Ceza Muhakemesi Kanunu 13. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 13 – (1) Suçun işlendiği yer belli değilse, şüpheli veya sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
(2) Şüpheli veya sanığın Türkiye'de yerleşim yeri yoksa Türkiye'de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
(3) Mahkemenin bu suretle de belirlenmesi olanağı yoksa, ilk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir.
Yabancı ülkede işlenen suçlarda yetki
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
88 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/569 E., 2022/10 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Şüpheli ya da sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyaların ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, elkoyma ile birlikte 5271 sayılı CMK'nın 116-134, 2559 sayılı PVSK'nın 2, Ek 4, Ek 6, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 5.
Ceza Genel Kurulu 2019/569 E. , 2022/10 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 19. Ceza Dairesi
Kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçundan sanık ... 'ın 5607 sayılı Kanun'un 3/18 ile TCK'nın 62, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.11.2013 tarihli ve 608-795 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 04.03.2019 tarih ve 1550-5128 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi M. S. Güney; ''Gümrük kaçakçılığı suçundan sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak sayın çoğunluğun onama kararına, hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması imkanının sağlanması bakımından, suçtan doğan zararın sanığa bildirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle muhalifim.
Etkin pişmanlık kurumu 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinde düzenlenmiş olup, ikinci fıkrada istisnalar gösterilerek, soruşturma aşamasında kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katının ödenmesi halinde cezanın yarı oranında indirileceği hüküm altına alınmıştır.
Yapılacak indirim yasa gereği takdiri değil, zorunludur.
Sanığın durumu yasada belirtilen istisnalara girmemektedir.
Sanık hakkında asgari hadden ceza tayin edilmiş olup, etkin pişmanlıktan yararlandığı takdirde, hakkında cezanın ertelenmesi, HAGB müesseselerinden istifade edebilme imkanı doğabilecektir.
Yakalanan kaçak sigara toplam 690 pakettir.
Mevcut Yargıtay uygulamasında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında sanığın aktif konumda olması gerektiği belirtilerek, Cumhuriyet savcısı tarafından sanığa hatırlatma yapılmasına gerek bulunmadığı görüşü benimsenmekte, gerekçe olarak da, kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı ifade edilmektedir.
TCK'nun 4. maddesinde düzenlenen, kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağına ilişkin düzenleme, ceza normu düzenleyen maddelerle ilgilidir. Yani sanık işlemiş olduğu fiilin kanunlarda suç olarak düzenlenmiş olduğunu bilmediğini mazeret olarak ileri süremeyecektir.
Etkin pişmanlık hükmü ceza düzenleyen bir norm olmayıp, sanığa bir hak sağlayan, meydana getirmiş olduğu zararı gidermek suretiyle, sonuçları itibariyle onarıcı adaletin sağlanmasını sağlayan, fert ve toplum/devlet bakımından faydalı sonuç doğuran bir müessesedir.
Yasada zarar miktarının sanığa bildirilmesine ilişkin hüküm bulunmaması, yargı makamlarına zararı bildirmeme keyfiyeti sunmaz, aksine Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında sanığa etkin pişmanlık için yatırması gereken zararın miktarını belirterek bu hakkını hatırlatmalı, soruşturma aşamasında bu gerçekleşmemişse kovuşturma aşamasında hakim tarafından bu eksiklik giderilmelidir.
Sanığa yasada tanınan bir hakkın varlığının sanığa bildirilmesi yargılama makamlarının bir lütfu değil, görevidir. Kanunlarda savcı/hakimin zaten görevi gereği yaptığı, yapması gereken her şeyin yer alması beklenemez.
Özellikle teknik yanı da bulunan gümrük kaçakçılığı suçundan zararın ne olduğu ve hesaplanması, bırakın bu suçlardan yargılanan sanıkların ortalama kültür seviyesine, çok daha birikimli olduğu düşünebilecek sosyal gruplara mensup insanların dahi bilebileceği bir ... değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36/1. maddesindeki düzenlemenin gereği ve Ceza Muhakemeleri Kanunumuzun genel düzenlemesine baktığımızda, sanık haklarına ne denli önem verildiği, sanığın savunma hakkının her konuda maddi ve manevi olarak teminat altına alınmaya çalışıldığı açıktır.
Sanığın etkin pişmanlıktan yararlanma hakkı bulunduğu hatırlatılması, bilmesi çoğu zaman mümkün olmayan gümrüklenmiş değerin iki mislinin rakam olarak bildirilmesi adil yargılama hakkının da gereğidir.
Belirttiğim sebeplerle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının değerlendirilmesi bakımından sanığa kaçak sigaranın gümrüklenmiş değerinin iki mislinin bildirilip, ödeme yapıp yapmayacağı sorularak, bu konuda gerekirse sanığa mehil de verilmek suretiyle sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği, '' düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.04.2019 tarih ve 400999 sayı ile;
"...Etkin pişmanlık kurumu 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinde düzenlenmiş olup, ikinci fıkrada istisnalar gösterilerek, soruşturma aşamasında kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katının ödenmesi halinde cezanın yarı oranında indirileceği hüküm altına alınmıştır. Yapılacak indirim yasa gereği takdiri değil, zorunludur. Sanığın durumu yasada belirtilen istisnalara girmemektedir. Sanık hakkında asgari hadden ceza tayin edilmiş olup, etkin pişmanlıktan yararlandığı takdirde, hakkında cezanın ertelenmesi, HAGB müesseselerinden istifade edebilme imkanı doğabilecektir.
Yakalanan kaçak sigara toplam 690 pakettir.
Mevcut Yargıtay uygulamasında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasında sanığın aktif konumda olması gerektiği belirtilerek, Cumhuriyet savcısı tarafından sanığa hatırlatma yapılmasına gerek bulunmadığı görüşü benimsenmekte, gerekçe olarak da, kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı ifade edilmektedir. TCK'nun 4. maddesinde düzenlenen, kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağına ilişkin düzenleme, ceza normu düzenleyen maddelerle ilgilidir. Yani sanık işlemiş olduğu fiilin kanunlarda suç olarak düzenlenmiş olduğunu bilmediğini mazeret olarak ileri süremeyecektir. Etkin pişmanlık hükmü ceza düzenleyen bir norm olmayıp, sanığa bir hak sağlayan, meydana getirmiş olduğu zararı gidermek suretiyle, sonuçları itibariyle onarıcı adaletin sağlanmasını sağlayan, fert ve toplum/devlet bakımından faydalı sonuç doğuran bir müessesedir. Yasada zarar miktarının sanığa bildirilmesine ilişkin hüküm bulunmaması, yargı makamlarına zararı bildirmeme keyfiyeti sunmaz, aksine Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında sanığa etkin pişmanlık için yatırması gereken zararın miktarını belirterek bu hakkını hatırlatmalı, soruşturma aşamasında bu gerçekleşmemişse kovuşturma aşamasında hakim tarafından bu eksiklik giderilmelidir. Sanığa yasada tanınan bir hakkın varlığının sanığa bildirilmesi yargılama makamlarının bir lütfu değil, görevidir. Kanunlarda savcı/hakimin zaten görevi gereği yaptığı, yapması gereken her şeyin yer alması beklenemez. Özellikle teknik yanı da bulunan gümrük kaçakçılığı suçundan zararın ne olduğu ve hesaplanması, bırakın bu suçlardan yargılanan sanıkların ortalama kültür seviyesine, çok daha birikimli olduğu düşünebilecek sosyal gruplara mensup insanların dahi bilebileceği bir ... değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36/1. maddesindeki düzenlemenin gereği ve Ceza Muhakemeleri Kanunumuzun genel düzenlemesine baktığımızda, sanık haklarına ne denli önem verildiği, sanığın savunma hakkının her konuda maddi ve manevi olarak teminat altına alınmaya çalışıldığı açıktır. Sanığın etkin pişmanlıktan yararlanma hakkı bulunduğu hatırlatılması, bilmesi çoğu zaman mümkün olmayan gümrüklenmiş değerin iki mislinin rakam olarak bildirilmesi adil yargılama hakkının da gereğidir.
Açıklanan sebeplerle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının değerlendirilmesi bakımından sanığa kaçak sigaranın gümrüklenmiş değerinin iki mislinin bildirilip, ödeme yapıp yapmayacağı sorularak, bu konuda gerekirse sanığa mehil de verilmek suretiyle sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308/3. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 03.10.2019 tarih, 28760-12227 sayı ve oy çokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçu bakımından 5607 sayılı Kanun’un 5/2. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması hususunda eksik soruşturmayla hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de öncelikle Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca sanıktan ele geçen suça konu eşyanın hukuka uygun yöntem ile elde edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
22.07.2013 tarihli “Olay, yakalama ve el koyma tutanağı”na göre, aynı gün emniyet görevlilerinin daha önce hakkında kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçundan işlem yapılması nedeniyle simaen tanıdıkları sanığı yol kenarında elinde poşetlerle şüpheli şekilde beklerken görmeleri üzerine, sanığın kimlik kontrolünü yaptıktan sonra elindeki poşetlerde ne olduğunu sordukları, sanığın da “Kaçak sigara” olduğunu söylemesi üzerine yapılan kontrolde 69 karton J&J marka kaçak sigaranın poşetler içerisinde ele geçirildiği,
26.07.2013 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 1.035 TL, vergiler toplamının 5.017 TL ve gümrüklenmiş değerinin 6.052 TL olduğu,
19.09.2013 tarihli Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunca düzenlenen ekspertiz raporuna göre; ele geçen sigaraların paketleri üzerinde ithalat izni ve TAPDK ile GİB logolarını taşıyan bandrollerin bulunmadığı, bu hâliyle kaçak olduğunun belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda; olay günü ...’ten geldiğini ve ele geçen sigaraları da ...’da satmak için ...’ten tanımadığı şahıslardan satın aldığını, otobüsten indikten kısa bir süre sonra yanına gelen polisin elindeki poşetleri kontrol ettiğini, çocuklarının ihtiyacını karşılamak için böyle bir işe karıştığını, pişman olduğunu savunmuştur.
Ön sorunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için "arama" tedbirinin hukuki niteliği ile bu tedbire hâkim olan genel ilkelere değindikten sonra konuya ilişkin anayasal ve kanuni düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
A- Genel Olarak Koruma Tedbiri:
Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kağıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere "koruma tedbiri" denir. (..., ..., Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, ..., 2013, 1. Bası, s.1)
Koruma tedbirleri genel itibarıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Birinci Kitabının Dördüncü Kısmı “Koruma Tedbirleri” başlığını taşımakta olup arama ve yakalama tedbirine de bu kısımda yer verilmiştir. Kanun'un bu açık düzenlemesine göre arama ve yakalama birer koruma tedbiridir.
Koruma tedbirleriyle çoğu zaman henüz gerçekten bir suçun işlenip işlenmediği ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiği yargı kararı ile sabit olmadığı hâlde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek gerek şüphelinin gerekse şüpheli statüsünde olmayan üçüncü kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmektedir. Bu nedenle koruma tedbirlerine ölçülü bir şekilde, görünüşte haklı olan ve gecikmesinde sakınca ya da tehlike bulunan hâllerde başvurulmalıdır.
Yakalama ve tutuklamanın esasları, Anayasa’mızın 19. maddesinde “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlığı ile;
"Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir…” şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde ise suçüstünün tanımına yer verilmiş, koruma tedbirleri başlığı altında aynı Kanun'un 90. maddesinde yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler düzenlenmiştir.
Madde 2:” …j) Suçüstü:
1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği suçu…ifade eder."
Maddedeki tanım doğrultusunda; örneğin failin mağduru bıçaklaması durumunda CMK'nın 2/j-1; failin mağduru bıçakladıktan sonra takip üzerine yakalanması durumunda CMK'nın 2/j-2; failin bıçaklama eyleminden hemen sonra elinde kanlı bıçakla yakalanması durumunda ise CMK'nın 2/j-3 maddesindeki suçüstü hâlleri söz konusu olacaktır.
Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemlerin düzenlendiği;
Madde 90: "(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.
(2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.
(3) Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir.
(4) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.
(5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır.
(6) Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir" şeklindedir.
Madde gereğince; kişiye bir suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçmasının önlenmesi veya kimliğinin hemen belirlenmesinin mümkün olmaması hâllerinde herkesin geçici olarak yakalama yetkisi bulunmaktadır. Kolluk görevlileri, hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya amirlerine ulaşma imkânlarının bulunmaması durumunda yakalama yetkisine sahiptirler. Kolluk, yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almalı, hemen Cumhuriyet savcısına haber vermeli ve emirleri doğrultusunda işlem yapmalıdır.
2559 sayılı PVSK'nın 13. maddesinde de polise, suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri yakalama yetkisi verilmiştir.
PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesi;
"Polis,
A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,
B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları,
C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,
D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları,
E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,
F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırılabilecek kişileri,
G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri,
Yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." şeklinde düzenlenmiştir.
Arama ve elkoymanın esasları; Anayasa'mızın 20. maddesinde "Özel hayatın gizliliği", 21. maddesinde ise "Konut dokunulmazlığı" başlıkları altında düzenlenmiştir.
Anayasa'mızın 20. maddesi;
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel ... ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar..."
21. maddesi ise;
“Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel ... ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.” hükümlerini amirdir.
Anayasa'mızın 13. maddesindeki düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması anayasal güvence altına alınmış ve belli şartlara tabi kılınmıştır. Bu düzenlemeye göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ise Anayasa'mızın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
B- Koruma Tedbiri Olarak Arama ve Çeşitleri:
1. Arama Kavramı
Arama; "arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir. (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s.113)
Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Örneğin; bir polis memurunun, yayalar ya da diğer araçlar bakımından tehlike oluşturacak şekilde kullanılması nedeniyle durdurduğu bir aracın arka koltuğunda, uyuşturucu madde veya tabanca görmesi üzerine bunlara el koyması arama olarak kabul edilmemektedir. (Veli ... , Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, ..., 1999, 1. Bası, s.18)
Arama; kişilerin konutları, ... yerleri, araçları, diğer yerleri, üstleri, eşyaları, özel kağıtları, kullandıkları bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütükleri üzerinde yapılmaktadır. Kişinin üstünde yapılan aramanın beden muayenesi boyutuna varmaması gerekir. Zira, beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması aramadan farklı hükümlere tâbi kılınmış olup cinsel organlar veya anüs bölgesine bakılması iç beden muayenesi sayılmaktadır. Bu bölgeler haricindeki ağız, koltuk altı gibi beden boşlukları ile ayak, kol, saç arası gibi vücut bölgelerine tıbbi araç veya yöntemler kullanılmaksızın bakılması arama hükümlerine tabidir.
Aramaya ilişkin hükümler sadece Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenmiş değildir. Arama işleminin yapılışına ilişkin usulleri ayrıntılı olarak düzenleyen Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 3. maddesinde yer verildiği üzere 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede de bu hususta kurallar vazedilmiştir.
2. Arama Çeşitleri
Arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya "adli arama", ikinci tür aramaya ise "önleme araması" denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma, hem de önleme tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte hukukî nitelikleri, tâbi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır.
a. Önleme Araması
Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; 2559 sayılı PVSK'nın 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 19. maddesinde;
"Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel ... ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır.
Önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı PVSK bu nitelikteki tehlike hâlini "Makul sebep" olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı "makul şüphe" ile önleme aramasındaki "makul sebep" farklı kavramlardır. "Makul sebep" konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken "Makul şüphe" çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri halidir (..., ... , Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, ..., 4. Baskı, 2016, s. 381-382).
Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. 2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup buna göre önleme araması;
1) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde,
2) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde,
3) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde,
4) Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında,
5) Umumî veya umuma açık yerlerde,
6) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecektir.
Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir.
Önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. Kolluk tarafından somut tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler önceden tespit edilip aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülki âmirine yazılı olarak iletilir. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir. Önleme araması kararının alınmasında ve icrasında Cumhuriyet savcısının herhangi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Kolluğun kendi içindeki birim amirlerinin emri ile önleme araması yapılamaz. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 4. maddesi uyarınca, önleme araması bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hâl; derhâl işlem yapılmadığı takdirde, millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel ... ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi veya zarar görmesi, suç işlenmesinin önlenememesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilememesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâlini ifade etmektedir. 2559 sayılı PVSK'nın 9/6. maddesi uyarınca spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hallerde gecikmesinde sakınca bulunan halin bulunduğu kabul edilmektedir.
Önleme araması kararında veya emrinde; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre belirtilmelidir. Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisnaya yer verilmediğinden her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması kararının geçerli olacağı sürenin sınırı ile ilgili olarak da mevzuatta kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Zira önleme aramasının geçerli olacağı süre, karar verilmesine dayanak teşkil eden makul sebebin niteliğine göre değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin; olimpiyat oyunları gibi iki ya da üç hafta sürecek ve dünyanın bir çok ülkesinden sporcu ve izleyicilerin katılacağı bir spor organizasyonunda yaşanabilecek kamu düzenini bozucu nitelikteki olayların ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla makul sebep oluşması hâlinde yapılacak bir önleme aramasının geçerlilik süresi organizasyon süresi kadar olabileceği gibi, başka olaylarda duruma göre bir gün süreli, hatta saatli önleme araması kararlarının verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bu sürenin aramanın haklı kıldığı süreden fazla olmaması lazımdır. Önleme aramasının da kişilerin temel hak ve özgürlüklerine bir müdahale niteliğinde bulunması nedeniyle, makul bir sebep olmadığı hâlde verilen uzun süreli önleme araması kararı görünürde yasal olsa bile hukuka uygun olmayacaktır. Aynı şekilde makul bir sebep yokken belli periyotlarla yenilenmek suretiyle süreklilik arzedecek ve genel arama izlenimi verecek şekilde önleme araması kararı verilmesi de hukuka aykırı olacaktır.
Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda 2559 sayılı PVSK'da ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmelik'in "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı dördüncü bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Dolayısıyla icra edilişi bakımından adli arama ile önleme araması arasında bir fark gözetilmemiştir.
Önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk amirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Önleme aramasının konusu ve kapsamı içinde olan ancak suç unsuru oluşturmayan örneğin, bozuk para, çakmak gibi bir eşya ise geçici olarak koruma altına alınır ve aramaya sebep teşkil eden husus sona erdiğinde ilgiliye teslim edilir.
Önleme aramasının sonucu arama kararı veya emri veren merci ya da makama bildirilir. Ayrıca arama sırasında suç unsuruna rastlanılmışsa bununla ilgili özel olarak önleme araması tutanağı hazırlanır. Bu tutanakta adli arama tutanağında olduğu gibi arama kararının tarih ve sayısı, hâkim kararı yoksa verilmiş olan yazılı emrin tarih ve sayısı ile emri veren merci, aramanın yapıldığı yer, tarih ve saat, aramanın konusu, aranan kişinin kimlik bilgileri, adını söylemediği takdirde eşkâl bilgileri, arama yapılan yerin adresi, araçta arama yapılmışsa aramanın mevkisi ve aracın bilgileri, aramanın sonuçları, elkonulan suç eşyası varsa buna ilişkin belirleyici bilgiler, aramada yakalanan kişiler varsa kimlik bilgileri, kimliği belirlenemiyorsa eşkâl bilgileri, arama sonucunda yaralanma veya maddi bir zarar meydana gelip gelmediği ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer alır. Tutanak arama işlemine katılmış olanlar ve hazır bulunanlarca imzalanarak bir sureti ilgiliye verilir. Suç unsuruna rastlanmadığı durumlarda, aranan kişinin talebi hâlinde, kendisine arama kararı veya emrinin tarih ve sayısı, aramanın tarih ve saati, yeri, aranan şahsın ve arayan görevlinin kimlik bilgilerinin yer aldığı bir belge verilir.
Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler için herhangi bir arama emir veya kararına gerek yoktur. Bir yerin faaliyeti bakımından uymakla yükümlü bulunduğu kurallara uygun olarak çalışıp çalışmadığının tespiti bakımından o yerde yapılan işlem bir denetlemedir ( ..., Arama ve El Koyma, ..., 2012, 2. Baskı, s.137). Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "denetim yapılacak hâller" başlıklı 18. maddesinde kolluk tarafından kendiliğinden denetim yapılabilecek bu hâller gösterilmiştir. Bu kapsamda örneğin; umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin genel güvenlik ve asayiş yönünden denetimi, kimlik sorma, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre araçlarda bulunması gerekli belgeler ve eşyalarla ilgili yapılan denetimler, elektromanyetik aygıtlar ve dedektör köpekleri aracılığıyla yapılan tarama şeklindeki denetimler kolluk tarafından herhangi bir arama emir veya kararına gerek olmadan kendiliğinden yapılabilecektir. Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler yönetmelikte sayılanlardan ibaret olmadığından daha pek çok özel kanunda ve düzenleyici işlemde idari denetimlere ilişkin hükümler yer almaktadır.
2559 sayılı PVSK’nın 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması halinde durdurma yetkisi verilmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde bu yetkinin kullanılması için "umma" derecesinde makul şüphe aranmıştır.
2559 sayılı PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A. maddesi;
“Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.
Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz.
Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir.
Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez...”,
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesi;
"Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, 'umma' derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişi durdurulabilir.
Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arzedecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma ve kontrol işlemi yapılamaz.
Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz.
Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir.
b) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır.
c) Yapılan kontrolün konusu ve sebepleri ilgiliye açıklanır.
d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir.
e) Yoklama suretiyle kontrol, kişiye en az sıkıntı verici şekilde yapılır.
f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir.
h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz.
i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
j) Kontrolden sonra talep üzerine olay yerinde derhâl bir tutanak düzenlenir.
Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir” şeklindedir.
Söz konusu düzenlemelerle kolluğa, koşulları oluştuğu taktirde kişi ve araçları durdurma ve yoklama biçiminde kontrol yapma yetkileri tanınmıştır. Yönetmelik'in 27. maddesinin (g) ve (i) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dahilinde daha geniş kapsamlı kontrol yapma imkanı doğacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir.
b. Adli Arama
Şüpheli ya da sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyaların ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, elkoyma ile birlikte 5271 sayılı CMK'nın 116-134, 2559 sayılı PVSK'nın 2, Ek 4, Ek 6, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 5. maddesinde;
"Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır (Bahri ... ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, ..., 10. Baskı, 2016, s.492, ... Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 12. Baskı, 2015, s. 400).
Arama tedbirine başvurulabilmesi için şu üç ön şartın birlikte bulunması gerekmektedir:
1- Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması,
2- Görünüşte haklılık,
3- Ölçülülük.
Arama tedbirinin ilk ön şartı gecikmede sakınca ya da tehlike bulunmasıdır. Bu şart hem arama tedbirine başvurulması hem de kim tarafından karar verilebileceğinin belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması derhal işlem yapılmadığı takdirde tedbirden beklenen faydanın elde edilemeyecek, ceza muhakemesinin gereği gibi ve amacına uygun biçimde yapılamayacak olmasıdır. Gecikmede sakınca bulunup bulunmadığını olayın özelliklerine göre tedbire karar vermeye yetkili mercisi takdir edecektir.
Arama tedbirinin ikinci ön şartı ise görünüşte haklılıktır. Buna göre arama tedbirine ancak bir hakkın tehlikede olduğunu gösteren olaylar mevcut olduğu takdirde başvurulabilecektir. Hakkın bulunup bulunmadığının araştırılması zaman alacağından ve tehlike gecikmeye müsaade etmediğinden haklı görünüşle yetinilmek zorunludur. Bu bağlamda bir ihlal ya da suç işlendiği hususunda şüphe bulunmalıdır (..., 28.04.2005; Başvuru no:41604).
Arama tedbirinin üçüncü ve son ön şartı ölçülülüktür. Ölçülülük ilkesinin temel amaç ve işlevi, arama tedbirine muhatap olacak kişilerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için kullanılacak kamu gücünü, hak ve özgürlükler lehine sınırlandırmak, müdahalelerde aşırılığa gidilmesini ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetleri önleyebilmektir. Dar anlamda ölçülülük de denilen orantılılık ise; tedbirin ilgililere “Ölçüsüz bir yükümlülük” getirmemesini ve "Katlanılamaz" nitelikte olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da, ... (28.04.2005; Başvuru no:41604) ile ... (07.06.2007; Başvuru no:71362/01) kararlarında; yapılan müdahale ile izlenen meşru amacın orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır.
Aramaya konu olabilecek yerler şüphelinin veya sanığın yahut diğer bir kişinin üstü, eşyası, konutu, ... yeri veya ona ait diğer yerlerdir. Adli aramanın günün her saatinde yapılması mümkün olmakla birlikte konutta, ... yerlerinde ve diğer kapalı yerlerde aramanın kural olarak gündüz yapılması gerekir. Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalar hariç, söz konusu yerlerde gece vakti arama yapılamayacaktır.
Arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır.
CMK'nın 116. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hâline göre şüpheli veya sanıkla ilgili yapılacak aramalarda arama sonunda şüpheli veya sanığın yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Makul şüphe Yönetmelik'in 6. maddesinde şöyle tanımlanmıştır:
"Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir.
Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış, tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler gözönünde tutularak belirlenir.
Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir.
Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır."
Bu düzenlemenin getirdiği en büyük yenilik, makul şüphe sebeplerinin somut olgulara dayanması gerektiğinin açıkça belirtilmesi ve arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağının öngörülmesi gerektiğidir.
Buna göre; soyut olarak belirli bir yerde suçluların yakalanma ihtimaline binaen adli arama kararı verilemez.
Örneğin; meydana gelen bir hırsızlık olayının soruşturması sırasında; olay öncesinde benzer şekilde hırsızlık yaptığı söylenen kişilerin soruşturma konusu olaya karıştıklarına, evlerinde bu suçun delillerinin bulunduğuna dair somut bir olgu yoktur ve bunlara yönelik şüphe, makul şüphe değildir.
Arama konusunda karar verecek merciye iletilecek raporda; makul şüpheyi açıklayan bilgiler, makul şüphe sebebinin ne olduğuna dair bilgi ve emareler, bilginin kaynağı, aranan şeyin veya kişinin ne olduğu, bir kişi veya şeyin aranmak istenen yerde olduğuna dair duyulan inancın nedenleri açıklanmalıdır. Aramanın kişi hak ve özgürlüklerine ciddi boyutta bir müdahale olduğu göz önüne alındığında makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması ve belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Başka bir anlatımla, arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut olmalıdır.
CMK'nın 117. maddesi uyarınca, suç işleme şüphesi altında olmayan diğer kişilerin de üstü, eşyası, konutu, ... yeri veya kendisine ait diğer yerleri, şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla aranabilecektir. "Diğer kişiler" kavramına tüzel kişiler ile resmî makam ve daireler de dahildir. Kişinin tanıklıktan çekinme hakkının bulunması da aramaya engel değildir. Maddenin ikinci fıkrasına göre diğer kişilerle ilgili arama yapılması, makul şüphenin yanı sıra aranılan kişinin veya suç delillerinin, belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlıdır. Ancak bu sınırlama şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerler ile izlendiği sırada girdiği yerler bakımından geçerli değildir.
Arama kararı veya emrinin belli bazı bilgileri içermesi zorunludur. (CMK m.119/2) Arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, açıkça gösterilmelidir.
Arama kural olarak hâkim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilecektir. Konutta, ... yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür. Ancak bazı durumlarda hâkim kararı ve yazılı arama emri bulunmasa dahi arama yapılabilecektir. Bu hâller olayın özelliğinden veya kanun hükmünün verdiği arama yetkisinden kaynaklanabileceği gibi arama emri almaya imkân bulunmaması nedenine de dayanabilir. Bu durumlarda kolluk görevlileri, bir arama kararı veya emri beklemeden arama yapmak, delilleri elde etmek ve failleri yakalamakla görevlidir.
Yakalama kişinin özgürlüğünü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Bu niteliği gereği üst arama işlemine göre daha geniş kapsamlı bir işlemdir. Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemleri düzenleyen CMK’nın 90/4. maddesi gereğince de, kolluk yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engelleyecek tedbirleri almalıdır. Bu bağlamda kişinin yakalanmasından sonra tedbir olarak kaba üst araması yapılabilir. Ayrıca karar alınmasına gerek olmayan bu arama işlemi, en kısa zamanda ve dikkatli bir biçimde elle yoklama şeklinde yapılmalıdır. Bu şekilde yapılan işlem diğer bir anlatımla yoklama bir arama değildir. Bu nedenle arama prosedürüne uyulmasına da gerek bulunmamaktadır. Ancak yapılan yoklamanın arama boyutuna ulaşmaması gerekir (... Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 9. Baskı, 2017, s.305). Yakalanan kişinin üstündeki kıyafetlerin tamamen çıkarılması ve beden çukurlarının aranması ise mümkün değildir.
2559 sayılı PVSK’nın Ek 4. maddesinde “Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir…,”
"Adlî görev ve yetkiler" başlıklı Ek 6. maddesinde
“Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.
Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir.
Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır.
Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar...” ve PVSK'nın 25. maddesindeki “Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve ... jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar.” şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, edinilen bilgi, ihbar veya şikâyet üzerine ya da kendiliğinden suçla karşılaşan kolluğun, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için derhâl gerekli tedbirleri alması zorunludur. Gerekli tedbirler derhâl alınırken, tedbire başvurulmadığı takdirde ceza muhakemesinin amacına ulaşılamayacağı, yani delillerin kaybolması gibi bir sonucun ortaya çıkabileceği değerlendirilerek, işlemin yapılması esnasında haklı görünmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olarak hareket edilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Aksi durumda ise maddi gerçeğe ulaşma amacı tehlikeye girecek, mağdur ve sanık haklarının ihlali söz konusu olacaktır. Bu halde suçun işlendiği bilgisini alan kolluk, olay yerinde delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi kapsamında yakaladığı kişi ya da kişilerin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ya da kişiler ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir.
Bu aşamada soruşturma işlemleri ve hukuka aykırı aramaya ilişkin düzenlemelere değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesinde soruşturmanın tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 158. maddesinde ihbar ve şikâyet, 160. maddesinde bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi, 161. maddesinde Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri, 164. maddesinde ise adlî kolluk ve görevi düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK'nın 2. maddesinin (e) bendinde soruşturma; "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,.. ifade eder" şeklinde tanımlanmış,
“İhbar ve şikâyet” başlığını taşıyan 158. maddesi;
"(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.
(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir.
(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.
(6) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur."
“Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlığını taşıyan 160. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",
"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlığını taşıyan 161. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür...",
"Adlî kolluk ve görevi" başlığını taşıyan 164. maddesi ise;
"...(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir." şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza muhakemesinin kurallarının uygulanmaya başlaması "Başlangıç şüphesi" ile olmaktadır. Başlangıç şüphesinin, dayandığı deliller basit, diğer aşamalarda elde edilebilecek delillere göre yetersiz ve/veya sayıca az olmakla birlikte en azından belirti düzeyinde delillere dayanıyor olması ve bir suçun işlendiği yolunda akla ve mantığa uygun bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Bu bakımdan somut olaylara dayanmayan, soyut iddia ve tahminler başlangıç şüphesi olarak kabul edilemeyecek, buna karşılık başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmesi de gerekmeyecektir. Ortada bu nitelikte bir şüphe yokken ceza muhakemesi soruşturmasının başlatılması ve koruma tedbirlerine müracaat edilmesi hâlinde, bu işlemin kaynağı hukuki olmayacağından keyfilik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır (..., Ceza Hukukunda Koğuşturma Mecburiyeti, ... Üniversitesi Basımevi, 1991, s.54, Feridun Yenisey, Hazırlık Soruşturması ve Polis, Beta, 1. Bası, Mayıs 1987, s.45). 5271 sayılı CMK'da ayrıntılı olarak açıklanmayan başlangıç şüphesine ilişkin olarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında;
"Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile ... veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur. Bu şartları (üçüncü fıkradaki) taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile ... veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz." şeklinde ayrıntılı düzenlemeye yer verilmiştir. Soruşturma işlemlerine fiilen başlamak için gerekli şüphe bakımından getirilen bu kriterlerin sadece bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri açısından değil tüm soruşturmalar için uygulanması soruşturmaların hukuka uygun olarak başlatılması ve yürütülmesi noktasında yararlı bir yaklaşım tarzı olacaktır. Suç işlendiği izlenimi yaratan bir durumun ihbar, şikâyet veya resen yetkili makamlar tarafından öğrenilmesi üzerine durum derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilip, alınan talimatlar doğrultusunda konunun araştırılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresini başlatacak olan şüphenin somut olayda bulunup bulunmadığını takdir edecek, soruşturma başlatacak şüphe olduğunu değerlendirmesi durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için emrinde bulunan adli kolluk görevlileri aracılığı ile şüphelinin lehinde ve aleyhine olan bütün delilleri toplayıp, şüphelinin haklarını korumak için gerekli olan tedbirleri alacaktır. Adli kolluk görevlileri el koyduğu olayları, uyguladığı tedbirleri Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve aldığı emirleri yerine getirmek zorundadır. Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerin tekrarlanma fırsatının olmaması, sürecin hızlı işlemesi nedeniyle adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısından aldığı talimatlara uygun bir biçimde delil toplaması, toplanan delilleri muhafaza etmesi ve yetkililere teslim etmesi gerekmektedir.
Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir.
Hukuka aykırılık bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı hâlinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 22.06.2001 tarihli ve 2-2 sayılı kararında: “Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır.
Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasakoyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır (Örneğin, E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115). Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir” denilmektedir.
Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir.
Hukuka aykırı olarak yapılan aramanın hem ceza muhakemesi hukuku, hem maddi ceza hukuku, hem de tazminat hukuku bakımından bir takım müeyyideleri ortaya çıkabilecektir.
Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde;
"1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenlemeyle hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de, ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki, aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur.
Hukuka aykırı aramanın maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı ise eylemin suç teşkil etmesidir. 5237 sayılı TCK'nın "haksız arama" başlıklı 120. maddesinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. Konut ve ... yerleri bakımından hukuka aykırı aramalar ise 5237 sayılı TCK'nın 116 ve 119/1-e maddeleri kapsamında değerlendirilecektir.
Nihayet, aramadaki hukuka aykırılıklar gerek Devletin, gerekse arama kararını veren veya uygulayan kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilecektir. Bu kapsamda 5271 sayılı CMK'nın 141/1. maddesinde aramanın amacıyla orantılı olmayacak biçimde ölçüsüz gerçekleştirilmesi durumunda kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
22.07.2013 tarihinde emniyet görevlilerinin daha önce hakkında kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçundan işlem yapılması nedeniyle simaen tanıdıkları sanığı, yol kenarında elinde bulunan ve dışarıdan poşetlerle beklerken görmeleri üzerine, sanığın kimliğini kontrol ettikten sonra poşetlerde ne olduğunu sordukları, sanığın da aksi ispat edilemeyen tutanak içeriğine göre bakılınca içinde ne olduğu görülmeyen sigara olduğunu söylemesi üzerine yapılan kontrolde 69 karton J&J marka kaçak sigaranın poşetler içerisinde ele geçirildiği olayda; suçüstü hâlinin varlığından söz edilemeyeceği, bu suretle 5271 sayılı CMK'nın 2/e, 161 ve 2559 sayılı PVSK'nın Ek 6. maddeleri uyarınca derhâl Cumhuriyet savcısına olayın haber verilip Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve CMK’nın 116 ve 119. maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri veya mahkemeden alınacak adli arama kararı uyarınca sanığın üzeri ve eşyası aranması gerekirken sanığın elinde bulunan suç eşyası niteliğindeki poşetlere ilişkin gerçekleştirilen arama işleminin usulüne uygun verilmiş bir yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmaksızın gerçekleştirildiği, bu durumun açıkça hukuka aykırı olduğu, suç konusu kaçak sigaraların hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde bulunması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı gözetilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ... hakkında gümrük kaçakçılığı suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılama sürecinde ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 5607 sayılı Kanun'un 3/18,13 ve TCK'nın 53/1, 54/4, 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13/1 maddesi yollaması ile TCK'nın 54/4 maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmiştir. Verilen bu karar Yargıtay 19. Ceza Dairesince oyçokluğu ile onanmış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanığa usulune uygun etkin pişmanlık hükümlerinin hatırlatılmaması gerekçesi ile itiraz kanun yoluna başvurulmuş, Dairesince bu itiraz yerinde görülmediğinden dosya Ceza Genel Kuruluna intikal ettirildiğinde Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca sanıktan ele geçen suça konu eşyanın hukuka uygun yöntemle elde edilip edilmediği, bu nedenle kolluk tarafından yapılan arama işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığı ön sorun yapılmış, müzakerelerde genel kurul çoğunluğunca suça konu kaçak eşya sigaraların hukuka uygun olmayan yöntemlerle ele geçirildiği sonucuna varılmış ise de aşağıda gösterilen gerekçelerle bu karara iştirak edilmemiştir.
Sanık ...'e istad edilen suçla ilgili olarak kolluk tarafından düzenlenen 22.07.2013 tarihli 'Olay, yakalama ve el koyma tutanağına göre, aynı gün devriye görevlilerince daha önce hakkında kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçundan işlem yapılması nedeniyle simaen tanıdıkları sanığı yol kenarında elinde poşetlerle şüpheli şekilde beklerken görmeleri üzerine sanığın kimlik kontrolü yaptıkları ve sonrasında elindeki poşetlerde ne olduğunu sordukları, sanığın 'Kaçak sigara' olduğunu söylemesi üzerine yapılan kontrollerde 69 karton J&J marka kaçak sigaranın poşetler içerisinde ele geçirildiği olayda;
Sanık yargılamanın hiçbir aşamasında yapılan işlemlere karşı bir itirazda bulunmadığı, ilk derece mahkemesi yargılamasında ve kanun yolu daire temyiz incelemesinde bu yönü ile de herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, buna rağmen Ceza Genel Kurulu olağanüstü kanun yolu incelemesinde ise, ön sorun olarak yapılan işlemlerin poşet içerisindeki eşyanın ele geçirilmesine yönelik usulsüz arama faaliyeti olduğu değerlendirilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/7-466 E, 2018/166 K sayılı dosyasına konu benzer mahiyetteki olayda; Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğüne bağlı olarak görev yapmakta olan emniyet görevlilerinin ... Mahallesi İstiklal Caddesi üzerinde, çıplak gözle bakıldığında içerisinde sigara olduğu anlaşılan şeffaf siyah bir poşet ile beklemekte olan sanığı görerek yanına gittikleri, kimlik tespiti yapılan sanığın elindeki poşet kontrol edildiğinde, içinde (70) adet Prestige marka gümrük kaçağı sigara olduğunun tespit edildiği, ayrıca sanığın kaba üst yoklamasında, pantolonunun sağ cebinde üzerinde '10-U.pres: 200, 10-U.pres: 200, 10-Uni: 165, 20-k.pres: 380, 16-k.pres: 304, 10-Uni: 165, 10-U.pres: 200, 10-K.pres: 190, 10-U.pres: 200, 10-Uni: 165, 10-K.pres: 190, 14-K.pres: 266, 5-K.pres: 95 toplam 2720' ibareleri yazılı küçük not kağıdı ile gümrük kaçağı sigaraların satışından elde edildiği değerlendirilen toplam 2355 TL'nin ele geçirildiği;
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/7-869 E, 2019/374 K sayılı dosyasındaki konu 16.08.2011 tarihinde saat 22.00 sıralarında, kolluk görevlilerince gerçekleştirilen devriye görevi sırasında, ellerinde siyah büyük naylon torba bulunan sanık M.E ile inceleme dışı sanık A.Ö'ün Etiler Mahallesi, 837 ile 845. sokakların kesiştiği yerde durdurulduğu, ellerindeki poşetlerde ne olduğu sorulduğunda inceleme dışı sanık A'in kaçak sigara olduğunu söylemesi üzerine farklı markalardaki toplam 75 karton (750 paket) kaçak sigaraya el konulduğu anlaşılan olayda, yapılan hukuki değerlendirmeler ve varılan sonuçlarında belirtildiği gibi;
2559 sayılı PVSK'nın Ek 4. maddesi uyarınca hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tespit edip muhafaza altına almakla görevli ve yetkili olan kolluk görevlilerinin gerçekleştirdikleri devriye görevi sırasında, mesleki tecrübelerine ve içinde bulundukları durumdan çıkardıkları izlenime göre; ellerinde siyah büyük naylon torba bulunan sanığın davranışlarından şüphelenerek oluşan bu makul sebep nedeniyle sanığı durdurdukları, oluşan bu yeterli şüphe nedeniyle PVSK'nın 4/A maddesinin verdiği yetkiye dayalı olarak alınması gereken tedbirler kapsamında, sanığın elindeki poşet kontrol edildiğinde suç konusu sigaraların ele geçirildiği, sanığın suçun konusu ve delili olan kaçak sigaralar ile birlikte yakalanması nedeniyle CMK'nın 2. maddesinin (j) bendi ile Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 4. maddesinde tanımı yapılan 'suçüstü' hâlinin mevcut olduğu, kolluk görevlilerin, gerçekleştirdikleri devriye görevi sırasında sanığa ya da suça ilişkin önceden alınmış bir ihbar ya da istihbari bilgi olmaksızın ilk defa işlenmekte olan bir suçla diğer bir anlatımla 'suçüstü' hâli ile karşılaşmaları nedeniyle CMK'nın 90/4. maddesi ile PVSK'nın 13/1-A ve Ek 6. maddelerinin verdiği yetkiye dayanarak, suç delillerinin kaybolmaması için derhal gerekli tedbirleri alıp sigaraları muhafaza altına aldıktan sonra, uyguladığı tedbirler ile somut olay hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verdikleri ve emirleri doğrultusunda soruşturma işlemlerinin başladığı, yine PVSK'nın Ek 6. maddesini açıklayıcı nitelikte olan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (f) bendindeki düzenlemeye göre de; suçüstü halinde ayrıca bir arama emri ya da karar alınmasına gerek bulunmadığı, kaldı ki somut olayda sanık ...'in, görevlilerce sorulduğunda ellerindeki poşetlerin içerisinde kaçak sigara olduğunu söylemesi göz önüne alındığında, görevlilerce sigaraların bulunduğu yerden çıkarılıp elkonulmasının; 'gizlenmiş bir şeyi bulmaya çalışma ve araştırma' anlamlarına gelen arama işlemi olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla suçun delili ve konusunu oluşturan sigaraların ele geçirilip muhafaza altına alınmasının hukuka uygun olduğu ve hukuka aykırı bir delilden söz edilemeyeceği kabul edilmelidir.
Kısaca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun istikrar kazanmış kararlarında belirtildiği gibi kolluk tarafından kanundan kaynaklanan kimlik kontrolü yetkisi sırasında şüphe üzerine durdurulan kişinin mesleki bilgi ve tecrübesi ile şüphelendiği poşet içinde ne olduğunu sorması bir arama faaliyeti olmadığı gibi bunun için arama kararına da ihtiyaç bulunmadığı, işin esasına girilip itiraz hususunun değerlendirilmesi gerektiği " düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ... ve ...;
"Genel Kurulun sayın çoğunluğunun görüşüne, kolluk tarafından yapılan işlemlerin arama faaliyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği ve suç konusu eşyaların ele geçiriliş şeklinin hukuka uygun olduğu ve dosyada ön sorun bulunmadığını düşündüğümüzden iştirak edilmemiştir.
Kolluk tarafından yapılan işlemin hukuka uygun olup olmadığını değerlendirmeden, arama kavramı ile polisin yetki ve sorumluluklarına kısaca değinmekte fayda olacaktır. Gizli olanı ortaya çıkarmak için kişilerin konutları, ... yerleri, araçları, diğer yerleri, üstleri, eşyaları, özel kağıtları, kullandıkları telefon, bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütükleri üzerinde yapılan faaliyetleri içeren arama konusu ceza yargılamasında belirli koşullara bağlanmıştır.
Arama, şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabildiği hâllerde 'Adli arama', bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabildiği hallerde ise 'Önleme araması' olarak nitelendirilmektedir. Şüpheli ya da sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyaların ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, elkoyma ile birlikte CMK'nın 116-134, PVSK'nın 2, Ek 4, Ek 6, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş, genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması ise, PVSK'nın 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre arama hem koruma, hem de önleme tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte hukukî nitelikleri, tâbi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır.
Aslında idari bir işlem olan ve belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması halinde ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilen önleme araması; kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir.
Şüphelinin veya sanığın yahut diğer bir kişinin üstü, eşyası, konutu, ... yeri veya ona ait diğer yerlerde yapılan adli arama tedbiri ise;
1- Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması,
2- Görünüşte haklılık,
3- Ölçülülük.
Şartlarının birlikte bulunması halinde başvurulabilecek bir koruma tedbiridir.
Adli arama, kural olarak hâkim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilecektir. Ancak konutta, ... yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür.
Bunun yanında, bazı durumlarda hâkim kararı ve yazılı arama emri bulunmasa dahi arama yapılabilecektir. Bu hâller olayın özelliğinden veya kanun hükmünün verdiği arama yetkisinden kaynaklanabileceği gibi arama emri almaya imkân bulunmaması nedenine de dayanabilir. Bu durumlarda kolluk görevlileri, bir arama kararı veya emri beklemeden arama yapmak, delilleri elde etmek ve failleri yakalamakla görevlidir.
PVSK’nın Ek 4. maddesinde;
'Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir…'
'Adlî görev ve yetkiler' başlıklı Ek 6. maddesinde;
'Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.
Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir.
Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır.
Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar...'
Şeklindeki düzenlemeler gözetildiğinde bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için derhâl gerekli tedbirleri almak zorunda olan kolluk, olay yerinde delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi kapsamında yakaladığı kişi ya da kişilerin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ya da kişiler ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir.
Diğer taraftan PVSK’nın 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması halinde durdurma yetkisi verilmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde bu yetkinin kullanılması için 'umma' derecesinde makul şüphe aranmıştır.
PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan 'Durdurma ve kimlik sorma' başlıklı 4/A. maddesinde;
'Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek,
Amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.
Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz.
Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir.
Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez. …'
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan 'Durdurma ve kontrol işlemleri' başlıklı 27. maddesi ise;
'Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, 'umma' derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişi durdurulabilir.
Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arzedecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma ve kontrol işlemi yapılamaz.
Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz.
Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir.
b) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır.
c) Yapılan kontrolün konusu ve sebepleri ilgiliye açıklanır.
d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir.
e) Yoklama suretiyle kontrol, kişiye en az sıkıntı verici şekilde yapılır.
f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir.
h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz.
i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
j) Kontrolden sonra talep üzerine olay yerinde derhâl bir tutanak düzenlenir.
Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir' şeklindedir.
Söz konusu düzenlemelerle kolluğa, 'umma' derecesindeki makul şüphe ile arama kararı veya emri olmaksızın kişi ve araçları durdurma ve kaba üst araması yapma yetkileri tanınmıştır. Kolluk kendisine veya başkalarına zarar vermesini önlemek amacına yönelik olarak gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir.
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 'Karar alınmadan yapılacak arama' başlıklı 8. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hâli;
'a) Hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri veya zorla getirme kararı bulunan kişi ile hakkında gıyabî tutuklama kararı verilen kaçak yakalandığında üstünde,
b) Hâkim kararı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile veya kolluk tarafından doğrudan yakalanan kişinin, kendisine, başkalarına veya yakalama işlemini yapan kolluk görevlilerine zarar vermesini önlemek amacıyla yapılacak kaba üst aramasında,
c) Gözaltına alınan kişinin, nezarethaneye konmadan önce yapılan üst aramasında,
d) Herhangi bir sebeple hukuka uygun şekilde yakalandıktan sonra kolluk güçlerinin elinden kaçmakta olan kişilerin veya işlenmekte olan veya henüz işlenmiş olan veya pek az önce işlendiğini gösteren belirtilerin olduğu suçun failinin yakalanması amacıyla takibi sırasında girdikleri araç, bina ve eklentilerinde yakalanması amacıyla yapılacak aramalarda,
e) 1) 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğu şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlarda hemen yapılan aramalarda,
2) 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası kapsamında gümrük salonları ve gümrük kapılarında kaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişilerin gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranmasında;
3) 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 18 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden gümrük bölgesine girmek, çıkmak veya geçmek ve bu yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçlarının yetkili memurlar tarafından durdurulmasında ve bu kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçlarının aranmasında,
f) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24 üncü maddesindeki kanunun hükmü ve âmirin emrini yerine getirme, 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ve 26 ncı maddesindeki hakkın kullanılması ve diğer kanunların öngördüğü hukuka uygunluk sebepleri ve suçüstü hâlinde yapılan aramalarda, toplum için veya kişiler bakımından hayatî tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla veya kapalı yerlerden gelen yardım çağrıları üzerine, konut, işyeri ve yerleşim yeri ile eklentilerine girmek için' şeklinde olup bu durumlarda arama kararı alınmasına gerek yoktur.
Ceza muhakemesinde yargılamaya konu olay hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın temel hakları ile kamu düzeni bir denge gözetilerek ortaya konulmalıdır.
CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde; ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi hâlinde reddolunacağı belirtilmiş, 217. maddesinin ikinci fıkrasında ise yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Hukuka aykırı biçimde elde edilmiş deliller, ceza yargılamasında ispat aracı olarak kullanılamayacaktır.
Delillerin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği hususu ilgililer tarafından öne sürülmemiş dahi olsa hakim re’sen bu hususu öncelikli olarak göz önünde bulunduracaktır.
Bu tespitlerden sonra somut olayımıza bakacak olursak;
22.07.2013 tarihli 'Olay yakalama ve el koyma tutanağı' içeriğine göre, hakkında daha önceden kaçakçılık suçundan işlem yapıldığı için kollukça tanınan ve elinde iki poşet ile görülmesi üzerine şüphelenilerek durdurulan sanık hakkında 'poşet içerisinde ne olduğu sorulduğunda poşetler içerisinde gümrük kaçağı sigara bulunduğunu, kendi rızası ile sigaraları teslim edebileceğini beyan etmesi üzerine, konu ile ilgili olarak günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı Zeki Güngör’e telefonla bilgi verilmiş...' denilerek adli işlem başlatılmıştır.
Sanık, belirtilen tutanağın düzenleniş biçimine veya içeriğine herhangi bir çekince koymadan imzalamış, soruşturma veya kovuşturma boyunca da kaçak sigaraların ele geçiriliş şekline ve tutanağın oluşturma biçimine bir itirazda bulunmamıştır.
Kolluk tarafından düzenlenip imza altına alınan adli işleme konu belgelerin gerek düzenleniş şekli gerekse içeriğinin gerçeğe uygunluğu bir karine olarak kabulü hususu hukukun bilinen bir ilkesidir. Kolluk tarafından düzenlenen tutanağın hukuka veya gerçeğe aykırılığının ileri sürüldüğü yahut şüphe içeren bir durum belirlendiği takdirde bu husus yargı mercileri tarafından kuşkuya yer bırakmayacak biçimde araştırılıp sonuçlandırılacaktır.
Sanığın olay tutanağını koşulsuz imzalaması, hiçbir aşamada da tutanağın düzenleniş biçimine itirazda bulunmamış olması ve dosyada da tutanağın gerçeğe uygun olmayan biçimde düzenlendiğine ilişkin bir delilin bulunmaması karşısında, tutanağın gerçek ve hukuka uygun olarak düzenlendiğini kabulü gerekmektedir.
Bu halde sahte olarak düzenlenmediği anlaşılan bu tutağın içerik itibariyle hukukun kabul ettiği anlamda bir delil olup olamayacağı, elde edilen edilen kaçak sigaraların usulüne uygun bir arama kararı veya Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri ile ele geçirilmesi gerekip gerekmeyeceğini incelemek gerekecektir.
Yukarıda değinildiği üzere, PVSK’nın Ek 4, 6 kapsamında yetkileri bulunan polis aynı Kanunun 4/A maddesinde de, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması halinde durdurma yetkisine sahiptir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde bu yetkinin kullanılması için 'umma' derecesinde makul şüphe aranmıştır.
PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan 'Durdurma ve kimlik sorma' başlıklı 4/A. maddesinde;
Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir...' şeklindeki düzenlemenin yanında Kanuna uygun biçimde çıkarılan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan 'Durdurma ve kontrol işlemleri' başlıklı 27. maddesi de
Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz...' diyerek kolluğa kişileri durdurma ve kimlik sorma yetkisi verilmiştir.
Olayda, polisin elindeki poşetlerden şüphenilmesi üzerine bir suç isnadında bulunmadan poşet içerisinde ne olduğu sorulduğunda poşetler içerisinde gümrük kaçağı sigara bulunduğunu söyleyip, kendi rızası ile suça konu sigaraları teslim eden sanığın serbest iradesi ile hakaret etmediğini kabul etmek olanaklı değildir. Sorulan soruya cevap vermeme hakkı olan sanığın suç isnadı baskısı olmadan, iradesi zayıflatılmış bir hâle düşürülmeden rızası ile sigaraları teslim ettiği tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Tutanağa bir itirazı olmayan ve bir baskı altında bulunmadığı anlaşılan sanığın, rızai olarak elindeki poşetlerden sigaraları teslim etmesinin serbest iradesini teşkil etmediği kamu gücünü kullanan kolluk görevlileri karşısında direnme gücü bulunmadığı şeklindeki tutanağa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen varsayıma dayalı kabulün suçun kamuya verdiği zarar ile ulaşılmak istenilen meşru amaç arasında bir dengesizlik teşkil edecektir. Buna göre sanıktan elde edilen delilin, PVSK’nın 4/A maddesinde belirlenen durdurma ve soru sorma yetkisi kapsamı çerçevesinde hukuka uygun bir delil olduğu, kolluğun davranışlarının gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet kapsamı olarak değerlendirilmeyeceği, delilin elde edilmesi için arama kararı veya yazılı emir gerekmediği, bu şekilde elde edilen delilin ve olayın derhal Cumhuriyet savcısına bildirdiği ve onun talimatı ile hareket edildiği anlaşıldığından hukuka aykırı biçimde elde edilen bir delil söz konusu olmadığı görülmektedir. Kaldı ki, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 'Karar alınmadan yapılacak arama' başlıklı 8/1-e maddesi; '4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğu şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlarda hemen yapılan aramalarda...' suç tarihinde yürürlüktedir.
Sonuç olarak, yukarıda özetlenen yasal düzenlemeler ve dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ele geçen kaçak sigaraların hukuka uygun olarak ele geçirildiği, arama kararı veya yazılı emir gerektiren bir durumun bulunmadığı, işin esasına girilip itiraz hususunun değerlendirilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hukuka aykırı delil elde edildiği düşüncesine iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; gerçekleştirilen işlemin hukuka uygun olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ulaşılan sonuç karşısında, kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçu bakımından 5607 ayılı Kanun'un 5/2. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması hususunda eksik soruşturmayla hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
2- Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 04.03.2019 tarihli ve 1550-5128 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.11.2013 tarih ve 608-795 sayılı hükmünün, CMK'nın 116 ve 119. maddeleri uyarınca usulüne uygun verilmiş bir yazılı arama emri veya adli arama kararı bulunmadan ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde bulunduğu gözetilmeden hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.11.2021 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 12.01.2022 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2021/18269 E., 2022/313 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Mahkemenin 11.04.2016 tarihli tensiple verdiği kararla, CMK'nın 13. maddesi uyarınca suçun işlendiği yer belli değilse, şüphelinin veya sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu, ancak olayda sanıkların yakalanamadığı, ayrıca 08.04.2016 tarihli nüfus kayıt örneğine göre yerl
3. Ceza Dairesi 2021/18269 E. , 2022/313 K.
"İçtihat Metni"
I- TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.11.2021 tarih ve 2021/126802 sayılı yazısı ile; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar ... ve ...'ın haklarındaki kamu davasının düşürülmesine dair İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2016/430 esas, 2018/22 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, sanıklar hakkında kurulan hükümde, haklarında çıkarılan yakalama emirlerinin infaz edilemediği, suç tarihinin 2002 yılı olduğu ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 102/3 ve 104. maddelerine göre zaman aşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmiş ise de, sanıklar haklarında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri iddiası ve bu eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açıldığı, sanıkların soruşturma ve kovuşturma aşamalarında yakalanamadıkları, bu nedenle savunmalarının alınamadığı, sanıkların üzerine atılı suçun temadi eden suçlardan olduğu, yakalanamayan sanıklar hakkında kamu davası açılması ile birlikte temadinin kesintiye uğradığı, zamanaşımı süresinin iddianamenin tanzim edildiği 05.04.2016 tarihinde başlayacağı cihetle, zaman aşımı süresinin 2002 yılında başlatılması suretiyle, 765 sayılı Kanunun 104. maddesine aykırı şekilde düşme kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 05.10.2021 gün ve 94660652-105-34-14028-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY;
İlçe Jandarma Komutanlığının 30.05.2003 tarihli fezlekesi ile yapılan istihbarat neticesinde PKK/KADEK terör örgütü dağ kadrosuna İstanbul ilinde katıldıkları tespit edilen ... ve ... hakkında tanzim edilen tahkikat evraklarının gönderilmesine müteakip Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/305 hazırlık numarasına kayden sanıklar hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Fezleke kapsamında, 25.02.2003 tarihinde ...'ın kızının üç ay evvel örgüt mensuplarınca kandırılarak siyasi ve askeri eğitim verilmek üzere götürülmesi olayı ile ilgili bilgi ve görgüsüne başvurulmuştur. ... beyanında özetle, kızı ...'ın (5) yıldır İstanbul'da ikamet eden ve 3-4 yıldır konuşmadığı kardeşi ...'ın yanında ikamet ettiğini, İstanbul'da bir konfeksiyon fabrikasında çalıştığını, üç ay önce komşularından duyduğuna ayrıca yaptığı araştırmaya göre kızının PKK terör örgütü mensuplarınca kandırılarak bilmediği bir yere, tahminince de dağa götürüldüğünü, kardeşinin 1993 yılında örgüt mensuplarınca öldürüldüğünü, kızının nasıl kandırıldığını bilmediğini beyan etmiştir. 06.05.2003 tarihinde ise ...'ın kardeşi ... ile amcasının oğlu ...'ın bilgi ve görgüsüne başvurulmuştur. ... özetle beyanında, kardeşinin 3-4 yıldır amcası olan ...'ın yanında İstanbul'da ikamet ettiğini ve bir konfeksiyon fabrikasında çalıştığını, bundan altı ay önce İstanbul'dan gelen akrabalarının ve orada yaşayan akrabalarından gelen telefonla kardeşi ve amcasının oğlunun, İstanbul'da ikamet eden kürtçe ismini bildiği köyden olan ... isimli şahısla birlikte örgütün dağ kadrosuna katıldıklarını öğrendiğini, kız kardeşinin, halaları ...'ı aradığını, duyduğuna göre önce Ağrı daha sonra da Hakkari iline gittiklerini, yine duyumuna göre ... isimli bir şahsın örgüte eleman kazandırdığını, bu şahsın dağa götürdüğünden şüphelendiğini, götüren şahıstan şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
06.06.2001 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığı müzekkeresi ile şahısların adreslerinin araştırılarak hazır edilmeleri, şayet Tatvan ilçesinde değiller ise ne zaman ayrıldıklarının, ayrılmadan önce bir eyleme katılıp katılmadıklarına ilişkin istihbarat bilgilerinin tahkik edilerek gönderilmesi İlçe Jandarma komutanlığından istenmiştir.
18.06.2003 tarihinde ...'ın bilgi ve görgüsüne başvurulmuştur. ... özetle beyanında, ...'ın 08.11.2002 tarihinden itibaren eve gelmediğini, ...'in ise bu tarihten (5-6) gün önce ortadan kaybolduğunu, İstanbul'da kolluğa müracaat ettiklerinde savcılığa müraacat etmelerinin söylendiğini ancak etmediklerini, 2002 yılı Aralık ayında oğlunun telefon açarak kendisinin hangi ülkede olduğunu söylemeden ve sormasına da fırsat vermeden, Avrupa olduğunu söyleyerek telefonu kapattığını, bu tarihten itibaren konuşmadıklarını, yiğeninin nerede olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.
01.07.2003 tarihli İlçe Jandarma Komutanlığı yazısı ile şahıslar hakkında araştırmanın devam ettiği, yakalandıklarında veya adreslerinin tespiti halinde bilgi verileceği belirtilerek, tahkikat evrakları Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.09.2003 tarih, 2003/305 hazırlık ve 2003/35 nolu yetkisizlik kararı ile köylerinde yapılan araştırmalara istinaden bulunamayan her iki sanık hakkında tanzim edilen soruşturma evrakının, beyanlarda İstanbul'da ikamet ettikleri ve örgüte katıldıkları belirtildiğinden, 08.11.2002 tarihi suç tarihi olarak belirtilmek sureti ile yetkili ve görevli İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.
Soruşturma evrakı İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/1935 hazırlık numarasına kaydedilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 13.10.2003 tarihli müzekkeresi ile Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığından sanıkların yakalanmasına çalışılması, yakalandıklarında savunmalarının alınarak evrakın ikmalen gönderilmesi istenmiştir. 28.10.2003 ve 08.12.2003 tarihli müzekkerelerle Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı, İlçe Jandarma Komutanlığından ... ve ...'in hazır edilmeleri istenilmiştir. 05.12.2003 tarihli tutanakta, ...'ın kızından bir yıldır haber alamadıklarını, İstanbul'da amcasının oğlu ... ile birlikte kaçarak kaybolduğunu, nerede olduklarını bilemediklerini beyan ettiği belirtilmiştir. 09.12.2003 tarihli İlçe Emniyet Müdürlüğü yazısında, ...'in İstanbul'da konfeksiyon işinde çalışırken kaçıp kaybolduğu ve ailesi ile görüşmediğini, adresinin bilinmediğine dair tutanağın gönderildiği belirtilmiştir.
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2004 tarih ve 2003/1935 hazırlık, 2003/6 karar sayılı görevsizlik kararı ile sanıkların İstanbul'da veya görev ve yetki alanı içerisinde örgüt adına faaliyette bulunduklarına dair delil elde edilemediğinden örgüt adına faaliyette bulundukları yerin tespiti sonrasında evrakın ilgili yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilerek, evrakın Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, itirazı kabil olmak üzere karar verilmiştir.
Soruşturma evrakı Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/69 hazırlık numarasına kaydedilmiştir.
29.03.2004 tarihinde Cumhuriyet başsavcılığında tanık olarak yeminsiz beyanı alınan ..., 25.02.2003 tarihinde vermiş olduğu ifadesine benzer beyanlarda bulunarak, o tarihten itibaren kızından haber alamadığını, oğlu ... ile kardeşi ...'in daha sonra emniyete müracaat ettiklerini, oğlu ...'nin ise 4-5 ay önce, İzmir'e çalışmaya gittiğini, adresini bilmediğini söylemiştir. 29.03.2004 tarihli tutanakta da, ...'ın çalışmak için İzmir iline gittiği, adres ve telefonunun bilinmediği belirtilmiştir.
10.06.2004 tarihinde kollukta beyanı alınan ..., ... Köyü muhtarı olduğunu, köyün boş olması nedeni ile Tatvan'da ikamet ettiğini, köyün 1994 yılında PKK terör örgütünün baskıları nedeni ile boşaltıldığını, Cezair ve ...'ın ilçe merkezinde ikamet ettiklerini, köyün boşaltılmasından sonra köy halkının büyük kısmının büyükşehirlere göç ettiğini, ... ve ...'in 2002 yılından önce İstanbul'da örgütün dağ kadrosuna katıldıklarını tanıdıklarından ve babalarından duyduğunu, ...'in 5-6 yıl kadar öncesinde örgüte yardım ve yataklıktan 3 yıl cezaevinde tutuklu kaldığını beyan etmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 27.07.2004 tarih, 2004/69 hazırlık numaralı, suç tarihinin 08.11.2002, sevk maddelerinin ise TCK'nın 168/2, 31, 33 maddeleri olarak gösterilen fezlekesi ile terör örgütü üyesi olmak suçundan, ikamet ettikleri köyün boşaltılması sonrasında İstanbul'a gittikleri ve 2002 yılında örgütün dağ kadrosuna katıldıkları tanık beyanları ve tutanaklardan anlaşılan sanıklarla ilgili hazırlık evrakı, görev ve yetkili Van Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Dosya, Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/624 hazırlık numarasına kaydedilmiştir. Süreçe müzekkereler ile sanıkların açık adreslerinin ve örgüte katılıp katılmadıklarının araştırılması ilgili birimlerden istenilmiş, 07.09.2004 tarihli İlçe Emniyet Müdürlüğü yazısında herhangi bir kayıtlarının bulunmadığı bildirilmiş, 13.09.2004 tarihli tutanakta da jandarma kayıtlarında isimlerinin geçtiği bir terör olayına rastlanılmadığı belirtilmiştir.
13.09.2004 tarihinde ifadesi alınan "... Köyü GKK"sı ..., ... ve ... isimli şahısları iyi tanıdığını, 1994 yılında örgütün baskıları nedeni ile köy boşaltıldığında ...'in Tatvan'da, ...'in ise ... köyünde ikamet ettiğini, her ikisinin örgüte sempatilerinin olduğunun köyde bilindiğini, 1997-1998 yıllarında İstanbul'a göç ederek orada ikamet ettiklerini, ...'in o yıllarda cezaevinde olduğunu, üç yıl kadar cezaevinde kaldığını, ...'in cezaevinden çıkmasına müteakip on beş gün sonra her ikisinin örgütün dağ kadrosuna katıldığını duyduğunu, şu anda dağ kadrosunda oldukları kanısında olduğunu beyan etmiştir. Aynı tarihte ifadesi alınan ... Köyü muhtarı ... ise ... ve ...'i iyi tanıdığını, 1994 yılında köy boşaltıldığında ...'in Tatvan'da, ...'in ise köyde ikamet ettiklerini, ikisinin örgüte sempatilerinin olduğunun bilindiğini, 1997-1998 yıllarında İstanbul'a göç ederek orada ikamet ettiklerini, ...'in o yıllarda cezaevinde olduğunu, üç yıl kadar cezaevinde kaldığını ve çıkmasına müteakip on beş gün sonra her ikisininde terör örgütünün dağ kadrosuna katıldığını duyduğunu, şu anda da dağ kadrosunda oldukları kanısında olduğunu beyan etmiştir.
Van Cumhuriyet Başsavcılığının "01.10.2004 tarih, 2004/624 hz sayılı daimi arama kararı" ile Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığından sanıkların araştırılarak, açık kimlik ve adreslerinin tespiti ile yakalanmaya çalışılması, yazışmaya mahal bırakmaksızın her üç ayda bir bilgi verilmesi istenmiştir. 19.10.2004 tarihli tutanakta sanıkların amca çocukları oldukları ve birlikte ...'ın İstanbul'da ikamet eden babasının yanına gittikleri belirtilmiştir.
Van Cumhuriyet Başsavcılığının 25.11.2004 tarihli yazısı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından, sanıkların ...'ın yanında oldukları bildirildiğinden, belirtilen adresten celpleri ile sorgu ve savunmalarının tespiti, adreste değilseler nerede oturduklarının sorularak düzenlenecek evrakın gönderilmesi istenilmiştir. 21.12.2004 tarihinde beyanı alınan ... ise özetle, ...'in yiğeni, ...'in ise öz oğlu olduğunu, 2002 yılı Kasım ayında ...'in kayıp olduğunu duyduğunu, iki gün sonra da oğlunun kaybolduğunu, yaklaşık 15 gün sonra kendisini telefonla arayan oğlu ...'in biz iyiyiz, artık bizi aramayın, yurtdışındayız diyerek konuşmasına fırsat vermeden telefonu kapattığını, ...'in konuşmada adını vermediğini, sadece biz diye konuştuğunu, adres vermediğini, konuşmadan sonra bir daha görüşmediklerini, beraber olup olmadıklarını, nerede ve ne iş yaptıklarını bilmediğini beyan etmiştir. 06.01.2005 tarihli yazı ile de Van Cumhuriyet Başsavcılığına, sanıklar bulunamadığından ifadelerinin alınamadığı, talimat evrakının bila ikmal iade edildiği bildirilmiştir. Yine süreçte 25.02.2005 tarihli Dudullu Ş. İ. Akkoyun Polis Merkezinin yazısı ile gönderilen bila tarihli ifade tutanağında da ..., oğlunun iki seneden beri kayıp olduğunu, telefon dahi etmediğini, oğlu ve yiğeninin nerede olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.
2004 ve 2010 yılları arasında sanıkları yakalamaya yönelik araştırmalarda temin edilemedikleri, hangi bölgede olduklarının veya açık ve kesin adreslerinin bilinemediği hususlarında tutanakların tanzim edildiği; 28.02.2006 tarihli İlçe Jandarma Komutanlığının kayıtların güncellenmesi için gönderdiği yazı ekinde bulunan bila tarihli (5) kişinin adının geçtiği daimi arama kararlarının devam edip etmediği sorulan şahıslara ait isim listesinde (3) ve (5) sıralarda adları ile "01.10.2004/624" numarasının belirtildiği ve 16.05.2006 tarih, 2004/624 soruşturma sayılı Cumhuriyet Başsavcılığı yazısı ile halen arandıklarının bildirildiği görülmüştür.
Van Cumhuriyet Başsavcılığı, 23.09.2010 tarih, 2004/624 soruşturma ve 2010/40 karar sayılı yetkisizlik kararı ile sanıklar hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, 1994 yılında ikamet ettikleri köyün terör olayları nedeni ile boşaltılması üzerine İstanbul iline gittikleri, burada ikamet ettikleri sırada 2002 yılında PKK terör örgütüne katıldıkları, ... hakkında aynı suçtan İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 2003/350 esas sayılı dava dosyasında kovuşturma yürütüldüğü, ...'ın örgüte katılmadan önce İstanbul'da ayrıntıları belirtilen adreste ikamet ettiği ve bir konfeksiyon atölyesinde çalıştığı, bilinen en son adresinin bu adres olduğu, atılı suçun işlendiği yerin İstanbul ili olması nedeni ile dosyanın CMK 250 Maddesi ile görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine gönderilmesine karar verilmiştir.
23.09.2010 tarih, 2004/624 soruşturma sayılı, Van Cumhuriyet Başsavcılığının Tatvan İlçe Jandarma Komutanlığına yazdığı, daimi aramanın iadesi konulu yazıda, ... ve ...'ın daimi arama kararı ile yakalanmalarının istenildiği fakat dosyanın yetkisizlik kararı ile gönderilmesi nedeni ile daimi arama kayıtlarının kapatılarak, bila infaz iade edilmesi istenmiştir. Yazı ekinde ... hakkında, 2005/383 gıyabi tevkif numarası ile yasadışı örgüt üyesi olmak suçundan İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/350 esas sayılı dosyasından 25.10.2005 tarihinde CMK'nın 93/3 maddesinden gıyabi tevkif kararı verildiği, bir diğer sayfada ise ismi yazılı olmamakla birlikte İstanbul 1 Nolu DGM'nin 1999/178 esas ve 2002/228 karar sayılı, 05.09.2002 tarihli dosyasında mahkumiyet, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 1999/178 esas, 2002/228 karar sayılı, 05.09.2002 tarihli kararında mahkumiyet kararı verildiği, 2003/350 esas sayılı dosyada sanık bilgilerinin yer aldığı dökümün bulunduğu görülmüştür.
Dosya, Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1952 soruşturmasına kaydedilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2010 tarihli daimi arama ve araştırma talimatı ile şüpheliler hakkında araştırma yapılarak savunmaları alınmak üzere hazır edilmeleri, tekide mahal bırakmaksızın çalışmalarla ilgili 3 ayda bir bilgi verilmesi kolluktan istenilmiştir. Bu kapsamda hazırlanan 20.12.2010 tarihli İl Emniyet Müdürlüğü fezlekesinde; 30.04.1999 tarihinde yapılan uygulamada yakalanarak gözaltına alınan şahıslarla örgütsel ilişki içerisinde bulunduğu tespit edilen ...'ın 02.05.1999 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığı, 24.02.1999 tarihinde Pendik'te sağlık ocağında iki adet piknik tüpünü patlatma eylemini, 06.03.1999 tarihinde ... Muhtarlık binasının önünde bulunan doğalgaz dağıtım regülatörüne piknik tüpü koyarak patlatma eylemini, 12.03.1999 tarihinde tırın molotoflanarak yakılması, 14.03.1999 tarihinde Pendik'te bulunan kereste fabrikası deposuna molotof atılarak bir aracın hafif şekilde yanması, 21.03.1999 tarihinde yasadışı slogan atılan gösteriye katıldığının tespit edildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250 SMY) 31.10.2005 tarih ve 2005/383 arama, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250 SMY), 25.10.2005 tarih, 2003/350 esas sayılı yakalama emrine istinaden arandığı, Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/624 sayısına istinaden arandığı, ...'in de 2004/624 sayısına istinaden İlçe Jandarma Komutanlığınca arandığı, arama ve yakalama çalışmalarına devam edildiği bildirilmiştir. 16.08.2011 tarihli yazı ile de Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığına soruşturma kapsamında arandıkları bildirilmiştir.
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.05.1999 tarih, 1999/1116 hazırlık ve 1999/633 esas nolu iddianamesi dosyaya celp edilmiştir. Bu iddianamede, sanık ...'ın, 18.02.1999 ve 21.03.1999 tarihleri arasında, yasa dışı PKK Terör Örgütü içinde oluşturulan Aponun Kadın İntikam Şahinleri isimli komiteye dahil olarak molotoflu örgütsel eylemleri gerçekleştirmek suçundan, 30.04.1999 tarihinde diğer şüphelilerle birlikte gözaltına alındığı, 06.05.1999 tarihinde tevkif edildiği belirtilerek, 24.02.1999 tarihinde Pendik'te sağlık ocağında iki adet piknik tüpünün yakılarak konulması ancak tüplerin patlamaması, 06.03.1999 tarihinde de ... Muhtarlık binasının önünde bulunan doğalgaz dağıtım regülatörüne iki adet piknik tüpünün patlaması amacı ile yakılıp konması ancak patlamaması nedeni ile gerçekleştirilemeyen eylemleri, 12.03.1999 tarihinde bir tır aracına molotof kokteyli atılarak yakmaya teşebbüs edilmesi, 14.03.1999 tarihinde Pendik'te bulunan kereste fabrikası deposuna molotof atılması ve bir aracın hafif şekilde yanması eylemlerini gerçekleştirdiği, 21.03.1999 tarihinde yasadışı slogan atılan gösteriye katıldığının tespit edildiği ve hakkında emniyet kayıtlarında daha önce herhangi bir eylem veya faaliyete katıldığına dair kayıt, bilgi bulunmadığı belirtilerek, diğer sanıklarla birlikte bir araya gelerek teşkil ettikleri liderliğini ...'nun yaptığı "Aponun Kadın İntikam Şahinleri" adlı komite içerisinde üye olarak diğer sanıkla birlikte birden fazla kez molotoflu eyleme iştirak etmekten dolayı 3713 sayılı Kanunun 2/2 maddesi delaleti ile TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5 ve TCK'nın 264/6-8 (beş safer tatbiki), TCK'nın 31, 33, 40 maddelerince tecziyesine karar verilmesinin istenildiği görülmüştür.
24.08.2011 tarihli yazı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinden, 2010/1952 soruşturma sayısı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar hakkında, CMK'nın 100 maddesince yakalama emri çıkartılması istenmiştir. CMK 250 Maddesi ile Görevli İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi hakimince, 24.08.2011 tarih, 2011/974 değişik iş nolu kararı ile talebin kabulü ile şüpheliler hakkında CMK'nın 100 ve müteakip maddeleri gereği gıyaben tutuklanmalarına karar verilerek yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir.
30.09.2011 tarihli Emniyet Müdürlüğü yazıları ile şüpheliler hakkında yakalama emirleri doğrultusunda çalışmalara başlandığı belirtilmiştir. 08.11.2011 tarihli tutanakta, ...'ın bahse konu Ümraniye'de bulunan adreste civarında rastlanılmadığı, adres araştırıldığında babasının ikamet ettiği ancak yaklaşık üç ay önce taşındığı, babasının yeni ikametinin de tespit edildiği, şüpheliyi eski ve yeni ikamete gidip gelirken görenin olmadığı, 2002 seçimlerinden bir hafta önce evden habersiz ayrıldığı, bir daha da kendisinden haber alınamadığı, ailesince Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğüne kayıp ihbarında bulunulduğu bildirilmiş ise de herhangi bir kaydına rastlanılmadığı, şahsı yaklaşık 10 yıldır görenin olmadığı, babasının yazları Tatvan'da, kışları ise İstanbul'da ikamet ettiği, şahsın yurda giriş çıkış kaydının bulunmadığı, şahsın il dahilinde bulunabileceği başka bir adresin tespit edilemediği, 04.12.2012 tarihli tutanakta ise ...'ın, babası ve üvey annesinin belirtilen adresten taşındıkları, yeni adreslerinde ise babasının beyanına göre şahsın 15 yıl önce PKK terör örgütü saflarına katıldığı, 2005 yılında İran'da çıkan çatışmada öldüğü ve oraya defnedildiği, bu konu ile ilgili elinde resmi bir kaydın olmadığı, ayrıca kızı olan ...'inde 4-5 ay önce kaybolduğu, kendisinden haber alınamadığı, bu nedenle şahsın yakalamasının mümkün olmadığı çalışmaların halen devam ettiği bildirilmiştir.
TMK'nın 10 Maddesi ile Görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1952 soruşturma ve 2013/94 birleştirme nolu kararı ile sanıklar hakkında ki dosyanın, 2012/1742 soruşturma numaralı dosya ile hukuki irtibatı bulunduğundan dosyaların birleştirilmesine ve soruşturmaya 2012/1742 numaralı dosya üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir.
13.06.2014 tarihinde çıkartılan vukuatlı nüfus kayıtlarına göre her iki sanıkta sağdır.
İstanbul Cumhhuriyet Başsavcılığının 13.03.2014 tarih, 2012/1742 soruşturma ve 2014/438 karar sayılı görevsizlik kararı ile aralarında sanıkların adlarının da geçtiği görülen şüpheliler hakkında ki silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen dosyanın, ayrıca her iki sanık yönünden suç tarihlerinin 08.11.2002 ve suç yerinin Tatvan olarak belirtilerek, 6526 sayılı Kanun ile 3713 sayılı TMK'nın 10 maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeni ile görevli ve yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2014 tarih, 2014/38178 soruşturma ve 2014/1691 karar sayılı, aralarında şüpheliler ... ve ...'inde adlarının geçtiği, suç tarihinin 2007, suç yerinin İstanbul olarak belirtildiği ayırma kararı ile süreçte birleştirilmek sureti ile takipleri yapılan ve örgütün kırsal alanına katıldıkları iddia edilen sanıkların, diğer şüpheliler ile irtibatlı olduklarına dair bir bulgunun bulunmaması, ikamet adreslerinin farklı olması ve dosyaya yansıyan olgular nazara alınarak, soruşturma ve araştırmaların ayrı yürütülmesi gerektiğinden evraklarının tefriki ile 2014/84410 soruşturma numarasına kaydına karar verilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/84410 soruşturma, 2014/8517 karar sayılı, suç tarihinin 08.11.2002 tarihi olarak belirtildiği yetkisizlik kararı ile de ...'ın, ...'ın, ...'ın beyanlarına istinaden sanıkların Ümraniye'de bulunan ...'ın ikametinde iken, örgüte katılmak için ikameti terk ettikleri anlaşıldığından, nerede faaliyet yürüttükleri tespit edilememişse de, CMK'nın 13/1 maddesince suç yerinin Ümraniye ilçesi olması nedeni ile yer itibari ile yetkisizlik kararı verilerek, dosyanın İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.
Dosya İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/100405 soruşturma sayılı evrakına kaydedilmiştir. 11.07.2014 tarihli müzekkere ile de kolluktan şüphelilerin aile ve yakın çevreleri araştırılarak yakalanmaları istenmiştir.
08.08.2014 tarihinde ...'ın kollukta bilgisine başvurulmuştur. Beyanında özetle, 1999 yılında PKK terör örgütü eylemlerine katıldığından cezaevine konulan oğlunun, 05.11.2002 tarihinde cezaevinden çıktığını, 2002 yılı seçimlerine kadar yanında kaldığını ve çalışmadığını, yeğeni olan ...'in ise 2002 yılı kasım ayında örgüte katılmak üzere evden ayrıldığını, abisi ile birlikte ...'i aramışlarsa da bulamadıklarını, örgüte gitmesini engelleyemediklerini, oğlu ...'in örgüte katılabileceğinden endişe duymaya başladığını zira oğlunun cezalarının onanması halinde tekrar cezaevine girmekten korkmaya başladığını söylediğini, seçimlerden sonra yoklama kaçağı olması nedeni ile oğlunu askerlik şubesine götürdüğünü, 15-20 kasım tarihlerinde Antalya'da birliğine teslim olması gerektiğinden evden ayrılan oğlunun, yaklaşık bir hafta sonra arayarak askere gitmediğini, örgüte katıldığını, merak etmemesini söylediğini, bir daha kendisinden haber alamadığını, 2005 yılında Tatvan Jandarmadan aranarak ismini hatırlamadığı bir örgüt üyesinin 2005 yılında İranda bir çatışmada oğlunun İran askerlerince öldürüldüğünün ve oğlunun örgüt içerisindeki adının ... kod olduğunu beyan ettiğinin söylendiğini, hukuki yollardan cenazesini getirme arayışına girse de sonuç alamadığını, mahallede taziye çadırı kurduklarını, ... hakkında ise bilgisinin olmadığını fakat örgüt içerisinde olduğunu bildiğini beyan etmiştir.
Her ikisi sanığın, sağ olduklarına dair 25.11.2014 tarihli nüfus ve adli sicil kayıtları görülmüştür.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 03.03.2016 tarih, 2014/100405 soruşturma sayılı, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben, suç tarihinin 08.11.2002 olarak belirtildiği, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, her iki sanığın açık kimlik bilgileri ve yakalamalı oldukları belirtilerek, özetle süreçte ifadeleri alınan ..., ..., ...'ın ve de ...'in beyanlarından ve yapılan istihbari araştırmalardan örgütün dağ kadrosuna katıldıkları değerlendirilen, ...'ın 1999 yılında örgüt adına faaliyet göstererek gerçekleştirdiği eylemlerden yakalandığı ve tutuklu kaldığı, tahliyesinden kısa süre sonra örgütün dağ kadrosuna katıldığının değerlendirildiği belirtilerek, haklarında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince, 24.08.2011 tarihinde yakalama kararı çıkartılan ancak yakalanamayan her iki sanığın, örgütün dağ kadrosuna katılarak burada örgüt adına savaşçı olarak bulunmak sureti ile atılı suçu işlediklerinden TCK'nın 341/2, 53 maddelerinden cezalandırılmaları istenilmiştir.
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/42 iddianame değerlendirme numaralı, 14.03.2016 tarihli kararı ile sanıkların örgüt üyesi olduklarına, örgütsel bağlantılarına ilişkin olayların iddianamede açıklanmadığı, sadece arşiv kayıtlarından bahsedildiği, hangi eyleme katıldıklarının belirlenemediği, ...'ın beyanında telefonla arandığının belirtilmesine rağmen HTS kayıtlarının celp edilmediği, leh veya aleyhlerine delillerin toplanmadığından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiştir.
15.03.2016 tarihli yazısı ile Cumhuriyet savcısınca her iki sanığın örgüte katılmak için "08.11.2003" tarihinde evden ayrıldıklarının, dağ kadrosunda oldukları değerlendirildiğinden iddianamenin hazırlandığını, eylemleri tespit edilemediğinden iddianamede anlatılamadığını, sanıkların tespit edilen bir telefon numaraları bulunmadığından, HTS raporlarının alınmasının mümkün olmadığını, şüphelilerin yurt dışına nasıl ve neden çıktığına dair tespitin dosyaya bir katkı sağlamayacağını ayrıca bu hususun yargılama aşamasında da tespit edilebileceğini belirterek, kararın kaldırılmasına yönelik itirazda bulunmuştur.
İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.03.2016 tarih 2016/338 değişik iş sayılı kararı ile Cumhuriyet savcısının itirazının reddine oy birliği ile karar verilmiştir.
Dosya, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/40386 soruşturma sayısına kaydedilmiştir. 18.03.2016 tarihli müzekkere ile TEM Şube Müdürlüğünden iade kararında belirtilen eksikliklerin tamamlanarak düzenlecek evrakın gönderilmesi istenilmiştir.
04.04.2016 tarihli İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü yazısında, ... Kod ... isimli şahsın ADNKS'de ikamet kaydının bulunmadığı, ailesinin ADNKS kayıtlarında Ümraniye İlçesinde belirtilen adreste ikamet kaydının bulunduğu, kullandığı GSM hattı tespit edilemediğinden herhangi bir HTS çalışması yapılamadığı, şahsın herhangi bir yurtdışı giriş- çıkış kaydının bulunmadığı; UYAP Kayıtlarında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/1974 esas sayılı dosyasından 2011/825 değişik iş arama no sayılı yakalama emrine, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/350 esas, 2005/383 no sayılı yakalama emrine istinaden ve Van Cumhuriyet Başsavcılığının 01.10.2004 tarih 2004/624 hz sayılı yakalama emrine istinaden terör amaçlı örgüte üye olma suçlarından arandığı şeklinde kaydının bulunduğu, arşiv kayıtlarında örgüt üyeliğinden yakalandığı savcılıktan serbest bırakıldığı, örgüt adına faaliyetlerde bulunmak suçundan 30.04.1999 yılında yakalandığı, 1999/55 sayılı soruşturma dosyası kapsamında sevk edildiği adli makamlarca tutuklandığı şeklinde kaydının bulunduğu; ... isimli şahsın ADNKS'de ikamet kaydının bulunmadığı, ailesinin ADNKS kayıtlarında Tatvan İlçesinde belirtilen adreste ikamet ettiği, kullandığı GSM hattı tespit edilemediğinden HTS çalışması yapılamadığı, herhangi bir yurtdışı giriş-çıkış kaydının bulunmadığı, tespit edilemediği, UYAP kayıtlarında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/974 esas ve 2011/826 değişik iş sayılı yakalama emrine istinaden ve Van Cumhuriyet Başsavcılığının 01.10.2004 tarih ve 624 sayılı yakalama emrine istinaden terör amaçlı örgüte üye olma suçlarından arandığına dair kaydının bulunduğu; arşiv kayıtlarında örgüt adına faaliyetlerde bulunma suçundan arandığı şeklinde kaydının bulunduğunun tespit edildiği ile 2010/1952 sayılı soruşturma dosyasında ...'ın 02.05.1999 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığı tahkikat kapsamında sorumlu tutulduğu eylemlerin belirtilerek, ... hakkında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının ancak iltisaklı kurumlarla yapılan yazışmalarda; ... kod ...'ın terör örgütü içerisinde Irak'ın kuzeyinde bulunan kamplarda faaliyet gösterdiği, ...'in ise kırsal alanda faaliyet gösterdiği şeklinde bilgiler elde edildiği bildirilmiştir.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, 05.04.2016 tarih, 2016/40386 soruşturma, sayılı, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben, suç tarihinin 08.11.2002 ve suç adının silahlı terör örgütüne üye olma suçu ve yakalamalı oldukları belirtilerek, ayrıntılı kimlik bilgileri verilen sanıklar hakkında özetle, ..., ..., ... ve ...'ın beyanları belirtilerek bahse konu beyanlarda örgüte katıldıkları, müracaat tarihinden itibaren yapılan araştırmalarda nerede oldukları bilgisine ulaşılamadığı, yapılan istihbari çalışmalarda dağ kadrosuna katıldıklarının değerlendirildiği, sanıklardan ...'ın 1999 yılında terör örgütü adına faaliyet göstererek eylemlerde bulunduğu ve yakalandığı, bir müddet tutuklu kaldığı, tahliyesinden kısa bir süre sonra ortadan kaybolarak örgütün dağ kadrosuna katıldığının değerlendirildiği, her iki sanık hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.08.2011 tarih ve 2011/974 d.iş sayılı kararıyla yakalama emri çıkarıldığı ve bu tarihten itibaren yakalanamadıkları, örgütün dağ kadrosuna katılarak burada örgüt adına savaşçı olarak bulunmak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediklerinden, TCK'nın 314/2 ve 53/1 maddelerince cezalandırılmalarına karar verilmesi istenmiştir.
08.04.2016 tarihli nüfus kayıtlarına göre her iki sanıkta sağdır.
11.04.2016 tarihinde İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 2016/74 dosya nolu kararı ile iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Mahkemenin 11.04.2016 tarihli tensiple verdiği kararla, CMK'nın 13. maddesi uyarınca suçun işlendiği yer belli değilse, şüphelinin veya sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu, ancak olayda sanıkların yakalanamadığı, ayrıca 08.04.2016 tarihli nüfus kayıt örneğine göre yerleşim yeri adreslerinin olmadığı anlaşıldığından, yetkili mahkemenin CMK 13/3. maddesi uyarınca ilk usuli işlemi yapan yer olan mahkeme olduğu gerekçesi ile dosyanın CMK'nın 12 ve devamı maddelerince yetkili İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.04.2016 tarih ve 2016/139 esas, 2016/106 karar sayılı gerekçeli kararı sanık ...'ın ailesinin bulunduğu belirtilen Ümraniye'deki adrese tebliğe gönderildiği, içeriğinde gerekçeli kararın bulunduğu belirtilen örnek no:25 tebligat mazbatasında adreste sorulduğunda tanınmadığı ve mahalle muhtarında kaydının bulunmadığı, yeni adresi bilinmediği şerh edilerek, 26.04.2016 tarihinde merciine iade edildiği, yine gerekçeli kararı bulundurur örnek no 25 tebligat mazbatasıyla da süreçte tahliye edildiği belirtilen ... Köyü'ndeki adrese tebligatın gönderildiği, ... Muhtarı'nın imzalı ve mühürlü beyanına göre muhatap adresten ayrıldığından 09.05.2016 tarihinde merciine iade edildiği; diğer sanık ...'ın ise Tatvan'da bulunan adresine içeriğinde gerekçeli kararın bulunduğu örnek no:25 içerir tebligatın gönderildiği, adreste tanınmadığı, adresle ilgisinin olmadığı, muhtar tasdiki ile iade şerhi ile tebligatın 29.04.2016 tarihinde merciine iade edildiği, bunun üzerine Tebligat Kanunu 35 maddesine göre ...'ın Tatvan'da belirtilen adresine tebligat çıkarıldığı, 16.05.2016 tarihli örnek no 6 tebligat mazbatasında Tebligat Kanunu 35. maddesi gereğince çıkış mercii tarafından düzenlenen örnek 6 nolu tebliğ evrakın bir parçası muhatabın kapısına yapıştırılarak tebliğ edilmiş olup, durumdan komşusu isimi imzadan imtina etmiş, haberdar edilmiştir şerhi ile diğer sanık ... içinde Tebligat Kanunu 35 maddesine göre ... Köyü'nde belirtilen adresine tebliğe gönderildiği, 17.05.2016 tarihli örnek no 6 tebligat mazbatasında Tebligat Kanunun 35 maddesi gereğince çıkış mercii tarafından düzenlenen örnek 6 nolu tebliğ evrakı parçasının muhatabın kapısına yapıştırılarak tebliğ edilmiş olup, durumdan komşusu isimi imzadan imtina etmiş haberdar edilmiştir şerhinin yazıldığı görülmüştür.
26.05.2016 tarihli kesinleşme şerhinde, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/139 esas ve 2016/106 karar sayılı kararının itiraz edilmeden 25.05.2016 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
Dosya İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/251 esasına kaydedilmiştir. 06.06.2016 tarihli mahkemeye sunulan mütalaada Cumhuriyet savcısı, sanıkların Ümraniye ilçesindeki adreslerinde ikamet ederek yine bu yerde çalıştıklarının sabit olması nedeni ile ikametgahları ve dolayısı ile suça bakmakla yetkili merciinin belli olduğu, yargılama yetki ve görevinin İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine ait bulunduğu anlaşılmakla yetkisizlik kararı verilmesini istemiştir. 09.16.2016 tarihli tensiple verilen, 2016/251 esas ve 2016/208 karar sayılı yetkisizlik kararı ile dosyanın sanıkların örgüte katılmadan önce "İstanbul İli Ümraniye İlçesi Yukarı Dudullu Mahallesinde ikamet etikleri anlaşıldığından, yakalama emri çıkarıldığını gerekçe gösterilerek ilk usulü işlemin yapıldığı yerin yetkili olduğu belirtilmiş ise de; TBMM tarafından 21.02.2014 tarihinde kabul edilen, 06.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunun 1. maddesince 6352 sayılı yasanın geçici 2. maddesi gereğince görevlendirilen mahkemelerin ve CMK 250 ile görevli İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin görevinin sona erdirildiği dikkate alındığında, Cumhuriyet başsavcılığının talebi üzerine verilen yakalama kararının kanuni bir zorunluluktan kaynaklanması ve bu durumun ilgili yasa maddesi ile ortadan kaldırılması, sanıkların ikametgahlarının dosya kapsamından şüpheye bırakmayacak şekilde belirli olması, sanıkların bu ikametgahlarından örgüte katılma iradesi göstererek ayrıldıklarının sabit olması, sanıkların eylemlerinin İstanbul (Anadolu) Ağır Ceza Mahkemesinin yetki sınırları içerisinde olduğu anlaşıldığından, CMK’nın 12. maddesince mahkemenin yetkisizliğine, olumsuz yetki uyuşmazlığı oluştuğundan, CMK'nın 4/2 maddesi gereğince dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 17.10.2016 tarih, 2016/8308 E. ve 2016/8373 K. sayılı kararı ile İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.04.2016 tarih ve 2016/139 E. 2016/106 K. sayılı yetkisizlik kararının kaldırılmasına, oy birliğiyle karar vermiştir.
Dosya, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/430 esasına kaydedilmiştir. 30.11.2016 tarihli tensipte, sanıklar hakkında soruşturma aşamasında çıkartılan yakalama kararının kaldıralarak kovuşturma aşamasına geçildiğinden yeniden yakalama kararı çıkartılmasına karar verilmiştir. 16.03.2017, 14.09.2017, 19.12.2017 tarihli duruşmalarda sanıklar hakkında çıkartılan yakalama kararlarının infazı beklenilmiştir. 23.01.2018 tarihli duruşmada, iddia makamı özetle, kamu davasının zamanaşımı nedeni ile 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddeleri gereğince düşürülmesine karar verilmesi talep ve mütalaasında bulunmuş ve tefhim olunan hükümle, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları istemi ile açılan kamu davasının, suç tarihi itibari ile 765 sayılı TCK'nın 102/3-4, 104/2 maddesince olağanüstü dava zaman aşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle, CMK'nın 223/8 maddesince ayrı ayrı düşürülmesine, oy birliği ile istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. 23.01.2018 tarih, 2016/430 esas, 2018/22 karar sayılı gerekçeli kararında sanıkların 1999-2002 yılları arasında terör örgütü lehine faaliyet gösterdikleri, 08.11.2002 tarihinden bu yana sanıklara ulaşılamadığı, dosya kapsamına göre sanıkların 2002 yılından sonra terör örgütüne üyeliğinin devam ettiğine ilşikin delil bulunmadığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesince temadinin 2002 yılında kesildiğinin kabulü ile suç tarihi itibariyle 765 sayılı yasanın yürürlükte olması nedeni ile lehe-aleyhe yasa değerlendirmesi yapılması sonunda, 765 sayılı yasanın 165/2 maddesi gereğince olağan üstü zamanaşımı süresi olan 15 yıllık sürenin 2017 yılında dolduğu, yasanın 66/1-d ve 67 maddesi gereğince olağan üstü zaman aşımı süresi olan 22 yıl 6 aylık sürenin 2024 yılında dolacağı anlaşıldığından, 765 sayılı yasa sanıklar lehine olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir.
30.11.2016 tarihli müzekkerelerle, sanıklar hakkında çıkartılan yakalama emirlerinin bila infaz kayıtlarının kapatılarak gönderilmesi istenilmiştir.
Sanık ...'ın, karar başlığında belirtilen Tatvan'daki adresine gerekçeli kararı içerir örnek no 25 tebligat mazbatası ile kararın tebliğe çıkartıldığı, 06.02.2018 tarihli şerhte özetle "muhatap gösterilen adreste... oturan, ismen soruldu tanınmıyor olduğu tespit edilmiştir. Yeni adresi bilinmiyor. Komşusu isim ve imzadan imtina etmiştir. Ayrıca ilgili mahalle muhtarı tasdik ve imzadan imtina etmiştir. Evrak çıkış merciine iade" olunduğu, diğer sanık ...'ın Ümraniye'de belirtilen adresine gerekçeli kararı içerir örnek no 25 tebligat mazbatası ile kararın tebliğe çıkartıldığı, 08.02.2018 tarihli şerhte özetle "gösterilen adreste ...soruldu. Muhatap taşınmış. Evrak merciine iade" edildiği belirtilmiştir. Yine her iki sanık yönünden belirtilen adreslerine, tebligat kanunu 35 maddesine göre örnek no 6 mazbatası ile gerekçeli karar tebliğe gönderilmiştir. Sanık ... yönünden 26.03.2018 tarihinde "Tebligat Kanunu 35 maddesi gereğince çıkış merci tarafından düzenlenen 6 örnek nolu tebliğ evrakının bir parçası muhatabın kapısına yapıştırılarak; diğer sanık ... yönünden ise 24.03.2018 tarihinde "Tebligat Kanunu 35 maddesi gereğince çıkış merci tarafından düzenlenen 6 örnek nolu tebliğ evrakının bir parçasının muhatabın kapısına yapıştırılarak" tebliğ edildiklerine, sanık ... yönünden ... Köyüne çıkartılan tebligata ise 23.05.2016 tarihinde "Tebligat Kanunu 35 maddesine göre tebliğ edilmiştir. 6 Nolu örnek kapısına yapıştırıldı" kayıtlarının şerh edildiği görülmüştür.
18.04.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinde, kararın temyiz edilmeden, her iki sanık yönünden de 03.04.2018 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
25.06.2021 tarihli yazısı ile HSK başmüfettişi, mahkeme denetimi sırasında dosyanın incelenmesinde, sanıklar hakkında her ne kadar düşme kararı verilmiş ise de iddianamenin 05.04.2016 tarihinde tanzim edildiği, sanıkların kovuşturma ve soruşturma sırasında yakalanamamaları nedeni ile savunmalarının alınamadığı, suçun temadi eden suç vasfında olduğu, yakalanamayan sanıklar hakkında kamu davasının açılması ile temadinin kesileceği zamanaşımı süresinin iddianamenin düzenlendiği tarihte başlayacağı gözetilmeden düşme kararı verilmesinin kanuna aykırı olması nedeni ile kesinleşen karara yönelik kanun yararına bozmaya başvurulması Cumhuriyet başsavcılığından istenilmiştir.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 30.06.2021 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne yakalanamayan sanıklar haklarında kamu davası açılması ile birlikte temadinin kesintiye uğradığı, zamanaşımı süresinin iddianamenin tanzim edildiği 05.04.2016 tarihinde başlayacağı, bu haliyle zamanaşımı yönünden gözetilmesi gereken 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d ve 67/4 maddelerince zaman aşımı süresinin dolmadığı, dolayısı ile sanıklar hakkındaki davanın düşürülmesine dair İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarih, 2016/430 Esas, 2018/22 Karar sayılı kararının usul ve kanuna aykırı olduğundan kanun yararına bozma yoluna gidilmesi görüşünde bulunulmuştur.
UYAP kayıtlarında yapılan incelemede; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 21.02.2019 tarihli yazısında ... isimli şahıs hakkında iltisaklı kurumlarla yapılan çalışmalarda; PKK/KCK-PJAK terör örgütünün kırsal yapılamasına 2002 yılının son aylarında katılım yaptığı ve örgüt içerisinde faaliyet yürütürken 2005 yılı yaz aylarında Kelareş (İran) bölgesinde etkisiz hale getirildiği, cesedinin İran da bulunduğu, İstanbul'da ikamet eden ailesi tarafından 2013 yılında taziye düzenlendiği şeklinde bilgilerin iletildiği, yapılan çalışmalarda, şahsın babası ile görüşülerek bilgi alma ve fotoğraf teşhis tutanağı düzenlenerek bir suretin sunulduğu, 14.01.2019 tarihli teşhis tutanağında ...'a terör örgütü güdümünde haber yapan internet sitesi adresinde ... isimli örgüt mensubu olabileceği değerlendirilen fotoğrafla ilgili teşhiste, haber içeriğindeki şahsın oğlu ... olduğunu, 1999 yılında içeriğini bilmediği siyasi bir konu ile alakalı ceza evine girdiğini, 2002 yılında tahliye olduğunu, askerliğini yapmadığı için ceza evinden çıktığı gün askerlikle alakalı aranması olduğundan karakolda bir gece kaldıktan sonra Ümraniye Askerlik şubesine götürüldüğünü, orda tamamlanan askerlik işlemleri sonrası Antalya iline askerlik yapması için evraklarının verildiğini, o günün gecesi ben askere gidiyorum diye evden ayrıldığını, kendisinden haber alamadıkları için araştırdıklarında askere gitmemiş olduğunu, PKK'ya gitmiş olduğunu öğrendiklerini, 2005 yılında MED TV'de ki bir yanında oğlunun İran ülkesinin Kelareş bölgesinde öldüğünü öğrendiklerini, o dönem PKK'nın içinde bulunan akrabaları ...'ın teslim olduğunu ve olduğu ifadesinde oğlunun İran'da öldüğünü söylediğini, bununla ilgili Tatvan Jandarmadan aranılıp oğlunun öldüğünün söylendiğini, konsolosluk aracılığıyla müracaatta bulunarak cenazesini getirmek için dilekçe vermiş ise de böyle ölümlü resmi olarak bir kayıtlarının bulunmadığı için yapacak bir şeylerinin olmadığı şeklinde cevap verildiğini, İran ülkesi Kelaraş bölgesinde mezarının olduğunu ama mezarının tam nerede olduğunu da bilmediğini, 2005 yılında Ümraniye Parseller mahallesinde bulunan evinde taziye yaptığını beyanla, teşhiste bulunduğu görülmüştür.
Dosyaya yansımamakla birlikte tutanakta yazılan adrese yönelik re'sen internette açık arama yapıldığında, isim benzerliği bulunan ... adlı bir şahıs hakkında da 2016 yılında öldüğüne dair bir haber ve yayının bulunduğu görülmüştür.
III- HUKUKİ UYUŞMAZLIK:
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar hakkında olağanüstü zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile verilen düşme kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarında uyuşmazlık bulunmakta ise de öncelikli olarak kararın kanun yararına bozmaya konu olup olmayacağının değerlendirilmesi gereklidir.
IV- HUKUKİ MEVZUAT;
A-) TEBLİGAT KANUNU
İlanen tebligat:
Madde 28 – Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.
Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.
Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. (Değişik ikinci cümle: 19.3.2003-4829/9 md.)
Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir.
Yabancı memleketlerde oturanlara ilanen tebligat yapılmasını icabettiren ahvalde tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin malüm adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasına koyar.
İlan şekli:
Madde 29 – İlan suretiyle tebliğ, tebliği çıkartacak merciin mucip sebep beyaniyle vereceği karar üzerine aşağıdaki şekilde yapılır.
1. İlan alakalının ıttılaına en emin bir şekilde vasıl olacağı umulan ve varsa (…) tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden birer gazetede ve ayrıca elektronik ortamda yapılır.
2. Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti, tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerine de asılır.
(1) 11.1.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “ayrıca” ibaresi metinden çıkarılmış ve aynı bentte yer alan “gazetede” ibaresi “gazetede ve ayrıca elektronik ortamda” olarak değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
(Değişik : 6.6.1985 - 3220/9 md.) Merci, icabına göre ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İki ilan arasındaki müddet bir haftadan aşağı olamaz. Gerekiyorsa ikinci ilan, yabancı memleket gazeteleriyle de yaptırılabilir.
İlanın ihtiva edeceği kayıtlar:
Madde 30 – İlanda, alakalıların ad ve soyadları, işleri, ikametgah veya mesken yahut iş yerleri, tebliğ olunacak evrak muhteviyatının hulasası, tebliğin anlaşılabilecek şekilde mevzuu, sebebi, ilanın hangi merciden verildiği, ilan daveti tazammun ediyorsa nerede ve ne için, hangi gün ve saatte hazır bulunulacağı yazılmak lazımdır.
İlanen tebligatta tebliğ tarihi:
Madde 31 – (Değişik : 6.6.1985 - 3220/10 md.)
İlanen tebliğ, son ilan tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır.İlanen tebliğe karar veren merci, icabına göre daha uzun bir müddet tayin edebilir. Ancak, bu süre 15 günü geçemez.
Adres değiştirmenin bildirilmesi mecburiyeti:
Madde 35 – Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
(Değişik fıkra: 11.1.2011-6099/9 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
(Değişik: 19.3.2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
(Ek : 6.6.1985-3220/12 md.; Değişik fıkra: 11.1.2011-6099/9 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmi kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.
(Ek fıkra: 11.1.2011-6099/9 md.) Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliğ çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca 25/a maddesine göre gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır.
B-)TEBLİGAT TÜZÜĞÜ
Adresin meçhul olması:
Madde 46 –Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır.
Bu Tüzük hükümlerine göre tebligat yapılamıyan ve 13 üncü madde mucibince yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır.
Adresi meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına tebliğ mazbatasına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran merci, lüzum görürse, muhatabın adresini resmi veya hususi müessese ve dairelerden veya zabıta vasıtasiyle tahkik ve tesbit ettirebilir.
İlan, tebligatta başvurulacak son çaredir.
İlanen tebligat usulü:
Madde 47 – İlanen tebliğ, alakalı merciin yukarı ki maddeye müsteniden sebebini göstermek suretiyle vereceği karar üzerine aşağıdaki şekilde yapılır:
1– İlan, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin ıttılaına en emin bir surette vasıl olacağı umulan bir gazete de yapılır.
Ayrıca, varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden bir gazeteye de ilan verilir. Bu gazetenin intihabında da yukarıki fıkra hükmü nazara alınır.
Muhatabın ıttılaına en emin surette vasıl olacağı umulan gazete, tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde intişar eden bir gazete ise, ayrıca bir diğer gazete ile ilan yapılmaz.
2– (Değişik : 5.10.1987 - 87/12170K.) Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti bir ay süreyle tebliği çıkaran mercide herkesin kolayca görebileceği bir yere asılır.
Merci, gerekirse, ikinci defa ilan yapılmasına karar verebilir. İkinci ilanda yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre yapılır. İki ilan arasındaki süre bir haftadan az olamaz. İkinci ilan gerekiyorsa, yabancı memleket gazeteleriyle de yaptırılabilir.
Adresi yabancı memlekette bulunanlara ilan yoluyla tebliğ yapılmasını gerektiren hallerde, tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin bilinen en son adresine, ayrıca, iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasında saklar.
İlanın ihtiva edeceği kayıtlar:
Madde 48 – İlanda, alakalıların ad ve soyadları, işleri, ikametgah veya mesken yahut işyerleri, tebliğ olunacak evrak muhteviyatının hülasası, tebliğin anlaşılabilecek şekilde mevzuu, sebebi, ilanın hangi merciden verildiği, ilan daveti tazammun ediyorsa nerede ve ne için, hangi gün vesaatte hazır bulunacağı yazılmak lazımdır.
Tebliğ tarihi:
Madde 49 – (Değişik : 5.10.1987 - 87/12170K.)
İlan yoluyla tebliğ, son ilan tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır. İlan yoluyla tebliğ yapılmasına karar veren merci, işin gereğine göre daha uzun bir müddet tayin edebilir. Ancak bu süre onbeş günü geçemez.
İlanın yaptırılması:
Madde 50 – İlan, tebliği çıkaran merci tarafından masrafı 6 ncı maddeye tevfikan alakalısından alınarak 47 nci madde mucibince tayin edilecek gazete de neşrettirilir.
İlan yabancı bir memleket gazetesi ile neşredilecekse 36 ila 39 uncu maddeler hükümleri de kıyasen tatbik olunur.
Değiştirilen adresin bildirilmesi mecburiyeti ve yapılacak muameleler:
Madde 55 – Muhataba veya adresinde bu Tüzüğün gösterdiği usullere göre onun yerine tebellüğ edebilecek birine veya 30 uncu madde mucibince tebligat yapılmış ve fakat muhatap sonradan adresini değiştirmiş, olursa yeni adresini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini alakalı mercie bildirmez ve fakat çıkarılan tebligat üzerine tebliğ memuru 28 inci maddenin ilk fıkrasındaki usule göre yeni adresi tesbit ederse aynı maddenin üç ve dördüncü fıkraları mucibince ve son fıkrasındaki hal vakı ise 30 uncu maddeye tevfikan muamele yapar.
Tebliğ memuru bu suretle muhatabın yeni adresini tesbit edemezse, tebliğ evrakı, çıkaran mercie iade edilir. Bu mercie muhatabın yeni adresi bir diğer alakalı tarafından bildirilirse, tebliğ evrakı o adrese gönderilir. Aksi takdirde mercice tahkik muamelelerine tevessül olunmayarak bu Tüzüğe ekli 6 numaralı örneğe göre düzenlenecek tebliğ evrakının bir nüshası eski adrese ait kapıya ve diğer nüshası da divanhaneye talik ettirilir. Eski adresin kapısına talik tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
Mütaakıp tebliğler, yalnız o kazai merciin divanhanesine talik suretiyle yapılır.
Tebliğ evrakı kapıda iki gün, divanhanede biray müddetle asılı kalır.
(ek : 5.10.1987 - 87/12170 K.) Daha önce tebliğ yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adreslerle kamu idare, kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
V-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME;
Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.
Sanık aleyhine yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulabilmesi mümkündür; fakat, bu halde hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulması gerekir (CGK'nın 21.11.2006 gün, 2006/23-246 esas, 2006/241 karar ve 14.06.2005 gün ve 55-64; 04.07.2006 gün ve 185-175 sayılı kararları).
Usulüne uygun olarak tebliğ edilmeyen ve bu nedenle kesinleşmeyen kararlar aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz (CGK'nın 11.05.2004 gün, 2004/10-95-114 sayılı kararı).
Kanun yararına bozmaya dair istem yazısında belirtilen karar yerine başka bir kararın yasa yararına bozulmasına karar verilmesi de isteme bağlılık kuralına aykırılık oluşturur (CGK'nın 29.09.2009 gün 2009/6-177-210 sayılı kararı).
Her ne kadar talepnamede İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar hakkında verdiği 23.01.2018 tarih, 2016/430 esas ve 2018/22 sayılı kararı kapsayan dosyadan bahsedilmiş ise de, gerek fezleke gerekse kanun yolu formundan ve gönderilen dosya içeriği ile UYAP dokümanlarından açıkça anlaşılacağı üzere istem ve dosya kapsamının, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarih, 2016/430 esas ve 2018/22 sayılı kararına yönelik olduğu izahtan vareste olmakla, iş bu husus tevdiiyi gerektirir bir husus olarak addedilmemiş, yazım hatası kabul edilmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olayda, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.05.1999 tarihli iddianamesi ile 18.02.1999 ve 21.03.1999 tarihleri arasında PKK terör örgütü içinde oluşturulan komiteye dahil olarak eylemler gerçekleştirdiğinden 30.04.1999 tarihinde gözaltına alınarak 06.05.1999 tarihinde tevkif edildiği ve tahliyesini müteakip askere gidecek iken 08.11.2002 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamadığı fakat 14.01.2019 tarihli bilgisine başvurulan ve 2005 yılında İran'da çıkan çatışmada öldüğünden taziye çadırı kurduğunu belirten babasının beyanı ve fotoğraf teşhisi kapsamında örgüte müzahir sitede 2005 yılında öldüğü belirtilen ... ile akrabası olan ve yakın tarihlerde ... ve ... adlı kişilerle birlikte örgüte katıldığı, kendisinden haber alınamadığı belirtilen ... hakkında, örgütün dağ kadrosuna katıldıkları iddiası ile başlatılan soruşturma kapsamında, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmaları istemi ile tanzim olunan 05.04.2016 tarihli iddianamenin, 11.04.2016 tarihinde kabulünü müteakip yapılan yargılama neticesinde, haklarında düzenlenen tutuklama ve yakalama emirleri infaz edilemeyen, ayrıca gaiplik veya kaçaklık kararı bulunmayan sanıklar hakkında verilen düşme kararının, her ne kadar UYAP sisteminde yurt içi ikametgah ve mernis kaydı olarak adres işlendiği görülmüş ise de, süreçte tanzim edilen tutanak ve kararlarda belirtildiği üzere adreslerinin meçhul olduğunun, önceden yargı merciince usulünce yapılmış bir tebligatın bulunmadığının görülmesi karşısında, çıkarılan davetiyelerin Tebligat Kanununun 28. maddesi yerine, şartları oluşmadığı halde 35. maddesi gereğince tebliğ edilmiş kabul edildiği görülmekle talebe konu karar usulüne uygun olarak kesinleştirilmediğinden istemin reddine karar verilmiştir.
VI- SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2016/430 E, 2018/22 K. sayılı kararının kesinleşmemesi nedeni ile öngörülen şartlar oluşmadığı için yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.01.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2017/5321 E., 2019/12434 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/5. maddeleri uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
18. Ceza Dairesi 2017/5321 E. , 2019/12434 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, 2911 sayılı Kanuna muhalefet
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, beraat
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1- Sanıklar ..., ..., ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı kanuna muhalefet, sanıklar ......, ..., ....,....,...,...,...., ve ... hakkında 2911 sayılı kanuna muhalefet suçlarından verilen beraat kararlarının temyizinin incelenmesinde;
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/5. maddeleri uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanıkların müdafiilerinin temyiz iddiaları yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca bu aykırılık, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktasının; tebliğnameye uygun olarak, hüküm fıkrasına “beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/5. maddeleri uyarınca, 1.500 TL maktu vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanıklara ayrı ayrı verilmesine” ibaresinin eklenmesi biçiminde HÜKÜMLERİN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyizinin incelenmesinde ise; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanıkların, suç tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kürtaj meselesi ile ilgili açıklamalarını protesto etmek amacıyla yaklaşık 60 kişilik bir grupla yürüyüş yaparken güvenlik gerekçesiyle Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanlığı önüne yürümelerine izin vermeyen ve bu nedenle önlerinde barikat kuran müşteki polis memurlarına yönelik ellerinde bulunan pankart ve dövizlerle saldırmaları şeklinde gerçekleşen olayda dosya içerisinde yer alan CD’deki görüntülerin incelenmesinde müştekilere yönelik cebir eylemini hangi sanığın ne şekilde gerçekleştirdiğinin kesin olarak tespit edilememesi karşısında; sanıkların mukayeseye elverişli fotoğraflarının dosya içerisinde bulunan fotoğraflar ve kamera görüntüleri ile birlikte ADLİ TIP, TÜBİTAK veya TRT gibi uzman kuruluşlardan birisine gönderilip fotoğraf ve görüntü analizleri yaptırılarak, görüntülerdeki şahısların sanıklar olup olmadığı ile gerçekleştirdikleri eylemlerinin kuşkuya yer vermeyecek biçimde kesin olarak belirlenmesi ve bireyselleştirilmesinden sonra sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Sanıkların eylemlerinin saldırıda kullanmaya elverişli silahtan sayılan döviz ve pankartlarla, birden fazla kişi ile birlikte ve birden fazla görevliye karşı işlediklerinin kabul edilmesine karşın, sanıklar hakkında TCK'nın 265/3., 4. ve 43/2. maddelerinin uygulanmaması,
Sanıklar hakkında, TCK'nın 62. maddesinde öngörülen "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri" gibi hususlar değerlendirilmeden “Yargılama süresinde sanıklar lehine takdiri indirim nedeni olabilecek bir hususun tespit edilmediği ve bu yönde bir eğilimin oluşmadığı” biçimindeki kanuni olmayan gerekçe ile takdiri indirimin uygulanmaması,
Kanuna aykırı, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve .... müdafiilerinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken aleyhe temyiz olmadığından, 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 17/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2015/14448 E., 2017/6321 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFikri ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddeleri uyarınca ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
19. Ceza Dairesi 2015/14448 E. , 2017/6321 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5846 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, Beraat
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
I- Sanık ... müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddeleri uyarınca ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz iddiaları yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca bu aykırılık, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktasının; tebliğnameye uygun olarak, hüküm fıkrasına “beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/5. maddeleri uyarınca, 1.800 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanığa verilmesine” ibaresinin eklenmesi biçiminde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II- Diğer hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
1- Sanık ...’nın temyiz talebine yönelik olarak,
a) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizin de benimsediği 08/04/2014 tarih 2013/7-591 Esas 2014/171 karar sayılı kararında açıklandığı üzere, bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçlarında suçun mağdurunun doğrudan “eser sahipleri” olmayıp “toplum” olduğu ve suça konu eserlerle ilgili şikayet bulunmasının da durumu değiştirmeyeceği ve ayrıca 5237 aayılı TCK'nın 44. maddesinde “işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı
gerektiren suçtan cezalandırılır” hükmüne yer verilmesi, bir fiilden kastedilenin sanığın hareket veya hareketlerinin bir sonucu elde etmeye (bir suçu işlemeye) yönelik olması, bu nedenle de fiilde birden fazla hareketin bulunabilmesi karşısında, birleştirilen 2011/345 esas sayılı dosyadaki bilirkişi raporuna göre; depoda ve araçta ele geçen kitaplardan, kopyalama yoluyla çoğaltılan 28.126 adet kitaptan 24 adedinde orjinal, 1 adedinde sahte bandrol, diğerlerinin ise bandrolsüz olduğunun ayrıca ele geçen SKB VMD seri ve birbirini takip eden toplam 923 adet bandrolün ise sahte olduğunun tespit edilmesi karşısında, sanığın eyleminin TCK'nın 44. maddesi aracılığıyla 5846 sayılı Kanun'un 81/9. maddesine uyduğu gözetilmeden, aynı Kanun’un 71/1, 81/13 maddeleri uyarınca hüküm kurulması,
b)Sanık hakkında 5846 sayılı Kanun’un 81/13. maddesi uyarınca yapılan hesap hatası neticesinde sonuç cezanın 1 yıl 6 ay 1 gün hapis cezası yerine 1 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası şeklinde eksik ceza tayin edilmesi,
c) Dosya arasında bulunan bilirkişi raporuna göre, birleşen 2011/345 esas sayılı dosyada 1088 adet kitabın orjinal baskı olup orjinal bandrol taşıdığının bildirilmesi karşısında, orijinal bandrollü kitapların sanığa iadesi yerine yazılı şekilde müsaderesine hükmedilmesi,
d) Birleştirilen dosyalarda sanığın eylemi tek kabul edilerek zincirleme suç hükümleri uygulandığı halde her bir eylem için ayrı ayrı olmak üzere iki vekalet ücretine hükmedilmesi,
2- Sanık ...’nın temyiz talebine yönelik olarak,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizin de benimsediği 08/04/2014 tarih 2013/7-591 Esas 2014/171 karar sayılı kararında açıklandığı üzere, bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçlarında suçun mağdurunun doğrudan eser sahipleri olmayıp toplum olduğu ve ve suça konu eserlerle ilgili olarak şikayet bulunmasının da durumu değiştirmeyeceği cihetle; UYAP ortamında yapılan araştırmada benzer eylemler nedeniyle, sanık hakkında,
- Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 19/12/2013 tarih ve 2012/119 esas, 2013/298 sayılı kararı ile verilip Dairemizin 2015/32896 sayılı esası ile aynı gün incelemesi yapılan ve bozulmasına karar verilen,
- Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 24/12/2012 tarih ve 2012/75 esas, 2012/310 sayılı kararı ile verilip Dairemizin 2015/11691 sayılı esası ile aynı gün incelemesi yapılan ve bozulmasına karar verilen dava dosyalarının da mevcut bulunduğunun anlaşılması karşısında;
Anılan dosyalar incelenip gerekmesi halinde birleştirilerek, suç ve iddianame tarihleri dikkate alınıp hukuki kesintinin iddianamenin düzenlenmesiyle gerçekleşeceği gözetilmek suretiyle, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda aynı mağdura karşı aynı suçu birden fazla işleyip işlemediğinin ve hakkında TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılması zorunluluğu,
3- O Yer Cumhuriyet Savcısının ve sanık ...’un temyiz talebine yönelik olarak,
Sanıklardan ...'nın kendisini Mustafa Sönmez olarak tanıtarak matbaa işi yaptığını, kitapları depolamak için yer aradığını söyleyerek sanık ...'a ait işyerini kiralamasından ibaret olayda, sanık ...'un suçlamayla ilgisinin bulunmadığına dair aşamalarda değişiklik göstermeyen savunmaları, olayın gelişimi ve dosya kapsamı dikkate alındığında sanığın kitapların bandrolsüz olduğunu bilerek suça iştirak ettiğine ilişkin yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyetine kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş ve sanıklar, sanıklar müdafiileri ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye kısmen uygun olarak, HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, yeniden yapılacak yargılamada CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 04/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2013/14493 E., 2015/28673 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFethiye(Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddeleri uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
4. Ceza Dairesi 2013/14493 E. , 2015/28673 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 4 - 2011/156060
MAHKEMESİ : Fethiye(Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 12/10/2010
NUMARASI : 2010/438 (E) ve 2010/817 (K)
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören ve CMK'nın 260/1. maddesi uyarınca hükmü temyize hakkı bulunduğu belirlenen ve duruşmada sanıktan şikayetçi olduğunu belirten şikayetçi S.. K..'a davaya katılmak isteyip istemediği sorulmamış ise de, temyiz dilekçesinin içeriği karşısında, CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca şikayetçi S.. K..'ın davaya katılan, Av.İ.. K..'ın katılan vekili olarak kabulüne karar verilerek ve sanık S.. K.. müdafiinin sanık S.. K.. hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz isteğinin vekalet ücretine hasredildiği belirlenerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
1-Sanık S.. D..'ın tehdit ve hakaret eylemlerine ve yükletilen suçlara yönelik katılan S.. K.. vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
2-Sanık S.. K.. hakkında tehdit ve hakaret suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyize gelince,
Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddeleri uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve sanık S.. K.. müdafiinin temyiz iddiaları yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, 5320 sayılı Kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca bu aykırılık, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktasının; tebliğnameye kısmen uygun olarak, hüküm fıkrasına “beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, CMK'nın 324/1, 327/2 ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/5. maddeleri uyarınca, 500 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanığa verilmesine” ibaresinin eklenmesi biçiminde DÜZELTİLMESİNE, hükümlerin bu bağlamda ONANMASINA, 07/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Yabancı bir ülkede işlenen ve Türkiye'de soruşturulması gereken bir suçla ilgili olarak, şüpheli (K) henüz yakalanmamışsa, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre yetkili mahkeme öncelikle hangisidir?
A) Şüpheli veya sanığın yerleşim yeri mahkemesi
B) Şüpheli veya sanığın Türkiye'deki en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi
C) Şüpheli veya sanığın yakalandığı yer mahkemesi
D) İlk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi
E) Adalet Bakanı'nın talebi üzerine Yargıtay'ın belirleyeceği mahkeme
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.