5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 172

Ceza Muhakemesi Kanunu 172. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 172 – (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/9 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. (3) (Ek: 11/4/2013-6459/19 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.[66] Cumhuriyet savcısının kararına itiraz[67][68]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

127 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/20481 E., 2025/6115 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir (5271 sayılı CMK madde 172/1).
3. Ceza Dairesi         2022/20481 E.  ,  2025/6115 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/729 E., 2020/905 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2017/254 E., 2019/57 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığı görüldü; Ceza muhakemesi şartları; soruşturma yapılması, dava açılması veya yargılama icrası için varlığı ya da yokluğu zorunlu görülen şartlardır. İzin, talep (TCK m.12/1,3,4; 13/2,3), şikayet (CMK m. TCK m. 73), uzlaştırma (CMK m.253), diplomatik dokunulmazlık, Ön ödeme (TCK m.75) gibi, bir suç şüphesi nedeniyle açılan soruşturma neticesinde verilen “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmesine istinaden sulh ceza hâkimliğince kaldırılmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılmasına engel teşkil eden bir kovuşturma şartıdır. Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir (5271 sayılı CMK madde 172/1). Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz (5271 sayılı CMK madde 172/2). Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir(5271 sayılı CMK Madde 173/1). Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, O yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir (5271 sayılı CMK madde 173/3). İtirazın reddedilmesi halinde, yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz (5271 sayılı CMK madde 172/2 ve 173/6). Konu, mülga 1412 sy CMUK’un 164-167. maddelerinde yer almakta, kamu adına takibata yer olmadığı kararına vaki itirazın reddine dair mercii kararından sonra hukuku amme davası ancak yeni vakıalara ve yeni delillere müsteniden açılabilmekte idi ( CMUK madde167/2. ). Ancak aynı fiilden dolayı kamu davası açılması, ayrıca takibata yer olmadığı kararını kaldıran yeni bir hakimlik/mahkeme kararına bağlı kılınmamıştı. Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir (5271 sayılı CMK madde 223/8). Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık hakkında Anamur Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/2655 numaralı soruşturma dosyası üzerinden silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma neticesinde kamu davası açmayı gerektirir yeterli delil bulunmadığı gerekçelerine istinaden verilen 18.04.2016 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 5271 sayılı Kanun’un 172/2 nci maddesinde öngörülen usule uyularak kaldırılması yoluna gidilmeksizin açıldığı anlaşılan kamu davasının anılan Kanun’un 223/8 maddesi gereğince kovuşturma şartı gerçekleşinceye kadar durmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yargılamaya devamla hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu nedenle 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2021/186 E., 2023/371 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hâkimliği
tam metni aç
Ceza Dairesinin 27.05.2019 gün ve 3834-8944 sayılı ilamlarına konu olan benzer uyuşmazlıklarda, 5271 sayılı CMK'nın 172-173. maddeleri uyarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itirazın reddine ilişkin kesin kararlara yönelen kanun yararına bozma talepleri kabul edilmiş, Özel Daireler arasında istikrar gösteren bir içtihat oluşturulmuştur.
Ceza Genel Kurulu         2021/186 E.  ,  2023/371 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği SAYISI : 1025 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun cinsel istismarı suçundan şüpheliler ... ile anne ve babası hakkında Ünye Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 17.05.2019 tarihli ve 2289-1314 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Ünye Sulh Ceza Hâkimliğince 25.06.2019 tarih ve 1025 sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Kesin nitelikte olan bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 30.10.2019 tarihli ve 94660652-105-52-12195-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05.11.2019 tarihli ve 105817 sayılı ihbarname ile; "(...) Somut olayda, müştekinin kızı mağdur ...'na yönelik şüpheli tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen atılı suça ilişkin olarak kamu davası açmaya yeterli delil olmadığından bahisle Ünye Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise de; müştekinin iddialarına ilişkin olarak mağdur ve şüpheliler ile müştekinin beyanında adı geçen şahısların tanık olarak dinlenilerek etkin bir soruşturma yapılmasından sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği," gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 06.02.2020 tarih ve 7191-939 sayı ile; "..Tüm dosya içeriği nazara alındığında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine dair Ünye Sulh Ceza Hâkimliğinin 25.06.2019 günlü, 2019/1025 Değişik iş sayılı kararına karşı yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu hususun kanun yararına bozma yoluna konu edilemeyeceğinden vaki talebin reddine," karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 07.03.2020 tarih ve 105817 sayı ile; "...Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasında itirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir... 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddi kararı kesin olarak verilen ve ancak CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecek kararlardandır. Kararın CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına bozulması halinde, kararı veren hâkim tarafından gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilebilecektir. Bunun aksinin kabulü durumunda soruşturma dosyasının içinde şüpheli hakkında dava açmaya yeter kuvvetli deliller bulunmasına rağmen, yeni delil elde edilememesi nedeniyle kovuşturmanın yapılamayacağı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar kesin olduğundan denetlenemeyeceği sonucu ortaya çıkabilecektir. Cumhuriyet savcısının verdiği kararlara karşı sulh ceza hâkimliği tarafından verilen her türlü kesin karar denetlemeye açıkken, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın itirazen reddi kararının denetlenememesi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Nitekim, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 09.09.2019 gün ve 2373-3623, 2. Ceza Dairesinin 25.02.2019 gün ve 502-3396, 3. Ceza Dairesinin 23.01.2019 gün ve 12706-823, 4. Ceza Dairesinin 15.05.2019 gün ve 2277-9064, 5. Ceza Dairesinin 03.07.2019 gün ve 4154-6717, 6. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 1375-3117, 7. Ceza Dairesinin 20.12.2018 gün ve 16312-14759, 8. Ceza Dairesinin 10.01.2019 gün ve 5672-433, 11. Ceza Dairesinin 12.09.2019 gün 4407-6188, 12. Ceza Dairesinin 17.09.2019 gün ve 3536-8925, 13. Ceza Dairesinin 23.09.2019 gün ve 4627-13018, 15. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 3803-5567, 17. Ceza Dairesinin 14.01.2019 gün ve 8583-603, 18. Ceza Dairesinin 06.05.2019 gün ve 997-8348, 19. Ceza Dairesinin 27.05.2019 gün ve 3834-8944 sayılı ilamlarına konu olan benzer uyuşmazlıklarda, 5271 sayılı CMK'nın 172-173. maddeleri uyarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itirazın reddine ilişkin kesin kararlara yönelen kanun yararına bozma talepleri kabul edilmiş, Özel Daireler arasında istikrar gösteren bir içtihat oluşturulmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere, şüpheliler hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine konu Ünye Sulh Ceza Hâkimliğinin 25.06.2019 günlü, 2019/1025 değişik iş sayılı kararı yönünden kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 14. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 22.04.2021 tarih ve 2988-3150 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Şüpheliler ... ile anne ve babası hakkında mağdure ...'na yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan soruşturma sonucunda Ünye Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.05.2019 tarih ve 2289-1314 sayı ile "Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, müştekinin iddialarının duyumdan ibaret olduğu, herhangi bir delil ile desteklenmediği, uyap kayıtlarının yapılan tetkikinde de mağdur ... hakkında açılmış herhangi bir soruşturma dosyasının da bulunmadığı, bu haliyle şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair müştekinin soyut iddiaları dışında kamu davası açmayı gerektirir yeterli delil elde edilememesi" gerekçesiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mağdurenin babası şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Ünye Sulh Ceza Hâkimliğince 25.06.2019 tarih ve 1025 sayı ile; itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin ise Özel Dairece, mercii kararına karşı yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu husus kanun yararına bozma yoluna konu edilemeyeceğinden bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın çözümü için Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde görev ve yetkileri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mevzuat hükümleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır. CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.", "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası; "Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...", "Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise; "(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." biçiminde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. (3) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde düzenlenmiş iken söz konusu maddenin ikinci fıkrası 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." biçiminde değiştirilmiş olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Maddenin tasarı gerekçesinde; "1412 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinde, yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi hâlinde, takipsizlik kararı verilmesine dair hüküm yer almaktadır. Tasarı ilk olarak bu işlemi belirlemek üzere 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar' terimini getirmiştir. Soruşturma evresinden kovuşturmaya geçip geçmeme söz konusu olduğundan bu terim değişikliği uygun görülmüştür. Madde ayrıca kamu davasının açılması için şüpheyi haklı kılacak yeterlikte ve kuvvette delil, iz, eser ve emarenin elde edilmemesi ölçütünü kullanmaktadır. Yeterli kuvvette makul şüphe bulunduğu anlaşılacak olursa, kovuşturma evresine geçilecektir. Maddenin ikinci fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, kamu davasının, aynı eylem ve aynı kişi hakkında açılabilmesi yeni delil, iz, eser ve emarenin meydana çıkmasına veya şüphe nedenlerinin takdirinde ağır hata olmasına bağlanmıştır. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların zamanaşımı süresince şüphelinin başında, tâbir yerinde ise Demoklesin Kılıcı gibi durması ve onun özgürlükler bakımından bir tehdit oluşturması önlenmek istenmektedir. Bazı usul kanunlarında mahkemelerin beraat kararlarının temyize tâbi tutulmadığı görülüyor. Bu yeni düzenleme neticesinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verdikten sonra yeni delil, iz, eser ve emare bulunmadıkça artık Adalet Bakanı da Cumhuriyet savcısından kamu davası açmasını isteyemeyecektir. Maddenin son fıkrasında yeni delil, iz, eser ve emarenin ne olduğu tanımlanarak uygulama açısından açıklık getirilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesi; "(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) İtirazın reddedilmesi hâlinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanına" ibaresi "ağır ceza mahkemesine", üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "Başkan" ibareleri "Mahkeme" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanının" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 71. maddesiyle de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir" ibaresi, "o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir" şeklinde; dördüncü fıkrasında yer alan "Mahkeme" ibaresi "Sulh ceza hâkimliği" şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesinin" ibaresi "sulh ceza hâkimliğinin" şeklinde, altıncı fıkrası ise 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "İtirazın reddedilmesi hâlinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172'nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde değiştirilmek suretiyle son şeklini almış olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Maddenin tasarı gerekçesinde; "Madde, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı itirazı ve bunun incelenmesi ile görevli mercii ve usulü göstermektedir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı maslahata uygunluk sistemini kabul eden ülkelerde de Cumhuriyet savcısının vereceği takipsizlik kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi kabul edilmektedir. Tasarı 175 inci maddesinde kovuşturmaya yer olmadığı hakkındaki kararların, yeni delil, iz, eser ve emare olmadan değiştirilemeyeceğini kabul etmiş bulunduğundan, itiraz olanağı daha fazla önem taşımaktadır. Madde, itiraz hakkını esasta suçtan zarar gören şikâyetçiye ve şikâyetçisi bulunmayan hâllerde karar veren Cumhuriyet savcısının bağlı olduğu ağır ceza mahkemesi neznindeki Cumhuriyet başsavcısına vermiş bulunmaktadır. İtiraz süresi, kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gündür. İtiraz mercii, Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkemenin başkanıdır. İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını haklı gösterebilecek olaylar, delil, iz, eser ve emarelerin gösterilip açıklanması zorunludur. Aksi takdirde işlem hemen ret olunur. Usulüne uygun şekilde düzenlenerek süresi içinde verilmiş dilekçe veya yetkili Cumhuriyet başsavcısının yazısı üzerine başkan kararını vermek için şu işlemleri gerçekleştirebilir: 1- Cumhuriyet savcısından soruşturma dosyasını göndermesini isteyebilir. 2- Bir diyeceği varsa bildirmesi için, bir süre belirleyerek dilekçeyi şüpheliye tebliğ edebilir. 3- Gerekli görürse, soruşturmanın genişletilmesi için sulh ceza hâkimini görevlendirebilir. Ancak bu hâlde, hangi hususta soruşturma yapılacağını görevlendirme kararında göstermelidir. Bu incelemesi sonunda başkan şu iki karardan birisini verecektir: 1- İstemin geçerli olduğu hususunda kanaat getirecek olursa, kamu davasının yani kovuşturmanın açılmasına karar verecektir. 2- Bu kanaate varamazsa, istemi gerekçeli olarak ret edecektir yani istemin dayandığı hususları neden dolayı geçerli görmediğini kararında belirtecektir. Bu hâlde, istemde bulunan suçtan zarar görmüş şikâyetçi ise adı geçeni giderleri ödemeye mahkûm edecek ve kararını Cumhuriyet savcısına ve şüpheliye bildirecektir. Maddenin (3) numaralı fıkrasına göre, Cumhuriyet savcısının yeni delil, iz, eser ve emarelerin varlığı nedeniyle kamu davası açması ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesi koşuluna bağlanmıştır. Bu düzenlemenin nedeni 175 inci maddede kovuşturma açılmaması kararına bağlanan otoritedir." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur. Mülga 1412 sayılı CMUK'nın "Hukuku amme davasını açmak vazifesi" başlıklı 148. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise; "Hukuku amme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir. Valiler de hukuku amme davası açılmasını kendi vilayetleri dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucip sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine Adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salahiyeti kullanmak lazımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapar." şeklinde düzenlenmiş iken, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5209 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup CMK'da benzeri bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır. Kamu davasını açma tekelini elinde bulunduran Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir. 1412 sayılı CMUK'da Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı bu kararını kendiliğinden, Adalet Bakanı ve adalet müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi. Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine 1412 sayılı CUMK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır. CMK'nın 173. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâlinde suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile itirazı incelemeye yetkili merci ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmasa da adli nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacağından, kesin hüküm etkisine benzer bir durum ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendirdiğinden sıradan bir adli işlem niteliği de taşımamaktadır. Kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, üçüncü fıkrası uyarınca ise kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmedikçe soruşturmanın yeniden dirilmeyeceği istisnai şekilde Kanun'da kabul edilmiştir. Anılan şartlar gerçekleşmeden Kanun'un istisnai olarak belirlediği bu hâl dışına çıkılarak başka makama kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırma yetkisi verilemeyecek, böylece kişilerin aynı fiilden dolayı soruşturma baskısı altında kalması engellenmiş olacaktır. Bu bakımdan mülga CMUK'da düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki statüsünün CMK'da kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, kanun yararına bozma kanun yolu üzerinde de durulması gerekmektedir. Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK’nın "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kısmında yer alan kanun yararına bozma Kanun’un 309. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. (4) Bozma nedenleri: a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. (5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez." şeklinde düzenlenmiş olup; Maddenin gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir. Böylece kanunun eşit uygulanması ve sanığın aleyhine olmamak koşuluyla, hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amaçlanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." olarak ifade edilmiştir. Kanun yararına bozma, hâkim veya mahkemeler tarafından verilen ve istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hukuka ayrılıkların giderilmesi için, kural olarak Adalet Bakanlığı, istisnai durumlarda da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başvurulan olağanüstü kanun yollarından birisidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanlığı’nın kendisine ilettiği kararın kanun yararına bozulması için Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine başvurur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ilk önce olağan kanun yolları (itiraz, istinaf, temyiz), daha sonra da olağanüstü kanun yolları (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, kanun yararına bozma, yargılamanın yenilenmesi) düzenlenmiştir. Henüz kesinleşmemiş olup olağan kanun yolunun açık olduğu karar veya hükümler aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz. Ancak verildiği anda kesin olan veya olağan kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşen karar veya hükümler aleyhine bu kanun yoluna başvurulabilir. Bu kanun yolunda önemli olan hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olmasıdır. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz. Kanun yararına bozma kararları sanık lehine ve aleyhine sonuç doğurabilir. Bu olağanüstü kanun yolu sonucunda verilen kararların sanık aleyhine sonuç doğurmayacağına ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi ve ülke genelinde uygulama birliğini sağlama amacıyla başvurulan bir yol olup ayrıca kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu bulunmaktadır. CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ya da mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve kişiler açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır. Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bozma nedenleri; CMK’nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. CMK'nın 223. maddesinde düzenlenen hükümlerden bir kısmı esasa ilişkin, bir kısmı da esasa değinmeyen hükümlerdir. Esası çözmeyen hüküm türleri; durma, düşme ve başka yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararları gösterilebilir. Bu durumlardan birinin varlığı hâlinde, bozma kararı üzerine, söz konusu kararı veren hâkim yeniden inceleme yapıp karar verecek, gerekirse de işin esasını çözüme kavuşturacaktır. Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları ve hüküm niteliğinde olmayan muhakemenin durmasına yönelik kararlar ile diğer hâkim veya mahkeme kararları; örneğin, görevsizlik, yetkisizlik kararları, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına yapılan itirazın kabulü veya reddine ilişkin mercii kararları, infaza dair kararlar, CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında olan davanın esasını çözmeyen kararlardandır. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, tekriri muhakeme yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır. Burada aranması gereken, bizzat istem yazısına konu edilen hüküm, buna ilişkin ileri sürülen aykırılık olgusu ve sebepler ile bağlılıktır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine inceleme yapan Sulh Ceza Hâkimliğince; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik yapılan itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin Özel Dairece, söz konusu kararın kanun yararına konu edilebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılan dosyada; Olağanüstü kanun yollarından olan ve CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluna, hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğu öğrenilen karar veya hükümler aleyhine başvurulabilmesi karşısında; somut olayda kanun yararına bozma yoluna konu edilen/edilebilen kararın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisi olmayıp anılan karara yönelik itirazın reddine ilişkin hâkim kararı olduğunun anlaşılması, aynı Kanun'un 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine dair kararın verildiği anda kesin olan kararlardan olması, aynı Kanun'un 160. maddesi uyarınca maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamak zorunda olan Cumhuriyet savcısının, yine aynı Kanun'un 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa bir iddianame düzenlemek zorunda olduğundan, etkin soruşturma yükümlülüğüne ve kamu davası açma mecburiyeti ilkesine aykırı şekildeki muhakeme hukukuna aykırı yapılan işlemlerin itiraz kanun yoluyla değerlendirildiği merci kararlarına karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağına ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme bulunmaması ve bu hususların değerlendirilmesinin merci kararını veren sulh ceza hâkiminin takdirinde olmaması, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı Kanun'un 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz reddedildikten sonra aynı Kanun'un 173. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca; kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacak olmasının, itiraz üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen karardaki verildiği anda mevcut olan hukuka aykırılıklarla ilgili kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesine engel bir durum yaratmaması, verildiği anda mevcut olmayıp karardan sonra ortaya çıkan veya karar verilinceye kadar hâkimliğin bilgisine sunulmamış olan yeni delil vb. durumlarda kanun yararına bozma yoluna zaten gidilemeyip anılan fıkralarda düzenlenen ayrı bir yolun izlenecek olması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin merci kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenebilecek kararlardan olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın Genel Kurulun çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı Cumhuriyet Savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararı üzerine kesinleşen kararlara karşı CMK’nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebi halinde bu hususun dairece incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir. CMK’nın 309 uncu maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir' aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi son cümlesinde '...bu hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz' aynı maddenin (c) bendinde ise 'Davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez' hükümlerine yer verilmiştir. CMK’nın 309/1. maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafında verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ...' kararlara karşı kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Tarafımca kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebilmesi için ilk şart mahkeme veya hakimlik tarafından verilen kararın istinaf veya temyiz yasa yolu açık kararlardan olması gerekir. İtiraz üzerine kesinleşen kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidileceğini kanun koruyucu kabul etseydi itiraz edilmeden veya itiraz edilerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşıda cümlesini maddeyi eklemesi gerekirdi. CMK’nın 309/1. maddesinde '...karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen' kavramı yer almaktadır. Burada kanun koyucu bu cümleyi koymakla hukuka aykırılığın tespitinin kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılığı kastetmiştir. Oysa Ceza Genel Kurulu önüne gelen incelenen dosyada kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılık olup olmadığı belli değildir. Cumhuriyet savcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ilgili ceza dairesince kanun yararına bozma yoluyla incelenebilir denildiğinde kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin itiraz üzerine kesinleşen kararı ortadan kaldıracaktır. Bu halde Cumhuriyet Savcılığınca zorunlu olarak dava açılmak zorunlu olarak dava açılması gerekir. Açılan davanın yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı verilmesi de mümkündür. O halde Cumhuriyet Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında hukuka aykırılık vardır denemeyeceğinden Kanun yararına bozma yasa yolunun şartlarından birisi oluşmamıştır. Bunun yanında Cumhuriyet savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ya incelenen dosyada olduğu gibi itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararları ile ya da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın taraflara tebliği üzerine kanunda belirlenen süre geçtikten sonra kesinleşmektedir. Kanun yararına bozma yoluna gelinebilmesi için hakim ya da mahkeme kararı arandığına göre itiraz edilmeden kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda bulunan hukuka aykırılıklar nasıl çözülecektir? Ayrıca Cumhuriyet savcılıklarınca verilen ve itiraz incelemesinden geçerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararları inceleyen ilgili ceza dairesi yaptığı inceleme neticesinde kanun yararına bozma talebini kabul ettiği takdirde daha ilk derece mahkemesince yargılaması yapılmamış eylem hakkında görüş belirttiğinden eylem hakkında yargılama yapacak ilk derece mahkemeleri üzerinde baskı oluşabilecek aynı zamanda ihsas-ı reyde bulunmuş olacaktır. Cumhuriyet savcılığınca yapılan incelemede araştırma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar şüpheli hakkında hukuki güvence oluşturmaktadır. Yeni bir delil ortaya çıkmadıkça aynı eylem nedeniyle tekrar şüpheli hakkında kovuşturma yapılamaz. Oysa kanun yararına bozma yasa yolu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar kaldırılırsa kişi hukuk güvencesinden yoksun hale gelip zamanaşımı süresince şüpheli hakkında dava açılması ve sanık haline gelmesi her zaman mümkündür bu halde kişiler için hukuki güvence ortadan kalkmaktadır. CMK’nın 309. maddesinde tanımlanan kanun yararına bozma kanun yoluna gidilmesi ve kabul edilmesi halinde sanığın aleyhine sonuç doğurmayacağı öngörülmüştür. İncelenen olayda ilgili dairece kanun yararına bozma kabul edilip, şüpheli hakkında dava açılması halinde sanık pozisyonuna geçen şüphelinin yargılanması neticesinde ceza alma olasılığı da mümkündür. Bu halde kanun yararına bozma kanun yoluna aykırı olup sanık aleyhine sonuçları olabilecektir. Bu nedenlerle sayın Ceza Genel Kurulunun çoğunluk görüşü olan Cumhuriyet savcılıklarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimince verilen itirazın reddi kararlarına karşı kanun yararına bozmaya gelinebileceğine ilişkin görüşe katılmıyorum." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşünceyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 06.02.2020 tarihli ve 7191-939 sayılı ret kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivde bulunan dosyaların Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, kanun yararına bozma talebi hakkında karar verilmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/208 E., 2023/372 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hâkimliği
tam metni aç
Ceza Dairesinin 27.05.2019 gün ve 3834-8944 sayılı ilamlarına konu olan benzer uyuşmazlıklarda, 5271 sayılı CMK'nın 172-173. maddeleri uyarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itirazın reddine ilişkin kesin kararlara yönelen kanun yararına bozma talepleri kabul edilmiş, Özel Daireler arasında istikrar gösteren bir içtihat oluşturulmuştur.
Ceza Genel Kurulu         2021/208 E.  ,  2023/372 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği SAYISI : 773 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun cinsel istismarı suçundan şüpheli ... hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 24.12.2018 tarihli ve 111839-65599 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Bursa 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 05.03.2019 tarih ve 773 sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Kesin nitelikte olan bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 16.10.2019 tarihli ve 94660652-105-16-5286-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25.10.2019 tarihli ve 101995 sayılı ihbarname ile; "...Dosya kapsamına göre, mağdurun yönlendirilme ihtimalinin yüksek olduğu ve iddialarının soyut ve hiç bir delille desteklenmediği gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan 'Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.' şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, bu itibarla sosyal hizmet uzmanı adli görüşmecinin gözetiminde mağdurenin ifadesinin alınmasına ve mağdurenin ayrıntılı bir şekilde cinsel istismar olayını tarif etmesine karşın savcılık tarafından sosyal hizmet uzmanından mağdure çocuğun cinsel istismar olayının bilincinde ve sözlerine itibar edilebilir olup olmadığına ilişkin rapor alınmadan eksik incelemeyle karar verildiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.01.2020 tarih ve 7194-608 sayı ile; "Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarname içeriği kanun yararına bozma yolu ile düzeltilecek kararlardan olmadığı nedeniyle kanun yararına bozma talebinin reddine" karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2020 tarih ve 101995 sayı ile; "(...)Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasında itirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir... 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddi kararı kesin olarak verilen ve ancak CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecek kararlardandır. Kararın CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına bozulması halinde, kararı veren hâkim tarafından gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilebilecektir. Bunun aksinin kabulü durumunda soruşturma dosyasının içinde şüpheli hakkında dava açmaya yeter kuvvetli deliller bulunmasına rağmen, yeni delil elde edilememesi nedeniyle kovuşturmanın yapılamayacağı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar kesin olduğundan denetlenemeyeceği sonucu ortaya çıkabilecektir. Cumhuriyet savcısının verdiği kararlara karşı sulh ceza hâkimliği tarafından verilen her türlü kesin karar denetlemeye açıkken, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın itirazen reddi kararının denetlenememesi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Nitekim, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 09.09.2019 gün ve 2373-3623, 2. Ceza Dairesinin 25.02.2019 gün ve 502-3396, 3. Ceza Dairesinin 23.01.2019 gün ve 12706-823, 4. Ceza Dairesinin 15.05.2019 gün ve 2277-9064, 5. Ceza Dairesinin 03.07.2019 gün ve 4154-6717, 6. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 1375-3117, 7. Ceza Dairesinin 20.12.2018 gün ve 16312-14759, 8. Ceza Dairesinin 10.01.2019 gün ve 5672-433, 11. Ceza Dairesinin 12.09.2019 gün 4407-6188, 12. Ceza Dairesinin 17.09.2019 gün ve 3536-8925, 13. Ceza Dairesinin 23.09.2019 gün ve 4627-13018, 15. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 3803-5567, 17. Ceza Dairesinin 14.01.2019 gün ve 8583-603, 18. Ceza Dairesinin 06.05.2019 gün ve 997-8348, 19. Ceza Dairesinin 27.05.2019 gün ve 3834-8944 sayılı ilamlarına konu olan benzer uyuşmazlıklarda, 5271 sayılı CMK'nın 172-173. maddeleri uyarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itirazın reddine ilişkin kesin kararlara yönelen kanun yararına bozma talepleri kabul edilmiş, Özel Daireler arasında istikrar gösteren bir içtihat oluşturulmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere, şüpheli ... hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine konu Bursa 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 05.03.2019 günlü, 2019/773 değişik iş sayılı kararı yönünden kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 14. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı,(...)" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 18.05.2021 tarih, 2382-3484 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Şüpheli ... hakkında mağdure Almina Şenozan'a yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan soruşturma sonucunda Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.12.2018 tarih ve 111839-65599 sayı ile kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mağdurenin annesi şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Bursa 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 05.03.2019 tarih ve 773 sayı ile; usul ve yasaya aykırı bulunmayan anılan karara karşı yapılan itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin ise Özel Dairece, söz konusu kararın kanun yararına bozma yoluyla düzeltilecek kararlar olmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın çözümü için Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde görev ve yetkileri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mevzuat hükümleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır. CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.", "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası; "Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...", "Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise; "(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." biçiminde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. (3) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde düzenlenmiş iken söz konusu maddenin ikinci fıkrası 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." biçiminde değiştirilmiş olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Maddenin tasarı gerekçesinde; "1412 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinde, yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi hâlinde, takipsizlik kararı verilmesine dair hüküm yer almaktadır. Tasarı ilk olarak bu işlemi belirlemek üzere 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar' terimini getirmiştir. Soruşturma evresinden kovuşturmaya geçip geçmeme söz konusu olduğundan bu terim değişikliği uygun görülmüştür. Madde ayrıca kamu davasının açılması için şüpheyi haklı kılacak yeterlikte ve kuvvette delil, iz, eser ve emarenin elde edilmemesi ölçütünü kullanmaktadır. Yeterli kuvvette makul şüphe bulunduğu anlaşılacak olursa, kovuşturma evresine geçilecektir. Maddenin ikinci fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, kamu davasının, aynı eylem ve aynı kişi hakkında açılabilmesi yeni delil, iz, eser ve emarenin meydana çıkmasına veya şüphe nedenlerinin takdirinde ağır hata olmasına bağlanmıştır. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların zamanaşımı süresince şüphelinin başında, tâbir yerinde ise Demoklesin Kılıcı gibi durması ve onun özgürlükler bakımından bir tehdit oluşturması önlenmek istenmektedir. Bazı usul kanunlarında mahkemelerin beraat kararlarının temyize tâbi tutulmadığı görülüyor. Bu yeni düzenleme neticesinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verdikten sonra yeni delil, iz, eser ve emare bulunmadıkça artık Adalet Bakanı da Cumhuriyet savcısından kamu davası açmasını isteyemeyecektir. Maddenin son fıkrasında yeni delil, iz, eser ve emarenin ne olduğu tanımlanarak uygulama açısından açıklık getirilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesi; "(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) İtirazın reddedilmesi hâlinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanına" ibaresi "ağır ceza mahkemesine", üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "Başkan" ibareleri "Mahkeme" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanının" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 71. maddesiyle de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir" ibaresi, "o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir" şeklinde; dördüncü fıkrasında yer alan "Mahkeme" ibaresi "Sulh ceza hâkimliği" şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesinin" ibaresi "sulh ceza hâkimliğinin" şeklinde, altıncı fıkrası ise 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "İtirazın reddedilmesi hâlinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172'nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde değiştirilmek suretiyle son şeklini almış olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Maddenin tasarı gerekçesinde; "Madde, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı itirazı ve bunun incelenmesi ile görevli mercii ve usulü göstermektedir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı maslahata uygunluk sistemini kabul eden ülkelerde de Cumhuriyet savcısının vereceği takipsizlik kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi kabul edilmektedir. Tasarı 175 inci maddesinde kovuşturmaya yer olmadığı hakkındaki kararların, yeni delil, iz, eser ve emare olmadan değiştirilemeyeceğini kabul etmiş bulunduğundan, itiraz olanağı daha fazla önem taşımaktadır. Madde, itiraz hakkını esasta suçtan zarar gören şikâyetçiye ve şikâyetçisi bulunmayan hâllerde karar veren Cumhuriyet savcısının bağlı olduğu ağır ceza mahkemesi neznindeki Cumhuriyet başsavcısına vermiş bulunmaktadır. İtiraz süresi, kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gündür. İtiraz mercii, Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkemenin başkanıdır. İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını haklı gösterebilecek olaylar, delil, iz, eser ve emarelerin gösterilip açıklanması zorunludur. Aksi takdirde işlem hemen ret olunur. Usulüne uygun şekilde düzenlenerek süresi içinde verilmiş dilekçe veya yetkili Cumhuriyet başsavcısının yazısı üzerine başkan kararını vermek için şu işlemleri gerçekleştirebilir: 1- Cumhuriyet savcısından soruşturma dosyasını göndermesini isteyebilir. 2- Bir diyeceği varsa bildirmesi için, bir süre belirleyerek dilekçeyi şüpheliye tebliğ edebilir. 3- Gerekli görürse, soruşturmanın genişletilmesi için sulh ceza hâkimini görevlendirebilir. Ancak bu hâlde, hangi hususta soruşturma yapılacağını görevlendirme kararında göstermelidir. Bu incelemesi sonunda başkan şu iki karardan birisini verecektir: 1- İstemin geçerli olduğu hususunda kanaat getirecek olursa, kamu davasının yani kovuşturmanın açılmasına karar verecektir. 2- Bu kanaate varamazsa, istemi gerekçeli olarak ret edecektir yani istemin dayandığı hususları neden dolayı geçerli görmediğini kararında belirtecektir. Bu hâlde, istemde bulunan suçtan zarar görmüş şikâyetçi ise adı geçeni giderleri ödemeye mahkûm edecek ve kararını Cumhuriyet savcısına ve şüpheliye bildirecektir. Maddenin (3) numaralı fıkrasına göre, Cumhuriyet savcısının yeni delil, iz, eser ve emarelerin varlığı nedeniyle kamu davası açması ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesi koşuluna bağlanmıştır. Bu düzenlemenin nedeni 175 inci maddede kovuşturma açılmaması kararına bağlanan otoritedir." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur. Mülga 1412 sayılı CMUK'nın "Hukuku amme davasını açmak vazifesi" başlıklı 148. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise; "Hukuku amme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir. Valiler de hukuku amme davası açılmasını kendi vilayetleri dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucip sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine Adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salahiyeti kullanmak lazımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapar." şeklinde düzenlenmiş iken, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5209 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup CMK'da benzeri bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır. Kamu davasını açma tekelini elinde bulunduran Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir. CMUK'da Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı bu kararını kendiliğinden, Adalet Bakanı ve adalet müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi. Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine CUMK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır. CMK'nın 173. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâlinde suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile itirazı incelemeye yetkili merci ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmasa da adli nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacağından, kesin hüküm etkisine benzer bir durum ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendirdiğinden sıradan bir adli işlem niteliği de taşımamaktadır. Kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, üçüncü fıkrası uyarınca ise kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmedikçe soruşturmanın yeniden dirilmeyeceği istisnai şekilde Kanun'da kabul edilmiştir. Anılan şartlar gerçekleşmeden Kanun'un istisnai olarak belirlediği bu hâl dışına çıkılarak başka makama kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırma yetkisi verilemeyecek, böylece kişilerin aynı fiilden dolayı soruşturma baskısı altında kalması engellenmiş olacaktır. Bu bakımdan mülga CMUK'da düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki statüsünün CMK'da kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, kanun yararına bozma kanun yolu üzerinde de durulması gerekmektedir. Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK’nın "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kısmında yer alan kanun yararına bozma Kanun’un 309. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. (4) Bozma nedenleri: a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. (5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez." şeklinde düzenlenmiş olup; Maddenin gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir. Böylece kanunun eşit uygulanması ve sanığın aleyhine olmamak koşuluyla, hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amaçlanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." olarak ifade edilmiştir. Kanun yararına bozma, hâkim veya mahkemeler tarafından verilen ve istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hukuka ayrılıkların giderilmesi için, kural olarak Adalet Bakanlığı, istisnai durumlarda da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başvurulan olağanüstü kanun yollarından birisidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanlığı’nın kendisine ilettiği kararın kanun yararına bozulması için Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine başvurur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ilk önce olağan kanun yolları (itiraz, istinaf, temyiz), daha sonra da olağanüstü kanun yolları (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, kanun yararına bozma, yargılamanın yenilenmesi) düzenlenmiştir. Henüz kesinleşmemiş olup olağan kanun yolunun açık olduğu karar veya hükümler aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz. Ancak verildiği anda kesin olan veya olağan kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşen karar veya hükümler aleyhine bu kanun yoluna başvurulabilir. Bu kanun yolunda önemli olan hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olmasıdır. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz. Kanun yararına bozma kararları sanık lehine ve aleyhine sonuç doğurabilir. Bu olağanüstü kanun yolu sonucunda verilen kararların sanık aleyhine sonuç doğurmayacağına ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi ve ülke genelinde uygulama birliğini sağlama amacıyla başvurulan bir yol olup ayrıca kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu bulunmaktadır. CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ya da mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve kişiler açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır. Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bozma nedenleri; CMK’nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. CMK'nın 223. maddesinde düzenlenen hükümlerden bir kısmı esasa ilişkin, bir kısmı da esasa değinmeyen hükümlerdir. Esası çözmeyen hüküm türleri; durma, düşme ve başka yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararları gösterilebilir. Bu durumlardan birinin varlığı hâlinde, bozma kararı üzerine, söz konusu kararı veren hâkim yeniden inceleme yapıp karar verecek, gerekirse de işin esasını çözüme kavuşturacaktır. Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları ve hüküm niteliğinde olmayan muhakemenin durmasına yönelik kararlar ile diğer hâkim veya mahkeme kararları; örneğin, görevsizlik, yetkisizlik kararları, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına yapılan itirazın kabulü veya reddine ilişkin mercii kararları, infaza dair kararlar, CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında olan davanın esasını çözmeyen kararlardandır. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, tekriri muhakeme yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır. Burada aranması gereken, bizzat istem yazısına konu edilen hüküm, buna ilişkin ileri sürülen aykırılık olgusu ve sebepler ile bağlılıktır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine inceleme yapan Sulh Ceza Hâkimliğince; kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin Özel Dairece, söz konusu kararın kanun yararına bozma yoluyla düzeltilebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılan dosyada; Olağanüstü kanun yollarından olan ve CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluna, hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğu öğrenilen karar veya hükümler aleyhine başvurulabilmesi karşısında; somut olayda kanun yararına bozma yoluna konu edilen/edilebilen kararın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisi olmayıp anılan karara yönelik itirazın reddine ilişkin hâkim kararı olduğunun anlaşılması, aynı Kanun'un 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine dair kararın verildiği anda kesin olan kararlardan olması, aynı Kanun'un 160. maddesi uyarınca maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamak zorunda olan Cumhuriyet savcısının, yine aynı Kanun'un 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa bir iddianame düzenlemek zorunda olduğundan, etkin soruşturma yükümlülüğüne ve kamu davası açma mecburiyeti ilkesine aykırı şekildeki muhakeme hukukuna aykırı yapılan işlemlerin itiraz kanun yoluyla değerlendirildiği merci kararlarına karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağına ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme bulunmaması ve bu hususların değerlendirilmesinin merci kararını veren sulh ceza hâkiminin takdirinde olmaması, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı Kanun'un 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz reddedildikten sonra aynı Kanun'un 173. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca; kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacak olmasının, itiraz üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen karardaki verildiği anda mevcut olan hukuka aykırılıklarla ilgili kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesine engel bir durum yaratmaması, verildiği anda mevcut olmayıp karardan sonra ortaya çıkan veya karar verilinceye kadar hâkimliğin bilgisine sunulmamış olan yeni delil vb. durumlarda kanun yararına bozma yoluna zaten gidilemeyip anılan fıkralarda düzenlenen ayrı bir yolun izlenecek olması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin merci kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenebilecek kararlardan olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın Genel Kurulun çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı Cumhuriyet Savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararı üzerine kesinleşen kararlara karşı CMK’nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebi halinde bu hususun dairece incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir. CMK’nın 309 uncu maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir' aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi son cümlesinde '...bu hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz' aynı maddenin (c) bendinde ise 'Davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez' hükümlerine yer verilmiştir. CMK’nın 309/1. maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafında verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ...' kararlara karşı kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Tarafımca kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebilmesi için ilk şart mahkeme veya hakimlik tarafından verilen kararın istinaf veya temyiz yasa yolu açık kararlardan olması gerekir. İtiraz üzerine kesinleşen kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidileceğini kanun koruyucu kabul etseydi itiraz edilmeden veya itiraz edilerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşıda cümlesini maddeyi eklemesi gerekirdi. CMK’nın 309/1. maddesinde '...karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen' kavramı yer almaktadır. Burada kanun koyucu bu cümleyi koymakla hukuka aykırılığın tespitinin kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılığı kastetmiştir. Oysa Ceza Genel Kurulu önüne gelen incelenen dosyada kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılık olup olmadığı belli değildir. Cumhuriyet savcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ilgili ceza dairesince kanun yararına bozma yoluyla incelenebilir denildiğinde kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin itiraz üzerine kesinleşen kararı ortadan kaldıracaktır. Bu halde Cumhuriyet Savcılığınca zorunlu olarak dava açılmak zorunlu olarak dava açılması gerekir. Açılan davanın yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı verilmesi de mümkündür. O halde Cumhuriyet Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında hukuka aykırılık vardır denemeyeceğinden Kanun yararına bozma yasa yolunun şartlarından birisi oluşmamıştır. Bunun yanında Cumhuriyet savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ya incelenen dosyada olduğu gibi itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararları ile ya da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın taraflara tebliği üzerine kanunda belirlenen süre geçtikten sonra kesinleşmektedir. Kanun yararına bozma yoluna gelinebilmesi için hakim ya da mahkeme kararı arandığına göre itiraz edilmeden kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda bulunan hukuka aykırılıklar nasıl çözülecektir? Ayrıca Cumhuriyet savcılıklarınca verilen ve itiraz incelemesinden geçerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararları inceleyen ilgili ceza dairesi yaptığı inceleme neticesinde kanun yararına bozma talebini kabul ettiği takdirde daha ilk derece mahkemesince yargılaması yapılmamış eylem hakkında görüş belirttiğinden eylem hakkında yargılama yapacak ilk derece mahkemeleri üzerinde baskı oluşabilecek aynı zamanda ihsas-ı reyde bulunmuş olacaktır. Cumhuriyet savcılığınca yapılan incelemede araştırma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar şüpheli hakkında hukuki güvence oluşturmaktadır. Yeni bir delil ortaya çıkmadıkça aynı eylem nedeniyle tekrar şüpheli hakkında kovuşturma yapılamaz. Oysa kanun yararına bozma yasa yolu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar kaldırılırsa kişi hukuk güvencesinden yoksun hale gelip zamanaşımı süresince şüpheli hakkında dava açılması ve sanık haline gelmesi her zaman mümkündür bu halde kişiler için hukuki güvence ortadan kalkmaktadır. CMK’nın 309. maddesinde tanımlanan kanun yararına bozma kanun yoluna gidilmesi ve kabul edilmesi halinde sanığın aleyhine sonuç doğurmayacağı öngörülmüştür. İncelenen olayda ilgili dairece kanun yararına bozma kabul edilip, şüpheli hakkında dava açılması halinde sanık pozisyonuna geçen şüphelinin yargılanması neticesinde ceza alma olasılığı da mümkündür. Bu halde kanun yararına bozma kanun yoluna aykırı olup sanık aleyhine sonuçları olabilecektir. Bu nedenlerle sayın Ceza Genel Kurulunun çoğunluk görüşü olan Cumhuriyet savcılıklarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimince verilen itirazın reddi kararlarına karşı kanun yararına bozmaya gelinebileceğine ilişkin görüşe katılmıyorum." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşünceyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.01.2020 tarihli ve 7194-608 sayılı ret kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivde bulunan dosyaların Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, kanun yararına bozma talebi hakkında karar verilmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/302 E., 2023/373 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2. Maddesinde 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açıla
Ceza Genel Kurulu         2021/302 E.  ,  2023/373 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ: (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi SAYISI : 2687 ve 4697 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun cinsel istismarı suçundan şüpheli ... hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13.02.2018 tarihli ve 12398-5183 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikâyetçi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilince yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Gaziantep 2. Sulh Ceza Hakimliğince 29.03.2018 tarih ve 2687 sayı ile, şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 26.06.2018 tarih ve 4697 sayı ile; itirazların reddine karar verilmiştir. Kesin nitelikte olan bu kararlara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 10.12.2019 tarihli ve 13890 sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13.12.2019 tarihli ve 126192 sayılı ihbarname ile; "(...)Dosya kapsamına göre, müştekinin dilekçelerinde özetle, ayrıldığı eski eşi olan şüphelinin, evlilikleri süresince kendisine karşı kötü davrandığını, olağan dışı cinsel taleplerde bulunduğunu, ayrıca bir dönem izinsiz define arama girişimlerinin olduğunu, buna ilaveten özellikle boşandıkları dönemden sonra müşterek çocuklarının babasının yanından geldikten sonra tavırlarında değişiklikler müşahade ettiğini, çocuğunun anlatımları doğrultusunda, babası tarafından normal karşılanamayacak sevme tarzına maruz kaldığını (şüphelinin mağduru dudağından öptüğü, banyoda iken mağdura memelerini öptürdüğü, mağdurun pipisi ile oynadığı ve arkadan mağdurun pipisine ve poposuna ellediği), ayrıca şüphelinin mağdura hitaben 'annenin vücuduna dokun, memelerine dokun, annene vur, bağır bunları yapmazsan baban olmam sana oyuncak almam' şeklinde sözler söylediğini, bu hususta gerek çocuğunun okulundaki rehberlik öğretmeniyle gerekse İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı ile görüşüp çocuğunu ruhsal ve pedagojik olarak muayene ettirdiğini, her iki birimin de çocuğun uygunsuz cinsel davranışlara maruz kaldığına dair kanaat raporu düzenlendiğini belirterek, yeni delil elde edildiği gerekçesiyle sanık hakkında şikâyetçi olması üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13/02/2018 tarihli kararda yer alan 'Müştekinin iddiasına konu cinsel istismar (çocuğa yönelik) suçu bakımından daha önce aynı iddialar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve kararın itiraz üzerine kesinleştiği ve aynı konuda yeni delil bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yapılamayacağı, cinsel saldırı suçu bakımından TCK'nun 102/2. maddesi son cümlesi gereğince şikayete tabi olan suç için şikayetin süresinde yapılmadığı, İzinsiz Define Aramak, Kötü Muamele ve Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma suçları bakımından ise atılı suçların işlendiğine dair şüpheli ile aralarında husumet bulunan müştekinin soyut ve genel nitelikteki iddiaları dışında görgü tanığı ve başkaca delinin bulunmaması' şeklindeki açıklamalarla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, Adı geçen şüpheli hakkında boşanmış olduğu eski eşi müşteki ile ortak çocukları olan mağdur çocuğa yönelik benzer nitelikteki cinsel istismar iddialarına ilişkin olarak daha önce Söke Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bahisle 23/12/2015 tarihli ve 2015/4203 soruşturma, 2015/2500 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği ve anılan karara karşı yapılan itirazın da mercii Söke Sulh Ceza Hakimliğinin 27/01/2016 tarihli ve 2016/226 değişik iş sayılı kararı ile reddedilerek kesinleştiği, bununla birlikte anılan kararın kesinleşmesini takiben müştekinin talebi üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 21/09/2017 tarihli ve 17678168598-181/2017 sayılı raporun sonuç kısmında, küçükle yapılan görüşme ve ele geçen tüm bilgi ve belgelerin bir arada değerlendirilmesi sonucunda babanın (şüphelinin) mağdur çocuğa yönelik uygunsuz cinsel içerikli davranışlarının bulunduğuna ilişkin kanaate varıldığı nazara alındığında, Şüpheli hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13/02/2018 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın sadece çocuğun cinsel istismarı suçu yönünden isabetli olmadığı diğer suçlar yönünden ise isabetli olduğu değerlendirilmekle, 1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2. Maddesinde 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz' şeklindeki düzenlemeye nazaran, Çocuğun cinsel istismarı iddialarına ilişkin olarak, daha önce Söke Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 23/12/2015 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazın mercii Söke Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/01/2016 tarihli ve 2016/226 değişik iş sayılı kararı ile reddedilerek kesinleştiği cihetle, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 21/09/2017 tarihli raporun yeni bir delil olup olmayacağına ilişkin değerlendirmenin de, daha önce Söke Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 23/12/2015 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı itirazı inceleyen Söke Sulh Ceza Hakîmliğine ait olduğu gözetilmeden, yetkisiz mercii tarafından inceleme yapılmasında, 2- Müştekinin talebi üzerine, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp Anabilim Dalı tarafından müşteki ve mağdur çocuk ile görüşülerek yapılan gözlem ve tüm belgeler incelenerek yapılan değerlendirme sonucu düzenlenen 21/09/2017 tarihli raporda şüphelinin mağdur çocuğa yönelik uygunsuz cinsel içerikli davranışlarının bulunduğuna ilişkin kanaate varılması hususunun yeni delil niteliğinde olduğu cihetle, şüphelinin üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin mahkemesince incelenmesi gerektiği gözetilmeksizin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir(...)" gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 30.09.2020 tarih, 7344-3600 sayı ve oy çokluğu ile; "(...)yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu husus kanun yararına bozma yoluna konu edilemeyeceğinden, vaki talebin reddine,(...)" karar verilmiş; "Somut olayda müştekinin talebi üzerine, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlî Tıp Anabilim Dalı tarafından müşteki ve mağdur çocuk ile görüşülerek yapılan gözlem ve tüm belgeler incelenerek yapılan değerlendirme sonucu düzenlenen 21/09/2017 tarihli raporda şüphelinin mağdur çocuğa yönelik uygunsuz cinsel içerikli davranışlarının bulunduğuna ilişkin kanaate varılması hususunun yeni delil niteliğinde olduğu delillerin takdir ve değerlendirmesinin mahkemesince incelenmesi gerektiği gözetilmeden, kanun yararına bozma talebinin kabulü ile merci kararlarının bozulması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 08.11.2020 tarih ve 126192 sayı ile; "...Şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine konu Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29.03.2018 tarihli ve 2018/2687 değişik iş sayılı kararı ile Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26.06.2018 tarihli ve 2018/4697 değişik iş sayılı kararı yönünden kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 14. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK'nın) 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 10.06.2021 tarih, 8990-4209 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin merci kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Şüpheli hakkında mağdura yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan soruşturma sonucunda Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.02.2018 tarih ve 12398-5183 sayı ile kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikâyetçi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilince yapılan itiraz üzerine Gaziantep 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 29.03.2018 tarih ve 2687 sayı ile, mağdurenin annesi şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Gaziantep 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 26.06.2018 tarih ve 4697 sayı ile; itirazların reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararlarına yönelik kanun yararına bozma talebinin Özel Dairece, kanun yararına bozma yoluyla düzeltilecek kararlar olmadığından yerinde görülmeyerek reddedildiği anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın çözümü için Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde görev ve yetkileri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mevzuat hükümleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır. CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.", "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası; "Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...", "Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; "(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir. (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.", Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi; "(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. (3) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde düzenlenmiş iken söz konusu maddenin ikinci fıkrası 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." biçiminde değiştirilmiş olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Maddenin tasarı gerekçesinde; "1412 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinde, yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi hâlinde, takipsizlik kararı verilmesine dair hüküm yer almaktadır. Tasarı ilk olarak bu işlemi belirlemek üzere 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar' terimini getirmiştir. Soruşturma evresinden kovuşturmaya geçip geçmeme söz konusu olduğundan bu terim değişikliği uygun görülmüştür. Madde ayrıca kamu davasının açılması için şüpheyi haklı kılacak yeterlikte ve kuvvette delil, iz, eser ve emarenin elde edilmemesi ölçütünü kullanmaktadır. Yeterli kuvvette makul şüphe bulunduğu anlaşılacak olursa, kovuşturma evresine geçilecektir. Maddenin ikinci fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, kamu davasının, aynı eylem ve aynı kişi hakkında açılabilmesi yeni delil, iz, eser ve emarenin meydana çıkmasına veya şüphe nedenlerinin takdirinde ağır hata olmasına bağlanmıştır. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların zamanaşımı süresince şüphelinin başında, tâbir yerinde ise Demoklesin Kılıcı gibi durması ve onun özgürlükler bakımından bir tehdit oluşturması önlenmek istenmektedir. Bazı usul kanunlarında mahkemelerin beraat kararlarının temyize tâbi tutulmadığı görülüyor. Bu yeni düzenleme neticesinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verdikten sonra yeni delil, iz, eser ve emare bulunmadıkça artık Adalet Bakanı da Cumhuriyet savcısından kamu davası açmasını isteyemeyecektir. Maddenin son fıkrasında yeni delil, iz, eser ve emarenin ne olduğu tanımlanarak uygulama açısından açıklık getirilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesi; "(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) İtirazın reddedilmesi hâlinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanına" ibaresi, "ağır ceza mahkemesine"; üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "Başkan" ibareleri, "Mahkeme" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanının" ibaresi, "ağır ceza mahkemesinin" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 71. maddesiyle de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine" ibaresi, "ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine"; üçüncü fıkrasında yer alan "o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir" ibaresi, "o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir"; dördüncü fıkrasında yer alan "Mahkeme" ibaresi, "Sulh ceza hâkimliği" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesinin" ibaresi, "sulh ceza hâkimliğinin" olarak değiştirilmiş, aynı fıkra 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "İtirazın reddedilmesi hâlinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172'nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır." biçiminde bir kez daha değiştirilmek suretiyle son şeklini almış olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Maddenin tasarı gerekçesinde; "Madde, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı itirazı ve bunun incelenmesi ile görevli mercii ve usulü göstermektedir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı maslahata uygunluk sistemini kabul eden ülkelerde de Cumhuriyet savcısının vereceği takipsizlik kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi kabul edilmektedir. Tasarı 175 inci maddesinde kovuşturmaya yer olmadığı hakkındaki kararların, yeni delil, iz, eser ve emare olmadan değiştirilemeyeceğini kabul etmiş bulunduğundan, itiraz olanağı daha fazla önem taşımaktadır. Madde, itiraz hakkını esasta suçtan zarar gören şikâyetçiye ve şikâyetçisi bulunmayan hâllerde karar veren Cumhuriyet savcısının bağlı olduğu ağır ceza mahkemesi neznindeki Cumhuriyet başsavcısına vermiş bulunmaktadır. İtiraz süresi, kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gündür. İtiraz mercii, Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkemenin başkanıdır. İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını haklı gösterebilecek olaylar, delil, iz, eser ve emarelerin gösterilip açıklanması zorunludur. Aksi takdirde işlem hemen ret olunur. Usulüne uygun şekilde düzenlenerek süresi içinde verilmiş dilekçe veya yetkili Cumhuriyet başsavcısının yazısı üzerine başkan kararını vermek için şu işlemleri gerçekleştirebilir: 1- Cumhuriyet savcısından soruşturma dosyasını göndermesini isteyebilir. 2- Bir diyeceği varsa bildirmesi için, bir süre belirleyerek dilekçeyi şüpheliye tebliğ edebilir. 3- Gerekli görürse, soruşturmanın genişletilmesi için sulh ceza hâkimini görevlendirebilir. Ancak bu hâlde, hangi hususta soruşturma yapılacağını görevlendirme kararında göstermelidir. Bu incelemesi sonunda başkan şu iki karardan birisini verecektir: 1- İstemin geçerli olduğu hususunda kanaat getirecek olursa, kamu davasının yani kovuşturmanın açılmasına karar verecektir. 2- Bu kanaate varamazsa, istemi gerekçeli olarak ret edecektir yani istemin dayandığı hususları neden dolayı geçerli görmediğini kararında belirtecektir. Bu hâlde, istemde bulunan suçtan zarar görmüş şikâyetçi ise adı geçeni giderleri ödemeye mahkûm edecek ve kararını Cumhuriyet savcısına ve şüpheliye bildirecektir. Maddenin (3) numaralı fıkrasına göre, Cumhuriyet savcısının yeni delil, iz, eser ve emarelerin varlığı nedeniyle kamu davası açması ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesi koşuluna bağlanmıştır. Bu düzenlemenin nedeni 175 inci maddede kovuşturma açılmaması kararına bağlanan otoritedir." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur. 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usül Kanunu'nun "Hukuku amme davasını açmak vazifesi" başlıklı 148. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise; "Hukuku amme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir. Valiler de hukuku amme davası açılmasını kendi vilayetleri dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucip sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine Adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salahiyeti kullanmak lazımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapar." şeklinde düzenlenmiş iken, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5209 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup CMK'da benzeri bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır. Kamu davasını açma tekelini elinde bulunduran Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir. CMUK'da Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı bu kararını kendiliğinden, Adalet Bakanı ve adalet müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi. Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine CUMK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır. CMK'nın 173. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâlinde suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile itirazı incelemeye yetkili merci ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmasa da adli nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacağından, kesin hüküm etkisine benzer bir durum ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendirdiğinden sıradan bir adli işlem niteliği de taşımamaktadır. Kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, üçüncü fıkrası uyarınca ise kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmedikçe soruşturmanın yeniden dirilmeyeceği istisnai şekilde Kanun'da kabul edilmiştir. Anılan şartlar gerçekleşmeden Kanun'un istisnai olarak belirlediği bu hâl dışına çıkılarak başka makama kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırma yetkisi verilemeyecek, böylece kişilerin aynı fiilden dolayı soruşturma baskısı altında kalması engellenmiş olacaktır. Bu bakımdan mülga CMUK'da düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki statüsünün 5271 sayılı CMK'da kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, kanun yararına bozma kanun yolu üzerinde de durulması gerekmektedir. Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan CMUK'da ise yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir. CMK’nın "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kısmında yer alan kanun yararına bozma Kanun’un 309. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. (4) Bozma nedenleri: a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. (5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez." şeklinde düzenlenmiş olup; Maddenin gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir. Böylece kanunun eşit uygulanması ve sanığın aleyhine olmamak koşuluyla, hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amaçlanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." olarak ifade edilmiştir. Kanun yararına bozma, hâkim veya mahkemeler tarafından verilen ve istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hukuka ayrılıkların giderilmesi için, kural olarak Adalet Bakanlığı, istisnai durumlarda da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başvurulan olağanüstü kanun yollarından birisidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanlığı’nın kendisine ilettiği kararın kanun yararına bozulması için Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine başvurur. CMK'da ilk önce olağan kanun yolları (itiraz, istinaf, temyiz), daha sonra da olağanüstü kanun yolları (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, kanun yararına bozma, yargılamanın yenilenmesi) düzenlenmiştir. Henüz kesinleşmemiş olup olağan kanun yolunun açık olduğu karar veya hükümler aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz. Ancak verildiği anda kesin olan veya olağan kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşen karar veya hükümler aleyhine bu kanun yoluna başvurulabilir. Bu kanun yolunda önemli olan hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olmasıdır. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz. Kanun yararına bozma kararları sanık lehine ve aleyhine sonuç doğurabilir. Bu olağanüstü kanun yolu sonucunda verilen kararların sanık aleyhine sonuç doğurmayacağına ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi ve ülke genelinde uygulama birliğini sağlama amacıyla başvurulan bir yol olup ayrıca kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu bulunmaktadır. CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ya da mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve kişiler açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır. Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bozma nedenleri; CMK’nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. CMK'nın 223. maddesinde düzenlenen hükümlerden bir kısmı esasa ilişkin, bir kısmı da esasa değinmeyen hükümlerdir. Esası çözmeyen hüküm türleri; durma, düşme ve başka yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararları gösterilebilir. Bu durumlardan birinin varlığı hâlinde, bozma kararı üzerine, söz konusu kararı veren hâkim yeniden inceleme yapıp karar verecek, gerekirse de işin esasını çözüme kavuşturacaktır. Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları ve hüküm niteliğinde olmayan muhakemenin durmasına yönelik kararlar ile diğer hâkim veya mahkeme kararları; örneğin, görevsizlik, yetkisizlik kararları, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına yapılan itirazın kabulü veya reddine ilişkin mercii kararları, infaza dair kararlar, CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında olan davanın esasını çözmeyen kararlardandır. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, tekriri muhakeme yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir. Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. CGK'nın 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır. Burada aranması gereken, bizzat istem yazısına konu edilen hüküm, buna ilişkin ileri sürülen aykırılık olgusu ve sebepler ile bağlılıktır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine inceleme yapan Sulh Ceza Hâkimliklerince; gösterilen gerekçelerin usul ve kanuna uygun olması sebebiyle itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararlarına yönelik kanun yararına bozma talebinin Özel Dairece, söz konusu kararların kanun yararına bozma yoluyla düzeltilebilecek nitelik olmadığından reddedildiği anlaşılan dosyada; Olağanüstü kanun yollarından olan ve CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluna, hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğu öğrenilen karar veya hükümler aleyhine başvurulabilmesi karşısında; somut olayda kanun yararına bozma yoluna konu edilen kararın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisi değil, anılan karara yönelik itirazın reddine ilişkin hâkim kararı olduğunun anlaşılması, aynı Kanun'un 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliğinin kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine dair kararının verildiği anda kesin nitelikteki kararlardan olması, sırasıyla CMK'nın 160 ve 170. maddelerinde değinilen etkin soruşturma yükümlülüğüne ve kamu davası açma mecburiyeti ilkesine aykırı şekildeki muhakeme hukuku hilafına yapılan işlemlerin itiraz kanun yoluyla değerlendirildiği merci kararlarına karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağına ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme bulunmaması ve bu hususların değerlendirilmesinin merci kararını veren sulh ceza hâkiminin takdirinde olmaması, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı Kanun'un 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz reddedildikten sonra 173. maddesin altıncı fıkrası uyarınca; kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacak olmasının, itiraz üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen karardaki verildiği anda mevcut olan hukuka aykırılıklarla ilgili kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesine engel bir durum yaratmaması, verildiği anda mevcut olmayıp karardan sonra ortaya çıkan veya karar verilinceye kadar hâkimliğin bilgisine sunulmamış olan yeni deliller bakımından durumlarda kanun yararına bozma yoluna zaten gidilemeyip anılan fıkralarda düzenlenen ayrı bir yolun izlenecek olması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin merci kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenebilecek kararlardan olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın Genel Kurulun çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı Cumhuriyet Savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararı üzerine kesinleşen kararlara karşı CMK’nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebi halinde bu hususun dairece incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir. CMK’nın 309 uncu maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir' aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi son cümlesinde '...bu hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz' aynı maddenin (c) bendinde ise 'Davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez' hükümlerine yer verilmiştir. CMK’nın 309/1. maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafında verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ...' kararlara karşı kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Tarafımca kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebilmesi için ilk şart mahkeme veya hakimlik tarafından verilen kararın istinaf veya temyiz yasa yolu açık kararlardan olması gerekir. İtiraz üzerine kesinleşen kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidileceğini kanun koruyucu kabul etseydi itiraz edilmeden veya itiraz edilerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşıda cümlesini maddeyi eklemesi gerekirdi. CMK’nın 309/1. maddesinde '...karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen' kavramı yer almaktadır. Burada kanun koyucu bu cümleyi koymakla hukuka aykırılığın tespitinin kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılığı kastetmiştir. Oysa Ceza Genel Kurulu önüne gelen incelenen dosyada kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılık olup olmadığı belli değildir. Cumhuriyet savcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ilgili ceza dairesince kanun yararına bozma yoluyla incelenebilir denildiğinde kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin itiraz üzerine kesinleşen kararı ortadan kaldıracaktır. Bu halde Cumhuriyet Savcılığınca zorunlu olarak dava açılmak zorunlu olarak dava açılması gerekir. Açılan davanın yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı verilmesi de mümkündür. O halde Cumhuriyet Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında hukuka aykırılık vardır denemeyeceğinden Kanun yararına bozma yasa yolunun şartlarından birisi oluşmamıştır. Bunun yanında Cumhuriyet savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ya incelenen dosyada olduğu gibi itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararları ile ya da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın taraflara tebliği üzerine kanunda belirlenen süre geçtikten sonra kesinleşmektedir. Kanun yararına bozma yoluna gelinebilmesi için hakim ya da mahkeme kararı arandığına göre itiraz edilmeden kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda bulunan hukuka aykırılıklar nasıl çözülecektir? Ayrıca Cumhuriyet savcılıklarınca verilen ve itiraz incelemesinden geçerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararları inceleyen ilgili ceza dairesi yaptığı inceleme neticesinde kanun yararına bozma talebini kabul ettiği takdirde daha ilk derece mahkemesince yargılaması yapılmamış eylem hakkında görüş belirttiğinden eylem hakkında yargılama yapacak ilk derece mahkemeleri üzerinde baskı oluşabilecek aynı zamanda ihsas-ı reyde bulunmuş olacaktır. Cumhuriyet savcılığınca yapılan incelemede araştırma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar şüpheli hakkında hukuki güvence oluşturmaktadır. Yeni bir delil ortaya çıkmadıkça aynı eylem nedeniyle tekrar şüpheli hakkında kovuşturma yapılamaz. Oysa kanun yararına bozma yasa yolu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar kaldırılırsa kişi hukuk güvencesinden yoksun hale gelip zamanaşımı süresince şüpheli hakkında dava açılması ve sanık haline gelmesi her zaman mümkündür bu halde kişiler için hukuki güvence ortadan kalkmaktadır. CMK’nın 309. maddesinde tanımlanan kanun yararına bozma kanun yoluna gidilmesi ve kabul edilmesi halinde sanığın aleyhine sonuç doğurmayacağı öngörülmüştür. İncelenen olayda ilgili dairece kanun yararına bozma kabul edilip, şüpheli hakkında dava açılması halinde sanık pozisyonuna geçen şüphelinin yargılanması neticesinde ceza alma olasılığı da mümkündür. Bu halde kanun yararına bozma kanun yoluna aykırı olup sanık aleyhine sonuçları olabilecektir. Bu nedenlerle sayın Ceza Genel Kurulunun çoğunluk görüşü olan Cumhuriyet savcılıklarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimince verilen itirazın reddi kararlarına karşı kanun yararına bozmaya gelinebileceğine ilişkin görüşe katılmıyorum." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşünceyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 30.09.2020 tarihli ve 7344-3600 sayılı ret kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivde bulunan dosyaların Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, kanun yararına bozma talebi hakkında karar verilmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/23752 E., 2023/331 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un (5271 sayılı Kanun) 172/2' inci maddesi gereğince usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığından, 5271 sayılı Kanun'un 223/8 inci maddesi uyarınca davanın düşmesine dair verilen Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli, 2017/282 Esas ve 2020/68 Karar sayılı
3. Ceza Dairesi         2022/23752 E.  ,  2023/331 K. "İçtihat Metni" KANUN YARARINA BOZMA İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2017/282 E., 2020/68 K., SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma İNCELEME KONUSU KARAR : Düşme KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN :Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un (5271 sayılı Kanun) 172/2' inci maddesi gereğince usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davası bulunmadığından, 5271 sayılı Kanun'un 223/8 inci maddesi uyarınca davanın düşmesine dair verilen Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli, 2017/282 Esas ve 2020/68 Karar sayılı düşme kararının, süresinde istinaf edilmediğinden, 20.02.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 16.03.2022 tarih ve 94660652-105-79-3538-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.05.2022 tarihli ve 2022/43578 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.05.2022 tarihli ve 2022/43578 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar ..., ..., ... ve ... haklarında yapılan yargılama sonunda, Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı sanıklar ve aynı eylemler yönünden 26.04.2017 tarihli ve 2017/1431 soruşturma, 2017/1454 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği daha sonrasında 10.05.2017 tarihinde verilen bu kararın sehven onay ekranında onaylanmasını müteakiben, bir tutanak tutularak Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/2763 soruşturma sırasına kaydedildiği ve soruşturmaya devam edildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2 nci maddesinde düzenlenen 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni bir delil elde edilmedikçe ve bu hususta Sulh Ceza Hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz' hükmüne aykırı olarak davaya konu iddianamenin düzenlendiği, kamu davasıyla ilgili kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un 223/8 inci maddesi gereğince davanın düşmesine dair Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli ve 2017/282 esas, 2020/68 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/1431 esas sayılı soruşturma dosyasında şüpheliler ..., ..., ..., ... hakkında yapılan soruşturma kapsamında şüphelilerin üzerilerine atılı terör örgütüne üye olmak suçu yönünden sehven kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bir tutanak tutulmak suretiyle 2017/2763 soruşturma sırasına kaydedilerek soruşturmaya işlemlerine devam edildiği, şüpheliler hakkında 2017/2763 soruşturma numarası üzerinden iddianame tanzim edildiği ve iddianamenin kabulü ile Kilis Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/282 esas numarasına kaydedildiği, yapılan yargılama neticesinde, şüpheliler hakkında Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı sanıklar ve aynı eylemler yönünden daha önce verilmiş bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar olduğu ve Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/1431 esas sayılı soruşturmanın 5271 sayılı CMK 172/2 nci maddesinde yazılı usulüne uygun şekilde Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kaldırılmaksızın, aynı sanık ve aynı eylemler yönünden iddianame tanzim edildiğinden bahisle kamu davasıyla ilgili kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle düşme kararı verilmiş ise de; Somut dosya kapsamında; Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/1431 esas sayılı soruşturması kapsamında 12.03.2020 tarihli yazı ile şüpheliler hakkında yeni delil mahiyetinde tanık beyanları, ardışık arama tespitlerinin bulunduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle Kilis Sulh Ceza Hâkimliğine kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılması talebinde bulunduğu, Kilis Sulh Ceza Hâkimliğinin 2020/886 değişik iş sayılı kararı ile Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/1431 esas sayılı soruşturma dosyasında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırıldığı ve Kilis Cumhuriyet Başsavcılığınca 2020/1786 esas sayılı soruşturma sırasına kaydedildiği, akabinde Kilis Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2020/176 esas sayılı dava dosyasına dayanak olan Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/722 esas sayılı iddianamesinin tanzim edildiği hususu birlikte değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddesinde 'Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir.' şeklindeki hükme nazaran, Kilis Ağır Ceza Mahkemesince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8 inci maddesi uyarınca kovuşturma şartının beklenmesi amacıyla durma kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde düşme kararı verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonunda haklarında daha önceden verilip; 5271 sayılı Kanun’un 172/2 nci maddesinde öngörülen usulle kaldırılmayan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK/KYO) bulunan sanıklara ilişkin açılan davanın, 5271 sayılı Kanun’un 223/8 inci maddesi uyarınca düşmesine dair verilen kararda isabet bulunup, bulunmadığına ilişkindir. B. Hukuki Süreç 1. Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yürütülen 2017/655 sayılı soruşturmasında hakkında işlem yapılan "İhsan T." adlı ihraç edilen asker şahsın beyanlarına istinaden Uzman Jandarma II Kad.Çvş ..., Jandarma Per. Asb.Üçvş ..., Jandarma Asb.Üçvş ... ve Jandarma Asb.Üçvş ...'nin, 23.02.2017 tarihli Valilik makamı oluru ile görevden uzaklaştırıldıklarının ... Jandarma İl Komutanlığının 23.02.2017 tarihli dağıtımlı yazısı ile bildirmesi üzerine; Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/1431 soruşturma numarası ile şüpheliler ..., ... ve ... hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturma başlatılmıştır. 01.03.2017 tarihinde ... ile ...; 02.03.2017 tarihinde ise ... ve ... yakalanarak gözaltına alınmış, süreçte şüpheli sıfatı ile ifadelerinin teminine müteakip ilgili Cumhuriyet savcısının talimatı ile 02.03.2017 tarihinde serbest bırakılmışlardır. 03.03.2017 tarihli inceleme tutanaklarında, Sulh Ceza Hakimliğinin kararına istinaden şüphelilerden ele geçen materyallerde yapılan incelemelerde suç unsuruna rastlanılmadığı, 01.03.2017 tarihli İl Emniyet Müdürlüğü yazısında ise şüphelilerin Bylock isimli program abonesi oldukları yönünde her hangi bir veriye ulaşılamadığı belirtilmiştir. Görevden uzaklaştırılan asker şahıs olan şüphelilerin kollukta verdikleri ifadeleri ile Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütü olduğuna dair anlatımı içeren kolluk fezlekesi ile gönderilen tahkikat evrakı kapsamında yapılan soruşturmada, ilgili Cumhuriyet savcısının 21.03.2017 tarihli talimatı ile kolluktan; şüpheliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılarının bulunup bulunmadığına dair ek araştırma yapılması istenilmiş; 11.04.2017 tarihli İl Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısı ekinde gönderilen 10.04.2017 tarihli kolluk araştırma tutanağı ile şüphelilerin kollukta alınan ifadeleri belirtilerek örgütle bağlantılarına dair başkaca bilgi ve belgeye rastlanılmadığı ancak araştırmaların devam ettiği, Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir. 2. Yürütülen soruşturma neticesinde, Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının, 26.04.2017 tarihli, 2017/1431 soruşturma ve 2017/1454 karar sayılı, başlık kısmında suç tarihinin: "01.03.2017" ve suç yerinin: "Kilis", suçun ise: "silahlı terör örgütüne üye olma" olduğu belirtilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı (KYOK/KYO) ile şüpheliler Faruk, Hakan, Halil Ozan ve Kaşif hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, itiraz kanun yolu açık olmak üzere, karar verilmiştir. Kararın gerekçesi; "Şikayetçinin başvurusu üzerine girişilen tahkikat sonucunda, toplanan delil, bilgi ve belgelerden; Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/655 nosu ile yapılan soruşturmada ... T. isimli şüphelinin ... kod adlı ... M...'ın bazı subaylar hakkındaki düşüncelerini açıklamış olup ... İl Jandarma Komutanlığı ... T... adlı şahsın ifadesinde adı geçen dört astsubay hakkında 23 Şubat 2017 tarihinde görevden uzaklaştırma kararı verdiği, kararına da İhsan T. isimli şahsın ifadesinin gerekçe yaptığı ve başka bir delil araştırması yapmadığının görüldüğü, ... Emniyet Müdürlüğü'nün 10.04.2017 tarihli araştırma tutanağında ... T...'ün beyanı dışında şüphelilerin FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantısı konusunda bir bilgi ve belgenin elde edilemediğinin belirtildiği, İhsan T... isimli şahsın şüpheliler hakkındaki açıklamaları ... kod adlı ... M...'in ifadeleri olduğunun görüldüğü, ifadelerin içeriğinde şüphelilerin Terör Örgütü adına hareket ettiklerine dair bir ibarenin bulunmadığı ayrıca açıklamaların görgüye dayanmadığı, Şüpheliler ifadelerinde ... ile birlikte çalıştıklarını ancak ... kod adlı şahsı tanımadıklarını ve FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılarının bulunmadığını beyan ettikleri, Soyut iddia dışında, şüphelilerin yüklenen suçu işlediğini gösterir, dava açmaya yeter kanıt ve emare bulunmadığı anlaşılmıştır." Şeklindedir. 3. Söz konusu Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının KYO kararı, 26.05.2017 tarihinde şüpheli ...'un, 01.06.2017 tarihinde ise şüpheli ...'ın mernis adresleri olduğu belirtilen adreslerine gönderilen mazbatalar ekinde Tebligat Kanunu'nun 21'inci maddesince tebliğ edilmiş, diğer şüpheliler Halil ile Kaşif'in işyerlerine gönderilen tebligatlar ise görevden uzaklaştırıldıkları ve adresleri bilinmediğinden 25.05.2017 tarihinde iade edilmiştir. 4. Ancak; Kilis Cumhuriyet Başsavcısı tarafından tanzim olunan 10.05.2017 tarihli, 2017/2763 soruşturma sayılı tutanak ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu tutanak içeriği özetle; " ... Emniyet Müdürlüğünün 07.03.2017 tarih ve 2017/21 sayılı tahkikat evrakı ile şüpheliler ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/1431 sırasında soruşturma başlatıldığı, yapılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kararın dosya içeriğine uygun olmadığı için Cumhuriyet Başsavcısı görüldü ekranında iade edileye çalışıldığı esnada meydana gelen hata nedeniyle sehven onay işleminin yapıldığı, ancak dosya içerisinde yapılan inceleme neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile toplanan delillerin uyumlu olmadığı, bu nedenle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar verilerek soruşturmanın 2017/2763 sırasında kayıt edilerek soruşturmaya devam edilmesine, karar verilmiştir." Şeklindedir. 5. 2017/2763 soruşturma sayısına kayıt edilen soruşturma neticesinde, başlık kısmında suç tarihinin: "01.03.2017" ve suç yerinin: "..." olduğu belirtilerek tanzim olunan Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2017 tarihli ve 2017/2763 soruşturma, 2017/1111 esas, 2017/154 numaralı iddianamesi ile şüpheliler ..., ..., ... ve ...'in silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri iddiası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 314/2., 53/1., 58/9., 63 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5' inci maddeleri uyarınca cezalandırılmaları, 5237 sayılı Kanun'un 221'inci maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık konusundaki takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilerek, istenilmiştir. İddianame anlatımında özetle; FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu ve şüphelilerin süreçte verdikleri ifadeleri ile 2017/655 numaralı soruşturmada haklarında beyanda bulunan "... T." nin beyanına yer verilip ayrıca teşhisinde adı geçen ve süreçte bilgi sahibi sıfatı ile beyanına başvurulan "... M." nin de beyanı değerlendirilmek sureti ile şüphelilerin örgüt içerisinde yer aldıkları iddia olunmuş, ele geçen cep telefonlarının suç unsuru bulunup bulunmadığı yönünde incelenmesi için ilgili birime gönderildiği, işin tutuklu iş olması nedeniyle cevap gelmeden iddianamenin tanzim edilmesinin takdir edildiği, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına (MASAK) rapor tanzimi için müzekkere yazıldığı ayrıca Bank ... A.Ş.'den hesaplarının bulunup bulunmadığı ve bulunuyorsa hesap hareketlerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'ndan (TMSF) talep edildiği, cevabi raporlar ve yazılar geldiğinde mahkemeye gönderileceği belirtilmiştir. 6. Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 10.07.2017 tarihli , 2017/155 dosya nolu kararı ile 27.06.2017 tarihli iddianame kabul edilmiş ve mahkemenin 2017/282 esasına dosya kayıt edilmiştir. 06.11.2017 tarihinden 12.02.2020 tarihine kadar toplam on bir celse süren davanın, 12.02.2020 tarihli duruşması sonunda tefhim olunan hükümle, kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un 223/8 inci maddesi gereğince davanın düşmesine, sanıklar ve müdafilerinin yüzüne karşı, Cumhuriyet savcısı huzurunda istinaf yasa yolu açık olmak üzere, oy birliği ile mütalaaya aykırı olarak karar verilmiştir. Tefhim olunan hüküm; "... 1- Her ne kadar sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmış ise de, Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı sanıklar ve aynı eylemler yönünden 26.04.2017 tarih, 2017/1431 Soruşturma ve 2017/1454 Karar sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair karar verildiği, daha sonrasında 10.05.2017 tarihinde bir tutanak ile 2017/2763 Soruşturma sırasına kaydedilerek soruşturmaya devam edildiği, neticesinde CMK’nın 172/2 nci maddesine aykırı olarak davaya konu iddianamenin düzenlendiği, bu nedenlerle kamu davasıyla ilgili kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8 inci maddesi gereğince davanın düşmesine, 2- Sanıklar ... hakkında 'Yurt dışına çıkamamak' şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin karar kesinleştiğinde kaldırılmasına,...istinaf yasa yolu açık olmak üzere,...oy birliği ile....verilen karar" Şeklindedir. Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli, 2017/282 Esas ve 2020/68 sayılı Kararının gerekçesi ise; "Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı sanıklar ve aynı eylemler yönünden 26.04.2017 tarih, 2017/1431 Soruşturma ve 2017/1454 Karar sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair karar verildiği daha sonrasında 10.05.2017 tarihinde verilen bu kararın sehven onay ekranında onaylandığı, bir tutanak tutularak 2017/2763 soruşturma sırasına kaydedildiği ve soruşturmaya devam edildiği, CMK'nın 172/2 nci maddesinde düzenlenen 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni bir delil elde edilmedikçe ve bu hususta Sulh Ceza Hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz' hükmüne aykırı olarak davaya konu iddianamenin düzenlendiği, bu nedenlerle kamu davasıyla ilgili kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8 inci maddesi gereğince davanın düşmesine karar verilmiştir." Şeklindedir. 06.03.2020 tarihli kesinleşme şerhlerine göre karar, istinaf edilmediğinden, 20.02.2020 tarihinde kesinleşmiştir. 06.03.2020 tarihli müzekkere ile karardan bir suret gereği için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. 7. Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 12.03.2020 tarihli ve 2017/1431 soruşturma nolu yazısı ile Kilis Sulh Ceza Hakimliğinden özetle; Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/282 Esas, 2020/68 sayılı Kararıyla sanıklar hakkında düşme kararı verildiği; dosyada 2017/1431 soruşturma ve 2017/1454 karar sayılı KYO kararının 10.05.2017 tarihli tutanakla kaldırılması sonrasında evrakın 2017/2763 soruşturma sırasına kayıt edilerek kamu davası açıldığının ve Ağır Ceza Mahkemesi dosyası içeriğinde söz konusu KYO kararından sonra ortaya çıkan ve şüpheliler hakkında yeni delil mahiyetinde olan tanık beyanları ve ardışık arama tespitlerinin bulunduğu anlaşıldığından belirtilen KYO kararının, 5271 sayılı Kanun'un 172/2 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 8. Kilis Sulh Ceza Hakimliğinin 12.03.2020 tarihli ve 2020/886 değişik iş sayılı kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin kabulü ile KYO kararın kaldırılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kesin olarak, karar verilmiştir. Kararda, özetle; tüm soruşturma evrakının incelendiği, yeni delil mahiyetinde dosya kapsamında tanık beyanları ile ardışık arama tespitlerinin bulunduğunun anlaşıldığı, yeni delil mahiyetinde olan hususların kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra ortaya çıktığının anlaşıldığı belirtilmiştir. 9. KYO kararının kaldırılması sonrası, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, başlık kısmında suç tarihlerinin "01.03.2017" olduğu da belirtilerek düzenlenen, Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 26.03.2020 tarihli, 2020/1786 soruşturma, 2020/722 esas ve 2020/84 no'lu iddianamesi ile sanıkların 5237 sayılı Kanunu'nun 314/2., 53/1., 58/9., 63 ve 3713 sayılı Kanun'un 5'inci maddelerince cezalandırılmaları, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık konusundaki takdirin mahkemeye ait olduğu da belirtilerek istenilmiştir. İddianamede bu kez özetle; düşme kararı verilen dava dosyası ile KYO kararının kaldırılmasına ilişkin süreçten bahsedilmiş, 2020/1786 soruşturma numarası ile soruşturma işlemlerinin yapıldığı belirtilmiş, daha önceden düzenlenen iddianame anlatımı ile aynı anlatım yapılmak sureti ile fakat bu defa MASAK raporunda sanıklar ... ve ... hakkında tespitlerde bulunduğu belirtilerek anlatımda bulunulduğu, anlaşılmıştır. 10. Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 04.06.2020 tarihli, 2020/83 dosya nolu kararı ile 2020/1786 soruşturma numaralı ve 26.03.2020 tarihli iddianamenin kabulüne karar verilmiştir. Dosya mahkemenin 2020/176 esasına kayıt edilmiştir. Halen derdest olup, 09.02.2023 tarihine duruşma günü verildiği görülen davanın 14.12.2021 tarihinde yapılan "9'uncu" celsesinde verilen ara karar ile, mahkemenin 2017/282 Esas, ve 2020/68 Karar sayılı dosyası hakkında kanun yoluna gidilip gidilmeyeceğinin Kilis Cumhuriyet Başsavcılığından sorulmasına karar verilmiştir. Tefhim olunan ara karar; "...1-Sanıklar hakkında Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/1431 soruşturma sayılı yapılan soruşturmada haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kararın 10.05.2017 tarihinde Kilis Cumhuriyet Başsavcısı tarafından tutulan tutanakla sehven verildiğinden bahisle kaldırıldığı, müteakiben Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/282 Esas sayılı dosyasında kamu davasının açıldığı, mahkeme tarafından sanıklar hakkında açılan davanın düşmesine karar verildiği ve bu kararın kanun yoluna gidilmeksizin kesinleştiği, karar üzerine Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının Kilis Sulh Ceza Hakimliğine müracaat ederek 2017/1431 soruşturma numaralı dosyasından verilen kovuşturmaya yer olmadığına yönelik verilen kararın kaldırılmasını talep ettiği, Sulh Ceza Hakimliği'nin 2020/886 değişik iş sayılı dosyasından verilen kararla dosya kapsamında tanık beyanları ile ardışık aramaya dair tespitlerin bulunduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen kararın kaldırıldığı ve işbu yargılamaya dayanak olan Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/722 esas sayılı iddianamesinin tanzim edildiği, işbu iddianame ile Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/1431 soruşturma sayılı dosyasının içerik, mahiyet ve delil bakımından aynı olduğu, hususları hep birlikte değerlendirildiğinde anlaşılmakla Kilis Cumhuriyet Başsavcılığına Mahkememizin 2017/282 Esas 2020/68 Karar sayılı dosyası hakkında kanun yoluna gidilip gidilmeyeceğinin hususunun sorulması...," Şeklindedir. 11. Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 14.12.2021 tarihli ve 2020/176- Ceza Dava Dosyası sayılı yazısı ile karar gereği Cumhuriyet Başsavcılığından istemde bulunulması sonrasında Cumhuriyet Başsavcılığının 01.02.2022 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden, Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli, 2017/282 Esas, 2020/68 Karar sayılı ve 06.03.2020 tarihinde kesinleşen düşme kararının, kanun yararına bozulmasına ilişkin görüş ve ihbarda bulunulmuştur. 12. Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/282 E., 2020/68 K., sayılı dava dosyası fiziki olarak, 2020/176 esas sayılı dosyası ise UYAP sisteminden incelemeye gönderilmiştir. C. İlgili Hukuk 13. 5271 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu'nun "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223 üncü maddesinin 1, 7, 8, 9 uncu fıkraları; "1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür. ... (7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir. (8) Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir. (9) Derhal beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez..." 5271 sayılı Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172 nci maddesi; " (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/9 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. (3) (Ek: 11/4/2013-6459/19 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." Şeklindedir. D. Değerlendirme 14. Ceza yargılamasının amacı, maddi gerçeğe insan onuruna yaraşır bir yöntemle ulaşarak uyuşmazlığı, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde tahdidi olarak tadat olunan hükümlerden biri ile neticelendirmektir. Yargılamanın konusunu, suç teşkil ettiği iddia olunan hukuki anlamda bir fiil oluşturur. Bu fiille ilgili olarak fail "Non bis in idem" ilkesi gereğince bir kez yargılanabilir ve hakkında kural olarak bu fiille ilgili bir hüküm kurulur. Kanun yolu sürecinde ilk hükümle ilgili olarak denetim merciilerince onama/onaylama kararları verilmiş olabilir ise de, mevcut hüküm bozulmadıkça ve/veya kaldırılmadıkça yek diğerini teyid eden ya da onunla çelişen/nakzeden ikinci bir hüküm verilemez. Bu nedenle yargılama konusu uyuşmazlığı çözen karar; İlk Derece Mahkemesinin adil yargılamanın gerekleri bağlamında, "yüz yüzelik" ve "doğrudan doğruyalık" ilkeleri çerçevesinde icra ettiği "öğrenme yargılaması" sonunda oluşan vicdani kanaate istinaden verdiği ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinde tahdidi olarak tadat olunan hükümlerden birisidir. 15. Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir (5271 sayılı Kanun madde 223/8). Aynı fiille ilgili olarak daha önce anılan yasanın 172/1 inci maddesi gereğince verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın aynı yasanın 172/2 nci maddesinde öngörülen usule riayet edilerek kaldırılmadan şüpheli hakkında iddianame düzenlenmek sureti ile kamu davası açılamayacağı tartışmadan varestedir. Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir (5271 sayılı Kanun madde 223/7). 17. Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; haklarında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma neticesinde kamu davası açmayı gerektirir yeterli delil bulunmadığı gerekçelerine müsteniden verilen 26.04.2017 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın 5271 sayılı Kanunun 172/2 nci maddesinde öngörülen usule uyularak kaldırılması yoluna gidilmeksizin açıldığı anlaşılan kamu davasının, anılan yasanın 223/8 inci maddesi gereğince kovuşturma şartı gerçekleşinceye kadar durmasına karar verilmesi gerekirken düşmesine karar verilmesi hukuka aykırı bulunduğundan istemin kabulüne karar verilmiştir. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Kilis Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2020 tarihli ve 2017/282 esas, 2020/68 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.01.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, Cumhuriyet savcısının verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilir.
B) Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.
C) Suçtan zarar gören, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
D) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı itiraz yolu kapalıdır, bu kararlar verildikleri anda kesinleşir.
E) Sulh ceza hâkimliği, yapılan itirazı yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol