5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 222

Ceza Muhakemesi Kanunu 222. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 222 – (1) Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir. İKİNCİ KISIM Kamu Davasının Sona Ermesi BİRİNCİ BÖLÜM Duruşmanın Sona Ermesi ve Hüküm Duruşmanın sona ermesi ve hüküm

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

23 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
CMK’nun 222. maddesinde ise;
Ceza Genel Kurulu         2012/7-1554 E.  ,  2013/256 K. * DURUŞMA TUTANAĞINDA HAKIMIN IMZASININ BULUNMAMASI * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 267 * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 264 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 222 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 221 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 220 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 219 "İçtihat Metni" Kaçakçılık suçundan sanık Nevzat 'In 5607 sayılı Kanunun 3/5, 5237 sayılı  TCK’nun 62, 52/2, 51 ve 54. maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 1000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve müsadereye ilişkin, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2008 gün ve 1044-80 sayılı hükmün, sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 06.06.2012 gün ve 15943-18148 sayı ile; “Esasa etkili işlemlerin yapıldığı mahkemenin 19.02.2008 günlü duruşma tutanağının 1. sayfasının hakim tarafından imzalanmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nun 219. maddesine muhalefet edilmesi” isabetsizliğinden, diğer yönleri incelemeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay C.Başsavcılığı ise 12.09.2012 gün ve 85579 sayı ile; "19.02.2008 tarihli duruşma tutanağı toplam 2 sayfadan oluşmaktadır. Sanık savunmasının ve kamu davasına katılma talebinin kabulüne ilişkin ara kararın yer aldığı duruşma tutanağının 1. sayfasında mahkeme hakiminin imzası bulunmamakla birlikte zabıt katibinin imzasının yer aldığı görülmüştür. Aynı duruşma tutanağının 2. sayfasında ise iddia makamının esasa ilişkin mütealası, katılan vekilinin esasa ilişkin iddiası, sanığın son sözü ile kısa kararın tamamının yer aldığı ve hakim ile zabıt katibinin tutanağın 2. sayfasını imzaladıkları anlaşılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/04/2012 tarih ve 2011/2-299 esas, 2012/156 karar sayılı kararı da gözetilerek yapılan incelemede, Sanık savunmasının ve kamu davasına katılmaya ilişkin ara kararın bulunduğu 19.02.2008 tarihli duruşma tutanağının 1. sayfası hakim tarafından imzalanmamış ise de, aynı duruşmaya ait devam eden 2. sayfanın hakım ve zabıt katibi tarafından imzalanmış olması, sanık ve katılan vekilinin yüzüne karşı kısa kararın okunup tefhim edilmesi, gerekçeli kararın hakim ve zabıt katibi tarafından imzalanmış olması, 19.02.2008 tarihli dilekçesiyle hükmü temyiz eden sanığın ve 21.02.2008 tarihli dilekçesiyle temyiz başvurusunda bulunan katılan vekilinin, duruşma tutanağının sahte ya da gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği ya da mahkemenin yasanın aradığı şekilde oluşmadığı yönünde bir iddia ileri sürmediklerine göre, mutlak hukuka aykırılık oluşturmayan ve mahallinde de giderilebilecek eksiklik niteliğinde olan bu husus hükmün esasına etkili olmadığından bozma nedeni olarak kabul edilmemelidir" Görüşüyle itiraz  kanun yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılması ve hükmün esastan incelenmesi için dosyanın özel daireye gönderilmesi isteminde bulunmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 04.10.2012 gün ve 23371-25260 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahislene Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, duruşma tutanağındaki hakim imzası eksikliğinin temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Ceza muhakemesi işlemlerinin belgelendirilebilmesi ve bu işlemlere belge delili değeri tanınabilmesi amacıyla düzenlenen ve yargılamanın, kanunun aradığı şekilde oluşturulan heyet tarafından ve yine kanunun belirlediği ölçüler içerisinde yapılıp yapılmadığı hususunda yegâne delil olan ve sahteliği ya da gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği yine aynı değerdeki bir delil ile ispatlanana kadar resmi belge niteliği taşıyan duruşma tutanaklarının şekli ve içerikleri, 5271 sayılı CMK'nun “Duruşma Tutanağı” başlıklı 219. maddesinde; “Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır” şeklinde düzenlenmiş, CMK'nun 220. maddesinde, duruşma tutanağının başlığında; duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihi, hâkim, Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibinin adı ve soyadının belirtileceği hüküm altına alınmıştır. CMK'nun 221. maddesi uyarınca duruşma tutanaklarında; “oturuma katılan sanığın, müdafiinin, katılanın, vekilinin, kanunî temsilcisinin, bilirkişinin, tercümanın, teknik danışmanın adı ve soyadı, duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar, sanık açıklamaları, tanık ifadeleri, bilirkişi ve teknik danışman açıklamaları, okunan veya okunmasından vazgeçilen belge ve yazılar, istemler, reddi halinde gerekçesi, verilen kararlar ile hüküm” yer alır. CMK’nun 222. maddesinde ise; “duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir” hükmüne yer verilmiştir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; muhakeme işlemleri, onlara belge delili değeri tanınması için duruşmada okunarak tutanaklara yansıtılmakta ve duruşmaya katılan mahkeme başkanı, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanarak resmi belge niteliğine kavuşturulmaktadır. Muhakeme sürecinin sonunda verilen, muhakemeyi sonlandıran ve tutanağa geçirilip duruşmada okunan son kararın da oturuma katılan başkan ve tüm hâkimler ile tutanağı yazmakla görevli zabıt kâtibi tarafından imzalanması gerekmektedir. Diğer taraftan, 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinin; “Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır. 1- Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması, 2- Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi, 3- Makbul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vaki olup da bu talep kabul olunduğu halde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi, 4- Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmağa kendini vazifeli veya salahiyetli görmesi, 5- Cumhuriyet Müddeiumumîsi yahut kanunen vücudu lazım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması, 6- Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlal edilmesi, 7- Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi, 8- Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tehdit edilmiş olması” şeklindeki açık düzenlemesi karşısında, belirtilen hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır. Nitekim 20.05.1957 gün ve 5–13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlakada kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı”, Ceza Genel Kurulunun 29.06.2004 gün ve 124–155 sayılı kararında; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasının 307. maddesine göre temyiz, ancak hükmün yasaya aykırı olması sebebine dayanır. Yasaya aykırılık ise bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Anılan Yasanın 308. maddesinde sekiz bent halinde, tamamı usule ilişkin olan ve yasaya mutlak aykırılık oluşturduğu varsayılan haller sıralanmıştır. Bozma gerektirip gerektirmeyeceği hususunda Yargıtay’a araştırma yetkisi tanınmamış olan bu hallerin varlığının saptanması durumunda hükmün Yargıtay’ca bozulması gerekmektedir. Anılan maddenin dışındaki muhakeme normlarına aykırılık bakımından ise aykırılığın son karara etkisi bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir. Hukuka aykırılığın son karara etki etmediği, kaldırılmasının da etkide bulunmayacağı muhakkak ise bu aykırılıkların bozma sebebi sayılması çoğu kez yargılamanın uzamasından başka bir işe yaramayacaktır…”, 28.02.2012 gün ve 294–64 sayılı kararında ise; “hazır bulunduğu duruşmada şikâyetçi ve vekilinin davaya katılma istemi üzerine sanık ve müdafiinin görüşü alınmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmakta ise de, sanık ve müdafiinin katılma kararından haberdar olmaları, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmada hazır bulunmalarına rağmen katılma kararı konusunda bir itirazda bulunmamaları, hükmü temyiz eden sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde bu konuya ilişkin bir itirazının olmaması karşısında, nispi nitelikteki bu hukuka aykırılığın esasa etkili olduğundan veya savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyecektir” sonucuna ulaşılmıştır. Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, s. 529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası CMUK’nun 308. maddesindeki mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s. 200–201), “CMUK’nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm mutlaka bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise, hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılacaktır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. Bası, s. 184), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, bunun bir temyiz nedeni olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerekir. Aksine son kararda bir hukuku zedeleme olmasına karşılık, bu aykırılık kararı etkilememiş, mahkemenin son kararı bu ihlal olmadığı takdirde de değişmeyecek durumda olursa bir temyiz nedeninden söz edilemez. Nispi temyiz nedenlerinden söz edildiğinde, yargılama hukuku ihlalinin son karara nispeti, yani etkisi araştırılmalıdır” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. Bası, s. 443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4. Bası, s. 365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık bozma nedeni sayılmamaktadır. Kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s. 82), “Her hukuka aykırılık temyiz nedeni, dolayısıyla bozma nedeni sayılmaz. Sadece hükme esas teşkil eden hukuka aykırılıklar temyiz nedeni olarak ileri sürülebilir. Başka bir anlatımla, bir hukuka aykırılığın temyiz nedeni sayılabilmesi için, hukuka aykırılık ile hüküm arasında sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, mutlak temyiz nedenleri dışında kalan ve son karara etkisi olmayan hukuka aykırılıklar temyiz nedeni sayılamazlar” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, s. 707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkilemiş olup olmadığı araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, 2. cilt, s. 361), “Şayet bir hukuka aykırılık hali sanığın lehine bir şekilde hükme etki ediyor veya lehte ya da aleyhte herhangi bir etkide bulunmuyorsa, bu halde ortada bir temyiz sebebinin olduğundan bahsedilemez” (Özbek–Kanbur–Doğan–Bacaksız–Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2011, 2. Bası, s. 719) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 19.02.2008 tarihli duruşma tutanağı toplam üç sayfadan ibaret olup, sanığın savunmasının alındığı, müşteki idarenin katılan olarak kabulüne karar verildiği, bilirkişi raporu ve belgelerin okunduğu açıklamasının yer aldığı tutanağın birinci sayfası hakim tarafından imzasız bırakılmış ise de, iddia makamının esas hakkındaki görüşünü açıkladığı, sanık ve katılan vekilinin son sözlerinin yer aldığı ve hükmün tefhim edildiği ikinci ve üçüncü sayfalar hakim tarafından, tüm sayfalarında zabıt katibi tarafından imzalanmış, ayrıca duruşma tutanağının başlığında, kanunun aradığı şekilde hakim, cumhuriyet savcısı ve zabıt katibinin isimlerine yer verilmiş, kısa kararla arasında bir çelişki olmayan gerekçeli kararda hakim ve zabıt katibi tarafından imzalanmıştır. Ayrıca hükmü temyize yetkili olan Cumhuriyet savcısı, bu yetkisini kullanmazken, sanık ve katılan vekili de temyiz dilekçelerinde, anılan imza eksikliği nedeniyle duruşma tutanaklarına olan güvenlerinin sarsıldığı ya da duruşma tutanaklarının sahteliği veya mahkemenin kanunun aradığı şekilde teşekkül etmediği yönünde bir iddiayı ileri sürmemişlerdir. Bu durumda, 5271 sayılı CMK'nun 222. maddesi uyarınca tutanakta sahtecilik yapıldığına veya tutanakların gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğine ya da 1412 sayılı Kanunun 308. maddesinde belirtilen mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmediğine ilişkin bir iddianın bulunmaması karşısında, anılan kanun maddesi uyarınca mutlak hukuka aykırılık oluşturmayan ve mahallinde giderilebilecek eksiklik niteliğinde bulunan bu husus, hükmün esasına etkili bulunmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamalıdır. Mahallinde giderilebilecek nitelikteki bu eksikliğin, duruşma tutanağının içeriğinin güvenilirliği yönünde bir tereddüte yol açmadığının anlaşılması karşısında, Özel Dairece hükmün esasına girilerek temyiz incelemesi yapılması gerekirken, yalnızca hakim imzası eksikliğine dayalı olarak hükmün bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün esastan incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi Doç. Dr.İ. Şahbaz "5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının “Duruşma Tutanağı” başlıklı 219. maddesinde, 'Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır' düzenlemesi yer almakta; CYY’nın 220. maddesinde, duruşma tutanağının başlığında; duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihi, hâkim, Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibinin adı ve soyadının belirtileceği hüküm altına alınmış; aynı yasanın 221. maddesindeki düzenlemeye göre de, duruşma tutanaklarında; 'oturuma katılan sanığın, müdafiinin, katılanın, vekilinin, kanunî temsilcisinin, bilirkişinin, tercümanın, teknik danışmanın adı ve soyadı, duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar, sanık açıklamaları, tanık ifadeleri, bilirkişi ve teknik danışman açıklamaları, okunan veya okunmasından vazgeçilen belge ve yazılar, istemler, reddi halinde gerekçesi, verilen kararlar ile hüküm' yer alır denmektedir. CYY’nın 222. maddesinde ise; 'duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir' hükmüne yer verilmiştir. 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 264. maddesi gereğince; 'Duruşma için tutanak tutulur ve mahkeme başkanı ile zabıt katibi tarafından imzalanır. Mahkemece gerekli bulunduğunda duruşma safahatı, mahkemenin uygun ve lüzumlu göreceği teknik araçlarla tespit olunabilir. Bu tespite dayanılarak sonradan düzenlenecek duruşma tutanaklarının, duruşma safahatına uygun olduğu, mahkeme başkanı ve tutanağı düzenleyen zabıt kâtibi tarafından tasdik edilir. Mahkeme başkanının özrü bulunursa tutanak üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır'; 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın 267. maddesindeki düzenlemeye göre de, 'Duruşmanın nasıl yapılacağı hakkındaki kanuni merasime riayet edilip edilmediği ancak zabıtname ile ispat olunabilir. Zabıtnamenin bu kısmına karşı yalnız sahtelik iddiası yapılabilir'. Görüldüğü gibi, 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası'nın 219. maddesi ile 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın 264. maddesi neredeyse aynıdır, aynı benzerlik 5271 sayılı Yasanın 222. maddesi ile 1412 sayılı Yasanın 267. maddesi arasında da bulunmaktadır. Bu düzenlemeler göstermektedir ki, Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; yargılama işlemleri, onlara belge kanıtı değeri tanınması için duruşmada okunarak tutanaklara yansıtılmakta ve duruşmaya katılan mahkeme başkanı, yargıç ve zabıt katibi tarafından imzalanarak resmi belge niteliğine kavuşturulmaktadır. Yargılama sürecinin sonunda verilen, yargılamayı sonlandıran ve tutanağa geçirilip duruşmada okunan son kararın da oturuma katılan başkan ve tüm yargıçlar ile tutanağı yazmakla görevli zabıt katibi tarafından imzalanması zorunlu ve vazgeçilmez gerekliliktir. 1412 sayılı CYY'nın yürürlükte kaldığı süre boyunca, işin esasına etkisi olmayan haller hariç, duruşma tutanakları ile kararların ilgililer tarafından imzalanması içtihatlarla kabul edilmişti. 5271 sayılı CYY ile getirilen düzenlemeler ile 1412 sayılı CYY'nda yer alan düzenlemeler arasında düzenleniş ve içerik itibariyle farklılık olmaması karşısında, eski ve yerleşik içtihatlardan ayrılmayı haklı kılan bir durum söz konusu değildir. Yargıtay içtihatlarında, duruşma tutanağı ile hüküm tutanağındaki esasa etkili imza eksikliklerini yerinde olarak bozma nedeni kabul edilmişti. Çünkü, yasada yer alan bir hükme uygun davranılması zorunludur. Yasama organı duruşma tutanağı ve kararın imzasız olmasını kabul etmemektedir. UYAP gibi teknik gelişmelere karşın yasa koyucu bu zorunluluktan vazgeçmemektedir. Çünkü, bir tutanak veya kararda imzanın olmaması, o belgenin delil gücünün olmayacağı anlamına gelir. Delil gücü olmayan bir belgenin, hak dağıtımında kullanılması yargıç ve yardımcı personelin dikkatli olmasına engel oluşturur. İlgililerin söz konusu belgenin içeriğine itiraz etmemeleri, söz konusu eksikliği her zaman öğrendikleri veya bildikleri anlamına gelmez. Örneğin, yüze karşı verilen bir kararı temyiz eden kimse, duruşma tutanağını, gerekçeli kararı veya kısa kararı imzalanmış olarak görememektedir. Veya, imzalı şeklini gördüğü bir tutanak veya kararın temyize gönderilirken içeriğinin değişmesini de bilememektedir. Ancak taraflar, imzaların eksiksiz ve dolayısıyla içeriğinin doğru olduğuna karine olarak inanmaktadırlar. Bu itibarla, çoğu kez imza eksikliğini (iddia makamı hariç) taraflar bilememektedirler. Kaldı ki, belgenin imzalı olup olmaması, davanın tarafları yanında, temyiz incelemesi bakımından Yargıtayı ilgilendirmektedir. Çünkü Yargıtay, önüne getirilen temyiz davasına konu belgelerin hukuka uygun olması halinde inceleyebilecektir. Hukuka aykırılığı, imzasız olmasından anlaşılan bir belgenin hukuk dünyasında var olduğunun kabulü ile temyiz incelemesi yapılmasını yerinde görmemekteyim. Belgenin hukuka uygun olup olmadığının davanın taraflarının o konuda itirazlarının olup olmadığına göre değerlendirilmesi yönündeki yaklaşım (CGK, E.:2011/6.MD-236, K.:2012/86, 13.03.2012) ile duruşma tutanağı içeriğinin mahallinde düzeltilmesinin mümkün olduğu şeklindeki kararlar da kabul edilemez (CGK, 2012/9-167-225, 5.6.2012; CGK, 2011/2–299 – 2012/156,  17.04.2012) de kabul edilemez. Çünkü davanın taraflarının imzalı ve içeriğinin hukuka uygun olduğunu bildikleri bir belgenin bir şekilde değiştirilmiş ve imzasız hale getirilmiş olduğunu her zaman bilebileceklerini kabul etmek mümkün olamayacağından, tarafların o konuda itirazlarının olmamasından hareketle belgenin geçerliliği kabul edilemez. Diğer yandan, belgedeki imza eksikliğinin mahallinde giderilmesi de kabul edilemez. Zira, ortada belge olmadığından, neyin ve hangi içeriği ile imzalanacağı da tereddütlere sebebiyet verebilir. Böyle bir durumda, hukukta güven ve istikrar bozulur. İmzanın bir kısım sayfalarda olması bir kısım sayfalarda olmaması veya imzalardan birinin olması diğerinin olmaması da sonucun olumsuzluğunu ortadan kaldıramaz. Çünkü, davanın esasına etkili bir sayfada yer alması gereken imzalardan birinin bulunmaması, bu imzayı gören diğer imza sahibinin imzalamasıyla tamamlanması, bir güvence değildir. Öyle olsaydı yasa koyucu imzaların aynı anda atılmasını zorunlu görmezdi. Tutanak tutulur ve ilgililer o an imza atarlar. Öyleyse, imza eksikliğinin mahallinde giderilmesi şeklindeki yaklaşım güvencesizliği ortadan kaldırmaz. Böyle bir kabül, yargılamanın ekonomikliğinden hareketle de savunulamaz. Yargılamanın ekonomikliği kuşkusuz önemli ve buna göre hareket edilmesi gerekir. Ancak, yargılamanın ekonomikliğini her ne pahasına olursa olsun savunmak mümkün değildir. Yargılamada ekonomiye uygun davranışın, adalete güvenle erişilmesini gölgelemeden gerçekleştirilmesi gerekir. Sırf imza eksikliği nedeniyle kararın bozulmaması, ancak, esaslı işlemlerin yapılmadığı veya o oturumda yapılan işlemler olsa da olur olmasa da olur şeklinde kabul edilebilecek konularla sınırlı tutulabilir. Öğretide savunulan görüşlerin de bu şekilde benimsenmesi gerekir. CGK önceki kararlarından birinde, yerinde olarak, 'Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında da belirtildiği gibi; ceza yargılaması işlemleri, onlara belge kanıtı değerinin tanınması amacıyla duruşmada tutanaklara yansıtılmakta ve yetkililerce imzalanarak resmi belge niteliğine kavuşturulmaktadır. Yasanın buyurucu hükmü uyarınca duruşma safhalarını gösteren tutanakların her sayfasının hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanması bu nedenle zorunludur. Bu şekli düzenlemenin amacı, tutanakların değiştirilmesini önlemek ve onlara güven duyulmasını sağlamaktır. İmza noksanı bulunan duruşma tutanağı, muhtevasına güvenilirliği yönünden duraksamaya yol açar ve resmi belge niteliği zafiyete uğrar. Böyle bir belgeye dayanılarak hüküm tesis olunamaz. Belirtilen eksiklik; esaslı işlemlerin yapılıp kayda geçirildiği tutanaklarda, kopukluk meydana getirecek ve hükme dayanak oluşturan belgeler bütünlüğünü bozacak niteliktedir. Anılan usulî eksikliğin diğer sanıklar için de geçerli olan tutanak bütünlüğünü zedeleyeceği tartışma dışıdır' demiştir (CGK, E.:2006/8-208, K.:2006/206,10.10.2006). CGK bir başka kararında da, 'ceza yargılaması işlemleri, onlara belge kanıtı değerinin tanınması amacıyla duruşmada tutanaklara yansıtılmakta ve yetkililerce imzalanarak resmi belge niteliğine kavuşturulmakktadır. Yasanın buyurucu hükmü uyarınca duruşma safhalarını gösteren tutanakların her sayfasının hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanması bu nedenle zorunludur. Bu şeklî düzenlemenin amacı, tutanakların değiştirilmesini önlemek ve onlara güven duyulmasını sağlamaktır. İmza noksanı bulunan duruşma tutanağı, içeriğine duyulması gereken güven yönünden duraksamaya yol açar ve resmi belge niteliği zafiyete uğrar. Böyle bir belgeye dayanılarak hüküm tesis olunamayacağı gibi, bu nitelikteki bir usuli aykırılığı taşıyan hükmün esası da Özel Dairece incelenemez' denilmiştir (CGK, E.:2010/8-174, K.:2010/176, 28.09.2010; benzeri gerekçeler için bkz. CGK, E.:2009/8-258, K.:2010/33, 23.02.2010). Somut olayımızda, esaslı işlemlerin yapıldığı toplam iki sayfadan oluşan 19.2.2008 günlü duruşma tutanağının birinci sayfası oturuma katılan yargıç tarafından imzalanmamıştır. Bu eksiklik CYY'nın 219/1 nci maddesine açıkça aykırıdır. Esaslı işlemlerin yapıldığı ve hükme dayanak yapılan söz konusu oturum tutanağındaki bu eksikliğin mahallinde düzeltilmesi ile hukuka aykırılık bertaraf edilmiş olmaz. Duruşma tutanağının içeriği itibariyle bir belge ve dolayısıyla delil olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Delil gücü olan bir belgenin hukuka uygun olmaması halinde hükümde esas alınmasının mümkün olmadığı yine hukukumuzca kabul edilen bir gerçektir (Anayasa, m.38/6; 5271, m.206/2, 217/2). Dolayısıyla, hukuka uygun olmadığı kabul edilen duruşma tutanağının bu haliyle geçerli kabul edilmesi, temyiz incelemesi bakımından da, yargıtay yönünden hukuka uygun olmayan bir belgenin kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Anayasa ve yasadaki bu düzenlemeler, temyiz incelemesi bakımından da bağlayıcıdır. Tüm bu nedenlerle, imza eksikliği tespit edilen ve dolayısıyla belge sayılmayan duruşma tutanağının geçerliliğinin kabulüyle, bu belge üzerinden temyiz incelemesi yapılması yönündeki yüksek çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir"görüşüyle, Genel Kurul Üyesi A. Kınacı "5271 sayılı CMK'nın 219. maddesinin 1. fıkrasında, 'duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır' hükmüne yer verilmiştir. 1412 sayılı CMUK'nın halen yürürlükte olan  307. maddesinde, temyizin ancak hükmün kanuna aykırı olması nedenine dayanması gerektiği; bir hukuk kuralının uygulanmamasının veya yanlış uygulanmasının kanuna aykırılık olduğu belirtilmiştir. Görüldüğü gibi temyiz yoluna sadece 'mutlak hukuka aykırılık' hallerinde gidilebileceğine ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Hükmü etkileyen nispî hukuka aykırılıklar nedeniyle de hükmün bozulması gerekir. Sahteliği konusunda bir iddia veya itiraz olmadıkça imza eksiğinin bozma konusu yapılamayacağına, bu eksikliğin her zaman tamamlanmasının mümkün olduğuna ilişkin görüşe katılmak mümkün değildir. İmzası eksik olan hâkimin ölmüş olması ya da değişik nedenlerle  duruşma tutanağını imza etmemesi durumunda bu eksiklik nasıl giderilecektir? Duruşma tutanağının hâkim ve kâtip tarafından imzalanması bir 'geçerlilik şartıdır'. Hâkim ve/veya kâtip tarafından imzalanmamış olan duruşma tutanağı geçerli bir belge olarak kabul edilemez. Bu durumda geçerli bir duruşmadan ve hükümden de söz edilemez. İmzanın eksik olması durumunda, Yargıtay tarafından öncelikle bu eksikliğin giderilmesi için dosyanın mahkemesine iade edilmesi gerekir. İmza eksiği tamamlandığında hükmün esası incelenmeli; aksi halde hüküm bu yönden bozulmalıdır. Somut olayda, esaslı işlemlerin yapıldığı 19.02.2008 tarihli oturuma ilişkin duruşma tutanağının 1. sayfasında hâkimin imzası bulunmamaktadır. Bu durum CMK'nın 219. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olup CMUK'nın 307. maddesinin 2. fıkrasına göre bir temyiz nedenidir. Özel Daire tarafından hükmün bu nedenle bozulması doğrudur. Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yerinde olmayan itirazının reddine karar verilmesi gerektiği kanısını taşıdığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi ise; benzer düşüncelerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşıoy kullanmışlardır. SONUÇ     : Açıklanan nedenlerle, 1-Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 06.06.2012 gün ve 15943-18148 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, hükmün esastan incelenmesi için Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Ceza Dairesi, 2021/40089 E., 2024/4920 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5271 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinde ise;
4. Ceza Dairesi         2021/40089 E.  ,  2024/4920 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/383 E., 2016/558 K. SUÇ : Hakaret HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararıyla sanık hakkında hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 125 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 43, 62, 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. GEREKÇE Ceza yargılaması işlemlerinin belgelendirilebilmesi ve bu işlemlere belge delili değeri tanınabilmesi amacıyla düzenlenen ve yargılamanın, kanunun aradığı şekilde oluşturulan heyet tarafından ve yine kanunun belirlediği ölçüler içerisinde yapılıp yapılmadığı hususunda yegâne delil olan ve sahteliği ya da gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği yine aynı değerdeki bir delil ile ispatlanana kadar resmî belge niteliği taşıyan duruşma tutanaklarının şekli ve içerikleri, 5271 sayılı Kanun'un “Duruşma Tutanağı” başlıklı 219 uncu maddesinde; “Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır” şeklinde düzenlenmiş, 5271 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinde, duruşma tutanağının başlığında; duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihi, hâkim, Cumhuriyet savcısı ve zabıt kâtibinin adı ve soyadının belirtileceği hüküm altına alınmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 221 inci maddesi uyarınca duruşma tutanağında; “Oturuma katılan sanığın, müdafiinin, katılanın, vekilinin, kanunî temsilcisinin, bilirkişinin, tercümanın, teknik danışmanın adı ve soyadı, duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar, sanık açıklamaları, tanık ifadeleri, bilirkişi ve teknik danışman açıklamaları, okunan veya okunmasından vazgeçilen belge ve yazılar, istemler, reddi halinde gerekçesi, verilen kararlar ile hüküm” yer alır, 5271 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinde ise; “Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir” hükmüne yer verilmiştir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; yargılama işlemleri, onlara belge delili değeri tanınması için duruşmada okunarak tutanaklara yansıtılmakta ve duruşmaya katılan mahkeme başkanı, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanarak resmî belge niteliğine kavuşturulmaktadır. Muhakeme sürecinin sonunda verilen, muhakemeyi sonlandıran ve tutanağa geçirilip duruşmada okunan son kararın da oturuma katılan hâkimler ile tutanağı yazmakla görevli zabıt kâtibi tarafından imzalanması gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; hükmün tefhim edildiği duruşma tutanağında, bu tutanağı tanzim eden hakim hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınma ve meslekten el çektirme işlemi yapılmış olduğundan ve zabıt katibi ...'in de hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle üç ay süreyle görevden uzaklaştırılma işlemi yapılmış olduğundan karar oturumuna çıkan hakim ve katibin ıslak imzaları ve e-imzalarının bulunmadığı, kısa kararın sonradan görevlendirilen hakim tarafından e-imza atılmak suretiyle tamamlanmış olduğu anlaşılmakla, mahallinde giderilebilecek nitelikte olmayan bu eksiklik, duruşma tutanağının içeriğinin güvenilirliği yönünde bir duraksamaya yol açtığından bozmayı gerektirmiştir. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden, başkaca yönleri incelenmeyen HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2024 tarihinde karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2021/3144 E., 2024/2108 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
b) CMK'nın 222. maddesi (CMUK m.
11. Ceza Dairesi         2021/3144 E.  ,  2024/2108 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI :2015/495 E., 2016/179 K. SUÇ : Resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Rize 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi, soyut iddiaya dayanılarak mahkûmiyet verildiğine, şüpheden sanık yararlanır ilkesine uygun davranılmadığına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Sanık ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ...'in, ...dlı şirket yetkilisi ve başkalarının yargılandığı dosya kapsamında tanık olarak beyanlarının alınmasından sonra haklarında suç duyurusunda bulunulması, adı geçen şirketin 100 gün içinde bitirmeyi taahhütünü ettiği ihale kapsamındaki işin başında durması gereken teknik elemanların taahhütünü içeren noter belgesindeki 100 gün ibaresini işin süresinde tamamlanmaması üzerine 200 gün olarak değiştirerek ihale dosyasına sunmaları biçimindeki eylemleri haklarında kamu davası açılmıştır. 2. Sanık ...'un, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen Küçükbey'in verdiği belgenin noterde yenilenmesini istediğini, cebinde unuttuğu belgeyi tekrar bulduğunda tanımadığı bir şahsa noterde imzalatması için verdiğini, imzalanarak geri getirildiğini beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmediği, sanık ...'in, belgeyi Harun'a vererek yeniletmesini istediğini, yenilenen belgeyi kontrol şefine teslim ettiğini beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmediği, belgenin sahte oluşturulduğuna bilirkişi raporunun, ihaleye ilişkin belgelerin dosya arasına alındığı anlaşılmıştır. 3. Mahkeme tarafından sanığın örtülü ikrarı, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanığın savunması, bilirkişi raporu, ihale belgeleri ve tüm dosya kapsamına göre atılı suçun oluştuğu kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanığın sübut konusunda yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir. Ancak suça konu düzenleme şeklindeki belgenin 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen “kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden” olduğunun gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Rize 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, üye ...'nın eylemin TCK'nun 204/1. Md. Kapsamında kaldığına ilişkin karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, sanığın ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.02.2024 tarihinde karar verildi. (K.O.) Yazı İşl.Md.Y. A/G KARŞI OY GEREKÇESİ 1. UYUŞMAZLIK KONUSU:Çözülmesi gereken Uyuşmazlık; Suça konu belgenin TCK'nın 204/3. Maddesinde belirtilen cezayı artırıcı nedenin uygulanmasını gerektiren sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olup olmadığına ilişkindir. 2. SUÇA KONU BELGE: " TAAHHÜTNAME RİZE VALİLİĞİ BAYINDIRLIK İL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından ihaleye çıkartılan ve ihalesi İncetaş İnş. Taah. Hafr. Eml. Paz. Nak. Özel Gıda. Top. Tem. Yem. İç Ve Dış Ticaret Limited Şirketi'ne kalan RİZE MERKEZ CAMİÖNÜ MAH.B-C BLOK ÖĞRENCİ YURDU GÜÇLENDİRME VE ONARIM İNŞAATI işini ben Gökay Yılmaz İNŞAAT MÜHENDİSİ, ben Süleyman Yılmaz MAKİNA MÜHENDİSİ ve ben Murat Sunar ELEKTRİK MÜHENDİSİ olarak işin başından itibaren 100 (yüz) gün süre ile üstlendiğimizi ve asgari ücretle çalışacağımızı kabul ve taahhüt ederiz. İNŞAAT MÜH. İMZA MAKİNA MÜH. İMZA ELEKTRİK MÜH. İMZA Bu onaylama işlem ..... adlı kişiye ait olduğunu ve dairede huzurumda imzalandığını onaylarım... RİZE 3. NOTERİ mühür/imza" 3. HUKUKİ MEVZUAT a) 1512 sayılı noterlik Kanunundaki ilgili düzenlemeler. Madde 82 – Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır. Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Madde 84- Hukuki işlemlerin noter tarafından düzenlenmesi bir tutanak şeklinde yapılır. Bu tutanağın: Noterin adı ve soyadı ile noterliğin ismini, İşlemin yapıldığı yer ve tarihi (Rakam ve yazı ile). (Değişik. 2/4/1998 - 4358/3 md.) ilgilinin ve varsa tercüman, tanık ve bilirkişinin kimlik ve adresleri ile ayrıca ilgilinin vergi kimlik numarası, İlgiliniin hakikik arzusu hakkındaki beyanını, İşleme katılanların imzalarını ve noterin imza ve mührünü, Taşıması gereklidir. Bu şekilde düzenlenen iş kağıdının aslı noterlik dairesinde saklanır ve örneği ilgilisine verilir. Madde 86- Tutanağın, ilgilinin gerçek isteği hakkındaki beyanı yazıldıktan sonra okuması için kendisine verilir. İlgili tutanağı okur, içindekiler isteğine uygun ise, bu husus da yazıldıktan sonra altını imzalar. Düzenleme şeklinde yapılması zorunlu işlemler: Madde 89- Niteliği bakımından tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşme ve vekaletnamelerle, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi ve diğer kanunlarda öngörülen sair işlemler bu fasıl hükümlerine göre düzenlenir. Madde 90- Hukuki işlemlerin altındaki imzanın onaylanması imzayı atan şahsa ait olduğunun bir şerhle belgelendirilmesi şeklinde yapılır. İmzası onaylanan iş kağıdının aslı ilgilisine verilir ve imzalı bir örneği dairede saklanır. Bu örnek harca tabi değildir. Onaylama şartları: Madde 91- Onaylama, imzanın noter huzurunda atılması veya kendisine ait olduğunun ilgili tarafından kabulü ile kabildir. Onaylama şerhinin ihtiva edeceği hususlar: Madde 92- Onaylama şerhinin: İşlemin yapıldığı yer ve tarihi (Rakam ve yazı ile). (Değişik. 2/4/1998 - 4358/3 md.) İlgilinin kimliği, adresi ve vergi kimlik numarasını, 3. Noter, ilgiliyi tanımıyorsa, kimliği hakkındaki gösterilen ispat belgesini, 4. İmza huzurda atılmışsa bu hususu, imza dışarda atılıp da huzurda ilgili, imzanın kendisine ait olduğunu kabul etmişse bu husustaki beyanı, 5. İşleme katılanların imzalarını ve noterin imza ve mührünü, Taşıması gereklidir. Mühür, tarih, parmak izi ve işaretin onaylanması: Madde 93- Bu bölümdeki hükümler mühür, tarih parmak izi veya imza yerine geçen el işaretinin noter tarafından onaylanmasında da kıyasen uygulanır. b. 5237 Sayılı TCK'nın 204. Maddesi Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır. 4. KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇ: Sanık ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ...'in, ...dlı şirket yetkilisi ve başkalarının yargılandığı dosya kapsamında tanık olarak beyanlarının alınmasından sonra haklarında suç duyurusunda bulunulduğu, adı geçen şirketin 100 gün içinde bitirmeyi taahhüt ettiği ihale kapsamındaki işin başında durması gereken teknik elemanların taahhütünü içeren noter belgesindeki "100 gün" ibaresini işin süresinde tamamlanmaması üzerine "200 gün" olarak değiştirerek ihale dosyasına sunmaları biçimindeki eylemleri sabit görülerek Rize 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.03.2016 tarihli ve 2015/495 Esas, 2016/179 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. Dairemizce yapılan incelemede sayın çoğunluk, suça konu belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olduğundan bu belgede yapılan sahtecilik nedeniyle sanık hakkında TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesini bozma nedeni yapmıştır. Aşağıda açıklanacak nedenlerden dolayı sayın çoğunluğun görüşüne katılmak mümkün olmamıştır. Yasa koyucu resmi belgelerin, ispat güçleri bakımından birbirlerinden farklı değerlerini dikkate alarak, bunlar üzerinde işlenecek sahtecilik suçlarında daha ağır yaptırım öngörmüştür. 5237 sayılı TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında: Sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi cezayı artırıcı neden olarak kabul edilmiştir. Resmi belgeler kanıtlama gücü bakımından; Sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgeler ve aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgeler olmak üzere ikiye ayrılır. 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarındaki resmi belgeler kural olarak aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan belgelerdir. 5237 sayılı TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasındaki ağırlaştırıcı nedenin uygulanacağı belgeler ise sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli olan ve kanunda açıkça gösterilmiş bulunan belgelerdir. Başka bir ifadeyle belgelerin bu niteliklerinin yasada açıkça gösterilmesi gerekir. TCK'nın 204 üncü madde gerekçesinde bu halde cezanın artırılmasının nedeni olarak "Bu hüküm, belgelerde sahtecilik suçları ile delil teorisi arasındaki ilişki göz önüne alınarak daha üstün ispat gücüne sahip belgeyi daha fazla korumak ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak değişik yorumlara son vermek maksadıyla bir belgenin böyle bir güce sahip olup olmadığının saptanması için kanunlarda bu hususu belirten bir hüküm bulunması gerekli sayılmıştır." denilmektedir. Bu belgeler; a) HMK'nın 204. maddesi gereğince (davacı ve davalısı bulunan hasımlı) mahkeme ilamları; b) CMK'nın 222. maddesi (CMUK m. 267) uyarınca duruşma tutanakları, c) İcra ve İflas Kanununun 38. maddesinde açıklanan ilam niteliğini taşıyan belgeler, d) Noterlik Kanununun 82. maddesi uyarınca noterlerce resen düzenlenen (Niteliği bakımından tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşme ve vekaletnamelerle, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi) belgeler, e) 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 178. maddesi gereğince seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklar, f) Umuru Belediyeye Ait Ahkamı Cezaiye Hakkında 486 sayılı Kanunun Bazı maddelerini Değiştiren 1608 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince düzenlenmiş tutanaklar, g) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 20 nci maddesinde belirtilen kaçakçılığa ilişkin tutanaklar. Aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan belgeler, Yasaların açıkça sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerli resmi belge olarak belirtmediği belgelerdir. HUMK'nın 204 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında, "ilgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar" şeklinde belirtilmiştir. Noterlerce düzenlenen belgeler, düzenleme şeklinde yapılan işlemler ve onaylama şeklinde yapılan işlemler diye ikiye ayrılmaktadır. 1512 sayılı Noterlik Kanununun "Düzenleme" başlığını taşıyan 84 üncü maddesinde, " Hukuki işlemlerin noter tarafından düzenlenmesi bir tutanak şeklinde yapılır..." denilmektedir. Düzenleme şeklinde yapılan işlemler Noter huzurunda yapıldığından içerik ve onay bölümleri de dahil olmak üzere sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Çünkü 1512 sayılı Noterlik Kanununun 82 nci maddesinin 2 nci fıkrasında, "Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir" denilmektedir. Vekaletname, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi ve diğer kanunlarda öngörülen sair işlemler noter tarafından Noterlik Yasası uyarınca resen düzenlenen belge olması nedeniyle sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi belge niteliğindedir. Bazı belgeler noter dışında ilgililerce düzenlenip onay için notere getirilir. Böyle bir belgeyi getiren kişi/kişilere noter, belge içeriğini okur ve ilgili de doğrularsa noter huzurunda imzasını atar. Noter de imzanın huzurunda atıldığını ve imzanın atan kişiye ait olduğunu şerh vererek onar. Bu tür belgelerin imza, tarih ve noterlerce gerçekleştirilen onay bölümü şerhi noter tarafından yapıldığı için sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli resmi evrak niteliğindedir. Ancak bu nitelik evrakın Noterlik dışında hazırlanan içeriğini kapsamaz. Nitekim 1512 sayılı Noterlik Kanununun 82. maddesinin 3. fıkrasında, "Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde "imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir" denilmektedir. Bu nedenle de, belirtilen yasa hükmü uyarınca, noterce konulan tarih ve onay şerhlerindeki yazının tahrifi halinde fiil, 5237 sayılı TCK'nın 204/3 (765 sayılı TCK 342/2), diğer bölümlerde yapılan sahtecilik ise 5237 sayılı TCK 207/1 (345/1) maddelerine uyan özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır. (Belgede sahtecilik suçları Kubilay Taşdemir) Görüşümüze göre bir belgenin işlemi yapan noter tarafından "düzenleme" şeklinde veya "onaylama" şeklinde yapılıp yapılmayacağını belgenin ilgililerce noter dışında hazırlanması veya belgenin noter tarafından hazırlanmış olması belirlemez. Uygulamada somut olayda olduğu gibi noter tarafından onaylama işlemi yapılacak olan belgeler ilgililer tarafından dışarıda değil işlemi yapan noterlikte örnek metinler üzerinden yazılarak onaylama işlemi yapılmaktadır. Onaylanacak metnin noterlikte yazılmış olması bu belgeye düzenleme şeklinde yapılan işlem niteliğini kazandırmaz. Düzenleme şeklinde işlem yapılabilmesi için Kanunda buna ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunması gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yasa gereği noterlikçe düzenleme şeklinde yapılması öngörülmeyen suça konu taahhütnamenin metin kısımlarının noterlikte yazılmış olması bu belgeye sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğini kazandırmaz. Suça konu belge ister ilgililerce noter dışında hazırlanıp onay için notere getirilsin isterse noterlikte yazıldıktan sonra onaylama işlemi yapılsın bu belge aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olup TCK'nın 204 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasındaki ağırlaştırıcı nedenin uygulanma koşulları oluşmamıştır. Zira suça konu belgede sahtecilik metin kısmında olup imza ve noter onayı kısımlarında bir sahtecilik yapılmamıştır. Somut olayda yerel Mahkemenin uygulaması yerinde olup suç tarihi ve zamanaşımını kesen nedenler gözetilerek kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermek gerekirken aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.22.02.2024
11. Ceza Dairesi, 2021/9879 E., 2023/532 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, 2012 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 222 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
11. Ceza Dairesi         2021/9879 E.  ,  2023/532 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Sanık hakkında 2011 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359 uncu maddesinin (b) bendi, 5237 sayılı ... Ceza Kanunu’nun 43 üncü maddesi, 62 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 1 ... 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, 2012 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 222 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir. 2. Aynı kamu davasında sanık ... hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmiş olup temyize konu edilmemiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Sanık ...'nin temyiz istekleri; suçun zamanaşımı süresinin dolduğuna, kastının bulunmadığına, mevcut borcunu yapılandırdığına, 2. Katılan vekilinin temyiz istekleri, sanığın askerde olmasının sorumluluktan kurtarmayacağına, eksik vekalet ücretine hükmedildiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Çağan Grup Ltd. Şirketi yetkilisi olan sanık ... hakkında yetkili müdür sıfatıyla görev yaptığı 2011 ve 2012 takvim yıllarında sahte fatura düzenlediği iddiasıyla, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık ... hakkında yetkili olduğu dönemde istenilen defter ve belgeleri süresinde sunmadığı iddiasıyla, 29.01.2014 tarihli ... 3. Nolu Rapor Değerlendirme Komisyonu mütalaasına uygun olarak kamu davası açılmıştır. 2. Sanık ..., 2011 ve 2012 yıllarında yetkili müdür olduğunu, ancak askere gittiği dönemde kardeşi olan ...'ın şirketin işleri ile ilgilendiğini, sahte fatura düzenlemediğini beyan ederek atılı suçlamayı kabul etmemiştir. 3. Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen ..., şirketin 2013 yılında yetkili müdürü olduğunu, kardeşinin askerde olduğu dönemde işleri kendisinin yürüttüğünü, sahte fatura düzenlemediğini beyan etmiştir. 4. ... Askerlik Şubesi Başkanlığı'nın yazı cevabına göre sanık ...'nin 03.....2011 ile 03.09.2012 tarihleri arasında askerde olduğu anlaşılmıştır. 5. Dosya kapsamına göre 2012 takvim yılında son olarak Nisan ayında beyanname verildiği, incelemenin bu dönemi kapsadığı anlaşılmıştır. 6. Mahkemece sanık ... hakkında defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve hüküm temyiz edilmemiştir. 7. Sanıkların birbirini destekler savunmaları, askerlik şubesi yazısı ve tüm dosya kapsamına göre sanık ...'nin 2012 yılında sahte düzenlendiği iddia olunan faturaların düzenlendiği dönemde askerde olması nedeniyle hakkında beraat kararı verilmiş, 2011 takvim yılında ise yetkili müdür olması nedeniyle hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuştur. IV. GEREKÇE A. 2012 Takvim Yılında Sahte Fatura Düzenleme Suçundan Kurulan Beraat Hükmü Yönünden 1. Dosyada mevcut delillere göre yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin ... olduğunun anlaşılması nedenleriyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılanın yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. B. 2011 Takvim Yılında Sahte Fatura Düzenleme Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden Hükümden sonra 15.04.2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddeleriyle değişik 213 sayılı Kanun’un 359 uncu maddesinin 3, 4, 5 ve 6 ıncı fıkra hükümleri uyarınca 5237 sayılı ... Ceza Kanunu'nin 7 inci maddesinin ikinci fıkrası da gözetilerek öncelikle lehe Kanun’un tespit edilip uygulama yapılması ve her iki Kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR A. 2012 Takvim Yılında Sahte Fatura Düzenleme Suçundan Kurulan Beraat Hükmü Yönünden Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle ... 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.02.2016 tarihli ve 2014/404 Esas, 2016/160 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan diğer hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, B. 2011 Takvim Yılında Sahte Fatura Düzenleme Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden; Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle ... 8. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.02.2016 tarihli ve 2014/404 Esas, 2016/160 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden başkaca yönleri incelenmeyen hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.02.2023 tarihinde karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2023/12289 E., 2023/9963 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle Tebliğnameye uygun olarak oybirliğiyle DÜŞMESİNE,
6. Ceza Dairesi         2023/12289 E.  ,  2023/9963 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Tehdit, hakaret HÜKÜMLER : Beraat Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 7035 sayılı Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21 inci maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü; I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2014 tarihli ve 2013/128988 Soruşturma No.lu iddianamesi ile sanık hakkında tehdit ve hakaret suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 125 inci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır. 2. ... 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 16.04.2014 tarihli ve 2014/236 Esas, 2014/423 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilerek TCK.'nun 106/1-2-b, 125/1-2, 53 maddeleri gereği yargılamaları yapılmak üzere görevli ve yetkili ... Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. ... 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2014/319 Esas, 2015/231 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5271 sayılı Kanunun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir. 4. ... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2014/319 Esas, 2015/231 Karar sayılı kararının katılan ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 25.06.2018 tarihli ve 2017/18818 Esas, 2018/12458 Karar sayılı kararı ile; "Sanık ...'ın, katılan ...'e mesajlar çekerek tehdit ve hakaret ettiğinin iddia edildiği, TİB raporunda da suça konu 507.....30 nolu telefonun sanık ... adına kayıtlı olduğunun bildirildiği ancak sanığın, telefon hattının kendisine ait olmadığına dair savunması ve katılan hakkında bu telefon hattına ait sözleşmede sahtecilik suçundan ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/43785 ve 2014/99141 soruşturma dosyalarının derdest olduğunun, 2014/43785 soruşturma dosyasında mevcut kriminal raporunda da telefon abonelik sözleşmesindeki imzanın ...'a ait olup olmadığı konusunda yeni yazı ve imza örneklerinin istendiğinin anlaşılması karşısında, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili soruşturma dosyaları getirtilip incelenerek, gerekirse telefon abonelik sözleşmesindeki yazı ve imzaların sanık ...'a ait olup olmadığı yönünden yeniden bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan, suç tarihinde mesajların gönderildiği telefon numarasını, suç tarihi öncesi ve sonrasında arayan numaralar ile aranan numaraların TİB'den getirtilmesi, suça konu telefon numarasını arayan veya suça konu telefon numaralarıyla aranan kişilere telefon numaralarını sanık ... tarafından kullanıp kullanılmadığının sorulmasından sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 5. ... 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 25.09.2019 tarihli ve 2018/746 Esas, 2019/892 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5271 sayılı Kanunun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir. 6. ... 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 25.09.2019 tarihli ve 2018/746 Esas, 2019/892 Karar sayılı kararının katılan tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 05.04.2021 tarihli ve 2020/22023 Esas, 2021/11768 Karar sayılı kararı ile; "Sanığın suça konu mesajların gönderildiği iddia edilen telefon hattının kendisine ait olmadığına ve bu hattı kullanmadığına dair savunması karşısında, suç tarihi öncesinde ve sonrasında bu telefon ile yapılan aramalar ile arayan kişilere ait telefon numaraları TİB’den sorulup tespit edildikten sonra, görüşme yapan şahısların tanık sıfatıyla ifadeleri alınarak, hattın sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığı sorulmak suretiyle, sanığın hukuki durumunun tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması" Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 7. ... 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 30.03.2022 tarihli ve 2021/819 Esas, 2022/1150 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5271 sayılı Kanunun 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılanın Temyiz Sebepleri; 1.Sanığın atılı suçları işlediğine 2. Vesaire İlişkindir. III. GEREKÇE 1. Katılana gönderildiği tespit edilen 0507 ... .. .. numaralı telefondan 28.09.2013 günü saat 18.36'da mesaj gönderildiği mesaj metninde “Serfsiz seni iceri attirtmak icin kizlarimi kullanirim. Kartvizit gibi:) herseyi yaparim halen adliyelerde dolasiyorsun "0507 ... .. .. numaralı telefondan 28.09.2013 günü saat 18.39 'da mesaj gönderildiği mesaj metninde “Opet sagolsun gucu herseye yetiyo daha ne isin var kavat. Sikayetlerini bile bosa cikartirlar sayin savcim ve hakimlerim” 0507 ... ... .. numaralı telefondan 10.10.2013 günü saat 18.15 'de mesaj gönderildiği mesaj metninde “Seni gebertene kadar pesindeyim yapmam yaptirtirim. bekleee" şeklinde hakaret ve tehdit suçunun işlendiği anlaşılmıştır. 2. Sanığa yüklenen ve 5237 sayılı Yasa'nın 106/1-1.cümle ve 125 inci maddelerine uyan suçların gerektirdiği cezaların türü ve üst sınırlarına göre; aynı Kanunun 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan dava zamanaşımına bağlı olup, zaman aşımını kesen son işlem olan sanığın sorgu tarihi olan 09.09.2014 tarihinden inceleme tarihine kadar bu sürenin geçmiş bulunduğu anlaşılmıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde 2 numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle ... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.03.2022 tarihli ve 2021/819 Esas 2022/1150 Karar sayılı kararına yönelik katılanın temyiz istekleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA bozma sebebi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, aynı sayılı Yasanın 322. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle Tebliğnameye uygun olarak oybirliğiyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 11.04.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Tutanağa karşı yöneltilebilecek tek iddia nedir?

A) Hata iddiası
B) Eksiklik iddiası
C) Sahtecilik iddiası
D) İhmal iddiası
E) Yorum farkı iddiası

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol