5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 169

Ceza Muhakemesi Kanunu 169. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 169 – (1) Şüphelinin ifadesinin alınması veya sorgusu, tanık ve bilirkişinin dinlenmesi veya bir keşif ve muayene sırasında Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkiminin yanında bir zabıt kâtibi bulunur. Acele hâllerde, yemin vermek koşuluyla, başka bir kimse, yazman olarak görevlendirilebilir. (2) Her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adlî kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir. (3) Müdafi veya vekil sıfatıyla hazır bulunduğu işlemlerle ilgili tutanakta avukatın isim ve imzasına da yer verilir. (4) Tutanak, işlemin yapıldığı yeri, tarihi, başlama ve bitiş saatini ve işleme katılan veya ilgisi bulunan kimselerin isimlerini içerir.[63] (5) İşlemde hazır bulunan ilgililerce onanmak üzere tutanağın kendilerini ilgilendiren kısımları okunur veya okumaları için kendilerine verilir. Bu husus tutanağa yazılarak ilgililere imza ettirilir. (6) İmzadan kaçınma hâlinde nedenleri tutanağa geçirilir. (7) (Ek: 21/2/2014 – 6526/16 md.)Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlarla ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, kolluk tarafından düzenlenen tutanaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hâllerde çıkarılan davetiye veya çağrı kâğıdı, kolluk görevlisinin iş yeri adresine tebliğ edilir. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında adres olarak iş yeri adresleri gösterilir. İKİNCİ KISIM Kamu Davasının Açılması BİRİNCİ BÖLÜM Kamu Davasının Açılması Kamu davasını açma görevi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

32 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 169 ]
6. Ceza Dairesi 2004/737 E., 2006/3485 K. 6. Ceza Dairesi 2004/737 E., 2006/3485 K. - HAZIRLIK EVRAKININ ONAYSIZ FOTOKOPİSİNE DAYANARAK HÜKÜM KURULMASI - ONAYSIZ FOTOKOPİ BELGELER- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 149 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 169 ] - 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 161 ] "İçtihat Metni" Yağma suçundan sanık N...., N..... ve M...... haklarında yapılan duruşma sonunda; mahkumiyetlerine ilişkin (Bursa Birinci Ağır Ceza Mahkemesi) nd en verilen 24.12.2002 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi katılan vekili ile sanıklar tarafından istenilmiş olduğundan, dava evrakı C. Başsavcılığından bozma isteyen 09.12.2003 tarihli tebliğname ile 17.02.2004 tarihinde Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü: Onaysız fotokopiden oluşan hazırlık soruşturması evrakı ile Bursa Altıncı Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/1680 esas, 2002/105 karar sayılı dosyasına ait onaysız belgelere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulup 1412 sayılı CMUK.nun 161 ve 5271 sayılı CMK.nun 169. maddelerine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar İle katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA), 06.04.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Oysa CMK'nın 169. maddesinin 4.
Ceza Genel Kurulu         2013/10-57 E.  ,  2013/330 K. "İçtihat Metni" tirazname : 2010/344033 Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık D.G.'in 5237 sayılı TCK’nun 188/3, 62, 52 ve 53. maddeleri gereğince 4 yıl 2 ay hapis ve 1000 Lira adli para, sanık M. M.'ın ise aynı kanunun 188/3-4, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 1500 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.09.2010 gün ve 120-264 sayılı hükmün sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 20.06.2012 gün ve 3924-12571 sayı ile; “...C- Sanıklar D.G.ve M. M.hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi: 1- Tutanak düzenleyicilerinden bir kısmı diğer sanıklarla ilgili birleşen davada, ikisi ise bu davada dinlenmiş ise de, birleşen davada dinlenenlerin konuyla ilgili açık beyanları olmadığı gibi sanıkların yokluğunda dinlendikleri, sanıkların huzurunda dinlenenlerin konu hakkında bilgilerinin olmadığı, diğerlerinin ise hiç dinlenmedikleri; sanıkların suçla ilgilerinin bulunmadığını belirterek, olay tutanağının aksine, suç konusu esrarın ele geçirildiği binaya girmediklerini söyledikleri dikkate alınarak; 22.01.2010 tarihli olay tutanağını düzenleyen görevlilerden, olayı görenlerin; a) Mahkemenin yargı çevresinde iseler, sanıkların hazır bulundukları oturumda tanık olarak dinlenerek, suç konusu esrarın ele geçirildiği binaya girip çıkanların huzurdaki sanıklar D. ve M. olup olmadığının sorulması, b) Mahkemenin yargı çevresi dışında iseler, istinabe yolu ile tanık olarak dinlenmeleri ve sanıkların önden ve yandan çektirilecek fotoğrafları kendilerine gösterilerek, suç konusu esrarın ele geçirildiği binaya girip çıkanların fotoğrafları gösterilen sanıklar D.ve M.olup olmadığının sorulması, Sonucuna göre sanıkların hukukî durumlarının belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması, 2- Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı'nda tanık numune olarak alınan esrarın da müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması, 3- Kabule göre; diğer sanık T.'da ele geçirilen eroinle ilgisi olduğuna veya adı geçenin suçuna iştirak ettiğine ilişkin, delil bulunmadığı gözetilmeden, sanık M.'in cezasının TCK'nın 188. maddesinin 4. fıkrası gereğince artırılması" isabetsizliklerinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri H. U.ve Y. K.sanıklar hakkında tutanak düzenleyicilerinin tekrar dinlenmesine gerek olmadığı yönünde karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.08.2012 gün ve 344033 sayı ile; "... Asayiş Şube müdürlüğü motosikletli polis timleri Amirliği tarafından düzenlenen 22.01.2010 tarihli yakalama, üst arama, geçici muhafaza altına alma ve teslim tutanağı içeriğine, tanık olarak dinlenen tutanağı düzenleyen görevlilerin beyanlarına; dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgelere göre; Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/18 D. İş sayılı arama kararına istinaden 22.01.2010 günü saat 00.10 sıralarında Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler tarafından daha önceden uyuşturucu madde alım ve satımı yapıldığı bilgisi alınan Altındağ Bölgesi Altındağ Caddesi Shell benzinlik önünde sabit yol uygulaması yapıldığı, ara sokaklara polis otolarının girememesi nedeniyle, otolar benzinlik önünde bırakılarak ara sokaklara yaya olarak girmek suretiyle şüpheli sahıs uygulaması yapıldığı esnada Altındağ Caddesi 322 numaralı yer önünde sokak lambası altında eşkalleri net bir şekilde görülen M. M., D.G., Ö.A.A.ve O. T.'un 322 numaralı yerde beklerken tedirgin ve çevreyi sürekli kolladıklarının görülmesi üzerine şahıslar görevlilerin bulunduğu Sokullu Mahallesi 174 numara önündeki noktadan yaklaşık 15-20 dakika takip edilmiş bu sırada bu şahısların yanına kimlik bilgileri alınamayan birkaç şahıs gelerek bu şahıslardan bir şeyler alarak görevlilerin bulundukları noktanın tam tersi istikamete gittikleri görülmüş oldukları, M. M.ve D. G.'in 322 numaralı yerin yanında bulunan merdivenlerden yukarı çıkarak numarası olmayan kırmızı duvarlı yarım açık çatılı bir evin çatısının içine girip çıktılarının tesbit edildiği, şahısların bulundukları noktaya hareket edildiğinde ise şahıslar uzaklaşmaya çalışmışlar, dört şahıs da belli bir mesafede yakalanmışlardır. 322 numara yanında bulunan merdivenlerden çıkılarak şahısların girdikleri çatı boşluğuna bakıldığında da çatı giriş kısmında siyah naylon poşet içerisinde 89 adet şeffaf küçük kilitli poşetlerde esrar ve yine aynı yerde çatı dip kısmında siyah poşet içerisinde 373 adet şeffaf küçük kilitli poşetler içinde esrar ve bu poşetin yanında kibrit kutusu içerisinde 26 adet uyuşturucu nitelikli hap bulunmuştur . Yaş küçüklüğü nedeniyle soruşturmaları ayrı yürütülen sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan daha sonra sanıklar M. M.ve D.G. ile diğer sanıkların yargılandığı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/25 esasına kayıtlı kamu davası açılmış, sanıkların da hazır bulunduğu 06.04.2010 tarihli oturumda dinlenen tutanak tanıkları tutanak içeriğinin doğruluğunu beyan etmişlerdir. Tanıkların beyanı ve tutanak içeriği dikkate alındığında yakalanan diğer iki kişinin sanıklar M.M.ve D.G.olduğu açıkça anlaşılmıştır. Olay yerinde görülen kişilerin, sanıklar M.M.ve D.G. oldukları, ele geçirilen uyuşturucu maddelerin sanıklara ait olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Sanıkların yakalanması alınan istihbari bilgiyi doğrular şekilde olmuş, olay yerinde suça konu satışa hazır ayrı ayrı kilitli naylon torbalarda esrar ile birlikte gerçekleşmiştir. Belirtilen nedenlerle, sanıkların eylemleri sabit olup, mahkemenin dosya içeriğine uygun takdirine dayalı kararında isabetsizlik bulunmamaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, sanıklar Me. ve D.hakkındaki Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 20.11.2012 gün ve 19355-17243 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıklar M.M. S. K., T.A., A. T. G., S.S., O. T., M..A.ve Ö. A.Altınışık hakkında kullanma amacıyla uyuşturucu madde bulundurma ve uyuşturucu madde ticareti suçlarından kurulan beraat ve mahkûmiyet hükümleri inceleme dışı olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar D. G. ve M.M.hakkında uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanıklar D.G.ve M. M.hakkında uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerin, tutanak tanıklarının dinlenmeleri gerektiğinden bahisle bozulmasının gerekip gerekmediği, gerekmediği sonucuna ulaşılması halinde, sanık M.M.hakkındaki hükmün 5237 sayılı TCK'nun 188/4. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle düzeltilerek onanmasının mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. İncelenen dosya içeriğinden; 22.01.2010 günlü yakalama, üst arama, geçici muhafaza altına alma ve teslim tutanağına göre; saat 00.10 sıralarında Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/18 D. İş sayılı arama kararına istinaden daha önceden uyuşturucu madde şatışı yapıldığı yönünde istihbari bilgi elde edilen Altındağ Caddesi Shell benzinlik önünde sabit yol uygulaması yapıldığı, polis otomobillerinin ara sokaklara girememesi nedeniyle araçlar benzinlik önünde bırakılarak ara sokaklara yaya olarak girmek suretiyle şüpheli sahıs uygulamasına başlandığı, bu sırada Altındağ Caddesi 322 numaralı yer önünde sokak lambası altında eşkalleri net bir şekilde görülen siyah montlu gri kadife pantolonlu kimlik bilgileri sonradan öğrenilen O.T., siyah montlu mavi kot pantolonlu Ö.A. A., yeşil montlu siyah kazaklı mavi kot pantolonlu D.G., gri hırka ve siyah pantolonlu M.M.ın 322 numaralı yerde beklerken tedirgin bir şekilde çevreyi sürekli kollarken görüldüğü, 174 numara önündeki noktadan yaklaşık 15-20 dakika takip edildikleri, bu sırada şahısların yanlarına kimlik bilgileri alınamayan birkaç kişinin geldiği, bu şahıslardan bir şeyler alarak görevlilerin bulundukları noktanın tam tersi istikamete gittikleri, gelen şahıslara birşeyler veren M.M.ve D.G.'in 322 numaralı yerin yanında bulunan merdivenlerden yukarı çıkarak numarası olmayan kırmızı duvarlı yarım açık çatılı bir evin çatısına girip çıktıklarının görülmesi üzerine yanlarına hareket edildiği, bu durumu fark eden şahısların değişik istikametlere doğru hızla uzaklaşmaya çalıştıkları, dördünün de belli bir mesafede yakalandıkları, görevlilere direnen D.un orantılı güç kullanılarak etkisiz hale getirildiği, 322 numaralı yerin yanında bulunan merdivenlerden çıkılarak şahısların girdikleri çatı boşluğuna bakıldığında çatı giriş kısmında 89 ve çatı dip kısmında 373 olmak üzere siyah naylon poşetlerde toplam 462 adet şeffaf küçük kilitli poşetler içinde esrar ve bir kibrit kutusu içerisinde 26 adet uyarıcı nitelikli hap ele geçtiği, on sekiz polis memuru tarafından düzenlenip imza edilen tutanağın sanıklar M.M., Ö.. A.A.ve O.Torun tarafından da imzalandığı, sanık Davut Gökalp'in imzadan imtina ettiği, 22.01.2010 günlü olay ve yakalama tutanağına göre ise; saat 01.10 sıralarında Altındağ Caddesinde uygulama yapıldığı sırada, Sokullu Mahallesinde siyah eşofmanlı M.M.'ye yaklaşıldığı, elinde bulunan ve görevlileri farkedince yere attığı poşet içinde 26 adet şeffaf poşette esrar ele geçtiği, 20.01.2010 günü saat 16.20 de Altındağda devriye görevi ifa edilirken, H.A. Yesevi Caddesi üzerinde Fiat Linea marka araç dururken araç dışında bulunan kirli sakallı kahverengi montlu krem pantolonlu şahsın aracın içindekilere bir şeyler vermeye çalıştığı, ekipleri görünce yere attığı beyaz renkli kutu içinde 29 adet uyarıcı nitelikli hap ile 3 beste eroinin ele geçtiği ve incelemeye konu olmayan sanıklardan T. A.'ın yakalandığı, Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesinin raporuna göre, sanık M.'in kanında ve idrarında esrar bulgusuna rastlanırken, D.'un kanında ve idrarında uyuşturucu ya da uyarıcı madde tespit edilemediği, Anlaşılmaktadır. Tutanak düzenleyici tanık E.Z.; huzurda bulunan sanıkların tutanakta adı geçen sanık olup olmadıklarını hatırlamadığını, ekip otosunun başından ayrılmadığını, uyuşturucunun bulunduğu ahşap evin bulunduğu yere, çatısında uyuşturucu bulunan yerin yanına gitmediğini, Tanık Ç. Y.; olayı tam hatırlamadığını, çevre güvenliği görevinin olduğunu, sanıkları yakalayan, uyuşturucuyu bulunduğu yerden alan ekip içinde olmadığını, düzenledikleri tutanağı ekipte bulunduğu için imzaladığını, Ankara Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında dinlenen tutanak düzenleyici tanık A.K.; Ankara Emniyet Müdürlüğü Motorsikletli Timler Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığını, olay tarihinde Altındağ Shell Benzinlik önünde otolarını bırakıp şüpheli şahıs uygulaması yaptıkları sırada Altındağ Caddesi ..numaralı yer önünde 3 veya 4 kişinin yanlarına gelen kişilerle bir şey alıp verdiklerini görünce operasyon sonucunda yakaladıklarını, çevrede ve yakın yerdeki çatı arasında yapılan aramada çok sayıda esrar paketçiğinin ele geçtiğini, düzenledikleri tutanak içeriğinin doğru olduğunu, Tanık A. K.; Ankara Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlar Büro Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığını, 22.01.2010 tarihli M. M.isimli şahsa yaptırılan fotoğraf teşhis tutanağının doğru olduğunu, müdafii de hazır olduğu halde M. M.nin söylediklerini olduğu gibi tutanağa geçirdiklerini, Tanık H.B.; Ankara Emniyet Müdürlüğü Motorsikletli Timler Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptığını, 22.01.2010 tarihli yakalama, üst arama, geçici muhafaza altına alma ve teslim tutanağı içeriğinin doğru olduğunu, bir süre tutanakta eşgallerini belirtip isimlerinden bahsedilen kişileri gözlediklerini, birilerine bir şeyler alıp verdiklerini gördükten sonra yakaladıklarını, çatı arasında da çok sayıda poşetlenmiş hint keneviri bitki kırıntısı ve extasy hap bulduklarını ve olduğu gibi tutanağa yazdıklarını, Tanık V.K.; sanıkların ne yaptığını ve nasıl yakalandığını görmediğini, Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanık M.M. yedi yıldır esrarlı sigara, iki buçuk yıldır da eroin kullandığını, esrarı S.K.ve onun torbacısı M. M.'dan fişeği on liradan satın aldığını, 21.01.2010 günü saat 13.00 sıralarında M.M.'dan 20 Lira karşılığında iki fişek esrar satın aldığını, M.in esrarları merdivenlerin yanındaki gecekondu binasının çatısından çıkardığı siyah bir poşet içinde muhafaza ettiğini, aynı gün akşam Kartal isimli kıraathaneye dizi izlemeye gittiğinde M. M. ve S. K.'nun dizi izlediklerini gördüğünü, durumdan yararlanmak isteyip onların esrarları zulaladığı gecekondu binasının çatı katına çıktığını, ışıklı çakmak sayesinde gördüğü bir poşeti aldığını, yolda yürürken görevlileri görünce poşeti yere attığını ve yakalandığını, maddelerin Selçuk ve torbacısı Mehmet'e ait olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık D. G.; daha önceden uyuşturucu madde kullandığını, ancak 2004 yılında cezaevinden çıktıktan sonra bıraktığını, olay günü de G. A. adlı bir arkadaşını ziyarete gittiğini, birlikte bir kahvehaneye oturup film izlediklerini, arkadaşı ayrıldıktan sonra televizyon izlemeye devam ederken kolluk görevlilerinin gelip kendisini yakaladıklarını, ele geçen uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle bir ilgisinin bulunmadığını, M.M.'ı simaen tanıdığını, Sanık M. M. olay günü saat 00.20 sıralarında evinden süt ve kola almak için çıktığını, alışverişten sonra geri döndüğünde oturduğu evin yan tarafında bulunan evin çatısından M. M.ile polislerin indiklerini gördüğünü, görevlilerin kendisini de yakalayarak Kartal Kıraathanesini sorduklarını, yerini söyleyince arkadaşları D.ve Ö.'in de orada yakalandıklarını, evinin yan tarafındaki çatıda bulunan maddelerle bir ilgisinin bulunmadığını, Savunmalarında belirtmişlerdir. 5237 sayılı TCK’nun “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3 ve 4. fıkraları; “(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır” biçiminde olup, anılan madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi üçüncü fıkrada, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre; uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır. Anılan madde uyarınca bir mahkûmiyet hükmü kurulabilmesi için, her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli kanıt elde edilmiş olması gerekmektedir. Vicdani kanıt sisteminin geçerli bulunduğu ceza muhakemesi hukukumuzda hâkimin hükmünü dayandırdığı delillerin gerçekçi, akılcı, olayı tüm ayrıntısı ile yansıtıcı, ispata yararlı ve hukuka uygun olarak elde edilmiş olması gerekir. Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; 22.01.2010 günlü olay ve yakalama tutanağına göre, Altındağ Caddesi 322 numaralı yerin önündeki sokak lambası altında eşkalleri net bir şekilde görülen yeşil montlu siyah kazaklı mavi kot pantolonlu D.G., gri hırka ve siyah pantolonlu M. M.ın merdinvenlerden yukarı çıkarak çatı katından bir şeyler aldıkları, gelen şahıslara bir şeyler verdikleri ve tedirgin bir şekilde çevreyi kontrol ettiklerinin açık bir şekilde görülmesi, Ankara Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında tanık olarak anlatımlarına başvurulan ve operasyona katıldıkları anlaşılan tutanak düzenleyicilerinin tutanak içeriğinin doğru olduğunu belirtmeleri, uyuşturucu madde ticareti suçundan hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen M. M.'nin kendisinden elde edilen esrarı M.M.dan satın aldığını ve adı geçenin uyuşturucu maddeleri çatı katındaki siyah poşetlerde sakladığını belirtmesi ve tanık A.K.'ın teşhis tutanağı içeriğinin doğru olduğunu beyan etmesi karşısında; olay ve yakalama tutanağını düzenleyen ve olayı gören diğer görevlilerin ifadesi olmasa dahi, sanıklar M. M.ve D.G.'in ele geçen uyuşturucu madde ile bağlantılı olup, suç konusu esrarın satışını birlikte gerçekleştirdikleri, böylelikle suçlarının sabit olduğu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık ve kesin şekilde ispatlanmıştır. Bu nedenle, sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin tutanak tanıklarının dinlenmeleri gerektiğinden bahisle bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetsizdir. Öte yandan, sanık M. M.hakkındaki hükümde; 20.01.2010 günü H.A.Y. Caddesi üzerinde yakalanan T.A.'da ele geçen eroinle ilgisi olduğuna veya adı geçenin suçuna iştirak ettiğine ilişkin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın cezasının TCK'nın 188. maddesinin 4. fıkrası gereğince artırılması ve Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı'nda tanık numune olarak alınan esrarın da müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu aykırılıklar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmek suretiyle onanması mümkündür. Bu itibarla, itirazın kabulüne, sanıklar hakkındaki Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, sanık D. G. hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasına, sanık M. M. hakkındaki hükmün 5237 sayılı TCK'nun 188/4. maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığının gözetilmemesi ve tanık numunenin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması isabetsizliklerinden bozulmasına, ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi A. K.; "Ankara Asayiş Şubesi görevlilerince düzenlenen 22.01.2010 tarihli 'Yakalama Üst Arama Geçici Muhafaza Altına Alma ve Teslim Tutanağı'"nda olay özetle şöyle anlatılmıştır: 'Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nin arama kararına istinaden, 22.01.2010 günü saat 00,10 sıralarında Altındağ Caddesinde yaptığımız sabit yol uygulaması sırasında, kimlik bilgilerini sonradan öğrendiğimiz O.T., Ö. A. A., D. G. ve M.M.'ı gördük. Bu kişilerin yanlarına gelen birkaç kişi, bunlardan bir şeyler alıp gittiler. S.M. M.ve D.G.'in 322 numaralı evin yanındaki merdivenlerden yukarı çıkarak, numarası olmayan, yarım açık çatılı bir evin çatısının içine girip çıktıkları görüldü. Yanlarına hareket edildiğinde bizi görünce hızla uzaklaşmaya çalıştılar, ancak bu dört kişiyi yakaladık. Şahısların girdikleri çatı boşluğuna bakıldığında toplam 426 paketçik esrar (Kriminal raporuna göre toplam 402,4 gram) ile 26 adet hap (Kriminal raporuna göre amfetamin içeriyor) ele geçirildi.' Bu tutanakta görevlilerin isimleri belirtilmemiş, sadece sicil numaraları yazılmıştır. Oysa CMK'nın 169. maddesinin 4. fıkrasına göre isimlerinin yazılması zorunludur. Tutanağı sanık D.G. imzalamamış, isminin altına 'imzadan imtina' ibaresi yazılmış, ancak CMK'nın 169. maddesinin 6. fıkrasına aykırı olarak imzadan kaçınma nedeni belirtilmemiştir. Aynı gece Sokullu mahallesinde M.M.isimli kişi görevlileri görünce elindeki poşeti yere atmış, bu kişi yakalanmış ve attığı poşette 26 paketçik esrar bulunmuştur. Sanık D.savunmasında, 'olay gecesi arkadaşım olan G. A.ın oturduğu mahalleye gittim ve kendisine olan borcumu ödedim. Sonra birlikte bir kahveye gittik, çay içtik. G.eve gideceğini söyleyerek ayrıldı. Ben kahvede televizyon izlediğim sırada polisler geldiler, adını sonradan öğrendiğim Ö.A. A. ve beni yakaladılar. Ben polislerin esrar ve hapları nerede ele geçirdiklerini bilmiyorum. Bu esrar ve haplarla ilgim yoktur, kime ait olduğunu bilmiyorum' demiştir. Sanık M.M.savunmasında, 'olay gecesi evimden süt ve kola almak için çıktım, Sakalar kavşağındaki bakkaldan alışveriş yaptım, eve dönerken polislerin, M.M. isimli kişiyi benim oturduğum evin yan tarafındaki evin çatısından aşağı indirdiklerini gördüm. Ayrıca adını sonradan öğrendiğim O.T.isimli kişiyi polis otosunun içinde gördüm. Evime girerken polisler beni yakaladılar. Bana Kartallar Kıraathanesini sordular, gösterdim. Polisler bu kıraathanede oturan D.G. ve Ö.A.A.'ı da yakaladılar. Ben o çatıya hiç girip çıkmadım. Ele geçirilen esrar ve haplarla ilgim yoktur. Kime ait olduğunu bilmiyorum. Ben bu eve 2-3 gün önce taşındım' demiştir. Diğer sanıklardan M.M., tüm aşamalarda birbiriyle çelişen farklı beyanlarda bulunmuştur. Kolluk ifadesinde, kendisinde ele geçirilen esrarı sanık M. M.dan satın aldığını; hâkim tarafından alınan ifadesinde, O. isimli çocuğun çatıdan çıkardığı esrarı satın aldığını, olaydan önceki gün bu çatıya çıkarak kendisinde ele geçirilen esrarı oradan aldığını; duruşmadaki ilk ifadesinde esrarı S. K.'ndan aldığını; duruşmadaki ikinci ifadesinde esrarı M.M.ın paketlediğini ve kendisinin sattığını; çocuk sanıkların yargılandığı Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde tanık olarak alınan ifadesinde ise, polis ifadesini kabul etmediğini, polislerin baskı ile ifade aldıklarını söylemiştir. Çocuk sanık O. T.'olay gecesi amcamın evinden çıktıktan sonra polisler beni yakaladılar. Ele geçirilen esrar ve haplar bana ait değildir. Kime ait olduğunu bilmiyorum. M.M..daha önce görmüştüm, ancak samimiyetim yoktur. Diğer sanıkları tanımam. Yakalama tutanağını kabul etmiyorum' demiştir. Diğer çocuk sanık Ö.A. A., 'K.kıraathanesinde televizyon izlediğim sırada polisler gelerek beni yakaladılar. Polislerin buldukları kenevir ve haplar bana ait değildir. Kime ait olduğunu bilmiyorum. Tutanak içeriğini kabul etmiyorum' demiştir. Olayla ilgili tutanakta 18 görevlinin imzası bulunmaktadır. Bunlardan iki tanesi bu davayla ilgili olarak duruşmada dinlenmiş, bunlardan biri ekip otosundan ayrılmadığı için diğeri ise çevre güvenliğinde görev aldığı için çatıya girip çıkanları görmediklerini söylemişlerdir. Dört görevli Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde dinlenmiş, bunlardan birisi çevre güvenliğinde görev aldığını ve sanıkları yakalayan ekipte bulunmadığını söylemiş; diğerleri tutanağın doğru olduğunu belirtmişler, ancak çocuklar hakkındaki davada dinlendikleri için bu tanıklara çatıya çıkıp inenlerin sanıklar M. ve D.olup olmadığı sorulamamıştır. Diğer sanık M. M.kolluk ifadesinde sanık M.M.aleyhinde beyanda bulunmuş ise de aşamalardaki ifadeleri farklı ve çelişkili olduğu gibi olay tutanağına da uymamaktadır. Bu nedenle hükme esas alınması mümkün değildir. Sanıkların belirtilen şekildeki savunmaları karşısında; Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği şekilde, çatı katına çıkıp inenleri gören görevlilerin tanık olarak dinlenmesi ve kendilerine sanıklar gösterilerek, çatı katına çıkıp inenlerin bu sanıklar olup olmadığının sorulması zorunludur. CMK'nın 217. maddesinin 1. fıkrasına göre 'hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir'. Öte yandan, CMK'nın 7. maddesinde, yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemlerin hükümsüz olduğu belirtilmiş; bu işlemlerin görevli mahkeme tarafından yeniden yapılması öngörülmüştür. Böylece 'doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkeleri' gereğince, hükmü veren mahkemenin delillerle doğrudan irtibat kurmasının ve delillerin duruşmada tartışılmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir. Bu hükümlere göre, olayla ilgili tutanağa itiraz ediliyor ve tutanaktan farklı savunmada bulunuluyorsa, tutanağı düzenleyen görevliler, sanıklara ve müdafilerine soru sorma olanağı da tanınmak suretiyle duruşmada tanık olarak dinlenmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, tanıkların sanıklara ve müdafilerine soru sorma olanağı tanınarak dinlenmesi gerektiğine, aksi durumun adil yargılama ilkesine aykırı olduğuna ilişkin çok sayıda kararı mevcuttur (Kostovski/Hollanda davası, StV 1990, s. 481; Windisch/Avusturya davası, StV 1991, s. 193; Lüdi/İsviçre davası, StV 1992, s. 499; van Mechelen/Hollanda davası, StV 1997, s. 617, 619; Delta/Fransa davası, ÖJZ 1991, s. 425) (Cumhur Şahin; Türk Hukukunda Tanık Koruma Hükümlerinin Değerlendirilmesi; Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt 6, sayı 1-2). Görevlilerin dinlenmesine gerek görülmemesi; sanıklar nasıl savunma yaparlarsa yapsınlar, düzenlenen tutanağa göre karar verileceğinin kabul edilmesi anlamına gelecektir. Savunmayı sadece şeklî bir işlemden ibaret sayan bu düşüncenin kabulü mümkün değildir. Soruşturmayı yapan da olayın tanıkları da kolluk görevlileridir. Düzenledikleri tutanak 'beyan delili' niteliğindedir. Sanıklar bu tutanağın doğru olmadığını söyleyip tutanağın aksini savunduklarına göre, tutanağı düzenleyen ve olayı doğrudan gören görevlilerin, sanıklara ve müdafilerine soru sorma hakkı da tanınmak suretiyle duruşmada tanık olarak dinlenmeleri zorunludur. Görevliler dinlenmeden düzenledikleri tutanağın hükme esas alınması durumunda, ceza muhakemesinde geçerli olan 'doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkeleri' çiğnenmiş; CMK'nın 217. maddesinin 1. fıkrası, sanıkların savunma hakkı ve dolayısıyla 'adil yargılama ilkesi' ihlal edilmiş olur. Ceza Genel Kurulu çoğunluğu tarafından, olayla ilgili tutanağı düzenleyen kolluk görevlilerinin dinlenmesine gerek bulunmadığı ve Ceza Genel Kurulu tarafından hükmün esasının incelenmesi kabul edildiğinden, sanıkların hukukî durumlarının mevcut delillere göre belirlenmesi gerekmektedir. Olayla ilgili tutanağı düzenleyenlerden, olayı gören görevliler duruşmada dinlenmediklerinden, sanıkların itiraz ettikleri bu tutanak hükme esas alınamaz. Aşamalardaki ifadeleri birbiriyle çelişen diğer sanık M.'nın sanık M.aleyhindeki beyanının ise delil değeri yoktur. Sanıkların atılı suçu işlediklerine ilişkin, savunmalarının aksine, kuşkuyu aşan delil bulunmadığından, sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin bozulması gerekir. Sonuç olarak; a) Olayla ilgili tutanağı düzenleyenlerden olayı gören kolluk görevlilerinin tanık olarak dinlenmesi zorunlu ve Özel Daire'nin bozma kararı yerinde olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının reddine, b) Ceza Genel Kurulu çoğunluğu tarafından, olayla ilgili tutanağı düzenleyen görevlilerin tanık olarak dinlenmesine gerek olmadığının kabul edilmesi karşısında; mevcut delillere göre sanıklar hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulmasının yasaya aykırı olması nedeniyle hükümlerin bozulmasına, Karar verilmesi gerektiği kanısını taşıdığımdan, çoğunluğun aksi görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle; Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve onbir Genel kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 20.06.2012 gün ve 3924-12571 sayılı bozma kararının sanıklar D. G. ve M. M..yönünden KALDIRILMASINA, 3- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2010 gün ve 120-264 sayılı kararının sanık Davut Gökalp hakkındaki mahkûmiyet hükmüne ilişkin olarak ONANMASINA, 4- Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2010 gün ve 120-264 sayılı kararının sanık Mehmet Manaz hakkındaki hüküm yönünden; a-) 5237 sayılı TCK'nun 188/4. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığının gözetilmemesi, b-) Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı'nda tanık numune olarak alınan esrarın da müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, İsabetsizliklerinden BOZULMASINA, 5- Ancak, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesindeki yetkiye istinaden, a-) Hüküm fıkrasında yer alan 5237 sayılı TCK’nun 188/4. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölüm çıkarılarak, "6 yıl 3 ay hapis ve 75 gün" ibaresinin "4 yıl 2 ay hapis ve 50 gün"; "1.500 TL adli para cezası" ibaresinin de "1000 TL adli para cezası" olarak değiştirilmesi, böylece sanık M. M.hakkındaki sonuç cezanın 4 yıl 2 ay hapis ve 1000 TL adli para cezası olarak belirlenmesi, b-) "Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı'nda tanık numune olarak alınan esrarın 5237 sayılı TCK'nun 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine"cümlesinin hüküm fıkrasına eklenmesi, Suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 6- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.06.2013 günü yapılan ilk müzakerede gerekli çoğunluk sağlanamadığından, 25.06.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/533 E., 2024/124 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Ceza Dairesince 07.05.2014 tarih ve 15885-9474 sayı ile; "...Dosya içinde bulunan bir takım belgelerin onaysız fotokopi olması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 169. maddesine aykırı davranılması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2019/533 E.  ,  2024/124 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2017/28871 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 218-57 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın, suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220/2, 220/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, cezalarının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) Adana (Kapatılan) 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.12.2011 tarihli ve 110-277 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.05.2014 tarih ve 15885-9474 sayı ile; "...Dosya içinde bulunan bir takım belgelerin onaysız fotokopi olması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 169. maddesine aykırı davranılması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyan Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince 24.02.2017 tarih ve 218-57 sayı ile; sanığın, suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçundan TCK'nın 220/2, 220/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, cezalarının mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba, söz konusu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.07.2019 tarih ve 701-4151 sayı ile sanık hakkında TCK'nın 109. maddesinin 3. fıkrasının b bendinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden eleştirilerek onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 19.09.2019 tarih ve 28871 sayı ile; "1- Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçu yönünden; Sanık ...’nın, iddianamede anlatılan belli suçları işlemek amacıyla iştirak ilişkisi çerçevesinde dosyada anlatılan suça konu olay tarihinde ve öncesinde diğer sanıklarla suç işleme gayesi ile bir araya geldiğine ve devamlılık arz eden hiyerarşik yapı içerisindeki bir örgütsel yapı kuralları doğrultusunda hareket ettiğine ilişkin herhangi bir delil ve emare yoktur. Diğer bir anlatımla sanık ... ile suç örgütü kuran, yöneten ve bu örgüte üye olan diğer sanıklar arasında önceden kurulmuş veya ileriye yönelik devamlılık amaçlayan bir bağ yoktur. İddianamede ve hükmün gerekçesinde bu iddiayı doğrular somut herhangi bir delilden bahsedilmediği gibi toplanan deliller, sanığın ve diğer sanıkların beyanları, özellikle teknik takip sonucu elde edilen bilgi ve belgeler, sanık ... ile diğer sanıklar arasında gevşekte olsa hiyerarşik bir bağ veya suç işleme iradesinde devamlılık bulunduğunu, yasal anlamda disipline edilmiş örgüt ve örgüt bireylerinin ayrımsal fonksiyonel sorumluluk ve aktiviteleri ile somut özel görev ve işlevinin olduğunun kabulüne elverişli değildir. Hal böyle olunca, sanık ...’nın suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğunun kabulünün mümkün bulunmadığı ve bu konuda hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğu düşünülerek Yüksek Dairenin onama kararına itiraz edilmesi düşünülmüştür. 2- Mağdur ...’na karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden; Bu suç için mahkenin sübut yönünden hükme esas aldığı tek delil, mağdurun soruşturma aşamasında avukatı yanında kolluk görevlilerine verdiği beş sayfadan ibaret 02.02.2008 tarihli ayrıntılı ifadesidir. İddianamede, mahkemenin gerekçesinde ve Yüksek Dairenin kabulünde somut olay şu şekilde anlatılmıştır: Diğer sanık ...’un mağdur ...’nun kardeşi mağdur ...’na faizle 4.000 TL borç verip 12.000 TL bedelli senet aldığı, sanık ...’nin mağdur ... ...’ın iş yerine gelip kardeşi ...’in borcunu istediği, bir süre sonra diğer sanık ...’nun mağdur ... ...’ın yanına gelip 'Bu adamlar tehlikeli, borcunu zaman geçirmeden öde' diye konuştuğu, bundan çekinen mağdur ... ...’ın bir kısım ödemeler yaptığı, bu ödemelerden tatmin olmayan sanık ...’nin talimatı üzerine adamları tarafından mağdur ... ...’ın bir kafeteryaya zorla getirildiği, sanık ...’nin mağdurun annesini arayıp '... elimde akşama kadar 15.000 TL getirdiniz getirdiniz, getirmediniz cesedini Sarıçam ormanlık alanından alırsınız.' demesi üzerine mağdurun annesinin kolluk güçlerine olayı bildirmesiyle mağdur ... ...’ın diğer sanık ... ve adamlarının elinden kurtarıldığı, daha sonra sanıklar ... ve ... tarafından tehditlerin devam ettiği, mağdurdan zorla 12.000 TL bedelli senet alındığı ve somut olayın bu şekilde gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Mağdur ...’nın sübut yönünden hükme esas alınan ifadesinin hiç bir yerinde, diğer sanıklar tarafından hürriyetinden yoksun kılındığı aşamada, sanık ...’nın bizzat bu eyleme katıldığına ya da diğer sanıkları azmettirdiğine ilişkin bir anlatımı yoktur. Mağdurun ifadesinde, 'Sanık ...’nın diğer sanıkların ve adamlarının tehlikeli kişiler olduğunu, kendisine (mağdura) zarar verebileceklerini’ söylediği, hatta hürriyetinin kısıtlandığı anda telefonla ...’ye ‘bu tahsilat işinde ben kefilim, çocuğu (mağduru) bırakın’ dediği yer almıştır. Mağdurun bu anlatımları dikkate alındığında, sanık ...’nın bizzat bu suça katıldığına ya da diğer sanıkları azmettirdiğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli kuvvetli ve inandırıcı bir delil bulunmadığı, bu nedenle hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 09.10.2019 tarih ve 2200-4584 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE KAPSAMI İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve suç işlemek amacıyla kurulan silahla örgüte üye olma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olmak suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İnceleme dışı sanık ...’nin liderliğinde kurulan suç örgütünün Adana ilinin ..., Yüreğir ve Kozan ilçelerinde faaliyet gösterdikleri, temel faaliyet alanlarının tefecilik olduğu, ayrıca kendilerinden faizle para alan şahıslara cebir uyguladıkları ve onları tehdit ettikleri, bunun yanında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve iş yeri kurşunlama eylemlerini de gerçekleştirdikleri, bu örgütün sanık dışında on beş üyesinin daha olduğu, örgüt faaliyeti kapsamında otuz altı eylem gerçekleştirildiği, bunlardan birisinin de mağdura karşı gerçekleştirilen incelemeye konu eylem olduğu, bu eylemde de mağdurun abisi olan ...’in 2005 yılında ...’ye 18.000 TL karşılığında araba sattığı, ...’nin, arabanın bankaya olan borcu yattıktan sonra geriye kalan kısmının da vergiye gideceğini söyleyerek ...'e borç adı altında 4.000 TL verip karşılığında iki ay süreli 5.000 TL’lik senet aldığı, iki ay sonra bu borç ödenmeyince mağdurun iş yerine giderek abisini sorduğu, olmadığını bildirince abisinin kendisine ulaşmasını söyleyip iş yerinden ayrıldığı, bundan yaklaşık bir ay sonra da yanındaki adamlarla tekrar mağdurun iş yerine giderek "...’e söyle ben enayi değilim, ben bu parayı almasını bilirim, her geçen gün faiz uygularım, bu borcun altından kalkamazsınız." deyip ayrıldığı, olay günü de yanındaki üç kişi ile birlikte mağdurun iş yerine gittiği, bu sırada birini arayarak "Etraf temiz mi? Adamı kaldıracağız." şeklinde konuştuğu, ardından mağduru arka yazıhaneye sokarak dış kapıyı kilitledikleri ve tehdit ettikleri, daha sonra yine bir telefon görüşmesi yaptıkları, telefonda sanıktan ve inceleme dışı sanık ...’ndan bahsettikleri, sanığın telefonda "Bu tahsilat işinde ben kefilim, çocuğu bırakın." diye ...’ye talimat verdiği, bu kişilerin de "Dua et araya ... girdi, değilse bugün kaldıracaktık." diye gözdağı verip iş yerinden ayrıldıkları iddiası ile kamu davası açıldığı, (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) Adana (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesince 16.11.2006 tarih ve 2006/904 değişik iş sayı ile suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçuna ilişkin şüphelilerin faaliyetlerini ve suç delillerinin tespiti amacıyla inceleme dışı sanık ...’nin kullandığı 05327....96 numaralı hat ile sanığın kullandığı 05335....01 numara hat hakkında ilk kez 3 ay süreyle iletişimin dinlenmesine, tespitine ve kayda alınmasına karar verildiği, aynı Mahkemece 13.02.2007 tarih ve 2007/146 değişik iş ile 3 ay; (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) Adana (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince 14.05.2007 tarih ve 2007/417 sayı ile 1 ay; Adana (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) 12.06.2007 tarih ve 2007/1785 değişik iş ile 1 ay; (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) Adana (Kapatılan) 8. Ağır Ceza Mahkemesince 12.07.2007 tarih ve 2007/2150 değişik iş ile 1 ay süre ile uzatılmasına karar verildiği, alınan bu kararlar doğrultusunda tespit edilen; 1- İnceleme dışı sanık ...’nin kullandığı 05327....96 numaralı hat ile inceleme dışı sanık ...’nun kullandığı 05366....78 numaralı hat arasında geçen 12.06.2007 tarihli ve 18.56.49 saatli görüşmenin; ".......: Yav kardaş diyor işte görmüyon mu bunlar pislik adam ağlıyor sızlıyor didim baba lanet olsun, öbür amcan oğlu vardı o Tekir de hissesi olan ...: He ...: Dedim kardeşim lanet olsun yüzünüze şerrinize didim bi daha didim birbirimizi ne görek ne sorak dedim ...: Doğru söylemişsin Allah’a yakın olursun ...: He 8 milyar didim çizik attım yok anamın gözü görmüyor anasını gördüm yani doğru yani acıdım yani ... ...: Nihatınan bi paslaşsak ta ...: Abi ...: He ...: Şimdik bak şimdi bu konuda normalde ...’ın bu işi çözsün nası çözsün biliyon mu ...: Hı ...: Ya ... arasın çöksün ben de buradan ben tek başıma mücadeleyle olmuyor yani ...: Aynen öyle işte yani öyle diyorum ...: Tek yani ben şiy yapmış gibi oluyom yani anladın mı ...: Yok yok doğru söylüyon ...: Dinlemiyon sen beni yönlendiriyomuşsun gibi ...: He ...: Ben de sanki 2 miz bi dalda oluyo ... çökse ...: He ...: Ama ... çökse ...: He ...: Anladın mı gelsene kardaşım adamın parasını niye vermiyosunuz veyahutta şudur anladın mı ...: He ...: Ya o ...’ın rolü yani ...: E Nhiat şunum desin yani ben bu parayı ...’ye verdim ...: Yok ya desin ... benim parasını istiyor kardaşım ben kefilim desin gel bu işi çöz desin ...: He he tamam anladım ...: Doğru mu değil mi ...: Doğru söylüyon ...: Yani şimdi ben aradaki olayla benim şeyim yok dava sahibi ... ...: He ...: Benim işi de çözecekti ... çözmedi ...: He doğru söylüyon kardeş ...: Neticede akrabasın yüz yüze ... girdi davaya benim param ... ta doğrumu onlar kendini sığdırdı, yok kayın babası yok işte kardaşım sen devreye girdin bu işi çöz nasıl çözüyorsan çöz, ... hazır de ne diyorsan ...: Valla ben de 7.5 milyarlık senedi var ...’in ha babasından üstü ne varsa her tarafa haciz koydururum Allah ya ona verir ya bana verir ben ona 3.5-4 milyarı yedirmem ... kardeş ...: Yav anlatamadım maşa varken niye elini yakacan ... abi ya ...: Anladım da ...’ta şimdi ...’ta yanlış yaptı bana ...", 2- İnceleme dışı sanık ...’nin kullandığı 05327....96 numaralı hat ile inceleme dışı sanık ...’ın kullandığı 05327....27 numaralı hat arasında geçen 24.07.2007 tarihli ve 12.27.11 saatli görüşmenin; "...Battal: Çok şükür vallahi o kadın seni mi aradı abi ...: He aradı bizim Recep’i aramış tehdit etmiş, demiş ki bizimde adamlarımız var kardeşimin başına bir iş gelirse özel numarayla aramış bir ton böyle film fırıldak yapmış Battal: Hee ...: Kadın değil kızı kızı dul kızı var onun Battal: Ben oraya varacam abi ordan ben seni ararım tamam ...: Bi dul bacısı var a. koduğum kim aramış Yusuf ağabeyi de recebi tehdit etmiş falan filan de Battal: Tamam abi ...: Hem dolandırıcılık yapıyorsunuz ayıp değil mi de biz araya girdik kefil olduk hata mı ettik yani. Battal: Tamam abi ...: Sen şöyle de biz devrede yokuz de sizin ne haliniz varsa görün de o adamlar de bizim hatrımıza ses yapmıyorlar, bu saatten sonrada bizi alakadar etmez de. Battal: Bizde devrede yok sizinde adamlarınız varsa buyrun çıkarın adamlarınızı buyurun bildiğiniz gibi yapın ...: Dekine geçen oğlunuzu kahveden alacaklardı biz bırakmadık de insanlık yaptık de bi de adamları tahrik ediyorsunuz de", 3- Sanığın kullandığı 05453....75 numaralı hat ile inceleme dışı sanık ...'nin kullandığı 05327....96 numaralı hat arasında geçen 24.07.2007 tarihli ve 20.53.11 saatli görüşmenin; "......: Battal aramadı hiçte haber çıkmadı onlardan ...: Yok Battal ordan beni aradı evlerine varmışlar evlerinde kimse yokmuş ki eee Cuma günümü gelecek nereye gittiler demiş. ...: O işi takip et ...: He ...: Yarın ben kendim giderim evlerinin biliyom ben ...: Tamam biz Battal gil beklesin o zamana gene ...: Yok gerek yok ufak bi kardeşi var onu alacaz ...: He tamam kirve ...: Sen ne yapıyon ...: Vallah ne yapayım bende bu şey emmi geldi gene ...: Eeeee ...: Vallah cebimde 2 milyar para vardı, çıkarttım bir milyarını verdim ille ...: Eeee ...: İlle diyor bana bu işi yarın çöz diyor ...: Dedim vallah emmi adama ulaşamıyorum ...: İstersen bunu yarın bi çöz üç aylıkta ben verecem ya ...:Vallahi kirve bi bakayım yani şimdi olduktan sonra biliyon feda olsun yani ...: He he ...: Bir dediğini iki etmedik yani senin biliyon yani ...: Sağol Allah razı olsun kirve vallahi cebedeki paranın yarısını koyduk şimdi cebime ... ...: Adam gelse sorun yok adam yok yani ...: Hee inşallah bi ümit olur kirve ya buna ya vallah ...: Yarın bakarık", 4- Sanığın kullandığı 05335....10 numaralı hat ile inceleme dışı sanık ...’nin kullandığı 05327....96 numaralı hat arasında geçen 05.08.2007 tarihli ve 21.52.46 saatli görüşmenin; "......: Vallah bu Adıyaman Gerger’liler var onları vurduk. ...: Yapma ya ...: Hııı ...: Geçmiş olsun kardaş ya ...: Sağol Allah razı olsun ...: Allah Allah ...: İşte bizde çıktık şimdi Urfa’dayım ben ...: Öylemi ...: Yüksel beni aradı falan filanda dedim rahatına bak dedim ...: He ...: Kafalarına göre dedim yani bende o Akdeniz Mobilya yokmu o Kozan yolunda ...: He he ...: Onlar onlar ...: he kardaş üzerimize düşen ne varsa hay hay başım gözüm üzerine ...: Yok abi Allah razı olsun ben şimdi Urfa’dayım Fatih ağa ile beraberim ben ...: He gelmem gerekiyorsada gelirim kardaş .... ...: Şimdi senden ricam şimdi çocuklar hazırlıklı da ola ki bi böyle gerginlik bi patlak falan bir şey verirse ben zaten Urfa’ya geldim KÜTE için biliyon mu bi kaçtane alacam şimdi buradan, ...: He ...: Öyle ihtiyaç olursa seni ararsam bitane falan gönderebilir misin ...: Gelsinler gelsinler göndeririz de çocukları he ...: Şimdi değil yani şimdi ihtiyaç yok anladın mı ...: Tamam tamam kardeş ...: Yani ola ki böyle hır gür daha bu iş uzarsa ...: Tamam kardeş ...:Demek istediğimi anladın değilmi ...: Anlıyorum anlıyorum kardaş ...: Yani sözünde değilsin diye demiyoruk ha aklına bişey gelmesin ...: Hayır yok bi avukat arkadaşımızı göndeririz oraya davamıza gider yani ...: Yok yok o önemli değil şey için dedim yani. ...: Anlamadın anladım ben seni anladım ...: He he he onu işte gönderisin bi şey olursa şey yaparız yani duruşmaya katılsın yani", Şeklinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Mağdur ...; inceleme dışı mağdur ...’in abisi olduğunu, 2005 yılında ...'in inceleme dışı sanık ...’ye 18.000 TL karşılığında araba sattığını, ...’nin arabanın bankaya olan borcu yattıktan sonra geriye kalan kısmının da vergiye gideceğini söyleyerek ...’e borç adı altında 4.000 TL verip karşılığında iki ay süreli 5.000 TL’lik senet aldığını, iki ay sonra bu borç ödenmeyince ...’nin iş yerine gelerek ...’i sorduğunu, olmadığını söyleyince ...’in kendisine ulaşmasını söyleyip iş yerinden ayrıldığını, bundan yaklaşık bir ay sonra da tanımadığı adamlarla tekrar iş yerine gelerek "...’e söyle ben enayi değilim, ben bu parayı almasını bilirim, her geçen gün faiz uygularım, bu borcun altından kalkamazsınız." deyip ayrıldığını, daha sonra inceleme dışı mağdurlar Salih ve İdris, inceleme dışı sanıklar ..., ... ve Turgut ile sanığın araya girerek bu adamların tehlikeli ve psikopat olduklarını, bir şekilde paralarını tahsil edeceklerini ve hayatının tehlikede olduğunu söyleyerek kendisini korkutmaya çalıştıklarını, ... ve adamlarının birkaç defa ...'in evine giderek tehdit ettiklerini, ...'in çocuğunun okuluna adam göndermek gibi yöntemlerle ailesini baskı altına aldıklarını, ...'in oğluna zarar vermelerini engellemek için 4.000 TL'lik senedi iptal ettirip 2006 yılında 4.000 TL'ye karşılık 12.000 TL'lik senet imzalamak zorunda kaldığını, bu senedin süresinin iki ay olduğunu ve borcunun faizinin katlanarak arttığını, yüzde kaç faiz uyguladıklarını bilmediğini ancak her temas ettiklerinde borcunun arttığını, bir gün de ...'nin yanında üç kişi ile birlikte İmamoğlu ilçesinde bulunan zirai ilaç dükkânına geldiklerini, bu sırada ...'nin bir şahsı arayarak "Etraf temiz mi? Adamı kaldıracağız." şeklinde konuştuğunu, aldığı cevabın ne olduğunu duymadığını ancak kendisini iş yerinin arka kısmındaki yazıhaneye soktuklarını, dış kapıyı kilitlediklerini ve tehdit ettiklerini, cep telefonunu aldıklarını, daha sonra bir telefon görüşmesi daha yaptıklarını, bu görüşmede ... ve sanıktan bahsettiklerini, ...'ten bahsedilmesinden dolayı biraz rahatladığını, sanığın telefonda "Bu tahsilat işinde ben kefilim, çocuğu bırakın." diye ...'ye talimat verdiğini, daha sonra ... ve diğerlerinin "Dua et araya ... girdi, değilse bugün kaldıracaktık." diyerek gözdağı verip iş yerinden ayrıldıklarını, aradan birkaç gün geçtikten sonra ...'nun devreye girerek bu adamların tehlikeli olduğunu, borcunu zaman geçirmeden ödemesini ve sanık ile görüşmesini söylediğini, bunun üzerine sanığın bürosuna gittiğini, sanığın "Bu parayı cebimdem ödemek istemiyorum, ben size kefil oldum, bu ödemeyi yapın, bu adamı mağdur etmeyin." dediğini, 3.000 TL vermesi üzerine de bu para ile bu işin bitmeyeceğini söylediğini, ardından iş yerinden ayrıldığını, bir hafta sonra ...'nun aradığını ve "... abine parayı yetiştirin, 3.000 TL ile bu iş olmaz." dediğini, bunun üzerine büyükbaş hayvanını satıp ...'nu aradığını, onun da sanığı aradığını, bu parayı sanığın minibüslerinden birisine vermesini söylediklerini, kendisinin de 500 TL'yi bu şekilde verdiğini, toplamda 3.500 TL vermiş olduğunu, ...’nun kendilerine aracılık yaptığını sandığını ancak onun da ... ve sanığın adamı olduğunu çok geç öğrendiğini, lehine yaptığı konuşmaların tümünün bir düzen olduğunu anladığını, sanığın "Bu ... denen şahıs benim bir elemanı savcının odasından aldı, bu adamın ulaşamayacağı adam yok." diye kendisine gözdağı verdiğini, daha sonra çocuğu ile birlikte eniştesinin eczanesine giderken ... ve üç adamının arabayla gelerek yolunu kestiklerini, borcu neden ödemediğini sorduklarında bu borcun sanığa geçmediğini söylediğini, bu esnada durumdan şüphelenen bir vatandaşın polise telefon ettiğini, gelen polislerin şikâyetçi olup olmadığını sorduklarında korkudan bir şey diyemediğini ve çocuğunu eczaneye bırakarak karakola gittiğini, bu esnada ... ile gelen arabanın eczanenin yakınında durduğunu, geçmiş dönemde ... ve sanığın "Seni bulamazsak bacının eczanesinden bunu tahsil ederiz." diye haber gönderdiklerini, karakolda ...'nin kendisini lokantacı olarak tanıtarak karvizitini dağıttığını, cebindeki 12.000 TL'lik senedi göstererek kendisi ile ticari alışverişlerinin olduğunu söylediğini, korkusundan şikâyetçi olamadığını, karakoldan çıkıp 150 metre kadar gittikten sonra ...'nin adamlarının tekrar etrafını çevirdiklerini, ...'yi arayarak "Abi adamı aldık." dediklerini ve kendisini zorla bir kafeteryaya götürdüklerini, bir müddet sonra ...'nin de buraya gelerek "Ulan nihayetinde karakola da gitsen benim elimden kurtulamayacağını kendi gözünle gördün, bu para ödenecek." dediğini, evini arayarak annesiyle konuşup "... elimde, akşama kadar 15.000 TL getirdiniz getirdiniz, getirmediniz cesedini Sarıçam Ormanlık Alanı'ndan alırsınız." dediğini, annesinin polisi arayarak "Oğlumun tehdit altında olduğunu bilmiyor musunuz, neden karakoldan bıraktınız?" diye sorması üzerine polislerin kendisini aramaya başladıklarını ve bulundukları kafeteryaya geldiklerini, tekrar karakola gittiklerinde karakol amirine tehdit altında olduğunu söyleyerek olanları kısaca anlattığını ve bunun bir tefecilik olayı olduğunu söylediğini, bu sırada ...'nin sinirlenerek herkesin içerisinde "Bu parayı senden 50.000 TL olarak alacağım." dediğini, kendisinin de bağırarak şikâyetçi olduğunu söylediğini, devreye ...'nun girerek "Ben size her neyiniz varsa satıp ödeyin demedim mi?" dediğini, sanığın da bu borcu üzerine aldığını söylemesi üzerine karakoldan çıktığını, bundan bir ay sonra sanık ... ...'nun ...'i eve çağırarak kendi senedini ...'in suratına fırlatıp "Bu senin namusun, bugüne kadar ödemiş olduğunuz 3.500 TL'yi geçen süredeki faize sayın, bu 12.000 TL'lik senet kuruşu kuruşuna ödenecek, bu borcu biz ...'ye ödedik, bundan sonra muhatabımız sensin." dediklerini, ...'in senedi alarak yanına gelip bu durumu anlattığını, kendisinin de bunun bir anlamı olduğunu söylediğini, altı ay kadar bir süre geçtikten sonra sanığın ...'nun evine geldiğini ve üçünün görüştüklerini, "5.000 TL daha vereyim ve bu borç bitsin." dediğini ve oradan ayrıldıklarını, daha sonra ... ile görüştüklerinde "Senin ... ile bir alışverişin olmuş, ona da ben kefilim, ya hesap yanlış yapılmış sizin 3.500 TL borcunuz var, bu parayı ... ödemiş, ...’a 3.500 TL borcunuz var." dediğini, ... vasıtasıyla sanıkla yaptığı telefon görüşmesinde sanığın bu parayı inceleme dışı sanık ...'dan borç olarak aldığını ve bunu ödemesini söylediğini, kendisinin de Turgut'a olan borcunu ödediğini, neden kendi adına para verdiklerini sorduğunu, onların da öyle icap ettiğini söylediklerini ve bir vesile ile kendisini sürekli borçlandırdıklarını, bir gün ...'nun ...'i Kozan'a çağırdığını ve sanığın yazıhanesinde buluştuklarını, yazıhanede bulunan sanık, ... ve ...'nun ...'ten para istediklerini, ...'in "...'nin senedi de yok, benden ne alacaksınız?" diye sorması üzerine, "O zaman sen ...'nin parasını inkâr ediyorsan bize olan borcunu da inkâr ediyorsun." diye karşılık verdiklerini, bu sırada ... ile ... arasında tartışma çıkması üzerine ...'ın "Biz ...'ye benzemeyiz." diyerek üstü kapalı ...'i tehdit ettiğini, borcu ödemesini söylemeleri üzerine ...'in korkarak tamam deyip iş yerinden ayrıldığını ve yanına gelip bu olayı anlattığını, daha sonra ...'e zorla 20.000 TL'lik senet imzalattıklarını, bu geçen süre içerisinde ...'e imzalattırılan senedi ödemek için sanığa 3.500 TL, ...'ye de 3.000 ve 3.500 TL olmak üzere toplam 6.500 TL'yi elden teslim ettiğini, ayrıca Zeki Habalı'ya sattığı buğday karşılığında kazandığını 12.000 TL'yi de ...'ye ödemesini söylediğini, onun da ödediğini, bu şekilde sanık ... ...'ye toplamda 22.000 TL verdiğini, bu paranın zorla tahsil edildiğini, İnceleme dışı mağdur ...; eşi olan İdris'in inceleme dışı sanık ...'den faizle para aldığını ve karşılığında senet verdiğini, bu borçtan dolayı inceleme dışı sanıklar Mustafa ve Cumali'nin ev, iş ve cep telefonlarını arayarak tehdit ettiklerini, ...'nin kendisine zorla 15.000 TL'lik senet imzalattığını, inceleme dışı sanıklar ile sanığın eşini tehdit etmeleri, darbetmeleri ve baskı altında tutmaları nedeniyle eşinin kanser olduğunu ve öldüğünü, İnceleme dışı sanık ...; inceleme dışı mağdur ...’i kendisini dolandırdığı için tanıdığını, ...’ten alacağının bulunduğunu, sanığın da araya girerek kefil olduğunu, mağduru rehin almadığını, bu konuyla ilgili karakolluk olduklarını ve iki tarafın da şikâyetinden vazgeçmesi üzerine olayın kapandığını, kendisini ... ile tanıştıranın Salih Topaloğlu olduğunu, ikisinin birlikte gelerek kendisine Hyundai marka bir araba sattıklarını, bu araç rehinli olduğundan dolayı banka tarafından bağlandığını, ...’e arabanın parasının yanında rehin bedelini de ödediği için ...’ten bu parayı geri istediğini, ... ile görüşmek için Kozan’a gittiğini ancak mağdur ile görüştüklerini, mağdurun durumlarının sıkışık olduğunu ve parayı daha sonra ödeyeceklerini söylediğini, Recep isimli kişinin bitişiğinde esnaflık yaptığını, Recep’in aracını ...’in kiraladığını ve Pozantı’da kaza yaptığını, Muhammet’in Kozan'daki adresini bu nedenle sorduğunu, kimseyi tehdit etmediğini, 24.07.2007 tarihli ve 20.53.11 saatli görüşme sorulduğunda da sanığın bu olayla ilgisinin olmadığını, Kozan’a gittiğini ve Battal ile görüştüğünü ancak küçük kardeşini kaldıracağının doğru olmadığını, hatta Recep ile gidip bu eve misafir olduklarını, husumetlerinin bulunmadığını, Alp kardeşler ile yaptığı kavgadan sonra sanığı aradığını ancak silah ve adam talep etmediğini, İnceleme dışı sanık ...; inceleme dışı sanıklar Turgut ve ...'nin yakın arkadaşı olduğunu, diğer sanıkları da tanıdığını ancak özel bir ilişkilerinin bulunmadığını, Topaloğlu soy isimli kişilerin akrabası olduğunu ancak özel ilişkilerinin ya da düşmanlıklarının olmadığını, ...'nin; inceleme dışı mağdur ... ile araç alım satımı gerçekleştiklerini, ...'in borcunu ödemediğini söyleyip yardımcı olmasını istediğini, bunun üzerine ...'e borcu ödemesini söylediğini, onun da süre talebinde bulunduğunu, kendisinin de bunu ...'ye ilettiğini, bundan başka bir ilişkisinin olmadığını, bu olayın yaklaşık 3-4 yıl kadar önce meydana geldiğini, daha sonraki tarihlerde ... ile görüşmediğini, onu tehdit etmesi için bir nedeninin olmadığını, suçlamaların doğru olmadığını, 05325....96 ve 05366....78 numaralı hatların kendisine ait olduğunu, ... ile aralarındaki konuşmaların ... ile ... arasındaki araba alım satımına ilişkin olduğunu, aralarındaki bu ilişki nedeniyle onlarla konuşmaktan bıktığı için bu tarz görüşmeler yaptığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Savcılıkta; bir yıl kadar önce inceleme dışı sanık ... ile inceleme dışı mağdur ...'in, yanına gelerek ...'in inceleme dışı sanık ...'ye 10.000 TL borcunun olduğunu, ödeyemediğini, kendisinin araba alışverişi nedeniyle ...'yi tanıdığını belirterek onunla görüşüp borcu biraz erteletmesini istediklerini, kabul ederek ... ile görüştüğünde kendisi kefil olduğu için kırmayıp borcu iki ay ertelediğini, ancak daha sonra da bu borcun ödenmediğini, bunun üzerine ...'nin kendisini rahatsız etmeye başladığını, ...'i arayarak arada o olduğu için kefil olduğunu, ...'nin kendisini rahatsız ettiğini ve borcu ödemelerini söylediğini, onun da ödeyeceğini bildirdiğini, ... ile bu olayı birkaç defa görüştüklerini, en sonunda ...'nin "Ben kimseye paramı yedirmem, o zaman sen aradan çık, ben paramı tahsil ederim." dediğini, bu olayda kendisinin herhangi bir menfaatinin olmadığını, aslında bu olayda aracılık da yapmayacağını ancak Valilikten dolmuş hattı talebinde bulunduğunu, ...'in bu işi takip edeceğinden dolayı aracı olduğunu, fakat hat işinin de olmadığını, Mahkemede; bir siyasi partinin delegesi olmaları dolayısıyla inceleme dışı sanık ... ile tanıştıklarını, daha sonra ...’den araç aldıklarını, inceleme dışı sanıklar ...’ın abisi, Battal’ın da köylüsü olduğunu, diğer sanıkları tanımadığını, suç örgütüyle bir ilgisinin olmadığını, ...’i tanımadığını ve para tahsili yapmadığını, ancak ...’nin zaman zaman Kozan’a alacaklarını tahsile geldiğinde yabancı olduğu için adres bulma konusunda kendisinden yardım istediğini, Muhammet’in de bu şekilde adresini gösterdiği kişilerden birisi olabileceğini, adı geçen diğer kişileri tanımadığını, mağdur ... ...’ı komşu köylerden olması ve karşılıklı kız alıp vermelerinden dolayı tanıdığını, inceleme dışı sanık ... ile aynı köylü olduklarını ancak çeklerinin tahsili işiyle bir ilgisinin olmadığını, 0533 5.. .. 01 ve 5.. .. 10 numaralı hatların kendisine ait olduğunu, ... ile tanıştıktan sonra inceleme dışı mağdurlar ... ve ...’in onunla daha öncesinden tanıştıklarını, aralarında alacak borç ilişkisi bulunduğunu öğrendiğini, ...’in, ... ile olan yakınlığını öğrenince borçların ödenmesi konusunda ek süre verilmesi ve hatta bir miktar indirim yapılması için aracılık yapmasını istediğini, ısrar etmesi üzerine ... ile görüştüğünü, ancak daha sonradan borcun ödenmediğini öğrendiğini, ...’nin kendisine ana parayı bile ödemediklerini ve daha indirim yapamayacağını söylediğini, sorduğunda da bu borcun araç alım satımından kaynaklandığını bildirdiğini, yapılan telefon görüşmelerinin de buna ilişkin olduğunu, ...’nin alacağı dolayısıyla ...’i birkaç kez aradığını ancak ...'in telefonuna bakmadığını, bunun üzerine mağdur ile görüşmelerinin olduğunu, ancak onu tehdit etmediğini ve hürriyetinden yoksun kılmadığını, ayrıca büyük ve güçlü bir aile olmaları nedeniyle onları kimsenin tehdit etmesinin mümkün olmadığını, bunun dışında mağdur ile görüşmelerinin veya ilişkilerinin olmadığını, Kuyumcu Mesut’un kim olduğunu bilmediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının her iki suç yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Sanığa atılı suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçunun sabit olup olmadığı; A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" suçu üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. TCK'nın "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" başlıklı 220. maddesinde; "(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükmüne yer verilmiştir. Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nun 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için, a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir. b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp, örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup, örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi halinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır. d) Örgüt niteliği itibariyle devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir. e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir. TCK’nın 220/2. maddesinde düzenlenen üyelik suçunun manevî unsurunu, örgütün belli amaçlarını gerçekleştirme gayesini (manevi unsur içinde yer alan amaç veya saik) bilerek ve isteyerek örgüte girme iradesi oluşturduğuna göre; failin konumunun örgüt üyesi sayılmasını gerektirecek boyuta ulaşıp ulaşmadığı hususunun, örgütün amacını benimsemesinden ibaret bu amaç ya da saikini dışa yansıtan-açığa vuran hareketlerinin, fiilin gerçekleştiği yer ve zaman, şartlar (somut olay) göz önünde bulundurulmak, gerçekleştirilmek istenen amaç suç (tehlike suçu) ve tüm koşullar nazara alınmak ve fail tarafından gelinen-içinde bulunulan aşamaya göre belirlenmesi, herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması gerekir (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 5. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 6640). B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme İnceleme dışı sanık ...’nin liderliğinde kurulan suç örgütünün Adana ilinin ..., Yüreğir ve Kozan ilçelerinde faaliyet gösterdiği, temel faaliyet alanının tefecilik olduğu, örgüt lideri ve üyelerinin kendilerinden faizle para alan şahıslara karşı cebir uyguladıkları ve onları tehdit ettikleri, bunun yanında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve iş yeri kurşunlama eylemlerini de gerçekleştirdikleri, örgütün sanık dışında sekiz üyesinin daha olduğu, örgüt üyelerinin tam bir hiyerarşi içerisinde hareket ettikleri, örgüt faaliyeti kapsamında otuz altı eylem gerçekleştirdikleri, örgütün Kozan ilçesindeki işlerini inceleme dışı sanık ... ile sanığın takip ettikleri iddia olunan olayda; mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'in, sanığın örgüt lideri ... ile birlikte hareket ettiğine dair beyanları, iletişimin dinlenmesine, tespitine ve kayda alınmasına dair kararlara istinaden düzenlenen iletişimin tespiti tutanaklarındaki ... ile ... arasında geçen 12.06.2007 tarihli "...: Şimdi bak bu konuda normalde ... bu işi çözsün nasıl çözsün biliyon mu, ...: Hı, ...: Ya ... arasın çöksün ben de buradan ben tek başıma mücadeleyle olmuyor yani, ...: Aynen öyle işte yani öyle diyorum, ...: O ...’ın rolü yani, anlatamadım maşa varken niye elini yakacan ... abi" şeklindeki görüşme, sanık ile ... arasında geçen 24.07.2007 tarihli "...: Battal aramadı hiçte haber çıkmadı onlardan, ...: Yok Battal ordan beni aradı evlerine varmışlar evlerinde kimse yokmuş ki eee Cuma günümü gelecek nereye gittiler demiş, ...: O işi takip et, yarın ben kendim giderim evlerinin biliyom ben, ...: Tamam biz Battal gil beklesin o zamana gene, ...: Gerek yok ufak bi kardeşi var onu alacaz," şeklindeki görüşme ve yine sanık ile ... arasında geçen 05.08.2007 tarihli "...: Vallah bu Adıyaman Gerger’liler var onları vurduk, ...: He kardaş üzerimize düşen ne varsa hay hay başım gözüm üzerine, gelmem gerekiyorsa da gelirim kardaş, ...: Şimdi senden ricam çocuklar hazırlıklı ola ki bi böyle gerginlik bi patlak falan bir şey verirse ben zaten Urfa’ya geldim küte için biliyon mu bi kaçtane alacam şimdi buradan, öyle ihtiyaç olursa seni ararsam bitane falan gönderebilir misin, ...: Gelsinler gelsinler göndeririz de çocukları" şeklindeki görüşme göz önünde bulundurulduğunda, sanığın örgütün maddi çıkar temin etme amacını bilip bu amacı benimsediği ve inceleme dışı sanıklarla birlikte hareket etmeyi kabul ettiği, ayrıca örgütün hiyerarşik yapısına dahil olarak örgüt lideri olan inceleme dışı sanık ...'nin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmakla, sanığa atılı suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olmak suçunun sabit olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçu yönünden reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın üzerine atılı suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçunun sabit olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. 2- Sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığı; A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından faillik kavramı üzerinde durulmalıdır. Müşterek faillik TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Madde gerekçesinde "...Asli iştirak feri iştirak ayrımının en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Örneğin bir iş yerinde işlenen silahlı yağma suçunda, dışarıda gözcülük yapan kişinin fiilinin yağma suçunun bütününden bağımsız olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle gözcülük yapan uygulamada bazen asli fail bazen de fer'i fail olarak sorumlu tutulmaktadır. Bu sistemde suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı, yoksa fer'i fail olarak mı sorumluluğu gerektiği duraksamaya yer vermeyecek bir biçimde saptanamamaktadır. Halbuki örnek olayda gözcülük yapma fiilinin diğer kişilerle birlikte işlenen yağma suçunun gerçekleşmesine olan etkisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde diğer suç ortaklarıyla suçun işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu sonucuna ulaşılırsa fail olarak sorumlu tutulması gereklidir... Hükumet Tasarısında da benimsenen 'asli iştirak', 'fer’i iştirak' ayırımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeniden düzenlenen maddenin birinci fıkrasına göre suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştirilen kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda, fiilin icrası veya sonuçsuz kalması ortak faillerden her birinin elinde bulunmaktadır. Örneğin suç ortaklarından birinin cebir veya tehdit kullanarak mağduru etkisiz hâle getirdiği, diğerinin de üzerindeki para ve sair kıymetli eşyayı aldığı yağma suçunda her iki suç ortağının suçun işlenişine yaptıkları katkı, suçun icrası açısından birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla, her iki suç ortağı, suçun işlenişi üzerinde ortak bir hakimiyet kurmaktadır. Suç ortaklarının iştirak katkılarının karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamadığı durumlarda da müşterek faillik mümkündür. Bazı hâllerde failler, her biri suçun kanuni tanımındaki bütün unsurları tek başına gerçekleştirmek üzere, bir anlaşmaya varabilir. Örneğin bir kişiyi öldürmek için aralarında anlaşmış olan beş kişi, amacın gerçekleşme ihtimalini daha da yükseltmek için, aynı anda mağdurun üzerine ateş ederler. Ateşlenen mermilerden bir kısmı mağdura isabet eder, bir kısmı ise etmez. Bu örnek olayda bütün suç ortakları ortak bir suç işleme kararına dayanarak birlikte hareket etmektedirler. Bu beş suç ortağının ateşlediği mermilerden sadece bir tanesinin mağdura isabet edip ölümüne neden olması hâlinde dahi, tamamlanmış kasten adam öldürme suçundan dolayı bu kişilerden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır. Müşterek faillik bakımından zorunlu diğer bir koşul, failler arasında birlikte suç işleme kararının varlığıdır. Belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olan birlikte suç işleme kararı, kast kapsamında düşünülmelidir. Suç ortaklarının suçun işlenişine ilişkin kastlarının doğrudan veya olası kast gibi farklılık göstermesinin, müşterek fail olarak sorumlulukları üzerinde bir etkisi yoktur." şeklinde failliğin temel unsurları belirlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda maddenin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki; "Müşterek faillik için olay mahallinde bizzat bulunmak zorunlu değildir. Uzaktan da olsa, mesela telsiz ile fiilin işlenişini yönlendirmek suretiyle müşterek fail olarak suçun icrasına iştirak mümkündür" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 8. Bası, 2013, s. 478.), "Suçun işlenişine katkıda bulunanların bu sebeple müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması hâlinde de müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir" (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2013, s.429.) şeklindeki görüşler ve yerleşik yargısal uygulamalar göz önüne alındığında, müşterek faillik için failler arasında birlikte suç işleme kararı olması ve suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulması şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının suçun işlenmesi açısından taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Mağdurun abisi olan ...’in 2005 yılında ...’ye 18.000 TL karşılığında araba sattığı, ...’nin, arabanın bankaya olan borcu yattıktan sonra geriye kalan kısmının da vergiye gideceğini söyleyerek ...'e borç adı altında 4.000 TL verip karşılığında iki ay süreli 5.000 TL’lik senet aldığı, iki ay sonra da bu borç ödenmeyince mağdurun iş yerine giderek abisini sorduğu, iş yerinde olmadığını öğrenince de abisinin kendisine ulaşmasını söyleyip iş yerinden ayrıldığı, olay günü de yanında tespit edilemeyen üç kişi ile birlikte mağdurun iş yerine gittiği, bu sırada birini arayarak "Etraf temiz mi? Adamı kaldıracağız." şeklinde konuştuğu, ardından mağduru iş yerinin arka kısmındaki yazıhaneye sokarak dış kapıyı kilitledikleri ve tehdit ettikleri, daha sonra bir telefon görüşmesi yaptıkları, telefonda sanıktan ve inceleme dışı sanık ...’ndan bahsettikleri, sanığın telefonda "Bu tahsilat işinde ben kefilim, çocuğu bırakın." diye ...'ye talimat verdiği, bu kişilerin de "Dua et araya ... girdi, değilse bugün kaldıracaktık." diye gözdağı verip iş yerinden ayrıldıkları iddia olunan olayda; müşterek faillikten bahsedebilmek için birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurulması şartının da arandığı, müşterek hâkimiyetin kurulabilmesi için de failin olay yerinde bulunması zorunlu değil ise de suçun işlenişini etkileyen önemli bir katkısının olması gerektiği, somut olayda ise sanığın atılı suça iştirakinin, olay yerinde bulunan inceleme dışı sanıkları arayarak mağdura kefil olduğunu ve onu bırakmalarını söylemesi şeklinde olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlendiği esnada sanığın söz konusu eylemler üzerinde fiili hâkimiyet kurmadığı ve ayrıca örgüt üyesi olduğu kabul edilen ve hiyerarşik olarak örgüt liderinin emri altında bulunan sanığın, örgüt lideri olan ...'ye bu suçu işlemesi için talimat vererek azmettirmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi bu doğrultuda da mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve V. ...; "Bu suça iştirak hâllerinin cezalandırma şekline açıklayan, düzenleyen birbirinden farklı farklı çok sayıda teori vardır. Ceza kanunumuz TCK 37 ve devamı maddelerinde fiile hakimiyet teorisini kabul etmiştir. Bu durumu 37 maddenin gerekçesinde 'yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri, fiilin işlenişi üzerinde kurulan hâkimiyet ölçü alınarak belirlenecektir' şeklinde açıkça ifade edilmiştir. Fiil hakimiyet teorisi ana hatlarıyla faillik ve şeriklik ayrımında suç tipindeki fiil üzerinde hakimiyet kurulmasını esas almaktadır. Fiil hakimiyeti neticenin gerçekleşmesine kadar kasti olarak tipe uygun oluşum sürecini elinde tutmak (vakıaların seyrine hükmedebilmek) şeklinde anlaşılmalıdır. Buna göre fiile hakim olan suçun oluşum sürecini yönlendiren kişi faildir. Fiil ,olaya yön veren iradenin bir eseri olarak görülmekle birlikte faillik için sadece bu yönlendirici irade yeterli görülmemekte, bilakis suçun işlenişine olan katkının nesnel ağırlığı da belirleyici olmaktadır. Bu nedenle sadece suça olan katkısının objektif önemine göre de suçun oluşum sürecine hakim olanlar faildirler. Suçun icrasının şekillendiricisi veya anahtar rol oynayan olarak, planlı bir şekilde yöneterek veya yön vererek kim fiile hakim ise o faildir. Buna karşılık fiile hakim olmadan yardımcı aktör olarak suçun işlenmesine yol açan veya teşvik eden kişi ise şeriktir (Koca/Üzülmez genel Hükümler 9. baskı age s. 433 – 434). Yargıtay Ceza Genel Kurulda bu hususları kararlarında özellikle vurgulamaktadır. CGK 2018/9-180 E., 2021/400 K sayılı ilamı; "...Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı 'fail' konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının suçun işlenmesi açısından taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. İştirak; bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden fazla kimse tarafından işbirliği içinde işlenmesini ifade eder. 5237 sayılı TCK sisteminde suça iştirak eden herkes, sırf iştirak ettiği için değil, suçun işlenişindeki katkısı ve bu katkının önemine göre cezalandırılmaktadır. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirenlerden her biri fail olarak sorumlu tutulmakta, böylece suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurarak suçu işleyen kimseler, suç için kanunda öngörülmüş ceza ile cezalandırılmaktadır. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına 'şerik' denilmekte olup, kanunda şeriklik; azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olmayan suç ortağı, gerçekleşen fiilden, 'bağlılık kuralı' uyarınca sorumlu olmaktadır. Yardım etme, asli iştirakin dışında kalan, fakat sonucun meydana gelmesi bakımından nedensellik değeri taşıyan hareketi ifade eder. Burada fiil üzerinde hâkimiyet kurulmamakta, sadece suçun icrası kolaylaştırılmaktadır. Yardım edenin hareketi asli faile nazaran suçu oluşturucu ve yapıcı bir nitelik taşımayıp, destekleyici, hazırlayıcı veya kolaylaştırıcı bir durum arzettiğinden yardım eden ikincil bir konumda yer almaktadır. 'Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı 'fail' konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının suçun işlenmesi açısından taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. İştirak; bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden fazla kimse tarafından işbirliği içinde işlenmesini ifade eder. 5237 sayılı TCK sisteminde suça iştirak eden herkes, sırf iştirak ettiği için değil, suçun işlenişindeki katkısı ve bu katkının önemine göre cezalandırılmaktadır. Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirenlerden her biri fail olarak sorumlu tutulmakta, böylece suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurarak suçu işleyen kimseler, suç için kanunda öngörülmüş ceza ile cezalandırılmaktadır...' Aynı şekilde CGK 2009/1-239 E.- 2010/14 K.; '...Kanun koyucunun TCK m. 37/1 deki 'suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur' ifadesiyle faillik kavramının kapsamını oldukça geniş tuttuğunu söyleyebiliriz. Anılan madde uyarınca müşterek faillikten söz edilebilmesi için birden fazla suç ortağı tarafından, birlikte suç işleme kararına bağlı olarak suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla, fiilin icrası üzerinde müşterek hakimiyet kurulması gerekmektedir. Suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak, birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi, zımni veya açık bir iş bölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Öyle ki, bu anlamda suçu sonuçlayan hareketi yapmayan, fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gerekli ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir.' Kanun metni, gerekçesi, doktrin ve Yargıtay yerleşik uygulamaları uyum içerisindedir. Fiile hakimiyet dar değil geniş yorumlanmalı ve dolayısıyla fonksiyonel işbölümüne göre üzerine düşeni yapan kişide müşterek faildir. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelecek olursak; Sanıkların suç işlemek için örgüt kurdukları ve bu örgütün çatısı altında çeşitli suçlar işledikleri sabittir. Yönetici pozisyonda olanların haricindekilerin katıldıkları eylemlerden sorumlu olacakları konusunda da herhangi bir tereddüt yoktur. Mağdur ... faizle borç para almış daha sonra ilave paralar almış ancak aldığı bu paraları ödeyememiştir. Mağdurdan paraları tahsil edemeyen suç örgütü üyeleri bu parayı alabilmek için çeşitli yollara başvurmuşlar ise de ödeme imkanı kalmadığı gerekçesiyle mağdurdan tahsilat gerçekleştirememişlerdir. Bunu alabilmek için sanık ... ile diğer sanıklar kendi aralarında işbölümü yapmış örgüt üyesi olan ...'a iyi rolü yüklenilmiş inceleme dışı diğer sanıklar ise kötü rol üstlenmişlerdir. Mağduru borç ödemeye ikna edemezler ise onu kaçırma ve alıkoyma suçunu işleme konusunda sanık ...'ın da bulunduğu ortamda anlaşmışlardır. Ancak buna rağmen alamama riskine karşı senaryo hazırlamışlardır. Sanık ... kaçırma ve alıkoymadan önce mağdura giderek bu kişiler tehlikeli adamlar ödeme yapmaz isen seni kaçırır alıkorlar kötülük yaparlar diye yapacakları işi mağdura giderek söylemiş ve ödeme istemiştir. Ancak mağdur ödeyememiştir. Bunun üzerine diğer sanıklar mağduru ilk baştaki anlaşmalarına ve iştirak iradelerine uygun olarak kaçırıp alıkoymaya başlamışlardır. Sanık ... da önceden yapılan şeriklik iradesine uygun olarak diğer sanıkları telefonla aramış mağdura ve kefil olduğunu bırakmaları gerektiğini belirtmiş ve mağduru sözde bıraktırmıştır. Bundan sonra bukez bu korkuyla mağdurdan paraları tahsil etmiştir. Bu husus dosyada mevcut müşteki beyanları ile sonradan yapılan teknik takip kayıtlarındaki konuşmamarlada sabittir. Konuşmalarda açık açık sanığın görevinin iyi rol olduğu ve bu suretle parayı tahsil olduğu kaçırma ve alıkoymayla tehdidi üstü ortülü olarak yapanında mağdur olduğu sabittir. Hal böyle olunca sanıklarla yapılan fonksiyonel işbirliği kapsamında ilk baştan beri yani planlama safhasından beri olaya dahil olup kaçırma ve alıkoymayla mağduru korkutup akabinde yine kaçıralacağı korkusuyla parayı talep eden ve alan sanık ...'ın eyleminin TCK 37. maddesi delatiyle faillik kapsamında kaldığı ve kaçırıp alıkoyma (hürriyeti tahdit ) suçunu işlediği sabittir. Bu nedenle onama yönündeki dairemizin görüşü isabetlidir. Yargıtay Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Dosya kapsamına ve toplanan delillere göre, dosya sanıklarından ...’un mağdur ...’nu borçlandırarak senet aldığı, senedin gününde ödenmemesi üzerine olay tarihinde önceden yapılan plan ve işbölümü gereği ... ve üç adamı ile mağdur ... ...’ın iş yerine gelerek kapıyı kilitledikten sonra telefonuna el koyup tehdit ettikleri, önceden yaptıkları plan ve işbölümü uyarınca ...’nin sanık ...’ı telefonla arayarak mağduru görüştürdüğü, yine sanık ...’ın iyi polis rolünü oynayarak '…Tahsilat işine ben kefilim, çocuğu bırakın' diye ...’ye talimat verdiği, ... ve adamlarının '…Dua et araya ... girdi, değilse bugün kaldıracaktık' diye gözdağı vererek mağduru hürriyetinden yoksun kılma eylemlerine son vermeleri şeklindeki eyleme, sanık ...’ın önceden yapılan plan ve işbölümü nedeniyle iştiraki sabit olduğundan Yargıtay 6. Ceza Dairesinin Yerel Mahkemenin mahkûmiyete ilişkin kararının onanmasına ilişkin kararı yerinde olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının reddine karar verilmesi yerine, itirazın kabulü yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, a) Suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçu yönünden REDDİNE, b) Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden KABULÜNE, 2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 03.07.2019 tarihli ve 701-4151 sayılı sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kısmının KALDIRILMASINA, 3- Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2017 tarihli ve 218-57 sayılı sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden kabul edilerek, Özel Daire onama kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün bozulması nedeniyle, sanık hakkındaki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin cezanın İNFAZININ DURDURULMASINA ve atılı suçtan sanığın cezaevine alınmış olması hâlinde TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı örgüte üye olma suçu bakımından oy çokluğuyla; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ise 28.02.2024 tarihli birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 13.03.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2022/10413 E., 2023/853 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK’nun 169. maddesi uyarınca her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır.
7. Ceza Dairesi         2022/10413 E.  ,  2023/853 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/109 E., 2021/1847 K. SUÇLAR : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : İlk derece Mahkemesi hükmünün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Milas 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.11.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/481 Karar sayılı kararı ile 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci ve yirmiikinci fıkraları ile 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve aynı Kanun'un 52 nci maddesi uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezasından çevrili 4.000,00 TL ve doğrudan hükmedilen 40,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, suça konu kaçak eşyanın 54 üncü maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiştir. 2.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 07.07.2021 tarihli ve 2021/109 Esas, 2021/1847 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan ... İdaresi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek sanığın 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan beraatine, İlk Derece Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 07.07.2021 tarihli ve 2021/109 Esas, 2021/1847 Karar sayılı kararının katılan ... İdaresi vekili tarafından temyizi üzerine dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 24.10.2022 tarihli ve 7-2021/118787 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebepleri; 1. Sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine karar verildiğine, 2. Suça konu kaçak eşyanın müsaderesi hakkında hüküm tesis edilmediğine, 3. Re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. İlk Derece Mahkemesi Aşaması 1.Kaçakçılık suçu ile mücadele kapsamında kolluk birimlerince yürütülen çalışmalarda, cep telefonu satışı yapılan iş yerlerinin vitrinlerinde, kaçak cep telefonlarının satış amaçlı sergilendiği, iş yeri içerisindeki tezgahlarda satışa sunulduğu bilgisine ulaşılması üzerine, sanığın iş yerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda iş yeri için Milas Sulh Ceza Hakimliğinin 22.01.2019 tarihli, 2019/101 Değişik İş sayılı arama kararının alındığı, bu karara dayanılarak sanığın işlettiği Mobil İletişim 48 isimli iş yerinde, olay tarihinde yapılan aramada, iş yeri içerisinde 19 adet kaçak cep telefonu ele geçirildiği, bahse konu arama tutanağının sanık, iş yeri komşularından bir kişi ve aramaya iştirak eden iki kolluk görevlisi tarafından imzalandığı anlaşılmıştır. 2.Sanık aşamalarda değişmeyen savunmasında, Mobil İletişim 48 isimli iş yerinin işletmecisi olduğunu, telefonları tanımadığı şahıslardan satın aldığını, telefonların ikinci el telefonlar olduğunu ve iş yerinde satışını yaptığını belirtmiştir. 3.Dosyada mevcut 24.01.2019 tarihli IMEI sorgulamasına ilişkin tespit tutanağından ve 16.06.2020 tarihli bilirkişi inceleme tutanağından telefonların bir kısmının imei numaralarının klonlanmış bir kısmının ise IMEI numaralarının kayıt dışı olduğu, telefonların tamamının yabancı menşeili ve kaçak olduğu tespit edilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesi Aşaması Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan duruşmasız yargılamada, "Aramanın ne şekilde yapılacağını düzenleyen 5271 sayılı CMK'nın 119/4. Maddesine göre "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/02/2020 tarih, 2016/18-1146 esas ve 2020/68 karar nolu içtihadında CMK 119/4. maddesinin "Cumhuriyet Savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri ve ya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık ve emredici hükmüne aykırı olarak yapılan aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntem ile elde edilmiş olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce başvurucunun konutunda arama tanıkları hazır bulundurulmadan yapılan bir aramada ele geçen delillerin hükme esas alınması ile ilgili bir olayda oy birliğiyle verilen 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 numaralı bireysel başvuru kararında da, aramanın icrasına ilişkin CMK 119/4 (CMUK 97/2) maddesine aykırılık sadece basit şekli bir kurala aykırılık olarak değerlendirilmemiş, bu kurala aykırı bir arama sonucunda elde edilen deliller tek ve belirleyici delil olarak kullanılarak hüküm kurulmasının adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar verilmiştir. Yine Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 02.07.2020 tarih 2020/1205 Esas, 2020/9566 Karar sayılı kararında da; Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulması gerektiği, yasanın açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması halinde icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu, 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun’un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Dosya arasında bulunan 23/01/2019 tarihli iş yeri arama ve el koyma tutanağında, aramaya sadece güvenlik görevlileri olan 2 polis memuru, sanık ve iş yeri komşusu olarak ... Ulusan'ın katıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği gibi, 23/01/2019 tarihinde iş yerinde yapılan aramada Cumhuriyet Savcısı olmaksızın yapılan arama işleminde ihtiyar heyetinden ya da komşulardan 2 kişinin bulunmaması nedeniyle yapılan işlemin hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı bir yöntemle yapılan arama sonucu elde edilen deliller ile bu delillerin varlığı üzerine yapılan savunma ve bilirkişi incelemesinin hükme esas alınamayacağı, sanığın da suçu kabul etmemesi karşısında hukuka aykırı yöntemle elde edilen deliller değerlendirme dışı bırakıldığında ise sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair hakkında hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü şüpheden uzak kesin ve inadırıcı delil bulunmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken usulsüz arama sonucu elde edilen deliller hükme esas alınarak sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı ise de; Bu hukuka aykırılık CMK 280/1a ve CMK 303/1a maddeleri uyarınca duruşma açılmaksızın Dairemizce düzeltilebilir nitelikte olduğundan; 1-İlk Derece Mahkemesince 5607 Sayılı Yasaya Muhalefet suçundan verilen mahkumiyt hükmünün KALDIRILMASINA, 2-Kaldırılmasına karar verilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yerine: "Sanığın üzerine atılı 5607 Sayılı Yasaya Muhalefet suçunu işlediği sabit olmadığı anlaşıldığından CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE, Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına, İfadeleri yazılmak suretiyle, CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca hükmün DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE," karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1.Arama yapıldığı sırada ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulunması gerekirken 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen bu düzenlemeye aykırı olarak yapılan arama nedeniyle hukuka uygun yollarla elde edilmiş mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığı şeklindeki gerekçeyle sanık hakkında beraat kararı verilmiş ise de, usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunan somut olayda bu karara ve kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik bir itirazın olmadığı, sanığın arama sonucunda ele geçen eşyaların kendi iş yerinden ele geçirildiğine ve ele geçen kaçak eşyayı iş yerinde satışa arz ettiğine ilişkin açık ikrarının mevcut olduğu, arama işlemine ve arama yapılırken bir takım hakların ihlal edildiğine yönelik olarak sanıktan gelen herhangi bir yakınmanın bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 tarihli ve 2007/7-147 Esas, 2007/159 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sırf arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” sayılmalarının ve mahkûmiyet hükmüne dayanak teşkil edememelerinin kabul edilemeyeceği gözetilerek; sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti yerine, yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi, 2.Ele geçen ve kaçak olduğu anlaşılan cep telefonlarının 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince müsaderesine karar verilmesi gerekirken bu yönde hüküm tesis edilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesinin, 07.07.2021 tarihli ve 2021/109 Esas, 2021/1847 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.01.2023 tarihinde karar verildi. (K.D.) MUHALEFET ŞERHİ Dosyamızdaki somut olayda, Milas Kom Grup Amirliğince, Milas Sulh Ceza Mahkemesinden alınan arama kararıyla, sanığa ait işyerinde 5271 sayılı Kanun'un aramanın güvenirliliği ile ilgili 119/4. maddesinin “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur” amir hükmüne aykırı olarak o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın arama yapıldığı ve 19 adet cep telefonu ele geçirildiği anlaşılmıştır. Sanık kollukta ve mahkemede vermiş olduğu ifadesinde telefonların kendisine ait olduğunu ikinci el olarak dükkânında sattığını, klonlamadığını kaçak olduklarını bilmediğini beyan ederek, telefonların kendisine ait olduğunu kabul etmiş ancak suçlamayı kabul etmemiştir. Yapılan yargılama sonucunda 5607 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş, istinaf incelemesinde ise aramanın hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle sanığın beraatına karar verilmiştir. Dairemizde yapılan denetimde ise “usulüne göre alınmış bir arama kararı bulunan somut olayda, bu kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik bir itirazın olmadığı, sanığın arama sunucunda ele geçen eşyaların kendi iş yerinden ele geçirildiğine ve ele geçen kaçak eşyayı iş yerinde satışa arz ettiğine ilişkin açık ikrarının mevcut olduğu, arama işlemine ve arama yapılırken bir takım hakların ihlal edildiğine yönelik olarak sanıktan gelen herhangi bir yakınmanın bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 tarihli ve 2007/147 Esas, 2007/159 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, “sırf arama sırasındaki şekle ilişkin bu koşulun ihlal edilmesine dayanılarak aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve ele geçen delillerin de “hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil” olarak nitelenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır” şeklindeki kararı gereğince sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti yerine, yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur” şeklindeki kararı da gözetilerek sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yerinde görülmeyen gerekçelerle beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.” gerekçesiyle çoğunluk görüşüyle kararın bozulmasına karar verilerek dosya mahalline gönderilmiştir. Delil, hâkimin maddi gerçeği ortaya koymak amacıyla kullandığı ispat araçlarının bütünüdür. Sanığın, tanığın ve 3. kişilerin açıklamaları, yazılı açıklamalar, ses veya görüntü kaydeden cihazların kayıtları delilleri oluşturmaktadır. Türk ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi geçerli sayılmıştır. Ceza yargılamalarında her şey delil olarak kullanılabilmektedir. Bu temel düşünce gereği, hâkim ve savcı delilleri değerlendirme konusunda geniş bir hareket alanına sahiptir. Delillerin araştırılmasında ise hukuk devleti ilkeleri gereği serbestlikten söz edilememektedir. Delillerin tespiti bir takım sınırlar içinde yer almalıdır. Öncelikle bu sınırlar içinde delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi gerekmektedir. Deliller hukuka aykırı olarak elde edilmiş ise hâkim ve savcı bu delilleri değerlendirme dışında tutacaktır. Konuyla ilgili İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde ve hukuk sistemimizde; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12.maddesinde “Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde “herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin “Mahremiyet hakkı” başlıklı 17. maddesinde; “1. Hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi veya hukuka aykırı olarak müdahale edilemez; onuru veya itibarı hukuka aykırı saldırılara maruz bırakılamaz. 2. Herkes bu tür saldırılara veya müdahalelere karşı hukuk tarafından korunma hakkına sahiptir.” Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 12. maddesinde ise; “Hiç kimse özel hayatı, ailesi meskeni veya yazışması hususlarında keyfi karışmalara şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.” Anayasanın “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. maddesinde; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin 6.c fıkrası, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesinin 2. fıkrasında “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” 206. maddesinin 2-a bendinde “Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse” reddolunur. Görüldüğü üzere, Anayasa’dan farklı olarak CMK’ da “kanuna aykırılık” tan değil “hukuka aykırılık” tan bahsedilerek Anayasa’ya nispetle geniş bir düzenleme getirilmiştir. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230/1-b maddesindeki düzenlemesine göre mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde “delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” gerekir. “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca “hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması” halinde, “temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da hukuka kesin aykırılık var sayılır.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında CMK’nun 116-134, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli arama; Yönetmeliğin 5. maddesinde "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır. Arama başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlüklere önemli bir müdahale niteliğindedir. Bunun dışında aranan yer ve icra ediliş şekline göre aramanın konut dokunulmazlığına, kişi özgürlüğüne, seyahat özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne müdahale oluşturması da mümkündür. Bu nedenle gerek arama kararı verilmesi gerekse, aramanın icrası sıkı usul kurallarına bağlanmıştır.  Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hâkim veya Cumhuriyet savcısının her zaman aramaya katılıp nezaret etmesi de mümkündür. 5271 sayılı CMK’nun 119/4. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması zorunludur. Bu kişilere arama (işlem) tanığı denilmektedir.  Kanun koyucu "bulundurulur" demek suretiyle arama tanıklarının bulundurulmaları zorunluluğunu, “arama yapabilmek için” demek suretiyle de arama tanıkların aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmaları gerektiğini vurgulamış, aramada tanıkların aramanın sonunda veya sadece bir kısmında hazır bulundurulmaları yeterli sayılmamıştır. Ancak aramaya engel olunduğu için zor kullanılmış veya aranılacak yere haber verilmeden baskın şeklinde girilmiş ise arama tanıkları güvenliğin sağlanmasından hemen sonra getirilebilirse de ancak aramaya tanıklar getirilmeden başlanamaz. Bu durumda düzenlenen tutanağa arama tanıklarının başlangıçta getirilmeme sebepleri ve hangi aşamada getirildikleri yazılmalıdır. Arama tanığı bulundurma zorunluluğu konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak aramalar bakımından geçerlidir. Kanun koyucu bu yerlerin dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği ilkesi bakımından taşıdığı önem nedeniyle arama koruma tedbirine maruz kalan kişilere teminat sağlamıştır.  Hâkim veya Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan aramalarda hâkim ve savcının aramaya katılması yeterli bir güvence sayılmış, ayrıca dışarıdan arama tanığı hazır bulundurulmasına gerek görülmemiştir. CMK’nun 169. maddesi uyarınca her soruşturma işlemi tutanağa bağlanır. Tutanak, adlî kolluk görevlisi, Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir. Arama da bir soruşturma işlemi olduğuna göre, hâkim ve Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan aramalarda hâkim ve savcıların yanlarında zabıt kâtibi de bulunacaktır. Aramanın icra edilmesi sırasında doğabilecek muhtemel sorunlar ile elde edilebilecek delillerin güvenilirliğine ilişkin doğabilecek şüphelerin giderilmesi yönünden CMK’nun 119/4. maddesindeki düzenleme özel bir önem arz etmektedir. Kanun koyucu tarafından kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebi ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamaktır. Gerçekten de arama sonunda aramaya maruz kalan kişilerle aramayı yapan kolluğun aramanın hukuka uygunluğu, ele geçen delillerin varlığı ve ele geçiriliş biçimleri bakımından uyuşmazlığa düşmesi her zaman mümkündür. Hâkim ve savcıların hazır bulunmadığı aramalarda arama tanığı hazır bulundurulmaz ise bu uyuşmazlıklar nedeniyle arama işlemi ve ele geçen deliller üzerinde oluşan şüphenin giderilebilmesi için tanıklığına başvurulabilecek aynı zamanda arama faaliyetinde görev almış sorumlu kolluk görevlileri dışında kimse kalmayacak ve bu durum yargılama sırasında arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliği üzerindeki tartışmaların sürüp gitmesine neden olabilecektir. Arama tanıkları ancak kanunda belirtilen o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan kişiler olabilir. Her halükarda başka bir birimde çalışsa bile kolluk görevlileri arasından arama tanığı seçilemez. (Veli Özer Özbek, Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2012; Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999)  CMK’nun 119/4. maddesine aykırı davranılarak kolluk tarafından konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama tanığı bulundurmadan yapılan aramalarda ele geçen delillerin hukuki niteliği ve hükme esas alınıp alınamayacağı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 tarihli ve 147-159 ve 13.03.2012 tarihli 278-96 sayılı kararlarında tartışılmış, her iki kararda da; sırf arama sırasındaki şekle ilişkin bu koşulun ihlal edilmesine dayanılarak aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve ele geçen delillerin de “hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil” olarak nitelenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu kararlardan sonra, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünce başvurucunun konutunda arama tanıkları hazır bulundurulmadan yapılan bir aramada ele geçen delillerin hükme esas alınması ile ilgili bir olayda verilen 19.11.2014 tarihli 2013/6183 numaralı Bireysel Başvuru kararında; “Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte, somut olayda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve aramanın icrasındaki "kanuna aykırılığın" yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi…” gerektiğini belirtmiştir. Hukukçular tarafından hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin kullanılıp kullanılamayacağına dair teoriler ileri sürülmüştür. Bu konuyla ilgili “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.” düşüncesi ilk kez Amerikan Yüksek Mahkemesi hâkimi Frankfurter tarafından kullanılmıştır. Bu düşünce, hukuka aykırı delillerin uzak etkisi veya Anglosakson hukuk sistemindeki  “zehirli ağacın meyvesi” olarak adlandırılmıştır. Bu görüş hem Türk hukuk sistemini hem de Kıta Avrupası ülkelerinde ceza muhakemesi hukuku doktrin ve uygulayıcıları önemli şekilde etkilemiştir. Delilerin elde edilmesinden evvel, delillere ulaşma yolunda hukuka aykırı olarak yapılan muameleler neticesinde, ortaya bir delil çıkması halinde bunun hukuka uygunluğu tartışma konusu yapılması gerekmektedir. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delil neticesinde, hukuka uygun olarak elde edilen diğer delillerin muhakeme sırasında kullanılıp kullanılmayacağı, vuzuha kavuşturulması gerekli hukuki bir mesele olarak ortaya çıkacaktır. Olayın başlangıcında suçun ortaya çıkarılmasına sebep olan delil hukuka aykırı olarak elde edilerek, hukuka aykırı olarak ortaya çıkartılan bu delil kullanılarak ikinci bir delil elde edilmiş ise bu delil hükümde kullanılabilecekmidir. Uygulayıcılar ve doktrin tarafından tartışılan ve tartışılması gereken husus hukuka aykırı olarak elde edilen delilin ne olacağı meselesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi incelediği kararlarında, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir delil türünün, iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller de dâhil olmak üzere, kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını ifade etmekte ve delillerin elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere, yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını, Sözleşmedeki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yaptığını, konunun milli hukuk çerçevesinde çözülmesi gerektiğini beyan etmektedir. Mahkeme delillerin değerlendirilmesi noktasında, hukuka aykırılıktan ziyade sözleşmeye aykırılık ve yargılamanın adilliği ve sözleşmeye her aykırılığın yargılamanın adil olmadığı sonucunu kendiliğinden doğurmayacağını, delillerin elde edilme şekli de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı üzerinde durmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle teminat altına alınan hakların korunması ve hayata geçirilmesi evvelemirde üye devletlerin sorumluluğu altındadır. Sözleşme metni ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları erişilmeye çalışılan nihai hedefler şeklinde düşünülmemelidir. Mihenk noktası olarak sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu kararların dikkate alınması durumunda kişilerin hak ve hukuklarının korunması yetersiz kalınacağı bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Hülasa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları takip edilmekle birlikte hukuk sistemimizde var olan ve kişilerin hak ve hukukunu korumada yeterli olan düzenlemeleri cihanşümul hukuk kaideleri ile bir bütün olarak yoğurarak mahkemelerimiz tarafından hukuka uygun kararlar oluşturulabileceği muhakkaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli ve 2014/166-514 sayılı kararında, hukuka aykırı olarak yapıldığı kabul edilen aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin, somut olayda ikrarın mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı hususu tartışılarak: “Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağı, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı delillerin uzak etkisini kabul etmiş, hukuka aykırı olarak elde edilmiş ilk delil yoluyla elde edilen ikinci delilin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 2013/464 Esas, 2015/132 Karar sayılı kararında “kolluk tarafından aramanın 5271 sayılı CMK’nun aramanın güvenirliliği ile ilgili 119/4. maddesinin “Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur” amir hükmüne aykırı olarak o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen suça konu mermilerin hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen delilin ve buna ilişkin düzenlenen tutanağın, yerel mahkemece hükme esas alınmasında ve Özel Dairece de bu hükmün onanmasında isabet bulunmamaktadır. Yapılan arama işleminin icrası bakımından hukuka aykırı olduğu kabul edildikten sonra, hukuka aykırı aramada elde edilen maddi delil dışındaki diğer delillerin somut olayda mahkûmiyet için yeterli olup olmadığına gelince; Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte hukuka uygun olarak elde edilmiş delillerle ispat edilebilmesidir. Bu itibarla, hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; sanığın tüm aşamalarda suçlamayı, aramada ele geçen şeylerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmediği de gözetildiğinde dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda sanığın cezalandırılmasına yeterli delil bulunmamaktadır.  Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında yapılan arama işlemi hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı, dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller değerlendirme dışı tutulduğunda ise sanığın cezalandırılması yeterli başkaca delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında ise; “5271 sayılı CMK'nın 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" açık, amir hükmüne aykırı olarak aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama  işlemi  sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu, 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun’un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağının ifade edilerek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağının açıklandığı hususları karşısında arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen ve Yerel Mahkemece mahkûmiyet hükmüne esas alınan delillerin de “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” olduklarının kabulü gerekir.” şeklinde karar vererek hukuka aykırı elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil yasaklarına dair hükümleri, hukuk devleti temel düşüncesiyle, mağdur haklarıyla, devletin etkili soruşturma ve kovuşturma yapma ve uyuşmazlıkları adil, etkin ve süratli bir şekilde çözüme ulaştırmak yönündeki yükümlülükleriyle birlikte, hukuka aykırı delillerin değerlendirilme yasağı düşüncesi iki temel husus üzerinde şekillenmektedir. Vatandaşların hukuki güvenliğini sağlamak ve zabıtanın hukuka uygun çalışmasını temin etmek. Hukuka aykırı delillerin kullanılması ve hükme esas alınması halinde, vatandaşların hukuki güvenliği söz konusu olamayacaktır, dolayısıyla insan hakları ve hukuk devleti kavramlarından bahsedilemeyecektir. Bu sebeple, insan hakları ve hukuk devleti düşüncesinin özümsenmesi için hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi yasağı vazgeçilmez bir temel düşünce olarak karşımıza çıkmaktadır. Zabıtanın delil toplaması sırasında hukuk kurallarına riayet etmemesi ve hukuka aykırı elde edilen bu delillerin karara esas alınması halinde zabıtanın keyfiliğinin önüne geçilmesi imkânı da kalmayacaktır.  Arama işlemi Kanun’un imkân verdiği usullere uygun olarak gerçekleştirilmemişse, suçun maddi unsuru olan ancak hukuka aykırı olarak elde edilen bu deliller sanığa gösterilip, buna karşı diyecekleri sorularak alınan ifadesinin dış müdahaleler olmaksızın, serbest iradeye dayanılarak yapıldığının kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın talep etmesine veya zorunlu müdafi bulunmasının yasal gereklilik olmasına rağmen, müdafi atanmaksızın ya da yasal hakları hatırlatılmadan alınan savunması hukuka uygun olmayacağından, suçunu ikrar etmesi halinde bile delil olarak değerlendirilemeyecektir. Aynı şekilde hukuka aykırı olarak elde edilip, “delil” olma özelliği bulunmayan suç eşyası, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan “ikrarı” serbest iradeye dayalı sayılamayacağından, hukuk nezdinde bir kıymet atfedilemeyecektir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile ele geçirildikten sonra yapılacak savunmanın muhtemelen aynı olmayacağı düşünülmelidir. Zabıta, Cumhuriyet Savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan ifade vermesini istemeleri halinde, sanığın aynı şekilde suçunu ikrar etmeyeceği kuvvetle muhtemeldir. Velev ki sanık suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunsa, sanığın bu ikrarı soyut kalacağından, mahkûmiyetine yeterli delil olarak kabul edilemeyecektir. Sanığın aleyhine, hukuka aykırı olarak elde edilen delilden sonra alınan ikrarından yola çıkılarak, sanığın bu itiraflarının mahkûmiyetine yeterli ve geçerli kabul edilmesi hukuka uygun değildir. Sanığın ifadesinin, sorgusunun ve savunmasının alındığı aşamalarda, hukuk kurallarına uyulmaksızın yapılan haksız arama sonucu, suç eşyasının ele geçirildiğine ilişkin düzenlenen tutanakların önüne konulması ve böylece bu suçlamadan kurtulma imkânının kalmadığını düşüncesine kapılan sanığın, psikolojik baskı altında yapmış olduğu açıklamaların itiraf kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Sanığın hissettiği bu psikolojik baskı ve sıkışmışlık, CMK 148. maddesinde “Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz” şeklinde düzenlenen ve yasak yöntemler sayıldıktan sonra “gibi” kelimesi kullanılarak bu sayılanlara benzer yöntemler kullanılmak suretiyle elde edilen itiraf ve ikrarın hukuk sistemimizdeki düzenlemelere göre kabul görmesi mümkün görünmemektedir. Polis kimliğinin gösterilmesiyle devlet gücünün kullanılması ve bu durum karşısında haklarının ne olduğunu muhtemelen bilmeyen veya haksız muameleye direnemeyen, ruhsal müdahaleye maruz kalan sanıktan, hukuka aykırı arama ile delil elde edilmesi ve bu olaya dair tutulan tutanakların yapılan her işlem sırasında kendisine gösterilerek, psikolojik baskı altına alınmak suretiyle alınan ikrarının, ifade alma ve sorguda yasak usuller arasında sayılacağı, gerçek manada bir ikrar olduğundan söz edilemeyeceği aşikârdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin delillerin kabul edilebilirliğinin taraf devletlerin milli hukuk sistemlerine göre incelenmesi gerektiğini kabulüne binaen, iç hukuk düzenimizde yer almakta olan CMK 206/2-a, CMK 217/2, Anayasa 38/6, CMK 230/1-b maddelerindeki düzenlemeler karşısında, hukuk sistemimizde katı bir şekilde hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin mutlak değerlendirme yasağına tabii tutulmak sureti ile hükme esas alınmamalarının kabul edilmesinin artık bir zorunluluk olduğu açıktır. Aksinin düşünülmesi halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Dördüncü Kısım “Koruma Tedbirleri” Dördüncü Bölüm “Arama ve Elkoyma” başlıkları altında 116 ila 134. maddeleri, Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5 ila 17. maddelerinde düzenlenmiş olan adli aramada uyulacak kaidelere dair düzenlemeler anlamını kaybedecek, delilin elde edilmesinde yapılacak hukuka veya kanuna aykırılığın önemli veya önemsiz, mutlak veya nispi bir hakkı ihlal etmesi gibi ayrımlar yapılması gerekecektir. Delil kanunda kabul edilen usul hükümlerinin tümü uygulanarak elde edilmelidir. Aksi takdirde, delil elde eden soruşturma ve kovuşturma organlarının bir kısım kanun hükümlerini önemsiz, ihmal edilebilir, ihlali mutlak hakları zedelemeyen gibi ayrımlara tabi tutarak uygulamaması hali söz konusu olur ki, bu durum bir takım kanun hükümlerinin uygulamada yürürlükte kaldırılması sonucunu doğuracak, arama sırasında arama tanıklarının hazır bulundurulmasına ilişkin hükümlerin hiçbir uygulama alanı kalmayacaktır. Arama tanıkları olmasalar da olur şeklinde kabul edilecek bir ayrıntı haline getirilecektir. Uygulamanın bu şekilde yerleşmesi halinde CMK’nın arama tanıklarını düzenleyen hükmü fiilen yürürlükten kalkmış olacak, kişilerin hak ve hukuklarının korunmasında zafiyet oluşacak, hukuk devleti kurallarından ziyade polis devleti kuralları uygulamaya esas olacak, zabıtanın keyfi uygulamalarının denetlenmesi imkânı ortadan kalkacaktır. Hukuk sistemimiz, kolluğun gayrı kanuni uygulamalarını yargılama faaliyeti içerisinde meşru zemine oturtmaya çalışmakla meşgul olacaktır. Evrensel hukuk kaideleri ve iç hukukumuzda bulunan kişilerin hak ve hukuklarını korumak üzere oluşturulmuş bütün düzenlemelerin muradının bu olmayacağı bir hakikattir. Yukarıda tafsilatlı olarak açıkladığım sebeplerle temyiz isteminin esastan reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edemiyorum. 26.01.2023
10. Ceza Dairesi, 2019/8518 E., 2022/5101 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Grup Başkanlığının 25/12/2014 tarihli raporunun dosya arasında bulunmadığı görülmekle, bu belgenin aslı veya onaylı suretinin denetime imkan verecek şekilde getirtilip duruşmada okunmadan hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 169. maddesine aykırı davranılması,
10. Ceza Dairesi         2019/8518 E.  ,  2022/5101 K. "İçtihat Metni" Mahkeme : Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma Hüküm : Mahkûmiyet Dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1) 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin infaz işlemlerinde, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlamak üzere çıkarılan ilk uyarılı başvuru davetiyesinin tebliği üzerine, müracaatta bulunmayan şüphelinin, aynı Kanun'un 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kendisine yüklenen yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta "ısrar" ettiğinin kabul edilebilmesi için; "önceki tebligat gereğince başvuruda bulunmadığı, bu tebligat üzerine öngörülen süre içinde de başvurmaması halinde yükümlülüklere ve tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etmiş sayılacağı" uyarısı ile yeniden tebligat yapılması, bu tebligata rağmen başvuruda bulunmadığı takdirde, şüpheli hakkında kamu davasının açılması gerektiğinden; inceleme konusu olayda ikinci uyarı yapılmadığı için kamu davasını açma koşulları oluşmadığı gibi, aynı zamanda kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile 22/05/2015 tarihli çağrı yazının, sanığın kollukta beyan ettiği bilinen son adresi olan “...” adresine tebliğe çıkarılmadan MERNİS adresinde tebliğ edilmesinin yanında çağrı yazısı tebliğ tarihinde sanığın ... Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu da gözetilmeksizin yapılması usulsüz olduğundan 12/02/2015 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmediği ve kovuşturma şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından; 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemek üzere, kamu davasının durmasına ve gerekli tebligat işlemlerinin tamamlanarak, kararın infazına devam edilmesi için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi yerine, yargılamaya devam edilerek sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, 2) Kabule göre de; a) Ele geçen uyuşturucu maddelere ilişkin Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığının 25/12/2014 tarihli raporunun dosya arasında bulunmadığı görülmekle, bu belgenin aslı veya onaylı suretinin denetime imkan verecek şekilde getirtilip duruşmada okunmadan hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 169. maddesine aykırı davranılması, b) Sanığın adli sicil kaydında yer alan ve tekerrüre esas alınan hükümlülüğünün “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçuna ilişkin olduğu, 6545 sayılı Kanun'la getirilen TCK'nın 191. maddesindeki değişiklikler ile koşullarının oluşması durumunda, "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" ve “davanın düşmesi” seçeneklerine de yer verilmesi nedeniyle tekerrüre esas alınan ilamla ilgili olarak yasal değişiklik sonrası bir uyarlama işlemi yapılıp yapılmadığının araştırılması, yapılmamışsa uyarlama yargılaması yapıldıktan sonra sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesinde zorunluluk bulunması, c) Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı hükmü ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 19/04/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Cumhuriyet savcısı, şüpheliye ait bir depoda arama işlemi yürütmektedir. İşlem sırasında şüphelinin müdafii de hazır bulunmaktadır. Arama sonucunda elde edilen bulgular ve yapılan tespitler, Cumhuriyet savcısının yanında bulunan zabıt kâtibi tarafından tutanağa geçirilmiştir. Ancak müdafi, tutanakta yer alan bazı ifadelerin, tanık beyanlarını eksik yansıttığı iddiasıyla tutanağı imzalamaktan kaçınmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun soruşturma işlemlerinin tutanağa bağlanmasına ilişkin hükümleri dikkate alındığında, söz konusu duruma ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Acele bir hâl söz konusu olduğundan, zabıt kâtibinin bulunmadığı durumlarda Cumhuriyet savcısının tek başına imzaladığı tutanak da geçerli kabul edilir.
B) Müdafinin imzadan kaçınması, tutanağın ispat gücünü ortadan kaldırdığından, işlemin geçerli sayılabilmesi için Sulh Ceza Hâkiminin onayı gerekmektedir.
C) Soruşturma işlemiyle ilgili her husus bir tutanağa bağlanır; bu tutanakta işlemin yapıldığı yer ve tarih gibi bilgilerin yanı sıra, imzadan kaçınma durumunda bunun nedenleri de açıkça belirtilir.
D) Devletin güvenliğine karşı işlenen bir suç soruşturuluyorsa, gizliliğin sağlanması amacıyla tutanağa Cumhuriyet savcısının açık kimliği yerine sadece sicil numarası yazılır.
E) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na kıyasen, tutanağın ilgili kısımlarının müdafiye okunmuş olması yeterli olup, imzasının alınmaması tutanağın geçerliliğini etkilemez.

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol