
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
...
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
...
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
...
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
..
Delillerin Takdir Yetkisi
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
...
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
...
(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Şeklinde düzenlenmiştir.
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:
Çağımızda hukukun değişmez niteliği "Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez" oluşudur.
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında "yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700).
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286). Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99).
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, a.g.e, s. 103).
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59).
Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177).
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği "iletişimin tespiti (HTS)" kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin "demokratik bir ülkede gereklilik" ve "orantılılık" ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının "iletişim özgürlüğü" hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle "iletişimin tespiti", Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen "orantılılık" ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının "araştırmalara" başlama kararı ile gerçekleşen "başlangıç soruşturması"dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için "şüpheli" de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair "basit şüphe" oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,
Gerekmektedir.
Bu kapsamda;
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.
C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda;
Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,
Gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.
D) TANIKLIK:
a) Genel Olarak:
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı)
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
b) Çağrı ve dinleme:
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi).
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi).
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi).
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi).
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi).
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
c) Gizli tanıklık:
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67).
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992).
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.
CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi;
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi).
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi).
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.
E) BANK ASYA:
Bank Asya, ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde Asya Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise "Asya Finans Kurumu A.Ş." olan unvanı "Asya Katılım Bankası A.Ş." olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank Asya'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir.
Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah ... tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank Asya'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü ...'dan Yönetim Kurulu Başkanı ... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ... Uruç, ..., ... Gözütok ve ... ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ...'in ...'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likidite sağladıkları anlaşılmaktadır.
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.
Bank Asya'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.
Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası
2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287
2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176
2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454
2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758
2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398
2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025
2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911
2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719
2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985
2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427
2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043
2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638
2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778
2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827
2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776
2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864
2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778
2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.
VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ:
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartışılıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanığın eyleminin silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu oluşturduğuna yönelik aleyhe temyiz talebinin değerlendirmesinde;
Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet, hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi hâline bırakmayıp kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma yoluyla yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir.
Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler.
Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere hizmet denen işleri ilk üç katmandakiler yürütmektedir.
Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanırlar. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evlililiklerinin örgüt içinden olması zorunludur.
Altıncı Kat, Has Tabaka: Fethullah ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.
Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
Yedi katmanın en üstünde "Fethullah Hoca arşı" yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir hâlde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hâle getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar.
Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder Fethullah ... olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar. Örgüt yukarıdan aşağıya doğru tekçi (monist) yapıda örgütlenmiştir. Daha önce de ifade edildiği gibi örgütün lideri kâinat imamı, kutsal insan, mesih, mehdi, hoca efendi gibi sıfatlarla anılmaktadır. Kâinat imamlığı, örgütün her türlü işiyle ilgilenip üst karar veren temel, ideolojik ve doktriner birimdir. Bütün işler onun talimatıyla yürütülmektedir.
Örgütün mahrem yapılanması ve faaliyetlerinde gizliliğe riayet uluslararası boyuttaki istihbarat örgütleri gibidir. Nitekim, mahrem hizmetler sınıfı oluşturularak Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızmak suretiyle bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmişlerdir.
Mahrem hizmetlerde Fetullah ...'den veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dine, hukuka veya ahlaka aykırı olup olmadığını sorgulamadan yerine getirecek mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş örgüt mensupları kullanılmaktadır.
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının; zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkarlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamuda ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin Devlet kademelerinde yer almasının ötesindedir.
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve Devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin Devlete değil örgüte sunulması, Devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir. Nitekim, örgüt lideri tarafından hizmet insanı; "örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesini değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması" şeklinde tanımlanmıştır.
Terör örgütlerinde hiyerarşik yapıya mensubiyet ancak verilen emir ve talimatları sorgulamaksızın mutlak itaati gerektirir. Kamu hizmetinde görevli olanlar bakımından üstlük, memuriyetteki rütbelerine göre değil örgütteki konumuna göre belirlenmektedir. Nitekim, bazı terör örgütlerinde örgüte mensup belediye başkanının veya milletvekilinin belediye işcisi tarafından sorgulandığı ve ona rapor vermek zorunda bırakıldığı, sıkı bir disiplinin bulunduğu askeri birliklerde dahi darbeye teşebbüs sırasında üst düzey subaylara astların veya sivil kişilerin emir verdiği görülmüştür. Genel olarak kamu görevinde üst makamlarda olmak, kamu gücünün kullanılması açısından örgüte avantaj sağlamakla birlikte örgüt yöneticiliği için karine değildir. Bu açıklamalar yanında TCK'daki düzenlemeye göre, örgüt yöneticisi ile üyesinin cezai yaptırımları farklı ise de asıl önemli yenilik; yöneticinin, yönettiği tüm örgüt üyelerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlediği suçlardan müşterek fail olarak sorumlu tutulmasıdır. Örgüt yöneticisinin sorumluluk alanını genişleten söz konusu bu hüküm karşısında ispatın kesin delillere dayanması zorunluluğu tartışmadan vareste olmalıdır.
Dosya içindeki delillere göre; sanık ...'nın öğrencilik yılları ve meslek yaşamı boyunca örgütün sohbet toplantılarını organize eden, sohbet veren ve himmet toplayan bir konumda bulunduğu, 2010 yılından sonra kurulan ve içinde örgüt mensuplarının bulunduğu HSYK'da Genel Sekreterlik görevine getirildiği, Yargıtay üyeliğine seçildikten sonra ise örgüt mensuplarının haberleşmesi amacıyla kullanılan Bylock programını kullandığı ve bu programa ilişkin elde edilen bulgulara göre Yargıtay içinde oluşturulan istişare heyetinde örgütün tayin ettiği sivil imama doğrudan bağlı az sayıda kişiden bir tanesi olduğu anlaşılmış ise de sanığın söz konusu yapıda tek başına karar alan bir kişi konumunda olduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, yukarıda açıklandığı üzere bulunduğu görevlerin de örgüt yöneticisi sayılmasına yeterli olamayacağı cihetle, sanığın sübuta eren faaliyetleri ve örgütteki konumu itibarıyla silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığın eyleminin silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sanığa hükmolunan temel ceza miktarının isabetli bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine gelince;
Yukarıda örgütsel faaliyetlerine ve örgütteki konumuna yer verilen sanık hakkında temel ceza tayin belirlenirken Anayasa'nın 138/1. maddesi hükmü ve TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesine ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütler ile aynı Kanun'un 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi gözetilip TCK'nın 314/2. maddesinde atılı suç için öngörülen cezanın 5 ilâ 10 yıl arasında hapis cezasını gerektirmesi dikkate alındığında ''üst sınıra yakın'' ceza tayini gerekirken yazılı şekilde sanığın eylemleriyle ve istişare heyetinde yer aldığı anlaşılan diğer sanıklara hükmolunan cezalarla orantılı olmayacak şekilde ''7 yıl 6 ay'' temel ceza tayininin usul ve yasaya aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, sanık hakkında kurulan hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; sanık hakkında belirlenen temel ceza miktarının isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22.03.2023 tarihli ve 6-6 sayılı hükmün, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tayin edilen temel cezanın üst sınıra yakın olarak belirlenmesi gerektiği hususunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, oy çokluğuyla,
2)Sanığa atılı suçun öngördüğü ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme isteklerinin REDDİNE, oy birliğiyle,
3) Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2023/167 E., 2023/294 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250.
Ceza Genel Kurulu 2023/167 E. , 2023/294 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 11-20
Silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.09.2019 tarih ve 65-138 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 13 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 17.02.2022 tarih ve 57-96 sayı ile; "...Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılamanın 05.11.2018, 08.04.2019, 11.06.2019 ve 01.07.2019 tarihli oturumlar ile hükmün verildiği 30.09.2019 tarihli oturumuna Daire Üyesi ...'ın başkan olarak iştirak ettiği, sanık tarafından sunulan 11.06.2019 tarihinde adı geçen hakkında hâkimin reddi talebinde bulunulması üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince aynı tarihli oturumda CMK'nın 25. maddesinin ikinci fıkrası ile 31. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri uyarınca hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine karar verildiği, sanık tarafından 17.06.2019 tarihli dilekçe ile anılan karara itiraz edildiği, sanığın usulüne uygun itirazına rağmen söz konusu itiraz usulüne uygun şekilde karara bağlanmaksızın yargılamaya devam olunarak 30.09.2019 tarihinde nihai hükmün kurulduğu, sanık ve müdafisinin temyiz istemlerinde duruşmayı yöneten heyet başkanı hakkında yaptıkları itiraz ve şikayetlerin dikkate alınmadığının ve somut gerekçelerle reddi istenen hâkimin davaya katılım sağladığının belirtildiği olayda;
5271 sayılı Kanun'un 31. maddesinin üçüncü fıkrasında hâkimin reddi isteminin geri çevrilmesine ilişkin kararlara itiraz edilebileceğinin belirtilmesi karşısında Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen hâkimin reddi isteminin geri çevrilmesine ilişkin karara sanık tarafından yapılan itirazın ilgili Kanun'da yöntemi belirtildiği şekilde mercisince incelenmesi sağlanmadan yargılamaya devam olunarak eksik inceleme ile hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde 01.12.2022 tarih ve 11-20 sayı ile sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 09.03.2023 tarihli ve 28876 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Hükmolunan ceza miktarı yönünden yasal şartları oluşmadığından sanık ve müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.
I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. Maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası), temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, 'olgusal dünya'ya; hukuki sorun, 'normatif dünya'ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi;
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 01.12.2022 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,
Mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak sanığın 01.12.2022, sanık müdafilerinin ise 01.12.2022 ve 08.12.2022 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları,
b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; sanık ve müdafilerinin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri,
c) Gerekçeli kararın sanığa 27.02.2023 ve müdafilerine ayrı ayrı 21.02.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği,
Sanık müdafilerinin 17.02.2023 ve 28.02.2023, sanığın 23.02.2023 tarihinde ve süresi içerisinde ek temyiz dilekçelerini sundukları,
Görülmekle sanık ve müdafilerinin temyiz taleplerinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.
II) İDDİA:
''...Şüpheli ...'ın savunması, yukarıda ayrıntıları açıklanan tanık beyanları, ByLock içerikleri, HTS Baz Analizine göre;
HSYK dönemi
2010 yılı HSYK seçimlerinin, demokratik her adayın serbestçe yarıştığı bir seçim olduğu düşünülürken, tablonun bu anlayışın çok ötesinde örgütlü bir faaliyete dönüştürüldüğü ortaya çıkmıştır. Şöyle ki;
(... ID), ..., kod adlarını kullanan ... 'nın organizesinde, (..., IMEI numarasının; ...) ile ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen şüpheli ... , (... ID), '..., ..., ..., ...' kod adlarını kullanan ..., (... ID), '...' kod adlarını kullanan ..., (... ID, (... ID ), '..., ..., ...' kod adlarını kullanan ..., (... ID), '...' kod adlarını kullanan ... , (... ID), 'sami, ...' kod adlarını kullanan ..., ..., (... ) verisi ile çok sayıda ByLock bağlantısı tespit edilmiş olan ... olmak üzere yaklaşık 20 örgüt mensubunun, ... 'nın evinde toplanarak, seçim stratejisinin belirlenmeye çalışıldığı, masrafları örgüt tarafından karşılanan seçim gezileri yapılmasının kararlaştırıldığı, toplantıların seçime kadar devam ettiği, şüpheli ...'ın da bu seçim gezilerine katıldığı,
Örgüt liderinin talimatları doğrultusunda, 2008 yılından itibaren takiyye yöntemi ile sızılan Yargıçlar ve Savcılar Birliğinin HSYK seçimi gibi bazı operasyonlarda kullanıldığı,
...2010 yılında yapılan HSYK seçimlerinden önce ... başkanı ... ile bakanlık listesinde bulunan yapılanma içerisindeki ..., ..., ..., ... ... , ... ve ...'in Adalet Bakanlığında bir araya geldikleri, görüşmenin konusunun, ... içinde örgüt mensuplarının sayısı, konumu ve hareket tarzları olduğu ... Arslan'ın bu toplantıda örgüt mensubu olan 300-400 kişinin ... içerisinde bulunduğunu belirttiği, ...'da etkili olmaya başlayan örgüt mensuplarının tek oy düzenlemesinin iptali yönünde girişimlerde bulundukları, ... üzerinden muhalefet parti yetkililerini ikna ettikleri ve muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesine açtığı dava sonucu bu seçimlerde tek oy verilmesi şeklinde düzenlemenin iptal edilerek seçilecek aday sayısı kadar oy kullanılması (liste biçiminde) şeklinde düzenlemenin geldiği, bütün bu sürecin,
... tarafından; '... Arslan...yargı içinde önemli bir potansiyele sahip olduklarını, toplam sayılarının ...’ın üye sayısına (1500-2000 civarında) aşağı yukarı eşit olduğunu, kendi arkadaşlarının da aday gösterilmesi ve birlikte hareket edilmesi durumunda seçimi kazanma ihtimalinin artacağını, Yargı içinde ...’dan sonra en kalabalık ve en etkili gücün kendileri olduğunu,... ’dan ... tarihte başkan yardımcısı... ’ın genel kurul toplantılarına 500-600 civarında hakim ve savcının geldiğini, bu sayının en fazla 700’e ulaştığını, üyelerin çoğunluğunun o zamanki kurula yakın gözükerek önemli görevlere gelmek veya yüksek mahkeme üyesi olmak için ...’a katıldıklarını, genel kurul toplantılarına bile gelmediklerini, isterlerse ...’da her türlü yönetim değişiklikliğini yapabileceklerini...görüşme sırasında ..., ... ve ...’ın da olduğunu hatırlıyorum...'şeklindeki ifadenin bütün bu gelişmeleri teyit eder nitelikte olduğu,
Seçimlerde haklarında örgüt mensubiyeti nedeniyle soruşturma/kamu davası açılmış bulunan ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., ... HSYK üyesi olarak seçildikleri ve birlikte faaliyet yürüttükleri sayısal çoğunluklarını avantaj olarak kullanmak suretiyle hakim ve savcılar hakkında atama ve nakletme, geçici yetki verme, kadro dağıtma gibi önemli görevleri olan HSYK Birinci Dairesi'nin Başkanlığına şüpheli ...'un üyeliklerine ..., ..., ...'nin, 2. Daire Başkanlığına ..., üyeliklerine, ..., 3. Daire Başkanlığına ..., üyeliklerine ..., ... , ...'ın getirilmesini sağladıkları,
Yargıtay eski üyesi sanık İlhami Dal'ın, '..2010 yılı HSYK seçimleri öncesi...örgüt mensubu tarafından 'HSYK adaylarını, bizzat Hoca efendi belirleyecek, kimse itiraz etmesin, abiler itiraz edilmesini istemiyor' şeklinde talimat verildiği, seçimler öncesi üyeleri belirlemede etkin olan yukarıda anılan isimlerin önemli bir bölümünün, Gaziantep'te İlhami Dal'ın evinde toplantı gerçekleştirdikleri, üye seçildikten sonra hareket tarzları konusunda uyarıldıkları,
Yüksek yargıya üye seçimleri gündeme geldiğinde olması gerekenin, böylesi bir tasarrufun referandum sonrası oluşturulan HSYK yapısı içerisinde, yüksek yargıdan gelen ve kendilerinden olmayan üyelerin tamamının katılımı ile Yargıtay ve Danıştay'a açılan davaların niteliği ve sayısı dikkate alınarak, objektif bir değerlendirme ile Devlet teamüllerinin gereği ve kurum kültürlerinin de işe koşulması suretiyle kıdemin, liyakatın kriter olarak esas alındığı, herkesin serbestçe oyunu kullandığı, Demokratik bir seçim olması gerekirken, Aralık 2010 tarihinde boş olan Yargıtay üyelerinin seçiminde, ... 'nın evinde yapılan gizli örgütsel toplantıya (... ID, ... ID), 'servet, aber, berberabi' kod adlarını kullanan ..., ..., ..., (... ID) ile '..., ..., ..., ...' kod adlarını kullanan ..., (GSM hattı; ..., IMEI numaralarının;..., ...) ile bağlantısı tespit edilen ..., (... ID) ve '...' kod adını kullanan ..., (GSM hattı; ..., IMEI numarasının; ...) ile bağlantısı tespit edilen ..., ..., (v ID) ile '..., ..., ...' kod adlarını kullanan ..., (... ID) ile '..., ..., ...' kod adlarını kullanan ..., (... ID) ile v, ..., ..., ... abi, ... a, ...' kod adlarını kullanan ..., (... ID, ... ID) ile '..., ..., ... Yeni' kod adlarını kullanan ..., örgüt yöneticisi olmaktan kamu davası açılmış bulunan ... ile ByLock abone listesinin 67186’ncı satırında kaydı bulunan ... 'nın ile birlikte (... ID) 'HSYS-RY' kod adlarını kullanan ...'ın da katıldığı, örgüt mensuplarından oluşan 350-400 kişinin, projektör kurularak isimlerin ekrana yansıtılıp sunum yapılarak sayının belirlenmeye çalışıldığı, örgüt lideri ile direkt iletişim kurulup, talimatlarının alındığı atmosfer içerisinde üye belirlemesinin yapılmaya çalışıldığı,
...'nin evinde yapılan toplantıya da eski kurul üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., ... ile ... , ..., ..., ..., ..., ... ve ..., ... ile birlikte şüpheli ...'ın da katıldığı,
Yüksek yargıya üye belirlenmesi aşamasında, sadece örgüt mensuplarının iştiraki ile gizliliğe en üst seviyede riayet edilmek suretiyle gerçekleştirilen toplantılar sonrasında örgüt mensubu üyelerin belirlendiği, seçimlerin meşru zeminde gerçekleştirildiği algısının yaratılması bağlamında, önce üyelik yeterliliğine sahip beşbine yakın hakim savcının talepleri alınarak oluşturulan listelerin, yapılan Genel Kurul toplantısında üyelere dağıtıldığı, yüksek yargıdan gelen üyelerin verilen listelerden isimleri henüz işaretlediği sırada, şüphelinin içinde bulunduğu grubun, hazır oy pusulaları ile sembolik olarak seçime katıldıkları, tanıklık eden yüksek yargı üyelerinin söylemlerinden anlaşılmış olup, bu bilginin, şüpheli ile aynı dönemde çalışmış olan yüksek yargıdan atanan üyelerin tanıklığı ile teyidinin mümkün olduğu,
Şüpheli ...'ın, HSYK üyesi seçildikten sonra da HSYK eski Genel Sekreteri ... tarafından organize edilen örgütsel toplantılara ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... , ... ile birlikte katıldığı, toplantılara HSYK üyesi olmayan kişilerin de çağrıldığı, Balyoz ve Ergenekon ile ilgili olmak üzere başka kişilerin de çağrıldığı, şüphelinin himmet verdiği, bütün bu süreçlerin başka dosya sanığı ... tarafından da açıkça ifade edildiği, HSYK eski üyesi ...'nun ise bu toplantılara ilişkin olarak 'devlet işlerinin yargı işlerinin bu şekilde evlerde konuşulması bende hep bir rahatsızlık yaratmıştır' yönündeki ifadesi ile de teyit edildiği,
HSYK yapılanması içerisinde örgüt mensuplarının evlerinde Balyoz, Ergenekon gibi ülke gündemini meşgul eden davaların, bu örgütsel toplantılarda, diğer kurul üyeleri dışlanarak örgütün istem ve talepleri doğrultusunda şekillendirilmesi hususunda faaliyet yürütüldüğü, bu toplantılara ... ve ...'in de katıldığı, bu hususun bizzat ... tarafından ifade edildiği, ayrıca HSYK eski üyesi ... tarafından 'abilik' görevinin ... tarafından yürütüldüğünü, ...'nin talimatları doğrultusunda oy kullandıklarını, özellikle Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk, MİT Tırlarının Durdurulması gibi davalarda görev yapan cemaat mensubu hakim ve savcılar hakkında yapılacak soruşturmalarda 'Aleyhe kararlara muhalefet yazın, arkadaşları küstürmeyelim' dediğini, bu talebin FETÖ/PDY'nin isteği olduğunu bildiğini ve Dere'nin talimatlarını kararlarına yansıttıklarını ifade ettiği,
Yargıtay eski üyesi örgütün HSYK üst sorumlusu ...'nin, örgüt içinde bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden aldığı bilgileri örgütün yüksek yargı içinde görevlendirilen yöneticilerine aktardığı, telefon, tablet, hat vb araçları sağladığı, oluşan sorunları giderdiği, örgüt ile iltisaklı kurum ve kişiler ile ilgili olarak ByLock yazışmasında; ... (... ID)..'Mesleğe kabulde aleyhe oy kullanacağınız birisi varmış onun ismini de gönderdim ama daha zamanı var inş bir fırsat olursa görüşürüz' şeklinde açıkça talimat vermekten çekinmediği, Danıştay'da örgüt üyeleri tarafından açılacak davaların dilekçelerinin hazırlanması ve dava sürecinin takibi konusunda bir heyet oluşturulmasının dahi planlandığı, bu şekilde HSYK'da yapılan toplantıların gündemi, sonuçları, görüşme içeriklerinin, kararname süreçlerinin örgüt tarafından takip ve kontrol altında tutulduğu, örgütün talimatları doğrultusunda verilen kararlara yazılan muhalefet şerhlerinin düzenli olarak örgütün yurtdışı birimine aktarıldığı, kurul başkan vekilinin kim olacağı ile seçim süreçlerinin bloke edilmesi de dahil olmak üzere seçim süreçlerinin takip edilerek örgütsel stratejinin belirlendiği,
Şüpheli ...'ın, HSYK 3. Daire üyesi olduğu dönemde birlikte çalıştığı örgüt mensubu üyelerle ilgili hazırlanan fezleke ve iddianamelerde, FETÖ/PDY'nin çalışmalarıyla HSYK üyeliklerine seçildikleri, ...'nin verdikleri talimatlar doğrultusunda oy kullandıkları, 'sohbet' olarak nitelendirilen örgüt toplantılarına katıldıkları, 'himmet' adıyla örgüte para verdikleri, örgütün yargı mensuplarından sorumlu sivil imamı ... ve ... ve daha çok sayıda sivil imam ile irtibatlı oldukları, Anlaşılmıştır.
HSYK Genel Kurulu Kararları
02.10.2013 gün ve 2013/739 sayılı kararı; Ergenekon soruşturmasındaki Avukat ... ; CMK'nın 250 maddesi ile görevli
İstanbul Cumhuriyet Başsavcı eski vekilleri ve savcıları; ByLock abone listesinin 90441’inci satırında kaydı bulunan ... ... , (... ID, ... ID) ile '... Bey, ...' kod adlarını kullanan ..., (... ID) ile '..., ..., ..., ... bey' kod adlarını kullanan ..., ByLock abone listesinin (102747.) satırında kaydı bulunan Nihat Taşkın,
CMK'nın 250. maddesi ile görevli İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ..., (... ID) ile üye hakimler '..., ...' kod adlarını kullanan ...,
Hakkındaki iletişimin tespiti, dinlenmesine ilişkin iddialarının, daha önce çoğunluğu örgüt mensuplarından oluşan şüphelinin üyesi olduğu 3. Dairede 'işleme konulmamasına,' 3. Daire kararına yönelik şikayetçinin itirazının ise 'herhangi bir durum ve delilin bulunmadığı' gerekçesiyle şüpheli ...'ın da içerisinde bulunduğu örgütsel yapı tarafından oy çokluğu ile reddine,
07.05.2014 tarih, 2014/259 sayılı kararı;
... , İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ilgili başkan ve üyeleri (..., ...) hakkında; belgelerin sahte olduğuna, delillerin basına verilerek soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği iddiasının, şüpheli ...'ın da içerisinde bulunduğu örgütsel yapı tarafından oy çokluğu ile reddine,
02.07.2014 tarih, 2014/495 sayılı kararı;
... ve ... hakkındaki şikayetlerin de yüksek yargıdan gelen üyelerin 'otel kayıtları ve faturalar üzerinde araştırma yapılması' gerekçesiyle muhalefet şerhi koymasına rağmen şüpheli ...'ın da içerisinde bulunduğu örgüt şüphelisi/sanığı konumundaki üyeler tarafından herhangi bir araştırma soruşturmaya gerek duyulmaksızın, evrak üzerinden reddine karar verildiği,
ByLock veri havuzunun incelenmesinden; (... ID, ... ID) '... bey, ... kod' adlarını kullanan ..., (... ID) ile 'murater32,mmrakkş' kod adlarını kullanan ...'ın, örgütün sivil imamı olmaktan hakkında soruşturma bulunan (... ID) ile '..., ...' kod adlarını kullanan ... , ByLock üzerinden oluşturduğu grubun üyesi oldukları,
02.07.2014 tarih, 2014/494 sayılı kararı;
... İlker Başbuğ vekilinin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üye hakimleri hakkındaki şikayetinin, şüpheli ...'ın üyesi bulunduğu 3. Daire tarafından işleme konulmaması kararına itiraz edildiği, örgüt şüphelisi/sanığı konumundaki üyeler tarafından itirazın ret edildiği, yüksek yargıdan gelen örgüt mensubiyeti bulunmayan üyelerin ise 'maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılama yapılabilmesi için, sanığın lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanarak muhafaza altına alınması, savunma hakkı ve hak arama hürriyetinin ihlal edilmemesi gerektiği' gerekçesiyle muhalefet şerhi koydukları,
02.07.2014 tarih, 2014/496 sayılı kararı;
... vekilinin, futbolda şike iddialarına ilişkin İstanbul eski Cumhuriyet savcısı ... ... hakkındaki şikayeti ile ilgili olarak; şüphelinin içinde bulunduğu grup tarafından reddine karar verildiği, yüksek yargıdan gelen örgüt mensubiyeti bulunmayan üyeler tarafından ise 'tarafsızlığını yitirdiği ve kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı' gerekçesiyle muhalefet şerhi konulduğu,
02.07.2014 tarih, 2014/497 sayılı kararı;
...'nın, CMK'nın 250. maddesi ile görevli İstanbul 9, 16. ve Ankara ilgili Ağır Ceza Mahkemesi ilgili başkan ve üye hakimleri hakkındaki şikayetinin, şüpheli ...'ın içinde bulunduğu grup tarafından reddine karar verildiği, yüksek yargıdan gelen örgüt mensubiyeti bulunmayan üyeler tarafından ise 'Anayasa Mahkemesinin, müştekinin bireysel başvurusu ile ilgili olarak hak ihlali yapıldığı yönündeki kararı göz önüne alınarak' iddiaların incelenmesi gerektiği gerekçesiyle muhalefet şerhi konulduğu,
Nitekim şikayetçi ... ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine 16. Ceza Dairesi'nin, 30.04.2015 gün, 2015/3344 Esas, 2015/926 sayılı kararı ile beraatine karar verilmesi gerektiği noktasından bozulduğu,
Bu itirazları ret eden üyelerin, örgüt mensubiyeti nedeniyle şüpheli/sanık konumunda bulunan ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., ... ile şüpheli ...'dan oluşması ve ret kararına konu olan yargı eski mensuplarının tamamının ByLock kullanıcısı veya örgüt şüpheli/sanığı konumunda bulunmasının örgütsel faaliyetin ulaştığı boyutları ortaya koyduğu,
02.07.2014 tarih, 2014/482 sayılı kararı;
Örgütün, Demokratik Anayasal sistemi yok etmek amacıyla yargıyı araç olarak kullanarak gerçekleştirdiği operasyonlarda şüpheli ...'ın aktif olarak görev yaptığı örneğin,
Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Selam Tevhid, 17/25 Aralık gibi kumpas davaları ve soruşturmalarını yürüten yargı eski mensupları; ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ...'ün,
İzmir Askeri Casusluk gibi kumpas davaları ve soruşturmaları yürüten yargı eski mensupları ... , ... , ... , ... ,
KPSS soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcı eski vekili ...'ın,
MİT tırları soruşturmasında yer alan savcı ve hakimlerden, ... , ..., ... , kamuoyunda 'Okyanus' davası olarak bilinen örgütün kumpasları doğrultusunda gerçekleştirilen davada mahkeme başkanı olarak görev yapan ... ,
Örgütün, 2010 yılından itibaren HSYK'da çoğunluğu ele geçirmesi üzerine Ergenekon, Balyoz, Selam Tevhid, MİT müsteşarının ifadeye çağrılması, 17/25 Aralık operasyonları ile MİT tırları soruşturmaları gibi çok sayıda önemli soruşturma ve yargılamayı yürütme görev ve yetkisinin ByLock kullanıcısı ve FETÖ/PDY şüphelisi/sanığı konumunda bulunan kişilere bırakıldığı, sözkonusu operasyonların gerçek amacının fark edilerek Devletin varlık mücadelesi kapsamında gerçekleştirdiği refleks ile tamamı ByLock kullanıcısı ve FETÖ/PDY şüphelisi/sanığı konumunda bulunan bu kişilerin, soruşturma ve davalardan uzaklaştırılmasına karar verildiği,
İlgili şahıslar tarafından itiraz edildiğinde, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, 02.07.2014 gün ve 482 sayılı itirazın reddine ilişkin kararına, diğer örgüt şüpheli/sanıkları ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., ... ile şüpheli ...'ın da muhalefet şerhi koyarak Devlet'in yanında yer almayıp Milli Güvenlik Kararı ile silahlı terör örgütü kabul edilmiş bulunan örgütün yanında yer aldığı, (Ek 7/486-509)
Örgüt iltisakı nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı görevlerine, şüphelinin dahil olduğu örgüt tarafından getirilen mensupların, görev yerlerinde kalmaları ve mevcut ünvanlarını korumaları yönünde konulan muhalefet şerhlerinin, yapılan şikayetler ile ilgili işleme konulmama kararları ile bu kararların, HSYK Genel Kurulu'nda görüşülmesi sırasında verilen itirazların reddine ilişkin oyların, takdir hakkının kullanılmasından öte örgütsel faaliyet olduğu, öyle ki bütün bu faaliyetlerin sonucu olarak örgüt mensubu olmayan yargı mensupları ile toplumun bütün katmanlarında, Fetullah ... yapılanması içerisinden olmanın; görev alma, atama ve yükselmede yeterli tek kriter olduğu bir dönemin yaşandığı, bu ve benzer çok sayıda faaliyet ile yargının etkin kadrolarının örgütün kontrolüne geçtiği,
Anlaşılmıştır. (Ek 7/486-682) Şöyle ki;
22.02.2011 tarihinde HSYK Genel Kurulu kararı ile Kurul Genel Sekreterliğine (... ID) ile -... ---cık kod adlarını kullanan ... 'nın,
Genel Sekreter Yardımcılıklarına; (222178 ID) ile 'merve3406' kod adını kullanan ... ile ByLock abone listesinin 43760. satırında kayıtlı ... ,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, 28.12.2011 gün ve 467 sayılı kararı ile HSYK Genel Sekreterliğine (71852 ID) numaralı 'MAHİR, muzo, mahir a' kod adlarını kullanan ...'ın, şüphelinin içinde bulunduğu örgüt mensupları tarafından aday olarak önerildiği, bilahare 27.01.2012 tarihinde ...'ın,
Genel Sekreter yardımcılığına, 30.12.2011 gün ve 470-471 sayılı Genel Kurul kararı ile örgüt şüphelisi Havva Bağlı Gürgen'in,
Atandıkları anlaşılmıştır.
Bu şekilde oluşturulan kurulda, FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olmayan bir çok müfettişin, başka yerlere gönderildiği ve teftiş içerisinde kalmalarına izin verilmediği, yeni görevlendirilen müfettişlerin ise tümüne yakınının, daha önce görev yapan müfettişlerin ise çoğunluğunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu oldukları, örgütün nihai amaç ve politikaları içinde bir silah gibi kullanıldığı, bu kapsamda;
30.12.2011 gün ve 470-471 sayılı Genel Kurul kararı ile Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılıklarına; ByLock abone listesinin 83185. satırında kaydı bulunan ... ve FETÖ/PDY şüphelisi ... ,
HSYK Genel Kurulu'nun, 21.06.2011 gün ve 204-205 sayılı kararı ile kurul müfettişliğine;
ByLock abone listesinin 71995. satırında kaydı bulunan ... ,
ByLock abone listesinde 112012’nci satırda kaydı bulunan ... olmak üzere ByLock kullanıcısı veya örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilen, kararnamenin tamamını oluşturan 7 kişi,
HSYK Genel Kurulu'nun, 12.07.2011 gün ve 221 sayılı kararı ile (147693 ID) numaralı serkan, mushi kod adlarını kullanan ... olmak üzere ByLock kullanıcısı veya örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilen, kararnamenin tamamını oluşturan 3 kişi, HSYK Genel Kurulu'nun, 19.10.2011 gün ve 288 sayılı Genel Kurul kararı ile,
ByLock abone listesinin 53734-53735. satırlarında kayıtlı ... ,
ByLock abone listesinin 95818. satırında kayıtlı ... ,
ByLock abone listesinin3779. satırında kayıtlı ... ,
ByLock abone listesinde 120177. satırda kayıtlı ... ,
(87779 ID) ile tahsin bey kod adını kullanan ... olmak üzere ataması yapılan 23 müfettişten tespit edilebildiği kadarıyla 16'sının ByLock kullanıcısı ve örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilmiş şahıslardan oluştuğu,
HSYK Genel Kurulu'nun, 16.11.2011 gün ve 382 sayılı kararı ile HSYK Tetkik Hakimliğine;
ByLock abone listesinin 16834. satırında kaydı bulunan ... ,
ByLock abone listesinin 30191. satırında kaydı bulunan ... ,
ByLock abone listesinin 427. satırında, 428’inci satırında kaydı bulunan ... olmak üzere ByLock kullanıcısı veya örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilen, kararnamenin tamamını oluşturan 4 kişi,
HSYK Genel Kurulu'nun, 15.06.2012 gün ve 346 sayılı kararı ile HSYK Tetkik Hakimliğine;
Örgüt şüphelisi ...,
ByLock abone listesinin 2145. satırında kaydı bulunan ... ...,
ByLock abone listesinde121422. satırda kaydı bulunan ...,
ByLock abone listesinin 87367. satırında kaydı bulunan ...,
ByLock abone listesinde 4733. satırında kaydı bulunan ... ...,
ByLock abone listesinin 44429. satırında kaydı bulunan ...
ByLock abone listesinin 65274’ncü satırında kaydı bulunan ... olmak üzere ataması yapılan 28 tetkik hakiminden tespit edilebildiği kadarıyla 26'sının ByLock kullanıcısı ve örgüt mensubiyeti nedeniyle ihraç edilmiş şahıslardan oluştuğu,
HSYK Genel Kurulu'nun, 30.06.2011 gün ve 208 sayılı kararı ile
ByLock abone listesinin 108300. satırında kaydı bulunan ...,
ByLock abone listesinin 407. satırında kaydı bulunan ...,
(75007 ID)'yi kullanan ... ... ,
ByLock abone listesinin 69706. satırında kaydı bulunan ...,
ByLock abone listesinde 56240. satırda kaydı bulunan ... olmak üzere biri hariç atanan tüm tetkik akimlerinin, örgüt mensubuyeti nedeniyle meslekten ihraç edilen Bylock kullanıcısı olan hakimlerden görevlendirildiği,
Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin üst yargı kurumlarından, HSYK kurumu içerisinde müfettiş, tetkik hakimi sıfatı ile yer alarak devletten maaş alan ancak örgütsel faaliyet yürüten ByLock kullanıcısı oldukları tespit edilen ..., ..., ... ..., ... ..., ..., ..., ... ...'ın ve daha çok sayıda örgüt mensubunun, görevlerinden uzaklaştırılarak taşraya atanmalarına ilişkin tasarruflara ilgililerin itirazlarının 02.07.2014 tarihli Genel Kurulda reddine karar verildiği, şüpheli ... ve diğer örgüt mensuplarının bu karara da aynı örgütsel saik ile karşı çıktıkları
Anlaşılmıştır. (Ek 7/451-474)
Adana Cumhuriyet Başsavcısı ..., Gaziantep Cumhuriyet Başsavcısı ... ..., Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı ...'in, bu görevlerinden alınmaları yönündeki tasarrufun da akim bırakılması yönünde şüphelinin de içerisinde bulunduğu örgüt mensupları tarafından faaliyet yürütüldüğü, bu bağlamda;
Örgüt şüpheli/sanığı konumundaki Şeyhmus Şat bu hususta alınan ifadesinde: '2013 - 2014'lü yıllarda 17-25 aralık öncesinde Ankara ilinde iki kez toplantı yapıldığını hatırlıyorum. İlyas beyin beni yönlendirdiği bu toplantılarla amaçlanan bölgelerin zamanla aynı şeyleri konuşarak monotonlaşmanın doğurduğu olumsuz sonuçları kişileri motive ve onure ederek gidermekti. Ayrıca böylelikle alt kademedeki cemaat mensuplarının üst kademedekilerle tanışmalarına da zemin hazırlanmış oluyordu. Bu iki toplantıya ... (o zamanki HSYK üyesi), ... (o dönem HSYK Genel Sekreteri), o dönem Adana Başsavcısı ..., o dönem Gaziantep Başsavcısı ... ..., o dönem Diyarbakır Başsavcısı ..., o dönem İstanbul Başsavcı vekili ... ve ben katılmıştık. bu toplantıların biri son HSYK seçimlerine cemaat listesinden aday gösterilen ...'ın evinde yapılmıştı. bu toplantılarda HSYK seçimlerine henüz zaman olduğu için seçimlerde ne tür strateji belirlenmesi gerekeceği...2010 yılındaki gibi ortak bir liste ile mi yoksa teker teker bağımsız adaylar şeklinde mi seçime girilmesinin fayda sağlayacağı ...kendinizi cemaatten olduğunuzu hissettirmeden oy toplamaya bakın..söz edilmişti.' (Ek 5/2.kl/207 )
Şeklindeki ifade ile HSYK'nın kurumsal yapısına ilişkin istatistiki veriler ışığında, HSYK üyeliği ünvanı ile takdir hakkı gibi lanse edilen tasarrufların, örgütsel faaliyet olduğu tüm açıklığı ile ortaya çıktığı,
HSYK Genel Kurulu'nun, 05.11.2014 tarih, 2014/626 sayılı kararı ile kurul üyelikleri sona eren ..., ..., ..., ..., ..., ... , ...'ın, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı, Danıştay Savcılığı ve Ankara Hakimliğine atanma taleplerinin oy çokluğu ile reddine ilişkin kararlara, muhalefet edenlerin de, yine FETÖ/PDY şüphelisi/sanığı olan HSYK üyeleri ..., ..., ..., ..., ... gibi isimlerden oluşması örgütsel faaliyetin, seçimler sonrasında da devamlılık arzettiğini ve iştirak iradesini göstermesi bakımından önemli olduğu, (Ek 7/518-521)
Bu şekilde 2010 yılından 2014 yılının ikinci yarısına kadar olan süreçte yargı erki içerisinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı gibi organların tamamına yakını ByLock kullanıcısı ve örgüt şüphelisi/sanığı olan şahıslara bırakılmak suretiyle örgütün amaçları doğrultusunda, paralelinin oluşturularak, Anayasal sistemin yok edilmesi yönündeki faaliyetlere destek verildiği, diğer örgüt mensupları ile iştirak içerisinde süreklilik ve çeşitlilik arzeder şekilde örgütle organik bağ içerisinde gerçekleştirildiği,
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ...'in, 'Fetullahçılar olarak bilinen grup ile ilgili olarak TCK 220. Maddesi kapsamında 'İzinsiz Eğitim Kurumu Açma Yardım Toplama Kanunu'na Muhalefet' suçlarından yürüttüğü bir soruşturma nedeniyle, FETÖ/PDY örgütüne mensup olan Erzurum özel yetkili Cumhuriyet savcıları ile emniyet görevlileri tarafından, makam odasında gözaltına alındığı, soruşturmanın Fetullah ... yapılanmasına ilişkin olduğunu gizlemek amacıyla kamuoyunun yanıltılarak soruşturmanın başka bir cemaatle ilgili olarak yürütüldüğü algısının oluşturulmaya çalışıldığı, Cumhuriyet Başsavcısı ...' in 16/02/2010 tarihinde 'Ergenekon Terör Örgütüne Üye Olmak vb. suçlardan tutuklanmasına karar verildiği, soruşturma sürecinde başka bir eylemi nedeniyle hakkında yer değiştirme istemli disiplin soruştuması yürütülen ve soruşturmadan kurtulmak amacıyla meslekten istifa eden İliç Cumhuriyet Savcısı ...' un araç olarak kullanıldığı, Cumhuriyet Başsavcısı hakkındaki soruşturma ve kovuşturmada gizli tanık olarak ifadesine başvurulduğu, gizli tanığın isminin ... olarak değiştirildiği, üyelerinin büyük çoğunluğunu FETÖ/PDY mensuplarının oluşturduğu HSYK tarafından, mesleğe kabul işlem dosyasında bulunan bazı bilgiler örgüt mensubu olmayan kurul üyelerinden gizlenerek, gizli tanığın mesleğe kabul işleminin gerçekleştirildiği,
... vekili tarafından, Erzurum eski savcısı ... ... (FETÖ/PDY ihraç), ... hakkında, işlenmediğini bildikleri suçun delillerini uydurdukları ve tedarik etmeye çalıştıkları, ... tarafından ifadeleri alınan gizli tanıkların yeniden ifadesine başvurdukları, bir kısım mühimmatları temin etmeye çalıştıkları, delilleri kararttıkları iddiası ile ilgili olarak yapılan şikayete şüpheli ...'ın da üyesi bulunduğu HSYK 3. Dairesi tarafından soruşturma izni verilmemesi üzerine bu karara itiraz edildiği, şüphelinin içinde bulunduğu FETÖ/PDY şüpheli/sanığı konumundaki o dönem HSYK başkanvekili olan ..., üyeler ..., ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ... ile birlikte şüpheli ...'ın da bulunduğu HSYK Genel Kurulu'nda reddedildiği, bu karara yüksek yargıdan gelen üyeler ..., ..., ..., ... tarafından konulan muhalefet şerhinde gerekçe olarak; 'daha önce ifadeleri alınan gizli tanıkların yeniden tam zıt yönde ifadelerinin alınmış olması, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6136 sayılı Kanun kapsamında kaldığı değerlendirilen olayın, CMK'nın 250 ile yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından telefonla aranmak suretiyle alınmış olması ve bu dosyanın seyrinin ilk durumundan farklı yönde ilerlemesi, bir grubun yasalara aykırı eğitim kurumları açtığı iddiası ile ilgili başlatılan soruşturmada, yeterince derinleştirilmeden bir çok kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olması, özellikle kolluk gücü olarak jandarma yerine emniyetin kullanılmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, soruşturma izni verilecek mahiyet ve ağırlıkta olduğu,'
Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında, örgüt liderinin emir ve talimatları ile içeriği dönemin Van Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Yargıtay eski üyesi FETÖ/PDY silahlı terör örgütü sanığı İlhan tarafından hazırlandığı belirlenen iddianameye imza koyan Van eski Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya hakkında mesleğe kabul işleminin gerçekleştirildiği,
İlker Başbuğ'un vekilinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyeleri hakkında yaptıkları şikayetlere 3. Daire soruşturma izni vermemesi üzerine 02/07/2014 tarihinde genel kurula yapılan itirazın incelenmesinde, şüpheli ...'ın diğer örgüt mensupları ile birlikte soruşturma açılmaması yönünde oy kullanarak disiplin sürecinin işletilmesini engellediği,
Bütün bu açıklamalar ışığında, sözkonusu tasarrufların, takdir hakkı kapsamında, değerlendirilemeyeceği,
Anlaşılmıştır.
HSYK 3. Dairesindeki Faaliyetleri
2010 yılı Anayasa referandumu sonrası HSYK'nın teşkilatlanması içerisinde 3. Dairenin görevleri; hakim ve savcıların, mesleğe kabulü, görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin Teftiş Kurulu'na denetim yaptırma, ihbar ve şikayetleri inceleyerek inceleme ve soruşturma işlemleri için teklifte bulunma, mesleğe tekrar atanma, meslekten çekilme, çekilmiş sayılma ve görevin sona ermesi hakkında karar verme şeklinde düzenlenmiştir.
Şüpheli ...'ın, Anayasal sistemdeki 3 temel erkten biri olan yargı erkinin örgütün amaçları doğrultusunda dizayn edilmesinde son derece kritik öneme haiz HSYK 3. Dairesinin üyeliğini yaptığı,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Dairesi'nin;
04.07.2013 gün ve 2013/57 esas, 2013/5284 sayılı kararı;
CMK'nın 250. maddesi ile görevli şike soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı ... ...'in bir gazeteye yaptığı açıklamalar ile tarafsızlığını yitirdiği yönündeki iddiaların, yüksek yargıdan gelen üyeler tarafından 'ileri sürülen iddianın mahiyet ve önemi gereği incelenmesi gerektiği' yönündeki muhalefete rağmen şüpheli ...'ın da içinde bulunduğu ekip tarafından işleme konulmadığı,
18.02.2014 gün ve 2013/5991 esas, 2014/506 sayılı kararı;
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ..., ..., (... ID) kullanıcısı '..., ..., ... ..., ....-...' kod adlarını kullanan ... ve ... hakkında;
Kamuoyunda 'Ergenekon' olarak bilinen dava kapsamında reddi hakim talepleri sonrası hükme katılacak hakimlerin isimlerini bildirmedikleri, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in, duruşmada hazır olmasına rağmen beyanını almadıkları, yargılamaya katılan hakimlerin, soruşturmayı yürüten ve yakın zamanda kolluk personeliyle yemek yedikleri' konularını içeren şikayete, verilen 'Olur'a istinaden yapılan inceleme sırasında, HSYK Teftiş Kurlu Başkanlığı'nın 'Bilgi, belge talebi' konulu yazısı ve HSYK Başmüfettişliğinin 'inceleme hk' konulu yazısına, yüksek yargıdan gelen üyelerin 'CMK'nın 24/2 maddesine aykırı davranılması, savunma ve adil yargılanma hakkı kapsamında konunun incelenmesi' gerektiği muhalefetine rağmen şüpheli ...'ın da içinde bulunduğu grup tarafından işleme konulmama kararı verdiği,
24.04.2014 gün ve 2013/8649 esas, 2014/3/2 sayılı kararı;
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet savcıları ..., ... , ... ..., ... ... ile ilgili olarak; HSYK kurul başmüfettişinin istemi üzerine,
(... ID, ... ID) ile '... Bey, ...' kod adlarını kullanan ...'ün bu soruşturmalardan alındıktan sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğüne giderek kolluk görevlilerini tehdit ettiği, ... ve ByLock abone listesinin 55289’uncu satırında kaydı bulunan ... ...'ün, masrafları iş adamları tarafından karşılanan tatil yaptıkları,
(106285 ID) ile 'kubra96 kod adlarını kullanan ... ... ve (... ID) ' ..., ..., ... bey, cllkr' kod adlarını kullanan ... 'nın, yaptığı işler ve davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırdıkları,
... 'nın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ... ... tarafından iki Cumhuriyet savcısının daha soruşturmaya dahil edildiği ve en az ikisinin aynı yönde görüşü olmadan işlem yapılamayacağını belirtmesine rağmen bu kurala riayet etmeden işlem yaptığı belirtilerek verilen soruşturma iznine, örgüt mensubiyeti nedeniyle şüpheli/sanık konumunda bulunan HSYK eski üyeleri ... ve ... ile birlikte şüpheli ...'ın da muhalefet şerhi koyduğu,
29.05.2014 gün ve 2014/4068 esas, 2014/4363 sayılı kararı;
İstanbul eski Cumhuriyet Başsavcı vekili ...'ün 17 Aralık soruşturmasına ilişkin hakkındaki iddialarla ilgili basın açıklamasında, Başbakan ...'a iftira attığına ilişkin şikayete, yüksek yargıdan gelen üyelerin 'öne sürülen iddianın mahiyet ve ağırlığı gereği, konunun incelenmesi gerektiği' yönündeki muhalefetine karşın şüpheli ...'ın içinde bulunduğu grubun 'işleme konulmama' kararı verdiği
26.06.2014 gün ve 2013/3443 esas, 2014/5962 sayılı kararı;
İstanbul eski Cumhuriyet Başsavcı vekili ..., Malatya Cumhuriyet savcısı ByLock abone listesinin 4998. satırında kaydı bulunan ..., İstanbul hakimi (... ID) kullanıcısı 'erdal' kod adını kullanan ... hakkında; ...'ün, 'zirve yayınevi' davası ile ilgili aldığı tanık beyanını dosyanın bulunduğu Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermek yerine yetkisiz olarak soruşturma başlattığı, gizli tanık beyanını Gazeteci ...'a vermek suretiyle soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiğine, ...'in yetkisiz savcılık tarafından talep edilen dosyada tutuklama kararı verdiği, ...'un ise gizli tanık beyanını Gazeteci ...'a vermek suretiyle soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiğine ilişkin şikayet ile ilgili olarak; yüksek yargıdan gelen üyelerin muhalefetine rağmen şüpheli ...'ın içinde bulunduğu grup tarafından işleme konulmama kararı verildiği,
26.06.2014 gün ve 2013/2345 esas, 2014/5961 sayılı kararı;
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı ... ile ilgili olarak ... tarafından yapılan şikayete ilişkin olarak, yüksek yargıdan gelen üyelerin 'iddiaların mahiyet ve ağırlığı gereği inceleme izni' verilmesi gerektiği yönündeki muhalefetine rağmen şüpheli ...'ın içinde bulunduğu grup tarafından 'işleme konulmama' kararı verildiği
10.04.2014 gün ve 2014/2334 esas, 2014/1388/1 sayılı kararı;
(474280 ID) ile 'Halid3444, ..., ..., ... bey' kod adlarını kullanan İstanbul Cumhuriyet eski savcısı ... ile ilgili olarak; bir kısım milletvekilleri, Teftiş kurulu başkan yardımcısı, HSYK Başmüfettişi, hakim, savcılar ile müfettişlerin bulunduğu çok sayıdaki kişiyi usulsüz dinledikleri gerekçesiyle yapılan şikayete ilişkin olarak verilen soruşturma iznine, örgüt şüphelisi ... ile birlikte şüpheli ...'ın da muhalif kaldığı,
Anlaşılmıştır. (Ek 7/1-250)
HSYK Genel Kurulu faaliyetleri
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 04.05.2011 gün ve 2011/126 esas, 2011/191 sayılı kararında;
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün hakkında; Eski Adalet Bakanı ... ... ve Avukat ... ile görüşme yapması noktasındaki iddialara ilişkin olarak;
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun, 07.11.2012 gün ve 2011/126 esas, 2012/626 sayılı kararında; İlgilinin yer değiştirme cezasına itirazının da, yüksek yargıdan gelen üyelerin 'isnat edilen soruşturma maddelerine konu eylemlerin ilgiliye disiplin cezası verilmesini gerektirmediği, iddia edilen kişilerle yaptığı görüşmelerin, bu kişiler hakkında dava açılmadan önce gerçekleştiği, elde edilen kanıtlara göre yaptığı görüşmelerin, mesleğin şeref ve nüfuz ile şahsi onur ve saygınlığını yitirecek nitelikte olmadığı ve görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandıracak mahiyette olmadığı' gerekçesiyle muhalefetine karşın itirazı ret edilerek Bolu'ya geçici olarak yetkilendirilmesine karar verildiği,
Bu soruşturmalar sonrasında, HSYK 1. Dairesinin, 30/04/2013 tarih, 711 sayılı adli yargı atama kararnamesinde, Düzce hakimliğine ataması yapılarak ünvanlı görevden ve Ergenekon dava sürecinden uzaklaştırılması sağlanan İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün hakkında, HSYK Genel Kurulu'nun, 08.01.2015 29.04.2015/519 sayılı kararı ile anılan cezalara gerekçe yapılan hususların dayanaksız olduğu belirlenerek ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği,
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ... hakkında;
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin 14/07/2011 tarih, 2011/457 sayılı kararıyla kınama, uyarma, kademe ilerlemesini durdurma cezaları ile cezalandırılmasına dair karar verildiği, bu karara karşı yeniden inceleme talebi,
HSYK Genel Kurulu'nun, 07.11.2012 gün ve 2010/3, 2012/630 sayılı kararı ile yüksek yargıdan gelen üyelerin 'soruşturmaya konu teşkil eden genelgenin kanuni dayanağının bulunmaması sebebiyle aykırı davranılmasının da cezalandırılamayacağı, 3. maddesi yönünden, söz konusu yazılarda kurumlar arası yazışmalara aykırı bir husus bulunmadığı, muhatabını küçük düşürücü ve nezaketsiz ifadeler içermediği, 4. maddesi yönünden, Cumhuriyet Başsavcısı olan ilgilinin, görevini aksatmayacak şekilde çevre il ve ilçeler ile adliyelere ziyarete gitmesi görevinin gereği olup disiplin cezasını gerektirmediği dolayısıyla da bu soruşturma maddelerinden de itirazın kabulü ile hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği' gerekçesiyle muhalefetine rağmen şüpheli ...'ın içerisinde bulunduğu grup tarafından reddine karar verildiği belirlenmiştir.
06/11/2012 gün ve 667 sayılı kararı ile 68/b yer değiştirme cezası verildiği, HSYK Genel Kurulu'nun, 03.07.2013 gün ve 539 sayılı kararları ile yeniden inceleme isteminin, yüksek yargıdan gelen üyelerin muhalefetine karşın şüpheli ...'ın da içinde bulunduğu grup tarafından ret edildiği,
Anayasal kurumları tamamen ele geçirmeyi amaçlayan FETÖ/PDY terör örgütüne bu gücü veren etkin faktörlerden birinin şüpheli ve diğer örgüt mensubu HSYK eski üyelerinin tasarrufları olup, Yüksek yargıyı örgütün talimatları doğrultusunda dizayn ettikleri
Anlaşılmıştır.
Öyle ki, Örgütün, 07/02/2012 tarihinde MİT soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, MİT'i ele geçirmek, Hükümetin, Güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış sürecini durdurmak için harekete geçtiği, MİT yöneticilerini, Hükümeti ve Başbakanı terör örgütüne yardımla suçlamak istendiği gerçeğinin teyidi bağlamında;
(187421 ID)--'..PKK çakallarına teslim eden bu hükümet ve yargı. Önemli olan, Savcıları bu soruşturmalarla uğraştırmak ve görevi ihmallerini belgelettirmek. ... Bu anlamda kullanılabilir, pkk ile müşterek hareket ettikleri iddiasıyla yapılacak suç duyuruları terör savcılarına gideceği için bizim meslektaş abiler için de bir sıkıntı olmaz, top sadece onların kucağına düşer....suç duyurusu konusunda, savcı ve ceza hakimi abilerden bylock aracılığıyla örnek dilekçeler yazması istenebilir. her abi, 5 tane dilekçe yazabilir. farklı ellerden yazılmış gibi. hükümet üyeleri özellikle de oligarşik kadrodakiler hakkında, 2008 yılında he. nin yanında bulundum 15 gün kalmak nasip oldu.'
Görüşme içeriklerinde FETÖ/PDY isimli örgüt özellikle 2015 yılından sonra Türkiye Cumhuriyetinin, PKK ile ortak hareket ettiği iddiasının yaygınlaştırılması ve uluslararası kuruluşlar nezdinde olumsuz algı yaratılması için ...'ı kullandığı bu kapsamda; Yargının sivil imamlarından olan 'Emin' kodlu ... Yüksektepe (481727 ID) ile (187421 ID) kullanıcısı yargı eski mensubu ... Tank arasındaki 16.01.2016 tarihli yazışmalarda ...'ın belirttikleri konuda kullanılabileceğini ifade ettikleri, şüpheli ...'ın içinde bulunduğu örgüt mensupları tarafından 2010 yılında HSYK seçimleri gündeme geldiğinde, örgütsel niteliğini bildikleri ...'a ilişkin tespitlerini paylaşmadıkları gibi ortak hareket ederek örgütün, HSYK seçimlerinde çoğunluğu ele geçirmesinin ve yargıyı dizayn etmesinin önünü açtıkları,
Nitekim HSYK kurumunun, örgüte müzahir kişilerin başta özel yetkili mahkemelere olmak üzere ünvanlı atamalarda değerlendirilmesi, şüphelinin üyesi bulunduğu HSYK 3. Dairesinin, teftiş kurulunun örgüt amaçları doğrultusunda kullanılması sağlanarak, örgüt mensubu olmayan kişilerin bu mahkemelerden şikayet ve teftiş görünümü altında pasifize edilmeye çalışılması nedeniyle terör ve örgütlü suçlarla mücadelede zaafiyet oluştuğu,
Bütün bu gelişmelerin üzerine terör ve örgütlü suçlarla mücadelede zaafiyet oluşmaması amacıyla 7 Şubat 2012 tarihinde MİT müsteşarının ifadeye çağrılması olayı sonrası özel yetkili mahkemelerin, yetkilerinin sınırlanacağı yeni bir modele dönüştürülerek, bu çerçevede savcının soruşturması sırasında şüpheli ile ilgili arama, takip, dinleme ve tutuklama gibi özgürlüğü sınırlayıcı kararları, davaya bakan hâkimin değil, insan hakları konusunda uzmanlaşmış başka bir hâkimin 'Özgürlük hâkimi'nin almasını sağlayacak bir yasal düzenleme yapıldığı ve Terörle Mücadele Kanununun 10. maddesi gereğince yetkili yeni mahkemeler kurulduğu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu örgütün elinde olduğundan yeni kurulan mahkemelerin de örgütün denetiminde oluşturulduğu, bu kapsamda 11 Temmuz 2012'de şüpheli ...'ın 3. Daire üyesi olduğu çoğunluğunu örgüt mensuplarının oluşturduğu HSYK tarafından Bylock kullanıcısı FETÖ/PDY şüphelileri (201871 ID) ile 'slymnkrçl' kod adını kullanan, 17 Aralık soruşturma savcısı ... ile görüştüğü tespit edilen ..., '... ID) ile 'nesibe0034, ...' kod adlarını kullanan, sivil imamlar ..., ... ile kozmik ... savcısı ... Bilgili ile görüştüğü tespit edilen ... gibi isimlerin atandığı belirlenmiştir.
HSYK Bildirisi
Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca, 21.12.2013 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Adlî Kolluk Yönetmeliğinde, 21.12.2013 tarihli değişiklik öncesi yönetmeliğin 3. Maddesinde; 'Adlî kolluk görevlileri: ....soruşturma işlemlerini yapmak üzere, tâbi oldukları atama usulüne göre görevlendirilen komutan, âmir, memur ve diğer görevlileri' şeklinde tanımlanırken, değişiklik sonrası Adlî kolluk sorumlusu statüsü getirilerek, adli kolluk sorumlusunun, mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından görevlendirilen adlî kolluğun komutanı, amiri veya sorumlusu olduğunun düzenlendiği,
Değişikliğin 2. Maddesi ile 5. Maddedeki 'savcıları' ibaresi 'başsavcılığı' olarak değiştirilmiş, eklenen c bendi ile en üst dereceli kolluk amirinin, adli olayları suç işlenmesini önlemek ve kamu düzenini korumak adına mülki idare amirine derhal bildirme görevi verilmiştir. 6. Maddenin ikinci fıkrası; 'Adli kolluk görevlilerine kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar veya şikayetleri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet Başsavcılığına ve en üst dereceli birim amirine bildirme yükümlülüğünün getirildiği,
İdarenin, bu değişiklik ile Cumhuriyet Başsavcısına, Cumhuriyet Savcıları üzerinde gözetim ve denetim yetkisi verdiği, bu refleksin gösterilme sebebinin, örgütün amaçları doğrultusunda, mensuplarınca örgütten olmayan Cumhuriyet Başsavcılarının bilgisi dışında operasyon yapmalarını önlemek amacına yönelik olduğu bir başka deyişle örgütün gerçek hedefinin Devletin Demokratik Anayasal sistemi olduğu,
HSYK eski üyeleri ..., ..., ...'nun aşamalarda değişmeyen ve birbirini teyit eden ifadelerinden, FETÖ/PDY şüphelisi İstanbul Cumhuriyet eski savcısı ... tarafından protesto niteliğindeki basın açıklaması ile kullanılan ibarelerin dahi birebir örtüştüğü 26.12.2013 tarihli HSYK Genel Kurulu tarafından yayınlanan bildirinin, ..., ...'ün iştiraki ile hazırlanarak Genel Kurul gündemine alınması ve yayınlanmasını örgütsel faaliyet kapsamında gerçekleştirdiği,
Yukarıda ayrıntıları açıklanan ve Devlete başkaldırı niteliğindeki tasarruflar, TBMM'ni HSYK'nın yapısını değiştiren kanunu çıkartmaya zorlamış, HSYK Başkanı da olan Adalet Bakanına geniş yetki veren kanunun yürürlüğe girmesiyle HSYK'da Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcılarının da aralarında bulunduğu örgüte müzahir çok sayıda personelin, görevlerinin sona erdirilebildiği,
HSYK bünyesinde 1.Dairede görevli üyelerden ... ile ...'nun görev yeri değiştirilerek, 3. Daire Üyesi ... ile 2. Daire Üyesi ...'un 1. Daire'de görevlendirildiği, ...'tan boşalan 2. Daire Üyeliğine ... atanırken ...'den boşalan 3. Daire Üyeliğine ...'nin getirildiği, bu şekilde HSYK'nın yapısı;
1. Daire: ... (Başkan), ..., ..., ..., ..., ..., ...,
2. Daire: ... (Başkan), ..., ... ..., ..., ..., ... ..., ...,
3. Daire: ... (Başkan), ..., ..., ... , ..., ..., ... dan oluşturulduğu,
Şüpheli ...'ın da içinde bulunduğu örgüt mensuplarının çoğunluğunu oluşturan HSYK yapısı içerisinde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı konumlarının örgüt mensubiyeti kriter alınarak belirlendiği, bu ünvandaki örgüt mensupları hakkındaki şikayetlerin işlemsiz bırakılarak, teftiş kurumunun işletilmediği, örgüt mensubu olmayan bu ünvanda görevli yargı mensuplarının ise usulsüz şikayet dilekçeleri, ön yargı ile başlatılan teftişler sonrası verilen disiplin cezaları ile mağdur edilmesi şeklindeki tasarrufların, şüpheli ...'ın 3. Daire üyesi olduğu HSYK döneminde gerçekleştirildiği ve takdir hakkının kullanılmasından öte bir örgütsel faaliyet olduğu, bütün bu faaliyetlerin sonucu olarak da örgüt mensubu olmayan yargı mensupları ile toplumun bütün katmanlarında, Fetullah ... yapılanması içerisinden olmanın; görev alma, atama, yükselme ve soruşturmaya maruz kalmamak için yeterli tek kriter olduğu bir dönemin yaşandığı,
Anlaşılmıştır.
Milli Güvenlik Kurulunun FETÖ/PDY Hakkındaki değerlendirmesinde;
26/2/2014 tarihli toplantıda; 'Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve faaliyetler, 30/4/2014 tarihinde, 'Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanmalar ve bunlara yönelik olarak alınan tedbirler' 26/6/2014 tarihinde; 'Devlet içindeki illegal yapılanmalara yönelik olarak yürütülen adli ve idari işlemler, 30/10/2014 tarihinde, 'Milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği 30/12/2014 tarihinde 'Paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlarla yürütülen mücadele, 26/2/2015 tarihli toplantıda; 'Paralel devlet yapılanması ve legal görünüm altında faaliyet gösteren illegal oluşum, 29/4/2015 tarihinde; 'Milli güvenliği tehdit eden paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlara karşı yürütülen mücadele hakkında tafsilatlı bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesine vurgu yapılmış, 29/6/2015 Tarihli toplantıda, 'Milli güvenliğimizi tehdit eden, başta paralel devlet yapılanması, 2/9/2015 Tarihli toplantıda, 'Paralel devlet yapılanmasıyla, yurt içinde ve yurt dışında, illegal ekonomik boyutu da dâhil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği, 21/10/2015 Tarihli Toplantıda, Milli güvenliğimizi tehdit eden ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanmasına karşı yürütülen kararlı mücadelenin çok yönlü olarak sürdürüleceği, 18/12/2015 Tarihli Toplantı da, 'Paralel devlet yapılanmasıyla yurt içinde ve yurt dışında sürdürülmekte olan mücadelenin devam ettirileceği, 27/1/2016 Tarihli Toplantıda, 'Millî güvenliğimize yönelik iç ve dış tehditler ile … paralel devlet yapılanmasına … karşı yurt içinde ve yurt dışında sürdürülen mücadele, 24/3/2016 Tarihli Toplantıda, 'Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamlı şekilde görüşülmüş, 26/5/2016 Tarihli Toplantıda 'Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirlerin görüşüldüğü açıklanmıştır.
Ulusal güvenliğimizi ilgilendiren hususlarda Milli Güvenlik Kurulu'nun yıllardır yaptığı yukarıdaki açıklamalar, örgütün tasfiyeye yönelik yaptığı soruşturma ve kumpaslar ile bu yapılanmanın gerçek amacının, devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri, yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları iddialarına öteden beri kamuoyunca vakıf olunmuş, Devletin en yetkili birimlerinde yapılan tehdit algılamaları ve tedbirler öteden beri alınmaya çalışılmıştır.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmek nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inanarak başlattığı süreçte mülkiye, askeri, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelleri sistem dışına çıkararak, bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında, görev yaptıkları alanlara örgütün amaçları doğrultusunda elemanlarını yerleştirdiği,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarının ele geçirilmesi stratejisinin uygulanması sürecinde, şüphelinin, kritik ve önemli görevlerde bulunduğu, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına faaliyet yürüttüğü, görev aldığı daire ve icraatlarının, Anayasal sistemin üç temel erkinden biri olan yargı erkinin örgüt amaçları doğrultusunda dizayn edilmesine yönelik olduğu, bu nedenle örgütün bu amaç ve politikalarının bir başka deyişle sahip olduğu statüler itibariyle yürüttüğü görevlerin niteliği, kapsamı ve yargı erkinin tümü üzerindeki etki alanı dikkate alındığında, örgüt amaçları doğrultusunda serbestçe tasarrufta bulunma ve faaliyet yürütme yetkisi ve imkanına haiz olduğu, bunun sonucu olarak da, şüpheli ve iştirak iradesi ile faaliyet yürüttüğü örgüt mensuplarının, HSYK nezdindeki tasarruflarından anlaşılması gerekenin, Demokratik Anayasal sistemin özü kavranarak sistemin adeta paralelinin yaratılmaya çalışıldığı,
Bu nedenle şüpheli hakkında örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen dava konusu eylemlere iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası açıldığı, failin yöneticisi olduğu FETÖ/PDY örgütünün, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olup, TCK'nın 309 maddesi kapsamındaki Anayasayı ihlal suçunun örgüt tarafından işlendiği, şüphelinin eyleminin ise bu vehamete giden süreçte geçitli suç niteliğinde olan silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçunu oluşturduğu,
Şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonrasında TCK'nın 309/1 maddesinde düzenlenen Anayasayı İhlal suçunu işlediği değerlendirilerek fezleke düzenlenmiş ise de;
TCK'nın 309/1 maddesinden düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun, bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesinin mümkün olmasına rağmen, bu durumun suçun unsuru olmadığı, maddede düzenlenen amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç fiilin icrai suç niteliğinde olabileceği gibi ihmali suç niteliğinde de olabileceği, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi için failin gerçekleştirilmekte olan icrai fiilleri görevi gereği önleme yükümlülüğünün bulunması gerektiği, teşebbüs suçu olmasına rağmen suç oluşturan fiilin hazırlık hareketleri aşamasından geçip icra aşamasına ulaşması gerektiği, araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem araç suçun, hem de amaç suçun fiil unsurunu oluşturması gerektiği, terör örgütlerinin 'Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırma veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme' şeklindeki nihai amacının örgütün her kademesindeki mensuplarca biliniyor olmasının, hiçbir ayrım yapmadan tüm üyelerinin bu suçtan cezalandırılmaları için yeterli olmadığı, bu suça iştirak ettikleri anlamına gelmeyeceği, üyelik ve yöneticilik fiillerinin bağımsız suçlar olarak TCK'nın 314. Maddesinde düzenlenerek yaptırıma bağlandığı, fiilen işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemli olmadığı, iştirak için icrai yada ihmali bir davranışla suçun işlenmesine katkıda bulunmak gerektiği hususlarının uygulamada ve teoride kabul edildiği belirlenmiştir.
Şüphelinin, örgütsel konumu ile ilgili anlatımlar içeren tanık beyanları, HSYK Genel kurul kararları, Bylock yazışma içerikleri, Bylock irtibat analizi, grafikler ile HTS kayıtları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin, 16.07.2016 tarih ve 2016/4 tedbir ve 2016/345 sayılı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararlarındaki tespitler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. ve 3. Daire bilgileri ile tüm dosya kapsamından;
Şüpheli ...'ın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde yer aldığı, mensubiyetinin mesleğe girişte mevcut olduğu gibi icrası sırasında da devam ettiği, gizliliğe riayet ile gerçekleştirilen sivil imamların iştirak ettiği örgütsel toplantılara katıldığı, örgüt içerisindeki etkinliği ve konumu nedeniyle, örgütün stratejisi ve talimatları doğrultusunda hareket edilmek suretiyle mensubu olmayan üyelerin liste dışında kalmasının sağlandığı 2010 yılı HSYK seçimlerinde adının öne çıktığı, seçim öncesi diğer örgüt mensupları ile yapılan gizli toplantılara ve seçim gezilerine örgütün yöneticisi sıfatı ile katıldığı, bu hususların; HSYK eski üyelerinden;
... tarafından '2010 yılı Anayasa referandumunda Fetullah ...'in mezardaki ölüleri bile sandığa götürün talimatı üzerine, Çin'den dahi insanların gelip oy kullandığını biliyorum.'
... tarafından ' 2010 yılı HSYK seçim çalışmalarını yürütürken..idari yargıdaki aday arkadaşlar ile bakanlıkta buluşuyor,.... ve ... cemaatin kendi listesinde oy vereceği....iddialarını şiddetle reddediyorlardı.... hizmet gerektiriyorsa başkaları ile yaptıkları sözleşmelerin ve ahitlerin hiç bir kıymeti yoktu.'
Şeklinde ifade edildiği,
Şüphelinin, HSYK 3. dairesinde üye olarak görev yaptığı sırada yüksek yargıya üye belirlemeye dönük diğer HSYK üyelerinin katılımı sağlanmaksızın ... ve ...'nin evinde örgüt liderinin talimatı altında yapılan toplantılara katıldığı, seçici kurul içerisinde yer aldığı, Danıştay üyelerinin seçiminde ... ile birlikte örgüt adına temsilci sıfatı ile muhatap alındığı, bu hususların HSYK eski üyeleri;
... tarafından 'Bu toplantılara Fetullah ... cemaati mensubu olmayan ..., ... ..., ..., ... ..., ..., ..., ... ..., ..., ...'nu çağırmadık.'
..., ..., ... tarafından 'toplantıda bulunan Fetullah ... cemaatine mensup kurul üyesi ... ile birlikte ..., ..., ... evin holüne doğru gittiler, yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiler. ... bize dönerek 'hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmaması gerektiğini' belirten söz sarfetti.'
... tarafından ayrıca '37000 sicilliler açısından bu çok erken olur. İkincisi 32000-33000 sicilli...ehliyet ve liyakat sahibi...arkadaşları nasıl atlayacaksınız dedim..... ve ... Beylerin yüzünde söylediklerimin hiç bir etkisini göremedim..Ben ertesi sabah belirlediğimiz saatte ...’ün evine gittim...arkadaşlarla aramızda görüştük ( o görüştük dedi de ben bir yerlere sorduklarını düşünüyorum) bu konu tartışma dışı, eğer 37000 sicilliler olmayacaksa biz bu işte yokuz dedi...'
Şeklinde ifade edildiği,
HSYK üyesi seçildikten sonra da HSYK eski Genel Sekreteri ... tarafından organize edilen örgütsel toplantılara ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., örgütün HSYK üst sorumlusu ..., Yargı imamı ... ile birlikte katıldığı, himmet verdiği, HSYK içerisinde görüşülmesi gereken iş ve işlemler ile ilgili izlenecek yöntemin, bu toplantılarda gizlilik içerisinde planlanarak ..., ... ve ...'nin örgütten getirdikleri talimatlar dikkate alınmak suretiyle uygulamaya konulduğu, bu hususun Danıştay eski üyesi ... tarafından 'İdari yargıda bu yapının aktif elamanlarından birisi olan ... bana hitaben; 'seçildiğimizde yukarıdan gelen talimatlara uyacağız, o yönde oy kullanıp karar vereceğiz' dedi. Ben 'yukarıdan' ifadesinin bu yapının üst kurulu olduğunu tahmin ediyorum.' şeklinde ifade edildiği,
Şüphelinin, HSYK'da görevli olduğu dönemde örgütün talimatları ile iş ve işlemler tesis ettiği, teftiş ile ilgili UYAP üzerinden denetim yapılması konusundaki projeye diğer örgüt mensupları ile birlikte karşı tutum sergilediği, örgüt üyesi olmayan yargı mensupları hakkında, yüksek yargıdan gelen üyelerin, 'suç oluşmadığına ya da muahezeneyi gerektirir bir durum olmadığı' yönündeki çok sayıda muhalefetine rağmen soruşturma izni verilmesi suretiyle ünvanlı görevlerden uzaklaştırılmalarını sağladığı, örgüt mensuplarının ülke gündemini oluşturan önemli dava ve soruşturmalarda yer almalarının temini ile disiplin müessesesinin işletilmeyerek yapılan şikayetlerin karşılıksız bırakılmasına neden olduğu, bu hususun şüphelinin çalıştığı HSYK 3. Dairesinden;
... tarafından 'Ben aynı zamanda 3. Daire Başkanıydım. Fetullah ... cemaati içerisinde bulunan ... ve ... aktif olarak İstanbul'dan gelen bu şikayetlerin cemaat mensuplarını korumak amacıyla karşı çıkardı. Tüm oyları hayırdı...Cemaatin talimatı ile bizim dairede hareket eden kişiler ... ile ... 'dır. Biz de cemaatin rüzgarı ile ve gönül vermişliğimiz nedeni ile cemaat mensupları lehine oy kullanıyorduk. '
... tarafından '17-25 Aralık 2013 olaylarından sonra başta ... olmak üzere 17-25 Aralık olayları, MİT tırları ile ilgili olarak...Soruşturma izni vermeyen diğer üyeler ise Fetullah ... cemaati mensubu olarak bilinen ..., ... ve ...'dır.. '
Şeklinde ifade edildiği,
Örgütün 2010 yılından sonra yargı teşkilatı içerisinde elde ettiği gücün korunması ve önceki uygulamaların devamını sağlamak için masrafları örgüt tarafından karşılanan seçim gezilerine şüphelinin de katılıp oy istediği, bu hususun, yargı eski mensubu ... tarafından '...'in aracıyla ... kod isimli şahsın..evine gittik...... kod isimli şahıs haricinde eski HSYK üyesi ..., HSYK eski Genel Sekreter yardımcısı ......'ı göstererek bu abilerin ayakları öpülesi abiler olduğunu, ne istediysek hepsini yaptıklarını söyledi.' şeklinde ifade edilerek teşhis edildiği,
HSYK' da Genel Sekreterlerin, Genel Sekreter yardımcılarının, Müfettişler ile Tetkik Hakimlerinin, sayısal olarak yüksek oranda FETÖ/PDY mensuplarından oluşturulduğu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreterliği'nin, 14.03.2018 gün ve 2018/3649/9873 sayılı yazı içeriğine göre, HSYK'da görev yapan tetkik hakimi ve müfettiş kadrosundaki yargı eski mensuplarının 93'ü hakkında ihraç kararı verildiği,
Şüpheli ...'ın, çalıştığı 3. Dairede, örgüt mensubiyeti bulunan hakim ve savcılar hakkındaki şikayetlere ilişkin olarak, teftiş müessesenin işletilmeyerek karşılıksız bırakıldığı, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askeri Casusluk, Selam Tevhid, MİT müsteşarının ifadeye çağrılması, 17/25 Aralık operasyonları ile MİT tırları soruşturmalarını yürütme görev ve yetkisini ByLock kullanıcısı örgüt şüphelisi/sanıkları konumundaki ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ..., ... gibi daha çok sayıdaki örgüt mensuplarına bırakıldığı,
Örgütün, 'Şemdinli', 'Ergenekon', 'Balyoz', 'Askeri Casusluk', 'Devrimci Karargâh', '... TV' ve 'Şike' davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan burada sayılmayan birçok davayı başta TSK olmak üzere farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki, örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini tasfiye etmek, etkisizleştirme amacıyla kullandığı yönündeki şikayetlerin, teftiş ve soruşturmaya teşmili noktasında korumacı örgütsel bir tavır izlenerek karşılıksız bırakıldığı,
ByLock kullandığı tespit edilen FETÖ/PDY şüphelisi ...'ın protestosu ile içerik ve zamanlama itibariyle birebir örtüşen ve bu şahsın adeta 'büyüklerimden destek bekliyorum' yönündeki talebini karşılayan Aralık 2013 tarihinde, Adli Kolluk Yönetmeliği ile ilgili HSYK Genel Kurul kararına şüpheli ...'ın da imza koyduğu, HSYK Genel Kurulu kararının, Demokratik Anayasal sisteme müdahale niteliğinde bildiri olarak tanımlanması gerektiği, bu bildirinin, örgütten olmayan üyeler üzerinde herşeyin meşru zeminde Anayasal bir hakkın savunulması gibi yansıtılarak katılımlarının sağlandığı,
Tamamı ByLock kullanıcısı ve FETÖ/PDY şüphelisi/sanığı konumunda bulunan kumpas soruşturma ve davalarını yürüten örgüt mensuplarının bu soruşturma ve kovuşturmalardan uzaklaştırılması noktasındaki tasarruflara muhalefet şerhi koyduğu, bu şahısların örgütsel soruşturmalardan uzaklaştırılması noktasındaki Devlet refleksinin akim bırakılması yönünde aktif faaliyet yürüttüğü,
Şüpheli ... ve diğer örgüt mensubu HSYK üyelerinin, örgüt amaçları doğrultusunda gerçekleştirdiği Devlete başkaldırı niteliğindeki tasarruflar, TBMM'ni HSYK'nın yapısını değiştiren Kanunu çıkartmaya zorladığı, HSYK'da daire üyelerinin değişimi, Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcılarının da aralarında bulunduğu örgüte müzahir çok sayıda personelin, görevlerinin ancak bu şekilde sona erdirilebildiği,
Bu suretle örgütün amaçları doğrultusunda, paralelinin oluşturularak, Anayasal sistemin yok edilmesi yönündeki faaliyetlere destek verdiği, ünvanlı kadrolara ataması yapılanlardan ihraç olanların sayısı düşünüldüğünde, engellenemeyecek düzeyde aşırılığa giden tasarrufların niteliğinin ortaya çıktığı, şüphelinin de bu tasarrufların odağında yer aldığı,
Şüphelinin örgütün gizli haberleşme sistemi ByLock'u telefonuna yüklediği (... ID) numaralı ByLock kullanıcısı olup, '..., HSYS -RY' kod adlarını kullandığı, Yargıtay, Danıştay eski mensupları ve örgütün sivil imamları ile irtibatlı, devre ve hsyk adı ile oluşturulan gruplarda üye olup, aktif kullanıcı durumunda bulunduğu,
Milli Güvenlik Kurulunun, FETÖ/PDY hakkındaki 26.02.2014 tarihi ve sonrasında çok sayıda kararında, 'Ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, legal görünümde illegal yapılanma, paralel devlet yapılanmasına ilişkin olarak yıllardır yaptığı yukarıdaki açıklamalara rağmen örgütün tasfiyeye yönelik yaptığı soruşturma ve kumpaslara destek vermeye devam ettiği,
Şüphelinin, yakalama tedbirinin uygulanıp, temadinin sona erdiği tarihe kadar örgüt ile organik bağını koparıp, pişmanlık duyarak, yetkili yasal merciilere örgütün yapısı ve faaliyetlerini açıklayan, üyelerini deşifre eden, dağılmasını, meydana çıkartılmasını sağlayan bir başvurusunun bulunmadığı belirlenmekle örgütten çekilmiş sayılmasını gerektir bir vaziyette bulunmadığı,
Şüpheli, her ne kadar suçlamayı kabul etmemiş ve örgütle ilgisini olmadığını savunmuş ise de; örgütle bağlantısını ortaya koyan ifadeler ile bylock kullandığının belirlendiği,
Örgütün 2010 yılından itibaren örgütsel faaliyetleri kapsamında iki dönem HSYK üyeliği yapmış ve Yargıtay üyelerinin seçiminde, şüphelinin bulunduğu ortamda, örgüt liderinden aldığı talimatla üye sayısının 140 olmasını 'hocaefendi böyle istiyor 'diyebilecek oranda öne çıkmış HSYK üyesi ...' na ait (432728 ID) ile Yargıtay eski üyesi ve örgütün HSYK yapılanmasında üst sorumlu konumunda bulunan ... ile (52025 ID) arasındaki 17.12.2015 ve sonraki tarihli mesaj içeriklerinde, örgütsel faaliyetin boyutları HSYK ve Yargıtay, Danıştay üyelerinin örgüt liderinin yanında kamp yapacak kadar ileriye giden ilişkileri, uzun mesajların arasında 'bahar gelecek, ızdırap bitecek, hamlar haslar ayrılacak' yönündeki darbenin mesajlarını iletildiği bir oluşum,
Tespit edilmiştir.
HSYK 3. Dairesi'nin, mesleğe kabul, teftiş, ihbar ve şikayetler hakkında karar vermek gibi çok sayıda önemli işlevi içermesi nedeniyle bütün yargı mensupları üzerinde önemli bir tasarruf ve insiyatif alanı sağladığı, şüphelinin örgütteki temin ettiği güç ve sadakati ölçüsünde yükselip elde ettiği statüsüne eşdeğer/paralel olacak şekilde kamusal bürokrasi de konumlandırılmak suretiyle bağımsız hareket kabiliyetine kavuşturulduğu, iddianamenin bütününde işlenen örgütsel yapı ile şüphelinin dahil olduğu karar süreçleri ve yürüttüğü faaliyetler nazara alındığında, verilen özel bir yetki ile örgüt adına görev icra ettiğinin anlaşıldığı,
Örgüt içerisindeki konumu ve örgütün, adeta silah olarak kullandığı yargı yapılanmasının en üstünde yer alan mahrem sınıf olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Daire üyeliği sıfatları ve unvanları itibarı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı içerisindeki hiyerarşik yapılanmasında, örgüt ve kamusal yapı içerisindeki konumu, temadi eden örgütsel ve etkin nitelikteki faaliyetleri nazara alındığında;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün deşifre olmasını engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı bir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat verme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün, hücre yapılanmasında, HSYK kurumu içerisinde özel göreve haiz yönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
III) SAVUNMA:
Sanık bozmadan önceki savunmalarında özetle; HSYK kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamayacağını ancak iddianamenin bu kararları konu ettiğini, bu hâliyle iddianamenin kabul edilmemesi gerektiğini, görevsizlik kararı verilerek dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini, hakkında ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunmadığını, suçüstü hâlinin bulunduğunun kabul edilmesi durumunda ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerindeki soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceğini ve durumun derhal Genel Kurula bildirilmesi gerektiğini, soruşturma sonucunda düzenlenen fezlekenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceğini, Başsavcılık tarafından iddianame düzenleninceye kadar Yargıtay Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini, hakkındaki iddiaların açıkça görevle ilgili olduğunu ve görevle ilgili suçlarda kovuşturmanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince yapılması lazım geldiğini, soruşturmanın usulüne uygun olarak başlatılıp yürütülmediğini, tutuklandığında hakkında hiçbir delilin bulunmadığını, görevsiz ve yetkisiz sulh ceza hâkimliğince tutuklandığını ve tutukluluğun devamı kararlarının verildiğini, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hakkında soruşturma yapmakla yetkili ve görevli olmadığını, yetkisiz savcılıkça yapılan işlemlerin hükümsüz olduğunu, HSYK üyeliği seçimlerinde cemaatin adayı olmadığını, adı geçen yapı tarafından aday gösterilmediğini, ..., ... ve ...'in isteğiyle HSYK üyeliğine aday olduğunu, adı geçenlerin tanık olarak dinlenmelerini talep ettiğini, tanık ...'in beyanlarının da bu hususu doğruladığını, hatta tanığın cemaatin ilk başta kendisinin adaylığını istemediğini de anlattığını, tanıklar ... ve ...'nin de ifadelerinde bu durumu doğruladıklarını, o dönem hakkındaki cemaate yakın olduğu algısının çocuğunun cemaat okuluna gidiyor olmasından kaynaklanmış olabileceğini, 2011 yılındaki Danıştay ve Yargıtay üyeliği seçimlerinde kanunda öngörülenin dışında kısıtlama getirilmesine kanuna aykırı olduğu için karşı çıktığını, amacının üye seçiminde objektif kriterler belirlemek olduğunu, bu süreçte seçimler için HSYK üyeleri olarak toplantılar ve görüşmeler yapmalarının doğal olduğunu, bu şekilde toplantılar yaptıklarını ancak ... 'nın evinde yapıldığı iddia edilen toplantıya kesinlikle katılmadığını, hatta toplantıdan sonradan haberi olduğunu, tanık ...'nun bunu doğrular beyanlarda bulunduğunu, "37 binler yoksa biz de yokuz" gibi bir söz söylemediğini, bu hususta toplantıya katıldığı iddia edilen ve itirafçı olmayan en azından birkaç üyenin tanık olarak dinlenmesini talep ettiğini, HSYK'ya gelen şikâyetlerle ilgili olarak hukuk ne gerektiriyorsa onu yaptığını, kimseden emir ve talimat almadığını, kanuna aykırı ve suç oluşturan hiçbir eyleminin bulunmadığını, 17-25 Aralık sonrası yapı mensupları ile birlikte hareket ettiği iddiasının gerçek olmadığını, üye seçildikten sonra hep aynı çizgide kararlar verdiğini, herhangi bir örgütsel toplantıda bulunmadığı gibi HSYK üyeliği döneminde de bir cemaat toplantısına katılmadığını, bu dönemdeki bir araya gelmelerinin rutin cemaat sohbetleri değil, olağan meslektaş ziyaretleri olduğunu, Bylock programını indirmediğini ve kullanmadığını, HTS ve CGNAT kayıtlarının birbirleriyle uyuşmadığını, tanıkların talimatla dinlenmemelerini talep ettiğini, huzurda dinlenmek suretiyle kendilerine tanıklara soru sorma hakkı tanınması gerektiğini, talimatla dinlenen tanıkların beyanlarının hükme esas alınamayacağını, büyük kısmı etkin pişmanlıktan yararlanan tanıkların artık davanın tarafı konumunda bulunduklarını, tutuklanma kaygısı ve işe dönme vaadiyle tanıkların ifadelerinin sakatlandığını, dolayısıyla beyanlarının hükme esas alınamayacağını, tanık ...'in ifadesinde anlattığının aksine tanıkla hiçbir toplantıda bir arada bulunmadıklarını, ayrıca adı geçen tanıkla aralarında husumet bulunduğunu, bu nedenle tanığın beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, tanık ..., çocuğuyla ilgilendiğini söylemişse de zaten çocuklarının cemaat okuluna gittiğini, dolayısıyla böyle bir durumda buna zaten gerek duymayacağının açık olduğunu, tanık ...’in ifadesinde belirttiği seçim çalışması yaptığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, tanıkların beyanlarında doğrudan kendisine yönelik bir suçlamanın olmadığını, mahkeme heyetinin kanuna uygun olarak teşekkül etmediğini, kıdemsiz üyenin heyete başkanlık etmesinin kanuna aykırı olduğunu, Yargıtay Kanunu'nun 40 ve 25. maddelerine göre mahkeme başkanı olmadan yapılan duruşmaların ve işlemlerin yok hükmünde olacağını, savunmasını kanuna uygun olarak oluşturulan heyet önünde yapmak istediğini, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini,
Bozmadan sonraki savunmalarında ise; daha önceki savunmalarına ilaveten somut gerekçelerle reddi istenen hâkimin katıldığı duruşmaların yok hükmünde olduğunu ve bunların Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararı doğrultusunda yenilenmesi gerektiğini, bu hususta Yargıtay 4. Hukuk Dairesine açtığı tazminat davasının da sonucunun beklenerek dikkate alınmasını istediğini, ilk tutukluluk kararına karşı başvuruda bulundukları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu hususta ihlal kararı verdiğini, bu kararda yargılama sebebinin görev suçundan kaynaklanması durumunda dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiğinin ve olayda suçüstü hâli olmadığının belirtildiğini, bu nedenle görevsizlik kararı verilerek dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan duruşmaların yok hükmünde olduğunu, kendisine yönelik olarak ... ’nın evindeki toplantıya katılması, Bylock kullanması ve 2014’te cemaatin adayı olduğu iddialarının bulunduğunu ancak ... ’nın evindeki toplantıya katılmadığını, toplantıda olduğuna dair sadece üç kişinin beyanının bulunduğunu, etkin pişmanlıktan faydalananların bu toplantıya 18 kişinin katıldığını beyan ettiği dikkate alınarak katılan diğer kişilerin de kendisinin toplantıda bulunup bulunmadığı hususunda dinlenmesini talep ettiğini, tanık ...’in hakkındaki üç suçlamanın üçünden de beraat ettiğini ancak tanıkla kendisinin eylemlerinin ortak olduğunu, o nedenle tanık ... kararının dosyaya getirtilmesini istediğini, tanık ...’in beraat kararında kendisinin 2010 yılında aday gösterilmesinin tanığın cemaatle mücadelesi olarak kabul edildiğini, ... 'nın evinde yapılan toplantıya çağrılmamasının sebebinin de zaten bu olduğunu, cemaatin hükûmete karşı mücadelesine dair kararlar olarak anılan HSYK basın bildirisine, ... toplantısına ve MİT tırları dosyasına katılmadığını, HSYK üyeliği döneminde yapıldığı belirtilen cemaat toplantıları hususunda kendisinin olduğu her yerde tanık ...’in de olduğunu ve adı geçenin beraatine ilişkin gerekçeli kararda bu toplantıların hoş geldin ve hayırlı olsun ziyaretleri olduğunun yazıldığını, bir suç işlemediğini, suç işlediğinin kabul edilmesi hâlinde hakkında hata hükümlerinin uygulanması gerektiğinin açık olduğunu,
İfade etmektedir.
IV) MAHKEME KABULÜ:
"...38019 sicil numarası ile Konya Vergi Mahkemesi üyesi olarak göreve başlayan daha sonra İstanbul İdare Mahkemesi üyeliği, HSYK üyeliği ve en son Ankara 4. Vergi Mahkemesi hakimliği yapan sanığın HSYK Genel Kurulu’nun; 16/07/2016 tarih ve 2016/345 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek görevden uzaklaştırılmasına, 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile de meslekten çıkaıılmasına karar verildiği sanık beyanları ve dosya kapsamındaki belgelerden tespit edilmiştir.
Tanıklardan ... aşamalardaki beyanlarında 1995 -1998 yılları arasında sanıkla beraber staj yaptıklarını ve bu dönemde cemaatin toplantılarında sanıkla aynı grupta olduklarını, kendisinin 2004 yılında Teftiş Kurulu Başkanlığında müfettiş olarak çalışmaya başladığını ve denetime gideceği yere gitmeden önce yapı tarafından gideceği yerdeki cemaat mensuplarının listesinin kendisine verildiğini, 2006 ve 2010 yıllarında sanığın görev yaptığı İstanbul’a denetime gitmeden önce yapı tarafından verilen listede sanığın adının da cemaat mensubu olarak yazdığını, tanık ... ise sanıkla İstanbul Vergi Mahkemesinde birlikte çalıştıklarını, o dönemde sanıkla aynı sohbet grubunda olmadıklarını ancak sanığın cemaat mensubu olduğunu bildiğini beyan ettikleri görülmüş bu beyanlardan sanığın meslek stajına başladığı 1994 yılından itibaren yapı içerisinde bulunduğu, staj döneminde katıldığı sohbet adı altındaki örgütsel toplantılara mesleğe başladıktan sonra da devam ettiği, bu şekliyle sanığın örgütle ilişkisinin çok uzun süredir devam ettiği anlaşılmıştır.
Tanık ..., 2010 yılı HSYK seçimlerinden önce Bakanlık müsteşarı ile görüşmesi neticesinde hem kendisinin aday olduğunu, hem de diğer idari yargı adaylarının belirlenmesi sürecinde yer aldığını, bu dönemde çevresindekilerle istişarede bulunduğu zaman İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan ...’nın kendisine İstanbul büyük şehir buradan bir aday belirleyin dediğini ve sonrasında sanığın ismini önerdiğini, bunun üzerine Bakanlıktaki yapı mensubu kişilerle bunu paylaştığında sanığın dışa dönük olması nedeniyle birtakım itirazların olduğunu ancak kendi ısrarı neticesinde sanığın aday olarak belirlendiğini beyan etmiş, tanıklar ... ve ... beyanlarıyla da bu husus doğrulanmıştır. Tanık ... aşamalardaki beyanlarında 2010 HSYK seçimlerinde o zamanki adıyla cemaat denen yapı ile ortak 5 kişilik liste oluşturulduğunu ve bu listede sanığın da yer aldığını,yapı tarafından liste içerisinden iki aday yönünden özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir dışında kısmen oy verilmek suretiyle sanığın ilk üç asıl aday arasında seçilmesinin sağlandığını, yapı tarafından bilinçli olarak bu şekilde bir tercih yapıldığını söylemiş, tanık ... de 2010 seçimlerinde ortak liste belirlendiğini, yakın arkadaşı ... ...’un ve ...’un aday listesinde olmalarına rağmen seçim sonuçlarında yedek bırakıldığını, bu seçim döneminde sanıkla karşılaştıklarında sanığın kendisine 'yukarıdan gelen talimatlara uyacağız, o yönde oy kullanacağız' benzeri söylemlerde bulunduğunu, yaşanan olaylar nedeniyle sanığın söylediklerini üst bir kuruldan gelecek kararların uygulanacağı anlamında yorumladığını beyan etmiş, tanık ... ...; sanığın cemaat listesi diye tabir edilen listeden seçildiğini ifade etmiş, tanıklar ... ve ... ise kendi katıldıkları sohbet gruplarında seçim öncesinde cemaat adayı olarak sanığa oy verilmesinin söylendiğini bildirmişlerdir.
İhtilafların çözümünde yargının nihai belirleyici olması özelliğinden yararlanmak isteyen örgütün yargı yapılanmasına özel önem atfettiği bilinen bir gerçektir. Keza örgütün yargı yapılanması içerisinde yer alan mensupları vasıtasıyla, kamuoyunda gündem olan davalara müdahale ederek siyaseti ve toplumu şekillendirmeye çalıştığı da düşünüldüğünde örgütün hiyararşik yapısına dahil olmayan bir kişinin örgüt tarafından sahiplenilerek HSYK üyeliği gibi kritik bir göreve getirilmesinin mümkün olmadığı, sanığın da bu kapsamda örgüt tarafından sahiplenildiği ve örgüt talimatıyla HSYK'ya üye seçildiği dairemizce kabul edilmiştir. Her ne kadar sanık, ... aday olarak kendi adını önerdiğinde Bakanlıktaki yapı içerisinde olan kişilerin dışa dönük olması nedeniyle adaylığına itiraz ettiklerini söyleyerek yapının desteği ile aday olmadığını öne sürmüşse de dinlenen tanık anlatımlarından ve mahkememizde görülen davalardan, Fetö/Pdy silahlı terör örgütünün mahrem yapı alanlarından biri olan yargıda çoğunluğu ele geçirme amacıyla farklı taktikler sergilediği keza 2010 HSYK seçim sonuçlarının da örgütün bu taktiksel planları neticesinde yapı mensubu adayların asıl üye seçilmesi ile sonuçlandığı dikkate alındığında sanığın adaylığı hususunda yapı mensupları tarafından verilen tepkilerin de taksiksel olduğu değerlendirilmiş ve sanığın itirazlarına itibar edilmemiştir.
Sanığın HSYK üyesi seçildikten sonra da örgütle bağını koparmadığı,hatta çocuğunu da örgüt talimatına uyarak yetiştirmeye çalıştığı, örgüt mensuplarının yargı içerisinde daha üst konumlara yerleşmesi için çabaladığı, bu durumun özellikle Yargıtay ve Danıştay seçimleri öncesinde iyice ön plana çıktığı, sadece örgüt mensuplarının iştiraki ile gizliliğe en üst seviyede riayet edilerek gerçekleştirilen ... ’nın ve ...’nin evinde yapılan toplantılara katıldığı, örgüt liderinin talimatlarının doğrudan iletildiği bu toplantılar sonucunda da yüksek yargıya seçilecek örgüt mensubu adayların belirlendiği dosyada dinlenen tanık anlatımlarından anlaşılmıştır. Tanık ... örgütün kendisini hakim ve savcı çocukları ile ilgilenmekle görevlendirdiğini, sanığın çocuğu ile ilgilenmek için Çukurambar’daki evlerine gittiğini beyan etmiş, tanık ..., Yargıtay ve Danıştay seçimleri gündeme geldiğinde ... ’nın ve ...’nin evlerinde yapılan toplantılarda sanığın da yer aldığını, ... ’nın evinde yapılan toplantıda sıra idari yargı adaylarını belirlemeye geldiğinde 37 ve 38 bin sicillilerden bahsedilince kendisinin itiraz ettiğini, itirazı üzerine sanık ve ...’nun kendilerinin de 37 bin sicilli olduğunu, üst kurula seçilebildiklerine göre Danıştay’a da bu sicildekilerin seçilebileceğini, bu sicillerdekilerin beklenti içerisinde olduğunu beyan ederek itiraz ettiklerini, bunun üzerine ... ve ... ... ’nın fikrinin de alınması teklifinde bulunduğunu, sanığın da yarın bizde toplanıp bu konuyu kahvaltıda konuşalım dediğini, ertesi gün kahvaltıya gittiğinde kendisinden başka kimsenin gelmediğini ve sanığın kendisine 'başka hiç kimse gelmeyeceğini, 37 bin sicilliler konusunun tartışmaya kapalı olduğunu' söylediğini aktarmış, dinlenen tanık ... aynı şeyleri ...’den duyduğunu belirtmiş, ... ise yaşanan bu durum sonucunda 37bin ve 38 bin sicillilerin kabul edildiğini, bu sicillerden seçilen yaklaşık 19 kişinin daha sonra cemaatle bağlantılı olduğunun ortaya çıktığını söylemiştir. Tanık ..., ... ’nın evinde yapılan toplantıda Yargıtay tetkik hakimlerinin isimleri geçmeye başlayınca sayının 80 civarında olduğunun anlaşıldığını,bunun üzerine yapıya mensup ..., ...,... ve ... ’nın evin holüne doğru gidip 3-4 dakika sonra geri geldiklerini,...’nun kendilerine dönerek 'hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140’tan aşağı razı olmaması gerektiğini' söylediğini belirttiğini beyan ederek bu toplantılarda örgüt liderinin talimatlarının da iletildiği hususunu teyit etmiştir.
Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesinden sonraki dönemde de örgütsel gizliliğe riayet edilerek yapılan toplantıların devam ettiği, ... organizesinde gerçekleştirilen ve Fattullah ... kitapları okunup namaz kılınan bu örgütsel toplantılara sanığın da katılmaya devam ettiği, bu toplantılarda ülke gündemini meşgul eden davaların örgüt talimatları doğrultusunda şekillendirilmesi hususunda faaliyetler yürütüldüğü, örgütün gerçek yüzünün anlaşılmaya başladığı 17/25 aralık sürecinden sonra da sanığın örgüt talimatıyla hareket etmeye devam ettiği, örgütün HSYK 3.Dairesindeki görünen yüzü olduğu tanıklarca doğrulanmıştır. Dinlenen tanık ... sanıkla aynı dairede 4 yıl çalıştıklarını, Fettullah ... sohbeti amacıyla akşam oturumlarında kendi evinde de sanığın evinde de toplandıklarını, 17/25 Aralık sürecinden sonra ... hakkındaki soruşturma, MİT tırları soruşturması gibi yaklaşık 40-50 kararda sanığın ... ve ... ile aynı yönde oy kullandığını, kendisinin aksi yönde oy kullandığını beyan etmiş, tanık ... de Yargıtay ve Danıştay üye seçimleri bittikten sonra sohbet toplantıları yaptıklarını, ... koordinesinde yapılan bu sohbetlere sanığın da katıldığını, aynı dairedeyken verilen kararlarda sanığın da kendisi ile aynı yönde oy kullandığını ancak 17/25 Aralık süreci sonrasında usulsüz dinlemeler veya hakim savcılar hakkında oy kullanılması, Ergenekon ve Balyoz davalarında yapılan hakim ve savcı şikayetlerinde dairenin ikiye bölündüğünü ve sanığın ... ve ... ile aynı yönde oy kullandığınıikendisinin ise aksi yönde oy kullandığını söyleyerek diğer tanığı doğrulamıştır. Tanık ... de sanığın HSYK’ya üye seçildikten sonraki süreçte bu yapı mensuplarıyla birlikte hareket ettiğini, cemaat sohbetlerine katıldığını duyduğunu söylemiştir.
2014 yılında HSYK seçim çalışmaları başladığında sanığın yapı içerisinde kalmaya devam ettiği, örgütün yargı teşkilatı içerisindeki gücünün korunması için seçim gezilerine katıldığı ve örgütün oyunun artması yönünde çalışmalarda bulunduğu, tanık ...’in 2014 yılında Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı olduğu dönemde Eylül ya da Ağustos ayında ... kod adlı kişinin kendisini ve Silivri hakimi olan ...’i İstanbul’da bulunan evine çağırdığını, gittiklerinde HSYK Genel Sekreter Yardımcısı ... ve sanığın da evde olduğunu, ...’ün sanığı kastederek 'bu abiler ayakları öpülesi abiler biz ne istiyorsak hepsini yapıyorlar, Allah razı olsun dediği' şeklinde beyanından anlaşılmıştır. Tanık ..., 2014 yılı başında hükümetin HSYK içerisinde Fetullah ... mensuplarının gönderilmesi amacıyla bir kanun tasarısı hazırladığını ve bunun üzerine genel sekreterin, teftiş kurulu müfettişlerinin ve tetkik hakimlerinin gönderilmesine karar verildiğini, bu hususu görüşmek üzere toplanan genel kurula cemaat mensupları olan ... , ..., ..., ..., ... ve sanığın katılmayarak genel kurulun yapılmasını engellediğini beyan ederek sanığın halen örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde kaldığını doğrulamıştır.
Dosya içerisinde yer alan 127651 ID’ye ait Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında kullanıcı adının sanığın adı ve memleketi olan Giresun ilinin plaka kodu olan 28’in birleşmesinden oluşan 'resul28' , şifresinin ise '0203' olduğu, sanığın adına kayıtlı ve kullanımında olan 505.....29 nolu hattan ... ID’ye ait bylock kullandığının tespit edildiği, listesinde HSYK Genel Sekreter eski yardımcısı ..., Danıştay eski hakimi ..., Danıştay eski hakimi ..., sivil imam ...’nün yer aldığı anlaşılmıştır.
Sanığın örgütün sivil imamı olduğu iddiasıyla haklarında kovuşturma olan kişilerle baz çakışması tespit edilmişse de baz çakışmasının yol güzergahlarına yakın yerlerden olması da dikkate alındığında sanığın bu kişilerle görüştüğü hususunu her türlü şüpheden uzak şekilde ispatlayamadığı anlaşıldığından bu delile itibar edilmemiştir.
Tüm bu hususlar çerçevesinde tanık anlatımları ve diğer delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesinde; Mesleğe başlamadan henüz adaylık dönemindeyken örgütle iltisakı olan sanığın, mesleğe girdiği yıllarda örgütün 'mahrem alan' kabul ettiği yargı yapılanması faaliyetleri kapsamında sadece hakim ve savcılara yönelik düzenlediği sohbet adı altındaki örgütsel toplantılara katıldığı, ilerleyen dönemlerde örgüt tarafından da sahiplenilerek örgüt kontenjanından 2010 yılında HSYK üyeliğine seçildiği, seçildikten sonra mahrem yapı içerisinde kalmaya devam ederek örgüt mensuplarının yargı da kadrolaşmasını artırmak amacıyla Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde temsilci rolünü üstlenerek örgüt tarafından gizliliğe üst seviyede riayet edilerek düzenlenen örgütsel toplantılara katıldığı, bu toplantılarda örgüt lehine olacak şekilde kararlar alınmasında etkili olduğu, bu seçimler sonrasında da HSYK bünyesinde yer alan yapı içerisindeki üyelerle ... koordinesinde düzenlenen ve örgüt liderinin talimatlarının doğrudan iletildiği sohbet adı altında düzenlenen örgütsel toplantılara katılmaya devam ettiği, örgütün gerçek yüzünün ortaya çıkmaya başladığı 17/25 Aralık sürecinden sonra da örgütle bağını koparmayarak görev yaptığı dairede örgüt talimatına uygun kararlar çıkması yönünde diğer örgüt mensuplarıyla birlikte hareket ettiği ve örgütün kriptolu haberleşme aracı olan bylock adlı programı kullandığı hususları nazara alındığında; sanığın eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda tam vicdani kanaatine varıldığı anlaşılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar vermek gerekmiştir.
Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61/1. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulup sanığın eylemi, faaliyetleri, kastının yoğunluğu da göz önüne alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılması yoluna gidilmiş, duruşmalardaki olumlu tavırları nedeniyle hakkında TCK'nın 62. maddesi uyarınca takdiri indirim uygulanmıştır." şeklindeki ifadelerle mahkûmiyet kararının gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
V) TEMYİZ:
Sanık müdafileri temyizlerinde özetle; kararın hukuka, usule ve yasalara aykırı olduğu, hükmün gerekçeyi içermediği, gerekçeli kararda kovuşturma usulü başlığı altındaki değerlendirmelerin itirazlar dikkate alınmaksızın yapıldığı ve ayrıca hukuk ve yasaya aykırı kabule dayandığı, eski HSYK üyesi olan sanık hakkındaki suçüstü hâlinin hukuki dayanaktan yoksun şekilde ve anlaşılmaz biçimde genişletilerek yetkisiz ve görevsiz Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılıp yürütülmesinin Anayasa'ya ve yasalara aykırı olduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma ve soruşturma aşamasında verilen kararların yetkisizlik nedeniyle yok hükmünde olduğu, suçüstü hâli bulunmaksızın genel hükümlere göre soruşturma başlatılmasının, yakalama, gözaltı, arama, el koyma ve tutuklama kararları verilmesinin açıkça hukuka aykırı bulunduğu, bu kararların dayanağı olarak ileri sürülen CMK'nın 161/8. maddesinin üst norm olan Anayasa'nın 159. maddesine ve özel kanun olan 6087 sayılı Kanun'a aykırı olarak uygulanmasının mümkün olmadığı, temadi eden suç tanımlaması yapılarak terör örgütü üyeliği için suçüstü hükümlerinin uygulanmasına imkân bulunmadığı, sanık hakkında anayasal düzene karşı işlenen suçlar yönünden herhangi bir isnadın bulunmadığı, TCK'nın 309. maddesi yönünden de tutuklanmasına karar verildiği hâlde ilerleyen süreçte bahse konu suçla ilgili herhangi bir işlemin yapılmadığı, CMK'nın 223/8. maddesi gereği dosya hakkında durma kararı verilmesi ve yasada belirtilen usul dahilinde yeniden soruşturma yürütülmesinin gerektiği, bu husustaki bütün itirazlarının göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu, ayrıca sanığın tutuklama kararına yönelik olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru neticesinde AİHM İkinci Dairesi tarafından verilen 23.11.2021 tarihli ... ve diğerleri-Türkiye (Başvuru No. 75805/16 ve 426 diğerleri) kararı ile ... v. Türkiye başvurusundaki tutuklama sebebiyle suçüstü hâlinin mevcut olduğuna ilişkin varsayımın özel soruşturma usullerine ilişkin teminatları boşa çıkardığına ve amaçlanan güvencelerin gerçekleşmesine aykırı olduğuna dair benzer gerekçelerle sanığın özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, bahse konu kararın AİHM Büyük Dairesinin 04.04.2022 tarihli kararıyla kesinleştiği, ilk derece mahkemesinin ise soruşturma yönünden sanık hakkında uygulanma olanağı bulunmayan ve aynı mahkeme tarafından yargılanan eski Yargıtay üyeleri hakkında oluşturduğu gerekçeleri belirttiği, sanığın HSYK üyeliğinin 2014 yılında sona erdiğine ayrıca değinmediği gibi HSYK üyeleri hakkında yürütülmesi gereken işlemler yönünden de bir değerlendirme yapmadığı, suçun işlendiği iddia edilen tarihten sonra 680 ve 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin değiştirildiği, yürütme organı tarafından yapılan bu düzenlemelerle kaynağını yasalardan almaksızın açıkça hukuksuz şekilde başlayan soruşturmalar bakımından apar topar bir kılıf uydurulmaya ve hukuka aykırı başlatılan sürecin hukuka uygun hâle getirilmeye çalışıldığı, bahse konu düzenlemelerin sanık aleyhine olduğu, bu sebeple anılan KHK'ların hukuken uygulanma olanağı bulunmadığından Yargıtay Dairesine dava açılmasının hukuka uygun olmadığı, ayrıca 690 sayılı KHK ile yapılan değişiklik sonucu soruşturma dosyası bir fezlekeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğine göre 15.07.2016 tarihinden 690 sayılı KHK tarihi olan 02.01.2017 tarihine kadar geçen süre içinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturmanın nasıl yürütüldüğünün de belirsiz olduğu, HSYK üyeliği dönemine ilişkin eylemler yönünden sanıkla ilgili soruşturma yürütülüp dava açılacak idiyse Anayasa'nın 159 ve 6708 sayılı Kanun'un 38. maddesindeki usul ve esaslara uyulması gerektiği ve bu hâlde görevli mahkemenin Anayasa Mahkemesi olduğu, dolayısıyla görevsizlik kararı verilerek dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiği, eğer kişisel suçtan kaynaklanan suçüstü hâli kabul edilecek olursa bu durumda da temadinin kesildiği anda sanık Ankara Vergi Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığından ve kişisel suç yönünden davaya bakmaya yetkili mahkeme mevcut uygulamada Hâkimler ve Savcılar Kanunu'na aykırı olsa da ağır ceza mahkemeleri olarak kabul edildiğinden sanığın Ankara Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanması zorunluluğunun bulunduğu, ancak yargılama aşamasında ileri sürdükleri görev itirazlarının reddedildiğinden ve görevsiz mahkeme tarafından yargılama yürütüldüğünden CMK'nın 7. maddesi gereği yenilenmesi mümkün olmayan işlemler dışında yargılamanın hükümsüz olduğu, ilk derece mahkemesinin doğal yargı yeri/tabii hâkim ilkelerine aykırı olarak teşekkül ettiği, isnat edilen suç kişisel suç olsa dahi doğal yargı yerinin Yargıtay Ceza Gelen Kurulu olduğu, zira Ceza Genel Kurulunun derece ve üye sayısı bakımından daha güvenceli nitelik arz ettiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kuruluşuna dayanak 680 sayılı KHK'nın 5. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu, Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararıyla devam etmekte olan bir kovuşturmanın yargılamayı yürüten Daireden alınarak başka bir Daireye tevzisinin sağlandığı, bu durumun da tabii hâkim ilkesine aykırı olduğu, soruşturmanın başlangıcından itibaren masumiyet karinesinin ihlal edildiği, bütün tutukluluk incelemelerinin matbu ve basmakalıp ifadelerle yapıldığı, bu yönüyle adil yargılanma hakkının mütemadiyen ihlal edildiği, gerek mahkeme gerek temyiz mercisi olan Ceza Genel Kurulunun bağımsız ve tarafsız olmadıklarının ve bağımsız ve tarafsız yargılama yürütülemeyeceğinin açık olduğu, 15.07.2016 tarihinden itibaren Türkiye tarihinde eşine rastlanmamış olağanüstü durumların yaşandığı, bu kapsamda yayınlanan kanun hükmünde kararnameler ile mevzuatta keyfi düzenlemeler yapıldığı, idari ve adli organlar tarafından yasal dayanak olmasa dahi olağanüstü hâl gerekçesiyle birçok hukuka aykırı işlem gerçekleştirildiği, yürütme, yargı ve yasama faaliyetlerinin demokratik toplum düzeninin aksine bir hâle büründüğü, yargının siyasi iradenin etkisi altında olmadığını söylemenin mümkün olmadığı, yargılamayı yapan mahkemenin hukuka aykırı olarak teşekkül ettiği, kıdemsiz üyenin daha kıdemli üyelerin varlığına rağmen heyete başkanlık yaptığı, reddi istenen hâkimin hükme katıldığı, bozma ilamından sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesince bozma ilamına uyulmasının ardından hâkimin reddi talebine ilişkin itiraz hakkında düzeltme yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, dolayısıyla yasa gereği artık bu karara ilişkin itirazı incelemeye yetkili mercinin Yargıtay 10. Ceza Dairesi değil, 4. Ceza Dairesi olduğu ancak yasaya aykırı olarak itirazın incelenmek üzere Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderildiği, bu Dairenin de hukuka ve yasaya açıkça aykırı şekilde itirazın reddine kesin olarak karar verdiği, delillerin eksik tartışıldığı ve değerlendirildiği, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin kararda belirtilmediği, dosyada bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmediği, dava dosyasında yer alan tanık beyanlarının aynı suçtan şüpheli veya sanık olan kişilerin ifadelerinden ibaret olduğu, bu kişiler hakkında da yetkisiz ve görevsiz makamlar tarafından soruşturma yürütüldüğü, hukuka aykırı başlatılan süreç içerisinde darbe suçlamasına maruz bırakılan kişilerin etkin pişmanlık adı altında ifade vermeye zorlandığı, tanıkların CMK'nın 48 ve 50. maddelerine aykırı biçimde hakları hatırlatılmaksızın ve yemin verdirilerek dinlenildikleri, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinin CMK'nın 148. maddesine aykırı biçiminde elde edildiği, dolayısıyla bu beyanların hükme esas alınması imkânının bulunmadığı, tanık beyanları genel olarak somut bilgi ve görgüye dayanmadığı gibi söylentiden ve subjektif değerlendirmelerden ibaret olduğu, tanık ... ile sanık arasında husumet bulunduğu, bu husumetin mahkeme tarafından değerlendirilip tartışılmadığı ve somut itirazlarının görmezden gelindiği, tanığın beyanlarının hayal ürünü ve iftira niteliğinde olduğu, eşitlik ve hakkaniyete açıkça aykırı şekilde tanığın ikrar içeren beyanlarına karşı adli makamlarca özellikle korunduğu, tanıklar ... ve ...'ın beyanlarının istinabe yöntemiyle alındığı, çelişmeli yargı ilkesinin ve adil yargılama hakkının ihlal edildiği, beyanlarının hükme dayanak yapılmasının hukuka aykırı olduğu, mahkemece tanıkların duruşma esnasında verdikleri lehe ifadeler değil, soruşturma aşamasındaki ifadelerinin hükme dayanak yapıldığı, sanığın yargılama boyunca ısrarlı biçimde vurguladığı üzere ... 'nın evinde yapılan toplantılara katılmadığı, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren tanık beyanlarında dahi sanığa isnat olunan suçlamaya yönelik somut bir ifadenin bulunmadığı, ifadelerin büyük çoğunluğunun şeklen dahi geçerliliğinin şüpheli olduğu, hükmün hukuka aykırı olarak toplanan delillere dayandığı, Bylock iletişim programına ilişkin delillerin elde ediliş şekli itibarıyla hukuka aykırı olduğunun tartışmasız olduğu, CMK'nın 230/1-b hükmüne aykırı olarak mahkemece delilin hukukiliğinin tartışılmadığı, Bylock verilerinin hükme esas alınmasında isabet bulunmadığı, CGNAT (HIS) verileri yasaya aykırı olarak temin edildiği için yasak delil kapsamında oldukları, zorlama bir yöntemle dayanak gösterilen MİT Kanunu'nun ilgili maddesi gereği Bylock programına ilişkin verilerin Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından bilinmeyen bir şekilde ele geçirildiği ve bu verilerin incelendikten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, mahkeme kararı olmaksızın ve yetkisi bulunmayan bir kurum tarafından ele geçirilen verilerin mahkûmiyet kararına gerekçe olarak gösterilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, hakkında Bylock tespiti yapılan kişi sayısının devamlı surette değiştiği, mahkemenin Bylock konusundaki kabulünün Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı kararında belirtilen unsurlar bakımından da hatalı olduğu, ayrıca Bylock'a ilişkin ham verilerin getirtilerek bilirkişi tarafından incelenmesi taleplerinin mahkemece reddedildiği ve eksik incelemeyle hüküm kurulduğu, sanığın Bylock uygulamasını kullanmadığı, Bylock programını kullandığı kesin olarak ispatlanmadığı hâlde hüküm kurulduğu, gerekçesiz biçimde alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verildiği, Milli Güvenlik Kurulu, Bakanlar Kurulu ya da devlet idari teşkilatlarından herhangi birinin kararıyla bir grup veya yapının terör örgütü ilan edilmesinin mümkün olmadığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün varlığına ilişkin yüksek yargı tarafından verilip kesinleşmiş ve içtihat birliğine varılmış bir karar olmadığı gibi uluslararası camiada ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Terör Örgütü Olarak Tanımlanmış Örgütler Listesinde de FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü şeklinde bir terör örgütünün bulunmadığı, silah kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerinin salt bir grup ya da yapıya maddi veya manevi bağlılığının o yapının silahlı gücü bulunduğu anlamına gelmeyeceği, sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, dosya kapsamında sanığın FETÖ/PDY'ye üye olduğu iddiasına ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığı, suçu kabul etmemekle birlikte mahkeme tarafından TCK'nın 30. maddesi yönünden yetersiz ve soyut değerlendirme dışında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, bu yönüyle de hükmün gerekçesiz ve hukuka aykırı olduğu, zira cemaat adı verilen yapılanmanın sanık tarafından silahlı terör örgütü olarak bilinmediğinin duruşmalar aşamasında ifade edildiği, yalnızca sanık değil devlet yönetiminin de bu yapılanmanın silahlı terör örgütü olduğunu 15.07.2016 tarihli askerî darbe girişimi ile anladığı, gerekçeli kararda zımnî biçimde örgütsel faaliyete gerekçe olarak gösterilen HSYK kararlarının, yargılamanın sanığın görevi sebebiyle gerçekleştirdiği fiiller yönünden yapıldığının kabulü niteliğini taşıdığı, bu hâliyle görevli mahkemenin yargılamayı yapan Daire değil Anayasa Mahkemesi olduğunun açık olduğu, bahse konu HSYK kararlarında sanığın başka üyelerin aksi yönünde de hukuki görüşe sahip olmasının, savunduğu hukuki düşüncelerinde siyasetteki değişikliğe uygun olarak değişiklik göstermemesinin, Anayasa ve yasalarla verilen görevleri yapmasının, yargı kısıntısı içinde bulunan eylemler gerçekleştirmesinin ve hukuki görüş belirtmesinin mahkemece terör örgütü üyeliğinin gerekçesi yapıldığı, aynı karara aynı yönde imza koyan kişilerden bir bölümü terör örgütü üyesi olarak suçlanırken, bir kısmının yüksek yargı üyesi yapıldığı ve hâlen görevine devam ettiği ancak mahkemenin bu hususa hiç değinmediği, soruşturma ve kovuşturma usullerine uyulmaması, suçüstü kavramı bulunmadığı hâlde tüm aşamalarda suçüstü varsayımıyla hareket edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin sanığın tutuklanmasıyla ilgili karara yönelik yapılan başvuruda suçüstü hâlinin bulunduğunun kabul edilemeyeceğine ilişkin değerlendirmelerle verdiği ihlal kararının görmezden gelinmesi, usule yönelik somut itirazlarının dikkate alınmaması, bunların gerekçesiz olarak reddedilmesi, mahkemenin hukuka aykırı biçimde teşekkül etmesi, reddi istenen hâkimin hükme katılması, bozma ilamına konu hususların gereği gibi yerine getirilmemesi, hâkimin reddine itirazın yetkisiz ve görevsiz merciye gönderilmesi, hâkimin somut gerekçelerle reddedilmesine karşın bu gerekçelerin mahkemece ve itiraz mercisince dikkate alınmaması, mahkemenin kanuna aykırı olarak kendini davaya bakmaya yetkili ve görevli görmesi, tabii hâkim ilkesine aykırı hareket edilmesi, hükmün gerekçeyi içermemesi, tanık beyanlarının eksik tartışılıp değerlendirilmesi, tanıkların aynı zamanda itirafçı sanık pozisyonunda bulunan ve hukuki menfaate sahip kişiler olması, yasal hakları hatırlatılmaksızın tanıkların beyanlarının alınması, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen tanık beyanlarına dayanması, Bylock haberleşme uygulamasına ilişkin hukuka aykırı delillerin karar gerekçesinde ayrıca ve açıkça gösterilmemesi, hükmün Bylock haberleşme programına ilişkin hukuka aykırı delillere dayanması, BTK tarafından gönderilen CGNAT kayıtlarına ve diğer Bylock verilerine ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmaması, Bylock haberleşme programına ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/3-2017/3 sayılı kararında belirlenen esaslar yönünden delillerin hatalı şekilde değerlendirilmesi, savunma hakkının kısıtlanması, yargı kısıntısı kapsamındaki geçmişe yönelik HSYK kararlarının mahkûmiyet gerekçesi yapılması, TCK'nın 30. maddesi yönünden gerekçeli bir değerlendirme yapılmaması, alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesi, sanığın örgüt talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiği hiçbir faaliyetinin ve örgütten aldığı hiçbir talimatın varlığının ispat edilememesi ve dolayısıyla örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girdiğini gösterebilecek delil bulunmaması, örgütün, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu sanığın bildiğini ve bu suçları işlemek kast ve iradesiyle örgüte mensup olduğunu gösteren her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmaması nedenleriyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği,
Sanık temyizinde özetle; davanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde görülen davanın devamı niteliğinde olması nedeniyle Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararının temyizi aşamasında belirttiği taleplerini aynen tekrar ettiği, davanın Yüce Divan sıfatı ile Anayasa Mahkemesinde görülmesi gerektiği, ilk gözaltına alınmasına yönelik işlem hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde yaptığı bireysel başvuruda AİHM tarafından olayda suçüstü hâli bulunmadığından ve hâkim ve savcılar hakkındaki soruşturmanın Anayasa ve kanunlarla tanınan güvencelere uygun olarak başlatılmadığından bahisle hak ihlali kararı verildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunda görev yapan üyelerin bir kısmı ile aralarında husumet bulunduğu, zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46. maddesi kapsamında hâkimlerin sorumluluğundan kaynaklı olarak Hazineye karşı açtığı ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinde derdest bulunan tazminat davasında Dairece resen yapılan ihbar ile isimleri tensip zaptında yazılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinin davaya taraf yapıldıkları, yargılama sırasında bu durumun dikkate alınması gerektiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararına Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından uyma yönünde karar verilmiş olmasına rağmen uyulmadığı, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılamanın kanuna aykırı olarak oluşturulan ve yönetilen heyet tarafından gerçekleştirildiği, oturumların kanuna uygun olarak Daire Başkanı tarafından yönetilen heyetçe yapılması hâlinde taraflı ve ön yargılı hareket eden, duruşmanın sevk ve idaresinde duygusal, fevri ve agresif davranışlarda bulunan heyet başkanı ile yargılama sırasında yaşadıkları sıkıntıların gerçekleşmeyeceği, Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılamaların yok hükmünde olduğu, dolayısıyla bu yargılamadaki duruşmalar sırasında dinlenen tanık beyanları dikkate alınarak karar verilemeyeceği, TCK'nın 314/2. maddesinin Anayasa'ya aykırılığını öne sürdükleri ancak bu iddiaları hakkında bir hüküm kurulmadığı, tanık ...'in ifadelerinin gerçeğe aykırı olduğu, ayrıca tanıkla aralarında husumet bulunduğu, tanık ...'ın talimatla dinlendiği, tanığa soru sorma imkânı tanınmadığı, etkin pişmanlıktan yararlanan tanığın ifadesinin aksine İstanbul'da vergi mahkemesinde hiç görev yapmadığı, tanıklar ..., ... ve ...'nin ifadelerinde 2010 yılındaki HSYK seçimlerinde cemaat adına hareket eden kişilerin kendisinin üyeliğine karşı çıktıklarını anlattıkları ancak mahkemenin bunu taktiksel bir tavır olarak değerlendirmek suretiyle hakkında mahkûmiyet hükmü tesis ettiği, heyetin bu tutumuyla bağımsız ve tarafsız bir yargı mercisi olmaktan ziyade olaya taraf olan ve öncesinde oluşturduğu karara gerekçe arayan bir tutum ve davranış sergilediği, Anayasa'ya göre HSYK kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, buna rağmen kendisinin HSYK'da görev yaptığı dönemin eleştiri konusu yapılarak mahkûmiyet kararına gerekçe gösterildiği, 2014 yılındaki HSYK seçimlerinde bazı adayları desteklemesinin ya da desteklememesinin mahkûmiyet kararına gerekçe yapıldığı ancak 20. yüzyılda bir hukuk devletinde seçime giren adayların desteklenip desteklenmemesinin suç olarak değerlendirilmesini anlamanın mümkün olmadığı, dosyadaki çelişkili yazı ve belgelere rağmen Bylock kullanıcısı olduğunun kabul edildiği, taleplerine rağmen bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, Bylock üzerinden herhangi bir görüşme yaptığına veya mesaj attığına ya da aldığına ilişkin bir iddianın dahi bulunmadığı, yargılama giderleri hakkındaki hükmün hukuka aykırı olduğu, zira gözaltına alındığı sırada yanında bulunan IPAD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamasına karşın bilirkişi masraflarının hukuka aykırı olarak kendisine yüklendiği,
Hususlarını beyan etmişlerdir.
VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RESEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:
1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:
a) Genel Olarak:
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.
Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında 'Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder.' şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.
Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde 'ağır cezalık suçüstü hâli' ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 'Tanımlar' başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de 'Suçüstü hâli'nin;
'1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu' ifade ettiği öngörülmüştür.
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar 'suçüstü' olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki 'işlenmekte olan suç'u ifade etmektedir.
b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 'Görev' başlıklı ikinci bölümünün 'Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri' başlıklı 9. maddesi;
'Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.'
Şeklindedir.
'Soruşturma usulü' başlıklı 10. maddesinde;
'...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır.' hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
'(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
...
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.',
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 'Soruşturma' başlıklı 251. maddesi ise;
'(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez....'
Şeklindedir.
'Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü' başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
'Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır' biçimindedir.
Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine 'Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.' hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un 'Ağır ceza mahkemesinin görevi' başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen 'Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır.' şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada 'Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.' hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.
Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.
d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre 'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı' soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde 'Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır.' şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.
e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde 'Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz' şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.
Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda 'demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla' hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;
'Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir.' şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı 'Yargıtay Ceza Genel Kurulu' yerine 'Yargıtay ilgili ceza dairesi' olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
'Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.' biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un 'Dairelerin Görevleri' başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye 'Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.' biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra 'kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine' karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan 'hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır' şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan 'Yargıtay', dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
23.06.2021 tarih ve 31520 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarih ve 196 sayılı kararının;
I bendinin 2. ve 3. maddeleri;
'...2) 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih, 2020/1 sayılı kararıyla 9. Ceza Dairesine bırakılan ve hâlihazırda dairede yargılaması devam eden ilk derece dosyalarına 9. Ceza Dairesinde bakılmasına devam edilmesine,
3) 28.01.2020 tarih ve 31022 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 23.01.2020 tarih, 2020/1 sayılı kararıyla ilk derece yargılama görevi 9. Ceza Dairesine verilen “Yargıtay 16. Ceza Dairesinin görev alanına giren ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakılması gereken işler”e 01.07.2021 tarihi itibariyle 16. Ceza Dairesi tarafından bakılmasına,
NOT: Daha önce 9. Ceza Dairesince ilk derece yargılaması olarak bakılmış dosyalardan kanun yolu incelemesinden dönenlere de 16. Ceza Dairesi tarafından bakılacaktır.'
İ bendi;
'İ) 3713 sayılı Kanunun 4. maddesinde sayılan ve terör amacı ile işlenen suçlara ilişkin işlerin temyiz incelemesi ve ilk derece yargılamalarının suç tiplerine göre ilgili Dairelerince yapılmasına,'
II/1-a maddesi;
'Yargıtay 16. Ceza Dairesi numarasının Yargıtay 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesine' şeklinde düzenlenmiştir.
Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde, bozma sonrası yargılamanın da Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin 'Danıştay Meslek Mensupları'nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.
2575 sayılı Kanun'un 'Soruşturma' başlıklı 76. maddesi;
'1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz.' ,
Aynı Kanun'un 'Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi' başlıklı 79. maddesi;
'76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.',
Aynı Kanun'un 'Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller' başlıklı 81. maddesi;
'...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir.'
Şeklinde düzenlenmiştir.
'Şahsi suçların kovuşturma usulü' başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 'Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar' başlıklı beşinci kısmında yer alan 'Üyelerin Hukuki Durumları' başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan 'Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar' başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.
6087 sayılı Kanun'un 'Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü' başlıklı 38. maddesi;
'(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır....'
Biçiminde son hâlini almıştır.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli' kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.
2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
a) Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması 'tehlike tehlikesinin cezalandırılması' şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348)
b) Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için 'amacı gerçekleştirmeye yeterli üye'nin, 'hiyerarşik örgüt yapısı'nın, 'şiddete dayanan eylem programı'nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.
c) Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
d) Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; 'Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.' aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; 'Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi...' şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli 'Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar' şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası '7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.' hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi).
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK'nın 30/1. maddesinde 'suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı' belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için 'mahrem alan' şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah ... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde 'hizmet hareketi' adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda 'H' kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, 'C' kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, '0' ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; 'Yurtta Sulh Konseyi' üyesi olan, 'sıkıyönetim komutanı' olarak görevlendirilen, 'sıkıyönetim mahkemeleri'ne ve 'kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara' ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (... ve ...)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı).
4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin 'g' bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin 'i' bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un 'soruşturma ve kovuşturma işlemleri' başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen 'arama' ve 'el koyma' koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki 'bilgisayar kütükleri' ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 'bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma' kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, 'bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da' uygulanmasının dayanağı budur.
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı 'Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi' adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde 'şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde' arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle 'şüphelinin kullandığı' ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu 'elektronik veri'dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (... Messenger, ..., ... vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan 'inceleme kopyalama ve çözümleme' kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana serverdeki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.
B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:
B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.
Mahrem hizmetlerde, Fetullah ... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek 'mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş' örgüt mensupları kullanılmaktadır.
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün 'silahlı kanadı'nı oluşturmuştur.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.
Örgüt dilinde mahrem yerler:
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),
-Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),
-MİT,
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),
İfade eder.
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, 'Talebe İmamları' tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan 'Özel Evlere' yerleştirilmektedir.
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.
Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan 'Talebe İmamı' tarafından takibi sağlanmıştır.
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; 'Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu' tespit edilmiştir.
c) Kadrolaşma Süreci:
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının 'Mahrem Hizmetler' olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:
-Birinci evre; Işık evi,
-İkinci evre; Hususi/özel ev,
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
'Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela Nejat Bey yok, (X) yok, mesela ... bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. ... Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor.'
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları 'keyfiyet' odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı 'iş/meslek' konularının görüşülmesi kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;
-'Pırlantalar' olarak adlandırılan Fetullah ...'in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde 'ideolojik örgüt eğitimi'nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması (Fetullah ...'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi),
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi (Fetullah ...'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç),
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar 'dini faaliyet, dini sohbet' kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar 'Ümit' pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;
-Yüz yüze/buluşma,
-Canlı kurye,
-Kriptolu IP hattı,
-Not ile haberleşme,
-Basın yayın üzerinden talimat verme,
-Sosyal medya (..., ... vb.),
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),
Olduğu anlaşılmaktadır.
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının 'çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi' yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.).
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.
Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak 'KOD İSİM' kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında 'hizmet, şakirt, ..., cemaat' gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.
Her ne kadar iletişimde esas olan usul 'randevulaşma sistemi' olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de 'Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile ...'a ait ankesörlü telefon hatlar' olduğu tespit edilmiştir.
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir),
-Anonim bir iletişim modeli olması (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir),
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı (ByLock serverlarının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı),
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,
Düşüncelerine dayanmaktadır.
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü 'sohbet' olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek arama,
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile ...'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün 'Mahrem Yapısı' içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;
-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.
-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.
-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.
-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.
-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.
-99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,
100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,
-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,
Şeklinde olduğu saptanmıştır.
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte 'bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da' sıklıkla gözlemlenmiştir.
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;
'Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği'
Anlaşılmıştır.
Sonuç olarak;
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda 'birebir sorumluluk' esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde '10', '100' veya '99' rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,
Belirlenmekle;
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün 'gizlilik' ve 'deşifre olmama' kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:
Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Özel hayatın gizliliği ve korunması
Özel hayatın gizliliği
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
...
Haberleşme hürriyeti
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre;
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
...
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
...
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
...
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
...
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
...
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
..
Delillerin Takdir Yetkisi
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
...
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
...
(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Şeklinde düzenlenmiştir.
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:
Çağımızda hukukun değişmez niteliği 'Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez' oluşudur.
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın 'delillerin takdir yetkisi' başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında 'yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada 'delil yasakları' olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700.).
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde 'Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı'na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286.). Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99.).
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir (Saadet Yüksel, a.g.e, s. 103.).
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59.).
Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 'İstisnalar' başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177.).
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği 'iletişimin tespiti (HTS)' kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin 'demokratik bir ülkede gereklilik' ve 'orantılılık' ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının 'iletişim özgürlüğü' hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle 'iletişimin tespiti', Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen 'orantılılık' ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının 'araştırmalara' başlama kararı ile gerçekleşen 'başlangıç soruşturması'dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için 'şüpheli' de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair 'basit şüphe' oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının 'sohbet' olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının '0' saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,
Gerekmektedir.
Bu kapsamda;
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.
C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının 'sohbet' olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda;
Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,
Gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.
D) TANIKLIK:
a) Genel Olarak:
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri), hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı,),
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın 'tanık beyanı' veya 'sanık beyanı' olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
b) Çağrı ve dinleme:
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir (CMK'nın 179. maddesi).
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir (CMK'nın 181/1. maddesi).
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi)
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır (CMK'nın 200. maddesi).
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir (CMK'nın 59. maddesi).
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
c) Gizli tanıklık:
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır (TKK'nın 3/1-b maddesi). Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67.).
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992.).
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.
CMK'nın 'Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme' başlıklı 48. maddesi 'Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir' şeklinde hükümler içermektedir.
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, CMK'nın 'Yemin verilmeyen tanıklar' başlıklı 50. maddesi;
'(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar' şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın 'Etkin pişmanlık' başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, 'etkin pişmanlık' hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 'kanuna aykırı bir vaat' niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir (CMK'nın 206/2. maddesi).
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez (CMK'nın 207/1. maddesi).
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.
E) BANK ...:
Bank ..., ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde ... Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise '... Kurumu A.Ş.' olan ünvanı '... Katılım Bankası A.Ş.' olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, ... Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank ...'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir.
Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan ... Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013- Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamuoyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah ... tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank ...'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü ...'dan Yönetim Kurulu Başkanı ... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ..., ... ve ... ...'e 06.01.2014'te iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ...'in ...'a gönderdiği 'Affınıza mahçuben' konulu elektronik posta mesajının içeriğinde '....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız...' ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likidite sağladıkları anlaşılmaktadır.
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.
Bank ...'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'tir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.
Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası
2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287
2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176
2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454
2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758
2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398
2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025
2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911
2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719
2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985
2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427
2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043
2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638
2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778
2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827
2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776
2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864
2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778
2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle ...'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.
VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ:
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.
Sanık savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; 1998 yılında hâkim olarak mesleğe başlayan, ilk görev yeri olan Konya Vergi Mahkemesinden sonra atandığı İstanbul İdare Mahkemesinde görev yaparken 2010 yılındaki HSYK seçimi neticesinde Ekim 2010-Ekim 2014 tarihleri arasında HSYK 3. Daire Üyeliği görevinde bulunan ve son olarak Ankara 4. Vergi Mahkemesi hâkimliği yapan sanığın; staj döneminde örgütsel nitelikteki sohbet toplantılarına katılarak ortaya koyduğu irtibatını hâkimlik görevi sırasında da sürdürdüğü, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan mahrem kişilerden olarak örgüt tarafından sahiplenilmek suretiyle 2010 yılında HSYK üyeliğine seçildiği, üyelik süresince eski HSYK Genel Sekreteri ... tarafından organize edilen ve örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyelerinin katıldığı örgütsel mahiyetteki sohbet toplantılarına iştirak ettiği, örgüt mensuplarının yargı teşkilatında kadrolaşması kapsamında 24.02.2011'de gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinden önce HSYK Genel Sekreteri ... ile HSYK Üyesi ...'nin evlerinde düzenlenen ve örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyelerinin bulunduğu gayriresmi toplantılara katılarak bu toplantılar neticesinde belirlenen büyük çoğunluğu örgüt mensubu hâkim ve savcılardan oluşan listenin kabul görmesini sağlamak üzere hareket ettiği, HSYK Genel Sekreteri ... 'nın evinde gerçekleştirilen toplantıda idari yargıda görev yapan 37 ve 38 bin sicilli hâkimlerin Danıştay üyesi olarak seçilmeleri hususunda ısrarcı olduğu, bu hususa yönelik itirazların görüşülmesi için evinde yapılması planlanan görüşmeye gelen tanık ...'e 37 bin sicillilerin seçilmesinin tartışmaya kapalı olduğu yönünde söylemde bulunduğu, örgütün yargı eliyle gerçekleştirdiği operasyonları resmî görevinin mahiyeti itibarıyla yakından görmesine ve bu operasyonların amacına vâkıf olmasına rağmen HSYK'da görev yaptığı dönemde alınan kararlarda örgüt mensubu hâkim ve savcıları koruma amacıyla lehlerine olacak şekilde örgüt mensubu olduğu belirtilen diğer HSYK üyeleriyle birlikte hareket ederek örgütsel tavırla faaliyet gösterdiği, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından örgüt üyelerinin gizli haberleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulan Bylock programını kullandığı belirlenmiş olmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında HSYK üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir.
İstinabe yoluyla dinlenen tanıkların duruşma tarihlerinin sanık müdafisine usulüne uygun olarak bildirildiği anlaşılmakla ve hükme esas alınan diğer deliller karşısında bu hususa ilişkin itiraz ve talepler sonuca etkili görülmemiş; ayrıca adı geçen Yargıtay üyelerinin davanın tarafı olmadıkları ve bu kapsamda davaya bakamayacağı veya tarafsızlığını şüpheye düşüren hâllerin mevcut olmadığı tespit edilmekle sanığın Hazine aleyhine açtığı ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinde görülen tazminat davasında Dairece resen yapılan ihbar üzerine isimleri tensip zaptında yazılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinin davaya taraf yapıldıkları ve yargılama sırasında bu durumun dikkate alınması gerektiği yönündeki itirazı kabule şayan bulunmamıştır.
Sanığın HSYK üyeliği döneminde gerçekleştirdiği bazı işlemler ve kullandığı oylardan dolayı suçlanması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin görevli olduğuna dair vaki itiraz, işbu temyiz incelemesine konu davanın söz konusu işlem ve oylar sebebiyle görevi kötüye kullanma veya ihmal gibi göreve müteallik suçlardan açılmamış olması ve ayrıca örgüt yöneticisi/üyesi olma suçlarının görev suçu kapsamında kabul edilmesi imkânının bulunmaması karşısında yerinde görülmemiştir.
Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla mahrem alan yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanmamasına ilişkin kabul yasaya aykırı görülmemiştir.
Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık ve müdafilerinin temyiz itirazları doğrultusunda incelenmesi sonucunda, yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın örgütte kaldığı süre ve bu süre içerisindeki örgütsel eylemlerinin çeşitliliği itibarıyla suç kastının yoğun olması, örgütün mahrem yapılanmasında ve bu yapılanmanın da HSYK gibi örgüt tarafından büyük önem taşıyan Anayasal bir kurum içerisindeki örgütlenmesinde yer almış olması, bu örgütlenme içerisinde tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlandığı şekilde örgütsel saikle hareket ettiği, gerçekleştirdiği eylemlerin vahameti karşısında işlediği suçla meydana gelen tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi dosya kapsamına uygun olup TCK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesine aykırılık oluşturmadığı, TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezanın indirilmesi esnasında belirlenen takdiri indirim oranının yerinde olduğu anlaşılan Özel Daire kararı isabetli bulunmuştur.
Ancak, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmayan dijital materyallerde yaptırılan inceleme için bilirkişilere ödenen 550 TL bilirkişi ücretinin yargılama gideri olarak hakkaniyete aykırı şekilde sanığa yüklenmesine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesi kararının 10. fıkrasının (a) bendindeki “550 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1077 TL'den ibaret” ibaresinin çıkarılması ve yerine “olmak üzere toplam 527 TL'den ibaret” ibaresinin yazılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Türk Ceza Kanunu’nun 'Cezanın Belirlenmesi' başlığı altındaki 61 inci maddenin birinci fıkrasına göre; 'Hâkim, somut olayda;
a) Suçun işleniş biçimini,
b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d) Suçun konusunun önem ve değerini,
e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g)Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.'
Türk Ceza Kanunu'nun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca; suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman, meydana gelen tehlikenin ağırlığı göz önünde bulundurulup sanığın eylemi, faaliyetleri, kastının yoğunluğu da göz önüne alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılması yoluna gidilmiş ise de yapılan teşdit yetersiz kalmıştır. Şöyleki;
38019 sicil numarası ile Konya Vergi Mahkemesi Hakimliği, İstanbul İdare Mahkemesi Üyeliği, HSYK 3. Daire Üyeliği, Ankara 4. Vergi Mahkemesi Hakimliği görevlerinde bulunduğu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun, 16.07.2016 tarih ve 2016/345 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek hakkındaki soruşturmanın sonuçlanmasına kadar görevden uzaklaştırılmasına karar verildiği, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği anlaşılan sanığın, görüldüğü gibi yargı teşkilatı içinde sıradan bir hakim olmayıp silahlı terör örgütünün en çok önem verdiği HSYK üyeliği görevine getirilmiştir. Bu görev yargı teşkilatını yöneten en üst ve inisiyatifi yüksek bir görevdir. Bu nedenle sıradan örgüt üyeleri bu göreve getirilmez. Bu özel göreve getirilen ve verilen görevleri de yerine getiren bu nedenle yöneticiliğe yakın bir konumda bulunan sanık hakkındaki temel cezanın üst sınırdan belirlenmesi gekekirdi.
Ancak, temel ceza noksan belirlenmiş ise de sanık aleyhine temyiz bulunmadığından bu hususun eleştiri yapılmak suretiyle hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun eleştiri yapılmaksızın onama yönündeki kararının gerekçesine bu yönüyle katılmıyorum." şeklinde,
On dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; aleyhe temyiz bulunmayan hükmün, temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak tayin edilmesi gerektiği düşüncesiyle eleştirilerek onanması yönünde oy kullanmışlardır.
Açıklanan nedenlerle;
1)Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 01.12.2022 tarihli ve 11-20 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmayan dijital materyallerde yaptırılan inceleme için bilirkişilere ödenen 550 TL ücretin yargılama gideri olarak hakkaniyete aykırı şekilde sanığa yüklenmesine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK’nın 303/1. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 10. fıkrasının (a) bendindeki “550 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1077 TL'den ibaret” ibaresinin çıkarılması ve yerine “olmak üzere toplam 527 TL'den ibaret” ibaresinin yazılması suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2)Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.05.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/337 E., 2021/55 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250.
Ceza Genel Kurulu 2019/337 E. , 2021/55 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.03.2019 tarih ve 23-23 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2019 tarihli ve 65333 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden sanık ve müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca yapılacak olan temyiz incelemesi, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de öncelikle; sanığın, Ceza Genel Kurulunca 01.10.2019 tarih ve 460-572 sayı ile verilen karara katılan Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyelerine yönelik 25.06.2020 tarihli reddi hâkim talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'ın 25.06.2020 tarihli dilekçesinde "...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun temyiz incelemesi yaparken verdiği 01.10.2019 günlü, e. 2019/9.m-460 ve k. 2019/572 sayılı kararında AİHM'in benim başvurum üzerine verdiği ihlal kararına yönelik yorum ve açıklamaları Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 24 vd. maddeleri anlamında hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürdüğünden dolayı anılan karara katılan ve imzası bulunan Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkan ve üyelerinin reddini talep ediyorum." şeklinde, tarafsızlıkları şüpheye düştüğü iddiasıyla herhangi bir isim bildirmeksizin bahse konu karara katılan Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyeleri hakkında reddi hâkim talebinde bulunduğu,
Danıştay eski Üyesi ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen mahkûmiyet kararının temyiz incelemesi sonucunda Ceza Genel Kurulunca verilen 01.10.2019 tarihli ve 460-572 sayılı kararda; sanık ...'ın yaptığı bireysel başvuruyu inceleyen AİHM tarafından verilen 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 başvuru numaralı karara yer verilip ilgili mevzuat hükümlerine değinildikten sonra "...Her iki düzenleme birlikte ele alındığında, konumuza ilişkin olarak özellikle de 2575 ve 2797 sayılı Kanun'larda kural olarak özel soruşturma usulleri öngörülmüş olmasına rağmen, sonradan CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasının yürürlüğe konulması karşısında, yasa koyucunun salt bu fıkrada sayılan suçların niteliğini gözeterek ayrıca suçüstü hâlinin varlığını araştırmaya gerek bulunmaksızın, 2937 sayılı Kanun'da sayılanlar dışında bu suçları işleyen kişiler hakkında, ilgili kanuni düzenlemeler uyarınca özel soruşturma usulleri uygulanmasının istisnasını öngören bir hüküm ihdas ettiği ve bu yönde bir sistem oluşturduğu anlaşılmaktadır. Ancak AİHM kararında silahlı terör örgütü üyeliği suçunda genel hükümlere göre yürütülen soruşturma işlemlerinin hukukîliği değerlendirilirken söz konusu uygulamanın aynı zamanda CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına da uygun olup olmadığı, dolayısıyla uygulamanın bu yönüyle de yargısal ve keyfi yorumun ötesinde iç hukuk düzenlemesine dayanıp dayanmadığı hususunda da bir değerlendirme yapılmadığı” şeklinde açıklamalarda bulunulduğu, anılan karara Ceza Genel Kurulu eski Başkanı ... ile Ceza Genel Kurulu eski Üyeleri ..., ..., ..., ... ve ... dışında hâlen görevde olan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın katıldığı, anlaşılmaktadır.
Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.
Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, birbirlerinden farklı kavramlar olmalarına karşın, bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız bir hüküm vermesi beklenemeyeceğinden, bu kavramların aynı zamanda birbirleriyle iç içe geçmiş olduklarını ifade etmek mümkündür.
Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklinde açıkça vurgulanmıştır.
Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara subjektif değil objektif davranmasıdır.
Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..." ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle sözleşmede, hâkimlerin bağımsız ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bağımsızlık kavramını, yürütmeden ve taraflardan bağımsız olma olarak açıklamış olup bağımsızlığın değerlendirilmesinde hâkim veya mahkeme üyelerinin atanma usulünü, görev sürelerini, dışarıdan gelecek baskılara karşı güvenceye sahip olup olmadıklarını ve hâkim veya mahkemenin bağımsız bir görünüm sergileyip sergilemediğini göz önünde bulundurmaktadır. Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, subjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan subjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22.04.2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 tarihli ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin “Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu belgede, diğer kapsamlı açıklamaların yanı sıra bağımsızlık; “Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.”, tarafsızlık ise “...yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır.
Avrupa Savcıları Konferansının 29-30.05.2005 tarihli 6. oturumunda kabul edilerek, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca 10.10.2006 tarih ve 424 sayı ile benimsenmesine karar verilip Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce de hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor Yargı Etiği İlkeleri ile hemen hemen benzer düzenlemeler içermektedir.
Ön sorunun isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından ceza muhakemesinde tarafsızlığın güvence altına alınmasına yönelik düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda hâkimin tarafsızlığını etkileyen nedenler; görev yasakları ve tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebepler olarak düzenlenmiştir.
Buna göre görev yasakları,
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Hâkimin davaya bakamayacağı hâller” başlıklı 22. maddesinde;
"(1) Hâkim;
a) Suçtan kendisi zarar görmüşse,
b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,
c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,
d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,
e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,
f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,
g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,
h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,
Hâkimlik görevini yapamaz.”,
"Yargılamaya katılamayacak hâkim" başlıklı 23. maddesinde ise;
"(1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.
(3) Yargılamanın yenilenmesi hâlinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz.",
Şeklinde düzenlenmiş olup 23. maddenin gerekçesinde; "Hâkim verdiği itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Hâkimlerin bir işe müdahale ettiklerinde önceden fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin altıncı maddesine dayanarak hâkimin önce soruşturmasını veya soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır." açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılamaların daha önce aynı konuda görüş açıklamamış hâkimler tarafından icra edilmesini ve böylece hâkimin tarafsızlığı konusunda oluşabilecek her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını amaçlamış, hâkimin verdiği karar veya hükme karşı kanun yoluna müracaat edilmiş olması hâlinde, daha önce aynı konuda kanaat belirtilmiş olması nedeniyle yüksek görevli mahkemece bu hüküm ya da karara ilişkin olarak yapılacak incelemeye ve bu inceleme sonucunda verilecek karara katılamayacağını hüküm altına almıştır.
Görüldüğü gibi, görev yasakları, CMK'nın 22 ve 23. maddelerinde tek tek gösterilmiş ve bu hâllerde hâkimin tarafsız olamayacağı varsayılmıştır. Hâkim, yargılama faaliyeti sırasında görev yasağı bulunup bulunmadığını resen göz önünde bulundurmak zorundadır. Görev yasaklarına uymamanın yaptırımı, hukuka kesin aykırılıktır.
CMK'nın "Hâkimin reddi sebepleri ve ret isteminde bulunabilecekler" başlıklı 24. maddesinde ise;
"(1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.
(2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler.
(3) Bunlardan herhangi biri istediği takdirde, karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimleri kendisine bildirilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu maddede, Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafisi; katılan veya vekilinin, hâkimin davaya bakamayacağı hâllerin veya tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerin mevcut olduğunu ileri sürerek reddini isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Kanunda hâkimin görev yasakları tek tek gösterilmesine karşın, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebepler sayılmamıştır. Zira, hâkimin tarafsızlığından şüphe duyulmasının dayanağı her somut olayda farklılık arz edebilir. Ancak, red sebebi olarak ileri sürülen hâl mantıklı ve objektif olmalıdır.
"Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi" başlıklı 25. maddesi;
"(1) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir.
(2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.",
"Ret isteminin usulü" başlıklı 26. maddesi;
"(1) Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır.
(2) Ret isteminde bulunan, öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak ve süresi içinde olguları ile birlikte ortaya koymakla yükümlüdür.
(3) Reddi istenen hâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir.",
"Hâkimin reddi istemine karar verecek mahkeme" başlıklı 27. maddesi;
"(1) Hâkimin reddi istemine mensup olduğu mahkemece karar verilir. Ancak, reddi istenen hâkim müzakereye katılamaz. Bu nedenle mahkeme teşekkül edemezse bu hususta karar verilmesi;
a) Reddi istenen hâkim asliye ceza mahkemesine mensup ise bu mahkemenin yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesine,
b) Reddi istenen hâkim ağır ceza mahkemesine mensup ise o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için (1) numaralı daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise, en yakın ağır ceza mahkemesine,
Aittir.
(2) Ret istemi sulh ceza hâkimine karşı ise, yargı çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi ve tek hâkime karşı ise, yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesi karar verir.
(3) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır.
(4) Ret isteminin kabulü hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.",
"Ret istemi üzerine verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yolları" başlıklı 28. maddesi;
"(1) Ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir; kabul edilmemesine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilen ret kararı hükümle birlikte incelenir.",
"Hâkimin çekinmesi ve inceleme mercii" başlıklı 30. maddesi;
"(1) Hâkim, yasaklılığını gerektiren sebeplere dayanarak çekindiğinde; merci, bir başka hâkimi veya mahkemeyi davaya bakmakla görevlendirir.
(2) Hâkim, tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler ileri sürerek çekindiğinde, merci çekinmenin uygun olup olmadığına karar verir. Çekinmenin uygun bulunması hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.
(3) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yapılan işler hakkında 29 uncu madde hükmü uygulanır.",
"Ret isteminin geri çevrilmesi" başlıklı 31. maddesi ise;
"(1) Mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki durumlarda geri çevirir:
a) Ret istemi süresinde yapılmamışsa.
b) Ret sebebi ve delili gösterilmemişse.
c) Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa.
(2) Bu hâllerde ret istemi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir.
(3) Bu konudaki kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilir.",
Şeklinde düzenlemeler içermektedir.
Hâkimin reddi kurumunun kötüye kullanılması nedeniyle Alman Usul Kanunu’ndaki hükümler Türk Ceza Hukuku sistemince de benimsenmiş, düzenlemeyle yersiz, zamansız ve duruşmayı uzatmak maksadıyla, kötü niyete dayalı olarak yapılan hâkimin reddi taleplerinin geri çevrilmesi suretiyle bu tür taleplerin sonuçsuz bırakılması amaçlanmıştır.
Hâkimin görev yasağı bulunan davaya bakamayacağı ve yargılamaya katılamayacağı hâllerde ret istemi herhangi bir süreye bağlanmamış, yargılama bitene kadar ret talebinde bulunmak mümkün kılınmış ise de tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddinin, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusunun başlanmasına, duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebileceği hüküm altına alınmıştır. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilecektir. Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması gerekmektedir. Anılan sürelere uyulmadığının belirlenmesi hâlinde ret istemi geri çevrilmelidir.
Kanunda sayılan düzenlemelerle ret talebinde, ret sebebinin ve delillerinin gösterilmesi şart koşulmuş, böylece soyut, gerekçesiz olan ret isteklerinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hâkime, gösterilen delilleri inandırıcı bulmaması hâlinde de ret isteğini geri çevirebilmesi imkânı tanınmış, ret talebinde bulunanın, ret nedenlerini somut olarak ortaya koyması zorunlu tutulmuştur.
Ret isteminin açıkça duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığı anlaşılırsa ret isteği geri çevrilmelidir. Ret isteyenin amacı açıkça anlaşılamıyor ya da bu konuda kuşku bulunuyorsa, ret isteği bu nedenle geri çevrilmemelidir. Ancak ret talebinde bulunan, ret nedenlerinin tümünü bir defada açıklamak yerine, aşamalar hâlinde açıklamakta ise duruşmayı uzatmak istediği sonucuna ulaşılabilecektir.
Ret isteği süresinde yapılmışsa ret nedenine ilişkin inandırıcı kanıtlar gösterilmişse ve yargılamayı uzatma amacı yoksa CMK’nın 27. maddesinde belirtilen usul izlenerek reddi istenen hâkimin katılımı olmaksızın bu konuda bir karar verilmelidir.
5271 sayılı Kanun'un 28. maddesine göre ret isteminin kabulüne dair verilen kararlar kesindir. Ret isteminin kabulüne dair karar verilmesi üzerine davaya bakmakla başka bir hâkim veya mahkeme görevlendirilecektir. Ret isteminin kabul edilmemesine dair kararlara karşı ise itiraz yoluna gidilebilecektir. İtiraz mercisince verilen ret kararları ancak hükümle birlikte incelenebilecektir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Genel esaslar" başlıklı 39. maddesi ise;
"Yargıtay daireleri ile kurulları oylamaya katılacakların tümünün hazır bulunması veya bu Kanunla belli edilen çoğunluğun meydana gelmesi halinde toplanır.
Görüşmeler gizli olur. Daire ve kurullarda kararlar çoğunlukla verilir. Özel hükümler saklıdır.
Dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyeleri reddolunabilirler. Ret hususundaki istemler, reddedilen başkan veya üye katılmaksızın ilgili daire veya genel kurullarca incelenerek kesin karara bağlanır. Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu ret istemleri dinlenmez." şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında daireler ve kurulların, oylamaya katılacak olan üyelerin tamamının hazır olması veya kanunda belirlenen sayıya ulaşılması hâlinde toplanabileceği belirtilmiş, ikinci fıkrasında özel hükümler ayrıksı olmak üzere görüşmelerin gizli olacağı ve kararların çoğunlukla verilebileceği düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında ise dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyelerinin reddolunabilecekleri, reddolunmaları durumunda reddedilen başkan veya üye katılmaksızın anılan daire veya kurul tarafından ret isteminin kesin bir şekilde karara bağlanacağı ve heyetin tümünün toplanmasını engelleyen ret istemlerinin dinlenmeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan, 24.12.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 696 sayılı KHK'nın 45. maddesiyle yapılan ve 7079 sayılı Kanun’un 40. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşması sonrasında 08.03.2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’na eklenen geçici 16. maddesi ile;
“Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun içtihadı birleştirme toplantılarına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 31/12/2022 tarihine kadar bu kurulların oluşumu ve çalışma usulü hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.
a) Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu, her hukuk ve ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşur. Bu kurullara, Birinci Başkan veya ilgili başkanvekili, bunların bulunmaması halinde kurulların en kıdemli üyesi başkanlık eder.
b) Üyeler Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunda sürekli olarak görev yaparlar. Ancak, iş durumu gözönüne alınmak suretiyle üyelerin daire çalışmalarına katılmalarına Büyük Genel Kurul tarafından karar verilebilir.
c) Kurullarda toplantı ve görüşme yeter sayısı onbeştir. Toplantıda bulunanların üçte ikisinin oyu ile karar verilir. Birinci toplantıda üçte iki oy çoğunluğu sağlanamazsa ikinci toplantıda bulunanların çoğunluğuyla karar verilir.
Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun çalışmasına ilişkin bu Kanunun mevcut hükümleri uygulanmaya devam olunur.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Bu madde ile oluşumu ve çalışma usulünde değişiklik yapılan Ceza Genel Kurulunun 31.12.2022 tarihine kadar, her ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşacağı, bu üyelerin kurulda sürekli olarak görev yapacakları düzenlenmiştir.
Yapılan açıklamalar ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi çerçevesinde bu aşamada özellikle üzerinde durulması gereken husus, "tarafsız bir mahkeme" ilkesidir. Bu anlamda, ceza yargılamasında, işin esası hakkında karar veren hâkimin duruşma evresi tamamlanmadan önce davaya ilişkin başka roller üstlenip üstlenmediği hususu önem kazanmakta olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, bu aşamada verilen kararlarla "tarafsız mahkeme" ilkesinin zedelendiğine karar verilmektedir.
AİHM, hâkimin duruşma öncesinde yapmış olduğu yüzeysel değerlendirmeleri ihlâl kararı vermek açısından yeterli görmemekte, "duruşma hâkiminin duruşmadan önce kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluşturup oluşturmadığı" kıstasından hareket etmektedir (AİHM, ...- Avusturya Davası, 22.02.1996). Bununla birlikte, hâkimin daha önce bazı tedbirlere başvurmuş veya işlemler yapmış olmasının, esasa ilişkin olarak önceden belirlenmiş bir görüşe ulaştığını peşinen göstermeyeceği kabul edilmektedir (AİHM, ...-Avusturya Davası, 24.02.1993).
Buna göre, usul kanunumuzdaki yasaklamanın "ilk derece mahkemesince verilen hükümlere" katılan hâkimleri kapsadığında bir tereddüt yaşanmamakta ise de; "karardan" ne anlaşılması gerektiği üzerinde durmak gerekmektedir. Zira, AİHM kararları da nazara alındığında, yüksek görevli mahkemede görev yapma yasağının sadece önceki yargılama sırasında, "kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluştuğunu gösterir nitelikteki" kararlara katılan hâkimleri kapsadığı kabul edilmelidir. Bunun dışında, hiçbir ayrım yapılmaksızın önceki yargılama sırasındaki her türlü karara katılan hâkimlerin, yüksek görevli mahkemede görev yapamayacağını söylemek ise düzenlemenin amacıyla bağdaşmamaktadır.
Diğer taraftan, hâkimin kimi davalarda ya da uyuşmazlık konularında geçmişte kullandığı oylar tamamen yargısal görevine ilişkindir. Bu nedenle hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oyların tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir sebep olarak değerlendirilmesi ve bu durumun hâkimin red nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve 139-205 sayılı; 08.04.2015 tarihli ve 2014/14061 başvuru numaralı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın 25.06.2020 tarihli dilekçesinde, AİHM’e yaptığı başvuru üzerine verilen karara ilişkin Ceza Genel Kurulunun 01.10.2019 tarihli ve 460-572 sayılı kararında yapılan değerlendirmelerin ihsası rey niteliğinde olduğu belirtilip tarafsızlıkları şüpheye düştüğünden bahisle söz konusu karara katılan Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyelerine yönelik reddi hâkim talebinde bulunduğu anlaşılmakla;
Ceza Genel Kurulunun 01.10.2019 tarihli ve 460-572 sayılı kararının Danıştay eski Üyesi ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesine ilişkin olduğu, bu kararda silahlı terör örgütü üyeliği suçu açısından suçüstü hâli kavramı ile uygulanacak soruşturma usulüne ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilirken bahse konu AİHM kararına da değinildiği ancak bu durumun sanık ...’ın atılı suçu işleyip işlemediğine yönelik bir düşünce açıklaması niteliğinde olmadığı, söz konusu uyuşmazlık konusu bakımından görüşmeye katılan Başkan ve Üyelerin yargısal görevleri kapsamında kullandıkları oyların tarafsızlıklarını şüpheye düşürecek bir sebep olarak da kabul edilemeyeceği kaldı ki 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca, bir Başkan ile 31.12.2022 tarihine kadar sürekli görev yapmak üzere görevlendirilen yirmi üyeden oluşan Ceza Genel Kurulunun oluşumu ve çalışma usulü itibarıyla Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyelerine yönelik sanığın talebinin Kurulun toplantılarını engelleyen toplu ret istemi niteliğinde olduğu anlaşıldığından 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 39. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi uyarınca sanığın talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir.
Sanığın temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe vermediği, 07.03.2019 tarihli temyiz dilekçesinde ise bir temyiz nedeni bildirilmediği anlaşılmakla, sanık müdafisinin 07.03.2019 tarihli temyiz dilekçesi ve temyiz nedenlerini bildirdiği 31.05.2019 tarihli ek dilekçesine hasren ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri bakımından temyiz denetimine geçilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'ın 24.05.1993-02.10.1996 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 02.10.1996-05.01.1998 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 05.01.1998-31.12.2001 tarihleri arasında ...Cumhuriyet Savcısı, 31.12.2001-26.02.2010 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Raportörü, 26.02.2010-29.03.2010 tarihleri arasında ...Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, 29.03.2010-03.04.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi, 03.04.2011-26.10.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi, 26.10.2011-26.10.2015 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili ve 26.10.2015-01.08.2016 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak görev yaptığı,
15.07.2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişimi sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi hakkında Türkiye genelinde soruşturma başlatıldığı,
... Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır cezalık suçüstü hâli doğrultusunda ve CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan 16.07.2016 tarihli yazıda; Türkiye genelinde hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimallerinin bulunduğu gerekçesiyle aralarında sanığın da bulunduğu listede adları geçen yüksek mahkeme üyelerinin gözaltına alınmaları, ikametlerinde, çalışma odalarında ve araçlarında CMK'nın 116. maddesi uyarınca arama yapılması talimatı verildiği,
Kolluk tarafından düzenlenen arama ve elkoyma tutanağına göre; 16.07.2016 tarihinde saat 17.00 sıralarında sanığın ikameti olan ... Mahallesi, ... Caddesi, ... Lojmanları, ... sayılı adreste yapılan aramada bir adet ... marka ... seri numaralı siyah renkli üzeri sanık tarafından imzalanan diz üstü bilgisayar, bir adet Ipad marka 32 GB kapasiteli ... seri numaralı gri renkli üzeri sanık tarafından imzalanan tablet bilgisayar, sanık tarafından kullanılan bir adet Iphone 5s marka ... seri numaralı cep telefonu ile sanığın beyanına göre telefona takılı olan ... numaralı hatta ilişkin SIM kart, bir adet Ipad marka A1566 model gri renkli ... seri numaralı üzeri sanık tarafından imzalanan tablet bilgisayar ve üzerleri sanık tarafından imzalanan 6 adet CD-R ele geçirilerek el konulduğu,
Kolluk tarafından düzenlenen araç arama tutanağında; 16.07.2016 tarihinde saat 16.50 sıralarında sanığın oğlu adına kayıtlı olan ... plaka sayılı araçta yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği,
Kolluk tarafından düzenlenen yakalama ve gözaltına alma tutanağında; 16.07.2016 tarihinde saat 16.40 sıralarında sanık ...'ın ikamet ettiği ... Lojmanları No: 42 sayılı adrese gelindiği, bahse konu ikamette yapılan arama ve elkoyma işleminden sonra sanığın aynı gün saat 18.35 sıralarında sanığın yakalanarak gözaltına alındığı bilgilerine yer verildiği,
Kolluk tarafından düzenlenen iş yeri arama tutanağında; 16.07.2016 tarihinde saat 19.31 sıralarında sanığın iş yeri olan Anayasa Mahkemesinde bulunan C/5-13 sayılı odada yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği,
... 2. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 16.07.2016 tarihli ve 3939 değişik iş sayılı kararı ile sanığın üzerinde, sanığa ait ev ve iş yerlerinde yapılacak aramalarda ele geçirilecek bilgisayar, bilgisayar kütükleri, cep telefonları, HD, DVD, CD, USB bellek, harici ve dahili hard diskler gibi tüm dijital materyaller üzerinde inceleme yapılmasına, söz konusu dijital materyallerden kopya çıkartılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine CMK'nın 134. maddesi uyarınca izin verildiği,
... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 20.07.2016 tarih ve 595 sayı ile sanık ...'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verildiği,
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 04.08.2016 tarih ve 6-12 sayı ile özetle;
"...89. 15 Temmuz 2016 gecesi başlayıp ertesi gün belli bir saate kadar devam eden darbe teşebbüsünün planlayıcısı ve uygulayıcısının, uzun süredir soruşturma ve kovuşturmalara konu olan, son dönemde MGK tarafından 'milli güvenliği tehdit eden bir terör örgütü' olarak tanımlanan FETÖ/PDY olduğu yetkili makamlarca değerlendirilmiştir.
90. FETÖ/PDY'nin örgütlenmesi bakımından önem verdiği kurumların başında gelen TSK, emniyet teşkilatı ve yargı kurumlarında görev yapan çok sayıda askeri personel, emniyet görevlisi ve yargı mensubu hakkında darbe teşebbüsü sonrası ülke genelinde soruşturmalar başlatılmış ve gözaltı tedbirleri uygulanmıştır.
91. ... Cumhuriyet Başsavcılığınca anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin olarak başlatılan soruşturma kapsamında Anayasa Mahkemesi Üyeleri ... ve ...'da 'FETÖ/PDY üyesi' oldukları gerekçesiyle 16.7.2016 tarihinde gözaltına alınmışlardır.
92. Anılan üyelerin farklı sulh ceza hâkimlikleri tarafından yapılan sorgularının ardından 20.07.2016 tarihinde 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan tutuklanmalarına karar verilmiştir. Sulh ceza hâkimliği tarafından 01.08.2016 tarihinde bu üyelerin malvarlıkları üzerine tedbir konulmuştur.
93. Üyeler ... ve ..., ceza soruşturması kapsamındaki ifadelerinde üzerlerine atılı suçu kabul etmediklerini beyan etmişlerdir.
94. Bu süreçte darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen olağanüstü hâlin uygulanmasına ilişkin tedbirleri düzenleyen 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından Üyeler ... ve ...'ın hukuki durumlarının değerlendirilmesine karar verilmiştir.
95. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca yapılacak değerlendirmede dikkate alınmak üzere Üyeler ... ve ...'ın yazılı savunmaları alınmıştır. Anılan üyeler savunmalarında FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantılarının bulunmadığının beyan etmişler; yöneltilen suçlamayla ilgili somut bilgi ve belgeler kendilerine sunulduktan sonra yeniden savunma imkanı verilmesini, isimlerini belirttikleri bazı tanıkların dinlenilmesini talep etmişlerdir.
96. 667 sayılı KHK kapsamında yapılacak değerlendirme, adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetinde olmayıp Anayasa Mahkemesi Üyelerinin belli bir yapıyla herhangi bir bağlarının olup olmadığına ilişkin kanaatin oluşturulacağı bir süreci ifade etmektedir. Dolayısıyla KHK'nın amacı ve tedbirin niteliği ile somut olayın özellikleri birlikte dikkate alındığında ilgili üyeler hakkında mevcut bilgi ve belgelere göre değerlendirme yapılması gerekmiştir.
97. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun, Üyeler ... ve ... hakkında 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca yapacağı değerlendirme, anılan üyelerin MGK'ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan MGK kararlarında ifade edildiği şekliyle (bkz. § 18) 'Paralel Devlet Yapılanması' ile 'üyelik', 'mensubiyet', 'iltisak' veya 'irtibat' şeklinde herhangi bir bağlarının olup olmadığına ilişkindir. Yukarıda ifade edildiği üzere bu değerlendirme için Genel Kurulun salt çoğunluğunda anılan üyelerle ilgili oluşacak 'kanaat' yeterlidir.
98. Somut olayın yukarıda ifade edilen özellikleri, anılan yapı ile ilgileri olduğuna dair sosyal çevre bilgisi ve Anayasa Mahkemesi Üyelerinin zaman içinde oluşan ortak kanaatleri birlikte dikkate alınarak, Üyeler ... ve ...'ın KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında söz konusu yapı ile meslekte kalmalarıyla bağdaşmayacak nitelikte bağlarının olduğu değerlendirilmiştir.
99. Durumları bu şekilde değerlendirilen üyelerin, temel görevi demokratik anayasal düzen ile temel hak ve hürriyetleri korumak olan Anayasa Mahkemesinde görev yapmaya devam etmesinin yargının güvenilirliğini ve saygınlığını da zedeleyecegi açıktır.
100. Açıklanan nedenlerle Üyeler ... ve ...'ın meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına" oy birliğiyle karar verildiği,
... 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22.09.2016 tarihli ve 2016/2262 değişik iş sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın kullanmış olduğu ..., 542 ... 98 65 ve 505 ... 48 49 numaralı cep telefonlarının 01.06.2014 ile 20.07.2016 tarihleri arasındaki gelen-giden arama, SMS, baz istasyonları ve kullanıcı bilgilerini içerir HTS raporlarının temini için CMK’nın 135/6. maddesi gereğince izin verildiği,
... 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 09.12.2016 tarih ve 6774 sayı ile; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri tarafından kullanılan kapalı devre iletişim programı olan ByLock ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen 1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde ... seri numaralı, ön yüzünde ... ibaresi yazılı hard disk ile 1 adet Kingston marka, ... numaralı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılabilmesi için iki adet kopya çıkartılmasına, kopyaların çıkarılması için ... İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlar Şube Müdürlüğünden yeterince uzmanın görevlendirilmesi için ... Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve metin hâline getirilebilmesi için ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen bahse konu dijital materyaller ile birer kopyalarının soruşturma süresince adli emanette muhafazasına karar verildiği,
... 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 24.03.2017 tarih ve 2056 sayı ile; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri tarafından kullanılan kapalı devre iletişim programı olan ByLock ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen Datatraveler G4 marka, DTIG4/8GB 04570-760B00LF 5V 0S 7575458 seri numaralı, "TAIWAN" ibareli dijital materyal üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, kopya çıkartılmasına (imaj alma), bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verildiği,
31.10.2017 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; sanık ...'a ait 4 adet dijital materyalin imaj dosyaları incelendiğinde FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği,
ByLock yazışma içeriklerinin;
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.07.2015 tarihinde saat 13.47'de gönderilen mesaj içeriğinin; "KOMŞUNUZA SÖYLERMİSİNİZ. ... ABİLER CUMARTESİ 11.00 GİBİ ORAYA GELECEKLER BEN DE ONLARI 11.15 TE METRODAN ALACAAzIM İNŞ",
... ID (...) tarafından 49721 ID'ye (... Samsa) 20.08.2015 tarihinde saat 16.03'te gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi sana zahmet", "daha yuklemedim", "yuklersen iyi olur", "hatta mumkunse 3 aylik yuklerseniz sevinirim", buna karşılık 49721 ID'nin (... Samsa) ... ID'ye (...) 21.08.2015 tarihinde saat 23.56 ila 22.08.2015 tarihinde saat 00.02 arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin; "sehir disindan arkadaslar vardi kusura bakma buralari da yeteri kadar bilemedigim icin yukleyemedim isinin hallolduguna sevindim hayirli geceler", "Evet", "musaitim", "ben burada bir turlu acamadim simdilik kalsin gelince bkalim", "eagle hata veriyor anlamadım", "o zaman sendekini h. ibrahime verelim", "ok", "sali sabah gelcem musaitsen ogleyin bulusalim tabiki kalabilir", "dvet", "senin o tarafa dogru ... ile geliriz bulusuruz", "musaitsen",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 21.08.2015 tarihinde 11.01 ila 11.11 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi yanlis anlasilmaz ise bi konudaki dusuncemi soylemek istiyorum. bu cihazlar kinusunu yolda ... beylede konustuk cok fazla oldu diye. onemli bi donemde irtibat kuranadigimiz bi gun olmustu. belki o sebep olmus olabilir. birincisi o gun istisnai bi gun oldu. bir de tatile gelmesi sebep oldu.", "acizana bu kadara ihtiyac yok bence. mesela huseyin bey barun beyle lojmanda komsu iste odalari yan yana ve ayni birimdeler bizde de ayni gruptalar. nasil bi ihtiyaci olacak? olsada ... beyle hep yan yanalar ayni sekilde faruk beyde ... beyle ayni karta odalar yakin evler yakin ve ayni gruptalar.", "simdilik grup baskanlarina versek diyorum. tabi takdir sizin. lutfen itaatsizlik olarak algilamayin. bi de burda zinciri bozma ihtimali var.", "hadun beydekini birlikte kullaniyorlar zaten", "... bey", "tmm abi", "ranmazan beye veriyorum telefonu", "bide halilbeye",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 22.08.2015 tarihinde saat 22.01'de gönderilen mesaj içeriğinin; "ekrem dumanlı kimlik no: 68812151754 abi ekrem beyin bireysel başvurusu varmış. şu anda ne durumdadır. gündeme alınma durumu nedir öğrenebilir miyiz",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 04.09.2015 tarihinde saat 11.33'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ... abinin isi nedeniyle yarin gelecekler ayni saatte selahatyin abiler", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 15.04 ila 15.23 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin ise "... abi ne zaman dönecekmiş biliyormusunuz", "abi siz ... abiye söyleseniz yarın olmasın", "acil bir şey varsa size söylesin", "abi ctesi olmasin", "siz soyleyin", "dolayisiyla daha sonra planlayalim ins", "siz yarin da acarsani iyi olur belki sizinle pazar gorusebiliriz hem bilgisayari cozeriz ins",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 13.09.2015 tarihinde saat 07.56'da gönderilen mesaj içeriğinin; "cb nının yargılanmasını ay açısından çalışmamız lazım. ... abiye gönderdim. kim iyi bilirse onunla çalışabiliriz dedim. başka taraftan cezacılar da çalışacak.",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 09.10.2015 tarihinde 15.07 ila 17.07 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... abiye imkan olursa sorsanız telefondaki hattın pin kodu lazım", "aym nin sitesinden karaca kararını bulamadım", "basın açıklamasını görüyoruz ama kararın tamamını bulamıyorum", "... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.10.2015 tarihinde 15.51 ila 15.52 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", "4)... abiye verdigim hattin numarasi ve pin kodunu yazarsaniz gorusmeye kadar halledeyim",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.11.2015 tarihinde saat 10.58'de gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk telefona yeni hatti taktim dediginiz gibi ama kagitta ki sifreye iki defa yanlis dedi.", 13.11.2015 tarihinde saat 14.01'de gönderilen mesaj içeriklerinin ise "abi teli actik. teller karismis. o yuzden yanlis sifre diyormus", "s. abiye verecegim",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.11.2015 tarihinde saat 12.45'te gönderilen mesaj içeriklerinin; "selahaddin abide siz ve volkan bey olabilir", "siz zaten olmalısınız",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 25.11.2015 tarihinde saat 22.45'te gönderilen mesaj içeriğinin; "ipegi omer abiye verecekmissin", aynı gün saat 22.46'da gönderilen mesaj içeriğinin ise "vermeden kendi kartina yuklesen bize diger islerde lazim olabilir",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 15.12.2015 tarihinde saat 21.51'e gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk ikisi açılan davlaar için hazırlanmışy bilglier. elinizde olsun.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "3. sü ise 657 ile ilgili yapılmak istenen değişiklik. siz kaydedin ben anlatıcam size", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 16.12.2015 tarihinde saat 07.06'da gönderdiği mesaj içeriğinin ise "aldım üçünüde",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.12.2015 tarihinde saat 21.50'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acıl bir şekilde ekrem dumanlı başvurus için çalışma yapılması ve dönüş sağlanması isteniyor. Çok acil kodlu geldi.", aynı gün saat 21.51'de gönderilen mesaj içeriğinin; "yukarıdaki üç dosya ise ... ayhan ile ilgiliymiş. ben tanmıylorum ama gazete çlışanıymış. bunun içinde acil bi bireysel bayşvuru formu hazırlanması isteniyor. evrakları göndermişler. ek başka şeylere ihtiyaç varsa söylenebilrmişte. konu cmhurbaşkanına hakaret, basın, ifade, hakaret, hususlarına ilişkin.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acil olan e dumanlı, acil olan ... ayhan.", aynı gün saat 21.55'te gönderilen mesaj içeriğinin ise "ekrem dumanlı dilekçesine baktım bireysel başvuru formu değil. ek beyan ve açıklamalar ile başvuruların birleştirileerek acil olarak görüşülmesine ilişkin. kime verecekseniz, arkadaş bu dilekçe üzerinde çalışma yapsın. teşekkürler.",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 11.21'de gönderilen mesaj içeriğinin; "meteye gittim yoktum. patronuna söyledim. ama akşama kadar gelen olmadı", aynı gün 13.22 ila 13.27 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin ise "Kafayı yedirtir bunlar insana o kadar avukat iki satır yazamamışlar. tüm evrakları gönderip siz yazın diyorlar...", "bari olayları yazsalar ne nasıl olduyu tahnin ediceza artık", "bu şekilde nasıl acil hazırlanır sen söyle", "bilişimcimiz küs, iş yapmıyor. olayları anlatacak kadar yazan avukat yok ve iş acil", "ne kada süre var bellimi?", "süre", "abi harın beyin de bilgisayar sıkıntılı", "...", "olabilir p.tesi versek salıya, stesek ... beyden", "bu akşam görüşecem yeni makina isteyeyim", "olmadı benim makinayı veririm.",
... ID (...) tarafından 481085 ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 13.35'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi. ömer beye yazar mısınız. kendisi veyzel ayhan ile ilgili bireysel başvuru formu hazırlanmasını istemiş ve dün evrakları göndermişti. arkadaşlar der ki. bu şekilde biz calışamayız. ortada sadece evraklar var. daha önce de konuşulkuş ve en açından başvurunun taslağı yazılsın biz üstünde değişiklik ve ekleme yapalım demiştik. arkadaşlar derki en açından ... ayhan başvurusu icin olaylar neler kronolojik sıra ile bize yazılsın ve anlatılsın. sonra da ne hakkında bireysel başvuru yapılacak anlatılsın",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.01.2016 tarihinde 14.45 ila 15.00 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "tmm viberde beni eklermisin", "biz arkadasla su an dumanli uzerinde calisiyoruz", "digerini de zaman olursa birseyker yapacagiz", "dumanlinin ilk dilekceleri sende duruyormu", "senin ekipte oktay disinda kim var", "bu ekipleri tekrar guncellememiz gerekiyor", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin; "viber için herkesin ortak şifresi neden hep aynı", "ismail var oktay dışında", "... bey başvurusu için abiler ısrarar ediyor. abi kanser hastasıyımış, ve he talebesiymiş", "şimdilik böyle yapalım dediler.", "eğer alabilirlerse olaylara ilişkin bi not gönderebileceklermiş ama kesin değil. takdir sizin", "viber 30742",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.01.2016 tarihinde saat 23.31'de gönderilen mesaj içeriğinin; "bu polislerin tüzüğü çıktımı", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 15.01.2016 tarihinde saat 23.00'te gönderdiği mesaj içeriğinin ise "abi polisler iptal çıktı ben kısa bi not yazıp ilgililere aktarmıştım ikin gün önce. saygılar",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...",
... ID (...) tarafından ... ID'ye 19.01.2016 tarihinde 16.00 ila 16.03 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "siz ve ... bey ... beye (benim katta) ulaşın yarınki işle ilgili soracak birşeyi var herhalde.", "yarın tutuklu hakimlerin dosyası var", "bu konuda nasıl savunulursa iyi olur destek vermek lazım ... beye", "ayrıca heytte ... var oda muhalif kalırsa güzel olur", "h.tahsin burhan ve hicabi",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.01.2016 tarihinde 12.10 ila 12.19 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi bizim ... abiye aldığımız hat", "süresi doluyor", "kontörlü değilmi", "tmm abi", "msj gelmiş şöle mail atarsanız 3 aylık paket uzayacak diye", "tmm abi", "doğru abi", "...", "nosu bu abi", "abi bunu üzerinden görüşüyorum.", "ben evdeyim, alçı uzdaı 10 gün daha, dua edin lütfen", "evt", "tngrm", "sizinki çalışmıyor değilmi", "Aro abi", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 01.02.2016 tarihinde saat 23.19'da gönderdiği mesaj içeriğinin; "... abinin internet yüklendi",
Şeklinde olduğu,
... isimli şahıs tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 14.07.2015 tarih ve 144 sayı ile; başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiaları ile ilgili olarak "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", soruşturma dosyasına erişim imkanı verilmediği iddiasına ilişkin olarak ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle, gözaltı süresinin aşıldığı iddiası ile ilgili olarak "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal edildiği, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın gerekçesiz olarak reddedildiği ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları ile ilgili olarak ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna oy çokluğuyla karar verildiği, sanık ... ile ...'ın ise bu iddiaların kabul edilebilir olduğu düşüncesi ile karşı oy kullandıkları,
... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 01.08.2017 tarihli ve 2017/5841 değişik iş sayılı kararı ile sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülmekte olan soruşturma kapsamında tanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hattın 04.08.2015-15.09.2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının teminine yönelik 31.07.2017 tarihli savcılık kararının 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi uyarınca onanmasına karar verildiği,
... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17.08.2017 tarihli ve 6304 değişik iş sayılı kararıyla, sanıktan elde edilen cep telefonlarında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılmasına, kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine, işlemlerin tamamlanması üzerine el konulan cihazların gecikme olmaksızın iade edilmesine CMK’nın 134. maddesi uyarınca izin verilmesine, sanıktan ele geçirilen telefonlarda ve telefonlarla yaptıkları her türlü görüşme bilgileri, SMS alma, gönderme bilgileri, her türlü sosyal medya aracılığıyla mesaj alma, gönderme bilgilerine ilişkin CMK’nın 135. maddesi uyarınca izin verilmesine karar verildiği,
Kolluk tarafından düzenlenen açık kaynak araştırma raporunda; 07.09.2017 tarihinde 10.00 ila 11.00 saatleri arasında yapılan araştırma sonucunda sanığın kendi isim ve soy isminin Facebook arama sekmesine yazıldığından https://www.facebook.eom/ alparslan.altan.7 linkli, "..." kullanıcı isimli, sanığın Pol Net Bilgi Sisteminde yer alan fotoğrafı ile büyük oranda benzerlik gösteren profil fotoğrafı bulunan, künye kısmında ise sanığın bilgileri ile örtüşen bilgilerin yer aldığı bir hesap tespit edildiğinin, sanık tarafından kullanılıyor olabileceği değerlendirilen bu hesabın herkese açık paylaşımları incelendiğinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı bir veriye rastlanılmadığının, Twitter.com sitesinde ise sanığın kullandığı değerlendirilen herhangi bir hesap tespit edilmediğinin belirtildiği,
... Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 24.10.2017 tarihli HTS analiz raporunda; Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olup ... ID numaralı ByLock hesabını kullandığı iddia edilen ... ile yargının sivil imamlarından olduğu ve ... ID numaralı Bylock hesabını kullandığı iddia edilen ... arasında 31.01.2016 tarihinde geçen görüşmeye göre "..." kod isimli kişiye verildiği anlaşılan ve tanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hattın sanık ... tarafından kullanılıp kullanılmadığının tespiti amacıyla bahse konu hatta ait HTS kayıtları ile sanık tarafından kullanılan ... numaralı hatta ait HTS kayıtlarına ilişkin olarak 22.11.2015-16.07.2016 tarihleri arasında konum yakınlığı açısından yapılan incelemede; ... numaralı hattın sanığın belirtilen tarih aralığındaki ikameti olan ... Mahallesi, ... Caddesi, .../... adresine yakın baz istasyonlarından sinyal alması, sadece internet veri aktarımı için kullanılması ve farklı zaman dilimlerinde toplamda 29 gün süre ile sanık tarafından kullanılan ... numaralı diğer hat ile aynı yerden sinyal vermeleri nedeniyle bahse konu ... numaralı hattın da sanık ... tarafından kullanıldığı kanaatine varıldığına ilişkin görüş bildirildiği,
Kolluk tarafından düzenlenen 26.10.2017 tarihli ByLock tespit tutanağında; ...-183206 ID numaralı ByLock hesaplarını kullanan kişinin ... olduğunun belirtildiği,
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 02.01.2018 tarihli raporda; ... Katılım hesabında 31.12.2013-24.12.2014 tarihleri arasında para artışı olan veya yeni hesap açan şahıslar listesi ile ByLock listesinde sanığın kaydına rastlanılmadığının belirtildiği,
Sanık ... tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 11.01.2018 tarihli ve 15586 sayılı kararında;
"117. Buna göre kural olarak Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların yanı sıra kişisel suçları bakımından da ceza soruşturması açılması, bu konuda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun karar almasına bağlıdır. Yine bu suçlar bakımından Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında tutuklama da dâhil olmak üzere koruma tedbirlerinin uygulanmasına karar verme görevi Anayasa Mahkemesi Genel Kuruluna aittir.
118. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayda yapılacaktır.
119. ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 15/7/2016 tarihinde yaşanılan darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarından tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 17).
120. Sorgu sırasında başvurucu tarafından ileri sürülen Anayasa Mahkemesi üyesi olması nedeniyle hakkında ancak Anayasa Mahkemesince soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği, bunun istisnasını oluşturan ağır cezalık suçüstü hâlinin ise somut olayda söz konusu olmadığı yönündeki itirazlar; tutuklamaya karar veren ... 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve olayda suçüstü hâlinin bulunduğu, bu itibarla başvurucu hakkındaki soruşturmanın genel hükümlere tabi olduğu gerekçesiyle kabul edilmemiştir (bkz.§§ 18, 19).
121. Başvurucu hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/10/2017 tarihli fezlekede -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine dikkat çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş; buna göre başvurucu hakkında genel hükümler doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir (bkz.§ 24).
122. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısı, tutuklama kararı ve fezlekede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında soruşturma mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu ve başvurucu yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve bu itibarla soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.
123. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu (bkz. § 62) hususunda kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarında yer alan karşıoyları nedeniyle kendisine suç isnat edildiğini ileri sürmüşse de isnat konusu suçun kişisel suç olmadığı, bir başka ifadeyle görevinden doğan veya görevi sırasında işlediği bir suç olduğu yönünde bir şikâyette bulunmamıştır. Bir suçun niteliğinin (kişisel suç mu, görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir. Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması ve bunun temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 223). Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez.
124. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15/7/2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna dayanılmaktadır.
125. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. §§ 68-71; aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495, K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı; 6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).
126. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma, Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından ... 23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 68; aynı doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K. 2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).
127. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (Anılan hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna dair karar için bkz. ... ve ..., B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde -görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen 'hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı' yönündeki iddiaları incelerken 'Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hakim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu' değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir.
128. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.
129. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Anayasa Mahkemesi üyesi olması nedeniyle Anayasa veya 6216 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır." şeklindeki açıklamalara yer verildikten sonra sanığın yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, meslekten çıkarma kararı nedeniyle adil yargılanma ve özel hayata saygı haklarının, kötü muamele yasağının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğa karar veren sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, arama kararları nedeniyle adil yargılanma, özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının, yapılan bazı uygulamalar nedeniyle de ayrımcılık ve temel hak ve özgürlüklerin öngördükleri amaç dışında sınırlandırılması yasaklarının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddialarının ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle karar verildiği,
T.C. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 23.02.2018 tarihli ve 170930 sayılı yazısı ekinde yer alan CD incelendiğinde;
- Tanık ... adına kayıtlı olan 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan HIS (CGNAT) sorgusunda girilen GSM hattının ... Cumhuriyet Başsavcılığının 06.01.2017 tarihli ve 2016/180056 soruşturma numaralı yazısıyla ByLock sunucusuna ait olduğu bildirilen 9 adet hedef IP adresine doğru herhangi bir trafik kaydına rastlanılmadığı,
- Sanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguda söz konusu hattın 01216400001750, 01397100168940, 35953701272393, 35961604313548 ve 28602000000000 IMEI numaralı telefonlarda kullanıldığı, aynı hatta ilişkin 21.11.2015-18.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguya göre 16.07.2016 tarihinde bu hattın saat 13.55, 18.03 ve 18.04’te “... Mah. 8. Cad. No:48/E Çankaya-...” adresinde bulunan baz istasyonundan sinyal aldığı, diğer saatlerde ise “Oyak 2. Cad. 16. Sok. No:8 Çankaya-...-City Hotel Residence, ...” adresinde bulunan baz istasyonlarından sinyal aldığı, son olarak Cumhur Şahin adına kayıtlı 505 ... 53 83 numaralı hattı saat 18.04’te aradığı,
- 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguda söz konusu hattın 35530106123475 IMEI numaralı telefonda kullanıldığı,
- 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguda söz konusu hatta 03.05.2016 tarihinde saat 19.47'de "2100" den üç adet, 15.01.2016 tarihinde saat 00.35'te ise "BD HUKK" dan bir adet mesaj geldiği, söz konusu hattın Cihat Kanat isimli şahıs adına kayıtlı olan 216 ... 66 15 numaralı sabit hattan 18.05.2016 tarihinde 11.23 ila 11.29 saatleri arasında toplamda 9 kez arandığı ve görüşme sürelerinin "0" veya "1" saniye olduğu, Ali Taşcı isimli şahıs adına kayıtlı olan 332 ... 15 10 numaları sabit hattan 26.05.2016 tarihinde saat 13.15'te arandığı ve görüşme süresinin "0" saniye olduğu, yine 306973472113 numaralı yabancı hattan 14.09.2014 tarihinde saat 10.17'de iki kez arandığı ve görüşme süresinin "0" saniye olduğu, bunların dışında hattın ilk olarak 22.11.2015 saat 13.52’de internete giriş için kullanıldığı, bahse konu hattın 31.12.2015 tarihinde saat 04.55, 17.38, 17.43, 19.43 ve 21.43'te, 30.01.2016 tarihinde saat 10.16'da, 28.02.2016 tarihinde saat 23.44'te, 29.02.2016 tarihinde saat 13.47'de, 26.03.2016 tarihinde saat 14.11'de, 11.04.2016 tarihinde saat 20.16 ve 22.16'da, 12.04.2016 tarihinde saat 00.16'da, 14.04.2016 tarihinde saat 21.22'de, 30.05.2016 tarihinde saat 21.09'da, 16.06.2016 tarihinde saat 16.55'te, 16.07.2016 tarihinde saat 14.57'de "5. Cad. No: ... Oyak (ANKOYAKOZEL) Çankaya-..." da bulunan baz istasyonlarından, bunların dışında ise "16. Sokak City Hotel No: 8 ... Mahallesi (ANKCITYHOTEL) Çankaya-..." da bulunan baz istasyonlarından sinyal aldığı, yine aynı hatta ilişkin 21.11.2015-18.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguya göre söz konusu hattın son olarak 16.07.2016 tarihinde saat 15.07’de 176.239.125.1 numaralı IP üzerinden internete giriş yaptığı ve toplamda 6 saat 18 dakika 50 saniye internette bağlı olarak kaldığı,
Müflis Asya Katılım Bankası AŞ İflas İdaresinin 05.03.2018 tarihli ve 306394487 sayılı yazısında; sanığın müflis banka nezdinde hesabının bulunmadığının belirtildiği,
Emniyet Genel Müdürlüğünün 30.03.2018 tarihli ve 4140273-73472 sayılı yazısı ekinde yer alan ve kolluk tarafından düzenlenen 28.03.2018 tarihli tutanakta; sanığın kullanıcısı olduğu tespit edilebilen ByLock içeriğine rastlanılmadığının, 531 ... 06 50 numaralı hat sahibi olan tanık ...'ın T.C. Kimlik numarası ile yapılan KOMBS-FETO/PDY havuz sorgusunda hakkında işlem yapılan Cihan Medya Dağıtım AŞ'de SGK kaydı olduğunun, POLNET-4 UYAP sorgusunda ise FETO/PDY kapsamında herhangi bir işlem kaydının bulunmadığının, yapılan inceleme ve tespit çalışmalarında 65428, 96190, 113042, 123416, 151807, 152122, 400541, ..., ..., 435919, 481085, 491055 ve 493849 ID numaralı ByLock hesaplarının kullanıcılarının açık kimliklerinin tespit edilemediğinin, ByLock kullanıcısı olduğu tespite edilen 49721, ..., 68623, 121734, 165175, ..., 203116, 236444, 363824 ve ... ID'lerin kullanıcılara dair hazırlanan raporun tutanağa eklendiğinin, eşleştirme ve tespit çalışmalarının az sayıda ID ile devam etmekte olduğunun ve tespit yapılması hâlinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafindan ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları ile paylaşılacağının belirtildiği,
.. İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ vekili tarafından düzenlenen 27.04.2018 tarihli yazıda; sanık ... adına kayıtlı olan 7139948 numaralı aboneliğin iptal tarihinin 29.08.2016 olduğunun ve bahse konu kanalların 08.10.2015 tarihinde platformlarından çıkartıldığının belirtildiği,
TTNET AŞ tarafından düzenlenen 23.05.2018 tarihli yazına göre; sanık adına kayıtlı olan "Tivibu Ev" aboneliğinin başlangıç tarihinin 16.07.2011, iptal tarihinin ise 08.08.2012, "Tivibu Web" aboneliğinin başlangıç tarihinin 12.07.2011, iptal tarihinin ise 31.07.2012 olduğu,
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... Ağır Ceza Mahkemesince 2018/260 esas sayılı dosya üzerinden yargılanan Musa Koçyiğit isimli şahsın 22.06.2018 tarihinde alınan savunmasında; cep telefonuna ilişkin HTS kayıtlarında yer alan sanık ...'ı tanımadığını, FETÖ davaları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvuruya ilişkin olarak sanık ile görüşmüş olabileceğini ancak hatırlamadığını beyan etmesi üzerine savunmada sanığın isminin geçmesi nedeniyle duruşma zaptının bir örneğinin öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanlığına oradan da Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi üzerine dosyasına eklendiği,
Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ'nin 12.07.2018 tarihli yazısı ile ekinde yer alan abonelik sözleşmesine göre; tanık ... adına kayıtlı olan 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin olarak yapılan sözleşme tarihinin 04.08.2015 olduğu ve ilgili hattın ... ili, İzmit ilçesinde bulunan ... Telekomünikasyon İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından verildiği,
T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 30.07.2018 tarihli mali analiz raporuna göre;
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 17.10.2006 tarihinde toplamda 500 TL, 15.10.2009 tarihinde "GÜN" açıklaması ile 500 TL, 25.12.2012 tarihinde "İBRAHİM ÇINAR VE OĞUZ KAYA GÜN PARASI" açıklamasıyla 5.000 TL EFT aldığı,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan... isimli şahıstan 15.12.2012 tarihinde 2.500 TL, 15.07.2014 tarihinde ise 3.000 TL havale aldığı,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ...isimli şahıstan 15.12.2012 tarihinde 2.500 TL, 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL ve 19.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 18.06.2013 tarihinde 2.500 TL ve 16.04.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma açılan ... isimli şahıstan 17.12.2012 tarihinde 2.000 TL, 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 16.01.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
-Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 17.12.2012 tarihinde 5.000 TL, 16.07.2014 tarihinde 1.500 TL, 16.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 17.02.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL, 17.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 18.12.2013 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 17.03.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından dava açılan ... Benli isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL, 16.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 21.05.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ...isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 17.06.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği,
- Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 16.02.2015 tarihinde "GÜN Güle güle kullanın" açıklamasıyla 2.000 TL EFT aldığı, bahse konu şahsa 21.09.2014 tarihinde 2.000 TL havale gönderdiği,
Adli bilişim uzmanı tarafından düzenlenen 18.10.2018 tarihli raporda; silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak sanık ...'dan elde edilen 5 adet CD ile 1 adet DVD üzerinde yapılan incelemede FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili herhangi bir bulguya rastlanılmadığının belirtildiği,
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığınca gönderilen 30.10.2018 tarihli yazıda; ses ve veri şebekeleri benzerlik gösterseler dahi kullandıkları teknoloji farklı olduğundan CDR ve CGNAT loglarının oluşturulma sürecinin de birbirinden bağımsız ve farklı olması sebebiyle CDR ve CGNAT loglarında bulunan lokasyon verilerinin farklılık gösterebildiği, CDR üretimi mekanizmasının yapısı gereğince kullanım başladığında açılıp kullanım bittiğinde tamamlanan bir mekanizma olduğu, ses CDR'leri her çağrı başladığında çağrının başladığı baz bilgisi kullanılarak oluşturulduğu, diğer taraftan CGNAT logları ise veri bağlantısı başladığı anda abonenin bağlı olduğu baz bilgisini içerecek şekilde oluşturulmaya başlandığını ve veri bağlantısı kesilene kadar veya sistemlerde tanımlanan süre kadar devam ettiğini, açıklanan teknik nedenler çerçevesinde CDR logları ile CGNAT loglarından elde edilen lokasyon bilgilerinin farklı olmasında teknik anlamda bir problem görülmediğinin bildirildiği,
Tanık ... 22.11.2018 havale tarihli dilekçesinde; sanık ...'ın tanımadığını, 531 ... 06 50 numaralı hattın kimin adına kayıtlı olduğunu bilmediğini, bu hattın kendisi tarafından kullanılmadığını belirttiği,
Asya Emeklilik ve Hayat AŞ'nin 02.02.2017 tarihli ve 510/02-0365-2017 sayılı yazısında sanık ...'a ait müşteri kayıtlarının bulunmadığının belirtildiği,
Açık kaynaklardan yapılan araştırmaya göre; başvurucular ... ve ... adına yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince 20.01.2016 tarih ve 2015/7908 sayı ile; şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; özel hayatının gizliliği ile din ve vicdan hürriyeti ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğine, doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulan, bağımsız ve tarafsız olmayan yetkisiz mahkemece tutuklanmaları ve itiraz haklarını etkin bir şekilde kullanamamaları nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; tutuklanmalarının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna eski Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildiği, bahse konu başvuruya ilişkin görüşmeye sanık ...'ın katılmadığı,
Anlaşılmaktadır.
"Defne" kod adlı gizli tanık 04.08.2016 tarihinde Savcılıkta; bahse konu yapı ile ilişkisi bulunduğunu, Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne atandıktan sonra da görüşmeye devam ettiği ..., ..., ..., ...,...,...,...,...,....l ve ... isimli kişilerin bu yapıya mensup olduklarını, ayrıca uyuşmazlık Mahkemesinde görevli olan ..., ...ve .... isimli kişilerin de bu yapıdan olduklarını, iki haftada bir dönüşümlü olarak sohbet toplantıları yapıldığını, bu işleri ... ile birlikte...’nin organize ettiğini, ...’nın yurt dışına gitmesi üzerine de ... Benli’nin görev aldığını, Anayasa Mahkemesinde bazı dosyaların takip edildiğini fark ettiğini, bundan rahatsız olduğunu, ön büroda çalıştığı sırada önemli başvurularda bilgi notu hazırlandığının söylendiğini, bu arada "Anayasa Mahkemesinde cemaatçiler kadrolaşmış, bilgi notu ile çalışıyorlar." şeklinde dedikodular çıkınca raportör olan ... isimli kişinin bu durumu basına açıkladığını, hazırlanan bilgi notlarını genel sekreter ile iki başkan vekiline göndermeye başladıklarını, bu bilgi notu hazırlanmasının bir uygulama şeklini aldığını, seçim barajı ve hazine yardımı başvurularının bahse konu yapının aklı ile Büyük ... Partisi ile ... Partisine yaptırıldığını, müracaatlar yaptırıldıktan sonra yine FETÖ'ye mensup raportör ve üyeler tarafından takip edildiğini, müracaatların hemen akabinde bu başvuruların akıbetini takibe başladıklarını, bunun takipçisi ve akıl hocasının da sanık ... ile bu yapı mensubu Anayasa Mahkemesi baş raportörleri olduğunu, istenildiği gibi çıkmadığı zamanlarda sanık ...’ın azınlık oyu yazdığını hatırladığını,
06.10.2016 tarihinde Savcılıkta; Anayasa Mahkemesinde görev yaptığı dönemde doğrudan gözlemleri, ilişkileri, raportörlerden cemaat üyesi olan tanıdıklarının söylem ve tutumlarına dayanarak Anayasa Mahkemesi eski üye ve raportörlerinden ..., ..., ....,...,...,...,...,... ve ...’ın cemaat üyesi olduklarını söyleyebileceğini, diğer yargı kurumlarında olduğu gibi Anayasa Mahkemesinde de cemaat içerisinde hücre yapılanması olduğunu, cemaatin sohbet gruplarının kıdemli ve kıdemsiz raportörler arasında 4-5 kişilik gruplar kurularak belirlendiğini, Anayasa Mahkemesinden bazı cemaat üyesi raportörlerin gönderilmesinden sonra grupların kıdemden ziyade üyelerin ikamet yakınlıkları dikkate alınarak yeniden oluşturulduğunu, birinci grupta... ile ... dışında Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri ola...,...ve ...’ın bulunduğunu, diğer grubun ise ..., ...., ..., ... ve ...'den oluştuğunu, bu grupların abiliğini... ile emin olmamakla birlikte ...’ün yaptığını, bu kişilerin abiliğini ise ...'in yaptığını düşündüğünü, daha üst seviyede ise müstear ismi "..." olan, yaklaşık 45 yaşlarında, mesleğinin öğretmen olduğunu söyleyen, yargı mensubu olmayan, daha önce görmediği bir kişi bulunduğunu, bu kişinin Anayasa Mahkemesinin yargı imamı olabileceğini düşündüğünü, Anayasa Mahkemesinde bu grupların dışında da gruplar bulunduğunu ancak hangi gruba kimin dahil edildiğini bilmediğini,
"Kitapçı" kod adlı gizli tanık 27.12.2016 tarihinde Savcılıkta; 2007 yılı sonunda imam-hatip lisesinden bir arkadaşının aracılığıyla Sanayi Bakanlığında jeoloji mühendisi olan ...ın kendisini telefonla arayarak, toplanıp çay sohbeti yaptıklarını söyleyip Çankaya ilçesi, Çukurambar Mahallesinde bulunan bir eve davet ettiğini, bu toplantılara 4 veya 5 kez katıldığını, gelen kişilerin her defasında değiştiğini, bu toplantılarda para toplandığını görmediğini sadece cami imamı olarak bildiği bir kişinin gelerek Kur'an okumayı öğrettiğini, ... olarak bildiği bir kişinin de Risale-i Nur kitaplarından sohbet edip Kur’an tefsiri yaptığını, ... kitaplarının ise okunmadığını, sohbetlerde Anayasa Mahkemesi eski üyesi olan ...'ı da birkaç kez gördüğünü, o tarihlerde ...’ın hukuk fakültesinde profesör olması kendisinin de mali hukuk alanında doktora yapması nedeniyle bu kişi ile tanıştığını, ... ile daha sonraki süreçte de şahsi ilişkisi olmadığı gibi özel olarak da kendisiyle görüşmediğini, 2009 yılında Başbakanlık bursuyla yurt dışına giderek master yaptığını, 2011 yılında askerliğini kısa dönem olarak yaptıktan sonra birkaç kez aynı sohbet grubuna katıldığını, bu sohbetlerde ...'ı görmediğini, bir ara...isimli arkadaşından ...'ın Anayasa Mahkemesine üye olduğunu öğrenmesi üzerine çalıştığı kurumu değiştirmek için 2012 yılı başlarında ...'ın ziyaretine gittiğini, ziyaret esnasında yurt dışında master yaptığı ve doktorasını da bitirmiş olduğu gündeme gelince ...’ın Anayasa Mahkemesinde raportör olması konusunda kendisine referans olabileceğini söylediğini, daha sonra kendisini o tarihte Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili olan sanık ...'ın yanına götürdüğünü, sanığın kendisine olumlu davrandığını, o sırada sanığın cemaatten olduğu yönünde bir kanaatinin oluşmadığını, kimsenin de kendisine bu yönde bir şey söylemediğini, raportörlüğe geçiş için önce üniversite kadrosuna geçmesinin gerektiğini, kayınpederi aracılığıyla Yıldırım Beyazıt Üniversitesi yetkilileri ile görüştüğünü, geçiş işleminin yaklaşık altı ay sürdüğünü, 2012 yılı Ağustos ayında Başbakanlıktan ayrılıp Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde göreve başladığını, daha sonra yanına gittiği ...’ın kendisine referans olamayacağını olsa bile ...'ın buna itibar etmeyeceğini, itibar etse bile bu sefer de adının cemaatçiye çıkabileceğini ve zarar görebileceğini söylediğini, başka bir referans bulmasını istediğini, 2012 yılı Aralık ayında Başbakanlıktan kendisini iyi tanıyan ve FETÖ ile hiçbir bağlantısı olmayan üst düzey bir bürokratın referansı ile ...’in ...'ı aradığını, ...’ın kendisini raportörlüğe aldığını, göreve başladığında aralarındaki ilişkiden ...'ın yanı sıra ....,... ve sanık ...'ın cemaatten olduğuna dair kanaati oluştuğunu, sosyal ilişkilerinden böyle bir sonuç çıkarttığını, Anayasa Mahkemesinde araştırma ve içtihat biriminde çalıştığını, raportörlerin üyelerle gerek iş ve gerekse dosyalar nedeniyle sıklıkla görüştüklerini, kendisinin de bu nedenle ...'a da gidip geldiğini, bir gün ...’ın kendisine gidip gelmemesini, zarar görebileceğini söylediğini, bu dönemde FETÖ mensubu olabilecek hiç kimseyle cemaat bağlamında bir ilişkisinin olmadığını,
"Tanık-4" kod adlı gizli tanık 26.09.2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere oluşturulan komisyonda; Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olduğunu, ... cemaati ile ilişkili olduğunu, bu nedenle Anayasa Mahkemesindeki yapılanmayı bildiğini, ifade tarihinden yaklaşık bir yıl önce Mahkemeden kendi isteği ile ayrıldığını, tayin istediğini, ayrılmasının nedeninin cemaatten kopmak olduğunu, nitekim 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık iki ay önce birlikte çalıştığı mahkeme başkanına giderek yapıdan kopmak istediğini belirtip yapı ile ilgili bildiklerini anlattığını, bu konuda Cumhurıyet savcılığına da ifade verdiğini, Mahkemede çalıştığı dönemde Anayasa Mahkemesinin eski üye ve raportörlerinden ..., ...,...,...,...,...,...,...,...,... ve ...’ın cemaat üyesi olduğunu bildiğini, bu bilgisinin doğrudan gözlemleri, ilişkileri ile diğer cemaat üyesi olduğunu bildiği kişilerin söylem ve tutumlarına dayandığını,
"Tanık-5" kod adlı gizli tanık 27.09.2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere oluşturulan komisyonda; HSYK'nın 16 Temmuz 2016 tarihli açığa alma işlemine kadar Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yaptığını, Mahkemede ... cemaati olarak bilinen yapıya mensup olduğunu, Mahkeme üyelerinden sanık ... ile ...'ın da bu yapı içerisinde olduğunu bildiğini,
Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 09.09.2016 tarihinde Savcılıkta; 18.09.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesinde raportör olarak göreve başladığını, daha sonra aynı mahkemede raportör olarak görevli ... isimli kişinin yanına gelerek cemaatten olduğunu söylediğini, bu kişinin, kendisinin de içinde bulunduğu cemaat yapılanmasının abisi olduğunu, Anayasa Mahkemesinde görev yapan raportörler...,... ve ... ile aynı grupta yer aldıklarını, gruptaki kişilerle yaklaşık 15 günde bir, birbirlerinin evlerinde eşsiz olarak toplandıklarını, grup abisinin ise... olduğunu, toplantılarda "Şu işi şöyle yapın veya yapalım." şeklinde bir şey söylenmediğini, cemaat yapılanmasından kendisine iş ile ilgili bir talep gelmediğini, genel olarak iş ortamı ile ilgili sohbet mahiyetinde konuşmalar yapıldığını, kendilerinin en alt seviyedeki grup olduklarını,...’ın kontrol ettiği kaç grup olduğunu bilmediğini, ...’ın üstü konumunda raportör ...’nin bulunduğunu, bu kişinin arada bir kendilerini "Kitap okuma programı" denilen bir toplantıya çağırdığını, ... ili, Gölbaşı ilçesinde, Toki Konutlarında hatırlayamadığı bir dairede toplandıklarını, bu toplantıya sadece kendi grupları ile ...’nin katıldığını, bu toplantıda ...’in kitabı, CD'si ve Risale-i Nur ile ilgili okuma ve izleme faaliyetleri yapıldığını, sonradan Mahkemede öğrendiğine göre kendilerinin “Yeniler grubu” olarak sınıflandırıldıklarını, bu yapının belli bir tarihten önceki kişilerden oluşanlara “Eskiler grubu” dediklerini, bir döneme kadar eskileri tanımadığını, onlarla belli bir sohbet grubuna gitmediğini, ancak sonradan karşılıklı konuşmalardan cemaate mensup olduklarını anladığını, çünkü herkesin birbiriyle rahatça yapılan toplantılar ve cemaat ile ilgili konularda konuştuğunu, hatırladığı kadarıyla raportörler ..., ...,...,..., ... ..., ... ve ...ün "Eskiler grubu" olarak hatırladığı cemaat mensupları olduğunu, bu kişilerle doğrudan bir temasının olmadığını, ancak konuşmalarından ve onları tanıyan ismini hatırlayamadığı arkadaşlarının tavırlarından bu kanaate ulaştığını, bu raportörlerin, yani eskiler ve yenilerin üzerinde ...’ın biraz daha üst konumda göründüğünü, yeniler grubundan ..., ..., ... isimli raportörlerin cemaat mensubu olduğunu bildiğini, bu raportörlerden ... ve ... ile bir dönem aynı grupta yer alıp, cemaat toplantılarına birlikte katıldıklarını, ....’nin tayini çıkınca onun yerine ... Benli’nin Anayasa Mahkemesindeki cemaat yapılanması içinde yeniler grubunun abisi olarak görevlendirildiğini, tam tarihini hatırlamamakla birlikte daha sonra ... Benli’nin görüştüğü meslektaş olmayan bir şahsın abi olarak görevlendirildiğini duyduğunu, bildiği kadarıyla bu kişinin ... Benli’nin üstü konumunda olduğunu, ancak bu durumun sadece Anayasa Mahkemesinde görevli hâkimler açısından mı yoksa diğer yüksek yargı kurumları açısından mı geçerli olduğunu bilmediğini, bu kişilerden birinin “...” isimli, açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediği, asıl mesleğinin öğretmenlik olduğunu söyleyen kısa boylu, bıyıklı, yuvarlak yüzlü, 45-50 yaşlarında, normalin üzerinde kilolu, siyah dalgalı saçlı, saçları hafif kırlaşmış, ince sesli biri olduğunu, "..." isimli bu şahıstan sonra da "..." isimli bir şahsın aynı konumda görevlendirildiğini, açık kimliğini ve mesleğini bilmediği bu kişinin 45-50 yaşlarında, uzun boylu, uzun siyah saçlı, bıyıklı, gözleri olağandan daha küçük olan, uzun yüzlü, normal kilolu, hafif göbekli bir kişi olduğunu, her iki şahıs ile ayrı ayrı ev toplantılarında birer kez karşılaştığını, bu toplantılarda ... Benli’nin ... isimli şahsa “Abi” şeklinde hitap ettiğini, bu sebeple üst konumda olduğunu düşündüğünü, "..." isimli şahıs ile muhatap olan abilerinin ... olduğunu, bahse konu yapının eskiler grubunda yer alan ... isimli raportörün son dönem kendilerinin abileri olduğunu, son altı ay ya da bir yıllık dönem içerisinde Mahkemeden gönderilen cemaat mensuplarının sayısı artıp cemaat mensupları azalınca kalanlarla “Abi” konumunda olan kişilerin bire bir görüşmeye başladıklarını, bu kişilerden ...’in kendisi ve diğer bir raportör ... ile görüşmeye başladığını, evlerinde karşılıklı olarak sohbet formatında cemaat toplantıları yaptıklarını, Anayasa Mahkemesinde göreve başladıktan 8-9 ay sonra raportör...’ın odasına gelerek kendisine "Ben gerekli yerlerle görüştüm, sen bundan sonra cemaatin eğitim işlerine bakacaksın." dediğini, kendisinin bu şekilde bir yapılanma ve birim olduğunu bilmediğini, eğitim birimindeki gruplardan birisinin başındaki kişinin de... olduğunu, bu kişinin Yaşamkent, Bağlıca, Çayyolu bölgesinde oturan yargı mensuplarının çocuklarına bakan grubun sorumlusu olduğunu, yaptıkları toplantılarda...’ın kendisine "Sen Çankaya'ya bakan gruba geçtin." dediğini,....’ın kendisine Samsung marka, modelini ve numarasını hatırlamadığı bir cep telefonu vererek bu telefon ile iletişim kuracağını, Çankaya bölge sorumlusunun da Danıştay tetkik hâkimi ... Samsa olduğunu söylediğini, Çankaya bölge grubunda Danıştay tetkik hâkimi ... Kayaalp, ... İbrahim Abay ve ...’in bulunduğunu, on beş günde bir bu şahıslarla öğle yemeklerinde bir araya geldiklerini, yargı mensuplarının çocuklarının cemaat evlerine devamı ile ilgili konularda konuştuklarını, 2014 yılı içerisinde hatırlayamadığı bir tarihte ... Samsa’nın kendisini Turkuaz Lojmanlarındaki evine çağırdığını, lojmanın bahçesinde kendisini karşıladığını, telefonunu açmasını istediğini, ardından internetten ByLock programını indirmesini istediğini, bunun ne olduğunu sorduğunu, Google Store’den bu programı cep telefonuna indirdiğini, daha sonra "Bundan sonra bununla iletişim kuracağız." dediğini, ....'ın kendisine verdiği telefonu bir süre sonra ... Samsa’ya verdiğini, ... Samsa ile eğitim işleri ile ilgili görüşürken bu programı kullandığını, bu program ile ... Samsa ve ... Benli ile görüştüğünü, Uyuşmazlık Mahkemesinde cemaat mensubu olduğunu bildiği raportörün ... olduğunu, bu kişinin bir dönem Anayasa Mahkemesinde eskiler grubunda olduğunu, Anayasa Mahkemesi raportörü ...’in kendisine "Cemaatin Anayasa Mahkemesindeki bilgisayar işlerine ... bakıyor, biraz bu konularda zayıf, sen ona yardım et." dediğini, ...’in bazen cihaz getirip kendisinden teknik yardım aldığını, ancak getirdiği cihazın kime ait olduğunu bilmediğini, ...'ın asıl görüştüğü kişinin cemaat mensubu olan Yargıtay tetkik hâkimi ...olduğunu, kendisinin de birkaç kez cemaatin teknik işleri ile ilgili olarak bu şahıs ile temas kurduğunu, Anayasa Mahkemesinin eski üyeleri olan ... ile sanık ...’ın cemaat mensubu oldukları konusunda önceden bilgisinin bulunmadığını, bu üyelerle resmî görevi dışında cemaat mensubu olması nedeniyle bir görüşmesinin olmadığını, cemaat mensupları arasındaki konuşmalarda bazı üyelerin cemaat mensubu olduğu kanaatini edindiğini, ancak kimler olduğunu bilmediğini, daha sonra bu iki üyenin cemaat mensuplarının taraf oldukları bireysel başvurularda hep muhalif kaldıklarını görünce cemaat mensubu olabileceklerine yönelik kanaatinin kesinleştiğini, ismini söylediği kişiler dışında yüksek yargıda ya da yargı camiasında cemaat mensubu olarak bildiği başka bir kişinin bulunmadığını, 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesindeki bazı kararlarda Devlet kurumlarını zora sokabilecek şekilde yanlı olarak cemaat lehine bir tavır takınıldığı kanaati edindiğini, bundan çok rahatsız olmasına karşın Mahkeme içerisindeki konumu sebebiyle bu konuları dile getiremediğini, bu konuda tek tek dava ismi veremeyeceğini, ancak Anayasa Mahkemesi olarak bazı konularda yanlış yolda olduklarını düşünmeye başladığını, kürsüdeki görevi başladıktan sonra her ay maaşının %10'luk kısmını eğitim bursu yardımı adı altında cemaate ödediğini, ifadesinde yer alan grup sorumlularına elden verdiğini, 15.07.2016 tarihine kadar her ay ödeme yaptığını son olarak da ...’e verdiğini, içinde bulunduğu ve sonradan terör örgütü olduğunu ögrendiği bu yapının iç yüzünü yeni anladığını, pişman olduğunu ve etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini,
21.10.2016 tarihinde Savcılıkta; daha önce verdiği ifadesinin doğru olduğunu ancak ifade alma sürecinin çok uzun sürdüğünü daha sonra söz konusu ifadesini incelediğinde bazı hususların eksik kaldığını farkettiğini ve bu nedenle tekrar ifade vermeye geldiğini, 2010 yılında ... Üniversitesinde kendisi ile birlikte doktoraya başlayan kişiler arasında yer alması nedeniyle tanıdığı Anayasa Mahkemesi raportörü ...ın aracılığıyla o dönemde Anayasa Mahkemesi Başkanı olan ... tarafından Mahkemeye kabul edildiğini, bu aşamada örgütün bir müdahalesinin olmadığını, ilk göreve başladığı dönemde Anayasa Mahkemesinin cemaat abisinin ... olduğunu, Mahkemede önceki ifadesinde belirttiği gibi eskiler-yeniler şeklinde bir ayrım yapıldığını, eskiler grubunda Anayasa Mahkemesi raportörleri ...,...,...,...,..,... ile Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri .....ve....’in bulunduğunu, eskiler grubunun cemaat abisinin kim olduğunu bilmediğini, yeniler grubunda ise raportörler ... ...,...,...,..,...,...,...,...ve ...’ın bulunduğunu, yeniler grubunun abisinin .... olduğunu, Anayasa Mahkemesi raportörleri olan ..., ... ile Uyuşmazlık Mahkemesi raportorü ... nın hatırladığı kadarıyla eski-yeni ayrımı ortadan kalktıktan sonra göreve başladıklarını, bu kişilerin de örgüt mensubu olduklarını, kendisinin yeniler grubuna dahil olduğunu, ilk sohbet grubunun abisinin ... olduğunu, bu grupta ...,...,...,...’un bulunduğunu,...’ın sohbetlere gelmesine karşın örgüt ile irtibatının zayıf olduğunu, örgüt tarafindan kendisinden istenen birçok talebi geri çevirdiğinin söylendiğini, diğer grubun abisinin ... Benli olduğunu, o gruptakilerin de muhtemelen yeniler grubundaki diğer kişilerden oluştuğunu, ...'nın yurt dışına gitmesinden sonra grupların yeniden şekillendirildiğini, ....’nin yerine ... Benli’nin geçtiğini, ... Benli’nin bulunduğu grubun cemaat abisinin ... olduğunu, kendi grubunun cemaat abisinin ise ... olduğunu, bu grubun ...., ... ve ...’dan oluştuğunu, ...’ın Başkan seçilmesi ile birlikte 2015 yılının ortalarına kadar Mahkemede örgüte üye raportör sayısı oldukça azaldığı için "eski-yeni" ayrımının da bir değerinin kalmadığını, ... Benli’nin Mahkemenin cemaat abisi olduğunu, daha sonra ... Benli’nin gönderilmesi üzerine onun yerine ...’in getirildiğini, son dönemlerde gruplarla çok oynandığını, çok hızlı değişiklikler yapıldığını ve grup görüşmeleri yerine bire bir görüşmeler yapıldığını, bu sebeple kimin hangi grupta yer aldığını karıştırıyor olabileceğini, hatırladığı kadarıyla son duruma göre Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri ...,...,...'ın yer aldığı grubun cemaat abisinin... olduğunu, ...,...,...ün yer aldığı grubun cemaat abisinin ise ... olduğunu, raportör yardımcılarından daha önce ... Benli’nin sorumlu olduğunu, bunu sonradan öğrendiğini, daha sonra bu görevin ...e verildiğini, ..., .... ve 2016 yılının başlarında yurt dışından dönen ....’ın kiminle, nasıl görüştüklerini bilmediğini, kendisinin ... ve aynı lojmanda oturduğu ... ile bire bir görüştüğünü, örgüt üyesi kadın raportörlerle ilgili bilgilerinin oldukça sınırlı olduğunu, bunların Uyuşmazlık Mahkemesi raportörü .... ve Anayasa Mahkemesi raportörleri ... ve ... olduğunu,...'ın cemaat ablası konumunda bulunduğunu ...’den öğrendiğini, örgüt mensubu Anayasa Mahkemesi üyeleri ile resmî ilişki dışında herhangi bir irtibatının olmadığını, ilk zamanlarda Mahkemede ... ile ...’in etkili olduğunu gözlemlediğini, önemli bir mesele olduğunda genellikle bu kişilere danışıldığını, onların da muhtemelen durumu kendi üstlerindeki kişiler kimse onlara ilettiklerini, bir dönem Anayasa Mahkemesinde oda arkadaşı olan ...’in yanına Mahkeme içinden veya dışarıdan sık sık birilerinin geldiğini, bu kişilerin kimi zaman yan tarafta bulunan sekreter odasında oturduklarını, bazen de çok fazla konuşmadan ...’e küçük not kağıtları bırakıp gittiklerini, çoğunlukla bu kişilerin ... ve ... olduğunu, bildiği kadarıyla son dönemlerde örgüt mensubu Anayasa Mahkemesi üyelerinin nasıl hareket edecekleri konusunda ...’le konuştuklarını, onun da Anayasa Mahkemesi veya yüksek yargı imamı olan sivil kişi ile irtibata geçtiğini, bunu kendisine ...’in söylediğini, 17-25 Aralık süreci sonrası bahse konu cemaate yönelik operasyonlar sıklaşınca panik havası oluştuğunu, bu nedenle görüşmelere telefon getirilmesinin yasaklandığını, son dönemlerde görüşmelerin gruplar yerine bire bir yapılmaya başlandığını, bir defasında ...’in kendisine önceden haber alınmayan hiçbir gözaltı veya arama işlemi olmadığını, mutlaka önceden haber alındığını söylediğini, bu haberlerin nasıl ve kimden alındığını ise söylemediğini, bunun dışında Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru bölümünde yasal birim olan araştırma içtihat biriminin (AR-İÇ) bireysel başvuru kararlarını okuyarak, akademik yeterliliği, Anayasa Mahkemesinin kendi içtihadı ve AİHM içtihatları ile uyumluluğu konularında ön inceleme yapıp rapor düzenleyen raportörlerden oluştuğunu, istisnasız tüm bölüm karar taslaklarının bu birim tarafından incelenip rapor düzenlendiğini, bu raporların karar taslağı ile birlikte toplantı öncesi ilgili bölümün tüm üyelerine dağıtıldığını, bu raporlarda kararların içeriğindeki zayıf ve hatalı noktalara, bilimsel ve metodolojik hatalara dikkat çekilerek heyetin bu konuları tartışmasının sağlandığını, bir defasında ... tarafından cemaat mensubu raportörlere, AR-İÇ raporlarının güçlü gerekçelerle yazılmaması, zevahiri kurtaracak düzeyde kalınması yönünde bir not iletildiğini, çekirdekten yetişmediği için örgüt içinde hep en alt kademede yer aldığını, örgütle bağlantısının sempatizan seviyesini geçmediğini, son yıllarda Mahkeme içerisindeki sorumlu örgüt mensuplarının Mahkemeden uzaklaştırılmaya başlanması sonucu, bu kişilerin yerlerine gelenlerin kendisini örgüt mensubu zannetmeleri nedeniyle kendisine faaliyetleri ile ilgili bilgilerin yanı sıra telefon, tablet ve bilgisayar verdiklerini, hiçbir zaman örgüt içinde "Abi" konumunda olmadığı gibi örgüt için önemi olan konularla ilgili bir bilgi ve görev verilmediğini, sadece son dönemde Anayasa Mahkemesinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle Canbulut Şaşmaz ve Ömer Duran ile bire bir görüşmesinin istendiğini,
19.07.2017 tarihinde Savcılıkta; kullandığı Bylock programındaki ID numarasını bilmediğini ancak kullanıcı adı olarak "ummt" dizilimini, şifre olarak da "Bursa38+" şifresini kullandığını, eğitim birimi sorumluları olan ... Samsa veya...’ın eğitim verdiği çocuklara kendisini tanıtırken farklı isim kullanmasını istediğini, bu nedenle de "Umit" kodunu kullanmaya başladığını, ByLock rehberine eklediği kişiler arasında yer alan ... ID numaralı "..." isimli kişinin kendisi ile birlikte Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yapan ... olduğunu, bu kişinin o dönemde FETÖ/PDY yapılanması içinde Anayasa Mahkemesinde görev yapan tüm raportörlerden sorumlu olduğunu, 2015 yılı Şubat ayından sonra göreve getirilen bu kişinin 2016 yılı Ocak ayında ayağını kırdığını ve bu nedenle evinde uzun süre istirahat ettiğini, Anayasa Mahkemesi üyelerinin villa tipi özel lojmanları bulunduğunu, raportörlerin lojmanlarının da aynı semtte olduğunu ancak her iki lojmanın girişleri ve bahçelerinin ayrı olduğunu, cep telefonuna ByLock programını 2014 yılında ... Samsa'nın kurduğunu, yine eğitim biriminde görev yaptığı dönemde ... Samsa’nın kendisine kullanması için tablet bilgisayar verdiğini, ...'in de Samsung marka bir cep telefonu vererek o telefon ile haberleşeceklerini söylediğini, kendisine şahsi telefonu olduğunu, ayrıca bahse konu yapının tablet de verdiğini, ayrı bir telefona gerek olmadığını söylemesi üzerine ...’in “Abi'ler dağıtmamı istedi. Ben de veriyorum.” dediğini, bu cep telefonu ile yazılı olarak bir süre haberleştiğini, söz konusu telefonda ara yüzü değiştirilmiş bir haberleşme programı bulunduğunu, daha sonra arıza yapması üzerine bu telefonu ...’e iade ettiğini, Anayasa Mahkemesinde ... yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi sorumlusu olan ...’in tüm hususlarda talimat verdiğini, bu kişinin verdiği talimatları da aynen yerine getirdiklerini, bazı arkadaşlarının özel hayatları ile ilgili ...'e bilgi vermedikleri zaman “Ya kocaman üyeler bilgi veriyor ve ona göre hareket ediyorlar, bu bizim arkadaşlar niye bana bilgi vermiyorlar.” şeklinde sitem ettiğini, önceleri hangi üyenin bahse konu yapı içinde olduğunu anlamadığını, bu kişilerle kendisinin direkt bağlantısı olmadığını, sanık ...’ın ... yapılanması içerisinde olan raportörlerin odalarına sık sık gitmeye başlamasıyla sanığın yapı içinde olduğunu anlamaya başladığını, daha sonra ise ... yapılanması içerisinde verilen talimatlar doğrultusunda muhalefet şerhleri yazmaya başlamaları sonucunda ... ve sanık ...’ın bahse konu yapı içinde olduklarını, ...’in de “üyeler” diye bahsettiği kişilerin ... ve sanık ... olduğunu bu şekilde anladığını, sanık ...'ın son dönemlerde ...'in odasına geldiğini gördüğünü, bu gelişlerin nedeninin ise ... yapılanması içerisinde istişare amaçlı olduğunu anladığını, 49721 ID ile görüşme yapan "Hasan by, hsn2014 smsa, Komşu, hsn2014, hasan abi çank, Hasan" isimleri ile kaydedilen kişinin bahse konu yapının eğitim birimleri sorumlusu ... Samsa olduğunu, eğitim biriminde görev yaptığı sırada önce... ile daha sonra da ... Samsa ile muhatap olduğunu, meslek dışında sivillerden “Abi” olarak nitelendirilen kişiler ile eğitim biriminde görüşmediğini, kendisine talimat veren kişilerin söz konusu iki kişi olduğunu, 152122 ID ile görüşme yapan "Recai, Recai, recai, Recai" isimleri ile kaydedilen kişinin bir dönem Anayasa Mahkemesinin ... yapılanması içerisindeki cemaat abisi ... Benli olduğunu, 165175 ID ile görüşme yapan "çnk Kemal by" isimleri ile kaydedilen kişinin Danıştay tetkik hâkimi ... Kayaalp olduğunu, bu kişinin de kendisi gibi eğitim birimi sorumlusu olduğunu, 123416 ID ile görüşme yapan "burhan" ismi ile kaydedilen kişi ile 236444 ID ile görüşme yapan "halid0707, aahalid0707, halid mustafa" isimleri ile kaydedilen kişiyi hatırlayamadığını, 121734 ID ile görüşme yapan "tosun, serhat, mehmet tsn, m.tosun, tosun, me tos, serhat72eskisehir, mehmet tsn, Hemso , TSN, ..., serhat esk" isimleri ile kaydedilen kişinin daha önce birlikte görev yaptığı sırada ... yapılanması içinde aynı grupta bulunduğu Mehmet Tosun olduğunu, 68623 ID ile görüşme yapan "Volkan, volkan, volkan_06 (ufuk), VOLKAN BEY, volkan_06, 4VoIkan Bey, UFUK BEY, volkan, volkan eski, Volkan, volkan, glnrufak, glnr33, Volkan, volkan, Volkan, law" isimleri ile kaydedilen kişinin Uyuşmazlık Mahkemesi eski Genel Sekreteri olan ... olduğunu, bu kişinin de ... cemaat mensubu olduğunu, 113042 ID ile görüşme yapan "Necipbey, NecipSKM, necipbey, Necipbey, Necipbey, necmttn a, necip, Necip, ..., Necip, Necip Bey 06, Nec, necmi" isimleri ile kaydedilen kişinin devre sorumlusu olan ... olduğunu, bu kişinin en son Yargıtay tetkik hâkimi olduğunu hatırladığını, ... ID ile görüşme yapan "... YY, ..., ... abi, İZM.SEÇM.... A, ..., ..., ... EGE, tarik, tarik7174, Tarik, ..., ... ABi, tarik yy, tarik, tarik, tarik, tarik, ... abi 06" isimleri ile kaydedilen kişinin ... yapılanması içinde ...'in bağlı olduğu meslekten olmayan sivil imam olarak nitelendirilen "..." olarak tanıdığı kişi olduğunu, bu kişi ile ... Benli'nin sorumlu olduğu dönem ve ...'in sorumlu olduğu dönem olmak üzere iki defa bir araya geldiklerini, bu kişinin yapılanma içinde Anayasa Mahkemesinin abisi konumunda olduğunu, bu kişinin Anayasa Mahkemesi dışında diğer yüksek mahkemelerden sorumlu olup olmadığını bilmediğini, sadece ... Benli ve ...'in “Abi sizle tanışmak istiyor.” demeleri üzerine bir grup toplantısında bu şahısla bir araya geldiğini, gerçek ismini bilmediğini, sadece mesleğinin öğretmen olduğunu duyduğunu, kendisine gösterilen resimler arasında yer alan ... isimli kişinin ... olarak tanıdığı kişi olduğunu, Anayasa Mahkemesinde olan her türlü olayı ...'in bu kişiye aktardığını, yine Anayasa Mahkemesinde verilecek kararlar ve yapılacak işler konusunda da bu kişinin ...'e talimat verdiğini bildiğini, ByLock aracılığıyla ... Samsa ile yazışırken ismi geçen ...’in, ...in oğlu olduğunu, bu kişinin gideceği yeri tespit eden kişinin “Kemal” ismi ile bildiği ... Kayaalp olduğunu, kendisine ... olarak tanıtılan, sivil imam olduğunu söyledikleri ve örgüt içinde “Abi” olarak nitelendirdikleri kişinin kendisine "..." diye hitap ettiğini, gerçek ismi anlaşılmasın diye kendisine bu şekilde hitap ettiğini düşündüğünü, bu nedenle de bu kişinin kendisini "ramazanrc" olarak kaydetmiş olabileceğini, ...’in Anayasa Mahkemesinde görev yapan ... yapı mensuplarına takma isimler verdiğini, bu isimlerin de genellikle kişinin gerçek ismini çağrıştırdığını, ismi “...” olduğu için kendisi hakkında “...” takma adının kullanıldığını, bu kapsamda ...’in kod isminin “...”, İbrahim Çınar'ın kod isminin “...”, ...'ın kod isminin “...”, ...'ün kod isminin “...” olduğunu bildiğini, yapı mensuplarına bu şekilde isimler verildiğini bizzat ...’in söylediğini, ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'in ... ID numaralı Bylock hesabını kullanan ...'a 21.08.2015 tarihinde 11.01 ila 11.11 saatleri arasında gönderdiği mesaj içerikleri arasında yer alan “abi yanlis anlasilmaz ise bi konudaki dusuncemi soylemek istiyorum. bu cihazlar kinusunu yolda ... beylede konustuk cok fazla oldu diye. onemli bi donemde irtibat kuranadigimiz bi gun olmustu. belki o sebep olmus olabilir. birincisi o gun istisnai bi gun oldu. bir de tatile gelmesi sebep oldu.", "acizana bu kadara ihtiyac yok bence. mesela huseyin bey barun beyle lojmanda komsu iste odalari yan yana ve ayni birimdeler bizde de ayni gruptalar. nasil bi ihtiyaci olacak? olsada ... beyle hep yan yanalar ayni sekilde faruk beyde ... beyle ayni karta odalar yakin evler yakin ve ayni gruptalar.", "simdilik grup baskanlarina versek diyorum. tabi takdir sizin. lutfen itaatsizlik olarak algilamayin. bi de burda zinciri bozma ihtimali var.", "hadun beydekini birlikte kullaniyorlar zaten", "... bey", "tmm abi", "ranmazan beye veriyorum telefonu", "bide halilbeye" şeklindeki mesajda “Faruk Bey” olarak belirtilen kişiyi hatırlayamadığını ancak kendisi ile aynı katta olan ve bahse konu yapı içinde yer alan kişinin Ömer Duran olduğunu, “... Bey” şeklinde belirtilen kişinin ..., “Hüseyin Bey” şeklinde belirtilen kişinin ise Hasan Tuna Göksu olduğunu tahmin ettiğini, bilişim konusunda iyi olduğu için ...’in kendisinden yardım istediğini, ... ID'yi kullanan ... ile ... ID’yi kullanan ... arasındaki görüşmelerde "... abi" olarak belirtilen kişinin kim olduğuna ilişkin olarak ...'in başkalarına çağrışımlı takma isimler koyduğunu, bu çağrışımlara dikkat edildiğinde “...” isminin çağrışımının ... olduğunu, ... ID’yi kullanan ...'ın, ... ID’yi kullanan ...'e 09.10.2015 tarihinde saat 15.07 ila 17.07 arasında gönderdiği mesaj içerikleri arasında yer alan "...... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklindeki mesaja ilişkin olarak ...'nın bireysel başvurusu hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karara ... yapı mensubu olduğunu belirttiği ... ile sanık ... tarafından muhalefet şerhi yazıldığını, bu yazışmada da sanık ... için “...” ismi kullanıldığını, bu durumun da kendisi tarafından takma isimlere ilişkin yapmış olduğu tespiti doğruladığını,
05.09.2017 tarihinde Savcılıkta; daha önceki ifadesinde "..." ismi ile tanıdığı ve yapılan teşhis sonucu tespit edilen ...’ın yargının sivil imamı olarak yaptığı görevden ayrılmasından sonra onun yerine geçen ve "..." ismi ile tanıdığı kişinin kendisine gösterilen resimler arasında bulunan ... isimli şahıs olduğunu, bu kişiyi...'ın evinde gördüğünü, orada kendisini “...” ismi ile tanıttığını, ...’ın ... yapılanması içinde Anayasa Mahkemesi ile ilgili talimatlarının ... üzerinden kendilerine iletildiğini, “...” kod adını kullanan ...’ın ...’e ulaşamadığı zamanlarda ByLock üzerinde kendisi ile irtibata geçse de “...” kod adı ile tanıdığı ...’ın kendisi ile direkt irtibat kurmadığını, ... ID’yi kullanan ...'in, ... ID’yi kullanan ...'e 19.01.2016 tarihinde saat 15.26 ila 16.05 arasında gönderdiği; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", şeklindeki mesaj içerikleri ile ... ID’yi kullanan ...'in, ... ID’yi kullanan tanık ...'a 19.01.2016 tarihinde saat 16.03 ila 16.04 arasında gönderdiği; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil" şeklindeki mesaj içeriklerinde geçen "..." kod isimli kişinin Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve ... yapılanması içinde yer alan..., “..." kod isimli kişinin ise Anayasa Mahkemesi eski raportörü ... olduğunu, Anayasa Mahkemesindeki ... yapılanması içinde bulunan kişilere kendi isimlerine yakın ve kendi isimlerini çağrıştıran isimler verildiğini, kendi takma isminin bu nedenle “...” olarak tayin edildiğini, bu isimlerin ... tarafından belirlendiğini, bu isimdeki kişilerin kimler olduğunun daha önceden kendilerine bildirilmediğini ancak yapmış oldukları ByLock görüşmelerinde takma isim verilen kişinin kim olduğunu çağrışımlar ve içerik nedeni ile tespit edebildiğini, görüşmelerde "..." kod ismi ile belirtilen kişinin çağrışımlar ve konuşma içeriklerinden ... olduğunu anlayabildiğini, günlük konuşmalarda yapı mensubu kişilere kod isimleri ile hitap edilmediğini ancak ByLock konuşmalarında mutlaka kod isimleri kullanıldığını, sanık ... ile ... yapılanması içinde yapılan toplantılarda bir araya gelmediğini, ancak 2012 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne başladıktan sonra oda arkadaşı olan ...’in bahse konu yapı içinde ön planda olduğunu gözlemlediğini, sanık ...’ın da sık sık ...'in yanına gelerek sekreter odasında baş başa görüştüklerini, bu görüşmeler sonucunda ...'ın da ... yapılanması içinde olduğunu anladığını, yanında yaptıkları sohbetlerde fazla bir hususta görüşmediklerine şahit olduğunu, görüşmelerin mutad şekilde devam ettiğini ancak önemli bir husus olunca her ikisinin birlikte yanından ayrılarak boş olan sekreter odasına geçtiklerini, ByLock görüşmelerinde “...” olarak hitap edilen kişinin sanık ... olduğunu anlayabildiğini, alınan talimatlar doğrultusunda ... yapılanması içinde bulunan üyeler ve raportörlerce ... ve ... ile ilgili başvurunun muhalefetinin çoğunluk görüşünü domine edecek daha doğrusu ezecek şekilde yazılmasının sağlanmasının ve bu şekilde AİHM'de yapılacak inceleme sırasında karşı oyun ön plana çıkması ve çoğunluk kararının AİHM önünde güçsüz hâle getirilmesinin amaçlandığını, bunun genel bir strateji olduğunu, aynı stratejinin ... gibi cemaatin önem verdiği başvurularda da uygulandığını, bu kararlara da muhalefet yazan kişilerin ... yapılanması içinde bulunan üyeler olduğunu, ... ve ... başvurusunda da yapı içinde bulunan ...’ın muhalefet oyu kullanıp güçlü gerekçe yazdığını, ... yapılanması içinde bulunan raportörlerin de bu gerekçenin yazımına yardım ettiğini bildiğini, 481085 ID’yi kullanan ... tarafından "..." olarak kaydedilen ve ... ID’yi kullanan kişinin ... yapılanması içinde bulunan birlikte görev yaptığı Anayasa Mahkemesi eski raportörü ... olduğunu, ... ID’yi kullanan ...'ın ... ID’yi kullanan ...'e 12.10.2015 tarihinde saat 15.51 ila 15.52 arasında gönderdiği mesajlar arasında yer alan; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", şeklindeki mesaja ilişkin olarak o tarihte başkan vekili olan sanık ...’ın görev süresinin dolmak üzere olduğunu, görüşmede “...” olarak hitap edilen kişinin o dönem hac görevini yapan ve “...” olarak bilinen Anayasa Mahkemesi üyesi ... olduğunu tahmin ettiğini, “Engin” olarak belirtilen kişinin ise o tarihte yapılan seçimde başkan vekili seçilen ... olduğunu, “...” ve “...” olarak belirtilen kişilerin ise ... ve ... olduğunu tahmin ettiğini, söz konusu ByLock içeriklerinden ...’ın “...” olarak tanıdığı ...'e bazı talimatlar ilettiğinin anlaşıldığını, ByLock görüşmelerine göre “...” olarak hitap edilen kişinin kendisi olduğunu, “...” olarak hitap edilen kişinin ..., “...” olarak hitap edilen kişinin ..., “...” olarak hitap edilen kişi ..., “...” olarak hitap edilen kişinin ... olduğunu bu kişilerin dışında “...” olarak bildiği kişinin de ... olduğunu görüşme içeriklerinden anladığını,
Mahkemede; 2012 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne atandığını, bu atama öncesinde Anayasa Mahkemesindeki mevcut yapılanmayla alakalı herhangi bir bilgisinin olmadığını, devam eden süreçte kendisi ile irtibat kurulduğunu, FETÖ/PDY kapsamında birtakım sohbet gruplarına dahil olduğunu, kendisinin raportörlüğe atandığı dönemde sanık ...’ın başkan vekili olduğunu, çevresinde bulunan bir örgüt üyesinin hâl ve tavırlarından ve sanık ile olan ilişkilerinden bir süreye kadar belli tahminleri olduğunu, hatırladığı kadarıyla bir sohbet toplantısında “yapıya mensup üyeler” şeklinde bir ibare kullanılınca bu ifadeden birden fazla üyenin örgütle bağlantılı olduğunu anladığını, darbe teşebbüsünden geriye doğru bir yıllık süre içerisinde Mahkemede yapıya mensup raportörlerin sayısının azalması ile kişilerin birbirlerini daha yakından tanımaya başladıklarını, yapı mensupları arasında eski ve yeni ayrımının kalktığını, grupların daha esnek hâle geldiğini, 2014 yılı itibarıyla örgütün yüksek yargıdaki hâkim ve savcıların çocuklarına yönelik faaliyetleriyle alakalı bir görevi olduğunu, bu kapsamda 2014 yılında telefonuna ByLock programı yüklemesinin söylendiğini, Bylock kullanıcı hesabı bulunduğunu, bu kapsamda Mahkemenin sorumlusu olan ...'le bu program üzerinden yazışmalarının olduğunu, bu yazışmalarda sohbet toplantılarının tarihleri, yönetim işleri yönünden Mahkeme içindeki işleyişle ilgili mesajların yanı sıra önemli davalarda örgüt mensubu üyelerin tavırları ile alakalı bir takım yazışmalar yapıldığını, sanık ile ilgili olarak ilk baştan itibaren raportörlerle olan diyaloglarından yola çıkarak bir takım kanaatleri bulunduğunu, son süreçte ..., ..., ... gibi cemaat yapılanması için önemli olan başvurularda yazılan karşı oylarla bu tespitleri bir araya geldiğinde kesin bir kanaate vardığını, son dönemde aynı odayı paylaştığı ... isimli raportör ile aralarında bu yapılanma kapsamında birbirlerine yönelik bilgileri bulunduğunu diğer bir ifade ile bu kişinin örgüt mensubu olduğunu bildiğini, 2015 yılı başları itibarıyla Mahkemeden ayrılan bu kişinin raportörlerden memnuniyetsizliğini ifade etmek amacıyla Mahkemede bir-iki dava adamı olduğunu birisinin o dönem itibarıyla Genel Sekreter Yardımcısı olan ... diğerinin de sanık ... olduğunu söylediğini, ByLock aracılığıyla yapılan bir takım yazışmalarda maddi olayla, orada kullanılan isimlerin birbiriyle örtüştüğünü, diğer bir ifade ile bir konu konuşulduğunda onunla ilgili isimleri de zaten çağrıştırdığını, ... ve ... isimleri birbirlerini çağrıştırdığından ... isminin kullanıldığını, okunan görüşmelerden örgüt üyelerinin kendisi hakkında gıyabında ... ismini kullandıklarını anladığını, bu durumu zaten bildiğini, bu konuda örnek vermesi gerekirse ... için kullanılan ... ismine ilişkin olarak peygamberlere ait olan Musa ve ... isimlerinin birbirlerini çağrıştırdıklarını, ...’in ... şeklinde, İbrahim Çınar’ın ... şeklinde ... İbrahim isimlerinden çağırışım yaptığını, yine ... ismi ile de tarihi şahsiyetler açısından bağlantı kurulduğunu düşündüğünü, konuşma içeriği itibarıyla da birbiri ile örtüştüğünü, ... ve ... isimlerinin de bu anlamda birbirini çağrıştırdığını, diğer Anayasa Mahkemesi eski Üyesi ... hakkında da yanlış hatırlamıyorsa ... isminin kullanıldığını, gizlilik amacıyla kullanılan kod adı uygulamasını zamanla kanıksadığını, sanıkla resmî ilişkiler haricinde bir görüşmesinin olmadığını, herhangi bir sohbet toplantısında bir araya gelmediklerini, 49721 ID’yi kullanan ... Samsa tarafından 21.08.2015 tarihinde saat 23.56 ila 22.08.2015 tarihinde saat 00.02 arasında gönderilen mesaj içeriklerinde yer alan; "... ... ile geliriz bulusuruz" şeklindeki mesajda belirtilen “...” isimli kişinin sanık olmadığını, bu kişinin Danıştay eski tetkik hâkimi olan ... Kaya olması gerektiğini, bu görüşmede “...” isminin kod adı olarak kullanılmadığını,
Tanık ... Mahkemede; Anayasa Mahkemesinde iki dönem başkan vekilliği, iki dönem de başkanlık yaptığını, başkan vekilliği yaptığı 2001 yılında sanık ...’ın raportör olarak görevlendirildiğini, Anayasa Mahkemesindeki raportörlerin Yargıtay ya da Danıştay mensubu olmadıklarından dışlanma hissettiklerini, HSYK üyelerine kendilerini yeterince tanıtamadıklarını, bu nedenle de Danıştay ya da Yargıtay üyeliği konusunda şanslarının olmadığını, bunun için gerek kendi başkanlığı döneminden önce gerekse kendi başkanlığı döneminde raportörlerin çeşitli kurumlarda görev almaları sağlanarak daha sonra Anayasa Mahkemesine ya da Yargıtay veya Danıştaya gidebilmelerine yönelik bir formül üretildiğini, kendisinden önceki başkanlar döneminde bu şekilde üç kişinin Adalet Bakanlığına ve Kültür Bakanlığına müsteşar yardımcısı olarak atandıklarını daha sonra da oradan yüksek yöneticilik kontenjanından Anayasa Mahkemesi üyesi seçildiklerini, sanık ...'ın üye seçilmesinin ilk yapılan seçim olmadığını, sanığın Anayasa Mahkemesinde raportör olarak on yıllık bir çalışması olduğunu, 2009 yılının sonuna doğru gelindiğinde sekiz Bakan ve bir Başbakan yargıladıklarını, sanığın cezacı olmasından dolayı bu yargılamalarda raportör olarak görev aldığını, sanığın ...Müsteşarlığında müsteşar yardımcısı olarak atanması söz konusu olduğunda atamayı yapan ilgililerin kendisinden bu konuda bilgi aldıklarını, kendisinin de olumlu referans verdiğini, sanığın müsteşar yardımcısı olarak atanmasından birkaç ay sonra Anayasa Mahkemesi yedek üyeliklerinden birisinin boşaldığını, bunun üzerine diğer raportörler için ciddi bir motivasyon kaynağı olacağını düşünerek üyelerin ve raportörlerin istekleri doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı nezdinde referans olduğunu, sanığın Anayasa Mahkemesine yedek üye olarak atanmasından sonra 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yedek üyeliğin kaldırılıp asıl üyeliğe çevrildiğini, bu nedenle Mahkemede bulunan 4 yedek üyenin asıl üye olarak göreve başladığını, 2014 yılında Ergenekon ve Balyoz davaları ile Genel Kurmay eski Başkanına ilişkin bireysel başvuruları incelediklerini, bu davalarda fahiş hatalar yapıldığını, özellikle adil yargılanma hakkının ciddi anlamda ihlal edildiğini tespit edip sonuca bağladıklarını, bu şekilde söz konusu davalarda yapılan hataların bir nebze olsun düzeltilerek toplumda bir rahatlama sağlandığını, kumpas olarak nitelendirilen bu davaların arkasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğu konusunda ciddi bir kanaat olduğunu, bu davaların Anayasa Mahkemesinde oy birliğiyle karara bağlandığını, eğer sanığın böyle bir örgütle bağlantısı olmuş olsa idi bu davalarda da muhalif kalması gerektiğini, 10.02.2015 tarihinde emekli olduğunu, iddianamede anlatılan olayların birçoğunun emekli olduktan sonraki aşamaya, bundan sonra neticelenen davalara ilişkin olduğunu, iddianamede ileri sürülen bu konularda herhangi bir şey söylemesinin söz konusu olamayacağını, hazine yardımı ve barajın düşürülmesine ilişkin ... Partisi ve Büyük ... Partisi tarafından yapılan başvurulara ilişkin davalara girmediğini, başvuruların 1-2 muhalefet oyu ile reddedildiğini hatırladığını, yasal engel nedeniyle de başvuruların kabul edilmesinin zaten mümkün olmadığını, bu davalarda ne konuşulduğunu bilmediğini, bahse konu yapı ile ilgili hakkında işlem yapılan 1-2 raportör için sanığın referans olmuş olabileceğini ancak sanık dışında söz konusu raportörler ile ilgili hem siyasilerden hem de çevresindeki arkadaşlarından çok yoğun referanslar geldiğini fakat prensip olarak bunların hiçbirisine itibar etmediğini, bireysel başvurunun çok önemli bir konu olması nedeniyle öncelikle referans verilen herkesle görüştüğünü, mülakat yaptığını ve liyakatlı kişileri almaya çalıştığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... Savcılıkta; atılı suçla ilgilisi olmadığı için etkin pişmanlıktan yararlanmak istemediğini, ... numaralı telefon hattını kullandığını, daha önce de 0 542 ... 98 65 numaralı telefon hattını kullandığını ancak hangi yıllar arasında kullandığını net olarak hatırlamadığını, ifade tarihi itibarıyla söz konusu hattın babası tarafından kullanıldığını, sosyal medyada alparslanaltan@gmail.com mail adresine bağlı Facebook hesabının bulunduğunu, Twitter kullanmadığını, ... Çayıralan Lisesi mezunu olduğunu, o tarihlerde ... ilinde ikamet eden ailesinin yanında kaldığını, 1985 yılında ... Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığını, ilk iki yıl ... ilinde ikamet eden halasının yanında, son iki yılda ise Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı Atatürk Öğrenci Sitesinde kaldığını, 1989 yılında mezun olduğunu, bir yıl avukatlık stajı yaptığını, daha sonra adli yargı hâkim adaylığına başladığını, ... adayı olarak stajını yaptığını, bu süre içinde ... ili, Talas ilçesinde bulunan kendilerine ait evde kaldığını, daha sonra kura çekmeden önce eşinin sınıf öğretmenliğini kazanması nedeniyle stajını ... iline aldırdığını, ... ilinde kendi evlerinde kaldıklarını, ... adayı olarak kura çektiğini, daha sonra sırasıyla ... ...Cumhuriyet savcılığı, ... ... Cumhuriyet savcılığı, ... ... Cumhuriyet savcılığı görevlerinde bulunduğunu, 09.01.2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne seçildiğini, o dönemde Mustafa Bumin’in Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunu, 4616 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyle kürsüdeki ceza hâkimleri ile savcılardan Anayasa Mahkemesine atamalar yapıldığını, Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yaptıktan sonra 2010 yılının Mart ayında meslekten ayrılarak ...Müsteşarlığı Müsteşar yardımcılığı görevine başladığını, yaklaşık kırk üç gün görev yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı ...l tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiğini, öğrencilik yıllarında yurtta kaldığı süre içinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduğu belirtilen kişiler ile irtibata geçmediğini, toplantılarına katılmadığını, akrabalarından da bu örgüte bağlı yurtlarda kalan olmadığını, eşinin ifade tarihi itibarıyla öğretmen olarak görev yaptığını, lojmanda kaldıklarını, ... ilinde eşine ait evleri bulunduğunu, engelli oğlu olan Halim Eren Altan adına kayıtlı 2013 model Skoda marka araç ile kendine ait olup eşinin kullandığı Nissan Micra marka araçları bulunduğunu, bankada da maaşlarından kalan para olduğunu, bahse konu örgüt ile bağlantılı olduğu belirtilen kişilere para yardımı yapmadığını, bu amaçla kendisinden para talep edilmediğini, BDDK'nın tasarrufları sonrasında ... Grubuna herhangi bir para yatırmadığını, savcı olarak görev yaptığı süre içinde uzun veya kısa süreli olarak yurt dışına gitmediğini, Anayasa Mahkemesi raportörü olduğu dönemde kısa süreli olarak, yedi, sekiz kez Mahkemenin götürmesi nedeniyle yurt dışına resmî ziyaretlere gittiğini, Anayasa Mahkemesi üyesi olduğu dönemde de görevine bağlı olarak yurt dışına on, on beş defa gittiğini, 15.07.2016 tarihinde evde olduğunu hiç dışarı çıkmadığını, 16.07.2016 tarihinde ise ...’da bulunduğunu, şehir dışına çıkmadığını, evde olduğunu, darbe teşebbüsüne ilişkin olarak kendisine herhangi bir kişi tarafından görev verilmediğini, 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri sırasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddia edilen adayların seçimine ilişkin olarak herhangi bir yönlendirme faaliyetinde bulunmadığını, o dönem Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili olması nedeniyle oy hakkının da bulunmadığını, yargı imamı olduğu iddia edilen ..., ... ve ... tanımadığını, bu kişilerle de irtibata geçmediğini, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bir bağlantısının olduğunu kabul etmediğini, Anayasa Mahkemesi üyesi olduğu dönemde yazdığı karşı oylar nedeniyle hakkında bu şekilde bir isnatta bulunulmuş olabileceğini, ... tarafindan 2001 yılında raportörlüğe seçildiğini, daha sonra Tülay Tuğcu’nun Başkan olduğu dönemde de çalışmalarının devam ettiğini, o dönemde Anayasa Mahkemesinde yüce divan yargılamalarının yapıldığını, bu yargılamalarda da koordinatör olarak görev yaptığını, ...’ın başkanlığı döneminde de raportörlükle ilgili çalışmalarının devam ettiğini, söz konusu çalışmalarının değerlendirilmesinden sonra da o dönemki mevcut Başkan ...’ın önerisiyle üyeliğe seçildiğini, hakkındaki soruşturmanın Anayasa’nın 148 ve 149. maddeleri ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi gereğince yapılmasını talep ettiğini,
Mahkemede; 1968 yılında Sarıkamış'ta doğduğunu, ilköğrenimini ... Çayıralan Devrim İlkokulunda; orta öğrenimini ... Çayıralan Lisesinde tamamladığını, 1985 yılında girdiği ... Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989 yılında mezun olduğunu, ... Barosuna bağlı olarak avukatlık stajını tamamladıktan sonra 17.01.1991 tarihinde ... hâkim savcı adayı olarak göreve başladığını, 24.05.1993 tarihinde ... ...Cumhuriyet savcılığı görevine atandığını, 1996 yılında Siverek ... Cumhuriyet savcılığı ve 1998 yılında da ... ... Cumhuriyet savcılığı görevini yürüttüğünü, ... ilçesinde bulunduğu dönemde askerlik görevini yerine getirdiğini, ardından 2001 yılının Aralık ayında ... Cumhuriyet Başsavcısının kendisini aradığını, 4616 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi eski Başkanı ...n'in Mahkemeye raportör almak istediğini söyleyip tavsiye edebileceği Cumhuriyet savcısı veya ceza hâkimi olup olmadığını sorunca Başsavcının kendisinin adını verdiğini, bu nedenle de AYM Başkanının kendisi ile görüşmek istediğini söylediğini, ardından ...’ya gelerek AYM eski Başkanı ... ile görüştüğünü, Başkanın kendisini bakanlıktan, kuruldan ve çalıştığı yerlerden araştırdığını, CV’sini incelediğini, görüşmeden de olumlu bir izlenim edindiğini ifade ederek kabulü hâlinde yazısının yazılacağını söylediğini, bu şekilde 2001 yılı sonunda AYM raportörlüğüne atandığını, AYM'de ..., ... ve ... Başkanlıklarında yaklaşık on yıl raportör olarak görev yaptığını, 2007 yılından itibaren AYM raportörlerinin koordinasyonundan sorumlu raportör olarak çalıştığını, görevi sırasında 4616 sayılı Kanun’la ilgili olarak AYM'ye yapılan çok sayıda başvuruyu inceleyen üç kişilik komisyonda çalıştığını, siyasi partilerin kapatılması ve siyasi partilerle ilgili diğer başvurular ile yüce divan dosyalarında eski başbakan ve bakanların yargılanmalarına ilişkin davalarda ceza ve ceza yargılamasıyla ilgili başvurularda görev aldığını, 26.02.2010 tarihinde dönemin Ulaştırma ve ...Bakanı Binali Yıldırım ve dönemin Başbakanı ......'ın tensibi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayı ...Müsteşarcılığı Müsteşar Yardımcılığı’na atandığını, o tarihlerde görev yapan AYM Başkanı ..., Üyeler ...,...., ... ve ...'ın da talep ve önerileri üzerine 29.03.2010 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından AYM üyeliğine seçildiğini, 26.10.2011 tarihinde yapılan seçimde AYM üyelerinin çoğunluğunun oyuyla başkan vekili seçildiğini, bu görevi 4 yıl süreyle yerine getirdiğini, 26.10.2015 tarihinde yapılan başkan vekilliği seçiminde Engin Yıldırım ile birlikte aday olmasına rağmen son gün adaylıktan çekilerek ...'ı desteklediğini, meslek hayatı boyunca tüm terfilerinin (C) seviyesinde ve mümtazen gerçekleştiğini, sicilinde olumsuz bir durum bulunmadığını, görevi sırasında ayrıca akademik kariyerini de sürdürerek 1992 yılında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ticaret Hukuku bilim dalında yüksek lisansını, 2009 yılında da Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü özel hukuk anabilim dalında doktorasını tamamlayarak doktor unvanını aldığını, AYM'deki görevi sırasında Avrupa Konseyiyle yapılan ortak projelerin yürütülmesi ve koordinasyonunda özellikle bireysel başvuru yolunun Türkiye'de kabul edilmesi ve hazırlık amacıyla yürütülen çalışmalarda etkin görevler üstlendiğini, görevi süresince AYM'yi temsilen yerli ve yabancı katılımcılardan oluşan birçok heyetle resmî temaslarda bulunduğunu, görüş alışverişlerinde yer aldığını ve birçok resmî ve akademik ortamda AYM, anayasa yargısı, bireysel başvuru ve insan hakları konularında sunumlar yaptığını, Avrupa Konseyiyle birlikte yürütülen yüksek yargı kurumlarının Avrupa standartları bakımından rollerinin güçlendirilmesi ortak projesi kapsamında Mahkemenin bireysel başvuru işleriyle ilgili olarak üye, raportör ve personelinin eğitimini, kurum dışında diğer yüksek yargı kurumları, barolar ve adalet bakanlığı yetkililerine yönelik eğitim ve iş birliği çalışmalarını mahkeme adına yürüttüğünü, bireysel başvuru öncesi ve sonrasında AYM, Adalet Akademisi, Barolar Birliği, çeşitli barolar ve üniversiteler bünyesinde düzenlenen bilgilendirme toplantılarında etkin rol aldığını, sunum ve panellere katıldığını, Mahkemeye yerli ve yabancı değişik unvan ve görevlerle gelen yüzlerce kişiye Mahkeme ve işlevleriyle ilgili sunumlar yaptığını, önceki AYM başkanı ...'ın başkanlığında AYM'nin diğer ülke AYM'leri ve yüksek mahkemeleri, Avrupa Birliği kurumları, AİHM ve Venedik Komisyonu ile diğer uluslararası kurumlarla ilişkilerin kurulması ve arttırılmasında önemli çalışmalar yaptığını, Avrupa Anayasa Mahkemeleri Birliği, Asya Anayasa Mahkemeleri Birliği, Dünya Anayasa Mahkemeleri Birliği konferansı gibi uluslararası kuruluşlara AYM'nin üye olarak katılması ve ilişkilerin geliştirilmesi için yoğun çalışmalarda bulunduğunu, AYM'nin diğer ülke AYM'leri ve yüksek mahkemeleriyle karşılıklı birçok ikili işbirliği çalışmalarında önemli görevler yürüttüğünü, belirtilen çalışmaları nedeniyle söz konusu kuruluşlar ve diğer ülkelerin AYM ve yüksek mahkeme mensuplarının birçoğu ile yakın temas ve ilişkileri bulunduğunu, hayatı boyunca hiçbir örgüte, hiçbir terör örgütüne üye olmadığını, irtibat veya iltisak içerisinde bulunmadığını, yaklaşık on yıl Cumhuriyet savcılığı, on yıl raportörlük, iki yıl üyelik ve dört yıl başkan vekilliği döneminde görevlerini kanunlara uygun, hiç kimseden emir ve talimat almadan, ailesinden, engelli oğlundan ve hatta sağlığından fedakârlıkta bulunarak dürüst ve vakur bir şekilde meslek ilkelerine uygun olarak yerine getirdiğini, görevlerine ilişkin emir ve talimat almanın fıtratına ters bir davranış şekli olduğunu, bu nedenle terör örgütünün talimatıyla hareket ettiği yönündeki iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmediğini, Anayasa’nın 148 ve 6216 sayılı AYM'nin Kuruluş Kanunu’nun 16. maddesinde AYM üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçlarıyla kişisel suçları için soruşturma açılmasının AYM Genel Kurulunun kararına bağlı olduğunu ancak ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceğinin düzenlendiğini, aynı Kanun’un 17. maddesinde ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli istisna olmak üzere görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle AYM üyeleri hakkında koruma tedbirlerine ancak soruşturma kurulunun talebi üzerine AYM Genel Kurulunca karar verilebileceğini, ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceğinin ifade edildiğini, iddianamede terör örgütü mensuplarından talimatlar aldığı, seçimlerde örgütün işaret ettiği yönde oy kullandığı, örgüte müzahir kişiler ve kurumlar lehine olabilecek davaları takip ettiği, bu davalarda karşı oy kullandığının ifade edildiğini, terör örgütü üyeliği suçlamasının bu eylem ve faaliyetlere dayandırıldığını, bu eylemlerin ancak görev sırasında ve görevin sağladığı yetki ve kolaylıklar sayesinde işlenebilen eylemlerden oluştuğunu, Yargıtayın istikrar bulmuş kararlarına göre görev suçunun; memuriyet göreviyle ilgili ve bağlantılı diğer bir ifadeyle suçu oluşturan fiille görev arasında illiyet bağının bulunduğu, suçun görevin sağladığı imkânlardan yararlanılarak işlendiği ve failinin kamu görevlisi olmasının suçun kurucu unsuru olduğu bir suç tipi olduğunu, konuyla ilgili AYM'ye yapılan bir başvuruda Ergenekon silahlı terör örgütü kapsamında birtakım suçlar işlediği iddia edilen dönemin Genel Kurmay Başkanı hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince; anılan dava sanığının iddianamedeki suçları Genel Kurmay Başkanlığı görevinin kendisine sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirdiğini, suçlamaya ilişkin eylemlerin görevde yetkinin kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve anılan dava sanığının doğrudan göreviyle ilgili bulunduğunun belirtildiğini, bu nedenle söz konusu sanığın 353 sayılı Kanun’un 15/a maddesine göre yüce divanda yargılaması gerektiğinden davanın yüce divan yerine ağır ceza mahkemesinde açılması ve yargılamanın da bu mahkemede yapılmasının Anayasa ve Yasa’ya açıkça aykırı olduğunun dile getirildiğini, nitekim Dairenin bozma kararı üzerine ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyayı AYM'ye gönderdiğini, AYM'nin de isnat edilen suçların görev suçu olduğunu ve ilgili kişinin yüce divanda yargılanması gerektiğini belirterek 353 sayılı Kanun’un 15/a maddesi gereğince durma kararı vererek soruşturma izni verilmesi için dosyayı Başbakanlığa gönderdiğini, yine benzer şekilde anayasal düzeni ortadan kaldırma suçuna teşebbüsten ve silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan hâkimler M.Ö. ve M.B.'nin örgütün talimatları doğrultusunda terör örgütü üyeleriyle ilgili verdikleri kararlar nedeniyle haklarındaki soruşturmanın 2802 sayılı Kanun’da öngörülen özel soruşturma usulüne göre, yargılamalarının da haklarındaki suçlar görev suçu kabul edilerek Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapıldığını, CMK'nın 2. maddesinde suçüstü hâlinin tanımlandığını, darbeye teşebbüs suçu açısından 15 Temmuz darbe girişiminin suçüstünü oluşturabilecek bir gelişme olduğunu, dolayısıyla darbeye teşebbüs suçu açısından ağır cezalık suçüstü hâlinin varlığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığını, kendisinin 15 Temmuz darbe girişimiyle hiçbir ilgisi olmadığı gibi ne tutuklama kararında ne de iddianamede buna yönelik herhangi bir iddianın da yer almadığını, örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olduğunu, örgüt üyesinin suçüstüne tabi bir suç işlemesi hâlinde hakkında suçüstü hükümlerinin uygulanabileceğini, darbeye teşebbüse yönelik herhangi bir eylemi bulunmamasına karşın başka kişilerce işlenen suçüstü hükümlerine tabi başka bir suçtan dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, kendisi açısından suçüstü hâli olmadığına göre suç tarihi itibarıyla AYM üyesi sıfatını taşıması nedeniyle Anayasa’nın 148 ve 6216 sayılı Kanun’un 16 ve 17. maddelerine göre hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülemeyeceğinden ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturması ve uygulanan tüm koruma tedbirleriyle verilen kararların açıkça hukuka aykırı olduğunu, diğer yargı mensuplarıyla kendisi hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırma suçuna teşebbüsten soruşturma başlatılmasına gerekçe yapılan hususların hiçbirinin ayrıca suçüstü hâlinin somut olayda kendisi açısından mevcut olmadığını, olmayan delillerle başlatılan soruşturmada suçüstü hâli varmış gibi gösterilmek suretiyle özel soruşturma usulü atlanarak genel hükümlere göre tutuklama ve soruşturma işlemleri yapabilmenin amaçlandığının anlaşıldığını, zira terör örgütü üyeliği iddiasıyla ilgili soruşturma makamlarının elinde 14.01.2016 tarihinde hangi deliller varsa gözaltı kararının verildiği 16.07.2016 tarihinde de aynı deliller bulunduğunu, hakkındaki suçlamaya dayanak yapılan delillerin soruşturmanın başladığı tarihten aylar sonra dosyaya girdiğini, kendisi ile ilgili iddia edilen eylemden dolayı suçüstü hükümlerinin uygulanamayacağı bilindiğinden 15 Temmuz sonrasında toplumda oluşan darbe karşıtı kamuoyu desteği de alınmak suretiyle darbe ve terör örgütüyle ilgisi olmamasına rağmen hakkında suçüstünün varlığı bahanesiyle soruşturma yürütüldüğünü, iddia edilen eylemlerin tamamının görevi ile ilgili olması ve suçüstü hâlinin bulunmaması nedeniyle daha fazla hak ihlaline ve suç işlenmesine meydan verilmemesi adına bu aşamada CMK’nın 223. maddesi gereğince hakkında durma kararı verilerek dosyanın Anayasa’nın 148 ve 6216 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre gereğinin yapılması için AYM’ye gönderilmesi gerektiğini, darbe teşebbüsünü televizyondan öğrendiğini, 16.07.2016 tarihinde bir sonraki gündemin dosyalarını okuduğu sırada saat 16.30'da polis memurlarının evine gelerek darbe nedeniyle hakkında gözaltı kararı bulunduğunu söylediklerini, adeta bireysel başvuru dosyalarını okurken suçüstü yakalanmış olduğunu, polis memurlarına AYM üyesi olduğunu, bu şekilde savcı talimatıyla gözaltına alamayacaklarını, bunun Anayasa’ya ve 6216 sayılı Kanun’a aykırı olduğunu ifade ettiğini, bu sırada eve gelen AYM Başkanı Zühtü Arslan'ın da kendisi hakkında AYM üyesi olduğunu, AYM tarafından karar verilmeksizin gözaltına alamayacaklarını söylemesine rağmen yetkilerinin kaldırıldığı söylenerek gözaltı işlemine devam edildiğini, böylece darbeye katılmış olmamasına rağmen darbecilerden önce gözaltına alındığını, Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’daki açık hükümler göz ardı edilerek ve darbe suçu bahane gösterilerek anayasal bir görev yapan, görevi kanunların anayasaya aykırılığını incelemek ve temel hak ve özgürlüklerin korunması olan bir anayasa yargıcının sıradan bir şüpheli gibi anayasal düzene ve devlet aleyhine suç işleme amacına sahip bir terör örgütüne üyeliği ithamıyla apar topar gözaltına alınmasının belirtiği mevzuat hükümlerine, hukuk devlet ilkesine ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hukuk güvenliğinin geçerli olduğu bir hukuk devletinde devletin yasal düzenlemelerde ve uygulamalarda bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerektiğini, hayatında hiçbir yasa dışı iş ve işlem içinde olmamasına, teröre karşı olmasına, mesleki yaşamını insan onurunun, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasına adamış olmasına rağmen bir sabah kendisini terör örgütü üyesi olarak ilan edilmiş bulduğunu, hukuk devletinde bir eylemin suç olup olmadığının siyasi makamlar veya siyasetin etkisindeki kurumlar ve onun konjonktüre göre değişebilen fikir ve görüşlerine göre değil, yasalar ile bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından belirleneceğini, darbe girişimiyle hiçbir ilgisi olmadığı hâlde 15 Temmuz darbe girişiminin failleri hakkında henüz hiçbir yargı kararı bulunmadığı hâlde darbeci askerler dahi henüz yakalanmamışken darbe girişiminde bulunulması eyleminin aleyhine kanıt olarak değerlendirilip bu suretle suçüstü hâlinin oluştuğunu kabul etmenin hukuken izahını yapmanın mümkün olmadığını, Anayasa’nın 38. maddesi ile TCK’nın 20. maddesine göre ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu, hiç kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağını, birilerinin başkalarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarının ceza hukukunun sorumluluk ilkesine tamamen aykırı olduğunu, alınacak karar ve yapılacak adli işlemler bakımından darbe girişimi fırsat bilinerek oluşan konjonktürel ortama ve oluşturulan algı iklimine göre hareket edilmesinin yasal olmadığını, görevin kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, suçüstü durumu söz konusu değilken Anayasa, 6216 sayılı Kanun ve CMK'da yer alan hükümlere aykırı olarak hakkında yapılan gözaltı, arama, sorgu, tutuklama işlemlerinin tamamen hukuksuz olduğunu ve suç teşkil ettiğini, suçüstü hâli şartları oluşmadan yetkili olmayan merci tarafından somut delillere dayalı makul şüphe veya kuvvetli şüphe sebepleri bulunmadan gözaltı ve tutuklama kararları verilerek özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini, nitekim bu uygulamalarla ilgili olarak AİHM'e yapmış olduğu bireysel başvuruda hükümetin savunması için yazılan yazıda belirtilen bir AİHM kararında da benzer gerekçelere yer verildiğini, AİHM Büyük Dairesinin 05.07.2016 tarihli Moldova kararında; yargı makamlarının tutuklama için ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğünün kişinin ilk tutuklandığı tarihten başlayarak tutukluluk süresince devam ettiğinin ifade edildiğini, AİHM'in öncelikli olarak inceleme kararı verdiği başvurusu hakkında belirtilen sebep ve gerekçelerle büyük olasılıkla ihlal kararı verileceğini, bir kısmı kanunda bulunmayan ve hukuki olmayan ibarelerden bir kısmı ise tekrardan ibaret bulunan basmakalıp ifadelerle tutukluluk süresi uzatılarak on yedi ay sonra iddianame hazırlanıp yirmi iki ay sonra duruşmaya çıkarılmak suretiyle ihlalin daha da ağırlaştırıldığını, soruşturma sırasında gizlilik bahanesiyle taraflarına hiçbir bilgi ve belge verilmemesine karşın fezlekenin cumhuriyet savcılığı ve AYM tarafından basına verilerek hakkında hain suçlaması ve hakaretiyle manşetler attırıldığını, haberler yaptırıldığını, bu şekilde masumiyet karinesi, özel hayatın ve insan onurunun korunmasına ilişkin haklarının ihlal edildiğini, hakkındaki suçlamanın manevi baskı altında ve muhtemelen birtakım vaatlerle itirafçı yapılan tanık ... ile gizli tanıklar "Defne" ve "Kitapçı" adı verilen üç raportörün asılsız, soyut ve kişisel tahminler içeren beyanlarına dayandırıldığını, soruşturma sırasında savcının delilden sanığa gitmek yerine soruşturmayı itirafçı sanık ve gizli tanık olmaya yönlendirilen kişilerin beyanları arasına yerleştirilen asılsız, mesnetsiz, tahmin ve yoruma dayalı beyanlarına dayandırdığını, ayrıca savcının bu kişilerden aleyhine beyan alabilmek için adeta özel bir gayret gösterdiğini, bu kişilerin birçok defa beyanlarının alınarak hakkında suç delili oluşturmaya çalışıldığını, tanık ...'ın dört kez ifadesinin alındığını, bu beyanların muhtemelen yapılan pazarlıkla geliştirildiğini, aralarına daha önceki beyanlarda olmayan yeni itham ve iddiaların eklendiğini, suç oluşturulmaya ve tarafına yüklenmeye çalışıldığını, bir kısım vaat ve telkinler karşılığında alındığı bizzat HSYK Başkan Vekili ... Yılmaz tarafından basın yoluyla açıkça ikrar edilmiş olması da dikkate alındığında hukuka aykırı delil kapsamında olmaları nedeniyle soruşturmaya da mahkûmiyete de esas alınmalarının mümkün olmadığını, itirafçı ve gizli tanık beyanlarında hakkında ileri sürülen iddiaları kabul etmediğini, hakkındaki suçlamanın en önemli dayanağı olarak ileri sürülen iddianın birtakım FETÖ bağlantılı başvurularda kullandığı karşı oylar ve karşı oy yazıları olduğunu, bu karşı oyların da ifade ettiği görüşlerinin AYM'nin önceki kararlarında yer alan ve Anayasa’daki temel hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik teknik gerekçelere dayandığını, hâkimlerin kararlarını konjonktüre, sanığın mensubiyetine ve oluşturulan algılara göre değil Anayasa’ya, kanunlara, meslek ilkelerine ve vicdanlarına göre vermeleri gerektiğini, kendisi için sanığın kimliği veya mensubiyetinin değil önündeki dosyanın hukuki niteliğinin önemli olduğunu, Balyoz ve Ergenekon sürecinde de FETÖ'yle ilgili başvurularda da durduğu yerin değişmediğini, vicdan, hakkaniyet ve temel insan hakları doğrultusunda görüşlerini oluşturup görevini yerine getirdiğini, bu doğrultuda oylarını kullanıp karşı oylarını yazdığını, birkaç başvuruda FETÖ bağlantılı başvurular lehine karşı oy kullandığı doğru ise de yüzlerce bireysel başvuruda bu kişiler aleyhine verilen kararlarda imzası olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini, öte yandan söz konusu karşı oy yazısındaki gerekçelerin başvurucunun kimliğine ve mensubiyetine bakılmaksızın kendisinin daha önceki başvurularda ifade ettiği hukuki mütalaalarından ve mahkemenin benzer durumdaki diğer başvurucular hakkında verdiği kararlarda kullandığı gerekçelerden oluştuğunu, aynı dosyanın tekrar önüne gelmesi hâlinde aynı şekilde karşı oy yazacağını, buradaki yanlışlığın karşı oy yazan kendisinde değil, daha önceden oluşturulan ve birçok başvuruda kullanılan gerekçeleri başvurucunun kimliğini ve mensubiyetini gözeterek kullanmaktan kaçınan çoğunlukta olduğunu, iddianamede belirtilen ...'ya ait kararın da ele alındığı, AYM ve Avrupa Konseyinin iş birliğiyle 4-5 Haziran 2016 tarihinde ...'da gerçekleştirilen, özgürlük ve güvenlik hakkı bağlamında AYM kararlarının tartışıldığı toplantıya yurt içi ve yurt dışından insan hakları, ceza ve ceza muhakemesi hukuku uzmanları ile akademisyenlerin katıldığını, bu toplantılarda hakkındaki suçlamaya dayanak yapılan Mahkeme kararı değerlendirilerek karşı oydaki gerekçelerin AİHM yaklaşımı ve temel hakların korunması bakımından isabetli, çoğunluk görüşünün ise önceki kararlarıyla çelişkili ve sorunlu olduğunun ifade edildiğini, söz konusu toplantının Avrupa Konseyi ve AYM tarafından görüntülü olarak kayda alındığını, bu durumun kayıtlardan da tespit edilebileceğini, kendisine atfedilen suçun oluşabilmesi için kesinleşmiş bir yargı kararıyla silahlı terör örgütü olduğu ortaya konulan bir yapı olması ve kendisinin de bu durumu bilerek ve isteyerek böyle bir örgütün hiyerarşisine dahil olması gerektiğini, iddianamede silahlı bir terör örgütüne dahil olduğunu ya da silahlı bir terör örgütüyle organik bir bağının bulunduğunu gösteren hiçbir delil olmadığını, kriminal olarak iddia olunan FETÖ terör örgütünün 3713 sayılı TMK anlamında işlediği iddia edilen ilk cebir ve şiddet eyleminin 15.07.2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi olduğunu, bu hususun hükûmet mensupları ve yargı bürokratlarınca da açıkça ifade edildiğini, bu nedenle de silahlı terör örgütü üyeliği suçunun bu tarihten başlaması gerektiğini, bu tarihten önce gerçekleşen ve söz konusu darbe girişimine yönelik olmayan tüm eylem ve davranışların bu suçun delili olarak nitelendirilemeyeceğini, başka bir anlatımla silahlı terör örgütü üyeliğiyle suçlanabilmesi için kendisinin söz konusu terör örgütünün darbe girişiminde bulunacağını bildiğinin ve buna yönelik eylem ve davranışlarda bulunduğunun delilleriyle birlikte ortaya konulmuş olması gerektiğini, Yargıtay içtihatlarına göre terör örgütü üyeliği suçunun manevi unsurunun doğrudan kast ve suç işleme amaç ve saiki olduğunu, örgüte giren kişinin girdiği örgütün terör suçu işleyen veya bu suçu işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi ve bunları bilerek ve isteyerek örgüte katılması, onun bir parçası olmayı istemesi ve katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerektiğini, bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişilerin suç işlemek amacıyla hareket etseler bile oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan diğer kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan sorumlu tutulamayacaklarını, buna göre her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delillerle kendisinin bu yapının 3713 sayılı Kanun’un 1. maddesinde tanımlanan şekliyle cebir ve şiddet kullanarak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle demokrasi, insan hakları ve hukuk devletine dayanan anayasal düzen ve kurumları yok etmeye yönelik amacını bildiği, bu amacı benimsediği, örgütün amacını kendi amacı yaparak onun gerçekleşmesini istediği ve destek olduğunun ortaya konulmasının gerektiğini, itirafçı ve gizli tanıkların soyut tahmin ve kanaate dayalı suçlamalarından hareket edilerek terör amacıyla kurulan silahlı bir örgüte bilerek ve isteyerek üye olduğu sonucuna varılmasının mümkün olmadığını, öte yandan terör örgütü üyeliği suçunun oluşabilmesi için örgütün amaçlarını kabul ederek örgütün emir ve hiyerarşisine tabi olduğunun hem fail hem de örgüt tarafından bilinmesi ve kabul edilmesi gerektiğini, bilme ve kabulü söz konusu olmaksızın örgüt mensubu olduğu ileri sürülen birtakım kimselerin kendisinin hukuk içerisinde ve görevi icabı gerçekleştirdiği, karşı oy yazmak gibi birtakım faaliyetlerinin kendi lehlerine olduğu yorumunu yapmış olmalarının da kendisini terör örgütüne üye olan veya örgüte yardım eden biri hâline getirmeyeceğini, ayrıca TCK’nın 314. maddesinde düzenlenen örgüt üyeliği suçu için genel kast yanında özel kastın da bulunması gerektiğini, CMK'ya göre yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilmiş olabileceğini, hükmün kanuna aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının hukuka kesin aykırılık sebebi olduğunu, CMK 134. maddesinde düzenlenen tedbire başvurulabilmesi için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ile başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması gerektiğini, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin Yönetmelik’in 4. maddesine göre soruşturma ve kovuşturma sırasında diğer tedbirlere başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka yöntemlerden bir veya bir kaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere ancak söz konusu Yönetmelik’te düzenlenen tedbirlerle ulaşılabilecek olması hâlinde başka suretle delil elde etme imkanının bulunmadığından bahsedileceğini, böylece bireyin özel hayatına ve kişisel verilerine önemli bir müdahale teşkil eden bu koruma tedbirine son çare olarak başvurulmasının amaçlandığını, hakkındaki arama ve el koyma kararlarının Anayasa’da, 6216 sayılı Kanun’da ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen hükümlere uyulmaksızın suçüstü şartları bulunmadan yetkili olmayan merci tarafından makul şüphe şartı dahi yerine gelmeden hukuka aykırı olarak verildiğini, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirinin CMK’nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup aynı Kanun’un 116 ile 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturduğunu, bu hâllerde arama kararının yalnızca hâkim tarafından özel koşullarla verilebileceğini, Cumhuriyet savcısı tarafından gecikmesinde sakınca bulunan hâl gerekçesiyle verilen arama kararına istinaden yapılan aramada elde edilen dijital delillerle ilgili sonradan hâkim tarafından el koymanın onaylanması ve CMK’nın 134. maddesi uyarınca imaj alma ve inceleme kararı verilse dahi bu kararların Cumhuriyet savcısı emriyle yapılan aramada elde edilen delilleri hukuka uygun hâle getirmeyeceğini, evinde arama yapıldığı sırada kendisine herhangi bir arama kararı ibraz edilmediğini, hâkim tarafından verilen bir arama kararı olmaksızın kolluk görevlilerince kendisinin ve çocuklarının kullandığı bir kısım dijitallere el konulduğunu, kanuna uygun olarak kopya ve imaj çıkarılması, yedekleme, hash değerlerinin tespiti ve mühürleme işlemleri yapılmaksızın tüm dijital malzemeler bir torbaya doldurularak hukuka aykırı bir biçimde el konulduğunu, bu işlemler gerçekleştirildikten ve evden ayrılarak iş yerinde arama işlemi tamamlandıktan sonra kolluk görevlilerinden birinin cep telefonundan arama kararı olduğunu söylediği bir metni ekrandan gösterdiğini, arama kararı olarak kendisine gösterilen ancak adının yer almadığı söz konusu metnin kolluk görevlilerinin telefonuna arama işlemleri tamamlandıktan sonra mesaj olarak gönderildiğini, bununla birlikte gerçekten bir arama kararı olup olmadığının, hangi merci ve mahkeme tarafından ve ne zaman verildiğinin de şüpheli olduğunu, nitekim arama tutanağına bu durumu şerh ederek imzaladığını, dolayısıyla yapılan arama ve arama sırasında dijital verilere el konulması işlemleri ile bu yolla elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu, arama işleminin yapıldığı tarihten sonra 27.07.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan 668 sayılı KHK ile CMK’nın 134. maddesinde değişiklikler yapılmış ise de aramanın yapıldığı tarihteki hükümlerin geçerli olduğunu, ayrıca söz konusu KHK'nın 3. maddesinde işlemlerin tamamlanması üzerine el konulan cihazların gecikme olmaksızın iade edileceği belirtilmesine rağmen aradan yirmi iki ay geçtiği hâlde el konulan dijital cihazların iade edilmediğini, sonuç olarak hakkında verilen arama ve el koyma kararların hukuka aykırı olduğu gibi bilgisayar ve dijital verilerin imajının alınmasının CMK hükümleri ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin benimsediği ilkelere uygun olarak yapılmadığını, itirafçı ve gizli tanık beyanlarına ilişkin olarak iddianamede AYM eski raportörleri olan bir itirafçı ile iki gizli tanık beyanının hakkındaki suçlamaya dayanak yapıldığını, bu beyanların esas itibarıyla HSYK Başkan Vekilinin 21.10.2016 tarihinde yaptığı “Disiplin açısından itirafta bulunan hâkim ve savcılar olursa ihraç yoluna gitmeyeceğiz. Yeter ki bize örgütü deşifre konusunda çok yararlı bilgiler versinler.” şeklindeki mesleğe dönme vaadiyle yaptığı açıklamadan sonra alındığını, ancak bu vaadin gerçek olmadığı, hâkim ve savcıların iradelerini sakatlamak için yapıldığının da yine Başkan Vekilinin 28.12.2016 tarihli açıklamasıyla ortaya çıktığını, bu açıklamada da “Herkes rahat olsun. HSYK etkin pişmanlıktan faydalanan hiçbir kimseyi yeniden göreve döndürmeyecek. Bu açıklamayı tamamen itirafçılığı teşvik amacıyla yaptım ve çok da başarılı oldum. Çünkü o vakitlerde bir tane bile itirafçı yokken o açıklamam sonrası itiraflarda patlama oldu. İki yüzün üzerinde itirafçı sayesinde 2.400 hâkim ve savcı hakkında FETÖ üyesi olduğuna dair delil elde ettik.” dediğini, bu açıklamalardan hâkim ve savcıların terör örgütü üyesi oldukları iddiasına ilişkin önemli delillerden olduğu kabul edilen itirafçı ve tanık beyanlarının özgür iradeye dayanmadığının ve CMK 148. maddesinde belirtilen yasak yöntemlerle elde edildiğinin anlaşıldığını, ...’in konuyla ilgili olarak; “Belli bir kamu görevi ifa eden bir kişinin özellikle hâkim ve savcıların terör örgütü üyeliğiyle suçlanabilmesi için bu suçlamanın somut bir suç vakasıyla ilişkilendirilmesi gerekir. Bir kamu görevlisinin somut bir suç vakası ile ilişkilendirilmeden soyut bir şekilde terör örgütü üyeliği ve yöneticiliğiyle suçlanması bununla hukuk dışında başka bir amacın güdüldüğünü gösterir.” dediğini, AİHM'in bir kararında; “Makul şüpheye ve hiçbir delile dayanmadan yapılan gözaltı ve tutuklama işlemiyle amaçlanan şüpheliye suçu ikrar ettirmek, başkaları aleyhine tanıklık yapmaya zorlamak ve olmayan şüphe sebeplerine zemin hazırlayacak bilgileri elde etmektir.” şeklinde hukuk dışı amacın neler olabileceğini ifade ettiğini, yargı mensupları hakkındaki soruşturmanın tam da AİHM'in ifade ettiği amaç doğrultusunda başlatıldığını, bu kapsamda elde delil olmadığı için mesleğe dönme ve tahliye vaadiyle ya da ceza evinde hücrelere konup tecrit edilerek kişilerin itirafçılığa ve başkaları aleyhine tanıklık yapmaya zorlandığını, bu şekilde suç delillerinin elde edilmeye çalışıldığını, yine ...’in; “Kişilerden itiraf çerçevesinde alınan bilgilerin somut vakasına ilişkin olmadığı takdirde bu itirafların TCK’nın 221. maddesi çerçevesinde etkin pişmanlık olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, tahliye beklentisiyle tutuklu kişilerle at pazarlığı yapıldığını ve tahliye beklentisiyle alınan bilgilerin bir suç olgusuna ilişkin bulunmadığını,” ifade ettiğini, bu nedenle itirafçı ve gizli tanık beyanlarındaki suçlamalara bu nitelikleri dikkate alınarak yaklaşılması gerektiğini, itirafçı olan tanık ...'ın beyanlarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının FETÖ terör örgütüne üyelikle suçlanan bu tanıkla yakından ilgilendiğini, bu tanığın birçok kez beyanını alarak adeta aleyhinde delil oluşturabilmek için özel bir gayret gösterdiğini, soruşturmalarda nadir rastlanacak bir uygulama olarak tanığın 09.09.2016, 21.10.2016, 19.07.2017 ve 05.09.2017 tarihlerinde tam dört kez savunmasını aldığını, hakkındaki suçlama üzerinde hiç durmaksızın aleyhinde delil oluşturmaya çalıştığını, bu savunmalarda tanığın soyut tahmine dayalı beyanlarda bulunduğunu, kendisine yönelik somut hiçbir suçlama ortaya koyamadığını, tanığın “..., üyeler özel hayatlarıyla ilgili bilgi veriyorlar. Bu bizim arkadaşlar niye bilgi vermiyorlar demişti. Bu üyeler ... ve ...'dır.” şeklindeki ifadesinde kendince yorum yaptığını, özel hayatı ile ilgili bilgileri örgüte verdiğine ilişkin iddiaların bir anlamı ve doğruluk payı olmadığını, iftira ve asılsız ithamdan ibaret olduğunu, tanığın ByLock yazışmalarındaki “...” isminin çağrışımının ... olduğu, bu nedenle ByLock yazışmalarında geçen ... isimli kişinin kendisi olduğu yönündeki iddiasının iftira ve asılsız itham niteliğinde olduğunu, kendi adının “...” ismiyle çağrışım olarak nasıl benzediğinin açıklanması gerektiğini, tanığın bu konuda görgüye dayalı bilgi yerine kendi sübjektif yorumlarını ifade ettiğini, kendisinin kod adının bulunmadığı gibi hukuka aykırı bir eyleminin de bulunmadığını, daha önceden raportörlerin koordinasyonuyla görevli raportör olarak görev yapmış olması nedeniyle raportörler ile diğer üyelerden daha yakın ilişki içinde olduğunu, Mahkemedeki kıdemi itibarıyla tüm üye ve raportörlerden AYM'deki hizmet süresine göre daha fazla görev yapmış olduğunu, bu nedenle tüm personel, raportörler ve üyelerle çok yakın ve sağlıklı ilişkisi bulunduğunu, ayrıca Mahkeme üyelerinin de talebiyle üyeler adına tüm çalışanların doğum, ölüm, evlilik gibi durumlarında kutlama, hediye alımı ve taziye ziyaretlerini genellikle üyeler Burhan Üstün ve ...yla birlikte gerçekleştirdiklerini, göreve yeni başlayanları kutlamaya gittikleri gibi gün içerisinde de birlikte üye, raportör ve personele nezaket ziyaretleri yaptıklarını, tanığın iddia ettiği gibi diğer üyelerden ayrı olarak raportör odalarına veya ... ve ...'in odalarına sık sık gidip gelmesinin söz konusu olmadığını, sık sık ...'in yanına gidip onunla sekreter odasında gizlice görüştüğü iddiasının tamamen asılsız olduğunu, raportörlerle baş başa yaptığı görüşmelerin büyük çoğunluğunun bireysel başvurularla veya görev kapsamında yapılan görüşmeler olduğunu, eski Başkan Vekili ve 2. Bölüm Başkanı olması nedeniyle özellikle bireysel başvurunun ilk zamanlarında raportörlerle çok yakın mesaileri olduğunu, ancak bunların hiçbirisinin örgütle ilgili görüşmeler olmadığını, örgüt yapılanması içerisinde verilen talimatlar doğrultusunda muhalefet yazma iddiasına ilişkin olarak tanığın aslında kendisinin örgüt üyesi olduğunu bilmediğini ancak verilen talimatlar doğrultusunda bazı kararlara muhalefet yazması nedeniyle kendisinin de FETÖ'cü olduğunu anladığını ileri sürdüğünü, tanığın bu iddiasının da kendi yorumunu içeren bir iftiradan ibaret olduğunu, hiç kimsenin talimatıyla hiçbir şekilde oy kullanmadığını ve karşı oy yazmadığını, gizli tanık Defne'nin beyanlarındaki suçlamaların soyut, anlamsız ve gerçeklerden uzak yakıştırmalardan oluştuğunu, bu tanığın ilk beyanının AYM'de yönlendirmeyle alındığını, AYM mevzuatında yeri olmamasına rağmen gizli tanık yapıldığını, eski raportör olan bu kişinin gizli tanık sıfatıyla verdiği beyanın görgüye dayalı hiçbir husus içermediğini, bu gizli tanığın örgütün talimatıyla ... Partisi ve Büyük ... Partisine seçim barajı ve hazine yardımıyla ilgili başvuru yaptırıldığı ve bunun akıl hocası ve takipçisinin AYM raportörleriyle birlikte kendisi olduğu iddiasına ilişkin olarak söz konusu başvuruların yapılmasında herhangi bir etki ve yönlendirmesinin olup olmadığının adı geçen parti yetkililerinden sorulabileceğini, dosyayla ilgisinin görevi kapsamında olduğunu, karşı oy yazmasının da görevi kapsamında bir işlem olduğunu, karşı oy yazısının teknik gerekçelere dayandığını, gizli tanık Kitapçı'nın aralarındaki ilişkilerden ...'ın yanı sıra Oğuz Kaya, Ahmet Kırtepe ve kendisinin cemaatten olduğuna dair kanaatinin oluştuğuna ilişkin beyanına yönelik olarak ...’ın Mahkeme üyesi, Oğuz Kaya’nın Genel Sekreter ve Ahmet Kırtepe'nin de Genel Sekreter Yardımcısı olduğunu, tanığın hangi ilişkilerden nasıl bir çıkarımla kendisinin de cemaatten olduğu sonucuna vardığının belli olmadığını, Mahkemede herkesle olduğu gibi adı geçen şahıslarla da yakın ilişkisinin ve görevleri nedeniyle iletişimlerinin bulunduğunu, tanığın bu beyanlarının da ciddiye alınacak hiçbir tarafı olmadığını, ByLock görüşmelerine dayandırılan iddialarla ilgili olarak hiçbir şekilde ByLock programını kullanmadığını, bu program aracılığıyla yapılan yazışmalarda kendisine ait olduğu ileri sürülen kod ismini iddianameden öğrenmiş bulunduğunu, karşılıklı mesajların gönderildiği şahıslarla yasa dışı herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, ... ve ...’in AYM eski raportörleri olduklarını, ...’ı ise hiçbir şekilde tanımadığını, AYM raportörü olan kişilerle ilgili ilişkisinin tamamen görevi kapsamında ve iş ilişkisi boyutunda olduğunu, bunun dışında ByLock yoluyla veya herhangi bir şekilde yasa dışı ilişkisi ve irtibatının bulunmadığını, bu kişiler arasındaki yazışmaların kendisi ile hiçbir ilgisi olmadığını, ... ismi kullanılarak kimi kast ettiklerini bilmediğini, örgütle bağlantılı herkesin ByLock kullanmasına karşın kendisinin neden ByLock yoluyla haberleşmediğinin ortaya konulmadığını, Başkan Vekilliği seçimlerinde örgütün talimatı ile Engin Yıldırım'ın değil ... Paksüt ve Celal Mümtaz Akıncı'nın desteklendiği iddiasının gerçekle bir ilgisi bulunmadığını, zira 26.10.2015 tarihinde yapılan Başkan Vekilliği seçiminde iki aday bulunduğunu, bunlardan birinin Engin Yıldırım diğerinin ise kendisi olduğunu, son güne kadar da adaylığının devam ettiğini, ancak son gün yani seçimden bir gün önce gördüğü lüzum üzerine adaylıktan çekildiğini, hem çekilme kararını hem de seçimde kendisinin de Engin Yıldırım'ı desteklediğini bir kısım üyelere bildirdiğini, ayrıca o tarihte memleketi olan ...'da bulunan Engin Yıldırım'ı da arayarak adaylıktan çekildiğini ve kendisini destekleyeceğini bildirdiğini, oyunu da Engin Yıldırım lehinde kullandığını, bu hususun Engin Yıldırım'a da sorulabileceğini, seçimlerde ... Paksüt veya Celal Mümtaz Akıncı'nın adaylığının söz konusu olmadığını, bu nedenle ByLock yazışmalarında geçen bu ifadelerin ne anlama geldiğini bilmediğini, dolayısıyla iddianamedeki örgüt talimatıyla oy verme ve seçimlere müdahale etme konusundaki suçlamayı kabul etmediğini, sivil imam ...'ın kendisine telefon hattı gönderdiği iddiasına ilişkin olarak kullandığı tek bir telefon hattı bulunduğunu, onun da 48 50 ile biten telefon hattı olduğunu, adına kayıtlı olup 48 49 ile biten telefonu eşinin, 98 65 ile biten telefonu ise babasının kullandığını, bunun dışında adına veya başkası adına kullandığı herhangi bir telefon hattı bulunmadığını, nitekim 16.07.2016 tarihinde polis memurları tarafından yapılan aramada kendisinin ve eşinin kullandığı telefonların bulunarak kendi kullandığı telefona el konulduğunu, yapılan detaylı aramada kendi kullandığı bir IPad ile çocuklarının kullandığı bilgisayar ve IPad ile CD’lere el konulmasına rağmen başka bir dijital delil bulunmadığını, bu nedenle kendisine telefon hattı gönderildiği iddiasını kabul etmediğini, İpek Holding, tutuklu hâkimler, Ekrem Dumanlı, ... Ayhan başvurularıyla ilgili iddialara ilişkin olarak ByLock yazışmalarından hareketle belirtilen başvuruların örgüt tarafından takip edildiği ileri sürülerek kendisi ile bağlantı kurulmaya çalışılmış ise de bu yönde bir eylem ve girişiminin ortaya konulamadığını, belirtilen bireysel başvuruların 1. Bölüme ait olduğunu hatırladığını, AYM'de bireysel başvuruları inceleyen iki ayrı bölüm bulunduğunu, kendisinin 2. Bölümün kurucu başkanı ve üyesi olduğunu, bölümlerde çalışan üyelerin sabit olduğunu ve bölümler arasında geçiş bulunmadığını, dolayısıyla 1. Bölümün dosyasıyla ilgili bir yetkisinin olmadığını, AYM'de çalıştığı dönem itibarıyla AYM başkanlığı görevini yürüten ... döneminde Genel Kurulun oylarıyla da benimsemesiyle bir öncelik sıralaması yapıldığını, dosyaların bu sıralamaya göre incelenip gündeme alındığını, AYM Başkan Vekili olduğu dönemde mevzuatta Başkan Vekilinin görevleri arasında sayılmasına rağmen kendisinin özellikle bazı dosyaları gündeme alma şeklinde bir talimatı olmadığını, zaten raportörlerin ilk zamanlarda heyete yetişemediğinden hazır olan dosyalarının hemen gündeme alındığını, ...’tan sonraki dönemde gündemleri baş raportörle birlikte bizzat Başkan Zühtü Arslan’ın belirlediğini, Başkan Vekillerine herhangi bir inisiyatif bırakmadığını, mevzuata göre AYM Başkanının böyle bir yetkisi olmamasına ve bunu bizzat Başkan Zühtü Arslan'a ifade etmesine rağmen uygulamanın bu şekilde olduğunu, bu nedenle gerek 1. Bölüme ait dosyaları gerekse kendi bölümüne ait dosyaları dahi takip ve hızlandırma gibi bir imkânının bulunmadığını, Anayasa Mahkemesine raportör olarak alınması için birkaç kişinin ismini Başkan ...’a söylemiş olduğunu ancak bu söylediği isimlerin alınmadığını, Anayasa Mahkemesinin Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili karar gerekçelerinin ağırlıklı olarak kendi görüşleri doğrultusunda yazıldığını, 05.09.2015 tarihinde görüşme isteğine örgüt sivil imamı ...'ın olumsuz bakarak ...'e “Acil bir şey varsa size söylesin, siz söylersiniz.” dediği iddiasına ilişkin olarak söz konusu şahısla görüşme talebinde nasıl ve neden bulunduğu hususunun belli olmadığını, ...’ı tanımadığını ve hiçbir şekilde kimseyle görüşme talebinin olmadığını, örgüt sivil imamının Cumhurbaşkanının yargılanması konusunda çalışması için AYM'de görev yapan örgüt mensuplarına talimat verdiği iddiasının neyi ifade ettiğinin anlaşılamadığını, Cumhurbaşkanın yargılanmasıyla AYM'nin herhangi bir ilgisinin olmadığını, AYM'ye bu yönde bir başvuru yapılmadığını ve karar da verilmediğini, her şeyden öte bu iddianın kendisi ile ilgili olduğunun ortaya konulamadığını, örgütün eğitim birimi sorumluları ... Samsa ve tanık ... ile görüştüğü iddiasına ilişkin olarak adı geçen şahıslardan tanık ...’ın aleyhinde beyanda bulunan AYM eski raportörü olduğunu, ... Samsa’yı ise tanımadığını, tanık ...’ın beyanlarında eğitim sorumlusu olarak ... Samsa ve ... Kayaalp ile görüştüğünü ifade etmesine rağmen Cumhuriyet savcısının iddianamede geçen ...'in kendisi olduğunu kabul ederek aleyhine delil oluşturmaya çalıştığını, tanık ...'ın tüm beyanlarında kendisi ile örgüt kapsamında bir görüşme ve ilişkisinin bulunmadığını ifade etmesine karşın Cumhuriyet savcısının bu kabulünün de düşündürücü olduğunu, yine dosyada mevcut HTS baz analizine ilişkin iddialara ilişkin olarak iddianamede FETÖ şüphelileri ... ve ...'ın ByLock yazışmalarında geçen 06 50 ile biten telefon hattı ile kendi kullandığı 48 50 ile biten hattın HTS kayıtlarının 22.11.2015-16.07.2016 tarihleri arasında konum yakınlığı açısından yapılan analize göre örgüt şüphelileri tarafından verilen hattın kendisi tarafından kullanıldığı sonucuna varıldığının belirtildiğini, iddianame ve analiz raporundaki tespitlere göre farklı servis sağlayıcılarına ait farklı baz istasyonlarının ikametinin bulunduğu yere yakınlığı nedeniyle böyle bir sonuca varıldığını, ancak baz istasyonlarından ayrı ayrı kapsama alanları dikkate alındığında ikametinin bulunduğu alanın kurum lojmanları ve özel sitelerin bulunduğu çok geniş bir bölgeyi kapsadığı, zira söz konusu bölgede yalnızca kendi ikametinin bulunduğu AYM üye lojmanlarının değil, bitişik şekilde Başbakanlık, bakanlıklar, AYM raportör, Yargıtay ve Danıştay lojmanları ile Oyak siteleri ve özel apartmanların da bulunduğunu, yalnızca kendi telefon hattının değil o bölgedeki lojmanlarda ikamet eden Başbakanlık ve bakanlık bürokratlarının, AYM Başkan ve üyelerinin, Yargıtay Başkanı ve Başsavcısının, Danıştay Başkanının, Sayıştay Başkanının, MGK Genel Sekreterinin, Başbakanlık Müsteşarının, YÖK Başkanının, Yargıtay ve Danıştay üye, tetkik hâkimi ve savcısının, AYM raportörleri ve personelinin ve o bölgede ikamet eden birçok kişinin telefon hattının da belirtilen hat ile aynı bölgede sinyal vereceğini, dolayısıyla kendi telefonu yerine belirtilen kişilerden herhangi birinin telefonunun sinyal aldığının tespitinin mümkün olduğunu, ne kadar süreyle olursa olsun birbirine yakın istasyonlardan sinyal almış olmalarının iki hattın aynı kişi tarafından kullanıldığını göstermeyeceğini, bu şekilde olmayıp da telefonların farklı semt, bölge veya şehirlerde aynı ya da yakın istasyonlardan sinyal almış olmasının söz konusu telefonların aynı kişi tarafından kullanıldığına dair bir karine oluşturabileceğini, ancak yüzlerce kişinin ikamet ettiği bir alanda sabit noktalardan yapılan bu tespitin delil değeri bulunmadığını, ayrıca iddianame ve analiz raporunda kendi kullandığı 48 50 ile biten telefona gözaltına alındığında diğer dijital delillerle birlikte el konulduğunu, darbenin ertesi günü olan 16.07.2016 tarihi itibarıyla bu telefonun 12.56-18.04 saatleri arasında Avea servis sağlayıcısından baz aldığının belirtildiğini, bu tespitin de oluşa uygun olduğunu, zira evinde polis tarafından yapılan aramanın 16.07.2016 tarihinde 16.30'da başlayıp 18.30'da sona erdiğini, görevlilerin telefonuna el koyarak 18.04'te telefonunu kapattıklarını, örgüt şüphelilerince kendisine verildiği iddia edilen 06 50 ile biten hattın aynı gün 13.13-21.07 saatleri arasında Turkcell servis sağlayıcısına ait başka bir baz istasyonundan baz aldığının tespit edildiğini, buna göre polis memurlarının saat 16.30'da evine gelerek yaptıkları arama sonucunda 18.30'da evden ayrılarak iş yerine gittiklerini, ancak suça konu telefonun hala ikametlerinin bulunduğu bölgedeki istasyondan baz aldığını, bu durumda söz konusu telefonun kendisi tarafından kullanıldığı sonucuna nasıl varıldığının açıklanması gerektiğini, analiz raporu gibi evinde yapılan gözaltı ve arama tutanaklarının dosyada mevcut olduğunu, söz konusu telefonu kullanmadığından evinde böyle bir telefonun bulunmadığını, bulunmasının da mümkün olmadığını, yalnızca bu tespitin dahi analiz raporu ve iddianamenin kötü niyetle hazırlandığını, zan ve sübjektif kanaatlere dayandığını gösterdiğini, iddianamede ayrıca eşinin ve kendisinin kullandığı telefonlarla ilgili dökümlere yer verilip bir kısım örgüt üyeleriyle görüşüldüğü iddiasına ilişkin olarak 48 49 ile biten telefon hattının adına kayıtlı olmasına rağmen eşi tarafından kullanıldığını, bu telefondan FETÖ şüphelileriyle arama ve görüşme yapıldığı ileri sürülmüş ise de bu kişilerden birinin polis memuru Rahmi Demirkan olduğunu ve telefon hattını eşinin kullandığını, aynı okulda öğretmenlik yapan eşinin söz konusu görüşmesinin mesleki ilişki kapsamında olduğunu, Yargıtay eski üyesi Cumhur Özer'in eşi ile de kendi eşinin aynı okulda öğretmenlik yaptıklarını, bu kişinin de eşi adına kayıtlı hattı kullandığını, yapılan görüşmenin mesleki ilişki kapsamında olduğunu, AYM eski raportörleri olan Hakan Atasoy ve ...'ın da kendi adlarına olan telefon hatlarının eşleri tarafından kullanıldığını, AYM üye ve raportör lojmanları birbirine çok yakın olduğundan yapılan görüşmelerin komşuluk ilişkileri kapsamında olduğunu, Murat Arık isimli şahsın Emniyet Genel Müdürlüğünce kendisi için görevlendirilen koruma polis memuru olduğunu, eşinin kendisi ile ilgili bilgi almak için bu kişi ile görüşme yaptığını, kendi kullandığı 48 50 ile biten hatta ilişkin olarak görüşme yaptığı Murat Arık’ın daha önce belirttiği gibi koruması olduğunu, Hakan Atasoy’un AYM eski raportörü olduğunu ve yaptığı görüşmelerin mesleki ilişkiler kapsamında yapıldığını, ...’in AYM eski raportörü ve Danıştay üyesi olduğunu, kendisiyle eskiye dayalı arkadaşlık ilişkisinin bulunduğunu, Yargıtay eski üyesi olan Ahmet Karadavut’un hemşehrisi ve uzaktan akrabası olduğunu, FETÖ sanığı İbrahim Okur'la 13 kez görüştüğü ifade edilmiş ise de söz konusu hattın İbrahim Okur'un eşi olan Nurdan Okur tarafından kullanıldığını, bu kişinin AYM eski raportörü, aynı zamanda da Okan Üniversitesinde öğretim görevlisi olduğunu, görüşmelerin mesleki konularla ilgili bilgi isteği ve öğrencilerin AYM'yi ziyaretleri kapsamında yapıldığını, yurt dışı kaydıyla ilgili iddialara ilişkin olarak iddianamede kendisinin FETÖ'ye yönelik soruşturmada yer alan sivil imam listesindeki Erhan Yılmaz ile FETÖ şüphelileri ..., Kasım Davas, Ömer Diken ve Havva Gürgen isimli şahıslarla aynı gün yurt dışı çıkış kaydının bulunduğu belirtilerek bu durum hakkındaki suçlamaya dayanak olarak gösterilmiş ise de belirtilen şahsılardan AYM eski üyesi ... dışındakileri tanımadığını, söz konusu tarihte AYM üye, raportörler ve Avrupa Konseyi yetkilileriyle birlikte bireysel başvuruya hazırlık projesi kapsamında Almanya AYM'yi ziyaret etmek amacıyla resmî bir heyetle Almanya'ya gidilip resmî temaslarda bulunarak geri dönüldüğünü, dolayısıyla örgüt imamları ve örgüt mensuplarıyla yapılan bir şey olmadığını, aynı gün çıkış yapılmasının birlikte hareket edildiği anlamına gelemeyeceğini, iddianamede AYM'nin kendisi ile ilgili ihraç ve bireysel başvurularının reddine ilişkin kararların gerekçelerine yer verilerek suçlamaya destek sağlanmaya çalışılmış ise de AYM'nin dönemin şartları konjonktür ve muhtemel dış etkilerle hakkında verdiği ihraç kararının hukuka, insafa, vicdana ve ahlaka aykırı bir karar olduğunu, zira hakkında ihraç kararı verilmesini gerektirecek hiçbir bilgi, delil ve dayanak olmaksızın iddia ve dayanakları açıklanıp savunması dahi alınmadan usulüne aykırı olarak verilmiş ve ileride hukuksuzluğu tescil edilecek bir karar olduğunu, dosyadaki verilerden ByLock'la ilgili dijital materyallerin 2016 Aralık ayında ... Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırıldığını, ... 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 09.12.2016 tarih ve 6774 değişik iş sayılı kararıyla MİT'ten gelen dijitallerde kopya çıkarılmasına karar verdiğini, bundan üç buçuk ay sonra da ... 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.03.2017 tarihli 2056 değişik iş sayılı kararıyla bu dijitallerden imaj alınmasına ve metin hâline getirilmesine karar verildiğini, yaklaşık dört ay sonra da ByLock'la ilgili bilirkişi raporu aldırıldığını, yine dosyada mevcut tutanaklara göre itirafçı tanık ...'ın ... Cumhuriyet Savcılığındaki savunmalarının 09.09.2016, 21.10.2016, 19.07.2017 ve 05.09.2017 tarihlerinde; gizli tanık Defne'nin ... Cumhuriyet Savcılığındaki beyanının 04.08.2016 ve ... Cumhuriyet Savcılığındaki beyanının ise 06.10.2016 tarihinde; gizli tanık Kitapçı'nın ... Cumhuriyet Savcılığındaki beyanın 27.12.2016 tarihinde alındığını, hakkındaki sorgu ve tutuklama tarihinin 20.07.2016, ihraç kararının ise 04.08.2016 olduğunu, tarihlere dikkat edildiğinde iddianameye dayanak yapılan tüm delillerin, ByLock yazışmaları ve tanık beyanlarının hem tutuklama hem de ihraç kararından sonra elde edildiğini, başka bir anlatımla hem ihraç hem de tutuklama kararının tamamen delilsiz, dayanaksız ve hukuksuz olarak verildiğini, gerçek durumun bu olmasına rağmen yaptığı bireysel başvuruda bu gerçekleri göz ardı ederek verilen başvurunun reddine dair AYM kararının ihraç kararıyla yapılan hukuksuzluğu örtbas etmek amacıyla verilen diğer bir hukuksuz karar olduğunu, AYM’nin bu davada bireysel başvuruyu inceleyen bir insan hakları mahkemesi gibi değil sanığı mahkum etmeye çalışan taraflı bir alt hâkimi gibi davrandığını, söz konusu kararın daha önce oluşturulan ilkelere ve AİHM içtihatlarına tamamen aykırı olduğunu, zira ihraç açısından hiçbir delile dayalı olmaksızın KHK hükümlerine göre “sosyal çevre bilgisi ve üyelerin zamanla oluşan kanaati” gibi hukukta yeri olmayan gerekçelerle karar verilirken tutuklama tedbiri için gerekli olan kuvvetli suç şüphesi olmadan bomboş dosyayla hukuka ve gerçeğe aykırı gerekçelerle tutuklanması yönünde karar tesis edildiğini, yapılan bu uygulamaların hakkındaki isnat ve iddiaların gerçeklere ve hukuka uygun delillere dayanmadığını, konjöktür gereğince ve 15 Temmuz öncesinde birtakım kimseler tarafından oluşturulan fişleme listelerine isminin eklenmesinden ve bu yönde delil oluşturulmaya çalışılmasından kaynaklandığını, kendisine karşı gerçekleştirilen hukuksuz uygulamaların daha çok Türk yargısına, AYM'ye, AYM üyeliğinin saygınlığına onarılması çok güç zararlar verdiğini, tüm bu hususlar gözetilerek kanunların lehine olan hükümlerinin uygulanmasını ve sonuçta öncelikle tahliyesine ve beraatine karar verilmesini talep ettiğini,
Savunmuştur.
Sanık ... hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 06.03.2019 tarihli ve 23-23 sayılı mahkûmiyet hükmünden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesince sanığın bireysel başvurusuna ilişkin olarak verilen 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 sayılı kararda;
"...
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
...
II. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
A. Başvuranın Yakalanması ve Polis Tarafından Gözaltında Tutulmasına ilişkin Şikâyetler
...
78. Mahkeme, yakalanma ve polis tarafından gözaltında tutulmaya ilişkin şikâyetler bakımından Türk yasal sisteminde iki başvuru yolunun mevcut olduğunu gözlemler; kişinin serbest bırakılmasını sağlayacak itiraz yolu (CMK 91 § 5 madde) ile Devlet aleyhine açılacak tazminat davası (CMK 141 § 1 (a) maddesi) (bk. Mustafa Avcı/Türkiye, no. 39322/12, § 63, 23 Mayıs 2017).
79. Mahkeme bu bağlamda; Türk Anayasa Mahkemesinin, ulusal hukukta mevcut olan hukuk yollarından yararlanmamış olması nedeniyle, başvuranın yakalanması ve polis tarafından gözaltında tutulmasına ilişkin şikâyetlerini reddettiğini belirtir (bk. yukarıdaki 30. paragraf).
80. Anayasa Mahkemesinin bu konuda vardığı sonuç doğrultusunda, Mahkeme, yukarıdaki şikâyetlere ilişkin olarak başvuranın ulusal yasal sistemde sunulmuş olan hukuk yollarından - yani serbest bırakılmasını sağlayacak olan itiraz yolu (CMK 91 §5 maddesi) ve Devlet aleyhine açılacak tazminat davası (CMK 141 § 1 (a) maddesi) en azından birisine başvurması gerektiği kanaatinde olup başvuranın söz konusu hukuk yollarına başvurmadığını dikkate alır. Bu nedenle Hükümetin itirazını kabul etmiş ve başvuranın yakalanması ve polis tarafından gözaltında tutulmasına ilişkin şikâyetlerini, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 madde hükümleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddetmiştir (bk. yukarıda anılan Mehmet Hasan Altan kararı, § 101).
B. Başvuranın ilk tutukluluğuna ilişkin şikâyetler
...
87. Başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna, suç işlediğine dair makul şüphenin bulunmaması ve ilk tutukluluk kararının gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemez olarak nitelendirilmelerini gerektirecek başka bir gerekçe bulunmadığını dikkate alarak Mahkeme, ilgili şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 §§ 1 VE 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
...
A. Başvuranın Tutukluluğunun Hukukiliği Hakkında
...
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
...
(b) Yukarıdaki İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
(i) Sözleşme’nin 5 § 1. Maddesi
104. Mahkeme, başvuranın 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandığını ve aynı gün gözaltına alındığını, daha sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde silahlı terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle tutuklandığını ve 6 Mart 2019 tarihinde aynı suçtan mahkûm edildiğini gözlemler.
105. Başvurunun konusu, başvuranın ilk tutukluluğu olduğu için belirlenmesi gereken birinci husus, söz konusu zamanda Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuranın, 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandıktan sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmasının, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ile gerekli kılındığı üzere, ‘yasayla öngörülmüş bir usule uygun’ olup olmadığının belirlenmesidir. Başvuranın tutukluluğunun 5 § 1 madde amaçları dâhilinde ‘hukuka uygun’ olup olmadığını ve özgürlüğünden mahrumiyetinin ‘yasa ile öngörülen bir usul uyarınca’ olup olmadığının belirlemek için Mahkeme, ilk olarak, başvuranın tutukluluk hâlinin Türk hukukuna uygun olup olmadığını inceleyecektir.
106. Mahkeme, taraflar arasında şu hususun ihtilaf konusu olmadığını belirtir; başvuran, ilgili mevzuat kapsamında Anayasa Mahkemesi üyelerine verilen güvencelere karşın, CMK’nın 100 ve devam maddeleri gereğince yakalanıp gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Tarafların iddiaları ve görüş ayrılıklarına ilişkin husus ise olayların meydana geldiği esnada Anayasa Mahkemesi üyesi olan ve bu itibarla özel bir statüye haiz olan başvuranın genel hükümler uyarınca tutuklanmasının ‘hukukun kalitesi’ (quality of the law) ilkesini karşılayıp karşılamadığıdır.
107. Mahkeme, başvuranın bu husustaki iddiasını Anayasa Mahkemesi önünde dile getirdiğini ve Anayasa Mahkemesinin de Yargıtay içtihadına atıfta bulunarak mevcut davada genel hükümler uyarınca uygulanan tutukluluk tedbirinin ilgili mevzuata uygun olduğu tespitinde bulunduğunu gözlemler. Anayasa Mahkemesine göre, Anayasa ile 6216 sayılı Yasa gereğince Anayasa Mahkemesi üyelerine tanınan usuli güvencelere rağmen, soruşturma makamlarının ‘başvurana isnat edilen silahlı terör örgütü üyeliği suçunun suçüstü hâli olduğuna ilişkin tespitinin olgusal ve yasal dayanaktan yoksun olduğu’ sonucuna varılamaz (bk. yukarıdaki 42. paragraf).
108. Mahkeme, ... Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği 16 Temmuz 2016 tarihli dokümanda anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçundan da bahsedilmiş olmasına rağmen, başvuranın 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimiyle alakalı bir suç işlerken yakalandığı veya bu nedenle tutuklandığına dair herhangi bir iddia olmadığını dikkate alır. Aslında, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçu, başvuranın daha sonra ifadesini alan ve tutuklanmasına karar veren ilgili sulh ceza hâkimi tarafından dikkate alınmamıştır (bk. yukarıdaki 19-20. paragraflar). Başvuran bu nedenle, temelde, soruşturma makamları ve Türk mahkemelerince darbe girişimini düzenleyen silahlı terör örgütü olarak kabul edilen bir yapı olan FETÖ/PDY üyesi olma şüphesiyle özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu hususların, soruşturma makamlarının suçüstü hâlinin mevcut olduğuna ilişkin tespitinin olgusal ve yasal dayanağını teşkil ettiğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu sonuca varırken, Yargıtayın ilgili içtihadına atıfta bulunmuştur (bk. yukarıdaki 42. paragraf).
109. Bu bağlamda Mahkeme, 10 Ekim 2017 tarihinde verdiği öncü kararda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, silahlı bir örgüte üye olmak şüphesiyle yakalanan hâkimler açısından suçüstü hâlinin söz konusu olduğu yönünde karar verdiğini dikkate alır (bk. yukarıdaki 63. paragraf). Bu öncü kararda, suç örgütü üyeliği şüphesi bulunan davalarda, yargı mensubu üyesi olan şüphelinin suçüstü hâli mevcut olduğu gerekçesiyle tutuklanması için CMK 100. maddede belirtilen koşulların karşılanmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Suçüstü hâli kavramının, başvuran tutuklandıktan uzun bir süre sonra yapılan bu yeni yargısal yorumunda, Yargıtayın mütemadi suçlara ilişkin yerleşik içtihadı temel alınmıştır.
110. Bu bağlamda, Mahkeme, çoğu kez belirttiği üzere, ulusal hukukun yorumlanması ve uygulanması konusunda asli sorumlu olan ulusal mahkemelerin yaptığı iddia edilen olgusal veya hukuki hataları değerlendirirken sınırlı yetkisi bulunduğunu dile getirir. Ulusal mahkemelerin yorumu keyfi olmadığı veya açıkça makul olduğu sürece (bk. Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], no. 73049/01, § 86, AİHM 2007-I), Mahkemenin rolü, yapılan yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlıdır (bk. Waite and Kennedy/Almanya [BD], no. 26083/94, § 54, AİHM 1999-I, ve Rohlena/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 59552/08, § 51, AİHM 2015). Mahkemenin, bu nedenle, önündeki davalarda ulusal hukukun yorumlanma ve uygulanma şeklinin Sözleşme’ye uygun olup olmadığını incelemesi gereklidir (bk., mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Assanidze/Gürcistan [BD], no. 71503/01, § 171, AİHM 2004-II).
111. Bu hususta Mahkeme, genel olarak, yerel mahkemelerin yürürlükteki yasal hükümlere ters düşen istisnaları içtihatlarına dâhil etmeleri hâlinde yasal kesinlik ilkesinin tehlikeye düşebileceğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, CMK’nın 2. maddesinin, suçun işlendiği esnada ya da işlendikten hemen sonra tespit edilmesi durumuyla bağlantılı olan suçüstü (in flagrante delicto) kavramının klasik bir tanımına yer verdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen Yargıtay içtihadına göre, CMK’nın 100. maddesi uyarınca, bir suç örgütüne üye olma şüphesi, herhangi bir fiili unsur veya devam eden cezai bir eylem belirtisine ihtiyaç duyulmaksızın suçüstü olarak nitelendirme bakımından yeterli görülebilir.
112. Mahkemeye göre bu, suçüstü kavramının kapsamlı bir yorumu olup, söz konusu kavramın genişletilmesi sonucunda, bir suç örgütüne dâhil olduğundan şüphelenilen hâkimlerin, Türk hukukunun yargı mensuplarına tanıdığı yargısal korumalardan (Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuran da 6216 sayılı Kanun uyarınca söz konusu korumaya tabidir.) mahrum bırakılması durumu ortaya çıkar. Sonuç olarak, mevcut davadakine benzer koşullarda, bu kavramın geniş bir şekilde yorumlanması, yürütme organının müdahalelerine karşı yargı mensuplarına sağlanan usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getirmektedir.
113. Mahkeme, bu tür bir yargısal korumanın, hâkimlere, şahsi menfaatleri için değil, görevlerini bağımsız bir şekilde ifa edebilmelerini güvence altına almak amacıyla sağlandığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 102. paragraf). Hükümetin de haklı olarak belirttiği gibi, böyle bir koruma cezadan muaf olma anlamına gelmemektedir. Söz konusu korumanın amacı, genel olarak yargı sisteminin, özel olarak da yargı mensuplarının, adli görevlerini yerine getirirken yargı dışındaki organların ve hatta denetim görevi ifa eden hâkimlerin yasal olmayan kısıtlamalarına maruz kalmalarını engellemektir. Bu bağlamda, Türk mevzuatının, Anayasa’da ve 6216 sayılı Kanun’da yer alan güvencelerin gözetilmesi koşuluyla, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tutuklanmaları konusunda bir yasaklama öngörmediğini kaydetmek gerekir. Nitekim söz konusu Kanun’un 16 ve 17. maddelerinde öngörülen usul uyarınca, yargısal dokunulmazlık Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılabilmekte, kovuşturma açılabilmekte ve tutuklu yargılama gibi önleyici tedbirler uygulanabilmektedir.
114. Bunun yanı sıra, Mahkeme, Yargıtayın 10 Ekim 2017 tarihli kararından hareketle (bk. yukarıda 63. paragraf), Yargıtayın devam eden suç kavramına ilişkin yerleşik içtihadında, CMK’nın 2. maddesinde öngörüldüğü üzere geçerli bir cezai eylemin varlığını temsil eden suçüstü kavramının kapsamının genişletilmesinin nasıl haklı görülebildiğini anlayabilmiş değildir (bk. yukarıda 52. paragraf). Yargıtayın önceki kararlarına bakıldığında, devam eden suçların mahiyetlerinin, ceza mahkemelerinin yargı yetkisinin ve bu tür davalarda kovuşturma bakımından süre kuralının uygulanabilirliğinin belirlenmesi amacıyla böyle bir yaklaşımı benimsediği anlaşılmaktadır (bk. yukarıda 60‑62. paragraflar).
115. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, ulusal mahkemelerin suçüstü kavramının kapsamını genişletmelerinin ve mevcut davada iç hukuku uygulamalarının, sadece yasal kesinlik ilkesi bağlamında bir sorun teşkil etmediği (bk. yukarıda 103. paragraf), aynı zamanda bariz bir şekilde mantıksız olduğu kanaatine varmıştır.
Dolayısıyla, başvuranın Anayasa Mahkemesi üyelerine sağlanan usule ilişkin güvencelerden mahrum bırakılmak suretiyle, CMK’nın 100 maddesi uyarınca tutuklanması, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi gereğince kanunda öngörülen bir usul doğrultusunda gerçekleştirilmemiştir.
(ii) Sözleşme’nin 15. Maddesi
116. Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca yükümlülüklerin askıya alınması bağlamında Mahkeme, ulusal makamlara, olağanüstü bir durum teşkil eden tehlikenin bertaraf edilmesi için gerekli olan aykırı tedbirlerin niteliğini ve kapsamını belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisinin tanındığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, tedbirlerin ‘kesin olarak gerekli’ olup olmadığı hususunda nihai kararı verecek olan Mahkemedir. Özellikle, yükümlülüklere aykırı bir tedbirin özgürlük hakkı gibi Sözleşme’de yer alan temel bir hakka halel getirmesi hâlinde, Mahkeme, söz konusu tedbirin olağanüstü hâl durumuna gerçek bir cevap niteliğinde olduğundan, tedbirin olağanüstü durumun özel koşullarında tamamen haklı gerekçelere dayandırıldığından ve suistimale karşı yeterli güvencelerin sağlandığından emin olmalıdır (bk. A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, § 184, AİHM 2009).
117. Mahkeme, ilk olarak, mevcut başvurunun tamamen, olağanüstü hâl sürecinde Sözleşme’den doğan yükümlülüklere aykırı olarak alınan tedbirlere ilişkin olmadığını ve esasen başvuranın 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalanmasının ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmasına ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Cumhurbaşkanının başkanlığında Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca görevini icra eden Bakanlar Kurulu tarafından, olağanüstü hâl döneminde otuz yedi adet kararname çıkarıldığı dikkate alınmalıdır (no. 667-703). Kararnameler, polis tarafından gözaltında tutulan veya tutuklu olarak yargılanan kişiler hakkında iç hukukta öngörülen usule ilişkin güvenceler bakımından önemli kısıtlamalar getirmiştir (örneğin, gözaltı süresinin uzatılması, dava dosyalarına erişimin ve tutukluluk kararlarına yapılan itirazlar hakkındaki incelemelerin kısıtlanması; bk. yukarıda 13. paragraf). Ancak, mevcut davada başvuran, Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca ceza gerektiren bir suç olarak nitelendirilen, silahlı bir terör örgütüne üyelik şüphesiyle, ilk olarak polis tarafından gözaltına alınmış ve sonrasında tutuklu olarak yargılanmaya başlamıştır. Özellikle, başvuranın davası bakımından uygulanabilir olan mevzuat -CMK’nın 100. maddesi ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin statülerini düzenleyen hükümler- olağanüstü hâl döneminde herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Bunun yerine, başvuranın şikâyetçi olduğu tedbirler, olağanüstü hâl ilan edilmeden önce yürürlükte olan, olağanüstü hâl sonrasında yürürlüğe giren ve hatta halen geçerli olan mevzuat çerçevesinde alınmıştır.
118. Mahkeme, bu bağlamda, suçüstü kavramının kapsamlı bir şekilde yorumlanmasının olağanüstü hâl durumuna uygun bir cevap olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Kaldı ki, olağanüstü hâl durumunun gerektirdiklerine cevaben benimsenmeyen böyle bir yorum, yalnızca yasal kesinlik ilkesi bakımından bir sorun teşkil etmekle kalmayıp, aynı zamanda (yukarıda 112. paragrafta belirtildiği üzere) yürütme organının müdahalelerine karşı yargı mensuplarına sağlanan usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getirmektedir. Ayrıca, böyle bir yorum, olağanüstü hâl durumunun yasal çerçevesinin dışına çıkan hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Dolayısıyla, olağanüstü hâl durumunun kendine özgü koşulları bu yorumu haklı göstermemektedir.
119. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, ‘kanunda öngörülen bir usule uygun olarak’ verilmemiş olan tutuklu yargılanma kararının mevcut koşullarda kesin surette gerekli olmadığı kanaatine varmıştır (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Mehmet Hasan Altan, § 140).
Bu nedenlerle, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Başvuranın Suç İşlediğine Dair Makul Şüphenin Bulunmadığı İddiası
...
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
...
b) Yukarıda Açıklanan İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
(i) Sözleşme’nin 5 § 1 Maddesi
131. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın, darbe teşebbüsünden bir gün sonra 16 Temmuz 2016 tarihinde, terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle gözaltına alındığını ve 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklandığını gözlemlemiştir. Mahkeme ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığının, 15 Ocak 2018 tarihli bir iddianameyle, başvuranın, FETÖ/PDY örgütü üyeliğinden, Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini talep etmiştir. Davayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6 Mart 2019 tarihinde başvuranın mahkûmiyetine hükmetmiştir.
132. Mahkeme, başvuranın, atılı suçu işlemiş olduğu konusunda tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek herhangi bir olay veya bilginin bulunmadığına ilişkin iddiasını dikkate almıştır. Özellikle, başvuran, Hükümet tarafından atıfta bulunulan delillerin, yakalandığı veya ilk tutuklama kararının verildiği tarihten uzun süre sonra elde edildiğini ve dolayısıyla, tutukluluğuna hükmedildiği sırada, soruşturma makamlarının ve adli makamların, böyle bir tedbirin uygulanmasını haklı gösterebilecek herhangi bir delile dayanmadığını ileri sürmüştür.
133. Mahkeme, ilk tutukluluk kararı verilirken başvuran hakkında ‘makul’ bir şüphenin mevcut olduğuna dair nesnel bir bilginin bulunup bulunmadığı konusunda tespitte bulunabilmek için ilgili tüm koşulları dikkate almalıdır. Hükümet, darbe girişimini çevreleyen özel koşulları, FETÖ/PDY örgütünün idari ve adli makamlara ne ölçüde sızdığını ve atılı suçun katalog suçlardan olduğunu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının haklı gerekçelere dayandığını ve orantılı olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına hükmeden kararda başvuran aleyhinde kuvvetli şüphe uyandıran somut delillerden bahsedildiğini ileri sürmüştür. Son olarak, Hükümet, iddialarını ... Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 25 Ekim 2017 tarihli özet rapora atıfta bulunmak suretiyle desteklemiştir.
134. Mahkeme, mevcut davanın oldukça özel nitelikteki bağlamı gereği, davaya konu olayların son derece detaylı bir şekilde incelenmesinin gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorlukları göz önünde bulundurmaya hazırdır (bk. yukarıda anılan Mehmet Hasan Altan, § 210).
135. Hükümet, Türk mahkemelerince 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün azmettiricisi olarak değerlendirilen söz konusu örgütün alışılmışın dışındaki niteliğini vurgulayarak, bu örgütün kanunilik kisvesi altında etkili Devlet organlarına ve yargı sistemine yoğun bir şekilde sızmış olduğunu ileri sürmüştür (bk. yukarıda 122. paragraf). İddia konusu bu koşullar, tutukluluk kararını haklı gösteren şüphenin ‘makul’ olup olmadığı hususunun, olağan suçların incelenmesi esnasında uygulanan standartlara göre değerlendirilemeyeceğine işaret edebilir (Benzer gerekçeler için bk. yukarıda anılan Fox, Campbell ve Hartley, § 32).
136. Bununla birlikte, Mahkemeye göre, organize bir suç hakkında yapılacak incelemenin beraberinde getirdiği koşullar, ‘makul olma’ kavramının, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi ile koruma altına alınan güvencenin özünü zedeleyecek ölçüde genişletilmesini haklı gösteremez (Kıyaslayınız, yukarıda anılan, Fox, Campbell ve Hartley, § 32). Dolayısıyla, Mahkemenin mevcut davadaki görevi, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği sırada, başvuranın savcılık makamlarınca itham edildiği suçu işlemiş olabileceği hususunda tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek yeterli nesnel unsurların bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Mahkeme, bunu yaparken, söz konusu tedbirin uygulanmasına karar veren adli makamların incelemesine sunulan ilgili zamana ait olgu, olay ve bilgiler temelinde, söz konusu tedbirin haklı olup olmadığını değerlendirmelidir. Bu hususların, yargı mensupları (mevcut davada, tutuklu olarak yargılanmasına karar verildiği dönemde Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuran) açısından özellikle önemli olduğu dikkate alınmalıdır (bk. yukarıda 102. paragraf).
137. Anayasa Mahkemesi, söz konusu tedbiri incelerken, FETÖ/PDY örgütünün özellikleri ve yargı içindeki gizli yapısı hakkında bilgi verdikten sonra, başvuran aleyhindeki şu delillerden bahsetmiştir; iki gizli tanığın ifadeleri, FETÖ/PDY örgütüne üyelikle suçlanan eski bir Anayasa Mahkemesi raportörünün ifadeleri, ByLock üzerinden yapılan mesajlaşmalar ve diğer hususlar (telefon hatlarına ilişkin bilgiler ve yurtdışı seyahat kayıtları) (bk. yukarıda 32-40).
138. Ancak, bu delillerin, başvuran hakkında verilen ilk tutuklama kararından uzun süre sonra elde edildiği dikkate alınmalıdır. Elde edilen ilk delil olan ve başvuranı FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlayan gizli tanık ifadesi, başvuranın tutuklanmasının ardından iki haftayı aşkın süre sonra 4 Ağustos 2016 tarihinde kaydedilmiştir. Diğer ifadeler ve deliller daha uzun süre sonra elde edilmiştir. Özellikle tutuklu yargılanmasını haklı gösterecek herhangi bir somut delilin bulunmadığını ileri süren başvuran, ulusal makamların dikkatini sürekli bu noktaya çekmiş (bk. yukarıda 19, 22 ve 29. paragraflar) ve bu iddiasını Mahkeme önünde de dile getirmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, başvuranın başvurusunu reddetme gerekçesinde bu iddiaya değinmemiştir. Aynı şekilde, Hükümet de bu konuda sessiz kalmış ve başvuranın iddialarının Mahkemeye sunulan çeşitli delillerle de desteklenmesine rağmen, bu iddialar karşısında herhangi bir savunmada bulunmamıştır.
139. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinden farklı olarak (bk. yukarıda 42. paragraf), Mahkeme, başvuran hakkında verilen ilk tutuklama kararından uzun süre sonra elde edilen söz konusu delillerin, başvuran hakkında verilen tutukluluk kararına dayanak teşkil eden şüphenin ‘makul’ olup olmadığının tespiti bakımından incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, mevcut davada Mahkemenin görevi, başvuran hakkında verilen 20 Temmuz 2016 tarihli ilk tutukluluk kararının makul şüpheye dayanıp dayanmadığını incelemektir; bu şüphenin devam eden tutukluluk süresince devam edip etmediğini incelemek değildir. Mahkemenin bu konudaki tutarlı yaklaşımı dikkate alındığında, başvuranın itham edildiği suçla ilgili olarak sonradan delil toplanması başvuranın terörle ilgili bir suç işlediği yönündeki şüpheyi kuvvetlendirmiş olsa bile, başvuranın ilk tutukluluğunu haklı kılan şüphenin yegâne dayanağını oluşturamamıştır (bk. benzer yönde, yukarıda anılan Fox, Campbell ve Hartley, § 35). Her hâlükârda, Mahkeme, sonradan delil toplanmasıyla, ulusal makamların başvuranın tutukluluğunu haklı gösterebilecek yeterli fiili bir dayanak sunma yükümlülüklerinin ortadan kalkmadığı görüşündedir. Aksi takdirde, özgürlükten keyfi ve haksız şekilde yoksun bırakılmayı engelleyen Sözleşme’nin 5. maddesinin amacına aykırılık söz konusu olacaktır.
140. Mahkeme, başvuranın açıkça 15 Temmuz 2016 olaylarına katıldığından şüphelenilmediğini gözlemlemektedir. Belirtildiği üzere, darbe teşebbüsünden bir gün sonra, 16 Temmuz 2016 tarihinde, ... Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu yönünde talimatlar vererek, tutuklu olarak yargılanmasını talep etmiştir (bk. yukarıda 16. paragraf). Ancak Hükümet, savcılığın söz konusu talimatlarına fiili bir temel oluşturabilecek herhangi bir ‘olay veya olgu’ ya da ‘bilgi’ ortaya koymamıştır.
141. Başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar verilmeden önce, 20 Temmuz 2016 tarihinde, yasa dışı terör örgütüne üyelik suçuyla ilgili olarak ifadesinin alınması, en fazla, polisin başvuranın bu suçu işlediğinden gerçekten şüphelendiğini ortaya koymaktadır. Ancak bu husus kendi başına, başvuranın atılı suçu işlemiş olabileceğine dair tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek nitelikte değildir.
142. Özellikle Mahkeme, sulh ceza hâkimliğinin başvuranın tutuklanmasına ilişkin kararından, söz konusu tedbirin tanık ifadeleri veya başvuranın atılı suçu işlediğine dair şüphe uyandıracak başka herhangi bir olay, olgu veya bilgi gibi kuvvetli suç şüphesi oluşturan fiili delillere dayandırıldığının anlaşılamadığını değerlendirmektedir (bk. yukarıda 20. paragraf). Sulh ceza hâkimliği kuşkusuz CMK’nın 100. maddesine ve dosyadaki delillere dayanarak kararını gerekçelendirmeye çalışmıştır. Ancak, sadece ilgili kanun maddesini alıntılamış ve dosyadaki materyalleri (mevcut hâliyle deliller, dosyadaki tutanaklar, Yargıtay ve Danıştay Başkanlık Kurullarının 17 Temmuz 2016 tarihli kararları, arama ve el koyma tutanakları ve tüm dosya kapsamı), başvuranın yanı sıra diğer on üç şüpheliyi de ilgilendirmesine rağmen, her bir öğeyi ayrı ayrı belirtme zahmetine girmeden, liste olarak vermiştir. Mahkemenin görüşüne göre, dosyadaki delil unsurlarının veya başvuran aleyhindeki şüpheyi haklı çıkarabilecek herhangi bir bilginin ya da gerçekliği kanıtlanabilir diğer materyal ya da olay veya olgunun kendine özgü değerlendirmesi yapılmaksızın, CMK’nın 100. maddesine ve dosyadaki delillere belirsiz ve genel atıflarda bulunulması, başvuranın tutukluluğuna dayanak teşkil etmesi gereken şüphenin ‘makul’ olduğunu göstermek için yeterli değildir (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Lazoroski/Makedonya, no. 4922/04, § 48, 8 Ekim 2009 ve yukarıda anılan, Ilgar Mammadov, § 97).
143. Yukarıdaki gerekçelerle, Mahkeme, ilk yargılama aşamasında, başvuranın tutukluluğunu haklı kılan bir şüpheye yol açan herhangi bir özel olay, olgu veya bilgiden bahsedilmediğini veya bunların ortaya konulmadığını, ancak buna rağmen başvuran aleyhinde böyle bir tedbirin uygulandığını değerlendirmektedir.
144. Mahkeme, başvuranın davasında yargılama aşamasına geçildiğini dikkate almaktadır. Ancak, önündeki şikâyetin yalnızca başvuranın ilk tutukluluğuna ilişkin olduğunu kaydetmektedir. Buna ek olarak, Mahkeme, başvuranın ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Yargıtay tarafından mahkûmiyetine karar verilmesinin (bk. yukarıda 44. paragraf), kendisinin, ilgili şikâyet doğrultusunda, söz konusu tedbirin 20 Temmuz 2016 tarihinde mevcut olan olay, olgu ve bilgiler ışığında haklı gerekçelere dayandırılıp dayandırılmadığının tespiti bakımından yapacağı incelemenin sonucunu etkilemediğini vurgulamaktadır.
145. Yukarıdaki analizleri ışığında Mahkeme, kendisine sunulan delillerin, başvuran hakkındaki ilk tutuklama kararının verildiği sırada aleyhinde makul bir şüphenin bulunduğuna ilişkin kanaati desteklemek için yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Hükümet, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği sırada, başvuranın atılı suçu işlediğine dair ‘makul bir şüphenin’ bulunduğu konusunda Mahkemeyi ikna edebilecek ‘olay veya olgu’ ya da ‘bilgiyi’ ortaya koymadığından; Mahkeme, Hükümetin açıklamalarının, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen, kişinin tutuklanmasını haklı kılan bir şüphenin ‘makul’ olması gerektiğine ilişkin koşulları karşılamadığını değerlendirmektedir.
(ii) Sözleşme’nin 15. Maddesi
146.Olağanüstü hâl döneminde yakalama veya tutuklama kararının dayandırılması gereken şüphenin ‘makul olması gerektiği’ kavramı ile ilgili olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, Türk Anayasası’nın 15. maddesinin, hukuka uygunluğu itiraz konusu olan bir tutuklama kararı bakımından uygulanabilirliği konusunda hâlihazırda bir inceleme yapmış olduğunu gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, özellikle, kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli bir delil bulunmadan tutuklu olarak yargılanabileceklerinin kabul edilmesi hâlinde, özgürlük ve güvenlik hakkının güvencelerinin anlamsız olacağını değerlendirmiştir (bk. yukarıdaki 64. paragraf). Bu değerlendirme Mahkemenin incelemesi bakımından da geçerlidir (bk. yukarıda Mehmet Hasan Altan, § 140).
147. Ayrıca, daha önce belirtildiği gibi (bk. yukarıda 135. paragraf), 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorluklar kuşkusuz bağlamsal bir faktör teşkil etmekte olup, Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesini mevcut dava kapsamında yorumlarken ve uygularken bu durumu bütün yönleriyle dikkate almalıdır. Nitekim bu husus Mahkemenin yukarıdaki incelemesinde önemli bir rol oynamıştır (bk. yukarıda 134-136 ve 140. paragraflar). Ancak, bu husus, 5. madde kapsamında yetkili makamlara, olağanüstü hâl döneminde kişinin, gerçekliği kanıtlanabilir delil veya bilgiler ya da bir şüphenin makul olması gerektiği yönünde Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen asgari koşulları sağlayan yeterli fiili dayanak olmaksızın, tutuklanmasına olanak tanıyan sınırsız bir yetki sağlandığı şekilde yorumlanmamalıdır. Bunula birlikte, özgürlükten yoksun bırakmanın temelinde yatan şüphenin ‘makul olması’ Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen güvencenin önemli bir parçasını oluşturmaktadır (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan, O’Hara, § 34).
148. Daha spesifik olarak, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına ilişkin 20 Temmuz 2016 tarihli kararla ilgili olarak Mahkeme, önündeki delillerin, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği sırada aleyhinde makul bir şüphenin bulunduğuna dair kanıyı desteklemek için yeterli olmadığını tespit etmiştir (bk. yukarıda 145. paragraf). Dolayısıyla, ilgili zamanda başvuran aleyhindeki şüphe gerekli minimum makullük düzeyine ulaşmamıştır. Adli denetim kapsamında verilmiş olmasına rağmen, tutuklama kararı yalnızca suç örgütüne üyelik şüphesine dayandırılmıştır. Bu düzeydeki bir şüphe, kişinin tutuklanmasına ilişkin kararı haklı kılmak için yeterli değildir. Bu koşullarda, söz konusu tedbirin durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde olduğundan bahsedilemez. Aksi takdirde, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılan bir şüphenin makul olması ile ilgili olarak Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen minimum koşullar yadsınacak ve 5. maddenin amacına aykırılık söz konusu olacaktır. Mahkemeye göre, Anayasa Mahkemesi gibi üst düzey bir mahkemede görev yapan bir üyenin tutukluluğunun söz konusu olduğu göz önüne alındığında, bu hususlar mevcut davada bilhassa önem arz etmektedir.
149. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği esnada, başvuranın suç işlediğine dair makul bir şüphenin bulunmadığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
C. Başvuranın Tutuklu Olarak Yargılanmasına İlişkin Kararın Gerekçeden Yoksun Olduğu İddiası
150. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki değerlendirmesi ışığında (bk. yukarıda 149. paragraf), mevcut davada yetkili makamların, başvuranın tutuklu yargılanmasına ilişkin ilk kararın verildiği tarihten itibaren, diğer bir deyişle yakalanmasının ‘hemen’ ardından, -bir suç işlediğine dair makul bir şüphenin devam etmesinin yanı sıra- tutukluluk kararı için ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koyma yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerine dair bir incelemenin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.” açıklamalarına yer verildikten sonra;
Tutukluluğun yasallığı, sanığın bir suç işlediğine dair makul sebeplerin bulunmaması ve tutukluluk kararının gerekçeden yoksun olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurunun kabul edilebilir olduğuna, geri kalan iddiaların ise kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle,
Tutukluluğun yasal olmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine oy çokluğuyla,
Sanığın tutuklandığı sırada suç işlediğine dair makul sebeplerin bulunmaması sebebiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine oy çokluğuyla,
Sanık hakkında verilen tutukluluk kararının gerekçeden yoksun olduğu iddiasıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ve 3. fıkrasına ilişkin şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına oy birliğiyle,
Devletin, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve her türlü vergiden hariç olmak üzere, başvurana, manevi tazminat olarak 10.000 avro ödemekle yükümlü olduğuna, anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna oy çokluğuyla,
Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddine oy birliğiyle,
Karar verildiği,
Hâkim H. Mert'in ise;
"1. Başvuranın tutuklu yargılanmasının hukuka aykırı olduğu ve ilk olarak tutuklu yargılandığı sırada bir suç işlediğine dair makul şüphe olmadığı gerekçesiyle, somut davada, çoğunluğun Sözleşme’nin 5 § 1 ve 5 § 1(c) maddesinde ihlal olduğu tespitinden saygılarımla ayrılıyorum.
2. Çoğunluk, başvuranın başlangıçtaki tutuklu yargılanmasının hukuka aykırı olması sebebiyle Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
3. Başvuran, darbe girişiminin hemen ardından, 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalanmış ve aynı gün polis tarafından gözaltına alınmıştır. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin elebaşısı olduğu düşünülen FETÖ\PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu şüphesiyle 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmıştır.
4. Başvuran, 6216 sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin üyeleri hakkında bir ceza soruşturması açılmasının genel kurulun kararına tabi olduğunu ve terör örgütü üyesi olmakla suçlandığı için suçüstü hâlinin (in flagrante delicto) olamayacağını ileri sürmüştür. 6216 sayılı Kanunun 16. maddesinin ilk fıkrası aşağıdaki gibidir:
‘[Anayasa Mahkemesinin] Başkan ve üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları, kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılması Genel Kurulun kararına bağlıdır. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde, soruşturma genel hükümlere göre yürütülür.’
5. Başvuranın 6216 sayılı Kanunla Anayasa Mahkemesi üyelerine verilen statüye hakkı olduğu yönündeki iddiası, tutuklu olarak yargılanmasına karar veren sulh hâkimi tarafından kabul edilmemiştir. Sulh hâkimi, ceza soruşturmasının, şüpheliye atılı suç olan -silahlı bir terör örgütüne üyeliğin- ‘devam eden bir suç’ olduğu ve suçüstü hâlinin oluştuğu gerekçesiyle genel hükümlerle düzenlendiğine karar vermiştir.
6. Kararda, silahlı bir örgüte üyelik suçunun ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine giren ‘devam eden bir suç’ olması hususunda Yargıtayın yerleşik içtihatına dayanılmıştır. Sulh hâkimi, ayrıca, kararında delillerin durumunu ve diğer koşulları dikkate almıştır (bkz. kararın 20. paragrafı).
7. Daha sonra, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu, ‘silahlı bir örgüte üyelik suçuyla şüpheli bulunan hâkimlerin yakalandığı sırada suçüstü hâlinin mevcut olduğunu ve [daha sonra] soruşturmanın olağan hukuk hükümlerine göre yürütülmesi gerektiğini’ kabul ederek 10 Ekim 2017 tarihli öncü kararlarında yukarıda anılan yerleşik içtihadı teyit etmiştir (bkz. kararın 63. paragrafı).
8. Çoğunluk, Yargıtay içtihadının, yargı mensuplarına yürütmenin müdahalesinden korunmaları için verilen usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getiren suçüstü hâli kavramının ‘kapsamlı bir yorumu’na tekabül etmesi bakımından eleştirmektedir. Çoğunluğa göre, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 2. maddesi, suçüstü hâli kavramının genel bir tanımını sunmaktadır; ancak yerel mahkemelerin içtihatlarındaki yorumu, yürürlükteki kanunun lafzına aykırıydı (bkz. kararın 111. ve 112. paragrafları).
9. Suçüstü halleri, CMK’nın 2. maddesinde aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır:
“...
j) Suçüstü:
1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,
ifade eder.
...”
10. Görülebileceği üzere, CMK’da suçüstü hâlinin üç farklı durumu ortaya konulmaktadır. Başvuranın durumu, Yargıtayın içtihadından belirgin olduğu üzere bu durumların birinci kategorisi kapsamına girmektedir. Terör örgütü üyeliği suçu ‘devam eden’ bir suç olduğu için bu, ‘işlenmekte olan suç’ olarak düşünülmektedir.
11. Başka bir deyişle, Yargıtayın içtihadlarında ve hukuk akademisyenleri tarafından tesis edildiği üzere, bir suç örgütüne katılmanın, bununla yakın ilişki kurmanın ve örgütte hüküm süren hiyerarşik yetkinin emri altında olmanın, bir örgüt üyeliği teşkil ettiği düşünülmektedir. Ayrıca, bir örgüte katılma, tek taraflı irade temelinde mümkündür ve örgütün yöneticilerinin rızası gerekli değildir. Bir terör örgütünün üyeliği suçu, cinayet ve hırsızlık gibi belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olan bir eylem yoluyla işlenen ve bu eylemin işlenmesi üzerine tamamlanan suçlara benzememektedir. Bu nedenle, örgüt üyeliği suçu, örgütün kendisi ve bunun hiyerarşik yapısıyla yakın ilişki devam ettiği müddetçe işlenmeye devam etmektedir.
12. CMK’nın 2 (j-1) maddesi uyarınca suçüstü hâli tanımı çerçevesinde, bir kişi bilerek ve isteyerek bir terör örgütü üyesi kaldığı sürece, devamlılık niteliği sürmekte ve suçun devam eden bir suç olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, bu açıklama göz önüne alındığında, Yargıtayın içtihadında suçüstü hâli kavramının yorumu, CMK’nın 2. maddesiyle uyumludur.
13. Öte yandan, Mahkeme şunları belirtmiştir: ‘...Yargıtay’ın içtihadına göre..., CMK’nın 100. maddesi kapsamında, bir suç örgütü üyeliği şüphesi, herhangi bir mevcut fiili unsuru veya devam eden cezai eylemin başka bir belirtisini tesis etme ihtiyacı suçüstü hâlini nitelendirmek için yeterli olabilir’ (bkz. kararın 111. paragrafı). Karar ayrıca şunları belirtmektedir: ‘Mahkemenin kanaatine göre, ulusal mahkemelerin suçüstü hâlinin kapsamını genişletmesi ve onların somut davada iç hukuka uygulanmasını ... açıkça mantık dışı görünmektedir’ (bkz. 115. paragraf).
14. Mahkeme tarafından bu noktada bir yanlış yorumun yapıldığını düşünüyorum. Burada temel nokta, bir suç için tutuklu yargılanmaya ilişkin usuli hükümler ve bu tür tutukluluk için gereken kanıt düzeyi arasında bir ayrım çizilmesi gerektiğidir. Bu bakış açısına göre, Yargıtayın içtihadı, suç örgütü üyeliğinin üyelik boyunca işlenen, devam eden bir suç olduğu ilkesini ortaya koymaktadır. İçtihat, herhangi bir delil veya bir suçun işlenmekte olduğu belirtisini tesis etmeye gerek olmadığını söylememektedir. Devam eden bir suça ilişkin fiili dayanağın varlığı, ayrı olarak düşünülmesi gereken başka bir konudur.
15. Başvuranın tutuklu yargılanmasının ‘kanunen öngörülen usule aykırı’ olduğu iddiası, Anayasa Mahkemesi önünde de ortaya atılmış ve ayrıntılı bir incelemenin akabinde, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay içtihadına atıfta bulunarak, olağan hukuk kuralları uyarınca verilen söz konusu tedbirin ilgili mevzuatla uyumlu olduğuna karar vermiştir.
16. Bu gerekçelerle, benim görüşüme göre, Yargıtayın yorumunun ve ulusal mahkemelerce suçüstü hâli kavramının uygulanmasının makul bir yasal dayanağı bulunmaktadır.
17. Bu konuyu değerlendirirken, 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’ye yönelttiği tehdidin ciddiyetini de tam olarak dikkate almamız gerekmektedir. Buna ek olarak, hukukilik kisvesi altında, kapsamlı bir şekilde etkili Devlet kurumlarına sızmış olan FETÖ\PDY örgütünün kendine özgü gizli yapısını göz önüne almak hayati önem taşımaktadır (darbe girişimi sırasında meydana gelen olaylar ve FETÖ\PDY örgütünün amacı ve yapısı hakkında genel bilgi için bkz. Mehmet Hasan Altan\Türkiye no. 13237/17, 20 Mart 2018 kararında Yargıç Ergül’ün kısmi ayrık görüşünün 11-15 ve 18. paragrafları). Benzer bir şekilde, başvuranın şikâyetleri, Sözleşmenin 15. maddesi uyarınca, Hükümetin olağanüstü hâl ilan etmesinden bir gün sonra 21 Temmuz 2016 tarihinde verilen derogasyon (yükümlülüklerin askıya alınması) bildirimi ışığında değerlendirilmelidir.
18. Bu bakımdan, kararda, ‘askeri darbe girişimi, Sözleşme kapsamında ‘ulusun hayatını tehdit eden olağanüstü halin’ varlığını ifşa etmiştir’ (bkz. 73. Paragraf) ve ‘Her hâlükârda, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun olağanüstü hâl ilan edilmesine sebep olan darbe girşiminden kısa bir süre sonra meydana geldiğini gözlemlemektedir... Bu, şüphesiz, somut davada Sözleşmenin 5. maddesini yorumlamada ve uygulamada tam olarak ele alınması gereken bağlamsal bir faktördür’ (bkz. 75. paragraf) şeklinde ifade edilen bulgulara katılıyorum. Bununla birlikte, kararın Türkiye’nin darbe girişiminden hemen sonra yaşadığı özel koşulları ve derogasyon bildirisini yeterince dikkate almadığını söylemekten dolayı müteessirim.
19. Elbette, yargının demokratik bir toplumda özel bir rolü bulunmaktadır (bkz. kararın 102. paragrafı) ve yargıçların bağımsızlığına tam olarak saygı göstermek gereklidir. Nitekim bu husus dikkate alındığında, FETÖ\PDY örgütünün yasa dışı amaçlarını ve Anayasa Mahkemesi dâhil olmak üzere yargıdaki gizli yapısını göz önünde bulundurmak önemlidir. Bu terör örgütü üyelerinin yargı içerisinde sadece örgütün taleplerine göre hareket ettiği ve hiçbir yasal ilkeyi veya kuralı dikkate almadığı iyi bilinmektedir. Bu doğrultuda, yargı mensuplarına görevlerini bağımsız ve tarafsız bir şekilde yapmaları için verilen yargısal yetkilerin ve güvencelerin, bir terör örgütünün talimatlarına göre hareket edilmesi suretiyle kötüye kullanılması, yasal korumanın geniş anlamda yorumlanmasına neden olmamalıdır.
20. Kararda belirtildiği üzere, ‘...tutukluluğun ‘hukukiliği’ söz konusu olduğunda, ... Sözleşme önemli ölçüde ulusal hukuka atıfta bulunur ve bunun maddi ve usuli kurallarına uyma yükümlülüğünü ortaya koyar şeklindeki Sözleşmenin 5 § 1 maddesine ilişkin Mahkemenin içtihadında yerleşiktir.’ (bkz. 101. paragraf). Somut davada, başvuran hakkındaki soruşturma, ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren suçüstü hâlinin bulunması, tutuklu yargılama kararının yetkili hâkim tarafından verilmesi ve CMK’nın 100. maddesinde belirtilen tutukluluk koşullarının yerine getirilmesi nedeniyle, 6216 sayılı Kanun’un 16(1) maddesi uyarınca, olağan hukuk kurallarına göre yürütülmüştür. Uygulanan adli uygulama, Türk hukukunun maddi ve usuli kurallarına uygundu. Ayrıca, kararın 45-57. paragraflarında ana hatları verildiği üzere, ilgili mevzuat öngörülebilirdi ve yasal kesinlik bakımından hiçbir sorun bulunmuyordu. Dolayısıyla, bu koşullar altında, başvuranın tutuklu yargılanma kararının keyfi olmadığını ve ‘kanunen öngörülen usule göre’ verildiğini söyleyebilirim.
21. Bu nedenle, başvuranın tutuklu yargılanmasının hukuka aykırı olması nedeniyle Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine dair verilen karara katılmıyorum.
II
22. Çoğunluk, başvuranın ilk başta tutuklu yargılandığı sırada bir suç işlemiş olduğuna dair makul şüphe olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
23. Yetkili yargıcın, CMK 100. maddesine ve dosyadaki delillere atıfta bulunarak güçlü şüphe belirtisinden dolayı başvuranı tutukladığı görülebilmektedir. Diğer belgelere ek olarak, özellikle dosyadaki arama tutanaklarına ve el koymalara atıfta bulunulmuştur. Yargıç, ayrıca, FETÖ\PDY örgütüyle bağlantısı olan bireylerin kaçabilme, delilleri karartma veya darbe girişiminden sonra ortaya çıkan kargaşadan faydalanma riskinin bulunduğunu belirtmiştir.
24. Başvuranın tutuklandığı gün olan 16 Temmuz 2016 tarihli yukarıda anılan arama ve el koyma tutanakları, FETÖ\PDY örgütü ile bağlantılı olan (yetkililer tarafından öyle olduğu bilinen) Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir listesi olduğunu belirtmektedir. Başvuranın adının o listede olduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgilere ve diğer delillere dayanarak, yetkili adli merciler tarafından uygun adımlar atılmıştır.
25. Kararda belirtildiği üzere, ‘Sözleşmenin 5 § 1 (c) maddesi, yakalama sırasında yasal işlem başlatmak için soruşturma makamlarının yeterli delil elde ettiğini varsaymamaktadır. Tutukluluk sırasında sorgulamanın amacı ... tutuklamaya gerekçe oluşturan somut şüpheyi doğrulayarak veya dağıtarak ceza soruşturmasını sürdürmektir. Dolayısıyla, ilk aşamada bir şüphe oluşturan olayların, ceza soruşturması sürecinin ileri aşamasında bir mahkûmiyeti gerekçelendirmek veya hatta yasal işlem başlatmak için gerekli olanlarla aynı derecede olması gerekmemektedir’ (bkz. 127. paragraf). Başka bir ifadeyle, ‘yakalama [ve tutuklu yargılama] için gereken delil standardı, cezai kovuşturma ve daha sonra mahkûmiyet için gerekenden daha düşüktür.’ (bkz. B. Rainey, E. Wicks, ve C. Ovey, Jacobs, White, ve Ovey: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 7. Sayı, 2017, s. 246)
26. Böylesi bir yaklaşım, somut davada tutuklu yargılama için olgusal dayanağın yeterli olduğuna dair ilgili gerekçeyi sağlayacaktır. Aslında, tanık beyanları, ByLock mesajları ve diğer unsurlar gibi soruşturma sırasında yetkililer tarafından değerlendirilen deliller, başvuranın iddia olunan suçu işlediğine dair ilk şüpheyi teyit etmiştir. Yargıtay önündeki yargılamanın sonucunda, başvurana, 6 Mart 2019 tarihinde, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan on bir yıl üç ay hapis cezası verilmiştir.
27. Bu bağlamda, yukarıda belirtilen darbe girişiminin özel koşullarına, FETÖ\PDY örgütünün yasa dışı aktivitelerine ve derogasyon bildirisine gereken önem verilmelidir. Bu noktada, ‘bu tür...koşullar, tutukluluğu gerekçelendiren şüphenin ‘makullüğü’nün klasik suçları ele alırken kullanılan aynı standartlara göre yargılanamayacağı anlamına gelebilir’ gözlemi (bkz. Kararın 135. paragrafı), oldukça geçerlidir. Başka bir ifadeyle, terörle mücadele durumunda, özellikle olağanüstü zamanlarda, ‘makul şüphe’ düzeyinin adi suçlara göre daha düşük olması gerekmektedir.
28. Mahkeme, ilke olarak, ‘somut davanın çok özel bağlamının olayların yüksek düzeyde incelenmesi çağrısında bulunduğunu düşünmektedir’. Bu bağlamda, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşılaştığı zorlukları dikkate almaya hazırdır (bkz. kararın 134. paragrafı). Ancak, somut davada, ilgili koşulların kararda kapsamlı bir şekilde dikkate alındığını göremiyorum.
29. Öte yandan, başvuran tarafından yapılan bireysel başvurunun ardından, bu davanın delilleri ve özel koşulları, Anayasa Mahkemesinin kararında ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. ‘Darbe girişimini çevreleyen çok özel koşullar, FETÖ\PDY örgütünün idari ve adli makamlara sızma derecesi, iddia olunan suçun ‘katalog’ suçlar arasında olması ışığında başvuranın tutuklu yargılanma kararının haklı gerekçelere dayandığının ve orantılı olduğunun söylenebileceği’ gözlemlenmektedir (bkz. kararın 42. paragrafı). Anayasa Mahkemesinin görüşüne göre, ‘darbe girişimine katılan bireylerin ve darbe girişiminin kışkırtıcısı olduğu belirlenen FETÖ\PDY örgütüyle doğrudan ilgisi olmayıp bu örgütle bağlantısı olan bireylerin kaçabilme, delilleri karartma veya darbe girişiminden sonra ortaya çıkan kargaşadan faydalanma riski bulunmaktadır’... Bu özel koşullar, ‘normal koşullar’ olarak tarif edilebilecek koşullarda ortaya çıkabilecek olanlara göre daha yüksek bir risk teşkil etmiştir ... Başvuranın, Anayasa Mahkemesinin bir üyesi olarak, delillere müdahale etmede diğerlerine göre daha kolay bir pozisyonda olabileceği aşikârdır (a.g.e.).
30. Benim görüşüme göre, Anayasa Mahkemesi kararındaki bulgular, somut dava ile daha çok ilgilidir. Yukarıda açıklamalar ışığında, başvuranın tutuklu yargılandığı sırada makul şüphenin bulunmadığı söylenemez.
31.Bu nedenle, Sözleşmenin 5 § 1 (c) maddesinde ihlal olduğuna dair karar sonucuna katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullandığı,
Bu kararın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetince AİHM Büyük Dairesine gönderilmesine ilişkin talebin Büyük Daire bünyesinde oluşturulan kurul tarafından 09.09.2019 tarihinde reddedilmesi üzerine de kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
I- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇU
1- Terör Kavramı, Suç Örgütü, Terör Örgütü ve Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.
TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir.
TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde;
“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir.
Bu suçun mağduru ise öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir.
TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir.
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arz eden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur.
Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için,
a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir.
b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır.
c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır.
d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.
e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir.
Bununla birlikte, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır.
3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise;
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile Beşinci Bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir.
3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçları işlemek için örgüt kurulması hâlinde ortada bir terör örgütünün varlığı söz konusudur. TCK'nın 314. maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde, TCK'nın 220. maddesindeki koşullar göz önünde bulundurulacaktır (Feridun Yenisey Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 46.).
Buna göre TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda gerekli koşulların yanında aşağıda gösterilen şartlar da aranmaktadır:
a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Buradaki cebir ve şiddet kullanma tabirini doğrudan kullanma şeklinde anlamlandırmak doğru olmayacaktır. Bu kavramın içine cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin bulunması da dahildir.
b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve devletin Anayasal düzeni veya devletin güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise, silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
Belirsiz sayıda suç işleme hedefi doğrultusunda kurulan silahlı terör örgütünün, 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde belirtilen amaca yönelik faaliyet göstermesi örgütün varlığı için yeterli olup ayrıca amaçlanan suçları işlemesi gerekmez.
d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması, silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkan ve olanağına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksiyle hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ... içerisinde kendi özel hiyerarşisiyle illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensuplarıyla devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hâle getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
"Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”,
“Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.”,
“Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.”,
“Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım…”,
“Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”,
“Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir.) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız …”,
“Bir gün bana ...’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.” şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir.
Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir.
Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hâkimdir.
Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder Fethullah Gülen olup örgüt içerisinde kâinat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar.
Kâinat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır.
Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de, dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu şekildedir:
a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan, bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir.
b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası): Gayri resmî faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı, çevresine propaganda yapan kişilerdir.
d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası): Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir.
f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere bakan kişilerdir.
g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en ... kesimidir.
Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır.
FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir.
Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır.
Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri tarafından hizmet insanı başlığı altında “örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması” şeklinde açıklanmaktadır. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi şehit edilmiştir.
Söz konusu terör örgütü, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmî kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanan kararlarında da belirtildiği üzere; terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64.). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (... Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350.).
a) ByLock İletişim Sistemi
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşmenin gizli olduğu yasalarla teminat altına alınmıştır. Ancak terör örgütleri yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensupları ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için daha gelişmiş ve şifrelenmesi mümkün haberleşme sistemleri kullandıkları veya meşru faaliyet görüntüsü verdikleri sıklıkla görülmektedir. Nitekim FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, başlangıçta herkes tarafından kullanılabilen ByLock sistemini örgütsel amaçlı kullanmak üzere şifreleyerek örgüt mensuplarının hizmetine sunmuştur. Bu sisteme dahil olacak kişileri örgüt yöneticileri belirlemiş olup zaman zaman gündelik işlerle ilgili görüşmeler yapılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici mesajların paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılan bu sistemin çalışma şekilleri aşağıda izah edilecektir.
ByLock iletişim sistemi global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır.
Kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sistemi 46.166.160.137 IP adresine (Internet ağına doğrudan bağlanan her cihaza verilen, numaralardan oluşan benzersiz adres) sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi, uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca 46.166.164.176, 46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181, 46.166.164.182, 46.166.164.183 no'lu IP adreslerini de kiralamıştır.
ByLock iletişim sisteminin akıllı telefonlara yüklendikten sonra kullanılabilmesi için kullanıcı adı/kodu ve parolanın, akabinde cihaz üzerinde rastgele el hareketleriyle oluşturulan kullanıcıya özel güçlü bir kriptografik şifrenin belirlenmesi ve bu bilgilerin uygulama sunucusuna kriptolu olarak iletilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ByLock iletişim sistemine dahil olan kullanıcıya sistem tarafından otomatik olarak bir kullanıcı kodu (User-ID numarası) atanmaktadır.
Global ve ticari uygulamaların aksine, kullanıcıların tespitini zorlaştırmak için ByLock iletişim sistemine kayıt esnasında kullanıcıdan telefon numarası, kimlik numarası, e-posta adresi gibi kişiye ait özel bir bilgi talep edilmemekte, SMS şifre veya e-posta yoluyla doğrulama işleyişi bulunmamaktadır.
ByLock iletişim sistemi üzerinde telefon numarası veya ad-soyad bilgileri ile arama yapılarak kullanıcı eklenmesine imkân bulunmamaktadır. Diğer taraftan ByLock iletişim sisteminde benzer uygulamalarda bulunan telefon rehberindeki kişilerin uygulamaya otomatik olarak eklenmesi özelliği de yoktur.
ByLock iletişim sisteminde kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını birbirlerine eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkânı bulunmamaktadır. Bu kurgu sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir.
ByLock iletişim sisteminde, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün hâle getirmiştir.
Kullanıcı tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan bir diğer güvenlik tedbiri ise, ByLock'a ait sunucu ve iletişim verilerinin, uygulama veri tabanında da kriptolu olarak saklanmasıdır.
ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde, kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod adlarına" yer verip çok haneli parolalar belirlemişlerdir.
Türkiye’den ByLock'a erişim sağlayan kullanıcılar, kimlik bilgilerinin ve iletişimin gizlenmesi amacıyla VPN (Sanal Özel Ağ) kullanmaya zorlanmıştır.
Büyük bir kullanıcı kitlesine sahip ByLock iletişim sistemi, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi öncesinde Türk ve yabancı kamuoyu tarafından bilinmemektedir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, Fethullah Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT), Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkındaki milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla yükümlü olduğu; aynı fıkranın (i) bendinde ise dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlarla siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmak görev ve yetkisine sahip olduğu, aynı Kanun’un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde MİT’in görevlerini yerine getirirken gizli çalışma usul, prensip ve tekniklerini kullanılabileceği; aynı fıkranın (g) bendinde de telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, milli savunma, terörizm ve uluslararası suçlarla siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, MİT’in terör suçlarıyla alakalı olarak telekomünikasyon kanallarından geçen her türlü bilgi ve veri toplama, bunları analiz ve kaydetme, akabinde de bunları gerekli kuruluşlara ulaştırma görev ve yükümlülüğü bulunmaktadır.
MİT’in görevlerini yerine getirirken elde ettiği veya rastladığı terör suçları, sınır aşan örgütlü suçlar veya siber suçlara konu materyalleri adli makamlara veya terörle mücadele konusunda görevli birimlere iletmesinin, MİT’in istihbari bilgi toplama ve görüş bildirmesi değil, söz konusu suçlar yönünden bu materyallerin soruşturma veya kovuşturma evrelerinde delil olarak kullanılması için adli makamlarla yaptığı bir paylaşım olarak değerlendirilmesi gerekir.
Belirtilen mevzuata göre, MİT’in, ana sunucusu (server) yurt dışında bulunup çoğunlukla cep telefonuna kurulan, internet üzerinden yazışma imkânı veren ve kriptolu iletişimde münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan ByLock iletişim sisteminde bulunan verileri temin etme, bu verilerle ilgili gerekli teknik araştırma yapıp bunları adli makamlara ulaştırma görev ve yükümlülüğü vardır.
MİT Başkanlığının yasal yetkisi çerçevesinde temin ettiği ByLock veri tabanı üzerindeki incelemeler sonucunda, ByLock sunucusunun IP'lerine bağlanmaları nedeniyle sunucunun log kayıtlarında tutulan IP adreslerine ait abone bilgileri belirlenebildiği gibi ByLock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların User-ID numaraları, kullanıcı adı ve şifre bilgileri, sisteme bağlantı tarihleri (log kayıtları), User-ID ekleyen diğer kullanıcılara ait bilgiler (roster kayıtları), ByLock kullanıcısının kurduğu ya da katıldığı gruplar, mesaj içerikleri gibi verilerin bir kısmı ya da tümünün tespiti ve çözümü de gerçekleştirilebilmektedir. Dolayısıyla, KOM Daire Başkanlığınca yürütülen çalışmalarla bir kısmı ya da tümü tespit edilen bu verilerin değerlendirilmesi sonucunda, sistem tarafından atanan User-ID numarasının gerçekte hangi kullanıcıyla eşleştirildiği ve bu kabulü sağlayan verilerin neler olduğu hususunda düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan bilgiler, sisteme dâhil olduğu anlaşılan ByLock kullanıcısının gerçekte kim olduğuna ve bu kişinin terör örgütü içerisindeki hiyerarşik konumuna yönelik önemli bilgiler içerebilmektedir.
Bununla birlikte, ByLock sistemine dair yukarıda belirtilen teknik analizler ve kronolojik rapor dikkate alındığında; gerçekte ByLock sistemine (ağına) dâhil olan kişinin, Türkiye'ye ait olmayan IP'ler üzerinden ByLock sistemine bağlanması nedeniyle, ByLock IP'lerine bağlantı yaptığına dair CGNAT kayıtlarına ulaşılamayabileceği gibi KOM birimlerince ByLock sunucu verileri üzerinde yapılan incelemenin henüz sonuçlanmaması veya bu incelemelere rağmen bu kişiye ait olan verilerin kurtarılamaması - çözümlenememesi nedenleriyle User-ID numarası, kullanıcı adı, şifre, log kayıtları, roster bilgileri veya mesaj içerikleri gibi verilerin henüz tespit edilememiş olması ya da incelemeye rağmen tespit edilememesi de söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durumda dahi, başka kullanıcılara ait kurtarılan - çözümlenen roster kayıtları, mesajlar vb. verilerin içeriğinin değerlendirilmesi sonucunda, ByLock programını kullandığı hâlde kendisine ait veriler henüz bulunamayan ya da çözümlenemeyen diğer kullanıcıların da kim oldukları tespit edilebilmekte, böylelikle başta kullanıcısı belli olmayan bir User-ID numarasının gerçekte kime ait olduğu da belirlenebilmektedir. Gerçek kullanıcısı bu şekilde belirlenen User-ID numaralarına ilişkin olarak da ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları düzenlenebilmektedir.
Öte yandan, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenmesinden önceki bir tarihte, failin abonesi olduğu bir ADSL ya da GSM aboneliği üzerinden ByLock sistemine bağlantı yapıldığı ve sisteme kayıt yapılarak User-ID numarası alındığı belirlenmek suretiyle bir User-ID numarasının faille (abone) eşleştirilmesi de mümkündür. Kural olarak bu yöndeki tutanağa istinaden de ilgili abonenin ByLock User-ID numarası alarak sisteme dâhil olduğu anlaşılabilmektedir.
ByLock sunucusuna ait 9 adet IP adresine Türkiye IP'lerinden bağlanan abonelerin bu bağlantılarına dair internet trafik kayıtlarını içeren ve operatörler tarafından tutulan CGNAT (HIS) kayıtları ise bir çeşit üst veridir. Bu veriler; aboneye ait IP adresinin ByLock sunucusuna ait IP adreslerine bağlandığını belirlediğinden, kişinin ByLock sistemine dâhil olmuş olabileceği konusunda önemli bir emare olmakla birlikte, IP adreslerine bağlantı yapmanın ötesinde ilgili aboneye sisteme dâhil olması için User-ID numarası atanıp atanmadığı ve atanmışsa bu numaranın ne olduğu konusunda bilgi içermemektedir.
Dolayısıyla, KOM'un ByLock sunucu verileri üzerinde devam eden incelemelerinin henüz tamamlanmaması ya da incelemeye rağmen verinin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedeniyle kişinin herhangi bir User-ID numarasıyla eşleştirilemediği hâllerde de ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı yaptığının CGNAT kayıtları doğrultusunda tespit edilmesi mümkündür. Bu durumda kişinin, ByLock sistemine bağlanma yönünde bir hareketi olmakla birlikte henüz kullanıcı adı ve şifre oluşturmak suretiyle User-ID numarası almadığı, bu nedenle sisteme dâhil olmadığı ya da gerçekte User-ID numarası alıp henüz veriler üzerindeki incelemenin devam etmesi veya verilerin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedenleriyle bu User-ID numarasının kendisiyle eşleştirilemediği anlaşılabileceği gibi ByLock sunucularına tuzak yöntemlerle (Morbeyin vb.) yönlendirilmiş olabileceği sonucuna da ulaşılabilmektedir. Bununla birlikte, ByLock kronoloji raporundan; CGNAT kayıtlarına göre ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı sağladığı belirlenen GSM abonelerinden 11.480 GSM abonesinin, ByLock IP'lerine olan bağlantılarının Morbeyin uygulamalarıyla gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin bilgilendirme yazılarının ilgililerin soruşturma ve kovuşturma dosyalarına gönderilmiş olduğu da dikkate alınmalıdır.
Gelinen noktada, tek başına delil olarak kullanılması gerektiğinde, kişinin ByLock sistemine (ağına) dahil olduğunun belirlenebilmesi açısından, öncelikle ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID numarasının kişiyle eşleştirilmesine dair veriler içeren ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının; bu belgenin bulunmaması hâlinde de varsa sanığa ait olduğu belirlenen ByLock User-ID numarasını içerir tutanağın getirtilerek tutanaklarda yer alan veriler usulünce sanığa anlatıldıktan sonra sanık ve varsa müdafisinden diyeceklerinin sorulması gerekmektedir.
Bu itibarla, failin bilerek ve isteyerek ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID aldığının belirlenmesi; ByLock sistemine dahil olup ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğunun, dolayısıyla en azından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun kabulü için gerekli ve yeterli olacaktır. Ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içerisinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. ByLock sistemine dahil olan failler yönünden sistem içerisindeki haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise ancak fail hakkında örgüt yöneticiliğinden dava açılmış olması ve failin örgüt yöneticisi olduğunun belirlenmesi açısından yol gösterici olacaktır.
b) Genel Olarak Örgütün Yargı Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke sathında yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadelerle, örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler doğrultusunda ve Anayasal düzende devletin üç kuvvetinden biri olan yargının işlevinden ileri gelen önemi karşısında; bu örgütün, yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetlerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, örgüt lideri ...'in açık kaynaklara da yansıyan “Orada icabında mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben 'Belki bin döktüreceksin, geriye biri dönecek, 1 milyar vereceksiniz, 10 milyonluk tazminat davası alacaksınız, önemli olan mahkum etmektir yani, avukat da kiralayacaksınız, hâkim de kiralayacaksınız... Dünyada satın alınmayacak adam yoktur. Sadece fiyatları farklıdır. Birini az fiyata birini çok fiyata alırsın.” şeklindeki beyanı, yargıda kanun dışı kadrolaşma ve bu erke egemen olma hususlarında verdiği örgütsel talimatlardan biridir.
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına, fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları,
Bununla birlikte, örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yüksek yargı içerisinde de benzer şekilde bir yapılanma içerisinde hareket ettiği, bu durumun Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.05.2018 tarihli rapordan da anlaşıldığı, söz konusu rapora göre; örgüt mensubu Yargıtay eski Üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, yüksek yargı eski üyelerinin aldıkları kod isimler dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, Yargıtay eski Üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda, “H” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, “C” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, “0” ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu, “D” harfi ile yapılan gruplandırmanın “Danışma Heyetinde” bulunanları gösterdiği, Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri genel sorumlusunun “59344 ID” numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi Ali Akın olduğu ve bu kişinin “Danışma Heyeti” ile diğer gruplarda bulunanların irtibatını sağladığının belirtildiği,
Yine, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Üyelerinin bir bölümünün hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından yapılacak seçimle belirlenmesi öngörüldüğünden, örgüt tarafından öncelikle bu seçimlerdeki, ardından da bu Kurul tarafından üyeleri belirlenen yüksek mahkemelerdeki kadrolaşmaya önem verildiği, bu doğrultuda 2010 yılındaki HSK Üyeliği seçimleri sürecinde örgüt mensuplarınca toplantı ve diğer organizasyonlar düzenlenerek hem HSK Üyeliği, hem de ardından yüksek mahkeme üyeliklerinin belirlenmesi hususunda çalışmalar yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda yüksek mahkeme üyeliklerine seçilen örgüt mensuplarının hangi dairelerde görev yapacakları, yapılacak olan yüksek mahkeme daire başkanlığı seçimlerinde hangi adayın destekleneceği hususlarının da örgüt tarafından belirlenip örgüt mensuplarının bu yönde talimatlandırıldığı,
Örgütsel etkinliğin ve baskının yargısal mekanizmalarda devamlılığının sağlanabilmesi açısından, bu çalışmaların 2014 yılındaki HSK seçimlerinde de hem hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca hem de yüksek yargı üyelerince yapılan seçimler açısından da sürdürüldüğü,
Tespit edilmiştir.
3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun doğrudan kastla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini iddia etmeleri durumunda, TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmak gerekecektir.
5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;
"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.
Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.
İkinci fıkra ile, kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.
Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir.
Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.
Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
Konumuza ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde; "Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.
Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır..." açıklamalarına yer verilmiştir.
Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır.
Öğretide bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522.), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (..., Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, ..., 1. Baskı, 2005, s. 421.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için “mahrem alan” şeklinde örgütlenmesi ve devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY’nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fethullah Gülen hakkında ... 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK’nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır. Bu nitelikli çok sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayri hukuki iletişimin dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırı bulgulara dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihli operasyonlar ile 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulması hadiselerini saymak mümkündür.
Ayrıca, Milli Güvenlik Kurulunun 26.02.2014 ve daha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY’nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapılması ve bu terör örgütü ile devletin tüm kurum ve birimleri ile birlikte etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da göz ardı edilmemesi gerekir.
II- CMK’NIN 295. MADDESİ GEREĞİNCE TEMYİZ NEDENLERİNİ BİLDİRİR DİLEKÇE VERMEYEN SANIK HAKKINDAKİ MAHKÛMİYET HÜKMÜNÜN; SANIK MÜDAFİSİNİN TEMYİZİNE HASREN VE 5271 SAYILI CMK'NIN 289. MADDESİNDE SAYILAN HUKUKA KESİN AYKIRILIK HÂLLERİ BAKIMINDAN İNCELENMESİNDE:
1- SAV: Sanık müdafisi; suçüstü hâli bulunmadığından soruşturmanın genel hükümlere göre yürütülemeyeceğini, bu durumun AİHM’in 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 başvuru numaralı kararı ile tespit edildiğini, atılı suçun görev suçu olup yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiğini, atılı suçun görev suçu kapsamında olmadığı değerlendirilse dahi yargılama mercisinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun olması gerektiğini, kovuşturma makamlarının kanun hükmünde kararnameyle değiştirilmesinin ve yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının bu yönüyle de kanuni hâkim ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Sanık müdafisinin bu yöndeki temyiz itirazlarıyla bağlantılı olması nedeniyle CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması" ve (d) bendinde yer alan "Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi" hâlleri açısından birlikte değerlendirilmiştir.
Söz konusu hukuka kesin aykırılık hâllerinin değerlendirilebilmesi açısından, konunun geniş bir perspektif içerisinde ve birkaç başlık hâlinde ayrıntılı olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
A- Anayasa Mahkemesi
Devletin hukuk düzeninin gerçekleştirilmesini ve korunmasını amaçlayan yargı fonksiyonunun, bireylerin kendi aralarında ya da devletle olan hukukî uyuşmazlıklarını kesin olarak çözme niteliğine sahip olması, bu fonksiyonu ifa eden devlet organlarının da buna uygun niteliklerle donatılmasını gerektirmektedir (... Tanör - Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 17. Bası, Beta Yayıncılık, ..., Şubat 2018, s. 476.). Nitekim, Anayasa'nın "Yargı Yetkisi" başlıklı 9. maddesinde bu husus "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." biçiminde ifade edilmektedir.
Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte, yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.
Anayasa’da bağımsız ve tarafsız bir yüksek mahkeme olarak düzenlenen Anayasa Mahkemesinin kuruluşuna ilişkin Anayasa’nın 146. maddesinde Mahkemenin onbeş üyeden kurulacağı, iki üyenin Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyenin ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından; üç üyenin Yargıtay, iki üyenin Danıştay Genel Kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyenin Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından gösterecekleri üçer aday içinden, dört üyenin ise üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği, üye seçilecek yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri, avukatlar, üst kademe yöneticileri ve birinci sınıf hâkim ve savcılar için aranan niteliklerin neler olduğu, Başkan ve iki başkanvekilinin nasıl ve hangi süre ile seçileceği öngörülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri Anayasa’nın 148. maddesinde; "Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
...
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.
...
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir." şeklinde hüküm altına alınmış, 149. maddenin beşinci fıkrasında ise Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 153. maddesinde de Kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği, iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlacağı, iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamları, gerçek ve tüzelkişileri bağlayıcı nitelikte olduğu hüküm altına alınmıştır.
Anayasa'nın 149. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hazırlanan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 03.04.2011 tarihli ve 27894 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, bu Kanun'un 1. maddesinde anılan Kanun’un amaç ve kapsamının Anayasa Mahkemesinin yapısı, görevleri, yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerinin seçimi, disiplin ve özlük işleri ile raportörler, raportör yardımcıları ve personelinin nitelikleri, atanmaları, görev ve sorumlulukları, disiplin ve özlük işlerine ilişkin esasları düzenlemek olduğu vurgulanmıştır.
Böylelikle, Anayasa Mahkemesinin Anayasa'da ve 6216 sayılı Kanun'da tanımlanan temel görevleri, fonksiyonları ve bu kapsamda güvence altına alınan yargısal yetkileri dikkate alındığında; genel olarak devlet yapılanmasında, özelde de yargı kolları arasında yer alan son derece özel ve hassas makamlardan biri olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
B- Anayasa Mahkemesi Üyelerinin Hukukî Durumları ve Adli Suçlarıyla İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Usulüne Dair 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da Yer Alan Düzenlemeler
Adaletin kendisinin ve dağıtılmasının toplumdaki öneminin bir yansıması olarak hâkimlik mesleği, toplum hayatında her zaman çok önemli bir yere ve göreve sahip olmuştur. Hâkim; bir uyuşmazlığı çözerken, suçluyu tespit edip cezalandırırken, bir hakkı sahibine teslim ederken kişilerin hak ve özgürlüklerine, bireysel ya da toplumsal yaşam alanlarına herkesten çok daha fazla temas edebilmektedir. Yine hâkim, yargılama ve hüküm verme yetkisini kullanırken devlet ile bireyler arasındaki uyuşmazlıkları da çözüme bağlamakta ve bu bağlamda devlet organlarının kullandığı yetkinin hukukiliğini denetleyebilmektedir. Bu nedenle hâkimlik mesleği, özel bir statü olarak Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Anayasa'nın 138. maddesinde “mahkemelerin bağımsızlığı”, 139. maddesinde “hâkimlik ve savcılık teminatı” konularında ayrıntılı güvencelere yer verilmiş, 140. maddesinde ise “hâkimlik ve savcılık mesleği” hakkında bu güvenceler doğrultusunda düzenlemeler getirilmiştir.
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin hukuki durumları 6216 sayılı Kanun’da düzenlenmiş olup gelinen noktada, anılan Kanun’un, Anayasa Mahkemesi üyelerine atılı suçların soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümlerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
6216 sayılı Kanun’un “Başkan ve üyeler hakkında inceleme ve soruşturma” başlıklı 16. maddesi;
“(1) Başkan ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları, kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılması Genel Kurulun kararına bağlıdır. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde, soruşturma genel hükümlere göre yürütülür.
(2) Başkan, müstear adla yapılan veya yapıldığı anlaşılan imzasız, adressiz yahut belli bir olayı ve nedeni içermeyen, delilleri ve dayanakları gösterilmeyen ihbar ve şikâyetleri işleme koymaz. Ancak, bu ihbar ve şikâyetlerin somut delillere dayanması durumunda konu hakkında gerekli inceleme ve araştırma yapılır.
(3) Başkan gereken hâllerde, işi Genel Kurula götürmeden önce üyelerden birine ön inceleme yaptırabilir. Soruşturma açılmasına yer olup olmadığının belirlenmesi için gerekli incelemeyi yapmak üzere görevlendirilen üye, incelemesini tamamladıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(4) Konu, Başkan tarafından gündeme alınarak Genel Kurulda görüşülür. Hakkında işlem yapılan üye görüşmeye katılamaz. Genel Kurulca, soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verildiği takdirde, karar ilgili üye ile ihbar ve şikâyette bulunanlara tebliğ edilir.
(5) Soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde, Genel Kurul, üyeler arasından üç kişiyi Soruşturma Kurulunu oluşturmak üzere seçer. Kıdemli üye Soruşturma Kuruluna başkanlık eder. Soruşturma Kurulu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilere sahiptir. Kurulun soruşturma ile ilgili yapılmasını istediği işlemler, mahallinde yetkili adli makamlar tarafından derhâl yerine getirilir.
(6) Ön inceleme yaptırılmasına, Soruşturma Kurulu üyelerinin seçilmesine, soruşturmanın yapılmasına ve gereken diğer kararların verilmesine dair esaslar İçtüzükle düzenlenir.
(7) Başkanın yukarıda yazılı hâl ve hareketlerinin görülmesi veya öğrenilmesi hâlinde, Başkan tarafından yapılması gereken işlemler kıdemli başkanvekilince yürütülür.” biçiminde hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun'un "Adli soruşturma ve kovuşturma" başlıklı 17. maddesi;
“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâli istisna olmak üzere, görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle Başkan ve üyeler hakkında koruma tedbirlerine ancak bu madde hükümlerine göre karar verilebilir.
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay Ceza Genel Kurulunca yapılır.
(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâli dışındaki görevden doğan veya görev sırasında işlendiği iddia edilen suçlar ile kişisel suçlarda Soruşturma Kurulu, soruşturma sırasında 5271 sayılı Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan koruma tedbirlerinin alınması talebinde bulunursa, Genel Kurulca bu konuda karar verilir.
(4) Soruşturma Kurulu soruşturmayı tamamladıktan sonra kamu davasının açılmasına gerek görmezse kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verir. Kurul, kamu davası açılmasını gerekli görürse düzenleyeceği iddianameyi ve dosyayı görevleriyle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere Başkanlığa gönderir. Soruşturma Kurulunun vereceği kararlar şüpheliye ve varsa şikâyetçiye tebliğ olunur.” şeklinde düzenlenmiş iken suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 680 sayılı KHK’nın 15. maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kurulunca” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesince” şeklinde ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kuruluna” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesine” şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 7072 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Gelinen noktada, 6216 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” şeklindeki düzenleme karşısında 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun, Anayasa Mahkemesi üyelerine atılı kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma usullerinin belirlenmesinde uygulanması gereken, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve sonradan değiştirilen hükümleriyle, bu hükümlerde yapılan değişikliklere dair gerekçelerin de irdelenmesi gerekmektedir.
Gerek Anayasa'nın 154. gerekse Yargıtay Kanunu'nun 1. maddelerine göre, bağımsız bir yüksek mahkeme olan Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merci olup bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapması tali bir görevdir. Söz konusu tali görev, Yargıtay Kanunu'nun “Yargıtay Daire ve Kurullarının Görevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan “Yargıtayın görevleri” başlıklı 13. maddesinin ikinci bendinde; “Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu doğrultuda, 2797 sayılı Kanun'un “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının Görevleri” başlıklı 15. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; “Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak” Ceza Genel Kurulunun görevleri arasında sayılmışken, suç tarihinden sonra 06.01.2017 tarihli ve 29940 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) 4. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan düzenlemeyle ilgili fıkrada yapılan değişiklik sonucunda, Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarda Genel Kurulların görevi; “İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak”la sınırlandırılmış, böylelikle 2797 sayılı Kanun'da ve özel kanunlarda sayılan kişilerin işledikleri kişisel suçlar yönünden Genel Kurulların ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma yetkisi kaldırılmıştır.
Bu düzenlemeyle bağlantılı olarak, 2797 sayılı Kanun'un, Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi de suç tarihi itibarıyla;
“Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Yine bu değişiklik de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 29.04.2017 tarihli ve 30052 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (690 sayılı KHK) 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” biçiminde son hâlini almış, bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un “Dairelerin Görevleri” başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye “Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.” biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra “kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine” karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, ardından da aynı Kurul tarafından 03.10.2017 tarih ve 306 sayı ile; "18.07.2017 tarih, 30127 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarihli ve 245 sayılı kararının gereği düşünüldü bölümündeki 'Yukarıda sayılan düzenlemeler ışığında' ibaresinden sonra gelmek üzere '2797 sayılı Yargıtay Kanunun 46. maddesi uyarınca diğer Dairelerin görev alanına girmeyen kişisel suçlarla ilgili yapılacak” ibaresinin eklenmesine karar verilerek Yargıtayın diğer ceza dairelerinin kendi görev alanlarına giren konularda ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapacakları hususuna açıklık getirilmiş ve Yargıtay ceza daireleri arasında bu konudaki yorum farklılıkları ortadan kaldırılmıştır.
Yargıtay Başkanlık Kurulunca yapılan bu düzenlemelerle, terör suçlarından kaynaklanan davalara ilişkin hem temyiz incelemesi, hem de çok sayıda ilk derece yargılaması yapmakta olan Yargıtay 16. Ceza Dairesinde bu davaların yarattığı iş yoğunluğundan kaynaklanan zorunluluk nedeniyle, bu davalara ve 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi uyarınca yapılacak yargılamalara konu kişilerin makul sürede yargılanma haklarının korunması amaçlanmıştır. Öte yandan, söz konusu düzenlemeler olağanüstü mahkeme kurulması niteliğinde olmayıp herhangi bir dairenin bakmakla görevli olduğu suç açısından, örneğin sahtecilik suçu açısından yaşanacak bir iş yoğunluğunun getireceği zorunluluk karşısında, ilgili ceza dairesinin bu suçtan dolayı yapacağı ilk derece yargılamalarının da alınacak aynı türden kararlarla başka bir ceza dairesine devredilmesi söz konusu olabilecektir.
6216, 2575 ve 2797 sayılı Kanun'larda sayılan kişilerin işledikleri iddia olunan kişisel suçlarla, özellikle bu suçların ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenmesi durumuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerinde yapılan değişikliklerin gerekçeleri, söz konusu değişikliklere dair ilgili maddeleri sonradan aynen kabul edilerek kanunlaşan 680 ve 690 sayılı KHK'ların komisyon raporlarında açıklanmıştır.
680 sayılı KHK'nın komisyon raporlarında, Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarda sayılan diğer kişilerin kişisel suçlarına ilişkin kovuşturma makamının “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak değiştirilmesinde; bu kişilerin kişisel suçlarından dolayı yargılanmalarında etkinliği artırmanın amaçlandığı, Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması hâlinde Birinci Başkanlık Kurulunun bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebileceğine ilişkin düzenlemeyle de Yargıtayın bu davalardan kaynaklanan iş yükünün hafifletilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir.
690 sayılı KHK'nın komisyon raporlarında da, bu KHK ile yapılan söz konusu düzenlemelerle ağır cezalık suçüstü hâllerinde ilgili ceza dairesi tarafından yapılacak kovuşturmalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma ve iddianame düzenleme yetkisine açıklık getirildiği, hâkim kararlarının alınma usulü ile bu kararlar ve takipsizlik kararlarına itirazlara bakacak mercilerin belirlendiği ifade edilmiştir.
Söz konusu hukuki düzenlemeler birlikte ele alındığında;
Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkındaki soruşturma Anayasa Mahkemesi Genel Kurulundan karar alınmasına bağlı olmadan genel hükümlere göre yürütülecek ve iddianame hazırlanması hâlinde ise 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca kovuşturma Yargıtayın ilgili ceza dairesinde yapılacaktır.
C- Silahlı Örgüt Suçunun Niteliği, Soruşturma ve Kovuşturma Usul ve Makamlarına İlişkin CMK, 6216 ve 2797 sayılı Kanun'lardaki Düzenlemeler Bakımından Bu Suçun Değerlendirilmesi
1) Silahlı Örgüt Suçunun Nitelikleri
a) Genel Olarak
TCK’nın 314. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak veya yönetmek ya da bu örgüte üye olmak fiilleri, TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçuna nazaran daha ağır cezayı gerektiren müstakil suçlar olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen "silahlı örgüt" suçu ile ihlâl edilen ve ceza ile korunan hukukî değer, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek için çeteleşerek oluşturulan tehlikeli suç ve suçluluk ortamının giderilmesine ilişkin kamusal yarardır (...-..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, US-A Yayıncılık, ..., 2016, s. 398-399.).
Nitekim Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre; devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişini koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçun, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olması suçun kurucu unsuru da değildir. Dolayısıyla sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun kişisel suç niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir.
Öte yandan, ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesiyle düzenlenmiş olup, bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Söz konusu düzenleme karşısında, silahlı örgüt suçunun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olduğu da açıktır.
b) Suç Teorisi Bakımından Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu
ba- Mütemadi Suç Kavramı
Ceza hukuku doktrininde; kendisine bağlı olan hukuki hükümler bakımından önem taşıyan ve hareket tarafından meydana getirilmek veya engel olunmamak suretiyle oluşturulan dış alemdeki değişiklik, “netice” olarak adlandırılmaktadır. Suçun maddi unsuru bakımından dikkate alınacak netice ise, sadece suçun kanuni tanımında yer alan, hukukî değer taşıyan dış alemdeki değişikliktir (Sulhi Dönmezer - Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Cilt II, 14. Bası, Der Yayınları, ..., 2019, s. 97; Kayıhan İçel - Füsun Sokullu Akıncı – ... – Adem Sözüer – Fatih. S. Mahmutoğlu – Yener Ünver, Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Bası, Beta Yayınları, Eylül 2000, s. 67.).
Doktrinde suçun sonuç alt unsuru bakımından yapılan ayrımlardan biri; anî ve mütemadi (kesintisiz-sürekli) suç ayrımıdır. Buna göre; hareketten doğan neticenin devam etmeyip derhal sona erdiği suçlara anî suç, neticenin devam ettiği suçlara ise mütemadi suç adı verilmektedir. Bununla birlikte, kesintisiz bir suçun varlığı için suçtan doğan hukuka aykırı durumun yani suçun eserinin bir süre devam etmesi yeterli olmamaktadır. Mütemadi suçta devam eden şey neticenin kendisi olup bu devam ettikçe suç da işlenmektedir. Dolayısıyla, kesintisiz suçlar, bu suçun hukukî konusunu oluşturan hak ve menfaatin ihlâline devam edildiği sürece icra edilmiş olmaktadırlar (Sulhi Dönmezer – Sahir Erman, s. 102.). Diğer bir ifadeyle, bu suçların kanunî tanımında gösterilen sonucun her ân yeniden meydana gelmesi, devam etmesi gerekmektedir (Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, ... Matbaası, ..., 1970, s. 48.). Alman doktrininde savunulan görüşlerden biri de; mütemadi suçlarda suç tipinde tarif edilen hareketin başlamasıyla suç kural olarak tamamlanmaktaysa da, hukuka aykırı durumun sonlanmasıyla bittiği yönündedir (Bernd Heinrich, Ceza Hukuku Genel Kısım – 1, Cezalandırılabilirliğin Temel Esasları Tamamlanmış ve Teşebbüs Edilen Suçlarda Suçun Yapısı, Editör: Yener Ünver, Adalet Yayınevi, ... – 2014, s. 95.). Kunter'e göre de, suçun bitme anı tamamlanmasından sonra gelmekte olup bitme anı temadinin bittiği andır (..., Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi (Hareket – Netice – Sebebiyet Alâkası, ... 1955, s. 94.).
Mütemadi suçun tanımına dair hem diğer yabancı hukuk doktrinlerinde, hem de Türk Hukukunda ... bulunmamaktadır. Söz gelimi, bu suçlarda hareketin devam ettiği, neticenin devam ettiği, hem hareket hem neticenin devam ettiği ya da hukuka aykırılığın devam ettiği görüşleri öne sürülmektedir (... – ... – M. Emin Alşahin – Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Adalet Yayınevi, ... – 2017, s. 267.). Nitekim doktrinde Özgenç ve Koca – Üzülmez; neticenin hareketin bir sonucu olduğunu, bu bağlamda, neticenin devamının hareketin sürdürülmesiyle mümkün olduğunu, dolayısıyla mütemadi suçta devam eden şeyin netice değil, esasen suçun kanuni tanımında gösterilen hareket olduğunu, böylelikle mütemadi suçun, kanuni tanımda gösterilen hareketin icrasının devam ettiği suçlar olduğunu ifade etmektedirler (..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Bası, ... Yayıncılık, Eylül 2017, s. 176; ... – ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, ... Yayınları, Eylül 2017, s. 123.).
Bununla birlikte, Alman Yüksek Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, vergi suçlarına dair bir kararında mütemadi suçu; “Failin suç unsurlarını muayyen bir müddet devam ettirmek iradesi ile fiili ika etmesi ve iradesinin de buna müteveccih bulunması gerekmektedir.” şeklinde; İsviçre Federal Mahkemesi ise; “Gayri hukuki durumu bertaraf etmek failin iktidarı dahilinde olduğu hâlde, bu duruma nihayet vermediği müddet içinde suç işlenmektedir.” şeklinde tanımlamıştır. İsviçre Federal Mahkemesi söz konusu ifadeyle, mütemadi suçta karakteristik olan özelliğin hukuka aykırı durumun devam etmesi olduğunu değerlendirmiştir (..., Mütemadi Suç, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 29, Sayı: 1-2, 1963, s. 82.).
Mütemadi suçta hukuka aykırı durumun her an yeniden kendini yenilemesi failin iradi davranışının eseri olmalıdır. Dolayısıyla mütemadi suç, failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda işlenmiş olmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı duruma son verilmesi anı, kesintinin gerçekleştiği, yani suçun işlendiği andır (... – ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, US-A Yayıncılık, ... – 2016, s. 189-190.). Bu doğrultuda doktrinde benzer biçimde, mütemadi suçlarda fiilin icrası devam ettiği sürece, fiilin ifade ettiği haksızlığın da işlenmeye devam ettiği, sadece haksız duruma sebebiyet vermenin değil, onun sürdürülmesinin de kanuni tipi gerçekleştirdiği kabul edilmektedir (... – ..., s. 124.).
Mütemadi suçlarda temadinin ne zaman biteceği konusunda farklı ihtimaller gündeme gelebilmektedir. Nitekim suç, söz gelimi mağdurun ölümü gibi doğal nedenlerle sona erebileceği gibi, yine mağdurun kaçması ya da üçüncü kişilerin müdahalesiyle de son bulabilecektir. Diğer yandan, failin eylemine son verebilme iktidarını kaybetmesi de temadinin bitmesine neden olmaktadır. Failin yakalanması veya tutuklanması hâlinde temadinin bitmesi için, bu işlemlerin aynı zamanda onun temadiye son verme olanağını da ortadan kaldırmış olmasına bağlıdır.
bb- Sonuçları Açısından Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu
Doktrinde örgüte üye olmakla ilgili çokça tanım yapılmakta olup bu tanımlardan biri de; örgütü kuranlar veya yönetenler dışında kalmakla birlikte, örgütün amaçlarını benimseyerek verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmak şeklinde ifade edilmektedir (..., Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, Prof. Dr. ... Armağanı, ... 2004, s. 256 vd.).
Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre de; örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Diğer bir ifadeyle, fail açık veya zımni beyanıyla örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer almayı, bu kapsamda, bu katılımının tek bir fiil için değil sürekli bir hâl almasını, örgütün amacı çerçevesinde verilen emirleri yerine getirmeyi, bu kapsamda kişisel iradesini örgütsel faaliyetlerde örgüt iradesinin emrine terk etmeyi kabul etmiş ise; örgüte üye olma iradesiyle hareket ettiği kabul edilmelidir (..., Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, ... – 2017, s. 266; ..., Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçları, (TCK m. 220 – 221.), 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, ... – 2018, s. 465 – 466.).
Örgüt üyesinin, örgütsel eylemlere maddi bir katkı sunmuş olması gerekmemektedir. Bir kimsenin, örgütün emir ve komutası içerisinde yer aldığını bilmesi ve bu çerçevede verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olması, örgüt üyesi olarak kabulü için yeterlidir. Zira emir komuta zinciri içerisinde verilecek görevleri ifaya hazır olmak da asgari düzeyde de olsa örgütün hayatta kalmasına bir katkıyı yansıtmaktadır (..., s. 474.).
Gerçekten de, suç örgütü, suçun konusunu oluşturan kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği açısından başlı başına bir tehlike oluşturduğundan, suç için örgütlenme fiilleri bağımsız suç tipleri olarak düzenlenmiş olup bu tehlikelilik durumunu ilk kez meydana getiren kişiler örgütün kurucuları ve bu tehlikelilik hâlini yönlendiren kişiler de örgütün yöneticileri iken, örgütsel iradeye boyun eğerek bu tehlikeliliğin devamı ve somut eylemlere dönüştürülmesini sağlayan da örgütün üyeleridir. Dolayısıyla faillerin sürekli bir şekilde örgütsel iradenin emir ve talimatlarını yerine getirmeye hazır olmaları da örgütsel yapının mevcudiyeti yönünden son derece önemli olup ortaya çıkan tehlikeliliğe önemli bir katkı sağlamaktadır.
Doktrinde kabul edilen ortak görüş ve Yargıtay kararlarında istikrar kazanan uygulama; örgüt üyeliği suçunun mütemadi suçlardan olduğu yönündedir. Bu nedenle, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgüte katılma hâlinde suç, örgütün hiyerarşik yapısına bağlılık devam ettiği sürece işlenmeye devam edilmektedir. Dolayısıyla örgütün hiyerarşik yapısına bağlılığın sona erdiği anda temadi bitmektedir (..., Suç Örgütleri, 10. Bası, ... Yayıncılık, ... – 2017, s. 25.). Bu bağlamda örgüte üye olma fiili, örgütün hiyerarşik bünyesine dahil olmakla birlikte tamamlanmakta ise de suç sona ermemekte ve fail, örgüt üyesi olarak kaldığı sürece suç da devam etmektedir (..., Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu (TCK m. 220.), Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, ... – 2013, s. 99; ..., s. 480.).
2) Suçüstü Hâli Kavramı ve Genel Olarak Mütemadi Suçlarda Uygulanması
a) Suçüstü Hâli Kavramı
Genel olarak bir ceza usul hukuku kurumu olarak düzenlenen suçüstü hâli kavramına Anayasa'da ve özel soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen birtakım kanunî düzenlemelerde hukukî sonuçlar atfedilmiştir. Bunlardan en önemlisi de, kural olarak adli suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında genel hükümlere göre işlem yapılmasını düzenleyen normların uygulanmasını, bazı kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevlerin niteliğinden kaynaklanan yasama dokunulmazlığı, hâkimlik teminatı gibi evrensel ilkelerin iç hukuka yansıması olarak öngörülen düzenlemelerle engelleyen güvenceleri ağır cezalık suçlar yönünden ortadan kaldırmasıdır.
5271 sayılı CMK'nın yürürlüğe girmesinden önce suçüstü hâli; 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (CMUK) “Tevkif, muvakkat yakalama ve salıverme” başlıklı Dokuzuncu Faslında yer alan 127. maddesinin üçüncü fıkrasında; “İşlenmekte olan suç, meşhud suçtur” şeklinde ve “asıl meşhud suç” olarak tanımlanmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında da “Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takib edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç” biçiminde “suçüstü karinesi” öngörülmüştü. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 01.06.2005 tarihli ve 25772 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 18. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu'nda da, suçüstü hâlinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulleri düzenlenmişti.
5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de 'Suçüstü hâli'nin benzer şekilde;
“1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür.
Doktrinde suçüstü hâlinin unsurları; belli bir suçun bulunması, failin geniş anlamda yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile geniş anlamda yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması şeklinde sayılmaktadır. Geniş anlamda yakalama; failin suçu işlediğinin hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde objektif ve apaçık belli olması şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak suçüstü hâlinin varlığı için failin özgürlüğünün de kısıtlanmış olması gerekmemektedir. Nitekim yakalama, aynı zamanda failin suçu işlerken görülmesini ifade etmektedir. Bununla birlikte, suç sırasında sanığın yakalanması suçun apaçıklığını ve objektifliğini daha büyük oranda ortaya koyabilmektedir (..., Türk Hukukunda Suçüstü Yargılaması, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, ... – 1998, s. 14.).
Suçüstünün apaçıklığı, suç işlenirken hiçbir şüpheye yer olmaksızın failin görülüp işitilmesi ya da tüm duyusal algıların suçüstünün ortaya çıkarılmasına yardımcı olması (Bozulmuş gıdanın koklanarak ya da tadılarak belirlenmesi gibi) şeklinde gerçekleşebileceği gibi, yetkili makamların işlemleriyle de ortaya çıkarılabilmektedir. Bu anlamda, gizli bir suçta yetkili makamlar elde ettikleri bilgi ve belirtilerden bir suçun işlenmekte olduğunu bilebilmekte ya da tahmin edebilmektedirler. Dolayısıyla, suçüstü hâlinin varlığı için failin eyleminin her durumda herkes tarafından gözlemlenebilir olmasına gerek bulunmamakta, bu hususta yalnızca yetkili makamlarca bilgi edinilmiş olması da yeterli olabilmektedir.
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar “suçüstü” olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
Suçüstü hâli doktrinde; dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (..., Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, ... Matbaaası, ... – 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü; CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki “işlenmekte olan suç”u ifade etmektedir.
Hem 1412 sayılı CMUK, hem de 5271 sayılı CMK'da “suçüstü hâli”ne bağlanan en önemli hukuki sonuçlardan biri de; genelde koruma tedbirleri, özelde de yakalama işlemi açısından kendisini göstermektedir. Nitekim, toplum içinde etkileri, tepkileri ve sonuçları gözlenebilen sosyal bir olgu olarak “suçüstü hâli”nde işlenen bir eyleme ve bu eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen kişiye yönelik yapılan ilk usul işlemi çoğunlukla yakalama işlemidir.
5271 sayılı CMK'nın “Yakalama ve Yakalanan Kişi Hakkında Yapılacak İşlemler” başlıklı 90. maddesinde bu durum;
“(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması” biçiminde düzenlenmiştir.
1412 sayılı CMUK'un 127. maddesinde herkes tarafından yapılabilen yakalama işleminin şartları arasında sayılan asıl meşhud suçta, suçun bu hâlde işlenmesinin yanında failin kaçacağından korkulması veya hüviyetinin hemen tespitinin mümkün olmaması şartlarından biri aranmaktaydı. Ancak 5271 sayılı CMK'nın 90. maddesinin birinci fıkrasının aynı kavrama ilişkin (a) bendinde fiilin işlenmekte olması yeterli görülerek, herkes tarafından yakalama yapılabilmesi için 1412 sayılı CMUK'da öngörülen diğer şartların varlığı aranmamıştır. Söz konusu düzenlemelere göre de; işlenmekte olan bir suç açısından suçüstü hâlinin varlığı için eylemin mutlaka herkes tarafından bilinip görülmesi gerekmemekte olup işlenen suçun niteliğine ve işleniş şekline göre, bu suçtan ve failinden yalnızca yetkili makamlarca bilgi sahibi olunması ve yakalama işleminin doğrudan bu makamlarca yapılması da mümkündür.
b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli
Doktrinde, bir suçun mütemadi suç olmasına bağlanan hukukî sonuçlar daha ziyade; ceza ve usul hukuku açısından, işlenen suçun sayısı, teşebbüs, iştirak, meşru savunma, af, suçun işlendiği yer, zaman, şikâyet ve zamanaşımı gibi hususlar üzerinden ele alınıp değerlendirilmektedir. Ancak, mütemadi suçların suçüstü hâli bakımından da irdelenmesi gerekmektedir.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Dahası, ... 1978 yılında, ... da 1998 yılında hazırladıkları eserlerinde, İtalyan CMUK'un 237. maddesinde, temadinin sona erdiği ana kadar mütemadi suçun suçüstü sayılacağı hususunun açıkça belirtildiğini ifade etmişlerdir (..., s. 694; ..., s. 21-22). Gerçekten de, 1930 tarihli İtalyan CMUK'un "Suçüstü" başlıklı 237. maddesinin birinci cümlesinde yer alan "Il reato permanente é flagrante fino a che sia cessata la permanenza." ibaresi "Mütemadi suçta suçüstü, temadinin sona ermesine kadardır." anlamına gelmektedir. Nitekim bu yöndeki düzenleme, 1988 tarihli İtalyan CMUK'un “Suçüstü Hâli” başlıklı 382. maddesinin ikinci fıkrasında da "Mütemadi suçta suçüstü hali, temadinin sona ermesine kadar devam eder." anlamına gelecek şekilde “Nel reato permanente lo stato di flagranza dura fino a quando non è cessata la permanenza.” ibaresiyle yer almaktadır.
Nitekim Türk Hukuk doktrininde de benzer şekilde; mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında, sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği görüşü (..., s. 23; ..., Türk Anayasa Hukukunda ve Muhtelif Kanunlarda Yakalama Müessesesi, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, S. 1-4, 1985, s. 159) ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceği görüşü savunulmaktadır (... – ...– ... – ..., s. 268.).
Gelinen noktada, Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
Bununla birlikte, objektif olarak suç, ilgili kamu görevlilerine bildirildiği andan sonra suçüstü niteliği kazanmaktadır. Delil ise yargılama makamlarının görevlerini yaparken kullandıkları bir araçtır. Yargılama makamında yer alan hâkim, önüne getirilen delilleri inceleyerek veya kendi araştırması sonucunda bir hükme varmaktadır. Dolayısıyla bir olayın kanıtlanması, ancak hâkim önüne gelmesinde söz konusu olmaktadır. Suçüstü durumu ise hâkim kararından sonra kanıtlanmış ya da kanıtlanamamış olabilmektedir. Bu hususta öncelikle kolektif bir yargılama yapılarak sonuca varılması gerekmektedir. Bu bakımdan suçüstü hâli, başlı başına suçun hukuken kanıtlanması anlamına gelmemektedir.
3) Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Suçu Açısından Suçüstü Hâlinin ve Bu Bağlamda Sanığın Hukuki Durumunun Değerlendirilmesi
Özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olan kamu görevlileri yönünden bu usullere konu olan hukuki teminatlardan faydalanmalarını engelleyen suçüstü hâli, hukuki sonuçları itibarıyla öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 5. maddesinde ifadesini bulan özgürlük ve güvenlik hakkı ile bağlantılı bir kurum olmakla birlikte, uygulandığı kişinin hâkim veya Cumhuriyet savcısı olması durumunda, söz konusu hakkın yanı sıra evrensel nitelikteki hâkimlik teminatı ilkesi bağlamında sonuçlar doğuran bir özelliği de taşımaktadır. Dolayısıyla suçüstü kurumunun somut olayda uygulanma koşullarının var olup olmadığına dair yorumlarda, söz konusu hak ve ilkeler bağlamında son derece özenli davranılması gerekmektedir.
Yüksek mahkeme üyeleri dışında görev yapan birinci sınıfa ayrılmış ya da birinci sınıf bazı hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında Yerel Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamelerle; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü hâlinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından cezalandırılmaları istemiyle Yerel Mahkemelere açılan davaların hangi mercide görüleceğine ilişkin Yerel Mahkemeler ile ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesi amacıyla dosyaların gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarihli ve 998-388 sayılı ile benzer uyuşmazlığa ilişkin diğer kararlarında istikrarlı olarak “mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.” sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu kararlara konu uyuşmazlığın ana eksenini, sanıklara atılı suçun görev suçu mu yoksa kişisel suç mu olduğunun belirlenmesi oluşturduğundan, bu kararlarda mütemadi suç ve suçüstü hâliyle ilgili açıklamalara yalnızca bu kavramların uyuşmazlıkla bağlantısıyla orantılı olarak değinilmiştir.
Gelinen noktada, sanık ... müdafisinin olayda sanık yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına dair usuli itirazıyla ve bu itirazla bağlantılı diğer hususlarla ilgisi bakımından sanığın atılı suç yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına ve tutuklamanın bu yönüyle hukuki olmadığına dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) verilen kararın da irdelenmesi gerekmektedir.
Sanık ...’ın, hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmek suretiyle, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 16. maddesinde düzenlenen ve Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri hakkındaki adli soruşturmalar bakımından 6087 ve 2797 sayılı Kanun'larda öngörülen teminatlarla aynı doğrultudaki hukuki teminatlardan usule aykırı olarak yararlandırılmadığına dair başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 11.01.2018 tarih ve 15586 sayı ile; bu hususta bir ihlalin olmadığı ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Sanık ...'ın sonrasında AİHM'e yaptığı bireysel başvuruda, olayda ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunmadığına, bu nedenle hâkimlik teminatından yararlandırılmayarak yapılan yakalama işlemi ile verilen gözaltı ve tutuklama kararlarının hukukî olmadığına dair iddiayı inceleyen AİHM 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 başvuru numaralı kararında, bu hususa ilişkin olarak; kovuşturma konusu olayda suçüstü hâlinin bulunmadığından bahisle sanığın Anayasa Mahkemesi üyelerine sağlanan usule ilişkin güvencelerden mahrum bırakılmak suretiyle CMK’nın 100. maddesi uyarınca tutuklanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
Burada öncelikle ifade etmek gerekir ki; doktrinde suç niteliğine dair veya başkaca bir ayrım yapılmaksızın, mütemadi suçların salt işlenmeye devam eden suçlardan olduğu gerekçesiyle bu suçlarda suçüstü hâlinin bulunduğuna dair görüşlerin de mevcut olması bir yana, bu genel kabulün haricinde öncelikle değinilmesi gereken husus; örgüt üyeliğine ilişkin genel açıklamalarda da belirtildiği üzere, örgüt üyeliğinin varlığı için failin delillendirilebilir somut hareketleriyle örgütün hiyerarşik yapısına kendi iradesini sürekli olarak teslim etmesinin yeterliliğidir. Dolayısıyla, kişinin gizli bir yapılanma ve somut tehlike suçu niteliğindeki suç örgütünün üyesi olduğunu her an suç teşkil eden başkaca eylemlerle göstermesine gerek olmadığı gibi, bu yöndeki eylemleri zaten ayrı bir suçu oluşturacak ve bu suçları işlerken yakalanması hâlinde o suçlar yönünden de suçüstü hâli gündeme gelecektir.
Diğer yandan, failin suç örgütü üyesi olduğuna dair yetkili makamlarca şüphe oluşturan delil ya da delillere ulaşılması ve failin örgüt üyeliğindeki devamlılığın o anki delillere göre saptanması durumunda, örgütün kendisini feshettiğine ya da failin örgütten ayrıldığına dair başkaca delile ulaşılamaması hâlinde, failin örgüt üyeliği hususundaki icra hareketlerine devam ettiğinin, böylelikle bu durumdan bilgisi olan yetkili makamlarca faile CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinin birinci alt bendi ve 90. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca bu suçu işlerken rastlandığının, dolayısıyla görünüşteki haklılık unsuru gereğince suçüstü hükümleri doğrultusunda fail hakkında işlem yapılabileceğinin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Burada failin cezai eyleminin muhakkak herkes tarafından görülmesi gerekmemekte, yakalama anı itibarıyla örgüt üyeliğinin sürekliliğine dair icra hareketlerinin devam ettiğinin ve failin örgütten ayrılmaya dönük bir eyleminin bulunmadığının yetkili makamlarca bilinmesi yeterlidir. Bunun ötesinde, failin gerçekte örgüt üyesi olup olmadığı veya hakkında CMK'nın 100. maddesinde öngörülen tutuklama şartlarının bulunup bulunmadığı ise farklı bir durumdur. Fail soruşturma evresinde sunacağı deliller doğrultusunda tutuklanmayacağı ya da adli kontrole dahi tabi tutulmayabileceği gibi, kovuşturma evresinde hakkında beraat kararı da verilebilecektir.
AİHM tarafından Yargıtayca hukuka aykırı olarak geniş yorumlandığı sonucuna varılan suçüstü hâline ilişkin değerlendirmenin salt Yargıtayın yorumundan mı ibaret olduğu, aksi hâlde söz konusu yorumun, konumuza ilişkin olarak iç hukukumuzda yürürlükten kaldırılan ve hâlen yürürlükte bulunan düzenlemelerle de uyumlu olup olmadığının irdelenmesine gelince;
01.06.2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmakla birlikte, suçüstü hâlinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu'nun 1. maddesi;
“Faili suçu işlediği sırada veya pek az sonra yakalanan:
A) Ağır ceza mahkemesinin vazife gördüğü yerlerdeki belediye sınırları içinde işlenen ağır cezalı meşhud cürümler;
B) (Değişik: 1/12/1980 - 2349/1 md.) Asliye teşkilatı olan yerlerdeki belediye sınırları içinde ve panayırlarda işlenen ağır ceza mahkemelerinin vazifeleri dışındaki meşhud cürümlerle Türk Ceza Kanununun 529, 534, 536, 537, 539, 545, 547, 548, 551, 565, 567, 568, 571, 572, 573, 574, 575 ve 576 ncı maddeleri ile 540 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı meşhud olarak işlenen kabahatlar hakkında takip ve duruşma bu Kanun hükümlerine tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, yine yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun Ek 1. maddesinde;
“1) Anayasa'da yer alan temel hak ve hürriyetlere ideolojik amaçlarla, Devletin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle işlenen suçlarla, bunlara murtabıt suçları;
2) Türk Ceza Kanununun 179, 180, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ayrı olmak üzere 188, 201, 254, 255, 256, 257 ve 264 üncü maddelerinde veya 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun değişik 12 nci yahut aynı Kanunun ek maddesinin, birinci bendinde yazılı suçlar;
İşleyenler hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar, 3005 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (A) bendindeki mahal ve aynı Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın, bahis konusu kanun hükümlerine göre yapılır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu düzenlemeler doğrultusunda, uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olarak, terör suçları bakımından yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde suçüstü hükümlerine göre işlem yapılması öngörülmekteydi.
Diğer yandan, özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi, 6216 sayılı Kanun’un 16 ve 17. maddeleri ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde “ağır cezalık suçüstü hâli” ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. İç hukuk düzenlemesi niteliğinde olan ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtayın yargılayacağı kişilere yönelik bu düzenlemeyle de, 15.07.2016 tarihinden sonra haklarında örgütlü suçluluk nedeniyle ağır cezalık suçüstü hükümlerine göre işlem yapılan bu kişiler hakkında yetkili makamlarca uygulanan genel hükümlerin ve dolayısıyla fiili durumun suçüstü hâliyle uyumlu olduğu öngörülerek bu doğrultuda yapılacak soruşturma ve kovuşturma işlemleri hüküm altına alınmıştır.
Açıklanan nedenlerle, genelde mütemadi suçlarda temadinin yakalama ile kesileceğine ve o anda suçüstü hâlinin var olduğuna, özelde de olumsuz görev uyuşmazlıklarına konu kararlarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla yakalanan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden suçüstü hâlinin bulunduğuna dair Yargıtayca varılan kanaat salt suçüstü hâlinin yargısal, mantıksız ve keyfî yorumuna değil, doktrindeki görüşlere, örgütsel suçluluğun teorisine, dahası ve en önemlisi, yasama organınca istikrarlı ve birbiriyle uyumlu olarak hüküm altına alınan iç hukuk düzenlemelerine dayanmaktadır. Varılan sonuç sonrasında Anayasa Mahkemesince de benimsenmiştir.
AİHM'in anılan ihlal kararında ise konunun yalnızca Yargıtayın yorumu üzerinden irdelendiği, bu yorumun aynı zamanda 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yapılan ve kanunlaşan düzenlemelere dayandığının ve bu düzenlemelerle uyumlu olduğunun dikkate alınmadığı ve söz konusu kararda, ülkenin milli egemenliğini temsil eden yasamanın bu düzenlemelerinin AİHS'e ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil edip etmediği hususunda değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
Uyuşmazlığın çözümünde ayrıca, mütemadi suç ve suçüstü hâli kavramlarından, bu kavramların yukarıda belirtilen hukuki dayanaklarından ve söz konusu kavramların somut olaya uygulanma koşullarından bağımsız olarak; başlı başına suçun niteliği dikkate alınarak failler hakkında özel soruşturma usullerinin uygulanmasına yasal düzenlemelerle bir istisna getirilip getirilmediği hususuna da değinmek gerekmektedir.
Mülga 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;
"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
...
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." şeklindedir.
"Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçların hazırlık soruşturmasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154, 156 ncı maddeleri hükümleri saklıdır." hükmü yer almaktadır.
Mülga 1412 sayılı CMUK'nın 154. maddesi Cumhuriyet savcısının adli görevde doğrudan dava açmasını düzenlemekte ve zabıta amirleri hakkında da hâkimlerin tabi olduğu usul hükümlerinin uygulanacağı, vali, kaymakam ve nahiye müdürleri hakkında ise memurun muhakematı hükümlerinin uygulanacağını düzenlemekteydi.
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
a) (Ek: 26/6/2009-5918/ 7 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,
b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
(2) Gelen iş durumu göz önünde bulundurularak birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla görevli olmak üzere, aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Bu hâlde, mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;
“(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
(2) 250 nci madde kapsamına giren suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde yetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler.
(3) Soruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli ile delillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir.
(4) Suç askerî bir mahalde işlenmiş ise, Cumhuriyet savcısı ilgili askerî savcılıktan soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Üçüncü fıkraya göre soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Cumhuriyet savcıları ile askerî savcılıklar, bu soruşturmayı öncelikle ve ivedilikle yaparlar.
(5) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda, yakalananlar için 91 inci maddenin birinci fıkrasındaki yirmidört saatlik süre kırksekiz saat olarak uygulanır. Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hâl ilân edilen bölgelerde yakalanan kişiler hakkında 91 inci maddenin üçüncü fıkrasında dört gün olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir. Hâkim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.
(6) 250 nci madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda kolluk; soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, ağır ceza mahkemesi veya başkanının, Cumhuriyet savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan hâkimin emirleriyle belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur.
(7) 250 nci maddede belirtilen suçlar nedeniyle Cumhuriyet savcıları, soruşturmanın gerekli kılması halinde geçici olarak, bu mahkemelerin yargı çevresi içindeki genel ve özel bütçeli idarelere, kamu iktisadi teşebbüslerine, il özel idarelerine ve belediyelere ait bina, araç, gereç ve personelden yararlanmak için istemde bulunabilirler.
(8) Türk Silahlı Kuvvetleri kıt'a, karargâh ve kurumlarından istemde bulunulması hâlinde istem, yetkili amirlikçe değerlendirilerek yerine getirilebilir." şeklindedir.
"Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkelemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır.
c) Yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir.
ç) Ceza Muhakemesi Kanununun 91'nci maddesinin birinci fıkrasındaki yirmidört saat olan gözaltı süresi kırksekiz saat olarak uygulanır.
d) Soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecek ise yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkında Cumhuriyet savcısının emriyle sadece bir yakınına bilgi verilir.
e) Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süre ile kısıtlanabilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz.
f) Kolluk tarafından düzenlenen tutunaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkarılan davetiye veya çağrı kâğıdı, kollluk görevlisinni iş adresine tebliğ edilir. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında adres olarak iş yeri adresleri gösterilir.
g) Güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilir.
ğ) Açılan davalara adli tatilde de bakılır.
h) Ceza Muhakemesi Kanununun 135'nci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (8) numaralı alt bendindeki, 139'ncu maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendindeki ve 140'ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendindeki istisnalar uygulanmaz.
Türk Ceza Kanununda yer alan;
a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,
b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyet çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,
c) İkinci kitap dördüncü kısmın dört, beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332'nci maddeler hariç), dolayısıyla açılan davalar, birinci fıkra hükmüne göre görevlendirilen mahkemelerde görülür. Üçüncü fıkranın (d), (e), (f) ve (h) bentleri hariç olmak üzere, bu madde hükümleri, bu suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır.
Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 323, 324, 325 ve 332'nci maddeleri hariç olmak üzere, ikinci kitap dördüncü kısmın dört,beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.
Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemlerde yargılanamaz; bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz." şeklindeydi.
Mülga hükümlerin, incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütü üyesi olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmekle, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin yargılayacağı kişiler ile savaş ve sıkıyönetim hâli dâhil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler genel kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural ve istisnalar aynen korunmuştur.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10 maddesi 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca da doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış, aynı bentte 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunun 26. maddesi hükmünü saklıdır." hükmü anılan maddeye 8. fıkra olarak eklenmiştir.
Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
Görüldüğü üzere suç tarihinden önce Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin ilk derece sıfatıyla yargılayacağı kişiler yönünden 2845 sayılı Kanun ile CMK'nın 250 ve 251. maddelerinin yürürlükte olduğu zaman dilimlerinde getirilen istisnalar, 6352 sayılı Kanun ve 6526 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemelerde yer verilmemiş olup tek istisna olarak 2937 sayılı Kanun'un 26. maddesi gözetilmiştir.
Dolayısıyla suç tarihinde 5271 CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
Bu bağlamda ele alınması gereken 6216 ve 2797 sayılı Kanunların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada; "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemede görüleceği üzere, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili "suçüstü hâlinde" ibaresi CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası dışında kalan diğer suçlar yönünden geçerli olup TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapılması için ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinin bulunması da gerekli değildir.
Nitekim özel soruşturma usullerine istisna getiren benzer bir hükme, Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlarla ilgili yine kural olarak özel soruşturma usulleri uygulanmasının ve buna bağlı hukuki teminatların öngörüldüğü 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun "Disiplin ve Ceza İşleri" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer alan "Genel Esaslar" başlıklı 53. maddesinin yedinci fıkrasında da "İdeolojik amaçlarla Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçlarla bunlara irtibatlı suçlar, öğrenme ve öğretme hürriyetini doğrudan veya dolaylı olarak kısıtlayan, kurumların sükün, huzur ve çalışma düzenini bozan boykot, işgal, engelleme, bunları teşvik ve tahrik, anarşik ve ideolojik olaylara ilişkin suçlar ile ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde, yukarıda yazılı usuller uygulanmaz; bu hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet Savcısı doğrudan yapar." şeklinde yer verilmiştir.
Her iki düzenleme birlikte ele alındığında, konumuza ilişkin olarak özellikle de 6216 ve 2797 sayılı Kanunlarda kural olarak özel soruşturma usulleri öngörülmüş olmasına rağmen, sonradan CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasının yürürlüğe konulması karşısında, yasa koyucunun salt bu fıkrada sayılan suçların niteliğini gözeterek, ayrıca suçüstü hâlinin varlığını araştırmaya gerek bulunmaksızın, 2937 sayılı Kanun'da sayılanlar dışında bu suçları işleyen kişiler hakkında, ilgili kanuni düzenlemeler uyarınca özel soruşturma usulleri uygulanmasının istisnasını öngören bir hüküm ihdas ettiği ve bu yönde bir sistem oluşturduğu anlaşılmaktadır. Ancak AİHM kararında silahlı terör örgütü üyeliği suçunda genel hükümlere göre yürütülen soruşturma işlemlerinin hukukîliği değerlendirilirken söz konusu uygulamanın aynı zamanda CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına da uygun olup olmadığı, dolayısıyla uygulamanın bu yönüyle de yargısal ve keyfi yorumun ötesinde iç hukuk düzenlemesine dayanıp dayanmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında, sanık müdafisinin olayda suçüstü hâline ilişkin koşulların bulunmadığına ve soruşturmayı yürüten makamların yetkili olmadığına dair usule yönelik itirazları değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görev yapmaktayken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında, kendisinin de bu örgüte üye olduğu iddiasıyla ve kişisel suç niteliğindeki bu suç açısından suçüstü hâlinin de varlığına dayalı olarak hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı olayda; itiraza konu uygulamanın, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna, bu örgütten ayrılmaya dair icrai bir davranışta bulunmadığına ve elde edilen mevcut deliller itibarıyla yetkili makamlarca sanığın cezai eylem niteliğindeki örgüt üyeliğine ilişkin fiilinin icrasına devam ettiği, böylelikle sanığa atılı suçun işlenmekte olduğu hususunda resmî makamlarca edinilen bilgi kapsamında gerçekleştirildiği,
Bununla birlikte, silahlı terör örgütü üyeliği/yöneticiliği suçunun mütemadi suç ve bu suçlar yönünden yakalama anına kadar suçüstü hâlinin söz konusu olduğunu kabul ederek Yargıtayın yargılayacağı kişilere atılı bu suçlarla ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen diğer kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin 2797 sayılı Kanun'da değişiklik öngören ve sonradan aynen kanunlaşan hukuki düzenlemelerde, önceden beri 6216 ve 2797 sayılı Kanunlarda öngörülen hukuki teminatların istisnasını teşkil eden "ağır cezalık suçüstü hâli" tabirinin, Yargıtayın yargılayacağı söz konusu kişilere atılı bu suçların da benzer nitelikte olduklarını ortaya koyacak ve bu suçları da kapsayacak şekilde yeniden kullanıldığı,
Ayrıca 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2018’e kadar devam eden hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan sürenin darbenin yapıldığı gün ile sınırlı olmaması, 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli doğrultusunda ve 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan 16.07.2016 tarihli yazıda sanığın da aralarında bulunduğu yüksek mahkeme üyelerinin gözaltına alınmaları talimatı verildiği, sanığın 16.07.2016 tarihinde saat 18.35 sıralarında yakalanarak gözaltına alınabildiği hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabul edilemeyeceği, Anayasa Mahkemesince "..., § 145, B. No: 2016/15637 ve 12.04.2018" ve "..., § 128, B. No: 2016/15586 ve 11.01.2018" tarihli kararlarda da benzer değerlendirmelerle aynı sonuca ulaşıldığı,
Diğer yandan itiraza konu uygulamanın, CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasında hüküm altına alınan ve sanık hakkında öngörülen özel soruşturma usullerinin istisnasını teşkil eden düzenlemeyle de uyumlu olması hususu gözetildiğinde Anayasa Mahkemesi üyelerinin işledikleri suçlara dair özel soruşturma usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun'un 16 ve 17. maddelerinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, dolayısıyla, dava konusu olayda sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfî olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu hâliyle "hukukun kalitesi" ilkesine de uygun olan itiraza konu uygulamanın hukuka aykırı olmadığı kabul edilmelidir.
D- Anayasa Mahkemesi Üyelerinin İşledikleri İddia Olunan Suçlar Bakımından Kovuşturma Makamlarının Belirlenmesi
Anayasa'nın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesi;
"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
"Kanuni hâkim güvencesi" başlıklı 37. maddesi de;
"Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, "insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet" olduğu ifade edilmiş ve "hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'hukuk güvenliği' ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinde kanun metinlerinin ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. 'Belirlilik' ilkesine göre ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir." sonucuna varılmıştır.
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Zira hukuk devletinin alt unsurlarından biri olan hukuk güvenliğinin sağlanmasının ön koşullarından biri kanuni hâkim güvencesidir. Kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığı bir sistemde bireylerin güven içinde hareket edebilmeleri mümkün olamaz. Bireyler herhangi bir hukuki uyuşmazlıkta hangi yargı merci tarafından hangi kurallar uygulanarak yargılama yapılacağını önceden bilmelidir. Aksi bir durumda hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik ortadan kalkar. Eğer hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılıyorsa, bu durumda hukuk güvenliğinin zorunlu ön koşulu olan kanuni hâkim güvencesi mutlak anlamda tesis edilmelidir.
Kanuni hâkim güvencesi 1982 Anayasası'nda özel olarak düzenlenmiştir. Anayasa'nın 37. maddesi gereğince herkes kanuni hâkim güvencesine sahiptir. Yine Anayasa Mahkemesinin istikrarlı kararlarında belirtildiği gibi, “kanuni hâkim güvencesi” suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi olarak tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla “kanuni hâkim güvencesi”, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra özel olarak kurulmasına veya hâkimin atanmasına engel oluşturmaktadır.
Bu noktada, bir yargı yerinin, kuruluş, görev, işleyiş ve izleyeceği yargılama usulü itibarıyla hukuki yapılanmasının, doğal hâkim ilkesine uygunluğunun sağlanabilmesi için, bu alana ilişkin belirlemenin kanunla yapılmış olması tek başına yetmez. Ayrıca sözü edilen belirlemenin, yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yapılmış olması da gerekir. Bu nedenle, doğal hâkim ilkesinin bünyesinde, "kanuniliğin" yanı sıra "önceden belirlenmiş" olmaya da yer verilmiştir.
Öte yandan, olağanüstü mahkeme kurma yasağı içeren kanuni hâkim güvencesi özel soruşturma ve kovuşturma usulleri izleyen özel/uzman mahkemelerin kurulmasına engel oluşturmamaktadır. Diğer bir ifadeyle olağanüstü mahkeme ile özel/uzman mahkeme kavramları aynı anlama gelmemektedir. Bir hukuk sisteminde bazı suçlarla etkin bir şekilde mücadele etmek için özel soruşturma ve kovuşturma usulleri izleyen yargı mercileri kurulabilir. Örneğin terör ve organize suçlarla etkin bir şekilde mücadele etmek bu tür özel/uzman yargı mercilerin kurulmasını gerekli kılabilir.
Kanuni hâkim güvencesi tüm yargılamalarda geçerli olan bir ilke olmakla beraber ceza yargılamalarında çok daha önemli olmaktadır. Nitekim ceza soruşturma ve kovuşturmaları özgürlük gibi bireylerin en temel haklarından birine yapılmış doğrudan ve radikal bir müdahale niteliğindedir. Dolayısıyla kişi hürriyetinin sahip olduğu önem, bireylere ceza yargılamalarında daha yüksek güvencelerin sağlanmasını gerektirmektedir. Kanuni hâkim güvencesi söz konusu güvencelerin ilk basamağını oluşturmaktadır. Zira adil ve güvenceli bir yargılama için her şeyden önce yargı yetkisi kullanacak merci olması gerektiği şekilde kurulmalı ve görev yapmalıdır. Aksi takdirde adil yargılanma hakkı kapsamında bireylere sağlanan bağımsız ve tarafsız bir yargı yerinde makul sürede yargılanma, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama gibi güvencelerin bir önemi kalmayacaktır. Zira tüm bu güvenceler ancak olağan mahkemelerin varlığı hâlinde işlevsel olabilecektir.
Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilere atılı ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen kişisel suçlar bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere; 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. TBMM Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında Hükûmet adına söz alan Adalet Bakanı, olağanüstü hâl ilan edilme nedenini "... darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi, bundan sonra da demokrasimiz ve hukuk devletimiz, milletimiz, millî irade ve ülkemiz için tehlike ve tehdit olmaktan çıkarılması, bir daha hiçbir şekilde darbe teşebbüsünün tekrarlanmaması ve bu konuda bu amaçla alınması gereken tedbirlerin hızlı ve kararlı bir biçimde alınıp hayata geçirilmesini sağlamak maksadıyla olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki görüş ... Bakanlar Kuruluna iletilmiştir. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Anayasa gereği toplanan Bakanlar Kurulumuz, bu görüş doğrultusunda Türkiye'de üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir ... Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini korumak, temel hak ve hürriyetleri korumak, genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarını önlemek, başarısız kılınan darbe teşebbüsünün tekrarı ile bundan sonra Türkiye'de darbe teşebbüslerine teşebbüs edilebilmesinin önüne geçmek, halkımıza en büyük kötülüğü yapan, kamu düzenimizi bozan, ekonomimize zarar veren, demokrasimizi, hukuk devletimizi, millî irademizin tecelligâhı Meclisimizi ve seçilmiş Cumhurbaşkanı ve Hükûmetimizi darbe teşebbüsüyle yok etmeye çalışan, devletimizi âdeta bir kanser hücresi gibi sarmış bulunan bu Fetullahçı terör örgütüyle ve bu örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, Emniyet ve üniversitelerimiz başta olmak üzere, kamu içindeki bütün uzantılarının kamudan temizlenmesi ve demokrasimizin, devletimizin, milletimizin, hukuk devletimizin emniyeti bakımından tam emniyetli hâle getirilmesi ve bunların ülkemiz için, demokrasimiz ve hukuk devletimiz için bir daha tehlike ve tehdit olmaktan çıkarılması maksadıyla bu karar alınmıştır." sözleriyle ifade etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
Olağanüstü hâl KHK'lar konu, amaç, yer ve süre bakımından olağan KHK'lardan farklı özellikler taşımaktadır. Her şeyden önce, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl KHK'ları, olağan KHK'lar bakımından Anayasa'nın, söz konusu düzenlemelerin yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 91. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen “...sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.” şeklindeki sınırlamaya tabi tutulmamıştır. Başka bir ifadeyle, Anayasa'nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümünde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler de 680 sayılı KHK'nın kabul edildiği ve yürürlüğe konulduğu tarih itibarıyla olağanüstü hâl KHK'ları ile düzenlenebilmekteydi. Hatta bu hususlarda düzenleme yapılabilmesinden de öte, söz konusu KHK'larla, Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca, bu maddenin ikinci fıkrasındaki çekirdek temel haklara dokunmamak kaydıyla, temel hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilmekte veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmekteydi.
Buna karşın, olağanüstü hâl KHK'ların “sebebe bağlı” işlem olmaları nedeniyle, Anayasa'nın yine söz konusu 680 sayılı KHK'nın yürürlüğe konulduğu dönemde yürürlükte bulunan 121. maddesi uyarınca sıkıyönetim veya olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda çıkarılabileceği düzenlenmişti. Ayrıca Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca, bu düzenlemelerin “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi” ve “durumun gerektirdiği ölçüde” olması da anayasal bir zorunluluktu.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin birinci fıkrasının, 680 sayılı KHK'nın yürürlüğe konulduğu tarih itibarıyla uygulanması gereken hâlinde; olağanüstü hâllerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Bu durumda öncelikle belirtmek gerekir ki; kovuşturma makamlarına dair değişikliklerin yapıldığı tarih itibarıyla uygulanması gereken söz konusu Anayasal düzenlemeler karşısında; kural olarak olağanüstü hâl KHK'ları ile Anayasa'nın 37. maddesinde güvence altına alınan kanuni hâkim güvencesiyle ilgili düzenlemeler yapılmasında hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığı ve bu düzenlemelere karşı soyut norm denetimi yoluna gidilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Kovuşturma makamına dair KHK ile yapılan değişikliğin, Yargıtayın iç işleyişine dair olağan bir düzenleme olmanın ötesinde, yargılanacak kişilerin kanuni hâkim ilkesini Anayasal sınırlar içerisinde dahi kısıtlayan bir yönünün olup olmadığı hususunun irdelenmesine gelince;
Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere kanuni hâkim güvencesi; yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin, önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla, yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakması kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez (AYM, E. 2014/164, K. 2015/12, 14.01.2015.). Bu kapsamda bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E. 2009/52, K. 2010/16, 21.01.2010).
Anayasa'nın 154. maddesinin birinci fıkrasında, Yargıtayın kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı; aynı maddenin beşinci fıkrasında da Yargıtayın kuruluşunun, işleyişinin, Başkan, Başkanvekilleri, Daire Başkanları ve Üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısının ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin niteliklerinin ve seçim usullerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemeler doğrultusunda yürürlüğe konulan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 1. maddesinde de Yargıtayın bağımsız bir yüksek mahkeme olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Öte yandan, hem Yargıtay Daireleri, hem de Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2797 sayılı Kanun'un 3. maddesinde Yargıtayın karar organları arasında sayılmış, aynı Kanun'un 4. maddesi uyarınca Yargıtay dairelerinde bir başkan ve yeteri kadar üye bulunacağı, 7. maddesi uyarınca da Ceza Genel Kurulunun ceza dairelerinin başkan ve üyelerinden oluşacağı öngörülmektedir.
Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevi, 2797 sayılı Kanun'un 15. maddesinde suç tarihi itibarıyla;
“1. Yargıtay dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek,
2. a) Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa,
b) Hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa,
c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa,
Bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlamak,
3. Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak ve ilk mahkeme olarak özel dairelerce verilen hüküm ve kararların temyiz ve itiraz yoluyla incelenmesini yapmak,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına katılmak zorunda olan Başkan ve üyelerin belirlenmesine ilişkin esaslar, görüşmelerin gündemi, yönetimi, çalışma gün ve saatleri, oylama ve karar, ön sorun ve öncelikle karara bağlanacak hususlar, kararın çıkmış sayılması, kanun hükümleri çerçevesinde Yargıtay İç Yönetmeliği ile düzenlenir.” biçiminde düzenlenmişti.
Aynı Kanun'un “Yargıtay Üyelerinin Nitelikleri ve Seçimi” başlıklı 29. maddesinde ise; Yargıtay üyelerinin, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl süre ile başarılı görev yapmış ve birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçileceği hükme bağlanmıştır.
Bununla birlikte; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere; idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa'nın ilgili hükümleri, 2797 sayılı Kanun ve Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde; temelde bağımsız bir mahkeme olarak kurulan Yargıtayın karar organları olan daireleri ile genel kurulların oluşumu ve çalışma usulleri itibarıyla, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılacak yargılamalar yönünden bu organlar arasında mahkemenin bağımsızlığının ve tarafsızlığının ortadan kalkmasına dair bir nedenin bulunmadığı, diğer yandan, suç tarihinden önce ve genel nitelikteki düzenlemelerle hem bu karar organlarının oluşturulup çalışma usullerinin düzenlendiği, hem de dairelere ve genel kurullara katılacak üyelerin bu düzenlemeler doğrultusunda seçilerek aynı güvence ve hukuki statüyle görev yaptıkları, söz konusu düzenlemelerle, mevcut dosyaların yoğunluğu itibarıyla özelde ve çoğunlukla kişisel suç niteliğindeki FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubiyeti iddiasıyla haklarında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen yüksek mahkeme eski üyelerine atılı bu suçlardan dolayı yapılacak kovuşturma işlemleri belirlenmiş ise de, sonradan aynen kabul edilerek kanunlaşan bu usullerin aynı zamanda 2797 sayılı Kanun'da sayılan kişilerin ağır cezayı gerektiren ve suçüstü hâlinde işlenen tüm suçları açısından da uygulanacak olması, yine bu kişiler yönünden kovuşturma yapma yetkisinin suç tarihindeki düzenlemeden farklı olarak “Yargıtay” dışında farklı bir makama devredilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; kovuşturma yapma yetkisinin Genel Kuruldan alınarak ilgili ceza dairesine verilmesine yönelik düzenlemenin, suç tarihinden sonra olağanüstü mahkeme kurulması niteliğinde olmadığı, böylelikle kanuni hâkim ilkesine aykırı olarak yargılama yapılmadığı ve bu düzenlemenin temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliği dahi taşımayan, salt Yargıtayın iç işleyişine yönelik usulî bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçları bakımından Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kovuşturma yapmakla görevlendirilmesine ilişkin düzenlemelerin AİHS'in 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı yönünden de irdelenmesi gerekmektedir.
Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesine göre ise; iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise, 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı KHK'nın 45. maddesiyle, 2797 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. madde ile;
“Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun içtihadı birleştirme toplantılarına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 31/12/2022 tarihine kadar bu kurulların oluşumu ve çalışma usulü hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.
a) Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu, her hukuk ve ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşur. Bu kurullara, Birinci Başkan veya ilgili başkan vekili, bunların bulunmaması halinde kurulların en kıdemli üyesi başkanlık eder.
b) Üyeler Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunda sürekli olarak görev yaparlar. Ancak, iş durumu göz önüne alınmak suretiyle üyelerin daire çalışmalarına katılmalarına Büyük Genel Kurul tarafından karar verilebilir.
c) Kurullarda toplantı ve görüşme yeter sayısı onbeştir. Toplantıda bulunanların üçte ikisinin oyu ile karar verilir. Birinci toplantıda üçte iki oy çoğunluğu sağlanamazsa ikinci toplantıda bulunanların çoğunluğuyla karar verilir
Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun çalışmasına ilişkin bu Kanunun mevcut hükümleri uygulanmaya devam olunur.” biçimindeki düzenleme, 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 40. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Böylelikle 2018 yılının Eylül ayından itibaren Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mevcut görevlerinin yerine getirilmesi hususunda sabit heyetle toplanıp karar vermeye başlamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtay'da yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların, hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine, adil yargılanma hakkının sağlanması gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığından sanık müdafisinin “kanuni hâkim ilkesi”ne ve “adil yargılanma ilkesi”ne aykırı şekilde yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılmasına yönelik, usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
E- AİHM Kararı Doğrultusunda Suç Tarihinde Anayasa Mahkemesi Üyesi Olan Sanık Hakkında 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 16 ve 17. Maddelerinde Düzenlenen Özel Soruşturma Hükümlerinin Uygulanması Gerektiğinin Kabulü Hâlinde Yargılamada Gelinen Bu Aşamada Sanık Hakkında Özel Soruşturma Hükümlerinin Uygulanmamasının Yargılamanın Durması İçin Bir Neden Teşkil Edip Etmeyeceği
6216 sayılı Kanun'un 16 ve 17. maddelerinde; Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli dışındaki kişisel suçlarından ötürü bir ihbar veya şikâyet yapılır veya böyle bir hâl öğrenilirse Başkan'ın gereken hâllerde işi Genel Kurula götürmeden önce üyelerden birine ön inceleme yaptırabileceği, soruşturma açılmasına yer olup olmadığının belirlenmesi için gerekli incelemeyi yapan üyenin incelemesini tamamladıktan sonra durumu bir raporla Başkan'a bildireceği, bu konunun Başkan tarafından gündeme alınarak Genel Kurulda görüşüleceği, Genel Kurulca soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde üç üyenin Soruşturma Kurulunu oluşturmak amacıyla seçileceği, bu Kurulun da CMK'nın Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilere sahip olduğu ve Soruşturma Kurulunun ilgili üye hakkında kamu davası açılmasına gerek görmesi hâlinde düzenleyeceği iddianameyi kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi edilmek üzere Başkanlığa göndereceği düzenlenmiş ise de suç tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi olan sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren kişisel suç niteliğinde olması, yargılamanın görevli mahkeme niteliğinde olan Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmış bulunması, sanığın Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verilmesi ve usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi birlikte değerlendirildiğinde en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olduğu kabul edilerek Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca meslekten çıkarılmasına karar verilen sanık hakkında tekrar soruşturma izni istenmesinin yargılamayı uzatacağı ve özel soruşturma usulünün düzenlenme amacına hizmet etmeyeceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle gelinen aşamada sanık hakkında özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamış olmasının yargılamanın durması için bir neden teşkil etmediği kabul edilmiştir.
2- SAV: Sanık müdafisi, beyanı hükme esas alınan tanık ...’ın dinlenilme ve ByLock verilerinin elde edilme usulünün hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle de hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delillere dayandığını iddia etmiştir. Sanık müdafisinin bu yöndeki temyiz itirazları bağlantılı olması nedeniyle CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan "Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması" hâli ile birlikte değerlendirilmiştir.
a)Beyanları hükme esas alınan tanık ...'ın dinlenilme usulü bakımından:
Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme, naip hâkim veya istinabe olunan hâkimdir.
Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme, kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır.
Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, iş yeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır.
Konumuzla ilgisi bakımından öncelikle, örgütlü suçluluk kapsamında yürütülen ceza muhakemesi sürecinde etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla ifade veren kişilerin, aleyhine ifade verdikleri diğer kişiler hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yapılan yargılamalarda tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında; hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı doğrultuda, 5271 sayılı CMK’nın "Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45. maddesi;
"(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:
a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.
b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.
c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.
d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları.
e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.
(2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez.
(3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler",
"Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi; "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir." şeklinde hükümler içermektedir.
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi de;
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır (... - ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2. Baskı, US-A Yayıncılık, ..., 2016, s. 270; ..., Çok Failli Suçlar, ... Yayınevi, ... 1998, s. 137; Devrim ..., Türk Ceza Hukukunda Suça İştirak, Yetkin Yayınları, ... 2009, s. 277; ..., Suç Örgütü, ... Yayıncılık, Mayıs 2018, s. 302, ..., "Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçu", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. ...'e Armağan Özel Sayı, Yıl: 2013, Cilt: 19, Sayı: 2, s. 673.). Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır (... - ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, s. 276.). Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın “Etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddesi ise;
“(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır...” şeklinde düzenlenmiş olup maddenin ilk dört fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili etkin pişmanlık gösteren faillerin birbirinden farklı koşullarla, cezanın kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi hâller kabul edilmiştir.
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir yarar vaadi" niteliğinde olmadığı gibi, kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda, adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanık ...’ın kendi hakkında yürütülen soruşturmada müdafisi huzurunda alınan ifadesinde kendi iradesiyle beyanda bulunmuş olması, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendisine hukuka aykırı vaatte bulunduğuna ya da bu yönde zorlandığına dair delil bulunmaması, kovuşturma aşamasında yapılan oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, söz konusu tanığın sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunması ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemesi nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının bulunmaması, bununla birlikte, sanık ve müdafisinin de hazır bulunduğu ortamda beyanı alınan tanığa karşı sanık ve müdafisine soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma hakkının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; tanık ...’ın dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
b)ByLock İletişim Sistemine Dair Deliller Bakımından:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44, 20.12.2018 tarihli ve 419-661, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve Özel Dairelerce de istikrarla benimsenen kararlar dikkate alındığında ByLock iletişim sistemine dair delillerin elde ediliş biçimi, güvenilirliği ve hükme esas alınması bakımından herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır.
3- CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması", (c) bendinde yer alan "Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması", (e) bendinde yer alan "Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" ve (f) bendinde yer alan "Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi" hâlleri açısından;
Değerlendirme;
Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan oturumlara ve bu oturumlar sırasında yapılan kovuşturma işlemlerine dair çözümlenmiş SEGBİS kayıtlarının incelenmesinde;
- Mahkeme heyetinde yer alan veya hükme katılan hâkimlerden herhangi birinin görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmadığı ya da bu hususta bir iddianın bulunmadığı,
- Mahkeme heyetinde yer alan veya hükme katılan hâkimlerden herhangi biri hakkında ileri sürülen, kabul ya da reddedilen bir ret isteminin bulunmadığı,
- Tüm duruşmalarda hükme katılacak hâkimlerin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin yanı sıra sanık ve müdafisinin CMK'nın 188. maddesine uygun olarak hazır bulundukları,
- 06.03.2019 tarihli hükmün duruşmalı olarak açık oturumda verildiği,
Anlaşıldığından, Özel Daire hükmünde CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (e) ve (f) bentlerinde düzenlenen hukuka kesin aykırılık hâllerinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
4- CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" hâli açısından;
Değerlendirme;
Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir (AYM; B. No: 014/9817, 26.02.2015.). AİHM de bu kapsamda hakkaniyete uygun bir yargılama için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır (Ludi/İsviçre, B.No:12433/86, 15.06.1992; Artico/İtalya, B.No:6694/74, 13.05.1980.).
Öte yandan, delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dâhil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No: 35394/97, § 34.). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No: 4378/02, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No: 11082/06, 13772/05, § 700.). Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
Sanığa soruşturma aşamasında yöneltilen suçlamaların; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi ve bu örgütün yargı yapılanmasında yer aldığına ilişkin olduğu, bu suçlamanın içeriğinin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında sanığa açıklandığı ve sanığın farklı tarihlerde gönderdiği savunma dilekçelerinde anılan suçlamayla ilgili ayrıntılı beyanlarda bulunduğu, öte yandan, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tutuklama talep yazısında, sanığa isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği, bu bağlamda, suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verildiği, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde bulunulduğu, anılan talep yazısının sorgu işlemi öncesinde Sulh Ceza Hâkimliği tarafından sanığa okunduğu, ayrıca sorgu tutanağında sanığa isnat edilen suçun okunup anlatıldığı, sanığın sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, ayrıca sanığın tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunduğu, dolayısıyla sanık ve müdafisinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin sanığa veya müdafisine bildirilmiş ve sanığa bunlara karşı savunma ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında; sanığın genel olarak soruşturma aşamasında savunma hakkının kısıtlanmadığı kabul edilmelidir.
Kovuşturma aşamasında ise sanığa ve müdafisine geniş bir şekilde savunma yapma imkân ve fırsatı tanındığı, zira kovuşturma evresinde yapılan oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere sanık ve müdafisinin ayrıntılı bir şekilde savunmalarını yaptıkları, tüm iddia, argüman ve delillere karşı etkin bir şekilde itiraz etme, tanık beyanlarına karşı savunma yapma ve tanıklara soru sorma haklarının tanındığından hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile sanığın savunma hakkının sınırlandırılmadığı, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.
5- CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi" hâli açısından;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
"(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
(6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.",
Hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "Sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "Gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "Sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, AİHM; bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden AİHS'in 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (... Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Buna göre, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (.../İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.).
Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni, anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Bu anlamda AİHM, mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (AYM, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "İlgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlâline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39.).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında Özel Daire hükmü değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında kurulan hükümde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısının, teşkilatlanmasının ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal sistemi içerisinde gizlice yayılarak kurumları ele geçirmeye yönelik faaliyetlerinin örneklerle anlatıldığı, örgüt içi iletişimde kullanılan haberleşme araçları hakkında detaylı bilgilere yer verildiği, özellikle de Özel Dairece yapılan bu tespitlerin Ceza Genel Kurulunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin yerleşik kararlarına dayandırıldığı, bununla birlikte, somut davanın özelliğine göre esas sorunların incelenmiş olduğunun açıkça anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararda yer aldığı, yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmadığı anlaşıldığından, Özel Daire hükmünün gerekçeyi içerdiği değerlendirilmiştir.
III- Bu Açıklamalar Işığında Esasa İlişkin Uyuşmazlık Konuları Değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın 24.05.1993-02.10.1996 tarihleri arasında ...Cumhuriyet Savcısı, 02.10.1996-05.01.1998 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 05.01.1998-31.12.2001 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 31.12.2001-26.02.2010 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Raportörü, 26.02.2010-29.03.2010 tarihleri arasında ...Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, 29.03.2010-03.04.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi, 03.04.2011-26.10.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi, 26.10.2011-26.10.2015 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili ve 26.10.2015-01.08.2016 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak görev yaptığı, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 04.08.2016 tarihli ve 6-12 sayılı kararı ile de meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının olduğu değerlendirilerek suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasıyla kanunlaşan 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekten çıkarılmasına karar verildiği,
Sanığın örgütün mahrem sınıfında yer alan Yargı teşkilatında görev aldığı,
Hakkında terör örgütü üyesi/yöneticisi olma suçundan dava ya da soruşturma bulunan Anayasa Mahkemesi eski raportörleri ile örgütün yüksek yargı sivil imamı olduğu iddia edilen kişi arasında geçen ByLock yazışma içeriklerinin;
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.07.2015 tarihinde saat 13.47'de gönderilen mesaj içeriğinin; "KOMŞUNUZA SÖYLERMİSİNİZ. ... ABİLER CUMARTESİ 11.00 GİBİ ORAYA GELECEKLER BEN DE ONLARI 11.15 TE METRODAN ALACAAzIM İNŞ",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 21.08.2015 tarihinde 11.01 ila 11.11 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi yanlis anlasilmaz ise bi konudaki dusuncemi soylemek istiyorum. bu cihazlar kinusunu yolda ... beylede konustuk cok fazla oldu diye. onemli bi donemde irtibat kuranadigimiz bi gun olmustu. belki o sebep olmus olabilir. birincisi o gun istisnai bi gun oldu. bir de tatile gelmesi sebep oldu.", "acizana bu kadara ihtiyac yok bence. mesela huseyin bey barun beyle lojmanda komsu iste odalari yan yana ve ayni birimdeler bizde de ayni gruptalar. nasil bi ihtiyaci olacak? olsada ... beyle hep yan yanalar ayni sekilde faruk beyde ... beyle ayni karta odalar yakin evler yakin ve ayni gruptalar.", "simdilik grup baskanlarina versek diyorum. tabi takdir sizin. lutfen itaatsizlik olarak algilamayin. bi de burda zinciri bozma ihtimali var.", "hadun beydekini birlikte kullaniyorlar zaten", "... bey", "tmm abi", "ranmazan beye veriyorum telefonu", "bide halilbeye",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 22.08.2015 tarihinde saat 22.01'de gönderilen mesaj içeriğinin; "ekrem dumanlı kimlik no: 68812151754 abi ekrem beyin bireysel başvurusu varmış. şu anda ne durumdadır. gündeme alınma durumu nedir öğrenebilir miyiz",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 04.09.2015 tarihinde saat 11.33'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ... abinin isi nedeniyle yarin gelecekler ayni saatte selahatyin abiler", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 15.04 ila 15.23 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin ise "... abi ne zaman dönecekmiş biliyormusunuz", "abi siz ... abiye söyleseniz yarın olmasın", "acil bir şey varsa size söylesin", "abi ctesi olmasin", "siz soyleyin", "dolayisiyla daha sonra planlayalim ins", "siz yarin da acarsani iyi olur belki sizinle pazar gorusebiliriz hem bilgisayari cozeriz ins",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 13.09.2015 tarihinde saat 07.56'da gönderilen mesaj içeriğinin; "cb nının yargılanmasını ay açısından çalışmamız lazım. ... abiye gönderdim. kim iyi bilirse onunla çalışabiliriz dedim. başka taraftan cezacılar da çalışacak.",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 09.10.2015 tarihinde 15.07 ila 17.07 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... abiye imkan olursa sorsanız telefondaki hattın pin kodu lazım", "aym nin sitesinden karaca kararını bulamadım", "basın açıklamasını görüyoruz ama kararın tamamını bulamıyorum", "... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.10.2015 tarihinde 15.51 ila 15.52 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", "4)... abiye verdigim hattin numarasi ve pin kodunu yazarsaniz gorusmeye kadar halledeyim",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.11.2015 tarihinde saat 10.58'de gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk telefona yeni hatti taktim dediginiz gibi ama kagitta ki sifreye iki defa yanlis dedi.", 13.11.2015 tarihinde saat 14.01'de gönderilen mesaj içeriklerinin ise; "abi teli actik. teller karismis. o yuzden yanlis sifre diyormus", "s. abiye verecegim",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.11.2015 tarihinde saat 12.45'te gönderilen mesaj içeriklerinin; "selahaddin abide siz ve volkan bey olabilir", "siz zaten olmalısınız",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 25.11.2015 tarihinde saat 22.45'te gönderilen mesaj içeriğinin; "ipegi omer abiye verecekmissin", aynı gün saat 22.46'da gönderilen mesaj içeriğinin ise "vermeden kendi kartina yuklesen bize diger islerde lazim olabilir",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 15.12.2015 tarihinde saat 21.51'e gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk ikisi açılan davlaar için hazırlanmışy bilglier. elinizde olsun.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "3. sü ise 657 ile ilgili yapılmak istenen değişiklik. siz kaydedin ben anlatıcam size", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 16.12.2015 tarihinde saat 07.06'da gönderdiği mesaj içeriğinin ise "aldım üçünüde",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.12.2015 tarihinde saat 21.50'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acıl bir şekilde ekrem dumanlı başvurus için çalışma yapılması ve dönüş sağlanması isteniyor. Çok acil kodlu geldi.", aynı gün saat 21.51'de gönderilen mesaj içeriğinin; "yukarıdaki üç dosya ise ... ayhan ile ilgiliymiş. ben tanmıylorum ama gazete çlışanıymış. bunun içinde acil bi bireysel bayşvuru formu hazırlanması isteniyor. evrakları göndermişler. ek başka şeylere ihtiyaç varsa söylenebilrmişte. konu cmhurbaşkanına hakaret, basın, ifade, hakaret, hususlarına ilişkin.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acil olan e dumanlı, acil olan ... ayhan.", aynı gün saat 21.55'te gönderilen mesaj içeriğinin ise "ekrem dumanlı dilekçesine baktım bireysel başvuru formu değil. ek beyan ve açıklamalar ile başvuruların birleştirileerek acil olarak görüşülmesine ilişkin. kime verecekseniz, arkadaş bu dilekçe üzerinde çalışma yapsın. teşekkürler.",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 11.21'de gönderilen mesaj içeriğinin; "meteye gittim yoktum. patronuna söyledim. ama akşama kadar gelen olmadı", aynı gün 13.22 ila 13.27 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin ise "Kafayı yedirtir bunlar insana o kadar avukat iki satır yazamamışlar. tüm evrakları gönderip siz yazın diyorlar...", "bari olayları yazsalar ne nasıl olduyu tahnin ediceza artık", "bu şekilde nasıl acil hazırlanır sen söyle", "bilişimcimiz küs, iş yapmıyor. olayları anlatacak kadar yazan avukat yok ve iş acil", "ne kada süre var bellimi?", "süre", "abi harın beyin de bilgisayar sıkıntılı", "...", "olabilir p.tesi versek salıya, stesek ... beyden", "bu akşam görüşecem yeni makina isteyeyim", "olmadı benim makinayı veririm.",
... ID (...) tarafından 481085 ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 13.35'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi. ömer beye yazar mısınız. kendisi veyzel ayhan ile ilgili bireysel başvuru formu hazırlanmasını istemiş ve dün evrakları göndermişti. arkadaşlar der ki. bu şekilde biz calışamayız. ortada sadece evraklar var. daha önce de konuşulkuş ve en açından başvurunun taslağı yazılsın biz üstünde değişiklik ve ekleme yapalım demiştik. arkadaşlar derki en açından ... ayhan başvurusu icin olaylar neler kronolojik sıra ile bize yazılsın ve anlatılsın. sonra da ne hakkında bireysel başvuru yapılacak anlatılsın",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.01.2016 tarihinde 14.45 ila 15.00 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "tmm viberde beni eklermisin", "biz arkadasla su an dumanli uzerinde calisiyoruz", "digerini de zaman olursa birseyker yapacagiz", "dumanlinin ilk dilekceleri sende duruyormu", "senin ekipte oktay disinda kim var", "bu ekipleri tekrar guncellememiz gerekiyor", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin; "viber için herkesin ortak şifresi neden hep aynı", "ismail var oktay dışında", "... bey başvurusu için abiler ısrarar ediyor. abi kanser hastasıyımış, ve he talebesiymiş", "şimdilik böyle yapalım dediler.", "eğer alabilirlerse olaylara ilişkin bi not gönderebileceklermiş ama kesin değil. takdir sizin", "viber 30742",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.01.2016 tarihinde saat 23.31'de gönderilen mesaj içeriğinin; "bu polislerin tüzüğü çıktımı", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 15.01.2016 tarihinde saat 23.00'te gönderdiği mesaj içeriğinin ise "abi polisler iptal çıktı ben kısa bi not yazıp ilgililere aktarmıştım ikin gün önce. saygılar",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...",
... ID (...) tarafından ... ID'ye 19.01.2016 tarihinde 16.00 ila 16.03 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "siz ve ... bey ... beye (benim katta) ulaşın yarınki işle ilgili soracak birşeyi var herhalde.", "yarın tutuklu hakimlerin dosyası var", "bu konuda nasıl savunulursa iyi olur destek vermek lazım ... beye", "ayrıca heytte ... var oda muhalif kalırsa güzel olur", "h.tahsin burhan ve hicabi",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil",
... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.01.2016 tarihinde 12.10 ila 12.19 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi bizim ... abiye aldığımız hat", "süresi doluyor", "kontörlü değilmi", "tmm abi", "msj gelmiş şöle mail atarsanız 3 aylık paket uzayacak diye", "tmm abi", "doğru abi", "...", "nosu bu abi", "abi bunu üzerinden görüşüyorum.", "ben evdeyim, alçı uzdaı 10 gün daha, dua edin lütfen", "evt", "tngrm", "sizinki çalışmıyor değilmi", "Aro abi", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 01.02.2016 tarihinde saat 23.19'da gönderdiği mesaj içeriğinin; "... abinin internet yüklendi",
Şeklinde olduğu,
... Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 24.10.2017 tarihli HTS analiz raporunda; tanık ... adına kayıtlı olan 0 531 394 06 50 numaralı hattın 22.11.2015-16.07.2016 tarihleri arasında sanığın ikameti olan ... Mahallesi, ... Caddesi, No: 42 Çankaya/... adresine yakın baz istasyonlarından sinyal alması, sadece internet veri aktarımı için kullanılması ve farklı zaman dilimlerinde toplamda 29 gün süre ile sanık tarafından kullanılan ... numaralı diğer hat ile aynı yerden sinyal vermeleri nedeniyle bahse konu 0 531 394 06 50 numaralı hattın da sanık ... tarafından kullanıldığı kanaatine varıldığına ilişkin görüş bildirildiği,
... isimli şahıs tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 14.07.2015 tarih ve 144 sayı ile; başvurucunun gözaltı süresinin aşıldığı iddiası ile ilgili olarak "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal edildiği, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın gerekçesiz olarak reddedildiği ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları ile ilgili olarak ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna oy çokluğuyla karar verildiği, sanık ... ile Anayasa Mahkemesi eski Üyesi ...'ın ise bu iddiaların kabul edilebilir olduğu düşüncesi ile karşı oy kullandıkları,
Açık kaynaklardan yapılan araştırmaya göre; başvurucular ... ve ... tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince 20.01.2016 tarih ve 2015/7908 sayı ile; şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "başvuru yollarının tüketilmemesi" nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; özel hayatın gizliliği ile din ve vicdan hürriyeti ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğine, doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulan, bağımsız ve tarafsız olmayan yetkisiz mahkemece tutuklanmaları ve itiraz haklarını etkin bir şekilde kullanamamaları nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların "açıkça dayanaktan yoksun olmaları" nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; tutuklanmalarının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna eski Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildiği, bahse konu başvuruya ilişkin görüşmeye sanık ...'ın katılmadığı,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün eğitim biriminde görev alıp etkin pişmanlıktan yararlanan Anayasa Mahkemesi eski raportörü tanık ... aşamalarda benzer şekilde;
... yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi sorumlusu olan ...’in tüm hususlarda talimat verdiğini, bu kişinin verdiği talimatları aynen yerine getirdiklerini, bazı arkadaşlarının özel hayatları ile ilgili ...'e bilgi vermedikleri zaman “Ya kocaman üyeler bilgi veriyor ve ona göre hareket ediyorlar, bu bizim arkadaşlar niye bana bilgi vermiyorlar.” şeklinde sitem ettiğini, önceleri hangi üyenin bahse konu yapı içinde olduğunu anlamadığını, bu kişilerle kendisinin direkt bağlantısı olmadığını, sanık ...’ın ... yapılanması içerisinde olan raportörlerin odalarına sık sık gitmeye başlamasıyla sanığın da yapı içinde olduğunu anlamaya başladığını, daha sonra ise ... yapı mensuplarının bireysel başvurularına ilişkin muhalefet şerhleri yazmaya başlamaları sonucunda ... ve sanık ...’ın bahse konu yapı içinde olduklarını, ...’in de “üyeler” şeklinde bahsettiği kişilerin ... ve sanık ... olduğunu anladığını, sanık ...'ın son dönemlerde ...'in odasına gelip gittiğini gördüğünü, bu gelişlerin nedeninin ise ... yapılanması içerisinde istişare amaçlı olduğunu anladığını, ... yapılanması içinde ...'in bağlı olduğu, sivil imam olarak nitelendirilen, "..." kod adını kullanan ve mesleğinin öğretmen olduğunu bildiği kişinin ... isimli şahıs olduğunu, bu kişinin yapılanma içinde Anayasa Mahkemesinin abisi konumunda olduğunu, Anayasa Mahkemesinde olan her türlü olayı ...'in bu kişiye aktardığını, yine Anayasa Mahkemesinde verilecek kararlar ve yapılacak işler konusunda da bu kişinin ...'e talimat verdiğini bildiğini, ...’in Anayasa Mahkemesinde görev yapan ... yapı mensuplarına takma isimler verdiğini, bu isimlerin de genellikle kişinin gerçek ismini çağrıştırdığını, ismi “...” olduğu için kendisi hakkında “...” takma adının kullanıldığını, bu kapsamda ...’in kod isminin “...”, diğer raportörlerden...'ın kod isminin “...”, ...'ın kod isminin “...”, ...'ün kod isminin “...” olduğunu bildiğini, yapı mensuplarına bu şekilde isimler verildiğini bizzat ...’in söylediğini, ...'ın, ...'e 09.10.2015 tarihinde 15.07 ila 17.07 saatleri arasında gönderdiği mesaj içerikleri arasında yer alan "...... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklindeki mesaja ilişkin olarak bahse konu örgüt mensubu olan ... isimli şahsın bireysel başvurusu hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karara ... yapı mensubu olduğunu belirttiği ... ile sanık ... tarafından muhalefet şerhi yazıldığını, bu yazışmada da sanık ... için “...” kod adının kullanıldığını, bu durumun da takma isimlere ilişkin yapmış olduğu tespiti doğruladığını, "..." kod adı ile tanıdığı ...’dan sonra onun yerine geçen ve "..." ismi ile tanıdığı kişinin ... olduğunu, bu kişiyi...'ın evinde gördüğünü, orada kendisini “...” ismi ile tanıttığını, ...’ın ... yapılanması içinde Anayasa Mahkemesi ile ilgili talimatlarının ... üzerinden kendilerine iletildiğini, “...” kod adını kullanan ...’ın ...’e ulaşamadığı zamanlarda ByLock üzerinden kendisi ile irtibata geçse de “...” kod adı ile tanıdığı ...’ın kendisi ile direkt irtibat kurmadığını, ...'in, ...'e 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında gönderdiği; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", şeklindeki mesaj içerikleri ile ...'in, tanık ...'a 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderdiği; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil" şeklindeki mesaj içeriklerinde "..." kod ismi ile belirtilen kişinin çağrışımlar ve konuşma içeriklerinden ... olduğunu anlayabildiğini, günlük konuşmalarda yapı mensubu kişilere kod isimleri ile hitap edilmediğini ancak ByLock konuşmalarında mutlaka kod isimleri kullanıldığını, sanık ... ile ... yapılanması içinde yapılan toplantılarda bir araya gelmediğini, ancak 2012 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne başladıktan sonra sanık ...’ın da sık sık oda arkadaşı olan ve bahse konu yapı içinde ön planda yer aldığını gözlemlediği ...’in yanına geldiğini, bu kişi ile sekreter odasında baş başa görüştüklerini, bu görüşmeler sonucunda sanık ...'ın da ... yapılanması içinde olduğunu anladığını, ByLock görüşmelerinde “...” olarak hitap edilen kişinin sanık ... olduğunu anlayabildiğini, son dönemde aynı odayı paylaştığı ... isimli raportör ile aralarında bu yapılanma kapsamında birbirlerine yönelik bilgileri bulunduğunu diğer bir ifade ile bu kişinin örgüt mensubu olduğunu bildiğini, 2015 yılı başları itibarıyla Mahkemeden ayrılan bu kişinin raportörlerden memnuniyetsizliğini ifade etmek amacıyla Mahkemede bir-iki dava adamı olduğunu birisinin o dönem itibarıyla Genel Sekreter Yardımcısı olan ... diğerinin de sanık ... olduğunu söylediğini, örgütten alınan talimatlar doğrultusunda ... yapılanması içinde bulunan üyeler ve raportörlerce ... ve ... ile ilgili başvurunun muhalefetinin çoğunluk görüşünü domine edecek şekilde yazılmasının sağlanması, bu şekilde AİHM'de yapılacak inceleme sırasında karşı oyun ön plana çıkması ve çoğunluk kararının AİHM önünde güçsüz hâle getirilmesinin amaçlandığını, bunun genel bir strateji olduğunu, aynı stratejinin ... gibi bahse konu örgütün önem verdiği başvurularda da uygulandığını, bu kararlara da muhalefet yazan kişilerin ... yapılanması içinde bulunan üyeler olduğunu, ... ve ... başvurusunda da yapı içinde bulunan ...’ın karşı oy kullanıp güçlü gerekçe yazdığını, ... yapılanması içinde bulunan raportörlerin de bu gerekçenin yazımına yardım ettiğini bildiğini, ...'ın ...'e 12.10.2015 tarihinde 15.51 ila 15.52 saatleri arasında gönderdiği mesajlar arasında yer alan; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", şeklindeki mesaja ilişkin olarak o tarihte başkan vekili olan sanık ...’ın görev süresinin dolmak üzere olduğunu, görüşmede “...” olarak hitap edilen kişinin o dönem hac görevini yapan ve “...” kod adı ile bilinen Anayasa Mahkemesi üyesi ... olduğunu tahmin ettiğini, söz konusu ByLock içeriklerinden ...’ın “...” kod adı ile bildiği ...'e bazı talimatlar ilettiğinin anlaşıldığını, ByLock görüşmelerine göre “...” olarak hitap edilen kişinin ..., “...” olarak hitap edilen kişinin ... olduğunu görüşme içeriklerinden anladığını, ... ismi ile de tarihi şahsiyetler açısından bağlantı kurulduğunu düşündüğünü, konuşma içeriği itibarıyla da bu durumun örtüştüğünü ifade ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen deliller ışığında tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; örgüt için önemli kişiler hakkındaki bireysel başvuruların yüksek yargı sivil imamı olduğu iddia edilen “...” kod adlı ... tarafından örgüt adına takip edildiği, bu davalara ilişkin talimatların Anayasa Mahkemesinde örgüt sorumlusu olduğu iddia edilen “...” kod adlı eski raportör ... tarafından diğer örgüt mensubu raportörler ile üyelere bildirildiği, bu doğrultuda ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ... tarafından ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'e 09.10.2015 tarihinde; "... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklinde mesaj gönderildiği, bu mesaj içeriğinde bahsedilen ... kararında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan hakkında dava bulunan Anayasa Mahkemesi eski üyesi ... ile sanık ... tarafından karşı oy kullanıldığı, yine ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'in, Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olup ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'e 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında; "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan kişiye 19.01.2016 tarihinde 16.00 ila 16.03 saatleri arasında; "siz ve ... bey ... beye (benim katta) ulaşın yarınki işle ilgili soracak birşeyi var herhalde.", "yarın tutuklu hakimlerin dosyası var", "bu konuda nasıl savunulursa iyi olur destek vermek lazım ... beye", "ayrıca heytte ... var oda muhalif kalırsa güzel olur", "h.tahsin burhan ve hicabi", yine Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olup ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan tanık ...'a 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil" şeklinde mesajlar gönderdiği, bu mesaj içeriklerinde bahsedilen ... ve ... kararına Anayasa Mahkemesi eski üyesi ...’ın katılarak karşı oy kullandığı, sanık ...’ın ise bu başvuruya ilişkin görüşmeye katılmadığı, bu anlamda örgüt üyesi olan raportörler tarafından “...” kod adının Anayasa Mahkemesi eski Üyesi ... hakkında kullanıldığı, kaldı ki bu durumun tanık ...’ın beyanları ile de doğrulandığı, yine tanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hattın gerek sanığın ikametine yakın baz istasyonlarından gerekse sanık tarafından kullanılan ... numaralı hat ile aynı yerden sinyal verdiği hususu da göz önüne alındığında ..., ... ve ... arasında geçen ByLock görüşmelerinde “...” kod adı ile bahsedilen kişinin sanık ... olduğunun anlaşıldığı, bu kabul doğrultusunda da yüksek yargının sivil imamı olduğu iddia edilen “...” kod adlı ... ile eski raportör ... aracılığıyla irtibata geçen, kendisine gizliliğin sağlanması amacıyla örgüt tarafından başkası adına kayıtlı hat temin edilen ve Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 04.08.2016 tarihli ve 6-12 sayılı kararı ile de meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verilen sanığın örgüt üyesi sıfatıyla, örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde ve örgütsel saikle hareket ettiği, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmaktadır.
Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla "mahrem alan" kapsamında yer alması ve sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Bu sebeplerle, sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık müdafisinin suçüstü hâli bulunmadığına, soruşturmanın genel hükümlere göre yürütülemeyeceğine, atılı suçun görev suçu olduğuna, yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiğine, görev suçu kapsamında olmadığı değerlendirilse dahi yargılama mercisinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun olması gerektiğine, kovuşturma makamlarının kanun hükmünde kararnameyle değiştirilmesinin ve yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının kanuni hâkim ilkesine aykırı olduğuna, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delillere dayandığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına, eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mâhkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Her ne kadar sanık hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesince 16.04.2019 tarih ve 12778/17 sayı ile sanık hakkındaki ilk tutuklama kararının AİHS’in “Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı 5. maddesinin ihlali suretiyle verildiğine hükmolunmuş ve bu karara dayanılarak salıverilme talebinde bulunulmuş ise de; sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanması ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak salıverilme istemlerinin de reddine karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin usul ve yasaya uygun bulunan 06.03.2019 tarihli ve 23-23 sayılı; sanık ... hakkında sair temyiz itirazlarının reddi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,
2- Onama kararı ve sanığın tutuklukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme isteklerinin REDDİNE,
3- Dosyanın, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.02.2021 tarihinde yapılan müzakerede ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu, mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin inceleme konusu ve sanık hakkındaki salıverilme istekleri bakımından oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/512 E., 2021/143 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250.
Ceza Genel Kurulu 2019/512 E. , 2021/143 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.06.2019 tarih ve 121-99 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "onama" istemli 04.10.2019 tarihli ve 96005 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Hükmolunan ceza miktarı yönünden yasal şartları oluşmadığından sanık müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.
I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları halinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir.
C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında dosya kapsamında ileri sürülen temyiz nedenleri incelendiğinde;
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 17.06.2019 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisine, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,
Mahkumiyet hükmüne yönelik olarak sanığın 24.06.2019, müdafisinin ise 20.06.2019 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları,
b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; sanığın kararın usul ve yasaya aykırı olması nedenine dayanarak, sanık müdafisinin ise kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ile eksik ve yanlış inceleme ve değerlendirmenin sonucu olarak ortaya çıkması nedenlerine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri,
c) Gerekçeli kararın sanığa 31.07.2019, sanık müdafisine ise 27.07.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği,
Sanığın sunduğu 05.08.2019 tarihli ek temyiz dilekçesinde özetle; Danıştay üyesi olması nedeniyle Danıştay Kanununda öngörülen soruşturma usullerine uyulmaksızın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp dava açıldığı, davanın Yargıtay Ceza Genel Kurulunda görülmesi gerektiği, tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiği, tanık ...'in beyan ettiği 2004 yılındaki örgütsel toplantıya katılmadığı, zira bu şahsın 2003 yılında müfettiş olarak tayin olup Sakarya'dan ayrıldığı, buna ilişkin kayıtların getirtilmesi ve bu şahsın tekrar dinlenmesi gerektiği, tanık ...'ın beyan ettiği 2012 yılındaki toplantıya katılmadığı, sadece İstanbul'da baz vermek dışında bir delilin olmadığı, İstanbul'da 2012 yılı Temmuz ayında baz vermesinin Fenerbahçe kongre üyesi olması ve Tekirdağ Malkara'dan evli olması nedeniyle sık sık İstanbul'a gitmesi nedeniyle olabileceği, ayrıca bu tanığın kendisi hakkında örgütü eleştirdiğine ilişkin lehe beyanının olduğu, tanık ...'in kendisinin FETÖ'cü olmadığını ve Danıştay üyeliği seçiminde bakanlık listesinden seçildiğini beyan ettiği, tanıkla 1993 yılında Edirne İdare Mahkemesinde beraber çalıştıklarını, tanığın kendisinin evinde üç ay süreyle kaldığı ve bu dönemde örgütsel bir yanını görmediğini söylediği, ayrıca 28 Şubat sürecinde başörtülü öğrenciler tarafından açılan bir davada öğrenciler lehine karar verdiğini ve FETÖ'cülerin böyle alengirli işlere girmediklerini ifade ettiği, ayrıca Hâkimevinde hazırladığı istinafa gönderilecekler listesine kendisini koyduğunu ve örgütçülerin listesinde olmadığını beyan ettiği, gerekçeli kararın kanaate dayalı olarak verildiği, kabuldeki hiçbir olayın kendisiyle ilgili olmadığı, yer verilen kabulün tüm örgüt sanıklarında yazıldığı, FETÖ örgütüne üye olma için aranan kıstaslardan bylock, bank asya v.b. kendisi için söz konusu olmadığı,
Sanık müdafisinin sunduğu 08.08.2019 tarihli ek temyiz dilekçesinde özetle; suçun unsurlarının oluşmadığı, sanığın kastının bulunmadığı, yargılama mercisinin suç tarihinden sonra çıkarılan KHK ile değiştirildiği, bu durumun doğal hâkim ilkesine aykırı olduğu, 2012 yılının Temmuz ayında İstanbul'da baz verdiğine ilişkin HTS kaydının delil olarak kullanılabilmesinin mümkün olmadığı, zira buna ilişkin hukuki prosedürün işletilmediği, HTS kayıtlarının ancak istihbari çalışma şekli olabileceği, kaldı ki baz kayıtlarının FEM dershanesinde yapılan organizasyona katıldığını göstermeyeceği, ayrıca tanık ...'ın mahkemedeki ifadesinde bu organizasyona sanığın katılıp katılmadığını hatırlamadığını beyan ettiği, Danıştay üyesi olması sonrasında örgütsel toplantılara katıldığına ilişkin hiçbir delilin olmadığı, sanığın samimi beyanlarının suçtan kurtulmaya dönük olduğu gerekçesiyle kabul edilmediği,
Nedenlerine dayalı olarak hükmün bozulmasını talep ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere;
II) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR VE RESEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR:
A) Soruşturma Usulleri ve Kovuşturma Mercisi:
aa) Genel Olarak:
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.
Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkanlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.
Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin;
"1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür.
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar "suçüstü" olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir.
bb) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
cc) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;
"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."
Şeklindedir.
"Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
...
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;
"(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...."
Şeklindedir.
"Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir.
Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.
Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.
B) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.
C) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.
Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
D) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.
2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi;
"1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." ,
Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi;
"76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.",
Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi;
"...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir."
Şeklinde düzenlenmiştir.
"Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
E) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.
6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi;
"(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...."
Biçiminde son hâlini almıştır.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
F) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.
III) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348)
Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir.
Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir .Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkanına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanun'unda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları halinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi)
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
IV) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)
V) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin haline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hallerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana serverdeki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır. B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:
1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.
Mahrem hizmetlerde, Fetullah Gülen veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır.
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkan ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.
Örgüt dilinde mahrem yerler:
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),
-Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),
-MİT,
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),
İfade eder.
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, "Talebe İmamları" tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan "Özel Evlere" yerleştirilmektedir.
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.
Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan "Talebe İmamı" tarafından takibi sağlanmıştır.
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; "Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu" tespit edilmiştir.
c) Kadrolaşma Süreci:
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah Gülen tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının "Mahrem Hizmetler" olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:
-Birinci evre; Işık evi,
-İkinci evre; Hususi/özel ev,
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
"Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela Nejat Bey yok, (X) yok, mesela Celal bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. Mehmet Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor."
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları "keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;
-"Pırlantalar" olarak adlandırılan Fetullah Gülen'in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, Çağlayan dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde "ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah Gülen'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi)
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah Gülen'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;
-Yüz yüze/buluşma,
-Canlı kurye,
-Kriptolu IP hattı,
-Not ile haberleşme,
-Basın yayın üzerinden talimat verme,
-Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.),
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),
Olduğu anlaşılmaktadır.
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının "çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi" yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.)
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.
Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak "KOD İSİM" kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında "hizmet, şakirt, Gülen, cemaat" gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.
Her ne kadar iletişimde esas olan usul "randevulaşma sistemi" olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de "Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar" olduğu tespit edilmiştir.
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir)
-Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir)
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock serverlarının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı)
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,
Düşüncelerine dayanmaktadır.
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "sohbet" olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek arama,
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün "Mahrem Yapısı" içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;
1-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10’a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10’a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.
2-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.
3-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.
4-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.
5-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.
6-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.
7-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.
8-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.
9-99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99‘a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,
-100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,
10-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,
Şeklinde olduğu saptanmıştır.
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte "bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da" sıklıkla gözlemlenmiştir.
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;
"Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği"
Anlaşılmıştır.
Sonuç olarak;
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişide Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,
Belirlenmekle;
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün "gizlilik" ve "deşifre olmama" kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:
Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Özel hayatın gizliliği ve korunması
Özel hayatın gizliliği
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
...
Haberleşme hürriyeti
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre;
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
...
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
...
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
...
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
...
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
...
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
..
Delillerin Takdir Yetkisi
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
...
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
...
(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Şeklinde düzenlenmiştir.
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:
Çağımızda hukukun değişmez niteliği "Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez" oluşudur.
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın 'delillerin takdir yetkisi' başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında "yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700).
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286) Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99)
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, a.g.e, s. 103)
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59)
Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177)
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği "iletişimin tespiti (HTS)" kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin "demokratik bir ülkede gereklilik" ve "orantılılık" ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının "iletişim özgürlüğü" hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle "iletişimin tespiti", Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen "orantılılık" ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkanını da sağlayabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının "araştırmalara" başlama kararı ile gerçekleşen "başlangıç soruşturması"dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için "şüpheli" de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair "basit şüphe" oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,
Gerekmektedir.
Bu kapsamda;
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.
C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda;
Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,
Gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.
D) TANIKLIK:
a) Genel Olarak:
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkan sağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı)
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
b) Çağrı ve dinleme:
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi)
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi)
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi)
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi)
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi)
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
c) Gizli tanıklık:
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkanı sağlanmalıdır.
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkanı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67)
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992)
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.
CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesinde;
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi)
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi)
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.
E) BANK ASYA:
BDDK'nın 29.05.2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası A.Ş.'de gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etme kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemler, örgüte üye olma suçu bakımından örgütsel faaliyet tek başına ise örgüte yardım etme olarak kabul edilebilecektir. Bununla birlikte, örgütün mahrem yapısında yer alanların örgüt talimatına binaen kendileri yerine eşi veya yakın akrabaları vasıtasıyla bu kapsamda hesap açtırıp işlem yaptıkları gözden uzak tutulmamalıdır.
VI) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ:
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
32751 sicil numarası ile Danıştay Tetkik Hâkimi olarak göreve başlayan sanığın sırasıyla Edirne İdare Mahkemesi Üyeliği, Aydın İdare Mahkemesi Üyeliği, Sakarya İdare Mahkemesi Başkanlığı ve Denizli İdare Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Danıştay Üyesi olarak seçildiği,
Tanık ...'ın özetle; sanığı meslektaş olarak tanıdığını, Danıştaya birlikte seçildiklerini, ancak pek görüşmediklerini, sanığın ortamlarda bazen sanki bu yapının mensubuymuş gibi bazen de tam tersi bu yapıyı tenkit eder gibi bir dil kullandığını, bu yüzden sanıkla ilgili net bir kanaatinin olmadığını, sanığın 2012 yılındaki İstanbul gezisine katılıp katılmadığını hatırlamadığını, savcılıkta müdafi huzurunda alınan 12.12.2016 tarihli savunmasında sanığın 2011 yılında Fetullah Gülen kadrosundan seçildiğini,
Tanık ...'in özetle; sanıkla Sakarya'da beraber görev yaptıkları dönemden tanıştıklarını, kendisinin Sakarya İdare Mahkemesi üyeliğine atanmasından sonra sanığın da idare mahkemesi başkanı olarak göreve başladığını, 2003 yılında birkaç cemaat toplantısına beraber katıldıklarını ve aynı grupta yer aldıklarını, kendisinin 2004 yılı başında buradan ayrılıp teftiş kuruluna geçtiğini,
Tanık ...'ın; kollukta müdafi huzurunda alınan 22.06.2017 tarihli savunmasında özetle; Fetullah Gülen cemaati içerisinde Ankara'da görevli iken bir çok sohbet grubuna özellikle de devletin çeşitli kurumlarında ya da bürokrasisinde görevli olan yüksek mevkilerdeki devlet memurlarına sohbet hocalığı yaptığını, bu sohbetlerde genelde sohbet grubunun başındaki sorumlu abilere getirdikleri grubun kimlerden oluştuğunu sistem içerisindeki kurallar gereği sormadığını, ancak ilerleyen zamanda sohbet verdirilen grupların devlet bürokrasisi ve yüksek yargı organlarında görevli kişiler olduğunu öğrendiğini, bu nedenle yüksek yargı organlarındaki görevlilerin fotoğraflarını görmesi hâlinde sohbet verdiği gruplar içerisinde bulunan kişileri hatırlayabileceğini, yargı mensuplarını sohbete getiren kişilerin Avukat Ali Rıza Tekinkaya, Ankara Turgut Özal Hastanesi diş hekimliğinde çalışan Fatih Elçik ve öğretmenlik yapan Ahmet Çağlayan olduğunu, ilerleyen zamanlarda Yargıtay mensupları abisi olan Ahmet Çağlayan'ın kendisine "Hocam, sohbete getirdiğimiz kişiler cemaatimizce önemli kişilerdir. Bunlar yüksek yargı mensubu şahıslardır. Biliyorsun ki cemaatimiz bu şahıslara çok önem vermektedir. Bizim için yani cemaat için yüksek yargı, özellikle HSYK çok önemlidir. HSYK üyeleri seçiminde cemaat olarak çok etkiniz. Bu etkinliğimiz HSYK'da bulunan cemaat mensuplarımız tarafından takip edilmektedir. Hatta şu an HSYK üyesi olan ... isimli şahıs, cemaat ile HSYK arasında köprü olan şahıstır. HSYK seçimlerinde ... isimli şahıs çok etkilidir" diyerek sohbet esnasında kendisine detaylı bilgi verdiğini,
Kollukta müdafi huzurunda alınan 15.09.2017 tarihli savunmasında özetle; 15.07.2016 tarihine kadar örgüte müzahir okullarda din kültürü öğretmenliği yaptığını, 9-10 Kasım 2013 tarihlerinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne müzahir Gazeteler Ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil başkanlığında toplantılar gerçekleştirildiğini, bu toplantıların gizli kalması ve sızmasını önlemek için için her ilin il imamının referansı ile gelen şahısların toplantıya katıldığını, bu toplantıda hükûmetin cemaate karşı savaş açtığını, tedbirler alınarak hükûmetin bu saldırılarının ve söylemlerinin boşa çıkarılması gerektiği söylenerek 2014 HSK seçimlerinin kendileri açısından ölüm kalım meselesi olduğunun, hükûmeti ortadan kaldırmaya varıncaya kadar kullanılabilecek en büyük silah olduğunun ve yargının tam anlamıyla kontrol altına alınması hâlinde devletin de bir çok kurum ve kuruluşunun kontrol altına alınmış olacağının söylendiğini, yine bu toplantıda Fetullah Gülen cemaatinin 15 Temmuz 2016'ya kadar yaptığı bütün faaliyetlerin çerçevesinin çizildiğini, bu toplantıdan sonra 2013 Kasım ile 2014 Haziran tarihleri arasında Samsun ilinin birçok yerinde yaptığı toplantılarda alınan kararlar doğrultusunda sohbetler yaptığını, 2014 yılı Ocak ayında Samsun il imamı Ömer Yazıcı ve okulların genel müdürü Nurettin Karabulut ile yaşadığı problemlerden dolayı Ankara'ya gelene kadar örgütsel anlamda kendisine sohbet yaptırılmadığını, 2014 yılı Mart ayındaki yerel seçimlerde hükûmetin başarılı çıkması sonucunda örgütsel faaliyetlerin yer altına çekildiğini, 25 Haziran 2014 tarihinde Ankara'ya ailesiyle birlikte gelip yerleşerek örgüte müzahir okullarda öğretmenlik yapmaya devam ettiğini, yerel seçimlerde hükûmet başarılı çıktığı için bu durumun örgüt içerisinde büyük bir yıkıma neden olduğunu, örgütün 2014 yılı içerisinde yapılacak olan HSYK seçimlerine odaklandığını ve bu kapsamda yoğun çalışmalar başlatıldığını, 2014 yılı Haziran ayı sonunda geldiği Ankara'da örgüt tarafından yine sohbet abiliği ile görevlendirildiğini, yaptığı sohbetlerin genel kriteri aynı kalmak kaydı ile bu sohbetlerde daha çok örgüt bünyesindeki insanların örgütten ayrılmaması için cemaatten kopmama konusunu işlediğini, bu konuyu işleyerek insanların bilinç altlarına dini motifler ile göndermeler yaptığını, 17/25 Aralık olaylarından sonra örgütün deşifre olmamak için gizliliğe çok önem verdiğini, verilen görevlerin sorgulanmadığını, daha önceki sohbetlerine katılanların ne iş yaptıklarını bildiğini, ancak 17/25 Aralık olaylarından sonra özellikle Ankara'da yaptığı sohbetlere katılan kişilerin kim oldukları konusunda genel bir bilgisinin olmadığını, sohbet vereceği insanları başka kişilerin getirdiğini, 17/25 Aralık olaylarından sonra mahrem yapılanmanın dağılmaması, çözülmemesi ve deşifre edilmemesi amacıyla moral motivasyonu yükseltici faaliyetler konusunda sohbetler yaptığını, 17/25 Aralık olaylarından sonra yapı içerisinde daha önceleri "hususi yapı" olarak bilinen ve cemaatin emniyet teşkilatındaki, yargıdaki ve askeriyedeki yapılanmasının ön plana çıkartıldığını ve 17/25 Aralık olaylarından sonra bu yapılanmanın adının "mahrem yapı" olarak anılmaya başlandığını, mahrem yapının; örgütün, emniyet, adalet ve silahlı kuvvetlerdeki özel yapılanma şekli olduğunu, cemaat mensubu olan kişilerin HSYK'ya seçilememelerinden sonra bir süre örgüt sohbet programlarına ara verildiğini, bu sohbet programlarının 2015 yılının Ocak ayının sonlarına doğru yeniden başladığını, mahrem yapıya ait sohbetlerin yeniden başlamasındaki en büyük nedenin örgüt içerisinde bozulan morallerin düzeltilmesi ve yeniden toparlanma aşamasına geçilmesi olduğunu, bu kapsamda başkalarının kendisine yönlendirdiği hâkim ve Cumhuriyet savcısı olduklarını tahmin ettiği kişilere sohbetler verdiğini, 2014 yılında HSYK seçimlerinden önceki tarihlerde Faruk kod adlı Ömer Yazıcı'nın Ankara Yenimahalle ilçesindeki Eşref Bitlis Caddesi üzerinde bulunan ve Fetullah Gülen cemaatinin okulu olduğunu belirttiği Hasan Tanık okulunun içerisindeki Anadolu Kurul A.Ş. isimli şirketin binasında bulunan ofiste, Aşağı Öveçler'deki Beyaz Saray Apartmanı'nda, Cevizlidere'deki Köşem Apartmanı'nda veya Çukurambar'daki örgüte ait bir ofiste olup olmadığını tam olarak hatırlamadığı mahrem yapı imamlarının kendisine sohbet vermesi için getirdiklerinde kendisinin sohbet verdiği ve adalet mahrem yapı içerisinde olduğunu anladığı kişilerden birinin de kendisine teşhis yapması amacıyla fotoğrafı gösterilen sanık olduğunu,
Mahkemede alınan beyanında özetle; FETÖ/PDY içinde yaklaşık 30 yıl kadar bulunduğunu, bunun 2007'den sonraki son 10 yılını tüm ünitelere sohbet eden genel sohbetçi görevinde geçirdiğini, 17/25 Aralık'tan sonra örgüt içinde moral motivasyon eksikliği veya bozukluğu olunca genel sohbetçilere çok iş düştüğünü, özellikle 2014 yılı içinde il veya ünite imamlarının çağırmasıyla sohbetler gerçekleştirdiklerini, mahrem yapılanma denilen emniyet ve yargı içinde de bu dönemde sohbetlerinin olduğunu, verdiği sohbetlere gelen şahısları emniyetteki ifadesinde teşhis ettiğini, bunların içinde doğru teşhislerin olduğu gibi yanlış teşhislerin de olduğunu, bu teşhislerin içinde şu an burada gördüğü kadarıyla sanığın olduğunu hatırlamadığını, fotoğraf teşhisinin hatırladığı kadarıyla doğru olduğunu, fakat şu an mahkeme huzurunda olan şahısla örtüşmediğini, o kişiyle bu kişinin aynı olmadığını, önceki ifadesinin doğru olduğunu,
Tanık ...'in özetle; sanıkla 1993 yılında staj bitiminde kura çekerek atandığı Edirne İdare Mahkemesinde tanıştığını, sanığın daha önceden buraya atanmış olduğunu, evini taşıyana kadar yaklaşık 2 ay süresince sanığın lojmanında Mesut Güngör'le birlikte kaldıklarını, sonrasında evini getirdiğini, burada yaklaşık 3 yıl birlikte çalıştıklarını, bu dönemde sanığın cemaat diye bilinen yapıyla herhangi bir alakasını görmediğini ve bir faaliyetine tanık olmadığını, o dönemde sanığın başkan vekili olarak görev yaptığı mahkeme tarafından Trakya Üniversitesi'nin başörtülü öğrenciler hakkındaki disiplin cezasının iptaline karar verilmesi sebebiyle heyet olarak soruşturma geçirdiklerini ve uzunca bir süre bu soruşturmalarla uğraşmak zorunda kaldığını, bildiği kadarıyla yapı içindeki kişilerin böyle netameli işlere pek girmediklerini, Danıştay üyeliğine seçilinceye kadar sanığın yapıyla olan irtibatına ilişkin herhangi bir duyumunun olmadığını, 2011 yılında üyelik seçimleri için HSYK Genel Sekreteri Mehmet Kaya'nın evinde yapılacak görüşmeler için gittiğini ve Danıştay üyeliğine seçilebileceğini düşündüğü 60-70 kişilik bir listeyi beraberinde götürdüğünü, hazırladığı bu liste içinde sanığın da olduğunu ve yapı mensubu olan HSYK üyelerinin listesinde de yer aldığını, zaten 32 ve 33 bin sicildekilerin büyük oranda çakıştığını, sanığın seçilmesi sırasında kıdem durumunun uygun olmasından ve gerekli kriterlere haiz bulunmasından dolayı herhangi bir tartışma yaşanmadığını, yapı mensubu Danıştay üyelerinin 2012 yılından itibaren organize şekilde hareket etmeleri ve Danıştaydaki seçimlerde kendi istekleri doğrultusunda sonuçlar elde etmeleri sebebiyle Danıştay’da yapı mensubu olmayan üyelerle istişareler yapabilmek için bir araya geldiklerini, bu görüşmelerde sanığın cemaat yapısına mensup üyelerle birlikte hareket ettiğinin söylendiğini, bu sebepten dolayı görüşmelere katılanlardan sanığı tanıyan bazı kimselerin sanığın toplantılara çağrılmasını uygun görmediklerini, kendisinin de ısrarcı olmadığını, sanıkla ilgili bunun dışında somut bir bilgisinin olmadığını, bu yapı mensuplarının Yargıtay ve Danıştaydan tümüyle uzaklaştırılması gerektiğine ilişkin kanı oluşması üzerine bir liste yaptığını, hakkında böyle bir kanaat belirtildiği için sanığı da bu listeye yazdığını,
Tanık ...'nin özetle; sanığı tanımadığını, genel kurul salonunda birkaç defa gördüğünü ancak sanıkla birebir diyaloğunun olmadığını, Danıştay üyeliğine seçildiği esnada sanığın kimin listesinde olduğu konusunda hiçbir bilgisinin bulunmadığını,
Tanık ...'un özetle; sanık hakkında somut bilgi sahibi olmadığını, sanığı ...'in daha iyi bildiğini,
Beyan ettiği anlaşılmıştır.
Tanık ...'ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadesinde bahsettiği 20 - 24 Temmuz 2012 tarihleri arasında örgüt tarafından düzenlenen, örgüt lideri Fetullah Gülen'in ülkeden ayrılmadan önce kaldığı ve o haliyle muhafaza edilen Altunizade/Çamlıca Fem Dershanesi'nin üst katındaki odanın da ziyaret edildiği örgütsel mahiyetteki Çamlıca İstanbul gezisine, sanığa ait cep telefonu HTS baz verilerine ilişkin 05.07.2018 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlere göre anılan tarihlerde Ataşehir Yeni Çamlıca Mahallesinde baz verdiği ve ayrıca mobil hattın 24-18-12 saatlik aralıklarla tamamen kapalı veya veri trafiğine kapalı uçak modunda olacak şekilde zaman aralıklarının bulunduğu anlaşıldığından sanığın da katıldığı belirlenmiştir.
Sanığın savunmasında özetle; atılı suçlamayı kabul etmediğini, örgütle bir ilgisinin bulunmadığını, milliyetçi ve muhafazakar bir düşünceye sahip olduğunu, 15 Temmuz günü işte olduğunu, darbe girişimini evde televizyondan duyduğunu, Cumhurbaşkanı'nın talimatıyla dışarı çıktığını, Bağlıca köprüsü kapalı olunca eve geri döndüğünü ve bayrak astığını, Danıştay Kanunu'ndaki özel soruşturma usulüne uyulması gerektiğini, suç tarihinde Ceza Genel Kurulunun görevli olduğunu, 9. Ceza Dairesinin KHK ile görevlendirildiğini, böylece tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiğini, Emirdağ'a giderken Polatlı'ya vardığı esnada çocuğunun eve polislerin geldiğini telefonla söylemesi üzerine eve döndüğünü, hakkında gözaltı işlemleri yapıldığını, buna göre suçüstü hükümlerinin bulunmadığını, işlemler yapılırken hiçbir delil gösterilmediğini, bu nedenle makul şüphenin de söz konusu olmadığını, ifadeler alınırken de hiçbir delil belirtilmediğini, el koyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğunu, dijitaller için CMK'nın 134. maddesine uyulmadığını, tanık ...'ı tanımadığını ve beyanlarını kabul etmediğini, tek fotoğraftan yaptığı teşhisinin kanuna aykırı olduğunu, HTS baz kayıtlarının delil olamayacağını, 28 Şubat döneminde başörtülü üniversite öğrencileri lehine karar verdiğini, bu nedenle hakkında açılan soruşturmada yer değiştirme cezası aldığını, Danıştay üyesi olmasını da bundan dolayı ödüllendirme olarak değerlendirdiğini, tanık beyanlarını kabul etmediğini, İstanbul'daki Çamlıca gezisine katılmadığını, Malkara'dan evli olduğu ve Fenerbahçe kongre üyesi olduğu için sık sık İstanbul'a gittiğini, tanık ...'ın yaptığı teşhisteki fotoğrafın kendisine ait olduğunu ancak fotoğrafın alttan yukarı görüntüsü çekildiğinden değişik olduğunu,
İfade ettiği görülmüştür.
Sanık ve müdafisi, tanık beyanlarının aşamalarda farklılık gösterdiğini ve çelişkiler içerdiğini iddia etmişlerse de soruşturmada alınan beyanların mahkemece açıklattırılması nedeniyle ortaya çıkan bu durumun beyanlar arasında farklılık ve çelişki olarak değerlendirilemeyeceği, soruşturmalarda alınan beyanlar ile mahkeme huzurundaki ifadelerin birbirleriyle uyumlu ve istikrarlı olduğu, bu beyan ve ifadelerin sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü içerisindeki konumuna ve geçmişine yönelik bilgiler içerdiği görülmüştür.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın, silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Danıştay Üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kasamındaki delillere uygun kabûlde isabetsizlik görülmemiştir.
Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla "mahrem alan" yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık ve müdafisinin temyiz itirazları doğrultusunda incelenmesi sonucunda, yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın örgütte kaldığı süre ve bu süre içerisindeki örgütsel eylemlerinin çeşitliliği itibarıyla suç kastının yoğun olması, örgütün mahrem yapılanmasında ve bu yapılanmanın da Danıştay gibi örgüt tarafından büyük önem taşıyan Anayasal bir kurum içerisindeki örgütlenmesinde yer alması, bu örgütlenme içerisinde tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlandığı şekilde örgütsel saikle hareket ettiği, gerçekleştirdiği eylemlerin vahameti karşısında işlediği suçla meydana gelen tehlikenin ağır olması birlikte değerlendirildiğinde temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi dosya kapsamına uygun olup TCK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "orantılılık" ilkesine aykırılık oluşturmadığı, TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezanın indirilmesi esnasında belirlenen takdiri indirim oranının yerinde olduğu anlaşılan Özel Daire kararı isabetli bulunmuştur.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Somut davada, sayın çoğunluğun sanık ... hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan eksik kovuşturma ile mahkumiyet kararı verilmediği ve gerekçeli kararda hükme esas alınan mevcut deliller itibariyle sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğu yönündeki kabulünden saygılarımızla ayrılıyoruz.
1-Sanık hakkında eksik kovuşturma ile hüküm kurulup kurulmadığı;
Dosya arasında ki belge ve delillerden sanığın,
-Bylock kaydının bulunmadığı,
-İlk derece mahkemesinde yargılama sona erene kadar bylock verilerinde yapılan inceleme de elde edilen konuşma çözümlerinde ... adı soyadı ile yapılan sorgulamada tespit edilen mesajların yapılan incelemesinde sanık ile bir bağlantısının tespit edilemediği,
-FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün tepe yönetimi ile herhangi bir irtibatının bulunmadığı,
-Asya Katılım Bankası Genel Müdürlüğünde sanığa ait açılmış herhangi bir hesap bulunmadığı, anılan bankada 31.12.2013 ila 24.01.2014 tarihleri arasında para artışı olanlar lisesinde bulunmadığı,
-Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına incelenmek üzere teslim edilen sanığa ait dijital materyallerde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı,
-Sanığın Krea içerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.'nde 6739863 numaralı üyeliğinin halen devam ettiği,
-FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması içerisinde yer alan kişilerin birbirleri ile irtibatının sağlanması ve talimatların iletilmesi için oluşturdukları bilinen gruplar (hücreler) içerisinde bulunmadığı,
-FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne himmet adı altında zorunlu bağış niteliğindeki parayı verdiğine ilişkin bir delilin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/12/2017 tarih ve 102-102 sayılı iddianame de sanık hakkında açılan kamu davasının delileri (CMK. m. 170/2-j), tanık ...'ın sanığın 2011 yılında HSYK tarafından Fetullah Gülen cemaati kadrosundan seçildiğine ilişkin beyanı, tanıklar ... ve Abdulah Şahin'in sanığın ismini bu yapıya mensup olanlar arasında saymaları, tanık ...'ın sanığın fotoğrafından teşhis ederek 2014 yılında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi yargı mensuplarının morallerinin düzeltilmesi, yeniden toparlanmalarının sağlanması amacıyla sohbet adı altında yapılan toplantılara katılan kişiler arasında olduğunu beyan etmesi, yargının sivil imamı olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma yürütülen Selçuk Ayhan'ın HTS verileri dikkate alındığında 30/09/2014 tarihinde Kentpark Bahçesi /Ankara baz istasyonundan çakışma olması olarak gösterilmiştir.
İlk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinde usulüne uygun olarak yürütülen kovuşturma neticesinde verilen 17/06/2019 tarih ve 121-99 E-K sayılı hükmünde ve dosya arasındaki SEGBİS duruşma çözüm tutanaklarından;
Tanık ... aşamalardaki anlatımlarında özetle; Sanık ile Edirne İdare Mahkemesinde yaklaşık üç yıl birlikte çalıştıklar mı, iki ay boyunca aynı evde kaldıklarını, 28
Şubat sürecinde Trakya Üniversitesindeki baş örtülü öğrenciler hakkında verilen disiplin kararlarının iptaline ilişkin açılan davalarda iptal karan vermeleri nedeniyle soruşturma geçirdiklerini, o zaman cemaat mensubu olarak bilinen kişilerin böyle kararlar vermediklerini, sanık ile Danıştay üyesi seçilene kadar bir kaç kez görüştüklerini, o zamana kadar cemaat ile alakalı bir duyumunun olmadığını, 2011 yılının Şubat ayında yapılacak yüksek yargı üyeliği seçimleri için dönemin HSYK genel sekreteri Mehmet Kaya'nın evinde yapılan ön görüşmeye idari yargıdan yaklaşık 60 kişilik bir liste yaparak gittiğini, sanığın isminin de hazırladığı listede bulunduğunu, yapılan görüşmeler sonucunda sanığın adının cemaat listesinde de olduğunu gördüğünü, fakat 37.000 sicillerle ilgili yaşanan anlaşmazlık nedeniyle görüşmenin ertelendiğini fakat daha sonra yapılan görüşmelerde sanık ile ilgili her hangi bir tartışmanın yaşanmadığını, Yargıtay ve Danıştay'a yapılan üye seçimleri sonrasında yaşanan sıkıntılar nedeniyle 2013 yılında düzenledikleri yemekli toplantılara ...'in bu yapıya mensup kişilerle birlikte hareket ettiğinin söylenmesi üzerine çağırmadıklarını,
Tanık ... aşamalardaki beyanlarında özetle; Sanığı meslektaşı olması nedeniyle tanıdığım, somut bir bilgiye sahip olmadığını, bazen yapıyı destekler bazen de yapıyı tenkit eder konuşmalarının olduğunu, yapının desteklediği grup ile birlikte seçilmesi nedeniyle kanaatini beyan ettiğini, 2012 yılında FEM Dershanesinde gerçekleşen toplantıya katılıp katılmadığını hatırlayamadığını,
Tanık ... aşamalardaki beyanlarında özetle; Sanığı Sakarya idare Mahkemesinde birlikte çalışmaları nedeniyle tanıdığım, 2003 yılında birkaç cemaat toplantısına birlikte katılarak aynı cemaat grubunda yer aldıklarını, 2004 yılında Sakarya İdare Mahkemesinden ayrılarak teftiş kuruluna geçtiğini, daha sonrada cemaat mensuplarıyla aralarında yapılan konuşmalarda sanığın cemaat mensubu olarak konuşulduğunu,
Tanık ... aşamalardaki beyanlarında özetle; Sanık hakkında somut bir bilgi sahibi olamadığım,
Tanık ... aşamalardaki beyanlarında özetle; Sanığı Danıştay Genel Kurulunda bir kaç kez gördüğünü, hakkında somut bir bilgi sahibi olmadığını, Danıştay üyeliğine nasıl seçildiğine dair bilgisi olmadığını,
Tanık ...'ın 15.09.2017 tarihli emniyet ifadesinde; "Bana fotoğrafını göstermiş olduğunuz şahıs yukarıdaki ifademde de bahsetmiş olduğum gibi 2014 yılı Eylül ve Ekim ayında yani 12 Ekim 2014 tarihindeki HSKY seçilmerinin yapılmasından önceki tarihlerde Faruk kod Ömer YAZICI nın Ankara Yenimahalle İlçesi Eşref Bitlis caddesi üzerinde bulunan Fetullah GÜLEN cemaatinin okulu olan Hasan Tanık okulunun içerisinde bulunan Anadolu Kurul AŞ. isimli şirketin binasındaki ofiste mahrem yapı imamları olan ve yukarıda size teşhis etmiş olduğum şahısların bana sohbet vermem için getirdiği ve benim de tam olarak Anadolu Kurul AŞ nin binasındaki özel olarak tasarlanmış odada mı. Aşağı Öveçler 1906 veya 2146 caddedeki beyaz saray apartmanındaki ofiste mi yoksa Cevizlidere Mahallesi 1076 veya 1906 sokaktaki köşem apartmanında mı veya Çukurambar semtindeki tam olarak yerini bilmediğim örgüte ait bir ofiste mi sohbet verdiğimi tam olarak hatırlayamadığım ama sohbet içeriklerinden hakim veya savcı olduğunu ve Adalet mahrem yapılanma içerisinde olan bir şahıs olduğunu anladığım şahıstır, diyerek ... (TC No: 18373210562) isimli şahsı tespit etmiştir." denildiği,
Tanık ...'ın kovuşturma aşamasında sanığın ve müdafıininde bulunduğu 29/11/2018 tarihli oturumda ise; FETÖ/PDY terör örgütü içerisinde yaklaşık 30 yıl kadar bulunduğunu, 2007 yılından itibaren genel sohbetçi olarak bir çok ünitede sohbetlerde bulunduğunu, özellikle 17-25 Aralıktan sonra örgüt içerisinde moral ve motivasyonu arttırmak için örgütün mahrem yapılanması olan yargı ve emniyet mensuplarına yönelik sohbetlerde bulunduğunu, fotoğraflardan bir çok teşhis yaptığını, bu teşhislerden bazılarının hatalı olduğunu, huzurda bulunan sanığı da sohbet toplantılarından hatırlamadığını, teşhis edemediğini beyan etmişlerdir.
İlk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin genel kabulü FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin örgütsel toplantılarını periyodik olarak örgütün okul, yurt, kurs gibi hücre evlerinde son zamanlarda deşifre olmaktan korktukları için daha çok bir örgüt mensubunun evinde yapıldığı, sohbetlerin dört beş kişilik gruplarla yapıldığı, mümkün olduğunca aynı yerde oturanlar aynı gruba verildiği, örgütsel toplanma ve dağılmalar da özellikle aralıklı şekilde yapıldığı, örgüt mensuplarının, araçlarını toplantı yerinin uzağına bıraktıkları, intikallerde farklı güzergâhlar takip ettikleri, örgüt mensuplarının son dönemdeki örgütsel toplantılarını daha az sayıda kişiyle yapmakta ve aile görüşmesiymiş gibi kamufle etmekte oldukları yönündedir. Sanığın bu şekilde oluşturulan bir gruba dahil olduğuna ilişkin herhangi bir delil dosya arasında bulunmamaktadır.
İlk derece mahkemesi sanık hakkında mahkumiyet hükmü tesis ederken yukarıda özetlenen tanık ...'ın beyanı dışındaki tanık beyanlarına dayanmıştır.
Yine mahkumiyet hükmüne esas alınan ikinci delil ise, İstanbul Anadolu yakasında örgüt mensubu Danıştay üyelerinin katılımı ile 20-25 Temmuz 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilen örgütsel geziye katıldığına ilişkin baz hareketliliği tespitidir.
Danıştay eski üyesi tanık ..., yargılama aşamasında açıkça sanığın anılan örgütsel geziye katılıp katılmadığını hatırlamadığım beyan etmiştir.
Sanık tüm aşamalarda anılan örgütsel toplantıya katılmadığını beyan ederek, telefonunun bu bölgeden sinyal vermesini belirtilen tarih aralığının adli tatil olması, eşinin Trakyalı olması, kendisinin de Fenerbahçe Spor Kulübünün kongre üyesi olması nedeniyle belirtilen bölgeye gidip gelmiş olabileceği şeklinde açıklamıştır.
Özellikle sanığın 20-25 Temmuz 2012 tarihinde İstanbul Anadolu yakası Çamlıca Dersanesinde yapıldığı tespit edilen örgütsel toplantıya katılıp katılmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir. Bu nedenle anılan örgütsel toplantıya katıldığı tespit edilen kişiler tanık sıfatı ile dinlenilerek sanığın bu toplantılara katılıp katılmadığı sorulup tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir. Bu husus açıklığa kavuşturulmadan sırf sanığın kullandığı kabul edilen telefonun bu bölgeden anılan tarih aralığında sinyal vermesi tespitine dayanılarak sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulamaz.
Araştırılması gereken bir diğer hususta sanığın Danıştay üyeliğine HSK tarafından seçildiği 24/02/2011 tarihli toplantı öncesi, bu seçime yönelik FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri tarafından oluşturulan listelerde sanığın isminin bulunduğunu tanık ...'in beyan etmesi karşısında, bu listede ismi bulunan kişilerin tamamının silahlı terör örgütü mensubu bulunan kişiler mi olduğu yoksa, özellikle seçilme yeterliliğine sahip daha sonra yapılan yargılamalarda silahlı terör örgütü mensubu olduğu anlaşılan kişi sayısının azlığı nedeniyle anılan örgütün açıkça kendi düşüncelerine karşı çıkmayan kişileri de bu listeye alıp almadığının tespit edildikten sonra, bu tespit doğrultusunda sanığın durumunun değerlendirilmesi gerektiğidir.
İzah edilen iki husus açısından gerekli kovuşturma işlemlerine tevessül olunmadan eksik kovuşturma ile sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulduğundan hükmün bozulması gerekirdi.
2-Tanık ...'ın soruşturma aşamasında yaptırılan fotoğraf teşhisinin hükme esas alınmaması,
İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında "Tanık ...'ın fotoğraflardan bir çok teşhis yaptığım, bu teşhislerden bazılarının hatalı olduğu, huzurda bulunan sanığı da sohbet toplantılarından hatırlamadığını, teşhis edemediğine dair beyanda bulunduğu görülmüş tanığın huzurda toplantılara katılanlar arasında teşhis edemediği anlaşıldığından soruşturma aşamasında yapılan fotoğraf teşhisi hükme esas alınmamıştır." denilmiştir. Tanık ...'ın tanıklığının özelikle 2014 ve sonrasında gerçekleştirilen örgütsel toplantılara ait olduğu dikkate alındığında önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Zira, özellikle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/1862 Esas, 2017/5796 Karar sayılı ilkesel kararında açıklandığı üzere "Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy. kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamım cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda "paralel yapı" veya "terör örgütü" olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemez."
Bu itibarla sanığın özellikle 2014 ve 2015 yıllarında tanık Nesip'in konuşmacı olarak katıldığı ve örgüt mensuplarının moral-motivasyonunun yükseltilmesi için icra edilen örgüt toplantılarına katılıp katılmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi gerekir. İlk derece mahkemesi açıkça hüküm gerekçesinde bu tanığın fotoğraf teşhisine itibar etmediğini ve mahkumiyet hükmüne esas almadığım belirtmiştir.
Bu hususun eksik kovuşturma nedeniyle bozularak şüphenin sanık lehine veya aleyhine olacak şekilde giderilmesi gerekirdi.
Tartışılması gereken bir diğer husus da aleyhe temyiz bulunmayan bir temyiz davasında, sanığın ve müdafiinin temyiz nedeni olarak bildirmediği ve esasen ilk derece mahkemesinin de sanığın aleyhine olacak şekilde mahkumiyet hükmüne esas almadığını ifade ettiği soruşturma aşamasındaki fotoğraf teşhis işleminin Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından mahkumiyet hükmünün onanmasında sanık aleyhine delil olarak kabul edilip edilemeyeceği hususudur.
Özellikle tanığın silahlı terör örgütü içerisinde yer alan itirafçı olması ve duruşma da açıkça sanığı örgüt toplantılarına katılanlar arasında hatırlamadığı nazara alındığında böyle bir kabul çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine aykırı olacaktır ki bu da adil yargılama hakkının ihlali anlamına gelir.
3-GerekçeIi kararda hükme esas alınan mevcut deliller itibariyle sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olup olmadığı,
Silahlı terör örgütüne üye olma suçlarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/1862 Esas, 2017/5796 Karar sayılı ilkesel kararında açıklandığı üzere; "Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280)
...
Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy. kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda "paralel yapı" veya "terör örgütü" olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aym değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemez."
Tanık ...'in sanığa ilişkin beyanları 2003 yılındaki davranışlarına ilişkin olup, bu dönemde FETÖ/PDY yapılanmasından bahsetmek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları ile de mümkün değildir.
İlk derece mahkemesince mahkumiyet hükmüne esas alınan tanıklar ..., ..., ..., ...'un beyanları ise sanığın Danıştay üyeliğine seçildiği 2011 ve Danıştay'da grupların oluşturulduğu 2013 yıllarındaki görgüye dayalı bilgi ve duyumlarına ilişkindir.
Danıştay'da üye olarak görev yapan, örgütün kriptolu iletişim ağı olan ByLock iletişim sistemini kullanmayan, örgütün kriptolu iletişim ağı olan Bylock verilerinde yapılan inceleme de elde edilen konuşma çözümlerinde örgüt üyeleri ile bir bağlantısı tespit edilemeyen, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanması içerisinde yer alan kişilerin birbirleri ile irtibatının sağlanması ve talimatların iletilmesi için oluşturdukları bilinen gruplar (hücreler) içerisinde yer almayan, örgüte himmet vermeyen, Fetö silahlı terör örgütünün tepe yönetimi ile herhangi bir irtibatı bulunmayan, müflis Asya Katılım Bankası Genel Müdürlüğünde hesabı bulunmayan, anılan bankaya 31.12.2013 ila 24.01.2014 tarihleri arasında para yatırmayan, görev yaptığı Danıştay'da FETÖ/PDY terör örgütü talimatı doğrultusunda hareket ettiğine ilişkin hiç bir tespit bulunmayan sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine
yasal olanak bulunmaktadır.
Zira; Ceza muhakemesi, geçmişte yaşandığı iddia edilen bir olayın gerçekten meydana gelip gelmediğini, meydana gelmiş ise ne şekilde ve kim tarafından meydana getirildiğini ortaya çıkarmak ve bu olayın hukuk normları karşısındaki durumunu tespit etmek amacıyla yapılmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik yürütülen temel faaliyete de ispat denilmektedir. Maddi olay bakımından ispatın ölçütü, hakimin/mahkemenin şüpheyi yenerek vicdani kanaate ulaşmasıdır. Eğer bu şüphe yenilmezse ve dolayısıyla vicdani kanaate ulaşılmazsa, ihtimale, tahmine veya varsayıma dayanarak karar vermek mümkün olmadığından, şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesi devreye girmektedir.
Günümüz ceza muhakemesinde geçerli olan ispat sistemi, vicdani delil sistemidir. Temel özelliği, her şeyin delil kabul edilmesi ve delillerin de serbestçe değerlendirilmesi olan vicdani delil sistemi; mahkumiyet için tam bir inanış, başka bir deyişle suçluluk konusunda vicdani kanaat aradığından, esasen şüpheye dayalı cezalandırmayı yasaklamakta ve şüpheden sanık yararlanır ilkesine uygulama alanı yaratmaktadır.
Anayasanın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan -suçsuzluk (masumiyet) karinesi-, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı ve ona koşut bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır.
Suçsuzluğu olasılık içinde bulunan bir kimsenin adli hataya uğratılmasını önleme esasına dayanan şüpheden sanık yararlanır ilkesi, tarihsel ve evrensel bir ilke olarak günümüz ceza muhakemesi hukukunun değişmezleri ve vazgeçilmezleri arasındadır. Uygulama alanı gittikçe genişleme eğilimindedir ve yargısal kararlarda da daha sık vurgulanır olmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.10.2010 tarih, 2010/8-134 esas- 2010/217 karar sayılı içtihadında; 'Şüpheden sanık yararlanır ilkesi' özet olarak aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
Latince 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan 'şüpheden sanık yararlanır ilkesi' ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir.
Anayasanın 38/4. ve Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçsuzluk karinesi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Prof. Dr. Hakan Hakeri; Şüpheden Sanığın İstifade Etmesi İlkesini; 'Mahkeme, Muhakeme Hukuku açısından kullanılmasına izin verilen bütün delilleri dinlediği halde, maddi mesele hakkındaki şüphesini yenemezse, suç fiilini sanığın lehine olacak şekilde karara bağlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2 maddesindeki 'suçsuzluk karinesi', şüpheden sanığın faydalanmasını gerektirir şeklinde özetledikten sonra; Şüpheden sanık yararlanır kuralının anlamını şu şekilde açıklamıştır.
'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin yüzde yüz oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki yüzde birlik şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar.
Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır. Nitekim jüri sisteminin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde jürinin tek görevi, sanığın suçu işleyip işlemediği konusunda, yani ispat hususunda karar vermektir. Jüri 11 üyeden oluşmaktadır ve bir kimsenin suçu işlediğine karar verilebilmesi için 11 üyeden, 11'inin de sanığın suçu işlediğine kanaat getirmesi gerekir. 10 üye sanığın suçu işlediği; ancak bir üye işlemediği yönünde oy kullandığı takdirde, sanığın beraatına karar verilir. Bu örnek, şüphenin yüzde yüz oranında yenilmemesi dolayısıyla, sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini göstermektedir.
Yargıtayın da benzer olaylardaki pek çok kararlarında bu ilkeye gerekli önemi verdiği açıkça görülmektedir. Çeşitli kararlarda bu husus şöyle ifade edilmiştir:
Ceza yargılamalarında amaç, gerçeğin hiçbir şüpheye yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; şüphenin bulunması halinde, mahkûmiyet karan verilmesi ceza yargılaması hukukunun genel ilkelerine aykırıdır; şüpheden sanığın yararlanacağı evrensel bir ceza yargılaması hukuku ilkesidir ve varsayımlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi; özenle yapılmış bir hazırlık soruşturmasına, her türlü araştırma soruşturma sonucu toplanmış ve değerlendirilmiş bütün delillere rağmen sanığın suçluluğu veya aleyhe durum konusunda var olan makul şüphenin giderilmemesi halinde uygulanmalıdır. Bu durumun aksi, bu kez de mağdur tarafın, adaletin ve toplumun zarar görmesine sebep olacaktır. Uygulama alanı çok geniş ve hukukumuzda da vazgeçilmez bir yere sahip olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğru uygulandığı ve doğru anlaşıldığı takdirde adalet sistemine ve hukuka hizmet edebilir.
Bu cümleden olmak üzere;
Ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden birisi olan "şüpheden sanık yararlanır" kuralı gereğince; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda "paralel yapı" veya "terör örgütü" olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce ve sonra FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna ilişkin somut delil ve olguların olmaması nazara alınarak sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi sıfatı ile verdiği mahkumiyet hükmünün bozulması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluk görüşüne muhalifiz."
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Somut davada, sayın çoğunluğun sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararının onanması yönündeki kabulüne katılmıyorum. Şöyle ki;
Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20.12.2017 tarih ve 2017/1862 Esas 2017/5796 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiği sanık tarafından bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmasının zorunlu olduğu, işlenen bir suçta gerçekleşebilecek unsur yanılgısının kastı ortadan kaldıracağı, bu durumun TCK’nın 30/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yukarıda anılan tarihten sonra gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen hareketlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi halinde kişinin örgüt üyesi olarak kabulü mümkün olmamaktadır.
Başka dosya şüphelisi tanık ...'ın kollukta müdafi huzurunda etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadesinde; örgütün mahrem yargı yapılanmasındaki şahıslara yönelik olarak sivil imamlardan Fatih Elçik'in organize ettiği sohbetleri 2014 yılındaki HSYK seçimleri öncesinde Eylül ayında vermeye başladığını, sohbetlerin içeriğinin seçimlere ilişkin olduğunu, seçimin örgüt tarafından kaybedilmesi üzerine bir süre sohbetlere ara verildiğini, 2015 Ocak ayı sonlarında yeniden başladığını, bunun da örgüt içerisinde bozulan moralleri düzeltip yeniden toparlanma amacıyla olduğunu, sohbete gelenlere genel sohbet konularının yanında örgütün dağılmaması için moralleri yükseltecek konuşmalar yaptığını, bu sohbetlerin 2015 yılı Haziran ayına kadar devam ettiğini belirttiği bu sohbetlere sanığın da katıldığı yönündeki teşhisinin hukuken geçerli bir delil olması nedeniyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince hükme esas alınması gerekirken adı geçen tanığın mahkemede alınan beyanında sanığı teşhis edemediğini belirtmesi üzerine hükme esas alınmadığı, bu bakımdan eksik soruşturma bulunup bulunmadığına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunca yapılan oylamada eksik soruşturma olmadığına oy çokluğuyla karar verilmiş ise de;
Tanık ... ile sanığın cep telefonlarına ilişkin HTS baz kayıtları getirtilerek sohbet tarihleri itibarıyla karşılaştırılıp çakışma olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu aldırılması ve ayrıca tanığın kolluk ifadesinde belirttiği diğer şahısların sanık hakkında beyanlarının bulunup bulunmadığının tespit edilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir.
Yukarıda arz ettiğim nedenlerle;
İlk derece mahkemesi sıfatı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen kararın bozulması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayım."
Şeklindeki düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
Açıklanan nedenlerle;
1)Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.06.2019 tarihli ve 121-99 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün ONANMASINA, oy çokluğuyla,
2)Özel Dairece yapılan yargılama sırasında eksik soruşturma olmadığına ilişkin, oy çokluğuyla,
3)Dosyanın, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Tutuklama kararına itirazda, duruşma dışında karar verilirken kimin görüşü alınmaz?
A) Cumhuriyet Savcısı
B) Şüpheli
C) Sanık
D) Müdafi
E) Hiçbirinin görüşü alınmaz
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.