5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 115

Ceza Muhakemesi Kanunu 115. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 115 – (1) Hükümlü, 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı bütün yükümlülükleri yerine getirmiş ise güvencenin 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendini karşılayan ve aynı maddenin ikinci fıkrasına göre verilecek kararda belirtilen kısmı kendisine geri verilir. (2) Güvencenin, suç mağduruna veya nafaka alacaklısına verilmemiş olan ikinci kısmı, kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararları verildiğinde de şüpheli veya sanığa geri verilir. Aksi hâlde, geçerli mazereti dışında, güvence Devlet Hazinesine gelir yazılır. (3) Hükümlülük hâlinde güvence 113 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan hükümlere göre kullanılır, fazlası geri verilir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Arama ve Elkoyma Şüpheli veya sanıkla ilgili arama

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 115 ]
9. Ceza Dairesi 2007/3341 E., 2007/7740 K. 9. Ceza Dairesi 2007/3341 E., 2007/7740 K. - BELLİ HAKLARDAN YOKSUN BIRAKMA - ERTELEME - KEFALET PARASININ İADESİ - SÜRÜCÜ BELGESİ - TAKSİRLE İŞLENEN SUÇ- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 51 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 115 ] - 2918 S. KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU [ Madde 118 ] "İçtihat Metni" Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak; 1- Gerekçeli kararda, suçun işlendiği yer ve zaman diliminin gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/2-c maddesine aykırı davranılması, 2- Sürücü belgesinin 5237 sayılı TCK'nın 53/6. maddesi yerine, 2918 sayılı Yasa'nın 118/5. maddesi gereğince geri alınmasına karar verilmesi, 3- Taksirle işlenen suçlarda uygulama yeri bulunmadığı gözetilmeden sanığın 5237 sayılı TCK'nın 53/1-3. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi, 4- Kefalet parasının sanığa CMK'nın 115. maddesi uyarınca iadesi yerine karar kesinleştiğinde iadesine karar verilmesi, 5- 5237 sayılı TCK'nın 51. maddesine uygun şekilde sanığın suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığını ve suç işleme eğilimini değerlendirmeyen yetersiz ve yasal olmayan gerekçe ile cezanın ertelenmesine karar verilmesi, Kanuna aykırı, katılan vekili ile sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), 30.10.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2014/164 E., 2016/396 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
4- Sanık ...'nın nakdi kefalet olarak yatırdığı 10.000 Liranın CMK'nun 113 ve 115. maddeleri gereğince sanığa iadesi yerine, sanığın yatırdığı nakdi kefaletin kararın kesinleşmesinden sonra sanığa iadesine karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2014/164 E.  ,  2016/396 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK'nun 85/1 ve 50/1-a-4. maddeleri gereğince sanık ...'nın 36.500 Lira adli para cezasıyla, sanık ... Çiler'in (...) 14.600 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.03.2009 gün ve 7-174 sayılı hükmün, sanıklar müdafileri ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 05.11.2012 gün ve 5019-22901 sayı ile; "Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- Olay günü gündüz vakti meskun mahal içinde sanık ...'nın idaresindeki otomobil ile Adembaba Bulvarını takiben Ayazağa-Maslak yönünde zemini asfalt, yüzeyi kuru, iki yönlü yolda seyretmekte iken dar bir refüjle bölünerek tek yönlü hale getirilmiş bölünmüş yol başlangıcına geldiğinde sağ ön tarafında seyir halinde bulunan sanık ... Çiler yönetimindeki aracın sıkıştırması sonucu direksiyon hakimiyetini kaybedip orta refüj üzerinden karşı yol bölümüne geçerek karşı yönden gelmekte olan sürücü ... yönetimindeki motosiklet ile çarpışması akabinde çarpışmanın etkisi ile savrulan motosikletin sürücü ... yönetimindeki motosiklete çarpması sonucunda motosiklet sürücüsü ...'ın ölümü, mağdur ...'in kırık oluşacak nitelikte yaralandığı olayda sanıkların kazanın oluşumunda eşit oranda asli kusurlu oldukları, iki sınır arasında temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, maddede öngörülen cezanın alt ve üst sınırı nazara alınmak suretiyle, adalet, hakkaniyet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, sanık ... hakkında asgari hadden ayrılırken en üst hadde yakın temel ceza tayin edilerek, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini, sanık ... Çiler hakkında ise alt sınırdan temel ceza belirlenerek eksik ceza tayini, 2- Katılan lehine takdir edilen vekalet ücretinin sanıklardan eşit olarak tahsili yerine sanıktan tahsiline karar verilmesi, 3- Taksirli suçlarda iştirak hükümlerinin uygulaması mümkün olmadığı halde sanıklara yüklenen yargılama giderinin sanıklardan sebebiyet verdikleri oranda tahsili yerine müteselsilen tahsiline karar verilmesi, 4- Sanık ...'nın nakdi kefalet olarak yatırdığı 10.000 Liranın CMK'nun 113 ve 115. maddeleri gereğince sanığa iadesi yerine, sanığın yatırdığı nakdi kefaletin kararın kesinleşmesinden sonra sanığa iadesine karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. (2), (3) ve (4) numaralı bozma nedenlerine uyan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi ise 11.06.2013 gün ve 2070-301 sayı ile; "Her iki sanığın da bu olaya ilişkin olarak kusurlu oldukları kabul edilmiş olmakla birlikte; sanık ...'ın kullanmış olduğu araçla sıkıştırma yapmış olmasına rağmen herhangi bir şekilde sanık ...'ın arabasına vurmadığı, dolayısı ile söz konusu eylemi açık ve eşit kusuru ile başlatmadığı, sadece sıkıştırmış olması nedeniyle sanık ...'ın kullanmış olduğu arabanın kontrolünü kaybedip bizzat karşı şeride kadar geçip karşı şeritteki maktulün ölümüne sebebiyet verecek derecede ağır ihmal ve kusurda bulunduğu, bu çerçevede olayda asıl ve doğrudan kusurlu olan eylemin başka bir aracın sıkıştırmasıyla gerekli dikkat ve özeni gösterip yolunda devam etmesi gerekirken bunu yapmayıp karşı şeride refüje rağmen geçip maktulün ölümüne sebebiyet vermekten ibaret sanık ...'a ait olduğu kanaatine varılarak bu doğrultuda karar verilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise; söz konusu olayda her iki sanığın da eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile bozma kararı vermiş ise de; bu anlatımlara ve olayın oluşuna göre sadece sıkıştırıldım diye herhangi bir vurma ve çarpma olmaksızın karşı şeride refüje rağmen geçip hiçbir kusuru olmayan maktule çarpıp ölümüne sebebiyet vermeye ilişkin eylemin, sadece hızlı araç kullanıp sıkıştırma yapan bir araç sahibi ile aynı kusura sahip olacağı kabulü uygun görülmediğinden direnme kararı verilmesi gerekmiştir. Bu çerçevede sanık ...'ın kullanmış olduğu araçla hızlı ve güvensiz giderek sıkıştırması nedeniyle sanık ...'ın gerekli dikkat ve özeni göstermeyip kontrolünü kaybedip ortadaki bölünmüş yol refüjünü dahi aşıp karşıdaki şeritten gelen maktule çarpıp ölümüne sebebiyet vermekten dolayı Aşkan'ın basit olarak Alihan'ın ise ağır şekilde kusurlu olduklarının kabulü ile ayrı ayrı aşağıdaki şekilde cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir. Söz konusu kaza neticesinde bir kişinin ölüp bir kişinin şikayetçi olmamakla birlikte yaralanmış olması, aradaki refüje ve bölünmüş yola rağmen bunun aşılarak karşı şeride geçilip ölüme sebebiyet verilmesi ve kusur yoğunluğu göz önüne alınarak sanık ...'ın cezası teşdiden arttırıldığı" şeklindeki gerekçelerle direnerek önceki hüküm gibi karar vermiştir. Direnme hükmünün de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.03.2014 gün, 255085 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanıkların kusur durumunun tespiti ve buna bağlı olarak TCK’nun 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta temel cezanın sanık ... hakkında 5 yıl, sanık ... Çiler (...) hakkında ise 2 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'nın sevk ve idaresindeki otomobil ile gündüz vakti meskun mahalde, yedi metre genişliğinde, iki yönlü yolda Maslak istikametine seyrederken dar bir refüjle tek yönlü hale getirilen bölünmüş yol başlangıcına geldiğinde, sağında aynı yönde seyreden sanık ... Çiler tarafından yönetimindeki araç ile sola manevra yapmak suretiyle sıkıştırılması sonucu direksiyon hakimiyetini kaybedip karşı yol bölümüne geçerek karşı yönden gelen ölen ...'ın sevk ve idaresindeki motosiklet ile çarpıştığı, çarpışmanın etkisi ile savrulan motosikletin mağdur ... yönetimindeki motosiklete çarpması sonucu Kerim'in öldüğü, Ferdi'nin ise kemik kırığı oluşacak nitelikte yaralandığı, Trafik kazası tespit tutanağında; sanık ...'ın idaresindeki araç ile seyir halinde iken, orta ayırıcının bulunduğu yerde karşı yöne geçerek ters istikamete girdiği, karşı yönden gelen ölen ve mağdur idaresindeki motosikletlere aracının ön kısmı ile çarpması sonucu meydana gelen kazada, sanık ...’ın asli kusurlardan şeride tecavüz etme kuralını ihlal ettiği kanaatine yer verildiği, Soruşturma aşamasında İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Adli Tıp Trafik Dairesi Eski Uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda; sanık ...’ın, yönetimindeki otomobil ile seyredip olay mahalline gelirken önündeki aracı solladığı, orta refüjle ayrılmış kısımda sol şeride geçtiği, arkadan gelip aynı istikamette seyreden sanık ...'ın yoldaki refüjü önceden fark edemediği için sanık ...'ın yönetimindeki otomobili solladığı, ortadaki refüjü görünce refüjün soluna girdiği, karşıdan gelen motosikletlere çarptığı, bu durumda; sanık ...’ın, yönetimindeki otomobille seyredip olay mahalline gelirken önündeki aracı sollamasının normal olduğu, sanık ...’ı herhangi bir şekilde sıkıştırmadığı, bu itibarla kazanın meydana gelmesinde kendisine kusur atfedilemeyeceği, sanık ...'ın ise yönetimindeki otomobil ile yolun icap ve şartlarına uygun bir hızla seyretmesi, görüşün normal olduğu bir yerde karşıdan gelen motosikletleri görebileceğinden kesinlikle önünde ve sol şeritte seyreden aracı sollama teşebbüsünde bulunmayıp geliş yoluna girmemesi lazımken bunlara riayet etmediği, Karayolları Trafik Kanununun 46, 47 ve 52. maddelerini ihlal ettiği, şerit tecavüzünde bulunarak kazaya sebebiyet verdiği, aynı Kanunun 84 ve Yönetmeliğin 157. maddelerinde asli kusur sayılan bu hareketinden dolayı tamamen kusurlu olduğu, ölen ve mağdurun nizama uygun kendi şeritlerinde seyrettikleri, kazada kusursuz oldukları şeklinde görüş bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda; olayın, sanık ...’ın otomobili ile bölünmüş yol başlangıcına geldiğinde diğer sanık ...'ın sıkıştırması sonucunda mı yoksa tamamen kendi sevk ve idare hatası sonucunda mı meydana geldiği konusunda kesin bir kanaat oluşturulamadığından delillerin takdiri mahkemeye ait olmak üzere, olayın alternatifli şekilde değerlendirildiği, buna göre; 1. halde; olayın sanık ...'ın sevk ve idare hatası sonucu karşı yöne geçmesi şeklinde meydana geldiğinin kabulü durumunda Alihan’ın tamamen kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer kişilere atfı kabil kusur bulunmadığı, 2. halde; olayın sanık ...’ın beyanı doğrultusunda meydana geldiğinin kabulü durumunda ise; Alihan'ın yola gereken dikkati vermediği, önünde aynı yönde seyredip kontrolsüz bir şekilde doğrultu değiştiren sanık ... idaresindeki vasıtayı fark ettiğinde direksiyon hakimiyetine özen gösterip seyir şeridinde kalacak şekilde tedbir almadığı, kontrolsüz bir şekilde sola yönelip karşı yol platformuna geçerek olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğu, sanık ...'ın ise yönetimindeki otomobil ile arka trafiği kontrol etmeksizin hatalı ve tehlikeli bir şekilde doğrultu değiştirip arkadan gelmekte olan sanık ...’ın seyir durumunu tehlikeye düşürdüğü, dikkatsiz, tedbirsiz ve nizamlara aykırı hareketi ile kusurlu olduğu, ölen sürücüye atfı kabil kusur bulunmadığı şeklinde kanaat belirtildiği, B sınıfı sürücü belgesine sahip olan sanıkların üniversite öğrencisi oldukları, dosyaya herhangi bir olumsuz tavır ve davranışlarının yansımadığı, Anlaşılmaktadır. Katılanlar; şikâyetçi olduklarını, Mağdur ... kollukta; saat 13.00 sıralarında motosikleti ile yokuş aşağı inerken sanık ...'ın idaresindeki araçla şeridinde karşı istikametten geldiğini, önünde seyreden motosikletle çarpıştığını, ardından da çarpma sonucu savrulan motosikletin kendisine vurduğunu, yere düştüğünü ve yaralandığını, savcılıkta; kazaya sebebiyet veren Alihan yönetimindeki aracın sıkıştırılıp sıkıştırılmadığını görmediğini, ancak kaza öncesi sanık ... idaresindeki aracın karşı şeritten Maslak istikametine geçtiğini gördüğünü, şikâyetçi olmadığını, mahkemede ise; olay tarihinde sevk ve idaresindeki motosiklet ile seyir halindeyken karşı şeritte Alihan yönetimindeki aracı sağ tarafından Aşkan idaresindeki aracın sıkıştırdığını gördüğünü, bunun üzerine Alihan'ın aracının sola doğru sürüklenerek refüje çıktığını, önünde giden ve sol şeritte seyir halinde bulunan motosikletin Alihan'ın aracının önüne burnundan çarparak takla attığını, kendisinin de motosiklete çarptığını beyan etmiş, Tanık Mert Mete; sanık ...’ın sevk ve idaresindeki araçla Maslak istikametine seyir halinde iken ışıklara geldiklerinde Aşkan'ın kullanmış olduğu araçla sağdan geçerek önlerine doğru kırdığını, Alihan’ın da Aşkan'ın aracına çarpmamak için direksiyonu kırması üzerine refüje girdiğini, ters istikamete geçtiğini, bu esnada karşıdan hızla seyreden ve başlarında kask olmayan iki motosikletlinin içinde bulunduğu araca çarptıklarını, daha sonra Alihan’ın aracı tekrar sağa kırdığını, refüjün üzerine çıkıp durduklarını anlatmış, araçtaki tanık Fikret Emirhan Şahin de benzer anlatımda bulunmuş, Tanık Ömürcan İşcan kollukta; sanık ...’ın idaresindeki araç ile Maslak istikametine seyrederken ışıklara geldikleri esnada sağ taraflarında bir aracın gittiğini, sol taraflarında da başka bir araç giderken ışıkları geçtiklerini ve karşı istikamette bir ses duyduğunu, dönüp geriye baktığında karşı sol şeritte kaza olduğunu fark ettiğini, durma imkanları bulunmadığından yola devam ettiklerini, mahkemede ise; olay yerine varmadan yaklaşık beş on dakika önce Aşkan’ı hızlı gitmemesi için uyardığını, ancak Aşkan'ın olay yerine gelinceye kadar arada bir makas yaptığını, yapmamasını kendisine söylediğini, arkada oturan kız arkadaşlarıyla sohbet ederken bir gürültü duyduğunu, önüne doğru baktığında havada bir şeyin uçtuğunu gördüğünü, Aşkan’ın oturduğu taraftan bir şeyin çarpmış olduğunu zannettiğini anlatmış, Sanık ... Çiler (...); idaresindeki aracı ile Maslak istikametine seyir halinde iken ışıkları geçerken sağ tarafta bir aracın ilerlediğini, kendisinin sol şeritte ilerlediğini, ışıkları geçtikten sonra arka tarafında bir ses duyduğunu, Sanık ... ise; Maslak istikametine doğru seyir halinde iken, henüz bölünmemiş yolda orta bariyerin olmadığı bölümde sağ ön tarafında seyreden sanık ... idaresindeki aracın sıkıştırması sonucu gidiş geliş çift yönlü yolda karşı şeride geçmek zorunda kaldığını, olayın bir anda meydana geldiğini, sol tarafa yani karşı şeride ani refleks sonucu geçtiğini, kendi şeridine geçmek istediğinde ise orta refüjlerin başlamış olduğunu, tam hamle yaptığında ise karşısına çıkan iki motosikletlinin aracının ön kısmından çarparak orta refüj üzerinde kaldığını, Savunmuşlardır. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirin unsurları; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Sonucun istenmemesi, 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması, 5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, Şeklinde kabul edilmektedir. Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. Uyuşmazlığa ilişkin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun "Trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller" başlıklı 84. maddesinde; "Araç sürücüleri trafik kazalarında; a) Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme, b) Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme, c) İkiden fazla şeritli taşıt yollarında, karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit veya yol bölümüne girme, d) Arkadan çarpma, e) Geçme yasağı olan yerlerde geçme, f) Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, g) Şeride tecavüz etme, h) Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama, i) Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama, j) Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama, k) Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında park etme veya duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama, l) Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara uygun olarak park edilmiş araçlara çarpma, Hallerinde asli kusurlu sayılırlar. Ancak, kazada bu hareketlerden herhangi biri, kazaya karışan araç sürücülerinden birden fazlası tarafından yapılmış veya kaza bu hareketler dışında kurallarla, yasaklamalara, kısıtlamalara ve talimatlara uyulmaması nedenlerinden doğmuşsa, karayolunu kullananlar için kusur oranı yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir" hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir. Bu açıklamalar ışığında sanıkların kusur durumlarına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...'ın sevk ve idaresindeki otomobil ile gündüz vakti meskun mahalde, yedi metre genişliğinde, iki yönlü yolda Maslak istikametine seyrederken dar bir refüjle tek yönlü hale getirilen bölünmüş yol başlangıcına geldiğinde, sağında aynı yönde seyreden sanık ... tarafından yönetimindeki araç ile sola manevra yapmak suretiyle sıkıştırılması sonucu direksiyon hakimiyetini kaybedip karşı yol bölümüne geçerek karşı yönden gelen ölen ...'in sevk ve idaresindeki motosiklet ile çarpıştığı, çarpışmanın etkisi ile savrulan motosikletin mağdur Ferdi yönetimindeki motosiklete çarptığı ve kaza sonucu motosiklet sürücüsü Kerim'in öldüğü olayda, sanık ...'ın 2918 sayılı Kanunun 84. maddesinde düzenlenen asli kusurlardan (f) bendinde belirtilen doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, sanık ...'ın ise yine aynı maddenin (g) bendinde belirtilen şeride tecavüz etme şeklindeki kusurlu davranışlarıyla kazanın meydana gelmesine sebebiyet vermeleri nedeniyle, her iki sanığın da olayda eşit oranda asli kusurlu oldukları kabul edilmelidir. Bu itibarla mahkemenin kusura ilişkin kabulü yerinde değildir. Sanıklar hakkında belirlenen temel cezanın isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığa gelince; Yerel mahkemece, sanıklar hakkında temel cezanın belirlenmesi sırasında gerekçe olarak; “Her iki sanığın da bu olaya ilişkin olarak kusurlu oldukları kabul edilmiş olmakla birlikte; sanık ...'ın kullanmış olduğu araçla sıkıştırma yapmış olmasına rağmen herhangi bir şekilde sanık ...'ın arabasına vurmadığı, dolayısı ile söz konusu eylemi açık ve eşit kusuru ile başlatmadığı, sadece sıkıştırmış olması nedeniyle sanık ...'ın kullanmış olduğu arabanın kontrolünü kaybedip bizzat karşı şeride kadar geçip karşı şeritteki maktulün ölümüne sebebiyet verecek derecede ağır ihmal ve kusurda bulunduğu, bu çerçevede olayda asıl ve doğrudan kusurlu olan eylemin başka bir aracın sıkıştırmasıyla gerekli dikkat ve özeni gösterip yolunda devam etmesi gerekirken bunu yapmayıp karşı şeride refüje rağmen geçip maktulün ölümüne sebebiyet vermekten ibaret sanık ...'a ait olduğu kanaatine varılarak bu doğrultuda karar verilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise; söz konusu olayda her iki sanığın da eşit kusurlu olduğu gerekçesi ile bozma kararı vermiş ise de; bu anlatımlara ve olayın oluşuna göre sadece sıkıştırıldım diye herhangi bir vurma ve çarpma olmaksızın karşı şeride refüje rağmen geçip hiçbir kusuru olmayan maktule çarpıp ölümüne sebebiyet vermeye ilişkin eylemin, sadece hızlı araç kullanıp sıkıştırma yapan bir araç sahibi ile aynı kusura sahip olacağı kabulü uygun görülmediğinden direnme kararı verilmesi gerekmiştir. Bu çerçevede sanık ...'ın kullanmış olduğu araçla hızlı ve güvensiz giderek sıkıştırması nedeniyle sanık ...'ın gerekli dikkat ve özeni göstermeyip kontrolünü kaybedip ortadaki bölünmüş yol refüjünü dahi aşıp karşıdaki şeritten gelen maktule çarpıp ölümüne sebebiyet vermekten dolayı Aşkan'ın basit olarak Alihan'ın ise ağır şekilde kusurlu olduklarının kabulü ile ayrı ayrı aşağıdaki şekilde cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir. Söz konusu kaza neticesinde bir kişinin ölüp bir kişinin şikâyetçi olmamakla birlikte yaralanmış olması, aradaki refüje ve bölünmüş yola rağmen bunun aşılarak karşı şeride geçilip ölüme sebebiyet verilmesi ve kusur yoğunluğu göz önüne alındığında, sanık ...'ın cezası teşdiden arttırılarak hüküm kurulmuştur” hususlarının gösterildiği, Anlaşılmaktadır. Taksirle öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nun 85. maddesinin 1. fıkrasında; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş, aynı kanunun “taksiri” düzenleyen 22. maddesinin 4. fıkrasında; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK’nun “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddesinin 1. fıkrası; “Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler”, aynı maddenin 10. fıkrası ise, “Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir” şeklindedir. Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCK’nun 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı kanunun 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nun 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir. Ancak, TCK’nun 61/1. maddesindeki bu ölçütler genel nitelikli olup her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Bu açıdan taksirli suçlarda ancak kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 61/1. maddenin (b) bendinde yer alan "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendinde yer alan "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütleri uygulanamayacaktır. Tüm bu kanuni düzenlemeler karşısında taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında "suçun işleniş biçimi", "suçun işlendiği zaman ve yer", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır. Öte yandan 5237 sayılı TCK’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır. Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan herhalde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK'nun 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmelidir. Bu açıklamalar ışığında; sanık ... sevk ve idaresindeki otomobil ile seyir halinde iken bölünmüş yol başlangıcına geldiğinde, sağında aynı yönde seyreden sanık ... tarafından yönetimindeki araç ile sola manevra yapmak suretiyle sıkıştırılması üzerine direksiyon hakimiyetini kaybedip karşı yol bölümüne geçerek karşı yönden gelen ...'ın sevk ve idaresindeki motosiklete çarpması sonucu, adı geçenin ölümüne neden oldukları olayda; sanıkların kazanın meydana gelmesinde eşit oranda asli kusurlu oldukları ve bilinçli taksir bulunmadığından şikâyetçi olmayan mağdur ...'in yaralanmasından dolayı sorumlu tutulamayacakları da göz önüne alındığında, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan dolayı temel cezanın TCK'nun 22/4 ve 61/1. maddesindeki ölçütler ve "orantılılık" ilkesi bir bütün halinde değerlendirilerek sanık ... hakkında alt hadden uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, iki yıl olarak belirlenmesinde, sanık ... hakkında ise alt hadden biraz uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, üst hadde yakın olacak şekilde beş yıl olarak belirlenmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun bulunmayan yerel mahkeme direnme hükmünün, sanık ... Çiler (...) hakkında temel cezayı iki yıl belirlemek suretiyle eksik ceza tayini isabetsizliğinden aleyhe temyiz olmaması nedeniyle anılan hususun eleştiri konusu yapılarak...(...) yönünden onanmasına, sanık ... hakkında ise temel cezayı beş yıl olarak belirlemek suretiyle fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Bununla birlikte, yerel mahkeme Özel Dairenin diğer bozma nedenlerine uymuş ise de, bu aşamada bozmaya uyulan kısımlar yönünden hükmün incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinde bir yarar bulunmamaktadır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.06.2013 gün ve 2070-301 sayılı direnme hükmünün; a- Sanık ... Çiler (...) hakkında kurulan hükmün; "Diğer sanık ... ile eşit oranda asli kusurlu olarak meydana getirdiği trafik kazası sonucunda bir kişinin ölümüne sebebiyet veren sanık ... Çiler (...) hakkında temel cezanın, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden uzaklaşmak suretiyle belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, alt hadden belirlenmesi suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisinin yapılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, b) Sanık ... hakkında kurulan hükmün; Diğer sanık ... Çiler (...) ile eşit oranda asli kusurlu olarak meydana getirdiği trafik kazası sonucunda bir kişinin ölümüne sebebiyet veren sanık ... hakkında temel cezanın, dosya muhtevası ile adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun şekilde asgari hadden biraz uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken, üst hadde yakın olacak şekilde fazla tayini isabetsizliğinden hükmün BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.11.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2012/24939 E., 2013/14265 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının, güvencenin bedelinin irat kaydına ilişkin bendinin hükümden çıkarılarak yerine "Sanığın yatırdığı 10.000 TL güvence parasının 5271 sayılı CMK'nın 113-115 maddeleri gereğince sanığa geri verilmesine” bendinin eklenmesine, hükümdeki usul ve kanuna uygun bulunan sair hususların aynen bırakılmasına karar verilmek suretiyle hükmün DÜ
12. Ceza Dairesi         2012/24939 E.  ,  2013/14265 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır ceza Mahkemesi Suç : Taksirle öldürme Hüküm : TCK'nın 85/2, 62, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet ve sürücü belgesinin geri alınmasına. Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafinin, ölenin yolcu olarak bulunduğu motosikletin tescilsiz olup farlarının yanmadığına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Hakkında adli kontrol kararı verilen sanığın, 24.06.2009 tarihinde talimat mahkemesinde alınan beyanında duruşmalardan vareste tutulmayı talep etmiş olmasına rağmen sanığın bu talebi konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden nakti kefalet bedelinin sanığın mazeretsiz olarak duruşmalara katılmadığından bahisle hazineye irat kaydına karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının, güvencenin bedelinin irat kaydına ilişkin bendinin hükümden çıkarılarak yerine "Sanığın yatırdığı 10.000 TL güvence parasının 5271 sayılı CMK'nın 113-115 maddeleri gereğince sanığa geri verilmesine” bendinin eklenmesine, hükümdeki usul ve kanuna uygun bulunan sair hususların aynen bırakılmasına karar verilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27/05/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2012/19307 E., 2013/10742 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Mahkemesi
tam metni aç
4- Sanık tarafından 04.09.2008 tarihli makbuz ile Sincan Mal Müdürlüğüne yatırılan 5.000-TL teminat parasının, 5271 sayılı CMK'nın 113 ve 115. maddesi hükümlerine göre iadesi yerine, "karar kesinleştiğinde sanığa iadesine" karar verilmesi,
12. Ceza Dairesi         2012/19307 E.  ,  2013/10742 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle Yaralama Hüküm : TCK 89/1, 62/1, 51/1-3-6-7-8 maddeleri gereğincemahkumiyet, erteleme Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Katılan tanığı ...'nın dinlenilmesinin sonuca etkisi olmayacağından (3) nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin bir nedene dayanmayan katılan vekilinin eksik kovuşturma yapıldığına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- Hükme esas alınan raporu düzenleyen trafik komiseri bilirkişi ...'ın açık kimliği tespit edilip, usulüne uygun yemini yaptırılmaması suretiyle CMK'nın 58/1. ve 64/6. maddelerine aykırı davranılması, 2- Sanığın idaresindeki kapalı kasa kamyonet ile gündüz vakti meskun mahalde iki yönlü yolda seyri sırasında seyrine göre yolun solundan sağ tarafa karşıya geçmek için karşı yönden gelen belediye otobüsünün arkasından yaya olarak yola giren katılana çarparak yaşamsal tehlike oluşturacak ve hayat fonsiyonlarına etkisi ağır (5) derecede kemik kırıkları oluşacak nitelikte yaraladığı olayda, sanığın tali kusurlu olduğu tespit edilmiş ise de, TCK'nın 89/2 maddesinde öngörülen birden fazla nitelikli halin birleşmesi nedeniyle TCK'nın 61/1 ve 22/4 madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan meydana gelen zararın ağırlığı nazara alındığında temel ceza tayininde alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmeyerek asgari hadden ceza tayini, 3- Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 16.09.2008 tarihli raporda, katılanın olay nedeniyle kafa içi kanama ve kontüzyon, sağ humerus kırığı, sağ kol radial sinir arazı, Torakal 11. ve 12. omur korpus kırığı ile yumuşak doku yaralanması oluşacak nitelikte yaralandığı, yaralanmasının, yaşamsal tehlike oluşturduğu, kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarını ağır (5) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, tedavisi devam ettiğinden duyu ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına/yitirilmesine neden olup olmayacağı ile ilgili olay tarihinden 18 (on sekiz) ay sonra kişiye ortopedi ve beyin cerrahi muayenelerinin yaptırılarak omur kırığına, sağ humerus kırığına ve radial sinir arazına bağlı kalıcı anatomik ve/veya fonksiyonel kayıp olup olmadığını gösterir tıbbi raporun temini gerektiğinin belirtilmesi karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 89/3-b maddesi kapsamında olup olmadığının tespiti için, mağdurun kesin raporu aldırılıp, rapor sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik soruşturma sonucu iddianamede belirtilmesine karşın TCK'nın 89/2-b,e maddeleri de uygulanmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi, 4- Sanık tarafından 04.09.2008 tarihli makbuz ile Sincan Mal Müdürlüğüne yatırılan 5.000-TL teminat parasının, 5271 sayılı CMK'nın 113 ve 115. maddesi hükümlerine göre iadesi yerine, "karar kesinleştiğinde sanığa iadesine" karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, sanık müdafi ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 22.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2012/30725 E., 2013/16142 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına "Sanığın soruşturma aşamasında yatırdığı 3.000.00 TL güvence parasının 5271 sayılı CMK'nın 113-115 maddeleri hükümlerine göre geri verilmesine” şeklinde bent eklenerek hükümdeki usul ve kanuna uygun bulunan sair hususların aynen bırakılmasına karar verilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.06.2013 tarihinde oybirliğiyl
12. Ceza Dairesi         2012/30725 E.  ,  2013/16142 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle öldürme Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62, 51/1-3, 53/6, 63.maddeleri gereğince mahkumiyet. Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Dosya içeriğine ve oluşa göre; sanığın olay günü saat 10:00 sıralarında sevk ve idaresindeki kamyonu ile, Dodurga Caddesi üzerinde seyir halinde iken, meskun mahal sınırları içinde bulunan olay yeri olan No:37 önlerine geldiğinde, sağ taraftan yola giren 2009 doğumlu yaya ...'a aracının ön kısmı ile çarpıp sol arka teker ile üzerinden geçmesi sonucu ölümüne neden olduğu, kazanın oluşumunda trafik kazası tespit tutanağına göre, yola birden bire çıkan ve yaklaşan araca ilk geçiş hakkını bırakmayan maktulün tamamen kusurlu olduğu tespit edilmiş ise de, adli tıp raporuna göre, sanığın yönetimindeki kamyon ile seyri sırasında yola gereken dikkatini göstermediği, dikkatsiz seyri nedeniyle sağ taraftan yola giren çocuk yayayı zamanında fark edip önlem almadığı, önlemsizce aracının ön kısmı ile yayaya çarpması ve sol arka tekerleği ile üzerinden geçmesi sonucu meydana gelen olayda, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle tali kusurlu olduğunun tespit edildiği, olayın tek görgü tanığı olan Yakup Uysal'ın beyanına göre, sanığın ölene aracının yan tarafı ile değil ön kısmı ile çarptığı, kaza mahallinin yerleşim yeri sınırları içinde olduğu, sanığın fren tedbirine başvurmadığı için yolda fren izine rastlanılmadığı, olay yeri inceleme raporuna göre, çarpma noktası ile kaza sonrası kamyonun durduğu yer arasındaki mesafenin 18 metre olarak ölçülmesi gözönüne alındığında, sanığın hızını aracının özelliğine ve mahal şartlarına göre ayarlamadığı ve hükme esas alınan adli tıp raporunun oluşa uygun olduğu anlaşıldığından tebliğnamedeki, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasını öneren (1) numaralı görüşe iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın, eksik inceleme yapıldığına, kusuru olmadığına, kazaya ölen çocuğun neden olduğuna, bilirkişi raporunun yetersiz olduğuna, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerektiğine ilişkin; katılan vekilinin de, sanığın cezasının ertelenmemesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Sanığın soruşturma aşamasında yatırmış olduğu 3.000.00 TL güvence parasına ilişkin karar verilmemesi, Kanuna aykırı olup, sanığın ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına "Sanığın soruşturma aşamasında yatırdığı 3.000.00 TL güvence parasının 5271 sayılı CMK'nın 113-115 maddeleri hükümlerine göre geri verilmesine” şeklinde bent eklenerek hükümdeki usul ve kanuna uygun bulunan sair hususların aynen bırakılmasına karar verilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.