Ceza Muhakemesi Kanunu 217. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Ceza mahkemelerinin ek yetkisi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
1.053 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2023/522 E., 2024/65 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan yegane araç deliller olup CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan;
Ceza Genel Kurulu 2023/522 E. , 2024/65 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2022/78492
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 227-236
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın kaçak ve bandrolsüz eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/18. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 3/10 ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43, 62, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.12.2015 tarihli ve 183 - 764 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.05.2020 tarih ve 24930 sayı ile; "7242 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerindeki değişiklikler sebebiyle lehe kanun değerlendirmesi yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine" karar verilmiştir.
Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde 25.02.2022 tarih ve 227-236 sayı ile; suç konusu kaçak sigaraların hukuka aykırı yöntemle ele geçirildiği ve sanığın kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçunu işlediğine dair dosyaya yansıyan başka delil olmadığından atılı suçu işlediği sabit olmayan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine, kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesi yollamasıyla TCK'nın 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine ilişkin verilen hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 22.05.2023 tarih, 13144 - 5016 sayı ve oy çokluğu ile; "Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, 18.09.2014 ve 30.11.2014 tarihlerinde sanığın kaçak sigara sattığına dair bilgi üzerine, kolluk görevlilerinin sanıktan kaçak sigara almalarına mütakip işyerinde yapılan aramada toplam 363 paket kaçak sigara ele geçirildiği olayda, sanığın mahkeme huzurundaki savunmasında, sivil giyimli kişilerin polis olduğunu bildiğini ve kendisinden sigara istemeleri üzerine işlerinin iyi olmaması nedeniyle sigara sattığını beyan ettiği olayda, dava konusu kaçak eşyanın ticari olan iş yerinde ticari amaçla bulundurulduğunun kabulü ile sanığın mahkûmiyeti yerine oluşa uymayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi B. Savtok; "Arama kararı hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağından sayın çoğunluğun beraat kararının bozulmasına ilişkin kararına iştirak edilmemiştir." şeklindeki düşünceyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 09.09.2023 tarih ve 78492 sayı ile; "Anayasanın 20. maddesine uygun şekilde tanzim edilmiş CMK 116-119 maddeleri içeriği de gözetildiğinde, suçun konusu sigaraların ele geçirilmesi aşamasında, görevli Cumhuriyet savcısı bilgilendirilip, gecikmesinde sakınca varsa bu sakıncayı oluşturan dosya içeriği ile desteklenen/uyumlu neden de yazılmak suretiyle alınmış yazılı arama izni veya gecikmesinde sakınca oluşturan neden yoksa görevli ve yetkili hâkimden alınmış arama kararı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde suçun konusunun ele geçirilmesi usul ve yasalara aykırıdır. Yerel mahkemenin beraat kararının bu nedenle onanması gerekirken yazılı tespit ve kabullerle bozulması usul ve yasalara aykırıdır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 02.10.2023 tarih ve 16495 - 7588 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu kaçak sigaraların hukuka uygun yöntemle ele geçirilip geçirilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
30.11.2014 tarihinde Evren Mahallesi, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Beydağı Züccaciye adlı iş yerinde kaçak sigara satışı yapıldığına dair edinilen bilgi üzerine, sivil giyimli polis memurlarının adı geçen iş yerine giderek sanıktan bir paket Prestige marka kaçak sigara istedikleri; sanığın adı geçen kaçak sigarayı görevlilere sattığı ve devamında kolluk görevlilerinin kendilerini tanıtıp sanığa, iş yerinde başka kaçak eşya bulunup bulunmadığını sordukları, sanığın da iş yerindeki masanın çekmecesinden çıkarttığı 158 paket kaçak sigarayı kolluk görevlilerine rızaen teslim ettiği,
Birleşen dosyada ise 18.09.2014 tarihinde Evren Mahallesi, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Beydağı Züccaciye adlı iş yerinde kaçak sigara satışı yapıldığına dair edinilen bilgi üzerine sivil giyimli polis memurları adı geçen iş yerine giderek sanıktan bir paket Prestige marka kaçak sigara istedikleri; sanığın adı geçen kaçak sigarayı görevlilere sattığı ve devamında kolluk görevlilerinin kendilerini tanıtıp sanığa iş yerinde başka kaçak eşya bulunup bulunmadığını sordukları sırada tezgâhın alt kısmında siyah poşet içerisindeki kaçak sigaraları gördükleri ve poşet içerisindeki 205 paket kaçak sigaranın sanık tarafından kolluk görevlilerine rızaen teslim edildiği,
Dava konusu 158 paket kaçak sigaraya ilişkin düzenlenen 02.12.2014 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre; eşyanın CİF kıymetinin 316 TL, gümrük vergisinin 1.012,06 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.328,06 TL olduğu,
Birleşen dosyada ele geçirilen 205 paket kaçak sigaraya ilişkin düzenlenen 10.02.2015 tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasına göre ise eşyanın CİF kıymetinin 410 TL, gümrük vergisinin 1.339,08 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1,749,08 TL olduğu;
14.05.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre; ele geçirilen sigaraların paketleri üzerinde ithalat izni ve TAPDK ile GİB logolarını taşıyan bandrollerin bulunmadığı, bu hâliyle kaçak olduğunun belirtildiği,
Sanık aşamalarda; her iki dosyada da ele geçirilen kaçak sigaraları iş yerinde satmak için satın aldığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi bakımından ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden biri olan delillerin serbestliği ve hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması konuları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan yegane araç deliller olup CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hüküm ile bu husus açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen tüm delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olan olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.
Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında şahsi ya da toplumsal değerlerin korunması da zorunludur. Bu değerlerin korunabilmesi amacıyla kanun koyucu, delillerin serbestliği ilkesine; delil yasakları olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; delil elde etme ve delil değerlendirme yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara delil elde etme yasakları hukuka uygun elde edilmiş olsa bile, delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise delil değerlendirme yasakları denilmektedir.
CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre bütün deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.
Konuya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi 01.02.2018 tarihli ve 2014/4704 sayılı bireysel başvuru kararında;
"…Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir.
Mahkeme kararından anlaşıldığına göre mahkûmiyet hükmü, belirleyici olarak hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delillere dayandırılmıştır (bkz. § 18). Mahkûmiyet hükmünün esaslı ve belirleyici delilleri, aramada ele geçirilen hassas terazi ve uyuşturucu maddelerdir. Dayanılan diğer deliller ise arama yapan ve rüşvet suçundan mahkûm olan polis memurlarının ifadeleri ile başvurucunun uyuşturucu madde kullandığına dair beyanıdır. Hâlbuki mahkûmiyet kararı uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilmiştir. Kararda, başvurucunun aramanın icra ediliş şekline yönelik iddia ve itirazları hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır.
Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte somut olayda, hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen arama sonucu elde edilen delillerin belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği görülmektedir. Aramanın icrasındaki 'Kanuna aykırılığın' yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu… (§§ 45, 54, 55)." sonucuna ulaşmıştır.
Bu aşamada soruşturma işlemlerine ilişkin düzenlemelere değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
CMK'nın 2. maddesinde soruşturmanın tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 158. maddesinde ihbar ve şikâyet, 160. maddesinde bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi, 161. maddesinde Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri, 164. maddesinde ise adlî kolluk ve görevi düzenlenmiştir.Bu aşamada soruşturma işlemlerine ilişkin düzenlemelere değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
CMK'nın 2. maddesinde soruşturmanın tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 158. maddesinde ihbar ve şikâyet, 160. maddesinde bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi, 161. maddesinde Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri, 164. maddesinde ise adlî kolluk ve görevi düzenlenmiştir.
CMK'nın 2. maddesinin (e) bendinde soruşturma; "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi... ifade eder." şeklinde tanımlanmış,
"İhbar ve şikayet" başlığını taşıyan 158. maddesi;
"(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.
(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir.
(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.
(6) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikâyete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikâyetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.",
"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlığını taşıyan 160. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",
"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlığını taşıyan 161. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür...",
"Adlî kolluk ve görevi" başlığını taşıyan 164. maddesi ise;
"...(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin emirlerini yerine getirir."
Şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza muhakemesinin kurallarının uygulanmaya başlaması başlangıç şüphesi ile olmaktadır. Başlangıç şüphesinin, dayandığı deliller basit, diğer aşamalarda elde edilebilecek delillere göre yetersiz ve/veya sayıca az olmakla birlikte en azından belirti düzeyinde delillere dayanıyor olması ve bir suçun işlendiği yolunda akla ve mantığa uygun bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Bu bakımdan somut olaylara dayanmayan, soyut iddia ve tahminler başlangıç şüphesi olarak kabul edilemeyecek, buna karşılık başlangıç şüphesinin belirli bir kişiye yönelmesi de gerekmeyecektedir. Ortada bu nitelikte bir şüphe yokken ceza muhakemesi soruşturmasının başlatılması ve koruma tedbirlerine müracaat edilmesi hâlinde, bu işlemin kaynağı hukuki olmayacağından keyfilik olarak değerlendirilmesi söz konusu olacaktır (Bahri Öztürk, Ceza Hukukunda Koğuşturma Mecburiyeti, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1991, s. 54, Feridun Yenisey, Hazırlık Soruşturması ve Polis, Beta, 1. Bası, Mayıs 1987, s. 45).
CMK'da ayrıntılı olarak açıklanmayan başlangıç şüphesine ilişkin olarak 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin 3 ve 4. fıkralarında;
"Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur. Bu şartları (üçüncü fıkradaki) taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz."
Biçiminde ayrıntılı düzenlemeye yer verilmiştir.
Soruşturma işlemlerine fiilen başlamak için gerekli şüphe bakımından getirilen bu kriterlerin sadece bu kanun kapsamındaki kamu görevlileri açısından değil tüm soruşturmalar için uygulanması soruşturmaların hukuka uygun olarak başlatılması ve yürütülmesi noktasında yararlı bir yaklaşım tarzı olacaktır. Suç işlendiği izlenimi yaratan bir durumun ihbar, şikâyet veya resen yetkili makamlar tarafından öğrenilmesi üzerine durum derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilip alınan talimatlar doğrultusunda konunun araştırılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı soruşturma evresini başlatacak olan şüphenin somut olayda bulunup bulunmadığını takdir edecek, soruşturma başlatacak şüphe olduğunu değerlendirmesi durumunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için emrinde bulunan adli kolluk görevlileri aracılığı ile şüphelinin lehine ve aleyhine olan bütün delilleri toplayıp şüphelinin haklarını korumak için gerekli olan tedbirleri alacaktır. Adli kolluk görevlileri el koyduğu olayları, uyguladığı tedbirleri Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve aldığı emirleri yerine getirmek zorundadır. Ceza muhakemesinde yapılan işlemlerin tekrarlanma fırsatının olmaması, sürecin hızlı işlemesi nedeniyle adli kolluk görevlilerinin Cumhuriyet savcısından aldığı talimatlara uygun bir biçimde delil toplaması, toplanan delilleri muhafaza etmesi ve yetkililere teslim etmesi gerekmektedir.
Kolluk görevlilerinin, CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri şüpheliyi suça azmettirmeden ve teşvik etmeden toplaması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir biçimde çözümlenmesi için gelinen aşamada arama tedbirinin hukuki niteliği ile bu tedbire hâkim olan genel ilkelere değindikten sonra konuya ilişkin anayasal ve kanunî düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
A- Genel Olarak Koruma Tedbiri: Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kağıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere koruma tedbiri denir (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, s.1).
Koruma tedbirleri genel itibarıyla CMK'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un Birinci Kitabının Dördüncü Kısmı "Koruma Tedbirleri" başlığını taşımakta olup arama ve yakalama tedbirine de bu kısımda yer verilmiştir. Kanun'un bu açık düzenlemesine göre arama ve yakalama birer koruma tedbiridir.
Koruma tedbirleriyle çoğu zaman henüz gerçekten bir suçun işlenip işlenmediği ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiği yargı kararı ile sabit olmadığı hâlde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek gerek şüphelinin gerekse şüpheli statüsünde olmayan üçüncü kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmektedir. Bu nedenle koruma tedbirlerine ölçülü bir şekilde, görünüşte haklı olan ve gecikmesinde sakınca ya da tehlike bulunan hâllerde başvurulmalıdır.
Yakalama ve tutuklamanın esasları, Anayasa’mızın 19. maddesinde "Kişi hürriyeti ve güvenliği" başlığı ile;
"Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir…" olarak düzenlenmiştir.
CMK'nın 2. maddesinde ise suçüstünün tanımına yer verilmiş, aynı Kanun'un 90. maddesinde ise yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler düzenlenmiştir.
Madde 2: " …j) Suçüstü:
1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği suçu…ifade eder." şeklinde olup maddedeki tanım doğrultusunda; örneğin failin mağduru bıçaklaması durumunda CMK'nın 2/j-1; failin mağduru bıçakladıktan sonra takip üzerine yakalanması durumunda CMK'nın 2/j-2; failin bıçaklama eyleminden hemen sonra elinde kanlı bıçakla yakalanması durumunda ise CMK'nın 2/j-3 maddesindeki suçüstü hâlleri söz konusu olacaktır.
Anayasa'nın "Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler" başlıklı 90. maddesi;
"(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.
(2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.
(3) Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir.
(4) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.
(5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır.
(6) Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir." biçimindedir.
Madde gereğince; kişiye bir suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçmasının önlenmesi veya kimliğinin hemen belirlenmesinin mümkün olmaması durumlarında herkesin geçici olarak yakalama yetkisi bulunmaktadır. Kolluk görevlileri, hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya amirlerine ulaşma imkânlarının bulunmaması durumunda yakalama yetkisine sahiptirler. Kolluk, yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almalı, hemen Cumhuriyet savcısına haber vermeli ve kendisine iletilen emirler doğrultusunda işlem yapmalıdır.
2559 sayılı Polis Vazife Salâhiyet Kanunu'nun 13. maddesinde de polise, suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri yakalama yetkisi verilmiştir.
PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesi;
"Polis,
A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,
B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları,
C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,
D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları,
E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,
F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırılabilecek kişileri,
G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri,
Yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar..." düzenlemesine yer verilmiştir.
Arama ve elkoymanın esasları; Anayasa'mızın 20. maddesinde "Özel hayatın gizliliği", 21. maddesinde ise "Konut dokunulmazlığı" başlıkları altında düzenlenmiştir.
Anayasa'nın 20. maddesi;
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar...",
21. maddesi ise;
"Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar." hükümlerini amirdir.
Anayasa'nın 13. maddesindeki düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması anayasal güvence altına alınmış ve belli şartlara tabi kılınmıştır. Bu düzenlemeye göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ise Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
B- Koruma Tedbiri Olarak Arama ve Çeşitleri:
1. Arama Kavramı
Arama; "arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s.113).
Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Örneğin; bir polis memurunun, yayalar ya da diğer araçlar bakımından tehlike oluşturacak şekilde kullanılması nedeniyle durdurduğu bir aracın arka koltuğunda, uyuşturucu madde veya tabanca görmesi üzerine bunlara el koyması arama olarak kabul edilmemektedir (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin, 1999, 1. Bası, s.18).
Arama; kişilerin konutları, iş yerleri, araçları, diğer yerleri, üstleri, eşyaları, özel kağıtları, kullandıkları bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütükleri üzerinde yapılmaktadır. Kişinin üstünde yapılan aramanın beden muayenesi boyutuna varmaması gerekir. Zira, beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması aramadan farklı hükümlere tâbi kılınmış olup cinsel organlar veya anüs bölgesine bakılması iç beden muayenesi sayılmaktadır. Bu bölgeler haricindeki ağız, koltuk altı gibi beden boşlukları ile ayak, kol, saç arası gibi vücut bölgelerine tıbbi araç veya yöntemler kullanılmaksızın bakılması arama hükümlerine tabidir.
Aramaya ilişkin hükümler sadece CMK'da düzenlenmiş değildir. Arama işleminin yapılışına ilişkin usulleri ayrıntılı olarak düzenleyen Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 3. maddesinde yer verildiği üzere PVSK, 2803 sayılı Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu, 5607 sayılı Kanun, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de de bu hususta kurallar vazedilmiştir.
2. Arama Çeşitleri
Arama, amacına göre adli arama ve önleme araması olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya adli arama, ikinci tür aramaya ise önleme araması denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma, hem de önleme tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte hukukî nitelikleri, tâbi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır.
a. Önleme Araması
Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; PVSK'nın 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 19. maddesinde; "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır.
Önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. PVSK bu nitelikteki tehlike hâlini makul sebep olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı makul şüphe ile önleme aramasındaki makul sebep farklı kavramlardır. Makul sebep konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken makul şüphe çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Seçkin, 4. Baskı, 2016, s. 381-382).
Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. PVSK'nın 9. maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup buna göre önleme araması;
1) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde,
2) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde,
3) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde,
4) Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında,
5) Umumî veya umuma açık yerlerde,
6) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecektir.
Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir.
Önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. Kolluk tarafından somut tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler önceden tespit edilip aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine yazılı olarak iletilir. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir. Önleme araması kararının alınmasında ve icrasında Cumhuriyet savcısının herhangi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Kolluğun kendi içindeki birim amirlerinin emri ile önleme araması yapılamaz. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 4. maddesi uyarınca, önleme araması bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hal; derhâl işlem yapılmadığı takdirde, milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi veya zarar görmesi, suç işlenmesinin önlenememesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilememesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâlini ifade etmektedir. PVSK'nın 9/6. maddesi uyarınca spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu durumlarda gecikmesinde sakınca bulunan hâlin bulunduğu kabul edilmektedir.
Önleme araması kararında veya emrinde; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre belirtilmelidir. Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisnaya yer verilmediğinden her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması kararının geçerli olacağı sürenin sınırı ile ilgili olarak da mevzuatta kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Zira önleme aramasının geçerli olacağı süre, karar verilmesine dayanak teşkil eden makul sebebin niteliğine göre değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin; olimpiyat oyunları gibi iki ya da üç hafta sürecek ve dünyanın birçok ülkesinden sporcu ve izleyicilerin katılacağı bir spor organizasyonunda yaşanabilecek kamu düzenini bozucu nitelikteki olayların ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla makul sebep oluşması hâlinde yapılacak bir önleme aramasının geçerlilik süresi organizasyon süresi kadar olabileceği gibi, başka olaylarda duruma göre bir gün süreli, hatta saatli önleme araması kararlarının verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bu sürenin aramanın haklı kıldığı süreden fazla olmaması lazımdır. Önleme aramasının da kişilerin temel hak ve özgürlüklerine bir müdahale niteliğinde bulunması nedeniyle, makul bir sebep olmadığı hâlde verilen uzun süreli önleme araması kararı görünürde yasal olsa bile hukuka uygun olmayacaktır. Aynı şekilde makul bir sebep yokken belli periyotlarla yenilenmek suretiyle süreklilik arz edecek ve genel arama izlenimi verecek şekilde önleme araması kararı verilmesi de hukuka aykırı olacaktır.
Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda PVSK'da ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmelik'in "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı dördüncü bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Dolayısıyla icra edilişi bakımından adli arama ile önleme araması arasında bir fark gözetilmemiştir.
Önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Önleme aramasının konusu ve kapsamı içinde olan ancak suç unsuru oluşturmayan bozuk para veya çakmak gibi bir şey ise geçici olarak koruma altına alınır ve aramaya sebep teşkil eden husus sona erdiğinde ilgiliye teslim edilir.
Önleme aramasının sonucu arama kararı veya emri veren merci veya makama bildirilir. Ayrıca arama sırasında suç unsuruna rastlanmışsa bununla ilgili özel olarak önleme araması tutanağı hazırlanır. Bu tutanakta adli arama tutanağında olduğu gibi arama kararının tarih ve sayısı, hâkim kararı yoksa verilmiş olan yazılı emrin tarih ve sayısı ile emri veren merci, aramanın yapıldığı yer, tarih ve saat, aramanın konusu, aranan kişinin kimlik bilgileri, adını söylemediği takdirde eşkâl bilgileri, arama yapılan yerin adresi, araçta arama yapılmışsa aramanın mevkii ve aracın bilgileri, aramanın sonuçları, elkonulan suç eşyası varsa buna ilişkin belirleyici bilgiler, aramada yakalanan kişiler varsa kimlik bilgileri, kimliği belirlenemiyorsa eşkâl bilgileri, arama sonucunda yaralanma veya maddi bir zarar meydana gelip gelmediği ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer alır. Tutanak arama işlemine katılmış olanlar ve hazır bulunanlarca imzalanarak bir sureti ilgiliye verilir. Suç unsuruna rastlanmadığı durumlarda, aranan kişinin talebi hâlinde, kendisine arama kararı veya emrinin tarih ve sayısı, aramanın tarih ve saati, yeri, aranan şahsın ve arayan görevlinin kimlik bilgilerinin yer aldığı bir belge verilir.
Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler için herhangi bir arama emir veya kararına gerek yoktur. Bir yerin faaliyeti bakımından uymakla yükümlü bulunduğu kurallara uygun olarak çalışıp çalışmadığının tespiti bakımından o yerde yapılan işlem bir denetlemedir (Murat Aydın, Arama ve El Koyma, Seçkin, 2012, 2. Baskı, s.137). Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Denetim yapılacak hâller" başlıklı 18. maddesinde kolluk tarafından kendiliğinden denetim yapılabilecek bu hâller gösterilmiştir. Bu kapsamda örneğin; umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin genel güvenlik ve asayiş yönünden denetimi, kimlik sorma, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre araçlarda bulunması gerekli belgeler ve eşyayla ilgili yapılan denetimler, elektromanyetik aygıtlar ve dedektör köpekleri aracılığıyla yapılan tarama şeklindeki denetimler kolluk tarafından herhangi bir arama emir veya kararına gerek olmadan kendiliğinden yapılabilecektir. Önleme araması niteliğinde sayılmayan idari denetimler yönetmelikte sayılanlardan ibaret olmadığından daha pek çok özel kanunda ve düzenleyici işlemde idari denetimlere ilişkin hükümler yer almaktadır.
PVSK’nın 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi verilmiştir. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 27. maddesinde bu yetkinin kullanılması için umma derecesinde makul şüphe aranmıştır.
PVSK'nın suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kimlik sorma" başlıklı 4/A. maddesi;
"Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek, amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.
Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla olamaz.
Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilir.
Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli şüphenin varlığı hâlinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılması istenemez...”,
Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan "Durdurma ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesi ise;
"Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, 'umma' derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişi durdurulabilir.
Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arzedecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma ve kontrol işlemi yapılamaz.
Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz.
Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir.
b) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin cinsiyetinde bulunan görevli tarafından yapılır.
c) Yapılan kontrolün konusu ve sebepleri ilgiliye açıklanır.
d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir.
e) Yoklama suretiyle kontrol, kişiye en az sıkıntı verici şekilde yapılır.
f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir.
h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz.
i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
j) Kontrolden sonra talep üzerine olay yerinde derhâl bir tutanak düzenlenir. Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir."
Hükümlerini taşımaktadır.
Söz konusu düzenlemelerle kolluğa, koşulları oluştuğu taktirde kişi ve araçları durdurma ve yoklama biçiminde kontrol yapma yetkileri tanınmıştır. Yönetmelik'in 27. maddesinin (g) ve (i) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dâhilinde daha geniş kapsamlı kontrol yapma imkânı doğacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir.
b. Adli Arama
Şüpheli veya sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyanın ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, elkoyma ile birlikte CMK'nın 116-134, PVSK'nın 2, Ek 4, Ek 6, 5607 sayılı Kanun'un 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmelik'in 5. maddesinde; "Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır (Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erden, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 10. Baskı, 2016, s.492, Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 12. Baskı, 2015, s. 400).
Arama tedbirine başvurulabilmesi için şu üç ön şartın birlikte bulunması gerekmektedir:
1- Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması,
2- Görünüşte haklılık,
3- Ölçülülük.
Arama tedbirinin ilk ön şartı gecikmede sakınca ya da tehlike bulunmasıdır. Bu şart hem arama tedbirine başvurulması hem de kim tarafından karar verilebileceğinin belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Gecikmede sakınca ya da tehlike bulunması derhâl işlem yapılmadığı takdirde tedbirden beklenen faydanın elde edilemeyecek, ceza muhakemesinin gereği gibi ve amacına uygun biçimde yapılamayacak olmasıdır. Gecikmede sakınca bulunup bulunmadığını olayın özelliklerine göre tedbire karar vermeye yetkili mercii takdir edecektir.
Arama tedbirinin ikinci ön şartı ise görünüşte haklılıktır. Buna göre arama tedbirine ancak bir hakkın tehlikede olduğunu gösteren olaylar mevcut olduğu takdirde başvurulabilecektir. Hakkın bulunup bulunmadığının araştırılması zaman alacağından ve tehlike gecikmeye müsaade etmediğinden haklı görünüşle yetinilmek zorunludur. Bu bağlamda bir ihlal ya da suç işlendiği hususunda şüphe bulunmalıdır (Buck/Almanya, 28.04.2005; Başvuru no:41604).
Arama tedbirinin üçüncü ve son ön şartı ölçülülüktür. Ölçülülük ilkesinin temel amaç ve işlevi, arama tedbirine muhatap olacak kişilerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için kullanılacak kamu gücünü, hak ve özgürlükler lehine sınırlandırmak, müdahalelerde aşırılığa gidilmesini ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetleri önleyebilmektir. Dar anlamda ölçülülük de denilen orantılılık ise; tedbirin ilgililere ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini ve katlanılamaz nitelikte olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da, Buck/Almanya (28.04.2005; Başvuru no:41604) ile Smirnov/Rusya (07.06.2007; Başvuru No:71362/01) kararlarında; yapılan müdahale ile izlenen meşru amacın orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır.
Aramaya konu olabilecek yerler şüphelinin veya sanığın yahut diğer bir kişinin üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerlerdir. Adli aramanın günün her saatinde yapılması mümkün olmakla birlikte konutta, iş yerlerinde ve diğer kapalı yerlerde aramanın kural olarak gündüz yapılması gerekir. Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalar hariç, söz konusu yerlerde gece vakti arama yapılamayacaktır.
Arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır.
CMK'nın 116. maddesinin suç tarihinde yürürlükte bulunan hâline göre şüpheli veya sanıkla ilgili yapılacak aramalarda arama sonunda şüpheli veya sanığın yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Makul şüphe Yönetmelik'in 6. maddesinde şöyle tanımlanmıştır:
"Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir.
Makul şüphe, aramanın yapılacağı zaman, yer ve ilgili kişinin veya onunla birlikte olanların davranış, tutum ve biçimleri, kolluk memurunun taşındığından şüphe ettiği eşyanın niteliği gibi sebepler gözönünde tutularak belirlenir.
Makul şüphede, ihbar veya şikayeti destekleyen emarelerin var olması gerekir.
Belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut bulunmalıdır."
Bu düzenlemenin getirdiği en büyük yenilik; makul şüphe sebeplerinin somut olgulara dayanması gerektiğinin açıkça belirtilmesi ve arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağının öngörülmesi gerektiğidir.
Buna göre; soyut olarak belirli bir yerde suçluların yakalanma ihtimaline binaen adli arama kararı verilemez.
Örneğin; meydana gelen bir hırsızlık olayının soruşturması sırasında; olay öncesinde benzer şekilde hırsızlık yaptığı söylenen kişilerin soruşturma konusu olaya karıştıklarına, evlerinde bu suçun delillerinin bulunduğuna dair somut bir olgu yoktur ve bunlara yönelik şüphe, makul şüphe değildir.
Arama konusunda karar verecek merciye iletilecek raporda; makul şüpheyi açıklayan bilgiler, makul şüphe sebebinin ne olduğuna dair bilgi ve emareler, bilginin kaynağı, aranan şeyin veya kişinin ne olduğu, bir kişi veya şeyin aranmak istenen yerde olduğuna dair duyulan inancın nedenleri açıklanmalıdır. Aramanın kişi hak ve özgürlüklerine ciddi boyutta bir müdahale olduğu göz önüne alındığında makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması ve belirtilen konularda şüphenin somut olgulara dayanması şarttır. Başka bir anlatımla, arama sonunda belirli bir şeyin bulunacağını veya belirli bir kişinin yakalanacağını öngörmeyi gerektiren somut olgular mevcut olmalıdır.
CMK'nın 117. maddesi uyarınca, suç işleme şüphesi altında olmayan diğer kişilerin de üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya kendisine ait diğer yerleri, şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla aranabilecektir. Diğer kişiler kavramına tüzel kişiler ile resmî makam ve daireler de dâhildir. Kişinin tanıklıktan çekinme hakkının bulunması da aramaya engel değildir. Maddenin ikinci fıkrasına göre diğer kişilerle ilgili arama yapılması, makul şüphenin yanı sıra aranılan kişinin veya suç delillerinin, belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlıdır. Ancak bu sınırlama şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerler ile izlendiği sırada girdiği yerler bakımından geçerli değildir.
Arama kararı veya emrinin belli bazı bilgileri içermesi zorunludur. (CMK md.119/2) Arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, açıkça gösterilmelidir.
Arama kural olarak hâkim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilecektir. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür. Ancak bazı durumlarda hâkim kararı ve yazılı arama emri bulunmasa dahi arama yapılabilecektir. Bu hâller olayın özelliğinden veya kanun hükmünün verdiği arama yetkisinden kaynaklanabileceği gibi arama emri almaya imkân bulunmaması nedenine de dayanabilir. Bu durumlarda kolluk görevlileri, bir arama kararı veya emri beklemeden arama yapmak, delilleri elde etmek ve failleri yakalamakla görevlidir.
Yakalama kişinin özgürlüğünü kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. Bu niteliği gereği üst arama işlemine göre daha geniş kapsamlı bir işlemdir. Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemleri düzenleyen CMK’nın 90/4. maddesi gereğince de, kolluk yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini engelleyecek tedbirleri almalıdır. Bu bağlamda kişinin yakalanmasından sonra tedbir olarak kaba üst araması yapılabilir. Ayrıca karar alınmasına gerek olmayan bu arama işlemi, en kısa zamanda ve dikkatli bir biçimde elle yoklama şeklinde yapılmalıdır. Bu şekilde yapılan işlem diğer bir anlatımla yoklama bir arama değildir. Bu nedenle arama prosedürüne uyulmasına da gerek bulunmamaktadır. Ancak yapılan yoklamanın arama boyutuna ulaşmaması gerekir (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 9. Baskı, 2017, s. 305). Yakalanan kişinin üstündeki kıyafetlerin tamamen çıkarılması ve beden çukurlarının aranması ise mümkün değildir.
PVSK’nın Ek 4. maddesinde; "Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir…" ,
"Adlî görev ve yetkiler" başlıklı Ek 6. maddesinde; "Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.
Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir.
Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır.
Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar..." ve PVSK'nın 25. maddesindeki "Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar." şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, edinilen bilgi, ihbar veya şikayet üzerine ya da kendiliğinden suçla karşılaşan kolluğun, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alması zorunludur. Gerekli tedbirler derhâl alınırken, tedbire başvurulmadığı takdirde ceza muhakemesinin amacına ulaşılamayacağı, yani delillerin kaybolması gibi bir sonucun ortaya çıkabileceği değerlendirilerek, işlemin yapılması esnasında haklı görünmesi ve ölçülülük ilkesine uygun olarak hareket edilmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Aksi durumda ise maddi gerçeğe ulaşma amacı tehlikeye girecek, mağdur ve sanık haklarının ihlali söz konusu olacaktır. Bu hâlde suçun işlendiği bilgisini alan kolluk, olay yerinde delillerin karartılmasını önleme yetki ve görevi kapsamında yakaladığı kişi ya da kişilerin kaba üst aramasını yapabilecek ve el koyduğu olayı, yakalanan kişi ya da kişiler ile uyguladığı tedbirleri en kısa zamanda Cumhuriyet savcısına bildirecektir.
Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir.
Hukuka aykırılık bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı hâlinde hukuka aykırılığın mevcudiyeti kabul edilmelidir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 22.06.2001 tarihli ve 2-2 sayılı kararında: "Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır.
Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasakoyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır (Örneğin, E. 1985/31. K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115). Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir." denilmektedir.
Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir.
Hukuka aykırı olarak yapılan aramanın hem ceza muhakemesi hukuku, hem maddi ceza hukuku, hem de tazminat hukuku bakımından birtakım müeyyideleri ortaya çıkabilecektir.
Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır.
CMK'nın 217. maddesinde;
"1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki düzenlemeyle hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de, ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı ifade edilerek hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur.
Hukuka aykırı aramanın maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı ise eylemin suç teşkil etmesidir. TCK'nın "Haksız arama" başlıklı 120. maddesinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. Konut ve iş yerleri bakımından hukuka aykırı aramalar ise TCK'nın 116 ve 119/1-e maddeleri kapsamında değerlendirilecektir.
Nihayet, aramadaki hukuka aykırılıklar gerek Devletin, gerekse arama kararını veren veya uygulayan kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilecektir. Bu kapsamda CMK'nın 141/1. maddesinde aramanın amacıyla orantılı olmayacak biçimde ölçüsüz gerçekleştirilmesi durumunda kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
30.11.2014 tarihinde Evren Mahallesi, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Beydağı Züccaciye adlı iş yerinde kaçak sigara satışı yapıldığına dair edinilen bilgi üzerine, sivil giyimli polis memurlarının adı geçen iş yerine giderek sanıktan bir paket Prestige marka kaçak sigara istedikleri; sanığın adı geçen kaçak sigarayı görevlilere sattığı ve devamında kolluk görevlilerinin kendilerini tanıtıp sanığa iş yerinde başka kaçak eşya bulunup bulunmadığını sordukları, sanığın da iş yerindeki masanın çekmecesinden çıkarttığı 158 paket kaçak sigarayı kolluk görevlilerine rızaen teslim ettiğine dair tutanak düzenlendiği,
Birleşen dosyada ise 18.09.2014 tarihinde Evren Mahallesi, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Beydağı Züccaciye adlı iş yerinde kaçak sigara satışı yapıldığına dair edinilen bilgi üzerine sivil giyimli polis memurları adı geçen iş yerine giderek sanıktan bir paket Prestige marka kaçak sigara istedikleri; sanığın adı geçen kaçak sigarayı görevlilere sattığı ve devamında kolluk görevlilerinin kendilerini tanıtıp sanığa iş yerinde başka kaçak eşya bulunup bulunmadığını sordukları sırada tezgâhın alt kısmında siyah poşet içerisindeki kaçak sigaraları gördükleri ve poşet içerisindeki 205 paket kaçak sigaranın sanık tarafından kolluk görevlilerine rızaen teslim edildiğine ilişkin tutanağa bağlandığı,
Olaylarda;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik içtihatları uyarınca CMK'nın 139. maddesi dışındaki suçlar yönünden kolluk görevlilerinin CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil toplamak için suça azmettirmeksizin veya teşvik etmeksizin bilgi toplayabilmeleri mümkün ise de;
CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca kolluk görevlilerine nöbetçi Cumhuriyet savcısınca verilmiş yazılı veya sözlü bir talimat olmaksızın ve sanığın kaçak sigara satmaya yönelik iradesini ortaya koyan bir tespitin de bulunmadığı aşamada her iki olayda da doğrudan iş yerine gidip Prestige marka sigara satın almak istediklerini söylemek suretiyle, bir anlamda sanığı suça teşvik ederek dava konusu kaçak sigaraları ele geçirmeleri hukuka uygun olmadığı gibi, sanığın iş yerinde kaçak sigara sattığına ilişkin gelen ihbar üzerine mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararıda bulunmadığı, yine söz konusu işlemlerin gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama iznininde olmadığı, suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe oluşması halinde, suç yerinde delillerinin kaybolmasını önleyecek biçimde gerekli tedbirleri alan kolluk görevlisi derhal Cumhuriyet savcısını haberdar edip verilen talimat doğrultusunda hareket etmelidir. Kendi insiyatifi ile arama niteliğinde işlem yapması, suç şüphesi altındaki kişinin yasal haklarını hatırlatmadan ikrara zorlaması, Adli ve Önleme Araması Yönetmeliğinin 8/f bendindeki "Rızaen arama" hükmün Danıştay'ın 13.03.2007 tarih ve 2005/6392 E., 2007/948 sayılı kararı ile iptal edilmesi karşısında hukuki dayanağın kalmadığı bu nedenle iş yerindeki suç delillerinin tespiti ve teslimine ilişkin rızanın hukuken geçerli olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle ilk bakışta görülemeyecek şekilde sanığın iş yerinde bulunan masanın çekmecesinden ve tezgâhın altındaki siyah poşetten ele geçirilen kaçak sigaraların yasak delil niteliğinde olduğu ve CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin de hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına ve hukuka aykırı deliller dışlandığında sanığın yüklenen suçu işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli delil bulunmaması sebebiyle Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına, karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; gerçekleştirilen işlemlerin hukuka uygun olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22.05.2023 tarihli ve 13144-5016 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2022 tarihli ve 227-236 sayılı hükmünün ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2020/58 E., 2023/45 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Dosyaya intikal etmiş bulunan ve CMK' nın 217. madde çerçevesinde celselerde tartışılan tanık beyanlarına göre;
Ceza Genel Kurulu 2020/58 E. , 2023/45 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu
Silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.09.2019 tarih ve 14-133 sayı ile; sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 13 yıl 15 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "onama" istemli 28.01.2020 tarihli ve 12670 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Sanık ve müdafisinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılama esnasında silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkân sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde herhangi bir sınırlamaya tabi olmayacak şekilde yazılı savunma imkânının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.
I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir.
C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi:
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 19.09.2019 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisine karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı,
Mahkumiyet hükmüne yönelik olarak sanığın 23.09.2019, sanık müdafisinin ise 26.09.2019 tarihli ve süresi içerisinde sundukları dilekçelerle temyiz kanun yoluna başvurdukları,
b) Temyiz dilekçeleri içeriklerinden; kararın usul ve yasaya aykırı olması nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendilerine tebliğ edilmesini talep ettikleri,
c) Gerekçeli kararın sanığa 23.12.2019, müdafilerine ise 17.12.2019 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği,
Sanığın 18.12.2019, müdafisinin ise 19.12.2019 tarihinde ve süresi içinde gerekçeli ek temyiz dilekçelerini sundukları,
Görülmekle sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin geçerli olduğu anlaşılmıştır.
E) Heyetin Oluşumu ile İlgili İtirazlar:
Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesi;
İncelenen dosya kapsamından;
İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan yargılamadaki 5, 6, 8 ve hükmün açıklandığı 9. celselerin 38125 sicil numaralı ... başkanlığındaki heyetler tarafından gerçekleştirildiği ve bu heyetlerde üye olarak görev yapan 34413 sicil numaralı ... ve 29429 sicil numaralı ...'ın Yargıtay Üyeliğine seçilme tarihi itibarıyla heyet başkanından daha kıdemli olduğu,
Görülmüştür.
Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında bu hususa ilişkin olarak yer verilen açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
Suç tarihindeki görev ve statüleri gereğince ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayın 9. Ceza Dairesinde yargılanmaları gereken sanıkların, Dairenin ... yoğunluğu gözetilerek davaların makul sürede sonuçlandırılabilmesi için birden çok heyet oluşabilecek sayıda Yargıtay üyesinin görevlendirildiği, Daire başkanının oluşan heyetlerin hepsine başkan olarak katılmasına fiili olarak imkân bulunmadığından Yargıtay Kanunu'nun 40. maddesindeki düzenleyici hüküm doğrultusunda kıdemli üyenin heyete başkanlık yapması yerine, Daire başkanı tarafından görevlendirilen üyenin oluşturulan heyete başkanlık görevini ifa ettiği, bu şekilde heyetin oluşumu ile ilgili düzenleyici işlemlere aykırılığın; heyet başkanının duruşmaları idaresindeki usule aykırılıklar nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı ve bu şekilde hakkaniyete uygun olmayan yargılama yapıldığının taraflarca ileri sürülmemesi, esası etkileyen kararların duruşma heyeti tarafından oy birliğiyle alınmış olması, Yargıtay üyeliği deneyimine sahip hâkimlerin ara kararı veya hüküm kurulurken yapılan oylama sırasının diğer üyeleri etki altında bırakacağına ilişkin kabulün dayanaktan yoksun olup bu hususta somut olguların ortaya konulmaması karşısında, oluşan heyetçe yapılan işlemleri yoklukla batıl hâle getirmeyeceğinden CMK'nın 289. maddesi kapsamında mahkeme heyetinin oluşumunda hukuka aykırılıktan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Somut dosyada yukarıda belirtilen oturumlarda heyet başkanlığını kıdemsiz üyenin yapmış olmasına taraflarca itiraz edilerek duruşmanın idaresi ve delillerin ikamesinde hukuka aykırı davranıldığının ileri sürülmemesi, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyete aykırı yapıldığının kabulüne olanak bulunmadığı gibi, hükmün bu nedenle bozulmasının makul sürede davanın sonuçlandırılmasına engel oluşturacağı da gözetildiğinde, yasanın düzenleyici nitelikteki kuralına aykırı uygulama hükmün esasını etkileyecek nitelikte görülmediğinden hükmün bozulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; “Özel Dairece yapılan yargılama sırasında heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğu”
Şeklindeki düşünceyle karşı oy kullanmışlardır.
II) İDDİA:
''...sicil numarası ile... Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla... Cumhuriyet Savcılığı, Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay üyesi olarak seçildiği,
Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu’nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı,
23.07.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tın Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği,
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir.
Şüpheli Savunması:
... Cumhuriyet Başsavcılığında 19/07/2016 tarihli, müdafii huzurundaki savunmasında: Örgüt ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını belirterek atılı suçu kabul etmediğini, (Ek : 6/ 1-3)
... 3. Sulh Ceza Hakimliğindeki 20/07/2016 tarihli sorgusunda: Soruşturmanın Yargıtay Kanununa göre yürütülmesi gerektiğini, herhangi bir örgütün üyesi olmadığını, suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini, (Ek : 6/18)
Deliller:
... alınan ifadesinde; "Fetullah ... cemaat mensupları olan HSYK üyelerinin hazırladığı listede bu kişi vardı. Cemaatçi olduğunu biliyorum." (Ek : 5/60)
... alınan ifadesinde " Kamuoyunda yargıtay imamı olarak ... ... bilinse de yargıtay imamı aslında yargıtay üyesi olan ... Tokermiş. Yargıtay'a seçilen 167 üyenin seçilmesinde ... en etkili rolü oynamış ve cemaatin tüm üyelerini Yargıtay üyeliğine o seçtirmiştir. Bunu bana ... .. bir sohbet esnasında söylemişti." (Ek : 5/55)
... alınan ifadesinde; " Bu yapının hiyeraşik yapısı ile ilgili olarak bazı konuları aktarmak istiyorum. Öncelikle yargıdaki tüm önemli atamaları alınacak önemli kararları FETÖ adına isimlerini vereceğim 9 kişi heyet şeklinde karara bağlamaktaydı. Bu kişiler, 1-
Gizli Tanık ... alınan ifadesinde; "...'i de lise yıllarından tanırım, cemaatin içerisindeydi, daha sonradan Yargıtay üyesi olduğunu biliyorum ancak, cemaatin içerisinde kalıp kalmadığını bilemiyorum, " (Ek : 5/43)
... alınan ifadesinde; "... ... ... ve ...'in Fetullah ... cemaat mensubu olduğunu biliyordum. ...'in de bilahare Fetullah ... cemaat mensubu olduğunu öğrendim. ... Bu toplantılara belirttiğimiz isimler dışında bazı kişiler de çağrılırdı. Ancak çağrılan kişiler Fetullah ... cemaat mensupları olduğunu söylemek isterim. Hem bu kişilerden gündemdeki konular ile ilgili bilgi almak için çağırırdık. Bu kişilerle gündem ile görüşme yaptıktan sonra cemaat sohbetlerimize devam ederdik. Bu kişiler görüşme yaptıktan sonra evden ayrılmazlardı. Çünkü bu kişiler de Fetullah ... cemaat mensuplarıydı. Bu kişilerden.., ...'i hatırlıyorum. O dönemde balyoz ve ergenekon ile ilgili hukuki tartışma sürünce bu kişilerden bilgi almak için çağırdık. ... Ben ...'i özel bir ortamda ilk defa ...'nin evinde gördüm. O dönemde 7 Şubat 2012 krizi patlak vermişti. Biz de söz konusu olaylar ile ilgili bize bilgi vermesi için Yargıtay'dan örgütlü suçlara bakan kişilerin gelerek bize bilgi vermesini istemiştik. ... bu durumu Muzaffer ...'a söylemiş. Bunların belirlediği ..., ... ve ...'nin evine geldiklerini gördüm. ...'nin evinde yapılan bu toplantıda ... ile ...'in konuştuğunu gördüm. ... bu konuda doktora kitabı olduğunu söylemişti. Ancak konuya fazla girmediğini de gözlemlemiştim. ... 2011 yılında yapılan seçimde Fetullah ... cemaati listesinden seçildi. Bu yapı içerisinde çok aktif olduğunu biliyorum. 9. Ceza Dairesinde o dönem çok başarılı görülen bir tetkik hakimiydi ve seçim öncesinde bizzat ... tarafından bana gelinerek kendisinin ismi ve ...'ün ismi verilmişti. Fetullah ... cemaati içerisinde Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması alanında ... ve o sıralarda Ceza Genel Kurulunda tetkik hakimi olarak çalıştığım hatırladığım Kemalettin isimli bir hakim ile birlikte öne çıkan bir isim olarak biliyorum. ... Ben telefonu kapattıktan sonra kurul kapısında Erhan ... cemaat mensubu olduğunu bildiğim ...'i birlikte kurula girerken gördüm. Benim geldiğim saatte hiçbir kurul üyesinin gelmeyeceğini biliyordum. Odama geçtikten sonra ...Şengün'ü telefonla aradım. Çünkü yanlarında ...'in olmasını merak etmiştim. Kendisine saat itibariyle kurulda kimsenin olmadığını, yanlarına gelmelerini söyledim. O da başkanım, .... bey'in ... aracılığı ile kendilerine haber yolladığını, ...n Yargıtay üyesi olması için T...nin yardımcı olacağını ve seçtireceğini, bu amaçla diğer kurul üyelerini gezdireceğini, ... dışına çıkacağı için erken saatte yanlarına gelmemizi istediğini belirtmiş, bu amaçla önce Teoman bey'in yanma gidelim, dönüşte size geleceğiz dedi. Dün akşamki olayları aklıma getirince Fetullah ... cemaat mensuplarının aynı taktiği Nesrin Şengün için yaptıklarını anladım. Bu benim bildiklerim, ancak daha önce de söylediğim gibi Fetullah ... cemaat mensupları kendilerinden olmayan ancak yüksek yargıya seçilen bir yargı mensubuna bu şekilde davranarak yanlarına çekmeye çalıştıklarını biliyorum." (Ek : 5/35-41)
... alınan ifadesinde; " Kendisini ...'ya geldikten sonra tanıdım ve kendisinin bu yapıyla olan ilişkinin seviyesini bilmiyorum." (Ek : 5/33)
... alınan ifadesinde; " Tüm edindiğim bilgi, deneyim ve tecrübelerimden son 5 yılın hakim ve savcılarının Türkiye imamının ... kod ismini kullanan ve Yargıtay Tetkik Hakimliğinden, Yargıtay üyeliğine seçilen İlyas isimli şahıstır.(soyadını hatırlamıyorum - sicili 33000-35000 arasıdır). Bunun yardımcıları eski Yargıtay Ceza Dairesi Üyesi ..., HSYK eski Genel Sekreteri .., ... Akademisi eski Başkanı ...r. " (Ek : 5/30)
... alınan ifadesinde; "Fetullah ... cemaati mensubu olduğunu biliyorum." (Ek : 5/27)
... alınan ifadesinde; " Stajyerleri motive anlamında bazı tetkik hakimleri de zaman zaman stajyerlerin evlerine gelip gidiyordu. Bu stajyerlere meslek ile ilgili ve dini konularda sohbet yapıyordu. Mesela bir dönem 9. Ceza dairesi üyesi olan ... bu evlere gelip sohbetler yapıyordu. " (Ek : 5/24)
... alınan ifadesinde; " Fetullah ... cemaati mensubudur, kendisini tanırım. " (Ek : 5/21)
... alınan ifadesinde; " Bu eve gelip gidenlerden bazıları sonradan basında da isimleri geçtiği için sonradan öğrendiğim ancak o yıllarda geldiklerini bildiğim ... Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünden ..., ... isimli şahıslar ile daha sonradan Akademi Başkanı olan ..A, sonradan HSYK Genel Sekreteri olan ., HSYK Daire Başkanı olan ..., Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde çalıştığını sandığım ..., yine Akademide dersimize gelen savcı kökenli olduğunu bildiğim İsmail Hakkı ... isimli şahıslar bu eve gelirlerdi. " (Ek : 5/18)
... alınan ifadesinde; " 2010 HSYK seçimlerinden sonra Yargıtay ve Danıştay'a yeni üyelerin seçilmesi gündeme geldi. Bu toplantıların ilkini ... ...'nm evinde yaptık. ... Bu toplantıya ... ... ... vardı. Bu toplantıya kurul üyesi olmayan kişilerin gelmesi toplantıda bir rahatsızlık yarattı. ... ... ...'nm evinde ... Duvara yapılan yansıtıcı ile Yargıtay üyesi olabilecek hakim ve savcıların isimleri yansıtılmaya başlandı. Önce cemaat mensubu olarak belirtilen hakim ve savcıların belirlenmeye başlandı. Bu kişilerin isimlerinin belirlenmesinde ... ... ... Kurul üyesi olmayan kişilerin etkin olduğunu gördüm. ... Yargıtay üyelerinin belirlenmesi amacıyla ...'nin evinde de bir araya geldik. Bu evdeki toplantıya ... Bizim dışımızda ... ..., ... Katıldı. ... Bu toplantıda ... ..., ... bu isimlerin belirlenmesinde etkili olmuşlardır. Belirlenen 108 sayısı Fetullah ... cemaat mensuplarının belirlediği kendilerine ait sayı ve isimlerdi. ... HSYK üyesi olarak ...'ya geldikten sonra 2011 yılı başında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçimi, diğer zamanında yapılan Yargıtay ve Danıştay üye seçimlerinde ..., . cemaati mensuplarının yargı içerisinde cemaatin etkin insanları olduğu gördüm, anladım." (Ek: 5/9-17)
... alınan ifadesinde, "Hissettiğim kadarıyla o sıralarda Yargıtay’a ..., Bakanlığa da Muzaffer ... gelmişti ve sanıyorum adaylara da bu yapı içerisinde onlar bakıyorlardı.... Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılma kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde Önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler;
Yargıtay'da;
şeklinde beyanda bulunmuşlar,
Gizli Tanık ... alınan ifadesinde; Gerek ikili sohbetlerde gerekse görev yaptığı adliyelerde Fetö mensubu olduğunu duyduğu kişiler arasında ...'i de saymıştır. (Ek 5/63)
Hukuki Değerlendirme:
Şüpheli hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı’nca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır.
Kural olarak kamu görevlileri ile ilgili haksız soruşturmaların önüne geçilebilmesi amacıyla kanun koyucu özel soruşturma usulleri belirlemiş, "Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halini" ise bu durumun istisnası olarak kabul etmiştir. Soruşturma usulü konusunda Yargıtay Kanunu 46. maddede de benzer bir düzenleme yapılmıştır.
Şüpheliye isnat olunan Silahlı Terör Örgütü Üyesi olmak suçu TCK nun 314/1. maddesinde düzenlenmiş, bu suçun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin fiili veya hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkmdaki soruşturma genel hükümlere göre sürdürülmüştür.
"Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26/09/2017 gün, 2017/956-370 Esas ve Karar" sayılı ilamı ile kesinleşen "Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 24/04/2017 gün, 2015/3-2017/3 Esas ve Karar" sayılı ilamında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY nin, silahlı bir terör örgütü olduğu, özellikle devletin güvenliğini ilgilendiren kurumlar başta olmak üzere, tüm yapısında yuvalandığı, teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle internet tabanlı, kriptolu haberleşme programı ByLock’un, münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulduğu, bu örgüt mensupları tarafından kullanıldığı görülmüştür.
Şüpheli ...'in, lise yıllarından itibaren örgüt mensuplarının mutat toplantılarına katıldığı, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerin belirlendiği toplantılarda HSYK üyesi olmamasına rağmen seçici olarak yer aldığı, sonraki süreçte yüksek yargıya üye seçimlerinde de belirleyici olarak toplantılara katıldığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütün bazı ifadelerde yedi, bazı ifadelerde 9 kişiden oluştuğu belirtilen yargı yapılanmasının üst konseyinde görev aldığı anlaşılmıştır.
Bu şekilde şüphelinin hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün yöneticisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır...'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
III) SAVUNMA:
Sanık savunmalarında özetle; soruşturma mercisinin Yargıtay 1. Bakanlık Kurulu olduğunu, soruşturmanın üyelikten değil, darbeye iştirakten başlatıldığını, bunun aldatıcı bir işlem olduğunu, olayda suçüstü hâli bulunmadığını, soruşturmanın hukuki değerden yoksun olduğunu, doğal yargı yerinin Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğunu, 680 sayılı KHK’nın Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu, hâkim ve savcıların ihracına dayanak yapılan 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin hâlen yürürlükte olduğunu ve bunun hâkimlik teminatını olumsuz etkilediğini, bu maddedeki irtibat ve iltisak kavramlarındaki muğlaklık nedeniyle tüm hâkim ve savcıların risk altında olduğunu, 667 sayılı KHK’nın 3/1, 668 sayılı KHK’nın 37 ve 680 sayılı KHK’nın 5. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu, tanıklık ve hâkimlik birleşmeyeceği için mahkeme başkanını reddettiğini, mahkemenin iddianamenin kabulünden sonra tensiple araştırmaya girişmesinin usule aykırı olduğunu, lehe olan araştırma sonuçlarının dosyaya konulmadığını, soruşturmanın başlangıcında hakkında delil bulunmadığını, hiçbir zaman Bylock programı kullanmadığını, Bylock verilerinin ele geçirilmesi ile soruşturmaya ve hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, kendisine sorulan sivil imamların hiçbirini tanımadığını, tanık ...’un yalancı olduğunu, zira sonradan kendisine haber gönderip ‘’bunları söylemek zorunda kaldım’’ dediğini, tanık ...’u tanımadığını, adının itirafçılar için kurtulma çıpası hâline geldiğini, tanık ...’in ...’un ifadelerini çarpıtılmış ve kasıtlı olarak nitelediğini, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimine ilişkin resmi söylemlere mesafeli olduğunu, aldatıcı işlemler sonucu alınan tanık beyanlarının geçerli olmadığını, kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasına itiraz ettiğini, mahkeme kanuna uygun teşekkül etmemiş olacağından bu durumun mutlak bozma nedeni olduğunu, örgütle ilgili soruşturmalarda miladın 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi olduğunu, hakkında itirafçı beyanlarından başka delil bulunmadığını, tanık ...’a soru sorma imkânı tanınmadığını, bu kişiye resminin gazeteden gösterildiğini, ... Fuat Babatan’ın bürosuna gidip gitmediğiyle ilgili olarak tanık ...’un belirttiği hususların araştırılmasını istediğini, tanık Sadettin Akyol’u tanımadığını, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin örgüt tarafından dizayn edildiği iddiasıyla ilgili olarak üye görevlendirmesini yapan kişilerin hâlen görevde olduğunu, ...’la birlikte ardışık arandığı iddiasıyla ilgili olarak çocuklarının aynı dönemde Kızılay’daki kurs ve dershanelere gittiklerini ve aramanın çocuklar tarafından yapıldığını, ... Bilgili’yle ilgili Bylock görüşmesinde adı geçen kişiyi tanımadığını, ... ... ile AVM’de karşılaşmadığını, Bylock delilinin hukuka aykırı elde edilmiş delil olduğunu,
İfade etmektedir.
IV) MAHKEME KABULÜ:
''...Yargı teşkilatı içerisinde Cumhuriyet savcısı sıfatı göreve başlayan sanığın, sırası ile Akçakoca (1993-1997), Refahiye (1997-1999) ve Yargıtay tetkik hakimliği (1999-2011) görevlerinde bulunduğu, 25.02.2011 tarihinde Yargıtay üyesi seçildiği, 24.03.2011 ila 12.02.2015 tarihleri arasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi üyeliği, 12.02.2015 ila 17.07.2016 tarihleri arasında Yargıtay 23. Ceza Dairesi üyeliği görevlerinde bulunduğu, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı ve HSYK'nın 24.08.2016 tarihli ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile irtibat ve iltisak nedeni ile meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür.
Dosyaya intikal etmiş bulunan ve CMK' nın 217. madde çerçevesinde celselerde tartışılan tanık beyanlarına göre; sanığın, örgütün direktif ve taleplerinin iletildiği örgütsel toplantılara katılması, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alması amaçlanan mahrem kişilerin belirlenmesi, örgüt listesinin oluşturulması ve yüksek yargıya sızdırılması çalışmalarında görev alması, FETÖ/PDY mensupları tarafından Yargıtay üyesi seçilmesi için dayatılan listedeki isimleri seçtirilmesine ikna amacıyla değerlendirmelerde bulunması, kanaat bildirmesi, etki etmeye çalışması, katıldığı toplantılarda alınan kararlarla örgüt listesinden yargı yapılanmasının üst kolu olan Yargıtay üyeliğine seçilmesi, örgütün yargıda etkinliğini sağlama amacıyla toplantılarda aktif çalışmalarda bulunması, Yargıtay'dan seçilen HSYK üyeleri yerine tetkik hakimi sıfatıyla HSYK üyelerinin gizli toplantılarına dahil edilmesi, örgütün talimatları ve hedefleri doğrultusunda kumpas davalarda aktif görev alması, örgütün amaçlarını gerçekleştirmek doğrultusunda özel önem verdiği Yargıtay 9. Ceza Dairesine seçilmesi sanığın örgüt içerisindeki etkinliğini, örgüte bağlılık ve sahiplenilme derecesini göstermektedir.
Sanığın örgüt liderinin Devlet içerisine sızma talimatı uyarınca hiyerarşik yapı içerisinde sergilediği mahrem tavır, yine örgütün talimat ve talepleri doğrultusunda tanık beyanlarına da yansıdığı üzere öğrencilik döneminden suç tarihine kadar süre gelen örgüte olan mensubiyeti, örgüt içi evlilik gibi örgütsel tedbirlere ilişkin telkinlerde bulunması, örgütün kumpas davaları hakkında net bilgiler verecek derece vakıf olması ve örgütün amaçları doğrultusunda kurul üyelerine bu davalarla ilgili görüşlerini aktarması, örgütün direktif ve taleplerinin iletildiği sohbet toplantılarına katılması, FETÖ/ PDY terör örgütü mensuplarının yargıya sızmasına yönelik örgütün hakim aday adaylığı biriminde görev alması, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alması amaçlanan mahrem kişilerin belirlenmesinde aktif görev üstlenmesi, FETÖ/PDY 'nin Yargıtayda etkinliğini ve sayısal üstünlüğü sağlamaya yönelik örgüt listesinin oluşturulması ve yüksek yargıya sızdırılması çalışmalarında görev alması, görev aldığı toplantılarda örgüt listesinden Yargıtay üyeliğine seçilmesi, örgütün özel önem verdiği daireye atanması, örgüt adına hareket etmeye Yargıtay’a seçildikten sonraki dönemde de devam etmesi, örgütün güvenlik bürokrasisine yönelik bu dairede görülen temyiz davalarındaki rol alması, örgüt mensuplarının talimatları ile kumpas davaları ile gerçekleştirilmek istenen amaca ulaşmak için aktif eylemlerinin bulunması, Yargıtay'a yeni seçilen örgüt mensubu olmayan üyeleri örgütün etkisi altına almak amacıyla fikir ve eylem birliği içerisinde planlı ve sistematik bir biçimde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak faaliyetlerde bulunması, bir hukukçu olarak sonuçlarını öngörmesine rağmen örgütsel aidiyet duygusu ile hareket tarzında devamlılık göstermesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle, TCK 314/2 madde kapsamında terör örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile cezalandırılmasına karar verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat oluşmuştur.
Cezanın bireyselleştirme aşamasında, sanığın örgütün mahrem yapı içerisindeki konumu örgütün yüksek yargıya sızmasındaki rolü, kumpas davalarındaki faaliyetleri, yüksek yargıya yerleştirilenlerden biri olarak hiyerarşik yapıya olan ve öğrencilik yıllarından süregelen aidiyeti, Yargıtay tetkik hakimi sıfatıyla yargının üst makamı olan HSYK 'nın gayri resmi toplantılarına katılımı ve bu toplantılardaki örgütsel amaç doğrultusunda söylem ve eylemleri, tedbir kurallarına riayeti, eylem tarzı, hukukçu kimliğine nazaran örgütsel yapılanmayı bilinçli şekilde tercihi gözetilerek, sübuta eren FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçu nedeniyle cezanın tertibi sırasında alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sanığın eğitim düzeyi, kültürel birikimi, yargısal görevi dolayısıyla edindiği mesleki bilgi ve tecrübeleri ile suça konu unsurları bilmesi ve öngörmesine rağmen örgütsel aidiyet duygusu ile hareket tarzını değiştirmeyip sergilediği kast yoğunluğu karşısında sanık hakkında, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
Örgüt hakkında herhangi bir bilgi vermemesi ve suçu hakkında pişmanlık göstermemiş olması dolayısıyla sanık hakkında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamıştır.
Sanığın yargılama sürecindeki davranışları ile isnat edilen suçlamaya ilişkin herhangi bir pişmanlığının gözlemlenmediği gözetilerek TCK'nın 62. maddesi uygulanmayarak, Türk Milleti adına aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.'' şeklindeki ifadelerle mahkumiyet kararının gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
V) TEMYİZ:
Sanık ve müdafisi temyizlerinde özetle; KHK ile yargılamayı yapmakla görevlendirilen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin yargılama konusu suçla ilgili uzmanlığından söz edilemeyeceği, özel daire ve Ceza Genel Kurulu arasında işbölümü ilişkisinin söz konusu olamayacağı, tabii hâkim ilkesinin ihlal edildiği, Ceza Genel Kurulunun yapısının yasal güvencelerin aleyhine değiştirildiği, söz konusu KHK ile yapılan düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olduğu, soruşturmada kullanılan listelerin fişlemelere dayandığı, fişlemelerin kaynağı olan toplantılara katılan kişileri reddettiği, kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının Yargıtay Kanunu’na aykırı olduğu, tanık ...’ın teşhis tutanağının PVSK’ya aykırı olduğu, duruşmada okunmayan delillerin hükme esas alınamayacağı, delillerin ikamesine sorgudan sonra başlanacağı, aralarında hukuki ve fiili irtibat olan davaların birlikte görülmesi gerektiği, bu konudaki birleştirme taleplerinin reddedildiği, ardışık ve periyodik arama iddialarının doğru olmadığı, talep ettikleri incelemelerin yapılmadığı, yapılan bilirkişi incelemelerinin hukuka aykırı olduğu, itirafçılığın tanıklık olmadığı, bu kişilerin ifadelerinin kanuna aykırı vaatle alındığı, itirafçıların beyanlarının yeminli olarak alınamayacağı, 15.07.2016 tarihli darbe girişiminden önce söz konusu yapıyla ilişkiye sorumluluk yüklenemeyeceği, delillerin hükme esas alınabilmesi için hukuka uygun olarak elde edilmiş olması gerektiği, Bylock hakkında hazırlanan MİT teknik raporunun bilirkişi raporu ya da uzman görüşü sayılamayacağı, Bylock delilinin manipülasyona açık olma ihtimalinin nasıl dışlanabildiğinin anlaşılamadığı, gizlilik ve kapalılık nedeniyle bu delilin denetlenemediği, MİT’in casusluk suçları dışında adli görevi bulunmadığı, Bylock delilinin hükme esas alınmasının CMK’nın 217. maddesine aykırı olduğu, maddi gerçeğin araştırılmadığı ve buna ilişkin taleplerinin reddedildiği, tanık ...’un anlatımlarının araştırılması talebinin kabul edilmediği, hükmün eksik incelemeye dayandığı, dosyaya gönderilen sözde Bylock yazışmalarının kurgu olduğu, ... ... ile AVM’de karşılaşmadığı gibi bu iddianın da kanıtlanmadığı, duruşmada okunmayan tanık beyanlarının hükme esas alındığı, savunma hakkının kısıtlandığı, atılı suçu reddettiği,
Hususlarını beyan etmişlerdir.
VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:
1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:
a) Genel Olarak:
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.
Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.
Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.
Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin;
"1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür.
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar "suçüstü" olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.
Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, ..., 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir.
b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.
c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;
"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.
a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."
Şeklindedir.
"Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; ... Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.
...
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;
"(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...."
Şeklindedir.
"Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; ... Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı ... komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;
a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.
b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir.
Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.
Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.
Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.
Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.
d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi) Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.
e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.
Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, ... yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir.
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında ... bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte ... bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi ... yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da ... bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise ... yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu ... niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen ... yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.
2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi;
"1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." ,
Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi;
"76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.",
Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi;
"...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir."
Şeklinde düzenlenmiştir.
"Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
g) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.
6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi;
"(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;
a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip ... ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...."
Biçiminde son hâlini almıştır.
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
ğ) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.
2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
a) Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, .... s. 348)
b) Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir. c) Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda ... bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
d) Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile ... ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
...-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin ... ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti ... olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi)
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah ... hakkında ... 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, ... ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan ..., gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri: Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının ... Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye ... Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye ... Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile ... Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)
4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, ... ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin ... Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim ... Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. ... nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu ... ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama ... ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, ... Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde ... Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana serverdeki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.
B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:
B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.
Mahrem hizmetlerde, Fetullah ... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır.
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli ...; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.
Örgüt dilinde mahrem yerler:
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),
-Yargı (... Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),
-MİT,
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),
İfade eder.
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, "Talebe İmamları" tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan "Özel Evlere" yerleştirilmektedir.
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin ... durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.
Her şeye rağmen ... raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan "Talebe İmamı" tarafından takibi sağlanmıştır.
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; "Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu" tespit edilmiştir.
c) Kadrolaşma Süreci:
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve Fetullah ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve ... tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının "Mahrem Hizmetler" olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:
-Birinci evre; Işık evi,
-İkinci evre; Hususi/özel ev,
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:
"Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela Nejat Bey yok, (X) yok, mesela Celal bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. ... Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor."
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları "keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı ".../meslek" konularının görüşülmesi kısmıdır.
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;
-"Pırlantalar" olarak adlandırılan Fetullah ...'in kitaplarını okuma,
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,
-Haftalık Bamteli sohbeti, Sızıntı, ... dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde "ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (Fetullah ...'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi)
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (Fetullah ...'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,
-Birlik ruhunun sağlanması,
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,
Şeklinde olduğu görülmektedir.
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en ..., en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;
-Yüz yüze/buluşma,
-Canlı kurye,
-Kriptolu IP hattı,
-Not ile haberleşme,
-Basın yayın üzerinden talimat verme,
-Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.),
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),
Olduğu anlaşılmaktadır.
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının "çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi" yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.)
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.
Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak "KOD İSİM" kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında "hizmet, şakirt, ..., cemaat" gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.
Her ne kadar iletişimde esas olan usul "randevulaşma sistemi" olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de "Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar" olduğu tespit edilmiştir.
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir)
-Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir)
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock serverlarının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı)
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,
Düşüncelerine dayanmaktadır.
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "sohbet" olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),
-Tek arama,
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün "Mahrem Yapısı" içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;
-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.
-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.
-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.
-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.
-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.
-99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,
100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,
-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,
Şeklinde olduğu saptanmıştır.
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte "bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da" sıklıkla gözlemlenmiştir.
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;
"Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği"
Anlaşılmıştır.
Sonuç olarak;
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile ... yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,
Belirlenmekle;
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün "gizlilik" ve "deşifre olmama" kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.
B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:
Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Özel hayatın gizliliği ve korunması
Özel hayatın gizliliği
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel ... ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
...
Haberleşme hürriyeti
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel ... ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre;
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
...
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
...
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
...
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
...
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
...
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
..
Delillerin Takdir Yetkisi
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
...
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
...
(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Şeklinde düzenlenmiştir.
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:
Çağımızda hukukun değişmez niteliği "Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez" oluşudur.
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane ... deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında "yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, & 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, & 700).
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her ... delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286) Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet ..., Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99)
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet ..., a.g.e, s. 103)
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, & 59)
Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, & 177)
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla ... merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği "iletişimin tespiti (HTS)" kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin "demokratik bir ülkede gereklilik" ve "orantılılık" ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının "iletişim özgürlüğü" hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle "iletişimin tespiti", Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen "orantılılık" ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının "araştırmalara" başlama kararı ile gerçekleşen "başlangıç soruşturması"dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için "şüpheli" de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair "basit şüphe" oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,
Gerekmektedir.
Bu kapsamda;
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.
C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda;
Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,
Gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.
D) TANIKLIK:
a) Genel Olarak:
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı)
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.
b) Çağrı ve dinleme:
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi)
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi)
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi)
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi)
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi)
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.
c) Gizli tanıklık:
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67)
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992)
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.
CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi;
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi)
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi)
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.
E) BANK ...:
Bank ..., ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde ... Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise "... Finans Kurumu A.Ş." olan ünvanı "... Katılım Bankası A.Ş." olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, ... Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank ...'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir.
Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan ... Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013- Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri Fettullah ... tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank ...'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü ... Beyaz'dan Yönetim Kurulu Başkanı ... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., . ve ... ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ...'in ... Beyaz'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likitide sağladıkları anlaşılmaktadır.
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.
Bank ...'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.
Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası
2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287
2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176
2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454
2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758
2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398
2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025
2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911
2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719
2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985
2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427
2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043
2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638
2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778
2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827
2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776
2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864
2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778
2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.
VI) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEMESİ:
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartılışıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.
Sanık savunmalarında her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre; sanığın öğrencilik döneminden beri örgütün içinde yer aldığı, tanık ...'in beyanlarına göre 2000'li yılların başında örgütün hâkim ve savcı adaylarına yönelik faaliyetlerinden sorumlu olduğu, Yargıtayda terör suçlarına bakmakla görevli dairede tetkik hâkimi olarak çalıştığı dönemde örgütün stratejik amaçları için önem taşıyan davaları takip ettiği, bu davalarda örgüte bağlı hâkim ve savcılarca gerçekleştirilen hukuka aykırı uygulamaları, bunları sorgulayan HSYK üyeleri nezdinde savunduğu, 17.10.2010 tarihinde yapılan seçimle göreve gelen HSYK üyelerine yönelik örgüt tarafından düzenlenen bir toplantıda Yargıtay hakkında brifing mahiyetinde açıklamalarda bulunduğu, 2011 yılında gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinden sonra dahi örgüt mensuplarının yüksek yargı üyeliklerine seçilmesi için tanık HSYK 1. Daire Başkanı ...'a uyarıda bulunduğu, Bylock yazışmalarına göre örgüt tarafından Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı Ekrem Ertuğrul ve Daire Üyesi ...'u kontrol etmekle görevlendirildiği, yapı içinde tek başına karar alan bir kişi konumunda bulunmadığı cihetle silahlı terör örgütünün yöneticisi kabul edilemeyeceği yönündeki mahkeme kabulü ve takdiri isabetli olsa da yukarıda açıklandığı şekilde örgütün yargı yapılanmasında önde gelen ve etkin konumda bir kişi olduğu anlaşılmakla silahlı terör örgütünde örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında Yargıtay üyeliğine yerleştirildiği, örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyonla hareket ederek örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu, bu suretle FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine ilişkin dosya kapsamındaki delillere uygun kabulde isabetsizlik görülmemiştir.
Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla "mahrem alan" yapılanmasında yer alması, sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu ve amaçlarını bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından; sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri ile sanık müdafisinin temyiz itirazları doğrultusunda incelenmesi sonucunda, yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, sanığın örgütte kaldığı süre ve bu süre içerisindeki örgütsel eylemlerinin çeşitliliği itibarıyla suç kastının yoğun olması, örgütün mahrem yapılanmasında ve bu yapılanmanın da Yargıtay gibi örgüt tarafından büyük önem taşıyan Anayasal bir kurum içerisindeki örgütlenmesinde yer alması, bu örgütlenme içerisinde tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlandığı şekilde örgütsel saikle hareket ettiği, gerçekleştirdiği eylemlerin vahameti karşısında işlediği suçla meydana gelen tehlikenin ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi dosya kapsamına uygun olup TCK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "orantılılık" ilkesine aykırılık oluşturmadığı gibi, TCK'nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirim hükümlerinin uygulanmamasına karar verilirken gösterilen gerekçe hukuka uygun, yasal ve yeterli görüldüğünden Özel Daire kararı isabetli bulunmuştur.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; ''sanığın kanıtlanan eyleminin silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu oluşturduğu ve bu nedenle hükmün bozulması gerektiği'' düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1)Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19.09.2019 tarihli ve 14-133 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün ONANMASINA, oy çokluğuyla,
2)Onama kararı ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme isteklerinin REDDİNE, oy birliğiyle,
3)Özel Dairece yapılan yargılama sırasında bazı oturumlarda heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapmasının hükmün bozulmasını gerektiren yasaya aykırılık teşkil etmediğine, oy çokluğuyla,
4)Dosyanın, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı terör suçlarından kaynaklanan davalara ilişkin dosyaların devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.01.2023 tarihinde yapılan müzakerede karar verildi.
...
CGK Başkanvekili
...
5.CD. Bşk.
...
11.CD. Bşk.
2- Bozma
...
1.CD Başkanvekili
1- Kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapması hukuka aykırıdır.
...
1- Kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapması hukuka aykırıdır.
...
1- Kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapması hukuka aykırıdır.
...
...
1- Kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapması hukuka aykırıdır.
...
1- Kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapması hukuka aykırıdır.
...
2. CD Başkanvekili
...
3.CD Başkanvekili
1- Kıdemsiz üyenin heyete başkanlık yapması hukuka aykırıdır.
...
2- Bozma
...
...
...
9.CD Başkanvekili
...
Ceza Genel Kurulu, 2022/446 E., 2023/106 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
18 34 nolu gsm hattına ilişkin ayrıntılı olarak ByLock tesbit ve değerlendirme raporu ile HIS (...) sorgu kayıtları ilgili birimlerden getirtilerek, CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan ve yine UYAP üzerinden temyiz aşamasında dosyaya gönderilen ve sanığa aidiyeti tespit edilemeyen 505 ...
Ceza Genel Kurulu 2022/446 E. , 2023/106 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'ın, TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 22 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.07.2017 tarihli ve 32-38 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 16.10.2017 tarih ve 1703-1166 sayı ile istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine, bu kararın sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 27.03.2018 tarih ve 4198-995 sayı ile; "...ByLock yüklenen ve sanığın kullandığını kabul ettiği 544 ... 18 34 nolu gsm hattına ilişkin ayrıntılı olarak ByLock tesbit ve değerlendirme raporu ile HIS (...) sorgu kayıtları ilgili birimlerden getirtilerek, CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan ve yine UYAP üzerinden temyiz aşamasında dosyaya gönderilen ve sanığa aidiyeti tespit edilemeyen 505 ... 22 65 nolu gsm hattına ait HIS (...) sorgu kayıtları da gelen bu belgeler kapsamında değerlendirildikten sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Dosyanın gönderildiği ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 10.12.2018 tarih ve 1767-1355 sayı ile sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, bu hükmün de sanık müdafisi ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 09.03.2021 tarih ve 3876-2007 sayı ile sanık müdafisinin süresinden sonra yapmış olduğu temyiz isteminin reddine, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden temyiz davasının esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 25.05.2021 tarih ve 64851 sayı ile; “...Tüm dosya kapsamı ile oluş ve kabule göre; Emniyet Müdürlüğünün 02/01/2018 tarihli yazılarının içeriği, sanığa ait morbeyin kapsamında bulunmayan 544...1834 sayılı telefon ile 2164 kez Bylock İP'lerine bağlanıldığına dair ... (HIS) kayıtlarının bulunması, ByLock uygulamasının kullanımına dair İD eşleştirmelerinin hüküm tarihi olan 10/12/2018 tarihi itibarıyla henüz sona ermediği hususları ile sanığın örgüte müzahir ... Eğitim Sen üyeliğinin bulunması, keza rutin bankacılık işlemleri dahi olsa mevcut delillerle birlikte ayrı bir değerlendirmeye tabii tutulması zarureti bulunan Bank ... hesabının ... olduğu hususları karşısında, öncelikle emniyetin ilgili birimlerince yerine getirilen ByLock uygulamasının kullanımına dair İD eşleştirmelerinin tamamen sonlandırıldığı zamana kadar ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının bulunup bulunmadığı yönünde ki araştırmanın sürdürülmesi (Emniyet Genel Müdürlüğünün resmi internet sitesinde İç İşleri Bakanının 30/11/2019 tarihli açıklamalarına göre, toplam 215.092 Bylock kullanıcısından geriye kalan 25.149 adetinin İD eşleştirmelerinin tamamlandığı bilgisinin verilmesi itibarıyla, hiç olmazsa 30/11/2019 tarihine kadar beklenmesinin icap ettiği) ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi; ayrıca örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında itirafçı beyanı olup olmadığı ile sanığın kullandığı bilinen veya kendisi tarafından bildirilen telefon hattı dışında bir telefon hattı kullanıp kullanmadığının hesabının bulunduğu bankalar, üyesi olduğu dernek, ÖSYM, çevrim içi internet siteleri, dijital platformlar veya kargo şirketleri gibi telefon numarasının verilebileceği yerlerden araştırılarak, bulunması halinde bu hatlar ile ByLock uygulamasının kullanılıp kullanılmadığının tahkik edilmesi sonrasında hukuki durumunun takdir ve tayini yerine eksik araştırma ile hüküm kurulduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 26.05.2022 tarih ve 7812-3046 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik soruşturma ile karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'ın ... İl Milli Eğitim Müdürlüğünde öğretmen olarak görev yapmakta iken 21.07.2016 tarihinde açığa alınıp 01.09.2016 tarihinde ihraç edildiği, Bylock programını kullandığının tespit edilmesi üzerine hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatıldığı,
... İl Emniyet Müdürlüğünün 22.06.2017 tarihli yazısı ekindeki Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının 20.06.2017 sorgu tarihli raporu ile 07.02.2015 ve 01.11.2018 sorgu tarihli raporlarına göre; sanığın 544....1834 numaralı cep telefonu hattında Bylock programının kullanıldığı, 544....1834 nolu hattın Bylock uygulamasına ait IP adreslerine bağlanıp bağlanmadığına ilişkin olarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan alınan HIS/... kayıtlarından 03.01.2015 ilâ 26.01.2016 tarihleri arasında Bylock IP adreslerine toplamda 2164 kez bağlantı sağladığının tespit edildiği,
... İl Emniyet Müdürlüğünün 02.11.2018 tarihli yazısında; Bylock sorgu sonucundan anlaşılacağı üzere sanık ... adına kayıtlı 544...1834 numaralı GSM hattında tespit edilen Bylock programının User ID'sinin henüz tespit edilmediği ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca Bylock ID eşleştirme ve Bylock içerik tespit çalışmaları hâlen devam ettiğinden tespitin yapılması hâlinde ilgili il Cumhuriyet Başsavcılıklarına Bylock kullanımına ilişkin tespit ve değerlendirme tutanağının gönderildiği, tespit ve değerlendirme tutanağı gönderildiği takdirde mahkemeye sunulacağının belirtildiği,
Dosyada mevcut Bank ... hesap kayıtlarına göre sanığın adı geçen bankada 12.06.2013 açılış tarihli hesabının bulunduğu, cari mevduat ve kredi kartı hesapları hâlihazırda kapatılmamış iken 13.06.2013 açılış tarihli katılım hesabının 23.07.2013, 26.06.2013 açılış tarihli katılım hesabının 23.07.2013, 23.07.2013 açılış tarihli katılım hesabının ise 16.07.2014 tarihinde kapatıldığı, bunun dışında kart ödemeleri, altın ve döviz alım satım işlemlerinin yapıldığı,
Sanığın üye olduğunu beyan ettiği ... Eğitim-Sen isimli sendikadan istifa ettiğine ilişkin olarak sanık müdafisinin 25.08.2017 tarihli dilekçesiyle sanığın 03.06.2016 tarihinde ... Eğitim-Sen üyeliğinden çekildiğini belirten ... Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 16.08.2017 tarihli yazısı ekindeki Ek 3 Kamu Görevlileri Sendikaları Kamu Görevlisinin Üyelikten Çekilme Bildirim Formunu sunduğu,
505....22 65 nolu hattın sanıkla ilgisinin bulunmadığı, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/70 Esas sayılı dosyasında yargılanan sanık ... Okumuş'a ait olduğunun tespit edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda benzer şekilde; FETÖ/PDY üyesi olmadığını, liseye kadar ... ilinde öğrenim gördüğünü, 2007 yılında öğrenim görmeye başladığı Çukurova Üniversitesinden 2011 yılında mezun olduğunu, 2012 yılında din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak Kemah ilçesindeki bir ilköğretim okuluna atandığını, gerek lise gerekse üniversite eğitimi sırasında FETÖ/PDY bağlantılı evlere, örgüte müzahir bir okula ya da dershaneye gitmediğini, üniversitede tek başına tuttuğu evde kaldığını, evin cemaatle bir alakası olmadığını, mesleğe başladığında Eğitim Bir-Sen isimli sendikaya üye olduğunu, daha sonra buradan üyeliğini aldırarak hatırlayamadığı bir tarihte ... üye olduğunu, buradaki üyeliğini de 2016 yılının Haziran ayında istifa ederek sonlandırdığını, Bank ... isimli bankada 2013 yılında birikimlerini değerlendirmek amacıyla hesap açtırdığını, birikim amaçlı küçük miktarlarda para yatırdığını, hesabından ötürü adına kredi kartı çıkartıldığını ancak kartı hiç kullanmadığını, 2015 yılında hesabında bulunan 4.000 TL'yi çektiğini ancak hesabı kapatmadığını, bankanın FETÖ/PDY ile bağlantısını bilmediğini, örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilebilecek bir para yatırmasının söz konusu olmadığını, 544....1834 numaralı GSM hattını üniversite döneminden beri kullandığını, Bylock programını cep telefonuna indirmediğini ve kullanmadığını, telefonunda bu programın nasıl tespit edildiğini bilmediğini, programı 15 Temmuz sürecinden sonra duyduğunu, FETÖ/PDY üyesi olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, 505....22 65 nolu hattın kendisine ait olmadığını, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla, hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli ... ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için,
a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir.
b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır.
c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde fail, örgütteki konumuna göre üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır.
d) Örgüt, niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.
e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli üye, ... ve gerece sahip olunması gerekmektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile ... ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir.
3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın ikinci kitap dördüncü kısmının dördüncü bölümünde yer alan Devletin güvenliğine karşı suçlar ile beşinci bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı ifade edilmiştir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; Altın Nesil adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, ... ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan ..., gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun ve teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. Maddesinin (g) bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin (i) bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, ... ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin ... Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. ... Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. ... nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134. maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen arama ve el koyma koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu ... ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama ... ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hallerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.
Sonuç olarak, ... Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde ... Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana serverının, soruşturmanın selameti ve kişilerin masumiyet karinesinin korunması açısından sanıklara teslim edilmesi mümkün olmamış, ilgililer hakkında görevlilerin incelemesi sonucu ortaya çıkan raporlara yönelik somut itirazlar soruşturma ve kovuşturma aşamasında inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak ve kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı Bylock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, üzerine atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olan Bylock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti amacıyla ilgili birimlerden ayrıntılı Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı yeniden istenerek ve ayrıca UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankası üzerinden sanık hakkında bilgi ve beyan bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa bu beyanların aslı veya onaylı suretleri dosyaya getirtilip gerekirse tanık veya tanıkların duruşmaya çağrılıp dinlenilmeleri ile tüm delillerin CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafisine okunup diyecekleri sorulduktan sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla hüküm kurulduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli ve 3876-2007 sayılı onama kararının kaldırılmasına, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince verilen 10.12.2018 tarihli ve 1767-1355 sayılı hükmün eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı;
Genel Kurulun çoğunluğu ile aramızda oluşan görüş farklılığı sanık hakkındaki beraat hükmünün eksik soruşturma sonucu kurulup kurulmadığına ilişkindir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 16. Ceza Dairesinin beraat hükmünün onanmasına ilişkin kararına karşı olağanüstü kanun yolu olan "itiraz" yoluna başvurarak sanık hakkında eksik araştırma sonucunda hüküm kurulduğundan Özel Daire kararının kaldırılması ve sanığın yeniden yargılanmasını talep etmiştir.
Olağanüstü kanun yolları kesin hüküm haline gelmiş kararlara yönelik olduğundan istisnai şekilde ve açık hukuka aykırılık hallerinde kullanılmalıdır.
Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması maddi gerçeğe erişim açısından zorunlu olduğu kuşkusuzdur.
Ceza Muhakemesi Hukukunda, maddi gerçeğe her ne koşulda olursa olsun değil, insan onuruna aykırı olmayan yöntemlerle elde edilen deliller ile ulaşılması amaçlanmıştır. Yasal düzenlemelerde bu doğrultudadır.
5271 sayılı CMK’nın sistematiğinde hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir (CMK.217/1)Deliller öğretide, beyan delili, belge delili ve belirti delili olarak sınıflandırmaya tabii tutulmuştur.
Kovuşturma aşamasında, sanık sorguya çekildikten sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır.
İbraz edilen delil, kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa istem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa, mahkemece reddedilebilir (CMK.206/2)
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez (CMK.207/1).
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha Önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez (CMK.210/1)
Bu genel ilkeler ışığında ispatın konusu örgüt üyeliği suçu olduğundan Özel Dairenin ve Genel Kurulun kararları ışığında bu suça kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapışma dâhil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardım suçunda veya örgüt adına suç işleme suçunda da örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, Örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dâhilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızm tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu İçin de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf.280) 5237 sayılı TCK’nın 6/1-j sayılı maddesine göre örgüt mensubu, bir suç örgütünü kuran, yöneten, katılan ve örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16.MD-956 E. 2017/370 sayılı kararı İle onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas 2017/3 sayılı kararında; “Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensuplan tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dâhil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil’ olacağının kabul edilmiştir.
İtiraza konu olan ve örgüte hiyararşik bağlılığı ispat bakımından önem arz eden ByLock'un delil değeri ve teknik altyapısının incelenmesi gerekmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının; 11.12.2018 tarihli raporunda özet olarak;
21.03.2017 tarih itibariyle ... Cumhuriyet Başsavcılığı talebi doğrultusunda, 9 adet Bylock IP’sine bağlanan aboneliklere ait 129.862 satırlık “Bylock listesinde yer alan” aboneliklerin, Bylock IP adresine kaç kez bağlandığına ilişkin raporların (... verileri) Bilgi Teknolejileri ve İletişim Kurumundan’dan talep edildiği, 15.08.2017 tarihinde BTK tarafından gönderilen 123.111 adet GSM numarasına ait ... verileri İl Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderildiği, Bylock’a VPN programı ile bağlananlar Türkiye IP’si olmaması nedeniyle, ... kayıtlarının bulunmadığı, MİT tarafından Bylock abone listesi ve User-ID bilgilerinde düzenleme yapılarak Bylock veri tabanına bağlanmadığı değerlendirilirken kayıtların güncellenerek abone listesi ve User-ID numarasına ilişkin HD ... 5. Sulh Ceza Hakimliğine 24.03.2017 tarihli ve 2017/2056 değişik ... sayılı kararına istinaden imajı alınarak 24.03.2017 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığından teslim alındığı, Bylock sunucusuna bağlanan güncellenmiş numaraların (GSM ve ADSL) abonelerine ait kimlik bilgileri BTK’dan 18.04.2017 tarihinde alınmıştır. Bu bilgiler çerçevesinde KOM Daire Başkanlığı 49.680 kişilik yeni bir “userid-list” tablosu oluşturmuştur.
Bu listeler, byLock kulananların, ikamet ettiği, SGK kaydının bulunduğu veya hakkında dava ya da soruşturma bulunan illere gönderilmiştir. Ayrıca MİT tarafından bulunan illere gönderilmiştir. Ayrıca MİT tarafından daha önceden hazırlanan listeler ile birlikte gönderim işlemi 2017 yılı Ağutsos ayında tamanlanmıştır.
04.07.2017 tarih itibariyle User-ID numaraları ile Bylock sorgulamasına açılmıştır.
... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2017 tarihli talimatı ile “Morbeyin” uygulamalarına bağlanan ...abonesi Bylock abone listesinden çıkarlmıştır. MİT’in temin ettiği Bylock veri tabanı üzerindeki incelemeler sonucunda; Bylock sunucusunun IP’lerine bağlanmaları nedeniyle sunucunun log kayıtlarında tutulan IP adreslerine ait abone bilgileri belirlenebilği gibi, Bylock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların User-ID namaraları, kullanıcı adı ve şifre bilgileri; sisteme bağlandı tarihleri (log kayıtları) User-ID ekleyen diğer kullanıcılara ait bilgiler (Roster kayıtları), Bylock kullanıcısının kurduğu ya da katıldığı gruplar, mesaj içerikleri gibi verilerin bir kısmı ya da tümünün tespiti ve çözümünü gerçekleştirebilmektedir. Bylock değerlendirme tutanağında yer alan bilgiler; sisteme dahil olduğu anlaşılan Bylock kullanıcısının gerçekte kim olduğuna ve kişinin örgüt içerisindeki hiyerarşik konumuna yönelik önemli bilgiler içerebilmektedir.
Bununla birlikte, Bylock sistemine dahil olan kişinin Türkiye’ye ait olmayan IP’ler üzerinden Bylocka bağlanması nedeniyle ... kayıtlarına ulaşılamayabileceği gibi, KOM incelemesinin henüz sonuçlanmamış olması veya bu kişiye ait verilerin kurtarılamaması, çözümlenememesi nedeniyle User-ID numarası, kullanıcı adı, şifre, log kayıtları roster bilgileri veya mesaj içerikleri gibi verilerin henüz tespit edilememiş olması ya da incelemeye rağmen tespit edilememesi söz konusu olabilmektedir. Bu durumda dahi başkasına ait roster kayıtları, mesajlar vb. verilerin incelenmesinde de henüz bulunmayan kullanıcılar tespit edilebilmektedir. Bu şekilde başta kullanıcısı belli olmayan bir User-ID numarasının gerçekte kime ait olduğu anlaşılabilmektedir.
-Bylock sunucusuna ait 9 adet IP adresine Türkiye IP’lerinden bağlanan abonelerin bu bağlantılarına dair internet trafik kayıtlarını içeren ve operatörler tarafından tutulan ... (HIS) kayıtları bir çeşit üst veridir. Bu veriler, aboneye ait IP adresini Bylock sunucusuna ait IP adreslerine bağlandığını belirlediğinden, kişinin Bylock sistemine dahil olmuş olabileceği konusunda önemli bir emare olmakla birlikte, IP adresine bağlantı yapmanın ötesinde ilgili aboneye sisteme dahil olması için User-ID numarası atanıp atanmadığı ve atanmışsa bu numaranın ne olduğu hususunda bilgi içermemektedir.
Dolayısıyla, KOM’un Bylock sunucu verileri üzerinde devam eden incelemelerin henüz tamamlanmaması ya da incelemeye rağmen verinin kurtarılamaması-çözümlenememesi nedeniyle kişinin herhangi bir User-ID numarasıyla eşleştirilemediği hallerde de, Bylock sunucusuna ait IP’lerle bağlantı yaptığının ... kayıtları doğrultusunda tespit edilmesi mümkündür. Bu durumda kişinin Bylock’a doğrudan bağlandığının anlaşılabileceği gibi, Bylock sunucusuna tuzak yöntemlerle de (Morbeyin vb) yönlendirilmiş olabileceği sonucuna ulaşılabilir. Bylock hakkındaki teknik rapor değerlendirildiğinde, aşağıdaki sonuçlara varılabilecektir.
1-User-ID numarası tespit edilen by-Lock kullanıcısı ilişkin rapor, kişinin örgütü hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir delil niteliğindedir. Ayrıntılı Bylock değerlendirme ve tespit tutanağı ise, esas kullanıcının kim olduğunu ve örgütteki konum ve faaliyetlerini ispata yaramaktadır.
2-User ID numarası tespit edilemeyen by-Lock kullanıcısı olduğuna dair KOM Daire Başkanlığınca rapor düzenlenen kişinin, ... kayıtları mevcut olsa dahi bu durum by-Lock kullandığına dair emare niteliğinde olduğu, bir başka deyimle belirti delili olarak kabul edileceği sonucuna varmak gereklidir. Zira morbeyin listesinde yer alan sanıkların tamamında ... kayıtlarının mevcut olduğu görülmüştür.
Bir olayın ispat gücü bakımından emare ve delil arasındaki farka gelince; Arapça kökenli olan “emare”nin türkçe sözlükteki karşılığı “belirti, iz, ipucu”dur . Emare hukuki anlamda ise; başka delillerle desteklenmediği takdirde tek başına delil niteliği taşımayan izdir, delil başlangıcı veya belirti dellili de denmektedir. Belirti başlı başına bir hususun varlığını ispata yetmemekle birlikte, onun vuku bulduğuna işaret eden ve ancak diğer delillerle desteklenmesi kaydı ile hükme dayanak yapılan olgulardır. Emareye, doktrinde ispatın karşılığı olarak “yaklaşık ispat” ifadeside kullanılmaktadır.
İspat bakımından bir delil çok kuvvetliyse ve güvenirliği konusunda bir risk yoksa davanın sonucunu belirleyebilir. Bu delillere belirleyici delil denmektedir. Bu halde destekleyici delile olan ihtiyaç azalacaktır. Ancak bu delil mutlaka duruşmada tartışılmalıdır.
Delillere karşı savunma hakkının tanınmasına büyük önem veren Avrupa Mahkemesi; iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmayan ve hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması; başvurucuya gerekli usuli güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı zorlama ve tuzak gibi mahkemeyi lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması halinde, genellikle sözleşmesinin 6/1 md. aykırı olmayacaktır. (Chalkley, Birleşik Krallık) Burada önemli olan savunma hakkına saygı gösterilmesidir. (age. ... Doğru 638. syf)
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yerleşik uygulamalarında, User-ID numarası bulunan ve değerlendirme tespit tutanağı dava dosyasına getirttirilerek CMK 217/1 maddesi gereğince tartışmaya konu edilen delilin belirleyici delil niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanabilir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.
Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir. Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Hukuk kuralı, ceza ve muhakeme hukuku veya diğer hukuk dallarına ilişkin yazılı hukuk kuralları ile milletlerarası antlaşmalardır.
Temyizin hükmün hukuku yönüne ilişkin olduğuna dair içtihada 1412 sayılı CMUK’nın yürürlükte olduğu dönemde de yer verilmiştir. Nitekim YİBGK 14.12.1992 tarih, 1-5 sayılı kararında; “Yargıtay ne yasa organının yerine geçebilir ne de olay sorununu çözmeye yetkilidir. Yargıtay ilk mahkemenin yerine geçerek olaya ilişkin sorunları çözemez” şeklinde yer verilmiştir.
Öğreti ve doktrinde yer verilen görüşlere göre ise; “Yargıtay, temyiz yolunda yargılama yaparken, uyuşmazlığın ispat yönüne yani fiilin belirlenmesine dokunamaz. Yargıtay sadece esas mahkemesinin duruşmada ortaya konan delillere dayanarak vardığı vicdani kanaatine göre belirlemiş olduğu fiilin hukuk normları karşısındaki durumu konusunda yaptığı tavsifi ve ondan çıkardığı sonuçları denetleyebilir.” (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. SILVIA TELLENBACH’A ARMAĞAN, Seçkin yayınları syf. 1287)
Ceza Muhakemesinde mahkumiyet hükmünün kurulabilmesi için, maddi sorunu çözen makamın sanığın suçlu olduğuna vicdani kanaat getirmesi gerekir. Geçmişte yaşanmış olan bu olay, delil araçları kullanılarak mahkeme önünde temsil edilmelidir. Mahkeme delil araçlarını akıl yürütmek ve tecrübe kurallarına başvurmak fiili ile vicdanına göre değerlendirir. Bundan sonra gene akıl yürüterek boşlukları doldurur ve vicdani kanaate sezgileriyle değil akıl yoluyla ulaşır (M. Feyzioğlu Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin yayınevi syf. 139).
Alman Yargıtayı 07.06.1979 tarihli kararında şöyle demektedir: "Yargıtayın olay yargıcının kanıya varışını denetlemek bakımından sınırlı bir olanağı vardır. Bu, kural olarak Yargıtay için bağlayıcıdır. Özellikle de Yargıtayın kendi değerlendirmesini olay yargıcınınkinin yerine koyma yetkisi yoktur. Özgür kanıtlama yolunda kanıt sunumunu bir ölçüde yinelenmesi yetkisi de yoktur. Eğer Yargıtay sunulmuş olan kanıtlama araçları dolayısıyla kendi değerlendirmesini olay yargıcınınkinin yerine koyacak olursa kendi görev alanının sınırlarını aşmış olur ve kendisine temyiz yargılamasını yasal düzenlemesine göre üstlenme hakkı ve yeterliliği olmayan bir sorumluluk yüklemiş olur. Kuşkusuz olay yargıcına kanıya varış sürecinde tanınmış olan özgürlüğün de sınırları vardır. Olay yargıcı bu yetkisini kendince (keyfi olarak) kullanamayacağı gibi, bütün kanıtları da sonuna kadar değerlendirmek zorundadır. Bunun ötesinde kesin bilimsel verilere, mantığın yasalarına ve günlük yaşamın deneyim kurallarına dikkat etmek zorundadır." (Aktaran Prof. Dr. ... Gökçen, Yrd. Doç. Dr. Kerim Çakır, Ceza Muhakemesinden Temyiz inceleme mercii olarak Yargıtay, Dr. Dr. SILVIA TELLENBACH’A ARMAĞAN, Seçkin yayınları syf. 1001)
Yargıtayın istisnai olan maddi olay denetiminin sınırları hakkında Türk doktrininde de; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. SILVIA TELLENBACH’A ARMAĞAN, Seçkin yayınları syf. 1282)
Yazılı hukuk kurallarının yanında, içtihatlar, bilimsel görüşler, herkesçe bilinen olaylar ile deneyim kurallarına ve ilkelere aykırılık da, olayın özelliklerine göre hukuka aykırılık sayılabilecektir. Bu kapsamda olayın mahkemece aydınlatılabilmesi mecburiyeti vardır. Kısaca “eksik soruşturma” dediğimiz bu ilkeye aykırılık da hukuki denetim kapsamında görülebilecektir.
Yargıtay tarafından gerçekleştirilen temyiz denetimi CMK’nın 217. maddesi gereğince duruşmada tartışılan ve hükme esas alınan delillere münhasır olacaktır. Sonradan dosyaya ibraz edilen deliller suçun sübutu ve vasfı bakımından hükmün esasını etkileyecek nitelikte ise eksik soruşturma nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermelidir.
Ceza muhakemesi hukuk açısından serbest delil ve vicdani ispat sistemi geçerlidir. Genel bir ifadeyle delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi serbestliğini ifade eden bu sistem, eylemi yargılayan hâkimlerin hukuka uygun şekilde elde edilen her türlü delili kullanarak ispata ulaşmasını, sanığın aleyhine olduğu gibi lehe delilleri de araştırıp değerlendirerek, kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşması gerekir. Delil takdirindeki serbesti, keyfilik olarak algılanmamalı, akla, mantığa ve bilimsel kurallara aykırı olarak değerlendirilmemelidir.
Makul sürede yargılanma hakkı AİHS’de sanıklara tanınmış bir haktır. Sürenin belirlenmesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dört kritere bakmaktadır. İlk olarak davada ortaya çıkan maddi ve hukuki sorunlar yani davanın karmaşıklığı, maddi kanıtların durumu ve birden çok davanın birleştirilmesi gibi. İkinci olarak ise sanıkların tutumları, değerlendirilir. Esasen başvurucuların tutumu yargılama süresinin belirlenmesinde belirleyici değildir. Davaya taraf olan kişiler ya da sanıkların kendi tezlerini kanıtlamak ya da savunmalarını yapmak amacıyla kendilerine tanınan usuli haklardan sonuna kadar yararlanmaları doğaldır. Bir sanığın yargılama organları ile davanın hızlanması için ... bir işbirliğine girmesi zorunlu tutulamaz. Ancak kişinin yargılama sürecindeki olumsuz tutumu sürenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Sanıktan kendisiyle ilgili usuli hakları belirli bir özen içinde kullanması beklenir. Üçüncü husus ise yetkili makamların tutumudur, devletin bütün idari ve adli makamları yaptığı gecikmelerden sorumludur gecikmelerin önlenmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Dördüncü değerlendirme ölçütü ise başvurucu bakımından dava konusunun önemidir yargılanan kişi eğer tutuklu ise yargılamanın süresi konusu sanık için daha büyük bir önem kazanacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda;
Sanığın örgütsel amaçlı ByLock sistemine giriş yaptığı iddia edildiğinden bu delilin belirleyici nitelikte olması nedeniyle "ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporu"nu ilgili birimlerden araştırılıp getirilmesi amacıyla Özel Dairece eksik soruşturma nedenine dayalı olarak hüküm bozulmuştur. ByLock kullanımına ilişkin değerlendirme tespit raporu temin edilemediği gibi sanığın User ID numarası da bulunamamıştır. Yerel mahkeme bu deliller kapsamında sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olduğu ispat edilemediğinden beraatine hükmetmiştir. Bu delilin tekrar araştırılması için beraat hükmünün bozulması usul ekonomisi bakımından yarar sağlamayacağı zira ByLock serveri üzerinde yapılan incelemenin ne kadar süre içinde tamamlanacağının meçhul olduğu, önemli bir suçlama altında bulunan sanığın makul sürede yargılanma hakkını da ihlal edecektir. Bu nedenlerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.
İki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli ve 3876-2007 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince verilen 10.12.2018 tarihli ve 1767-1355 sayılı hükmün eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, gereği için kararı veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine, kararın bir örneğini ise bilgi için ... 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.02.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/281 E., 2022/426 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
II- Adli emanette bulunan ve sanıkların aralarında geçen telefon görüşmelerini içeren iletişimin tespitine ve çözümüne dair tutanaklar ile dosya içeriğinde bulunan teknik takip tutanaklarının CMK'nın 216 ve 217. maddeleri uyarınca duruşmada okunup sanık ve müdafilerine diyecekleri sorulmadan ve dosya içeriğinde bir kısmı bulundurulan iletişimin tespiti tutanaklarının tümünün denetime olanak verece
Ceza Genel Kurulu 2020/281 E. , 2022/426 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi: 8. Ceza Dairesi
.
Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in TCK'nın 245/3, 43/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 100.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve taksitlendirmeye; örgüt kurma ve yönetme suçundan sanık ...'nın TCK'nın 220/1 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba; örgüte üye olma suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in TCK'nın 220/2 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve mahsuba; örgüte yardım etme suçundan sanık ...'in TCK'nın 220/7. maddesi yollaması ile aynı Kanun'un 220/2. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına; örgüte yardım etme suçundan sanık ... hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın eyleminin örgüte üye olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 220/2 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba; tüm suçlar bakımından ise TCK'nın 53/1 ve 54/1. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.03.2012 tarihli ve 584-288 sayılı hükümlerin, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri, sanıklar ... ve ... ile müdafileri ve sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 21.11.2013 tarih ve 1755-27793 sayı ile;"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca hükmün gerekçeli olması ve gerekçede, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin belirtilmesi ve bu fiillerin nitelendirmesinin yapılması gerekmekte olup; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından dolayı açılan kamu davaları ile ilgili olarak sanıkların hukuki durumları tayin ve takdir edilirken, sanıklardan her birinin, hangi eylemlerinden dolayı mahkûmiyetine karar verildiği hususu denetime elverişli bir şekilde ve kanıtlarıyla birlikte gerekçede gösterilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde mahkûmiyet hükümleri kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 04.12.2014 tarih ve 980-657 sayı ile; sanıkların ilk hükümde olduğu gibi mahkûmiyetlerine karar verilmiş, bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ..., ... müdafileri, sanıklar ... ve ... ile müdafileri ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 27.01.2016 tarih ve 11872-972 sayı ile;
"I- Bozmaya uyulduğu hâlde, bozma gereği yerine getirilmeyerek; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, CMK'nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca hükmün gerekçeli olması ve gerekçede, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen kanıtlar ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin belirtilmesi ve bu fiillerin nitelendirmesinin yapılması gerekmekte olup suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçundan dolayı açılan kamu davası ile ilgili olarak sanıkların hukuki durumları böylece tayin ve takdir edildikten sonra, denetime elverişli bir şekilde ve kanıtlarıyla birlikte gerekçede gösterilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken, yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde mahkûmiyet hükümleri kurulması,
II- Adli emanette bulunan ve sanıkların aralarında geçen telefon görüşmelerini içeren iletişimin tespitine ve çözümüne dair tutanaklar ile dosya içeriğinde bulunan teknik takip tutanaklarının CMK'nın 216 ve 217. maddeleri uyarınca duruşmada okunup sanık ve müdafilerine diyecekleri sorulmadan ve dosya içeriğinde bir kısmı bulundurulan iletişimin tespiti tutanaklarının tümünün denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümler kurulması,
III- Gerçek kartların manyetik şerit bilgilerini kopyalamak, şifrelerini elde etmek ve elde etmiş oldukları kart bilgilerini beyaz kart tabir edilen kartlar ile değişik amaçlarla ellerinde bulunan diğer kartlara encoder cihazı aracılığı ile kopyalayıp bankada bulunan hesaplarla ilişkilendirerek ATM cihazlarından para çekme veya alışverişte kullanma hâllerinde suçun mağduru ilgili bankalar olup kartları basılan bankalar sayısınca TCK'nın 245/2. maddesi ile aynı bankanın birden fazla kartının değişik zamanlarda basılması hâlinde 43. maddesinin, bu şekilde üretilmiş aynı bankaya ait birden fazla kartın veya bir kartın değişik zamanlarda birden fazla kullanılması hâlinde ise, TCK'nın 245/3, 43. maddelerinin uygulanması gerektiği, banka müşterilerine ait kredi kartını veya bilgilerini ele geçirip birden çok kez haksız yarar sağlama eylemlerinin ise; banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturacağı ve TCK'nın 245/1, 43. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği cihetle, iddiaya konu yabancı banka kredi kartlarının gerçek olup olmadığı, haksız ele geçirilip geçirilmediği, Bankalararası Kart Merkezi ve kartların kullanıldığı POS cihazlarının bağlı olduğu bankalardan araştırılması, kullanıma itiraz olup olmadığı sorularak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, sahteliği belirleyen deliller karar yerinde tartışılmadan, eksik araştırmayla yazılı şekilde hükümlerin kurulması,
IV- Kabul ve uygulamaya göre de;
a- Sanık ...'in TCK'nın 245/3. madde ve fıkrası kapsamında değerlendirilen eylemde sanığın ... yerinde iki farklı yabancı bankaya ait 4540....1950 ve 4484....0907 numaralı kartlarla işlem yaptığı ancak, dosya kapsamına göre her iki kartla yapılan işlemlerin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir yarar elde edemediği cihetle; eylemlerinin zincirleme şekilde teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeksizin, tamamlanmış suçtan hüküm kurulması,
b- TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.Kabule göre yapılan bozma nedenlerine uyan Yerel Mahkeme ise 30.01.2017 tarih ve 197-10 sayı ile; "Her ne kadar Yargıtay bozma ilamının 1 nolu bendinde gerekçenin yetersiz olduğu belirtilmiş ise de Mahkememizce gerekçe yeterli kabul edildiğinden, eski gerekçe esas alınmak suretiyle hüküm tesisi cihetine gidilmiştir.
Yargıtay bozma ilamının 2 nolu bendinde emanette bulunan ve sanıkların aralarında geçen telefon görüşmelerini içeren iletişimin tespitine ve çözümüne dair tutanaklar ile dosya içeriğinde bulunan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup sanık ve müdafilerine diyecekleri sorulmadan ve dosya içeriğinde bir kısmı bulundurulan iletişim tespit tutanaklarının tümünün denetime olanak verecek şekilde dosyada bulundurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de dosya kapsamından anlaşılacağı gibi dosyada mevcut tüm tutanak ve belgelerin dosya kapsamına uygun şekilde ve tüm tutanakların ve belgelerin okunduğu belirtilmek suretiyle işlem yapıldığından, duruşma zabıtlarında bu husus belli olduğundan ve diğer deliller de sanıkların mahkûmiyeti için yeterli olduğundan bu bent açısından da direnme kararı verilmesi cihetine gidilmiştir.Her ne kadar Yargıtay bozma ilamının 3 nolu bendinde sanıklar hakkında uygulanacak yasa maddelerinin faili yönünden bozma kararı verilmiş ise de Mahkememizce suç tipine uygun yasa maddeleri usul ve yasaya uygun olarak tespit edilip uygulandığından bu konuda da direnme kararı verilmesi cihetine gidilmiştir." gerekçesiyle diğer bozma nedenlerine direnerek sanıkların mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2018 tarihli ve 44826 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 8. Ceza Dairesince 17.06.2019 tarih ve 6892-8379 sayı ile sanık ...'ın temyiz istemine ilişkin ek tebliğname düzenlenmesi gerektiğine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2019 tarihli ve 44826 sayılı "Bozma" istekli ek tebliğnamesi üzerine de CMK'nın 307. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.06.2020 tarih ve 15750-14374 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnmenin kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında örgüt kurma ve yönetme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında örgüte üye olma, sanık ... hakkında örgüte yardım etme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçlarından, sanık ... hakkında ise sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma ve örgüte yardım etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediklerinin,
2- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama, örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma ve örgüte yardım etme suçları ile sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak adli emanette bulunan iletişim tespit tutanaklarının duruşmaya getirtilip bu tutanaklar ile dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup bunlara karşı sanıkların savunmalarının alınıp alınmadığı ve bu bağlamda CMK'nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının,
3- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ile bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak sanıklar hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin,Belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, bu uyuşmazlıkların yanı sıra sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermedikleri hususunun da tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir.İncelenen dosya kapsamından;... Emniyet Müdürlüğünün ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlediği 02.02.2010 tarihli ve 10/207 sayılı yazı ile ekinde yer alan raporda; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/5477 soruşturma sayılı dosyasına istinaden Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Bilişim Suçları Büro Amirliği tarafından ..., ..., ... ve ... il ve ilçelerinde 20.01.2010 tarihinde yapılan eş zamanlı operasyon kapsamında gözaltına alınan şahıslardan 15 kişinin tutuklandığı, operasyonun başlangıcında hedef şahısların telefon numaraları ile kimlik bilgilerine Şubelerinde kayıtlı muhbir aracılığıyla ulaşıldığı, 14.01.2010 tarihinde telefonla kendilerini arayan muhbirin bilgi vereceğini belirtmesi üzerine 15.01.2010 tarihinde muhbir ile buluşularak yapılan görüşmede bahse konu soruşturma kapsamında örgüt yöneticisi olduğu değerlendirilen İsmail ... isimli şahsa sahte kredi kartı bilgisi veren sanık ...'nın, İsmail ... isimli şahsın ... ilinde sahte kredi kartı kullanırken birlikte hareket ettiği yedi kişi ile yakalanarak cezaevine girmesi üzerine ... ilinde ikamet eden ve daha önce ... ilinde yapılan sahte kredi kartı operasyonunda sanık ... ile birlikte yakalanarak cezaevinde yatan sanık ... ile yeni bir oluşum içerisine girdiğinin, sanık ...'in muhbiri 0 506 * 49 91 numaralı telefonla arayarak görüştüklerinin ve ... ilçesinde buluştuklarının, sanık ...'in yeni bir grup kurduğunun, bu sanıkta kredi kartı kopyalama cihazı olduğunun, kredi kartı bilgilerini ... ilinde bulunan sanık ...'dan aldığının, anlaşmalı ... yerlerinden yüzde karşılığı kredi kartı kullandığının, muhbirden de anlaşmalı yer bulmasını istediğinin öğrenildiği, yine ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/5477 sayı ile yürütülmekte olan soruşturma kapsamında teknik takip tedbiri uygulanan ve 0 532 * 54 84 numaralı telefonu kullanan sanık ...'nın 05.01.2010 tarihinde saat 08.00 sıralarında ... iline geldiği ve şehirlerarası otogarda sanık ... ile buluştuğu, sanık ...'nın yine hedef şahıslardan ... isimli şahıs ile buluşacağının teknik takipten anlaşıldığı belirtilip sanık ...'nın kullandığı tespit edilen 0 532 * 54 84, 0 506 * 38 35 ve 0 544 * 66 55; sanık ...'in kullandığı tespit edilen 0 506 * 49 91 numaralı telefonlara ilişkin olarak ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenilmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmesinin talep edildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.02.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 03.02.2010 tarih ve 113 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 54 84 ve .... ile sanık ...'in kullandığı 0 506 * 49 91 numaralı telefonların ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 09.02.2010 tarih ve 103 değişik ... sayı ile; suç işlemek için örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220.) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 54 84 numaralı hatta ilişkin GPRS-WAP-MMS-EDGE verilerinin takibi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 12.02.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 12.02.2010 tarih ve 95 değişik ... sayı ile; suç işlemek için örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220.) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 541 * 64 22 numaralı telefonun ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar dinlenip tespiti, ses kayıtlarının yapılması, sinyal bilgilerinin elde edilmesi ve aynı telefondan yapılan GPRS-WAP-MMS-EDGE işlemlerinin takibi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 03.03.2010 tarih ve 182 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 539 * 20 31 ve Erdal Sarı isimli şahsın kullandığı 0 537 * 21 00 numaralı telefonların ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 04.03.2010 tarih ve 182 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 232 * 09 24 numaralı telefon hattına tanımlı ADSL internet trafiğinin takibi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesince 16.03.2010 tarih ve 216 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında sanıklar ..., ... ve ... ile...ı isimli şahsın CMK'nın 140. maddesi gereğince ilk kez 4 hafta süre ile kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve ... yerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses ve görüntülerinin kayda alınmasına karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 12.03.2010 tarihli rapora göre; soruşturma konusu olaya ilişkin kolluk görevlilerine belirli aralıklarla bilgi veren ve kimlik bilgileri emniyette kayıtlı olan haber elemanının isteği ile 11.03.2010 tarihinde yapılan görüşmede; 09.03.2010 tarihinde ... ilinde ... ve ...'in yargılandıkları davadan dolayı mahkemelerinin olduğunun, haber elemanının bu şahıslarla ... ilinde buluştuğunun, duruşma sonrası aynı gün akşam ... iline dönerken sanık ...'in dönüş yolunda haber elemanına yurt dışı kredi kartı bilgilerini internet üzerinden sanık ...'dan aldığını, kendisinde cihaz olduğunu, anlaşmalı ... yerlerine ait POS cihazlarını alarak evde bu cihazlardan çekim yaptığını, bu konu ile alakalı olarak bilgi alışverişinde theniohtwolker2@hotmail.com adresini kullandığını söylediğinin öğrenildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 23.03.2010 tarih ve 220 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı theniohtwolker2@hotmail.com adresi için ilk kez 03.05.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 22.03.2010 tarihli rapora göre; soruşturma konusu olayla ilgili olarak kimlik bilgileri şubelerinde kayıtlı bulunan haber elemanının 22.03.2010 tarihinde şubelerine gelerek sanık ...'in ... ilinde bulunan sanık ...'dan kredi kartı kopyalamak için plastik kartlar aldığı, bu malzemeleri sanık ...'ın Yurtoğlu Mahallesinde bulunan evinde sakladıkları, sanık ...'ın evini bu işler için üs olarak kullanacakları ve anlaşmalı ... yerlerinden POS cihazı temin ederek ... yerine ait telefon numarasını bu evde bulunan telefon numarasına yönlendirip sahte kredi kartlarını yine bu adreste kullanacakları bilgisini verdiği, yine sanık ...'in ... iline gideceğinin teknik takip çalışmalarından öğrenilmesi üzerine yapılan fiziki takipte ise bu sanığın 20.03.2010 tarihinde ... iline gittiği, 21.03.2010 tarihinde ise ... iline döndüğü, ardından sanık ...'ın 3950 Sokak, No: 7/10 .../... adresine giderek bir süre burada kaldığının tespit edildiği, söz konusu adreste tek başına yaşayan ve adına kayıtlı 0 232 * 13 44 numaralı telefon hattını kullanan sanık ...'ın diğer sanıklarla birlikte belirtilen suçları işlemek amacıyla irtibatlı olarak hareket ettiğinin ve örgüt yöneticilerinin anlaşmalı ... yerlerinden temin ettikleri POS cihazlarının kullanılması için bu sanığın ikametinde kullanılan telefon hattına yönlendirme yapacaklarının değerlendirildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 25.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 25.03.2010 tarih ve 293 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 232 * 13 44 numaralı telefonun ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 30.03.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 30.03.2010 tarih ve 207 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 533 * 90 99 ve 0 554 * 80 71 numaralı telefonun ilk kez 25.06.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2010 tarihli ve 2010/9961 sayılı yazısında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin olarak sanık ...'ın kullandığı 0 535 * 48 62 numaralı telefonun ilk kez üç ay süre ile iletişiminin dinlenilip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi gereğince karar verilmesinin talep edildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 16. Sulh Ceza Mahkemesince 03.05.2010 tarih ve 375 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında sanıklar ..., ..., ... ile...isimli şahıs için ikinci kez 4 hafta süre ile sanıklar ... ve ... ile ....isimli şahıs için ise ilk kez 4 hafta süre ile CMK'nın 140. maddesi gereğince kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve ... yerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses ve görüntülerinin kayda alınmasına karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 16. Sulh Ceza Mahkemesince 03.05.2010 tarih ve 372 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 532 * 54 ... numaralı hatlara ilişkin ...numaralı hatlara ilişkin .. sistemlerin takibi için ikinci kez 3 ay süre ile; sanık ...'in kullandığı 0 506 * 49 91 numaralı telefon ile 0 232 * 09 24 numaralı hattına tanımlı ADSL - theniohtvolker2@hotmail.com adresi için ikinci kez 3 ay süre ile ve sanık ...'in kullandığı 0 534 * 38 49 numaralı telefon için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 04.05.2010 tarih ve 431 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 507 * 31 03 ve 0 555 * 41 89 numaralı telefonlar için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Emniyet Müdürlüğünün 05.05.2010 tarihli ve 2010/66 sayılı yazısında; sanık ...'nın tedbir uygulanan hatlarından başka son olarak 0 534 * 71 98 numaralı hattı kullandığının TIB.ID: 732777903 sayılı tutanaktan anlaşıldığı ve bu nedenle bahse konu hatta ilişkin olarak da iletişimin tespit edilmesinin gerektiğinin belirtildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 05.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince 05.05.2010 tarih ve 382 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 534 * 71 98 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 04.05.2010 tarih ve 431 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 232 * 09 24 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'ın kullandığı 0 531 * 53 38 numaralı telefonun ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine, ... 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 30.03.2010 tarihli ve 2010/207 değişik ... sayılı kararı ile sanık ...'ın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 554 * 80 71 numaralı telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlenmesini tedbirinin Erhan Bestel isimli şahıs üzerinden devam ettirilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 13.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 13.05.2010 tarih ve 334 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 507 * 38 35 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Emniyet Müdürlüğünce ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 28.05.2010 tarihli ve 253961 sayılı yazıda; sanık ...'in 0 539 738 numaralı hattı kullandığı belirtilerek tedbir kararı alınmış ise de söz konusu hattın 0 539 438 olması gerekirken görevlilerce sehven yanlış yazıldığı tespit edildiğinden 24.05.2010 tarihinden itibaren 0 539 738 numaralı hatta uygulanan tedbirin sonlandırılmasının istendiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 26.05.2010 tarih ve 493 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 539 * 59 05 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; inceleme dışı sanık ...'nın kullandığı 0 507 * 18 45 ve 0 232 * 13 23 numaralı telefonların ilk kez 06.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'in kullandığı ridvanerman@hotmail.com adresi için ilk kez 04.08.2010 tarihine kadar; inceleme dışı sanık ... adına kayıtlı olup sanık ... tarafından kullanılan 0 534 * 96 21 numaralı telefon için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Emniyet Müdürlüğünün 28.05.2010 tarihli ve 2010/110 sayılı yazısında; sanık ...'in tedbir uygulanan hatlarından başka 0 539 * 59 05 numaralı hattı kullandığının TIB.ID: 743383072 sayılı tutanaktan anlaşıldığı ve bu nedenle de bahse konu hatta ilişkin olarak da iletişimin tespit edilmesinin gerektiğinin belirtildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.05.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 28.05.2010 tarih ve 518 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 539 * 59 05 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ... tarafından kullanılan 0 539 * 16 97 ve 0 507 * 79 28 numaralı telefonlar için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 02.06.2010 tarih ve 440 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 539 * 20 31 numaralı telefon için ikinci kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesince 03.06.2010 tarih ve 240 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için İbrahim ... isimli şahıs tarafından kullanılan 0 533 * 50 51 nolu telefon için ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 04.06.2010 tarih ve 389 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında sanıklar ..., ... ve ... için üçüncü kez 4 hafta süre ile; sanık ... için ikinci kez 4 hafta süre ile; sanıklar ..., ... ve ... için birinci kez 4 hafta süre ile CMK'nın 140. maddesi gereğince kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve ... yerlerinin teknik araçlarla izlenmesine, ses ve görüntülerinin kayda alınmasına karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 07.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesince 07.06.2010 tarih ve 372 değişik ... sayı ile; sanık ... hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle 0 554 * 09 67 numaralı telefonun iletişimin tespiti ve dinlenilmesi talep edilmiş ise de söz konusu telefonun sanığa ait olduğuna veya onun tarafından kullanıldığına ilişkin hiçbir delil ya da belge ibraz edilmediğinden talebin reddine karar verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığının 09.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 11. Sulh Ceza Mahkemesince 09.06.2010 tarih ve 450 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 554 * 09 67 numaralı telefon için ilk kez 04.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 14.06.2010 tarihli rapora göre; kimlik bilgileri emniyette kayıtlı bulunan muhbir ile yapılan görüşmede sanık ...'in sahte kredi kartı ile ilgili görüşmelerini 0 506 * 78 98 numaralı hat ile yaptığı bilgisinin elde edildiği, söz konusu hattın Burcu Yurdakul adına, 9218 Sokak No: 8/7 ... adresinde kayıtlı olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 14.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesince 14.06.2010 tarih ve 560 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 506 * 78 98 numaralı telefon için ilk kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'ün kullandığı 0 554 * 06 61 numaralı telefon için ilk kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,
... Emniyet Müdürlüğünün İzmiri Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 21.06.2010 tarihli ve 292644 sayılı yazısına göre; inceleme dışı sanık ...'nın kullandığı belirtilerek tedbir uygulanmakta olan 0 507 * 18 45 nolu telefon hattının sanık ..., sanık ...'ın kullandığı belirtilerek tedbir uygulanmakta olan 0 507 * 79 28 numaralı telefon hattının sanık ..., İbrahim ... isimli şahıs tarafından kullandığı belirtilerek tedbir uygulanmakta olan 0 533 * 50 51 numaralı telefon hattının sanık ... tarafından kullanıldığının tespit edildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 24.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 24.06.2010 tarih ve 518 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'ın kullandığı 0 533 * 90 99 ve 0 232 * 13 44; inceleme dışı sanık ... kullandığı 0 554 * 80 71 numaralı telefonlar için ikinci kez 3 ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine, ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.05.2010 tarihli ve 2010/493 değişik ... sayılı kararı ile inceleme dışı sanık ...'nın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 507 * 18 45 nolu telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlemesi tedbirinin sanık ...; ... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.05.2010 tarihli ve 2010/418 değişik ... sayılı kararı ile sanık ...'ın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 507 * 79 28 numaralı telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlenmesi tedbirinin sanık ...; ... (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 03.06.2010 tarihli ve 2010/240 değişik ... sayılı kararı ile .adlı şahsın kullandığından bahisle iletişimin dinlenmesi kararı alınan 0 533 * 50 51 numaralı telefon üzerinde devam eden iletişimin dinlenmesi tedbirinin sanık ... üzerinden devam ettirilmesine, CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince 28.06.2010 tarih ve 439 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 84 82 numaralı telefon için ikinci kez 03.08.2010 tarihine kadar; sanık ...'ün kullandığı 0 232 * 19 00 numaralı telefon için ilk kez 14.09.2010 tarihinde kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 28.06.2010 tarihli rapora göre; kimlik bilgileri emniyette kayıtlı bulunan haber elemanı ile yapılan görüşmede sanık ...'nın sahte kredi kartı ile ilgili görüşmelerini 0 532 * 91 85 numaralı hat ile yaptığı bilgisinin elde edildiği, söz konusu hattın .adına, . Sokak No: 53/17 ./.../... adresinde kayıtlı olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemesince 29.06.2010 tarih ve 431 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 91 85 numaralı telefon için ilk kez 03.08.2010 tarihine kadar iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2010 tarihli ve 2010/9961 soruşturma sayılı talebi üzerine ... (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesince 09.07.2010 tarih ve 25 değişik ... sayı ile; suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220) olayında delillerin toplanması için sanık ...'in kullandığı 0 534 * 21 89 numaralı telefon için ilk kez üç ay süre ile iletişimin dinlenip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine CMK'nın 135. maddesi uyarınca karar verildiği,... İl Emniyet Müdürlüğünün ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlediği ve iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması talebini içeren 03.03.2010 tarihli ve 10/421 sayılı yazısı ekinde 681226537 ve 681272549; 30.03.2010 tarihli ve 10/619 sayılı yazısı ekinde 701664273 ve 703632031; 30.04.2010 tarihli ve 10/204661 sayılı yazısı ekinde 728030809; 04.05.2010 tarihli ve 10/209964 sayılı yazısı ekinde 729276436; 05.05.2010 tarihli ve 10/212436 sayılı yazısı ekinde 732777903; 06.05.2010 tarihli ve 10/214986 sayılı yazısı ekinde 733570836; 10.05.2010 tarihli ve 10/220593 sayılı yazısı ekinde 736731850 ve 715581577; 12.05.2010 tarihli ve 226026 sayılı yazısı ekinde 738471215; 25.05.2010 tarihli ve 246723 sayılı yazısı ekinde 745036583, 747506764, 747798141, 747798142, 747838694, 747848607, 745863278 ve 745037665; 28.05.2010 tarihli ve 253951 sayılı yazısı ekinde 743383072, 751135292, 751420069; 01.06.2010 tarihli ve 258923 sayılı yazısı ekinde 753708879; 03.06.2010 tarihli ve 263781 sayılı yazısı ekinde 754182214; 07.06.2010 tarihli ve 268606 sayılı yazısı ekinde 758886014; 25.06.2010 tarihli ve 301121 sayılı yazısı ekinde 773185940 ve 768351003; 24.06.2010 tarihli ve 298982 sayılı yazısı ekinde 736938806 ve 728030809; 09.07.2010 tarihli ve 324043 sayılı yazısı ekinde 784282166; yine dosya arasında 716994547 ve 763620510 TIB ID numaralı iletişim tespit tutanaklarının imzalanmamış suretlerinin bulunduğu, ... İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 16.07.2010 tarihli ve 611 suç numaralı fezlekede; inceleme dışı sanık ...'un 0 538 * 66 55 numaralı telefondan sanık ...'nın kullandığı cep telefonuna 11.02.2010 tarihinde saat 14.34'te çağrı bıraktığının yapılan teknik takip sırasında (ID: 670370182); yine sanıklar ... ve ...'ün sanık ...'in talimatı ile sahte kredi kartı kullanımları ile ilgili olarak sanık ...'nın 24953867 numaralı hesabına 06.05.2010 tarihinde ....Bulvarı Şubesi ATM’sinden 1.500 TL havale gönderdiklerinin, sanık ...'nın da bu parayı....Şubesinden çektiğinin anılan Banka'dan temin edilen belgeler ile ATM kamera görüntülerinden tespit edildiğinin belirtildiği,Kolluk tarafından düzenlenen 13.07.2010 tarihli yakalama tutanaklarına göre; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'in 13.07.2010 tarihinde yakalandıkları, Kolluk tarafından düzenlenen muhafaza altına alma tutanağına göre; ifadesine başvurulmak üzere davet edilen sanık ...'ın 15.07.2010 tarihinde kendiliğinden emniyete gelerek teknik takip uygulanan 0 533 * 90 99 numaralı hatta ait SIM kartını kendi rızası ile görevlilere teslim ettiği,
. (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 199 değişik ... sayı ile; . Mahallesi, . Sokak, ./... adresinde faaliyet gösteren ve inceleme dışı sanık ... ... tarafından işletilen ... Optik isimli ... yeri ile .Caddesi, No: 14 adresinde faaliyet gösteren ve sanık ... tarafından işletilen...isimli ... yerinde ve bu şahısların araçlarında 13.07.2010 tarihinde gündüzleyin bir defaya mahsus olmak üzere CMK'nın 116 vd. maddeleri gereğince arama yapılmasına, arama sırasında ele geçirilecek bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde de arama yapılarak CMK'nın 134. maddesi gereğince tespit edilecek bilgilerin kayıt altına alınmasına, metin hâline dönüştürülmesine ve kopyasının çıkarılmasına izin verilmesine karar verildiği, ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 2010/817 sayı ile; inceleme dışı sanık ...'un yakalanması, suç unsuru materyallerin ele geçirilmesi amacıyla..., No: 9/5 .../ ... ve ...., S. Aliefendi Caddesi, No: 24/11,.... Merkezi .../... adresinde faaliyet gösteren ... yerinde, tespit edilecek başkaca adres ve otolarında 13.07.2010 günü gündüzleyin bir defaya mahsus olmak üzere suç delili elde edilmesi amacıyla CMK'nın 119 vd. maddeleri gereğince arama yapılmasına, arama sonucu ele geçirilecek bilgisayarların programları ile bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesi için CMK'nın 134/1. maddesi uyarınca izin verilmesine, bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için CMK'nın 134/2 ve 162. maddeleri uyarınca el konulmasına karar verildiği,... (Kapatılan) 18. Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 2010/25 değişik ... sayı ile sanık ...'in 9123/1. Sokak.... adresinde ve... plaka sayılı aracında, sanık ...'nın 4876 Sokak, No: 32 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık .... Mahallesi, İnönü Caddesi, No: 78/2 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ... .'ın 671. Sokak, No: 28 .... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ...'in 901 Sokak, No: 16 .../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresi ile ..../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ...'ün 743 Sokak, No:93-1/1 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık ...'ın 860 Sokak, No: l/D K../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, inceleme dışı sanık....'nın 901 Sokak, No: 24/A,...Hisarönü ...-.../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, inceleme dışı sanık ...un 4019/8 Sokak, Dostluk Bulvarı, No: 36 .../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, sanık ...'in İnönü Caddesi, No: 201, D: 14 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık Yücel Kaskat'ın İnönü Caddesi, No: 190, P-3 ...-.../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde, sanık ...'ın İhsan Alyanak Mahallesi, 4957 Sokak, No: 47 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, sanık ...'ın İ... Mahallesi, 4957 Sokak, No: 4.... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık ...'ın İhsan ..., 4957 Sokak, No: 47 .../... sayılı yerde bulunan ikamet adresinde, inceleme dışı sanık .../... sayılı yerde bulunan ... yeri adresinde CMK'nın 116 vd. maddeleri gereğince 13.07.2010 tarihinde gündüzleyin bir defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına izin verilmesine, arama sonunda elde edilecek suç eşyalarına CMK'nın 127. maddesi gereğince el konulmasına, soruşturma evrakının incelenmesi sonucunda ve de Cumhuriyet Başsavcılığının talep yazısındaki gerekçeler itibarıyla soruşturmanın amacı tehlikeye düşürebileceğinden CMK'nın 153/2. maddesi gereğince soruşturma evrakında kısıtlama kararı verilmesine karar verildiği,Sanık ...'dan ele geçen üzerinde el yazısı ile çeşitli kredi kartı bilgileri yazılı olan belge fotokopilerinde; "05.05.2010, 5471 33 1508, S.K. 10/07, ...., 3.275", "04.05.2010, İrem ....4870 75 8013, 06/12, ... Bankası, 15.00 TL, 10.00 TL", "09.05.2010, 5471 33 3611, S.K.10/11,., .... 3.420", "09.05.2010, 5471 33 3911, S.K.", "5471 33 4163, ., 10.10, .", ". 5471 33 4882, 10/11, PBS", "5471 33 3611, 3.420, 10/11, .", "5471 33 3900, . 10/10, . 3.675", "5471 33 4163, 10/10, ., 3.940,.", "5471 33 4775, 10.05.2010, 10/09, .4.250, Yapı Kredi", "5471 33 4882, 10/11, ." ibarelerinin yer aldığı, Sanık ...'dan ele geçen Finansbank dekont fotokopilerine göre; 05.07.2010 tarihinde sanık ...'ın, Aleksey Vladimirrovich Mitroshkin isimli şahsa Western Union yoluyla toplam 1.052 Dolar havale gönderdiği, İnceleme dışı sanık .dan elde edilen slip fotokopilerine göre; .Takı ve Mücevher isimli ... yerinde ".r" adına düzenlenen 5471 1491 numaralı kredi kartı ile 26.04.2010 tarihinde saat 18.25'te,....POS cihazı kullanılarak, 4.155 TL'lik işlem yapıldığı, yine "." adına düzenlenen 5471 0634 numaralı kredi kartı ile 25.04.2010 tarihinde saat 15.00'te Finasbank POS cihazı kullanılarak, 3.400 TL'lik işlem yapıldığı, her iki slibin de imzalı olduğu,İnceleme dışı sanık ...dan ele geçen slip fotokopisine göre; .urizm isimli ... yerinde Ehrenreich Joachim adına düzenlenen 8263 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.19'da, ....POS cihazı kullanılarak 4.200 TL'lik işlem yapıldığı, söz konusu slibin imzalı olduğu,Sanık ...'dan elde edilen belge fotokopilerine göre;.Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde 5491 0596 numaralı kredi kartı ile 28.01.2010 tarihinde saat 09.18'de Yapı ve Kredi Bankası POS cihazı kullanılarak 75 TL'lik işlem yapıldığı, yine aynı ... yerinde aynı kredi kartı ile 02.02.2010 tarihinde saat 21.20'de Yapı ve Kredi Bankası POS cihazı kullanılarak 2.875 TL'lik işlem yapıldığı,İnceleme dışı sanık ....'den elde edilen slip fotokosine göre;....uyumculuk isimli ... yerinde J..adına düzenlenen 5471 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde saat 19.00'da Yapı ve Kredi Bankası POS cihazı kullanılarak 4.650 TL'lik işlem yapıldığı, bahse konu slibin imzalı olduğu, İnceleme dışı sanık ... ...ç'tan elde edilen slip fotokopilerine göre; .Kuyumculuk isimli ... yerinde Blain Tarre adına düzenlenen 8342 numaralı kredi kartı ile 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de Finansbank POS cihazı kullanılarak 950 TL'lik; ...isimli ... yerinde .... adına düzenlenen 5471 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde saat 15.20'de 3.250 TL'lik işlem yapıldığı, her iki slibin de imzalı olduğu,Kolluk tarafından düzenlenen takip tutanaklarının; - "...28.02.2010 günü saat 07.30 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline geldiği ve diğer hedef şahıs ... isimli şahısla buluştuklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak hedef şahısların İlimiz ... semtinde olduklarının anlaşılması üzerine saat 10.30 sıralarında yapılan çalışmada hedef şahıs ...'in kullanmış olduğu ...P plaka sayılı otonun ...'nın kardeşi ... isimli şahsın ...No:32 sayılı ikametinin önünde park hâlinde olduğu görülmüş, tertibat alarak beklenilmeye başlanılmış, yaklaşık 15-20 dakika sonra bahse konu adresten gelen ... ve ... isimli şahıslar park hâlinde bulunan otoya binerek . ilçesi,.... Mahallesi, ... ocağı istikametine gittikleri, burada yapılan çalışmalarda şahısların gittikleri yer tarafımızdan tespit edilememiş, saat 11.00 sıralarında yine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların yer değiştirdiğinin anlaşılması üzerine yapılan araştırmalarda ... plaka sayılı otonun ... isimli şahsın ...okak, No: 502 sayılı yerde bulunan manav dükkanının önünde park hâlinde olduğu, yaklaşık 10 dakika sonra ... isimli şahsın ... isimli şahsın ikametinin bulunduğu taraftan yaya olarak gelerek manav dükkanına girdiği ve tekrar ... ile beraber dışarı çıktıkları ve bir süre yaya olarak yürüdükleri, ... isimli şahsın ... plaka sayılı oto ile bir müddet bu şahısları takip ettiği, daha sonra bu şahısların da otoya binerek yine daha önce gittikleri Yunus Emre Mahallesi civarına ... ocağı istikametine gittikleri, yaklaşık yarım saat sonra tekrar . plaka sayılı oto ile ... isimli şahsın 5714/1 Sokak, No: 502 sayılı yerde bulunan manav dükkanın önüne gelerek durdukları, ... isimli şahsın manav dükkanına girdiği ve bir süre sonra tekrar çıkarak hep beraber ... isimli şahsın evine gittikleri, ...'in evin önünde oto içerisinde beklediği, yaklaşık 10 dakika sonra ... isimli şahsın evden gelerek ... ile oto ile hareket etmeleri üzerine ekip otosu ile yapılan takipte şahısların saat 12.50 sıralarında ... Yeşillik Caddesi, No: 279 sayılı yerde bulunan . isimli (BP) petrol istasyonundan kullanmış oldukları otoya yakıt alarak ...,. dere ve çevre yolunu takiben şehirlerarası otogara geldikleri, burada ... isimli şahsın otodan inerek garaja gittiği, ... isimli şahsın oto ile çevre yolunu kullanarak.stikametine gittiği, teknik takibi gelişmelerden ... isimli şahsın otobüsle ... iline gittiği tarafımızdan anlaşılmış ve yapılan takibe son verilmiştir.",- "...13.03.2010 günü saat 07.30 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline geldiği ve diğer hedef şahıs ... isimli şahısla İlimiz şehirlerarası otogarda buluşarak . ilçesine seyir hâlinde olduklarının anlaşılması üzerine;
5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan takipte hedef şahısların saat 07.45 sıralarında İlimiz. 5714/1 Sokak üzerinde bulunan kıraathane önünde ...'in kullanmış olduğu .... sayılı otoyu park ederek kıraatheneye girdikleri, kısa bir süre sonra tekrar buradan çıkarak oto ile yine hedef şahıslardan ... isimli şahsın ...sayılı ikametinin önüne geldikleri, ...'in binaya girdiği, ... isimli şahsın ikametin çevresinde dolaştığı, yaklaşık 15-20 dakika sonra ..., ... ve ... otonun yanında buluşarak beraber otoya binerek 5714/1 Sokak ve dostluk bulvarını takiben ... geldikleri, burada ... ve ... isimli şahısların otodan indikleri, ...'in oto ile ... yerine gittiği, ... isimli şahsın da ... isimli şahısın yanından ayrılarak İlimiz .... Havalimanına geldiği ve buradan da uçakla ... iline gittiği,",- "...20.03.2010 günü teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın, yine hedef şahıslardan ... ilinde bulunn ... isimli şahsın yanına ... iline gideceğinin ve malzeme alarak tekrar geri geleceğinin anlaşılması üzerine, yapılan teknik ve fiziki takiplerde aynı gün ... isimli şahsın ... şehirlerarası otogardan saat 16.00 sıralarında otobüsle ... iline hareket ettiği tespit edilmiş ve teknik takibi gelişmelerden saat 23.30 sıralarında ... iline indiği, ... ile buluştuğu ve tekrar otobüse binerek ... iline hareket ettiği, yine teknik takibi gelişmelerden 21.03.2010 günü saat 07.00 sıralarında ... iline geldiğinin anlaşılması üzerine yapılan fiziki takipte ...'in otogardan servis ile Üçyol Köstence Köprüsünün bulunduğu mevkide servisten inerek Eski ... Caddesi üzerinde beklemeye başladığı ayrıca şüpheli şahsın omzuna astığı siyah bir çantanın olduğu, tarafımızdan çantada ...'dan almış olduğu malzemelerin olduğu değerlendirilmiş, yaklaşık 10-15 dakika sonra . dolmuşuna binerek hareket etmesi üzerine ekip otosu ile yapılan takipte şahsın Yurdoğlu Mah. son durakta dolmuştan inerek daha önceden teknik takibi gelişmelerden irtibatlı olduğu ... isimli şahsın 3950 Sokak, No: 7/10, . Mah. ... ... sayılı ikametine girdiği, yaklaşık 1 saat sonra bu adresten ayrılarak Yeşilordu Caddesi üzerinde bulunan internet cafeye geldiği, aynı gün saat 15.00 sıralarında internet cafeden çıkarak tekrar ... isimli şahsın 3950 Sokak, No:7/10 ... ... sayılı adresine gittiği yapılan fiziki ve teknik takibi gelişmelerden tespit edilmiştir.",- "...25.04.2010 günü teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline geldiği ve diğer hedef şahıs ... isimli şahısla buluştuklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak hedef şahısların İlimiz ... ilçesinde olduklarının anlaşılması teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan çalışmalarda ... isimli şahsın birinci kordonda Kantar Karakolunun yan tarafında deniz kenarında kafeteryada oturduğu yanında 25-30 yaşlarında bir erkek şahsın olduğu teknik takibi gelişmelerden ...'nın yanında bulunan şahsın ... olduğu anlaşılmış, ... isimli şahsın ... isimli şahısla buluşarak ... içerisinde olduğu anlaşılması üzerine .içerisinde yapılan çalışmalarda şahsın bulunduğu yer tespit edilememiş, saat 13.00 sıralarında ... ve ... isimli şahısların ...'e ait oto ile ... içerisinden çıkarak seyir hâlinde olduklarının görülmesi üzerine ekip otomuz ile yapılan takipte hedef şahısların . Caddesi üzerinde durdukları, cadde üzerinde bulunan otobüs durağının yanında ... isimli şahsın beklemeye başladığı ve etrafı gözetlediği, diğer hedef şahıs ...'in sokak içerisine girdiği, yaklaşık bir saat sonra tekrar her iki hedef şahsın buluşarak oto ile hareket ederek ...Caddesi, 318. Sokak içerisine aracı park ettikleri, ... isimli şahsın...Caddesi ile . Caddesinin kesiştiği yerde Yapı ve Kredi Bankasının yanında beklemeye başladığı, zaman zaman etrafı gözetlediği, ...'in ise ...Caddesinin ara yerlerinde bulunan ... yerlerine doğru gittiği, daha sonra ise İnönü Caddesi, No: 190 sayılı yerde bulunan pasaj içerisine girdiği, yaklaşık yarım saat sonra ...'in ... isimli şahsın yanına gelerek oto ile hareket etmeleri üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların . bölgesinde bıılunan ... isimli şahsın yanına gittiklerinin anlaşılması üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların ... içerisinde Dr. .... civarında ve 860, 861. sokaklarda olduklarının anlaşılması üzerine yapılan çalışmalarda ... bölgesinin hafta sonu olması dolayısı ile çok kalabalık olmasından dolayı şüpheli hedef şahıslar tarafımızdan bulunamamış, teknik takibi gelişmelerden saat 17.00 sıralarında ... isimli şahsın evine gittiği ... isimli şahsın da ...'tan feribota binerek Bostanlı'da bulunan ... isimli şahıs ile buluşmaya gitiğinin anlaşılması üzerine yapılan takibe son verildiği,",- "...26.04.2010 günü saat 10.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ...'in ... ilçesi, ... bölgesinde ... isimli şahısla buluşacağının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan çalışmalarda hedef şahısların....'nın yan sokağı olan 901. Sokak, No: 16 sayılı yerde faaliyet gösteren çanta dükkanı önünde hedef şahıs ...'in ... ve .... ile dükkân önünde oturduğu görülmüş, önce ... isimli şahsın, yaklaşık 30 dakika sonra her üç şahsın da kalkarak ...Vakıfbank Şubesi civarı ve D...addesi üzerinde bulunan ... yerlerinin bulunduğu civara geldikleri, yoğun kalabalık olmasından dolayı hedef şahıslar tarafımızdan kayıp edilmiş, teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların tekrar. Hanı civarında olduğunun anlaşılması üzerine tekrar bu bölgede yapılan araştırmada hedef şahısların 901. Sokak içerisinde bulunan çantacının önünde oldukları görülmüş, hedef şahıs ..., ... isimli kişi ile birlikte yürüyerek Kızlarağası Hanı'nın köşesinde durdukları, ayaküstü yaklaşık 10-15 dakika konuştuktan sonra ...'in .Hanı önünde bulunan telefon kulübesinden saat 12.20 sıralarında arama yaptığı, teknik takibi gelişmelerden ... ilinde bulunan hedef şahıs ...'yı aradığı anlaşılmış ve daha sonra elinde bulunan içerisi dolu poşet çanta ile sokak üzerinde park hâlinde bulunan kendisine ait . plaka sayılı mavi renkli Uno marka araca binerek ...Caddesi istikametine gittiği görülmüş yine aynı gün saat 17.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan çalışmalarda ...'in ... bölgesinde 901. Sokak içerisinde bulunan çantacı dükkanı içerisinde oturduğu tarafımızdan görülmüş olup yapılan takibe son verildi,",- "...01.05.2010 günü saat 15.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ...'in ... ilçesi, ... bölgesinde hisar önünde olduğunun anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanılarak yapılan çalışmalarda hedef şahısların... yan sokağında kullanmış oldukları ...* plaka sayılı aracı park ettiği, aracın yanında ayakta ... isimli şahısla aralarında konuştukları, yaklaşık 20 dakika sonra... yan tarafında bulunan 901. Sokağın karşısına gelerek burada bir müddet daha aralarında konuştukları, yanlarına gelen ...'ün de muhabbete katıldığı, kısa bir süre sonra ... ve ...'ün, ...'in yanından ayrılarak yaya olarak.... Şubesi civarı ve Dr. ... isimli ... yerine girerek ... yeri yetkilisi ile tekrar aralarında konuştukları ve daha sonra bu ... yerinden ayrılıp yaya olarak tekrar hisar önünde ... ile aralarında konuştukları, daha sonra ...'in diğer şahısların yanlarından ayrılarak park hâlinde bulunan . plaka sayılı mavi renkli Uno marka araca binerek ayrıldığı tarafımızdan görülmüş olup yapılan takibe son verildiği",- "...05.05.2010 günü teknik takibi gelişmelerden hedef şahıslardan ... isimli şahsın ... ilinden ... iline gelerek ... isimli diğer hedef şahıs ile buluşacaklarının teknik takibi gelişmelerden anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak teknik takibi gelişmelerden faydalanarak yapılan takipte ... isimli şahsın otobüsle ... şehirlerarası otogara geleceğinin anlaşılması üzerine aynı gün saat 17.00 sıralarında ... şehirlerarası otogara gidilerek beklenilmeye başlanılmış, saat 17.30 sıralarında ... isimli şahsın... firmasına ait otobüsten inip yaya olarak yürümeye başlaması üzerine fiziki takibe geçilmiş, ... otogardan çıkarak çevre yolu üzerinde bulunan akaryakıt istasyonunun yanında .... plaka sayılı aracın içerisinde bekleyen ... isimli şahısla buluşarak yaklaşık 10 dakika ... içerisinde muhabbet ettikleri ve daha sonra ... istikametine oto ile hareket etmeleri üzerine ekip otomuz ile takibe başlanılmış, şüpheli şahısların saat 18.00 sıralarında ... ilçesi, Belediye binasının arka tarafında bulunan açık otoparka otoyu park ettikleri, birbirlerinden ayrıldıkları, ...'in yaya olarak ...önüne doğru giderek daha önceden bağlantılı olduğu .... ... ve 01.05.2010 kredi kartı sahteciliği ile alakalı biz görevlilere ...'in sahte kredi kartı kullanımı ile alakalı ... ve ...ile birlikte hareket ettiğine dair bilgi veren kişinin de olduğu ve tanımadığımız 4 erkek şahsın 901. Sokak karşısında bekledikleri, ...'in bu şahısların yanlarına gittiği esnada aniden dönerek 901. Sokak karşısında bekledikleri, ...'in bu şahısların yanlarına giderek buluştukları ve şahısların ... bölgesine doğru gittikleri,",- "...16.05.2010 günü teknik takip gelişmelerden hedef şahıslardan ... ... ilinden, ... isimli şahsın ... ilinden ... iline gelerek ... isimli diğer hedef şahıs ile buluşacakları teknik takip gelişmelerden anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak 16.05.2010 günü saat 07.00 sıralarında ... otogarı çevresinde tertibat alınmış, ... ilinde bulunan ...'e ai.... plaka sayılı mavi renkli Uno marka aracın otogar karşısında bulunan petrol ofisinin önünde park hâlinde olduğu görülmüş, hedef şahıs ...'in ise gelen yolcu kısmında beklediği görülmüş, saat 07.35 sıralarında ...'nın gelerek otopark giriş kısmında ... ile buluşarak ....istikametinde bulunan otobüs duraklarına giderek otobüs durağında birlikte yaklaşık 15 dakika konuştukları, daha sonra park hâlinde bulunan yukarıda belirtilen plaka sayılı otoya binerek ....Caddesi istikametine gitmişler, tekrar dönerek ... ilinden gelen ... isimli diğer hedef şahsı saat 08.00 sıralarında alarak otogardan ayrılmışlardır...takip ederek Üçyol İzmirspor üst geçiti sokağında ki Migros alışveriş merkezinin köşesinde bulunan kahvehanede ... ve ... ile oturmuşlardır. ... isimli şahıs yanlarından ayrılarak gitmiştir. Saat 10.00 sıralarında teknik takip gelişmelerden ...'in Kadifekale'de hedef şahıslardan ... ile buluşacağı anlaşılmış, ...Caddesi üzerinde bulunan İkmal Şube Müdürlüğünü geçince sağda saat 10.15 sıralarında ... plaka sayılı oto ile ...'in geldiği, ... ve bir erkek şahıs ile buluştuğu görülmüştür. Hedef şahıslardan ... teknik takip gelişmelerden ... iline bilet aldığı saat 13.30 sıralarında ...'ya gittiği anlaşılmıştır. ..., ... ve bir erkek şahıs birlikte saat 13.30 sıralarında .. Hanı çevresine geldikleri tespit edilmiş,"- "...23.05.2010 günü teknik takip gelişmelerden hedef şahıslardan ... ... ilinden saat 19.00 sıralarında ... iline geleceğinin teknik takip gelişmelerden anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak 23.05.2010 günü saat 18.30 sıralarında ... otogarı çevresinde tertibat alınmış, saat 19.00 sıralarında ... ... otogarından çıkarak otogarın batı tarafında bulunan petrol ofisi istasyonunda bekleyen.'e ait içerisinde ...'le beraber 2 kişinin de bulunduğu 1...* plaka sayılı otoya binerek hareket ettikleri, ekip otomuz ile yapılan takipte ...'ın bindiği otonun ...Bulvarı . güzergahını takiben ...alışveriş merkezinin önünde bulunan parkın yanına otoyu park ederek parka girdikleri, burada ...'ın diğer hedef şahıslardan ... ve ... ile buluştukları, aralarında bir süre muhabet ettikten sonra ...'ın ....* plaka sayılı otoya binerek diğer şahıslarla beraber ... ilçesi istikametine hareket ettikleri, teknik takibi gelişmelerden ... ve ...'in . ilçesi, 4951 sokak civarında olduklarının anlaşılması üzerine belirtilen yere gidilerek yapılan çalışmalarda yaklaşık bir saat sonra 4012 Sokak üzerinde bulunan . alışveriş merkezinin önünde ..., ... ve ...'ün aralarında muhabbet ettikleri görülmüş, kısa bir süre sonra yanlarına ... yanında ... olarak değerlendirdiğimiz bir şahısla geldiği, bir süre aralarında konuştukları, daha sonra buradan ayrıldıkları görülmüş olup yapılan takibe son verildiği,",- "...31.05.2010 günü teknik takip gelişmelerden hedef şahıslardan ... ve ... isimli şahısların ...'in ... ili...k ilçesinde bulunan İbrahim ... ile irtibat kurup anlaşmalı ... yeri bularak işlem yapacaklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak ... ve ... isimli şahısların ilimiz Kahramanlar civarında olduğu teknik takip gelişmelerden anlaşılmış, ...r Cumhuriyet kapısı karşısında bulunan sokakta aynı gün saat 14.35 sıralarında .ın sürücü kısmında,.'un yolcu koltuğunda, ...n aracın arka kısmında oturduğu . plaka sayılı .marka araçta oldukları tarafımızdan görülmüş, hedef şahıslar ..., ... ve ...'ün... plaka sayılı ... ile . Caddesi, . Bulvarı istikametinden giderek . . Hanı 901. Sokak üzerinde bulunan ... yerine saat 14.54 sıralarında gittikleri ve otoyu 901. Sokak girişine park ettikleri, 15.05 sıralarında aynı oto ile . ve .'ın ... . önüne geldikleri, yaklaşık 10 dakika bekledikten sonra saat 15.18 sıralarında diğer hedef şahıslardan ...simli şahsın gelerek ayaküstü konuştuktan sonra . ve .'ın kullanmış oldukları otoya binerek.Bulvarı İkiçeşmelik istikametinden.... Caddesi'ni takip ederek ... ... otobanına girerek saat 15.55 sıralarında ...-... otobanına girmişler, saat 16.50 sıralarında .../...ilçesinde oldukları, ...* plaka sayılı otoyu ...Belediye binasını geçince üst geçit altına park ederek Yapı ve Kredi Bankası karşısında bulunan kapalı yola yaya olarak ... ve ... ile birlikte gittikleri, ...isimli ... yerine girdikleri, .lendirilen şahıs ile ... birlikte ... yerinden çıkarak ... sapağında bulunan çay bahçesinde oturdukları tarafımızdan görülmüş, yaklaşık 15-20 dakika sonra otonun yanına geldikleri, ...'ün de otonun yanına geldiği,. ile birlikte İbrahim ... olduğu değerlendirilen şahıs ile birlikte otoya bindikleri...yaya olarak kapalı yolda bulunan gümüşçü dükkanına döndüğü, . ve İbrahim ... ile birlikte.* plaka sayılı oto ile kavşaktan dönerek kapalı yol girişine park ederek saat 18.25 sıralarında birlikte gümüşçü dükkanına giderek yaklaşık 7-8 dakika kaldıktan sonra ....ve .isimli şahıslar birlikte çıkarak İbrahim ...'nin 1005 Sokak içerisine gittiği, ... yol üzerinde park hâlinde bulunan kullanmış oldukları otoya binerek ... iline hareket ettiklerinin anlaşılması üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların ... ilinde bulunan yine hedef şahıs ... ile .mevkisinde bulunan evde buluşacakları anlaşılması üzerine ... iline gelinmiş, yapılan çalışmalarda hedef şahısların Üçyol mevkisinden ayrıldıkları, .Caddesi üzerinde saat 20.10 sıralarında ..., ... ve ...'ün..* plaka sayılı oto içerisinde oldukları ... istikametine seyir hâlinde oldukları görülmüş, teknik takip gelişmelerden hedef şahısların ... ili, ... ilçesine gittikleri anlaşılmış olup yapılan teknik takibe son verilmiştir.",- "...16.06.2010 günü saat 15.00 sıralarında teknik takibi gelişmelerden ... ve ...'ün ... 4957 Sokak, No: 47 sayılı yerde ikametleri bulunan ..., ... ve ... ile buluştuklarının anlaşılması üzerine;5086 kod nolu ekip olarak bahse konu bölgeye geçilmiş ... ve ... isimli şahısların ...'e ait oto ile hareket hâlinde olduklarının görünmesi üzerine teknik takibi gelişmelerden hedef şahısların ...'ün 743. Sokak, No: 93, 1/1 .../... sayılı adresine gittikleri, ...'ın Mirkaz isimli şahısla yaptığı görüşmede 'Hepsi ret oldu tekrar bilgi almaya gittiler malzemelerin hepsi evde' dediğinin anlaşılması üzerine tertibat alınarak beklenilmeye başlanılmış saat 19.20 sıralarında ... ve ... isimli şahısların ...'e ait oto ile ..., ... ve ...'ın ikametleri olan ... 4957 Sokak, No: 47 sayılı yerin önüne otoyu park ettikleri ve ..., ... ve ... ile buluşarak No: 47 sayılı yere girdikleri, yaklaşık bir saat sonra hep beraber ikametten çıktıkları, ... ve ... isimli şahısların ...'e ait otoya binerek hareket ettikleri görülmüş teknik takibi gelişmelerden ..., ... ve ... isimli şahısların ... yerlerinden ayarlamış oldukları bankalara ait POS cihazlarını evlerine getirerek ... ve ... vasıtası ile yurt dışı kredi kartı kullandıkları değerlendirilmiş olup yapılan takibe son verilmiştir.",
Şeklinde olduğu,Kolluk tarafından düzenlenen arama ve el koyma tutanaklarına göre; - İnceleme dışı sanık ...un 4019/8 Sokak, No: 36 .../... adresinde otobüs yazıhanesi olarak kullanılan ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada; 1 adet 7214 4686 numaralı BP Clup Kart, 1 adet 7004 0501 5 numaralı Shell Clup Smart... Turizm isimli ... yerinde 17.05.2010 tarihinde saat 19.19'da 8263 numaralı kredi kartı ile Fortisbank'a ait POS cihazı kullanılarak yapılan 4.200 TL'lik işleme ilişkin imzalı slip ele geçirildiği, - İnceleme dışı sanık .... adresinde bulunan .... Kuyumculuk isimli ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen 2010 yılı Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında yapılan kredi kartı işlemlerine ilişkin slip asılları ile faturalara el konulduğu,
- ... (Kapatılan) 9. Sulh Ceza Mahkemenin 12.07.2010 tarihli ve 28 değişik ... sayılı kararına istinaden sanık ...'nın ... Mahallesi, 2022 Sokak, ...lok, No: 15, D: 1 Muratpaşa/... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada sanığa ait 1 adet 6010 6912 numaralı ...banka kartı, 1 adet .... numaralı Turkcell SIM Plus kart, 1 adet 6002 9628 numaralı money clup kart, 1 adet 0630784-6600 numaralı 32 MB'lik hafıza kartı, 1 adet 0630827 numaralı 32 MB'lik hafıza kartı, 1 adet I...marka 700 MB'lik gri CD, 1 adet. marka 4,7 GB'lik gri DVD, 1 adet üzerinde .... ibaresi bulunan gri CD'nin ele geçirildiği,
- Sanık ...'in Sieburg Caddesi, No:14 Selçuk/... adresinde bulunan...isimli ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada Yapı ve Kredi Bankasına ait 1 adet, 00980124 terminal numaralı POS cihazının olduğu ve başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı,- Sanık ...'ın ...hallesi, 2. . Sokak, ... Apartmanı, No:1, K: 1, D: 4 ./... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada Finansbank'a ait 1 adet Verifone marka, 211342926 seri numaralı POS cihazı adaptörü ve pinpad, ... Bankasına ait 1 adet Ingenico marka POS cihazı adaptörü ve 2034930134 seri numaralı pinpad, Yapı ve Kredi Bankasına ait 1 adet Ingenico marka 1.... seri numaralı POS cihazı, muhtelif kişilere ait kredi kartı bilgilerinin yer aldığı, el yazısı ile yazılan 6 adet not kağıdı, Finansbank'a ait yabancı kişi adına havale yapıldığını gösteren 2 adet dekont, 1 adet Casper marka T...seri numaralı sol alt köşesi parçalanmış vaziyette olan dizüstü bilgisayar, sanığın kız kardeşi olan Umut Aslım'ın odasında 1 adet Casper Nirvana marka ....seri numaralı dizüstü bilgisayar, 15 adet CD ile 13 adet DVD'nin ele geçirildiği,- Sanık ...'ın 671 Sokak, No: 28 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı,- İnceleme dışı sanık ...Caddesi, No: 357 .../... adresinde bulunan ...Kuyumculuk isimli ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan arama sırasında PBS İnternational AS'ye ait 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde saat 19.00'da yapılan işleme ilişkin slip aslının ... yeri çalışanı .tarafından teslim edilmesi üzerine muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'in 9123/1 Sokak, No: 22, K: 4, D: 8 Yeşilyurt/.../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada üzerinde "Everest" ibaresi yazılı etiket bulunan 8....arkod numaralı, Samsung Marka,...seri numaralı 500 GB kapasiteli hard disk takılı bilgisayar, 3... IMEI numaralı Nokia marka, N 97-1 model cep telefonu ile içinde 0 506 * 49 91 numaralı hatta ilişkin S...I numaralı cep telefonu ile içinde 0 506 * 78 98 numaralı hatta ilişkin SIM kart, sanık adına düzenlenen 1 adet Anadolu Üniversitesi manyetik şeritli öğrenci kartı, 1 adet ... Bankasına ait 4475 05 6136 numaralı bankamatik kartı, 1 adet ...'a ait 4355 08 1130 numaralı Axess kredi kartı, Burcu Yurdakul adına düzenlenmiş 1 adet 4543 60 9557 numaralı İşbankasına ait maksimum kredi kartı, 1 adet üzerinde ....ibaresi yazılı ....seri numaralı manyetik şeritli Pamukkart, 1 adet üzerinde "Vatan Card" ibaresi yazılı olan ....seri numaralı kart, 3.* plaka sayılı araçta yapılan aramada 1 adet Nokia 1200 marka ...umaralı cep telefonu ve içinde 1002190148459 seri numaralı Simplus hazırkart ele geçirildiği,
- İnceleme dışı sanık ....Mahallesi, 4957 Sokak, No: 47 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu Nokia 1100 marka ....I numaralı telefonu ile telefona takılı olan 0 534 * 96 21 numaralı hattın muhafaza altına alındığı,
- Sanık ....'ın .. Mahallesi, 4957 Sokak, No: 47 .... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu . ... numaralı telefonu ile telefona takılı olan 0 507 * 79 28 numaralı hattın muhafaza altına alındığı,
- Sanık .... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu Nokia 1100 marka cep telefonu ile telefona takılı olan ...numaralı hattın muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'in . Caddesi, No: 201, D: 14 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu . 1100i marka cep telefonu ile bu telefona takılı 0 507 * 18 45 numaralı hattın muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'ün ..adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada üzerinde .... yazılı olan 1 adet kart kopyalama cihazı ve adaptörü, 1 adet üzerinde "." yazılı . numaralı. kart, 1 adet 7056 8650 numaralı . kart, 1 adet 58*8489265 rakamları okunabilen sanık adına düzenlenmiş kart, 1 adet üzerinde "Crea" yazılı, kapağındaki etikette x12-51831 seri numarası yazılı bilgisayar kasası, 1 adet Kingston marka .... seri numaralı flash bellek, 1 adet . numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı sanığın numarasını hatırlamadığını belirttiği ..seri numaralı SIM kartın ele geçirildiği,- İnceleme dışı sanık .'in .Mahallesi, .Caddesi, No: 78/2 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kullanmış olduğu .marka, ..numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı 0 554 * 80 71 numaralı telefonun muhafaza altına alındığı,- Sanık ...'nın 4876 Sokak, No:32 .../... adresinde bulunan ikametinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada ...'a ait POS cihazı, bu cihaza bağlı .... numaralı şifre aparatı ve bu aparata bağlı adaptör, üzerinde . Ekonomik ... Pazarı ... yazan ... yeri numarası.ge fotokopilerine göre; "Jimmy Wallace" adına düzenlenen 02.02.2010 tarihli ve 1 sayılı 2.875 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Meyve Sebze" ibaresinin yazılı olduğu, "." adına düzenlenen 5491 0596 numaralı kredi kartı ile 28.01.2010 tarihinde saat 09.18'de 75 TL'lik, 02.02.2010 tarihinde saat 21.20'de ise 2.875 TL'lik işlem yapıldığı, 02.02.2010 tarihinde yapılan işleme ilişkin slip fotokopisinin imzalı olduğu,- İnceleme dışı sanık ...i, No: 190/P.3 .../.../... adresinde bulunan ... yerinde 13.07.2010 tarihinde yapılan aramada Vakıfbank ve .Katılım Bankasına ait iki adet POS cihazı olduğunun görüldüğü ve sanığın 2010 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran aylarına ilişkin toplam 247 adet slibi incelenmek üzere kolluk görevlilerine teslim ettiği, bunun dışında suç unsuruna rastlanılmadığı,Kolluk tarafından düzenlenen 13.07.2010 tarihli yakalama tutanaklarına göre;- Sanık.in 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine sanığın 1 adet . marka ... IMEI numaralı cep telefonunu 0 554 * 09 67 numaralı hattı ile birlikte rızası ile teslim ettiği,
- Sanık ...'ın 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine sanığın kullanmış olduğu .model 3.... IMEI numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı 0 535 * 48 62 numaralı hatta el konulduğu,- Sanık ...'ın 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine sanığın ...'a ait olup .adına düzenlenen 5200 19 1068 numaralı kredi kartını, 1 adet. marka ...MEI numaralı cep telefonu ile bu telefona takılı 0 531 * 53 38 numaralı hattı, yine 1 adet Nokia 6100 marka ... numaralı olup içinde hat takılı olmayan cep telefonunu rızası ile teslim ettiği, - Sanık ...'in 13.07.2010 tarihinde yakalanması üzerine . marka....IMEI numaralı cep telefonu ile bu bu telefona takılı 0 533 * 50 51 numaralı hattı rızası ile teslim ettiği, - 13.07.2010 tarihinde sanık ...'ın ... ilinden otobüs ile ... iline saat 07.30 sıralarında geleceğinin anlaşılması üzerine aynı gün saat 06.30 sıralarında ... Otogarında tertibat alınarak beklenilmeye başlandığı, saat 07.10 sıralarında ... ilinden ... iline gelen Kamil Koç Turizm'e ait otobüsten sanık ...'nın inerek elinde içerisi dolu bir poşetle gelen yolcu kısmında beklediğinin görüldüğü, ... ilinden gelecek olan sanık ...'ı beklediği değerlendirilmekle polis kimlik kartları gösterilmek suretiyle sanık ...'nın yakalandığı, bu sırada sanık ...'nın pantolonun sağ yan cebinden yere siyah renkli küçük bir şey attığının tespit edilmesi üzerine atılan malzeme yerden alınıp kontrol edildiğinde söz konusu malzemenin flash bellek olduğunun anlaşıldığı, sanığın elinde bulunan poşette yapılan aramada; 1 adet siyah renkli üzerinde .... ibaresi bulunan HP marka dizüstü bilgisayarın, içerisinde...1 seri numaralı . kart takılı bulunan Turkcell marka olup üzerinde "." ibaresi yazılı olan internet sağlayıcısının, sanığa ait siyah renkli cüzdan içerisinde ....seri numaralı olup sanığın beyanına göre 0 532 * 54 84 numaralı hatta ilişkin olan SIM kartın,.marka hafıza kartının, Pamukkale firmasına ait . numaralı manyetik şeritli kartın, sanık ... adına düzenlenen Vakıfbank'a ai...umaralı manyetik şeritli bankamatik kartlarının ele geçirildiği, söz konusu malzemeleri sanık ...'nın kolluk görevlilerine rızası ile teslim ettiği ancak yakalanması esnasında yere attığı tespit edilen flash belleğin kendisine ait olmadığını beyan ederek kabul etmemesi üzere söz konusu flash belleğin incelenmek üzere ilgili mahkemeden el koyma ve inceleme kararı alınabilmesi için kolluk görevlilerince muhafaza altına alındığı,... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince 15.07.2010 tarih ve 640 değişik ... sayı ile; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 15.07.2010 tarihli, 2010/9961 soruşturma sayılı yazısı ile ... İl Emniyet Müdürlüğünün 14.07.2010 tarihli, 2010/611 suç numaralı ve inceleme kararı konulu yazılarında belirtilen ve sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile inceleme dışı sanıklar....'den elde edilen bilgisayarlar, flash bellekler, cep telefonları,... hard diskler üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına izin verilmesi talep edilmiş olmakla ... İl Emniyet Müdürlüğünün 14.07.2010 tarihli, 2010/611 suç numaralı ve inceleme kararı konulu yazılarında belirtilen bilgisayarlar, flash bellekler, cep telefonları, SIM kartlar, hard diskler üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına izin verilmesine karar verildiği,
... (Kapatılan) 19. Sulh Ceza Mahkemesince 13.07.2010 tarih ve 32 değişik ... sayı ile; 13.07.2010 tarihinde saat 07.00 sıralarında ... otogarında tesadüfen yakalanan sanık ...'dan elde edilen 1 adet HP marka dizüstü bilgisayara, içerisinde 090616034088 1 seri numaralı SIM kart takılı bulunan 1 adet internet sağlayıcısına, 0 532 * 54 84 numaralı GSM hattına ait SIM karta, 1 adet 1 GB Micro SD marka hafıza kartına, ... firmasına ait 1 adet 637 704 628 numaralı manyetik şeritli karta, sanık adına düzenlenen Vakıfbank'a ait 4910 05 7657 ve 5200 17 8428 numaralı bankamatik kartları ile 1 adet flash belleğe el konulmasına ilişkin işlemin CMK 127. maddesi gereğince onanmasına karar verildiği,... (Kapatılan) 5. Sulh Ceza Mahkemesince 12.07.2010 tarih ve 1374 değişik ... sayı ile sanık ...'ın üzerinde . Mahallesi, 2. .Sokak, ... Apt. No: 1, K: 2, D: 4 Yıldırım/ ... sayılı yerde bulunan ev ve müştemilatında 13.07.2010 tarihinde gündüzleyin 1 defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına, ele geçirilecek suç eşyalarına el konulmasına, suçta kullanılan bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkartılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve bunlar üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılmasına karar verildiği,
Finansbank AŞ'nin 17.05.2010 tarihli yazısına göre; ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde 19.04.2010 tarihinde saat 18.17.06'da .'a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği, 19.04.2010 tarihinde saat 18.17.27'de .a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği; ... Kuyumculuk isimli ... yerinde 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de .'a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 950 TL'lik işlemin onaylandığı; ... Bilgisayar isimli ... yerinde 13.05.2010 tarihinde saat 03.51'de ...Ltd. (İsrail) bankasına ait olan 5326 12 6117 numaralı kredi kartı ile yapılan 2.975 TL'lik işlemin reddedildiği, onaylanan işleme ilişkin olarak 17.05.2010 tarihi itibarıyla bankalarına ulaşan harcama itirazı bulunmadığı,
Finansbank AŞ'nin 18.05.2010 tarihli yazısına göre; ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde 19.04.2010 tarihinde saat 18.17'de .a (.) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği, 25.04.2010 tarihinde saat 15.00'te .'a (.) ait olan 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.400 TL'lik işlemin onaylandığı, 26.04.2010 tarihinde saat 18.25'te .a (.) ait olan 5471 33 1491 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.155 TL'lik işlemin onaylandığı, 16.05.2010 tarihinde saat 13.31'de .'a (.) ait olan 5471 33 6291 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.850 TL'lik işlemin reddedildiği, 16.05.2010 tarihinde saat 13.40'ta Danske Bank'a (...) ait olan 5471 33 8115 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.150 TL'lik işlemin reddedildiği; ....t Kuyumculuk isimli ... yerinde 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de Danske Bank'a (...) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 950 TL'lik işlemin onaylandığı, 18.05.2010 tarihi itibarıyla da bahse konu işlemlere ilişkin bankalarına ulaşan bir itiraz bulunmadığı,
....AŞ'nin 03.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ... Bilgisayar isimli ... yerinde 13.05.2010 tarihinde saat 23.25'te ...Ltd. (İsrail) bankasına ait olan 5326 12 6117 numaralı kredi kartı ile yapılan 2.975 TL'lik işlemin reddedildiği; ... Kuyumculuk isimli ... yerinde 01.04.2010 tarihinde saat 19.57'de Danske Bank'a (...) ait olan 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 950 TL'lik işlemin onaylandığı, 03.06.2010 tarihi itibarıyla bankalarına ulaşan herhangi bir itiraz bulunmadığı,
.... AŞ'nin 08.06.2010 tarihli yazısına göre; ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde 19.04.2010 tarihinde saat 18.17'de 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.100 TL'lik işlemin reddedildiği, 25.04.2010 tarihinde saat 15.00'te ....numaralı kredi kartı ile yapılan 3.400 TL'lik işlemin onaylandığı, 26.04.2010 tarihinde saat 18.25'te 5471 33 1491 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.155 TL'lik işlemin onaylandığı, 16.05.2010 tarihinde saat 13.31'de ....umaralı kredi kartı ile yapılan 4.850 TL'lik işlemin reddedildiği, 16.05.2010 tarihinde saat 13.40'ta 5471 33 8115 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.150 TL'lik işlemin reddedildiği, onaylı işlemlere ilişkin olarak 03.06.2010 tarihi itibarıyla bankalarına ulaşan itiraz bulunmadığı,Türk Ekonomi Bankası AŞ'nin 15.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; Kaskat İletişim isimli ... yerinde 25.04.2010 tarihinde saat 13.21'de 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.400 TL'lik işlemin reddedildiği,
Asya Katılım Bankası AŞ'nin 25.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; Yücel Kaskat isimli ... yerinde 25.04.2010 tarihinde saat 14.08'de 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile yapılan 900 TL'lik işlemin reddedildiği, F...AŞ'nin 20.05.2010 ve 03.06.2010 tarihli yazıları ile ekinde yer alan belgelere göre;... isimli ... yerinde .... A/S isimli bankaya ait 5471 33 1508 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde saat 10.28'de yapılan 3.275 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde ... Bank A/S isimli bankaya ait 5471 33 3900 numaralı kredi kartı ile 09.05.2010 tarihinde saat 19.11'de yapılan 3.675 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde ...A/S isimli bankaya ait 5471 33 4163 numaralı kredi kartı ile 10.05.2010 tarihinde saat 20.04'te yapılan 3.940 TL'lik işlemin onaylandığı; Akyol Turizm isimli ... yerinde ... A/S isimli bankaya ait 5471 33 8263 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.19'da yapılan 4.200 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde... A/S isimli bankaya ait 5471 33 8941 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.33'te yapılan 4.440 TL'lik işlemin reddedildiği, aynı ... yerinde..../S isimli bankaya ait 5471 33 8941 numaralı kredi kartı ile 17.05.2010 tarihinde saat 19.33'te yapılan 4.450 TL'lik işlemin reddedildiği, anılan işlemlere ilişkin bankalarına ulaşan itiraz bulunmadığı, Fortis Bank AŞ'nin 14.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; .. ve...Turizm'den yapılan harcamalara ilişkin bankalarına ulaşan itiraz bulunmadığı,Yapı ve Kredi Bankası AŞ'nin 31.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde 4.650 TL'lik şifresiz işlem yapıldığı, Y.... AŞ'nin 22.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; .Hediyelik isimli ... yerinde 31.05.2010 tarihinde ....A. (Arjantin) bankasına ait olan 4540 73 1950 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.750 TL'lik işlemin onaylanmadığı, yine aynı ... yerinde 31.05.2010 tarihinde Citibank International PLC bankasına ait 4484 48 0907 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.150 TL'lik işlemin onaylanmadığı, ... TAŞ'nin 18.06.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ... ... isimli ... yerinde 31.05.2010 tarihinde saat 17.34'te 4540 73 1950 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.200 TL'lik işlemin reddedildiği, aynı ... yerinde 31.05.2010 tarihinde saat 17.34'te 4540 73 1950 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.200 TL'lik işlemin reddedildiği, yine aynı ... yerinde 31.05.2010 tarihinde saat 17.33'te 4540 73 1985 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.200 TL'lik işlemin reddedildiği,
... TAŞ'nin 28.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgeye göre; ...isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile 01.04.2010 tarihinde yapılan 3.550 TL'lik işlemin reddedildiği, aynı ... yerinde ..rnational A.S. bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde yapılan 3.250 TL'lik işlemin onaylandığı; ... isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 28.02.2010 tarihinde yapılan 3.155 TL'lik işlemin reddedildiği; ... isimli ... yerinde ... A.S. bankasına ait 5471 33 1508 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde yapılan 3.275 TL'lik işlemin reddedildiği, bu işlemlerle ilgili bankalarına ulaşan herhangi bir itiraz bulunmadığı, .nin 28.05.2010 tarihli yazısına göre; ... isimli ... yerinde .... bankasına ait 5471 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde 3.250 TL'lik işlem yapıldığı, ... TAŞ'nin 06.05.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ... isimli ... yerinde Danske Bank A/S (...) bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 28.02.2010 tarihinde saat 11.20'de yapılan 3.155 TL'lik işlemin reddedildiği; ... Erkan Yuvauc isimli ... yerinde Danske Bank A/S (...) bankasına ait 5471 33 6581 numaralı kredi kartı ile 01.03.2010 tarihinde saat 15.19'da yapılan 3.250 TL'lik işlemin onaylandığı, aynı ... yerinde Danske Bank A/S (...) bankasına ait 5471 33 8342 numaralı kredi kartı ile 01.04.2010 tarihinde saat 19.52'de yapılan 3.550 TL'lik işlemin reddedildiği, anılan işlemlerle ilgili bankaya ulaşan herhangi bir itiraz bulunmadığı,.'nin 21.06.2010 tarihli yazısına göre; 5471 33 6581 numaralı kart ile 01.03.2010 tarihinde gerçekleştirilen 3.250 TL'lik işleme ilişkin itirazda bulunulduğu, Bankalararası Kart Merkezi'nin 10.06.2010 tarihli yazısında; 5471 33 8115, 5471 33 6291, 5471 33 1491 ve 5471 33 0634 numaralı kredi kartlarının ... ülkesinde bulunan "... A.S." isimli bankaya ait olduklarının belirtildiği,
... AŞ'nin 20.05.2010 tarihli yazısı ve ekine yer alan belgelere göre; Finansbank .../. Şubesi müşterisi olan sanık ...'nın 24953867 numaralı hesap hareketlerine göre anılan hesaba; ... isimli şahıs tarafından 02.04.2010 tarihinde 305 TL, 26.04.2010 tarihinde 1.090 TL, 04.05.2010 tarihinde 290 TL EFT yapıldığı; ATM'den kartsız para transferi yoluyla 04.04.2010 tarihinde ... .Şube 2 ATM'sinden 50 TL, 06.04.2010 tarihinde ... İBB Bağlarbaşı ATM'sinden 1.000 TL, 07.04.2010 tarihinde ... ... Çetinkaya Şube 2 ATM'sinden 260 TL, 09.04.2010 tarihinde ... ....ube 2 ATM'sinden 50 TL, 13.04.2010 tarihinde ... C. Four Ex 1 ATM'sinden 1.250 TL, 20.04.2010 tarihinde ... KK Heykel Şube ATM'sinden 3.500 TL, 28.04.2010 tarihinde ... Heykel Şube 1 ATM'sinden 1.000 TL, 06.05.2010 tarihinde ... Zafer Plaza ATM'sinden 1.000 TL, ... Heykel Şube 1 ATM'sinden 200 TL ve ... . Bulvarı Şube 2 ATM'sinden 1.500 TL, 10.05.2010 tarihinde ... Kent Meydanı ATM'sinden 1.000 TL, 11.05.2010 tarihinde ... KK Heykel Şube ATM'sinden 500 TL gönderildiği,Finansbank AŞ'nin 13.07.2010 tarihli yazısı ve ekinde yer alan belgelere göre; ...yolu ile 05.07.2010 tarihinde Finansbank ... . Şubesinden, sanık ... tarafından. . adına 1.000 Dolar, 21.05.2010 tarihinde... . Şubesinden, sanık ... tarafından Aleksandr Victorovich Scherbich adına 250 Dolar gönderildiği,
... Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği tarafından düzenlenen 15.07.2010 tarihli inceleme raporuna göre; sanık ...'dan elde edilen siyah renkli flash belleğin incelemesinde "Corsair" olarak adlandırılmış olduğu görülerek flash bellek içeriğinde 120 adet silinmiş verinin olduğu görülüp bu verilerin tamamının bir kopyası çıkartılarak rapor ekinde DVD olarak sunulduğu, ....\ dizininde kayıtlı bulunan klasör içeriğinde ICQ programı kullanılarak "Shah" kullanıcı ismi ile yapılan görüşme kayıtlarının (LOG) kaydedildiği, bazılarının silinmiş olduğu, görüşme içeriklerinde çeşitli kredi kartı pazarlıkları yapıldığı tespit edilmiş olup görüşme içeriklerinin bir kopyasının 12 sayfa olarak rapor ekinde sunulduğu, Corsair\$ Secure Files\ICQ\Query\ dizininde kayıtlı bulunan klasör içeriğinde ICQ programı kullanılarak "Ghost" kullanıcı ismi ile yapılan görüşme kayıtlarının (LOG) kaydedildiği, bu görüşme içeriklerinde çeşitli kredi kartı manyetik şerit bilgilerine ilişkin pazarlıklar ile çok sayıda kredi kartı manyetik şerit bilgilerinin, kredi kartı ...2 bilgilerinin olduğu ayrıca "Aleksandr Viktorovich Scherbich", "Aleksey Vladimirovich Mitroshkin", "Igor Nikolaevich P...isimli kişilerle bağlantılı görüşme içeriklerinin olduğu, bu görüşme içeriklerinin tamamının raporun ekinde dökümü yapılarak 114 sayfa olarak sunulduğu, Corsair\$ Secure Files\ dizininde kayıtlı olarak bulunan değişik isimlerde sıkıştırılmış ve başkalarının görmesini engellemek amacı ile şifrelenmiş .rar uzantılı dosyaların olduğu görülerek bazı dosyaların adlarının yanına değişik rakam sembol ve işaretlerin yazılı olduğu görülerek bunların bu dosyalara ait şifreler olduğu değerlendirilip denenmesi üzerine bazı dosyaların açıldığı, dosya içeriklerinde illegal yollardan kopyalanmış kredi kartı bilgilerini satan kişilerin kullandığı ve ellerinde hangi bankanın hangi kredi kartından kaçar adet olduğunu gösteren listelerin olduğu görülüp listeleri içeren sıkıştırılmış ve şifrelenmiş veriler ve bu dizine kaydedilmiş ve silinmiş olan tüm veriler dahil olmak üzere 55 adet dosya ve örnek olması amacı ile "Brosco Usa(mafia)" isimli şifrelenmiş ve sıkıştırılmış olan dosyanın "Mafia" şifresi girilerek dizine çıkartılmış hâlinin birer kopyası alınarak rapor eki DVD içeriğinde "S Secure Files-BinListler" klasörü içerisinde sunulduğu, yine silinmiş olan "ProxySwitcherStandart" isimli program kurulum dosyasının internete bağlı bilgisayarların yerlerinin ve kullanıcılarının bağlı bulunduğu IP adreslerini gizlemek amacı ile kullanılan programlardan olduğu; sanık ...'den elde edilen Crea marka bilgisayar kasası içindeki hard diskin incelenmesinde C:\Program Files\MSR206 Demo AP dizini altında kayıtlı bulunan MSR206 Demo AP isimli bir programın olduğu, bu programın manyetik şerit okuma ve yazma işlerinde kullanılan programlardan olduğu ve MSR206 cihazı ile birlikte kullanıldığı, yine 7056 8650 numaralı BP Clup kartın manyetik şeridinde yabancı bir bankaya ait kredi kartı bilgilerinin bulunduğu tespit edilip hazırlanan ön ekspertiz raporunun dosyaya sunulduğu, ekinde yer alan belgelere göre ICQ programı kullanılarak "Shah" kullanıcı ismi ile 04.07.2010 tarihinde saat 10.57'de başlayan görüşme içeriğinin "Shah: 471527. 455704. 466507. 465982. 438904. 530373. 486413. 406678. 418207. 453922. 547133, 413096. 415053. 558401. 494388. please check have u got bins and paste here each bin how many have; I would like buy many uncheck report in 48h", "Ghost" kullanıcı ismi ile 11.07.2010 tarihinde saat 18.53'te başlayan görüşme içeriğinin "Ghost: this bin if ok can work first 3k ok; understand me; 5471332500250531=1011", 26.06.2010 tarihinde saat 01.01'de başlayan görüşme içeriğinin "Ghost: hi; 532612 have", 26.06.2010 tarihinde saat 22.30'da başlayan görüşme içeriğinin .", 09.07.2010 tarihinde saat 18.01'de başlayan görüşme içeriğinin ".", 09.07.2010 tarihinde saat 18.03'te başlayan görüşme içeriğinin .461203, 527500, 485738, 541306, 448448 this bins not kill with checker i know u choose", 08.07.2010 tarihinde saat 18.52'de başlayan görüşme içeriğinin .. 485738, 448448, 541306, 527500, 554489, 461203 ..", 08.07.2010 tarihinde saat 21.11'de başlayan görüşme içeriğinin.. 06.07.2010 tarihinde saat 16.34'te başlayan görüşme içeriğinin ".., 02.07.2010 tarihinde saat 19.18'de başlayan görüşme içeriğinin ". again badddd:-(;. .., 03.07.2010 tarihinde saat 00.04'te başlayan görüşme içeriğinin ". 28.06.2010 tarihinde saat 17.04'te başlayan görüşme içeriğinin ".", şeklinde olduğu,... Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliği tarafından düzenlenen 14.07.2010 tarihli ön ekspertiz raporunda; sanık ...'den elde edilen 7056 8650 numaralı BP Clup kartın MSR 33UM cihazı ile incelenmesinde bahse konu kartın manyetik şeritinde .... şeklindeki bilginin kayıtlı olduğu, bahse konu kart bilgisinin ilk 6 hanesi olan BIN numarasına göre Banco Davivienda S.A. isimli bankaya ait olduğu, kesin raporun Bankalararası Kart Merkezi'nden alınması gerektiğinin belirtildiği,
... (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesince 16.07.2010 tarih ve 108 değişik ... ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçlarından tutuklanmalarına, yapılan yargılama sırasında 07.12.2010 tarihli oturumda ise tahliyelerine karar verildiği, ... Kuyumculuk isimli ... yerince düzenlenen ve sanık ....müdafisi tarafından ibraz edilen fatura fotokopilerine göre;
- Birim fiyatı 32 TL'den 11 gr 14 ayar küpe, 9 gr 14 ayar yüzük ve 78 gr 14 ayar bilezik satın alındığı 114 TL'si işçilik ve KDV olmak üzere toplam 3.250 TL'lik alışveriş yapıldığı, karşılığında "Jack Taylor" adına 01.03.2010 tarihli ve 67556 sıra numaralı faturanın düzenlendiği, ayrıca fatura üzerinde okunabildiği kadarıyla "Grafenhauser Str 92 Schepper hausen 13346; ...; KK 5471 ....6..1" ibarelerinin yer aldığı,
- Birim fiyatı 32 TL'den 27 gr 14 ayar zincir satın alındığı 86 TL'si işçilik ve KDV olmak üzere toplam 950 TL'lik alışveriş yapıldığı, karşılığında "Blaın Tarre" adına 01.04.2010 tarihli ve 67563 sıra numaralı faturanın düzenlendiği, ayrıca fatura üzerinde okunabildiği kadarıyla "Hauptstra Be 140; 51373; Leverkusen; Almanya; KK ... 8342" ibarelerinin yer aldığı,... Elektronik isimli ... yerince düzenlenen ve sanık ... müdafisi tarafından ibraz edilen fatura fotokopilerine göre;
- ". adına düzenlenen 05.05.2010 tarihli ve 14959 sayılı 3.275 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi" ibaresinin yazılı olduğu,
- ." adına düzenlenen 09.05.2010 tarihli ve 14956 sayılı 3.420 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Ev sinema ve ses sistemi; kredi kartı ile ödenmiştir; KK bilgileri 5471 33 3611; SK 10/11; PBS İnternational Bankası" ibaresinin yazılı olduğu,
- ". adına düzenlenen 09.05.2010 tarihli ve 14958 sayılı 3.675 TL'lik faturananı "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi" ibaresinin yazılı olduğu,
- ." adına düzenlenen 10.05.2010 tarihli ve 14960 sayılı 3.940 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi" ibaresinin yazılı olduğu,
- ". adına düzenlenen 10.05.2010 tarihli ve 14961 sayılı 4.250 TL'lik faturanın "Cinsi" bölümünde "Bilgisayar malzemesi; Kart No: 5471 33 4775" ibarelerinin yazılı olduğu, yine sanık ve müdafisi tarafından ibraz edilen belgelere göre ... Elektronik isimli ... yerinde 06.05.2010 tarihinde Yapı ve Kredi Bankası'na, 30.04.2010 tarihinde müşteri kısmı "." olarak ifade edilen bankaya, 04.03.2010 tarihinde talebi yapan mülkiyet sahibi "Fin" olarak ifade edilen bankaya, 04.05.2010 tarihinde de Fortis Bankasına ait POS cihazlarının kurulumunun yapıldığı, ... Elektronik isimli ... yerinde 10.05.2010 tarihinde saat 20.04'te "Nielsen Bolen" adına düzenlenmiş 4163 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.940 TL'lik işleme ilişkin slibin imzalı olduğu; aynı ... yerinde 09.05.2010 tarihinde saat 18.25'te "Andy Lowe" adına düzenlenen 5471 3611 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.420 TL'lik slibin imzalı olduğu; aynı ... yerinde 09.05.2010 tarihinde saat 19.11'de 3900 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.675 TL'lik slibin imzalı olduğu; aynı ... yerinde 05.05.2010 tarihinde saat 10.28'de "Johansen Sander" adına düzenlenen 1508 numaralı kredi kartı ile yapılan 3.275 TL'lik slibin imzalı olduğu,... Cumhuriyet Başsavcılığının adli emanetinin 2010/8631 sırasında.... temin edilen 5 adet güvenlik kamera görüntülerinin bulunduğu CD, 2010/8779 sırasında kapalı 41 adet zarf içerisinde olduğu bildirilen; muhtelif telefonlara ait tüm görüşmelerin bulunduğu 33 adet CD ve 10 adet DVD, 18 adet zarf içerisinde olduğu bildirilen; muhtelif telefonlara ait suç unsuru görüşmelerin bulunduğu 18 adet CD, kapalı 18 adet zarf içerisinde olduğu bildirilen; muhtelif telefonlara ait 343 adet 354 sayfa iletişim tespit tutanakları, kapalı zarf içerisinde olduğu bildirilen gizli izleme görüntülerinin bulunduğu 1 adet CD'nin yer aldığı,
Bankalararası Kart Merkezi tarafından düzenlenen 24.08.2010 tarihli ve 1839 sayılı ekspertiz raporunda; sanık ...'den elde edilen 1 adet 7056 8650 numaralı BP Clup alışveriş kartının manyetik şeridinin incelenmesinde .) isimli bankaya ait 4559 81 4374 numaralı kredi kartının bilgisinin kodlandığının tespit edildiği, ... Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 12.08.2010 tarihli ve BLG-2010/2763 sayılı ekspertiz raporunda; 1491 numaralı kredi kartıyla, "...Takı ve Mucevh" isimli ... yerinden, 26.04.2010 tarihinde 4.155 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 8342 numaralı kredi kartıyla, "... Kuyumcu" isimli ... yerinden, 01.04.2010 tarihinde 950 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 8263 numaralı kredi kartıyla, "..isimli ... yerinden, 17.05.2010 tarihinde 4.200 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 5471 8215 numaralı kredi kartıyla, ". Kuyumculuk" isimli ... yerinden, 05.05.2010 tarihinde 4.650 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 5471 6581 numaralı kredi kartıyla, "...c..." isimli ... yerinden, 01.03.2010 tarihinde 3.250 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslı, 0634 numaralı kredi kartıyla, ".." isimli ... yerinden, 25.04.2010 tarihinde 3.400 TL'lik alışveriş yapılmasıyla ilgili olarak düzenlenmiş bir adet kredi kartı slibi aslında atılı bulunan toplam altı adet imza ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..e inceleme dışı sanıklar Mahmut Akyol, ...'ın mukayese imzalarının yapılan karşılaştırılmalarından inceleme konusu sliplerde atılı bulunan imzalar ile anılan kişilerin mevcut mukayese imzaları arasında aynı elden çıktıklarını gösterir nitelik ve yeterlilikte kaligrafik ve karakteristik ilgi ve irtibata rastlanılamadığının belirtildiği, 08.10.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ..., ..., ... . ve ...'a dosya arasında mevcut tutanaklar, belgeler, ekspertiz raporları, iletişim tespit tutanakları ile diğer tüm tutanak, belgeler ve cevabi yazı olarak gelen belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sanıklar ve müdafilerinin aleyhe hususları kabul etmediklerini ifade ettikleri, sanık ...'in istinabe olunan ...Asliye Ceza Mahkemesince 29.09.2010 tarihinde alınan ifadesinde ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı talimatı ve eklerinin okunduğunun belirtildiği bahse konu talimat ekinde sadece iddianamenin yer aldığı, 08.11.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a yokluklarında yapılan duruşma tutanağı, dinlenen tanık beyanı ile dosya arasında mevcut tüm tutanak ve belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sankların aleyhe hususları kabul etmediklerini ifade ettikleri,
... 13. Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2012 tarih ve 584-288 sayı ile adli emanetin 2010/8631 sıra numarasında kayıtlı olan güvenlik kamera görüntülerinin bulunduğu 5 adet CD ile 2010/8779 sıra numarasında kayıtlı olan 41 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 33 adet CD ve 10 adet DVD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 18 adet CD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 343 adet 354 sayfa iletişim tespit tutanaklarının, kapalı zarf içerisinde olduğu bildirilen gizli izleme görüntülerinin bulunduğu 1 adet CD'nin dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiği,... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2016 tarihli ve 2010/8779 sayılı yazısında adli emanetin 2010/8779 ve 2010/8631 sırasında kayıtlı emanet eşyalarının incelenmek üzere istenilmiş ise de söz konusu emanet eşyalarının 14.05.2015 tarihinde dosyada delil olarak saklanmak üzere ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı dosyasına gönderildiğinin belirtildiği ancak dosya içinde bahse konu emanet eşyalarının bulunmadığı,Anlaşılmaktadır.Tanık .. aşamalarda benzer şekilde;. Kuyumculuk isimli ... yerini 2008 yılında açtığını, bu ... yerini eniştesi olan .r'in adına işlettiğini, bu ... yerinin nasıl işletildiğini bilmediğini, sadece yatırım amaçlı olarak açtığını, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgili bilgisi olmadığını, adına kayıtlı olan 0 541 * 08 44 numaralı telefonu kullandığını, ... yerinde kurulu bulunan hattın da adına kayıtlı olduğunu, 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile 05.05.2010 tarihinde... Kuyumculuk isimli ... yerinde yapılan harcama hakkında bilgisi olmadığını, bu işlemi inceleme dışı sanık .'in bilebileceğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini,
Tanık ... Mahkemede; olayı kendisinin ihbar etmediğini, sanık ... ile inceleme dışı sanık .'yı tanıdığını, diğer kişileri tanımadığını, ...'nda gümüş hediyelik eşya satışı üzerine ... yeri bulunduğunu, sanık ... ile inceleme dışı sanık .'nın da aynı yerde ... yeri bulunduğunu, turizme yönelik çalıştıklarını, bu nedenle de müşterilere ilişkin konuları aralarında görüştüklerini, ... ilişkisi dışında bir ilişkilerinin bulunmadığını, iddianamede yazılı olaylar hakkında hiçbir bilgisi olmadığını, olayla ilgili herhangi bir ihbarda bulunmadığını, isminin nasıl iddianameye geçtiğini de anlayamadığını, komşuları olan sanık ... ile inceleme dışı sanık ... ve diğer sanıkların iddianamede belirtilen eylemleri işledikleri konusunda hiçbir şey duyup görmediğini, eşi ile birlikte Kemeraltında gümüş üzerine kuyumculuk yapmasının yanı sıra turizm rehberliği de yaptığını,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; sanıklar ... ile ...'i tanıdığını, bu kişilerin yaklaşık bir ay kadar önce birlikte mahallesinde bulunan kahvehaneye geldiklerini, bir süre sonra sanık ...'in yanlarından ayrıldığını, ardından kendi telefonu ile sanık ...'ün sanık ... ile görüşme yaptığını, bu kişilerin ağabeyi olan sanık ...'ın arkadaşı olduğunu, sanık ... ve diğer ağabeyi olan sanık ... ile aynı evde oturduklarını, diğer şahısları tanımadığını, sahte kart imali ve kullanımı ile ilgili bir bilgisi olmadığını, 0 534 * 96 21 numaralı telefonu son 3-4 aydır kullandığını, hâlihazırda bir işi olmadığını, 16.06.2010 tarihli takip tutanağında "...'ın Mirkaz isimli şahısla yaptığı görüşmede hepsi ret oldu, tekrar bilgi almaya gittiler, malzemelerin hepsi evde" ibaresinin doğru olduğunu, bu görüşmeyi ...'ün kendisine söylemesi üzerine Mirkaz isimli şahıs ile yaptığını, sanık ...'i tanımadığını, anılan şahsın sanık ... ile birlikte o tarihte evlerine geldiğini, bu kişilerin sanık ...'ın arkadaşı olduklarını, ... yerlerinden POS cihazı ayarlamadığını, sanık ...'yı tanımadığını, bu şahsa evinde kurulu bulunan hattan arayarak çağrı bırakmadığını, 767404302 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede ağabeyi ...'ın o sırada yanında bulunan sanık ...'ü istemesi nedeniyle telefonu Erman'a verdiğini, 767408023 ve 767418512 numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan mesajları kendi telefonundan sanık ...'ün çektiğini, 767439282 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede ağabeyi sanık ... ile sanık ...'ün aralarında sahte kredi kartlarını konuştukları bir görüşme olduğunu, ancak kendisinin bu işin içinde yer almadığını, görüşmede geçen ve sanık ...'ın yanına gelip giden diğer sanık ...'in de sahte kredi kartı işi ile uğraştığını, 767441296 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede de sanık ... ile diğer sanık ...'ün aralarında sahte kredi kartları konusunda bir görüşme olduğunu, kendisine ait telefondan sanık ...'a ait telefona gönderilen "MESAJ atin tlefonda soylemeyın" şeklindeki mesajı gönderenin sanık ... olduğunu, bu aşamadan sonra samimi bir şekilde ifade vermek istediğini, 16.06.2010 tarihinde 4957 Sokak, No: 47 .../... adresinde bulunan ikametlerine gelen sanıklar ..., ... ve ...'in yanlarında bir adet çanta içerisinde POS cihazı getirdiklerini, sanık ... ile sanıklar ... ve ...'in birlikte araba ile internet kafeye gittilerini, evde sanık ... ile birlikte kaldıklarını, sanık ...'ün yanında 6-7 adet kredi kartı bulunduğunu, evde yaklaşık 1,5 saat kadar kaldığını ve bu sırada kendi telefonundan sanıklar ... ve ... ile internetten mesajlaşan sanık ...'ün kartları POS'dan geçirdiğini, bu şekilde iki kere işlem yapıldığını, daha sonra sanıklar ..., ... ve ...'in birlikte eve geri geldiklerini, bir süre sonra da sanıklar ..., ... ve ...'in birlikte evden ayrıldıklarını, bu sırada sanık ...'ın da eve geldiğini, POS cihazını kendisi ve ağabeylerinin ayarlamadığını, bu cihazı sanıklar ..., . ve ...'in evlerine gelirken getirdiklerini, sanık ...'ün evlerinde POS cihazından kredi kartı çekmesi olayında sanık ...'ın "Ben seni aradığımda telefonu arkadaşa ver." demesi nedeniyle telefonunu verdiğini, söz konusu şahıslar evlerinden ayrılırken sanık ...'ün Mirkaz isimli arkadaşını sorması üzerine bu kişiyi arayıp "Şahıslar burada." dediğini, onun da "Ben de uzun süredir onları bekliyorum." dediğini, Mirkaz isimli şahsın sanıklar ..., ... ve ...'in POS'dan kredi kartı çekmeleri için ... yeri aradığını, kendisinden haber beklemelerini istediğini, .numaralı iletişim tespitinde yer alan görüşmeye ilişkin olarak hatırladığı kadarıyla ... isimli arkadaşı ile yaptığı görüşmede bu kişinin sahte kart işi yapmak istediğini ancak yapamadığını, bu kişinin de sanık ... aracılığıyla sanıklar ..., ... ve ...'e kart çekmek için ... yeri bulmak istediğini ancak bulamadığını, olay nedeniyle pişman olduğunu,İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; . Caddesi, No: 357 .../.../... adresinde bulunan... Kuyumculuk isimli ... yerini işlettiğini, bu ... yerinin baldızı olan . adına kayıtlı olduğunu, diğer şahısları ise tanımadığını, adına kayıtlı olan 0 507 * 48 58 numaralı telefon ile kimin adına kayıtlı olduğunu bilmediği 0 539 * 94 45 numaralı telefonu kullandığını, suçlamaları kabul etmediğini, sahte kredi kartı kullanmadığı gibi bu kartların kullanılması için ... yeri de ayarlamadığını, ... yerinde yabancı kartlarla da alışveriş yapıldığını, bu kartlardan şifreli olanlardan herhangi bir resmî belge istemediğini, şifresiz işlemlerde ise müşterinin imzasını, adresini aldığını, ayrıca pasaportunu ve ikamet adresini istediğini, 55 TL'nin üstü alışverişlerde fatura zorunluluğu olduğu için müşterinin adresini bu faturaya işlediğini, ... yerinde 05.05.2010 tarihinde 5471 33 8215 numaralı kredi kartı ile yapılan 4.650 TL'lik alışverişi kimin yaptığını bilmediğini, alışverişe banka onay verdiği için kendisinin de şahsın kimliğine bakıp bu satışı yaptığını, bu olayda mağdur olduğunu, suç işleme kastı bulunmadığını, bu alışverişten herhangi bir komisyon almasının söz konusu olmadığını, kartın sahte olduğunu bilmediğini, kendisine fotoğrafları gösterilen sanıklar ..., ... ve ...'i tanımadığını,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; 901 Sokak, No: 24 .../.../... adresinde ağabeyine ait Soykan Deri isimli ... yerinde çalıştığını, sanıklar ... ve ...'i mahalleden tanıdığını, bu kişilerle birlikte ... yapmadığını, kendisine sorulan diğer şahısları tanımadığını, kredi kartı sahteciliği ve kullanımı ile ilgisinin bulunmadığını, adına kayıtlı olan 0 537 * 76 87 numaralı telefonu kullandığını, 05.05.2010 tarihinde sanık ...'in daha önceden tanımadığı bir kişi ile birlikte yanına geldiğini, sanık ...'in yanındaki kişiyi kendisi ile tanıştırdığını, bu kişinin isminin Burak olduğunu öğrendiğini, bu şahsı daha önceden görmediğini ancak sanık ...'in anlatması nedeniyle aralarında bir para alışverişi olduğunu bildiğini, bir müddet birlikte oturup çay içtiklerini, daha sonra Burak isimli şahsa telefon gelmesi üzerine bu kişinin yanlarından kalkıp gittiğini, birlikte oturdukları sırada yanlarında sanık ...'in bulunmadığını, sanık ...'yı tanımadığını, bu isimde bir kişinin kendileri ile oturmadığını, Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerini bilmediğini, 26.04.2010 tarihinde de sanık ... ile birlikte oturmuş olabileceklerini, o sırada yanlarında sanık ...'in olup olmadığını hatırlamadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yapmadığını, sanık..in de kendi telefonu ile görüşme yaptığını, isteyen herkese telefonunu vererek görüşme yaptırdığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yapmış olabileceğini, görüşmede geçen .isimli şahsın sanık.'in arkadaşı olması gerektiğini, bu kişiyi birkaç kez sanık ... Ergüler'in dükkânında gördüğünü, .ve .numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeyi sanık . ile yaptığını, sanık .'in ...'e gidip borç para alacağını, ayrıca yine görüşmede geçen ... ... isimli şahsın ... Çarşısından tanıdığı bir arkadaşı olduğunu, bu kişinin kuyumcu toptancılığı yaptığını, sabit bir ... yerinin olmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi . isimli şahısla yaptığını, sanık.'e ulaşmak için . isimli şahsı aradığını, daha öncesinde sanık.in borcuna kefil olarak senetlere imza attığı için alacaklıların kendisini sıkıştırdığını, bu nedenle de para bulması için sanık.'i sürekli aradığını,. numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan . isimli şahsın 2-3 yıldır arkadaşı olduğunu, bu kişinin seyyar olarak ... alıp sattığını,.'in bu şahsa borcu olduğu için kendisini aradığını, . numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi .isimli şahısla yaptığını, görüşmede geçen sliplere ilişkin bilgi sahibi olmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi .isimli şahısla yaptığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi . isimli şahısla yaptığını, her iki görüşmenin de sanık ...'in aldığı borç para ile ilgili olduğunu, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi . isimli şahısla yaptığını ancak bu görüşmede geçen konuyu hatırlamadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, yine görüşmenin sanık ...'in aldığı borç para ile ilgili olduğunu, görüşmede geçen "Karabağlarda aynısı olduğu" sözü ile ne demek istediğini bilmediğini, sanık ... ile birlikte sahte kredi kartı ile alışveriş yapmadığını, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda benzer şekilde; ...Takı ve Mücevherat AŞ isimli firmanın yönetim kurulu üyesi ve yetkilisi olduğunu, diğer ortakların ise . ., . ve . isimli şahıslar olduğunu, bahse konu ... yerinde peşin veya kredi kartı ile alışveriş yapıldığını, ... yerinde yaklaşık 30-40 civarında sabit ve mobil POS makinesi bulunduğunu, bu makinelerin personeline zimmetli olmadığını, bu sebeple ... yerinde bulunan POS makinelerinin herhangi bir çalışanı tarafından kullanılabileceğini, kendisine sorulan kişileri tanımadığını, kredi kartı sahteciliği, imali ve kullanımı ile ilgili suçlamayı kabul etmediğini, şirket adına kayıtlı olan 0 532 * 61 62 numaralı telefonu kullandığını, ayrıca 0 506 * 05 07 numaralı hattı da kullandığını, 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile ... yerine ait POS makinesinden çekilmiş ve bankadan onay almış 25.04.2010 tarihli 3.400 TL'lik, yine 5471 33 1491 numaralı kredi kartı ile 26.04.2010 tarihli 4.155 TL'lik alışverişin sahte kredi kartı ile yapıldığını kolluk görevlilerinden öğrendiğini, 26.04.2010 tarihli 46298 fatura numaralı işlem ile yapılan 4.155 TL'lik alışverişe ait banka POS makinesinin terminal numarasının PS 3077139 olduğunu, ayrıca 25.04.2010 tarihli 46296 fatura numaralı 3.400 TL'lik işlemin terminal numarasının PS 307139 olduğunu, bu işleme ilişkin fatura sureti ve imzalı POS makinesi çıktısını görevlilere teslim ettiğini, yurt dışı kredi kartlarında çipli sistem yani şifreli kredi kartı olmadığı için hâlen eski sistemdeki gibi kredi kartı sliplerine imza aldıklarını, yine 5471 33 8342, 5471 33 8115, 5471 33 6291 numaralı yabancı kredi kartları ile 4 adet ret veren işleme ilişkin bilgi sahibi olmadığını, zira bu işlemleri personellerinin yaptığını, şirketlerinde yoğun bir şekilde alışveriş yapıldığını, suça konu 4.155 ve 3.400 TL'lik alışverişlerin şirketlerinde yapılan sıradan alışverişler olduğunu, Finansbank Fuar Şubesinden şirketin muhasebe bölümünün aranması üzerine onay veren iki adet alışveriş hakkında kart sahibinin itiraz edebileceğini, bu nedenle de hesaplarına 10.000 TL bloke konulduğunu öğrendiklerini, kendisine sorulan Yücel Kaskat isimli şahsı tanımadığını, yine ... ilinde faaliyet gösteren ... Kuyumculuk isimli ... yerini bilmediğini, İnceleme dışı sanık Erhan Bestel aşamalarda benzer şekilde; sanık ... ile ... Semtinde bulunan Yurdakul Mobilya isimli ... yerinde yan yana çalıştıklarını, sanık ... ile yaptıkları sohbetlerde bu kişinin kredi kartı sahteciliği yaptığını kendisine söylediğini, o dönemlerde bu kişinin kendisinden telefonunu alıp eşi ve arkadaşları ile görüşüp mesaj attığını, bu kişinin yapmış olduğu telefon görüşmelerinde "Usta" şeklinde hitap ettiği kişiden malzeme alacağını söylediğini, bu görüşmeden anladığı kadarı ile malzeme diye kredi kartlarını kastettiğini, ...'dan bu malzemeleri getirdiğini duyduğunu ancak görmediğini, ayrıca bu kartlar ile harcamalar yaptı ise de bilgisi olmadığını, sanık ...'in kendisine çok borcu olduğunu söylediğini, ayrıca kredi kartları ile harcama yapabileceği bir yer olup olmadığını sorduğunu, sanık ...'e yardımcı olmak istese de kendisini ... olarak kullanmasından korktuğu için olmadığını, sadece bilgisayar ihtiyacı nedeniyle evinin yakınındaki bilgisayarcıya yönlendirdiğini, bunun dışında bir bilgisi olmadığını, sanık ...'in yanına isimlerini bilmediği, resimleri kendisine gösterilen sanıklar ... ve ... isimli şahısların da geldiklerini, birlikte muhabbet ettiklerini, sanık ...'in diğer sanıklar ... ve ...'e kredi kartı vereceğini söylediğini, sanık ...'yı ismen tanıdığını, bu kişinin ... ilinde oturduğunu bildiğini, sanık ...'in bu kişiye "Usta" şeklinde hitap ettiğini, sanık ...'in diğer sanık ...'dan borç istediğini, sanık ...'ın akrabası olduğunu, bildiği kadarıyla bu kişinin sanık ...'i tanımadığını, sanık ...'ın "Delphi" isimli ... yerinde çalıştığını, sanıklar ... ve ...'ü diğer sanık ...'in yanına gelip giderken gördüğünü, kredi kartı imali ve yasa dışı olarak bilgileri ele geçen kartlar ile ilgisi olmadığını, kimseye kredi kartı kullanılması için aracılık etmediğini ve kullandırmadığını, 0 554 * 80 71 numaralı telefonu kullandığını, Yurdakul Büro Mobilya isimli ... yerinde işçi olarak çalıştığını,.isimli ... yerinde kullanılan suça konu yabancı bankaya ait kredi kartı ile ilgili bilgisi olmadığını, 725110814 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, görüştüğü kişinin kim olduğunu bilmediğini, bu kişiyi bilgisayarcı olarak bildiğini, bu kişi ile sanık ...'i görüştürmek istemesindeki sebebin sanık ...'nin bilgisayar toplayacak olması olduğunu, ancak sanık ...'in söz konusu bilgisayarcıya gitmediğini, 701820675 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisi tarafından yapıldığını, bu görüşmede sanık ...'in kendisinden modem istediğini, 724465613 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olmadığını, bu tarihte ... yerinde çalıştığını, telefonunu sanık ...'in almış olabileceğini, bu görüşmeyi kimin yaptığını bilmediğini, sanık ...'ın diğer sanık ...'in "Abi" veya "Cücü" şeklinde hitap ettiği kişi olduğunu, Yusuf Eke isimli şahsın bilgisayarcı olduğunu, bu kişinin ayrıca telefon satış işi yaptığını, suçlamayı kabul etmediğini, kredi kartı imali ve kullanımı aşamasına hiçbir şekilde aracılık etmediğini, bu işlemlerden fayda sağlamadığını,
İnceleme dışı sanık Yücel Kaskat aşamalarda benzer şekilde; Üçyol semtinde 190 numaralı pasaj içinde telefon, aksesuar ve kontör işi yaptığını, kendisine sorulan kişileri tanımadığını, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgisi bulunmadığını, iki yıl önce ...'dan geldiğini, 1 yıldır da bahse konu ... yerini işlettiğini, Gültekin Satan adına kayıtlı olan 0 538 * 77 11 numaralı telefonu kullandığını, ... yerinde ise eski kiracı olan Şahimde Köylüoğlu adına kayıtlı olan 0 232 * 54 48 numaralı telefonu kullandığını, olay tarihine kadar hiç yurt dışı sahte kredi kartı kullanmadığını, bu kartların kullanılması için ... yeri ayarlamadığını, ... yerinde Bankasya ve Vakıflar Bankasına ait 2 adet POS cihazı bulunduğunu, her iki cihazın da yurt dışı kullanımlara kapalı olduğunu, 2010 yılı Şubat ayında bir müşterinin gelerek 20 TL'lik kontör almak istediğini, kredi kartını POS cihazından geçtiğini, işlem yapmadığını, bunun üzerine bankayı aradığını, banka yetkilisinin POS cihazının yurt dışı kartlara kapalı olduğunu söylediğini, bu nedenle işlemi gerçekleştiremediğini, bu işlemi yapan kişinin yabancı olduğunu, hangi ülkeden olduğunu bilmediğini, 25.04.2010 tarihinde ... yerinde 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile 900 ve 3.400 TL'lik işlemlere ilişkin olarak sanık ...'i tanımadığını, söz konusu işlemleri hatırladığını, belirtilen tarihte uzun boylu saçları hafif sarı olup ortadan ayıran bir kişinin 3 veya 4 adet, toplam değeri 3.400 TL civarında olan telefonu alacağını söyleyip kredi kartı verdiğini, TEB'e ait POS cihazından bu kartı geçtiğini, ancak işlemin onaylanmadığını, bankayı aradığını, banka görevlisinin POS cihazının yurt dışı işlemlere kapalı olduğunu söylediğini, bu nedenle işlemi yapamadığını, bu kişinin kendisine yabancı ülkeye ait bir kredi kartı verdiğini, bu kişiden kimlik istediğini ancak ibraz edemediğini, 25.04.2010 günü saat 14.08'de yapılan ikinci çekim işleminde ise bu kişiye "Bankayı arayayım, sen bir dolaş gel." dediğini, bu kişinin bir süre sonra yine geldiğini ve 900 TL'lik ikinci işlemi yaptıklarını ancak yine işlem onaylanmadığı için telefon satamadığını, 725110814 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olmadığını, inceleme dışı sanık Erhan Bestel'i tanımadığını, komşularının da telefonunu kullanmış olabileceklerini, suçlamaları kabul etmediğini,İnceleme dışı sanık Mahmut...aşamalarda benzer şekilde; kendisine sorulan kişileri tanımadığını, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgisinin bulunmadığını, 0 538 * 38 80 numaraları telefonu kullandığını, adına kayıtlı...Turizm isimli ... yeri dışında...Büfe isimli ... yerinin de bulunduğunu, Akyol Turizm'de otobüs bileti satışı, ... kiralama ve sigorta acenteliği yaptığını, 17.05.2010 tarihinde...Turizm isimli ... yerinde kullanılan 5471 33 8263 ve 5471 33 8941 numaralı kredi kartlarına ilişkin olarak daha önceden tanımadığı, müşteri olarak dükkanına gelen 3 kişinin aylık olarak iki adet oto kiralamak istediklerini, otoların fiyatı olarak aylık 4.500 TL'ye anlaştıklarını, ilk önce ilk otonun fiyatını 4.200 TL'ye anlaştıklarını, bu miktarı POS cihazından çektiğini, ardından kendisine verilen diğer kredi kartından ikinci otonun ücreti olan 4.440 TL'yi çektiğini ancak bu işlemin onay vermediğini, tekrar 4.450 TL'lik çekim yaptığını ancak onun da onaylanmadığını, ilk çekmiş olduğu otonun ücreti ödendiği için Hyundai Grand marka olan minibüsü teslim ettiğini, iki gün sonra Fortis Gaziemir Şubesinden arandığını, yurt dışı sahte kredi kartı ile alışveriş yapıldığı belirtilip ve slip fotokopisi istendiğini, kendisinin de bankaya giderek slip fotokopisini teslim ettiğini ve işlemin iptal edilmesini istediğini, minibüsü verdiği şahıslara telefon ederek teslim etmelerini söylediğini, bahse konu minibüsü görenlerin haber vermesi üzerine bulunduğu yere giderek teslim aldığını, bu sırada içinde kredi kartı ile alışveriş yapanların bulunmadığını, başka şahısların olduğunu, 743291856 ve 743296413 numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri hatırlamadığını,İnceleme dışı sanık ... ... aşamalarda benzer şekilde; ... ili, ... ilçesinde ... Kuyumculuk isimli ... yerini tek başına işlettiğini, kendisine sorulan şahısları tanımadığını, soruşturma konusu sahte kredi kartı olayı ile ilgisinin bulunmadığını, 0 538 * 66 55 numaralı hattı kullandığını, ... yerinde 5 ayrı bankaya ait POS cihazı bulunduğunu, yapılan alışverişler karşılığında çipli kartlardan şifre ile diğer kartlardan da kimlik kontrolü yapılıp imza karşılığında işlem yaptığını, kendisine fotoğrafı gösterilen sanık ...'yı daha önce görmediğini, bu kişi ile hatırladığı kadarıyla alışveriş yapmadığını, 01.03.2010 ve 01.04.2010 tarihlerinde 5471 33 6581 ve 5471 33 8342 numaralı kredi kartları ile ... yerinde yapılan alışverişlere ilişkin olarak 01.03.2010 tarihli 3.250 TL'lik alışverişten 1 veya 2 gün sonra ...'tan arandığını, banka görevlisinin bu işlem hakkında kendisinden bilgi aldığını, yapılan alışveriş hakkında tanzim edilen fatura ve çekilen kartın POS cihazı çıktısını yani slibi bankaya göndermesinin istediğini, bunun üzerine bu işlemin fotokopilerini bankaya gönderdiğini, bu paranın hesabına ertesi günü geçtiğini, banka görevlilerine bu işlem hakkında daha sonra bir soru sormadığını, 01.04.2010 tarihli 950 TL'lik alışverişi kimin ile yaptığını bilmediğini, ancak emniyetteki kayıtlara göre bu alışverişin yurt dışı kredi kartı ile yapıldığının göründüğü, bu işlemin bir gün sonra hesabına geçmemesi üzerine banka görevlilerini aradığını, yurt dışı kartın 40 gün sonra hesabına geçeceğini, bu işlemin prosedürünün bu olduğunu öğrendiğini, daha önceki tarihlerde 350 TL civarında yaptığı bir alışverişte de banka görevlilerinin yine aynı şeyleri söylediklerini, bu paranın hesabına geçip geçmediğini hatırlayamadığını, her iki alışverişte 14 ayar ürün satmış olabileceğini, 01.04.2010 tarihinde aynı yurt dışı kredi kartı ile önce 3.550 TL'lik işlem yapılmak istendiğinde ret verilmesinden 5 dakika sonra aynı kart ile onay veren 950 TL'lik bir işlem daha yapılmasının nedeninin müşterinin ilk aldığı ürünü bırakıp daha ucuz bir ürün satın almasından kaynaklandığını, ...Takı isimli ... yerini bilmediğini, o ... yerinde yurt dışı sahte kredi kartı ile ilgili yapılan işlem hakkında bilgi sahibi olmadığını, yapılan işlemlerin miktarları normal olduğu için şüphelenmediğini, sanık ...'nın kullandığını öğrendiği 0 532 * 54 84 numaralı telefondan kendisinin kullandığı 0 538 * 66 55 numaralı telefonu neden birçok kez çaldırdığını bilmediğini, telefon numarasının kartvizitinde yer alması nedeniyle müşterilerinin kendisini aradıklarını, ancak sanık ...'yı tanımadığını,İnceleme dışı sanık .aşamalarda benzer şekilde; ... Optik isimli ... yerini işlettiğini, sanık ...'i eşinin babasının kiracısı olması nedeniyle tanıdığını, diğer şahısları tanımadığını, ... yerinde beş bankaya ait POS cihazı bulunduğunu, arkadaşı olan ancak soyadını hatırlamadığı ... isimli şahıs adına kayıtlı olan 0 555 * 91 54 numaralı telefonu kullandığını, ... yerinde sahte kredi kartı kullanmadığını ya da bu kartların kullanılması için ... yeri ayarlamadığını, ... Optik isimli ... yerinde 31.05.2010 tarihinde 4540 73 1950 ve 4540 73 1985 numaralı kredi kartlarının kullanılması olayına ilişkin olarak söz konusu işlemleri kendisinin yapmadığını, o tarihte eşinin hasta olması nedeniyle ... Çukurova Devlet Hastanesine götürdüğünü, randevu saatinin 17.00 olduğunu, hastaneye gittiğinde ... yerini komşu esnaf arkadaşlarına bıraktığını, bu kişilerin ... yerine gidip alışveriş yapmış olabileceklerini ayrıca ... yerinde 4.200 TL'lik gözlük bulunmadığını, 4540 73 1950 numaralı kredi kartının aynı gün sanık ...'in ... yerinde kullanılması olayına ilişkin olarak bu kişi ile hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığını,İfade etmişlerdir.Sanık ... kollukta; 1991 yılından beri sigortacılık yaptığını, adresini verdiği ... yerinin faal olarak çalışmadığını, kendisine ait portföyünün başka bir firma tarafından yürütüldüğünü, o firmadan aldığı komisyon ile geçimini sağladığını, sanık ...'i tanıdığını, ...'e gittiği zamanlarda birlikte oturup çay, kahve içtiklerini, bu kişiye borç para verdiğini, bu borç nedeniyle sanık ...'in kendisine 1.000-2.000 TL civarında ödeme yaptığını, geri kalan borcu hâlen ödemediğini, sanık ...'nın kuzeni olduğunu, ...'da yaşadığını, manav ve pazar işi ile uğraştığını, sanık ...'ı tanıdığını, bu kişinin ... ilinde oturduğunu, bu kişiye 9.000 TL civarında borcu bulunduğunu, ...'da bulunan üç adet gayrimenkulünü bu kişinin satmaya çalıştığını, buna karşılık ondan borç para aldığını, kendisine sorulan diğer isimlerini tanımadığını, üzerine kayıtlı bir malı bulunmadığını, ... İçen isimli şahsa olan borcundan dolayı başkasının üzerine kayıtlı bir tapuyu bu borcuna karşılık söz konusu şahsa devrettirdiğini, ... İçgelen isimli bir şahsa da yine borcundan dolayı başkasının adına olan iki adet taşınmazı satması için vekâlet verdiğini, bankaya olan borcundan dolayı üstüne kayıtlı mal bulundurmadığını, yakalandığında cebinden 6 TL para çıktığını, atılı suçu işlemediğini, adına kayıtlı 0 532 * 54 84 numaralı hattı kullandığını, 01.01.2010 tarihinden sonra ... iline 2 ya da 3 defa gelip sanıklar ... ve ...'den para aldığını, bu kişilerle en fazla 15-20 dakika görüştüğünü, ... iline ise ... iline giderken uğradığını ve orada bulunan sanık ...'dan yol parası aldığını, sahte kredi kartı kullanmadığını veya kullanmak için ... yeri ayarlamadığını, 05.05.2010 tarihinde... Kuyumculuk'ta yabancı bankaya ait 5471 33 8215 numaralı kredi ile yapılan 4.650 TL'lik işlemle ilgili bilgisi bulunmadığını, 05.05.2010 tarihinde ... iline sanık ...'in kendisine olan borcu nedeniyle gittiğini, bu kişinin borcunu ödeyememesi nedeniyle de daha sonra yanından ayrıldığını, 0 534 * 71 98 numaralı hattın kendisine ait olmadığını, bu telefonla yapılan görüşmelere ilişkin ses analizinin yapılmasını istediğini, 13.03.2010 tarihinde sanık ...'in kendisini otogardan alıp ...'da bulunan sanık ...'nın yanına götürdüğünü, bu kişinin kendisine para vereceğini söylediğini ancak bir gün önce ağabeyinin kayınpederine para vermesi nedeniyle kendisine ödeme yapamadığını, yapacak bir şey olmadığından oradan ayrıldığını, ardından sanık ...'in kendisini havaalanına gidebileceği bir yol üzerinde bıraktığını, oradan havaalanına geçerek ...'a gittiğini, ...Takı ve Mücevherat isimli ... yerinde 19.04.2010-16.05.2010 tarihleri arasında kullanılan kredi kartları ile ilgisinin bulunmadığını, ... Döviz isimli ... yerinde 25.04.2010 tarihinde kullanılan kart ile ilgili bilgisinin olmadığını, 16.05.2010 tarihinde sanıklar ... ve ... ile ... ilinde görüştüğünü ancak her şahıs ile ayrı ayrı görüştüğünü, 20.03.2010 tarihinde sanık ...'in ...'ya yanına gelme nedenini bilmediğini, 25.04.2010 tarihinde Yücel Kaskat isimli ... yerinde kullanılan kredi kartı ile ilgisinin olmadığını, ... Döviz isimli ... yerinde 26.04.2010 tarihinde kullanılan kredi kartı ile ilgisinin bulunmadığını, sanık ...'nın Barto Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde 28.01.2010-28.02.2010 tarihleri arasında kullanılan yabancı bankaya ait kredi kartları ile ilgili bilgisinin bulunmadığını, ... iline gelme sebebinin sanıklar ... ve ...'dan alacağı bulunması olduğunu, 11.02.2010 tarihinde ... Kuyumculuk isimli ... yerinin yetkilisi olan inceleme dışı sanık ... Yuvauç'a çağrı bırakmasının nedeninin kendi telefonu aranmış ise kimin aradığını öğrenmek için olabileceğini, söz konusu ... yerinde kullanılan kredi kartları ile bir ilgisinin olmadığını, 06.05.2010 tarihinde kendisine para gönderen sanıklar ... ve ...'ü tanımadığını, bu kişilerin sanık ...'in kendisine olan borcu nedeniyle para yatırmış olabileceklerini, ... Elketronik isimli ... yerinde 05.05.2010-13.05.2010 tarihleri arasında kullanılan kredi kartları ile ilgisinin bulunmadığını, 06.05.2010 tarihinde sanık ... tarafından kendisine gönderilen parayı bu kişiden borç olarak aldığını, 666962491 ve 666962487 numaralı iletişim tespit tutanaklarının ... kiralama şirketinde bulunan 3 adet aracının icra yoluyla satışına ilişkin bir görüşme olduğunu, 672014795 numaralı iletişim tespit tutanağının kuzeni ...nın kendisinden borç para istemesine ilişkin bir görüşme olduğunu, 680640336 numaralı iletişim tespit tutanağında sanık ...'in sanık ...'ın kredi kartından çektiği paraya ilişkin kendisinden borç istediğini, 681222576 numaralı iletişim tespit tutanağında kuzenine verdiği toplam 8.000 TL'den kendisine yaptığı 200 TL ödemeye ilişkin olduğunu, 681226537 numaralı iletişim tespit tutanağında kuzeni ...nın kendisine yapacağı ödemeye ilişkin kız kardeşinin hesap numarasını verdiğini, 681296616, 681272549 numaralı iletişim tespit tutanaklarında kuzeni ...nın kendisine yapacağı 200 TL'lik ödemeye ilişkin görüştüğünü, 682615625, 692197185, 706568072, 709322122, 720740021, 724975993, 725135758, 725781041, 736731850, 738471215, 742053309, 742053308, 748376102, 748376103, 759094467 numaralı iletişim ve mesaj tespit tutanaklarındaki görüşmeleri hatırlamadığını, 682907987 numaralı iletişim tespit tutanağında Cengiz Karlı isimli arkadaşının ...'da açtığı bara misafir olarak gitmek için görüştüğünü, 694907937, 696915765, 697677666, 69767797, 697682841, 697909995, 698255826, 698255825, 702118491, 704343393, numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri yapmadığını, 705015165, 705015578 numaralı mesaj tespit tutanaklarında yer alan mesajların webmoney hesap açabilmek amacıyla kendisine gelen onay kodları olduğunu, 715581577 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'ın kredi çektiğine ve kendisine para göndereceğine ilişkin olduğunu, 716994547 numaralı iletişim tespit tutanağında sanık ...'in "Cücü" şeklinde hitap ettiği kişinin sanık ...'in arkadaşı olduğunu ancak kendisinin bu kişiyi tanımadığını, 745832304 numaralı iletişim tespit tutanağının sanık ...'ın kız arkadaşı ile ettiği kavgaya ilişkin olduğunu, 758358367 numaralı iletişim tespit tutanağının ...'da satılacak ya da kredi alınacak yerin tapu fotokopisinin sanık ...'a faksla gönderilmesine ilişkin olduğunu, 763417907, 763417906 numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmenin parası kalmadığı için sanık ...'ın bilgisayarını satarak kendisine 200 TL para göndermesi ile ilgili olduğunu, 763419545 numaralı iletişim tespit tutanağında sanık ...'ın kendisine para yatırması için hesap numarası vermesine yönelik olduğunu, 774456309 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın borcuna karşılık kendisine 895 TL para göndermesine ilişkin olduğunu, 771611730 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ... ile ağabeyi Erdal Sarı arasında geçen tartışmaya ilişkin olduğunu, flash belleğinde ele geçirilen kredi kartı numaralarının webmoney adındaki sanal para sattığı yabancı uyruklu müşterilerine ait olduğunu, bu kredi kartlarını kullanmadığını, bu numaraların webmoney transferi için gerekli olduğunu, bu bilgileri başka kimseye vermediğini, bilgisayarında kayıtlı bulunan kredi kartı bilgileri ile Rus uyruklu hackerlarla kredi kartı pazarlığı yapmadığını, internet üzerinden webmoney satın almak amacıyla yabancı uyruklu şahsa para gönderdiğini, arkadaşı olan sanık ...'ın da para göndermiş olabileceğini, Mahkemede; atılı suçları işlemediğini, bu suçlarla bir ilgisi bulunmadığını, örgüt ile de bir ilgisi olmadığını, sanıklardan sadece ..., ... ve ...'ı tanıdığını, 1993'ten beri tek bir hat kullandığını, bunun da 0 532 * 54 84 numaralı Turkcell hattı olduğunu, bunun haricinde hiçbir telefon hattı kullanmadığını, emniyet güçleri tarafından yakalandığında kendisinde 2. bir cihaz bulunmadığını, ayrıca örgüt mensubu olduğu iddia edilen kişilerin kendi hesabına havale yaptıklarının iddia edildiğini ancak Finansbank'taki hesabı incelendiğinde para sirkülasyonu olmadığının görüleceğini, örneğin sanık ...'ın kendisine para gönderdiğini ancak kredi çekerek gönderdiğini, bunu kendisinin de belgeleyeceğini, amcasının oğlu olan sanık ...'nın 1.000 TL'ye yakın bir para gönderdiğini, 2007 yılında kuzenine para göndermesi nedeniyle onun da bunun bedeli olarak bu parayı gönderdiğini, sanık ...'in kendisine 1.500 TL gönderdiğinin doğru olduğunu ancak bu sanığın kendisine 9.000 TL borcu bulunduğunu, bu parayı tanımadığı bir arkadaşına verip kendi hesabına yatırttığını, telefon görüşmesi de yapmadığını, örgüt lideri olmadığını, ...'da ikamet ettiğini, ...'da sigortacılık yaptığını,Sanık ... 14.07.2010 tarihinde kollukta; sanık ... ile ... Cezaevinde birlikte kaldıklarını, sanık ... ile eşine ait olan aracı satarken tanıştıklarını, sanık ... ile ... ilçesinde bulunan . isimli ... yerinde beraber çalıştıklarını, inceleme dışı sanık.'i ... ilçesinde Yurdakul Mobilya isimli ... yerinde beraber çalışırken tanıdığını, sanık ...'ın, .in kuzeni olduğunu, sanık ...'i gitmiş olduğu toplantıdan dolayı tanıdığını, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., inceleme dışı sanıklar ... ..., ..., ..., ...,., ., ..., ... ... ile tanık .ı tanımadığını, kredi kartı sahteciliği imali ve kullanımı olayı ile ilgili bir ilgisinin bulunmadığını, yapılan aramalarda kendisine ait hiçbir suç unsurunun ele geçirilmediğini, 0 506 * 49 91 numaralı hattın adına kayıtlı olduğunu, ... plaka sayılı otonun eşine ait bulunduğunu, yurt dışı sahte kredi kartı kullanmadığı gibi kullanılması için ... yeri de ayarlamadığını, sanık ...'nın 05.05.2010 tarihinde ... iline gelerek kendisi ile buluştuğunu, birlikte ...'na çay içmeye gittiklerini, sanık ...'nın daha sonra işi olması nedeniyle yanından ayrıldığını, kendisinin de ...'nda ... yeri bulunan sanık ...'in yanına uğradığını, kendisi ile buluştukları iddia edilen inceleme dışı sanık ... ile sanıklar ... ve ...'i ise tanımadığını, o gün kredi kartı kullanmadıklarını, Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerini bilmediğini, bu ... yerinden yurt dışı kredi kartı ile bir alışveriş yapmadığı gibi aracılık da yapmadığını, 0 534 * 38 49 numaralı telefonu kullanmadığını, sanık ... ile görüştüğünü ancak bu kişi ile sahte kredi kartı ile ilgili bir ... yapmadığını, ...Takı Mücevher isimli ... yerini bilmediğini, bu ... yerinden herhangi bir çekim işlemine aracılık etmediğini, sanık ...'ı tanımadığını ve 16.05.2010 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen buluşmayı hatırlamadığını, sanıklar ..., ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'ı tanımadığını, 16.06.2010 tarihinde bu şahıslarla buluştuğunu hatırlamadığını, 20.03.2010 tarihinde ... iline gitmediğini, sanık.ın evine çay içmek amacıyla ara sıra gittiğini, 23.05.2010 tarihinde sanık ... ile buluşmadığını, bu şahsı tanımadığını, yabancı bankalara ait sahte kredi kartlarını kullanmadığını, kendisine okunan ..., . ., ..., . . ., ., . ., ., .,. ., . ., ., ., . ., . .. .. . ., ., ., ., ., . . ., ., ., ., . ., ., ., . ., ., . ., ., . .,. .,.., . . ., .,.,., . ., ., ., . numaralı iletişim tespit ve mesaj tespit tutanaklarındaki görüşmeleri aradan zaman geçtiği için hatırlamadığını, .,., ., .., ., ., . .., ., ., . ., ., ., ., ., ., ., .., . ., ., . ., ., ., ., ., ., .., ., ., ., ., ., ., .. . . numaralı iletişim tespit ve mesaj tespit tutanaklarındaki görüşmeleri kendisinin yapmadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, ., . ., ., ., . ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin ... satışı ile ilgili olduğunu, ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin sanık ...'in ağabeyi ile ilgili olduğunu, kendisi ile ilgisinin bulunmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın kendisini çay içmeye götürmesi ile ilgili olduğunu,Mahkemede; atılı suçları işlemediğini, örgüt mensubu olmadığını, sanıklardan sadece ..., ... ve Cengiz Sarı ile inceleme dışı sanık Erhan Bestel'i tanıdığını, evinde yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığını, çalıştığı yer ile ikametgahının belli olduğunu, ... yerinde sigortalı olarak asgari ücretle çalıştığını, olaydan dolayı mağdur olduğunu, Sanık ... kollukta; sanık ...'yı cezaevinden tanıdığını, diğer şahısları tanımadığını, soruşturma konusu sahte kredi kartı üretme ve kullanma suçu ile ilgisinin bulunmadığını, 0 532 * 20 66 ve 0 531 * 53 38 numaralı hatları kullandığını, ev telefonunun 0 224 * 78 41, ... telefonunun ise 0 224 * 16 38 olduğunu, 2010 yılı Haziran ayına kadar elektronik eşya üzerine 2. el alım satım yapan ... yeri bulunduğunu, bu ... yerinde kimlik kontrolü yaptıktan sonra yabancı kartlarla POS cihazından çekim yaptığını, Andy Löwe isimli bir yabancı müşterisinin kartı ile yapılan alışveriş karşılığı çekim yaptığını, bu kişinin kimlik fotokopisini istemesine karşın tur operatörleri tarafından uyarılması nedeniyle alamadığını, bu nedenle sadece bu kartın ön yüzünde bulunan numara ile son kullanma tarihini alabildiğini, sanık ... ile arkadaşlık ilişkisi çerçevesinde görüştüğünü, üniversite öğrencisi olan ... Asgin isimli şahsın komşusu olduğunu, bu şahsın evinde ...'de ev arayan sanık ... ile birlikte misafir olarak kaldığını, yine sanık ...'nın zor durumda olduğunu belirtmesi nedeniyle kendisine çeşitli tarihlerde borç olarak para gönderdiğini, 05.05.2010-13.05.2010 tarihleri arasında ... Elektronik isimli ... yerinde yabancı bankalara ait kredi kartları ile yapılan alışverişlerin gerçek alışverişler olduğunu, bu alışverişleri kart hamillerinin kimliklerine bakarak teyit ettikten sonra yaptığını, 715581577 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın kendisinden istediği borç paraya ilişkin olduğunu, 715585039 numaralı mesaj tespit tutanağında yer alan hesap numarasının sanık ...'ya ait olması gerektiğini, 738143679 numaralı iletişim tespit tutanağında ... yerinde yabancı kartla yapılan işleme ilişkin olarak Yapı ve Kredi Bankası görevlisi ile yapmış olduğu görüşme olduğunu, bu görüşme sonrasında söz konusu alışverişe ilişkin fatura ve slibi bankaya verdiğini, 739721126 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede Yapı ve Kredi Bankası görevlisinin ... yerine gelmek istediğini ancak kurulumda olması nedeniyle gelemediğini, amacının banka görevlisinin oyalamak olmadığını, . isimli kişinin muhasebecisi olduğunu, 740358442 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi hatırladığını, bu görüşmede geçen Hariri isimli ...vatandaşının ... yerinden elektronik malzeme aldığını ancak işlemin gerçekleşmediğini, ardından bu kişinin ev telefonundan kendisini aradığını ve evine gelip ödeme yapmak istediğini söylediğini, daha sonra evine geldiğini, bu kişinin kartını alıp POS cihazından geçirdiğini ancak işlemin onaylanmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağında yapılan görüşmede Fortisbank görevlisinin kendisinden POS makinesini iade etmesini istediğini, bu makineyi daha sonra iade ettiğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kız arkadaşı olan. isimli kişiden 200 TL civarında borç para alıp sanık ...'ya göndermesine ilişkin olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'nın kendisine ait taşınmazı satması için tapu fotokopisini faks ile göndermesine ilişkin olduğunu, . ve . numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmenin sanık ...'nın kendisinden 230 TL borç para istemesi ve bu parayı göndermesine ilişkin olduğunu, evinde yapılan aramada ele geçirilen not kağıtları üzerinde bulunan yurt dışı bankalara ait kart numaralarının hepsinin müşterilerinin gerçek kredi kartları üzerinde yer alan numaralar olduğunu, bu numaraları güvenlik amacıyla aldığını,. isimli şahsa internet üzerinden alışveriş yapmak ve poker çipi almak için para gönderdiğini, evinde ele geçirilen POS makineleri ile sahte karttan çekim işlemi yapmadığını, yabancı bankalara ait gerçek kartlarla çekim yaptığını, Mahkemede; sanıklardan sadece ...'yı tanıdığını ve bu kişinin arkadaşı olduğunu, ayrıca sulh ceza mahkemesinde sorgu sırasında ibraz edemediği belgeleri getirdiğini, bu belgelerin avukatı tarafından ibraz edileceğini, Sanık ... kollukta; sanık ...'yı kuzeni olması nedeniyle tanıdığını, bu kişi ile bir yıldan fazla süredir görüşmediğini, diğer kişileri tanımadığını, sahte kredi kartı imali ve kullanımı suçlamasını kabul etmediğini, yaklaşık 8-9 aydır yeğeni olan Işıl Bakır ile birlikte 0 539 * 20 31 numaralı telefonu kullandığını, Barto Ekonomik Pazar isimli ... yeri bulunduğunu, ancak bu ... yerini yaklaşık 3 ay kadar önce kapattığını, bu ... yerinde sebze-meyve sattığını, bu ... yerinin günlük cirosunun ortalama 300 TL olduğunu, takip tutanağında belirtildiği gibi 13.03.2010 tarihinde sanıklar ... ve ...'in gelmediklerini, o tarihte ne ... yerinde ne de başka ... yerlerinde sahte kredi kartı kullanmadığını, 28.02.2010 tarihinde sanıklar ... ve ...'in yanına gelmediklerini, onlarla görüşmediğini, 28.02.2010 tarihinde ... yerinde daha önceden görmediği ve tanımadığı biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın toptan sebze-meyve alışveriş yaptıklarını, karşılığında POS cihazından 3.155 TL'lik çekim yaptığını, ancak işlemin reddedildiğini, bunun üzerine malı teslim etmediğini, bu kişilerin "Nakit alıp geleceğiz." diyerek ... yerinden ayrıldıklarını, ancak bir daha da gelmediklerini, 28.01.2010 tarihinde yine daha önceden tanımadığı biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın sebze-meyve alışverişi yaptıklarını, karşılığında POS cihazından 75 TL'lik çekim yaptığını, 02.02.2010 tarihinde biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın toptan sebze-meyve alışverişi yaptıklarını, karşılığında POS cihazından 2.875 TL'lik çekim yaptığını, bu işlemin onaylanması nedeniyle malı teslim ettiğini, bu kişilerin beyaz renkli, markası ve modelini bilmediği bir otoya bindiklerini, aynı gün yapılan 3.425 TL'lik toptan sebze-meyve alışverişini biri Türk diğeri yabancı olan iki erkek şahsın yaptığını, karşılığında POS cihazından 3.425 TL çektiğini ancak işlemin onaylanmaması nedeniyle malı teslim etmediğini, onaylanan alışverişler ile ilgili olarak banka hesabına ödeme yapıldığını, ... yerinde 28.02.2010 tarihinde kullanılan 5471 33 6581 numaralı yurt dışı kredi kartının bir gün sonra 01.03.2010 tarihinde, inceleme dışı sanık ... ...'a ait olup ... ilinde bulunan ... Kuyumculuk isimli ... yerinde de kullanılması olayı ile ilgili bilgisinin olmadığını, bu şahsı tanımadığını, . . ..numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, . . ., . . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerin ... satımı ile ilgili olduğunu, . numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmede banka görevlisinin yabancı kartlarla yapılan alıverişlere ilişkin slip istediğini, niye istediğini bilmediğini, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'dan aldığı borç parayı daha sonra göndermesine ilişkin olduğunu, Mahkemede; iddianamede yazılı suçları işlemediğini, sanıklardan ...'nın amcasının oğlu olduğunu, diğer sanıkları tanımadığını, 5714/1. Sokak, .../... adresinde manavcılık yaptığını, yabancı şahısların 4 gün içinde kendisinden 2 kez alışveriş yaptıklarını, bu süre zarfında kartlarda problem olsaydı bankanın kendisini arayıp uyarabileceğini, ancak bunun yapılmadığını, 25 yıldır aynı yerde ikamet ettiğini, esnaf olduğunu, buna ilişkin belgelerini ibraz etmek istediğini,Sanık ... kollukta; inceleme dışı sanık ... ile sanık ...'ın kardeşleri olduğunu, kendisine sorulan diğer kişileri tanımadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini, adına kayıtlı olan 0 535 * 86 98 numaralı hattın 1 yıldır kapalı olduğunu, arkadaşı adına kayıtlı olan 0 507 * 79 28 numaralı telefonu kullandığını, sanıklar ... ve ...'ü tanımadığını, bu kişilerle buluşmadığını, 0 232 * 19 09 numaralı hattın annesi adına kayıtlı olduğunu, bu telefondan sanık ...'nın kullandığı 0 532 * 54 84 numaralı hatta çağrı bırakmadığını, kendisine okunan. . . . ., ., ., ., . ., ., ., . . . numaralı mesaj ve iletişim tespit tutanakları ile ilgili bilgisi olmadığını,.numaralı görüşmede geçen İbrahim isimli şahsı tanımadığını, .isimli şahsın ise kardeşi olduğunu, ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, bu görüşmelerdeki ... isimli kişinin mahallede mobilyacılık yapan bir şahıs olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yapmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, ... isimli şahsın yanına başlıkları dikmek için gittiğini,., ., ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kendisinin yaptığını, bu görüşmede yer alan ... isimli şahsın tekstil işinden tanıdığı bir arkadaşı olduğunu, ...'in soy ismini bilmediğini, bu kişinin ... ilçesinde HSBC Bank'ın bulunduğu sokaktaki ... yerinin çalışanı olduğunu, görüşmede ...olarak belirtilen kişinin de ... yeri çalışanı olduğunu, kendisinin diktirdiği bayan kıyafetlerine ilişkin "Kredi kartı ile ödeme yapsak olur mu?" dediğini, kart sahibinin kim olduğunu bilmediğini, ancak bunu soran kişinin aracı olduğunu, kendisinin de ...isimli şahsa POS cihazının yurtdışı kullanıma açık olup olmadığını sorduğunu, daha sonra da görüşemediğini, müşterinin güvenilir gelmediğini,.umaralı iletişim tespit tutanağında yer alan ... isimli kişinin tekstil işinde çalışan bir arkadaşı olduğunu, bu kişinin çalıştığı ... yerinin ismini bilmediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olduğunu, bu görüşmede yer alan ... isimli kişinin ... Organize Sanayi Bölgesinde bulunan . Teks. Konf. isimli ... yerinin sahibi olduğunu, bu kişiye fason ... yaptıracağını, müşterinin de ödemeyi kredi kartı ile yapacağını, kredi kartının yabancı bankaya ait olduğunu, bu kişinin Yapı ve Kredi Bankası, Fortisbank ve ...'a ait POS cihazlarını kullanmak istediğini ...'e söyleyip "Bu bankalardan POS cihazı alırsan müşteri devamlı buradan mal alırız diyor." dediğini, ...'in daha sonra bu bankalardan POS cihazı alıp almadığını bilmediğini, müşteri sağlam gelmeyince kendisinin de bir daha ne oluğunu sormadığını,.numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kendisine ait olduğunu, Mürsel isimli uyanık bir arkadaşını yurt dışı kartlar hakkında bilgi almak amacıyla aradığını, kendisinden kopya olduğunu düşündüğü bir kart ile alışveriş yapmaya çalıştıkları için aradığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede yer alan ... isimli şahsın arkadaşı olduğunu, tekstil işi yaptığını, bu görüşmenin ... isimli kişinin mal üretemediği için sıkışık olması ile ilgili bir görüşme olduğunu,. numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin mal üretip satamadıkları için ekonomik sıkıntı çektiklerine ilişkin olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede aracı müşterinin yabancı banka kartı ile çekim yapabileceği bir yer olup olmadığını sorduğunu, kendisinin ise bu kartların kopya kart olabileceğini düşünerek alışveriş yapmadığını, kardeşi olan ...'ın ödemeleri kredi kartı ile yapmak isteyen yabacı müşterilere mal satıp satamayacaklarını sorduğunu, bunun üzerine yabancı kartlar ile ödeme alabilecek ... yerlerini araştırdığını, müşterinin kredi kartının kendi adına olmadığını öğrenince de vazgeçtiğini, suçlamaları kabul etmediğini,Mahkemede; kolluk ifadesini aynen tekrar ettiğini, ekleyecek bir husus olmadığını, kardeşleri dışında isimleri geçen diğer kişileri tanımadığını,Sanık ... kollukta; sanık ...'i 2-2,5 aydır tanıdığını, kendisi ile halihazırda cezaevinde bulunan İlhan Güven isimli şahıs vasıtası ile tanıştığını, sanık ...'in kendisine bulacağı ... yerlerinden sahte kredi kartları ile POS makinesinden yapılacak çekimler karşılığında %10-20 oranında pay vereceklerini söylediğini, bu şahıs ile aynı anda sanıklar ..., ... ve ... ile de tanıştığını, bu şahısların da aynı işi yaptıklarını, inceleme dışı sanık ...un mahalleden tanıdığı bir esnaf olduğunu, bu kişinin şehirlerarası bilet satışı yapan ... yeri bulunduğunu, sanık ...'ın ağabeyi, diğer sanık ...'ın ise küçük kardeşi olduğunu, diğer şahısları tanımadığını, sanıklar ... ve ... ile tanıştıktan sonra bu şahısların kendisine bulacağı ... yerlerinden sahte kredi kartı ile yapılacak olan POS işlemlerinden yüzde üzerinden komisyon vereceklerini söylediklerini, bunun üzerine yaklaşık 15-20 gün boyunca birçok ... yerini dolaştığını, bu ... yerlerinden birçoğunun olmadığını, birçoğunun da çekilecek olan kartın %70'ini istemeleri nedeniyle kabul etmedikleri, ... isimli arkadaşının kendisine ... yeri bulduğunu, bu ... yerini nerede olduğunu bilmediğini ancak ... yerinin ismini bilmediği elemanının seyyar POS makinesi getirdiğini, söz konusu yere sanıklar ... ve ... ile birlikte gittiklerini, POS'tan kredi kartını çektiğini, işlemin ret verdiğini, bunun üzerine ...'den ayrılıp geri geldiklerini, ayrıca ... merkezinde adreslerini bilmediği ... yerlerinden yaptıkları POS işlemlerinin tamamının ret ile sonuçlandığını, bu nedenle çekim işlemi yapamadıklarını, 0 539 * 16 97 numaralı hattın kendisi tarafından kullanıldığını, yine kardeşleri olan sanıklar ... ve ...'ın telefonlarını da kullandığını, ancak bu telefonların numaralarını hatırlamadığını, 16.06.2010 tarihinde sanıklar ... ve ...'ün evlerine geldiklerini, yanlarında getirdikleri l veya 2 adet POS makinesini evde bulunan 0 232 * 19 09 numaralı hatta bağladıklarını, sanıklar ... ve ...'ün kendilerinde bulunan birçok yabancı kartı bu POS cihazlarından geçirdiklerini ancak hepsinin ret verdiğini, bunun üzerine aralarında tartıştıklarını, ardından söz konusu şahısların POS makinelerini alıp gittiklerini, bir ara sanık ... ile internet kafeye gittiklerini, orada sanık ...'in internet üzerinden yabancı bir şahıstan kart numaraları aldığını ve bilgilere göre evde tekrar denediklerini ancak yine ret verdiğini, daha sonra evden ayrılıp gittiklerini, evlerinde bulunan 0 232 * 19 09 numaralı telefondan muhtemelen sanık ...'in diğer sanık ...'ya çağrı bırakmış olabileceğini,. numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan .isimli şahsın gerçek adını bilmediğini, mahalledeki bu kişinin kendisine ait mobilya dükkanı bulunduğunu, ağabeyi ile birlikte çalıştığını, bir ara bu kişiye kart ile çekim işlemi yapmak için POS makinesi lazım olduğunu söylediğini, bunun üzerine bu olaylardan haberi olduğunu ancak onun bu işler ile ilgisi bulunmadığını, bu kişi ile tahmin ettiği kadarıyla söz konusu görüşmeyi kardeşi olan inceleme dışı sanık ...'ın yaptığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin Mirkaz isimli şahsın kart çekimi için yer ayarlamaya çalıştığına ancak ayarlayamadığına, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin Mirkaz'ın ... yeri bulduğuna ancak kartlar boş çıkınca bu yere gitmediklerine ilişkin olduğunu, .numaralı mesaj tespit tutanağında yer alan mesajı o sırada kendi telefonunu kullanan sanık ...'in, inceleme dışı sanık ...'ın telefonunu kullanan sanık ...'e gönderdiğini,. numaralı mesaj tespit tutanağının POS makinesinin ret vermesi nedeniyle durumu sanık ...'ün diğer sanık ...'e bildirmesine ilişkin olduğunu, . numaralı mesaj tespit tutanağının telefonda konuşulmaması gerektiğine ilişkin bir uyarıya ilişkin olduğunu, . numaralı mesaj tespit tutanağındaki mesajın sonu 3910 ile biten karttan 3.950 TL çekilmesi gerektiğine ilişkin sanık ... tarafından diğer sanık ... Bilgin'e gönderilen bir mesaj olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeye ilişkin olarak ilk başlarda sanık ... ve ...'in birlikte kart işi yaptıklarını, aralarında anlaşamamaları üzerine sanık ...'in kendisini aradığını, sanık ... ile görüşmek istediğini, ancak sanık ...'in görüşmek istemediğini, ., ., .. ., ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri hatırlamadığını,.numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin kart çekimi ile ilgili olarak sanık ...'le yaptığı görüşme olduğunu.numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede yer alan Mahmut isimli şahsa da bir ara kart işi yaptıklarını söylediğini, bu kişinin ...'da kartları kullanabilecekleri ... yeri bulduğunu ancak diğer kişilerin kabul etmemeleri nedeniyle bu işin gerçekleşmediğini, Mahmut isimli şahsın açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede .isimli şahsın yanına giderek ... yeri ayarlamaya çalışacaklarını, ancak ... yerini sahibinin kabul etmemesi nedeniyle vazgeçtiklerini, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'in ... yeri bulmak için ertesi gün eve geleceklerini, yapılan işlemler sonucunda ya POS cihazının kapalı olması ya da ret vermesi nedeniyle para çekemediklerini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'in aldığı yeni telefon hattını kendisine söylediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede kart işine girdiğini öğrenen mahalleden tanıdığı açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediği . isimli arkadaşının kendisi ve sanık ... ile irtibat kurup ... yeri ayarlayıp kart çekim işlemi yapacaklarını ancak çekim işlemi yapılamadığını bildiğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede kartların daha önce başkaları tarafından kullanılıp içlerinin boşatılması nedeniyle sanık ...'in bulduğu kartlardan bir an önce çekim yapmak için acele ettiklerine ilişkin bir görüşme olduğunu, Mahkemede; kolluk ifadesini aynen tekrar ettiğini, ekleyecek bir husus olmadığını, kardeşleri ile sanık ... dışında isimleri geçen diğer kişileri tanımadığını,
Sanık ... kollukta; .simli ... yerinde 12 yıldır çalıştığını, kendisine sorulan sanık ...'i tanıdığını, kuzeni olan inceleme dışı sanık . ile bu kişinin aynı ... yerinde birlikte çalıştıklarını, sanık ...'i mahalleden tanıdığını, bu kişi ile birlikte ... yapmadıklarını, sanık ...'in de bu kişinin ağabeyi olduğunu, kredi kartı sahteciliği olayı ile ilgisinin bulunmadığını, adına kayıtlı bulunan 0 535 * 48 62 numaralı telefonu kullandığını, boş zamanlarında uydu montaj işi yaptığını, buna ilişkin bir ... yeri bulunmadığını, sanık ...'yı tanımadığını, 26.04.2010 tarihinde ...'nda diğer sanık ... ile buluşmadığını, uydu işi için belki ... Mahallesine gitmiş olabileceklerini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin internet ortamında oyun oynamak için sanık ... ile buluşmasına ilişkin olduğunu, yoksa bu kişi ile fiziken buluşmadığını, ., . . ., ..numaralı iletişim tespit tutanaklarında yer alan görüşmeleri hatırlamadığını, 25.04.2010 tarihinde sanıklar ... ve ... ile buluşup ...Takı isimli ... yerinden 5471 33 0634 numaralı kredi kartı ile alışveriş yapmadığını, yine aynı ... yerinde 19.04.2010-16.05.2010 tarihleri arasında yabancı kartlarla yapılan alışverişlerle ilgisinin bulunmadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmenin sanık ...'in eskiden uydu işi yapması nedeniyle kendisine yardıma gelmesi ile ilgili bir görüşme olduğunu, ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri sanık ... ile internet üzerinden oynadıkları oyun ile ilgili olarak yaptığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, bu kişinin kendisine borcu olduğunu, kalan borcun ne kadar olduğunu konuştuklarını, Mahkemede; iddianamede yazılı suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, sanıklardan ..., ..., ... ve inceleme dışı sanık .i tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, suçlamayı kabul etmediğini,Sanık ... kollukta; kardeşi olan sanık ... ile birlikte ...'nda çanta işi yaptıklarını, sanık ...'ı mahalleden tanıdığını ancak son 3 yıldır görüşmediklerini, sanık ...'ün kardeşi olan sanık ...'in arkadaşı olduğunu, inceleme dışı sanık ...'nın ... yerlerinin bulunduğu sokaktaki deri mağazasında çalıştığını, diğer şahısları ise tanımadığını, adına kayıtlı olan 0 507 * 18 45, 0 554 * 09 67, 0 532 * 15 83, 0 532 * 75 49 numaralı hatlar ile kapalı vaziyette olan ancak numarasını hatırlamadığı bir hat daha bulunduğunu, 532 ile başlayan hatların kapalı olduğunu, 0 507 * 18 45 numaralı hattı 5 aydır kendisinin kullandığını, 0 554 * 09 67 numaralı telefonu ise 2,5-3 aydır sanık ...'in kullandığını, sanık ...'yı tanımadığını, sanık ...'i ise bir defa gördüğünü, bu şahsı Kızlarağası Hanı'nın önünde yanında sanık ... ve tanımadığı bir kişi daha bulunduğu hâlde çay ocağı gibi bir yerde çay içerken gördüğünü, yanlarına oturmadığını, selamlaşıp yanlarından ayrıldığını, bir süre sonra dükkana gelen sanık ...'e "Yanında oturduğun şahıslar kimdir?" diye sorduğunu, kardeşinin de "Ona borcum var." dediğini, bu olay dışında sanık ...'i bir daha görmediğini, bu görüşme esnasında oturanlar arasında inceleme dışı sanık ... ile sanık ...'ün bulunmadığını, Batuhan Kuyumculuk isimli ... yerinde kullanılan yabancı bankaya ait kredi kartı ile ilgili bilgisi bulunmadığını, sanıklar ... ile ...'nın birbirlerine gönderdikleri mesajlar hakkında bilgisi olmadığını, 31.05.2010 tarihinde eniştesi .'in kardeşi .'in vefat ettiğini, kendisinin de o esnada .larda cenaze taziyesinde bulunduğunu, bu sırada sanıklar ... ile ...'ün yanına geldiklerini, bir süre sonra sanıklar ... ile ...'ün cenaze yerinden ayrıldıklarını, daha sonra nereye gittiklerini bilmediğini, sanıklar ... ile ...'ün aynı gün ...ilçesine gittiklerinden haberi olmadığını, ., ., ., . numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri kendisinin yapmadığını, sanık ...'in bazı zamanlarda kendi telefonunu kullandığını, ...ilçesinde bulunan, sanık ...'in...isimli ... yeri ile inceleme dışı sanık ... .nın ... Optik isimli ... yerinde yabancı bankalara ait kredi kartları ile 31.05.2010 tarihinde yapılan alışverişlere ilişkin bilgi sahibi olmadığını, . iletişim tespit numaralı görüşmeyi kendisinin yaptığını, bu görüşmede yer alan ...isimli şahsı birkaç kez gördüğünü, ne ... yaptığını bilmediğini, kardeşi olan ...'in "Abi bir şey olursa beni bu numaradan ara" diyerek ...isimli şahsın numarasını verdiği için o numaralı aradığını, 751713873 numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi kendisinin yaptığını ve mahallelerindeki kahvehanenin sahibi ... isimli şahsa olan borcuna ilişkin bir görüşme olduğunu, yine görüşmede geçen "." dan kastının bu isimli birahane olduğunu, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ...isimli şahısla yaptığını, kardeşine ulaşmak için aradığını, .ın da .k isimli şahsın yanında olduğunu söylediğini, o tarihlerde . isimli şahsın telefonu olmadığını, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi hatırlayamadığını, görüşmede geçen ... ... isimli kişinin bir ara eşi ile problemleri olduğunu ve bununla ilgili görüşmüş olabileceğini, bu kişiyi kardeşinin de tanıması nedeniyle onun da görüşmüş olabileceğini, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi kardeşi ile yaptığını, bir yerden para almaları gerektiğini, kendisi cenazede olduğu için sanık ...'in gitmesi gerektiğini, arayan kişilerin ...ilçesi ile bağlantılarının bulunmadığını, ., .numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmeleri inceleme dışı sanık ... ile yaptığını, bu kişinin derici olarak çalışan ağabeyinin yanında işçi olarak çalıştığını, ...'na gelen bir turistin söz konusu ... yerinden deri ceket aldığını, kendi ... yerlerinden de çanta aldığını, bu malzemeleri ...'nda ismini bilmediği bir otele teslim edeceklerini, deri ceket için 700 Euro ya da 700 TL, çanta içinde 200-250 TL bir para alınacağını, inceleme dışı sanık ...'nın söz konusu malzemelerle ...'na gittiğini, yanında da sanık ...'in bulunduğunu, oradan gelecek parayı borcuna karşılık başkalarına vereceğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ...isimli şahısla yaptığını, Fuat'ın bu görüşmede sanık ...'i sorduğunu, .numaralı mesaj tespit tutanağında yer alan "He@Selckta kiler görüsmek istemiyor" şeklindeki mesajın bazen kendisinin bazen de kardeşinin kullandığı telefona geldiğini, ... ... .r isimli kişinin mahallelerinde boşta gezen birisi olduğunu, kendisinin ...ilçesine hiç gitmediğini, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ... ... . isimli şahısla yaptığını, sanık ...'in inceleme dışı sanık ... ile ...'na ceket bırakmaya gittiklerini bildiğini, ...ilçesine uğradıklarından haberi olmadığını, . numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede geçen . isimli kişinin hâlihazırda çalıştıkları ... yerine ortak olan kişi olduğunu, ..isimli şahsın da çalıştırdıkları dükkânın sahibi olduğunu, ... isimli şahsın da ...'da çantacılık işi yapan biri olduğunu, .numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi ...isimli şahıs ile yaptığını, görüşmede geçen 200 TL'nin kardeşinin sattığı telefonun bedeline ilişkin olabileceğini, kardeşi olan sanık ... ile borç, alacak ve ... ile ilgili konularda görüştüklerini, bunun haricinde görüşmediklerini, kardeşinin sahte kredi kartı işi yaptığını bilmediğini, Mahkemede; iddianamede yazılı suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, sanık ...'in kardeşi olduğunu, sanıklar ... ve ... ile inceleme dışı sanık ...'yı tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, suçlamayı kabul etmediğini,
Sanık ... kollukta; ...ilçesinde hediyelik eşya üzerine... isimli ... yeri bulunduğunu, bu ... yerinin sahibi olan .'nin damadı olması nedeniyle inceleme dışı sanık ... ...'ı tanıdığını, bu kişinin ...ilçesinde gözlükçülük yaptığını, diğer şahısları tanımadığını,. adına kayıtlı olan 0 536 * 08 48 numaralı telefonu kullandığını, 31.05.2010 tarihinde ... yerine 3 erkek şahsın geldiğini, resimleri kendisine gösterilen ve isimlerini daha sonra öğrendiği sanıklar ..., ... ve ...'in ... yerine geldiklerini, sanık ...'in kolunda dövme olduğunu gördüğünü, bu üç kişinin kendisine toplu olarak alışveriş yapacaklarını söyleyip "Kredi kartı makinesi var mı?" diye sorduklarını, olduğunu söyleyince de ... yerinde bulunan gümüşlerden ve hediyelik eşyalardan yaklaşık 2.000-3.000 TL civarında bir alışveriş yapacaklarını belirttiklerini, malları beğendiklerini, sanık ...'in elinde bulunan yabancı bir bankaya ait kredi kartını kendisine verdiğini, meblağ yüksek ve kart da yurtdışı kartı olduğu için şüphelendiğini, kartı çektiğini, bu esnada şüphelendiğini fark etmeleri nedeniyle "Kimlik getireceğiz, kimlik araçta kalmış merak etme." dediklerini, kartı çektiğini ancak POS makinesinin "Bankanızı arayınız." diyerek olumsuz yanıt verdiğini, bunun üzerine kimliklerini istediğini ve kartı iade ettiğini, "Kimlik arabada kalmış getireyim." dedikten sonra üçünün birlikte ... yerinden çıktıklarını, aynı gün birkaç saat sonra sanık ...'in tekrar yalnız başına geldiğini, ikinci bir kart ve kimlik ibraz ettiğini, tekrar POS cihazı "Bankanızı arayın." diye uyarı verince kartı ve kimliği iade ettiğini bunun üzerine bu kişinin ... yerinden ayrıldığını, . numaralı iletişim tespit tutanağında yer alan görüşmeyi ismini bilmediği bir şahıs ile yaptığını, bu görüşmede ...ilçesinde ismini ... ... olarak bildiği işi gücü olmayan bir şahsın ... yerine geldiğini, "Abi senden mal alacaklar, bunu kart ile çekecekler, 2 liralık mal alacaklar ancak karttan 4 liralık mal alınmış gibi geçecekler." dediğini, ... ...'ye "Ne ...?" diye sorması üzerine, bu kişinin "Abi bu işler böyle." diye söylediğini, ayrıca bu şahısların ... ilinden geleceklerini, kendisinden telefon numarasını alarak karşı tarafa vereceğini söylediğini, yaklaşık 1-2 saat sonra tanımadığı bir kişi tarafından arandığını, bu kişi ile görüştükten yaklaşık 1-2 dakika sonra ... yerine ... ve Erman isimli şahısların geldiklerini, kendisine "Abi biz alacağımızı alalım ve karttan çekelim." dediklerini, kendisinin de istedikleri malları çıkarttığını, ilk etapta 1.000-1.500 TL'lik gümüş ve aksesuar seçtiklerini, kartı ... isimli şahsın vermesi üzerine POS'tan geçirdiğini, direkt ret verip "Bankanızı arayın." şeklinde uyarı verdiğini, kendisinin "Olmaz, başımıza ... mi açacağız." dediğini, ardından söz konusu şahısların ... yerinden ayrıldıklarını, aynı gün akşam saatlerinde bu sefer ..., Erman ve Burak isimli şahısların geldiklerini, inceleme dışı sanık ... ...'ın ... Optik isimli ... yerinde kurulu bulunan ...'a ait POS makinesini getirdiğini, ardından hem inceleme dışı sanık ... ...'ın hem de kendi ... yerinde bulunan POS cihazlarından üç ayrı karttan çekim işlemi yaptıklarını, ancak bu işlemlerin de ret ile sonuçlandığını, bunun üzerine "Bu ... olmaz gidin." diyerek söz konusu şahısları ... yerinden gönderdiğini, ardından da inceleme dışı sanık ... ...'ın ... yerinden ayrıldığını, 753711480, 753805526 ve 754182214 numaralı iletişim tespit tutanaklarına göre görüştüğü Onur isimli şahsı tanımadığını, bu kişi ile POS makinesinden çekim yapmak için gelip gelmeme konusunu görüştüğünü, 754339721, 754644070 numaralı iletişim tespit tutanaklarındaki görüşmelerde sanık ... ile POS makinesinden çekim yapmak için gelip gelmeme konusunu görüştüğünü, 761800629 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede ...ilçesinde ." lakabı ile bilinen ... isimli şahısla görüştüğünü, daha önceki tarihlerde başarısız kart çekimleri nedeniyle huzursuzlandığını ve bu şahsa da dikkat etmesi gerektiğini söylediğini, 761925627 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi inceleme dışı sanık ... ... ile yaptığını, görüşmedeki konuyu hatırlayamadığını, İstinabe olunan Mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, olay tarihinde ". Hediyelik Eşya Gümüşçü" isimli ... yerini işlettiğini, isimleri okunan sanıkların hiçbirini tanımadığını, sanık ...'ı eşi nedeniyle tanıdığını, ...ilçesinin turistik bir yer olduğunu, yabancı turistlerden birinin kredi kartıyla işlem yapmaya çalışmış olabileceğini, 31.05.2010 tarihinde saat 18.29 sıralarında yapılan işlemleri ... yerinin kalabalık olması nedeniyle hatırlayamadığını, ... ... isimli kişinin altın toptancısı yanında çalıştığını, çantacı olarak tabir edildiğini, bu kişinin kendisini telefonla arayıp "Çanta satmak isteyen birileri var, senden de hediyelik eşyalar alacaklar, mal takası yapabilir misin?" dediğini, kendisinin de "Gelsinler görüşelim, çantalar hoşuma giderse neden olmasın." dediğini, telefonunu bu kişilere vereceğini söylediğini, bir iki saat sonra tanımadığı numaradan bir kişi tarafından aradığını, dükkânının yerini sormaları üzerine tarif ettiğini, kendilerini ... ve Erman olarak tanıtan söz konusu iki kişinin dükkânına geldiğini, dükkânındaki eşyalara baktıklarını, kendisinin de çantalara baktığını, onların dükkânından alacağı eşyaları beğendiklerini, pazarlığa giriştiklerini, anlaşamayınca "Kardeşim, ... yerinden gidin." dediğini, bu kişilerin ... yerinden ayrıldıklarını, ...'na gittilerini, akşam üstü tekrar ... yerine geldiklerini, "Ağabey çantalara karşılık bu mallarla takas hususunda anlaşalım." dediklerini, yine anlaşamayınca ayrılıp gittilerini, ikinci geldiklerinde kendisinin, ... Optik isimli ... yerinin sahibi olan inceleme dışı sanık ... ...'a ...'a ait POS makinesini getirtmiş olmadığını, bu POS cihazından da gelen kişilerin üç ayrı karttan işlem yapmadıklarını, bu kişileri ...ilçesinde bir kez daha gördüğünü, çanta alım satım işi yaptıkları için başka bir ... yaptıklarının aklına gelmediğini, ..., . ve .simli şahısların kendi POS makinesinde alışveriş yapmaya çalışmadıklarını,Sanık ... kollukta; . servisinde atölye sorumlusu olarak çalıştığını, gelen müşterileri karşılayıp elemanlarla ilgilendiğini, müşterilerin tahsilat işlerini yaptığını, ayrıca hesaplara ... yeri sahibinin de baktığını, ... yerinde 1 adet POS cihazı bulunduğunu, ödemeleri ... yerindeki sekreterlerin aldığını, sanık ...'i tanıdığını, bu kişinin sahte kredi kartı üretmek suçundan yaklaşık bir sene kadar cezaevinde yattığını, kendisine kredi kartı üretmek konusunda herhangi bir açıklama yapmadığını, son olarak ... ilinde duruşması olduğu için kendisinden 100 TL istediğini, nakit parası olmadığı için bu kişiye kredi kartını verdiğini, kredi kartını getirmemesi üzerine aralarında anlaşmazlık çıktığını, en sonunda kartını bu kişiden aldığını, alacağının da bankaya yatırıldığını, bir daha da bu kişi ile görüşmek istemediğini, kendisine sorulan diğer kişileri tanımadığını, soruşturma konusu sahte kredi kartı olayı ile ilgisinin bulunmadığını, adına kayıtlı 0 533 * 90 99 numaralı hattı kullandığını, bu telefonunu sınırsız hat olması nedeniyle arkadaşlarının da kullandığını, 20.03.2010 tarihinde sanık ...'in evine gelerek ... ilinde duruşması olduğunu söylediğini, bunun üzerine kendisine kredi kartını verdiğini, 21.03.2010 tarihinde evine gelme nedenini hatırlamadığını, çünkü kendisinin bu kişi ile ...'ya gitmesinden yaklaşık 1 hafta sonra görüşebildiğini, evinin anahtarlarının bu kişide de bulunması nedeniyle kendisinin evinde olmadığı bir sırada gelmiş olabileceğini, birlikte anten ve güvenlik kamerası montajı işi yaptıklarından anahtarını verdiğini, sanık ...'in dizüstü bilgisayarını siyah bir bilgisayar çantasında taşıdığını, başka çantası olduğunu bilmediğini, bu bilgisayarı da ihtiyacı olunca sattığını, 682622887 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmeyi sanık ... ile yaptığını, bu kişinin kendisini Pazar günü arayıp bir arkadaşı ile birlikte geleceğini söylediğini, geldikten sonra bilgisayarın başına geçip "İzmirnet"ten kadınlar ile mesajlaştığını, elinde herhangi bir çanta veya kredi kartı imalinde kullandığı malzemenin bulunmadığını, 701664273 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'den, ... iline giderken vermiş olduğu kredi kartını istediğini, onun da eve bıraktığını söylediğini ancak söylediği yerde kartı bulamadığını, en sonunda kartı ısrarlı istemesi neticesinde aldığını, kendisine olan kredi kartı borcunu da bu kişinin parça parça ödediğini, sanık ...'in zaman zaman kendi telefonunu kullandığını, bu sırada "Usta" lakaplı biri ile görüştüğünü, sanık ... ile hiç tanışmadığını, 728030809 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'den alacaklı olduğu parayı istediğini, bu kişinin Tepecik'te kendisini beklediğini, ardından sanık ...'i alıp Yeşilyurt'a götürdüğünü, Eşrefpaşa Lisesi önünde yanlarına sanık ...'in arkadaşının gelip bankadan para çekerek kendisine 300 TL verdiğini, 736938806 numaralı iletişim tespit tutanağındaki görüşmede sanık ...'e vermiş olduğu kredi kartının borcunu ödemesini istediğini, kalan 93 TL borcu kendisine ödemesi üzerine bu parayı bankaya ödediğini, suçlamaları kabul etmediğini,
Mahkemede; iddianamede yazılı suçlarla bir ilgisinin bulunmadığını, sanıklardan ...'i tanıdığını, bu kişinin daha önceki ... yerinde çırak olduğunu, diğer sanıkları tanımadığını,
Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... tutuklanması amacıyla sevk edildiği ... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesinde; suçlamaları kabul etmediğini, toptan çanta ve saat işi yaptığını, Hisarönü'nde mağazası bulunduğunu, birçok kişiye telefon borcu olduğunu, 150.000 TL civarında borcu bulunduğunu, huzurda bulunan Av. ...'in de kendi hakkında 40.000 TL'lik icra takibi yaptığını, herhangi bir şekilde kredi kartı kullanmadığını, dükkânının yeni olması nedeniyle POS cihazı bulunmadığını, kimseye bu konuda aracılık da etmediğini, ... yerinin 1-1,5 ay kapalı kaldığını, bu sırada yine de çarşıda bulunduğunu, sanık ... ile eskiden yapılan araba yarışlarında tanıştığını, sanık ...'ün mahalleden çocukluk arkadaşı, sanık ...'in ağabeyi, diğer sanık ...'ın da eski arkadaşı olduğunu, diğer kişileri tanımadığını, sanık ...'in telefon konuşmaları ücretsiz olduğu için o hattı kullandığını, daha sonra ağabeyinin kendi adına cep telefonu hattı alıp o numarayı kullanmasını söylediğini, bir ay sonra ... yerini açtığını, suça karışmadığını, ...ilçesine çanta ve saat toptancılığı, ...'na ise mal teslimatı için gittiğini, Mahkemede; suçlamaları kabul etmediğini, örgütle bir ilgisi olmadığını, atılı suçları işlemediğini, sanıklardan ...'in ağabeyi, ... çocukluk arkadaşı olduğunu, sanıklar ... ile ...'i oto yarışlarından tanıdığını, inceleme dışı sanık ...'nın akrabası olduğunu,
Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... tutuklanması amacıyla sevk edildiği ... (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesinde; evinde ele geçirilen kopyalama cihazını tekrar ilan verip satmak için internetten 1.000 TL'ye satın aldığını, 3.000 TL satış fiyatı olduğunu, suç amaçlı almadığını, sanıklardan ...'in arkadaşı olduğunu, sanık ...'i de bu kişinin ağabeyi olması nedeniyle tanıdığını, herhangi bir şekilde suç işlemediğini,Mahkemede; suçlamayı kabul etmediğini, sanıklardan ..., ... ile inceleme dışı sanık ...'yı tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını,
Savunmuşlardır.
(1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konuları ile sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediklerine ilişkin uyuşmazlık konusunun birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma, örgüte yardım etme, sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermedikleri ile anılan mahkûmiyet hükümleri bakımından adli emanette bulunan iletişim tespit tutanaklarının duruşmaya getirtilip bu tutanaklar ile dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının duruşmada okunup bunlara karşı sanıkların savunmalarının alınıp alınmadığı ve bu bağlamda CMK'nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığı;
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşılmasını olanaklı kılmak için de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu delil serbestisi dolayısıyla da bu delillerin hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceği esasını benimsemiş, ancak duruşmanın ve delillerin doğrudan doğruyalığı ile duruşmaların sözlülüğü ilkelerinin zorunlu sonucu olarak da hâkimin kararını, ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırılabileceği diğer bir anlatımla duruşmada okunmamış ve tartışılmamış belge ve delillerin hükme esas alınamayacağını belirtilmek suretiyle de bir bakıma bu ilkeye sınırlama getirmiştir.
Bu konuya ilişkin olarak CMK'nın "Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar" başlıklı 209. maddesinin birinci fıkrası;
"Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.", şeklinde iken 24.12.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı KHK'nın 97. maddesiyle bu maddenin başlığında yer alan "okunması" ibaresi "anlatılması", birinci fıkrasında yer alan "okunur" ibaresi "anlatılır" şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 08.03.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 91. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.
"Dinleme ve okumadan sonra diyeceğin sorulması" başlıklı 215. maddesi; "Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur.",
"Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin birinci fıkrası ise;
"Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
"Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
"(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu'nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
(2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
(3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.(4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
Hükümlerine yer verilmiş,
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesi ise;
"(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır.
(2) Hükmün başında;
a) Hükmü veren mahkemenin adı,
b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
Yazılır.
(3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
(4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
(5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
(6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
(7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.", şeklinde düzenlenmiş iken 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 31. maddesi ile anılan maddenin üçüncü fıkrasına "Hükmün gerekçesi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve varsa karşı oy gerekçesi" ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası ise "Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur." şeklinde değiştirilerek madde metni son şeklini almıştır.
Buna göre, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. "Başlık" bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK'nın 289/1-9 ve CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (... Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan "kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama" yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (..., B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (... ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (... ve diğerleri, § 35.).
Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "ilgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (... ve diğerleri, § 39.).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konularına ilişkin yapılan değerlendirmede;
Yerel Mahkemece "Suç tarihinde sanık ...'nın kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacı ile örgüt kurduğu ve örgütün yöneticisi olduğu, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın ise suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye oldukları, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile ele geçirilen ... ve gereçler bakımından amaç suçları işlemeye elverişli oldukları ve bu suret ile sanık ...'nın örgüt yöneticisi olma, diğer sanıkların ise örgüt üyesi olma suçunu işledikleri, iddia, savunma, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından sanıkların iddianamede yazılı işbu müsnet suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaları cihetine gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle sanık ... hakkında örgüt kurma ve yönetme, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında örgüte üye olma, sanık ... hakkında ise örgüte yardım etme suçlarından; "Suç tarihinde sanık ...'nın, 5471 33 6581 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5491 57 0596 (Bancolombıa S.A.Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5550 00 8863 (...bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 3611 (PBS Internatıonal A/S ... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4775 (PBS Internatıonal A/S ... Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4882 (PBS Internatıonal A/S ... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5326 12 6117 (...Ltd. ...bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1508 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 3900 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4163 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8342 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8115 (... bankasına ait) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 6291 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1491 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 0634 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği sabit ise de işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiği ve bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılması gerektiği anlaşıldığından ve sahte olarak üretilen ve kullanılan kredi kartı birden fazla ise de TCK'nın 44. maddesi nazara alınarak zincirleme suç hükümleri gereğince müsnet suçları işlediği, iddia, savunma, ekspertiz raporu, tutanaklar, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış olup sanık ...'nın müsnet zincirleme biçimde sahte kredi kartlarını üretmek ve kullanmak suçundan dolayı cezalandırılması cihetine gidilmiştir.
Suç tarihinde sanık ...'in, 5471 33 6581 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5491 57 0596 (Bancolombıa S.A.Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5550 00 8863 (...bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8342 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8115 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 6291 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1491 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 0634 (...) seri numaralı sahte kredi kartını iki kez kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı sahte kredi kartını imal edip kullanmak suçunu işlediği sabit ise de işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verdiği ve bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılması gerektiği anlaşıldığından ve sahte olarak üretilen ve kullanılan kredi kartı birden fazla ise de TCK'nın 44. maddesi nazara alınarak zincirleme suç hükümleri gereğince müsnet suçları işlediği, iddia, savunma, ekspertiz raporu, tutanaklar, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış olup sanık ...'in müsnet zincirleme biçimde sahte kredi kartlarını üretmek ve kullanmak suçundan dolayı cezalandırılması cihetine gidilmiştir.
Suç tarihinde sanık ...’nın, 5471 33 6581 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5491 57 0596 (Bancolombıa S.A. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5550 00 8863 (...bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği,
Suç tarihinde sanık ...'ın 5471 33 8342 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8115 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 6291 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1491 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 0634 (...)seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği,
Suç tarihinde sanık ...’in 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı sahte kredi kartını iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, Suç tarihinde sanık ...’ün 5471 33 8215 (... A.S. Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8263 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1950 (...) seri numaralı sahte kredi kartını iki kez kullanmak suçunu işlediği, 4540 73 1985 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 4484 48 0907 seri numaralı kredi kartını sahte olarak üretmek ve kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 8941 (...) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği,
Suç tarihinde sanık ...’ın, 5471 33 3611 (... A/S ... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4775 (... A/S ... Bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4882 (... A/S ... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5326 12 6117 (...Ltd. ...bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 1508 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 3900 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği, 5471 33 4163 (... bankasına ait) seri numaralı sahte kredi kartını kullanmak suçunu işlediği,
Suç tarihinde sanık ...’in, Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği gibi ... yerinde iki farklı yabancı bankaya ait 4540...1950 ve 4484....0907 numaralı kartlarla işlem yaptığı, ancak dosya kapsamına göre her iki kartla yapılan işlemlerin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir yarar elde edemediği anlaşıldığından ve TCK'nın 245/3. maddesi kapsamında zincirleme biçimde değerlendirilen eylemlerinin zincirleme şekilde teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşıldığından sanığın bu şekilde cezalandırılması cihetine gidilmiştir. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ...'nın bir fiil ile birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet verdikleri ve bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılmaları gerektiği anlaşıldığından ve sahte olarak kullanılan kredi kartı birden fazla ise de TCK'nın 44. maddesi nazara alınarak zincirleme suç hükümleri gereğince işlem yapılması gerektiği tespit edildiğinden ve bu husus iddia, savunma, ekspertiz raporu, tutanaklar, iletişim tespit tutanakları, ele geçirilen elektronik cihazlar ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığından bu sanıklar zincirleme sahte kredi kartlarını kullanmak suçundan dolayı ayrı ayrı cezalandırılmaları cihetine gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle de sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan, sanık ... hakkında ise sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten mahkûmiyet hükümleri kurulduğu, 08.10.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ..., ..., ... ve ...'a dosya arasında mevcut tutanaklar, belgeler, ekspertiz raporları, iletişim tespit tutanakları ile diğer tüm tutanak, belgeler ve cevabi yazı olarak gelen belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sanıklar ve müdafilere okunan belgelere karşı diyeceklerinin sorulması üzerine aleyhe hususları kabul etmediklerini ifade ettikleri, 08.11.2010 tarihli oturumda hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a dosya arasında mevcut tüm tutanak ve belgelerin okunduğu belirtildikten sonra hazır bulunan sanıklara okunan bu belgelere karşı diyeceklerinin sorulması üzerine aleyhe hususları kabul etmediklerini beyan ettikleri, sanık ...'e istinabe olunan ...Asliye Ceza Mahkemesince 29.09.2010 tarihinde alınan ifadesi sırasında ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı talimatı ve eklerinin okunduğu belirtilmiş ise de bahse konu talimat ekinde ise sadece iddianamenin yer aldığı, ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2012 tarih ve 584-288 sayı ile adli emanetin 2010/8631 sırasında kayıtlı olan güvenlik kamera görüntülerinin bulunduğu 5 adet CD ile 2010/8779 sıra numarasında kayıtlı olan 41 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 33 adet CD ve 10 adet DVD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 18 adet CD'nin, 18 adet zarf içerisinde olduğu belirtilen 343 adet 354 sayfa iletişim tespit tutanaklarının, kapalı zarf içerisinde olduğu bildirilen gizli izleme görüntülerinin bulunduğu 1 adet CD'nin dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiği, ... 13. Asliye Ceza Mahkemesince 01.04.2016 tarih ve 197 sayı ile adli emanetin 2010/8779 ve 2010/8631 sırasında kayıtlı bulunan emanet eşyalarının incelenmek üzere gönderilmesinin istenmesi üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2016 tarihli ve 2010/8779 sayılı yazısında anılan emanet eşyalarının incelenmek üzere gönderilmesi istenilmiş ise de söz konusu emanet eşyalarının 14.05.2015 tarihinde dosyada delil olarak saklanmak üzere ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/584 esas sayılı dosyasına gönderildiğinin belirtildiği, dosya içinde ise bahse konu emanet eşyalarının bulunmadığı anlaşılan olayda;08.10.2010 ve 08.11.2010 tarihli oturumlarda diğer tüm tutanak ve belgelerin okunduğunun belirtilmesi nedeniyle dosya kapsamında yer alan teknik takip tutanaklarının sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve müdafileri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a okunduğu kabul edilebilirse de istinabe olunan Mahkemeye gönderilen talimat evrakı ekinde sadece iddianamenin yer alması nedeniyle sanık ... bakımından teknik takip tutanaklarının anılan sanığa okunduğundan, yine söz konusu oturumların yapıldığı tarihlerde adli emanette bulunduğu anlaşılan ve hükme esas alınan iletişim tespit tutanaklarının da sanıklar ile müdafilere okunduğundan bahsedilemeyeceği, bu anlamda tüm sanıklar bakımından iletişim tespiti tutanakları ile sanık ... bakımından teknik takip tutanaklarının ilgili kısımlarının uygulama tarihi itibarıyla sanıklara okunarak bunlara ilişkin savunmaları alınmayıp CMK’nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca Yerel Mahkemece hükümlere esas alınan delillerin genel olarak bir bütün hâlinde sayılmasına karşın özellikle hangi iletişimin tespiti tutanakları ile teknik takip tutanaklarının hükme esas alındığının belirtilmediği, bu tutanakların sanıkların üzerlerine atılı suçlar ile ilişkilendirilip tartışılmadığı, delillerle sonuç arasındaki bağın ne olduğunun ve niçin bu sonuca varıldığının gösterilmediği gibi sanık ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmüne esas alınan delillerin nelerden ibaret olduğunun da belirtilmediği, bu nedenle CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi," düzenlemesine muhalefet edildiği, dolayısıyla direnme kararına konu bu hükümlerin, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi de içermediği kabul edilmelidir.2- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak sanıklar hakkında eksik araştırma ile karar verilip verilmediği;01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 3. maddesinde, banka kartının; "mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı”, kredi kartının; "nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını", kart hamilinin; "banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartının mülkiyet hakkı bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline aittir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup bu kart, kart hamilinin ATM üzerinden kendi hesabına ulaşmasını, hesabından para çekmesini, havale ve diğer bankacılık işlemlerini yapmasını sağlamaktadır. Kredi kartı ise bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme olanağı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır.765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 245. maddesi;"1- Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne surette olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.
2- Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde iken, 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle;
"(1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Birinci fıkrada yer alan suçun;
a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,
b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın,
c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,
Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz." şeklinde değiştirilmiş,
19.12.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle de; "(5) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır." fıkrası eklenmek suretiyle madde son hâlini almıştır.
TCK'nın 245. maddesinin gerekçesinde; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır...” denilmek suretiyle, bu suçun Kanun'a konulmasının amacı (ratio legis) açıklanmıştır. 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde ise "başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen sahte banka veya kredi kartlarının ticari amaçlı olarak piyasaya sürülmesi karşısında, bu fiilleri yaptırıma bağlamak amacıyla..." şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye eklendiği vurgulanmış olup kanun koyucu sahte kartların üretilmesi ve dolaşıma girmesine yönelik eylemleri de suç hâline getirip ayrıca cezalandırmak istemiştir.
Anılan maddenin birinci fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için;
a- Başkasına ait banka veya kredi kartının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması,
b- Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması,
c- Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması,
Koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
TCK’nın 245/1. maddesinde yer alan “her ne suretle olursa olsun” ifadesi ile de banka veya kredi kartının yasalarda suç oluşturmayan eylemlerle ele geçirilmesi kastedilmektedir. Bu düzenleme ile yasa koyucu, banka ya da kredi kartının failin eline hukuka uygun yollardan geçmesi hâlinde doğabilecek duraksamaları gidermek istemiş ve bu ele geçirme hukuka uygun olsa bile banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlamıştır (Fahri Gökçen Taner, “Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu Bir Bileşik Suç mudur?”, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2007, Cilt 56, Sayı 2, s. 80.).
Bu suçun mağduru kredi veya banka kartı hamilidir. Ayrıca birinci fıkrada; “kartın kendisine verilmesi gereken kişi”den söz edilmekte olup bu kişi de esasen kart hamilidir. Banka veya kredi kurumları ise “suçtan zarar gören” konumundadır.
Anılan maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suç seçimlik hareketli bir suç olup buna göre; sahte banka veya kredi kartının üretilmesi, sahte üretilmiş banka veya kredi kartının sahte olduğu bilinerek satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi şeklinde belirlenen seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.Bir banka veya kredi kartının üretilmesi, tamamen yeni bir sahte kart oluşturulması veya gerçek bir kart üzerinde değişiklik yapılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Satmak, banka veya kredi kartını belli bir bedel veya değer karşılığı alıcıya vermek; satın almak, belli bir bedel karşılığı banka veya kredi kartını almak; devretmek, banka veya kredi kartını belli bir bedel almaksızın başkasına vermek; kabul etmek ise banka veya kredi kartını belli bir bedel ödemeksizin almak anlamlarına gelir. Dolayısıyla satma, satın almanın; devretme de kabul etmenin karşılığı olarak düzenlenmiştir.
Bu suçun oluşabilmesi için ayrıca sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerekmektedir. Hiçbir banka hesabıyla ilişkilendirilmeyen bir kartın üretilmesi veya kendisine kart verilmeyen kişinin kendi hesabıyla irtibatlandırarak kart üretmesi hâllerinde bu suç oluşmayacaktır.
Anılan fıkrada sayılan hareketlerin gerçekleştirilmesiyle birlikte, herhangi bir zararın oluşup oluşmadığına bakılmaksızın salt zarar tehlikesi dikkate alınarak suçun oluştuğu kabul edilecektir. Bu bakımdan bahse konu suçun mağduru kart çıkaran banka veya diğer finansal kuruluştur (... Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, ... Yayınevi, ... 2015, Birinci Baskı, s. 247-248; Veli ... Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Seçkin, Eylül 2017, s. 993.). Yargıtayın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kartı düzenleyen banka veya diğer finansal kuruluş olduğu kabul edilmiştir.
Öte yandan TCK'nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen sahte banka veya kredi kartının kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunun maddi konusu sahte banka veya kredi kartıdır. Fıkrada sahte banka veya kredi kartının meydana getirilmesi bakımından iki durumun düzenlendiği görülmektedir. Bunlardan ilki "sahte oluşturulan" banka veya kredi kartıdır. Sahte banka veya kredi kartı oluşturulması, başkalarına ait kimlik bilgilerini içeren sahte belgelerle kart çıkaran kuruluşa başvuru sonucu, boş plastiklere başkasına ait kart bilgilerinin kabartma cihazı ile basılması sonucu ya da manyetik şeride sahip mağaza kartlarına başkasına ait kart bilgilerinin encoder cihazı vasıtasıyla yüklenmesi sonucu gerçekleştirilebilir. Bir başka deyişle sahte kart oluşturma gerçek kart üzerinde yapılanlar dışındaki sahtecilik fiillerini anlatmaktadır. "Üzerinde sahtecilik yapılan" banka veya kredi kartı ise değişik şekillerde meydana getirilebilir. Örneğin, gerçek bir banka veya kredi kartının manyetik şeridinin silinip üzerine başka karta ait bilgilerin yüklenmesi, gerçek kart üzerindeki unsurların (kart hamilinin ismi, fotoğrafı, imzası ya da kart numarası) değiştirilmesi halinde üzerinde sahtecilik yapılmış bir karttan söz edilecektir (... Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, ... Yayınevi, ..., 2015, s. 289.).
Bu suçun faili sahte kartı kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişidir. Bu anlamda herkes anılan suçun faili olabilir. Diğer bir anlatımla suçun failinin mutlaka bilişim alanında uzman olması gerekli değildir. Suçun mağduru ise kredi ya da banka kartını üreten banka veya finans kuruluşudur. Nitekim Yargıtayın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kartı düzenleyen banka veya diğer finansal kuruluş olduğu kabul edilmiştir.
Suçun tamamlanması için failin sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlamış olması gerekmektedir. Yararın mutlaka fiilen elde edilmiş olmasına gerek yoktur. Yarar, üzerinde tasarruf edilebilir duruma gelmiş ise suç tamamlanmış olacaktır. Örneğin, bir kişinin kendi adına hesap açıp, daha sonra bu hesaba sahte banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle para transferi yapması durumunda suç tamamlanmış olacaktır. Diğer bir ifade ile suçun tamamlanması için hesabından söz konusu parayı çekmesi gerekli değildir (Berrin Akbulut, Bilişim Alanında Suçlar, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2017, s. 337.).TCK'nın 245/3. maddesinde düzenlenen suç kasten işlenebilen bir suçtur. Kast için suçun kanuni tanımında yer alan unsurların bilinmesi gerektiğinden, failin bu suçtan sorumlu olması için kullandığı kartın banka veya kredi kartı olduğunu, bu kartların sahte olduğunu, banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya bir başkasına yarar sağladığını bilmelidir. Suçun olası kastla işlenmesi mümkündür. Suç tipinde hukuka aykırılığa işaret eden veya bilmeye ilişkin veya amaç saike yönelik herhangi bir kavrama yer verilmemiştir. Taksirle işlenmesi söz konusu değildir (Berrin Akbulut, Bilişim Alanında Suçlar, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2017, s. 337.).
Bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur. Sahte banka veya kredi kartının kullanılmasına rağmen yarar elde edilememiş ise bu durumda suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir. Bu durumlara kart borcunun ödenmemesi nedeniyle kartın kullanıma kapalı olması, ATM'de işlem yaparken görevlilerin gelmesi, kartın limitinin yetersiz olması, satıcının kartın kullanımı esnasında kimlik istemesi ya da bankanın işleme onay vermemesi örnek olarak gösterilebilir. Suça teşebbüsten söz edilebilmesi için işlenmek istenilen suçun icrasına elverişli hareketlerle başlanılmalıdır. Hareketin elverişliliği konusunda işlenemez suça değinmekte fayda vardır. İşlenemez suç bir suç tipini ihlale yönelmiş olmasına rağmen, ya vasıtanın ihlal edilmek istenen suçu oluşturan zarar veya tehlikeyi meydana getirmeye elverişli olmaması, ya da suçun maddi konusunun bulunmaması nedeniyle başarısız kalmak durumda olan davranıştır. TCK'nın 245/3. maddesi açısından bakılacak olursa limitin yetersiz olması, kartın daha önce kart hamili tarafından iptal edilmiş olması ya da banka hesabında para olmadığı için herhangi bir yarar sağlanamayan hâllerde teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Eğer failin kullandığı ... ile hiçbir koşul altında neticenin meydana gelme imkânı yoksa ... mutlak elverişsizdir ve suça teşebbüs nedeniyle cezalandırma söz konusu olmaz. Buna karşılık aracın kullanılış biçimi ya da suç konusundan doğan nedenlerden dolayı netice meydana gelmemişse nispi elverişsizlik söz konusudur ve suça teşebbüsten dolayı cezalandırma yapılabilir. Bu kritere göre, kredi kartının limitinin dolmuş olması, banka hesabında para olmaması, kartın borcu nedeniyle geçici olarak bloke olması gibi hâllerde nispi elverişsizlik söz konusu olduğundan bu hâllerde teşebbüs hükümleri uygulanacaktır. Zira bu durumlarda kartın borcunun ödenmesi ile ya da hesaba para yatırılması ile birlikte söz konusu kart elverişli hâle geleceğinden teşebbüs hükümleri uygulanabilecektir. Banka veya kredi kartının daha önceden kart hamili tarafından iptal edilmiş olması durumunda ise bu kart ile hiçbir koşul altında yarar sağlama imkânı olmaması nedeniyle mutlak elverişsizlik söz konusudur ve teşebbüs hükümleri uygulanamaz. Ayrıca bu durumda söz konusu kart TCK'nın 245/3'teki suçun maddi konusu olamayacağından "maddi konunun" yokluğundan da söz edilebilecektir.Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından oluşturulmasını sağladığı sahte banka veya kredi kartını aynı zamanda kullanan fail hakkında TCK'nın 245/2 ve 245/3. maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen eylemlerin, aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen eylemin hazırlık hareketleri niteliğinde olduğu ve kanun koyucu tarafından bağımsız suç olarak düzenlenmek suretiyle ayrıca cezalandırılmak istendiği, ortada tek bir fiil bulunmadığından fikri içtimadan söz edilemeyeceği gibi anılan suçların biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olmadığından bileşik suçtan da bahsedilemeyeceği, failin her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemek amacıyla hareket etmeyebileceği, diğer bir anlatımla 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere failin sahte kartları ticari amaçla piyasaya sürme saikiyle de hareket etmiş olabileceği gibi üçüncü fıkradaki suçun işlenebilmesi için her koşulda ikinci fıkrada düzenlenen suçun işlenmesi zorunlu olmadığından her iki suç arasında “geçitli suç” ilişkisinin bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; oluşturulmasını sağladığı sahte kredi kartını ayrıca kullanmak suretiyle yarar sağlayan fail hakkında mağdur banka sayısınca TCK’nın 245/2 ve 245/3. maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulama yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtayın uygulamaları da bu yönde gelişmiştir.Bu aşamada zincirleme suç hükümlerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Zincirleme suç, 765 sayılı Kanun'un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir.
Ayrıca, Kanun'da “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir.
Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, ..., 2012. s. 339; ... Yaşar-... Tahsin Gökcan-... Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, ..., 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, ..., 2015, s. 492-493; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanunun da “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.).
Diğer taraftan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir değişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ... tarafından işletilen Barto Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde yurt dışı bankalara ait 3 adet kredi kartının 28.01.2010, 02.02.2010 ve 28.02.2010 tarihlerinde toplam 4 kez, inceleme dışı sanık ... ... tarafından işletilen ... Kuyumculuk isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 2 adet kredi kartının 01.03.2010 ve 01.04.2010 tarihlerinde toplam 3 kez, inceleme dışı ... tarafından işletilen ...Takı ve Mücevher isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 5 adet kredi kartının 19.04.2010, 25.04.2010, 26.04.2010 ve 16.05.2010 tarihlerinde toplam 6 kez, inceleme dışı sanık Yücel Kaskat tarafından işletilen aynı isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 1 adet kredi kartının 25.04.2010 tarihinde toplam 2 kez, sanık ... tarafından işletilen ... Elektronik isimli ... yerinde yurt dışı bankalara ait 7 adet kredi kartının 05.05.2010, 09.05.2010, 10.05.2010, 11.05.2010 ve 13.05.2010 tarihlerinde toplam 7 kez, inceleme dışı sanık ... tarafından işletilen... Kuyumculuk isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 1 adet kredi kartının 05.05.2010 tarihinde toplam 1 kez, inceleme dışı sanık Mahmut...tarafından işletilen...Turizm isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 2 adet kredi kartının 17.05.2010 tarihinde toplam 3 kez, inceleme dışı sanık ... ... tarafından işletilen ... Optik isimli ... yerinde yurt dışı bankaya ait 2 adet kredi kartının 31.05.2010 tarihinde toplam 2 kez, inceleme dışı sanık ... tarafından işletilen...Hediyelik Eşya isimli ... yerinde yurt dışı bankalara ait 2 adet kredi kartının 31.05.2010 tarihinde toplam 2 kez kullanıldığı anlaşılan olayda;
1- ... TAŞ'nin 21.06.2010 tarihli yazısına göre; ele geçirilemeyen 5471 33 6581 numaralı kart ile 01.03.2010 tarihinde ... Kuyumculuk isimli ... yerinde gerçekleştirilen 3.250 TL'lik işleme ilişkin itirazda bulunulduğunun belirtilmesi karşısında bahse konu itirazın içeriğinin belirlenebilmesi için ilgili belgelerin dosyasına getirtilmesi, ele geçirilemeyen ve iddianameye konu olan diğer kartlar ile yapılan onaylı işlemlere ilişkin olarak da kart hamillerince daha sonraki bir tarihte itiraz edilebilme ihtimaline binaen söz konusu kartlarla yapılan işlemlere itiraz edilip edilmediği, onaylanmayan işlemler bakımından söz konusu kredi kartlarının işlem anında kullanıma açık olup olmadıklarının belirlenebilmesi için bu işlemlerin neden onaylanmadığı ve bu kartların sahte olarak düzenlenip düzenlenmedikleri hususlarının Bankalararası Kart Merkezinden ve işlemlerin yapıldığı POS cihazlarının ait olduğu bankalardan sorularak araştırılıp sonucuna göre başkasına ait gerçek kredi kartlarının rıza dışı olarak değişik zamanlarda kullanımı söz konusu olması hâlinde mağdur kart hamili sayısınca TCK'nın 245/1, 43/1; aynı bankaya ait birden fazla sahte kredi kartının üretilip bu kartların değişik zamanlarda kullanılması hâlinde ise mağdur banka sayısınca TCK'nın 245/2, 43/1 ve 245/3, 43/1. maddeleri uyarınca uygulama yapılması,
2- ... Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2010 tarihli ve 2010/9961 sayılı yazısında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin olarak sanık ...'ın kullandığı 0 535 * 48 62 numaralı telefonun CMK'nın 135. maddesi gereğince ilk kez üç ay süre ile iletişiminin dinlenilip tespitine, ses kayıtlarının yapılmasına ve sinyal bilgilerinin elde edilmesine karar verilmesi talep edildiği ancak bu talebe ilişkin verilen kararın dosya kapsamında yer almadığı anlaşılmakla bahse konu kararın akıbeti araştırılıp varsa dosya arasına getirtilmesi,
3- 5550 00 8863 numaralı kredi kartı ile 02.02.2010 tarihinde . Ekonomik ... Pazarı isimli ... yerinde 3.425 TL'lik; 5471 33 4775 numaralı kredi kartı ile 10.05.2010 tarihinde ... Elektronik isimli ... yerinde 4.250 TL'lik; 5471 33 4882 numaralı kredi kartı ile 11.05.2010 tarihinde ... Elektronik isimli ... yerinde 4.375 TL'lik işlem yapıldığı iddia edilse de bahse konu işlemlerin yapıldığına ilişkin banka yazısına dosya kapsamında rastlanılmadığının anlaşılması karşısında söz konusu işlemlerin anılan ... yerlerinde yapılıp yapılmadığının Bankalararası Kart Merkezinden sorulması,
4- Açık kaynaktan yapılan araştırmaya göre BIN (Bank Identification Number) olarak ifade edilen ve kredi kartlarının ön yüzünde yer alan kart numarasının ilk 6 hanesinin kartın ait olduğu bankayı gösterdiği anlaşılmakla; iddianameye konu kartların kullanıldığı POS cihazlarının ait olduğu Finansbank ve Fortis Bank'a ait değişik tarihli müzekkere cevaplarında "547133" ile başlayan kredi kartlarının Danske Bank'a, Yapı ve Kredi Bankası, ... ve Bankalararası Kart Merkezinin değişik tarihli müzekkere cevaplarında ise söz konusu BIN'ın ... A.S. isimli bankaya ait olduğunu belirtilmesi karşısında her iki bankanın aynı banka olup olmadığının Bankalararası Kart Merkezinden sorularak araştırılması,
Gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile karar verildiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
I- ... 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.01.2017 tarihli ve 197-10 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin;
1- Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçe içermemesi,
2- Tüm sanıklar bakımından iletişim tespiti tutanakları ile sanık ... bakımından teknik takip tutanaklarının ilgili kısımlarının uygulama tarihi itibarıyla sanıklara okunarak bunlara ilişkin savunmaları alınmayıp CMK’nın 209, 215 ve 217. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
3- Sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu ve bu suça teşebbüsten kurulan hükümler bakımından sanıklar hakkında eksik araştırma ile karar verilmesi,
İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,II- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.06.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/257 E., 2022/707 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
''5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin birinci fıkrasında 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.
Ceza Genel Kurulu 2022/257 E. , 2022/707 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
Sanık ...’nun sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.12.2018 tarihli ve 619-442 sayılı hükümlerin katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 04.12.2019 tarih ve 649-2225 sayı ile; Yerel Mahkemece kurulan hükümlerin kaldırılmasına, sanığın TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 103/4, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.04.2021 tarih ve 4296-3062 sayı ile;
''5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin birinci fıkrasında 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.' ve aynı Kanunun 210. maddesinin birinci fıkrasında ise ‘olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.’ hükümlerine yer verilmiş olup, bu kapsamda olayın tek tanığı konumunda bulunan mağdurenin duruşmaya getirilerek iddiaya konu eylemlerle ilgili detaylı ifadesinin alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi ise 08.09.2021 tarih ve 1508-1792 sayı ile;
"Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından, Dairemizde yapılan yargılama sırasında olayın tek tanığı konumundaki mağdurun dinlenmemiş olması sebebiyle, mağdurun tekrar dinlenmesi ve mağdur ifadesinin alınmasından sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekçesiyle Dairemiz kararı bozulmuştur. Bozma kararında CMK 217 maddesindeki hakimin kararını ancak duruşma getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabileceği düzenlemesine dayandırılmıştır. Aynı zamanda CMK 210/1 maddesindeki olayın tek tanığı konumundaki mağdurun duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiği düzenlemesine dayandırılmıştır.
CMK 217/1 maddesindeki 'hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.' şeklindeki düzenleme yargılama dosyasına yansımış, yargılama dosyası içerisinde yer alan delilleri kapsamaktadır. Yani hakim yargılama dosyasına yansımamış, yargılama dosyası içerisine getirtilmemiş, yargılama dosyası içerisinde yer almayan delile dayanarak ve bu delili gerekçe yaparak hüküm kuramayacaktır. Yargılama devam ederken hakimin hastalanması, tayininin çıkması gibi durumlarda dosyaya yeni bakan hakimin yargılama dosyasına yansımış, yargılama dosyası içerisinde yer alan delilleri yeniden toplamasını gerektirir düzenleme değildir. Yeni hakim dosya içerisinde mevcut ve toplanmış delillere dayanarak hüküm kurabilecektir. Aksi halde ceza yargılama sistemimizde ceza davasında toplanan deliller, dinlenen tanıklar hakim değişikliği sebebiyle tekrar tekrar toplanması veya tekrar tekrar dinlenmesi gerekirdi ki ceza yargılamamızda bu şekilde bir uygulama yoktur. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin CMK 217/1 maddesine dayanan bozma gerekçesi bu sebeplerle yerinde değildir. İstinaf yargılaması ilk derece mahkemesi tarafından eksik toplanmış delillerin toplanması için yapılan eksiklik yargılaması veya ilk derece mahkemesinin sübut ve suç vasıflandırmasını değiştirmek için yapılan değişiklik yargılamasıdır. İlk derece mahkemesi tarafından toplanmış olan delillerin tekrar toplanmasını gerektirir yargılama değildir. İstinaf yargılamasının duruşma usulünü düzenleyen CMK 282/1-c maddesindeki 'ilk derece mahkemesinde dinlenen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif raporları ve bilir kişi raporu anlatılır.' şeklindeki düzenleme bu hususu içermektedir. Mağdur ... ilk derece mahkemesi tarafından dinlenmiş olduğundan Dairemizce tekrar dinlenmesi gerekmemektedir. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin CMK 210/1 maddesine dayanan bozma gerekçesi bu sebeplerle yerinde değildir. Öte yandan özellikle cinsel istismara uğramış çocukların tekrar tekrar örselenmesinin önüne geçilmesi çabaları çerçevesinde yasal düzenleme olmadan 2012 yılında çocuk izlem merkezleri oluşturulmuş ve bu çocukların ifadelerinin bu merkezlerde alınması, bu merkezlerde alınan ifadelerin soruşturma ve yargılama aşaması için yeterli görülmesi yönünde uygulama gelişmiştir. Daha sonra bu uygulama 17.10.2019 tarihli, 7188 Sayılı Kanun ile CMK 236.maddesinde yapılan değişiklikle yasal düzenleme halini almıştır. CMK 236/2.maddesi 'işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkartılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır.' şeklinde düzenleme içermektedir. Bu çerçevede ceza yargılama sistemimizde cinsel istismara uğramış çocukların tekrar tekrar ifadelerinin alınarak daha fazla örselenmelerinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Bir defa ifadesinin alınmasının yeterli olduğu yönünde CMK 236/2.madde düzenlemesi vardır. Dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere dairemiz tarafından maddi gerçeğin ortaya çıkartılması açısından mağdurun tekrar dinlenmesinde herhangi bir zorunluluk görülmemiştir. Yargıtayın 14. Ceza Dairesinin bozma kararında da somut herhangi bir zorunluluktan (mağdura sorulması veya mağdura açıklattırılması gereken herhangi bir konudan) bahsedilmemektedir. Bu sebeplerle Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma gerekçesi yerinde değildir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mâhkumiyetine karar vermiştir.
Bu hükümlerin de katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.12.2021 tarihli ve 139199 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.03.2022 tarih ve 27658-2399 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dosya kapsamı itibarıyla ilk derece mahkemesince beyanı alınan katılan mağdurenin, duruşma açarak hükümleri kaldıran Bölge Adliye Mahkemesince, yargılama sırasında beyanının alınmasının gerekli olup olmadığının bu bağlamda eksik araştırmayla hükümler kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan mağdure ...’un suç tarihinde 8 yaş 5 ay 27 günlük olduğu, sanık ...’nun ise 25 yaşında ve bekâr olduğu, (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ...’tan "mağdure" olarak bahsedilecektir.),
18.07.2018 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen olay tutanağına göre; kamera odasında yapılan incelemede; 18.07.2018 tarihinde saat 14.56 sıralarında Yunus camiinin bahçe kapısından beyaz gömlekli, sol elinde rulo hâline getirilmiş kağıt bulunan bir şahsın girdiğinin görüldüğü,
18.07.2018 tarihinde düzenlenen olay yeri inceleme raporuna göre; olayın ...Camiisinin şadırvan alt kısmında bulunan, pvc kapısı olan bölmede meydana geldiği, söz konusu yerin daha önce depo olarak kullanıldığı, yerde eski eşya ve çöplerin bulunduğu, duvara dayalı vaziyette bir sunta parçası olduğu, pvc kapının arka kısmında kilide takılı vaziyette anahtarın bulunduğu,
19.07.2018 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta; 19.07.2018 tarihinde saat 02.30 sıralarında vatandaşlar tarafından kimliği belirsiz yaralı bir şahsın bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine olay yerine intikal edildiğinin, yaralı olan şahsın tedavisinin yapılması amacıyla hastaneye sevk edildiğinin, ilgili şahsın 18.07.2018 tarihinde meydana gelen çocuğun cinsel istismarı olayını gerçekleştirdiği iddia olunan sanık olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği,
04.11.2019 tarihinde ... Şehir Hastanesince sanık hakkında düzenlenen ... kurulu raporunda; sanığın işlediği iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu suçla ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tam olduğunun mütalaa edildiği,
30.07.2018 tarihinde adli görüşmeci tarafından mağdure hakkında düzenlenen adli görüşme değerlendirme raporunda; mağdurenin adli görüşme süresince kendisini yaşına uygun, etkili ve akıcı biçimde ifade edebildiğinin, anlatımlarının tutarlı bulunduğunun, var olan dokunmanın iyi bir dokunma olmadığının, bu kapsamda mağdurenin iyi ve kötü dokunmayı ayırt edebilecek bilişsel ve duygusal yeterliliğe sahip olduğunun bildirildiği,
01.10.2018 tarihinde sosyolog tarafından mağdure hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporunda; mağdurenin zihinsel, ruhsal ve bedensel gelişiminin yaşıyla orantılı olduğunun, dil gelişiminin normal olup sorulan sorulara net cevaplar verebildiğinin, 5395 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı alınmasına gerek bulunmadığının bildirildiği,
02.10.2018 tarihli celsede mağdurenin beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin beyanında; mağdurenin genel gelişimsel özelliklerinin yaşıyla orantılı ve kendisine yönelik eylemleri değerlendirebilecek bilişsel yeterliliğe sahip olduğunu, iyi ve kötü dokunuş ayrımlarını yapabildiğini, beyanlarına itibar edilebileceğini ifade ettiği,
07.11.2018 tarihli celsede tanıklar ... ve ...’in beyanının alınması sırasında hazır bulunan sosyal hizmet uzmanı bilirkişinin beyanında; tanıkların görmüş oldukları durumu aktarma beceresine sahip olduklarını belirttiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure ... Savcılıkta; "9 yaşındayım. 2010 doğumluyum. Sınav kolejine gidiyorum.4. sınıfa geçtim, ...’de annem, babam, abim ve ben birlikte yaşıyoruz. Dün öğle vakitlerinde ...Camiine arkadaşlarım ... ve ... ile camiye yüzümüzü yıkamaya gittik. Yanımıza bir adam geldi. Elinde Ömer marketin kağıtları vardı. Adam 'Size ne oldu.' dedi. Ben ve arkadaşlarım patenin tekerliğinin çıktığını söyledik. Önce arkadaşlarımı markete dondurma almaya gönderdi Sonra bana 'Alt katta tornavida var gidip alalım.' dedi. Merdivenlerden inerken camının alt katına inerken düşersin deyip beni kucağına alıp beni caminin alı katına götürdü. Alt kata gittiğimizde oradaki odanın içerisine girdik. Kapıyı kilitledi. Ben neden kapıyı kilitlediğim sordum. O da bana ‘Camının hocası gelır gün boyu burada kalırız.’dedi Ben de patenin tekerleğinin yapılmasını istemediğimi söyledim. Adam bana 'bak beni sinirlendirme yanımdaki tahta ile seni döverim.' dedi ve bana ‘arkanı elleyebilir miyim?' dedi. Ben de ona izin vermedim. Ancak pantolonumun üstünden şema üzerinden vajina bölgesini göstererek benim ön bölgeme dokundu, ön bölgeme elini değdirerek hemen çekti. Bu sırada başka bir bölgeme dokunmadı. Beni öpmedi. Beni kucağına aldığında da dokunmadı ve öpmedi Sadece benim ön bölgemi pantolonumun üzerinden elleyip çekti. Bu sırada arkadaşlarım marketten gelip beni arıyormuş. O adam arkadaşlarımın ayak seslerini duyunca kapıyı açıp kaçtı. Bu adamı ben daha önce tanımıyordum. Arkadaşlarım da bu adamı gördü. Adam siyah saçlıydı. Kaşları da siyahtı, zayıf uzun boyluydu. Üzerinde beyaz gömlek vardı. Beyaz gömlek uzundu. Pantolonu açık gri gibi birşeydi 25-30 yaşlarındaydı.Ben bu adamı görsem tanırım. Benim Melisa ... Burgazlı adlı arkadaşımın babası ... Amca yı gördüm ve ona anlattım olayı, sonra babamı çağırdık.",
Mahkemede: "Daha önce aynı konuda ben ifade vermiştim. Şu an bana psikolog bilirkişinin okuduğu emniyette verdiğim ifadelerim doğrudur, olay orada anlattığım gibi meydana geldi. Bu eylemi yapan kişiden ben şikayetçiyim,",
Katılan ... Kollukta; "... benim 2010 doğumlu öz kızım olur. Kızım Yaren ... ...mahallesi Yunus sokak üzerinde bulunun ...camii bahçesinde iki arkadaşı ... ve ...’yla otururken tanımadığı, yanlarına bir erkek şahıs gelmiş. Bu şahıs ... ve ...’ya para verip markete göndermiş, Yaren ile başbaşa kaldığında gel patenini tamir edelim diyerek caminin depo kısmına götürüp kapıyı kilitlemiş. İçeride kızımın ön cinsel organına kıyafetinin üzerinden ellemiş, kızım ağlamaya başlamış. Sus yoksa seni kafana tahtayla vurup bayıltırım demiş.Yukarıdan sesler gelince erkek şahıs kilitli olan kapıyı açmış bundan faydalanan kızım yukarıya kaçmış, caminin önünde sokakta komşumuz ... Burgaz'lıyı görünce yanına giderek durumu söylemiş. ... Burgaz'lı da gelip beni aldı. Cinsel istismarda bulunan şahsın eşgali zayıf, uzun boylu, esmer, siyah saçlı ve beyaz gömlekli olduğunu kızından öğrendim çevrede ... ile yaptığımız araştırmada şahsı bulamadık. Daha sonra polisi arayarak yardım istedik. Hemen polisler gelerek gerekli araştırmalara başladılar. Ben kızıma cinsel tacizde bulunan şahıstan davacı ve şikayetçiyim.",
Mahkemede; "Huzurda bulunan mağdure benim kızımdır, sanıktan şikayetçiyiz, davaya katılma talebimizi bildirdik. Emniyette daha önce ifade vermiştim. Aynen tekrar ederim, ilave edeceğim bir husus yoktur. Sanık cami etrafındaki görüntü kayıtlarından tespit edildi.",
Katılan ... Mahkemede; "Huzurda bulunan mağdure benim kızımdır, diğer müşteki benim eşimdir, sanıktan şikayetçiyiz, davaya katılma talebimizi bildirdik. Sanık cami etrafındaki görüntü kayıtlarından tespit edildi.",
Tanık ... Kollukta; "Bana sormuş olduğunuz ...'u tanırım, mahalleden arkadaşımdır. Yani 18.07.2018 günü ben, Yaren ve ... mahallemizde bulunan ...cami ile kur'an kursu için gittik, öğlen vakti caminin bahçesinde bulunan bantlarda oturduğumuz sırada yanımıza daha önceden görmediğin beyaz gömlekli bir erkek şahıs geldi. Elinde broşürler vardı. Benim ayağımda patenler vardı. Bana sen onların üzerinde nasıl dengede duruyorsun dedi. Sonra da bana 5 TL para vererek kendimi ve arkadaşlarımı dondurma almamı istedi. Sonra da Yaren ile ...'nın yanına gitti. Ben de dondurma almaya gittim, geriye döndüğümde ... yalnızdı, ben ...'ya Yaren'in nerede olduğunu sordum, o da caminin alt katında bulunan Cami tuvalet bölümünde olduğunu söyledi. Merdivenlerin başına gittiğimizde Yaren ağlayarak yukarı doğru çıktı. Adam aşağıda bana dondurmaları ve parayı vermemi istedi. Ben de merdivenin başından aşağıya doğru paraları ve dondurmaları attım. Show bunları aldıktan sonra caminin arka kapısından çıkıp gitti. Yaren de caminin önünde beklediği sırada arkadaşım Melisa'nın babası geldi. Yaren'i arabasını alarak götürdü. Ben Yaren'e neden ağladığını sormadım.",
Mahkemede: "Biz olay günü bizim evimizin alt sokağında bir cami vardı oraya paten sürmeye gitmiştik. Yaren isimli arkadaşımın pateni çıkmıştı. Orada bir erkek şahıs duruyordu. Ancak huzurdaki kişi olup olmadığını bilmiyorum. Orada bulunan erkek şahsın elinde broşür vardı, bize hitaben 'siz nasıl paten sürüyorsunuz, nasıl dengede duruyorsunuz, ben süremiyorum.' diye sözler söyledi. Sonrasında bana 5 TL para verdi, para ile dondurma falan almamı söyledi. Ben de bakkala gittim. Bakkaldan döndüğümde ... bayırda duruyordu, Yaren'in nerede olduğunu sordum, caminin tuvaletine gittiklerini söyledi. Bir süre sonra şahıs ile Yaren geldi. Ne yaptın dondurma aldın mı diye sordu para üstü kalıp kalmadığını sordu, ben de paranın hepsiyle dondurma aldığımı söyledim. Sonrasında şahıs oradan uzaklaştı. Yaren caminin alt kısmından geldiğinde gözlerinde yaş vardı ancak ancak neden ağladığını sormadık.", sorulması üzerine; "Bakkal hemen caminin yanında değildi ancak çokta uzak değildi. Caminin yanında bayır vardı, bayırı çıktıktan sonra bakkal vardı.",
Tanık ... Kollukta; "Bana sormuş olduğunuz ...'u tanırım, mahalleden arkadaşımdır. Dün yani 18.07.2018 günü ben, Yaren ve ... mahallemizde bulunan ...camii'ne kur'an kursu için gittik. Öğlen vakti caminin bahçesinde bulunan banklarda oturduğumuz sırada yanımıza tanımadığım beyaz gömlekli, hafif sakallı, gri pantolonlu bir erkek şahıs geldi, elinde bir markete ait broşürler vardı. Ulaş illerden almak ister misiniz dedi. Ben herhangi bir karşılık vermedim. Daha sonra ...'e 5 TL para verdi ve dondurma alması için markete gönderdi. Yaren'in Ayağında patenler vardı, yaren'i gel aşağıda patenlerini tamir edelim diyerek Cami'nin tuvaletlerine götürdü. Bende ...'i bekledim, ... geldikten sonra Yaren'i çağırmak için Cami tuvaletlerinin merdiveninde Yaren diye seslendim ancak herhangi bir cevap gelmedi. Kısa bir süre sonra da Yaren merdivenlerden yukarıya doğru çıktı erkek şahıs da ...'in elindeki dondurma ve parayı alarak caminin alt kısmında Tuvaletler bölümünde bulunan arka kapıdan çıkıp gitti. Yaren yanımıza geldiğinde Ağlıyordu. Ben de kendisine neden ağlıyorsun diye sorduğumda bana herhangi bir şey söylemedi, daha sonra komşumuz ... Amca'yı Gördük o da Yaren'i alıp eve götürdü.",
Mahkemede; "Olay tarihinde ben evde oturuyordum. ... ile Yaren geldi. Paten sürüceklerdi, biz camiye gidiyoruz dediler. Ben de onlarla beraber camiye gittim. Paten sürmek için camiye gittik. Camide oynarken yanımıza tanımadığımız bir şahıs geldi. Elinde bir markete ait broşürler vardı. Bize hitaben 'broşürlerden almak ister misiniz?' diye sordu. Biz de broşür aldık. Bize bizim market çok ucuz dedi, sonrasında ...'e 5 TL para verdi. Bana, ...'e ve Yaren'e dondurma alması için ...'i bakkala gönderdi. Yaren'in pateni bozulmuştu, ... gittikten sonra bana 'sen burada bekle ben Yaren'in patenini düzelteceğim.' diyerek caminin tuvaletinin oraya götürdü. Bir süre sonra ... geldi, ... geldikten sonra Yaren diye seslendik çıkmadı. Tekrardan seslendik. Diğer taraftan yanımıza doğru geldi. Kaçarak geliyordu, ağlıyordu. Yaren'e ne oldu diye sordum bir şey demedi. Sonrasında amcası geldi, Yaren'de amcası ile birlikte gitti.", sorulması üzerine; "Yaren'in patenini tamir edelim diye kişi huzurdaki sanıktı, Yaren'in pateni bozulduğunda huzurdaki kişiden yardım etmesini söylemedi, huzurdaki şahıs kendisi gelerek tamir edelim.",
Şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır.
Sanık ... Kollukta; "Herhangi bir işte çalışmıyorum. 18.07.2018 günü öğle saatinden sonra bir arkadaşıma ait Market broşürleri ne vatandaşlara ve evlerinin kapılarına koymak için karapınar Mahallesi tarafından yürüyerek ... ilçesi ... ...Mahallesi ...Caminin önüne geldim. Cami avlusu içerisinde 8 - 10 yaşlarında 2 kız 3 erkek çocuk bulunuyordu. Üzerlerinde siyah tişört, ayağında siyah eşofman olan küçük kız çocuğunun, ayağında mavi ve beyaz renkli patenleri vardı, çocuklara birer adet broşür verdim. Mavi-beyaz patenli kız çocuğu bana pateninin bozuk olduğunu ve pateni tamir etmemiz söyledi. Patenin vidaları gevşekti, patenin vidalarını sıkmak için caminin şadırvan kısmından aşağı inen merdivenlerden Caminin yanında bulunan dükkanlardan tornavida almak için kız çocuğu ile beraber merdivenlerden aşağı inerken kız çocuğu tedirgin olarak yarı yolda geri dönerek merdivenlerden yukarıya çıktı. Arkadaşlarının yanına çıktı. Kız çocuğu merdivenlerden aşağı inerken patenleri a yanındaydı, ben çocuk düşmesin diye elinden tuttum çocuklardan erkek olana 5 TL para verdim, marketten gidin bir şeyler alıp yiyin dedim fakat markete sadece para verdiğim çocuk gitti. Ben yarın kız çocuğu ile başbaşa hiç kalmadım. Ben Yaren'i caminin depo kısmında herhangi bir odaya götürmedim. Cinsel organını ellemedim. Sus seni kafana odunla vurup bayılırım demedim. Yaren merdivenlerden geri yukarıya çıkınca ben arkasından gitmeyerek Merdivenlerden aşağı doğru yürüyerek caminin alt tarafındaki yola indim. .. Kent Meydanı'na geldim, meydanda bulunan kahvehanede çay içtikten sonra yaya olarak ... Sanayi Bölgesi tarafından Evime karapınar'a gittim. Evimde yemek yedikten sonra dışarıya çıktım, evden ablam beni cep telefonuyla arayarak 4 erkek şahsın geldiğini beni sorduğunu 18 yaşında bir kıza laf attığım için aradıklarını söyledi. 19.07.2018 tarihinde saat 00. 30 sıralarında sigara almak için evden çıktım. Yolda plakasını rengini markasını hatırlamadığın bir araçla 4 erkek şahıs önünü keserek beni zorla araca bindirdiler. Et Balık hayvan pazarına götürerek beni burada darp ettiler, daha sonra yanımıza plaka, marka ve modeller dengin hatırlamadığım bir ... daha geldi araçtan inen şahıslar beni darp ettiler beni darp ettikten sonra et vallahi getiren ... ile, esmer tenli bir şahıs gelerek beni döven şahıslara bu çocuğa karışmayın dedi. Daha sonra bu şahıs 155 polisi arayarak polislere durumu bildirdi hakkındaki suçlamaları kabul etmiyorum Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.”,
Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğinde: "Emniyette verdiğim ifademi tekrar ederim, ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmem. Bana iftira atıyorlar. Market broşürü dağıtıyordum. Caminin yanında 3 tane çocuk gördüm. Çocuklardan birisinin pateni bozulmuştu. Bana bu pateni tamir edebilir misin dedi. Bende uzun sürer dedim. 3 çocukla beraber caminin alt tarafındaki bir odaya girdik. Patenini tamir edemedim. Sonra odadan çıktım ve mahalleye gittim. Mahallede benim çocuğa cinsel tacizde bulunduğum dedikodusunu çıkarmışlar. Ben bu çocuğu daha öncesinden tanımam. Annesini babasını tanımam. Benim hakkımda neden bu şekilde iftirada bulundular anlayamadım. Tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmemi talep ederim.",
Mahkemede: "Olay tarihinde ben afiş işi için dolanıyordum. Yorulmuştum. Cami bahçesini görünce yüzümü yıkamak için bahçeye vardım. Sigara içiyordum. Tahminen 8-9 yaşlarında olan patenli bir erkek çocuk yanıma gelerek "benim arkadaşımın pateninin tekerliği çıkmıştır, onu takar mısın" dedi. Ben de yanlarına gittim. Olay yerine gittiğimde şu an huzurda bulunan mağdure bana cebinden çıkardığı paten tekerliğine ilişkin vidaları uzattı. Ben biraz uğraştım ancak tekerleği takamadım. Bunun üzerine sağa sola yan tarafa bakalım şayet tornavida bulursam takabilirim dedim. Bunun üzerine yan tarafa yöneldik. Az bir şey gittik. Ancak mağdure tedirgin oldu. Ben de bunun üzerine bahçeden çıkıp mahalleye geldim. Sonra ablam beni arayarak 17-18 yaşlarında bir kıza laf attığımı, beni aradıklarını öğrendim. Ancak ben hiç kimseye laf atmamıştım. Bu olayın olduğu akşam mağdur tarafın akrabası olduğunu öğrendiğim Ömer isimli kişi yanına birkaç kişiyi daha alarak beni araca bindirip kamera olmayan bir yere götürüp cep telefonumu aldılar, cüzdanımı aldılar. Beni dövdüler. Geçen hafta ailem beni cezaevine görüşe geldi. İhtilaflı olduğumuz amcamın kızının bu davanın taraflarını kışkırtıp hatta para teklif edip benim cezaevinde kalmam için beyanda bulunmalarını, şikayetçi olmalarını istediğini öğrendim. Ben mağdurenin cinsel bölgesine kesinlikle dokunmadım, kuytu bir yere götürmedim. Suçlamaları kabul etmiyorum,",
Bölge Adliye Mahkemesinde: "Amcamın kızı olan İstek Sevinç ile Sarsılmaz Ömer lakaplı kişi uyuşturucu madde satıyorlardı. Ben buna karşı çıktım ve yeğenlerim ile birlikte Sarsılmaz Ömer'i ve yanındaki arkadaşlarını dövdük. Bunun üzerine Sarsılmaz Ömer , 'senin gençlerinin başını yakacağım.' dedi. Olay günü A-101 marketine ait afişleri bana ismini bilmediğim ancak orada çalışan bir kişi verdi. 'Bunu bir iki saatte dağıtırsan, sana 150-200 lira vereyim.' dedi. Sonradan öğrendiğim kadarı ile bunları Sarsılmaz Ömer isimli kişi ayarlamış. Afişlerin bir miktarını dağıttım, sonra susamıştım, camiye gelip su içtim, akabinde sigara yaktım. Ayağında paten olan bir erkek çocuk yanıma geldi ve bana Yaren isimli kazın pateninin tekerindeki vidanın çıktığını söyleyip, yardım istedi. Ben de Yaren'in yanına gittim. Elinde vida vardı, teker vardı. Vidayı takmayı düşündüm ancak vida büyük olduğundan takamadım. Kendisine, ‘yan tarafta dükkan var, oraya gidelim.’ dedim. Bir kaç adım yürüdü sonra geri .... Olay bu şekildedir . Olay yerinde üç tane güvenlik kamerası vardır.", sorulması üzerine; "Sigara içtiğim yer caminin avlusunda bulunan bir yerdi. Yaren de yine caminin avlusunun içerisinde avluya giriş kapısının yanındaki banklarda oturuyordu. Yanında iki kız çocuğu üç erkek çocuğu vardı. Dükkana gitmeyi teklif etmiştim. İki üç adım attı geri .... Orada bekçi vardı. Tuvaletlerin olduğu yere veya merdivenin altındaki yere gitmiş değiliz.", sorulması üzerine; "Şimdiki beyanım doğrudur. Çocukla birlikte caminin alt tarafındaki bir odaya girmemiz söz konusu değildir. Yukarıda belirttiğim gibi çocuk bankın yanındayken bir kaç adım atıp geri ....", sorulması üzerine; "Karakola gidince beni nezarete koydular, sonra üç evraka imza at dediler, attım. Okuduğunuz şekilde ifade vermedim. Avukatı da görmedim.",
Şeklinde savunmada bulunmuştur.
Çocukların cinsel istismarı suçu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 103. maddesinde;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, ... hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiş iken,
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya ... hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.",
02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile de;
"Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz.
Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya ... hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."
Hâlini almıştır.
5271 sayılı CMK'nın “Duruşmada okunmayacak belgeler” başlıklı 210. maddesinde;
"(1) Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.
(2) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz."
"Delilleri Takdir Yetkisi" başlıklı 217. maddesinin birinci fıkrasında da;
"Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir." şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.
Ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecektir. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan "adil yargılama" hakkının temel gerekleri ve CMK'nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir.
Ceza yargılamasında hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp delil serbestisi içinde yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her ... delil olarak kabul edilir.
Anayasa Mahkemesinin 04.07.2018 tarihli ve 2014/6357 bireysel başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere, bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu ve sanığın, hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkanına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi için gerekli olmakla birlikte, sanığın tanıklara soru sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Benzer şekilde, yargılama konusu olayla ilgili bir tanığın beyanından başka delilin bulunmadığı hâllerde CMK'nın 210. maddesi uyarınca bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerekmekte ise de; tanık beyanı olmadan da adli raporlar, belge delilleri, bilişim ya da kamera kayıtları gibi delillerle sübuta ulaşılabildiği durumlarda olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret olmadığından, bu tanığın mutlaka duruşmada hazır edilmesine gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu doğrultuda, mahkûmiyet hükmü sadece hakkında farklı bir dosyada soruşturma ya da kovuşturma yürütülen diğer kişinin ifadelerine dayandırılmamış, yerel mahkemece bu ifadeler dışında elde edilen diğer deliller de hükme esas alınmışsa, bu kişi duruşmada dinlenilmeden, önceki beyanlarını içeren tutanakların duruşmada okunulmasıyla yetinilmesi de adil yargılanma hakkını ihlâl etmeyeceği gibi CMK'nın 210. maddesine aykırı da olmayacaktır.
Yine, sanık hakkında yapılan yargılamada elde edilen delillerin CMK'nın 217. maddesinde düzenlenen vicdani delil sistemi uyarınca mahkemece yeterli kabul edilmesi hâlinde, hakkında farklı bir dosyada soruşturma ya da kovuşturma yürütülen kişilerin aşamalarda alınan tüm savunmaları getirtilmeden, daha önceki beyanlarını içeren tutanakların duruşmada okunmasıyla yetinilmesi makul sürede yargılanma ilkesine uygundur.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) birçok kararında cinsel istismar mağduru çocukların bilhassa savunmasız olduğunu belirtmiştir (M.C/..., B. No: 39272/98, 4/12/2003, § 183; A ve B/Hırvatistan, B. No:7144/15, 20/6/2019, § 111, Z/..., B. No: 39257/17, 28/5/2020, § 69.). AİHM, cinsel istismar mağduru bir çoçuk söz konusu olduğunda devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 3. ve 8. maddeleri açısından yükümlülüklerinin çocuk haklarının -onların en çok yararına olacak şekilde öncelikli husus olarak gözetilmek ve çocuğun özel savunmasızlığı dikkate alınarak uygun düşen ihtiyaçlarının iç hukuktaki merciler tarafından karşılanması suretiyle- etkin bir şekilde uygulanmasını gerekli kıldığını vurgulamaktadır (Z/..., B. No: 39257/17, 28/5/2020, § 69; M.G.C/ Romanya, B. No: 61496/11, 15/3/2016; N.Ç/Türkiye, B. No: 40591/11, 9/2/2011, § 113.)
CMK'nın 52 ve 236. maddeleri ve AİHM içtihatları göz önüne alındığında maddi gerçeğin tespit edildiği süreçte suçun mağduru konumundaki çocuk ve psikolojisi bozulmuş kişilerin korunması, adli süreçten olumsuz etkilenmelerinin önüne geçilmesi, somut olayın özelliğine göre mevcut delillerin maddi gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyduğu durumlarda ise mağdurun dinlenilmesine gerek görülmemesi gerekmektedir. Bu şekilde suçun mağdurunun maruz kaldığı olayı tekrar tekrar adli merciler önünde dile getirerek yıpratılması engellenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında mağdureye yönelik eylemlerinden dolayı Yerel Mahkemece sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin hükümlerin kurulduğu, bu hükümlerin katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince Yerel Mahkemece kurulan hükümlerin kaldırılmasına, sanığın TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 103/4, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsubuna karar verildiği, bu hükümlerin de katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince CMK’nın 210. ve 217. maddelerine aykırı davranmak suretiyle sanık hakkında eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince benzer gerekçelerle direnme kararı verildiği, katılan mağdurenin 19.07.2018 tarihinde Savcılıkta ve Yerel Mahkemenin 02.10.2018 tarihli duruşmasında beyanının alındığı anlaşılan dosyada;
Katılan mağdurenin soruşturma aşamasında beyanının usulüne uygun olarak alınmış olması ve Yerel Mahkemede duruşma sırasında sosyal hizmet uzmanı eşliğinde söz konusu beyanını doğrulaması, sanık hakkında yapılan yargılamada elde edilen delillerin CMK'nın 217. maddesinde düzenlenen vicdani delil sistemi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeterli kabul edilmesi, maddi gerçeğin tespit edilmesine ilişkin süreçte suçun mağduru konumundaki çocukların adli süreçten olumsuz etkilenmelerinin önüne geçilmesi gerekliliği ve Özel Dairenin bozma kararına göre mağdurenin beyanının hangi nedenle alınması gerektiğine ilişkin özel bir sebep gösterilmemesi, sanık müdafisi tarafından Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan duruşmada mağdurenin tekrar dinlenmesine yönelik herhangi bir talepte bulunulmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde katılan mağdurenin Bölge Adliye Mahkemesince dinlenmesine gerek olmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, ... Bölge Adliye Mahkemesinin mağdurenin beyanının tekrar alınmasının gerekmediğine ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve dosyanın, mevcut deliller çerçevesinde sanığa atılı suçların sabit olup olmadığına dair temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Bölge Adliye Mahkemesi direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 08.09.2021 tarihli ve 1508-1792 sayılı kararında, eksik araştırmaya dayalı olarak hükümler kurulmadığına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Dosyanın, mevcut deliller çerçevesinde temyiz incelemesi yapılması için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.11.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Delillerin takdir yetkisi kime aittir ve neye dayanır?
A) Savcıya - İddianameye dayanır.
B) Bilirkişiye - Bilime dayanır.
C) Hâkime - Vicdani kanaate dayanır.
D) Jüriye - Oy çokluğuna dayanır.
E) Kolluğa - Fezlekeye dayanır.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.