5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 236

Ceza Muhakemesi Kanunu 236. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 236 – (1) Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır. (2) İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır. (3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. (Mülga cümle:17/10/2019-7188/22 md.) (4) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır. (5) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilir. (6) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanları bakımından da beşinci fıkra hükmü uygulanır. Ancak, beyan ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranır. (7) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları dava dosyasında saklanır, kimseye verilmez ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır. (8) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları, yazılı tutanağa dönüştürülür. Bu tutanak, talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafii, mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilir. Beyan ve görüntü kayıtları bu kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde gizliliği korunmak suretiyle izletilebilir. (9) (Ek:14/11/2024-7532/17 md.) Beşinci ve altıncı fıkrada belirtilen merkezler, devlet üniversiteleri tarafından da kurulabilir. İKİNCİ KISIM Kamu Davasına Katılma Kamu davasına katılma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

47 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2022/257 E., 2022/707 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Daha sonra bu uygulama 17.10.2019 tarihli, 7188 Sayılı Kanun ile CMK 236.maddesinde yapılan değişiklikle yasal düzenleme halini almıştır.
Ceza Genel Kurulu         2022/257 E.  ,  2022/707 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi Sanık ...’nun sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.12.2018 tarihli ve 619-442 sayılı hükümlerin katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 04.12.2019 tarih ve 649-2225 sayı ile; Yerel Mahkemece kurulan hükümlerin kaldırılmasına, sanığın TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 103/4, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükümlerin de katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 19.04.2021 tarih ve 4296-3062 sayı ile; ''5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin birinci fıkrasında 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.' ve aynı Kanunun 210. maddesinin birinci fıkrasında ise ‘olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.’ hükümlerine yer verilmiş olup, bu kapsamda olayın tek tanığı konumunda bulunan mağdurenin duruşmaya getirilerek iddiaya konu eylemlerle ilgili detaylı ifadesinin alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi ise 08.09.2021 tarih ve 1508-1792 sayı ile; "Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından, Dairemizde yapılan yargılama sırasında olayın tek tanığı konumundaki mağdurun dinlenmemiş olması sebebiyle, mağdurun tekrar dinlenmesi ve mağdur ifadesinin alınmasından sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekçesiyle Dairemiz kararı bozulmuştur. Bozma kararında CMK 217 maddesindeki hakimin kararını ancak duruşma getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabileceği düzenlemesine dayandırılmıştır. Aynı zamanda CMK 210/1 maddesindeki olayın tek tanığı konumundaki mağdurun duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiği düzenlemesine dayandırılmıştır. CMK 217/1 maddesindeki 'hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.' şeklindeki düzenleme yargılama dosyasına yansımış, yargılama dosyası içerisinde yer alan delilleri kapsamaktadır. Yani hakim yargılama dosyasına yansımamış, yargılama dosyası içerisine getirtilmemiş, yargılama dosyası içerisinde yer almayan delile dayanarak ve bu delili gerekçe yaparak hüküm kuramayacaktır. Yargılama devam ederken hakimin hastalanması, tayininin çıkması gibi durumlarda dosyaya yeni bakan hakimin yargılama dosyasına yansımış, yargılama dosyası içerisinde yer alan delilleri yeniden toplamasını gerektirir düzenleme değildir. Yeni hakim dosya içerisinde mevcut ve toplanmış delillere dayanarak hüküm kurabilecektir. Aksi halde ceza yargılama sistemimizde ceza davasında toplanan deliller, dinlenen tanıklar hakim değişikliği sebebiyle tekrar tekrar toplanması veya tekrar tekrar dinlenmesi gerekirdi ki ceza yargılamamızda bu şekilde bir uygulama yoktur. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin CMK 217/1 maddesine dayanan bozma gerekçesi bu sebeplerle yerinde değildir. İstinaf yargılaması ilk derece mahkemesi tarafından eksik toplanmış delillerin toplanması için yapılan eksiklik yargılaması veya ilk derece mahkemesinin sübut ve suç vasıflandırmasını değiştirmek için yapılan değişiklik yargılamasıdır. İlk derece mahkemesi tarafından toplanmış olan delillerin tekrar toplanmasını gerektirir yargılama değildir. İstinaf yargılamasının duruşma usulünü düzenleyen CMK 282/1-c maddesindeki 'ilk derece mahkemesinde dinlenen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif raporları ve bilir kişi raporu anlatılır.' şeklindeki düzenleme bu hususu içermektedir. Mağdur ... ilk derece mahkemesi tarafından dinlenmiş olduğundan Dairemizce tekrar dinlenmesi gerekmemektedir. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin CMK 210/1 maddesine dayanan bozma gerekçesi bu sebeplerle yerinde değildir. Öte yandan özellikle cinsel istismara uğramış çocukların tekrar tekrar örselenmesinin önüne geçilmesi çabaları çerçevesinde yasal düzenleme olmadan 2012 yılında çocuk izlem merkezleri oluşturulmuş ve bu çocukların ifadelerinin bu merkezlerde alınması, bu merkezlerde alınan ifadelerin soruşturma ve yargılama aşaması için yeterli görülmesi yönünde uygulama gelişmiştir. Daha sonra bu uygulama 17.10.2019 tarihli, 7188 Sayılı Kanun ile CMK 236.maddesinde yapılan değişiklikle yasal düzenleme halini almıştır. CMK 236/2.maddesi 'işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkartılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır.' şeklinde düzenleme içermektedir. Bu çerçevede ceza yargılama sistemimizde cinsel istismara uğramış çocukların tekrar tekrar ifadelerinin alınarak daha fazla örselenmelerinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Bir defa ifadesinin alınmasının yeterli olduğu yönünde CMK 236/2.madde düzenlemesi vardır. Dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere dairemiz tarafından maddi gerçeğin ortaya çıkartılması açısından mağdurun tekrar dinlenmesinde herhangi bir zorunluluk görülmemiştir. Yargıtayın 14. Ceza Dairesinin bozma kararında da somut herhangi bir zorunluluktan (mağdura sorulması veya mağdura açıklattırılması gereken herhangi bir konudan) bahsedilmemektedir. Bu sebeplerle Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma gerekçesi yerinde değildir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın mâhkumiyetine karar vermiştir. Bu hükümlerin de katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.12.2021 tarihli ve 139199 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.03.2022 tarih ve 27658-2399 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dosya kapsamı itibarıyla ilk derece mahkemesince beyanı alınan katılan mağdurenin, duruşma açarak hükümleri kaldıran Bölge Adliye Mahkemesince, yargılama sırasında beyanının alınmasının gerekli olup olmadığının bu bağlamda eksik araştırmayla hükümler kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdure ...’un suç tarihinde 8 yaş 5 ay 27 günlük olduğu, sanık ...’nun ise 25 yaşında ve bekâr olduğu, (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ...’tan "mağdure" olarak bahsedilecektir.), 18.07.2018 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen olay tutanağına göre; kamera odasında yapılan incelemede; 18.07.2018 tarihinde saat 14.56 sıralarında Yunus camiinin bahçe kapısından beyaz gömlekli, sol elinde rulo hâline getirilmiş kağıt bulunan bir şahsın girdiğinin görüldüğü, 18.07.2018 tarihinde düzenlenen olay yeri inceleme raporuna göre; olayın ...Camiisinin şadırvan alt kısmında bulunan, pvc kapısı olan bölmede meydana geldiği, söz konusu yerin daha önce depo olarak kullanıldığı, yerde eski eşya ve çöplerin bulunduğu, duvara dayalı vaziyette bir sunta parçası olduğu, pvc kapının arka kısmında kilide takılı vaziyette anahtarın bulunduğu, 19.07.2018 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta; 19.07.2018 tarihinde saat 02.30 sıralarında vatandaşlar tarafından kimliği belirsiz yaralı bir şahsın bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine olay yerine intikal edildiğinin, yaralı olan şahsın tedavisinin yapılması amacıyla hastaneye sevk edildiğinin, ilgili şahsın 18.07.2018 tarihinde meydana gelen çocuğun cinsel istismarı olayını gerçekleştirdiği iddia olunan sanık olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği, 04.11.2019 tarihinde ... Şehir Hastanesince sanık hakkında düzenlenen ... kurulu raporunda; sanığın işlediği iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu suçla ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin tam olduğunun mütalaa edildiği, 30.07.2018 tarihinde adli görüşmeci tarafından mağdure hakkında düzenlenen adli görüşme değerlendirme raporunda; mağdurenin adli görüşme süresince kendisini yaşına uygun, etkili ve akıcı biçimde ifade edebildiğinin, anlatımlarının tutarlı bulunduğunun, var olan dokunmanın iyi bir dokunma olmadığının, bu kapsamda mağdurenin iyi ve kötü dokunmayı ayırt edebilecek bilişsel ve duygusal yeterliliğe sahip olduğunun bildirildiği, 01.10.2018 tarihinde sosyolog tarafından mağdure hakkında düzenlenen sosyal inceleme raporunda; mağdurenin zihinsel, ruhsal ve bedensel gelişiminin yaşıyla orantılı olduğunun, dil gelişiminin normal olup sorulan sorulara net cevaplar verebildiğinin, 5395 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı alınmasına gerek bulunmadığının bildirildiği, 02.10.2018 tarihli celsede mağdurenin beyanının alınması sırasında hazır bulunan psikolog bilirkişinin beyanında; mağdurenin genel gelişimsel özelliklerinin yaşıyla orantılı ve kendisine yönelik eylemleri değerlendirebilecek bilişsel yeterliliğe sahip olduğunu, iyi ve kötü dokunuş ayrımlarını yapabildiğini, beyanlarına itibar edilebileceğini ifade ettiği, 07.11.2018 tarihli celsede tanıklar ... ve ...’in beyanının alınması sırasında hazır bulunan sosyal hizmet uzmanı bilirkişinin beyanında; tanıkların görmüş oldukları durumu aktarma beceresine sahip olduklarını belirttiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure ... Savcılıkta; "9 yaşındayım. 2010 doğumluyum. Sınav kolejine gidiyorum.4. sınıfa geçtim, ...’de annem, babam, abim ve ben birlikte yaşıyoruz. Dün öğle vakitlerinde ...Camiine arkadaşlarım ... ve ... ile camiye yüzümüzü yıkamaya gittik. Yanımıza bir adam geldi. Elinde Ömer marketin kağıtları vardı. Adam 'Size ne oldu.' dedi. Ben ve arkadaşlarım patenin tekerliğinin çıktığını söyledik. Önce arkadaşlarımı markete dondurma almaya gönderdi Sonra bana 'Alt katta tornavida var gidip alalım.' dedi. Merdivenlerden inerken camının alt katına inerken düşersin deyip beni kucağına alıp beni caminin alı katına götürdü. Alt kata gittiğimizde oradaki odanın içerisine girdik. Kapıyı kilitledi. Ben neden kapıyı kilitlediğim sordum. O da bana ‘Camının hocası gelır gün boyu burada kalırız.’dedi Ben de patenin tekerleğinin yapılmasını istemediğimi söyledim. Adam bana 'bak beni sinirlendirme yanımdaki tahta ile seni döverim.' dedi ve bana ‘arkanı elleyebilir miyim?' dedi. Ben de ona izin vermedim. Ancak pantolonumun üstünden şema üzerinden vajina bölgesini göstererek benim ön bölgeme dokundu, ön bölgeme elini değdirerek hemen çekti. Bu sırada başka bir bölgeme dokunmadı. Beni öpmedi. Beni kucağına aldığında da dokunmadı ve öpmedi Sadece benim ön bölgemi pantolonumun üzerinden elleyip çekti. Bu sırada arkadaşlarım marketten gelip beni arıyormuş. O adam arkadaşlarımın ayak seslerini duyunca kapıyı açıp kaçtı. Bu adamı ben daha önce tanımıyordum. Arkadaşlarım da bu adamı gördü. Adam siyah saçlıydı. Kaşları da siyahtı, zayıf uzun boyluydu. Üzerinde beyaz gömlek vardı. Beyaz gömlek uzundu. Pantolonu açık gri gibi birşeydi 25-30 yaşlarındaydı.Ben bu adamı görsem tanırım. Benim Melisa ... Burgazlı adlı arkadaşımın babası ... Amca yı gördüm ve ona anlattım olayı, sonra babamı çağırdık.", Mahkemede: "Daha önce aynı konuda ben ifade vermiştim. Şu an bana psikolog bilirkişinin okuduğu emniyette verdiğim ifadelerim doğrudur, olay orada anlattığım gibi meydana geldi. Bu eylemi yapan kişiden ben şikayetçiyim,", Katılan ... Kollukta; "... benim 2010 doğumlu öz kızım olur. Kızım Yaren ... ...mahallesi Yunus sokak üzerinde bulunun ...camii bahçesinde iki arkadaşı ... ve ...’yla otururken tanımadığı, yanlarına bir erkek şahıs gelmiş. Bu şahıs ... ve ...’ya para verip markete göndermiş, Yaren ile başbaşa kaldığında gel patenini tamir edelim diyerek caminin depo kısmına götürüp kapıyı kilitlemiş. İçeride kızımın ön cinsel organına kıyafetinin üzerinden ellemiş, kızım ağlamaya başlamış. Sus yoksa seni kafana tahtayla vurup bayıltırım demiş.Yukarıdan sesler gelince erkek şahıs kilitli olan kapıyı açmış bundan faydalanan kızım yukarıya kaçmış, caminin önünde sokakta komşumuz ... Burgaz'lıyı görünce yanına giderek durumu söylemiş. ... Burgaz'lı da gelip beni aldı. Cinsel istismarda bulunan şahsın eşgali zayıf, uzun boylu, esmer, siyah saçlı ve beyaz gömlekli olduğunu kızından öğrendim çevrede ... ile yaptığımız araştırmada şahsı bulamadık. Daha sonra polisi arayarak yardım istedik. Hemen polisler gelerek gerekli araştırmalara başladılar. Ben kızıma cinsel tacizde bulunan şahıstan davacı ve şikayetçiyim.", Mahkemede; "Huzurda bulunan mağdure benim kızımdır, sanıktan şikayetçiyiz, davaya katılma talebimizi bildirdik. Emniyette daha önce ifade vermiştim. Aynen tekrar ederim, ilave edeceğim bir husus yoktur. Sanık cami etrafındaki görüntü kayıtlarından tespit edildi.", Katılan ... Mahkemede; "Huzurda bulunan mağdure benim kızımdır, diğer müşteki benim eşimdir, sanıktan şikayetçiyiz, davaya katılma talebimizi bildirdik. Sanık cami etrafındaki görüntü kayıtlarından tespit edildi.", Tanık ... Kollukta; "Bana sormuş olduğunuz ...'u tanırım, mahalleden arkadaşımdır. Yani 18.07.2018 günü ben, Yaren ve ... mahallemizde bulunan ...cami ile kur'an kursu için gittik, öğlen vakti caminin bahçesinde bulunan bantlarda oturduğumuz sırada yanımıza daha önceden görmediğin beyaz gömlekli bir erkek şahıs geldi. Elinde broşürler vardı. Benim ayağımda patenler vardı. Bana sen onların üzerinde nasıl dengede duruyorsun dedi. Sonra da bana 5 TL para vererek kendimi ve arkadaşlarımı dondurma almamı istedi. Sonra da Yaren ile ...'nın yanına gitti. Ben de dondurma almaya gittim, geriye döndüğümde ... yalnızdı, ben ...'ya Yaren'in nerede olduğunu sordum, o da caminin alt katında bulunan Cami tuvalet bölümünde olduğunu söyledi. Merdivenlerin başına gittiğimizde Yaren ağlayarak yukarı doğru çıktı. Adam aşağıda bana dondurmaları ve parayı vermemi istedi. Ben de merdivenin başından aşağıya doğru paraları ve dondurmaları attım. Show bunları aldıktan sonra caminin arka kapısından çıkıp gitti. Yaren de caminin önünde beklediği sırada arkadaşım Melisa'nın babası geldi. Yaren'i arabasını alarak götürdü. Ben Yaren'e neden ağladığını sormadım.", Mahkemede: "Biz olay günü bizim evimizin alt sokağında bir cami vardı oraya paten sürmeye gitmiştik. Yaren isimli arkadaşımın pateni çıkmıştı. Orada bir erkek şahıs duruyordu. Ancak huzurdaki kişi olup olmadığını bilmiyorum. Orada bulunan erkek şahsın elinde broşür vardı, bize hitaben 'siz nasıl paten sürüyorsunuz, nasıl dengede duruyorsunuz, ben süremiyorum.' diye sözler söyledi. Sonrasında bana 5 TL para verdi, para ile dondurma falan almamı söyledi. Ben de bakkala gittim. Bakkaldan döndüğümde ... bayırda duruyordu, Yaren'in nerede olduğunu sordum, caminin tuvaletine gittiklerini söyledi. Bir süre sonra şahıs ile Yaren geldi. Ne yaptın dondurma aldın mı diye sordu para üstü kalıp kalmadığını sordu, ben de paranın hepsiyle dondurma aldığımı söyledim. Sonrasında şahıs oradan uzaklaştı. Yaren caminin alt kısmından geldiğinde gözlerinde yaş vardı ancak ancak neden ağladığını sormadık.", sorulması üzerine; "Bakkal hemen caminin yanında değildi ancak çokta uzak değildi. Caminin yanında bayır vardı, bayırı çıktıktan sonra bakkal vardı.", Tanık ... Kollukta; "Bana sormuş olduğunuz ...'u tanırım, mahalleden arkadaşımdır. Dün yani 18.07.2018 günü ben, Yaren ve ... mahallemizde bulunan ...camii'ne kur'an kursu için gittik. Öğlen vakti caminin bahçesinde bulunan banklarda oturduğumuz sırada yanımıza tanımadığım beyaz gömlekli, hafif sakallı, gri pantolonlu bir erkek şahıs geldi, elinde bir markete ait broşürler vardı. Ulaş illerden almak ister misiniz dedi. Ben herhangi bir karşılık vermedim. Daha sonra ...'e 5 TL para verdi ve dondurma alması için markete gönderdi. Yaren'in Ayağında patenler vardı, yaren'i gel aşağıda patenlerini tamir edelim diyerek Cami'nin tuvaletlerine götürdü. Bende ...'i bekledim, ... geldikten sonra Yaren'i çağırmak için Cami tuvaletlerinin merdiveninde Yaren diye seslendim ancak herhangi bir cevap gelmedi. Kısa bir süre sonra da Yaren merdivenlerden yukarıya doğru çıktı erkek şahıs da ...'in elindeki dondurma ve parayı alarak caminin alt kısmında Tuvaletler bölümünde bulunan arka kapıdan çıkıp gitti. Yaren yanımıza geldiğinde Ağlıyordu. Ben de kendisine neden ağlıyorsun diye sorduğumda bana herhangi bir şey söylemedi, daha sonra komşumuz ... Amca'yı Gördük o da Yaren'i alıp eve götürdü.", Mahkemede; "Olay tarihinde ben evde oturuyordum. ... ile Yaren geldi. Paten sürüceklerdi, biz camiye gidiyoruz dediler. Ben de onlarla beraber camiye gittim. Paten sürmek için camiye gittik. Camide oynarken yanımıza tanımadığımız bir şahıs geldi. Elinde bir markete ait broşürler vardı. Bize hitaben 'broşürlerden almak ister misiniz?' diye sordu. Biz de broşür aldık. Bize bizim market çok ucuz dedi, sonrasında ...'e 5 TL para verdi. Bana, ...'e ve Yaren'e dondurma alması için ...'i bakkala gönderdi. Yaren'in pateni bozulmuştu, ... gittikten sonra bana 'sen burada bekle ben Yaren'in patenini düzelteceğim.' diyerek caminin tuvaletinin oraya götürdü. Bir süre sonra ... geldi, ... geldikten sonra Yaren diye seslendik çıkmadı. Tekrardan seslendik. Diğer taraftan yanımıza doğru geldi. Kaçarak geliyordu, ağlıyordu. Yaren'e ne oldu diye sordum bir şey demedi. Sonrasında amcası geldi, Yaren'de amcası ile birlikte gitti.", sorulması üzerine; "Yaren'in patenini tamir edelim diye kişi huzurdaki sanıktı, Yaren'in pateni bozulduğunda huzurdaki kişiden yardım etmesini söylemedi, huzurdaki şahıs kendisi gelerek tamir edelim.", Şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Sanık ... Kollukta; "Herhangi bir işte çalışmıyorum. 18.07.2018 günü öğle saatinden sonra bir arkadaşıma ait Market broşürleri ne vatandaşlara ve evlerinin kapılarına koymak için karapınar Mahallesi tarafından yürüyerek ... ilçesi ... ...Mahallesi ...Caminin önüne geldim. Cami avlusu içerisinde 8 - 10 yaşlarında 2 kız 3 erkek çocuk bulunuyordu. Üzerlerinde siyah tişört, ayağında siyah eşofman olan küçük kız çocuğunun, ayağında mavi ve beyaz renkli patenleri vardı, çocuklara birer adet broşür verdim. Mavi-beyaz patenli kız çocuğu bana pateninin bozuk olduğunu ve pateni tamir etmemiz söyledi. Patenin vidaları gevşekti, patenin vidalarını sıkmak için caminin şadırvan kısmından aşağı inen merdivenlerden Caminin yanında bulunan dükkanlardan tornavida almak için kız çocuğu ile beraber merdivenlerden aşağı inerken kız çocuğu tedirgin olarak yarı yolda geri dönerek merdivenlerden yukarıya çıktı. Arkadaşlarının yanına çıktı. Kız çocuğu merdivenlerden aşağı inerken patenleri a yanındaydı, ben çocuk düşmesin diye elinden tuttum çocuklardan erkek olana 5 TL para verdim, marketten gidin bir şeyler alıp yiyin dedim fakat markete sadece para verdiğim çocuk gitti. Ben yarın kız çocuğu ile başbaşa hiç kalmadım. Ben Yaren'i caminin depo kısmında herhangi bir odaya götürmedim. Cinsel organını ellemedim. Sus seni kafana odunla vurup bayılırım demedim. Yaren merdivenlerden geri yukarıya çıkınca ben arkasından gitmeyerek Merdivenlerden aşağı doğru yürüyerek caminin alt tarafındaki yola indim. .. Kent Meydanı'na geldim, meydanda bulunan kahvehanede çay içtikten sonra yaya olarak ... Sanayi Bölgesi tarafından Evime karapınar'a gittim. Evimde yemek yedikten sonra dışarıya çıktım, evden ablam beni cep telefonuyla arayarak 4 erkek şahsın geldiğini beni sorduğunu 18 yaşında bir kıza laf attığım için aradıklarını söyledi. 19.07.2018 tarihinde saat 00. 30 sıralarında sigara almak için evden çıktım. Yolda plakasını rengini markasını hatırlamadığın bir araçla 4 erkek şahıs önünü keserek beni zorla araca bindirdiler. Et Balık hayvan pazarına götürerek beni burada darp ettiler, daha sonra yanımıza plaka, marka ve modeller dengin hatırlamadığım bir ... daha geldi araçtan inen şahıslar beni darp ettiler beni darp ettikten sonra et vallahi getiren ... ile, esmer tenli bir şahıs gelerek beni döven şahıslara bu çocuğa karışmayın dedi. Daha sonra bu şahıs 155 polisi arayarak polislere durumu bildirdi hakkındaki suçlamaları kabul etmiyorum Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.”, Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğinde: "Emniyette verdiğim ifademi tekrar ederim, ben üzerime atılı suçlamayı kabul etmem. Bana iftira atıyorlar. Market broşürü dağıtıyordum. Caminin yanında 3 tane çocuk gördüm. Çocuklardan birisinin pateni bozulmuştu. Bana bu pateni tamir edebilir misin dedi. Bende uzun sürer dedim. 3 çocukla beraber caminin alt tarafındaki bir odaya girdik. Patenini tamir edemedim. Sonra odadan çıktım ve mahalleye gittim. Mahallede benim çocuğa cinsel tacizde bulunduğum dedikodusunu çıkarmışlar. Ben bu çocuğu daha öncesinden tanımam. Annesini babasını tanımam. Benim hakkımda neden bu şekilde iftirada bulundular anlayamadım. Tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmemi talep ederim.", Mahkemede: "Olay tarihinde ben afiş işi için dolanıyordum. Yorulmuştum. Cami bahçesini görünce yüzümü yıkamak için bahçeye vardım. Sigara içiyordum. Tahminen 8-9 yaşlarında olan patenli bir erkek çocuk yanıma gelerek "benim arkadaşımın pateninin tekerliği çıkmıştır, onu takar mısın" dedi. Ben de yanlarına gittim. Olay yerine gittiğimde şu an huzurda bulunan mağdure bana cebinden çıkardığı paten tekerliğine ilişkin vidaları uzattı. Ben biraz uğraştım ancak tekerleği takamadım. Bunun üzerine sağa sola yan tarafa bakalım şayet tornavida bulursam takabilirim dedim. Bunun üzerine yan tarafa yöneldik. Az bir şey gittik. Ancak mağdure tedirgin oldu. Ben de bunun üzerine bahçeden çıkıp mahalleye geldim. Sonra ablam beni arayarak 17-18 yaşlarında bir kıza laf attığımı, beni aradıklarını öğrendim. Ancak ben hiç kimseye laf atmamıştım. Bu olayın olduğu akşam mağdur tarafın akrabası olduğunu öğrendiğim Ömer isimli kişi yanına birkaç kişiyi daha alarak beni araca bindirip kamera olmayan bir yere götürüp cep telefonumu aldılar, cüzdanımı aldılar. Beni dövdüler. Geçen hafta ailem beni cezaevine görüşe geldi. İhtilaflı olduğumuz amcamın kızının bu davanın taraflarını kışkırtıp hatta para teklif edip benim cezaevinde kalmam için beyanda bulunmalarını, şikayetçi olmalarını istediğini öğrendim. Ben mağdurenin cinsel bölgesine kesinlikle dokunmadım, kuytu bir yere götürmedim. Suçlamaları kabul etmiyorum,", Bölge Adliye Mahkemesinde: "Amcamın kızı olan İstek Sevinç ile Sarsılmaz Ömer lakaplı kişi uyuşturucu madde satıyorlardı. Ben buna karşı çıktım ve yeğenlerim ile birlikte Sarsılmaz Ömer'i ve yanındaki arkadaşlarını dövdük. Bunun üzerine Sarsılmaz Ömer , 'senin gençlerinin başını yakacağım.' dedi. Olay günü A-101 marketine ait afişleri bana ismini bilmediğim ancak orada çalışan bir kişi verdi. 'Bunu bir iki saatte dağıtırsan, sana 150-200 lira vereyim.' dedi. Sonradan öğrendiğim kadarı ile bunları Sarsılmaz Ömer isimli kişi ayarlamış. Afişlerin bir miktarını dağıttım, sonra susamıştım, camiye gelip su içtim, akabinde sigara yaktım. Ayağında paten olan bir erkek çocuk yanıma geldi ve bana Yaren isimli kazın pateninin tekerindeki vidanın çıktığını söyleyip, yardım istedi. Ben de Yaren'in yanına gittim. Elinde vida vardı, teker vardı. Vidayı takmayı düşündüm ancak vida büyük olduğundan takamadım. Kendisine, ‘yan tarafta dükkan var, oraya gidelim.’ dedim. Bir kaç adım yürüdü sonra geri .... Olay bu şekildedir . Olay yerinde üç tane güvenlik kamerası vardır.", sorulması üzerine; "Sigara içtiğim yer caminin avlusunda bulunan bir yerdi. Yaren de yine caminin avlusunun içerisinde avluya giriş kapısının yanındaki banklarda oturuyordu. Yanında iki kız çocuğu üç erkek çocuğu vardı. Dükkana gitmeyi teklif etmiştim. İki üç adım attı geri .... Orada bekçi vardı. Tuvaletlerin olduğu yere veya merdivenin altındaki yere gitmiş değiliz.", sorulması üzerine; "Şimdiki beyanım doğrudur. Çocukla birlikte caminin alt tarafındaki bir odaya girmemiz söz konusu değildir. Yukarıda belirttiğim gibi çocuk bankın yanındayken bir kaç adım atıp geri ....", sorulması üzerine; "Karakola gidince beni nezarete koydular, sonra üç evraka imza at dediler, attım. Okuduğunuz şekilde ifade vermedim. Avukatı da görmedim.", Şeklinde savunmada bulunmuştur. Çocukların cinsel istismarı suçu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 103. maddesinde; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, Anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, ... hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiş iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile; "(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (3) Suçun; a) Birden fazla kişi tarafından birlikte, b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından, d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya ... hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.", 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile de; "Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz. (3) Suçun; a) Birden fazla kişi tarafından birlikte, b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından, d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya ... hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." Hâlini almıştır. 5271 sayılı CMK'nın “Duruşmada okunmayacak belgeler” başlıklı 210. maddesinde; "(1) Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. (2) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz." "Delilleri Takdir Yetkisi" başlıklı 217. maddesinin birinci fıkrasında da; "Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir." şeklinde düzenlemeler yer almaktadır. Ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecektir. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan "adil yargılama" hakkının temel gerekleri ve CMK'nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. Ceza yargılamasında hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp delil serbestisi içinde yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her ... delil olarak kabul edilir. Anayasa Mahkemesinin 04.07.2018 tarihli ve 2014/6357 bireysel başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere, bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu ve sanığın, hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu sınama imkanına sahip olması adil bir yargılamanın yapılabilmesi için gerekli olmakla birlikte, sanığın tanıklara soru sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Benzer şekilde, yargılama konusu olayla ilgili bir tanığın beyanından başka delilin bulunmadığı hâllerde CMK'nın 210. maddesi uyarınca bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerekmekte ise de; tanık beyanı olmadan da adli raporlar, belge delilleri, bilişim ya da kamera kayıtları gibi delillerle sübuta ulaşılabildiği durumlarda olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret olmadığından, bu tanığın mutlaka duruşmada hazır edilmesine gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda, mahkûmiyet hükmü sadece hakkında farklı bir dosyada soruşturma ya da kovuşturma yürütülen diğer kişinin ifadelerine dayandırılmamış, yerel mahkemece bu ifadeler dışında elde edilen diğer deliller de hükme esas alınmışsa, bu kişi duruşmada dinlenilmeden, önceki beyanlarını içeren tutanakların duruşmada okunulmasıyla yetinilmesi de adil yargılanma hakkını ihlâl etmeyeceği gibi CMK'nın 210. maddesine aykırı da olmayacaktır. Yine, sanık hakkında yapılan yargılamada elde edilen delillerin CMK'nın 217. maddesinde düzenlenen vicdani delil sistemi uyarınca mahkemece yeterli kabul edilmesi hâlinde, hakkında farklı bir dosyada soruşturma ya da kovuşturma yürütülen kişilerin aşamalarda alınan tüm savunmaları getirtilmeden, daha önceki beyanlarını içeren tutanakların duruşmada okunmasıyla yetinilmesi makul sürede yargılanma ilkesine uygundur. Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) birçok kararında cinsel istismar mağduru çocukların bilhassa savunmasız olduğunu belirtmiştir (M.C/..., B. No: 39272/98, 4/12/2003, § 183; A ve B/Hırvatistan, B. No:7144/15, 20/6/2019, § 111, Z/..., B. No: 39257/17, 28/5/2020, § 69.). AİHM, cinsel istismar mağduru bir çoçuk söz konusu olduğunda devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 3. ve 8. maddeleri açısından yükümlülüklerinin çocuk haklarının -onların en çok yararına olacak şekilde öncelikli husus olarak gözetilmek ve çocuğun özel savunmasızlığı dikkate alınarak uygun düşen ihtiyaçlarının iç hukuktaki merciler tarafından karşılanması suretiyle- etkin bir şekilde uygulanmasını gerekli kıldığını vurgulamaktadır (Z/..., B. No: 39257/17, 28/5/2020, § 69; M.G.C/ Romanya, B. No: 61496/11, 15/3/2016; N.Ç/Türkiye, B. No: 40591/11, 9/2/2011, § 113.) CMK'nın 52 ve 236. maddeleri ve AİHM içtihatları göz önüne alındığında maddi gerçeğin tespit edildiği süreçte suçun mağduru konumundaki çocuk ve psikolojisi bozulmuş kişilerin korunması, adli süreçten olumsuz etkilenmelerinin önüne geçilmesi, somut olayın özelliğine göre mevcut delillerin maddi gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyduğu durumlarda ise mağdurun dinlenilmesine gerek görülmemesi gerekmektedir. Bu şekilde suçun mağdurunun maruz kaldığı olayı tekrar tekrar adli merciler önünde dile getirerek yıpratılması engellenmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık hakkında mağdureye yönelik eylemlerinden dolayı Yerel Mahkemece sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/1, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin hükümlerin kurulduğu, bu hükümlerin katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince Yerel Mahkemece kurulan hükümlerin kaldırılmasına, sanığın TCK’nın 103/1. fıkrasının 2. cümlesi delaletiyle aynı fıkranın 3. cümlesi, 103/4, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsubuna karar verildiği, bu hükümlerin de katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince CMK’nın 210. ve 217. maddelerine aykırı davranmak suretiyle sanık hakkında eksik araştırma ile yazılı şekilde hükümler kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince benzer gerekçelerle direnme kararı verildiği, katılan mağdurenin 19.07.2018 tarihinde Savcılıkta ve Yerel Mahkemenin 02.10.2018 tarihli duruşmasında beyanının alındığı anlaşılan dosyada; Katılan mağdurenin soruşturma aşamasında beyanının usulüne uygun olarak alınmış olması ve Yerel Mahkemede duruşma sırasında sosyal hizmet uzmanı eşliğinde söz konusu beyanını doğrulaması, sanık hakkında yapılan yargılamada elde edilen delillerin CMK'nın 217. maddesinde düzenlenen vicdani delil sistemi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeterli kabul edilmesi, maddi gerçeğin tespit edilmesine ilişkin süreçte suçun mağduru konumundaki çocukların adli süreçten olumsuz etkilenmelerinin önüne geçilmesi gerekliliği ve Özel Dairenin bozma kararına göre mağdurenin beyanının hangi nedenle alınması gerektiğine ilişkin özel bir sebep gösterilmemesi, sanık müdafisi tarafından Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan duruşmada mağdurenin tekrar dinlenmesine yönelik herhangi bir talepte bulunulmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde katılan mağdurenin Bölge Adliye Mahkemesince dinlenmesine gerek olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, ... Bölge Adliye Mahkemesinin mağdurenin beyanının tekrar alınmasının gerekmediğine ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve dosyanın, mevcut deliller çerçevesinde sanığa atılı suçların sabit olup olmadığına dair temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Bölge Adliye Mahkemesi direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 08.09.2021 tarihli ve 1508-1792 sayılı kararında, eksik araştırmaya dayalı olarak hükümler kurulmadığına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, mevcut deliller çerçevesinde temyiz incelemesi yapılması için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.11.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2020/376 E., 2021/427 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Yaşı sebebiyle tayin olunan vekili ve CMK'nın 236/3. maddesi gereğince hazır bulunan bilirkişi huzurunda Mahkemede;
Ceza Genel Kurulu         2020/376 E.  ,  2021/427 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Eşi kasten öldürme suçundan sanık ...'in TCK'nın 82/1-d, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin ... 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2017 tarihli ve 425-71 sayılı resen istinafa tabi hükme yönelik olarak sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından da istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 04.05.2017 tarih ve 1126-1104 sayı ile; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.02.2020 tarih ve 1521-786 sayı ile; "... Oluşa ve dosya kapsamına göre; maktulün sanığın eşi olduğu, olay günü sanığın ve maktulün kızı olan tanık ...'nin beyanına göre, maktulün terlik ile sanığın yüzüne bir defa vurması üzerine sanığın maktulü yere vurup üzerine çıkmak suretiyle boğazını sıkarak öldürdüğü, ilk haksız eylemin maktul tarafından gerçekleştirildiğinden sanık lehine asgari oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi suretiyle fazla ceza tayini," isabetsizliğinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiş, "...Sanıkla, maktulün uzun süreden beri tartıştıkları ve evde huzursuzluğun olduğu, bu huzursuzluğun sanıktan kaynaklandığı dosya kapsamı ve tanık beyanlarıyla sabit olduğu, olay günü sanıkla maktul arasında tartışma çıktığı tartışmanın sanığın eylemleriyle başladığı, maktulün de bu esnada sanığa terlik attığı belirtilmişse de, tartışmanın sanığın eyleminden kaynaklandığı ve bu esnada atılan terliğin haksız tahrik olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı, Mahkemenin tahrik hususunun kabul ve takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden, sayın çoğunluğun sanık lehine asgari oranda haksız tahrik uygulanması gerektiği görüşüne katılmıyoruz. " düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.07.2020 tarih ve 41437 sayı ile; "...Sanıkla, maktulün uzun süreden beri tartıştıkları ve evde huzursuzluğun olduğu, bu huzursuzluğun sanıktan kaynaklandığı dosya kapsamı ve tanık beyanlarıyla sabit olduğu, olay günü sanıkla maktul arasında tartışma çıktığı tartışmanın sanığın eylemleriyle başladığı, maktulün de bu esnada sanığa terlik attığı belirtilmişse de, tartışmanın sanığın eyleminden kaynaklandığı ve bu esnada atılan terliğin haksız tahrik olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağından, mahkemenin tahrik hususunun kabul ve takdirinde bir isabetsizlik görülmediği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.09.2020 tarih ve 3373-1996 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 07.10.2016 tarihinde saat 21.30'da düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 19.00 sıralarında Haber Merkezinin Akbelen Mahallesi, ..... numaralı ikamette şüpheli ölüm olduğunu anons etmesi üzerine 6556 kod no'lu ekibin belirtilen yere intikal ettiği, maktul ...'in ikametin giriş bölümünde bulunan salonda sırtüstü yatar vaziyette görüldüğü, maktulün boğaz, sağ bilek ve sol ... kısım diz bölümünde morartı ve kan lekelerinin olduğu, ayrıca maktulün bulunduğu odanın giriş kapısının sol kanat kısmının camının kırık olduğu, salon içerisinde herhangi bir dağınıklığın olmadığının görüldüğünün belirtildiği, 07.10.2016 tarihinde saat 19.40'ta düzenlenen tutanakta; aynı tarihte saat 19.40 sıralarında Polis Merkezine gelen sanık ...'in, "Kendisinin ailesi ile birlikte İdaremiz....Mahallesi, ... Caddesi, 3. Blok, No: 33, 6 numaralı .../ ... adresinde ikamet ettiği, bugün yani 07.10.2016 tarihinde saat 18.50 sıralarında resmî nikâhlı eşi olan ...'le ikamette ailevi nedenlerden dolayı tartıştıklarını daha sonra eşinin kendisine vurmaya başladığını, kendisinin de bir adet ... attığını ve eşini ittiğini, eşinin yere düştüğünü ve kendisinden ses çıkmadığını, daha sonra kontrol ettiğinde eşinin öldüğünün farkına vardığını, konuyu anlatmak üzere polis merkezine gelip teslim olmak için geldiğini," beyan ettiği, polis merkezine gelen şahsa kanuni hakları anlatılarak gerekli yasal işlemlerin yapılmasına başlandığının bildirildiğinin belirtildiği, 07.10.2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı tarihte saat 19.40 sıralarında Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı 2634 kod no'lu Grup Amirinin anons ederek ... Polis Merkezi Amirliği Bölgesi .... ikamette şüpheli ölüm olayının olduğunu ve olay yerine şubeden ekip talep edilmesi üzerine 4038 kod no'lu ekibin intikal ettiği, olay yerinde 2634-2637 ve 6554 kod no'lu ekiplerin olduğu ve çevre güvenliğinin alınmış olduğunun görüldüğü, olayın zemin üstü dört katlı binanın ikinci katındaki 6 numaralı dairede meydana geldiği, ikamet giriş kapısının ahşap ve demir panjur tabir edilen kapılardan olduğu, kapılarda ve kilit kısımlarında zorlamanın olmadığı, olayın salonda meydana geldiği, günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile birlikte olay yerinde yapılan incelemede, salon kapısının sol kanadının camının kırılmış olduğu, salon kapısı kırık cam yan tarafında kana benzer lekenin olduğu, salonda baş kısmı doğu, ayakları batı istikamete bakar, sırtüstü yatar vaziyette üst kısmında siyah renkli tişört, alt kısmında siyah renkli şort, 35-40 yaşlarında isminin sonradan ... olduğu öğrenilen bayan cesedinin görüldüğü, cesedin sağ el dış kısmında, sol yanak ve boğaz sol tarafta kan olduğunun görüldüğü, olay yerinin fotoğraf ve kamera çekimleri yapılarak olay yeri basit krokisinin çizildiği, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine geçildiği, Cumhuriyet savcısının talimatı ile otopsi salonunda bulunan maktulün çeşitli açılardan fotoğraf çekimleri yapılarak on parmak izleri ve sol yanağında bulunan kurumuş kandan numune alındığı bilgilerine yer verildiği, 07.10.2016 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; ... Üniversitesi Tıp Fakültesi morguna kaldırılan ceset üzerinde yapılan incelemede, üzerinde siyah zeminde pembe desenler bulunan tişört, kırmızı atlet, ten rengi sütyen, siyah şort ve külot olduğu, ayağında çorap bulunmadığı, 165 cm boyunda, tahmini 60-65 kg ağırlığında, 35 yaşlarında, kızıl kestane boyalı saçlı, buğday tenli bayan cesedi olduğu, ölü katılığı ve ölü morluğunun otopsi saati itibarıyla teşekkül ettiği, ölümün tam ve kesin olarak meydana geldiğinin görüldüğü, cesedin giysilerinden arındırıldığı, uzun ve kısa kemiklerin elle muayenesinde sağlam oldukları, cesedin sol dizinde 1,5 cm laserasyon ve yeşil renkli 0,5x0,5 boyutlarında eskiye ait 2 adet ekimoz, sağ dizde 3x0,5 cm ebatlarında sıyrık olduğu, mevcut bulgulara göre harici muayenede ölüm sebebi tespit edilemediğinden klasik otopsi yapılmasına karar verildiği, başta saçlı deri altında sağ kulak arka kısmında enseye yakın yerde 5 cm kanama alanı görüldüğü, boyunda hyoid kemik yakınındaki tüm kaslarda kanama odakları görüldüğü, hyoid kemik etrafındaki kas dokuda sol tarafta kanama alanlarının görüldüğü, ceset üzerindeki otopsi bulgularına göre ölümün mekanik asfiksiye bağlı olarak meydana geldiğinin belirtildiği, Sanık ... hakkında ... Devlet Hastanesince düzenlenen 07.10.2016 tarihli raporda; sanığın boyun sağ kısmında ve orta kısımda kızarıklar mevcut olduğu, sağ ön kolda 0,5 cm çapında 3 adet abrazyon, sol dizde 1 cm çapında, sağ yanakta 0,5 cm çapında abrazyon mevcut olduğu, hayati tehlikesinin olmadığı, lezyonların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğunun belirtildiği, ... İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 22.11.2016 tarihli raporda; sanığın suç tarihinde ve hâlen davranışlarını yönlendirme yeteneğini kısmen ve ileri derecede etkileyecek akıl hastalığının olmadığı, ceza ehliyetinin tam olduğunu, TCK'nın 32/1 ve 32/2. maddelerinden yararlanamayacağının belirtildiği, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi vasıtasıyla temin edilen nüfus kayıt tablosundan; 1980 ... doğumlu maktul ... ile 1982 ... doğumlu sanık ...'in 07.07.2009 tarihinde evlendikleri, bu evliliklerinden 2010 doğumlu ... isimli bir kız çocuklarının olduğu, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure ... Kollukta; 19 Mayıs İlkokulu 1. sınıfa gittiğini, 07.10.2016 tarihinde saat 17.00 sıralarında okuldan çıktığını, servisle evin önüne geldiğini, annesi maktulün kendisini servisten aldığını, babası sanığın salonda oturduğunu, babasının saçma sapan laflar söylediğini, küfrettiğini, annesi maktulün de kızdığını, eline bir terlik aldığını, babasının yüzüne bir tane vurduğunu, babasının da annesini tutup kaldırıp yere vurduğunu, annesinin yerde yattığını, babasının elleri ile annesinin boğazını sıkıp bir süre beklediğini, kendisinin koltukta oturduğunu, babasının annesini bıraktığında annesinin yerden kalkmadığını, babasının kalkıp koltuğa oturduğunu, babası sanığın telefonu alarak babaannesini aradığını, "Çabuk gelin." dediğini, daha sonra babaannesi ve dedesinin geldiğini, babasına "Sen ne yaptın?" dediklerini, annesine baktıklarını, dedesinin babasına "Sen git ilacını iç." dediğini, biraz bekledikten sonra korkup odasına gittiğini, daha sonra karşı komşularının kızı ...kendisini alarak evlerine götürdüğünü, olay esnasında kendisine babasının ve annesinin vurmadığını, Yaşı sebebiyle tayin olunan vekili ve CMK'nın 236/3. maddesi gereğince hazır bulunan bilirkişi huzurunda Mahkemede; o gün babası sanık ile annesi maktulün babasının huyundan dolayı birden kavga etmeye başladıklarını, sonra birden sanığın maktulü yere yatırdığını, babası sanığın annesini iki eliyle boğduğunu, annesinin bir daha kalkamadığını, önce babaannesi ile dedesinin geldiğini, sonra Bülent dayısı ile Hicran yengesi,...amcasıyla ... yengesinin en son olarak.... dayısı ile yengesinin eve geldiğini, sanık ve maktul kavga ederken kavga ettikleri odada oturduğunu, annesi ve babasının daha önceden de kavga ettiklerini, ama çok fazla etmediklerini, birbirlerine kötü bir şey söylemediklerini, ancak kavga ettikleri gün kötü bir şeyler söylediklerini, o gün annesinin babasına çok kızdığını, annesinin babasına böyle başka şeyler izlemiyor, hep aynı şeyleri izliyor diye kızdığını, annesi maktulün babasına "Birazcık farklı şeyler izle hep aynı şeyler olmaz." dediğini, babası sanığın da maktule "Tamam tamam da ben aynı şeyleri izlemeyi seviyorum." dediğini, olay günü annesinin babasına terlik attığını, ama teyzesinin bunu söylemesine izin vermediğini, anneannesi ile kaldığını, Katılan mağdurenin dinlenilmesinde CMK'nın 236/3. maddesi gereğince hazır bulunan bilirkişi ... Sinem Erdoğan beyanında; katılan mağdure ile ...şma öncesi baş başa görüştüğünü, zihinsel ve fiziksel gelişiminin yaşına uygun olduğunu, eğitimine devam ettiğini, sorulan soruları anlayıp uyumlu cevaplar verebildiğini, kendisini rahatlıkla ifade edebildiğini, olayı da fezlekede okuduğu gibi anlattığını, babası sanık ile olan bağını koparmak istediğini, takdiri mahkemeye ait olduğunu, Katılan ... Kollukta; maktul ...'in öz ablası olduğunu, sanıkla yaklaşık 8 yıl önce evlendiğini, bu evliliklerinden 2010 doğumlu mağdure ... ...nun olduğunu, maktulün ev hanımı olduğunu, sanığın Akdeniz Belediyesi temizlik şirketinde 8-10 yıldır asgari ücretle çalıştığını, uyuşturucu, sigara ve alkol kullanmadığını, evden işe işten eve gidip geldiğini, ancak ablası maktulün kendisine sanığın bir veya bir buçuk yıldır Saidi Nursi... toplantılarına gidip geldiğini, huy değiştirdiğini, evin interneti yüzünden sürekli kendisi ile tartıştığını, darbettiğini anlattığını, bunun üzerine eniştesi sanıkla konuştuğunu, kendisine "Cep telefonuna internetten dolayı yüksek fatura geldiğini, bundan dolayı tartıştıklarını, boğazını sıkarak darbettiğini," söylediğini, zaman zaman ailevi sebeplerden dolayı tartışmaların yaşandığını duyduğunu, sanığın sara hastası olmasından dolayı bazen kendisini kaybederek bayıldığını, onun dışında bir hastalığı veya psikolojik bir rahatsızlığı olmadığını, ablası maktulün eniştesi sanık ile aralarındaki kavga ve tartışmaların eniştesinin cemaate katılımından sonra evde sürekli olarak dini kitaplar okunmasını istediğini ve yine televizyonda dini programları izlemesinden dolayı sıkıldığını kendisine anlattığını, 07.10.2016 tarihinde saat 18.30 sıralarında maktulün kayınbederi ...'in kendisini arayarak "Eve acil gel." dediğini, eve gittiğinde maktulün salonda yerde sırtüstü yatar vaziyette ve üzerinde ise bir çarşaf olduğunu, maktulün kollarının ve yüzünün açık olduğunu, hareketsiz şekilde yattığını, hafif yanına yaklaştığında kollarında morluklar gördüğünü, maktulün öldüğünü anlayınca kendisini kaybedip salonun iç kapı camına sağ eliyle yumruk atarak camı kırdığını, bu esnada elinin kesildiğini, kan geldiğini, elinden kan gelmesi üzerine üzüntü ile birlikte yerde yatan ablası maktule sarılıp ağlamaya başladığını, olayın nasıl ve ne şekilde meydana geldiğini görmediğini, Mahkemede; maktulün ablası olduğunu, olayın nasıl olduğunu görmediğini, tarafına okunan hazırlık beyanının doğru olduğunu ve aynen tekrar ettiğini, sanığın sara nöbeti geçirdiğinin doğru olduğunu, ancak 7 yıl boyunca 3 defa şahit olduğunu, ayrıca bu sara nöbetlerinin bahsedildiği gibi olmadığını, ufak bir bayılma ve uyku nöbeti geçirip uyandığında da normal hayatına devam ettiğini, sanığın savcılıkta ve sorguda verdiği ifadeleri kabul etmemesinin danıştığı bir akıl nedeni ile olduğunu düşündüğünü, olay günü evlerine gittiğinde sanığa "Bunu niye yaptın?" diye sorduğunda "Anama babama küfretti. Onun için yaptım" diye bizzat söylediğini, Tanık ... Kollukta; sanık ...'in öz oğlu olduğunu, Akdeniz Belediyesi temizlik işlerinde yaklaşık olarak 6-7 yıldır asgari ücretle çalıştığını, maktulle 7-8 yıldır evli olduklarını, bu evliliklerinden ... ... isimli çocukları olduğunu, gelini maktulün ev hanımı olduğunu ve görücü usulü evlendiklerini, oğlu sanığın önceden namaz kılmadığını, son 3-5 aydır namaza gittiğini kendisine söylediğini, sanığın herhangi bir cemaate katılıp katılmadığından haberi olmadığını, sanığın eşi ile anlaştığını, bugüne kadar büyük kavgalarının olmadığını, ufak tefek aile içi tartışmalarının olduğunu, hatta oğlu sanığın gelini maktulün evi boyatmak istediğini söylediğini, kendisinin de sanığa "Yeter ki siz iyi olun. Kırık koltukların yerine de yenisini alalım." dediğini, 07.10.2016 tarihinde saat 18.30-19.00 sıralarında sanığın kendisini telefonla arayarak "Çabuk eve gelin." dediğini, başka bir şey söylemediğini, tedirgin olduğu için eşi tanık ...'yi de yanına alarak sanığın evine gittiklerini, eve girdiklerinde maktulün evin salon kısmında yerde sırtüstü yatar vaziyette olduğunu, nefes alıp vermediğini, ölmüş olduğunu, hatta kollarında morlukların bulunduğunu gördüğünü, sanığa "Ne oldu?" diye sorduğunda kendisine "Baba aramızda küfürleşmeden dolayı tartışma çıktı. bana terlik attı. Sonra ikimiz birbirimiz ile boğuştuk ve daha sonra ölmüş olduğunu gördüğünü, bundan dolayı ise beni aradığını söyledi." dediğini, sanığa kızarak "Ne oldu da bu ...ma geldi olay," dediğini, kendisine hitaben "Bana, anneme ve babama küfredince boğuşma gerçekleşti." dediğini, bunun üzerine gelini maktulün kardeşi...'i aradığını, ablası maktulün ölmüş olduğunu görünce sinirinden elini salon kapısı camına vurarak camı kırdığını ve elini kestiğini, sonra olay yerine çağırdıkları 112 ekipleri ve polislerin geldiğini, torunu mağdure ... ...nun ise evde salonda çekyat üzerinde oturmakta olduğunu, daha sonra sanığın Polis Merkezi Amirliğine giderek ölüm olayı ilgili olarak teslim olduğunu, Mahkemede; sanığın oğlu olduğunu, olay günü akşam namazını kıldığını, bir düğüne gideceklerini, bu sırada oğlu sanığın annesine telefon açarak "Çabuk gelin." diye eve çağırdığını, eve gittiklerinde olayı öğrendiklerini, eve gittiklerinde oğlu sanık ve kızı ... ...nun kanepede oturduklarını, gelini maktulün de aynı odada yerde yattığını, sanığa "Ne oldu?" diye sorduğunda kendisine "Ben ne yaptığımı bilmiyorum." diye cevap verdiğini, 7-8 yıllık evli olduklarını, aralarında kavgalarının, tartışmalarının eksik olmadığını, sanık ve maktulü ne kadar uyardılarsa da kendilerini dinlemediklerini, sanığın 2 yıldır psikolojik ilaç içtiğini, bir de epilepsi hastası olduğunu, 6 yaşından sonra epilepsi hastası olduğunu, Tanık ... Kollukta; sanık ...'ın öz oğlu, maktulün gelini olduğunu, görücü usulü 7 yıl önce evlendiklerini, bu evliliklerinden mağdure ... ...nun olduğunu, sanığın namaz kılmadığını, sanığın bir cemaate katılıp katılmadığından haberinin olmadığını, büyük kavgalarının olmadığını, ufak tefek aile içi tartışmalarının olduğunu, 07.10.2016 tarihinde saat 18.30-19.00 sıralarında oğlu sanığın eşi tanık ...'i arayarak "Biraz eve gelin." dediğini, eşi ile birlikte sanığın evine gittiklerini, eve girdiklerinde gelini maktulün evin salon kısmında yerde sırtüstü yatar vaziyette olduğunu, nefes alıp vermediğini, ölmüş olduğunu, hatta kollarında morlukların bulunduğunu, oğlu sanığa "Ne oldu?" diye sorduklarını, kendilerine "Aramızda tartışma çıktı. İkimiz birbirimiz ile boğuştuk ve daha sonra ise ölmüş olduğunu gördüğünü, bundan dolayı ise babasını aradığını," söylediğini, kendisi ve eşinin olayı görmediğini, eve geldiklerinde maktulün ölmüş olduğunu, sanığın sara hastası olmasından dolayı ilaç kullandığını, onun dışında iki yıla yakındır psikolojik tedavi gördüğünü, Mahkemede; sanığın oğlu olduğunu, olay günü akşam eşiyle bir yere gideceklerini, tam çıkacakları vakit sanığın kendisini arayarak "Buraya gelin." dediğini, eşiyle birlikte sanığın evine gittiklerini, gittiklerinde gelini maktulün yerde yattığını, sanık ve torunun da aynı odada kanepede oturduklarını, sanığa ne olduğunu soramadığını, maktulün önce baygın olduğunu sandıklarını, sanığın 2-3 yıldır psikolojisinin bozuk olduğunu, 7 yaşından beri de epilepsi hastalığının olduğunu, sanık ve maktul arasında ara ara kavga ve tartışmaların olduğunu, torununun anneannesinde kaldığını, sanığın günde 3-4 defa bazen de 1 defa sara nöbeti geçirdiğini, nöbet geçirirken kendini kaybettiğini ve bazen de altını ıslattığını, sanığın 2-3 yıldır da sara nöbetlerinin aynen devam ettiğini, ilacının da biraz önlediğini, Tanık ... Kollukta; sanığın kardeşi olduğunu, kardeşi sanığın annesi tanık ...'nin kendilerine anlattığına göre küçükken ateşli hastalık geçirdiğini, hastanede yanlış iğne vurulmasından dolayı epilepsi hastası olduğunu anlattığını, zaman zaman bayılma nöbeti geçirdiğini, sanığın dört beş yıl önce psikiyatri tedavisi görmeye başladığını, bundan dolayı düzenli olarak ilaç kullandığını, yüzde 40 özürlü raporu olduğunu, sanık ve maktulün zaman zaman anlaşamadıklarından dolayı tartışma boyutunda kavgaları olduğunu, sonuç olarak iki aile büyüğünün araya girip tatlıya bağladığını, maktulün birkaç defa babasının evine küsüp gittiğini, birkaç gün kalıp geldiğini, 07.10.2016 tarihinde saat 19.00 sıralarında evinde bulunduğu sırada babası tanık ...'in kendisini arayarak "Serkan'ın Figen ile tartıştığını ve ...in öldüğünü, hemen gelmesi gerektiğini," söylediğini, yaklaşık 10 dakika sonra sanığın evine gittiğinde maktulün evin salon kısmında yerde sırtüstü hareketsiz olarak yattığını gördüğünü, evde kendisi, babası, annesi ve sanığın kızı ... ...nun olduğunu, kısa bir süre sonra da maktulün kardeşi... ve eşinin geldiğini, Fatih'in kardeşini yerde cansız bir vaziyette yattığını görünce salonun camına yumrukla vurduğunu ve camı kırarak sağ elinin kanadığını, ortam gerilince kardeşi sanığı alarak birlikte ... Polis Merkezine giderek ...mu olduğu şekli ile anlattıklarını, olay yerinde cesedin koluna dokunduğunu, cesedin tam soğuk olmadığını, başka da bir yerine dokunmadığını, sanığın yalansız riyasız olduğunu, rahatsızlığından dolayı senaryo veya hayal kurmadan olayı olduğu gibi anlatacağını, sanığın abdestinde namazında ve annesine babasına düşkün biri olduğunu, kardeşi sanığın maktulü öldürmesi için maktulün ya annesine babasına ağır küfretmesi ya da dini inancına bir söz ederse öldürme sebebi olabileceğini, sanığın bir insanı incittiğini dahi duymadığını, Mahkemede; sanığın kardeşi olduğunu, olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, olayı babasının telefonla arayarak haber vermesi üzerine öğrendiğini, kardeşi sanık ve yengesi maktul arasında devamlı geçimsizlik ve tartışma olduğunu, maktulün sanığa vurduğunu ve hakaret ettiğini duyduğunu, ancak görmediğini, Tanık ... Kollukta; adresini verdiği yerde 19 yıldır ev sahibi olarak oturduğunu, maktulün karşı komşusu olduğunu, onun da ev sahibi olduğunu, maktulle samimi olduğunu ve sürekli görüştüklerini, kendileri ailece zaman zaman maddi ...mlarından dolayı tartıştıklarını, ama iki tarafın da ailelerinin araya girerek sanık ve maktulü barıştırdıklarını, maktulün eşinin gece saat 04.00 sıralarında işe gittiğini, gündüz eve erken geldiği için gündüz vakti birbirlerine fazla gelip gitmediklerini, ancak maktulün kendilerine geldiğini, olay öncesinde maktulü saat 17.20 sıralarında çocuğu ... ... okuldan geldiği için evin önünde gördüğünü, tam yemeğe oturdukları sırada aile seslerinin gelmesi üzerine dışarı baktıklarında maktulün evinin kalabalık olduğunu, ailelerinin gelmiş olduklarını gördüklerini, cam sesi geldiğini, maktulün evine girdiğinde maktulün ölmüş olduğunu anlayınca çocuğu alarak evden çıktığını, olayın nasıl olduğunu görmediğini, gündüz vaktinde de maktul ve eşi sanığın kavga ettiğine şahit olmadığını, gündüz vakti maktulün oturduğu evi satıp giden komşusunun kendisine geldiğini, kahve içtiklerini, bu sırada kendisine karşı komşudan sesler geldiğini söylediğini, maktulün eşi sanığın sara hastası olduğunu, Mahkemede; sanığın yaklaşık 7-8 yıldır kapı komşusu olduğunu, aile arası ufak tefek tartışmaları olduğunu duyduğunu, ailelerine haber verdiklerini, onların gelip ilgilendiklerini, olay günü evinde misafir olduğunu, misafiri giderken maktulün kapıyı açtığını, hâlini hatırını sorduğunu, namaz kılacağı için kapıyı kapatıp içeriye girdiğini, saat 17.30 sıralarında okuldan gelecek kızını almak için okula gittiğini, maktulün de aşağıda kızının servisini beklediğini, saat 18.18'de eve geldiğini, evden maktulün kızının ağlama sesinin geldiğini, yemek yapacağı için ilgilenemediğini, 10 dakika sonra tekrar kızının okuluna gittiğini, kızının okulunun saat 18.30'da bittiğini, kızını alıp eve geldiğinde bağrışma seslerinin olduğunu, olayı da o zaman öğrendiğini, bu dereceye nasıl geldiklerini bilemediklerini, sanık ve maktulün eşit bir aile olduğunu, birinin birine baskınlığının olmadığını, Tanık ... Kollukta; sanık ve maktulün üst katında 3 yıldır mülk sahibi olarak oturduğunu, zaman zaman maktul bayan ile görüştüklerini, ancak ailecek sanığın rahatsız olmasından ve çalışmasından dolayı ailecek görüşmediklerini, kapıda karşılaşırlarsa selamlaştıklarını, sanığın epilepsi hastası olduğunu maktulden duyduğunu, aile yaşantıları hakkında apartmanda uyumlu ve sakin yaşamayı kendi hâlinde yaşamayı tercih eden bir aile olduklarını, bugüne kadar kendilerine yansıyan veya tanık olduğu bir kavgalarına şahit olmadığını, maktulün kendilerine anlattığı kadar eşi sanığı sevdiğini, ancak sanığın ev hâlinden ve hastalığından dolayı kendilerine biraz yakındığını, maktulün ahlak yapısının iyi olduğunu, başı açık sosyal bir insan olduğunu, çocuğuna karşıda ilgili ve bilgili bir anne olduğunu, maktulü son olarak olaydan bir gün önce öğleden sonra kendisine geldiğinde gördüğünü, elinde, yüzünde ve vücudunda darp veya başka bir iz görmediğini, eşi sanıkla alakalı bir konuda açılmadığını, 07.10.2016 tarihinde saat 14.00 sıralarında aynı apartmanda ikamet eden maktulün karşı komşusu tanık Emine'nin evine çay içmeye gittiğini, orada bulunduğu sırada maktulün evinden maktulün "Kes sesini yeter bee konuşma yaa, hep böyle yapıyorsun" şeklinde bağırdığını, bu saatte maktulün çocuğu evde olmadığına göre eşi sanığa bağırdığını düşündüğünü, sadece maktulün sesinin geldiğini, erkek sesi veya tartışmaya bağlı erkek bağırtı sesi gelmediğini, zaman zaman maktulün eşi sanığa karşı bu davranışının olduğunu, aynı tarihte saat 17.00 sıralarında kızını okula almaya gittiğini, saat 18.30 sıralarında eve geldiğini, havanın hâlen kararmadığını, merdivenlerden kendi evine çıktığı esnada maktulün demir panjurlu ve tahta olan kapısının da kapalı olduğunu, normalde iç kısımda kalan tahta kapısını örtmediğini, içerden de yüksek sesle kızı ... ...nun bağırtılı ağlama seslerinin geldiğini, sanığın maktulü öldürme sebebi olarak herhangi bir fikrinin olmadığını, Mahkemede; sanık ve maktulün 4-5 yıllık komşusu olduğunu, onlardan sonra binaya taşındığını, olaydan ambulans geldikten sonra haberinin olduğunu, içeri girmediğini, öyle şiddetli tartışmalarının olmadığını, her karı koca arasında olabilecek ufak tefek tartışmalarının olduğunu, sanığın epilepsi hastası olduğunu bildiğini, olay günü çocuğunun toplantısı olduğunu, evde olmadığını, bir ara eve uğradığında maktulün sesini duyduğunu, ancak normal bir konuşma sesi olduğunu, eşiyle konuştuğunu, bir bağrışmanın olmadığını, yaz günü olduğu için tahta kapı ve demir kapının açık olduğunu, konuşma sesinin geldiğini, her şeyin normal olduğunu, saat 14.30 sıralarında olduğunu, hazırlıktaki beyanı tanığa okunup çelişki sebebiyle sorulduğunda, hatırladığını, tanık Emine'ye uğradığını, saatin 14.00-14.30 sıraları olduğunu, maktulün hazırlıktaki ifadesinde söylediği gibi konuşmalarının geldiğini, ancak bağırma şeklinde olmadığını, normal konuştuğunu, ama sanığın sesinin gelmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; eşi maktulle 2008 yılında görücü usulü ile evlendiklerini, bu evlilikten 2010 doğumlu ... ... isimli bir çocuklarının olduğunu, maktulün ev hanımı olduğunu, 6 yaşlarında iken ateşli hastalıktan dolayı hastaneye götürüldüğünde yanlış iğneden dolayı epilepsi hastası olduğunu, ara ara nöbetlerinin olduğunu, nöbet hâllerinde baş dönmesi, uyku hâli ve mide bulantısı görüldüğünü, bu hastalığından dolayı devamlı olarak ...ve Epix isimli ilaçları kullandığını, ilaçlarını heyet raporu ile aldığını, ilaçları düzenli olarak kullandığını, rahatsızlığının ve kullanmış olduğu ilaçların sosyal yaşantısını, ... hayatını etkilemediğini, ancak ilaçların cinsel yaşantısını etkilediğini, inancı gereği vakit namazlarını tamamını kılmaya çalıştığını, eşi maktulün namaz kılmadığını ve başını örtmediğini, zaman zaman ...... ev toplantılarına ve sohbetlerine gidip geldiğini, evde bulunduğu zamanlarda özellikle Yasin, Berat ve Dost Tv türlerinde kanalları izlediğini, maktulün de kendisinin izlediği ve takip ettiği kanalları sevmediğini, izlemediğini, kendisine karşı çıktığını, gittiği dini toplantılar hakkında kendisi ve toplantıdaki kişileri kastederek "Bunlar kafayı yemişler." şeklinde hakarete varan sözler söylediğini, babasına, annesine ve kardeşine saygıda kusur etmediğini, yetişme tarzının böyle olduğunu, okumuş olduğu kitaplar ve gittiği sohbetlerden esinlenerek özellikle Kur'an'da geçen sihir, büyü, cinler ve nazar konularının kendisini aşırı derecede etkilediğini, bunlardan dolayı boynunda cevşen taşıdığını, yakın zamanda evin duvarlarındaki fotoğrafları indirdiğini, yerine dini içerikli yazılar astığını, çocuğunu son olarak dün sabah dini tesbih ve zikir yaparken kızı ... ...nun yanına geldiğini, başını okşadığını, Rabb'inin izniyle doksan dokuz ismi ile zikir ettiğini ve kızını sevdiğini, maktulle evlendiklerinden beri maddi, manevi, dünyevi ve uhrevi düşünce farklılığından kaynaklı ayrılıklarının olduğunu, maktulün zaman zaman kendisini hor görmesi, aşağılaması, zaman zaman da şiddete varan hareketleri olduğunu, birkaç gün önce ailevi sorunlardan dolayı tartıştıklarını ve eşi maktulün kendisine terlikle vurduğunu ve dövdüğünü, olayların bir kısmından annesinin haberi olduğunu, bu olayların bır kısmından maktulün ailesinin de haberi olduğunu, bu olayların zamanla kendisini maktulden soğuttuğunu, şu anda maktulü sevmediğini, çocuğunu sevdiğini, heyet tarafından verilmiş % 40 özürlü raporunun bulunduğunu, sabah saat 05.00 sıralarında işe gittiğini, saat 14.00 sıralarında işten eve geldiğini, dünden kalan biber ve patlıcan dolmasını hazırlayıp yediğini, maktulün kendisine yemek hazırlamadığını, kendi işini kendisinin gördüğünü, yemekten sonra köyden gelen babası ve annesinin yanına gittiğini, tekrar saat 16.00-17.00 sıralarında tekrar evine geldiğini, annesinin kendisine verdiği, yoğurt, meyve ve yumurta bulunan poşeti eve bıraktığını, bu sırada maktulün evde, kızının okulda olduğunu, kızının saat 17.10 sıralarında okuldan geldiğini, maktulün kendisine anlamsız bir şekilde "Sorumsuz, o.. çocuğu, piç" diye bağırdığını, bu esnadan kızlarının da yanlarında olduğunu ve evlerinin salonunda oturduklarını, televizyonda da kendisinin izlediği dini programların olduğunu, tartışmanın artarak devam ettiğini, kızının da gördüğü üzere maktulün sözlü hakaretinin devamında terlik ile vurmasının devam ettiğini, arkasından maktule karşılık verdiğini, maktulün saçlarından tutarak yere yatırdığını, sırtüstü yatırdığını, karnının üzerine oturup diz çöktüğünü, maktulün boğaz gırtlak kısmına baş parmağı ile devamında önce sağ elini yumruk yaparak boğaz kısmına baskı uygulayarak sağ elinin yorulmasından sonra sol elini yumruk yaparak boyun kısmına baskı yapmaya devam ettiğini, maktul sırtüstü yerde kendisi üzerinde baskı uygulayarak boğmaya çalıştığı esnada maktulün hem bağırmaya her iki eli ve tırnakları ile boynundaki cevşeni koparmaya, tırnakları ile yaralamaya çalıştığını, bu boğuşmalarının ve kendisinin maktulün boynuna uyguladığı baskı ve boğmanın iki üç dakika sürdüğünü, bunun sonunda maktulün her iki elinin hareketsiz olarak sağa sola düştüğünü, kızının bu olayların tamamını gördüğünü, maktul haraketsiz kaldıktan sonra üzerinden kalktığını, kızıyla ilgilendiğini, düşmanından kurtulduğu için sevindiğini, kızına saati sorduğunda saatin 18.50 olduğunu öğrendiğini, daha sonra annesini arayarak "Figen öbür dünyaya gitti. Gelmelerini" söylediğini, eve önce annesi, babası ve kardeşi Selçuk'un geldiğini, annesinin kendisinden çarşaf istediğini, maktulün başı açık kalacak şekilde çarşafla üzerini örttüğünü, olayın salonda başlayıp orada bittiğini, odanın içerisinde kırılan, dökülen, dağılan bir eşya olmadığını, olay üç dört dakika içerisinde maktulle kendisi arasında gerçekleştiğini, tüm olaylara kızının tanık olduğunu, insan öldürmenin suç olduğunu bildiğini, maktulün boğazını sıktığında nefessiz kalıp öleceğini bilerek sıktığını ve yaptığını, olaydan önce kendisini bu konuda azmettirenin ya da yönlendirenin olmadığını, şu anki düşüncesinin düşmanını öldürdüğü ve düşmanına galip geldiği yönünde olduğunu, maktul olay esnasında can hâvli ile kendisine elleri ile saldırmasından dolayı özellikle boyun kısmı ve kollarında çizikler olduğunu, bu çiziklerin maktulün tırnaklarının izi olduğunu, maktulün ölmesinden dolayı pişman olduğunu, Rabb'ine sığındığını, Savcılıkta; Emniyette verdiği ayrıntılı ifadesini aynen tekrar ettiğini, olay tarihinde eşi maktulün kendisini terlikle darbettiğini, sara hastalığının bulunduğunu, ilaç kullandığını, maktulle aralarında zaman zaman ailevi sıkıntıların olduğunu, daha doğrusu evlendikleri günden beri sürekli olarak tartıştıklarını, dün yine tartıştıklarını, tartışma esnasında kendisine saldırdığını, kendisine saldırınca maktulün boğazını sıktığını, sonra üzerine çıktığını, elleriyle boğazını 3-4 dakika kadar sıktığını, maktulün biraz çırpındığını, çırpınması sona erince üzerinden kalktığını ve ellerini boğazından çektiğini, öldüğünü anladığını, bir anlık öfke ile davrandığını, ancak öldürmek amacıyla maktulün boğazını sıktığını, maktulün daha önceden de kendisine küfrettiğini, yuvasını kurtarmaya çalıştığını, maktulü kendisinin öldürdüğünü, boğazını sıkarak öldürdüğünü, Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğinde; Emniyette ve Savcılıkta verdiği ve tarafına okunan ifadelerini aynen tekrar ettiğini, maktulün kendisine saldırdığını, hakaretler ve küfürler ettiğini, bir anlık nefsine ve şeytana uyduğunu, bir anda kendini kaybettiğini, kendine geldiğinde yaptığını anladığını, olay öncesinde de aralarında geçimsizlik olduğunu, tartışmalarının olduğunu, maktulün kendisini tahrik ettiğini, bu sebeple olanların olduğunu, Mahkemede; eşi maktulle evlendiklerinden beri ufak tartışmalarının olduğunu, karşılıklı birbirlerine vurduklarını, ancak sonradan kendisinin vurmaktan vazgeçtiğini, maktulün vurmaya devam ettiğini, olay günü evde otururken ufak bir tartışmalarının olduğunu, maktulün kendisine saldırdığını, ondan sonra ne yaptığını hatırlamadığını, maktulün kendisine her türlü hakaret ve küfrettiğini, ancak kendisinin içine attığını, 2013 yılında ailevi sorunlar yüzünden depresyon geçirdiğini, ... Devlet Hastanesinde tedavi olduğunu, her ay psikiyatri doktoruna gittiğini, emniyette vermiş olduğu ifadesini doğru bulmadığını, o gün cinnet mi geçirmişti yoksa kafayı mı yemişti bilmediğini, aklının yerinde olmadığını, şu anki ifadesinin daha doğru olduğunu, o günkü ...ma göre öyle olduğunu, ancak gerçekte ne olduğunu bilmediğini, kendini bilmediğini, Savunmuştur. Tahrik kelimesi, sözlüklerde hareket hâlinde olmayan bir şeyi harekete geçirme, kımıldatma, kışkırtma olarak tanımlanmıştır. (Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğü, Kubbealtı Lugati.) İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik ...mlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir. (Devrim ..., Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225.) Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu ...munu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif ...muna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir. (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, ... Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14.) Bu düşünceden hareketle 5237 sayılı TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi ...munda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal ...munun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 765 sayılı Kanun'da yer alan "ağır – hafif tahrik" ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulun...lmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağ. karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağ... tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağ...n yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık ...mları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanık ... ve maktul ...'in görücü usulü ile 07.07.2009 tarihinde resmî nikâhla evlendikleri, bu evliliklerinden 08.09.2010 doğumlu katılan mağdure ... ... isimli müşterek çocuklarının olduğu, sanığın 7-8 yıldır Akdeniz Belediyesinde temizlik işçisi olarak çalıştığı, maktulün ev hanımı olduğu, tarafların kendi evlerinde oturdukları, maktul her zaman olduğu gibi 07.10.2016 tarihinde saat 17.00 sıralarında okul servisi ile gelen kızı katılan mağdureyi servisten alıp eve çıktığı, kocası sanığın evin salon kısmında televizyon izlediği, sanıkla maktul arasında sanığın her zaman izlediği kanal yüzünden tartışma yaşandığı, karşılıklı küfrettikleri, maktulün sanığın yüzüne terlikle vurduğu, bunun üzerine sanığın maktulü saçından tutup yere çarptığı, ardından yerde yatmakta olan maktulün karnının üzerine oturup, boğazını sıktığı ve maktulün mekanik asfiksiye bağlı olarak öldüğü olayda; Sanık ve maktulün müşterek çocukları, olaydan sonra maktulün ailesinin yanında kalan, aynı zamanda olayın tek görgü tanığı 6 yaşındaki katılan mağdure ...'in yaşı sebebiyle tayin olunan vekili ve CMK'nın 236/3. maddesi uyarınca bilirkişi huzurunda Mahkemedeki beyanın da "O gün annesinin babasına çok kızdığını, başka şeyler izlemiyor, hep aynı şeyleri izliyor diye kızdığını, annesi ve babasının birbirlerine kötü şeyler söylediğini, teyzesinin söylemesine izin vermediğini, ancak annesinin babasına terlik fırlattığı," şeklindeki anlatımı, maktulün kardeşi katılan ...'in sanığa "Ablamı neden öldürdün?" diye sorduğun da sanığın "Anama babama küfretti, öldürdüm." şeklinde cevap verdiği anlatımı ve sanığın aşamalardaki savunmalarından olay günü kendi hâlinde salonda televizyon izleyen sanığa izlediği kanal yüzünden kızıp kötü sözler söyleyen mağdur ile sanığın tartıştığı ve maktulün terlikle sanığın yüzüne vurması üzerine sanığın maktulü yere çarpıp üzerine çıkmak suretiyle boğazını sıkarak öldürdüğünün anlaşılması karşısında, ilk haksız hareketin maktulden kaynaklandığının ve sanık lehine asgari oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin kabulü gerekmektedir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu üyeleri ..., ... ve ...; "Sübuta ve suç vasfına ilişkin ihtilaf bulunmayan olayda, genel kurulun sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığı TCK’nın 29. maddesindeki haksız tahrik koşullarının sanık lehine uygulanma koşullarının oluşmadığı yönündeki düşüncemize dayanmaktadır. Şöyle ki; İncelenen dosya kapsamına göre sanık ... ile maktul ... suç tarihinde evlidirler. Bu evlilikten 2010 yılında ... adında bir kızları dünyaya gelmiştir. Sanık ile maktulenin gerek farklı dünya görüşleri, gerekse özellikle sanığın ev içindeki bazı tutum ve davranışlarından kaynaklanan nedenlerle çoğu zaman kavgaya varan tartışmalar yaşadıkları ve bunun uzun bir süredir devam ettiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan sanığın cezai ehliyetine müessir olmayan epilepsi ve depresyon rahatsızlıklarının bulunduğu, hatta bu hususta psikiyatrik tedavi gördüğü de sabittir. Olay günü, eyleme ilişkin tek görgü tanığı ve aynı zamanda tarafların çocuğu olan 6 yaşındaki katılan ... ...’nun anlatımlarına göre, öğlen saatlerinde işten eve gelen babası sanık ...’ın ev ortamındaki küfürlü konuşmalarına annesi Figen’in kızdığı ve eline aldığı terlikle babasının yüzüne bir kez vurduğu anlaşılmaktadır. Sanık bu eylem nedeniyle dosyada bulunan adli rapora göre basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde yaralanmıştır. Bunun üzerine büyük bir öfkeye kapılan sanık, maktul eşine saldırmış, onu yere yatırdıktan sonra üzerine oturmuş, elleriyle nefessiz kalana kadar boğazını sıkarak öldürmüştür. Bu noktada kısaca, konuya ilişkin ihtilafı oluşturan ve TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik ve uygulama koşulları ile buna dair Yargıtay uygulamaları üzerinde durmak gerekmektedir. Haksız tahrik, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, "Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler" başlıklı İkinci Bölümde yer alan 29. maddesinde; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi ...munda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, s. 412). Yerleşmiş yargısal kararlar ve doktrinde yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir: a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı, b) Bu fiil haksız olmalı, c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, d) Failin işlediği suç, bu ruhi ...mun tepkisi olmalı, e) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu`nda, 765 sayılı Kanun`da yer alan "ağır – hafif tahrik" ayrımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulun...lmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da maktulden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin ve Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş yargısal kararlarında kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdur/maktulün karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağ.../maktulü tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağ...n/maktulün yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık ...mları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Diğer yandan, TCK’nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik uygulaması bakımından Yargıtay 1. Ceza Dairesi istikrar gösteren kararlarında, ceza indirim oranı yönünden ...-hakkaniyet-ölçülülük kriterlerini gözeterek hakaret, basit tehdit ve basit yaralama eylemlerini birbirine eşdeğer nitelikte kabul etmekte, bunların birbiri bakımından daha ağır veya hafif olmadığını, etki-tepki dengesini bozmadığını gözetmektedir. Somut olayı bu açıklamalar ile birlikte değerlendirdiğimizde, maktulle evli olan sanığın olay günü küçük yaştaki kızlarının önünde ev ortamında küfürlü şekilde konuşması nedeniyle kendisine kızan ve elindeki terliği yüzüne vuran maktulün bu fiili nedeniyle basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde yaralandığı, ilk haksız hareketin küfürlü konuşmasından ötürü sanıktan kaynaklandığı, maktulün ise basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikteki yaralama eylemiyle buna karşılık verdiği, hakaret ve basit yaralama fiillerinin eşdeğer olduğu, sanığın maruz kaldığı tepkinin, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almadığı, bu yönüyle tepkide açık bir oransızlık bulunmadığı ve etki-tepki dengesini sanık lehine bozmadığı, devamında sanığın maktul eşini öldürmesiyle sonuçlanan olayda sanığın TCK’nın 29. maddesindeki haksız tahrik indiriminden yararlanmasının mümkün olmadığı görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine iştirak edemiyoruz."görüşüyle, Çoğun görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurul üyesi de; olayda haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığı görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 14.09.2021 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 28.09.2021 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 236 ]
5. Ceza Dairesi 2007/136 E., 2007/2915 K. 5. Ceza Dairesi 2007/136 E., 2007/2915 K. - LEHE OLAN YASA - ORANTILILIK İLKESİ- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 43 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 103 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 236 ] - 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ... [ Madde 8 ] - 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 321 ] "İçtihat Metni" Zorla ırza geçme suçundan sanık Olgun 'in yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkümiyetine dair Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 7.9.2006 gün ve 2005/376 Esas, 2006/403 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi re'sen ve C.Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü: 5271 sayılı CMK'nun 236/3.maddesi mağdur çocukların tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji,psikiyatri,tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulmasını öngörmekte ise de; mağdurenin bu yasadan önce yürürlükte bulunan CMUK'nun hükümlerine uygun olarak 18.08.2004 günü istinabe yoluyla olayla ilgili beyanın alındığı, yargılama işlemlerinin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kurallarına tabi olduğu ve buna uygun yapılması halinde geçerliliğini koruyacağı ve yasa değişikliğinden dolayı yenilenmesinin gerekmediği, 5271 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden ve 18 yaşını tamamlamasından sonra 01.12.2005 tarihli oturumda mağdureye sadece şikayetçi olup olmadığının ve davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulduğu, tanık olarak dinlenmediğinden CMK'nun 236/3.maddesinde belirtilen nitelikte bir uzmanın yanında bulundurulmasının zorunlu olmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bu yöndeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir. Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 765 ve 5237 sayılı Yasalara göre hüküm kurulurken orantılılık ilkesi gereği temel ceza üzerinden aynı oranda artırım uygulanarak lehe yasa değerlendirmesinin yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, Oluşa uygun olarak sanığın kızına karşı işlediği kabul edilen müteselsil nitelikli cinsel istismar suçuna uyan 5237 sayılı TCK'nun 103/2 ve 103/3 maddeleri uyarınca verilen temel cezanın teşdiden belirlenmesinden dolayı 15 yılı geçse dahi, suçun sonucunda beden ve ruh sağlığının bozulması nedeniyle, neticenin ağırlığına göre tayin edilen cezanın 103/6. maddesi gereğince bir miktar daha artırılması, zincirleme biçimde kasten işlediği cinsel istismar eylemi neticesi gerçekleşen ve sorumluluğu için en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gereken TCK.nun 103. maddesinin 6. fıkrasındaki suçun ağırlaşmış halinin teselsül edemeyeceği, zincirleme biçiminde gerçekleşen eylemlerin 103/6. maddeden öncekilerin olması nedeniyle 43. maddesi uyarınca yapılacak arttırmanın 103/6 madde ile tayin edilen ceza üzerinden değil bu maddenin tatbikinden önceki fıkralara göre bulunan ceza miktarı üzerinden yapılarak elde edilen artırım tutarının cezaya eklenmesi ve bu sıraya uyularak belirlenecek sonuç cezanın karşılaştırılması yerine 103/6.maddenin uygulama dışı bırakılması, Kanuna aykırı, C Savcısı ve re'sen temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.04.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Ceza Dairesi, 2021/27039 E., 2025/2696 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır.
9. Ceza Dairesi         2021/27039 E.  ,  2025/2696 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1024 E., 2021/931 K. HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz ret, onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Fethiye Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde atılı suçlardan mahkumiyetine dair verilen kararların istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a ve 303/1-h maddeleri uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Suça Sürüklenen Çocuk Müdafiinin Temyiz İstemi Özetle, mağdurun beyanlarının çelişkili olduğuna, adli tıp raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğine, tanığın her iki çocuğu da çıplak olarak görmediğini beyan ettiğine, olayın üç gün sonra intikal ettirildiğine, çocuğun cinsel istismarı suçu yönünden verilen kararın bozulması talebine ilişkindir. B. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Özetle, suça sürüklenen çocuk hakkında alt sınırdan ve takdiri indirim uygulanarak ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi talebine ilişkindir. III. GEREKÇE A. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları nazara alınarak 5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Katılan mağdurun aşamalarda birbiriyle çelişen beyanları, mağdurun beyanlarının tanık ... tarafından doğrulanmamış olması, suça sürüklenen çocuğun savunması ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde katılan mağdurun soyut ve çelişkili beyanı dışında her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek, suça sürüklenen çocuğun atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi karşısında istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle, REDDİNE, B. Çocuğun Cinsel İstismarı Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle suça sürüklenen çocuk müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname aykırı olarak, Sayın Başkan ...'nun mahkumiyet yönünden, Sayın Üye ...'in değişik gerekçe ile karşı oyu ile, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Fethiye Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Olayın intikal şekli, mağdurun beyanı, tanık ...'in anlatımları göz önüne alındığında mahkumiyet hükmü ile ilgili temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne muhalifim. KARŞI OY Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmakta olan olayın tek tanığı durumundaki mağdurun beyanının yine Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin yetki alanı içerisinde bulunan Ortaca 2. Asliye Ceza Mahkemesince alınıp alınmayacağı, yine tek tanık olan mağdurun ifadesinin istinabe suretiyle alınıp alınamayacağı ve yazılan istinabenin Asliye Ceza Mahkemesine yazılıp yazılamayacağına yöneliktir. Bilindiği gibi mahkemelerin kuruluş ve görev ve yetkilerine ilişkin hükümler 5235 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 8. maddesi "Ceza mahkemeleri, (…) [5] asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. " aynı Kanunun 9. maddesi "Ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. (…) [6] asliye ceza mahkemeleri tek hâkimlidir. Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır. Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.) Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez. Ceza mahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır." şeklindedir. Bu hükümlerden Asliye Ceza Mahkemelerinin asıl mahkemeler olarak, Ağır Ceza Mahkemelerinin ise en az 3 hakimden oluşan heyet halindeki mahkemeleri şeklinde kuruldukları açıktır. Yine aynı Kanunun 11 ve 12. maddelerinde Asliye Ceza Mahkemelerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri belirlenmiştir. Bu hükümlere göre Ağır Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemelerine göre üst dereceli mahkemeler olup daha ağır ve önemli davaları gören heyetli yani aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesine göre daha güvenceli mahkemelerdir. Aynı Kanunun 15. maddesi "Ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır. Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulh veya asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir ceza mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir." şeklindedir. Bu Hükümlere göre her Ağır Ceza Mahkemesinin ve Asliye Ceza Mahkemesinin yargı çevreleri ayrı ayrı belirlenir. Her adliye teşkilatının bulunduğu yerde Ağır Ceza Mahkemesi bulunma zorunluluğu olmadığından Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri Asliye Ceza Mahkemesine göre daha geniş coğrafi alanları kapsayabilir. İlk derece mahkemelerinin belirlenen coğrafi sınırlar içerisinde yetkili ve görevli oldukları bu coğrafi sınırlar Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri için ayrı ayrı belirlendiği, adliye teşkilatının bulunduğu bir çok ilçede Ağır Ceza Mahkemelerinin bulunmadığı, o ilçede Ağır Cezalık mevattan işlerin ilçenin coğrafi sınırları hangi Ağır Ceza Mahkemesinin görevi içinde ise o işlere o Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bakılacağı izahtan varestedir. Ağır Ceza Mahkemesi kendi çoğrafi sınırları içinde meydana gelen işlerden kaynaklanan davalara kendi bakmak zorundadır. Eğer şartları varsa ancak naip hakim atayabilir. Bunun dışında kendi işini bir başka mahkemeye yaptıramaz. Görevsiz Asliye Ceza Mahkemesine ise hiç yaptıramaz. Bir hakim ya da heyet ancak işgal ettiği mahkeme makamının görevine (madde yönünden yetkisine) giren davalara bakabilir. Her mahkemenin görevli olduğu davalara bakabilmesi insan haklarını ve kamu düzenini ilgilendiren bir husustur. Kanuni mahkeme önünde yargılanma adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Kamu düzeniyle ilgili olduğu için de re'sen ve her aşamada gözetilir. Bu nedenle görevsiz mahkeme her aşamada görevsizlik kararı vererek davayı görevli mahkemeye göndermek zorundadır. Bunun istisnası daha garantili olan üst görevli mahkemenin duruşmada suçun niteliğinin değişmesi halinde görevsizlik kararı verememesi halidir. Bunun dışında üst dereceli mahkemede olsa görevli olmadığı açıkca anlaşılıyorsa görevsizlik kararı verme zorunluluğu vardır. (CMK madde 6) Görevsizlik kararı üzerine görevli mahkeme görevsiz mahkemece yapılan işleri yenilemek zorundadır. Çünkü görevsiz mahkeme tarafından yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işler hükümsüzdür. (CMK madde 7) Bu kapsamda görevsiz mahkemece alınan tanık beyanı eğer tanık ölmüşse yenilenemeyeceği için geçerli, eğer ölmemişse mutlaka yenilenmesi gereken bir işlem niteliğindedir. Buradan da açıkca anlaşılacağı gibi doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi gereği kovuşturma aşamasındaki işlemler mutlaka davayı gören mahkemece yapılmak zorundadır. Kanunun genel mantığı bu ilke üzerine kuruludur. Bilindiği gibi yargılama işlemlerinin mahkemece yerine getirilmemesi hali istisnai bir haldir. Duruşmanın vasıtasızlık (doğrudan doğruyalık ilkesi) kuralı gereği kanun koyucu tarafından zorunluluk hallerinin varlığı gözetilerek getirilmiş istisnalardır. İstisna olduğu için de kanun koyucunun belirlediği alanın dışına çıkılması kıyasen ya da geniş yorumla genişletilmesi mümkün değildir. Genişletme yargılamanın özüne dokunma anlamı taşır. Bu istisnalardan ilki naip hakimlik kurumudur. Kanunun bazı maddelerinde naip hakim sözü geçmektedir. (CMK 83, 180) Kanunun izin verdiği yerlerde mahkemenin yapmak zorunda olduğu işlemleri naip hakim yapabilir. Ancak bilindiği gibi bu istisnai bir haldir, ancak zorunluluk varsa böyle bir yol uygulanabilir. (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 258) Doğrudan doğruyalık ilkesinin ikinci istisnası istinabe kurumudur. İstinabe yetkili bir makamın belli bir işlemin yapılmasi konusunda başka bir yerdeki yetkisiz makama yetkisini devretmesidir. Kanun istinabe müessesini dağınık maddelerde istinabe olunan hakim veya mahkemeden söz etmek suretiyle yani dolaylı olarak düzenlenmiştir. (CMK 83, 180, 198, 68/3-d) CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir. İkinci olarak hastalık ya da malullük veya giderilme olanağı bulunmayan bir başka nedenle bir tanık ya da bilirkişinin mahkeme heyeti önüne getirilmesi mümkün olmazsa naip ya da istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilecektir. (CMK 180/1) Duruşmada sujelerin hazır bulunması doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi yani yüz yüze duruşma yapılması gereği zorunluluğu bulunduğundan istinabe çok gerekli olmadıkça kullanılmamalıdır. ( Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 715) Burda tanığın vereceği bilginin hüküm için önemi yani sübuta etkisi dikkate alınabilir. İkinci derece önemli tanığın istinabe yoluyla ifadesinin alınması düşünülebilirse de olayın tek tanığın da olduğu gibi vereceği bilginin büyük önem taşıdığı hallerde tanığın hükmü verecek hakim ya da heyet tarafından dinlenmesi gerekir. (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 716) Kanun koyucu Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde istinabe suretiyle ifade alınmasını ya da işlem yapılmasını yasaklamıştır. (CMK 180/4) Yine SEGBİS yoluyla ifade alma imkanı varsa istinabe yoluyla ifade alınamaz. SEGBİS yoluyla ifade alınmalıdır. (CMK 180/4-5) CMK'nın 210. maddesi gereğince eğer olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Bu hükümden de anlaşılacağı gibi olayın tek tanığı durumundaki mağdurun bizzat duruşmada dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre mağdur ifadesi sadece mağdurun psikolojisinin bozulmuş olması hali dışında mutlaka alınmalı ve bizzat mahkemece alınmalıdır. Eğer mağdurun psikolojisi bozulmuşsa, eğer zorunluluk yoksa mağdurun daha önce alınan ifadesinin CD'sinin seyredilmesinde zorunluluk vardır ki kanun koyucu yargılama yapan makamın bir şekilde mağdurla temas etmesini yüz yüzelik ilkesini gerçekleştirmesini ve buna göre bir karar verilmesini önemsemiş ve zorunlu saymıştır. Tüm bu hükümlerden anlaşılacağı üzere; 1- Her mahkemenin kendi yargı çevresi vardır, bu yargı çevresi içerisinde meydana gelmiş olaylarla ilgili açılmış davalara mutlaka o mahkemenin bakması gerekir. İstinabe yoluna başvurulamaz. Bu durumda mahkeme ancak yukarıda belirtildiği gibi zaruret hallerinde naip hakim görevlendirebilir. Kanun koyucu Büyükşelir Belediye sınırları içerisinde dahi istinabe yolunu yasaklamışken kendi yetki alanı içerisinde bulunan bir davada istinabe suretiyle görevsiz bir mahkemenin aldığı ifadenin geçerli olması kabul edilemez. 2- Görev kamu düzenine ilişkin ve insan haklarıyla ilgili bir husustur. Görevsiz mahkemece yargılama yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Göreviz mahkemenin yaptığı işlemler de geçersiz işlemlerdir ve herhangi bir hüküm ifade etmez. Ağır Ceza Mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesine göre üst dereceli bir mahkemedir ve daha güvenceli bir mahkemedir. Dolayısıyla bir davanın görevli mahkemede görülmemesi hele daha güvencesiz bir mahkemede görülmesi ya da daha güvencesiz bir mahkeme hakimine işlemin havale edilmesi o işlemi hükümsüz kılacağı gibi adil yargılanma ilkesine de aykırılık oluşturur. Ağır Ceza Mahkemesi ancak bir başka yerdeki Ağır Ceza Mahkemesinden yardım isteyebilir. Yani kendi işlemini yine aynı işlere bakmakla görevli bir başka mahkemeye tevdii edebilir. Ağır cezalık işlere bakamayacak bir mahkemeye tevdii edemez. Tevdii ettiği takdirde bu hem CMK madde 7 kapsamında hükümsüzdür, hem de yukarıda belirttiğim gibi adil yargılama ilkesine aykırılık oluşturur çünkü güvenceli bir mahkeme yerine daha güvencesiz bir mahkemece işlem yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi tüm Türkiye'de istinabe yapılacak Ağır Ceza Mahkemeleri vardır ve işlem bu Ağır Ceza Mahkemelerince yapılmalıdır. 3- İstinabe yoluyla ifade alma ya da işlem yaptırma istisnai bir yoldur, zorunluluk halinde bu yola başvurulmalıdır, yine eğer delil tek tanıktan ibaretse ya da elde mağdur beyanı dışında herhangi bir delil yoksa artık istinabe yoluyla ifade alma kabul edilemez. Eğer istinabe yoluyla ifade alınıyorsa zorunluluk hali belirlenmeli ve bu açıkca ara kararına yazılmalıdır ve denetlenebilir olmalıdır. Aksi takdirde her zaman, istisnayı kural haline getirecek şekilde istinabe yoluna başvurulması kabul edilemez. Olayda mağdur tek tanık konumundadır ve istinabe suretiyle ifade alınması mümkün değildir. Yine ifadenin SEGBİS yoluyla alınma imkanı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi eğer ifadenin SEGBİS yoluyla alınması mümkünse istinabe yoluna başvurulamaz. Bunun yanında mağdur olayın tek tanığıdır ve bu nedenle yukarıda belirttiğimiz CMK'nın 210 ve 236. maddelerinde de belirlendiği gibi mağdurun mutlaka mahkemece dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Tüm bu hususlar kapsamında mağdurun istinabe yoluyla Ortaca 2. Asliye Ceza Mahkemesince ifadesinin alınması ve bunun hükme esas alınması, kamu düzenini bozar, adil yargılanma ilkesine dolayısıyla hukuka aykırıdır ve kararın bu nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararın beraate bozulmasına yönelik görüşüne iştirak etmiyoruz.
9. Ceza Dairesi, 2022/11414 E., 2024/10651 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır.
9. Ceza Dairesi         2022/11414 E.  ,  2024/10651 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1566 E., 2020/1849 K. KATILANLAR : Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, ..., ... SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEMYİZ EDENLER : Katılan Bakanlık vekili, sanık müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Rize Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın atılı suçtan mahkumiyetine dair hükmün istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Özetle eksik incelemeye ve gerekçeden yoksun karar verildiğine, alt sınırdan hüküm kurulması ve takdiri indirim uygulanmasının hatalı olduğuna, katılan Bakanlık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Özetle katılan mağdurenin ağabeyi ile sanık arasında husumet bulunduğuna, ayrıca sanığın ailesinin başkaca olaylar nedeniyle de sanığa husumet beslediklerine, eksik inceleme ile karar verildiğine, katılan mağdure ve tanık beyanlarının çelişkili olduğuna, sanığa ait dijital materyallerde katılan mağdurenin beyanında geçen videoların tespit edilemediğine, sanık lehine olan tanık beyanlarına itibar edilmeden karar verildiğine, katılan mağdure beyanı dışında mahkumiyete yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına ve dilekçesinde belirttiği diğer nedenlere ilişkindir. III. GEREKÇE 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp, aynı Kanun'un 289. maddesinde sayılı hukuka kesin aykırılık halleri ve temyiz dilekçelerinde belirtilen nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararında katılan Bakanlık vekili ve sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1 maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Rize Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.12.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf Rize Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmakta olan olayın tek tanığı durumundaki mağdurenin beyanının yine Rize Ağır Ceza Mahkemesinin yetki alanı içerisinde bulunan Pazar Asliye Ceza Mahkemesince alınıp alınmayacağı, yine tek tanık olan mağdurenin ifadesinin istinabe suretiyle alınıp alınamayacağı ve yazılan istinabenin Asliye Ceza Mahkemesine yazılıp yazılamayacağına yöneliktir. Bilindiği gibi mahkemelerin kuruluş ve görev ve yetkilerine ilişkin hükümler 5235 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. 5235 sayılı Kanun'un 8. maddesi "Ceza mahkemeleri, (…)[5] asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir. " aynı Kanunun 9. maddesi "Ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. (…)[6] asliye ceza mahkemeleri tek hâkimlidir. Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır. Özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. (Ek cümleler: 2/12/2014-6572/39 md.) Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca iş dağılımının yapıldığı tarih itibarıyla görülmekte olan davalarda daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez. Ceza mahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır." şeklindedir. Bu hükümlerden Asliye Ceza Mahkemelerinin asıl mahkemeler olarak, Ağır Ceza Mahkemelerinin ise en az 3 hakimden oluşan heyet halindeki mahkemeleri şeklinde kuruldukları açıktır. Yine aynı Kanunun 11 ve 12. maddelerinde Asliye Ceza Mahkemelerinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri belirlenmiştir. Bu hükümlere göre Ağır Ceza Mahkemeleri Asliye Ceza Mahkemelerine göre üst dereceli mahkemeler olup daha ağır ve önemli davaları gören heyetli yani aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesine göre daha güvenceli mahkemelerdir. Aynı Kanunun 15. maddesi "Ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır. Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulh veya asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir ceza mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir." şeklindedir. Bu Hükümlere göre her Ağır Ceza Mahkemesinin ve Asliye Ceza Mahkemesinin yargı çevreleri ayrı ayrı belirlenir. Her adliye teşkilatının bulunduğu yerde Ağır Ceza Mahkemesi bulunma zorunluluğu olmadığından Ağır Ceza Mahkemelerinin görevleri Asliye Ceza Mahkemesine göre daha geniş coğrafi alanları kapsayabilir. İlk derece mahkemelerinin belirlenen coğrafi sınırlar içerisinde yetkili ve görevli oldukları bu coğrafi sınırlar Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri için ayrı ayrı belirlendiği, adliye teşkilatının bulunduğu bir çok ilçede Ağır Ceza Mahkemelerinin bulunmadığı, o ilçede Ağır Cezalık mevattan işlerin ilçenin coğrafi sınırları hangi Ağır Ceza Mahkemesinin görevi içinde ise o işlere o Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bakılacağı izahtan varestedir. Ağır Ceza Mahkemesi kendi çoğrafi sınırları içinde meydana gelen işlerden kaynaklanan davalara kendi bakmak zorundadır. Eğer şartları varsa ancak naip hakim atayabilir. Bunun dışında kendi işini bir başka mahkemeye yaptıramaz. Görevsiz Asliye Ceza Mahkemesine ise hiç yaptıramaz. Bir hakim ya da heyet ancak işgal ettiği mahkeme makamının görevine (madde yönünden yetkisine) giren davalara bakabilir. Her mahkemenin görevli olduğu davalara bakabilmesi insan haklarını ve kamu düzenini ilgilendiren bir husustur. Kanuni mahkeme önünde yargılanma adil yargılanma hakkıyla bağlantılıdır. Kamu düzeniyle ilgili olduğu için de re'sen ve her aşamada gözetilir. Bu nedenle görevsiz mahkeme her aşamada görevsizlik kararı vererek davayı görevli mahkemeye göndermek zorundadır. Bunun istisnası daha garantili olan üst görevli mahkemenin duruşmada suçun niteliğinin değişmesi halinde görevsizlik kararı verememesi halidir. Bunun dışında üst dereceli mahkemede olsa görevli olmadığı açıkca anlaşılıyorsa görevsizlik kararı verme zorunluluğu vardır. (CMK madde 6) Görevsizlik kararı üzerine görevli mahkeme görevsiz mahkemece yapılan işleri yenilemek zorundadır. Çünkü görevsiz mahkeme tarafından yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işler hükümsüzdür. (CMK madde 7) Bu kapsamda görevsiz mahkemece alınan tanık beyanı eğer tanık ölmüşse yenilenemeyeceği için geçerli, eğer ölmemişse mutlaka yenilenmesi gereken bir işlem niteliğindedir. Buradan da açıkca anlaşılacağı gibi doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi gereği kovuşturma aşamasındaki işlemler mutlaka davayı gören mahkemece yapılmak zorundadır. Kanunun genel mantığı bu ilke üzerine kuruludur. Bilindiği gibi yargılama işlemlerinin mahkemece yerine getirilmemesi hali istisnai bir haldir. Duruşmanın vasıtasızlık (doğrudan doğruyalık ilkesi) kuralı gereği kanun koyucu tarafından zorunluluk hallerinin varlığı gözetilerek getirilmiş istisnalardır. Istisna olduğu için de kanun koyucunun belirlediği alanın dışına çıkılması kıyasen ya da geniş yorumla genişletilmesi mümkün değildir. Genişletme yargılamanın özüne dokunma anlamı taşır. Bu istisnalardan ilki naip hakimlik kurumudur. Kanunun bazı maddelerinde naip hakim sözü geçmektedir. (CMK 83, 180) Kanunun izin verdiği yerlerde mahkemenin yapmak zorunda olduğu işlemleri naip hakim yapabilir. Ancak bilindiği gibi bu istisnai bir haldir, ancak zorunluluk varsa böyle bir yol uygulanabilir. (Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 258) Doğrudan doğruyalık ilkesinin ikinci istisnası istinabe kurumudur. Istinabe yetkili bir makamın belli bir işlemin yapılmasi konusunda başka bir yerdeki yetkisiz makama yetkisini devretmesidir. Kanun istinabe müessesini dağınık maddelerde istinabe olunan hakim veya mahkemeden söz etmek suretiyle yani dolaylı olarak düzenlenmiştir. (CMK 83, 180, 198, 68/3-d) CMK'nın 196/2 maddesine göre kovuşturma aşamasında istinabe suretiyle ifade alınması sanık için istisnai olarak alt sınırı 5 yıl ve daha fazla suçlar hariç olmak üzere kabul edilmiştir. İkinci olarak hastalık ya da malullük veya giderilme olanağı bulunmayan bir başka nedenle bir tanık ya da bilirkişinin mahkeme heyeti önüne getirilmesi mümkün olmazsa naip ya da istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilecektir. (CMK 180/1) Duruşmada sujelerin hazır bulunması doğrudan doğruyalık yani vasıtasızlık ilkesi yani yüz yüze duruşma yapılması gereği zorunluluğu bulunduğundan istinabe çok gerekli olmadıkça kullanılmamalıdır. ( Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 715) Burda tanığın vereceği bilginin hüküm için önemi yani sübuta etkisi dikkate alınabilir. Ikinci derece önemli tanığın istinabe yoluyla ifadesinin alınması düşünülebilirse de olayın tek tanığın da olduğu gibi vereceği bilginin büyük önem taşıdığı hallerde tanığın hükmü verecek hakim ya da heyet tarafından dinlenmesi gerekir. (Feridun Yenisey, ... ..., Ceza Muhakemesi Hukuku sayfa 716) Kanun koyucu Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde istinabe suretiyle ifade alınmasını ya da işlem yapılmasını yasaklamıştır. (CMK 180/4) Yine SEGBİS yoluyla ifade alma imkanı varsa istinabe yoluyla ifade alınamaz. SEGBİS yoluyla ifade alınmalıdır. (CMK 180/4-5) CMK'nın 210. maddesi gereğince eğer olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Bu hükümden de anlaşılacağı gibi olayın tek tanığı durumundaki mağdurun bizzat duruşmada dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. CMK'nın 236. maddesinde mağdurun beyanının alınmasına yönelik özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre mağdur ifadesi sadece mağdurun psikolojisinin bozulmuş olması hali dışında mutlaka alınmalı ve bizzat mahkemece alınmalıdır. Eğer mağdurun psikolojisi bozulmuşsa, eğer zorunluluk yoksa mağdurun daha önce alınan ifadesinin CD'sinin seyredilmesinde zorunluluk vardır ki kanun koyucu yargılama yapan makamın bir şekilde mağdurla temas etmesini yüz yüzelik ilkesini gerçekleştirmesini ve buna göre bir karar verilmesini önemsemiş ve zorunlu saymıştır. Tüm bu hükümlerden anlaşılacağı üzere; 1- Her mahkemenin kendi yargı çevresi vardır, bu yargı çevresi içerisinde meydana gelmiş olaylarla ilgili açılmış davalara mutlaka o mahkemenin bakması gerekir. Istinabe yoluna başvurulamaz. Bu durumda mahkeme ancak yukarıda belirtildiği gibi zaruret hallerinde naip hakim görevlendirebilir. Kanun koyucu Büyükşelir Belediye sınırları içerisinde dahi istinabe yolunu yasaklamışken kendi yetki alanı içerisinde bulunan bir davada istinabe suretiyle görevsiz bir mahkemenin aldığı ifadenin geçerli olması kabul edilemez. 2- Görev kamu düzenine ilişkin ve insan haklarıyla ilgili bir husustur. Görevsiz mahkemece yargılama yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Göreviz mahkemenin yaptığı işlemler de geçersiz işlemlerdir ve herhangi bir hüküm ifade etmez. Ağır Ceza Mahkemesi Asliye Ceza Mahkemesine göre üst dereceli bir mahkemedir ve daha güvenceli bir mahkemedir. Dolayısıyla bir davanın görevli mahkemede görülmemesi hele daha güvencesiz bir mahkemede görülmesi ya da daha güvencesiz bir mahkeme hakimine işlemin havale edilmesi o işlemi hükümsüz kılacağı gibi adil yargılanma ilkesine de aykırılık oluşturur. Ağır Ceza Mahkemesi ancak bir başka yerdeki Ağır Ceza Mahkemesinden yardım isteyebilir. Yani kendi işlemini yine aynı işlere bakmakla görevli bir başka mahkemeye tevdii edebilir. Ağır cezalık işlere bakamayacak bir mahkemeye tevdii edemez. Tevdii ettiği takdirde bu hem CMK madde 7 kapsamında hükümsüzdür, hem de yukarıda belirttiğim gibi adil yargılama ilkesine aykırılık oluşturur çünkü güvenceli bir mahkeme yerine daha güvencesiz bir mahkemece işlem yapılmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi tüm Türkiye'de istinabe yapılacak Ağır Ceza Mahkemeleri vardır ve işlem bu Ağır Ceza Mahkemelerince yapılmalıdır. 3- İstinabe yoluyla ifade alma ya da işlem yaptırma istisnai bir yoldur, zorunluluk halinde bu yola başvurulmalıdır, yine eğer delil tek tanıktan ibaretse ya da elde mağdur beyanı dışında herhangi bir delil yoksa artık istinabe yoluyla ifade alma kabul edilemez. Eğer istinabe yoluyla ifade alınıyorsa zorunluluk hali belirlenmeli ve bu açıkca ara kararına yazılmalıdır ve denetlenebilir olmalıdır. Aksi takdirde her zaman, istisnayı kural haline getirecek şekilde istinabe yoluna başvurulması kabul edilemez. Olayda mağdur tek tanık konumundadır ve istinabe suretiyle ifade alınması mümkün değildir. Yine ifadenin SEGBİS yoluyla alınma imkanı bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi eğer ifadenin SEGBİS yoluyla alınması mümkünse istinabe yoluna başvurulamaz. Bunun yanında mağdur olayın tek tanığıdır ve bu nedenle yukarıda belirttiğimiz CMK'nın 210 ve 236. maddelerinde de belirlendiği gibi mağdurun mutlaka mahkemece dinlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Tüm bu hususlar kapsamında mağdurun istinabe yoluyla Pazar Asliye Ceza Mahkemesince ifadesinin alınması ve bunun hükme esas alınması, kamu düzenini bozar, adil yargılanma ilkesine dolayısıyla hukuka aykırıdır ve kararın bu nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararın onanmasına yönelik görüşüne iştirak etmiyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bir suç örgütü soruşturmasında tanık olarak dinlenecek olan Mert, kimliğinin açıklanması halinde kendisinin veya yakınlarının ağır bir tehlikeyle karşı karşıya kalacağını beyan etmiştir. Cumhuriyet savcısı, Mert’in kimliğinin gizli tutulması için tedbir alınmasına karar vermiştir. Tanık koruma önlemleri ve tanığın kimliğinin gizli tutulması kapsamında aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Tehlike söz konusuysa, tanığın kimliği sadece mahkeme başkanı, hâkim veya savcı tarafından bilinir; tutanaklarda adres gösterilmez.
B) Tanığın kimlik bilgilerinin gizli tutulması kararı verildiğinde, tanık hazır bulunanların olmadığı bir ortamda dinlenebilir.
C) Tanığın beyanı, tek başına hükme esas alınabilir; sanığın savunma hakkı bu durumda kısıtlanmış sayılmaz.
D) Mağdur çocukların veya psikolojisi bozulmuş mağdurların tanık olarak dinlenmesi sırasında uzman bulundurulması zorunludur.
E) Tanığın sesinin veya görüntüsünün değiştirilerek dinlenmesine de karar verilebilir.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol