Ceza Muhakemesi Kanunu 138. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 138 – (1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
ALTINCI BÖLÜM
Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi[44]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
158 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2016/1440 E., 2019/719 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
"Somut olayda CMK'nın 138/2. maddesinin uygulama koşulları esasen bulunmamaktadır.
Ceza Genel Kurulu 2016/1440 E. , 2019/719 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 418-131
Sanık ...'ın görevi kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin Turhal Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.02.2011 tarihli ve 418-131 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 21.06.2016 tarih ve 11620-6558 sayı ile; Cumhuriyet savcısının yasal süresinden sonra yapılan temyiz isteminin CMUK'un 317. maddesi uyarınca reddine ve hükmün onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Üyesi M. ..... "Somut olayda CMK'nın 138/2. maddesinin uygulama koşulları esasen bulunmamaktadır. Zira ortada CMK'nın 135. maddesi kapsamında yürütülen bir koruma tedbiri uygulamasında tesadüfen elde edilmiş başka bir suça ilişkin delil elde edilmesi durumu değil, tam aksine suç soruşturmasına konu aynı fiile ilişkin elde edilen delilin değerlendirilmesi neticesinde katalog suçlardan olan rüşvet suçunun kolayca dönüşme ihtimali bulunan görevi kötüye kullanma suçunda bu delilin kullanılması durumu söz konusudur. Bu sebeple sanık hakkındaki koruma tedbiri kapsamında elde edilen delillerin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği..." görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.09.2016 tarih ve 324656 sayı ile;
"...Maddi olayda, sanık ...'ın rüşvet aldığına dair kuvvetli suç şüphesi bulunması ve başka şekilde delil elde etme imkanının da bulunmaması nedeniyle Turhal C.Başsavcılığının talebi üzerine, Turhal Sulh Ceza Mahkemesi'nin, 06/05/2010 tarih ve 2010/206 nolu kararı ile sanık ...'ın kullanmakta olduğu ve Cemal Aslan isimli şahıs adına kayıtlı 0 531 ... numaralı GSM hattı ile adına kayıtlı bulunan ve kendisinin kullandığı 0 536 ... numaralı telefon hatlarının 3 ay süre ile dinlenmesi sonucunda sanığın, rüşvet aldığına dair somut deliller elde edilememiş ise de birçok telefon görüşmesinde görevini kötüye kullandığına ilişkin iletişim tespit tutanağının bulunduğunun anlaşılması karşısında,
...'ın görevinin gereklerine aykırı olarak ve kamu zararına neden olacak şekilde telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiği ve yine kontrol amacıyla Orman İşletme Şefi'nin gireceği yerleri daha önceden kaçak kesim yapan şahıslara bildirdiği ve bu suretle hem kesim yapmalarına göz yumduğu hem de yakalanmalarına engel olmak suretiyle birden fazla defa görevini kötüye kullanma suçunu işlediği dosya kapsamından anlaşıldığı hâlde, yasal olmayan yetersiz gerekçeyle sanık ... hakkında beraat kararı verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır.
Her ne kadar sanık hakkında Turhal Sulh Ceza Mahkemesi'nin 06/05/2010 tarih ve 2010/206 nolu kararı ile rüşvet suçuyla ilgili olarak iletişim tespitine karar verilmiş ise de daha sonra dinlenen telefon kayıtlarından sanığın rüşvet suçu işlediğine ilişkin somut bir delil elde edilemediği, ancak mevcut delillerin içeriği gözönüne alındığında, sanığın eylemlerinin görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu, görevi kötüye kullanma suçunun özel bir biçimi olan rüşvet suçunun da çoğu zaman görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesi olanağı bulunduğundan, nitelik değiştirmesi olanağı bulunan suçlar yönünden de, elde edilen kanıtlar hukuka uygun delil olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sanık ... hakkında elde edilen deliller CMK'nın 138/2. maddesi kapsamında elde edilen tesadüfi delil niteliğinde değildir. CMK'nın 135. maddesi kapsamında yürütülen bir koruma tedbiri uygulamasında tesadüfen elde edilmiş başka bir suça ilişkin delil elde edilmesi durumunun söz konusu olmadığı açıkça görülmektedir.
Bu durumun tam aksine sanık hakkındaki suça konu soruşturmada, elde edilen delilin değerlendirilmesi neticesinde katalog suçlardan olan rüşvet suçunun kolayca dönüşme ihtimali bulunan görevi kötüye kullanma suçunda bu delilin kullanılmasında hukuka aykırı bir durumun bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu konuda Ceza Genel Kurulunun 12/06/2007 tarih ve (2006/5-MD-154 E, 2007/15 K) sayılı ilamı da benzer niteliktedir.
Bu itibarla; yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, sanık ...'ın görevinin gereklerine aykırı olarak ve kamu zararına neden olacak şekilde telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiği ve yine kontrol amacıyla Orman İşletme Şefi'nin gireceği yerleri daha önceden kaçak kesim yapan şahıslara bildirdiği ve bu suretle hem kesim yapmalarına göz yumduğu hem de yakalanmalarına engel olmak suretiyle birden fazla defa görevini kötüye kullanma suçunu işlediği..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 25.10.2016 tarih ve 7908-8591 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; silah kaçakçılığı suçundan inceleme dışı sanıklar hakkında yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen ve aynı soruşturma kapsamında bulunmayan sanığın rüşvet suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek deliller ile rüşvet suçundan sanığın iletişiminin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin, hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılan ve aynı suçtan hüküm kurulan sanık aleyhine kullanılıp kullanılamayacağının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü hâlinde inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İnceleme konusu dosya içerisinde sureti bulunan Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturma dosyası içeriğine göre; silah kaçakçılığı suçundan şüpheliler..., ..., ... ve ... hakkında iletişimin denetlenmesi talebi üzerine Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/156 değişik iş sayılı kararı ile şüphelilere ait iletişimin tespitine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine üç ay süre ile karar verildiği,
İletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen bilgiler doğrultusunda Turhal Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı görevlilerince tanzim edilen 27.04.2010 tarihli tutanağa göre; 25.04.2010 tarihinde saat 22.13’te ... Köyü’nden ...’ın, ...’ı cep telefonu ile arayarak ormancılar ve şefin ertesi gün köye gelip gelmeyeceğini sorduğu, ikili arasında geçen konuşmada izinsiz kesilen orman emvalinin köy içerisine getirilmiş olduğundan bahsedildiği, ... ile ...’a ait odunların köy içerisinde saklandığı, adı geçenlerin, orman işletme şefinin köye gelerek odunları görmesinden ve zabıt tutmasından korkmalarına karşın “Ormancı” olarak bahsettikleri sanıktan çekinmediklerinin anlaşıldığı, orman işletme şefinin odunları görmesi hâlinde kamyonun arızalandığını ve kamyonu tamire götürdüklerini söyleyeceklerini kararlaştırdıkları, ... ile söz konusu soruşturma kapsamında bulunmayan sanık arasında, orman işletme şefinin köye girmemesi ve şefin bu konuda ikna edilememesi durumunda köy içine girmeden Keçeci Köyü yoluna yönlendirilmesi gerektiğine ilişkin konuşmaların yapıldığı,
26.04.2010 tarihinde saat 09.57’de sanığın, ...’ı telefonla arayarak şefin köye geleceğini haber verdiği ve sakıncalı odunların saklanması gerektiğini ifade ettiği, bunun üzerine...’ın, telefonu, yanında bulunan ...’a verdiği, sanığın ...’a hitaben "Öbürünü ara, öbürünü ara!" diyerek telefonu kapattığı, bunun üzerine ...’ın... adına kayıtlı olup sanık tarafından kullanılan telefon hattını saat 09.58'de aradığı, ikili arasında köyün içerisinde muhtarın evinin olduğu tarafa giden yol üzerinde kaçak kesilmiş odunların olduğu ve şefin belirtilen yere götürülmemesi gerektiği hususunda konuşmalar yapıldığı, konuşma içeriklerinden sanığın odun kaçakçıları ile birlikte hareket edip, izinsiz kesilmiş orman ürünlerinin şef tarafından ortaya çıkarılmaması amacıyla bu kişilere cep telefonu ile haber verdiğinin ve bu konuda odun kaçakçılarına yardımcı olduğunun değerlendirildiği, yine araştırmalar sonucu sanığın irsaliyesiz orman ürünü taşıyan ve kaçak kesim yapan şahısları görmesine karşın bu konuda tutanak tanzim etmediği duyumlarının alındığı,
İletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen bilgiler doğrultusunda Turhal Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı görevlilerince tanzim edilen 03.05.2010 tarihli tutanağa göre; 12.04.2010 tarihinde saat 13.09’da ...’ın, ...’e ait telefon hattını kullanan kişiyi arayarak "Ormancı" olarak sözü edilen sanığa 50 milyon verilmesini istediği, yapılan görüşmelerden ...’ın Turhal Orman İşletmesinden satın aldığı ..., Erenli ve Karkın Köyleri ile çevre köylerdeki kırımlardan oluşan odunları Turhal ilçesinde sattığı, bu işi yaparken izinsiz kesilmiş orman emvalini de fırsat bulup taşıdığı bilgilerine ulaşıldığı,
Yapılan telefon dinlemeleri sırasında sanık ...’ın rüşvet suçunu işlediği şüphesini oluşturabilecek emarelerin elde edildiğinden bahisle düzenlenen tutanak üzerine Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.04.2010 tarih ve 22 sayı ile; sanığın işlediği şüphesi bulunan rüşvet suçu nedeniyle soruşturma evrakının tefrik edilerek 2010/1250 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmesine karar verildiği,
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Turhal Sulh Ceza Mahkemesince 06.05.2010 tarih ve 2010/206 sayılı değişik iş sayı ile; rüşvet alma suçunu işlediğinden şüphelenilen sanık tarafından kullanılan iki ayrı GSM hattı ile gerçekleştirilen iletişimin üç ay süre ile tespitine, dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verildiği, iletişimin denetlenmesi neticesinde sanığın rüşvet suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek nitelikte deliller elde edilmemekle birlikte iddianamede yer verilen görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin birtakım görüşmeler yaptığının tespit edildiği,
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 31.08.2010 tarihli ve 1250-842-344 sayılı iddianamesine göre; hem Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturması kapsamında Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/156 değişik iş sayılı iletişimin denetlenmesi hem de Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1250 sayılı soruşturması kapsamında Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 06.05.2010 tarihli ve 2010/206 sayılı iletişimin denetlenmesi kararları kapsamında elde edilen suç içerikli bazı telefon görüşmelerine yer verilip, rüşvet suçunu işlediğine ilişkin delil elde edilemeyen sanığın görevinin gereklerine aykırı olarak ve kamu zararına neden olacak şekilde telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiği ve kontrol amacıyla Orman İşletme Şefinin gireceği yerleri kaçak kesim yapan şahıslara önceden bildirdiği, bu suretle ilgili kişilerin hem kaçak kesim yapmalarına göz yumduğu hem de yakalanmalarına engel olduğu iddia edilerek sanık hakkında zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı,
Turhal Asliye Ceza Mahkemesince 08.02.2011 tarih ve 418-131 sayı ile; "Dosya kapsamı içerisinde telefon konuşmalarına ait iletişimin tespiti tutanakları olduğu ve bunların da başka bir soruşturmaya esas olmak üzere kayda alındığı, bu suretle sanık hakkında delil olarak sunulan iletişimin tespiti tutanaklarının tesadüfen elde edildiği, 5271 sayılı CMK'nın 138/2. maddesi yollaması ile aynı Kanun’un 135. maddesi dikkate alındığında, görevi kötüye kullanma suçunun katalog suçlardan olmadığı, bu nedenle iletişimin tespiti tutanaklarının yasal delil niteliğinde olmadığı, tanık anlatımlarının ise tek başına sanığın suçu işlediğine dair yeterli delil teşkil etmediği..." gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinde; Turhal Orman İşletme Şefi olarak görev yaptığını, orman muhafaza memuru olan sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen eylemler hakkında bilgi sahibi olmadığını, ancak yapılacak soruşturma sonucunda sanığın görevini kötüye kullandığı sonucuna ulaşılması hâlinde şikâyetçi olduğunu,
Kovuşturma evresinde ise; Cumhuriyet savcısına vermiş olduğu ifadeyi aynen tekrar ettiğini, kurumu adına sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
Tanık ... kovuşturma evresinde; odun ticareti ile uğraştığını, Orman İşletme Şefliğinden aldığı odunları kendisine ait araçlarla nakledip sattığını, sanıkla işi gereği tanıştığını, telefonla konuştukları hususunun doğru olduğunu, ancak bu konuşmaların iş gereği yapıldığını, konuya ilişkin başkaca bilgisinin bulunmadığını,
Tanık ... kovuşturma evresinde; çiftçilik yaptığını, kendisine ait araziden kaynaklanan işler dolayısıyla sanıkla tanıştığını, tapulu arazisindeki ağaçların kesimi ve nakliyesi konusunda sanıkla görüştükleri hususunun doğru olduğunu, ancak iddianamede geçen olaylar hakkında bilgisinin bulunmadığını,
Tanık ... kovuşturma evresinde; ... Köyü’nün birinci azası olduğunu, sanığı tanıdığını, orman muhafaza memuru olarak sanığın kendi köylerinden sorumlu olduğunu, sanıkla yalnızca kesilen ağaçların depoya teslimi konusunda görüşme yaptığını, bunun haricinde iddianamede geçen hususlar hakkında bilgi sahibi olmadığını,
Tanık ... kovuşturma evresinde; odun deposu olduğunu ve ihale yolu ile odun alıp sattığını, sanıkla bu nedenle tanıştığını ve sık sık görüştüğünü,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinde; Turhal Orman İşletme Şefliğinde orman muhafaza memuru olarak görev yaptığını, telefonla görüştüğü ..., ..., ..., ..., ... ve ...’u, orman bölgesinde ikamet ettikleri için tanıdığını ve işi gereği anılan şahıslarla irtibatının bulunduğunu, kendisine okunan telefon görüşmesi içeriklerinin doğru olduğunu, ancak bu konuşmaların iş gereği yapıldığını, adı geçen şahıslara orman işletme şefinin geleceği zamanları bildirmesi, kontrol amacıyla gidilecek yerleri söylemesi ve kaçak kesim yapan şahıslara kesim yeri haricinde sevk irsaliyesi vereceğini vadetmesi hususlarının dostane olarak yapılmış konuşmalar olduğunu, ancak yaptığının doğru olmadığını ve görevinin gereklerine aykırı davrandığını kabul ettiğini, bunları yaparken kimseden menfaat temin etmediğini, pişman ve üzgün olduğunu,
Kovuşturma evresinde ise; sorumluluk alanlarının çok geniş olduğunu, bir çok köyde üretim yaptıkları için imkânlarının yetersizliğinden her yere yetişmeleri ihtimalinin bulunmadığını, bu sebeple bazı işlerini telefonla yaptıklarını, telefon görüşmelerinin çoğunun köylülerin mevzuata aykırı işler yapmasını engelleme ve caydırma amacı taşıdığını, bu sebeple "Şuradayız, buradayız." şeklinde ifadeler kullandığını, bunun haricinde herhangi bir amaçla hareket etmediğini, işlerin yoğun olması nedeniyle bazen hata yapmış olabileceğini,
Savunmuştur.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır.
Öğretide; "Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez." denilmektedir. (Murat Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara 2014, s. 38)
Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme" ve "değerlendirme" yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları" hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
Bu aşamada ceza muhakemesi hukukunda "iletişimin denetlenmesi" ve "tesadüfen elde edilen delil" konuları üzerinde de durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın, iletişimin denetlenmesi işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan şekliyle 135. maddesi;
"(1) (Değişik birinci cümle: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25.05.2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." hükmünü,
Aynı Kanun'un 138. maddesi ise,
"(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir." düzenlemesini içermektedir.
CMK’nın 138. maddesi yapılan bu düzenleme ile sınırlı şekilde sayılan suçlarla ilgili olarak sınırlı hâllerde iletişimin denetlenmesi olanağı getirilmiştir. Yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanun'daki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, anılan maddeyle ayrıca bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen kanıtların değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır.
CMK’nın bu hükmü, telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinde “hâkim kararı aranması” şartının bir defaya mahsus olmak üzere istisnasını oluşturmaktadır. Bu düzenlemeyle hakkında hâkim kararı bulunmayan kişinin iletişiminin ilk kez dinlenmiş olması hâlinde, elde edilen delilin ceza muhakemesinde kullanılabilmesi mümkün hâle gelmekte, karar olmaksızın yapılan bu dinleme üzerine soruşturma başlatılabilmekte ve şartları varsa ilgili hakkında ayrıca dinleme kararı alınabilmektedir. Ancak, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen kanıtların dikkate alınabilmesi için söz konusu delilin tedbire konu suç ile ilgili olmayan ve bir başka suç şüphesi uyandıran bir delil niteliği taşıması ve tedbire konu suçun CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.
İnceleme konusu olayda iki ayrı iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanmıştır. Bu tedbirlerin ilkinde, Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturması kapsamında inceleme dışı sanıklar hakkında silah kaçakçılığı suçu nedeniyle uygulanan iletişimin denetlenmesi sırasında, inceleme dışı sanık ...'ın, "..." adına kayıtlı telefon hattını kullanan kişiyle arasında geçen sanığa "50 milyon" verilmesine ilişkin görüşme nedeniyle, sanığın rüşvet suçunu işlediği şüphesini uyandırabilecek delillerin elde edilmesi söz konusudur. Bu tedbir yönünden, hem sanığın söz konusu soruşturma kapsamında bulunmaması hem de hakkında delil elde edilen rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçlarının yapılmakta olan soruşturmayla ilgisinin olmaması nedeniyle silah kaçakçılığı suçundan yapılan soruşturmada elde edilen sanığa "50 milyon" verileceğine ilişkin telefon görüşmesi, rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçları bakımından tesadüfi delil niteliği taşımaktadır.
İkinci tedbir yönünden ise, bahsi geçen telefon görüşmesi üzerine rüşvet alma suçunu işlediğinden şüphelenilen sanık tarafından kullanılan iki ayrı GSM hattı ile gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi sırasında sanığın, telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiğine, kontrol amacıyla Orman İşletme Şefinin gireceği yerleri kaçak kesim yapan şahıslara önceden bildirdiğine ve ilgili kişilerin kesim yapmalarına göz yumduğuna ilişkin telefon görüşmeleri nedeniyle görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin delillerin elde edilmesi söz konusudur. Bu tedbir bakımından da, sanığı aynı olsa bile rüşvet suçundan yapılan soruşturma kapsamında yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen söz konusu deliller, görevi kötüye kullanma suçu bakımından tesadüfi delil niteliğindedir.
Her iki iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından da elde edilen tesadüfi deliller, CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar ile ilgili soruşturma aşamasında hakim kararı ile yapılan iletişimin dinlenmesi sırasında elde edildiğinden yasal delildir. Ancak tesadüfen elde edilen bu delillerin hukuka uygun olarak kullanılabilmeleri için, ortaya çıkardıkları suç veya suçların da katalog suçlar arasında yer alması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Turhal Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/920 sayılı soruşturması kapsamında silah kaçakçılığı suçundan inceleme dışı şüpheliler..., ..., ... ve ... hakkında Turhal Sulh Ceza Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/156 değişik iş sayılı kararı doğrultusunda yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, ...'ın, ... adına kayıtlı telefon hattını kullanan kişiyle yaptığı görüşmede sanığa "50 milyon" verilmesini istemesi üzerine, sanık ...’ın rüşvet suçunu işlediği şüphesini oluşturabilecek emarelerin elde edildiğinden bahisle düzenlenen tutanak üzerine Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.04.2010 tarih ve 22 sayı ile sanığın işlediği şüphesi bulunan rüşvet suçu nedeniyle soruşturma evrakının tefrik edilerek 2010/1250 sayılı soruşturma sırasına kaydedilmesine karar verildiği, Başsavcılığın 2010/1250 sayılı soruşturması kapsamında da Turhal Sulh Ceza Mahkemesince 06.05.2010 tarih ve 2010/206 sayı ile rüşvet alma suçunu işlediğinden şüphelenilen sanık tarafından kullanılan iki ayrı GSM hattı ile gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesine karar verildiği, Turhal Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında düzenlenen 31.08.2010 tarihli iddianamede Turhal Sulh Ceza Mahkemesince verilen her iki iletişimin denetlenmesi kararı kapsamında sanığın, telefon görüşmesi yaptığı şahıslara kesim yeri haricinde nakliye tezkeresi vermeyi taahhüt ettiğine, kontrol amacıyla Orman İşletme Şefinin gireceği yerleri kaçak kesim yapan şahıslara önceden bildirdiğine ve ilgili kişilerin hem kesim yapmalarına göz yumduğuna ilişkin telefon görüşmelerine yer verilerek, rüşvet suçunu işlediğine ilişkin delil elde edilemeyen sanığın zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, Yerel Mahkeme tarafından iletişimin denetlenmesi tutanaklarının yasal delil niteliğinde olmadığı, tanık anlatımlarının ise tek başına sanığın suçu işlediğine dair yeterli delil teşkil etmediği gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği olayda;
Silah kaçakçılığı suçuna ilişkin ilk iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından hem sanığın söz konusu soruşturma kapsamında bulunmaması hem de hakkında delil elde edilen rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçlarının yapılmakta olan soruşturmayla ilgisinin olmaması, rüşvet suçuna ilişkin ikinci tedbir yönünden ise sanığı aynı olsa bile görevi kötüye kullanma suçunun tedbir uygulanan rüşvet suçundan farklı olması nedenleriyle elde edilen delillerin tesadüfi delil niteliği taşıdıkları; ilkinde silah kaçakçılığı, ikincisinde ise rüşvet suçu ile ilgili olmak üzere katalog suçlardan soruşturma yapılırken soruşturma kapsamında hakim kararına dayalı elde edilen tesadüfi delillerin usul ve kanuna uygun olarak elde edildikleri, ancak bu delillerin katalog suçlar arasında sayılmayan görevi kötüye kullanma suçunun ispatında ve bu suçtan kurulan hükmün dayanağı olarak kullanılmasının yasal olarak kabul edilemeyeceği, CMK'nın 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık düzenleme uyarınca katalog suçlardan birinin katalog olmayan bir suça dönüşmesi halinde de kullanma yasağının söz konusu olacağı, bu anlamda kamu davasının katalog suçlardan birinden açılmış olup olmaması veya dönüştürmenin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma evresinde mahkeme tarafından yapılması arasında herhangi bir fark bulunmadığı, aksi düşüncenin kabulünün, kanunda yer alan katalog kısıtlamasını dolanmak niyetiyle katalog suç görüntüsü altında tedbire başlanıp deliller elde edildikten sonra bu delillerin katalog dışı bir suç için kullanılması sonucunu doğuracağı hususları birlikte değerlendirildiğinde; her iki iletişimin denetlenmesi yoluyla elde edilen delillerin hukuka aykırı nitelikte olduğu ve CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Uyuşmazlığa ilişkin olarak varılan bu sonuç karşısında, inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.10.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 24.12.2019 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2016/1097 E., 2018/591 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza
tam metni aç
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 sayılı Kanun'un 135 ilâ 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135.
Ceza Genel Kurulu 2016/1097 E. , 2018/591 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
Sayısı : 154-684
Kamu görevlisine hakaret suçundan sanık ...’ın TCK’nın 125. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının (a) bendi, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Giresun (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 24.10.2013 tarihli ve 154-684 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 12.10.2015 tarih ve 8967-7082 sayı ile;
"1- Ceza infaz kurumunda hükümlü olan sanığın, yakınlarıyla telefon görüşmesi yaptığı sırada, bu görüşmeyi dinleyen infaz koruma memuru olan mağduru hedef alarak hakaret ettiği şeklindeki kabul karşısında,
Ceza infaz kurumlarında telefonla görüşme hakkının, 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinde ve bu Kanun'a dayanılarak 20.03.2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 88. maddesinde düzenlendiği, bu yönüyle ceza infaz kurumlarında yapılan dinleme işleminin, “kanuna dayalı idari tedbir” niteliğinde olduğu, idari tedbir niteliğindeki bu dinlemeden elde edilen kayıtların, adli dinlemelere ilişkin 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında da bulunmayan hakaret eyleminin gerçekleştiği yönünde hukuka uygun bir delil olarak nitelenemeyeceği gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi
2- Sanığın adli sicilinde yer alan Giresun 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen, 29.01.2009 tarih ve 2008/164 Esas, 2009/37 karar sayılı mahkûmiyet hükmünün tekerrüre esas olduğunun ve sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi", isabetsizliklerinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,
Daire üyeleri Z. Dinler ve H. S. Özben; "Sanığın ceza infaz kurumunda hükümlü olduğu, yakınlarıyla telefon görüşmesi yaptığı sırada, bu görüşmeyi dinleyen infaz koruma memuru olan mağduru hedef alarak hakaret ettiği, mahkemece suçu sübut bulan sanığın cezalandırıldığı, Dairemizce ise 5271 sayılı CMK’nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan olmayan hakaret eyleminin hukuka uygun bir delil ile ispatlanamadığından cezaya hükmedilemeyeceği için oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir.
Tüm dosya kapsamından, sanık ...’ın eşi ... ile 20.11.2012 tarihinde yaptığı telefon görüşmesi sırasında 'Bu telefonu dinleyenin de a... sinkaf edeyim' şeklinde hakaret ettiği sabittir.
5275 sayılı Yasanın 66. maddesinde ve bu Kanuna dayanılarak 20.03.2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 88/1. maddesinde hükümlünün telefon görüşme hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenlemede hükümlü 'Eşi, üçüncü dereceye kadar olan ve kayın hısımları ve vasisi ile telefon görüşmesi yapabilir', 88/4. maddesinde 'Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerin, bu maddede belirtilen yakınları ile yaptığı telefon görüşmeleri, idare tarafından dinlenir ve elektronik aletler ile kayda alınır', şeklinde kısıtlayıcı hüküm konulmuştur.
Sanık doğal olarak hak ve hürriyetleri kısıtlanan kişidir ve telefon görüşmesi de istisnai olarak verilmiş olan bir haktır. Ayrıca, bu görüşmelerin kayda da alındığını bilmektedir. Her ne kadar bu dinleme işlemi 'kanuna dayalı bir idari tedbir' ise de yasal olarak dinlemenin kayda alınması ve sanığın da bu dinlemeyi bilmesi karşısında, özgürlükleri kısıtlanmış sanığın bu eyleminin genel hükümlerde düzenlenen iletişimin dinlenmesi ile ilgili CMK’nın 135. maddesiyle birlikte değerlendirilmemesi gerekir.
Zira, Anayasa Mahkemesinin 2013/6693 sayılı 16.04.2015 tarihli kararında telefon görüşmelerinin kayda alınmasının haberleşme hürriyetini kısıtlamadığını ve Anayasal hakkının ihlâl edilmediğine karar vermiştir.
Bu itibarla; Kanuna uygun ve zorunlu olarak yapılan dinleme sırasında, dinlenildiğini bilerek, dinleyen muhatabı hedef alacak şekilde hakaret teşkil eden söylemde bulunulması halinde iletişim yoluyla hakaretin gerçekleştiğini kabul etmek gerekir.
Tüm bu hususlar gözönüne alındığında CMUK’nın 135. maddesinin olayımızda uygulanamayacağı ve suçu sübut bulan sanığın cezalandırılması gerektiği", görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.12.2015 tarih ve 393301 sayı ile;
''İtiraza konu uyuşmazlık, ceza infaz kurumlarında yapılan telefon dinleme işleminin 'kanuna dayalı idari tedbir' niteliğinde olduğu ve idari tedbir niteliğindeki bu dinlemeden elde edilen kayıtların, sanığın işlediği kabul edilen hakaret suçuna yönelik hükme dayanak yapılıp yapılamayacağına ilişkindir.
Maddi olayda, Giresun E Tipi Kapalı Cezaevi hükümlüsü olan sanık ...'ın suç tarihinde eşi ... ile kapalı görüşme yaptığı esnada, eşinin cezaevine girişte yaşadığı bir sorun üzerine öfkelenerek küfürler etmeye başladığı, telefonları kayıt ve dinleme işiyle görevli memur mağdur ...'a yönelik 'Bu telefonu dinleyenin de a...nı sinkaf edeyim' şeklinde hakaretlerde bulunmak şeklindeki eyleminde,
Sanık hakkında, idari kararla kayda alınan iletişim tespitinin hükme dayanak yapılmasını hukuka aykırı bulan Yüksek Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 12.10.2015 gün ve 2015/8967 Esas, 2015/7082 Karar sayılı bozma kararının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
İtiraza konu uyuşmazlığın, isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından öncelikle ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden biri olan 'delillerin serbestliği' ve 'hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması' konuları üzerinde durulması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak, kesin biçimde belirlenmesini sağlamaktır. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan yegâne araç deliller olup, CMK'nın 'Delilleri takdir yetkisi' başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' şeklindeki hüküm ile bu husus açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca 'Delillerin serbestliği' ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen tüm delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olan olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.
Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında, şahsi ya da toplumsal değerlerin korunması da zorunludur. Bu değerlerin korunabilmesi amacıyla kanun koyucu, delillerin serbestliği ilkesine 'Delil yasakları' olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; 'Delil elde etme' ve 'Delil değerlendirme' yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara 'Delil elde etme yasakları', hukuka uygun elde edilmiş olsa bile, delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise 'Delil değerlendirme yasakları' denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadesinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin CMK'nın 135/6. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre bütün deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.
Delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın, o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de durulmalıdır.
Delil elde edilmesine ilişkin olarak ihlâl edilen kural, hak ihlâline neden olmuyor ve adil yargılanma ilkesi de zedelenmiyorsa, yargılamada değerlendirilemeyeceği veya hükme esas alınmayacağından sözedilemez.
Nitekim CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesinde; 'Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak; örneğin, işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır' denilerek bir delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılığın 'Sanığın temel haklarını ihlâl eden aykırılıklar' olduğu belirtilmiştir.
Basit şekle aykırılıklar da dahil olmak üzere, hukuka uygun şekilde elde edilmeyen her türlü delilin hükme esas alınmaması gerektiği yönünde öğretide bir kısım görüşler bulunmakla birlikte, bir kısım yazarlar da; 'Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlâl eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bütün olarak değerlendirilmeli, muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36. maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı yöntemle elde edilse dahi kullanılabilmelidir.' (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Bası, Beta Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 1080), 'Hak ihlâli kriterlerine yer vermeyen değerlendirme herhangi bir hakkın ihlâl edilmediği her türlü basit şekli aykırılığın, mutlak bozma sebebi sayılmasını gerektireceğinden uzun vadede son derece ağır sonuçların doğmasına yol açabilir. Burada her şekli aykırılık aynı zamanda hak ihlâline de yol açar gibi toptancı bir iddianın ileri sürülmesi mümkündür; ancak böyle bir iddianın gerçekle ilgisi bulunmamaktadır. Gündüz yapılması gereken arama gece yapılmışsa, bundan başka hiçbir hukuka aykırılık söz konusu değilse, burada hangi hak ihlâl edilmiştir. Hiçbir hak ihlâl edilmemiştir. Sadece şekli aykırılık söz konusudur.' (Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma- Yasemin Saygılar-Esra Alan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2010, s. 376) şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G.-J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında; soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında, hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun, yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda koruma tedbirleri arasında yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin de ele alınması gerekmektedir.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda belirli örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken, özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin şekilde mücadele edilebilmesi noktasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun genel bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucu, 5271 sayılı CMK'nın 135 ve devamı maddelerinde de yer bulmuştur.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 sayılı Kanun'un 135 ilâ 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135. maddede; iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olmak üzere dört tedbire yer verilmiş, tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, bu konuya ilişkin verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına yönelik şüpheli veya sanığın müdafisi için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi ve iletişimin içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililere bilgi verilmesi hususları düzenlenmiş, 138. maddesinde ise tesadüfen elde edilen deliller konusu hükme bağlanmıştır.
CMK'nın 135. maddesinin altıncı fıkrası hüküm tarihi itibarıyla;
'Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler, ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç madde 220)
9. Fuhuş (madde 227),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282), 13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315), 14. Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar' şeklinde düzenlenmiş olup, altıncı fıkrada iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin hangi suçlarda uygulanabileceği açıkça belirtilmiştir. Buna göre; dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi koruma tedbirlerine sadece maddede sınırlı olarak sayılan suçlar yönüyle başvurulabilir iken, iletişimin tespiti tedbiri yönüyle ise bir suç sınırlaması bulunmayıp, şartların varlığı halinde bütün suçlar yönüyle bu tedbire başvurulması mümkündür.
Aynı Kanun'un 'Tesadüfen elde edilen deliller' başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası; 'Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135'inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir' şeklinde hüküm altına alınmıştır.
5271 sayılı CMK'nın yürürlüğe girmesinden önce iletişimin denetlenmesi tedbirine CMUK'da yer verilmemiş olup, bu tedbir ilk kez 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda düzenlenmekle birlikte, tesadüfen elde edilen delillerin kullanılması konusunda anılan kanunda hüküm bulunmadığından, 01.06.2005 tarihinden önce uygulanan iletişimin dinlenmesi tedbiri sırasında tesadüfen elde edilen bulguların yargılamada delil olarak kullanılmasının hukuka aykırı bulunduğu Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 122-162 ile 22.01.2008 gün ve 101-3 sayılı kararlarında belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesinin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda, 01.06.2005 tarihinden sonra müracaat edilecek olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, soruşturma veya kovuşturma ile ilgili olmayan, fakat 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek delilin elde edilmesi durumunda, 'Tesadüfen elde edilen delil' olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılması mümkün görülmüştür.
CMK'nın 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan katalog suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, söz konusu delilin ceza yargılamasında kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucunda elde edilen delillerin 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla, aynı soruşturma ya da kovuşturmayla ilgili suçlar yönüyle evleviyetle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü bir biçimde işlenen suçlarla etkin mücadele amacıyla iletişilmin denetlenmesi koruma tedbirini düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir neticeye de sebebiyet verilecektir.
CMK'nın 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suçlara ilişkin yapılan soruşturma sırasında şüpheli veya sanıklardan birisi bakımından uygulanan iletişimin denetlenmesi tedbiri sonucunda elde edilen delillerin, aynı soruşturma veya kovuşturma kapsamında bulunan diğer şüpheli ya da sanık açısından kullanılmasını yasaklayan bir hükme telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddede yer verilmemiştir.
Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2007 gün ve 154-145 sayılı kararında; 'Rüşvet, CMK'nın 135/6. maddesinde yer aldığından, bu suç yönünden iletişimin tespiti suretiyle elde edilen deliller, aynı kanunun 138/2. maddesi uyarınca hakkında iletişimin tespiti kararı bulunmayan kişi için de delil olarak değerlendirilebilir' denilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan iletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin (e) bendinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması; 'Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemler' olarak tanımlanmaktadır.
Bunun dışında hükümlü infazlarının ne şekilde yapılacağına ilişkin 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un, 'Hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı' başlıklı 66. maddesine göre;
'(1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, tüzükte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.
(2) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde hükümlüler, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabilirler.
(3) Açık ve kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılırlar. Görüşmeler, tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır.
(4) Hükümlüler açık ve kapalı ceza infaz kurumlarında, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarını bulunduramaz ve kullanamazlar.
Ayrıca 5275 sayılı yasaya bağlı olarak kabul edilen, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 'Telefonla görüşme' hakkı başlıklı 88. maddesine göre,
'(1) Kapalı kurumda bulunan hükümlüler, belgelendirmeleri koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisi ile telefon görüşmesi yapabilir.
(2) Telefonla görüşmeleri aşağıda belirtilen esaslara göre yapılır:
a) Hükümlüler, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma veya kısıtlama cezası ile hücreye koyma cezasının infazı sırasında olmamak koşuluyla, idarenin kontrolünde bulunan ve kurumun uygun yerlerine yerleştirilen telefonlardan yararlandırılır,
b) Disiplin cezaları olsa bile, anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları veya doğal afet hâllerinde, hükümlülerin telefon görüşme hakları hiçbir şekilde engellenemez,
c) Açık ve kapalı kurumlardaki hükümlüler; altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılır. Bu hâlde, yapılan telefon konuşmaları o haftaya ait konuşma hakkından sayılmaz. Görüşmeler, tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır,
d) Kurum personeli hükümlülere tahsis edilen telefonları kullanamaz,
e) Hükümlüler, telefon görüşmesi hakkına sahip oldukları konusunda bilgilendirilir,
f) Hükümlülerin telefonla görüşme gün ve saatleri, kurumda bulunan telefon adedi, başvuru sırası, kurumun asayiş ve güvenliği dikkate alınarak idare tarafından belirlenir. Hükümlüler görüşebilecekleri yakınlarından bir veya birden fazla kişi ile haftada bir kez ve bir telefon numarasıyla bağlantı kurarak kesintisiz görüşme yapabilir. Herhangi bir nedenle görüşme gerçekleşememişse daha önceden bildirilen numaralardan bir diğeriyle görüşebilir. Konuşma süresi görüşme başladığı andan itibaren on dakikayı geçemez. Ancak tehlikeli hükümlü oldukları idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen hükümlüler onbeş günde bir kez olmak ve on dakikayı geçmemek üzere sadece eşi, çocukları, annesi ve babası ile görüşebilir,
g) Hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu dinleme sırasında belirlendiğinde, görüşme derhâl kesilir. Bu hâlde hükümlü hakkında adlî veya idarî soruşturmaya esas olacak işlemler kurum en üst amiri tarafından yapılır,
h) Suç işlemek amacıyla kurulan silâhlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesi hiçbir şekilde yaptırılmaz,
ı) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan hükümlüler, idare ve gözlem kurulunun uygun gördüğü hâllerde ve onbeş günde bir olmak üzere eşi, altsoy ve üstsoyu, kardeşleri ve vasisi ile on dakikayı geçmemek üzere görüşebilir,
j) Telefonla görüşme ücreti, görüşmeyi yapan hükümlü tarafından karşılanır. Görüşme için kullanılan telefon kartları kurum kantininde satılır. Müdürü bulunmayan kurumlarda telefon kartları, ücreti hükümlülerden alınmak koşuluyla görevli memurlar tarafından temin edilir,
k) Hükümlü bu maddede belirtilen telefonla görüşme hakkını kullanabilmek için 'Telefon Görüşme Formu' doldurur. Bu formda; telefon görüşmesi yapmak istediği kişiler ve bunlarla olan yakınlık derecesini, görüşme yapmak istediği sabit, cep telefon numaraları ile yurtdışı telefon numarasını, telefon görüşmesi yapacağı yakınlarının açık adreslerini belirtir ve gerekli belgeler eklendikten sonra idareye verir. İdare gerekli gördüğü takdirde gideri hükümlüden alınmak koşuluyla formdaki bilgilerin doğruluğunu araştırabilir. Telefon görüşme formunda yer alan bilgilerde değişiklik olması halinde hükümlü yeni bir form düzenleyerek idareye bildirir. Hükümlü tarafından formda gösterilmemiş olan kişilerle telefon görüşmesi yaptırılmaz,
l) Hükümlünün formda belirttiği bilgiler varsa değişiklikler deftere kaydedilir. Bu deftere, ayrıca telefon görüşmesi yapmak isteyen hükümlünün haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma veya kısıtlama cezası olup olmadığı ve varsa hücreye koyma cezasının infazına başlanıp başlanmadığı yazılır. Defter, bu işle görevlendirilmiş ikinci müdürün kontrolünde güvenlik ve gözetim servisi tarafından tutulur. Defterin sayfaları numaralanır ve mühürlenir; kaç sayfadan ibaret olduğu kurum müdürü tarafından tasdik olunur. Defterler, her an denetime hazır hâlde bulundurulur,
m) Telefonla konuşmak isteyen hükümlüler, 'Telefon Görüşme İstek Formu' doldurarak idareye verir. Bu formlar, hükümlü telefon görüşme defteri ile karşılaştırılır. Telefonla görüşmeye engel hâlleri bulunmayan hükümlülerin isim listesi bu işle görevli ikinci müdür tarafından kontrol ve tasdik edilerek infaz ve koruma başmemurluğuna verilir. Müdürü bulunmayan kurumlarda bu işlem infaz ve koruma başmemuru tarafından yapılır. Telefon görüşmesi yapmak isteyen hükümlünün bu görüşmeyi yapmasına engel bir hâli bulunması hâlinde bunun sebepleri gerekçelendirilmek suretiyle tutanağa yazılır ve bu tutanağın içeriği hükümlüye bildirilerek dosyasına konulur,
n) Konuşma sırası gelen hükümlünün kurum içindeki tehlikelilik durumu da dikkate alınarak gerekli güvenlik önlemleri alınmak suretiyle telefon görüşmesi yapılacak yere getirilir. Hükümlü, öncelikle konuşmasına kendi adını ve soyadını söyleyerek başlar. Görüştüğü karşıdaki kişiye, adını, soyadını ve telefon numarasını tekrar etmesini isteyerek konuşmasına devam eder. Bu işlemin yapılması zorunlu olup, konuşma bittikten sonra, telefon görüşme istek formunun konuşmanın yapıldığına ilişkin bölümü doldurulur, konuşmayı yapan hükümlü ve görevli memur tarafından imzalanır. Bu formdaki bilgiler, deftere kaydedilmek üzere güvenlik ve gözetim servisine verilir
o) Hükümlülere dışarıdan telefon açılmak suretiyle görüşme yaptırılmaz,
p) Telefon görüşmeleri Türkçe yapılır. Ancak, hükümlünün Türkçe bilmemesi veya görüşeceğini bildirdiği yakınının mahallinde yaptırılacak araştırma ile Türkçe bilmediğinin tespit edilmesi hâlinde, konuşmanın yapılmasına izin verilir ve konuşma kayda alınır. Kayıtların incelenmesi sonucu, konuşmanın suç teşkil etme ihtimali olan faaliyetler için kullanıldığının anlaşılması durumunda, bir daha hükümlünün aynı yakını ile Türkçeden başka bir dille konuşmasına izin verilmez,
r) Yabancı uyruklu hükümlülerin görüşmeleri için bildirdiği telefon numaralarının, bildirilen kişilere ait olup olmadığı, ayrıca; görüşmek istenen kişinin, belirtilen kişi olmadığı yönünde bir şüphe bulunması hâlinde, ilgili konsolosluk makamlarından bilgi istenir. Görüşme yapılması talep edilen telefon numaralarının kime ait olduğunu gösteren, yetkili makamlarca düzenlenmiş resmî evrakın Türkçe tercümesi, hükümlünün yasal temsilcisi veya yakınları tarafından da ibraz edilebilir.
(3) Açık kurumlar ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlüler, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabilirler. Çocuk hükümlülerin telefonla konuşması hiçbir şekilde kısıtlanamaz ve engellenemez.
(4) Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerin, bu maddede belirtilen yakınları ile yaptığı telefon görüşmeleri, idare tarafından dinlenir ve elektronik aletler ile kayda alınır.
(5) Hükümlüler, açık ve kapalı kurumlarda, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarını bulunduramaz ve kullanamaz.' hükümü içermektedir.
Mevcut yasal mevzuat kapsamında kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler, idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler ve bu telefon görüşmeleri idarece dinlenir ve kayıt altına alınırlar. Bu dinlemelerin telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri olan ve 5271 sayılı Kanun'un 135 ilâ 138. maddelerinde yazılı düzenlemelerin dışında ayrı ve özel bir düzenleme olduğu kabul edilmelidir.
Hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet kararları sonucunda pek çok hakları kısıtlanan hükümlüler için kişi özgürlüğünün kısıtlandığı ve anayasal haklarının ihlâl edildiği düşünülmemelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; maddi olayda Giresun E Tipi Kapalı Cezaevi hükümlüsü olan sanık ...'ın suç tarihinde eşi ... ile kapalı görüşme yaptığı esnada, eşinin cezaevine girişte yaşadığı bir sorun üzerine öfkelenerek küfürler etmeye başladığı, telefonları kayıt ve dinleme işiyle görevli memur müşteki ...'a yönelik 'Bu telefonu dinleyenin de a..nı sinkaf edeyim' şeklinde hakaretlerde bulunmak şeklindeki eyleminde, ceza evinde bulunan sanığın, doğal olarak hak ve hürriyetleri kısıtlanan kişidir ve telefon görüşmesi de istisnai olarak verilmiş olan bir haktır. Ayrıca, bu görüşmelerin kayda da alındığını bilmektedir. Her ne kadar bu dinleme işlemi 'kanuna dayalı bir idari tedbir' ise de yasal olarak dinlemenin kayda alınması ve sanığın da bu dinlemeyi bilmesi karşısında, özgürlükleri kısıtlanmış sanığın bu eyleminin genel hükümlerde düzenlenen iletişimin dinlenmesi ile ilgili CMK’nın 135. maddesiyle birlikte değerlendirilmemesi gerekir. Zira 5275 sayılı yasaya bağlı olarak kabul edilen, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 'Telefonla görüşme hakkı' başlıklı 88. maddesine hükümlüler hakkında ayrı ve özel bir düzenleme yapılarak hükümlü statüsü ayrık tutulmuştur,
Bu konuda, Anayasa Mahkemesi'nin 2013/6693 sayılı ve 16.04.2015 tarihli kararında telefon görüşmelerinin kayda alınmasının haberleşme hürriyetini kısıtlamadığını ve Anayasal hakkının ihlâl edilmediğine karar vermiştir.
Bu açıklamalar kapsamında, Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 12.10.2015 gün ve 2015/8967 Esas, 2015/7082 Karar sayılı bir No.lu bozma kararında yer alan ceza infaz kurumlarında yapılan dinleme işleminin, 'kanuna dayalı idari tedbir' niteliğinde olduğu, idari tedbir niteliğindeki bu dinlemeden elde edilen kayıtların, adli dinlemelere ilişkin 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde sayılan katalog suçlar arasında da bulunmayan hakaret eyleminin gerçekleştiği yönünde hukuka uygun bir delil olarak nitelendirilemeyeceği gözetilmeden, sanığın sarf ettiği sözlerle ilgili olarak beraat kararı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi şeklindeki bozma kararının kaldırılarak '
16. Ceza Dairesi, 2016/2524 E., 2017/5338 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse;
16. Ceza Dairesi 2016/2524 E. , 2017/5338 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Suç işlemek amacıyla örgüt durma, üye olma ve şantaj
Hüküm : 1- 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat (Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan, sanıklar ..., ..., ..., ... haklarında suç işlemek amacıyla örgüte üye olma suçundan, sanıklar ..., ... haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüt adına suç işlemek suçundan, sanıklar ..., ... haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım suçundan ayrı ayrı)
2- Sanık ... hakkında:
5237 sayılı TCK'nın 107/2. maddesi yollamasıyla 107/1. maddesi, 53, 52/2-4 ve 58 maddeleri uyarınca mahkumiyet (katılan ... ve katılan ... ve ..... yönelik eylemler hakkında ayrı ayrı iki kez)
3- Sanık ... hakkında;
mahkumiyet (katılan ... ve katılan ... ve .... yönelik eylemler hakkında ayrı ayrı iki kez)
4- Sanıklar ..., ... ve ... haklarında;
5237 sayılı TCK’nın 107/2. maddesi yollamasıyla 107/1. maddesi, 53, 52/2-4 maddeleri uyarınca mahkumiyet (katılan ...'e yönelik eylem hakkında sanıklar hakkında ayrı ayrı)
5- Sanık ... hakkında;
5237 sayılı TCK'nın 107/2. maddesi yollamasıyla 107/1. maddesi, 53, 52/2-4 maddeleri uyarınca mahkumiyet (katılan ... ve ..... yönelik eylem hakkında)
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Hükmedilen cezaların sürelerine göre koşulları bulunmadığından sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,
I- Sanıklara yüklenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüt adına suç işlemek ve örgüte yardım etmek suçunun niteliği itibariyle suçdan doğrudan doğruya zarar görmeyip davaya katılma ve dolayısıyla hükmü temyiz etme hakkı bulunmayan katılan adına vekilinin beraat hükümlerine yönelik temyiz talebinin, CMUK'nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
II- Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüte üye olma suçundan, sanıklar ..., ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüt adına suç işlemek suçundan, sanıklar ... ve ... haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik yapılan incelemede;
Yapılan yargılama sonunda sanıklara yüklenen suçlara ilişkin yeterli delil elde edilemediği gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle beraate ilişkin hükümlerin ONANMASINA,
III-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında şantaj suçu nedeniyle verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan incelemede;1- Oluş ve dosya kapsamına göre, mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından, katılan vekilinin sanıkların şantaj suçundan üst hadde yakın bir şekilde cezalandırılmasına yönelik temyiz taleplerinin reddine,
2- Tüm deliller gibi iletişimin tespiti neticesinde elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların da delil olarak kullanılabilmesi için CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 12. maddesi kişisel yazışma ve özel hayatı koruma altına alırken iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ise "Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir" denilmiş, bu hükme benzer şekilde Anayasamızın 22. maddesinde de "Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar." hükmüne yer verilmiştir.
Ceza Muhakemesi Hukukumuzda iletişimin tespitiyle ilgili ilk düzenleme 4422 sayılı Kanunla yapılmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 135. maddesinde konu yeniden düzenlenmiş ve 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. CMK'nın 135. maddesinin gerekçesinde düzenleme yapılırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılan düzenlemeye esas alındığı belirtilmektedir. Gerekçede ayrıca "...gerek ikrar, gerek işlenen suça ait diğer delil, iz ve emareler, suçu işleyen, şerikleri, yataklık edenler ile diğer kişiler arasında cereyan eden telefon muhaberelerinin dinlenmesi veya sinyalleri, yazıları resimleri tek yönlü sistemlerle alan ve ileten araçlara girilerek elde edilebilir. Ancak burada çok açık olan ve örneğin uyuşturucu madde trafiğinde olduğu gibi başka suretle delilini bulmak olanağının çok az olduğu suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına saygının çatıştığı çok açık olduğundan batı ülkeleri bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uygun şekilde düzenlemişlerdir” ifadeleri yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve kanunla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği
belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya davalarında verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; “Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir” ve “Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir.” biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların kanunlarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunumuz da konuyu kişinin mahremiyet hakkı ile kamunun suçların önlenmesi ve aydınlatılması ihtiyacı arasında bir denge sorunu olarak değerlendirmekte, Anayasamıza ve insan hakları hukukunun yerleşik yaklaşımlarına uygun bir düzenleme getirmektedir. Buna göre CMK’nın soruşturma sürecinde yürürlükte bulunan 135. maddesinde;
“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005-5353 sayılı Kanunun 17. mad) Ancak, örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hakim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, ... mobil telefonun yeri, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, ...mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. (Ek alt bend: 25.05.2005-5353 S.K./17. mad) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13.Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlana (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,
c) (Ek bend: 25.05.2005-5353 S.K./17. mad) Bankalar Kanununun 22'nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74'üncü maddelerinde tanımlanan suçlar,
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiçkimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Kanun gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, varolan denge sorununu üç araç kullanarak çözmeyi hedeflemiştir; ilki, iletişimin tespiti kararını verecek merciin sınırlandırılması, ikincisi iletişimin tespiti kararı verilmesinin olaya özgü koşulları olan mevcut şüphe, delil ve delil elde etme durumu, üçüncüsü de kararın verilebileceği suçların sımrlandırılmasıdır. Ceza muhakemesi hukukumuzda herhangi bir şekilde dosyaya alınmış iletişim tespit tutanağının CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri anlamında hukuka uygun delil değeri kazanabilmesi için CMK 135. maddeye göre verilmiş bulunan kararın maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş şartlara uygun olarak verilmiş bir karar gerekmekte olup, kararı veren merci kendisine sunulan talebi bu koşullar açısından değerlendirirken, yargılamayı yapan mahkemede öncelikle iletişimin dinlenilmesine ilişkin kararın hukuka uygunluğunu denetleyecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde kanun koyucu mevcut denge sorununu doktrinde katalog suç olarak adlandırılan yöntemle çözmeyi hedeflemiştir. Buna göre iletişimin dinlenilmesi kişiler, toplum ve devlet üzerinde ağır zarar veya tehlikeye yol açan bir dizi suç için mümkündür.
İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesinin kararı veren merci ve katalog suç şeklindeki objektif koşullarının yanında olaya göre değişen sübjektif nitelikteki "suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının" bulunmaması koşullarının kanun koyucunun amaçladığı dengeyi sağlayabilmesi için hakim tarafından dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim talebin kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın CMK'nın 135/1. maddesinin sübjektif koşullarına uygunluğu denetlenemez hale gelecek ve ön koşullar ölü düzenleme halini alacaktır.
Somut olayımızda verilen iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına dair kararların hukuka uygunluğu irdelenmeden önce CMK’nın 135/1. maddesindeki sübjektif koşulları içeren tanımın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre "İletişimin denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe sebeplerinin varlığı şarttır... kuvvetli şüphe sebeplerinin tutuklama için öngörülen 'kuvvetli suç şüphesinden' farklıdır. Zaten tutuklama kararı verecek kadar kuvvetli şüphe varsa iletişimin denetlenmesi yolu kendiliğinden kapanmaktadır. Şüphe ve belirti kavramları arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten yazarlar "İletişimin denetlenmesi kararı verilebilmesi için çok basit bir suç şüphesinin varlığı yeterli ise de, suç işlendiğine ilişkin belirtilerin kuvvetli olması gereklidir" saptamasına yer vermişlerdir.
6526 sayılı Kanun CMK'nın 135/1. maddesinde yaptığı değişiklikle kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını "somut delillere dayanması" şartını getirmiştir. Bu değişiklik yapılmadan önce de hakimin bu şartın varlığını denetlerken somut olayların varlığını araması Kanunun kişilerin mahremiyetini korumayı amaçlayan anlayışının bir gereğidir ancak uygulamada soyut gerekçelerle iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesi anılan değişikliğin gerekçesini oluşturmuştur. Bu şartın varlığında aranması gereken önemli bir husus da şüphe sebeplerinin kanuna aykırı elde edilmemiş olmasıdır. CMK'nın 217. maddesinin gerekçesine göre hukuka aykırı delil niteliğinde bulunan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yapılan saldırılar yoluyla elde edilmiş bilgiler de CMK'nın 135. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanak alınamayacaktır.
CMK 135/1. maddenin iletişimin dinlenilmesi kararı verilebilmesi için öngördüğü subjektif şartın ikinci unsuru başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim soruşturma makamından delil elde etme hususundaki hangi çabalarının sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır.
Önemle belirtmelidir ki, iletişimin tespiti kararı soyut gerekçelerle verilmiş olsa bile tekamül etmiş bir dosyadan kararların verildiği tarihte CMK'nın 135/1. maddesindeki şartların varlığı anlaşılabiliyorsa yargılama makamı iletişimin dinlenilmesi kararının hukuka uygunluğunu kendisi de saptayabilecektir. Yine önemle belirtmek gerekir ki subjektif koşulun her iki unsurunun da mevcut bulunması kararın verilebilmesi için zorunludur.
CMK, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Buna göre, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halindeyse alınan kayıtlar derhal yok edilir (CMK m. 135/2). İkinci fıkranın bu lafzından anlaşıldığı kadarıyla kayda alınamayacak olan bu iletişim, CMK’nın 135. maddesi hükmü anlamında tespit edilebilecek, dinlenebilecek ve bu iletişime ilişkin sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir.
CMK’nın 136. maddesi hükmü gereği şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, bu Kanunun 135. maddesi hükmü uygulanamaz. Meslekleri gereği CMK’nın 46. maddesi hükmü çerçevesinde tanıklıktan çekinme hakkı olan avukatlar hakkında da iletişiminin denetlenmesi çerçevesinde bu iletişimin “kayda alınması” tedbirinin zaten 135. maddenin ikinci fıkrası hükmü gereği uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sonuç olarak müdafiinin, yüklenen suça ilişkin olarak şüpheli veya ./..
sanıkla bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kalmaktadır.
Ancak müdafiinin suçu bizzat işlediği veya bu suça iştirak ettiği şüphesi altında bulunması halinde ise, bu tedbire ilişkin olarak kendisi hakkında da denetleme kararı alınmış olmak kaydıyla 135. maddenin ikinci fıkrası hükmündeki engelin ortadan kalkacağı, yani zaten mümkün olan tespit, dinleme ve sinyal bilgilerini değerlendirme tedbirleri yanında kayda alma tedbirinin de uygulanabileceği sonucuna ulaşılabilecekken 136. madde hükmünün salt lafzi bir şekilde ele alınması durumunda, müdafiinin bu sefer kendisinin de şüphelisi olduğu bu suç, şüpheli veya sanığa yüklenen suç olma vasfını devam ettirdiği için, kendisiyle bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin yine 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kaldığı söylenebilecektir.
Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir”. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK’da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK'nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir.
Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek
veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır.
Bu şekildeki iletişim tespitiyle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususuna gelindiğinde; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre; "...kanuna aykırı deliller teorisi çerçevesinde yabancı sistemlerin "hukuka aykırılıktan" anladıkları, sanığın Anayasa ile teminat altına alınmış olan haklarından birinin bir devlet organı tarafından yapılmış bir işlemle ihlal edilmiş olmasıdır. "Hukuka aykırı delil sorunu CMK'nın 135, 206 ve 217. maddeleri çerçevesinde Ceza Genel Kurulunca tartışılmıştır; Ceza Genel Kurulunun 10.12.2013 tarih ve 2013/399 sayılı kararında; "...ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı Kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.
Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve yargılama faaliyetlerinin bütünü itibariyle adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacım gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin; işkence narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir. “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” kavramındaki "hukuka aykırılık", sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36’ncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, 2007 yılı, s. 1080).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.
Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma bir bütün olarak adilse hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir.
Esasında CMK'nın "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulunun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde
basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması adil yargılama ilkesini zedeleyebilecektir. Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK'nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK’nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” soruşturma tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 135/6. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın 5237 sayılı CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması yasal olarak mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
Yukarıda izah edilen açıklamalar karşısında yapılan incelemede;
Somut olayda; sanık ...'ün Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen isimsiz, imzasız, tarihsiz mektup ile Ergenekon'un propagandasını yaptığı, yine tüm sanıkların, katılan ...'nun şikayeti üzerine katılana şantaj yaptıkları iddialarıyla haklarında ayrı ayrı soruşturmaya başlanıldığı ve aralarında fiili ve hukuki irtibat olması nedeniyle her iki soruşturmanın birleştirilmesine karar verildiği;
Dosya kapsamında bulunan dinleme taleplerinden de anlaşılacağı üzere sanıklar hakkında TCK 220. maddesi kapsamında cebir ve şiddete dayalı çıkar amaçlı bir örgüt yapılanması bulunup bulunmadığı yönünde delil elde edilebilmesi için, teknik takip, fiziki takip ve gizli izleme ile iletişimin tespiti kararlarının alındığı ve bu kararların defaeten uzatılıp sanıklara yönelik yapılan takip, izleme ve dinlemelerin de hükme esas alındığı;
İletişimin tespiti, teknik takip ve izleme kararları ile sanıkların takip edilebilmeleri amacıyla öncelikle yapılan ihbarın nereden ve kim tarafından gönderildiğinin yargılamanın hiçbir safhasında araştırılmadığı gibi verilen kararların da soyut gerekçelerle verildiği anlaşılmış olmakla,
Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında; hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçektende haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK’nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez. Ancak, kanuna aykırı olarak elde edilmiş iletişimin dinlenilmesi kayıtlarının sanığın anayasal haklarının ihlali sonucu elde edilmiş olması nedeniyle hükme esas alınamayacağı hususundaki yegane istisna bu kayıtların sanığın lehine delil olarak kullanılabilecek olmasıdır.
Yukarıda açıklanan gerekçeler, oluşa ve dosya içindeki tüm delillere göre; mahkemece hükme esas alınan iletişimin dinlenmesi ve uzatma kararları ile elde edilen ve hükme esas alınan delillerin hukuka aykırı olup yasak delil niteliğinde olduğu, sanıklar hakkında yapılan teknik takip, izleme ve iletişimin tespiti tedbirlerinin hukuka uygun delil olarak kabul edilemeyeceği gözetilerek hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde bu delillerin hükme esas alınmak suretiyle sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi,
3-Kabul ve uygulamaya göre de;
Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanıklar ..., ... ve sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 08.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2016/2223 E., 2016/2948 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Kaldı ki, mahkumiyet hükmüne esas alınan iletişim içeriklerinin hukuka aykırı delil olduğu ve CMK'nın 135/1, 138/2 maddesine uygun olarak elde edilmediği anlaşılan delilin hükme esas alınması suretiyle Anayasanın 20, 38/6, AİHS'nin 6, 8.
16. Ceza Dairesi 2016/2223 E. , 2016/2948 K.
"İçtihat Metni"
İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : Asliye Ceza Mahkemesinin
Suç : Gizliliğin ihlali
A)KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER:
Gizliliğin ihlali suçundan sanık ... hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucu 21.05.2013 tarihinde 2013/106 esas, 2013/312 sayılı kararı ile verilen adli para cezası sanık tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 05.11.2014 tarihinde 2014/6495 esas, 2014/11033 sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 9. Ceza Dairesinin onama kararına karşı itiraz yoluna başvurulmuştur.
Ceza Muhakemesi Kanunu 308. maddesi gereğince; Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren 30 gün içinde aleyhe, süre koşulu olmaksızın lehe itiraz edebilir. İtirazı, kararı veren daire inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.
İtirazı incelemekle görevli daire, sanıkların üzerine atılı suçun niteliğine göre temyiz inceleme tarihi itibari ile 6545 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik Yargıtay Kanunun 14. maddesi hükmü, 20.07.2014 gün ve 29066 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 17.07.2014 tarih 2014/2 sayılı kararına göre Yargıtay 9. Ceza Dairesidir.
Ancak 2797 sayılı Yargıtay Kanununa 6572 sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen geçici 14. madde hükmü doğrultusunda Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 19.01.2015 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 2015/8 sayılı kararı ile itiraza konu suçların kanun yolu incelemesi yapmakla Yargıtay 16. Ceza Dairesi görevlendirilmiştir.
Yasal düzenleme ve Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun kararı doğrultusunda itirazın incelemesinde dairemizin görevli olduğu kabul edilmiştir.
B)İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz yazısında;
"Oysa somut olayda; sanığın teknik takip ifadesi ile şüpheli hakkındaki telefon görüşmelerinin dinlendiği kayda alındığı bilgisini şüpheli ile paylaşması suçun maddi unsuru olarak kabul edilerek hüküm tesisi edilmiştir. Sanığın "... teknik takip yapıyor" ifadesinin, kullanılan terimlerin anlamları da suç oluşturacak şekilde "iletişimin dinlenmesi, kayda alınması kararının kastedildiği belirtilerek" sanığın, şüpheliyi bu husustan haberdar etmek suretiyle gizliliğin ihlali suçunu işlediği sonucu çıkarılmıştır. Bir partinin ilçe başkanı olması nedeniyle yetkili makamlara daha kolay ulaşabilecek konumdaki insanlardan yardım talep edildiği ve onların da mümkün olduğunca yardımcı olmak amacıyla olayla ilgili aldıkları genel bir bilgiyi talep eden kişi ile paylaşmalarının hayatın olağan akışı içerisinde olabilecek doğal bir sonuç olarak kabul edilmesi gerektiği dikkate alındığında çok zorlama ile alınmış bir sonuç olduğu kanaatindeyiz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın aşama savunmaları, tanık beyanları dikkate alındığında sanığın "teknik takip" yapılıyor ifadesinden, şüphelinin telefonlarının dinlendiği bilgisini ona vererek gizliliği ihlal suçunu işleme kastıyla hareket ettiğine dair sanığın savunmasının aksine mahkumiyetini gerektirir, kesin ve yeterli delil bulunmadığı kanaatindeyiz.
Kaldı ki, mahkumiyet hükmüne esas alınan iletişim içeriklerinin hukuka aykırı delil olduğu ve CMK'nın 135/1, 138/2 maddesine uygun olarak elde edilmediği anlaşılan delilin hükme esas alınması suretiyle Anayasanın 20, 38/6, AİHS'nin 6, 8. maddeleri ile CMK'nın 206/2-a, 217/2, 230/1-b gereğince yasak delil niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.
... Sulh Ceza Mahkemesinin 22.10.2012 gün ve 2012/306 D. İş sayılı kararı ile kaçakçılık suçu şüphelisi ...'a ait telefonları dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin 3 ay süre ile değerlendirilmesi kararı alındığı anlaşılmaktadır. Bu karar CMK'nın 135/1 maddesi kapsamında usulüne uygun olarak alınmış bir iletişimin denetlenmesine ilişkin koruma tedbiridir. Sanık ...'ya ait iletişimin dinlenmesine, kayda alınmasına ilişkin alınmış bir karar yoktur. Sanık ... ile kaçakçılık suçunun şüphelisi ... arasındaki iletişim içeriklerine şüpheli ...'a ait iletişimin dinlemesi sırasında takılmış olan görüşmelerdir.
Sanık ...'nın iddiaya konu olan ve suçtan mahkumiyeti cihetine gidilirken hükme esas alınan 18.02.2013 tarihli iletişim tutanağı içeriğinde sanık tarafından söylendiği belirtilen "hakan buraylan ilgisi yok, müdürümün yanındayım. Şu anda da ... diyor, ...teknik takip yapıyor diyor yani onu özellikle söyle diyor.” şeklindeki görüşmenin TCK'nın 138/2. maddesinde düzenlenen tesadüfi delil olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.
... yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” 5271 sayılı CMK'nın 135/8. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın 5237 sayılı CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
Özetlemek gerekirse, sanığın üzerine atılı "gizliliğin ihlali" suçu CMK'nın 135/8 maddesinde sayılan katalog suçlar kapsamında yer almadığı için iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması suretiyle elde edilen delilin hukuka aykırı delil olduğunun kabulü gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle sanık hakkında hükme esas alınan iletişim içeriklerinin hukuka aykırı delil olup yasak delil niteliğinde olduğu, sanığın suç kastı ile hareket ettiğine dair mahkumiyetine yeterli, kesin inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle ... Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2013 gün ve 2013/106 esas, 2013/312 karar sayılı ilamının bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir." gerekçeleriyle itirazda bulunmuşlardır.
C)İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
... Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2013 tarihli kararı incelendiğinde;
Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/1617 sayılı dosyası üzerinden ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan soruşturma yürütüldüğü, ...'ın kullanımındaki cep telefonu hattına ilişkin ... Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/306 ve 2013/12 D. İş sayılı kararları ile 22.10.2012 ve 12.03.2012 tarihleri arasında iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbiri uygulandığı, tedbirin devamı sırasında 18.02.2013 tarihinde ...'ın ... mevkiindeki işyerinde kaçak akaryakıt, 10 numara yağ vb satışı yapıldığından bahisle kolluk görevlilerince yapılan kontrol sırasında ...'ın, sanık ...'yı arayarak Boğazlıyan İlçe Emniyet Müdürü tanık ... ile görüşerek yardımcı olmasını istediği, sanık
...'nın da ...'nin makamına giderek kendisi ile konuşması neticesinde tekrar ...'ı arayıp "hakan buraylan ilgisi yok müdürümün yanındayım şuan da da yozgat diyor, ... teknik takip yapıyor diyor, yani onu öyle özellikle söyle diyor" şeklinde beyanda bulunduğu, bu beyanının kanıt olarak gösterilerek sanık ...'nın “Gizliliği İhlal” suçunu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği, dosya içerisinde başkaca sübuta ilişkin kanıt bulunmadığı”,
Görülecektir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda tarih ve sayısı yazılı itirazına bakıldığında, itirazının şu alt başlıklardan oluştuğu görülmektedir. Bunlar;
a)Mahkemece hükme esas alınan iletişim içeriklerinin hukuka aykırı elde edilen yasak delil niteliğinde olduğu,
b)Dosya içerisinde sanığın suç kastı ile hareket ettiğine dair mahkumiyetine yeterli, kesin inandırıcı delil bulunmadığı,
Şeklindedir.
c)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “hükme esas alınan iletişim içeriklerinin hukuka aykırı elde edilen yasak delil niteliğinde olduğuna” yönelik itirazının incelenmesinde;
Tüm deliller gibi iletişimin tespiti neticesinde elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların da delil olarak kullanılabilmesi için CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 12. maddesi kişisel yazışma ve özel hayatı koruma altına alırken iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ise ''Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir'' denilmiş, bu hükme benzer şekilde Anayasamızın 22. maddesinde de ''Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.'' hükmüne yer verilmiştir.
Ceza Muhakemesi Hukukumuzda iletişimin tespitiyle ilgili ilk düzenleme 4422 sayılı Kanunla yapılmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 135. maddesinde konu yeniden düzenlenmiş ve 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. CMK'nın 135. maddesinin gerekçesinde düzenleme yapılırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılan düzenlemeye esas alındığı belirtilmektedir. Gerekçede ayrıca ''...gerek ikrar, gerek işlenen suça ait diğer delil, iz ve emareler, suçu işleyen, şerikleri, yataklık edenler ile diğer kişiler arasında cereyan eden telefon muhaberelerinin dinlenmesi veya sinyalleri, yazıları resimleri tek yönlü sistemlerle alan ve ileten araçlara girilerek elde edilebilir. Ancak burada çok açık olan ve örneğin uyuşturucu madde trafiğinde olduğu gibi başka suretle delilini bulmak olanağının çok az olduğu suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına saygının çatıştığı çok açık olduğundan batı ülkeleri bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uygun şekilde düzenlemişlerdir'' ifadeleri yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve kanunla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya Davaları'nda verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; “Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir” ve “Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir.” biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların kanunlarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunumuz da konuyu kişinin mahremiyet hakkı ile kamunun suçların önlenmesi ve aydınlatılması ihtiyacı arasında bir denge sorunu olarak değerlendirmekte, Anayasamıza ve İnsan Hakları Hukukunun yerleşik yaklaşımlarına uygun bir düzenleme getirmektedir. Buna göre CMK'nın soruşturma sürecinde yürürlükte bulunan 135. maddesinde;
“(1)Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2)Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3)Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005-5353 sayılı Kanunun 17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4)Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, ... mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, ...mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5)Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6)Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a)Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),
3. İşkence (Madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (Birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde188),
7. Parada sahtecilik (Madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. (Ek alt bend: 25.05.2005-5353 S.K./17.mad) Fuhuş (Madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235),
11. Rüşvet (Madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282),
13. Silahlı örgüt (Madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (Madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
b)Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları,
c)(Ek bend: 25.05.2005-5353 S.K./17.mad) Bankalar Kanununun 22'nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d)Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,
e)Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74'ncü maddelerinde tanımlanan suçlar,
(7)Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiçkimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Kanun gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, varolan denge sorununu üç araç kullanarak çözmeyi hedeflemiştir; ilki, iletişimin tespiti kararını verecek merciin sınırlandırılması, ikincisi iletişimin tespiti kararı verilmesinin olaya özgü koşulları olan mevcut şüphe, delil ve delil elde etme durumu, üçüncüsü de kararın verilebileceği suçların sınırlandırılmasıdır. Ceza muhakemesi hukukumuzda herhangi bir şekilde dosyaya alınmış iletişim tespit tutanağının CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri anlamında hukuka uygun delil değeri kazanabilmesi için CMK 135. maddeye göre verilmiş bulunan kararın maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş şartlara uygun olarak verilmiş bir karar gerekmekte olup, kararı veren mercii kendisine sunulan talebi bu koşullar açısından değerlendirirken, yargılamayı yapan mahkemede öncelikle iletişimin dinlenilmesine ilişkin kararın hukuka uygunluğunu denetleyecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde kanun koyucu mevcut denge sorununu doktrinde katalog suç olarak adlandırılan yöntemle çözmeyi hedeflemiştir. Buna göre iletişimin dinlenilmesi kişiler, toplum ve devlet üzerinde ağır zarar veya tehlikeye yol açan bir dizi suç için mümkündür.
İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesinin kararı veren mercii ve katalog suç şeklindeki objektif koşullarının yanında olaya göre değişen subjektif nitelikteki ''suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının'' bulunmaması koşullarının kanun koyucunun amaçladığı dengeyi sağlayabilmesi için hakim tarafından dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim talebin kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın CMK'nın 135/1. maddesinin subjektif koşullarına uygunluğu denetlenemez hale gelecek ve ön koşullar ölü düzenleme halini alacaktır.
Somut olayımızda verilen iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına dair kararların hukuka uygunluğu irdelenmeden önce CMK'nın 135/1. maddesindeki subjektif koşulları içeren tanımın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre ''İletişimin denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe sebeplerinin varlığı şarttır... kuvvetli şüphe sebeplerinin tutuklama için öngörülen "kuvvetli suç şüphesinden" farklıdır. Zaten tutuklama kararı verecek kadar kuvvetli şüphe varsa iletişimin denetlenmesi yolu kendiliğinden kapanmaktadır. Şüphe ve belirti kavramları arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten yazarlar ''İletişimin denetlenmesi kararı verilebilmesi için çok basit bir suç şüphesinin varlığı yeterli ise de, suç işlendiğine ilişkin belirtilerin kuvvetli olması gereklidir'' saptamasına yer vermişlerdir.
6526 sayılı Kanun CMK'nın 135/1. maddesinde yaptığı değişiklikle kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını "somut delillere dayanması'' şartını getirmiştir. Bu değişiklik yapılmadan önce de hakimin bu şartın varlığını denetlerken somut olayların varlığını araması kanunun kişilerin mahremiyetini korumayı amaçlayan anlayışının bir gereğidir ancak uygulamada soyut gerekçelerle iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesi anılan değişikliğin gerekçesini oluşturmuştur. Bu şartın varlığında aranması gereken önemli bir husus da şüphe sebeplerinin kanuna aykırı elde edilmemiş olmasıdır. CMK'nın 217. maddesinin gerekçesine göre hukuka aykırı delil niteliğinde bulunan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yapılan saldırılar yoluyla elde edilmiş bilgiler de CMK'nın 135. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanak alınamayacaktır.
CMK 135/1. maddenin iletişimin dinlenilmesi kararı verilebilmesi için öngördüğü subjektif şartın ikinci unsuru başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim soruşturma makamından delil elde etme hususundaki hangi çabalarının sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır.
Önemle belirtmelidir ki, iletişimin tespiti kararı soyut gerekçelerle verilmiş olsa bile tekamül etmiş bir dosyadan kararların verildiği tarihte CMK'nın 135/1. maddesindeki şartların varlığı anlaşılabiliyorsa yargılama makamı iletişimin dinlenilmesi kararının hukuka uygunluğunu kendisi de saptayabilecektir. Yine önemle belirtmek gerekir ki subjektif koşulun her iki unsurunun da mevcut bulunması kararın verilebilmesi için zorunludur.
CMK, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Buna göre, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halindeyse alınan kayıtlar derhal yok edilir (CMK m. 135/2). İkinci fıkranın bu lafzından anlaşıldığı kadarıyla kayda alınamayacak olan bu iletişim, CMK’nın 135. maddesi hükmü anlamında tespit edilebilecek, dinlenebilecek ve bu iletişime ilişkin sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir.
CMK’nın 136. maddesi hükmü gereği şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, bu Kanunun 135. maddesi hükmü uygulanamaz. Meslekleri gereği CMK’nın 46. maddesi hükmü çerçevesinde tanıklıktan çekinme hakkı olan avukatlar hakkında da iletişiminin denetlenmesi çerçevesinde bu iletişimin “kayda alınması” tedbirinin zaten 135. maddenin ikinci fıkrası hükmü gereği uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sonuç olarak müdafiin, yüklenen suça ilişkin olarak şüpheli veya sanıkla bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kalmaktadır.
Ancak müdafiin suçu bizzat işlediği veya bu suça iştirak ettiği şüphesi altında bulunması halinde ise, bu tedbire ilişkin olarak kendisi hakkında da denetleme kararı alınmış olmak kaydıyla 135. maddenin ikinci fıkrası hükmündeki engelin ortadan kalkacağı, yani zaten mümkün olan tespit, dinleme ve sinyal bilgilerini değerlendirme tedbirleri yanında kayda alma tedbirinin de uygulanabileceği sonucuna ulaşılabilecekken 136. madde hükmünün salt lafzi bir şekilde ele alınması durumunda, müdafiin bu sefer kendisinin de şüphelisi olduğu bu suç, şüpheli veya sanığa yüklenen suç olma vasfını devam ettirdiği için, kendisiyle bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin yine 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kaldığı söylenebilecektir.
Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir”. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK’da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK'nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir.
Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir.
...yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır.
Bu şekildeki iletişim tespitiyle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususuna gelindiğinde; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre; ''...kanuna aykırı deliller teorisi çerçevesinde yabancı sistemlerin ''hukuka aykırılıktan'' anladıkları, sanığın Anayasa ile teminat altına alınmış olan haklarından birinin bir devlet organı tarafından yapılmış bir işlemle ihlal edilmiş olmasıdır.'' Hukuka aykırı delil sorunu CMK'nın 135, 206 ve 217. maddeleri çerçevesinde Ceza Genel Kurulunca tartışılmıştır; Ceza Genel Kurulunun 10.12.2013 tarih ve 2013/399 sayılı kararında; ''...ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı Kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.
Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve yargılama faaliyetlerinin bütünü itibariyle adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede, "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin; işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir. “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” kavramındaki "hukuka aykırılık", sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36'ncı maddesinde gösterildiği biçimde "adil" ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, 2007 yılı, s. 1080),
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.
Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma bir bütün olarak adilse hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir.
Esasında CMK'nın ''Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir'' şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulunun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması adil yargılama ilkesini zedeleyebilecektir. Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK'nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK'nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti Anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez.
... yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” soruşturma tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 135/6. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın 5237 sayılı CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması yasal olarak mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
Yukarıda izah edilen açıklamalar karşısında yapılan incelemede;
Somut olayda, ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapmak” suçundan dolayı ilki 22.10.2012 diğeri 12.03.2012 tarihli olmak üzere toplam iki adet dinleme ve uzatma kararı verilmiştir. Soruşturma sırasında ... ile alakalı olarak “kaçakçılık kanununa muhalefet” suçundan alınmış herhangi bir dinleme kararı bulunmamaktadır. Ayrıca, dosya kapsamından kolluk görevlilerinin; “uyuşturucu madde ticareti yapmak” suçundan verilen dinleme kararına dayanak teşkil eden kuvvetli suç şüphe sebeplerine ne şekilde ulaştıkları ya da başka suretle delil elde etme yönünde nasıl bir çaba gösterdikleri ise anlaşılamamaktadır. Yine sanık ...'nın cezalandırılmasına konu olan “Gizliliği İhlal” suçu ise soruşturma tarihi itibariyle CMK'nın 135/6. maddesinde katolog suçlar arasında düzenlenmemiştir.
Bu kapsamda; ... hakkında soruşturma sırasında alınan 22.10.2012 ve 12.03.2012 tarihli iletişimin dinlenmesi ve uzatma kararları CMK'nın 135/1 maddesinde yeralan subjektif koşulları taşımadığından hukuka aykırı bulunduğu gibi sanık ...'nın üzerine atılı "gizliliğin ihlali" suçunun soruşturma tarihi itibariyle CMK'nın 135/6 maddesinde sayılan katalog suçlar kapsamında yer almaması karşısında sanığın yargılamasına konu olup suçtan mahkumiyeti cihetine gidilirken hükme esas alınan 18.02.2013 tarihli "hakan buraylan ilgisi yok, müdürümün yanındayım. Şu anda da Yozgat diyor, Yozgat teknik takip yapıyor diyor yani onu özellikle söyle diyor.” şeklindeki iletişim içeriği de hukuka aykırı olup yasak delil niteliğinde olduğu hukuken şüpheye yol açmayacak şekilde açıktır.
b)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “dosya içerisinde sanığın suç kastı ile hareket ettiğine dair mahkumiyetine yeterli, kesin inandırıcı delil bulunmadığına” itirazının incelenmesinde;
Sanık ...'nın cezalandırılmasına gerekçe ve yargılamaya konu olan TCK'nın 285/2 maddesi;
“Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”,
Şeklinde düzenlenmiştir.
Soruşturma evresinin gizliliğini ihlal; TCK’nın 285'inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında yaptırım altına alınmıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun “Soruşturmanın gizliliği” başlığı altında düzenlenen 157'inci maddesinde, kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemlerinin gizli olduğundan bahsedilmektedir.
Soruşturma evresindeki işlemlerin içeriği kural olarak gizlidir. Ancak, bu gizlilik mutlak değildir. Bu gizlilik, savunma hakkını kısıtlar bir şekilde uygulanamayacaktır. Soruşturma evresindeki işlemler ve içerikleri, soruşturmanın taraflarından şüpheliye veya müdafiine karşı, savunma hakkının kullanılmasını kısıtlayacak şekilde gizli tutulamayacaktır.
Kanunlarda soruşturma evresindeki belirli işlemlerin soruşturmanın belirli süjelerine karşı da gizli tutulması gerektiği hususunda hüküm bulunan hâllerde, bu işlemler, soruşturmanın süjeleri bakımından da gizli tutulmaktadır. Örneğin, telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması hususunda verilmiş olan kararlar şüpheliye ve müdafiine karşı gizli tutulmaktadır. Gizli bilgilerin bu kişilere ulaştırılmasıyla suç oluşacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, verilen bilginin gizli olup olmadığının doğru yorumlanması ile bilgiyi verenin sıfatının da bu kapsamda gizliliğin ihlali suçu kastının belirlenmesi ve değerlendirilmesinde belirleyici olduğudur.
TCK'nın 285'inci maddesinde yer alan suç tipleri ancak kasten işlenebilecek suçlardır. Burada failin saiki önem taşımamaktadır. Bu suçlar bakımından genel kastın varlığı yeterlidir. Fail, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yaptırım altına alınan gizliliği bozduğunu biliyor ve bu istek doğrultusunda eylemini gerçekleştiriyorsa suç oluşur.
Yukarıda açıklanan hususlar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde;
Bir partinin ilçe başkanı olması nedeniyle yetkili makamlara daha kolay ulaşabilecek konumda olan sanığın, kendisinden yardım talep edilmesi üzerine yetkili makamlarla yaptığı görüşme sonucunda elde ettiği genel bilgiyi talep eden ilgilisiyle paylaşmış, işyerinin kapısına arama yapmak üzere gelen polisleri gören ...'a 21.02.2013 tarihli iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tutanakta belirtildiği ve dosyada mevcut olayın özetine dair bilgi notunda yazılı olduğu üzere “kendisiyle ilgili soruşturmanın Yozgat'taki makamlar tarafından yapıldığını” gelen polislere bir zorluk çıkarmaması, onların işini kolaylaştırması gerektiğini söylemek suretiyle atılı eylemde suç kastının olmadığını ortaya koymuş bulunmaktadır.
Sanık aksi kanıtlanamayan savunmasında “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiğini kabul etmediğini, bu istek doğrultusunda eylemini gerçekleştirmediğini” ifade etmiştir.
Bu kapsamda; sanığın aşama savunmaları, tanık beyanları dikkate alındığında sanığın; ...'a hitaben söylediği "teknik takip" yapılıyor ifadesine mahkemece zorlama bir anlam yüklenerek "burada kastedilenin “iletişimin dinlenmesi kararı” olup sanığın amacının şüpheliyi bu husustan haberdar etmek olduğu" gerekçesiyle “gizliliğin ihlali” suçundan mahkumiyeti cihetine gidilmesi hukuka uygun bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde;
Oluşa ve dosya içindeki tüm delillere göre; mahkemece hükme esas alınan iletişimin dinlenmesi ve uzatma kararları ile 18.02.2013 tarihli iletişim içeriğinin hukuka aykırı olup yasak delil niteliğinde olduğu gibi sanığın olayda suç kastı ile hareket ettiğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar elde edilemediği, bu nedenlerle sanığın beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesinde isabet bulunmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
D)KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ KABULÜNE,
2-Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 05.11.2014 gün ve 2014/6495 esas, 2014/11033 karar sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3-Yargılamaya konu “... hakkında soruşturma sırasında alınan 22.10.2012 ve 12.03.2012 tarihli iletişimin dinlenmesi ve uzatma kararlarının CMK'nın 135/1 maddesinde yeralan subjektif koşulları taşımaması, sanığın üzerine atılı "gizliliğin ihlali" suçunun ise soruşturma tarihi itibariyle CMK'nın 135/6 maddesinde sayılan katalog suçlar kapsamında yer almadığı için iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması suretiyle elde edilen ve hükme esas alınan iletişim içeriklerinin hukuka aykırı olup yasak delil niteliğinde olması, yine sanığın olayda suç kastı ile hareket ettiğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar elde edilememesi karşısında sanığın beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün BOZULMASINA, 31.03.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
2. Ceza Dairesi, 2016/4325 E., 2016/10647 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
ıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan onaysız ve bir kısmı okunamayan fotokopi niteliğindeki örnekleri ile yetinilerek ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 5271 sayılı CMK'nın 135/8 ve 138/2 maddelerine göre atılı suçların delili olarak kullanılması mümkün olmayan ve ayrıca içeriğinde müştekiye karşı atılı suçların
2. Ceza Dairesi 2016/4325 E. , 2016/10647 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığını bozma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Av. ...'in temyiz isteminin, sanıklar ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik olduğu, sanık ... hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede;
I- Av. ...'in, sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Av. ...'in gerekçeli kararın kendisine tebliği üzerine sanık müdafii olarak, sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerini temyiz etmiş ise de, kovuşturmanın hiçbir aşamasında sanık müdafii olarak duruşmalara katılmadığı, dosya içerisinde sanık tarafından usulüne uygun şekilde verilmiş bir vekaletname örneğinin bulunmadığı ve yine sanığın talimatla alınan savunmasında müdafii talep etmediği gibi zorunlu müdafiiliği gerektiren h...gi bir ilişkinin de olmadığı anlaşılmakla; Av. ...'in temyiz isteminin aynı Kanun'un 317. maddesi gereğince REDDİNE,
II- Sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
5237 sayılı TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından bahsedebilmek için en az üç kişinin suç işlemek amacıyla bir araya gelmesi, bu kişiler arasında devamlılık içeren katı veya gevşek bir hiyerarşik bir ilişki bulunması, bu kişilerin örgüt araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye muktedir olması gerekir.
Suç işlemek için anlaşmada ise; suç işlemek üzere iradelerin bir araya gelmesi söz konusudur, burada da devamlılık vardır. Ancak örgütlenme yoktur.
Suç işlemek amacıyla kurul bir örgütün varlığından bahsedebilmek için örgütün suç ve/veya suçları işlemek amacıyla kurulduğu da tespit edilmelidir. Çünkü örgütün amacı bir suç programını gerçekleştirmektir. Yani belirsiz sayıda suç işlemektir. Suç sayılmayan ancak hukuka aykırılık teşkil eden fiilleri gerçekleştirmek için kurul ise amacı kanunda suç olarak tanımlanan fiilleri işlemek olmayan bir örgütlenme bu anlamda algılanamaz.
Suç örgütü kurma ve yönetme ile örgüte üye olma, suçları yönünden suç örgütünün işlemeyi amaçladığı suç ve/veya suçların en azından hazırlık hareketi ile ilgili ciddi bulgu, emare ve/veya delil olmalıdır. Suç örgütü kurma bağımsız bir suç kabul edildiğine göre, amacı olmayan bir örgütlenmede, suç örgütünün bir veya birkaç amaçla suç işlemesi için kurulmalı ve suçların işlenmesine dair 5237 sayılı TCK’nın 220/1. maddesinde gösterilen unsurlar ile ilgili bulgulara ulaşılmalıdır.
Suç işlemek için örgüt kurmak iştirak kavramına yakındır. Ancak birkaç noktada iştirakten ayrılır. İştirak, şerikler arasında anlaşma net bir şekilde belirlenmiş olan bir veya birden fazla suç işlemek içindir. İşlenecek suçun sayısı, konusu ve mağdur bellidir. İştirak gereği suç işlendiğinde anlaşmanın gereği yerine gelmiştir. Yeni bir suç işleme söz konusu değildir.
Sanıkların tüm aşamalarda üzerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, dosya içerisinde bulunan iletişim tespit tutanaklarının incelenmesinde, sanıklar arasında gevşek de olsa bir hiyerarşik ilişki ile yapılanmanın üyeleri üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazandığı konusunda yeterli ve kesin delil bulunmadığı, her ne kadar temyiz dışı sanık ... soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, örgüt olduklarını liderinin de sanık ... ve ... olduğunu beyan etmiş ise de gerek iletişim tespit tutanaklarının içeriğinden gerekse dosya kapsamında bu hususun doğrulanmadığı, sanık ...'ın beyanının suç atma niteliğinde olduğu, kaldı ki sanıklardan ..., ..., ... ve ...'nın iddia edilen örgüte üye olduklarına dair h...gi bir delilin de bulunmadığı anlaşılmakla, sanıkların atılı suçtan beraati yerine yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile ... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA,
III- Sanıklar hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Anayasanın 22. maddesi uyarınca; herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunda belirtilen nedenlerle ve usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Anayasanın 38/6. maddesinde de “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” denilmektedir.
Anayasanın 90/son maddesi uyarınca iç hukuk mevzuatımızdan sayılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi uyarınca, herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir. Diğer taraftan, Sözleşme'nin 8. maddesinde güvenceye alınan özel hayat ve haberleşme hürriyetine ilişkin kişi haklarına aykırı şekilde elde edilen delilin soruşturma veya kovuşturmada kullanılması, sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal edebilecektir.
Yürütülen bir suç soruşturması veya kovuşturması dolayısıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca; suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, suç tarihi itibariyle hakim veya gecikmesinde sakınca olan halde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Aynı maddenin 8. fıkrasında, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin ancak, bu fıkrada katalog şeklinde sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği belirtilmiş, 9. fıkrada ise, maddede belirtilen usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükme bağlanmıştır.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” 5271 sayılı CMK'nın 135/8. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın 5237 sayılı CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutultur.
İncelenen dosyada; sanıklar hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçundan yapılan soruşturması sırasında, Sulh Ceza Mahkemesince 19/01/2007, 25/01/2007, 16/03/2007, 17/04/2007, 15/06/2007 tarihlerinde iletişimin dinlenilmesine karar verildiği, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, suç tarihi itibariyle hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarının 5271 sayılı CMK'nın 135/8. maddesi
kapsamında bulunmaması nedeniyle anılan dinleme kayıtlarının aynı Kanun'un 138/2. maddesi gereğince bu suçların delili olarak kullanılamayacağı belirlenerek yapılan incelemede;
Suç tarihinde yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre, 5237 sayılı TCK'nın 142/2-g maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için eylemin, barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçük baş hayvan hakkında gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Konut ve eklentisi niteliğindeki yerlerden gerçekleşen eylemler ise aynı Kanun'un 142/1-b ve 116/1 maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağı belirlenerek yapılan incelemede;
1- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında, 30/07/2006 tarihinde mağdur ...'a yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediklerinin ve bu olaya ilişkin soruşturma evrakının dosya içerisinde bulunmadığının anlaşılması karşısında; soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneği dosya içerisinde bulundurulmadan, suçun niteliğinin belirlenmesi açısından eylemin nerede ve nasıl gerçekleştiği tespit edilmeden, temyiz dışı sanık ...'ın, görgüye dayalı olmayan ve suç atma niteliğinde bulunan, ...'un bu suçu diğer sanıklar ..., ... ve ...'nin kardeşi ile birlikte işlediğini kendisine söylediği beyanına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile sanıklar hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
2- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 30/10/2006 tarihinde katılan ...'a yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmediklerinin anlaşılması karşısında; Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan, onaysız ve bir kısmı okunamayan fotokopi niteliğindeki örnekleri ile yetinilerek, olay tarihinde cezaevinde olduğu anlaşılan ve bu olaya ilişkin h...gi bir anlatımı bulunmayan temyiz dışı sanık ...'ın beyanı ile sanıkların olay tarihinde birbirleriyle görüştüğüne ilişkin HTS kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
3- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında 18/12/2006 tarihinde müşteki ...'e yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamayı kabul etmedikleri, dosya içerisindeki HTS raporuna göre olay tarihinde sanık ...'nun diğer sanıklarla h...gi bir görüşmesinin bulunmadığı ve bu olaya
ilişkin olay yeri inceleme raporu dışında soruşturma evrakının dosya içerisinde bulunmadığının anlaşılması karşısında; Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan, sadece onaysız fotokopi niteliğindeki olay yeri inceleme raporu ile yetinilerek, bu olaya ilişkin h...gi bir anlatımı bulunmayan temyiz dışı sanık ...'ın beyanı ile sanıkların olay tarihinde birbirleriyle görüştüğüne ilişkin HTS kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
4- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 01/03/2007 tarihinde müşteki ...'a yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, dosya içerisindeki iletişim tespit tutanaklarına göre olay tarihinde sanık ... ile ...'in h...gi bir telefon görüşmesinin de bulunmadığının anlaşılması karşısında; Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan onaysız ve bir kısmı okunamayan fotokopi niteliğindeki örnekleri ile yetinilerek ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 5271 sayılı CMK'nın 135/8 ve 138/2 maddelerine göre atılı suçların delili olarak kullanılması mümkün olmayan ve ayrıca içeriğinde müştekiye karşı atılı suçların işlendiğine ilişkin net görüşme bulunmayan iletişimin tespiti kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
5- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 03/03/2007 tarihinde katılan ...'e yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Dosya içeriğine göre sanık ... ...'ün diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
A- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... aşamalarda alınan savunmalarında üzerlerine suçlamayı kabul etmediklerinin anlaşılması karşısında; Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan onaysız fotokopi niteliğindeki örnekleri ile yetinilerek ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 5271 sayılı CMK'nın 135/8 ve 138/2 maddelerine göre atılı suçların delili olarak kullanılması mümkün olmayan ve ayrıca içeriğinde eylemin sanıklar ..., ..., ... ve ... tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin görüşme de bulunmayan iletişimin tespiti kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
B- Katılanın alınan beyanına ve olay yeri inceleme raporuna göre, suça konu hayvanların çalındığı yerin katılanın ikametine 150 metre uzaklıkta bulunan bağımsız hayvan barınağı niteliğinde bir yer olduğunun anlaşılması karşısında; sanıkların eylemlerinin yalnızca 5237 sayılı TCK'nın 142/2-g maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunu oluşturduğu ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçunun oluşmadığı gözetilmeden, konut dokunulmazlığını bozma suçundan sanıkların beraatine, hırsızlık suçundan ise aynı Kanun'un 142/2-g maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, aynı Kanun'un 142/1-b ve 116/4 maddeleri gereğince hüküm kurulması,
6- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 10/03/2007 tarihinde müşteki ...'e yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
A- Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmediklerinin anlaşılması karşısında; Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan onaysız fotokopi niteliğindeki örnekleri ile yetinilerek ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 5271 sayılı CMK'nın 135/8 ve 138/2 maddelerine göre atılı suçların delili olarak kullanılması mümkün olmayan iletişimin tespiti kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
B- Müştekinin çalınan hayvanlarının yapılan ihbar üzerine sanık ...'nun ahırında ele geçtiği, UYAP üzerinden yapılan incelemede, sanık ... hakkında bu eylem nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26/03/2007 tarih ve 2007/239 nolu iddianamesi ile kamu davasının açıldığı, yapılan yargılama sonucunda, Asliye Ceza Mahkemesi'nin 27/12/2007 tarih, 2007/271 E. ve 2007/869 K. sayılı kararı ile sanığın suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmakla; ilgili dava dosyası mahkemesinden getirtilip incelenerek, sanık hakkında mükerrer dava açıldığının kesin olarak tespit edilmesi halinde, 5271 sayılı CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca bu davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde sanık ... hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
7- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 11/03/2007 tarihinde katılan ...'e yönelik hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
A- Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmediklerinin anlaşılması karşısında; Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan onaysız fotokopi niteliğindeki örnekleri ile yetinilerek ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 5271 sayılı CMK'nın 135/8 ve 138/2 maddelerine göre atılı suçların delili olarak
kullanılması mümkün olmayan iletişimin tespiti kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar ..., ... ve ... hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
B- Müştekinin çalınan hayvanlarının yapılan ihbar üzerine sanık ...'nun ahırında ele geçtiği, UYAP üzerinden yapılan incelemede, sanık ... hakkında bu eylem nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 26/03/2007 tarih ve 2007/239 nolu iddianamesi ile kamu davasının açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Asliye Ceza Mahkemesi'nin 27/12/2007 tarih, 2007/271 E ve 2007/869 K. sayılı kararı ile sanığın suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmakla; ilgili dava dosyası mahkemesinden getirtilip incelenerek, sanık hakkında mükerrer dava açıldığının kesin olarak tespit edilmesi halinde, 5271 sayılı CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca bu davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde sanık ... hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
8- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 24/04/2007 tarihinde mağdur ...'a ve katılan ...'e yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamayı kabul etmedikleri, dosya içerisindeki HTS raporuna göre olay tarihinde sanık ...'un diğer sanıklarla h...gi bir görüşmesinin bulunmadığı ve bu olaya ilişkin mağdur ...'a ait ek ifade tutanağı ve katılan ...'e ait ifade tutanağı dışında soruşturma evrakının dosya içerisinde bulunmadığının anlaşılması karşısında; Ahlat Cumhuriyet Başsavcılığının bu eylemlerle ilgili soruşturmalarının akıbeti araştırılmadan ve soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneklerinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan, sadece onaysız fotokopi niteliğindeki mağdur ifade tutanağı ile yetinilerek ve sanıkların olay tarihinde birbirleriyle görüştüğüne ilişkin HTS ve iletişim tespit kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
9- Sanıklar ..., ..., ... hakkında 14/06/2007 tarihinde katılan ...'a yönelik gerçekleşen hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyizinin incelenmesinde;
Katılanın soruşturma aşamasında alınan beyanına ve kolluk tutanağına göre hırsızlık eyleminin 13/06/2007 ile 14/06/2007 (saat 05.30) tarihleri arasında belirlenemeyen bir zaman dilimi içerisinde gerçekleştiği, sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında da üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmedikleri, yukarıda açıklandığı üzere sanıklar arasındaki iletişimin tespiti kayıtlarının atılı suçların delili olamayacağı gibi dosya içerisinde bulunan iletişim tespiti kayıtlarının suç tarihinden sonraki zamana ilişkin olduğu anlaşılmakla; Ahlat Cumhuriyet Başsavcılığının bu olayla ilgili soruşturmasının akıbeti araştırılmadan ve
soruşturma evrakının aslı veya onaylı örneğinin tamamı dosya içerisinde bulundurulmadan onaysız fotokopi belgelere ve atılı suçların subütuna delil olarak kullanılamayan suç tarihinden sonraki bir tarihe ilişkin sanıklar arasındaki iletişim tespiti kayıtlarına dayanılarak yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
10- Kabule göre de; yukarıdaki 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 nolu bozma başlıkları altında incelenen eylemler yönünde geçerli olmak üzere;
a- Sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede anlatılmadığı ve sevk maddesi olarak da yazılmadığı halde, ek savunma hakkı verilmeden, hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 143. maddesi ile gece vaktinden artırım yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesine aykırı davranılması,
b- Sanıklar hakkında konut dokunulmazlığını bozma suçundan hüküm kurulurken, uygulama maddesinin 5237 sayılı TCK'nın 116/1-4 yerine aynı Kanun'un 116/2-4 maddesi olarak gösterilmesi,
c- Konut dokunulmazlığını bozma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanıklara verilen cezanın 5237 sayılı TCK'nın 119/1-c maddesi uyarınca artırılması gerektiğinin gözetilmemesi,
d- Yukarıdaki açıklamalar karşısında; müşteki ...'e, müşteki ...'e, mağdur ...'a ve katılan ...'e yönelik hırsızlık eyleminin ne şekilde işlendiği ve gerçekleştiği yerin bağımsız hayvan barınağı ya da konut eklentisi niteliğinde bir yer olup olmadığı hususu araştırılıp, gerekirse mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılıp, dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre suçun niteliğinin belirlenmesi gerekirken, eksik araştırmayla yazılı biçimde sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b ve 116/4 maddelerine göre hüküm kurulması,
11- Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 04/10/2006 tarihinde mağdur ...'a yönelik gerçekleşen hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;
Dosya içeriğine göre sanıklar ... ile ... ve müdafiinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak
A- Sanıklar ..., ... ve ...'nın aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamayı kabul etmedikleri, dosya içersinde bulunan HTS raporlarına göre de ... ve ...'nın olay tarihinde diğer sanıklarla hiç görüşmediği, yine olay tarihinde sanıklar Mehmet Şirin ve ... ile görüştüğü tespit edilen sanık ...'in de görüşme esnasında sinyal aldığı baz istasyonunun Varto/ olduğunun anlaşılması karşısında; temyiz dışı sanık ...'ın, görgüye dayalı olmayan ve suç atma niteliğinde bulunan, ...'un bu suçu diğer sanıklarla birlikte işlediğini kendisine söylediği beyanı ile sanıkların olay tarihinde birbirleriyle görüştüğüne ilişkin HTS kayıtlarına dayanılarak, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile sanıklar ..., ... ve ... hakkında hırsızlık suçundan yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
B- Sanıklar hakkında düzenlenen iddianamede anlatılmadığı ve sevk maddesi olarak da yazılmadığı halde, ek savunma hakkı verilmeden, hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 143. maddesi ile gece vaktinden artırım yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile ... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 06/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
“İnsan ticareti suçu” şüphesiyle yürütülen bir soruşturma kapsamında, şüpheli (A)’nın konutunda hâkim kararıyla arama yapılmaktadır. Arama sırasında, soruşturma konusu suçla ilgisi olmayan ancak (A)’nın başka bir kişiyle birlikte “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçunu işlemeye hazırlandığını gösteren ayrıntılı planlar ve sahte belgeler ele geçirilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 138. maddesi uyarınca, tesadüfen elde edilen bu delillere ilişkin yapılması gereken işlem aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ele geçirilen delil, CMK m. 135/6'da sayılan katalog suçlardan birine ilişkin olmadığı için hukuka aykırı delil niteliğindedir ve soruşturmada kullanılamaz.
B) Arama kararının verildiği “insan ticareti” suçuna dair bir delil elde edilemediği için arama hukuka aykırı hale gelmiş sayılır ve tesadüfi deliller yok hükmündedir.
C) Söz konusu delillerin muhafaza altına alınması ve durumun derhâl Cumhuriyet savcılığına bildirilmesi gerekir.
D) Soruşturma konusundan tamamen farklı bir suça ilişkin olduğu için bu delillere el konulamaz; ancak yeni bir soruşturma başlatılarak bu kapsamda ayrı bir arama ve elkoyma kararı talep edilebilir.
E) Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya niteliğindeki bu belgeler hakkında TCK m. 54 uyarınca müsadere kararı verilmeden delil olarak dosyaya eklenemez.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.