5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 141

Ceza Muhakemesi Kanunu 141. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,50 l) (Ek:2/3/2024-7499/12 md.) Konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2) Birinci fıkranın (e), (f) ve (l) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.50 (3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder. Tazminat isteminin koşulları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

179 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2021/7160 E., 2024/142 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Dava dilekçesinde CMK'nın 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayanıldığı görülmüştür.
12. Ceza Dairesi         2021/7160 E.  ,  2024/142 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat DAVA TARİHİ : 28.11.2017 HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 28.11.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçu nedeniyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2016/425 sorgu sayılı müzekkeresi ile tutuklandığı, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esasında kovuşturma yapıldığı, daha sonra mahkemece tahliye edildiği, bu tahliye kararına itiraz edilmesi üzerine hakkında yeniden yakalama emri çıkartıldığı ve hakkında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından yeni bir soruşturma açılarak gözaltına alındığını müvekkilinin yeniden tutuklandığını, tutuklama incelemesinin otuzar gün içinde yapılmadığını, bu yapılan haksız uygulama nedeniyle 300.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 800.000,00 TL'nin hazineden alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 08.01.2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın yasaya aykırı olduğu, davanın süresinde açılmadığı, mahkemenin yetkili olup olmadığının tespit edilmediği, davacının ikamet değişimi yapıp yapmadığının tespit edilmediği, başka ağır ceza mahkemelerinde dava açıp açmadığının tespit edilmediği, davacının kendisinin kusurlu olduğu, bu kusurunun hazineye yükletilmemesinin gerektiği, istediği manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye neden olacağı nedenleri nazara alındığında, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.11.2018 tarihli ve 2017/493 Esas, 2018/574 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. 4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 17.06.2019 tarihli ve 2019/851 Esas, 2019/2070 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 08.10.2021 tarihli, davacı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacı vekilinin temyiz istemi; Taleplerinin incelenmediğine ve gerekçelendirilmediğine, davacının tutuklandığı suçtan beraat ettiğine ve tazminata hak kazandığına, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Davacının İstanbul 25.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esas ve 2018/43 Karar sayılı dava dosyasında yapılan yargılaması sonunda değişen suç vasfı itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı mahkemenin birleşen 2017/223 Esas sayılı dava dosyasında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından beraatine karar verildiği, bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 22/10/2018 tarih ve 2018/1690 Esas 2018/1442 Karar sayılı ilamı düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmek suretiyle 22/10/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esas sayılı dava dosyasında davacının soruşturma aşamasında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 31/08/2016 günü gözaltına alındığı, 03/09/2016 günü tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul 1.Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/425 sorgu sayılı kararıyla tutuklandığı, kovuşturma aşamasında 31/03/2017 tarihinde tahliyesine karar verildiği, davacı hakkında 31/03/2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme (TCK 309/1 maddesi) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK 312/1 maddesi) suçlarından 2017/49173 sayı ile soruşturma açıldığı ve 31/03/2017 tarihinde gözaltı kararı verildiği, böylelikle başlatılan soruşturma kapsamında verilen gözaltı kararı uyarınca yakalanarak gözaltına alındığı, yeni başlatılan soruşturma kapsamında 14/04/2017 tarihine kadar gözaltında kaldıktan sonra tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/218 sorgu sayılı kararı ile tutuklandığı (tutuklama müzekkeresinin düzenleme tarihi 15/04/2018), bu soruşturma kapsamında davacı hakkında Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme (TCK 309/1 maddesi) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK 312/1 maddesi) suçlarından düzenlenen iddianame ile İstanbul 25.Ağır Ceza Mahkemesine 2017/67 esas sayılı dava dosyası ile birleştirme talepli olarak açılan 2017/223 Esas sayılı dava dosyasının aynı mahkemenin 2017/67 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirildiği ve yapılan yargılamada 24/10/2017 günü tahliyesine karar verildiği, davacının yargılandığı toplam üç suçtan ikisinden (Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme) beraatine, değişen suç vasfı itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, tutuklu kaldığı sürenin mahsubuna karar verildiği tespit edilmiştir. Dava dilekçesinde CMK'nın 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayanıldığı görülmüştür. Öncelikle maddenin (a) bendindeki tazminat nedenine bakıldığında kanunlarda belirtilen koşulların dışında yakalanıp yakalanmadığı, tutuklanıp tutuklanmadığı veya tutukluğun devamına karar verilip verilmediğinin belirlenmesi gerektiği, Mahkemenin sadece kanundaki gözaltı ve tutuklamaya yönelik şekil ve süre şartlarına bakabileceği, tutukluluğun yerindeliği denetimi yapamayacağı, davacı, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 Esas sayılı dava dosyasında 15/07/2016 tarihinde silahlı terör örgütü FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilmek istenen darbeye teşebbüs sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2016/98170 sayılı soruşturmada (bu soruşturmada yakalanamayan şüpheliler sebebiyle davacı hakkındaki soruşturma tefrik edilerek 2017/6673 sırasına kaydedilerek devam edilmiş) İstanbul 2.Sulh Ceza Hakimliğinin yakalanmasına yönelik 29/08/2016 tarihli 2016/3662 d.iş sayılı kararıyla 31/08/2016 tarihinde usulüne uygun olarak gözaltına alınmış, sonrasında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 03/09/2016 tarih ve 2016/425 sorgu sayılı kararı ile avukat huzurunda sorgusu yapılarak dosyadaki delil durumu ve kuvvetli suç şüphesi değerlendirilerek tutuklanmasına karar verilmiştir. Davacı tutuklandıktan sonra hakkında mahkemece kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar tutukluluk incelemelerinin resen ve itirazı üzerine yapıldığı anlaşılmıştır. Her ne kadar 2016/98170 sayılı soruşturmada 30/09/2016 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesinden sonraki tutukluluk incelemesinin 30 günlük süre geçtikten sonra 31/10/2016 günü yapıldığı görülmüş ise de, Cumhuriyet savcısının tutukluluk inceleme talebini 30 günlük inceleme süresini dikkate alarak 28/10/2016 günü yaptığı, takip eden günlerin resmi tatil olduğu ve CMK 105 maddesi uyarınca tutukluluk incelemesinin üç gün içinde sonuçlandırılmış olduğu bu nedenle bu incelemeninde kanuna uygun olduğu görülmüştür. Davacı bu dosyadan 31/03/2017 günü tahliye edildikten sonra ayrıca hakkında başlatılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/49173 sayılı soruşturması sonunda CMK 91 maddesi uyarınca 31/03/2017 tarihinde verilen gözaltı kararına istaneden 01/04/2017 tarihinde usulünce yakalanarak gözaltına alınmıştır. Gözaltı sonrasında İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 14/04/2017 tarih ve 2017/218 sorgu sayılı kararı ile avukat huzurunda sorgusu yapılarak dosyadaki delil durumu ve kuvvetli suç şüphesi değerlendirilerek tutuklanmasına karar verilmiştir. Davacı tutuklandıktan sonra hakkında mahkemece kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar resen ve itiraz üzerine tutukluk durumu ele alınmıştır. Kovuşturma aşamasına geçildiğinde İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2017/223 esas sayılı dava dosyasının 2017/67 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiş olup dosya esası kapatıldığından tutukluluk halinin resen incelenmesi söz konusu olmayıp ancak talep halinde değerlendirilebilecektir. Davacı ... 2017/67 esas sayılı dosyada terör örgütüne üye olma (TCK 314/2. maddesi), birleşen 2017/223 esas sayılı dosyada Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme (TCK 309/1 maddesi) ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK 312/1 maddesi) suçlarından soruşturulmuştur. Bu suçlar CMK 100/(3), a-10, 11 de düzenlenen kısaca katalog tabir edilen suçlar içinde yer aldığından, bu kanun hükmüne göre kuvvetli suç şüphesi varsa tutuklama nedenin varlığı kabul edilmektedir. Kuvvetli suç şüphesi dosyadaki delil durumuna göre hakim tarafından belirlenecektir. Ancak kuvvetli suç şüphesinin bulunup bulunmadığı yerindelik denetimini gerektirdiğinden mahkemece bu davada tazminat şartlarını tespit ederken dikkate alınmayacaktır. Tutuklama ve tutukluğun devamı kararları ile birlikte dosya kapsamına göre davacının silahlı terör örgütü FETÖ/PDY aidiyeti tartışmasız kabul edildiğinden 26/07/2016 tarihinde yayımlanan 668 sayılı KHK ile kapatılan Meydan Gazetesinin yazarlığını yaptığı ve sosyal medyada paylaşımlarda bulunduğu, ayrıca terör örgütü üyelerinin kullandığı haberleşme programlarına yönelik tespitler ve terör örgütü ile bağlantıyı gösteren yargı makamlarınca kabul edilen diğer kriterlerin araştırılması, HTS kayıtlarının temini, bunların analizlerinin yapılması da belli bir zamanı gerektiren delil toplama işlemleridir. Bunun yanında davacının soruşturulduğu ve kovuşturulduğu dosyada tek şüpheli ve sanık olmadığı kendisinden başka çok sayıda kişininde yer aldığı, bu nedenle delillerin toplanmasının da belli bir zamanı gerektirdiği açıktır. Buna göre devam eden soruşturma ve kovuşturmada davacının kanundaki usül dairesinde gözaltına alındığı ve tutukluluk durumununda kanunda yazılı sürelerde incelenerek CMK 102 maddesindeki azami tutukluluk süresinin de aşılmadığı anlaşılmıştır. CMK 141/1-d maddesine bakıldığında kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmaması ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmemesinden bahsetmektedir. Davacı ... hakkındaki soruşturma FETÖ/PDY terör örgütünün 15/07/2016 tarihindeki darbeye teşebbüsü sonrasında çok sayıda örgüt mensubu hakkında yapılan soruşturmaların yoğun olduğu dönemde 16/01/2017 tarihinde düzenlenen 189 sayfalık iddianame ile tamamlanmıştır. Davacı hakkında 31/03/2018 tarihindeki ikinci soruşturma sonrasında da 05/06/2017 tarihinde 314 sayfalık iddianame düzenlenmiştir. Nihayetinde mahkemece kovuşturma aşamasında delillerin toplanmasıyla birlikte suç vasfının da lehe değişme ihtimali sebebiyle bu kez 24/10/2017 tarihinde davacının tahliyesine karar verilmiştir. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen ilamı doğrultusunda davacının hükümlü olarak 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasının infazına başlandığı, hakkında düzenlenen müddetnameye göre 09/11/2018 günü cezaevine alındığı, gözaltında ve tutuklukta geçirdiği süre mahsup edildiğinde bihakkın tahliye tarihinin 31/10/2020, şartlı tahliye tarihinin 20/01/2020 olduğu anlaşılmıştır. Böylelikle muhtemel şartla tahliye tarihinin henüz dolmadığı ve soruşturma ve kovuşturmanın gecikmeksizin tamamlandığı görülmüştür. CMK 141/1-e maddesi uyarınca davacının yargılandığı davada tüm suçlardan beraat etmemesi ve tutuklu kaldığı süreler yönünden de mahkumiyetine karar verilen suçla ilgili cezasından mahsubuna karar verildiğinden tazminat hakkının bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeplerle davacı vekilinin tazminata dayanak yaptığı CMK 141/1-a, d maddeleri ile birlikte maddenin diğer bentlerinde düzenlenen tazminat nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin esasını oluşturan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/2744 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 31.08.2016-31.03.2017 tarihleri arasında 212 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, kamu davası açılarak İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 esasına kaydedildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/49175 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından 01.04.2017-24.10.2017 tarihleri arasında 206 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, kamu davası açılarak İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/223 esasına kaydedildiği, her iki dava dosyasının İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/67 esas numaralı dosyada birleştiği, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından beraatine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkumiyet hükmünün temyiz aşamasında olduğu, beraat hükmünün ise 11.04.2018 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir. Davacının talebinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayandırdığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin temyiz sebepleri yönünden yapılan incelemede; 1. 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilenler,” hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 108 inci maddesinin birinci fıkrası şu şekilde düzenlenmiştir: ''Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.'' a.Davacının tutuklanmasının kanuna aykırı olduğu hususunda davacının Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin 2016/30220 başvuru numaralı, 29.05.2019 tarihli kararında açıklandığı üzere, başvurucuya tazminat verildiğinden mükerrer ödeme açısından davacı vekilinin temyiz sebebi reddedilmiştir. b. İlk derece mahkemesi gerekçesinde de tespit edildiği üzere, 30.09.2016 tarihinde yapılan tutukluluk incelemesinden sonraki tutukluluk incelemesinin otuz günlük süre geçtikten sonra 31.10.2016 günü yapıldığı anlaşılmıştır. İlk derece Mahkemesince ''takip eden günlerin resmi tatil olduğu ve CMK 105 maddesi uyarınca tutukluluk incelemesinin üç gün içinde sonuçlandırılmış olduğu'' gerekçesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, resmi tatillerde tutukluluk incelemesi yapılamayacağına dair kanuni bir düzenleme olmadığı gibi, CMK'nın 105 inci maddesinde düzenlenen üç günlük karar süresinin tutuklama kararının geri alınması ve salıverme istemlerine ilişkin olduğu, tutukluluğun incelenmesi durumuyla ilgili olmadığı anlaşıldığından, yetersiz gerekçe ile davanın reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. c. Yine ilk derece mahkemesince de tespit edildiği üzere ''İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2017/223 Esas sayılı dava dosyasının 2017/67 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiş olup dosya esası kapatıldığından tutukluluk halinin resen incelenmesi söz konusu olamayacağına'' ilişkin gerekçesin de hukuki dayanağı olmadığı, dosyanın esası kapatılsa bile sonuç olarak yargılamanın İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2017/223 Esas sayılı dava dosyasından ettiği anlaşıldığından, yetersiz gerekçe ile davanın reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. 2. 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen “Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen," hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 31.08.2016-31.03.2017 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından 01.04.2017-24.10.2017 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı, iki ayrı soruşturma yürütüldüğü, şüpheli ve sanık sayısının fazlalığı, yürütülen soruşturmanın terör soruşturması olması, olayın niteliği ve karmaşıklık düzeyi göz önünde bulundurulduğunda davacı hakkında makul sürede iddianame düzenlenerek yine makul sürede hakim önüne çıkarıldığı, yasal tutukluluk süresinin aşılmadığı, bu haliyle tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görülmemiştir. 3. Davacının tutuklandığı suçtan beraat ettiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden yapılan incelemede ise davacının dava dilekçesinde talebini 141/1-a ve 141/1-d maddelerine dayandırdığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz sebebi reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünün (1.b., 1.c.) paragraflarında açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 17.06.2019 tarihli ve 2019/851 Esas, 2019/2070 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

12. Ceza Dairesi, 2024/50 E., 2024/3563 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
siline ilişkin talebine yönelik davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle süre yönünden reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 04.09.2023 tarih, 2021/9251 Esas, 2023/2539 Karar sayılı ilamıyla: "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunununda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat başlığı altında 141 ila 144. maddeleri arasında düzenleme yapıldığı, tazminat istem
12. Ceza Dairesi         2024/50 E.  ,  2024/3563 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/358 E., 2023/346 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Görevsizlik TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Davacı hakkında Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine Mahkemece kurulan hükmün; davacı tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 1086 sayılı HMUK'un 427. ve 1412 sayılı CMUK'un 317. maddeleri gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Mahkemece; davacının, işletmesinde bulunan büyükbaş hayvanlarına 03.06.2013 tarihinde Tekirdağ Saray İlçesi Tarım Bakanlığına bağlı Tarım İlçe memurları ve İlçe Jandarması tarafından el konularak, Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönetmeliği gereğince hayvanların cebren kestirildiğini, kesilen hayvanların etlerinin büyük bir kısmının kendisine teslim edilmediğini belirterek 200.000 TL maddi, 40.000 TL manevi tazminatın zararın doğum tarihi olan 03.06.2013 tarihten tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalılardan tahsiline ilişkin talebine yönelik davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle süre yönünden reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 04.09.2023 tarih, 2021/9251 Esas, 2023/2539 Karar sayılı ilamıyla: "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunununda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat başlığı altında 141 ila 144. maddeleri arasında düzenleme yapıldığı, tazminat istemine ilişkin CMK'nın 141 inci maddesinde suç soruşturması ve kovuşturması sırasında gerçekleşen koruma tedbirlerindeki hukuka aykırılıklar yönünden bu kanun hükümlerine göre tazminat istenebileceği belirtilerek tazminat istenebilecek hallerin tahdidi şekilde sıralandığı dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; davacıya ait 30 adet büyükbaş hayvana Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönetmeliği 26. Maddesi gereğince işlem yapılmak üzere el konularak kesime tabi tutulması nedeniyle davacının maddi ve manevi zarara uğradığından bahisle tazminat istemine ilişkin açılan davanın gereğinin takdirinin idari yargı görev alanında kaldığı ve bu mahkemeler önünde tazminat isteminde bulunulabileceği gözetilip; görevsizlik kararı verilmesi yerine, ilk derece mahkemesince tensip ile davanın süre yönünden reddine karar verilmesi ve iş bu karara yönelik yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin" kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması üzerine mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek; dava konusunun idari yargının görev alanına girdiğinden; mahkemenin görevsizliğine, davaya bakmakta görevli mahkemenin Tekirdağ İdare Mahkemesi olduğuna, dosyanın Tekirdağ İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca davacının temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacının temyiz sebepleri; kararın hukuka aykırı olduğuna, mahkemenin görevli olduğuna ilişkindir. III. DAVANIN KONUSU Mahkemece, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat başlığı altında 141 ila 144. maddeleri arasında düzenleme yapıldığı, tazminat istemine ilişkin CMK'nın 141 inci maddesinde suç soruşturması ve kovuşturması sırasında gerçekleşen koruma tedbirlerindeki hukuka aykırılıklar yönünden bu kanun hükümlerine göre tazminat istenebileceği belirtilerek tazminat istenebilecek hallerin tahdidi şekilde sıralandığı dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; davacıya ait 30 adet büyükbaş hayvana Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Yönetmeliği 26. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere el konularak kesime tabi tutulması nedeniyle davacının maddi ve manevi zarara uğradığından bahisle tazminat istemine ilişkin açılan davanın gereğinin takdirinin idari yargı görev alanında kaldığı ve bu mahkemeler önünde tazminat isteminde bulunulabileceği gözetilerek dava konusunun idari yargının görev alanına girdiğinden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE VE KARAR Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, davacının yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü tüm temyiz sebeplerinin reddi ile hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/4. maddesi uyarınca Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2024 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2021/5892 E., 2023/1062 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esasında kayıtlı davayı açarak ve yargılama yaparak haksız ve hukuka aykırı davranmaları nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talep ettiği, İzmir 5.
12. Ceza Dairesi         2021/5892 E.  ,  2023/1062 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2017/4279 E., 2019/108 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü kararı Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; 6100 sayılı Kanun’un 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle; Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 07.03.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; Kara Kuvvetleri Komutanlığında piyade üsteğmen olarak görev yapan davacının kamuoyunda İzmir casusluk ve gizli belge bulundurulması davası olarak adlandırılan soruşturma nedeni ile, ailesi ile birlikte oturduğu evde 12.07.2012 tarihinde hukuka uygun olmayan bir arama yapıldığını, el konan elektronik cihazların imajlarının alınmadığını ve bunların arama yapan görevliler tarafından götürüldüğünü, haksız arama ve el koymanın söz konusu olduğunu, yargılama sonucunda İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26.02.2016 tarihli karar ile beraat ettiğini, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bir avukatın hukuki yardımına ihtiyaç duyduğunu ve avukata ücret ödediğini, dava nedeni ile müvekkili ve ailesinin İzmir'e gitmek durumunda kaldıklarını ve yol masrafı yaptıklarını, gidiş, geliş, iaşe ve konaklama masrafı yapıldığını, ayrıca ruh sağlığı bozulduğu için TSK'da görev yapamaz hale geldiğini ve adi malul olarak TSK'dan ayrıldığını, yargılama olmasa idi en az Albay rütbesine kadar TSK'da görev yapacak olduğunu, bu nedenle Albaylıktan emekli olana kadar elde edeceği maaş farkından, emekli ikramiyesi farkından, OYAK emeklilik yardımı ve OYAK konut ön biriktirim yardımı farkından mahrum kaldığını, ayrıca davacının açılan dava nedeni ile manevi yönden büyük zarara uğradığını, oldukça yıprandığını ve hayatının çekilmez bir hal aldığını, arkadaş ve yakın çevresi tarafından dışlandığını, toplum önünde küçük düştüğünü, onurunun kırıldığını ve duyduğu acıların arttığını, basın yayın organları tarafından linç edilmesi sonucu meslek ve aile yaşantısının zedelendiğini, hakkında "ahlaksız ve casus" algısı oluşturulduğunu, toplumda nefret uyandıran bir davada haksız olarak 4 yıl süre ile yargılanması nedeni ile TSK'da görev yapamayacak hale geldiğini ve adi malul olarak emekli edildiğini, FETÖ üyesi yargı mensupları tarafından sahte delillerle kurgulanan bir kumpasa maruz kaldığını belirterek 1.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte ve ayrıca 1.000.000,00 TL manevi tazminatın da 13.04.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sırasında 17.10.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini ıslah ederek 10.698,46 TL'ye yükselttiği, 10.000,00 TL'si için 04.08.2014, kalan miktar için de 26.02.2016 tarihinden itibaren faiz yürütülmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 24.03.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava şartlarının oluşmadığını, talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.10.2017 tarihli ve 2017/78 Esas, 2017/311 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2017/4279 Esas, 2019/108 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekili ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 16.09.2021 tarihli, davalı vekilinin temyiz talebinin kesinlikten reddi ile davacı vekilinin temyiz talebinin reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Davalı vekilinin temyiz sebepleri Davanın reddi gerektiğine, ilişkindir. B. Davacı vekilinin temyiz sebepleri 1.Davacının ödemiş olduğu vekâlet ücretinin tamamının maddi tazminat kapsamında ödenmesi gerektiğine, 2.Davacının yargılama sebebiyle yapmış olduğu yol masraflarının maddi tazminat kapsamında ödenmesi gerektiğine, 3.Manevi tazminat talebinin kabul edilmesi gerektiğine, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü: Davacı hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme suçu kapsamında soruşturma yapıldığı, hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/ 640 sor. nolu ve 2013/6 sor. nolu iddianameleri ile kamu davaları açıldığı, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 26.02.2016 tarihli ve 2014/100 E. 2016/37 K. sayılı kararla davacının beraatine karar verildiği ve beraat kararının 21.10.2016 tarihinde kesinleştiği, beraat kararının kesinleştiğinin davacıya tebliğ edilmemiş olduğu, bu nedenle beraat kararının kesinleşme tarihi nazara alındığında davanın 5271 sayılı kanun'un 142 nci maddesine göre yasal süresinde açıldığı ve davacının, dava tarihi itibariyle oturduğu yerin mahkemenin yetki alanında bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının dava dilekçesinde Cumhuriyet Savcıları ile Hakimlerin delillerin sahte olduğunu bilmelerine rağmen İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esasında kayıtlı davayı açarak ve yargılama yaparak haksız ve hukuka aykırı davranmaları nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talep ettiği, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100-2016/37 E.K. Sayılı kararının gerekçesinin incelenmesinde, Cumhuriyet Savcıları ve Hakimler tarafından gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, bu özensiz davranış nedeniyle davacı hakkında haksız bir davanın açıldığı, bu nedenle doğan zararın giderilmesinde Devletin kusursuz sorumluluğu söz konusu olup yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda oluşan zararların tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerektiği, davacının bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince devletten maddi ve manevi zararını isteyebileceği kanaatine varılmıştır. Davacının, dava dilekçesinde belirttiği maddi tazminata konu taleplerin incelenmesi: a- Davacının, soruşturma ve kovuşturma sırasında kendisini vekille temsil ettirdiği ve bunun için ödediği vekâlet ücretinin tazminine ilişkin talebin değerlendirilmesinde: İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100-2016/37 E.K. sayılı ilamının incelenmesinde davacının kendisini vekille temsil ettirdiği, mahkemenin kararında 3.800,00 TL vekâlet ücretine hükmettiği, davacıya düşen miktarın 1.900,00 TL olduğu, davacı vekilinin 04.08.2014 tarihli ve 10.000,00 TL miktarlı serbest meslek makbuzunu ibraz ettiği, davacı tarafın avukatına haksız davada temsil edilmesi için 10.000 TL vekalet ücreti ödediğinin ispat edildiği, bu miktardan mahkemenin hükmettiği miktar mahsup edildiğinde 8100 TL miktarın maddi tazminat olarak davacıya verilmesi gerektiği; b- Davacı ve ailesinin dava nedeniyle İzmir'e gidiş-dönüş yol giderleri ve konaklama giderlerinin tazminine ilişkin talebin değerlendirilmesinde: davacının, hangi tarihte İzmir'e gidip geldiğini ve ne miktarda yol ve konaklama giderleri yaptığını ve bunları ödediğini ispatla yükümlü olduğu, ancak davacı tarafın bu hususları ispata yönelik herhangi bir delil veya ödeme belgesi ibraz etmediği, her ne kadar uçak firmalarından gelen belgelere göre davacının İzmir'e gidiş-dönüşüne ilişkin kayıtlar varsa da davacının o tarihlerde dava ve duruşma nedeniyle İzmir'e gittiğine dair de herhangi bir duruşma tutanağı veya belge ibraz etmediği, yine İzmir Ege Ordusu Orduevleri Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda davacının 2012-2013 ve 2014 yıllarında İzmir Orduevleri Müdürlüğü bünyesinde konaklama yapmadığının bildirildiği, davacının haksız dava nedeniyle yol ve konaklama gideri yaptığını ve dolayısıyla bu talebine ilişkin zararını ispat edemediği, yine ailesi tarafından yapılmış giderlerin de davacının kendi malvarlığında doğrudan oluşan zarar kapsamında olmadığı değerlendirilmekle bu yöndeki talebinin maddi tazminat hesabında gözetilemeyeceği; c- Davacının haksız dava nedeniyle ruh sağlığını kaybettiğini ve bu nedenle adi malul olarak emekliye ayrılması nedeniyle uğradığı zararların tazminine ilişkin talebin değerlendirilmesinde: Davacının, haksız dava nedeniyle manevi yönden zarar gördüğü sabit ise de malulen emekli olmasına yol açan hastalığının, hakkında açılan haksız davanın doğrudan sonucu olduğuna dair herhangi bir rapor veya delilin ibraz edilmediği, davacının haksız dava nedeniyle malulen emekli olduğu hususunun ispatlanamadığı değerlendirilmekle bu yöndeki talebinin de maddi tazminat hesabında gözetilemeyeceği kanaatine varılmış, her ne kadar bilirkişi, raporunda yol giderlrine ilişkin maddi tazminat hesabı yapmışsa da yukarıda belirtilen gerekçelerle bilirkişi raporundaki bu hususa itibar edilmeyerek davacının vekalet ücreti ile ilgili maddi tazminat talebi kabul edilmiş olup davacı vekili maddi tazminat talebinin ıslah ettiğinden maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 8.100,00 TL maddi tazminatın ödeme tarihi olan 04.08.2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına; Davacının manevi tazminat talebinin değerlendirilmesinde; Davacının hakkında haksız ve hukuka aykırı soruşturma yapılması ve dava açılması yine iddianamede isnat edilen eylemler nedeniyle manevi yönden de zarar gördüğünün sabit olduğu, buna göre davacının sosyal ve ekonomik durumu, iddianamelerde davacıya isnat olunan eylemlerin ve suçların niteliği, hakkında soruşturma ve yargılama yapılmasına neden olan olayın cereyan tarzı ile kusur durumu, davacı ve çevresinin kültürel ve sosyal yapısı, faize hükmedilmesi nedeniyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer, hak ve nesafet kuralları birlikte dikkate alınmak suretiyle manevi tazminat talebinin de kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla 40.000,00 TL manevi tazminatın haksız davanın kesinleştiği tarih olan 21.10.2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin taleblerin reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Maddi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; maddi tazminatın belirlenmesinde, elde edilmesi mutlak, objektif, somut, daha önce kazanıldığı veya sahip olunduğu halde soruşturma veya yargılama nedeni ile kaybedilen gelirler veya hakların nazara alınabileceği, davacının sanık sıfatı ile yargılandığı dava sırasında kendisi ve ailesinin duruşmaları takip etmek için yapmış olduğu gidiş - geliş, iaşe ve konaklama giderlerinin davacı hakkında görülen kamu davasına bağlı olarak kendi malvarlığında doğrudan oluşan zarar kapsamında olmadığının, bu nedenle de 5271 sayılı Kanun'un 141 inci ve devamı maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceği cihetle, İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kabulünün sonucu itibarı ile doğru ve isabetli olduğu değerlendirilmiştir. Ancak öte yandan, davacı vekili davacının avukatlık ücreti olarak 10.000,00 TL ödeme yaptığını, bunun tahsilini talep etmiş ise de; dosyada yargılama sırasında anılan soruşturmaya ve açılan kamu davasına ilişkin 04.08.2014 tarihli ve 10.000,00 TL bedelli serbest meslek makbuzu ibraz edilmiştir. Tazminat davasının dayanağı olan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26.02.2016 karar tarihli dosyasında, kendisini dosyaya vekâletname sunan bir müdafii aracılığı ile temsil ettiren ve beraat eden davacı (sanık) yararına, beraat kararının verildiği tarihte geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.600,00 TL maktu vekalet ücreti takdiri gerektiği, buna göre aynı avukat ile temsil edilse bile beraat eden birden çok sanık olması durumunda her bir sanık yararına ayrı maktu vekalet ücreti tayini gerektiği, fakat mahkemece davacının (sanık) başka bir sanıkla birlikte ve ancak aynı avukat ile temsil edildiğinden bahisle sadece 3.800,00 TL vekalet ücretine hükmedildiği, bu hususun ise temyiz konusu yapılmadığı, öte yandan ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücretinin yargılama gideri kapsamında olup bu hakkın asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağı ve bu kapsamda asıl ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamına dahil edilmesinin mümkün bulunmadığı cihetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından, davacı vekili tarafından sunulan 04.08.2014 tarihli ve 10.000,00 TL bedelli serbest meslek makbuzunda yer alan miktardan, beraat kararının verildiği tarihte hükmolunması gereken 3.600,00 TL vekâlet ücretinin mahsubu ile kalan 6.400,00 TL'sinin davacı yararına maddi tazminat olarak hüküm altına alınması gerekirken, serbest meslek makbuzunda yer alan miktarın, hükmedilmesi gereken vekâlet ücreti düşülmeksizin, davacı payına düşen kısmın mahsubu ile (1.900,00 TL) davacı yararına 8.100,00 TL maddi tazminata hükmolunması doğru ve isabetli bulunmamıştır. Manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; Davacı ve vekili manevi tazminat talebini, kamuoyunda "İzmir Casusluk ve Fuhuş davası" olarak adlandırılan kamu davası nedeni ile davacının manevi yönden büyük zarara uğramasına, oldukça yıpranmasına ve hayatının çekilmez bir hal almasına, arkadaş ve yakın çevresi tarafından dışlanmasına, toplum önünde küçük düşmesine, onurunun kırılmasına ve duyduğu acıların artmasına, basın yayın organları tarafından linç edilmesi sonucu meslek ve aile yaşantısının zedelenmesine, hakkında "ahlaksız ve casus" algısı oluşturulmasına, toplumda nefret uyandıran bir davada haksız olarak 4 yıl süre ile yargılanması nedeni ile TSK'da görev yapamayacak hale gelmesine ve adi malul olarak emekli edilmesine, FETÖ üyesi yargı mensupları tarafından sahte delillerle kurgulanan bir kumpasa maruz kalmasına dayandırmıştır. Anılan soruşturma ve kamu davası nedeni ile davacı hakkında bir gözaltı veya tutuklama işlemi yoktur. Yine CMK'nın 141/1. maddesinde tazminat isteme koşulları açıklanmış olup, aynı maddede bir kimse hakkında beraat ettiği suçlar nedeni ile sadece kamu davası açılmış olmasına dayalı olarak tazminat isteminde bulunabilme hakkı düzenlenmemiştir. CMK'nın 141/3. maddesinde ise "Birinci fıkrada yazan haller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir." denmektedir. Davacı ve vekili, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı dosyasında, soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcılarının davacı hakkında kasıtlı olarak sahte deliller ürettiklerini ve haksız işlemler yaptıklarını ileri sürmüşlerdir. İlgili davada soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkında kamuoyunda haksız ve kasıtlı işlemler yaptıkları konusunda bir algı ve kabul, yaygın bir şayia bulunduğu da doğrudur ve ancak az önce açıklanan CMK'nın 141/3. maddesine göre, bu madde uyarınca tazminata hükmedebilmek için hakim veya Cumhuriyet savcısının icrai olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu suretle de görevi kötüye kullandıklarının bir yargı kararı ile tespit edilmiş olması gereklidir. Oysa gerek işbu davanın açıldığı ve gerekse Dairemiz tarafından hüküm kurulduğu aşamaya kadar bu konuda ortaya çıkmış ve kesin hüküm halini almış herhangi bir yargı kararı bulunmamaktadır. Böyle bir yargı kararının ortaya çıkması halinde, CMK'nın 142/1. maddesinde belirtilen süreler dahilinde davacı tarafından manevi tazminat istemine dayalı bir dava açılması ise mümkün görülmüştür. Bunlardan ayrı olarak, CMK'nın 141/1-i. maddesinde "Hakkındaki arama kararı ölçüsüz şekilde gerçekleştirilen" kişilerin tazminat isteyebilecekleri belirtilmiş olup, dava konusu olayda davacının, aramanın ölçüsüz gerçekleştirildiğine dair bir iddiası yoktur ve esasen arama kararının haksız olduğunu iddia etmektedir. Davacı vekilinin haksız olduğunu iddia ettiği arama kararı nedeniyle idare mahkemesinde dava açma hakkına sahip olduğu cihetle, haksız arama nedeni ile manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği, ayrıca haksız el koyma nedeni ile manevi tazminat koşullarının oluşmayacağı, yine davacının sanık olarak yargılanıp beraat ettiği ve tazminat davasının dayanağı olan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 tarihli, 21/10/2016 tarihinde kesinleşen kararı havi dosyasındaki sanık sayısı, suçların çokluğu, kamu davasının karmaşıklığı ve benzeri hususlar uyarınca kamu davasının 4,5 yıl gibi bir sürede kesin şekilde sonuca bağlanmış olması karşısında, davacı hakkında mağduriyete neden olacak şekilde uzun bir yargılamanın varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenle kamu davasının uzun süre devam etmesine dayalı manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Dolayısı ile işbu tazminat davasında manevi tazminat istemi koşulları bulunmadığı halde İlk Derece Mahkemesi tarafından davacı yararına manevi tazminata hükmedilmiş olması da doğru ve isabetli bulunmamış, bu açıklamalar ışığında Dairemizce, gerek maddi ve gerekse manevi tazminat talebi yönünden doğru ve isabetli olmayıp yasaya uygun bulunmayan İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması, maddi tazminat talebinin vekalet ücreti yönünden kısmen kabulü, manevi tazminat talebinin de tamamen reddi gerektiği vicdani kanaatına varılarak yeni bir hüküm kurulmuştur. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin esasını oluşturan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ceza dava dosyasında davacının devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak ve kişisel verileri kaydetmek suçlarından yargılandığı, yapılan yargılama üzerine 26.02.2016 tarihinde beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 21.10.2016 tarihinde kesinleştiği ve davanın 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır. A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Davalı vekilinin temyizinin katılma yolu ile yapılmadığı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 58.800,00 TL olması, İlk Derece Mahkemesi tarafından hükmedilen 8.100,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesince ortadan kaldırılarak 6.400,00 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi nedeniyle toplam tazminat miktarının 6.400,00 TL olduğu, 6100 sayılı Kanun’un, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davalı açısından kesin olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; B.1. Davacının Ödemiş Olduğu Vekâlet Ücretinin Tamamının Maddi Tazminat Kapsamında Ödenmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 29.05.1957 tarihli, 1957/4 Esas ve 1957/16 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında da açıklandığı üzere , vekâlet ücreti yargılama giderlerindendir. Buna göre karşı tarafa yüklenmesi gereken vekâlet ücretinin bağımsız bir varlığı olamayacağından ayrı bir dava konusu da yapılamayacaktır. Davacının, kendi vekili ile yaptığı ve sadece tarafları bağlayan ücret sözleşmesi niteliğindeki vekâlet akdi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan bedelin koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilmelidir. Anılan içtihadı birleştirme kararı ve yerleşik Yargıtay uygulamaları nazara alındığında, tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında beraat etmiş olması nedeniyle davacı lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunması gerektiği, maktu vekâlet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzu ile ispatlanan kısmın ise davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığı, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamına dahil edilmesi hukuka aykırı olsa da temyiz eden sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır. B.2. Davacının Yargılama Sebebiyle Yapmış Olduğu Yol Masraflarının Maddi Tazminat Kapsamında Ödenmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden; Davacının yol masrafları sebepleriyle uğradığı maddi tazminat talebinin 5271 sayılı Kanun'un 141 inci ve devamı maddeleri gereğince hesaplanması gereken maddi zarar kapsamında olmadığından bu hususlara ilişkin olarak maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. B.3. Manevi Tazminat Talebinin Kabul Edilmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden; Davacının talep konusunun yargılamada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının haksız fiil niteliğindeki eylemlerine dayandığı anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasının 18.06.2014 tarihinde düzenlenmesi nedeniyle hangi mevzuatın uygulanacağı konusunda izahat yapmak gerekmiştir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun (1086 sayılı Kanun) 573 ve devamı maddelerinde, “hakim ve icra reisi” aleyhine 573 üncü maddede düzenlenen yedi bent ile sınırlı olmak üzere tazminat davası açılabileceği, 25.03.1931 gün ve 19/35 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararı ile ceza hakimlerinin de hakim kavramı içinde olduğu, mülga 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı maddelerinin, hakim ve icra reisi ile ceza hakimlerinin yargısal faaliyet nedeni ile oluşan zararlardan dolayı sınırlı sorumluluk halleri getirerek koruma sağladığı, Cumhuriyet savcılarının ise başlık ve madde metni dikkate alındığında 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı koruması içine alınmadığı, Cumhuriyet savcıları aleyhine genel hükümler çerçevesinde tazminat davası açılabileceği içtihatlar ile kabul edilmekteydi. 09.02.2011 gün ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14.maddesi ile mülga 1086 sayılı Kanunun 573 üncü maddesinde değişiklik yapılmış, hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenleme altına alınmış, 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş; Cumhuriyet savcıları da Devlet koruması altına alınmış, hakim ve cumhuriyet savcıları aleyhine kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa tazminat davası açılamayacağı düzenlenmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46 ncı maddesi gereğince hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecektir. Madde gerekçesinde "Hükümde geçen “hâkim” kavramının genel anlamda kullanıldığı, buna yargı yetkisini kullanan tüm hâkimlerin dahil olduğu, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hâkimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri keza ceza mahkemesi hâkimlerinin de buraya dahil” olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun 47 nci maddesine göre, aynı Kanunun 46 ncı maddesine istinaden Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacak ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülecektir. Bu arada, 21.02.2014 gün ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Böylelikle “hukuk hâkimleri” dışındaki hâkimler ve cumhuriyet savcıları aleyhine açılacak tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır. 5271 sayılı Kanunun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141 inci maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, 141 inci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen haller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri, 142 nci maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağı düzenlenmiştir. 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesine; “(3) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” şeklinde üçüncü ve dördüncü fıkralar eklenmiştir. Bu düzenlemeler ışığında davacının talebine konu hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumlulukları nedeniyle talebe konu eylemlerin 18.06.2014 tarihinden önce olduğu dikkate alındığında eylem tarihinde yürürlükte bulunan 1086 veya 6100 sayılı Kanunlar uyarınca tazminat isteme koşullarının ilgili maddelere göre değerlendirilmesi gerektiği, davacının beraatine yönelik İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 sayılı karar gerekçesinde tespit edilen hususlar doğrultusunda tazminat koşullarının oluştuğu, ayrıca ilgili hakim ve Cumhuriyet savcılarının görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesin bir hükümle tespit edilmiş olması gerekmediği dikkate alındığında, davacının hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumluluklarına yönelik talebinin kabulü ile makul bir tazminata hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş, davacı vekilinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüştür. V. KARAR A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2017/4279 Esas, 2019/108 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçe bölümünün (B.3.) paragrafında açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2017/4279 Esas, 2019/108 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.04.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/81 E., 2023/159 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
CMK'nın 141 ilâ 144. maddelerinde de kişinin haksız tutulması hâlinde tazminat ödeneceğini düzenlemiştir.
Ceza Genel Kurulu         2018/81 E.  ,  2023/159 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2015/54998 YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 372-456 I. HUKUKİ SÜREÇ Davacı ... vekilinin, müvekilinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmesinden sonra, bu suç nedeniyle haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle 30.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat istemiyle ... aleyhine açtığı davanın, davacının konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığından yalnızca haksız gözaltında kaldığı süreler için belirlenen 86,05 TL maddi ve 200 TL manevi tazminatın haksız işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine ilişkin Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.12.2014 tarihli ve 372-456 sayılı hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.05.2017 tarih ve 2333-4473 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire Üyeleri K. Hamurcu ve S. Yıldırım; “Ceza yargılamasında temel amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bununla birlikte amaç ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğin ortaya çıkarılması değil, hukuka uygun yöntemlerle maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ceza yargılaması, devletlerin egemenlik hakkı ve kamu düzeni ile yakından ilgili olmakla beraber insan hakları açısından da önemlidir. Bu nedenle ceza yargılamasında kanıt toplama araçlarının hukuka uygunluğu ile elde edilen kanıtların yargılamada kullanılması birbiriyle bağlantılı ve uygun olmak zorundadır. Bir suç nedeniyle yapılan soruşturmada, soruşturmanın yapılabilmesini ve yargılama sonunda verilen kararın yerine getirilebilmesini sağlamaya dönük olarak yasalarda öngörülmüş olan ve hükümden önce birtakım temel hak ve özgürlüklere kısıtlama getiren geçici tedbirlere 'koruma tedbirleri' denmektedir. Koruma tedbirleri hem geçici hem de henüz ortada bir mahkûmiyet hükmü bulunmadan uygulanan tedbirler olduğu için insan hakları ihlâlleri açısından en sık karşılaşılan alan olmaktadır. Suçsuzluk karinesi ile kamu düzeninin sağlanması için belli şüphe altındaki kişilerin özgürlüklerinin kısıtlanmasının çatıştığı alan koruma tedbirleri alanıdır. Bu nedenle koruma tedbiri uygulanan kişilerin, uygulanan tedbir nedeniyle uğradıkları her türlü zararın Devletçe giderilmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yedinci Bölüm başlığı 'Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat'tır. Buna göre, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında tutuklama, yakalama, arama, el koyma şeklindeki koruma tedbirinin hukuka aykırı ve haksız olarak uygulanması sonucu kişilerin uğradığı maddî ve manevî zararların tazmini mümkün olmaktadır. Kişi özgürlüğünün haksız ve hukuka aykırı olarak kısıtlanması başlı başına önemli bir insan hakkı ihlâlidir. Haksız tutulmanın sonucu ve hukuk devletinin gereği olarak bu halde devletin tazmin sorumluluğu doğacaktır. CMK'nın 141 ilâ 144. maddelerinde de kişinin haksız tutulması hâlinde tazminat ödeneceğini düzenlemiştir. Burada önemli olan kriter, kişi hakkında uygulanan koruma tedbirinin sonucu, kişi özgürlüğünün kısıtlanmış olmasıdır. 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi 01.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesiyle CMK'nın adlî kontrolü düzenleyen 109. maddesinin üçüncü fıkrasına (j) bendi eklenmiş ve 'konutu terk etmemek' şeklinde yeni bir adlî kontrol kurumu getirilmiştir. Hâkim kararı ile suç soruşturması veya kovuşturmasında şüphelinin özgürlüğü bu şekilde kısıtlanmakta, kişi konutunu belirlenen süre ile terk edememekte, bir anlamda konutta hapsedilmektedir. Tutuklama koruma tedbiri ile aynı sonuçları doğurmaktadır. Maddî ceza hukukunda kıyas mümkün değilse de ceza yargılama hukukunda, kişi hak ve özgürlük alanını genişletici ve koruyucu şekilde kıyas yapılması mümkündür. CMK'nın 141. maddesinden sonra yürürlüğe giren CMK'nın 109/3-(j) maddesinde düzenlenen 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinin de tutuklama gibi kişi hürriyetini kısıtlamaya yönelik bir koruma tedbiri olduğu açıktır. Tutuklama durumunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmemesini kabul etmek evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; hakkında Van 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/119 sorgu sayılı kararı ile 'konutu terk etmemek' koruma tedbiri uygulanan davacı lehine tazminata hükmedilmesi gerekirken, tazminat talebinin reddine dair Yerel Mahkeme kararının bozulması yerine, onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.07.2017 tarih ve 54998 sayı ile; “...Davacı ...'ın konutunu terk etmeme şeklindeki adli kontrol altına alınması nedeniyle üniversite öğrencisi olması sebebiyle eğitim hayatını kesintiye uğramış ve eğitim sürecinde aksamalar meydana gelmiştir. Söz konusu süre içinde herhangi bir çalışma içinde olamadığı ve evde sürekli kalarak ev hapsinde tutulduğu ve davacının, maddi ve manevi anlamda zarara uğradığı tartışmasızdır. 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 98. maddesiyle CMK'nın adlî kontrolü düzenleyen 109. maddesinin üçüncü fıkrasına (j) bendi eklenmiş ve 'konutu terk etmemek' şeklinde yeni bir adlî kontrol kurumu daha sonra yürürlüğe girerek uygulanmaya başlamıştır. 5271 sayılı CMK'nın tazminat istemini içeren 141 maddesinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yakalanarak gözaltına alınan veya tutuklananlara yönelik haksız eylemlerin tazminata konu edilmiş isede, 18.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Yasa'nın 70. maddesiyle düzenlenen ve CMK'nın 141. maddesine 3. fıkra olarak eklenen değişiklikte; 'Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.' hükmünü içermektedir. Bu düzenlemeyle; haksız yere uygulanan diğer koruma tedbirlerine yönelik tazminat taleplerinin kabul edilebileceği ve davacı, sanık lehine olan yasal düzenleme kapsamında uygulama yapılabileceği açıkça görülmektedir. Hâkim kararı ile suç soruşturması veya kovuşturmasında şüphelinin özgürlüğü bu şekilde kısıtlanmakta, kişi konutunu belirlenen süre ile terk edememekte, bir anlamda konutta hapsedilmektedir. Tutuklama koruma tedbiri ile aynı sonuçları doğurmaktadır. Maddî ceza hukukunda, kıyas mümkün değilse de ceza yargılama hukukunda, kişi hak ve özgürlük alanını genişletici ve koruyucu şekilde kıyas yapılması mümkündür. Tutuklama durumunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmesinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. Bu itibarla davacı ...'ın ev hapsinde bulunduğu günler için de net asgari ücret üzerinden hesaplanacak maddi tazminatın verilmesi ile söz konusu tedbir nedeniyle evinden çıkamayan davacı lehine makul ve hakkaniyet ölçülerine uygun bir miktarda manevi tazminat hükmedilmesi gerekirken maddi ve manevi tazminatın gözaltında kaldığı süreleri kapsayacak şekilde eksik verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 26.12.2017 tarih, 3616-10931 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; adli kontrol tedbiri kapsamında hakkında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verilen davacının, CMK uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Davacı ...’ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 04.11.2013 tarihinde yakalanıp gözaltına alındığı, Van Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.11.2013 tarihinde ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle Van 1. Sulh Ceza Mahkemesine sevk edildiği, anılan Mahkemenin 07.11.2013 tarihli ve 2013/117 sorgu sayılı kararıyla tutuklanma talebinin reddi ile davacı hakkında CMK’nın 109/3-j maddesi uyarınca 3 ay süre ile adli kontrol tedbiri kapsamında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verildiği, Van Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce tedbirin uygulanmaya başlandığı, tedbire riayet eden davacı hakkında aynı suçtan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince 27.05.2014 tarih ve 34-17 sayı ile, CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verildiği, beraat hükmünün 03.06.2014 tarihinde kesinleştiği, Davacı vekilinin, 22.08.2014 havale tarihli dilekçe ile, davacı için haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle 30.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000 TL tazminat talebinde bulunduğu, Yerel Mahkemece, davacının konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığına ve bu nedenle yalnızca haksız gözaltında kaldığı süreler için belirlenen 86,05 TL maddi ve 200 TL manevi tazminatın haksız işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verildiği, Anılan hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece; “Koruma tedbirleri kavramı içinde yakalama, gözaltına alma, tutuklama, arama ve elkoyma, adli kontrol, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme ve telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi konuları yer almaktadır. 466 sayılı Kanunda bu koruma tedbirlerinden yakalama, gözaltı ve tutuklama, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. ve devamı maddelerinde ise yakalama, gözaltı, tutuklama, arama ve elkoyma işleminden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmininin düzenlendiği dikkate alındığında, davacı hakkında uygulanan ve 5271 sayılı CMK'nın 109/3-j. maddesinde düzenlenen konutunu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.” açıklamasıyla onanmasına oy çokluğuyla karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddede, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra, anılan maddenin son fıkrada; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir.” hükmü yer almıştır. Anayasa'da yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yedi bent hâlinde, tazminatı gerektiren durumlar ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası haline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 10.01.1991 tarihli ve 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş, 19. maddede yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra anılan maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hüküm 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” şeklinde değiştirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş, maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması durumunda mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, kişilerin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 466 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, CMK'nın Yedinci Bölümü'nde, "Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat" ana başlığı altındaki 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda CMK'nın "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi; “(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a)Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b)Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c)Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d)Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e)Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f)Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g)Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h)Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j)Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k)(Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. (2)Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir. (3)(Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4)(Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere suç soruşturması ve kovuşturması sırasında koruma tedbirleri için öngörülen usullere aykırı hareket edilmesi nedeniyle meydana gelen zararların telafi edilmesi CMK’nın 141 ve devamı maddelerinde güvence altına alınmıştır. Söz konusu maddelerde tazminat istenebilecek hâller, tazminat istemenin koşulları, tazminat istenmesine engel olan durumlar ve devlet tarafından ödenmiş olan tazminatın, koruma tedbirlerinin haksız bir şekilde uygulanmasına yol açarak zarara neden olan kişiden geri alınması konuları düzenlenmiş bulunmaktadır. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istenebilecek hâller ise aynı Kanun’un 141. maddesinin 1. fıkrasında; yakalama, tutuklama, arama ve elkoyma olarak tahdidi bir şekilde sayılmıştır. Tazminat konusunun Kanun’da “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlığı altında düzenlenmesine rağmen tüm koruma tedbirlerine hukuka aykırı bir biçimde başvurulmasından kaynaklanabilecek maddi ve manevi zararların giderilmesi kapsama dâhil edilmemiş; iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı, teknik araçlarla izleme, beden muayenesi, vücuttan örnek alınması gibi ağır hak ihlaline sebebiyet veren tedbirler de bu kapsamın dışında tutulmuştur. Yine adli kontrol tedbirine hukuka aykırı olarak başvurulması veya makul süreyi aşacak kadar uzun bir süre bu tedbirin uygulanmasına devam edilmesi hâllerinde de tazminat istenebileceğine yönelik açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. 18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 70. maddesi ile CMK'nın 141. maddesine; “Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.” şeklindeki üçüncü fıkra eklenmiştir. Her ne kadar doktrinde bazı yazarlarca bu fıkranın 141. maddenin 1. fıkrasında sayılan hâlleri genişletmek için getirildiğine ilişkin görüşler ileri sürülmüş ise de hükmün kendisi ile birlikte gerekçesinde de tazminat nedenleri sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Ayrıca üçüncü fıkraya ilişkin hiçbir açıklama da yapılmamıştır. Hükmün gerekçesinde ise “Yukarıda (1) ilâ (6) numaralı bentlerde belirtilen hâllerde, usulsüz işlemlere muhatap olmuş veya bu gibi hâllerle karşılaşmış bulunan kişi, uğradığı her türlü maddî ve manevî zararlarını Devletten dava etmek, isteyebilmek hakkına sahip olacaktır. (7) ve (8) numaralı bentlerde ise manevî zararlarını istemek ve dava etmek hakkını kullanabilecektir.” hususuna yer verilmek suretiyle 141. madde kapsamında tazminat davalarının Devlet aleyhine açılması gerektiği belirtilerek yalnızca usule ilişkin bir açıklama yapılmıştır. Bu fıkra ile getirilen düzenleme sınırlı olarak sayılan tazminat hâllerini genişletmeye yönelik olmayıp sayılan koruma tedbirlerine ilişkin açılacak tazminat davalarında sorumluluğun açıkça devlete ait olduğunun belirtilmesinden ibarettir. Nitekim 4. fıkradaki; “Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” şeklindeki düzenleme de bu tespiti destekler mahiyettedir. Nitekim Adalet Komisyonu Raporu'nda da, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davalarının ancak Devlet aleyhine açılabileceği hususuna açıklık getirmek amacıyla üçüncü fıkra hükmünün eklendiği belirtilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun CMK’nın 141. maddesinde sayılan tazminat nedenlerinin genişletilmesi yönünde bir iradesi bulunmadığı kabul edilmelidir. Ayrıca kanun koyucu hükmün sınırını genişletmek istediğinde somut düzenlemeler getirmekte ve bu niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Kanun koyucunun bu konudaki niyetini açıkça gösteren adımlarına bakıldığında, CMK'nın 141. maddesine 3. fıkranın eklenme tarihi olan 18.06.2014’ten önce 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile 1. fıkraya yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayanlara ilişkin tazminat hâli eklendiği görülmektedir. Bu bakımdan kanun koyucu 141. maddedeki koruma tedbirlerinin kapsamını genişletmek istediğinde bu iradesini somut ve açık bir şekilde düzenlemek suretiyle ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 04.11.2013 tarihinde yakalanıp gözaltına alındığı, ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sevk edildiği Mahkemece hakkında tutuklanma talebinin reddi ile CMK’nın 109/3-j maddesi uyarınca 3 ay süre ile adli kontrol tedbiri kapsamında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verildiği, söz konusu adli kontrol tedbirine riayet eden davacı hakkında aynı suçtan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda verilen beraat hükmünün 03.06.2014 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin süresi içerisinde verdiği dilekçe ile davacı için haksız olarak gözaltında ve ev hapsinde kaldığı süreler nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, Yerel Mahkemece, davacının konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığına ve bu nedenle yalnızca haksız gözaltında kaldığı süreler için belirlenen maddi ve manevi tazminatın haksız işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Hazinesinden tahsiline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verildiği, anılan hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece hüküm onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istenebilecek hâllerin CMK'nın 141. maddesinin 1. fıkrasında tahdidi bir şekilde sayılmış olmasına rağmen adli kontrol tedbiri kapsamında bulunan konutunu terk etmemek yükümlülüğü nedeniyle oluşacak zararların tazminat yoluyla giderilmesi hususuna yer verilmemesi, aynı maddenin üçüncü fıkrası ile getirilen düzenlemenin sınırlı olarak sayılan tazminat hâllerini genişletmeye yönelik olmayıp sayılan koruma tedbirlerine ilişkin açılacak olan tazminat davalarında sorumluluğun açıkça devlete ait olduğunun belirtilmesinden ibaret olması ve 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'la CMK'nın 141. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklikte olduğu gibi Kanun koyucunun tazminat kapsamındaki koruma tedbirlerinin kapsamını genişletme yönündeki ifadesini somut ve açık bir biçimde ortaya koyması hususları dikkate alındığında adli kontrol tedbiri kapsamında hakkında konutunu terk etmemek yükümlülüğüne karar verilen davacının, CMK uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunmadığının kabul edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Her ne kadar adli kontrol tedbiri kapsamında bulunan 'konutunu terk etmemek' yükümlülüğü nedeniyle oluşacak zararların tazminat yoluyla giderilmesi hususunda CMK’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında açık bir hüküm bulunmasa da Anayasanın 138/1. maddesindeki 'Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.' şeklindeki düzenleme emredici nitelikte olup, normlar hiyerarşisinde Anayasanın en üstte yer aldığı kuşkusuzdur. Dolayısıyla Hakim karar verirken Anayasa hükümlerini dikkate alması anayasal bir zorunluluktur. Anayasamızın 90/5. maddesindeki düzenlemeye göre; usulüne uygun yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, temel hak ve özgürlükler yönünden kanunlar ile farklı hükümler içermesi halinde uluslararası sözleşmelerin esas alınacağı tartışmadan varestedir. Diğer taraftan Anayasanın 19/son maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlali sonucunda oluşan zararın tazminat hukuku çerçevesinde devletten talep edileceğine amirdir. Usul hukukunda kıyas yapılabilir. Nitekim 05.07.2021 tarih ve 7331 sk. 15. md. ile değişik CMK 109/6 md. gereğince adli kontrol tedbiri kapsamındaki konutunu terk etmeme yükümlülüğünde tıpkı tutuklama tedbirinde olduğu gibi kişinin hürriyetinden yoksun kalması nedeniyle bir tutulma hâli varlığının söz konusu olması, bu sebeple tutuklama tedbiriyle benzer şekilde kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılması sonucunu doğuran ve tutuklama tedbiriyle aynı amacı takip eden ev hapsi yükümlülüğünün özgürlüğü kısıtlayan bir hâl olarak bu maddeler kapsamında değerlendirilmesi gerekmesi nedenleriyle davacının koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hakkı bulunduğundan Özel Dairenin onama kararının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.", Ceza Genel Kurulu Üyesi Doç. Dr. ...; "Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, adli kontrol tedbiri kapsamında hakkında' konutunu terk etmemek' yükümlülüğüne karar verilen davacının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme hakkının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. I- TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN TAZMİNAT HUKUKU ARAÇLARIYLA KORUNMASINA DAİR ANAYASAL VE ULUSLARARASI ANDLAŞMALARA DAYALI PERSPEKTİF İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS)’nde özgürlük ve güvenlik hakkı güvenceye alınmış; 'Sözleşme hükümlerine aykırı olarak yapılan yakalama veya tutma işlemlerinin mağduru olan herkesin ise tazminat isteme hakkına sahip olduğu' kuralı getirilmiştir (md.5/5). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19. maddesiyle de kişi hürriyeti ve güvenliği teminat altına alınmış; maddenin son fıkrasıyla da, bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zararların, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödeneceği kuralı benimsemiştir. Bilindiği üzere, Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrasında 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu' ilkesi kabul edilerek; fıkranın son cümlesinde ise usulüne goöre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ya kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuş̧mazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı' hükme bağlanmıştır. Belirtilen son cümlenin dikkat çekici bir yönü, 7.5.2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun’la getirilen bir değişiklik sonucu olmasıdır (5170/ md. 7). Söz edilen değişikliğin gerekçesi ise 'Uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi hâlinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlıkta hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90'ıncı maddenin son fıkrasına hüküm eklenmesi' olarak belirtilmiştir. Kısacası, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmaların normları ile kanun hükümlerinin çatışması durumunda uluslararası andlaşmalara tartışmasız şekilde üstünlük tanınmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin normatif olarak güvenceye alınması gerekliliği perspektifinden hareket edilerek, adli kontrol tedbiri kapsamındaki söz edilen yükümlülüğün tazminatı gerektirip gerektirmeyeceği konusu, İHAS’nin 5. maddesi ile Anayasamızın 19. ve 90. maddesinin son fıkrası çerçevesinde temel haklar ile bunların ihlalinin tazminat hukuku araçlarıyla giderilmesi ilkesi çerçevesinde değerlendirmelere girişilmelidir. II- UYUŞMAZLIK KONUSU KORUMA TEDBİRİNİN NİTELİĞİ Dava konusu 'konutu terk etmemek' şeklindeki yükümlülük, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nin 109/3-j maddesi kapsamında bir 'adli kontrol tedbiri' olup; ceza muhakemesi hukuku bağlamında 'koruma tedbiri' niteliğindedir. Nitekim CMK’nın birinci kitabının 'Koruma Tedbirleri' başlıklı dördüncü kısmında düzenlenmiştir. Söz edilen koruma tedbiri, bireyin yaşadığı yer olan konutunu terk etmemeyi zorunlu kılmaktadır. Uygulamada, bu tedbirin genellikle ayağına takılan elektronik kelepçe ile kişinin izlenmesi suretiyle gerçekleştirildiği bilinmektedir. Kontrol altındaki bu kişi konutunu terk eder ise, sistem devreye girerek denetimli serbestlik müdürlüğüne bildirilmektedir. Bu durumda tedbire uymayan yükümlü hakkında hemen tutuklama kararı verilebileceği göz önüne alındığında, tedbir yükümlüsü olan kişi hiç bir surette konutundan ayrılamamakta; kaçmasını önlemeye ilişkin caydırıcılık sağlanmaktadır. Dolayısıyla, tutuklama tedbirinde olduğu gibi belirli bir infaz kurumunda yaşamaya zorunlu bırakmamakla birlikte konutu terk etmeme yükümlülüğü bireyin özgürlüğünü esaslı ölçüde sınırlayan bir koruma tedbiridir. Normatif çerçeveden bakıldığında, CMK’nin 109/6. maddesinin son fıkrasında yer verilen 'konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki günün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınacağı' yönündeki kural, bu tedbirin kişilerin özgürlüğünü doğrudan kısıtlayıcı etkisinin kanun koyucu tarafından da ikrar edilmesinden öte bir şey değildir. O hâlde, kişi özgürlüğünü böylesine esaslı biçimde sınırlayan bir tedbirin hukuka aykırı uygulanmasına karşı yasal giderim yollarının da hukuk sistemlerinde mevcut olması demokratik hukuk devletinin gereğidir. III- SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİ KAPSAMINDA KONUTU TERK ETMEMEK TEDBİRİNE KARŞI YASAL GİDERİM MEKANİZMALARI CMK, koruma tedbirlerinin sebebiyet verebileceği haksızlıklara karşı yasal giderim mekanizması olarak tazminat hukuku araçlarına başvurulması metodunu benimsemiştir. Bunu yerine getirirken 141. maddede hangi koruma tedbirlerinin hangi şekilde uygulanmasına dair zararların tazminat yoluyla giderilebileceğini 'sınırlı sayma metodunu tercih ederek' 11 bent hâlinde belirtmiştir. Konutu terk etmemek tedbiri, Anayasanın 19. maddesi anlamında 'Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulma' ve Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında 'Sözleşme hükümlerine aykırı olarak yapılan yakalama veya tutma işlemleri' niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, hakkında konutu terk etmemek tedbiri uygulanmak suretiyle Anayasa ve Sözleşme hükümlerine aykırı olarak 'tutulan' kişinin 'hukuka aykırı şekilde tutma (kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali) sebebiyle' ortaya çıkan mağduriyetinin giderilmesi gereklidir. Hemen belirtmeliyiz ki, CMK’nin 141. maddesindeki anılan sınırlayıcı kural, 'Normun lafzi yorumu kabul edildiğinde' adli kontrol tedbirine karşı doğrudan tazminat davası açılabilmesine cevaz vermiyor gözükmektedir. Bu itibarla, adli kontrol tedbirini tazminat davasına sebebiyet verecek durumlar arasında saymayan CMK’nin 141/1. maddesindeki kural, İHAS’nin 5. maddesi ile Anayasamızın 19. ve 90. maddesinin son fıkrası çerçevesinde benimsenen 'Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalinin tazminat hukuku araçlarıyla giderilmesi' ilkesine aykırıdır. Ezcümle, CMK’nın anılan normu ile İHAS’nin 5. maddesi temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin olarak farklı hükümler içermekte olup, bu durumda Anayasamızın 90/son maddesi gereğince 'Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma' vasfında olan İHAS hükümleri uygulanacaktır. Belirtilen kapsamda, Sözleşmenin 5. maddesi gereğince 'haksız tutma sebebiyle kişilerin tazminat davası açabilmeleri' mümkün kabul edilmelidir. IV- ADLİ KONTROL TEDBİRİNİN TUTUKLAMA YERİNE GEÇEN 'İKAME NİTELİKTE' BİR TEDBİR OLUŞU SEBEBİYLE TAZMİNATI GEREKTİRMESİ Adli kontrol tedbiri ve bir türü olan konutu terk etmemek yükümlülüğü ikame nitelik taşıyan, yani 'tutuklama yerine geçen' bir tedbirdir. Nitekim, bunu vurgulamak isteyen kanun koyucu 'Şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebileceği' ve benzer şekilde 'Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adlî kontrole ilişkin hükümlerin uygulanabileceği' (CMK md. 109/1-2) yönünde normlar benimsemiştir. Belirtilen normlar, adli kontrol tedbirlerinin kişi özgürlüğünü sınırlayıcı yönüyle tutuklama tedbirinden hiç de farklı olmayıp, tutuklama yerine hükmolunabilen, ikame nitelikte bir tedbir olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Adli kontrol tedbirinin ikame, tutuklama yerine geçen niteliğinden yola çıkılarak CMK’nın 141/1. maddesindeki haksız tutuklama kararı verilen kişiler gibi tazminata karar verileceği düşüncesindeyiz. Gerçekten, hak arama özgürlüğünün geniş yorumlanması gerektiği gözetildiğinde, ikame nitelikteki adli kontrol tedbirinin de haksız koruma tedbiri uygulanması sebebiyle tazminata konu edilebilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır. Böyle bir yorum, hem hak ve özgürlükler lehine yorum oluşturacak hem de 141. maddenin kabul ediliş amacına, anılan normun ratio legis’i ile uyumlu olacaktır. V- YURT DIŞINA ÇIKAMAMAK KORUMA TEDBİRİNE KARAR VERİLMESİNİN İÇTİHAT TUTARLILIĞINA UYGUNLUĞUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ Yargıtay 12. Ceza Dairesince yurt dışına çıkamamak koruma tedbirine hukuka aykırı şekilde karar verilmesi durumu, CMK’nın 141/3. maddesine dayanılarak tazminata konu edilebilecek bir hâl olarak istikrarlı içtihatlarla kabul edilmiştir. Anılan gerekçenin 6545 sayılı Kanun değişikliğiyle kabul edilen bir norm olup, söz edilen içtihada dayanak gösterilmesinin isabetli olmadığı düşüncesinde olduğumuzu ifade etmeliyiz. Bununla birlikte, içtihatla gelinen mevcut durum değerlendirildiğinde, yurt dışına çıkamamak Kanun’un 109/3-a maddesinde adli kontrol tedbiri olarak düzenlenmiştir. Bu itibarla, somut uyuşmazlıktaki şekilde konutu terk etmeme tedbiri durumunda tazminat verilebileceğini kabul etmeyip; yurt dışına çıkamamak tedbiri durumunda tazminat verilmesini kabul etmek Yargıtay Özel Dairesinin içtihatları arasında tutarlılık meselesinin oluşmasına sebebiyet verebilecektir. Bu durum ise, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturacaktır. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle, adli kontrol tedbiri kapsamındaki söz edilen konutu terk etmeme yükümlülüğünün tazminatı gerektirip gerektirmeyeceği konusu, İHAS’nin 5. maddesi ile Anayasamızın 19. ve 90. maddesinin son fıkrası çerçevesinde temel haklar ile bunların ihlâlinin tazminat hukuku araçlarıyla giderilmesi ilkesi çerçevesinde yorumlanması gereklidir. Bu itibarla, Anayasamızın 90/son maddesi çerçevesinde İHAS’nin 5. maddesine üstünlük tanınarak anılan konutu terk etmeme koruma tedbiri sebebiyle CMK’nın 141. maddesi çerçevesinde tazminata hükmolunabilmesi mümkün olmalıdır. Belirttiğimiz düşüncelerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan çoğunluğun görüşüne katılamıyorum." On Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği", Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.03.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 15.03.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2021/9383 E., 2023/5298 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
r miktar olarak tayin ve tespiti gerektiğinden, davacının kanuna uygun olarak gözaltına alındıktan sonra hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığın 13.03.2017 tarihinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması sebebiyle CMK'nın 141/1-e maddesi gereğince manevi tazminat isteme koşulu oluştuğundan, söz konusu ilkeler göz önüne alınarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen k
12. Ceza Dairesi         2021/9383 E.  ,  2023/5298 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1750 E., 2020/158 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; 6100 sayılı Kanun’un 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 27.04.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin FEI'Ö/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu ve mavi renkli bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında 01.11.2016 tarihinde gözaltına alındığı 14.11.2016 tarihine kadar gözaltında tutulduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103865 soruşturma dosyası üzerinden yürütülmekte olan dosya 13/03/2017 tarihinde karara bağlandığı ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, müvekkilinin gözaltı kararı neticesinde 01.02.2013 tarihinden beri çalıştığı Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri isimli işyerinde 15.11.2016 tarihi itibariyle iş akdinin sona erdirildiği, aylık brüt 2.445,42 TL ücret aldığı, işyerinden hiçbir hak ve alacakları ödenmeksizin ayrıldığı ve işsiz kaldığı, özel güvenlik kartına da el konulduğundan o tarihten beri işe giremediği ve halen de çalışamadığı, müvekkilin işlettiği çiğ köfte vs yiyecek dükkanı olduğu, gözaltında kaldığı süre boyunca işyeri kapalı kaldığı, soruşturma kapsamında haksız şekilde işten çıkarıldığı hak ve alacaklarının ödenmeyerek mağdur edildiği, haksız tutuklama nedeniyle iş akdinin feshi durumunda ücret alacağının çalıştığı günlerdeki ücret üzerinden hesaplanması ve fesih tarihine kadar olan kıdem tazminatı ile sosyal yardım ve ikramiye konusunda ki taleplerinin karşılanması gerektiği, gözaltında kaldığı sürece çok ciddi sağlık sorunları yaşadığı psikolojik olarak suçlama nedeniyle adete çöküntüye girdiği, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkil lehine 30.000,00 TL maddi tazminat isteminin kabulü ile zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte maddi tazminatın davalı hazineden tahsiline, manevi tazminat isteminin kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminat isteminin zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal laizi ile birlikte manevi tazminatın davalı hazineden tahsiline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 19.06.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla gözlatına alındığı ve yasal süresi geçmeden tutuklanmasına karar verildiği, yapılan soruşturma sonunda İzmir CBS tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yasada yazılı sebeplerle zarara uğrayanlar kendilerine zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan davalar sonucunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren 3 ay içinde atılması gerektiği, mahkemlece resen araştırılmasını talep ettiklerini, davanın süre yönünden reddini talep ettiklerini, kendi kusurlu hareketi ile tutuklamaya neden olup olmadığını ve olayın seyrinin tutuklanmasına yol açıp açmadığının araştırılmasını, dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminat talebi maddi delillere desteklenmediği, maddi ve manevi tazminat miktarı çok fahiş olup kabul edilemez boyutta olduğu, haksız ve yasal dayanaktan yoksul olan davanın reddi ile yargılama giderleri ve reddilen kısım üzerinden hesaplanacak avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 3.İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.12.2018 tarihli ve 2017/182 Esas, 2018/474 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 12.02.2020 tarihli ve 2019/1750 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 28.11.2021 tarihli, davacı vekilinin ve davalı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Davalı vekilinin temyiz sebepleri Davanın reddi gerektiğine, ilişkindir. B. Davacı vekilinin temyiz sebepleri 1.Davacının iş akdinin sonlanması sebebiyle aldığı ücret üzerinden hesap yapılması gerektiğine, 2.Kıdem tazminatı, sosyal yardım ve ikramiyesinin ödenmesi gerektiğine, 3.Davacının iş yerinin kapalı olmasından kaynaklı zararların karşılanması gerektiğine, 4.Davacının güvenlik kartına el konulması ve çalışma izninin iptal edilmesinden dolayı çalışamamasından kaynaklı zararların giderilmesi gerektiğine, 5.Hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğuna, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü: Davacı hakkında Fetö/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında 1.11.2016-14.11.2016 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 13.03.2017 tarihinde hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü suçlar Bürosunca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/12427 sayılı takipsizlik kararı davacı tarafından 16.03.2017 tarihinde elden tebliğ alınmış olup,söz konusu kararın 30.03.2017 tarihinde kesinleştiği, davacının 24.04.2017 tarihinde CMK 141 ve devamı maddeleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açtığı, davanın, CMK 142/1 maddesi gereğince yasal süresi içerisinde açıldığı, davacının UYAP sisteminden elde edilen adres bilgilerine göre mahkemenin davaya bakmaya yetkili olduğu, davacının tutuklu kaldığı sürelerin başka herhangi bir mahkeme tarafından infazının istenilmediği, UYAP sisteminden yapılan sorgulamada ve İzmir Valiliği Defterdarlık Muhakemat Müdürlüğünden gelen yazı cevabında davacının mükerrer tazminat davasının olmadığı, İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 14.06.2017 tarihli yazı cevabı ile davacının Hizmet dökümünün gönderildiği, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığının 14.06.2017 tarihli yazı cevabı ile davacı hakkında e-vdo kayıtlarında yapılan sorgulama sonucunda; davacının 155 056 0825 vergi kimlik numarasıyla 15.10.2014 tarihinden itibaren Kemalpaşa Vergi Dairesi Müdürlüğünde faaliyetine devam ettiği ve davacının herhangi bir şirket ortak yada yöneticiliğinin de mevcut olmadığının tespit edildiği ve söz konusu bilgileri içeren bilgisayar çıktılarının mahkemeye gönderildiği, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Kemalpaşa Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından 18.07.2017 tarihli yazısı ile, 155 056 0825 vergi kimlik numaralı mükellefi ... 15.10.2014 tarihinden bu yana Ciğer, Kokoreç, Köfte ve Kebapçı faaliyetine devam ettiğinin bildirildiği, Konak Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünden 10.07.2017 tarihli yazı cevabı ile davacının aktif ve pasif tapu kaydına rastlanmadığının bildirilmiş olduğu, Oyak Savunma ve Güvenlik tarafından 13.07.2014 tarihli yazısı ile ,davacının hizmet sözleşmesinin 15.11.2016 tarihinde ikale anlaşmasıyla son bulduğunun bildirildiği, Kemalpaşa Kaymakamlığı Polis Merkezi Amirliği tarafından davacının sosyal ve ekonomik durum araştırmasının yapıldığı, davacının lise mezunu olduğu, 1650 TL maaşının olduğu ,Battal ve Çiğköfte isimli işyerinin mevcut olduğu, aylık ortalama 500 TL getirisinin bulunduğu, eşi ve bir çocuğu ile birlikte yaşadığı, ailesine ait evde kira ödemeden oturduğu, üzerine kayıtlı motorsikletinin olduğu, fiziksel engelinin bulunmadığının araştırılıp bildirildiği tespit edilmiştir. Davacı tarafın 1.11.2016-14.11.2016 tarihleri arasında haksız yere gözaltında kaldığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca 13.03.2017 tarihinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmış olup, davacının maddi tazminatta belirtmiş olduğu hususular ve ilgili kurumlardan gelen yazı cevapları ile dosya bilirkişiye gönderilmiş ve bilirkişi 24.05.2018-06.12.2018 tarihli raporuyla görüşünü mahkemeye sunduğu, davacı taraf dava dilekçesinde her ne kadar iş akdinin sona ermesi sebebiyle 30.000,00 TL maddi tazminat talep etmiş ise de; Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş tarafından davacıya ait iş sözleşmesinin anlaşma yolu ile sona ermesi ve sonuçlarına ilişkin protokolün mahkemeye gönderildiği, Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş tarafından gönderilen protokole göre; davacının anlaşma bedeli altında Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri şirketinden 11.742,00 TL ücret aldığı, hak kazandığı halde alamadığı ücret ve eki alacağının kalmadığı, fazla mesai alacağının olmadığı, yıllık izninin bulunmadığı, Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş tarafından gönderilen 18.09.2018 tarihli yazıda davacının gözaltında bulunduğu sürede (01.11.2016-14.11.2016) iş akdinin askıya alınmadığı, maaş bodrosunda da görüleceği üzere ücretinde herhangi bir kesinti yapılmadığı, çalışmış olduğu sürenin ücretini aldığı, ayrıca davacının kendi adına olan işyeride gözaltında kaldığı süre içerisinde faaliyetine devam ettiği, herhangi bir gelir kaybının olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenlerle davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Manevi tazminat talebinin; kişinin ekonomik ve sosyal durumu ile üzerine atılı suçun niteliği, haksız yere gözaltında ve tutuklu kaldığı süre nazara alınarak zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul ve makbul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerektiğinden, davacının kanuna uygun olarak gözaltına alındıktan sonra hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığın 13.03.2017 tarihinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması sebebiyle CMK'nın 141/1-e maddesi gereğince manevi tazminat isteme koşulu oluştuğundan, söz konusu ilkeler göz önüne alınarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile taktiren 1.500.00 TL manevi tazminatın haksız gözaltı tarihi olan 01.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden tahsili ile davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü: ''... Davacı tarafın talep etmiş olduğu manevi tazminat miktarının belirlenmesinde objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın, davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yerel mahkemece bu ölçütlere uymayacak şekilde fazla manevi tazminata hükmedilmesi kanuna aykırı olup, 5271 sayılı Kanunun 280/1-c ve 303/1-f maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzeltilebilir nitelikte eksiklik olduğundan yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek istinaf yoluna başvurulan hüküm fıkrasının ikinci bendinde yazılı ''1.500,00 TL'' ibaresinin çıkarılarak yerine ''1.000,00 TL '' ibaresinin eklenmesi suretiyle 5271 Sayılı Kanunun 280/1-c ve 303/1-f maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURULARININ ESASTAN REDDİNE,'' karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin esasını oluşturan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103865 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 01.11.2016-14.11.2016 tarihleri arasında 13 gün gözaltında kaldığı, yapılan soruşturma sonunda 13.03.2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kararın 30.03.2017 tarihinde kesinleştiği, gözaltına alınma tarihi itibariyle davanın 5271 sayılı Kanun'un 142 nci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır. A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Davalı vekilinin temyizinin katılma yolu ile yapılmadığı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 72.070,00 TL olması, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen hükmün Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek 1.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi nedeniyle toplam tazminat miktarının 1.000,00 TL olduğu, 6100 sayılı Kanun’un, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davalı açısından kesin olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; B.1.Davacının iş akdinin sonlanması sebebiyle aldığı ücret üzerinden hesap yapılması gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre ''suç soruşturması veya kovuşturması sırasında'' uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, davacının iş akdinin gözaltı koruma tedbirinden sonra 15.11.2016 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği ve gözaltı koruma tedbiri dönemindeki ücretinin ödendiği de anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.2.Kıdem tazminatı, sosyal yardım ve ikramiyesinin ödenmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre ''suç soruşturması veya kovuşturması sırasında'' uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, davacının iş akdinin gözaltı koruma tedbirinden sonra 15.11.2016 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği, fesih sebebinin koruma tedbirinden kaynaklanmadığı, kaldı ki davacının talebinin 5271 sayılı Kanunun 141 ve devamı maddelerine göre belirlenmesi gereken maddi zarar kapsamında hüküm altına alınamayacağı dikkate alındığında davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.3.Davacının iş yerinin kapalı olmasından kaynaklı zararların karşılanması gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; Davacının gözaltında kaldığı süre içerisinde iş yerinin faaliyetine devam ettiği, herhangi bir gelir kaybının olmadığı tespit edildiğinden davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.4.Davacının güvenlik kartına el konulması ve çalışma izninin iptal edilmesinden dolayı çalışamamasından kaynaklı zararların giderilmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre ''suç soruşturması veya kovuşturması sırasında'' uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, gözaltı tarihinde özel güvenlik görevlisi olan davacının gözaltı koruma tedbirinden sonra İzmir Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 16.11.2016 tarihli kararı ile davacının özel güvenlik görevlisi çalışma izni ve kimlik kartının iptal edilmesine dair karar verildiği, bu işlemin idari işlem niteliğinde olduğu ve koruma tedbirinden kaynaklanmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.5.Hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğuna ilişkin temyiz sebebi yönünden; Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına neden olan olayın cereyan tarzı, gözaltında kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti yapıldığından hükmedilen manevi tazminat miktarında isabetsizlik görülmemiştir. V. KARAR A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 12.02.2020 tarihli ve 2019/1750 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 12.02.2020 tarihli ve 2019/1750 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talep edebilecek kişiler arasında sayılmamıştır?

A) Kanuna aykırı yakalananlar veya tutuklananlar
B) Gözaltı süresi içinde hakim önüne çıkarılmayanlar
C) Hakları hatırlatılmayanlar
D) Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine rağmen iletişimin tespiti kayıtları silinmeyenler
E) Makul sürede yargılanmayan tutuklular

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol