5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 211

Ceza Muhakemesi Kanunu 211. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 211 – (1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse, b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse, c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa, Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler. Tanığın önceki ifadesinin okunması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

17 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2023/348 E., 2023/706 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
ile ...’nun dinlenilmesinden vazgeçilmesine ve CMK'nın 211. maddesinin 1.
Ceza Genel Kurulu         2023/348 E.  ,  2023/706 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2023/14480 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2663-8 I. HUKUKÎ SÜREÇ Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3, 188/4-a, 52/2-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis ve 36.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İzmir 23. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2021 tarihli ve 111-365 sayılı, resen de istinafa tabi olan hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesince 06.01.2022 tarih ve 2663-8 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 27.12.2022 tarih ve 5036-13959 sayı ile temyiz isteminin esastan reddine karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.04.2023 tarih ve 14480 sayı ile; "Sanık hakkında İzmir 23. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamaya konu olayda, suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçtiği otelin 1. katındaki 2 numaralı odada aynı gün meydana gelen silahlı kavga olayında kullanılan silahlardan birinin bulunamaması ve odalardan herhangi birinde saklandığından şüphelenilmesi üzerine otelin bütün odalarında arama kararı alınması, olayın silahlı kavga olması, kavga olayına karışan kişiler arasında bulunan ...'dan 1 paket toplam 14 adet galara 300 mg uyuşturucu hap, Hakkı Toprak isimli şahıstan 1 gram metamfetamin uyuşturucu madde ele geçirilmiş olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, silahlı kavgaya karışan sanıkların yargılamaya konu uyuşturucuyla ilgisi olabilecekleri ihtimaline binaen kavga olayına ilişkin dosyanın getirtilerek incelenmesi gerekmektedir. Sanık ile veya uyuşturucu maddeyle diğer sanıkların bağlantılı olup olmadıklarının tespiti açısından hts kayıtlarının getirtilip rapor aldırılması, sanık ...'ı otele getirip götüren taksi şoförünün dinlenmesi gibi soruşturma işlemlerinin de eksik yapıldığı sabittir. Ele geçen uyuşturucu maddeler ile diğer materyaller üzerinde vücut izi tespit edilememesi, otelde kayıt sisteminin tutulmaması, güvenlik kamera kaydı bulunmaması, sanığın çağrı üzerine kendiliğinden geldiği karakolda üst araması yapıldığına dair dosyada tutanağın yer almaması ve sanığın inkara dayalı savunmada bulunması karşısında, olayın aydınlatılmasında en önemli delilin olaya dair doğrudan tanıklıkları bulunan otel çalışanı ... ile otel işletmecisi ....'nun mahkeme huzurunda alınacak beyanları olduğu anlaşılmaktadır. Sanığın kiraladığı odada kırmızı renkli bir çanta içerisinde uyuşturucu maddelerin bulunduğunun ve otelin yasal olarak işletilmemesi nedeniyle giriş kaydı yapılmadan sanığın burada konakladığının otel çalışanı tanık ... ve sanıkla telefonda yer kiralama konusunda .....olarak görüşme yaptığını söyleyen otel sahibi .....'nun beyanlarından anlaşılmasına göre, olayın doğrudan tanığı olan adı geçen kişilerin duruşmada dinlenmeden, hazırlıktaki beyanlarının okunulmasıyla yetinilerek, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması yasaya aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 23.05.2023 tarih ve 7817-4669 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere sırasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olup olmadığının da tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda birlikte değerlendirilmiştir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İzmir ili, Gaziemir ilçesi, Dokuz Eylül Mahallesi, Bülbül Sokak, No: 16 sayılı adreste faaliyet gösteren pansiyonda, 13.12.2021 tarihinde saat 09.00 sıralarında meydana gelen silahlı yaralama olayına ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2021/26543 sayılı soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma kapsamında suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla görevlilerce aynı gün saat 18.00 sıralarında, İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.02.2021 tarihli ve 797 sayılı adli arama kararına istinaden söz konusu pansiyona gelindiği, konu hakkında bilgilendirilen iş yeri çalışanı ... eşliğinde, zemin kat ile birlikte toplam üç katlı olan ve zemin dışındaki diğer katlarında üç ayrı oda bulunan pansiyonda arama işlemine başlandığı, resepsiyon kısmının yer aldığı zemin katta ve birinci kattaki odalarda yapılan incelemelerde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, görevlilerce ikinci kata çıkıldığında bir, iki ve üç numaralı odaların kilitli olan kapılarının ...’ya açtırıldığı, iki numaralı odada yapılan aramada yatağın sol tarafındaki komodinin önünde duran biri kırmızı diğeri siyah renkli iki adet çantanın fark edildiği, üzerinde Algida ibaresi yazan kırmızı renkli çantanın içi kontrol edildiğinde, şeffaf poşete sarılı hâlde olan ve daralı ağırlığı 1098,64 gram gelen suç konusu eroin ile bir adet şeffaf eldiven ve bir adet plastik aparatın ele geçirildiği, üzerinde Storm 1 ibaresi yazılı olan siyah renkli sırt çantasının içinden ise sanık adına düzenlenmiş bir adet passolig kartı, Hakan Kuşçu adlı şahıs adına düzenlenmiş üç adet banka kartı, VİP Haberleşme Teknolojileri adına düzenlenmiş bir adet banka kartı, D.K Yazılım adına düzenlenmiş bir adet banka kartı, farklı bankalara ait olan ve üzerlerinde herhangi bir kimlik bilgisi yer almayan altı adet kart, bir adet cüzdan, bir adet bayan fotoğrafı, 11.02.2020 tarihli bir adet alışveriş fişi ile bir adet siyah renkli küçük bir çantanın çıktığı, söz konusu çantanın içi kontrol edildiğinde; sanık adına düzenlenmiş çeşitli belgeler, DK Yazılımı Sanayı Ticaret Limited Şirketi adına düzenlenmiş bir kısım evrak, Turhan Yazılım ve Bilgisayar Sistemleri adlı iş yerine ait çeşitli belgeler, beyaz kâğıda sarılı olan ve üzerinde birinci hat 0-0*, ikinci hat *0- yazan sim kart, beş adet hard disk, bir adet HP marka dizüstü bilgisayar, iki adet cep telefonu şarj aleti, imei numarası bulunmayan Samsung marka cep telefonu, /0*/*/*/* imei numaralı Samsung marka cep telefonu, /0*//* imei numaralı olan ve üzerinde 0 numaralı Turkcell sim kart takılı bulunan Samsung marka cep telefonu, imei numarası bulunmayan Iphone marka cep telefonu, 0 imei numaralı Iphone marka cep telefonu, /0*//* imei numaralı cep telefonu, *0 seri numaralı Sony Ericsson marka cep telefonu, imei numarası bulunmayan bir adet Huawei marka cep telefonunun ele geçirildiği, görevlilerce söz konusu odanın sanık tarafından kiralandığının öğrenilmesi üzerine, sanığın 13.02.2021 tarihinde saat 23.00 sıralarında telefonla aranarak emniyete çağrıldığı, 14.02.2021 tarihinde saat 00.30 sıralarında emniyete gelen sanığın yapılan üst aramasında; bir adet cüzdan, üzerinde birkaç anahtar bulunan bir adet anahtarlık ve toplam 415 TL ile 0* *3* ve 0* 2 numaralı hatların takılı bulunduğu iki adet Iphone marka cep telefonunun ele geçirildiği, konu ve yapılan işlemler hakkında bilgilendirilen Cumhuriyet savcısının talimatına ve bu kapsamda İzmir 1. Sulh Ceza Hâkimliğince verilen 14.02.2021 tarihli ve 849 sayılı arama kararına istinaden görevlilerce 14.02.2021 tarihinde, saat 16.15 sıralarında sanığın, Ilıca Mahallesi, ..... sayılı adreste bulunan ikametine gelindiği, burada yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, İzmir Polis Kriminal Laboratuvarının 15.03.2021 tarihli raporuna göre; ele geçirilen net 1084,5 gram ağırlığındaki krem renkli toz maddenin, net 119,295 gram eroin içerdiği, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Parmak İzi Geliştirme Laboratuvarı Büro Amirliğinin 26.02.2021 tarihli raporunda; iki adet naylon poşet, içinde suç konusu uyuşturucu madde ele geçirilen kırmızı renkli çanta, bir adet naylon eldiven, bir adet bant, ağız kısmı kilitli bir adet naylon poşet, bir adet plastik parça üzerinde yapılan incelemede herhangi bir vücut izine rastlanmadığının belirtildiği, Yerel Mahkemece 24.11.2021 tarihli oturumda; tanık sıfatıyla dinlenmeleri amacıyla haklarında 21.04.2021, 26.05.2021, 24.06.2021, 07.07.2021, 14.09.2021 ve 24.11.2021 tarihli oturumlarda zorla getirme müzekkeresi düzenlenen, soruşturma evresinde bildirdikleri adresler ile kovuşturma evresinde kolluk tarafından tespit edilen adreslerde ikamet etmedikleri anlaşılan, tüm araştırmalara rağmen mevcut adresleri tespit edilemeyen ve bu nedenle kendilerine ulaşılamayan ... ile ...’nun dinlenilmesinden vazgeçilmesine ve CMK'nın 211. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca adı geçenlerin soruşturma evresindeki ifadelerinin okunmasına karar verildiği, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi üzerinden yapılan güncel nüfus kayıt sorgulamasına göre; kollukta bilgi veren sıfatıyla dinlenen ...’nın, 07.09.2022 tarihinde vefat ettiği, İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.02.2021 tarihli ve 797 sayılı arama kararında ve "Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Ek Görüşme Tutanağı" başlıklı 13.02.2021 tarihli belgede; İzmir ili, Gaziemir ilçesi, Dokuz Eylül Mahallesi, Bülbül Sokak, No: 16 sayılı adreste faaliyet gösteren Gaziemir Apart adlı otelde 13.02.2021 tarihinde, saat 09.00 sıralarında meydana gelen silahlı yaralama olayı nedeniyle şüpheliler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...., ... ve .... hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2021/26543 sayılı soruşturmanın başlatıldığının, bu kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde; olayda kullanıldığı tespit edilen 35 * 5 plaka sayılı, Peugeot marka aracın ..... sayılı adresin önünde terk edilmiş hâlde bulunduğunun, camlarında mermi giriş izlerinin tespit edildiğinin, otelin giriş kapısının önünde mermi çekirdeği ile boş kovan ele geçirildiğinin, şüpheliler ... ile ...’ın yaralandığının ancak hayati bir tehlikelerinin bulunmadığının, şüpheli ...’ın motorize ekipler tarafından ... Caddesi, No: 183 sayılı adres önünde yakalandığının, görevlilerce yapılan üst aramasında; bir adet şarjör, toplam dört adet mermi ve metamfetamin olduğu değerlendirilen az miktardaki uyuşturucu maddenin ele geçirildiğinin, hakkında ayrıca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan da işlem yapılan şüphelinin kollukta; söz konusu maddeyi 12.03.2021 tarihinde .... lakaplı bir şahıstan satın aldığını söylediğinin, bir diğer şüpheli ...’ın üst aramasında; .... 922 marka bir adet tabanca ile şarjörün ele geçirildiğinin, adı geçenin kollukta; tabancayı yaklaşık 3 ay önce tanımadığı bir şahıstan aldığını, olay sırasında şüpheli ...’ı tabancası ile ateş etmek ve bıçak kullanmak suretiyle, şüpheli ...’ın ise tabancası ile ateş ederek şüpheli ...’u yaraladığını beyan ettiğinin, şüpheli ...’un üst aramasında; içinde toplam on dört adet Galara 300 mg adlı hap bulunan bir paketin ele geçirildiğinin, söz konusu hapların uyuşturucu ya da uyarıcı madde olduğunun değerlendirildiğinin, adı geçenin kollukta; olay günü arkadaşları ... ve ... ile birlikte söz konusu otele geldiklerini, birinci katta bulundukları esnada ...’ın küfür etmeye başlayıp belinden çıkardığı tabancayı ateşlediğini, bunun üzerine ... ile kavga etmeye başladıklarını, ...’ın tabancasını bir kez daha kullanacağı sırada, ...’ın belinden çıkardığı tabancasını ateşleyerek ...’ı yaraladığını, yine kendisinin de bıçak kullanmak suretiyle ...’ı yaraladığını, şüpheliler ..., ..., ... ve ...’u tanımadığını, üzerinde ele geçirilen hapları uzun süredir kullandığını, uyuşturucu madde satmadığını ve kullanmadığını beyan ettiğinin, şüpheli ... hakkında ayrıca kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapıldığının, şüpheli ...’ın kollukta; otelin giriş kısmında şüpheli ... ile tartışmaya başladıklarını, tartışmanın devamında kavga ettiklerini, adı geçenin kendisini bıçakla yaraladığını, şüpheli ...’un belinden çıkardığı tabancasını ateşlemek suretiyle önce şüpheli ... sonra ise kendisini yaraladığını ifade ettiğinin, diğer şüpheliler ..., ... ve adı geçenin kız arkadaşı .....’nun görevlilerce yakalanamadığının, ...., ..., ..., ... ve ...’nın bilgi veren sıfatıyla ifadelerinin alındığının, olayın meydana geldiği Gaziemir Apart adlı otelde kamera kayıt sisteminin ve otelin çevresinde herhangi bir mobese cihazının bulunmadığının belirtildiği, Anlaşılmaktadır. ... bilgi veren sıfatıyla kollukta; olay tarihinde arama yapılan Gaziemir Apart Otel adlı iş yerinde bir buçuk aydır çalıştığını, üç katlı olan otelin temizlik işlerini ve odacılığını yaptığını, .... adına kayıtlı olan söz konusu yerin adı geçenin eşi ... tarafından işletildiğini, henüz ruhsat çıkmamasına rağmen otele müşteri kabul edildiğini, 12.02.2021 tarihinde saat 15.00 sıralarında eşi ile birlikte otele gelen Polat adlı bir şahsın, birinci kattaki iki numaralı odayı kiraladığını, aynı gün saat 16.30 sıralarında ticari taksiden inen, elinde biri kırmızı diğeri gri renkli iki adet çanta bulunan sanığın otele giriş yaptığını, olay tarihinde otelin henüz ruhsatı çıkmadığı için sanık adına kayıt açamadığını, ikinci kattaki iki numaralı odayı kiralayan sanığı söz konusu odaya çıkardığını, bu sırada çantalarını da yanında bulunduran sanığa odayı tanıttığını, sanığın; "Odayı tutuyorum." dedikten sonra elindeki çantaları yere bıraktığını, ardından sanık ile birlikte odadan çıktıklarını, kendisinden odanın anahtarını alıp kapıyı kilitleyen sanığın, geldiği ticari taksi ile birlikte otelden ayrıldığını, sanık gittikten sonra söz konusu odaya hiç kimsenin girmediğini, sanığın gerek otele giriş yaptığı gerekse kiralamış olduğu ikinci kattaki iki numaralı odada bulunduğu esnada elindeki iki adet çantayı hiç bırakmadığını, kendisine vermediğini, 13.02.2021 tarihinde saat 09.00 sıralarında ise Polat adlı kişinin kardeşi olduğunu öğrendiği bir şahsın, yanındaki beş kişi ile birlikte otele geldiklerini, bunun üzerine Polat’ın da odasından çıkıp giriş katına söz konusu şahısların yanına geldiğini, Polat ve diğer şahısların birlikte birinci kattaki iki numaralı odaya girmelerinden yaklaşık dört dakika sonra, içerinden bir takım sesler gelmeye başladığını, ne olduğunu öğrenmek amacıyla söz konusu odanın kapısına yaklaştığı esnada, bir el silah sesinden sonra kapının açıldığını, Polat’ın sonradan gelen diğer şahıslarla kavga ettiğini gördüğünü, bu sırada bir el silah sesi daha duyduğunu, ancak bunun kim tarafından gerçekleştirildiğini görmediğini, şahıslardan birinin elinde bıçak bulunduğunu, bu şekilde meydana gelen söz konusu olay nedeniyle emniyette ifade verdiğini, emniyette olayda iki adet silah kullanıldığını, silahlardan birinin ele geçirilmesine rağmen, diğerinin bulunamadığını öğrendiğini, söz konusu silahın bulunması amacıyla 13.02.2021 tarihinde saat 18.00 sıralarında otelde arama yapıldığını, polisler ile birlikte emniyetten otele gittiklerini, oteldeki tüm odaların kapılarını açan anahtar ile sanığın kiraladığı odanın kapısını açtığını, görevliler ile birlikte içeri girdiğinde, sanığın yanında getirip yere bıraktığı çantaların aynı şekilde durduğunu, odada herhangi bir dağınıklığın bulunmadığını gördüğünü, görevlilerce odada yapılan arama neticesinde kırmızı renkli çantanın içindeki suç konusu eroinin ele geçirildiğini, otelde kamera kayıt sisteminin bulunmadığını, içinde uyuşturucu madde bulunan çantanın sanığa ait olduğunu, gerek 12.02.2021 gerekse 13.02.2021 tarihinde yaşanan olaylar esnasında kendisinden başka kimsenin otelde bulunmadığını, ... bilgi veren sıfatıyla kollukta; otel işletmeciliği yaparak geçimini sağladığını, iki tane otel işlettiğini, bunlardan bir tanesinin resmi kayıtlarda eşi .... adına kayıtlı olmasına karşın kendisi tarafından işletilen ve olay tarihinde arama yapılan otel olduğunu, söz konusu yerin vergi levhasının bulunduğunu, ancak ruhsat işlemlerinin henüz bitmediğini, devam ettiğini, vergi levhası mevcut olduğu için otele müşteri kabul edildiğini, otelin temizliğinin ve diğer bir takım işlerinin ... tarafından yapıldığını, bu kapsamda müşterilere odaları gezdirme işinin de adı geçen tarafından gerçekleştirildiğinin, 12.02.2021 tarihinde, saat 16.30 sıralarında 0* *3* numaralı hattını arayan ve görüşme sırasında kendisini ..... olarak tanıtan şahsın; "Apart daireniz var mı?" dediğini, boş odalarının bulunduğunu söylemesi üzerine söz konusu şahsın; "Ben bir hafta oda tutacağım ama bir aya kadar da tutabilirim." şeklinde cevap verdiğini, otelin müsait olduğunu belirttikten sonra konum bilgilerini, şahsın kullandığı 0* *1* numaralı hatta gönderdiğini, ardından otel görevlisi ...’ye konu hakkında bilgi verdiğini, adı geçenin de 12.02.2021 tarihinde söz konusu şahsı karşılayıp gerekli işlemleri yaptığını, bu esnada kendisinin otelde bulunmadığını, otel henüz tam anlamıyla faaliyete geçmediği için şahıs hakkında herhangi bir kayıt yapılmadığını, yüz yüze görüşmediği sadece telefonda iletişim kurduğu şahsın kendisini .... olarak tanıttığını, 13.02.2021 tarihinde saat 10.37 sıralarında telefonla kendisini arayan ...'nin, tanımadığı birtakım kişilerin otele gelip müşterilerden biri ile kavga ettiklerini, bu esnada iki kez silah sesi duyduğunu, olay nedeniyle otele polislerin geldiğini ve görevliler ile birlikte emniyete gittiğini söylediğini, 13.02.2021 tarihinde salgın nedeniyle sokağa çıkma yasağı tedbiri uygulandığı için evde olduğunu, otele hiç gitmediğini, ... ile yaptığı bu görüşmeden kısa bir süre sonra kendisini arayan polis memurunun ise otelde yaşanan olayda iki adet tabancanın kullanıldığını, bir tanesinin henüz bulunamadığını, söz konusu silahın tespiti için otelde arama yapılacağını, bu nedenle emniyete gelmesi gerektiğini ifade ettiğini, bunun üzerine görevliye, evinin emniyete uzak olduğunu, gerekli işlemlerin otel çalışanı ... tarafından yapılabileceğini, otelin aranmasında herhangi bir problem bulunmadığını söylediğini, aynı gün akşam saatlerinde kendisini tekrar arayan polis memurunun emniyete gelmesi gerektiğini belirttiğini, emniyete gittiğinde otelde yapılan arama neticesinde, kendisini .... olarak tanıtan şahsın kiralamış olduğu, kapısının alt tarafında daha önceki tarihlerde oluşmuş bir kırık bulunan ikinci kattaki iki numaralı odada suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, ancak şahsın henüz yakalanmadığını öğrendiğini, bunun üzerine otele gelmesini sağlamak amacıyla söz konusu şahsın 0* *1* numaralı hattını aradığını, bahsi geçen kişiyi yakalamak için polisler ile birlikte otele gittiklerini, hatta burada da söz konusu şahsı telefon ile aradığını, daha sonra görevlilerin kendisini .... olarak tanıtan kişiyi arayıp; "Eşyalarınız çalındı, polis merkezine gelin." dediklerini, söz konusu şahsın da emniyete geldiğini öğrendiğini, bunun üzerine yanındaki polislerle birlikte emniyete gittiklerini, yaptıkları telefon görüşmesinde kendisini ....olarak tanıtan şahsın sanık olduğunu emniyette öğrendiğini, otel çalışanı ...’nin de, otele geleceği bildirilen ve uyuşturucu maddenin bulunduğu odayı kiralayan kişinin sanık olduğunu polislere söylediğini, sanık ile yaptığı telefon görüşmelerinin ve whatsapp yazışmalarının telefonunda kayıtlı olduğunu, talep edilmesi hâlinde söz konusu kayıtları adli makamlara verebileceğini, Tutanak düzenleyici tanık ....mahkemede; altında imzası bulunan olay tutanağının doğru olduğunu, arama yapılan otelde silahlı yaralama olayı olduğunun ve söz konusu yerde tabanca bulunup bulunmadığının tespiti için arama yapılacağının bildirilmesi üzerine, 13.02.2021 tarihinde Gaziemir Apart adlı otele gittiklerini, zemin ile birlikte toplam üç katlı olan otelin zemin ve birinci katında gerekli kontrolleri yaptıktan sonra üç odası bulunan ikinci kata çıktıklarını, kilitli olan oda kapılarını otel görevlisine açtırdıktan sonra önce iki numaralı odaya girdiklerini, burada yatağın sol tarafında yerde, yan yana duran iki adet çantayı fark ettiklerini, kırmızı renkli çantanın içini kontrol ettiklerinde, şeffaf poşete sarılı olan suç konusu uyuşturucu maddeyi ele geçirdiklerini, diğer sırt çantanın içinde ise bilgisayar, cep telefonu ve hard disk gibi suç unsuru niteliğinde olmayan birtakım eşyanın bulunduğunu, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği iki numaralı odanın kapısında kırık gibi herhangi bir deformasyon gözlemlemediğini, bu tarzda görünür bir şeyin olması durumunda fark edeceğini, otelin eski bir yapı olduğunu, mahalle içinde bir evin karşısında bulunduğunu, Tutanak düzenleyici tanık ....mahkemede; Gaziemir Apart adlı otelde silahlı yaralama olayı olduğunun ve suça ilişkin delil elde edilebilmesi için arama yapılacağının bildirilmesi üzerine söz konusu yere gittiklerini, giriş katı ile birinci katta herhangi bir suç unsuruna rastlamadıklarını, ikinci kata çıktıklarında iki numaralı odanın kapısı kilitli olduğundan otel görevlisini çağırdıklarını, görevlinin anahtar ile kapıyı açması üzerine içeri girdiklerini, yaptıkları kontrolde yatağın yanında yer alan komodinin hemen önündeki kırmızı renkli el çantası ile siyah renkli sırt çantasını fark ettiklerini, kırmızı renkli çantanın içindeki suç konusu eroinin dışarıdan rahatlıkla göründüğünü, her iki çantanın yan yana durduğunu, oda kapısında kırık gibi herhangi bir fiziki deformasyon gözlemlemediğini, bu tür aramalarda kırık ya da zorlamaya bağlı bir iz bulunup bulunmadığına dikkat ettiklerini, böyle bir durumun fark edilmesi hâlinde tutanağa mutlaka aktarılacağının, altında imzası bulunan olay tutanağının doğru olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık soruşturma evresinde; İzmir ili Narlıdere ilçesinde annesi ve babası ile birlikte ikamet ettiğini, yazılım mühendisi olduğunu, İstanbul’da faaliyet gösteren VİP Haberleşme Teknolojileri adlı iş yerini işlettiğini, söz konusu yeri aylık 6000 TL karşılığında kiraladığını, iş yerinde toplam dört kişinin çalıştığını, İzmir’de ise yazılım alanında faaliyet gösteren üç şirketinin bulunduğunu, İzmir’deki şirketlerinde toplam kırk üç kişinin çalıştığını, aylık kazancının 75.000,00 TL olduğunu, kendisine ait ev ve aracın bulunmadığını, oturduğu evin ailesine ait, şirketlerinde kullanılan araçların ise kiralık olduğunu, beş yıl önce birkaç kez esrar kullandığını, bu nedenle hakkında denetimli serbestlik kararı verildiğini, söz konusu karardan sonra hiç uyuşturucu madde kullanmadığını, iş nedeniyle 13.02.2021 tarihinde İzmir’e, yanına gelecek olan misafiri için Gaziemir’deki iş yerine yakın bir mevkiden otel ayarlayabilmek amacıyla internet üzerinden araştırma yaptığını, kendisine ait bürolar henüz misafir ağırlamaya uygun olmadığı için bu yolu tercih ettiğini, yaptığı araştırma neticesinde fotoğraflarını beğendiği Gaziemir Apart Otel adlı iş yerini aramaya karar verdiğini, söz konusu otelin internet adresinde yer alan cep telefonu hattını aradığını, görüşme yaptığı kişiye otelin müsait olup olmadığını sorduğunu, söz konusu şahsın da boş odalarının bulunduğunu söylediğini, bunun üzerine 12.02.2021 tarihinde otelin telefonunu aradığını, telefonda görüştüğü kişiye; "Misafirim için oda tutmak istiyorum, bir haftalığına tutacağım, gerekirse bir aya kadar uzayabilir." dediğini, söz konusu şahsın da; "Buyrun gelin." şeklinde cevap verdiğini, görüşme sırasında kendisinin ya da başkasının kimlik bilgilerini kullanmadığını, aynı gün saat 16.00 sıralarında telefonda görüştüğü şahıstan otelin adres bilgilerini istediğini, konum bilgilerinin gönderilmesi üzerine ticari taksi ile otele gittiğini, burada aynı şahsa tekrar telefon açtığını, söz konusu şahsın; kendisinin otelde olmadığını, otel çalışanını yönlendireceğini söylediğini, görüşmeden kısa bir süre sonra yanına otel görevlisinin geldiğini, birlikte otelin birinci katına çıktıklarını, numarasını bilmediği bir odanın kapısının görevli tarafından anahtar ile açıldığını, görevli ile birlikte içeri girdikten ve iki bölümden oluşan odayı kısa bir süre inceledikten sonra, içinde diz üsttü bilgisayar, şarj aleti, hard disk ve bozuk cep telefonları bulunan siyah renkli çantayı yere bıraktığını, içinde para bulunan el çantasını ise yanına alıp otel görevlisi ile birlikte odadan çıktıklarını, kapıyı kapatan görevlinin kendisine odanın anahtarını verdiğini, ardından otelden çıkıp kendisini bekleyen taksi ile söz konusu yerden ayrıldığını ve Buca ilçesine gittiğini, İzmir’e gelecek olan misafirini beklemeye başladığını, bir daha otele dönmediğini, 13.02.2021 tarihinde evde bulunduğu sırada aile bireylerinden polisin kendisini aradığını öğrendiğini, bu esnada bir gün önce telefonda görüştüğü otel sahibinin telefonundan, otele gelmediği için odayı başkasına kiralamak istediğini ifade eden bir mesajın geldiğini, söz konusu şahsın telefonuna; "Olur mu öyle şey, kiraladığım odayı nasıl başkasına verirsin?" şeklinde mesaj gönderdiğini, bunun üzerine otel sahibinin, görevlinin otele dönülmediği, odaya girilmediği ve geri dönüş yapılmadığı için odayı başkasına kiraladığını söylediğini belirtip kendisinden özür dilediğini, bir süre sonra yine aile bireylerinden otel odasına bıraktığı çantanın çalındığını, ancak daha sonra bulunduğunu, emniyetten çağrıldığını öğrendiğini, emniyete gittiğinde kiralamış olduğu odada bir poşet dolusu eroin bulunduğunu öğrendiğini, suçlamayı kabul etmediğini, otele girerken yanında kırmızı renkli bir çantanın bulunmadığını, böyle bir çantaya hiçbir zaman sahip olmadığını, suç konusu uyuşturucu maddenin kiralanmış odadan ne şekilde ele geçirildiğini bilmediğini, Mahkemede; 13.02.2021 tarihinde sırt çantasını yanına alıp evden çıktığını, iş yerinin bulunduğu Gaziemir’e gitmek için ticari bir taksiye bindiğini, arama yapılan otel ile görüşmeden önce başka bir otel ile iletişime geçtiğini, söz konusu işletmenin bir hafta için 3000 TL talep etmesi üzerine, internetten başka bir otel aramaya başladığını, yaptığı araştırma neticesinde fiyatını uygun bulduğu Gaziemir Apart adlı otel ile iletişime geçmeye karar verdiğini, telefonda görüştüğü kişiye otelin müsaitlik durumunu sorduğunu, söz konusu şahsın boş oda bulunduğunu belirtmesi üzerine oda tutmak istediğini söylediğini, ardından aynı şahsın, telefonuna otelin fotoğrafları ile konum bilgilerini gönderdiğini, söz konusu yere vardığında kendisini, otel görevlisi olduğunu tahmin ettiği, kırk yaşlarındaki bir şahsın karşıladığını, birlikte otelin birinci katına çıktıklarını, burada merdivenlerin bitiminde karşılarına çıkan, biri sağda diğeri ise solda bulunan odalardan, eski tip kapısı olan sağdaki odaya girdiğini, odayı kısa bir süre inceledikten sonra otel görevlisine; "Tamam, tutuyorum." dediğini ve yanındaki siyah renkli, spor sırt çantasını yere bıraktığını, ardından görevli ile birlikte odadan çıkıp giriş katına indiklerini, kimlik bilgileri ile pandemi nedeniyle zorunlu olan HES kodunu yazan kâğıdı uzattığı görevlinin; "Buna gerek yok, sadece ücret yeterli." dediğini, "Tamam, burada sıkıntı yaşamayız değil mi, kamera falan yok da?" şeklindeki sorusu üzerine görevlinin; "Hayır, burası bir aile oteli, hiçbir sorun çıkmaz, içiniz rahat olsun." dediğini, söz konusu şahsa 1000 TL verdikten sonra otelden ayrıldığını, bir daha otele gelmediğini, otelde hiç kalmadığını, pandemi nedeniyle hafta içi saat kısıtlaması, hafta sonu ise tam kapanma olduğu için şirketlerinde çalışan personellerden, uzakta ikamet edenlerin vardiyalara gelmekte problem yaşadıklarını, bunun üzerine ofislerinden bir tanesi de Gaziemir’de faaliyet gösterdiği ve otele yakın olduğu için söz konusu yerden oda tuttuğunu, ayrıca yeni yapılan Gaziemir’deki yazılım ofisinin henüz kalınılacak nitelikte olmadığını, iş yerine yakın bir adreste ev tutana kadar otelden oda tutmanın mantıklı olacağını düşündüğünü, bu şekilde en azından iki ya da üç personelinin problemini çözmeye çalıştığını, kiraladığı odaya yalnızca sırt çantasını bıraktığını, söz konusu çantanın içinde kullanılabilir hâle getirilmeleri amacıyla ofise bırakılacak cep telefonu, diz üstü bilgisayar, hard disik gibi bir kısım eşyanın bulunduğunu, söz konusu malzemeleri teknik ekipte çalışan personele teslim etmeyi planladığını, daha doğrusu hafta başı itibarıyla yasaklar kalktığı için otelde kalacak personelden herhangi birisinin sırt çantasını alıp teknik ekibe teslim edeceğini, içinde eroin ele geçirilen çantanın kendisine ait olmadığını, kiraladığı odanın içinde kırmızı renkli bir çanta görmediğini, odayı ayrıntılı bir şekilde incelemediğini, odanın bir anahtarının kendisinde bulunduğunu, otele girerken çantasını omzunda taşıdığını, elinde eldiven takılı olmadığını, odaya ait anahtarın hem kendisinde hem de otel yetkililerinde bulunduğunu, kırmızı renkli çantanın kendisine ait olması durumunda üzerinde parmak izinin çıkacağını, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konularına İlişkin Açıklamalar TCK'nın "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" başlıklı 188. maddesinin 3 ve 4 fıkraları suç tarihi itibarıyla; "(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz. (4) a) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfin olması, b) Üçüncü fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi, hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi üçüncü fıkrada, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, sevki, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, 188. maddenin bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır. Fıkradaki suçun oluşması için bu seçimlik hareketlerden herhangi birisinin yapılmış olması yeterlidir. Dördüncü fıkranın (a) bendine göre, uyuşturucu maddenin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfin olması, üçüncü fıkrada tanımlanan suçun konu bakımından nitelikli unsurunu oluşturmakta ve bu fıkraya göre verilecek cezanın artırılmasını gerektirmektedir. Öte yandan ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektedir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekse CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme İzmir ili, Gaziemir ilçesi, Dokuz Eylül Mahallesi, Bülbül Sokak, No: 16 sayılı adreste faaliyet gösteren pansiyonda, 13.12.2021 tarihinde saat 09.00 sıralarında meydana gelen silahlı yaralama olayına ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2021/26543 sayılı soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma kapsamında suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla görevlilerce aynı gün saat 18.00 sıralarında, İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.02.2021 tarihli ve 797 sayılı adli arama kararına istinaden söz konusu pansiyona gelindiği, konu hakkında bilgilendirilen iş yeri çalışanı ... eşliğinde, zemin kat ile birlikte toplam üç katlı olan ve zemin dışındaki diğer katlarında üç ayrı oda bulunan pansiyonda arama işlemine başlandığı, resepsiyon kısmının yer aldığı zemin katta ve birinci kattaki odalarda yapılan incelemelerde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, görevlilerce ikinci kata çıkıldığında bir, iki ve üç numaralı odaların kilitli olan kapılarının ...’ya açtırıldığı, iki numaralı odada yapılan aramada yatağın sol tarafındaki komodinin önünde duran biri kırmızı diğer siyah renkli iki adet çantanın fark edildiği, üzerinde Algida ibaresi yazan kırmızı renkli çantanın içi kontrol edildiğinde, şeffaf poşete sarılı hâlde olan ve daralı ağırlığı 1098,64 gram gelen suç konusu eroin ile bir adet şeffaf eldiven ve bir adet plastik aparatın ele geçirildiği, üzerinde Storm 1 ibaresi yazılı olan siyah renkli sırt çantasının içinden ise sanık adına düzenlenmiş bir adet passolig kartı, Hakan Kuşçu adlı şahıs adına düzenlenmiş üç adet banka kartı, VİP Haberleşme Teknolojileri adına düzenlenmiş bir adet banka kartı, D.K Yazılım adına düzenlenmiş bir adet banka kartı, farklı bankalara ait olan ve üzerlerinde herhangi bir kimlik bilgisi yer almayan altı adet kart, bir adet cüzdan, bir adet bayan fotoğrafı, 11.02.2020 tarihli bir adet alışveriş fişi ile bir adet siyah renkli küçük bir çantanın çıktığı, söz konusu çantanın içi kontrol edildiğinde; sanık adına düzenlenmiş çeşitli belgeler, DK Yazılımı Sanayı Ticaret Limited Şirketi adına düzenlenmiş bir kısım evrak, Turhan Yazılım ve Bilgisayar Sistemleri adlı iş yerine ait çeşitli belgeler, beyaz kâğıda sarılı olan ve üzerinde birinci hat 0-0*, ikinci hat *0- yazan sim kart, beş adet hard disk, bir adet HP marka dizüstü bilgisayar, iki adet cep telefonu şarj aleti, imei numarası bulunmayan Samsung marka cep telefonu, /0*/*/*/* imei numaralı Samsung marka cep telefonu, /0*//* imei numaralı olan ve üzerinde 0 numaralı Turkcell sim kart takılı bulunan Samsung marka cep telefonu, imei numarası bulunmayan Iphone marka cep telefonu, 0 imei numaralı Iphone marka cep telefonu, /0*//* imei numaralı cep telefonu, *0 seri numaralı Sony Ericsson marka cep telefonu, imei numarası bulunmayan bir adet Huawei marka cep telefonunun ele geçirildiği olayda; Suç konusu uyuşturucu maddenin gizlendiği kırmızı renkli çantanın, sanık tarafından kiralanan odada ve içinde sanığa ait belgeler ile malzemelerin bulunduğu sırt çantasının hemen yanında ele geçirilmiş olması, kollukta bilgi veren sıfatıyla dinlenen ...'nin; 12.02.2021 tarihinde saat 16.30 sıralarında otele gelen sanığın ikinci kattaki iki numaralı odayı kiraladığını, elinde biri kırımızı diğeri gri renkli iki adet çanta bulunan sanık ile birlikte iki numaralı odaya çıktıklarını, odayı tanıttığı sanığın; "Tutuyorum." dedikten sonra elindeki çantaları yere bıraktığını, ardından sanık ile birlikte odadan çıktıklarını, kendisinden odanın anahtarını alan sanığın kapıyı kilitledikten sonra otelden ayrıldığını, sanıktan başka hiç kimsenin söz konusu odaya girmediğini, arama sırasında oteldeki tüm kapıları açan anahtar ile sanığın kiraladığı odanın kapısını açtığını, sanığın yanında getirip odaya bıraktığı çantalardan kırmızı renkli olanın içinde, suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiğini beyan etmesi, kollukta bilgi veren sıfatıyla dinlenen ve arama yapılan otelin işletmecisi olan ....'un; 12.02.2021 tarihinde saat 16.30 sıralarında kendisini telefon ile arayan sanığın oda kiralamak istediğini söylediğini, olumlu cevap verdiği sanığa otelin konum bilgilerini gönderdiğini, ardından otel çalışanı ...'yi arayıp konu hakkında bilgilendirdiğini, adı geçenin de aynı gün sanığı otelde karşılayıp gerekli işlemleri yaptığını, bu esnada kendisinin otelde bulunmadığını, sanık ile yüz yüze hiç görüşmediğini, yalnızca telefon aracılığıyla iletişim kurduğunu, bu görüşme sırasında da sanığın kendisini ... olarak tanıttığını, gerçek kimlik bilgilerini kullanmadığını, otelde yapılan arama neticesinde sanığın kiralamış olduğu odada içinde uyuşturucu madde bulunan çantanın ele geçirildiğini, sanığın gerçek kimlik bilgilerini emniyette görevlilerden öğrendiğini ifade etmesi, olay tutanağının altında imzası bulunan tutanak düzenleyici tanıkların mahkemede; Gaziemir Apart Otel adlı iş yerinde 13.02.2021 tarihinde silahlı yaralama olayı gerçekleştiğini, bunun üzerine suç delili elde etmek amacıyla mahkemeden alınan adli arama kararı ile söz konusu yere gittiklerini, arama sırasında kapısı kilitli olan ikinci kattaki iki numaralı odayı otel görevlisi ...'ye açtırdıklarını, burada yerde yan yana duran iki adet çantayı gördüklerini, yaptıkları kontrol neticesinde kırmızı renkli çantanın içindeki suç konusu uyuşturucu maddeyi ele geçirdiklerini, diğer çantada ise bilgisayar, cep telefonu ve hard disk gibi bir takım malzemelerin bulunduğunu, söz konusu odanın kapısında herhangi bir kırık ya da fiziki deformasyon gözlemlemediklerini belirtmeleri, bu hâliyle tutanak düzenleyici tanıkların anlatımlarının olayın tek görgü tanığı olan otel görevlisi ...'nin beyanları ile örtüşmesi, soruşturma evresindeki savunmalarında; iş görüşmesi nedeniyle 13.02.2021 tarihinde İzmir'e, yanına gelecek misafiri için Gaziemir'deki iş yerine yakın bir mevkiden otel ayarlamak amacıyla internet üzerinden araştırma yaptığını, kendisine ait bürolar misafir ağırlamaya uygun olmadığı için bu yolu tercih ettiğini, Gaziemir Apart Otel adlı iş yerinin fotoğraflarını beğenmesi üzerine söz konusu otelin internet adresindeki telefonu aradığını, telefonda görüştüğü kişiye; "Misafirim için oda tutmak istiyorum, bir haftalığına tutacağım, gerekirse bir aya kadar uzayabilir." dediğini, söz konusu şahsın telefonuna otelin konum bilgilerini göndermesi üzerine, ticari taksi ile otele gittiğini, burada kendisini otel görevlisinin karşıladığını, yanında sadece içinde diz üstü bilgisayarın, şarj aletinin, hard diskin ve bozuk cep telefonlarının yer aldığı siyah renkli sırt çantasının bulunduğunu, otele girdiği sırada yanında kırmızı renkli bir çantanın bulunmadığını, kiraladığı odaya yalnızca siyah renkli sırt çantasını bıraktığını belirten; kovuşturma evresindeki savunmalarında ise pandemi nedeniyle hafta içi saat kısıtlaması, hafta sonu ise tam kapanma tedbiri uygulandığı için şirketlerinde çalışan personellerden, uzakta ikamet edenlerin vardiyalarına gelmekte problem yaşadıklarını, bu sorunu çözmek amacıyla Gaziemir'de faaliyet gösteren iş yerinin yakınındaki bir otelden oda kiraladığını, Gaziemir'de bulunan yazılım ofisinin henüz kalınabilecek nitelikte olmaması nedeniyle iş yerine yakın bir otelden yer ayarlamanın mantıklı olacağını düşündüğünü, bu şekilde birkaç çalışanının sıkıntısını çözmeye çalıştığını, oda kiralamak için otele gittiğinde yanında sadece içinde elektronik aletler bulunan sırt çantasının bulunduğunu, söz konusu çantayı arama yapılan odaya bıraktığını, hafta başı itibarıyla yasaklar kalktığı için otelde kalacak personellerden herhangi birisinin çantayı iş yerine getirip teknik servise teslim edebileceğini düşündüğünü ifade eden sanığın, bu hâliyle aşamalarda değişiklik gösteren ve birbiriyle çelişen savunmalarda bulunduğunun anlaşılması, Yerel Mahkemece 24.11.2021 tarihli oturumda; tanık sıfatıyla dinlenmeleri amacıyla haklarında tensip tutanağı dahil olmak üzere tüm oturumlarda zorla getirme müzekkeresi düzenlenen, soruşturma evresinde bildirdikleri adresler ile kovuşturma evresinde kolluk tarafından tespit edilen adreslerde ikamet etmedikleri anlaşılan, tüm araştırmalara rağmen mevcut adresleri tespit edilemeyen ve bu nedenle kendilerine ulaşılamayan ... ile ...’nun dinlenilmesinden vazgeçilmesine ve CMK'nın 211. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca adı geçenlerin soruşturma evresindeki ifadelerinin duruşmada okunmasına karar verilmesi, UYAP üzerinden temin edilen güncel nüfus kayıt örneğine göre; olayın tek görgü tanığı ...'nın 07.09.2022 tarihinde vefat ettiğinin tespit edilmesi, dosya içerisinde yer alan İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.02.2021 tarihli ve 797 sayılı arama kararındaki ve "Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Ek Görüşme Tutanağı" başlıklı 13.02.2021 tarihli belgedeki bilgiler ile kollukta bilgi veren sıfatıyla dinlenen ... ve ...'nun beyanları dikkate alındığında; arama yapılan otelde 13.02.2021 tarihinde meydana gelen silahlı yaralama olayına ilişkin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2021/26543 sayılı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla dinlenen şahısların suç konusu uyuşturucu madde ile herhangi bir ilgi ve irtibatlarının bulunmadığının, silahlı yaralama olayının otelin birinci katındaki odada yaşandığının, içinde eroin bulunan çantanın ise sanığın kiralamış olduğu ikinci kattaki odada ele geçirildiğinin, her iki olayın birbirinden bağımsız nitelikte vakalar olduklarının anlaşılması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın, içinde suç konusu eroin bulunan kırmızı renkli çantanın kendisine ait olmadığına, söz konusu madde ile herhangi bir ilgi ve irtibatının bulunmadığına ilişkin kendisini suç ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceği, dosyadaki mevcut beyan ve belge delilleri itibarıyla sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olduğu, maddi gerçeğin ortaya çıkması ve buna bağlı olarak vicdani kanaatin oluşması bakımından araştırılacak başkaca bir hususun bulunmadığı, bu nedenle sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Maddi olayın ispatı için öncelikle eksiksiz bir soruşturma sonucunda lehe ve aleyhe bütün delillerin toplanması, çekişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda mahkeme huzurunda delillerin tartışılması, hangi delilin diğerinden üstün tutulduğunun tartışılıp, oluşan şüphelerin akıl ve mantık kuralları ile bilimsel verilere dayanan gerekçe ile maddi gerçeğe erişilmelidir. Ceza Hukukunun genel prensiplerinden şüpheden sanığın yararlanması ilkesidir. Bir suçtan cezalandırmanın temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispat edilmesine bağlıdır. Kuşkulu, tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddiaların sanık aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulmamalıdır. Mahkûmiyet olası bir kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ilkeler ışığında somut olayda; Uyuşturucu madde bulunan çanta sanığın kiraladığı oda da, sanığa ait diğer çantanın yanında bulunmuştur. Suça konu çantanın sanık tarafından bu odaya bırakıldığını beyan eden ve belirleyici delil niteliğinde olan tanık sıfatıyla dinlenememiştir. Otel yönetiminde anahtarı olan odaya başkası tarafından uyuşturucu bulunan çantanın konulması ihtimal dahilindedir. Zira suça konu uyuşturucu paketleri ve çantada sanığa ait parmak izi tespit edilememiştir. Öldüğü için otel görevlisinin mahkemede dinlenme imkanı yok ise de, otel sahibinin dinlenilmesi, sanık ile aralarındaki iletişim bağlantısının tespiti mümkündür. Ayrıca savunmanın denetlenmesi bakımından, sanığın iş yeri faaliyeti, çalışanların otelde ikamet etme zorunluluğu, iş yeri ile otel arasındaki mesafe gibi hususlar araştırılmalı, otel ile ilişkisi bulunan diğer kişilerin uyuşturucu ticareti ile irtibatları araştırılıp tüm şüpheler ortadan kaldırılarak karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla mahkûmiyet kararı verilmesi görüşüne iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle, Aynı konuda çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; benzer düşüncelerle, Sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olmadığı görüşüyle, Karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Ceza Dairesi, 2013/5127 E., 2013/17549 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğine göre “Birinci Kısım” “Dördüncü Bölümde” 206-218. maddelerinde “Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması” konuları hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
7. Ceza Dairesi         2013/5127 E.  ,  2013/17549 K. "İçtihat Metni" Kaçak eşyayı bilerek ticari amaçlı satışa arz etmek suçundan sanıklar ... ve ...'in, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/5, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62, 52.maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmalarına, hapis cezalarının 5237 sayılı Kanun'un 51.maddesi gereğince ertelenmesine 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a-b-d-e maddesindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, anılan Kanun'un 53/1-c maddesindeki haklardan ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmalarına, 5237 sayılı Kanun'un 54.maddesi gereğince suça konu eşyanın müsaderesine dair ANTALYA 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2012 tarihli ve 2012/215-696 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 15.02.2013 gün ve 11130 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2013 gün ve KYB. 2013-59330 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre; 1-Suç tarihi olan 28.01.2012 günü, şüphe üzerine durdurulan sanıkların kullanımındaki ... plakalı araçtan ele geçen 202 parça muhtelif markalardaki kaçak parfümlere el konularak atılı suçtan mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de; usulüne uygun arama ve el koyma kararı olmadan, sahipleri tarafından rızaları ile teslim edildiğine dair dosyada bildirim bulunmayan eşyalar yönünden, hukuka aykırı elde edilmiş delile dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulmasında, 2-Sanıklara hükmedilen hapis cezalarının ertelenmiş olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/4.maddesinde yer alan "Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz" hükmüne aykırı olacak şekilde, kısa süreli hapis cezaları ertelenen sanıklar haklarında aynı Kanun'un 53/1.maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına hükmedilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Tebliğname içeriğindeki bozma nedeninin yerinde olup olmadığı konusunda esastan incelemeye geçilmeden önce, Sayın Üyeler ... ve Turgut Emiroğlunun, “Tebliğnamedeki bozma nedeninin Mahkemenin delil takdiri kapsamında kaldığı ve mahkemenin delil takdirine karşı Kanun Yararına Bozma Yasa Yoluna başvurulamayacağından, Yargıtay Başsavcılığı talebinin, esastan incelenmeden bu nedenle reddi gerektiği” görüşünü ileri sürmeleri üzerine Heyet tarafından öncelikle bu ön meselenin karara bağlanması gerekmiştir. Sorunun sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun konu ile ilgili hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Delillerin ortaya konulması ve reddi” başlıklıklı 206. maddesinde; “(1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. (2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa. (3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” Hükmünün yer aldığı, Aynı Kanunun 207.maddesinde, delillerin ve olayın geç bildirilmesinin, 208. maddesinde, Tanığın duruşma salonundan ayrılması, 209. maddesinde, duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanakların neler olduğu, 210. maddesinde, duruşmada okunmayacak belgelerin neler olduğu, 211. maddesinde, duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgelerin neler olduğu, 212. maddesinde, tanığın önceki ifadesinin okunması, 213. maddesinde sanığın önceki ifadesinin okunması, 214. maddesinde, rapor, belge ve diğer yazıların okunması, 215. maddesinde, dinleme ve okumadan sonra diyeceklerinin taraflara sorulması, 216. maddesinde delillerin tartışılması konularının düzenlendiği, 309. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında ise, “(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.” Hükümlerine yer verildiği, Yine CMK nun, çözümü gereken konumuzla ilgili “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı 217.. maddesinde; “(1) Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestce takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” Hükmü yer almaktadır. Bu yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde görülmektedir ki; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu sistematiğine göre “Birinci Kısım” “Dördüncü Bölümde” 206-218. maddelerinde “Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması” konuları hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Bu bölümde yer alan ilk hüküm olan 206. maddesine göre, delillerin ortaya konulmasına sanığın sorgusundan hemen sonra başlanmaktadır. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise ortaya konan delillerin hangi hallerde mahkemece reddedileceği belirtilmektedir. Bu fıkranın (a) bendine göre delil kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise reddedilmesi gerekmektedir. Delillerin ortaya konulması ve reddi aşamasından sonra ise CMK nun 207-216. maddelerine göre delillerin taraflarca tartışılması diye adlandırabileceğimiz aşamaya geçilmektedir. Bu aşamadan sonra ise 217. madde hükmüne göre delillerin takdiri aşamasına geçilmektedir. Bu aşamada maddenin 1. fıkrasına göre “Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestce takdir edilir.”Bu hükmün 2.cümlesi Hakimin takdir yetkisini düzenlemektedir. Yargıtayın istikrar bulmuş uygulamalarına göre bu takdir yetkisine karşı Kanun Yararına Bozma Yasa Yoluna başvurulamayacaktır. Maddenin 2. fıkrasına göre ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun delillerle ispatı gerekmektedir. Aynı Kanunun 309. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre, Adalet Bakanlığı, temyiz edilmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde hukuka aykırılıklar bulunduğunu öğrendiği takdirde nedenlerini belirterek kararın bozulması için durumu Yargıtay Başsavcılığına bildirecektir. Yargıtay Başsavcılığı ise, Bakanlığın bildirdiği nedenleri değiştirmeden aynen yazarak bozma istemi yazısını Yargıtayın ilgili dairesine gönderecektir. Bu tespit ve değerlendirmeler ışığında çözülmesi gerekli ön sorunu ele aldığımızda; İhbarnamede 1.bozma nedeni olarak gösterilen “...usulüne uygun arama ve el koyma kararı olmadan, sahipleri tarafından rızaları ile teslim edildiğine dair dosyada bildirim bulunmayan eşyalar yönünden hukuka aykırı elde edilmiş delile dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulmasında....” şeklindeki gerekçe, “delilleri takdir yetkisini” düzenleyen 217. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi hükmü kapsamına girmemektedir. Yukarıda açıklanan gerekçelere göre, temyiz edilmeksizin kesinleşmiş bulunan hükme ilişkin ihbarnamenin 1 nolu bendine konu hususa karşı, belirtilen nedenlerle, CMK nun 309. maddesi hükmü gereğince Kanun Yararına Bozma Yasa Yoluna başvurulabileceği, Sayın Üyeler ... ve ... karşı oylarıyla ve oy çokluğu ile kabul edilerek yapılan incelemede: Arama kararı olmadan sanığın bagajında kaçak parfümler ele geçmiş olması karşısında, bu aramanın hukuka aykırı olması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağı görüşüyle kanun yararına bozma talebinde bulunulmuş ise de, sanık araç bagajını kendi rızası ile açmış olup, sanığın haklarının ihlal edilmesi halinde, suçun topluma verdiği zarar ile devlet görevlilerinin sanığa ait hakları ihlal etmelerinden doğan kişisel ve toplumsal zarar karşılaştırılarak sanığın topluma verdiği zarar daha fazla ise hukuka aykırı olarak elde edilen deliller yargılamada delil olarak kullanılmalı, aksi takdirde değerlendirme dışı bırakılmalıdır. İnsan haklarını korumak amacıyla yasaya konulan hukuka aykırı elde edilen delillerin, delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü hukuk devleti ilkesinin diğer iki unsuru olan adaleti ve hukuki güvenliği gerçekleştirmeyi engellememelidir. Doktrin (Bahri Öztürk, Yenisey delil yasakları sh.44-45) ve Yargıtay Genel Kurul Kararları (15.02.2005 gün ve 2005/10-15/29, 26.06.2007 gün ve 2007/7-147/159 sayılı kararları) ve insan hakları mahkemesi kararları da bu doğrultuda görüşümüz yönünde olup; İnsan hakları mahkemesi kararlarına uyma zorunluluğu milletlerarası anlaşmalarla kabul edildiğinden Anayasanın 90/son fıkrası uyarınca da bu kurallar en üstün kural olduğundan insan hakları mahkemesinin kabul ettiği ölçülülük ilkesi gözetilmek zorundadır. Somut olayımızda da sahte ve kaçak parfüm insan sağlığına zararlı olduğu cihetle, yaşam hakkı diğer hakların üzerinde olup, arama ile ele geçen kaçak eşyanın delil olarak değerlendirilmesinde hukuka aykırı bir durum olmadığına üyeler ... ve Dr. ...'ın karşı oyu ve oyçokluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan talebinin 1 no'lu bendi yönünden REDDİNE, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarnamenin 2 nolu bendinde belirtilen husus ise yerinde görüldüğünden, Antalya 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2012 gün ve 2012/215 esas, 2012/696 karar sayılı kararının CMK.nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, hüküm fıkrasından “sanık hakkında TCK.nun 53.mad. Uygulanmasına TCK 53.maddesinin a, b, d, e bentlerinde gösterilen hakları mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin c bendindeki hakları koşullu salıvermeye kadar kullanılamayacağına” ibarelerinin çıkarılmasına, 03.07.2013 gününde, ihbarnamenin 1 numaralı bendinde belirtilen hususla ilgili olarak oyçokluğuyla, ihbarnamenin 2 numaralı bendinde belirtilen hususla ilgili olarak ise oybirliğiyle karar verildi. KARŞI OY Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2013 gün ve 2013/59330 sayılı Kanun Yararına Bozma Talebinde belirtilen 1 nolu bozma nedenin reddine karar veren Sayın Çoğunluk, karar gerekçesinde de belirtildiği gibi aramanın rıza ile yapıldığını, sanığın hakkı ihlal edilerek arama yapılmış olsa dahi elde edilen bu delilin ölçülülük ilkesi gereğince mahkumiyet kararında ispat aracı olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Sayın Çoğunluğun bu kararının gerekçesine göre aramızda oluşan görüş ayrılığı, mahkeme kararı ya da yetkili mercilerin yazılı izni olmadan rıza ile yapılan aramanın hukuka aykırı olup olmadığı, arama hukuka aykırı olsa dahi elde edilen delilin yargılamada ispat aracı olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Bu nedenle karşı görüşümüzü, önce somut olaydaki aramanın hukuka uygun olup olmadığı sonrada bu aramada elde edilen delilin kullanılıp kullanılmayacağını açıklayarak ortaya koymaya çalışacağız. Somut olayda, mahkumiyet kararına dayanak yapılan delilin elde edildiği aramanın hukuka aykırı olup olmadığı sorununun değerlendirmesi: Somut olaydaki arama işlemi 5936 kod nolu ekipde görev yapan polis memurlarının düzenlediği 29.01.2012 tarihli olay- yakalama tutanağına göre şu şekilde gerçekleşmiştir: 28.01.2012 günü saat 23.15 sıralarında Antalya Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezinden 16 TA 979 plaka sayılı Kartal marka bir aracın kaçak eşya taşıdığı anons edilmiştir. Antalya-Mersin Karayolu üzerinde görev yapan 5936 kod nolu üç kişilik polis ekibi saat 23.40 civarında Aksu kavşağında söz konusu aracı durdurmuşlardır. Görevli polisler, araçta bulunan sanıklar üzerinde kaba bir üst araması yaptıktan sonra otellere parfüm sattıklarını söyleyen sanıklardan aracın bagajını açmasını istemişlerdir. Sanıkların bagaj kapağını açmaları üzerine görevli polislerce yapılan bagaj kontrolünde üç koli bulunmuştur. Bu kolileri inceleyen görevli polisler kolilerin içerlerinde toplam 201 adet muhtelif marka ve ebatlarda parfüm bulunduğunu tespit etmişlerdir. Bu tespitten sonra aracı, tespit edilen parfümleri ve sanıkları Aksu Polis Merkezine götürerek teslim etmişlerdir. Bu olaydaki arama faaliyet ve işlemi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenen koruma tedbirleri kapsamında bir adli aramadır. Somut olaydaki aramanın hukuka uygun olup olmadığını belirlemek için konuya ilişkin uluslararası sözleşme ile anayasal ve yasal düzenlemelere kısaca değinmek yararlı olacaktır: Arama tedbiri, kişinin, temel ve vazgeçilmez haklarından olan özel hayatın gizliliği hakkına sınırlama getiren ağır bir müdahaledir. Bu nedenle söz konusu hakka yapılacak müdahalelerin şartları ve sınırları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesi ile Anayasanın 20 ve 21. maddelerinde açık şekilde gösterilmiştir. Bu hükümler şöyledir: AİHS.nin 8. maddesi; “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.” Anayasanın 20. maddesi: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Mülga cümle: 3/10/2001-4709/5 md.) (Değişik: 3/10/2001-4709/5 md.) Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.” Anayasanın 21. maddesi: "Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." Bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi insanın, devredilmez, vazgeçilmez temel haklarından biri olan”özel hayatın gizliliği” ve konut dokunulmazlığı hakkına kamu otoritesinin hangi amaçlarla müdahale edilebileceği belirtilmiş ve bu müdahalenin kanunla öngörülmesi zorunlu kılınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, söz konusu müdahalenin sadece kanunla düzenlenmesini de yeterli görmemiş, hangi amaç için olursa olsun, sözleşme maddelerinde yer alan haklara kanunla getirilen müdahalenin demokratik bir toplumun gereklerine uygun olması ve kamu otoritesine tanınan bu müdahale hakkının kötüye kullanılmasının da güvence altına alınması gerektiğini belirtmiştir.(Klass ve diğerleri-Almanya kararı) Kanun Koyucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarına ve Anayasanın 20. ve 21. maddelerine uygun olarak kişinin özel hayatının gizliliğine kamu otoritesinin müdahale etme hakkı olan arama tedbirini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlemiştir. Anılan Kanunun 116. maddesinde hangi amaçla arama yapılabileceği belirtilmiştir. Bu hükme göre yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilecektir.118. maddesinde aramanın ne zaman yapılacağı konusu düzenlenmiştir. 119. maddesinin 1. fıkrasında ise arama kararını kimlerin vereceği belirtilmiştir. Bu hüküm şöyledir: “Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.” 2. fıkrada, arama karar veya emrinin neleri kapsayacağı, 3. fıkrada, aramayı yapanların tutanağa isimlerinin yazılacağı, 4. fıkrada aramada bulunması zorunlu kişilerin kimler olduğu ve 5. fıkrada askeri mahallerde aramanın nasıl yapılacağı hükme bağlanmıştır. Yine aynı Kanunun 120. maddesinde aramada hazır bulmaya hakkı olan kişiler, 121.maddesinde ise arama sonucu verilecek belge ile ilgili hükümlere yer verilmiştir. Arama bakımından araç, CMK nun 119. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen eşya kapsamındadır. (Prf. Dr.Veli Özer Özbek - Yeni Ceza Muhakemesi Kanunun Anlamı 2005 baskı-s.417) AİHM’ nin 15.07.2003 günlü ERNST ve diğerleri - Belçika kararına göre de araç araması Sözleşmenin 8. maddesi ile güvence altına alınan haklara müdahale kapsamına girmektedir. Bu nedenle arama kararı bakımından CMK nun 119. maddesindeki hükümlere tabidir. Araç (otomobil) araması için hakim kararı alınmamıştır. Somut olayın özelliği ve zaman itibariyle gecikmesinde sakınca olduğu kabul edilmesi mümkün ise de böyle bir durumda CMK nun 119. maddesinde öngörüldüğü şekilde Cumhuriyet Savcısından arama için alınması gereken yazılı emir de alınmamıştır. Dosyada herhangi bir bilgi ve belge olmamakla birlikte Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı kabul edilse dahi bu durumda yine 119. madde hükmü gereği kolluk amirinden arama için yazılı emir alınması gerekmekte olup, böyle bir yazılı emir de alınmamıştır. Öte yandan 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 4/A maddesinin 6.fıkrası hükmüne göre Polis, durdurduğu aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemez. Somut olayda polisler sanıklardan bagajın kapağını açmasını istemişlerdir. Bu talep üzerine sanıklar bagaj kapağını açmak zorunda kalmışlardır. Bu durumu Sayın Çoğunluk, aramanın hukuka uygun olduğu anlamına gelecek şekilde, rıza ile yapıldığını kabul etmektedir. Bu kabule aşağıda açıklayacağımız nedenler ile katılmıyoruz: Gerek mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununda, gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda muvafakatlı arama yapılabileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna karşılık 01.06.2005 gün ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8. maddesinin (f) bendinde “ilgilinin rızası ile” yapılacak aramalarda hakim kararı veya yazılı emir alınmasına gerek olmadığına ilişkin bir düzenleme yer alıyordu. Ancak bu düzenleme Danıştayın 13.03.2007 gün ve 2005/6392 esas, 2007/948 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 gün ve 2005/144 - 150 sayılı kararında rıza ile yapılan aramayı hukuka aykırı olarak kabul etmiştir. Yüksek Kurul bu kabulünü 17.112009 gün ve 2009/160 - 264 sayılı kararıyla tekrar etmiştir. Yüksek Kurulun bu kararları Yargıtay Ceza Dairelerince de benimsenerek uygulama halen bu yönde sürdürülmektedir. (örnk: 13.Ceza Dairesi 27.03.2013 gün ve 2012/456 E.2013/8436 K., 5.Ceza Dairesi 21.03.2013 gün ve 2012/3352 E., 2013/2126 K. sayılı kararlar) Bu gün için pozitif hukuk normlarında hakim kararı veya yetkili merciinin yazılı emri olmadan rıza ile arama yapılabileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Öğretide de rıza ile yapılan aramanın hukuka uygun olacağını kabul eden bir görüş olmadığı gibi bu yönde bir yargısal kararda bulunmamaktadır. Öğretide arama hukuku ihlal edilerek elde edilen deliller hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller arasında gösterilmektedir.( Kunter-Yenisey-Nuhoğlu-Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku İkinci Kitap 17. Baskı 2010 s. 404-405 prg.78.3 ) Açıklanan bu nedenlerle somut olayda rıza olsa dahi arama, Anayasanın 20. maddesi ve CMK nun 119/1. maddesi hükümlerine aykırıdır. Kaldı ki somut olayda rıza da sözkonusu değildir. Görevli polisler sanıklardan aracın bagajını açmalarını istemişlerdir. Kolluğun bu istediği üzerine sanıklar bagaj kapağını açmak zorunda kalmışlardır. Görevli üç polisin bu talebine karşı çıkmamaları sanıkların rıza gösterdikleri anlamına gelmez. Sanıklar el konulan eşyaları da kendi rızalarıyla teslim etmemişlerdir. Görevli polisler, araçta el koydukları eşyaları Aksu Polis Merkezine kendileri teslim etmişlerdir. El koyma işlemi de CMK nun 127. maddesine aykırıdır. Hakim kararı veya yetkili merciin yazılı emrine dayanmamaktadır. El koyma işlemi hakim onayına da sunulmamıştır. Bu yönüyle de arama ve el koyma kanuna aykırıdır. Somut olaydaki aramanın kanuna aykırı olduğunu bu şekilde belirledikten sonra kanuna aykırı biçimde yapılan aramada elde edilen bu delilin yargılamada değerlendirilip değerlendirilmeyeceği sorununa gelince: Bu konudaki görüşümüzüde, önce öğretideki görüşlere, sonra mukayeseli hukuka, ardından iç hukuk düzenlemeleri ile yargısal kararlara ve AİHM si uygulamalarına kısaca değinerek açıklamaya çalışacağız. Öğreti: Hukuka aykırı elde edilen delilin belli şartlar altında kullanılabileceğini kabul eden görüşler: Bu görüşü kabul eden yazarların bazılarına göre, temel hakları ihlal etmeyen hukuka aykırılıklarda delil kullanılabilir. Temel hakları ihlal eden hukuka aykırılıklarda ilke olarak delil kullanılamaz. Ancak ağır suçlarda istisnai olarak bu şekilde elde edilen delil sanık hakları teorisi (ihlal edilen hak ile kamu yararı) çerçevesinde değerlendirme yapılarak kullanılabilir. (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu-Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku İkinci Kitap 17. Baskı 2010 s.420) Bu görüş oranlılık (ölçülülük) ilkesine dayanmaktadır. Yazarlar, bu eserinde delil elde etmedeki aykırılık adil yargılanma hakkını ihlal etmiyorsa kullanılabileceğini de belirtmektedir. Bu yönde görüşe sahip bazı başka yazarlara göre ise delil elde edilirken yapılan ve hak ihlaline yol açmayan basit aykırılıklar delilin kullanılmasına engel olmamalıdır. Bu şekilde elde edilen delil oranlılık (ölçülülük) ilkesine göre mahkemece değerlendirilebilmelidir.(Prof.Dr. Bahri Öztürk - Doç.Dr. Mustafa Ruhan Erdem - Doç. Dr. Veli Özer Özbek “Uygulamalı Ceza Muhakemesi” isimli eser) Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu esere atıf yaparak 2012/96 K. sayılı ve 2007/159 K. sayılı kararlarında hakim kararıyla yapılan aramada iki kişinin hazır bulunmamasını basit aykırılık olarak kabul edip bu aramada elde edilen delilin kullanılabileceğine karar vermiştir. Buna karşılık Ceza Genel Kurulunun atıf yaptığı eserin yazarı sayın Prof. Dr. Bahri Öztürk'ün editörlüğünü yaptığı ve yazarları arasında yer aldığı “Ceza Muhakemesi Hukuku” isimli eserin Şubat 2013 tarihli 5. baskısının 396. sahifesinde mutlak delil yasağı ve nisbi delil yasağının bizim hukukumuz bakımından geçerli olmadığı, Anayasa ve CMK da geçerli olan delil yasağı Anglo-Amerikan hukukunda olduğu gibi mutlak delil yasağı olduğu belirtilmektedir. Yine aynı eserin 513. sahifesinde CMK nun 120. maddesine göre hazır bulundurulması gereken kişilerin arama kararının yerine getirilmesi sırasında hazır bulundurulmamaları halinde aramanın hukuka aykırı olacağı ve bu aramada elde edilen delillerin de kullanılamayacağı ifade edilmektedir. Hukuka aykırı elde edilen delilin kesinlikle kullanılamayacağı görüşü: Öğretide bir çok yazar tarafından ileri sürülen bu görüşe göre özetle, Türk ceza siyaseti 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı Kanunla mülga CMUK nun 135/A ve 254/2 maddelerinde yaptığı düzenleme ile çağdaş ceza yargılaması sistemini benimsemiştir. Ne pahasına olursa olsun suçluyu cezalandırma yerine suçun ispat aracı olarak kullanılacak delillerin toplanmasında kamu otoritesine sınırlamalar getirilmiştir. Kamu otoritesi suçu ispat etmek için hukukun belirlediği sınırlar içersinde kalarak delil toplamak zorundadır. Anaysanın 38. maddesinin 6. fıkrası ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 206 ve 217. madde hükümleri yoruma ihtiyaç göstermeyecek şekilde açık ve nettir. Bu hükümlere göre delil elde etmede önemsiz, basit, sonuca etkili olmayan şekli aykırılık, nisbi-mutlak aykırılık ayırımı yapılamaz. Keza İhlal edilen hak ile kamu yararı karşılaştırılması (oranlılık-ölçülülük) yapılması da söz konusu değildir. Delil elde etme kurallarına aykırı olarak elde edilen delil aykırılığının, önemli-önemsiz olmasına bakılmaksızın yargılamanın hiç bir aşamasında kullanılamaz.Bu görüşün öğretide baskın olduğunu söyleyebiliriz. Bu görüşü benimseyen yazarlardan bazıları şunlardır: Prof. Dr. Nevzat Toroslu - “Hukuka Aykırı Deliller Sorunu” Ankara Üniversitesi Hukuk FakültesiYayınları No.498 Ankara, 1995 Sayfa: 55-58, Prof. Erdener Yurtcan - Nurullah Kunter’e Armağan İ.Ü.H.F. Eğ. Öğr. ve Yardımlaşma Vakfı Yayını N0:716 İst. 1998, Prof. Duygun Yarsuvat - Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanuna Aykırı Elde Edilen Delillerin Geçerliliği “yarsuvat-law.com.tr/articles/article 2 pdf” (erişim-11.07.2013 22.48), Centel Nur - Zafer Hamide - Ceza Muhakemesi Hukuku 6. Bası sh. 697 vd. CGK. nun 17.11.2009 gün ve 2009/160 - 264 sayılı kararına yapılan atıf, Prof. Dr. Ersan Şen- Türk Hukukunda Telefon Dinleme Gizli Soruşturmacı X Muhbir 6. baskı shf. 49-58, Yargıtay ve Hukuka Aykırı Deliller:Üç Yanlış Bir Doğruyu Götürür mü? Yargı Dünyası Dergisi Şubat 2013 sayı 206, Prof. Dr. Yener Ünver - Prof. Dr. Hakan Hakeri - Ceza Muhakemesi Hukuku 2. Cilt 7. Baskı 2013 shf. 181, Yrd. Doç. Dr. Mahmut Koca - Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delilleri Değerlendirme Yasağı. “erzincan edu.tr/birim/Hukuk Dergi/makale/2000_1_8 pdf” (erişim, 11.07.2013 22.31). Bu görüşü biz de benimsiyoruz.. Mukayeseli Hukuk: Fransa hukuk sisteminde, kanunla getirilen yasaklara aykırı olarak elde edilen deliler geçersiz kabul edilmektedir. Buna karşılık kanunda yer almayan aykırılıklarla elde edilen delilillerin kullanılıp kullanılmayacağına her olayda hakim karar vermektedir. (Prof.Dr. Duygun Yarsuvat - Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanuna Aykırı Elde Edilen Delillerin Geçerliliği“ başlıklı makale) İsviçre hukuk sisteminde, şekil kuralına aykırılık (düzensizlik) suretiyle elde edilen delilin kullanılacağı kabul edilmektedir. Buna karşılık kanuna aykırılık halinde önemli bir hak ihlal edilmiş demektir ve bu suretle elde edilen delil kullanılması kabul edilmemektedir. (Prof.Dr. Duygun Yarsuvat ) İtalya hukuk sisteminde, kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılamayacağına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu yönüyle İtalyan Ceza Usul Kanunu ile Türk Ceza Muhakemesi Kanunu arasında paralellik bulunmaktadır. (Prof.Dr. Duygun Yarsuvat) Alman Hukuk sisteminde, oranlılık (ölçülülük) ilkesi benimsenmiştir. Her olayda mahkeme, delil elde etmeyi kısıtlayan hükmün koruduğu hukuki menfaat ile suçun ortaya çıkarılması ve sanığın cezalandırılmasındaki kamu yararının hangisinin üstün olduğuna karar verdikten sonra delili kullanmakta veya kullanmamaktadır. İngiltere hukuk sisteminde, hukuka aykırı delillerin kabul edilip edilmeyeceği konusunda esnek teori benimsenmektedir. Buna göre hukuka aykırı delilleri değerlendirme dışında tutmak hakimin takdirindedir. Hukuka aykırı delilin kabul edilmesi mahkemenin dürüstlüğüne etki edecek bir sonuç doğuracaksa bu delil kabul edilmemektedir. (Yrd. Doç. Dr. Mahmut Koca - Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delilleri Değerlendirme Yasağı. “erzincan edu.tr/birim/Hukuk Dergi/makale/2000_1_8 pdf”) Amerikan hukuk sisteminde, mutlak delil yasağı benimsenmiştir. Anglo Amerikan hukuk sistemi kolluğu disipline etmek amacıyla mutlak delil yasağı teorisini benimsemiştir. Herhangi bir ihlal suretiyle elde edilen delil mutlak surette değerlendirme dışı bırakılmaktadır. İç hukukumuzdaki düzenlemeler ve yargı kararları: Türk hukuk sisteminin benimsediği çağdaş ceza yargılaması hukukunda İtalya ve Amerika gibi mutlak delil yasakları teorisi kabul edilmiştir. Bu konudaki ilk yasal düzenleme mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı Kanunla eklenen 135/A ve 254/2. maddelerinde yapılmıştır. Kanun Koyucu bununla da yetinmeyerek 03.11.2001 tarihinde 4709 sayılı Kanunun 15. maddesiyle Anayasanın 38. maddesine delil yasakları konusunda 6. fıkra hükmü eklemiştir. 1412 sayılı CMUK nun yürürlükten kaldıran ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda da benzer düzenlemelere yer verildiğini görmekteyiz. Bu noktada mevzuatımızdaki hukuka aykırı delilerin kullanılması yasağına ilişkin düzenlemeleri somut olayımızın konusu olan hukuka aykırı arama ile sınırlı olarak değerlendireceğiz. Konumuzla ilgili hukukumuzdaki düzenlemeleri şöyle sıralayabiliriz: Anayasanın 38.maddesinin 6. fıkrası “(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunun 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi; Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. Aynı Kanunun 217. maddesinin 2. fıkrası: “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." CMK nun 230. maddesinin 1. fıkrası (b) bendi; “Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrasındaki düzenlemeyle Türk ceza, siyaseti hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada değerlendirme dışı bırakılmasını Anayasa hükmü haline getirmiştir. Fıkrada belirtilen “kanuna aykırı” ifadesini “hukuka aykırı” olarak değerlendirmek gerekmektedir. Fıkra hükmündeki “bulgular” ifadesi “delilleri” de kapsamaktadır. “Bulgu” kavramının içersinde “delil” kavramı da bulunmaktadır. Yasa koyucu Anayasanın bu hükmü gereği olarak Ceza Muhakemesi Kanunun 206/2-a, 217/2 ve 230/1-b maddelerinde hukuka aykırı deliller konusunda düzenlemeler yapmıştır. CMK nun tasarısında, 226. maddesinin son fıkrası olarak düzenlenen ancak 217/2. maddesi olarak yasalaşan hükmün gerekçesinde de bu husus belirtilmektedir. Sözünü ettiğimiz gerekçe şöyledir: “Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin, işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır. Böylece son fıkra soruşturma ve kovuşturma ile görevli olanların hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağını belirterek bunlara ilişkin usul yaptırımını düzenlemiş olmaktadır. Son fıkra ayrıca, 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 38 inci maddesinde yapılan değişikliğin Tasarıya yansıtılması niteliğindedir. Delili böylece elde etmiş olanlar hakkında ceza ve disiplin soruşturması da yapılması gerekeceği ise açıktır.” CMK nun 206. maddesinin 2.fıkrasının(a) bendine göre ortaya konan delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde mahkemece reddedilmesi gerekmektedir. 217. maddenin 2. fıkrası hükmüne göre ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun delilerle ispat edilmesi zorunludur. Bu hükümden açıkça anlaşıldığı gibi hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller yeni ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. Ayrıca CMK nun 230. maddesinin 1. fıkrası ile de mahkumiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Yerel mahkeme kararında, yukarıda belirttiğimiz hükümlere uymamıştır. Anayasadaki ve CMK daki sözünü ettiğimiz bu düzenlemeler farklı hiç bir değerlendirmeye ihtiyaç göstermeyecek kadar açık ve nettir. Anayasanın 38/6, CMK nun 206/2-a ve 217/2 maddeleri, nispi-mutlak, önemli, önemsiz, şekli-esas, hakların ihlali-toplum yararı ayırımı yapmadan hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağını emretmektedir. Aksi yorum ve kabul CMK nun 206/2-a ve 217/2 maddelerini ihlal eder. Dolayısıyla da Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrasını ihlal eder. Anayasa kendisini ihlale izin vermez. Aksini kabul hukuk devletinin gerekleriyle bağdaşmaz. Sayın Çoğunluğun karar gerekçesininde yukarıda belirttiğimiz kurallara uygun olmadığı görüşündeyiz.Sayın Çoğunluk, arama kararı olmadan hukuka aykırı olarak elde edilen delilin oranlılık ilkesi uyarınca yargılamada kullanılabileceğine karar vermiştir. Bu karar AİHS ve Anayasa ile teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakları bakımından geleceğe yönelik endişe verici sonuçlara yol açabilecektir. Şöyleki; Hakim kararı veya koşulları oluştuğunda Cumhuriyet Savcısı, bulunamadığı takdirde kolluk amirinin yazılı emri gereken bir olayda karar veya yazılı emir alınmadan yapılan aramada elde edilen bir delilin hukuka aykırı olduğu konusunda öğreti ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır. Bu şekilde elde edilen hukuka aykırı bir delilin kullanılıp kullanılmayacağı hususunda ihlal edilen hak ile suçu işleyenin cezalandırılmasındaki kamu yararı karşılaştırılarak kullanılabileceği kabul edilirse, hemen hemen her olayda bu delilin kullanılma ihtimali çok yüksektir. Zira delil kullanılmadığında (feda edildiğinde) sanığın cezasız kalacağı endişesi gündeme gelecek ve delili kullanarak sanığı cezalandırmak için gerekçeler yaratılması yoluna gidilebilecektir. Örneğin işlenen suçun, kamu güvenliğini veya kamu düzenini ya da kamu sağlığını veyahut ülke ekonomisini tehlikeye attığı gerekçesi ileri sürülerek hukuka aykırı delili kullanmanın, kişinin ihlal edilen hakkından daha üstün tutulması ihtimali yüksektir. Bu durumda Anayasanın 20., 21. maddeleri ve CMK. nın arama ile ilgili madde hükümleri işlevsiz kalacak ve özel hayatın gizliliği ile konut dokunulmazlığı hakkına hakim kararı olmadan kamu otoritesinin hukuka aykırı olarak müdahale etmesinin önü açılacaktır. Nitekim somut olayda da mahkeme hukuka aykırı delili kullanmıştır. Bunu yaparken de delilin hukuka aykırı olup olmadığı konusunu tartışmamış ve delili kullanma gerekçesini de göstermemiştir. Sayın Çoğunluk mahkemenin göstermesi gereken gerekçeyi, mahkeme yerine geçerek kendisi göstermiştir. Sayın Çoğunluk, bu gerekçede hukuka aykırı arama ile elde edilen parfümler sahte olduğu için kamunun yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle elde edilen delili ihlal edilen haktan daha üstün tutmuş ve kullanılabileceğini kabul etmiştir. Sayın Çoğunluğun bu gerekçesi hukuka aykırı delil konusundaki düzenlemelere aykırı olduğu gibi oluşa ve dosya kapsamına da uygun değildir. Zira işlendiği iddia edilen suç kaçakçılık suçudur. Kaçakçılık suçuna konu eşyanın kamunun yaşam hakkı ile bir ilişkisi yoktur. Zira sahte parfümlerin vücuda sıkıldığında ağır sağlık sorunlarına veya ölüme neden olabileceklerine ilişkin dosyada bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Yerel mahkemece de böyle bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Kaldı ki söz konusu parfümlerin hukuka aykırı elde edildiği kabul edilse dahi sahiplerine iade edilmeyecek 5325 sayılı kanunun 6. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere yetkili mercilere gönderilmesi gerekecektir. Sahte üretilen parfümler hakkında Daire uygulamalarımız da bu yöndedir. Sonuç olarak; Türkiye, “ne pahasına olursa olsun suçlu cezalandırılmalıdır” anlayışını terk ederek bireyin hak ve özgürlüklerine saygı duyan, delil toplama faaliyetlerinde kamu otoritesine hukuki sınırlamalar getiren çağdaş ceza yargılaması anlayışını kabul etmiştir. Bu amaca uygun olarak Anayasasında ve Ceza Muhakemesi Kanununda hukuki düzenlemeler yapmıştır. Bu anlayışın uygulamaya da yansıdığını ve bu konudaki uygulamaların istikrara kavuşmakta olduğunu aşağıda gün ve sayısını vereceğimiz Yargısal kararlarından anlamaktayız. Açıklanan bu nedenlerle Sayın Çoğunluğun kararı, Anayasal ve yasal düzenlemelere aykırılık oluşturmaktadır. Söz konusu karar ile Yasa Koyucunun terk ettiği “ne pahasına olursa olsun suçlu cezalandırılmalıdır” anlayışına dönülmekle birlikte bu konudaki yargısal kararlardan da dönülmüş olacaktır. Konuya ilişkin Yargısal kararlar: Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı bir parti kapatma davasında, 22.06.2001 gün ve 1999/2 E. 2001/2 K. sayı ile verdiği kararda, “Delilin elde ediliş biçimi kişilerin Anayasa ile tanınmış haklarını ihlal ediyorsa onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekir” şeklindeki tespitinden sonra konuşma bandının Anayasanın 22. maddesinde belirtilen biçimde kaydedilmediğinden haberleşme özgürlüğünü ihlal ettiği ve bu nedenle hukuka uygun elde edilmediği gerekçesiyle delilin hükme esas alınamayacağına karar vermiştir. Yine Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı rüşvet alma-verme suçlarıyla ilgili bir davada, 19.12.2012 gün ve 2011/1 E. 2012/2 K. sayılı kararda, Adalet müfettişinin yetkisiz olarak kendisinin verdiği ve yine müfettişin talebi üzerine hakim tarafından verilen iletişimin denetlenmesi ve teknik takip kararları vermelerini basit bir hukuka aykırılık olarak kabul edilemeyeceğine ve bu yolla elde edilen delilin kullanılamayacağına karar vermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, izinsiz hint keneviri ekme suçuyla ilgili bir davada verdiği, 29.11.2005 gün ve 2005/144-150 sayılı kararında hukuka aykırı elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağına ilişkin olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “Açıklanan pozitif hukuk normları ve uygulamayı yansıtan yargısal kararlar karşısında belirtmek gerekir ki “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller, Türk Ceza Yargılaması hukuku sisteminde dikkate alınmaz. Bu itibarla; sanığın konutunda hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen maddi delil ile buna ilişkin düzenlenen ekspetiz raporlarının Yerel mahkemece hükme esas alınmasında isabet bulunmamaktadır” Y.C.G.K. lu bu kabulünü, sahte rakı üretimi suçuyla ilgili verdiği, 17.11.2009 gün ve 2009-264 sayılı kararında aynı ifadelerle tekrar etmiştir. Y.C.G.K. nun görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili bir davada, 13.06.2006 gün ve 2006/122-162 sayılı kararında, haklarında dinleme kararı bulunmayan üçüncü şahısların arasında geçen konuşmanın tespit edildiği tutanağın hukuka aykırı olduğu ve yargılamada kullanılamayacağına ilişkin olarak şu ifadelere yer vermiştir: “Yasa dışı elde edilen bir kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle dosyada yer alan telefon görüşme tutanağının yasa dışı elde edilen kanıt niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Yasaya aykırılığı saptanan işbu kanıt dışlandığında dosyada isnat edilmiş suçu sübuta erdirecek başkaca kanıt bulunmadığı görülmekle bunun sonucu olarak Özel Dairenin, sanığın beraatine ilişkin hükmünün isabetli olduğu açıklık kazanmaktadır.” Yine Y.C.G.K.nun görevi kötüye kullanma suçları ile ilgili bir davada, 21.01.2008 gün ve 2007/101 E. 2008/3 K. sayılı kararında, 01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 4422 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca hakim kararıyla yapılan dinlemede tesadüfen elde edilen delilin kullanılabileceğine ilişkin hüküm bulunmadığından bu dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılmasına hukuken olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin, iftira suçuyla ilgili bir davada, 22.12.2009 gün ve 2007/11957 E. 2009/21077 K. sayılı kararıyla, hukuka aykırı olduğu saptanan kamera çekimine ilişkin kayıtların delil olarak kullanılamayacağına karar verilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, ihaleye fesat karıştırma suçu ile ilgili bir davada, 21.03.2013 gün ve 2012/3352 E. 2013/2126 K. sayılı kararıyla, hakim kararı olmadan yapılan aramada düzenlenen tutanakta gecikmede sakınca bulunduğuna ve Cumhuriyet Savcılığına ulaşılamadığına dair hiç bir belirlemeye yer verilmeden ve hakim kararı alınmasının gecikme yaratacağına ilişkin dosyada hiç bir bilgi ve belge de bulunmadığı halde kolluğun arama yapmasının hukuka aykırı olduğuna ve bu suretle elde edilen delilin de yasal delil sayılamayacağına karar verilmiştir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi, hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçuyla ilgili bir davada, 27.03.2013 gün E.2012/456, K.2013/8436 sayılı kararında, “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 gün ve 2009/144-150 sayılı kararında da belirtildiği üzere. arama kararı alınmadan hukuka aykırı biçimde yapılan arama sonucunda elde edilen delillerin Türk Ceza Yargılaması hukukunda dikkate alınamayacağı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ise de,” şeklindeki ifadeyle Y.C.G.K. kararına atıf yapılmak suretiyle hukuka aykırı olarak yapılan aramada elde edilen delillerin Ceza Yargılamasında kullanılamayacağını kabul etmektedir. Yukarıda belirtilen yargısal kararlarda hukuka aykırı delillerin ceza yargılamasında kullanılamayacağına karar verilirken, delil elde etmede ihlal edilen hak ile suçlunun cezalandırılmasındaki kamu yararının karşılaştırılması ilkesi (oranlılık-ölçülülük ilkesi) gözetilmemiş ve bu ilkeye göre bir değerlendirme yapılmamıştır. Başka bir ifadeyle oranlılık-ölçülülük ilkesi Türk Ceza Yargılaması hukukunda uygulanmamaktadır. Tarih ve sayısını verdiğimiz kararlara konu suçların bir çoğu, somut olayımıza konu kaçakçılık suçuna göre kamu sağlığı, kamu düzeni ve kamu güvenliği tehlikesi bakımından çok daha ağır suçlar olduğu açıktır. (Örneğin, rüşvet alma-verme, sahte rakı üretimi ve izinsiz hint keneviri ekme suçları gibi.) Buna rağmen Türk ceza yargılaması hukukunda yer verilmediği için söz konusu Anayasa ve Yargıtay kararlarında oranlılık (ölçülülük) ilkesine göre bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu nedenlerle de Sayın Çoğunluğun kararı, istikrar bulmuş yargısal kararlara aykrıdır. AİHM kararları: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 15.07.2003 günlü ERNTS-BELÇIKA kararında, arama kararlarının geniş terimlerle ifade edilmesinin soruşturmacıya geniş yetkiler verdiğini belirterek, bu kararlara göre yapılan aramanın Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiştir. Yine AİHM, 25.02.1993 günlü CREIEUX - FFRANSA kararında, aynı günlü FUNKE - FRANSA kararında, 16.04.2002 günlü STES COLAS EST ve Diğerleri - FRANSA kararında, “yargısal bir arama müzekkeresi” olmadan yapılan aramanın, Sözleşmenin 8. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Somut olayımızdaki aramada da hakim kararı veya yetkili merciinin yazılı bir emrini içeren müzekkeresi yoktur.Bu nedenle söz konusu arama ile sözleşmenin 8.maddesi ihlal edilmiştir. AİHM, 8. maddenin ihlali veya başka nedenle hukuka aykırı olarak elde edilen delilin yargılamada kullanılıp kullanılamayacağı konusunu 1998 yılında verdiği SCHENK - İSVİÇRE ve 2000 yılında verdiği KHAN - İNGİLTERE kararlarında incelemiştir. [Dr.Güçlü Akyürek - Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu - TBB Dergisi 2012 (101)] Mahkeme bu kararlarında, başvurucular tarafından hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılarak Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal iddialarını reddetmiştir. Gerekçe olarak da adil yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddede hukuka aykırı delillerin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, bu konuda ulusal mahkemelerin yetkili olduğunu göstermiştir. Mahkeme, bu konudaki görüşünü sonraki kararlarında da devam ettirmiş, ancak hukuka aykırı delil kullanılsa dahi yargılamanın bütününde, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini denetlemekle yetkili olduğunu söylemektedir. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğini tespit ettiği takdirde hukuka aykırı olarak kullanılan delil konusunda değerlendirme yapmaya kendisini yetkili görmemiştir. Buna karşı Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi ile güvence altına alınan işkence ve kötü muamele görmeme hakkının ihlali suretiyle elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasını adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul etmiştir.(2006 - Jalloh - Almanya kararı) Yine Mahkemeye göre soruşturmacı organların aktif davranışı olmadığı takdirde işlenmeyecek biri suç, provoke ile işlenmişse bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini kabul etmiştir. (Pysgiotakis - Yunanistan, Prof.Dr. Öztürk, Prof.Dr.Tezcan, Prof. Dr. Erdem, Yrd.Doç.Dr. Sırma – Kırtıt - Ceza Muhakemesi Hukuku 5.bası s. 430, 431) Mahkeme bu kararını Hun - Türkiye davasında da tekrarlamıştır. Yukarıdaki kararlar ışığında, hukuka aykırı elde edilen delillere ilişkin AİHM in yaklaşımını özetlersek; AİHM kural olarak yargılamanın bütününde adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine bakmaktadır. Adil yargılanma hakkı ihlali tespit etmediği bir davada, hukuka aykırı delil kullanılmış olsa da AİHM bu delil konusunda değerlendirme yapma yetkisinin bulunmadığını kabul etmektedir. Bu konunun çözümünü ulusal hukuka ve ulusal yargı organlarına bırakmaktadır. Buna karşılık Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali ve kolluk provakasyonu ile elde edilen hukuka aykırı delillerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceğine karar vermektedir. Bu belirlemeye göre, somut olayımızdaki iç hukuk kurallarına aykırı arama ile elde edilen hukuka aykırı delilin kullanılıp kullanılmayacağı işini tespit de Türk yargı organlarına ait olacaktır. Çağdaş ceza yargılama sistemini benimseyen iç hukukumuzda Anayasal ve yasal kurallar ile hukuka aykırı elde edilen delillerin kullanılması yasağı getirilmiştir. Bu kuralları yukarıda açıklamış idik. Hukuka aykırı delillerin kullanılıp kullanılmayacağı konusunda AİHS de bir düzenleme bulunmamaktadır. Sayın Çoğunluk kararında, konumuzla ilgili AİHM si kararlarının bağlayıcılığına ve Anayasanın 90/son maddesi hükmüne yanlış anlam vererek, kişilere, Sözleşmede tanınan haklardan başka, bir hakkın tanınamayacağı şeklinde anlaşılabilecek bir gerekçeye yer vermiştir. Sözleşme ve AİHM kararları kamu otoritesine karşı bireylerin insan hakları ve temel özgürlüklerinin asgari sınırını belirler. Kamu otoritesinin bu asgari sınıra uymasını öngörür. Sözleşmenin 53. maddesine göre, Sözleşmeci Devletler tarafından Sözleşmedeki asgari sınırın üstünde tanınan insan hak ve temel özgürlüklerini AİHS ve AİHM aleyhe yorumlayamaz ve sınırlayamaz. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun kanun yararına bozma talebini red gerekçesinde yer alan bu husus da isabetli değildir görüşündeyiz. Yukarıdaki açıklama ve tespitlerimizi birlikte değerlendirdiğimizde sonuç olarak: Somut olayda araçta yapılan arama için hakimden karar alınmamıştır. Gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Savcıya başvurularak arama emri talep edilmemiştir. Savcıya ulaşılamadığı gerekçesiyle kolluk amirinden de yazılı emir alınmamıştır. Bu şekilde aramada elde edilen delil hukuka aykırıdır. Bu hukuka aykırı delili yerel mahkeme, Anayasanın 38/6.,CMK nun 206/2-a ve 217/2. maddeleri hükümlerine aykırı olarak kullanmıştır. Mahkumiyet hükmüne dayanak yapmıştır. Karar gerekçesinde bu hukuka aykırı delil ile ilgili bir değerlendirme ve tartışma yapmamıştır. Karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Yargıtay Başsavcılığı ise 2 nolu bozma nedeniyle birlikte hukuka aykırı elde edilen söz konusu delilin kullanılamayacağı gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunmuştur. Kanun yararına bozma talebinde belirtilen (1) nolu bozma nedeni açıkladığımız gerekçelerle yerinde olduğundan kabulüne, dosya kapsamına göre sanığın mahkumiyetini gerektirecek başkaca şüpheden uzak bir delil bulunmadığından sanık hakkında verilen cezanın CMK. nun 309/4-d maddeleri uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun kararına ve gerekçesine katılmıyoruz. KARŞI OY Her ne kadar usulüne uygun arama ve el koyma kararı olmaksızın, sahipleri tarafından rızaları ile tespit edildiğine dair dosyada bildirim bulunmayan eşyalar yönünden, hukuka aykırı delil ile mahkumiyet hükmü kurulması iddia olunmuş ise de; Kovuşturma aşamasında, delil reddi veya kabulü hususunda, mahkemece bir karar verilmemesi, artık geri dönülemeyen bir durum olduğundan ve mahkemenin bu şekilde elde edilmiş delile dayanarak, mahkumiyet hükmü vermesi karşısında, söz konusu delilin niteliğini tartışmak, delil tartışması vasfında (niteliğinde) olduğundan ve bu hususta kanun yararına bozma, yasa yoluna gelinmesi isabetli görülmediğinden, talebin reddi gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
4. Ceza Dairesi, 2021/7957 E., 2023/15861 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
lı paragrafta ayrıntılarına yer verilen olay tutanağı kapsamı karşısında; soruşturma aşamasında dinlenilip olaya ilişkin bilgisi olduğu anlaşılan tanık ...’ın, yöntemince duruşmaya getirtilip dinlenmesi, kendisine ulaşılamaması halinde ise CMK'nın 211/1. maddesi gereğince ifadesi duruşmada okunarak, kanıtların buna göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerek
4. Ceza Dairesi         2021/7957 E.  ,  2023/15861 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hakaret Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararı ile sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 nci maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi ve dördüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ve 58 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ve sanığa verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz isteğinin; mağdurun kendisine sert konuşmasından dolayı aralarında ağız dalaşı olduğuna, tanıkların kendisinin küfür etmediğine yönelik beyanlarda bulunduklarına, işlemediği bir suçtan ceza aldığına, beraatine karar verilmesini talep ettiğine, vesaire, yönelik olduğu belirlenmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 1.... T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda hükümlü olan sanığın olay tarihinde ... Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilip hastane nezarethanesine konulduğu ve hastane işlemlerine başlandığı, bu sırada sanığın mağdura bana bir sigara ver bir güzellik yap da içelim dediği, mağdurun hastane nezaretinde sigara içmenin yasak olduğunu söylediği, bunun üzerine sanığın mağdura sinkaflı küfürlerle hakaret ettiği Yerel Mahkemece kabul olunmuştur. 2.Sanığın, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği yönünde savunma yaptığı anlaşılmıştır. 3.Mağdurun her aşamada oluşa ilişkin istikrarlı ve birbiriyle uyumlu anlatımlarının bulunduğu tespit edilmiştir. 4.Tanıklar ... ve ...'nin kovuşturma aşamasındaki beyanlarında olay hakkında bizzat görgüye dayalı bilgi sahibi olmadıklarını beyan ettikleri anlaşılmıştır. 5.Dava dosyası içerisinde mevcut olan 25.06.2014 tarihli mağdur, tanıklar ..., ... ve jandarma er ... tarafından tanzim edilen olay tutanağında olay mahallinde bulunan ...'nın olaya tanık olduğunun belirtildiği belirlenmiştir. 6.Sanığa ait adlî sicil kaydı dava dosyasında mevcuttur. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1.Sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğine yönelik savunması, kovuşturma aşamasında tanık olarak dinlenen ... ve ...'nin anlatımlarında olay hakkında bizzat bilgi sahibi olmadıklarının anlaşılması, Olay ve Olgular başlığı altında (5) numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verilen olay tutanağı kapsamı karşısında; soruşturma aşamasında dinlenilip olaya ilişkin bilgisi olduğu anlaşılan tanık ...’ın, yöntemince duruşmaya getirtilip dinlenmesi, kendisine ulaşılamaması halinde ise CMK'nın 211/1. maddesi gereğince ifadesi duruşmada okunarak, kanıtların buna göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması, 2.Kabule göre ise; a.Sanığın eylemini, hastane nezarethanesinde gerçekleştirmesi karşısında, aleniyet unsurunun olayda gerçekleşmediği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 125/4 üncü maddesinin uygulanması, b.Yukarıdaki bozma sebebine göre 17.10.2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun'a 7188 sayılı Kanun'la eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararıyla "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; Anayasa'nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 7 ve 5271 sayılı Kanun'un 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu, Nedenleriyle bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.03.2023 tarihinde karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2021/25445 E., 2023/213 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
lan hüküm sonrası verdiği dilekçe ile beyanlarını değiştiren tanık ...'ın huzurda tekrar dinlenilmesi ve sanık ve inceleme dışı sanığın cep telefonu kayıtlarının getirtilerek araştırmada bulunulmasına ilişkin taleplerinin kabul edilmeyerek 5271 sayılı Kanun'un 211 inci ve 217 nci maddelerinin ihlal edilerek savunma hakkının kısıtlandığına,
6. Ceza Dairesi         2021/25445 E.  ,  2023/213 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜM : Mahkûmiyet Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 7035 sayılı Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21 inci maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının 24/03/2014 tarihli ve 2013/141892 soruşturma numaralı iddianamesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri, 35 inci, 53 üncü maddeleri ile cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 2. ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.12.2014 tarihli ve 2014/172 Esas, 2014/414 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanunu'nun 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri, 35 inci, 62 nci ve 53 üncü maddeleri ile uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş. 3. Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 22.01.2019 tarihli ve 2016/1588 Esas, 2019/176 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. 4. Sözkonusu onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.06.2019 gün 2019/51890 sayılı itiraz yazısında; “Yağma suçundan yargılanan sanığın yargılama sırasında başka bir suç nedeniyle başka yer cezaevinde hükümlü bulunduğu, duruşmalardan bağışık tutulması konusunda bir talebinin bulunmadığı gibi bu hususta bir karar da verilmediği, ayrıca yoklukta duruşma yapılmasına ilişkin CMK'nın 195 inci maddesinin uygulanma koşullarının da bulunmaması karşısında, 16/12/2014 tarihli son duruşma oturumunda hazır edilip esas hakkında mütalaaya karşı diyecekleri ile son sözünün sorulmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı .. yerel mahkeme kararının CMK'nın 193 ve 196. maddelerine aykırı davranılması nedeniyle bozulmasına karar verilmesi" gerekçesiyle itiraz edilmesi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 07.10.2019 tarihli ve 2019/2045 Esas, 2019/4563 Karar sayılı ilamı ile; "İtirazın kabulü ile Dairemizin 22.01.2019 gün, 2016/1588 Esas ve 2019/176 Karar sayılı Onama ilamının sanık ... yönünden kaldırılmasına, başka suçtan dolayı tutuklu olarak Çerkezköy K-1 Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan sanığın, 06.05.2014 tarihinde alınan savunması ile 18.06.2014 tarihli oturum sırasında duruşmadan vareste tutulmak istendiğine dair bir talebinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK'nın 193 ve 196. maddeleri uyarınca duruşmalara katılımı sağlanmadan yokluğunda yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanmasının Yasaya aykırı olması" Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 5. Bozma üzerine ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.07.2021 tarihli ve 2019/500 Esas, 2021/357 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri, 35 inci, 62 nci ve 53 üncü maddeleri ile uyarınca 5 yıl 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereğince hapis cezasının 5 yıl hapis cezası üzerinden infazına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri, 1. Alacağını istemek için katılanın ofisine gittiğini atılı suçu işlemediklerine, adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde birçok hukuka aykırılık içeren ve 5271 sayılı Yasanın 24 ve 25 inci maddelerine aykırı davranıldığına, 2. Bozma öncesi kurulan hüküm sonrası verdiği dilekçe ile beyanlarını değiştiren tanık ...'ın huzurda tekrar dinlenilmesi ve sanık ve inceleme dışı sanığın cep telefonu kayıtlarının getirtilerek araştırmada bulunulmasına ilişkin taleplerinin kabul edilmeyerek 5271 sayılı Kanun'un 211 inci ve 217 nci maddelerinin ihlal edilerek savunma hakkının kısıtlandığına, 3. Tevsii tahkikat ve tanık ...'ın yeniden dinlenilmesi taleplerinin bozmaya uyularak yapılan yargılamada ulaşılan kanıtlar itibariyle sonuca bir etki yapmayacağı gerekçesiyle reddine yönünde ara karar kurularak ihsası reyde bulunulduğu, 4. Vesaire İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Olay günü sanık ... ile hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen inceleme dışı sanık Sema'nın Bingöl'de görülmekte olan bir soruşturma dosyası nedeniyle tutuklandıkları ve savunmalarını üstlenmesi için anlaştıkları avukatın verdiği yetki belgesi katılanın sözkonusu dosyada avukat olarak görev yaptığı, bir müddet tutuklu kalan sanık ve inceleme dışı sanığın tahliye edilmeleri sonrasında katılanın bürosuna gelerek işini yapmadığını bu nedenle haksız yere tutuklu kaldıklarını avukatlık ücreti olarak verdiklerini ileri sürdükleri 50.000,00 TL'nin geri vermesini istedikleri, katılanın kabul etmemesi üzerine çıkan kavgada sanığın sehpada bulunan su bardağını katılanın başına vurarak yaraladığı ve parayı ödemesini istediği aksi halde kendisini ve ailesini öldürmekle tehdit ederek olay yerinden ayrıldıkları anlaşılmıştır. 2. Katılanın baş bölgesinde 3 cm kesik oluşacak şeklide basit tıbbi müdahaleyle giderilir nitelikte yaralandığını belirten ... Adli Tıp Kurumunun 25.07.2013 tarihli rapor dava dosyasında mevcuttur. 3. Katılanın ise yetki belgesi ile inceleme dışı sanık Sema'nın müdafiiliğini yaptığını sanık ... için müdafii olarak görev yapmadığını, para almadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. 4. Tanık Ö.Y.'nin aşamalardaki, tanık Ç.Y.'nin ise Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadeleriyle katılanın beyanlarını destekleyen beyanlarda bulundukları ayrıca tanık Ç. Y.'nin 19.02.2016 havale tarihli dilekçesinin dava dosyası içerisinde olduğu belirlenmiştir. 5. Sanığın ise aşamalardaki beyanlarında, katılana verdiği parayı istemek için ofisine yalnız gittiğini ağız münakaşası yaptıklarını belirterek suçlamayı kabul etmediği anlaşılmıştır. 6. Katılana ait ofisin muhtelif yerlerinde zemin üzerinde, giriş kapı üstünde ve duvarda küçük kan benzeri şüpheli lekeler olduğu, ofiste bulunan kül tablası içerisinde izmaritler ve sigara paketi olduğu, masa yanı orta sehpa üzerinde 1 adet su bardağı, zeminde küçük cam bardak parçaları olduğu iş yeri mutfak tezgahı üzerinde şüpheli leke bulunan peçete ve bez parçaları olduğuna ilişkin kolluk tarafından düzenlenen 04.07.2013 tarihli olay yeri inceleme tutanağı dosyada mevcuttur. 7. İlk derece mahkemesinin ret isteminin geri çevrilmesi kararına yönelik itirazının reddine dair ... 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2021 tarihli, 2021/570 Değişik iş sayılı kararı dava dosyasında mevcuttur. IV. GEREKÇE 1. Sanık ...'in aşamalardaki tevil yollu ikrarı, katılan ve tanıkların beyanları, kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar ile mahkemece gösterilen gerekçeye göre, sanığın eyleminin sabit olduğu belirlendiğinden usul ve kanuna uygun olduğu kabul edilen hükümde sanığın suçu işlemediğine ve adil yargılama hakkının ihlâl edildiğine ilişkin temyiz sebepleri yönünden, hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Sanık ve müdafiinin öne sürdüğü temyiz sebeplerinin değerlendirilmesinde; bozma öncesi yapılan yargılamada sanık ve müdafiinin tevsii tahkikat talebinde bulunmadığı, sanık ... müdafiinin 11.09.2014 tarihli duruşmada, inceleme dışı sanık Sema'nın müdafiinin ise 18.6.2014 tarihli duruşmada, tanık Ç. Y.'nin ilk duruşmaya kimliğini belirtmeden katıldığını bu nedenle dinlenilmesinden vazgeçilmesi talebinde bulundukları, mahkemece yapılan kolluk araştırması ile adresi tespit edilemeyen tanık Ç. Y.'nin dinlenilmesinden vazgeçilmesine karar verildiği, sanığın ve inceleme dışı sanığın katılanın ofisine gittiklerinde ihtilafın bulunmadığı, bozma sonrası yaptırılan kolluk araştırmasıyla da tanık Ç. Y.'nin adresinin tespit edilmediği ve gelinen aşamada dava dosyasına yenilik katmayacağı gözetilerek tanıkların dinlenmesi yöndeki sanık ve müdafiinin taleplerinin davayı uzatmaya matuf olduğu gerekçesiyle reddine dair kararın yerinde olduğundan hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmuştur. 3. Mahkeme heyetinin ihsas reyde bulunduğunu ileri sürerek reddi hakim talebinde bulunan sanık müdafiinin, ret isteminin geri çevrilmesi kararına yönelik itirazın ise ... 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 13/07/2021 tarihli, 2021/570 Değişik iş sayısı ile reddine dair karar verildiği dikkate alındığında, sanık müdafiinin ihsası rey ilişkin temyiz istemi yerinde görülmediğinden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 4. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 14.07.2021 tarihli, 2019/500 Esas, 2021/357 Karar sayılı kararı kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.01.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/7040 E., 2022/3724 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Dolayısıyla, olayın tek delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması halinde, 5271 sayılı Kanunun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, bu tanığın duruşmada dinlenmesi yerine önceki beyanlarının okunması ile yetinilebilmesi mümkün değildir.
3. Ceza Dairesi         2022/7040 E.  ,  2022/3724 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Suç :Silahlı terör örgütüne üye olma Hüküm :5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5 TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 69762/12 başvuru numaralı ve 16.02.2021 tarihli kararına istinaden 5271 sayılı CMK'nın 311/1-f maddesi kapsamında yargılamanın yenilenmesi sureti ile verilen hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edildiği görülmekle; Duruşmalı yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü; 1-) 5271 sayılı Kanunun 210. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin bulunmadığı hallerde bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiği ifade edilerek doğrudan doğruyalık ilkesine açık bir vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla, olayın tek delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması halinde, 5271 sayılı Kanunun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, bu tanığın duruşmada dinlenmesi yerine önceki beyanlarının okunması ile yetinilebilmesi mümkün değildir. Yine aynı Kanunun 181/1 maddesinde; “tanık veya bilirkişilerin dinlenmesi için belirlenen günün, Cumhuriyet savcısına, suçtan zarar görene, vekiline, sanığa ve müdafiine bildirileceği” açıkça düzenlenmiştir. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde; Sanığın PKK/KCK silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkumiyetine esas alınan Kaya Şanlı'nın beyanlarının belirleyici delil olması ve tanığın beyanlarının kovuşturma aşamasında okunması ile yetinilmesi karşısında; CMK'nın 210. maddesinin 1. fıkrasında olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması durumunda bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiğinin, aynı Kanun'un 188. maddesinin 1. fıkrasında ise tanık dinlenmesi için belirlenen günün, sanık veya müdafine bildirileceğinin belirtilmesi karşısında; her aşamada suçlamaları reddeden sanığın beyanlarına karşılık, belirleyici delil statüsünde bulunan tanığın, duruşmada mutlaka dinlenilmesi ile sanığın hukuki durumunun buna göre taktir ve tayininin gerektiğinin gözetilmemesi, 2-)Kabul ve uygulamaya göre de; Sanığa silahlı terör örgütü üyelik suçundan verilen cezanın artırılması sırasında artırım oranının doğru uygulanmasına karşın uygulanan kanun maddesinin 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi olarak gösterilmesi gerekirken aynı Kanunun 5. maddesi olarak gösterilmesi, Bozmayı gerektirmiş, hükümlü/sanık müdafiinin temyiz telepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, CMK'nın 304/1 maddesi uyarınca dosyanın İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE 21.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. TEFHİM ŞERHİ: 21.06.2022 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı İsmail Aydın'ın huzurunda, duruşmada savunma yapmış bulunan hükümlü ... müdafii Av. ...'un yokluğunda, 29.06.2022 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Aşağıdaki hallerden hangisinde tanığın önceki ifadesi duruşmada okunamaz?

A) Tanık ölmüşse
B) Tanığın yeri öğrenilemiyorsa
C) Tanıklıktan çekinebilecek kişi duruşmada çekinme hakkını kullanırsa
D) Tanığın hazır bulunması zor ise
E) İfadenin önemi itibarıyla hazır bulunması gerekli değilse

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol