Ceza Muhakemesi Kanunu 173. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 173 – (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.[69]
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/11 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.
İddianamenin iadesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
144 karar eşleşti
10. Ceza Dairesi, 2025/1691 E., 2025/4543 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
maddesine atıf yapıldığı, CMK'nın 173. maddesinde ise, "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki
10. Ceza Dairesi 2025/1691 E. , 2025/4543 K.
"İçtihat Metni"
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca;
"..... Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
TCK'nın 191. maddesinin 9. fıkrasında , "Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." hükmüne, CMK'nın 171. maddesinin 2. fıkrasında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz edilebileceği belirtildikten sonra itiraz usulüne ilişkin aynı kanunun 173. maddesine atıf yapıldığı, CMK'nın 173. maddesinde ise, "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir." hükmüne yer verilmektedir, buna göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli
hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında, başvurulacak kanun, yolu merci ve sürenin belirtilmesi ve kararın şüpheliye tebliğ edilmesi gerektiği, TCK'nın 191. maddesinde belirtilen unsurları içermeyen, itiraz merci, süresinin gösterilmediği veya usulüne uygun tebliğ edilmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının hukuki sonuç doğurmayacağı, bu nedenle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali nedeniyle TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ya da TCK'nın 191. maddesinin 6. fıkrası uyarınca doğrudan açılacak kamu davalarında kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu durumda durma kararı verilerek dosyasının taşıması gereken zorunlu unsurları ihtiva eden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi, verilen kararın usulüne uygun şekilde tebliği, karar kesinleştikten sonra, kovuşturma şartının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin beklenmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasında çözümü gereken uyuşmazlık, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına ilişkindir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 20.05.2024 tarih ve 2024/1361 esas, 2024/744 karar sayılı kararıyla, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarih, 020/604 E. ve 2021/697 K. sayılı kararının, "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," hususları gerekçe gösterilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Söz konusu bozma kararı sonrasında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 24.09.2024 tarih, 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararıyla, Bursa Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 15/04/2021 tarih 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararınına karşı CMK'nın 308/A maddesi uyarınca yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlulu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin ise, bu konuda aksi kanaate olduğu açıktır. (Söz konusu uygulama farklılığına dair örnek kararlar ayrıca yazımız ekinde sunulmuştur.) Bu halde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi kapsamında, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliği aşamasında CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasının uygulanıp, uygulanmayacağına dair birbirinin tersi yönünde farklı kararlar ortaya çıkmaktadır. Eşitlik, hukuki öngörülebilirlik, istikrar ilkeleri ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için talepte bulunmak gerekmiştir."
Şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna talepte bulunulmuştur.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 06.01.2025 tarihli ve 2024/22 Esas, 2025/4 Karar sayılı kararı ile,
" Uyuşturucu madde kullanma suçunu düzenleyen TCK'nın 191. maddesinin 2 nci fıkrasına göre, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında CMK'nın 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir.
Şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, Cumhuriyet savcısı ayrıca şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenilen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır.
Peki TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen kamu davsının açılmasının ertelenmesi kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir mi?
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı, kamu davasını açmada takdir yetkisi başlığını taşıyan CMK'nın 171. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu sebeple kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı Cumhuriyet Savcılığınca verilen bir karardır. CMK'nın 173. maddesi ise Cumhuriyet savcısının kararına itirazı düzenlemektedir. Ancak CMK'nın 173. maddesinin içeriği incelendiğinde; kanun koyucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yönelik itirazı düzenlediği, maddede kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itiraz hususunda herhangi bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.
CMK'nın 173. maddesinde Cumhuriyet savcısının kararına, suçtan zarar görenin itiraz edebileceği belirtilmiştir. kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun mağduru, yalnızca bu maddeyi kullanan veya kullanmak üzere alan veya bulunduran ya da kullanan kimse değil, tüm toplumdur. Bu suçlarda, klasik anlamda bir suçtan zarar görenin varlığından söz edilemez. Zira bu suçlar, TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir.
Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçundan dolayı başlatılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet savcısı kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde etmesi halinde, CMK'nın 171. maddesinde belirtilen koşulların bulunup bulunmadığını araştırmaksızın beş yıl süre ile kamu davasının açılmasına karar verecektir. Burada Cumhuriyet savcısına bir takdir hakkı tanınmamıştır. Bunun şüpheli lehine bir düzenleme olduğu kabul edilmekle birlikte, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şüpheliye yüklediği yükümlülüklerin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bu yönü ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan ayrılmaktadır. Zira bu halde, şüpheliye yüklenen bir yükümlülük bulunmamaktadır.
TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrasına göre; TCK'nın 188. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile aynı Kanun'un 190. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran TCK'nın 191. maddesi kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Bu halde, sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen tedbirler uygulanacak, beş yıllık denetim süresi içinde sanığın aynı maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, aksi halde hüküm açıklanacaktır. Böylelikle TCK'nın 191. maddesi kapsamında bulunan bir suç işlendiği halde, soruşturma evresi sonunda eylemin aynı
Kanun'un 188. veya 190. maddeleri kapsamında kaldığı kabul edilerek kamu davası açılmasından kaynaklanan sorunlar giderilmiş olacaktır. CMK'nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası hükümleri gereğince sanık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edebilir. 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı yasanın 15. maddesi ile artık hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yolu kaldırılmış ve istinaf yolu açık ... getirilmiştir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, suç işlemediğine inanan kişiye, Anayasa'nın 36. maddesine yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerekir. Yine TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararına karşı sanığın itiraz (01/06/2024 tarihinden itibaren yeni düzenleme ile istinaf) hakkının bulunduğu dikkate alındığında hukuk devleti ilkesinin gereği olan adaletin sağlanması, ancak şüpheliye de kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz etme yetkisinin tanınması ile mümkün olabilecektir. Nitekim Yargıtay 10 ve 20. Ceza Daireleri verdikleri kararlarda kamu davasının ertelenmesi kararının itiraza tabi olduğuna işaret etmişlerdir. Ancak varolan ve içtihatlarla giderilmeye çalışılan bu boşluk daha sonra kanun koyucu tarafından 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı yasanın 19. maddesi ile CMK'nın 171/2 maddesinde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebileceğini düzenlemiştir.
Görüldüğü üzere; kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik şüphelinin itiraz etme hakkı önceleri doğrudan yasa maddesi ile verilen bir hak olmayıp Yüksek Mahkemenin yasa maddesini geniş yorumlaması suretiyle içtihat yoluyla verilmiş bir hak olup daha sonra kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ayrıca Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının, kanun yolu olan itiraz olmadığı öğreti ve uygulamada öteden beri kabul edilen bir husustur. Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Yine CMK'nın 267 - 271 maddeleri arasında düzenlenen itiraz hakkı da hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK'nın 263. maddesinde düzenlenen tutuklunun kanun yollarına başvurması hususu hakim ve mahkeme kararına ilişkin olup, Cumhuriyet savcısınca verilen kararları kapsamamaktadır. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara yönelik itirazı da kanun yolları kapsamına almak kanun metnini yorum yoluyla genişletmek anlamına geleceği için bu durum dolayılı olarak kanun koyucunun yasama yetkisinin gaspı anlamına geleceği için bunun hukuken kabulü mümkün değildir.
Öte yandan Cumhuriyet savcısının kararlarına karşı yapılacak başvuruların da kanun yolu başvurusu olduğu kabul edilse bile CMK'nın 263. maddesindeki düzenlemenin işlem yapılan soruşturma ve kovuşturma sebebiyle tutuklu olan şüpheli veya sanıkları kapsadığı, başka dosyadan tutuklu olan veya cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan şüphelileri kapsamadığından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilen soruşturmada tutuklu olmayan şüpheliye itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde nasıl kullanacağını hatırlatmanın zorunlu olduğunu kabul etmek kanuni düzenlemenin ötesinde genişletici bir yorum olacaktır.
Tüm bu sebeplerden dolayı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas- 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas- 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Kanun'un 35/3 maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmasına oy birliği ile, kararlar arasındaki uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine dair görüşte bulunulmasına"
Karar verilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI:
A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı,
1. Şüpheli ... hakkında 23.01.2018 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2018 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2018/2888 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına karar verildiği, kararda itiraz kanun yolu, itiraz mercii ve 15 günlük itiraz süresinin doğru şekilde gösterildiği, kararın şüpheliye Bursa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 18.10.2018 tarihinde anlatılarak okumak/almak suretiyle tutanakla tebliğ edildiği, 05.11.2018 tarihinde tedbirin infazı için Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
2. Şüphelinin 21.04.2019 tarihinde yeniden aynı nitelikteki suçu işlemesi ve yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2019 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2019/21569 Esas, 2019/16980 sayılı iddianamesi ile Bursa
7. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
3. Yapılan yargılama sonucunda, Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/1253 Esas, 2019/1062 Karar sayılı kararı ile, sanığın, TCK’nın 191/1, 43/1 ve 62/1.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu,
4. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı ile,
".. Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların yukarıda eleştiri yapılan husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE" kesin olarak karar verildiği,
5. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile ihbarda bulunulması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararına karşı, 5271 sayılı CMK’nın 308/A maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
6. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.11.2024 tarihli ve 2024/100 Esas, 2024/99 Karar sayılı kararı ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinin CMK'nın 35/3. maddesine uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle "itirazın reddine" karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı
1. Sanık ... hakkında, 12.05.2020 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2020 tarihli ve 2020/4943 Soruşturma, 2020/3735 Esas, 2020/3038 sayılı iddianamesi ile Yalova 2.Asliye Ceza Mahkemesine, TCK’nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, iddianamede daha önce erteleme kararı verildiği, ihlâl
nedeniyle kaldırılarak kamu davası açıldığı, Bursa 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253 Esas sayılı dosyasında mahkûmiyet kararı verildiği hususunun belirtildiği,
2. Yapılan yargılama sonucunda, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarihli ve 2020/604 Esas, 2021/697 Karar sayılı kararı ile, sanığın TCK’nın 191/1, 192/3 ve 62/1.maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu,
3. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile;
"İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı, sanığın istinaf başvuru nedenleri bu bakımdan yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e-f, 289/1. maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve karar verilmek üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE" kesin olarak karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
IV. KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2025 tarihli ve UG-2025/15428 sayılı tebliğnamesinde;
".... Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz
kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğu ve bu yönde verilen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20/05/2024 tarih ve 2020/604 E-2021/697 K.sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri kararları arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarih ve 2020/604 Esas 2021/697 Karar sayılı kararındaki görüş ve kabul doğrultusunda giderilmesi talep edilmiştir.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Anayasa
Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması
Madde 40
Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 03/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.
2. 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/3. maddesi;
"...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet Başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,
(Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir.
3. 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükmü;
"Madde 191- (Değişik: 18/06/2014 – 6545/68 md.)
(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır.
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.
(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.
(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
(8) Bu Kanun'un;
a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır."
(10) (Ek: 27/03/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır."
Şeklindedir.
4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan hükümler:
Kamu davasını açmada takdir yetkisi
Madde 171 - (Değişik madde: 06.12.2006 - 5560 S.K. 21. md)
(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.
(2) (Değişik fıkra: 17/10/2019-7188 S.K./19. md) Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.
Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz
Madde 173
(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) (Değişik: 18/06/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) (Değişik: 25/05/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) (Değişik: 02/01/2017-KHK-680/11md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.
Kararların açıklanması ve tebliği
Madde 35 – İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.
(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, (…) (hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.
(3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.
Tutuklunun kanun yollarına başvurması
Madde 263 - (1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.
(2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir.
(3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder.
(4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır.
5. 7201 sayılı Tebligat Kanunu
Mevkuf ve mahkûmlara tebligat
Madde 19 - Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder.
6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik
Madde 28– (1) Tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder.
(2) Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligat, 19. maddeye göre yapılır.
(3) Tutuklu ve hükümlüye tebligat yapılamazsa tebliğ mazbatasına müdür veya memur tarafından belirtilen sebep şerh verilir.
(4) Tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar
hükümlerine göre yapılır.
C. Değerlendirme
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince ise, 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi halinde, kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlâlinden bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir.
5271 sayılı CMK'nın 263.maddesi ile, tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın kanun yollarına başvurusu kolaylaştırılmak, başvurunun zamanında yapılıp yapılmadığı, sürelerin kesilip kesilmediği konusundaki tereddütler de ortadan kaldırılmak istenmiştir. Buna göre tutuklu bulunan, şüpheli veya sanık sözlü olarak tutuklu bulunduğu kurum müdürüne veya kararı veren mahkemenin zabıt kâtibine başvurabilir. Bu başvuruyu dilekçeyle de yapabilir. Her iki hâlde de başvurular önce ilgili deftere kaydedilir, sonra bu konuda tutanak düzenlenir ve tutanağın bir örneği tutukluya verilir. Kurum müdürlüğünce gönderilen dilekçe ve tutanak mahkeme kâtibince de ayrıca deftere kaydedilir. Zabıt kâtibi veya kurum müdürünün başvuru ile ilgili yaptığı işlemlerle kanunun öngördüğü süreler kesilmiş olur.
CMK'nın 263.maddesi, tutuklanan şüpheli veya sanıkların, tutukluluk halindeyken kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen bir hükümdür. Bu madde sayesinde, tutuklu bulunan kişiler haklarını
korumak ve hukuki süreçte aktif rol almak amacıyla çeşitli başvurularda bulunabilirler. Tutuklu olan her şüpheli veya sanık, tutukluluk kararı verildiği andan itibaren kanun yollarına başvurma hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin savunma hakkının bir parçasıdır.
Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40.maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere
başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." şeklindeki düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13.maddesinde güvence altına alınan etkin başvuru hakkı ve 5271 sayılı CMK'nın "kararların gerekçeli olması" başlıklı 34.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ; "Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" hükmü ile aynı Kanun'un 232.maddesinin altıncı fıkrasının ilgili bölümünde yer verilen; "Hüküm fıkrasında,...kanun yollarına başvurma ....olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklindeki düzenlemeye uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerekmektedir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerektiği, Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasının bu yönde olduğu, nitekim 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile CMK'nın 171/2. maddesinde, Dairemiz uygulamaları ile uyumlu şekilde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173. madde hükümlerine göre itiraz edebileceği düzenlenmiştir.
Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının da, kanun yolu olan "itiraz" hakkı olarak kabul edilmesi gerektiği, CMK'nın 260 - 266. maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı, hakim ve mahkeme kararlarına karşı getirilmiş bir düzenleme ise de, maddi ceza hukukunun aksine, ceza muhakemesi hukukunda sınırlı da olsa kıyasın mümkün olduğu, bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında kıyas ve yorum yoluna başvurulabileceği,
ancak temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri daraltıcı şekilde kıyas yapılamayacağı, dolayısıyla tutuklunun kanun yollarına başvurma yöntemine ilişkin CMK'nın 263. maddesinin Cumhuriyet savcısınca verilen kararlara ilişkin olarak kıyasen uygulanabileceği, kabul edilmelidir.
Kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerektiği, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve çeşitli kanunlardaki hak arama özgürlüğü ile ilgili tüm düzenlemelerin de kanun yollarına etkili başvuru hakkını sağlamak amacıyla getirildiği gözetildiğinde; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca verilen "kamu davasının açılmasının ertelenmesine, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın tebliğinde, ceza infaz kurumunda yapılacak tebligata, şüphelinin karara nasıl itiraz edebileceğine dair açıklamanın eklenmesi gerekeceği, aksi halde, karar sanık tarafından öğrenilmiş olsa bile, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmeyeceği, kovuşturma şartlarının oluşmadığı dikkate alınarak, sanığa kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı tutuklu veya hükümlü bulunduğu ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabileceğine ilişkin ihtar ile birlikte kararın yeniden tebliğ edilmesi gerekeceği, açıklanan nedenlerle, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinde, itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği ihtaratının aranması gerektiği anlaşıldığından; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas ve 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas ve 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
1. 5237 sayılı TCK'nın 191.maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarında, "kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik/tedavi tedbiri uygulanmasına" dair kararın, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği şeklindeki ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğunun kabulü ile 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE,
2. Dosyanın talepte bulunan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2021/186 E., 2023/371 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hâkimliği
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddi kararı kesin olarak verilen ve ancak CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecek kararlardan
Ceza Genel Kurulu 2021/186 E. , 2023/371 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği
SAYISI : 1025
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun cinsel istismarı suçundan şüpheliler ... ile anne ve babası hakkında Ünye Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 17.05.2019 tarihli ve 2289-1314 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Ünye Sulh Ceza Hâkimliğince 25.06.2019 tarih ve 1025 sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Kesin nitelikte olan bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 30.10.2019 tarihli ve 94660652-105-52-12195-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05.11.2019 tarihli ve 105817 sayılı ihbarname ile; "(...) Somut olayda, müştekinin kızı mağdur ...'na yönelik şüpheli tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen atılı suça ilişkin olarak kamu davası açmaya yeterli delil olmadığından bahisle Ünye Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise de; müştekinin iddialarına ilişkin olarak mağdur ve şüpheliler ile müştekinin beyanında adı geçen şahısların tanık olarak dinlenilerek etkin bir soruşturma yapılmasından sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği," gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 06.02.2020 tarih ve 7191-939 sayı ile; "..Tüm dosya içeriği nazara alındığında kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine dair Ünye Sulh Ceza Hâkimliğinin 25.06.2019 günlü, 2019/1025 Değişik iş sayılı kararına karşı yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu hususun kanun yararına bozma yoluna konu edilemeyeceğinden vaki talebin reddine," karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 07.03.2020 tarih ve 105817 sayı ile; "...Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasında itirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir...
5271 sayılı CMK'nın 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddi kararı kesin olarak verilen ve ancak CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecek kararlardandır. Kararın CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına bozulması halinde, kararı veren hâkim tarafından gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilebilecektir. Bunun aksinin kabulü durumunda soruşturma dosyasının içinde şüpheli hakkında dava açmaya yeter kuvvetli deliller bulunmasına rağmen, yeni delil elde edilememesi nedeniyle kovuşturmanın yapılamayacağı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar kesin olduğundan denetlenemeyeceği sonucu ortaya çıkabilecektir. Cumhuriyet savcısının verdiği kararlara karşı sulh ceza hâkimliği tarafından verilen her türlü kesin karar denetlemeye açıkken, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın itirazen reddi kararının denetlenememesi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Nitekim, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 09.09.2019 gün ve 2373-3623, 2. Ceza Dairesinin 25.02.2019 gün ve 502-3396, 3. Ceza Dairesinin 23.01.2019 gün ve 12706-823, 4. Ceza Dairesinin 15.05.2019 gün ve 2277-9064, 5. Ceza Dairesinin 03.07.2019 gün ve 4154-6717, 6. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 1375-3117, 7. Ceza Dairesinin 20.12.2018 gün ve 16312-14759, 8. Ceza Dairesinin 10.01.2019 gün ve 5672-433, 11. Ceza Dairesinin 12.09.2019 gün 4407-6188, 12. Ceza Dairesinin 17.09.2019 gün ve 3536-8925, 13. Ceza Dairesinin 23.09.2019 gün ve 4627-13018, 15. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 3803-5567, 17. Ceza Dairesinin 14.01.2019 gün ve 8583-603, 18. Ceza Dairesinin 06.05.2019 gün ve 997-8348, 19. Ceza Dairesinin 27.05.2019 gün ve 3834-8944 sayılı ilamlarına konu olan benzer uyuşmazlıklarda, 5271 sayılı CMK'nın 172-173. maddeleri uyarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itirazın reddine ilişkin kesin kararlara yönelen kanun yararına bozma talepleri kabul edilmiş, Özel Daireler arasında istikrar gösteren bir içtihat oluşturulmuştur.
Yukarıda açıklandığı üzere, şüpheliler hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine konu Ünye Sulh Ceza Hâkimliğinin 25.06.2019 günlü, 2019/1025 değişik iş sayılı kararı yönünden kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 14. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 22.04.2021 tarih ve 2988-3150 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Şüpheliler ... ile anne ve babası hakkında mağdure ...'na yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan soruşturma sonucunda Ünye Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.05.2019 tarih ve 2289-1314 sayı ile "Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, müştekinin iddialarının duyumdan ibaret olduğu, herhangi bir delil ile desteklenmediği, uyap kayıtlarının yapılan tetkikinde de mağdur ... hakkında açılmış herhangi bir soruşturma dosyasının da bulunmadığı, bu haliyle şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair müştekinin soyut iddiaları dışında kamu davası açmayı gerektirir yeterli delil elde edilememesi" gerekçesiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mağdurenin babası şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Ünye Sulh Ceza Hâkimliğince 25.06.2019 tarih ve 1025 sayı ile; itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin ise Özel Dairece, mercii kararına karşı yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmaması nedeniyle bu husus kanun yararına bozma yoluna konu edilemeyeceğinden bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Uyuşmazlığın çözümü için Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde görev ve yetkileri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mevzuat hükümleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır.
CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",
"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası; "Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...",
"Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;
"(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.
(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." biçiminde düzenlenmiştir.
Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
(3) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde düzenlenmiş iken söz konusu maddenin ikinci fıkrası 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." biçiminde değiştirilmiş olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Maddenin tasarı gerekçesinde; "1412 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinde, yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi hâlinde, takipsizlik kararı verilmesine dair hüküm yer almaktadır. Tasarı ilk olarak bu işlemi belirlemek üzere 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar' terimini getirmiştir. Soruşturma evresinden kovuşturmaya geçip geçmeme söz konusu olduğundan bu terim değişikliği uygun görülmüştür. Madde ayrıca kamu davasının açılması için şüpheyi haklı kılacak yeterlikte ve kuvvette delil, iz, eser ve emarenin elde edilmemesi ölçütünü kullanmaktadır. Yeterli kuvvette makul şüphe bulunduğu anlaşılacak olursa, kovuşturma evresine geçilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, kamu davasının, aynı eylem ve aynı kişi hakkında açılabilmesi yeni delil, iz, eser ve emarenin meydana çıkmasına veya şüphe nedenlerinin takdirinde ağır hata olmasına bağlanmıştır. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların zamanaşımı süresince şüphelinin başında, tâbir yerinde ise Demoklesin Kılıcı gibi durması ve onun özgürlükler bakımından bir tehdit oluşturması önlenmek istenmektedir. Bazı usul kanunlarında mahkemelerin beraat kararlarının temyize tâbi tutulmadığı görülüyor.
Bu yeni düzenleme neticesinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verdikten sonra yeni delil, iz, eser ve emare bulunmadıkça artık Adalet Bakanı da Cumhuriyet savcısından kamu davası açmasını isteyemeyecektir. Maddenin son fıkrasında yeni delil, iz, eser ve emarenin ne olduğu tanımlanarak uygulama açısından açıklık getirilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Aynı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesi;
"(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) İtirazın reddedilmesi hâlinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanına" ibaresi "ağır ceza mahkemesine", üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "Başkan" ibareleri "Mahkeme" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanının" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 71. maddesiyle de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir" ibaresi, "o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir" şeklinde; dördüncü fıkrasında yer alan "Mahkeme" ibaresi "Sulh ceza hâkimliği" şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesinin" ibaresi "sulh ceza hâkimliğinin" şeklinde, altıncı fıkrası ise 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "İtirazın reddedilmesi hâlinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172'nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde değiştirilmek suretiyle son şeklini almış olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Maddenin tasarı gerekçesinde; "Madde, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı itirazı ve bunun incelenmesi ile görevli mercii ve usulü göstermektedir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı maslahata uygunluk sistemini kabul eden ülkelerde de Cumhuriyet savcısının vereceği takipsizlik kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi kabul edilmektedir. Tasarı 175 inci maddesinde kovuşturmaya yer olmadığı hakkındaki kararların, yeni delil, iz, eser ve emare olmadan değiştirilemeyeceğini kabul etmiş bulunduğundan, itiraz olanağı daha fazla önem taşımaktadır.
Madde, itiraz hakkını esasta suçtan zarar gören şikâyetçiye ve şikâyetçisi bulunmayan hâllerde karar veren Cumhuriyet savcısının bağlı olduğu ağır ceza mahkemesi neznindeki Cumhuriyet başsavcısına vermiş bulunmaktadır. İtiraz süresi, kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gündür. İtiraz mercii, Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkemenin başkanıdır.
İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını haklı gösterebilecek olaylar, delil, iz, eser ve emarelerin gösterilip açıklanması zorunludur. Aksi takdirde işlem hemen ret olunur. Usulüne uygun şekilde düzenlenerek süresi içinde verilmiş dilekçe veya yetkili Cumhuriyet başsavcısının yazısı üzerine başkan kararını vermek için şu işlemleri gerçekleştirebilir:
1- Cumhuriyet savcısından soruşturma dosyasını göndermesini isteyebilir.
2- Bir diyeceği varsa bildirmesi için, bir süre belirleyerek dilekçeyi şüpheliye tebliğ edebilir.
3- Gerekli görürse, soruşturmanın genişletilmesi için sulh ceza hâkimini görevlendirebilir. Ancak bu hâlde, hangi hususta soruşturma yapılacağını görevlendirme kararında göstermelidir.
Bu incelemesi sonunda başkan şu iki karardan birisini verecektir:
1- İstemin geçerli olduğu hususunda kanaat getirecek olursa, kamu davasının yani kovuşturmanın açılmasına karar verecektir.
2- Bu kanaate varamazsa, istemi gerekçeli olarak ret edecektir yani istemin dayandığı hususları neden dolayı geçerli görmediğini kararında belirtecektir. Bu hâlde, istemde bulunan suçtan zarar görmüş şikâyetçi ise adı geçeni giderleri ödemeye mahkûm edecek ve kararını Cumhuriyet savcısına ve şüpheliye bildirecektir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasına göre, Cumhuriyet savcısının yeni delil, iz, eser ve emarelerin varlığı nedeniyle kamu davası açması ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesi koşuluna bağlanmıştır. Bu düzenlemenin nedeni 175 inci maddede kovuşturma açılmaması kararına bağlanan otoritedir." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur.
Mülga 1412 sayılı CMUK'nın "Hukuku amme davasını açmak vazifesi" başlıklı 148. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise;
"Hukuku amme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir.
Valiler de hukuku amme davası açılmasını kendi vilayetleri dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucip sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine Adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salahiyeti kullanmak lazımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapar." şeklinde düzenlenmiş iken, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5209 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup CMK'da benzeri bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır.
Kamu davasını açma tekelini elinde bulunduran Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir.
1412 sayılı CMUK'da Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı bu kararını kendiliğinden, Adalet Bakanı ve adalet müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi.
Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine 1412 sayılı CUMK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır.
CMK'nın 173. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâlinde suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile itirazı incelemeye yetkili merci ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur.
Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmasa da adli nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacağından, kesin hüküm etkisine benzer bir durum ortaya çıkmaktadır.
Diğer taraftan, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendirdiğinden sıradan bir adli işlem niteliği de taşımamaktadır. Kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, üçüncü fıkrası uyarınca ise kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmedikçe soruşturmanın yeniden dirilmeyeceği istisnai şekilde Kanun'da kabul edilmiştir. Anılan şartlar gerçekleşmeden Kanun'un istisnai olarak belirlediği bu hâl dışına çıkılarak başka makama kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırma yetkisi verilemeyecek, böylece kişilerin aynı fiilden dolayı soruşturma baskısı altında kalması engellenmiş olacaktır. Bu bakımdan mülga CMUK'da düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki statüsünün CMK'da kabul edilmediği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, kanun yararına bozma kanun yolu üzerinde de durulması gerekmektedir.
Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK’nın "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kısmında yer alan kanun yararına bozma Kanun’un 309. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.
(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
(4) Bozma nedenleri:
a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.
b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz
c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.
(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez." şeklinde düzenlenmiş olup;
Maddenin gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir
Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir.
Böylece kanunun eşit uygulanması ve sanığın aleyhine olmamak koşuluyla, hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amaçlanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." olarak ifade edilmiştir.
Kanun yararına bozma, hâkim veya mahkemeler tarafından verilen ve istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hukuka ayrılıkların giderilmesi için, kural olarak Adalet Bakanlığı, istisnai durumlarda da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başvurulan olağanüstü kanun yollarından birisidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanlığı’nın kendisine ilettiği kararın kanun yararına bozulması için Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine başvurur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ilk önce olağan kanun yolları (itiraz, istinaf, temyiz), daha sonra da olağanüstü kanun yolları (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, kanun yararına bozma, yargılamanın yenilenmesi) düzenlenmiştir. Henüz kesinleşmemiş olup olağan kanun yolunun açık olduğu karar veya hükümler aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz. Ancak verildiği anda kesin olan veya olağan kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşen karar veya hükümler aleyhine bu kanun yoluna başvurulabilir. Bu kanun yolunda önemli olan hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olmasıdır. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz.
Kanun yararına bozma kararları sanık lehine ve aleyhine sonuç doğurabilir. Bu olağanüstü kanun yolu sonucunda verilen kararların sanık aleyhine sonuç doğurmayacağına ilişkin bir düzenleme mevcut değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi ve ülke genelinde uygulama birliğini sağlama amacıyla başvurulan bir yol olup ayrıca kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu bulunmaktadır.
CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ya da mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve kişiler açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bozma nedenleri;
CMK’nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
CMK'nın 223. maddesinde düzenlenen hükümlerden bir kısmı esasa ilişkin, bir kısmı da esasa değinmeyen hükümlerdir. Esası çözmeyen hüküm türleri; durma, düşme ve başka yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararları gösterilebilir. Bu durumlardan birinin varlığı hâlinde, bozma kararı üzerine, söz konusu kararı veren hâkim yeniden inceleme yapıp karar verecek, gerekirse de işin esasını çözüme kavuşturacaktır. Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları ve hüküm niteliğinde olmayan muhakemenin durmasına yönelik kararlar ile diğer hâkim veya mahkeme kararları; örneğin, görevsizlik, yetkisizlik kararları, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına yapılan itirazın kabulü veya reddine ilişkin mercii kararları, infaza dair kararlar, CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında olan davanın esasını çözmeyen kararlardandır.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, tekriri muhakeme yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır. Burada aranması gereken, bizzat istem yazısına konu edilen hüküm, buna ilişkin ileri sürülen aykırılık olgusu ve sebepler ile bağlılıktır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine inceleme yapan Sulh Ceza Hâkimliğince; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik yapılan itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin Özel Dairece, söz konusu kararın kanun yararına konu edilebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılan dosyada;
Olağanüstü kanun yollarından olan ve CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluna, hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğu öğrenilen karar veya hükümler aleyhine başvurulabilmesi karşısında; somut olayda kanun yararına bozma yoluna konu edilen/edilebilen kararın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisi olmayıp anılan karara yönelik itirazın reddine ilişkin hâkim kararı olduğunun anlaşılması, aynı Kanun'un 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine dair kararın verildiği anda kesin olan kararlardan olması, aynı Kanun'un 160. maddesi uyarınca maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamak zorunda olan Cumhuriyet savcısının, yine aynı Kanun'un 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa bir iddianame düzenlemek zorunda olduğundan, etkin soruşturma yükümlülüğüne ve kamu davası açma mecburiyeti ilkesine aykırı şekildeki muhakeme hukukuna aykırı yapılan işlemlerin itiraz kanun yoluyla değerlendirildiği merci kararlarına karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağına ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme bulunmaması ve bu hususların değerlendirilmesinin merci kararını veren sulh ceza hâkiminin takdirinde olmaması, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı Kanun'un 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz reddedildikten sonra aynı Kanun'un 173. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca; kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacak olmasının, itiraz üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen karardaki verildiği anda mevcut olan hukuka aykırılıklarla ilgili kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesine engel bir durum yaratmaması, verildiği anda mevcut olmayıp karardan sonra ortaya çıkan veya karar verilinceye kadar hâkimliğin bilgisine sunulmamış olan yeni delil vb. durumlarda kanun yararına bozma yoluna zaten gidilemeyip anılan fıkralarda düzenlenen ayrı bir yolun izlenecek olması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin merci kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenebilecek kararlardan olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Sayın Genel Kurulun çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı Cumhuriyet Savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararı üzerine kesinleşen kararlara karşı CMK’nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebi halinde bu hususun dairece incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir.
CMK’nın 309 uncu maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir' aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi son cümlesinde '...bu hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz' aynı maddenin (c) bendinde ise 'Davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez' hükümlerine yer verilmiştir.
CMK’nın 309/1. maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafında verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ...' kararlara karşı kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Tarafımca kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebilmesi için ilk şart mahkeme veya hakimlik tarafından verilen kararın istinaf veya temyiz yasa yolu açık kararlardan olması gerekir. İtiraz üzerine kesinleşen kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidileceğini kanun koruyucu kabul etseydi itiraz edilmeden veya itiraz edilerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşıda cümlesini maddeyi eklemesi gerekirdi.
CMK’nın 309/1. maddesinde '...karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen' kavramı yer almaktadır. Burada kanun koyucu bu cümleyi koymakla hukuka aykırılığın tespitinin kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılığı kastetmiştir. Oysa Ceza Genel Kurulu önüne gelen incelenen dosyada kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılık olup olmadığı belli değildir. Cumhuriyet savcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ilgili ceza dairesince kanun yararına bozma yoluyla incelenebilir denildiğinde kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin itiraz üzerine kesinleşen kararı ortadan kaldıracaktır. Bu halde Cumhuriyet Savcılığınca zorunlu olarak dava açılmak zorunlu olarak dava açılması gerekir. Açılan davanın yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı verilmesi de mümkündür. O halde Cumhuriyet Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında hukuka aykırılık vardır denemeyeceğinden Kanun yararına bozma yasa yolunun şartlarından birisi oluşmamıştır.
Bunun yanında Cumhuriyet savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ya incelenen dosyada olduğu gibi itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararları ile ya da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın taraflara tebliği üzerine kanunda belirlenen süre geçtikten sonra kesinleşmektedir. Kanun yararına bozma yoluna gelinebilmesi için hakim ya da mahkeme kararı arandığına göre itiraz edilmeden kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda bulunan hukuka aykırılıklar nasıl çözülecektir?
Ayrıca Cumhuriyet savcılıklarınca verilen ve itiraz incelemesinden geçerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararları inceleyen ilgili ceza dairesi yaptığı inceleme neticesinde kanun yararına bozma talebini kabul ettiği takdirde daha ilk derece mahkemesince yargılaması yapılmamış eylem hakkında görüş belirttiğinden eylem hakkında yargılama yapacak ilk derece mahkemeleri üzerinde baskı oluşabilecek aynı zamanda ihsas-ı reyde bulunmuş olacaktır.
Cumhuriyet savcılığınca yapılan incelemede araştırma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar şüpheli hakkında hukuki güvence oluşturmaktadır. Yeni bir delil ortaya çıkmadıkça aynı eylem nedeniyle tekrar şüpheli hakkında kovuşturma yapılamaz. Oysa kanun yararına bozma yasa yolu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar kaldırılırsa kişi hukuk güvencesinden yoksun hale gelip zamanaşımı süresince şüpheli hakkında dava açılması ve sanık haline gelmesi her zaman mümkündür bu halde kişiler için hukuki güvence ortadan kalkmaktadır.
CMK’nın 309. maddesinde tanımlanan kanun yararına bozma kanun yoluna gidilmesi ve kabul edilmesi halinde sanığın aleyhine sonuç doğurmayacağı öngörülmüştür. İncelenen olayda ilgili dairece kanun yararına bozma kabul edilip, şüpheli hakkında dava açılması halinde sanık pozisyonuna geçen şüphelinin yargılanması neticesinde ceza alma olasılığı da mümkündür. Bu halde kanun yararına bozma kanun yoluna aykırı olup sanık aleyhine sonuçları olabilecektir.
Bu nedenlerle sayın Ceza Genel Kurulunun çoğunluk görüşü olan Cumhuriyet savcılıklarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimince verilen itirazın reddi kararlarına karşı kanun yararına bozmaya gelinebileceğine ilişkin görüşe katılmıyorum." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşünceyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 06.02.2020 tarihli ve 7191-939 sayılı ret kararının KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivde bulunan dosyaların Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, kanun yararına bozma talebi hakkında karar verilmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/208 E., 2023/372 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hâkimliği
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddi kararı kesin olarak verilen ve ancak CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecek kararlardan
Ceza Genel Kurulu 2021/208 E. , 2023/372 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği
SAYISI : 773
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun cinsel istismarı suçundan şüpheli ... hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 24.12.2018 tarihli ve 111839-65599 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Bursa 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 05.03.2019 tarih ve 773 sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Kesin nitelikte olan bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 16.10.2019 tarihli ve 94660652-105-16-5286-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25.10.2019 tarihli ve 101995 sayılı ihbarname ile; "...Dosya kapsamına göre, mağdurun yönlendirilme ihtimalinin yüksek olduğu ve iddialarının soyut ve hiç bir delille desteklenmediği gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160. maddesinde yer alan 'Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.' şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, bu itibarla sosyal hizmet uzmanı adli görüşmecinin gözetiminde mağdurenin ifadesinin alınmasına ve mağdurenin ayrıntılı bir şekilde cinsel istismar olayını tarif etmesine karşın savcılık tarafından sosyal hizmet uzmanından mağdure çocuğun cinsel istismar olayının bilincinde ve sözlerine itibar edilebilir olup olmadığına ilişkin rapor alınmadan eksik incelemeyle karar verildiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.01.2020 tarih ve 7194-608 sayı ile; "Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarname içeriği kanun yararına bozma yolu ile düzeltilecek kararlardan olmadığı nedeniyle kanun yararına bozma talebinin reddine" karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.02.2020 tarih ve 101995 sayı ile; "(...)Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasında itirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir...
5271 sayılı CMK'nın 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddi kararı kesin olarak verilen ve ancak CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecek kararlardandır. Kararın CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına bozulması halinde, kararı veren hâkim tarafından gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilebilecektir. Bunun aksinin kabulü durumunda soruşturma dosyasının içinde şüpheli hakkında dava açmaya yeter kuvvetli deliller bulunmasına rağmen, yeni delil elde edilememesi nedeniyle kovuşturmanın yapılamayacağı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar kesin olduğundan denetlenemeyeceği sonucu ortaya çıkabilecektir. Cumhuriyet savcısının verdiği kararlara karşı sulh ceza hâkimliği tarafından verilen her türlü kesin karar denetlemeye açıkken, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın itirazen reddi kararının denetlenememesi hukuki güvenlik ilkesini de zedeleyecektir. Nitekim, Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 09.09.2019 gün ve 2373-3623, 2. Ceza Dairesinin 25.02.2019 gün ve 502-3396, 3. Ceza Dairesinin 23.01.2019 gün ve 12706-823, 4. Ceza Dairesinin 15.05.2019 gün ve 2277-9064, 5. Ceza Dairesinin 03.07.2019 gün ve 4154-6717, 6. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 1375-3117, 7. Ceza Dairesinin 20.12.2018 gün ve 16312-14759, 8. Ceza Dairesinin 10.01.2019 gün ve 5672-433, 11. Ceza Dairesinin 12.09.2019 gün 4407-6188, 12. Ceza Dairesinin 17.09.2019 gün ve 3536-8925, 13. Ceza Dairesinin 23.09.2019 gün ve 4627-13018, 15. Ceza Dairesinin 14.05.2019 gün ve 3803-5567, 17. Ceza Dairesinin 14.01.2019 gün ve 8583-603, 18. Ceza Dairesinin 06.05.2019 gün ve 997-8348, 19. Ceza Dairesinin 27.05.2019 gün ve 3834-8944 sayılı ilamlarına konu olan benzer uyuşmazlıklarda, 5271 sayılı CMK'nın 172-173. maddeleri uyarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itirazın reddine ilişkin kesin kararlara yönelen kanun yararına bozma talepleri kabul edilmiş, Özel Daireler arasında istikrar gösteren bir içtihat oluşturulmuştur.
Yukarıda açıklandığı üzere, şüpheli ... hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine konu Bursa 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 05.03.2019 günlü, 2019/773 değişik iş sayılı kararı yönünden kanun yararına bozma isteminin reddine ilişkin Yüksek 14. Ceza Dairesinin kararının isabetli olmadığı,(...)" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 18.05.2021 tarih, 2382-3484 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenip denetlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Şüpheli ... hakkında mağdure Almina Şenozan'a yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan yapılan soruşturma sonucunda Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.12.2018 tarih ve 111839-65599 sayı ile kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mağdurenin annesi şikâyetçi ... tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Bursa 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 05.03.2019 tarih ve 773 sayı ile; usul ve yasaya aykırı bulunmayan anılan karara karşı yapılan itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin ise Özel Dairece, söz konusu kararın kanun yararına bozma yoluyla düzeltilecek kararlar olmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Uyuşmazlığın çözümü için Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde görev ve yetkileri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin mevzuat hükümleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır.
CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",
"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası; "Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...",
"Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise;
"(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.
(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." biçiminde düzenlenmiştir.
Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
(3) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde düzenlenmiş iken söz konusu maddenin ikinci fıkrası 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." biçiminde değiştirilmiş olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Maddenin tasarı gerekçesinde; "1412 sayılı Kanun'un 164 üncü maddesinde, yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi hâlinde, takipsizlik kararı verilmesine dair hüküm yer almaktadır. Tasarı ilk olarak bu işlemi belirlemek üzere 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar' terimini getirmiştir. Soruşturma evresinden kovuşturmaya geçip geçmeme söz konusu olduğundan bu terim değişikliği uygun görülmüştür. Madde ayrıca kamu davasının açılması için şüpheyi haklı kılacak yeterlikte ve kuvvette delil, iz, eser ve emarenin elde edilmemesi ölçütünü kullanmaktadır. Yeterli kuvvette makul şüphe bulunduğu anlaşılacak olursa, kovuşturma evresine geçilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, kamu davasının, aynı eylem ve aynı kişi hakkında açılabilmesi yeni delil, iz, eser ve emarenin meydana çıkmasına veya şüphe nedenlerinin takdirinde ağır hata olmasına bağlanmıştır. Böylece kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların zamanaşımı süresince şüphelinin başında, tâbir yerinde ise Demoklesin Kılıcı gibi durması ve onun özgürlükler bakımından bir tehdit oluşturması önlenmek istenmektedir. Bazı usul kanunlarında mahkemelerin beraat kararlarının temyize tâbi tutulmadığı görülüyor.
Bu yeni düzenleme neticesinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar verdikten sonra yeni delil, iz, eser ve emare bulunmadıkça artık Adalet Bakanı da Cumhuriyet savcısından kamu davası açmasını isteyemeyecektir. Maddenin son fıkrasında yeni delil, iz, eser ve emarenin ne olduğu tanımlanarak uygulama açısından açıklık getirilmiştir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Aynı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173. maddesi;
"(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) Başkan istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) İtirazın reddedilmesi hâlinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesine bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanına" ibaresi "ağır ceza mahkemesine", üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "Başkan" ibareleri "Mahkeme" ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi başkanının" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 71. maddesiyle de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine" ibaresi "ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir" ibaresi, "o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir" şeklinde; dördüncü fıkrasında yer alan "Mahkeme" ibaresi "Sulh ceza hâkimliği" şeklinde ve altıncı fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesinin" ibaresi "sulh ceza hâkimliğinin" şeklinde, altıncı fıkrası ise 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile "İtirazın reddedilmesi hâlinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172'nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde değiştirilmek suretiyle son şeklini almış olup bu değişiklik de 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Maddenin tasarı gerekçesinde; "Madde, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarına karşı itirazı ve bunun incelenmesi ile görevli mercii ve usulü göstermektedir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı maslahata uygunluk sistemini kabul eden ülkelerde de Cumhuriyet savcısının vereceği takipsizlik kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi kabul edilmektedir. Tasarı 175 inci maddesinde kovuşturmaya yer olmadığı hakkındaki kararların, yeni delil, iz, eser ve emare olmadan değiştirilemeyeceğini kabul etmiş bulunduğundan, itiraz olanağı daha fazla önem taşımaktadır.
Madde, itiraz hakkını esasta suçtan zarar gören şikâyetçiye ve şikâyetçisi bulunmayan hâllerde karar veren Cumhuriyet savcısının bağlı olduğu ağır ceza mahkemesi neznindeki Cumhuriyet başsavcısına vermiş bulunmaktadır. İtiraz süresi, kararın tebliği tarihinden itibaren on beş gündür. İtiraz mercii, Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkemenin başkanıdır.
İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını haklı gösterebilecek olaylar, delil, iz, eser ve emarelerin gösterilip açıklanması zorunludur. Aksi takdirde işlem hemen ret olunur. Usulüne uygun şekilde düzenlenerek süresi içinde verilmiş dilekçe veya yetkili Cumhuriyet başsavcısının yazısı üzerine başkan kararını vermek için şu işlemleri gerçekleştirebilir:
1- Cumhuriyet savcısından soruşturma dosyasını göndermesini isteyebilir.
2- Bir diyeceği varsa bildirmesi için, bir süre belirleyerek dilekçeyi şüpheliye tebliğ edebilir.
3- Gerekli görürse, soruşturmanın genişletilmesi için sulh ceza hâkimini görevlendirebilir. Ancak bu hâlde, hangi hususta soruşturma yapılacağını görevlendirme kararında göstermelidir.
Bu incelemesi sonunda başkan şu iki karardan birisini verecektir:
1- İstemin geçerli olduğu hususunda kanaat getirecek olursa, kamu davasının yani kovuşturmanın açılmasına karar verecektir.
2- Bu kanaate varamazsa, istemi gerekçeli olarak ret edecektir yani istemin dayandığı hususları neden dolayı geçerli görmediğini kararında belirtecektir. Bu hâlde, istemde bulunan suçtan zarar görmüş şikâyetçi ise adı geçeni giderleri ödemeye mahkûm edecek ve kararını Cumhuriyet savcısına ve şüpheliye bildirecektir.
Maddenin (3) numaralı fıkrasına göre, Cumhuriyet savcısının yeni delil, iz, eser ve emarelerin varlığı nedeniyle kamu davası açması ağır ceza mahkemesi başkanının bu hususta karar vermesi koşuluna bağlanmıştır. Bu düzenlemenin nedeni 175 inci maddede kovuşturma açılmaması kararına bağlanan otoritedir." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur.
Mülga 1412 sayılı CMUK'nın "Hukuku amme davasını açmak vazifesi" başlıklı 148. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları ise;
"Hukuku amme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir.
Valiler de hukuku amme davası açılmasını kendi vilayetleri dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucip sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine Adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salahiyeti kullanmak lazımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapar." şeklinde düzenlenmiş iken, 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5209 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup CMK'da benzeri bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır.
Kamu davasını açma tekelini elinde bulunduran Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir.
CMUK'da Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı bu kararını kendiliğinden, Adalet Bakanı ve adalet müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi.
Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine CUMK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır.
CMK'nın 173. maddesinin birinci fıkrasının ilk hâlinde suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi başkanına itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile itirazı incelemeye yetkili merci ağır ceza mahkemesi olarak belirlenmiş, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur.
Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmasa da adli nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacağından, kesin hüküm etkisine benzer bir durum ortaya çıkmaktadır.
Diğer taraftan, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri yakından ilgilendirdiğinden sıradan bir adli işlem niteliği de taşımamaktadır. Kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, üçüncü fıkrası uyarınca ise kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmedikçe soruşturmanın yeniden dirilmeyeceği istisnai şekilde Kanun'da kabul edilmiştir. Anılan şartlar gerçekleşmeden Kanun'un istisnai olarak belirlediği bu hâl dışına çıkılarak başka makama kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı kaldırma yetkisi verilemeyecek, böylece kişilerin aynı fiilden dolayı soruşturma baskısı altında kalması engellenmiş olacaktır. Bu bakımdan mülga CMUK'da düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki statüsünün CMK'da kabul edilmediği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, kanun yararına bozma kanun yolu üzerinde de durulması gerekmektedir.
Öğretide olağanüstü temyiz denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise yazılı emir olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde kanun yararına bozma olarak yeniden düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK’nın "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kısmında yer alan kanun yararına bozma Kanun’un 309. maddesinde; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.
(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.
(4) Bozma nedenleri:
a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.
b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz
c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.
(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez." şeklinde düzenlenmiş olup;
Maddenin gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir
Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir.
Böylece kanunun eşit uygulanması ve sanığın aleyhine olmamak koşuluyla, hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amaçlanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." olarak ifade edilmiştir.
Kanun yararına bozma, hâkim veya mahkemeler tarafından verilen ve istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlerdeki gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hukuka ayrılıkların giderilmesi için, kural olarak Adalet Bakanlığı, istisnai durumlarda da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başvurulan olağanüstü kanun yollarından birisidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanlığı’nın kendisine ilettiği kararın kanun yararına bozulması için Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine başvurur. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ilk önce olağan kanun yolları (itiraz, istinaf, temyiz), daha sonra da olağanüstü kanun yolları (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, kanun yararına bozma, yargılamanın yenilenmesi) düzenlenmiştir. Henüz kesinleşmemiş olup olağan kanun yolunun açık olduğu karar veya hükümler aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz. Ancak verildiği anda kesin olan veya olağan kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşen karar veya hükümler aleyhine bu kanun yoluna başvurulabilir. Bu kanun yolunda önemli olan hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olmasıdır. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz.
Kanun yararına bozma kararları sanık lehine ve aleyhine sonuç doğurabilir. Bu olağanüstü kanun yolu sonucunda verilen kararların sanık aleyhine sonuç doğurmayacağına ilişkin bir düzenleme mevcut değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi ve ülke genelinde uygulama birliğini sağlama amacıyla başvurulan bir yol olup ayrıca kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu bulunmaktadır.
CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hâkim ya da mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve kişiler açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bozma nedenleri;
CMK’nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
CMK'nın 223. maddesinde düzenlenen hükümlerden bir kısmı esasa ilişkin, bir kısmı da esasa değinmeyen hükümlerdir. Esası çözmeyen hüküm türleri; durma, düşme ve başka yargı yoluna ilişkin görevsizlik kararları gösterilebilir. Bu durumlardan birinin varlığı hâlinde, bozma kararı üzerine, söz konusu kararı veren hâkim yeniden inceleme yapıp karar verecek, gerekirse de işin esasını çözüme kavuşturacaktır. Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları ve hüküm niteliğinde olmayan muhakemenin durmasına yönelik kararlar ile diğer hâkim veya mahkeme kararları; örneğin, görevsizlik, yetkisizlik kararları, Cumhuriyet savcılarının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına yapılan itirazın kabulü veya reddine ilişkin mercii kararları, infaza dair kararlar, CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında olan davanın esasını çözmeyen kararlardandır.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, tekriri muhakeme yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır. Burada aranması gereken, bizzat istem yazısına konu edilen hüküm, buna ilişkin ileri sürülen aykırılık olgusu ve sebepler ile bağlılıktır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi sebebiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine inceleme yapan Sulh Ceza Hâkimliğince; kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan itirazın reddine karar verildiği, eksik soruşturma yürütüldüğünden bahisle merci kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin Özel Dairece, söz konusu kararın kanun yararına bozma yoluyla düzeltilebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle reddedildiği anlaşılan dosyada;
Olağanüstü kanun yollarından olan ve CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yoluna, hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğu öğrenilen karar veya hükümler aleyhine başvurulabilmesi karşısında; somut olayda kanun yararına bozma yoluna konu edilen/edilebilen kararın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisi olmayıp anılan karara yönelik itirazın reddine ilişkin hâkim kararı olduğunun anlaşılması, aynı Kanun'un 173. maddesi uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilen, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara yapılan itirazın reddine dair kararın verildiği anda kesin olan kararlardan olması, aynı Kanun'un 160. maddesi uyarınca maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamak zorunda olan Cumhuriyet savcısının, yine aynı Kanun'un 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa bir iddianame düzenlemek zorunda olduğundan, etkin soruşturma yükümlülüğüne ve kamu davası açma mecburiyeti ilkesine aykırı şekildeki muhakeme hukukuna aykırı yapılan işlemlerin itiraz kanun yoluyla değerlendirildiği merci kararlarına karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağına ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme bulunmaması ve bu hususların değerlendirilmesinin merci kararını veren sulh ceza hâkiminin takdirinde olmaması, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı Kanun'un 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz reddedildikten sonra aynı Kanun'un 173. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca; kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacak olmasının, itiraz üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen karardaki verildiği anda mevcut olan hukuka aykırılıklarla ilgili kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesine engel bir durum yaratmaması, verildiği anda mevcut olmayıp karardan sonra ortaya çıkan veya karar verilinceye kadar hâkimliğin bilgisine sunulmamış olan yeni delil vb. durumlarda kanun yararına bozma yoluna zaten gidilemeyip anılan fıkralarda düzenlenen ayrı bir yolun izlenecek olması hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin merci kararının CMK'nın 309. maddesi çerçevesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenebilecek kararlardan olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Sayın Genel Kurulun çoğunluğu ile aramızdaki görüş ayrılığı Cumhuriyet Savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararı üzerine kesinleşen kararlara karşı CMK’nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozma talebi halinde bu hususun dairece incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir.
CMK’nın 309 uncu maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir' aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi son cümlesinde '...bu hükmün önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamaz' aynı maddenin (c) bendinde ise 'Davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez' hükümlerine yer verilmiştir.
CMK’nın 309/1. maddesinde 'Hakim veya mahkeme tarafında verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ...' kararlara karşı kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebileceği öngörülmüştür. Tarafımca kanun yararına bozma kanun yoluna gidilebilmesi için ilk şart mahkeme veya hakimlik tarafından verilen kararın istinaf veya temyiz yasa yolu açık kararlardan olması gerekir. İtiraz üzerine kesinleşen kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidileceğini kanun koruyucu kabul etseydi itiraz edilmeden veya itiraz edilerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşıda cümlesini maddeyi eklemesi gerekirdi.
CMK’nın 309/1. maddesinde '...karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen' kavramı yer almaktadır. Burada kanun koyucu bu cümleyi koymakla hukuka aykırılığın tespitinin kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılığı kastetmiştir. Oysa Ceza Genel Kurulu önüne gelen incelenen dosyada kolayca, hemen ilk bakışta ve üzerinde mutabık kalınan bir hukuka aykırılık olup olmadığı belli değildir. Cumhuriyet savcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ilgili ceza dairesince kanun yararına bozma yoluyla incelenebilir denildiğinde kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin itiraz üzerine kesinleşen kararı ortadan kaldıracaktır. Bu halde Cumhuriyet Savcılığınca zorunlu olarak dava açılmak zorunlu olarak dava açılması gerekir. Açılan davanın yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında beraat kararı verilmesi de mümkündür. O halde Cumhuriyet Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında hukuka aykırılık vardır denemeyeceğinden Kanun yararına bozma yasa yolunun şartlarından birisi oluşmamıştır.
Bunun yanında Cumhuriyet savcılıklarınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ya incelenen dosyada olduğu gibi itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimliklerince verilen itirazın reddi kararları ile ya da kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın taraflara tebliği üzerine kanunda belirlenen süre geçtikten sonra kesinleşmektedir. Kanun yararına bozma yoluna gelinebilmesi için hakim ya da mahkeme kararı arandığına göre itiraz edilmeden kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda bulunan hukuka aykırılıklar nasıl çözülecektir?
Ayrıca Cumhuriyet savcılıklarınca verilen ve itiraz incelemesinden geçerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararları inceleyen ilgili ceza dairesi yaptığı inceleme neticesinde kanun yararına bozma talebini kabul ettiği takdirde daha ilk derece mahkemesince yargılaması yapılmamış eylem hakkında görüş belirttiğinden eylem hakkında yargılama yapacak ilk derece mahkemeleri üzerinde baskı oluşabilecek aynı zamanda ihsas-ı reyde bulunmuş olacaktır.
Cumhuriyet savcılığınca yapılan incelemede araştırma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar şüpheli hakkında hukuki güvence oluşturmaktadır. Yeni bir delil ortaya çıkmadıkça aynı eylem nedeniyle tekrar şüpheli hakkında kovuşturma yapılamaz. Oysa kanun yararına bozma yasa yolu ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kesinleşen karar kaldırılırsa kişi hukuk güvencesinden yoksun hale gelip zamanaşımı süresince şüpheli hakkında dava açılması ve sanık haline gelmesi her zaman mümkündür bu halde kişiler için hukuki güvence ortadan kalkmaktadır.
CMK’nın 309. maddesinde tanımlanan kanun yararına bozma kanun yoluna gidilmesi ve kabul edilmesi halinde sanığın aleyhine sonuç doğurmayacağı öngörülmüştür. İncelenen olayda ilgili dairece kanun yararına bozma kabul edilip, şüpheli hakkında dava açılması halinde sanık pozisyonuna geçen şüphelinin yargılanması neticesinde ceza alma olasılığı da mümkündür. Bu halde kanun yararına bozma kanun yoluna aykırı olup sanık aleyhine sonuçları olabilecektir.
Bu nedenlerle sayın Ceza Genel Kurulunun çoğunluk görüşü olan Cumhuriyet savcılıklarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara itiraz üzerine Sulh Ceza Hakimince verilen itirazın reddi kararlarına karşı kanun yararına bozmaya gelinebileceğine ilişkin görüşe katılmıyorum." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşünceyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.01.2020 tarihli ve 7194-608 sayılı ret kararının KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivde bulunan dosyaların Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, kanun yararına bozma talebi hakkında karar verilmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/27010 E., 2023/332 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hakimliği
tam metni aç
Yasa'da sulh ceza hakimliğinin 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesi kapsamında itiraz üzerine verdiği kovuşturma talebinin reddine ilişkin kararlarına karşı her hangi bir kanun yolu kabul edilmemiştir.
3. Ceza Dairesi 2022/27010 E. , 2023/332 K.
"İçtihat Metni"
KANUN YARARINA
BOZMA
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği
SAYISI : 2021/3470 değişik iş
ŞÜPHELİ : ...
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
İNCELEME KONUSU
KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılması talebinin reddi
KANUN YARARINA
BOZMA YOLUNA
BAŞVURAN :Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma sonunda verilen Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2016 tarihli ve 2015/15054 soruşturma, 2016/400 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının (KYOK/KYO), yeni delil elde edilmesi nedeniyle kaldırılmasına yönelik Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan 26.07.2021 tarihli talebin, Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2021 tarihli, 2021/3470 değişik iş sayılı kararı ile "kesin" olarak reddedildiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 23.06.2022 tarih ve 94660652-105-33-3127-2022 Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2022 tarihli ve 2022/85905 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2022 tarihli ve 2022/85905 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
" Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 14.01.2016 tarihli ve 2015/15054 soruşturma, 2016/400 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı müteakip, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmaya ilişkin ortaya çıkan yeni deliller nazara alınarak şüpheli hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphe elde edildiğinden bahisle söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına yönelik talebinin reddine ilişkin Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2021 tarihli ve 2021/3470 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma evresi sonunda Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca suç teşkil edecek herhangi bir delil bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair 14.01.2016 tarihli kararın verilmesini müteakip, aynı şüpheli hakkında 07.10.2014 tarihinde Tarsus ilçesinde meydana gelen olaylarla (Kobani eylemleri) ilgili olarak yürütülen soruşturma neticesinde Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenip, Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/03/2021 tarihli ve 2021/71 iddianame değerlendirme sayılı kararı ile şüpheli hakkında yeniden soruşturma yapılabilmesi için bahse konu 14.01.2016 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın sulh ceza hakimliğince kaldırılması gerektiğinden bahisle iade edilen 16.03.2021 tarihli ve 2021/12219 soruşturma ve 2021/3694 esas ve 2021/734 sayılı iddianamede de belirtildiği üzere,
07.10.2014 tarihinde PKK/KCK terör örgütünün güdümünde bulunan ....com isimli internet sitesinden yapılan çağrı üzerine ... ilçesinde meydana gelen gösteri yürüyüşüne bir çok kişinin yüzleri kapalı ellerinde molotof kokteyli taş ve sopalar ile katıldıkları, ... ilçesi ... Mevki ... Mahallesinde örgütün sözde bayrakları örgüt elebaşısı ...'ın fotoğrafının mevcut olduğu bez parçaları ile yüzü kapalı olan şahısların Demir Köprü istikametine doğru yürüyüşe başladıkları, bu yürüyüş esnasında '... Ovası Apocular yuvası, ... İŞİD'e mezar olacak, Biji serok Apo' şeklinde sloganların atıldığı, bahsi geçen bu gösteriye katıldığından dolayı hakkında işlem yapılan ... A... isimli şahsın 29.11.2018 tarihinde alınan ifadesinde; gösterilere katılan siyah atletli yüzü kapalı şahsın şüpheli ... isimli şahıs olduğunu ifade ederek teşhis işleminde bulunduğu,
Bu itibarla, şüphelinin olay tarihinde ... ilçesinde gerçekleşen ve şiddet eylemine dönüşen bu gösteriye PKK/KCK terör örgütünün çağrısı üzerine katılarak tanınmamak için yüzünü kapatması ve slogan atan ellerinde taş sopa bulunan grup içerisinde yer alması hususunun gerek görüntülerden gerekse tanık beyanından tespit edilmiş olmasının, atılı suç hakkında evvelce yapılmış olan soruşturmanın seyrini etkileyecek, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak önemli ve yeni delil mahiyetinde olduğu, bu halde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2 nci maddesinde, "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz" şeklinde yer alan düzenleme nazara alınarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2 nci maddesi uyarınca talebin kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. "
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
A.Uyuşmazlık
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının yeni delil elde edildiğinden bahisle kaldırılmasına yönelik Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan istemin reddine dair "kesin" olarak verilen kararda isabet bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
B.Hukuki Süreç
1. 13.12.2015 tarihli araştırma tutanağında arşiv tetkikinde her hangi bir kaydının bulunmadığı; UYAP sorgulamasında ise iki adet kaydının bulunduğu belirtilen şüpheli ..., 1996 doğumlu ve bekardır. Adli sicil kaydında, 18 yaşından küçük olduğu dönemde işlediği suçlar dahil olmak üzere muhtelif suçlardan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile kovuşturmanın ertelenmesi kararları bulunmaktadır. Dosya içeriğinde rapor yahut belgeye rastlanılmamakla birlikte, süreçte verdiği ifadelerinde özetle, suç tarihleri öncesinde geçirdiği bir rahatsızlık nedeni ile zihinsel engelliler ve rehabilitasyon merkezinde bir dönem eğitim aldığını ayrıca ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde de bir süre tedavi gördüğünü ve okur yazar olmadığını beyan etmiştir.
2. ... İlçe Emniyet Müdürlüğünün 20.12.2015 tarihli fezlekesi ile eki tahkikat evraklarından anlaşıldığı kadarı ile PKK/KCK silahlı terör örgütünün talimatları ile örgüte müzahir internet sitelerinden yapılan çağrılara istinaden 28.08.2015 ve 29.11.2015 tarihleri arasında ilçe merkezinde, terör örgütünün gençlik yapılanması olan ... Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) mensuplarınca gerçekleştirilen eylemlerin faillerinin tespiti ile faaliyetlerinin deşifresine yönelik yürütülen tahkikat neticesinde, eylemlere katıldıkları yahut organize ettikleri değerlendirilen yahut bilgisi alınan, altısının firari ve üçünün ise suça sürüklenen çocuk olduğu belirtilen, toplam on dört şüpheli şahıs hakkında terör örgütü üyesi olmak, terör örgütü adına eylem yapmak ve terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarından işlem yapılmış, bu kapsamda şüpheli ...'in de aralarında bulunduğu toplam beş kişi gözaltına alınmıştır.
Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/15054 soruşturma sayısına kayıt edilerek yürütülen bu soruşturmada özetle; 13.12.2015 tarihli kolluk araştırma tutanağı ile temin edilen bilgilere istinaden 10.11.2015 günü ... ve 15.11.2015 tarihinde ise ... Mahallelerinde yapılan eylemlere katılıp eylemleri organize ettiği değerlendirilen ve başkaca bir tespit yahut delilin bulunmadığı anlaşılan; 18.12.2015 tarihinde gözaltına alınması sonrası, ailesi tarafından kendisine okuma yazma bilmediği, zihinsel engelli olup tedavi gördüğü, cezai ehliyetinin bulunmadığı bilgisinin verildiğini beyan eden müdafisinin eşliğinde, 20.12.2015 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde özetle; rahatsızlığı nedeni ile okula gitmediğini ancak zihinsel engelliler ve rehabilitasyon merkezine gittiğini, ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde bir süre tedavi gördüğünü fakat şu an bir tedavi görmediğini, annesi ile birlikte yaşadığını ve konu ile ilgili bilgisinin olmadığını, herhangi bir eyleme katılmadığını beyan eden şüpheli ... ile diğer şüpheliler hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2016 tarihli, 2015/15054 (13) soruşturma, 2016/400 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK/KYO) ile özetle; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, şüphelilerin ikametlerinde usulüne uygun şekilde yapılan arama neticesinde atılı suçu işlediklerine dair haklarında kamu davası açmaya yetecek düzeyde bir bilgi, belge yahut döküman elde edilemediği, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı ayrıca sosyal paylaşım sitesi üzerinden terör örgütünün propagandasına yönelik herhangi bir paylaşım tespit edilemediğinden, bu hali ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu (5237 sayılı Kanun) kapsamında suç teşkil edecek herhangi bir delil bulunmadığı anlaşıldığından kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Beyanları ile uyumlu kayıtlarında bekar olduğu görülen şüpheli ... hakkında verilen KYO kararı, 27.01.2016 tarihinde mernis adresinde, aynı konutta yaşayan "eşi ... K." adlı şahsa tebliğ edilmiştir. 09.02.2021 tarihli sonraki süreçte verdiği ifadesi sırasında hazirun sıfatı ile bulunan "yengesi ..." ile bu şahsın isim benzerliğinin bulunduğu görülmüş ancak denetlenememiştir.
3. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının KYO kararı sonrasında bu kez, 2018/15684 sayılı bir başka soruşturmada, 29.11.2018 tarihinde şüpheli sıfatı ile ve müdafii eşliğinde, 1997 doğumlu şüpheli ... A., kollukta verdiği ifadesinde özetle; 07.10.2014 tarihinde ... Mahallesinde başlayıp Yarenlik alanında basın açıklaması ile son bulan PKK/KCK silahlı terör örgütü faaliyetine dönüştürülen yürüyüşe katılmadığını, iş yerinde bulunduğunu ancak kardeşinin yaralanması nedeni ile Yarenlik alanına gittiğini, 07.10.2014 tarihinde gerçekleşen olayla ilgili görüntü inceleme ve tespit tutanağında yer alan resimlerdeki şahsın kendisi, resimdeki siyah atletli ve yüzü kapalı olan diğer şahsın ise ... isimli şahıs olduğunu beyan etmiştir. 06.02.2019 tarihli araştırma ve görüntü inceleme tespit tutanağı ile de siyah atletli ve yüzü kapalı halde resimde bulunan şahsın şüpheli ... olduğu, 07.10.2014 tarihinde gerçekleşen PKK/KCK silahlı terör örgütünün faaliyetine dönüşen eyleme katıldığı, tanınmamak için yüzünü kapatıp örgütün sözde bayrağını ve örgüt liderinin resmini taşıyan şahıslarla birlikte yer aldığı, elini havaya kaldırıp, ... işareti yapmak sureti ile grup ile birlikte "Biji Serok Apo" şeklinde slogan attığının anlaşıldığı tespitinde bulunulmuştur.
4. İl Emniyet Müdürlüğünün 06.02.2019 tarihli fezlekesi ekinde, söz konusu tahkikat evrakı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve 2021/96 no'lu ihbar evrakına kayıt edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 27.01.2021 tarihli müzekkeresi ile de kolluktan, ihbar edilen sıfatıyla ... hakkında, PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma iddiası ile ilgili tahkikat evraklarının düzenlenerek gönderilmesi istenilmiştir.
5. Okur yazar olmadığından hazirun olarak bulundurulan "yengesi ..." eşliğinde, ihbar edilen sıfatı ile 09.02.2021 tarihinde kollukta alınan beyanında şüpheli ... özetle; okur yazar olmadığını, 2019 yılında yaşadığı kaza sebebi ile gerçekleşen beyin kanaması nedeni ile halen sağlık durumunun pek iyi olmadığını, 07.10.2014 günü ... Mahallesinde başlayıp Yarenlik alanında basın açıklaması ile son bulan ve ... A.,'nın ifadesinde belirtilen yürüyüşe katıldığını ancak sadece grupla birlikte yürüdüğünü, hastalığı nedeni ile hafızasının zayıfladığını, hatırladığı kadarıyla yüzünün kapalı olmadığını, üzerinde rengini hatırlamadığı bir gömlekle, siyah renkli eşofmanın, ayağında ise bağcıklı spor ayakkabısının bulunduğunu, olayda grubun dışında, kenardan yürüdüğünü beyan etmiştir.
6. ... A.'nın ifadesinde adı geçen ve görüntü inceleme tespit tutanağı ile de tespiti yapılan, ihbar edilen sıfatıyla 09.02.2021 tarihinde alınan ifadesinde de örgüt mensupları tarafından yapılan 07.10.2014 tarihli eyleme katıldığını ikrar eden şüpheli hakkında PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma iddiası suçundan yürütülen ihbar dosyasının, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2021 tarihli, 2021/96 ihbar dosya, 2021/25 karar sayılı soruşturma bürosuna gönderme kararı ile soruşturma defterine kayıt edilmesine karar verilmiştir.
7. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 16.02.2021 tarihli, 2021/1873 soruşturma, 2021/18 no'lu, silahlı terör örgütü propagandası yapma suçundan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 7/2 ve 7/3, 5237 sayılı Kanun'un 53, 58/9 uncu maddelerince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılması için hazırlanan fezlekesi ile şüpheli ... hakkında düzenlenen soruşturma evrakı, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
8. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2021 tarihli, 2021/12219 soruşturma, 2021/3694 esas, 2021/734 no'lu, başlıkta suç tarihinin "07.10.2014" olduğu belirtilen iddianamesi ile özetle; PKK/KCK silahlı terör örgütünün güdümünde bulunan internet sitesinden yapılan çağrı üzerine 07.10.2014 tarihinde Tarsus ilçesinde gerçekleşen ve şiddet eylemine dönüşen gösteriye, gerek görüntülerden gerekse ... A.'ın ifadesi ile teşhisinden tanınmamak için yüzünü kapatarak katıldığı, slogan atan ve ellerinde taş sopa bulunan grup içerisinde yer aldığı tespit edilen şüpheli ...'in, silahlı terör örgütüne üye olma, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet etmek, terör örgütü propagandası yapmak suçlarından, 5237 Kanun'un 220/6'nci maddesi yollamasıyla 314/2., 53/1-2., 54/1., 58/9., 63/1; 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve 7/2, 2911 sayılı Kanun'un 33/1.a maddelerince cezalandırılması istenilmiştir.
9. Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.03.2021 tarih, 2021/71 iddianame değerlendirme nolu kararı ile Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2021 tarihli, 2021/3694 E., numaralı iddianamesinin, 5271 sayılı Kanun'un 174/1-d maddesi gereğince iadesine, itiraz kanun yolu açık olmak üzere, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliği ile karar verilmiştir. Kararda, iade nedenleri;
"... Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2021 tarih, 2021/12219 soruşturma sayılı iddianamesiyle; şüpheli ... hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet Etmek ve Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçlarından kamu davası açılmış ise de;
Şüpheli ... hakkında Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2016 tarih ve 2015/15054 soruşturma ve 2016/400 karar numaralı dosyasında suç tarihi 17.12.2015 olan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verildiği,
CMK 172/2 nci maddesinde belirtilen 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.' hükmü gereğince, şüpheli ... yönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yeniden soruşturma yapılabilmesi için 2015/15054 soruşturma ve 2016/400 karar numaralı Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Sulh Ceza Hakimliğince kaldırılması gerektiği, zira silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve iş bu iddianamede belirtilen suç tarihinin kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karardan öncesine ait olduğu,
Yukarıda belirtilen gerekçe ışığında, şüpheli ... hakkında yeniden soruşturma yapılabilmesi için Sulh Ceza Hakimliğinden karar alınmadan düzenlenen iddianamenin.. .iadesine karar verildiği..."
Şeklinde belirtilmiştir.
10. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2021 tarihli, 2021/17900 soruşturma, 2021/1463 karar sayılı yetkisizlik kararı ile şüpheli hakkında önceden verilen 14.01.2016 tarihli, 2015/15054 soruşturma ve 2016/400 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılması için soruşturma evrakı Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/150554 sayılı soruşturması kapsamında tanzim ettiği 28.04.2021 tarihli yazısı ile Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden, iddianamenin iadesi kararı ile yetkisizlik kararı ve şüpheli hakkında elde edilen yeni delil kapsamındaki tanık beyanı doğrultusunda sadece şüpheli Veysel yönünden, ilgili KYO kararının, 5271 sayılı Kanun'un 172/2'nci maddesi uyarınca kaldırılması talep edilmiştir.
11. Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.05.2021 tarihli, 2021/1740 değişik iş sayılı kararı ile özetle; Cumhuriyet Başsavcılığının 28.04.2021 tarihli istemi, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz olarak değerlendirilmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki gerekçenin ayrıntılı ve yeterli olduğu, evrak içeriğine uygun düştüğü, itirazın kabulü için bir neden bulunmadığından, itirazın reddine, kesin olarak, karar verilmiştir.
12. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 20.05.2021 tarihli, 2021/5239 soruşturma ve 2021/77 no'lu, silahlı terör örgütüne üye olma, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet etmek, terör örgütü propagandası yapmak suçundan düzenlediği fezleke ekinde soruşturma evrakı gereği için Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına, tekrar gönderilmiştir.
13. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 09.06.2021 tarih ve 2021/29965 sayılı müzekkeresi ile Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığından KYOK'un kaldırılıp kaldırılmadığında ilişkin Sulh Ceza Hakimliği kararlarının birer örneğinin gönderilmesinin istenilmesi ve buna ilişkin olarak Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2021 tarihli, 2021/5239 sayılı yazısı ile de söz konusu kararın gönderilmesi sonrasında; bu kez Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 01.07.2021 tarihli, 2021/29965 numaralı müzekkeresi ile şüpheli ... hakkında verilen KYO kararının kaldırılması için 28.04.2021 tarihinde yapılan talebin reddine ilişkin olması gerekirken itirazın reddi şeklinde kesin karar olarak verildiği görülen Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.05.2021 tarihli, 2021/1740 değişik iş sayılı kararındaki çelişkinin giderilmesi, gerektiği takdirde KYOK'un kaldırılması konusunda tekrar talepte bulunulması ve Hakimliğinin red kararı vermesi halinde ise itirazda bulunulması Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığından istenilmiştir.
14. 06.07.2021 tarihli Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına, özetle; yapılan incelemede aynı konuda Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin 03.05.2021 tarihli, 2021/1740 değişik iş sayılı kesin kararı mevcut iken tekrar talepte bulunulmasının hukuken mümkün olmadığı, bu haliyle verilmiş kesin karara karşı sadece kanun yararına bozma yoluna gidilebileceğinden talebin bu aşamada yerine getirilemeyeceği bildirilmiştir.
15. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı 09.07.2021 tarihli, 2021/29965 soruşturma sayılı talimat yazısı ve eki soruşturma evrakı ile Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığından söz konusu çelişki giderilmeden işlemsiz iade edilen KYOK kararına ilişkin olarak yeniden talepte bulunulması ve mahkemeden bu hususta karar alınması, bu karara karşı da yasal yolların tüketilmesi yoluna gidilip neticenin bildirilmesi istenilmiştir.
16. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 26.07.2021 tarihli, 2021/2035 talimat dosyası sayılı yazısı ve eki talimat evrakları ile Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2021 tarihli ve 2021/29965 soruşturma sayılı talimatları gereği, KYO kararının kaldırılması talebi ile ilgili karar verilmesi talep edilmiştir.
17. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 07.09.2021 tarihli tekit yazısı ile Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığından 09.07.2021 tarih ve 2021/29965 sayılı yazı ile istenilen hususların yerine getirilmesi istenilmiştir. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 08.09.2021 tarihli, 2021/29965 sayılı yazısı ile de Tarsus 1.Sulh Ceza Hakimliğinden, 26.07.2021 tarihli ve 2021/2035 sayılı yazının akıbeti hakkında bilgi verilmesi istenilmiştir.
18. Tarsus 1.Sulh Ceza Hakimliğinin 10.09.2021 tarihli, 2021/3470 değişik iş nolu yazısı ile Cumhuriyet Başsavcılığından 2015/15054 sayılı soruşturma dosyasında şüpheli ... hakkında verilen KYO kararının kesinleşip kesinleşmediği sorulmuş; 20.09.2021 tarihli ve 2015/15054 soruşturma sayılı Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının cevabi yazısı ve ekleri ile KYO kararının şüpheli ...'e tebliğ edildiği ve soruşturma dosyasına herhangi bir itirazın olmadığının UYAP kayıtlarından anlaşıldığı, karar tarihi itibari ile Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde karar kesinleştirme işlemlerinin yapılmadığı, karar kesinleştirme işlemlerinin 2019 yılından itibaren yapılmaya başlandığı, herhangi bir kesinleştirme işleminin yapılmadığı bildirilmiştir.
19. Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2021 tarihli, 2021/3470 değişik iş kararı ile Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 26.07.2021 tarihli, 2021/2035 talimat sayılı yazısı ile Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2021 tarihli ve 2021/29965 soruşturma sayılı talimatları gereği yapılan 14.01.2016 tarihli, 2016/400 sayılı KYOK kararının 5271 sayılı Kanun'un 172'nci maddesi uyarınca kaldırılmasına ilişkin talebin reddine, evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kesin olarak karar verilmiştir.
Söz konusu kararda gerekçe;
" .... CMK'nun 172/2 nci maddesine göre 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz' düzenlemesi gereği, önceden kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı verilmiş ve kesinleşmiş bir karar hakkında sonradan soruşturmanın başlatılması ancak yeni bir delil elde edilmesi ve bu konu hakkında sulh ceza hakiminden karar alınması şartı ile mümkün olduğu, dosya kapsamında yapılan yazışmalar doğrultusunda Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2016 tarih ve 2016/400 sayılı KYOK kararının tebliğ edildiği ve süresi içinde itiraz edilmediği ancak kesinleşme işleminin yapılmadığının Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 20/09/2021 tarihli cevabi yazısı ile anlaşıldığı, her ne kadar yeni delil elde edilmesi nedeniyle CMK'nun 172 nci maddesi kapsamında KYOK kararının kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiş ise de, tüm dosya kapsamından talep ekinde yeni delil olup olmadığına ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması için herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2016 tarihli ve 2016/400 sayılı KYOK kararının CMK'nun 172 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle ... hüküm tesis edilmiştir."
Şeklinde belirtilmiştir.
20. Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2021 tarihli müzekkeresi ile talimat evrakı infazen Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2021 tarihli yazısı ile Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığından karara ilişkin kanun yararına bozma yoluna gidilmesi istenilmiştir.
21. 08.12.2021 tarihli Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni bir delil bulunduğu gözetilmeden, usul ve yasaya ayrıca hukuka aykırı olarak verilen Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin, 22.09.2021 tarihli, 2021/3470 değişik iş numaralı kesin kararının kanun yararına bozulması hususunda ihbar ve görüşte bulunulmuştur.
C. İlgili Hukuk
22. 5271 sayılı Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172'nci maddesi şöyledir;
(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/9 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
(3) (Ek: 11/4/2013-6459/19 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.
5271 sayılı Kanun'un " İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267 nci maddesi şöyledir;
"(1) Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."
5271 sayılı Kanun'un "İtiraz usulü ve inceleme mercileri" başlıklı 268 inci maddesinin 2 nci ve 3'üncü fıkrasının ilgili kısımlar şöyledir;
"(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç ... içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.
(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:
a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh Ceza Hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hakimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hakimliğe; son numaralı hakimlik için bir numaralı hakimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hakimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine aittir.
b) (Değişik:8/7/2021-7331/24 md.) Sulh ceza hakimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir. İtirazı incelemeye yetkili mercilerin farklı olduğu hâllerde, itirazların gecikmeksizin incelenmesi amacıyla, kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği tarafından gerekli tedbirler alınır. Sulh ceza hâkimliği işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi başkanına aittir..."
D. Değerlendirme
23. Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar (5271 sayılı Kanun 160/1 m.). Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla her türlü araştırmayı yapabilir (5271 sayılı Kanun 161/1 m.). Soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmemesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde Kovuşturmaya Yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı süresi ve mercii gösterilir (5271 sayılı Kanun 172/1 m.).
Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 ... içinde bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı Ağır Ceza Mahkemesinin bulunduğu yerdeki Sulh Ceza Hakimliğine itiraz edebilir (5271 sayılı Kanun 173/1 m.). İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirecek olaylar ve deliller belirtilir (5271 sayılı Kanun 173/2 m.).
Sulh Ceza Hakimliği, istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir (5271 sayılı Kanun 173/4 m.). Sulh Ceza Hakimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek üzere, o yer Cumhuriyet savcılığına talepte bulunabilir. Kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa istemi gerekçeli olarak reddeder. İtiraz edeni giderlere mahkum eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir (5271 sayılı Kanun 173/2 m.). Dava zaman aşımı süresi içinde aynı fiille ilgili olarak kamu davası açılabilmesi için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmesi ve bu hususta merciince yeniden soruşturmaya başlanılması hususunda bir karar verilmedikçe kamu davası açılamayacaktır.
Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara itiraz edilmesi üzerine verilen Sulh Ceza Hakimliği kararlarına karşı itiraz yasa yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince;
Yasa'da sulh ceza hakimliğinin 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesi kapsamında itiraz üzerine verdiği kovuşturma talebinin reddine ilişkin kararlarına karşı her hangi bir kanun yolu kabul edilmemiştir. Kovuşturma talebinin reddine ilişkin kararlar verildiğinde kesindir. Aynı şekilde, sulh ceza hakimliğinin kovuşturma davasını kabul etmesi ve savcıya dava açmasını emretmesi halinde de, şüpheli ve savcıya tanınmış bir kanun yolu bulunmamaktadır. Kovuşturma davası sonunda sulh ceza hakimliğince verilen ve kesin olan kararlara karşı olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozmaya başvurulacağı öğretide ve uygulamada kabul edilmektedir (Ceza Muhakemesi Hukuku 12. Baskı, 527. Sy.Centel/...). Dairemizce de benimsenen uygulama da bu yönde gelişmiştir.(Y4CD, 27.11.2007/ 8603/9977; Y9CD 10.03.2010-2357/2913, Y12CD 19.10.2011-5011/3346)
Ancak 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesinde yer alan düzenleme, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı itiraz müessesesine ilişkindir ve buna göre Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına itiraz, münhasıran suçtan zarar görene ( 5271 sayılı Kanun 173/1 m.) tanınmış bir haktır.
Aynı yasanın 172/2 nci maddesindeki; "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." hükmü ise, itiraz yolu da dahil olmakla birlikte itiraz dışında Cumhuriyet savcısının taleplerini de kapsayan farklı bir kurumdur.
İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 5271 sayılı Kanun'un 172 nci maddenin ikinci fıkrasının uygulanacağına dair usulün 173/6'ncı maddesindeki atıf da, 172/2 nci madde kapsamında verilen kararların; "kural olarak talep üzerine verilen hakimlik kararları" olduğunu işaret etmektedir. İtiraz üzerine verilen karar kesin olduğuna göre 173/6'ncı maddenin başka bir anlamı ifade ettiğini söylemek zordur. Doktrinde de (Prof Dr. Ersan Şen, https:// www.hukukihaber.net/ kyok-sonrasi- yeni- delil- makale, 6733.html, erişim tarihi 10.01.2022) 5271 sayılı Kanun'un 172/2 nci maddesi ile 173/1 inci maddesindeki düzenlemelerin farklı usul kurumlarına ilişkin olduğu kabul edilmiştir.
Şu hale göre, şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, yeni delil elde edildiğinden bahisle kaldırılmasına yönelik Cumhuriyet savcısınca yapılan istemin reddine dair verilen kararın, 5271 sayılı Kanun'un 173/1 inci maddesine istinaden "itiraz üzerine verilmiş" bir karar değil ve fakat 172/2 'nci maddesi kapsamında "talep üzerine tesis edilmiş bir hakimlik kararı" olması nedeniyle, anılan Yasa'nın 267 nci maddesindeki; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir." açık hüküm nedeniyle itiraz kanun yoluna tabi olduğunun kabulü gerekir.
24. Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; PKK/KCK silahlı terör örgütü gençlik yapılanması olan YDG-H içerisinde faaliyet gösterdiği, örgüte müzahir yayın organlarından yapılan talimatlara istinaden 10.11.2015 ve 15.11.2015 tarihlerinde gerçekleştirilen eylemlere katılıp, organize ettiği değerlendirilmesi ile başlatılan ve 18.12.2015 tarihinde de gözaltına alındığı soruşturma neticesinde, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 14.01.2016 tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair itiraz edilmeden kesinleşen karardan sonra, bu kez 07.10.2014 tarihinde gerçekleştirilen eyleme katıldığına dair yapılan tespit ile beyanla, teşhise istinaden; 5237 sayılı Kanun'un 220/6 ncı maddesi yollaması ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan da cezalandırılması istemi ile hazırlanan 16.03.2021 tanzim ve 07.10.2014 suç tarihli iddianamenin, 22.03.2021 tarihli Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile iadesi üzerine, yeni delil elde edildiğinden bahisle kaldırılması ve gerekirse verilen karara karşı yasal yolların tüketilmesi yoluna gidilmesine ilişkin talimat evrakı kapsamında, 26.07.2021 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu KYO kararının kaldırılmasına dair yapılan istemin yeni delil olup olmadığına ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması için herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından reddine dair verilen Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2021 tarihli, 2021/3470 değişik iş sayılı kararının itiraz edilmeden kesinleştiğinin görülmesi karşısında; incelenen UYAP kayıtları ile yazışma içeriklerine istinaden, anılan elde edilen belgelerin 5271 sayılı Kanun'un 172/2 nci maddesi kapsamında yeni delil niteliğinde olduğu hususunda tartışma bulunmamasına nazaran talebin kabulü ile verilen KYO kararının kaldırılmasına karar vermek gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile istemin reddine karar vermesinde isabet bulunmamaktadır.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Tarsus 1. Sulh Ceza Hakimliğinin, 22.09.2021 tarihli ve 2021/3470 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
25.01.2023 tarihinde karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2022/8541 E., 2023/2053 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hakimliği
tam metni aç
" 5271 sayılı Kanun’un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173 üncü maddesinde yer alan;
10. Ceza Dairesi 2022/8541 E. , 2023/2053 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği
SAYISI : 2021/4456 Değişik iş
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Afyonkarahisar 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/4456 Değişik iş sayılı kararı ile, şüpheli hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itirazın kabulü ile kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 15.03.2022 tarihli ve 2021/27658 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.04.2022 tarihli ve KYB-2022/42582 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 29.04.2022 tarihli ve KYB-2022/42582 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
" 5271 sayılı Kanun’un "Cumhuriyet savcısının kararına itiraz" başlıklı 173 üncü maddesinde yer alan; “Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir." şeklindeki düzenlemeye göre kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı suçtan zarar görenin itiraz edebileceği, somut olayda uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan şüpheliler haklarında verilen Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının 24/09/2021 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararına bu suçtan doğrudan zarar görmeyen ... Ecza Deposu İthalat Ve İhracat Ticaret Anonim Şirketi'nin 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında itiraz hakkı bulunmadığından vâki itirazın bu gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
A. ... Ecza Deposu İthalat ve İhracat Ticaret A.Ş. vekilince, Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 03.02.2021 tarihli ...çe ile; şirketin Afyon Şubesinde 18 Ocak 2021 tarihinde yapılan rutin sayım sırasında uyuşturucu madde içeriğini sahip 4 kutu LYRİCA 150 mg 56 kapsül (Yeşil reçete) içi boş paket ve 1 kutu LYRİCA 225 mg 56 kapsül’ün 1 Blister’inin eksik olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine yapılan araştırmada şubede stok elemanı olarak görev yapan ...'in ilaçları çalarak kamera kayıtlarında görülen şahsa sattığının anlaşıldığı belirtilerek ... hakkında güveni kötüye kullanma, hırsızlık ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, meçhul şahıs hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan soruşturma yapılarak kamu davası açılması için suç duyurusunda bulunulduğu,
B. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığınca, hırsızlık ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan soruşturma evrakı tefrik edilerek 2021/12191 soruşturma numarasına kaydedildiği ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının 24.09.2021 tarihli ve 2021/1974 Soruşturma, 2021/6986 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile,
"Şüphelinin üzerinde yada uhdesinde her hangi bir uyuşturucu madde ele geçirilememiş olduğu, iddia edilen uyuşturucu niteliğe sahip ecza hapları üzerinde ele geçirilememesi nedeniyle Kriminal Uzmanlık raporu alınamamış olduğu, müşteki vekilince ibraz edilen CD üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen ve dosyada mevcut 09/06/2021 tarihli CD izleme ve Çözümleme Tutanağından da anlaşılacağı üzere meçhul şüpheli ile şüpheli ... arasında ruhsat benzeri bir cisim ve para alışveriş görüldüğü, uyuşturucu yada uyarıcı madde alışverişine ilişkin her hangi bir tespitin yapılamamış olduğu, meçhul şüphelinin açık kimlik ve adres bilgilerin tespit edilememiş olduğu, ele geçirilemeyen ve üzerinde bilimsel yöntemlerle uyuşturucu madde olduğu kanıtlanamayan maddelerle ilgili olarak şüphelinin sorumlu tutulamayacağı, soyut kurum içi yazılı ikrarın yeterli olmadığı, meçhul şüpheli ve şüpheli ...'in atılı suçu işlemiş olduğuna dair hakkında kamu davası açılmasına yeterli deliller elde edilemediği" gerekçesiyle uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, şikayetçi vekilince karara itiraz edildiği,
C. Mercii Afyonkarahisar 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/4456 değişik iş sayılı kararı ile; "şüphelinin soruşturma konusu hapları verdiği iddia edilen kamera görüntüsündeki şahsın tespit edilip tanık olarak ifadesi alındıktan sonra hapları tüketmemişse el koyulup uzmanlık raporu alınması gerektiği" gerekçesiyle itirazın kabulü ile kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verildiği, Anlaşılmıştır.
D. 5271 sayılı Kanun’un 160 ıncı maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise 5271 sayılı Kanun'un 172 nci maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesinin birinci fıkrasında "suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hakimliğine itiraz edebilir" düzenlemesinin yer aldığı, tüm bu düzenlemeler karşısında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara "suçtan zarar gören" tarafından itiraz edilebileceği,
Somut olayda uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan şüpheliler haklarında verilen Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının 24.09.2021 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararına bu suçtan doğrudan zarar görmeyen ... Ecza Deposu İthalat ve İhracat Ticaret Anonim Şirketi'nin 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında itiraz hakkı bulunmadığından itirazın bu gerekçe ile "reddine" karar verilmesi gerektiği gözetilmeden kabulüne karar verilmesi kanuna aykırı olup, kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Afyonkarahisar 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.11.2021 tarihli ve 2021/4456 Değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.03.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz usulüyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) İtiraz, kararı veren Cumhuriyet savcısının bulunduğu yerdeki ağır ceza mahkemesine yapılır.
B) İtirazın reddi halinde itiraz eden giderlere mahkum edilemez.
C) İtiraz dilekçesinde kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve delillerin belirtilmesi zorunludur.
D) İtiraz yerinde görülürse sulh ceza hakimi iddianameyi bizzat düzenler.
E) İtiraz süresi kararın öğrenilmesinden itibaren 7 gündür.
Bu maddeyle ilgili 12 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.