Ceza Muhakemesi Kanunu 238. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 238 – (1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
(2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
(3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.
(4) (Mülga: 18/6/2014 - 6545/103 md.)
Katılanın hakları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
152 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- TEMYİZ VE KARAR DÜZELTME**- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 238 ]
Ceza Genel Kurulu 2006/2-249 E., 2006/247 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/2-249 E., 2006/247 K.
- MÜDAHALE USULÜ
- TEMYİZ VE KARAR DÜZELTME- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 238 ]
- 5320 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ... [ Madde 8 ]
- 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 366 ]
"İçtihat Metni"
Sanıkların tehdit suçundan beraatlerine ilişkin M... 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.07.2005 gün ve 1484-1102 sayılı hüküm, şikayetçi tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 25.09.2006 gün ve 1466-15136 sayı ile;
"5271 sayılı CMK.nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonraki duruşmalarda hazır bulunmayan müştekiye, aynı Kanununun 238/2. maddesi uyarınca davaya katılmak isteyip istemeyeceğinin sorulmamasında usul ve kanuna aykırı bir durum görülmediğinden tebliğnamedeki bu hususa ilişkin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Kamu davası açıldıktan sonra 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 365 ve devamı maddelerine göre usulen mahkemeye başvurarak davaya müdahil olmamış ve bu sıfatı kazanmamış olan müşteki F... Ünsal'ın sanıklara yönelik temyiz talebinin sıfatı itibariyle tebliğnameye aykırı olarak reddine" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığınca 02.11.2006 gün ve 195371 sayı ile;
1- Olağan yasa yolarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 310. maddesinde yer alan koşullardan temyizin süresinde yapılması ve isteğin bu konuda hak ve yetkisi olan kişilerce yerine getirilmesi yasa gereğidir.
Dosyanın incelenmesinde; yargılama aşamasında müştekinin, sanıklardan şikayetçi olduğunu ve tanık bildirilmesini içeren 28.02.2005 ve 20.05.2005 günlü dilekçelerini hakime havale ettirdiği, tanıkların çağrılıp beyanlarına başvurulduğu, müştekinin, şikayetinin yargılamanın sonuna kadar devam ettiği ancak davaya katılıp katılmayacağının sorulmadığı anlaşılmıştır.
Yargılama sırasında yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 366. maddesinde katılma usulü düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında "Müdahale, merciine verilecek bir dilekçe veya tutanak tutulmak üzere zabıt katibine yapılacak bir beyanla olur. Bu tutanak reis veya hakime tasdik ettirilir." Hükmü getirilmiştir.
Şikayetçinin, yargılama aşamasında soruşturmanın genişletilmesi ile ilgili olarak tanık dinletmeyi içeren dilekçeler ile başvuruda bulunmasının davaya katılma isteği niteliğinde olduğu gözetilmeyerek, bu istek hakkında mahkemesince olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Bu nedenlerle süresinde olan temyiz isteğinin kabul edilerek açıklanan nedenle hükmün bozulmasına karar verilmesi yerine yazılı biçimde temyiz isteğinin reddine karar verilmesi,
2- Keza; kararın verildiği tarihte 5271 sayılı CMK'nun yürürlüğe girmesi ve katılma ile ilgili yasanın 237 ve 238. maddelerinde yeni düzenlemeler yapılması nedeniyle bu yasanın olayımızda uygulanıp uygulanamayacağının tartışılması gerekmektedir.
Çözümlenmesi gereken sorun katılma ile ilgili olarak 1412 sayılı CMUK'nun yanında hükümden önce yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun uygulanıp uygulanmayacağı noktasındadır.
Yargılama, yasalarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke derhal uygulama, hemen uygulama ilkesidir. Bunun istisnası yasada aksi uygulamanın belirtilmiş olması halidir. Derhal uygulama ilkesi uyarınca, usul işlemleri, yapıldığı sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tabidir. Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler de sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir. Yürürlüğe giren yeni yasa yargılaması devam eden davalarda hemen uygulanacaktır. Ancak, bu durum, önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmeyecektir. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.03.2006 tarih 2006/9-44 Esas, 2006/54 sayılı kararı aynı doğrultudadır.
Somut olayda, müştekinin şikayeti üzerine sanıklar hakkında yaralama, tehdit ve sövme suçlarından dava açılmış, yargılama sırasında müşteki dolaylı katılma isteğini içeren tanık listesini gösteren dilekçelerini ibraz etmiş, 5271 sayılı CMK yürürlüğe girdikten sonra müştekinin hazır bulunmadığı son oturum olan 14.06.2005 tarihinde sanıklar hakkında delil yetersizliği gerekçesiyle beraat hükmü kurulmuştur.
Müştekinin tanık listesini içeren dilekçesi üzerine, müdahilliğine karar verilmemesi tek başına bozma nedeni olması yanında, 5271 sayılı CMK'nun 238/2. maddesi uyarınca; davaya katılma hakkının kullanılması için dilekçe ile başvurma yönteminin yanı sıra, sözlü olarak yapılan istemin duruşma tutanağına geçirilmesi de yeterli görülmüş, hatta şikayetçi olan kişiye mahkemelerce, davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması hususunda zorunluluk getirilmesi nazara alındığında, müştekinin çağrılıp anılan madde uyarınca da davaya katılıp katılmayacağının sorulmayarak 5237 sayılı CMK'nun 238/2. maddesine aykırı davranılması nedeniyle de kararın bozulması gerektiği, görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 25.09.2006 gün ve 2006/1466-15136 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, 1412 sayılı CMUK'nun 366 ve 5237 sayılı CMK'nun 238/2. maddelerine aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Şikayetçi F... Ünsal M... C.Başsavcılığına sunduğu 15.4.2004 tarihli şikayet dilekçesinde; içlerinde B... Özen ve M... Özen'in de bulunduğu beş kişi tarafından, silahla tehdit edildiğini, kendisine karşı etkili eylemde bulunulduğunu ve hakaret edildiğini belirterek şikayetçi olmuş, R... Kartal, Prestij otel lojman amiri ve A... isimli lojman görevlisini de tanık olarak göstermiştir.
C.Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda; M... Özen, B... Özen ve S... Erdem haklarında silahlı tehdit ve 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, 1.11.2004 tarih ve 996 sayılı iddianame ile de anılan üç sanık hakkında "sanıkların, suç tarihinden 1 hafta öncesinde, kendilerine ait ev telefonunu rahatsız ettiği gerekçesi ile müştekinin çalıştığı otele gittikleri ve not bıraktıkları, telefonla arayarak sinkaflı sözler ile sövdükleri, "seni yaşatmayacağız" sözleriyle tehdit ettikleri, müştekinin aracını durdurarak tekme ve tokat ile vurdukları," iddiasıyla, TCY'nın 191/1, 482/2 ve 456/4. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Şikayetçi F... Ünsal Sulh Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı 28.2.2005 tarihli dilekçesinde; açık adreslerini bildirdiği R... Kartal, K... Aras ve A... Balgamış'ın tanık olarak dinlenilmelerini ayrıca, M... Özen'in savunmalarında bir bayanı rahatsız ettiği iddiası hususunda da, adı geçen bayanın adının tespit edilerek tanık olarak dinlenilmesini istemiş,
17.2.2005 tarihinde yapılan ilk oturumda, sanıkların savunmaları ve şikayetçinin beyanları saptanmış, şikayetçi şikayetini tekrar ederek, tanıklarını gelecek celse hazır edeceğini bildirmiş, mahkemece şikayetçinin ismini bildirdiği tanıkların soyadlarını mahkemeye bildirmesi için süre verilmesine, tanık K... Aras'ın davetiye ile celbine ve yargılamanın 24.5.2005 gününe bırakılmasına karar verilmiştir.
Şikayetçi 20.5.2005 tarihli dilekçesinde, 24.5.2005 tarihli duruşmaya yoğun işleri nedeniyle katılamayacağını belirterek, dinlenilmesini istediği tanıkları R... Kartal ve A... Belgamış'ın adreslerini bildirmiştir.
Şikayetçi 24.5.2005 tarihli oturuma mazeretli olarak katılmamış, bu celsede K... Aras tanık olarak dinlenilmiş, şikayetçinin bildirdiği tanıkların davetiye ile celplerine karar verilerek yargılama 19.07.2005 tarihine ertelenmiştir.
19.07.2005 tarihli oturumda sanıklar hazır olduğu halde, şikayetçinin yokluğunda tanıklar R... Kartal ve A... Belgamış'ın beyanları saptanarak her üç sanığın beraatlerine karar verilmiş, 06.09.2005 tarihinde şikayetçiye kalemde tebliğ edilen hüküm, şikayetçi tarafından aynı gün temyiz edilmiş, ancak temyiz istemi Yargıtay 2. Ceza Dairesince 25.09.2006 gün ve 1466-15136 sayı ile red edilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığınca 02.11.2006 gün ve 195371 sayı ile; itiraz yasayoluna başvurularak, temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılıp, 1412 sayılı CMUK'nun 366 ve 5237 sayılı CMK'nun 238/2. maddelerine aykırı olarak verilen yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
Görüldüğü gibi öncelikle çözümlenmesi gereken sorunlar, usulüne uygun bir katılma istemi bulunup bulunmadığı ve ayrıca yargılamanın 5271 sayılı Yasa döneminde sonuçlandırılması nedeniyle 5271 sayılı Yasanın 238/2. maddesinde yer alan; "Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur." hükmünün somut olayda uygulanma olanağının olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 09.02.1999 gün ve 8-12, 28.05.2002 gün ve 129-261 sayılı kararında kabul edildiği ve süreklilik gösteren benzer kararlarında da vurgulandığı üzere; kamu davasının açılmasından sonra mahkemesine verilen dilekçelerle, sanığın cezalandırılmasını temin amacıyla tanık gösterilmesi veya soruşturmanın genişletilmesinin talep edilmesi davaya katılma istemi niteliğindedir. Anılan içtihatlar 5271 sayılı CMK uygulamasında da geçerliliğini korumaktadır. Konu yargılamada şikayetçi tarafından verilen 28.02.2005 ve 20.05.2005 tarihli dilekçeler bu nitelikte bulunduğundan 1412 sayılı CMUY'nın 366/2. maddesi uyarınca Yerel Mahkemece öncelikle bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile dosyanın 5271 sayılı Yasanın 237/2. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. CYY'nın 238. maddesine aykırı davranılıp davranılmadığına ilişkin itiraz nedeninin ise somut olaydaki özellik nedeniyle bu aşamada değerlendirmesine gerek bulunmamaktadır.
SONUÇ
: Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 25.09.2006 gün ve 1466-15136 sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
Dosyanın, temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 21.11.2006 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
“14.06.2007 günlü oturumda, şikâyetçi ve vekilinin katılma talebine karşı, duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafiinden diyecekleri sorulmadan katılma kararı verilmek suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 238/3. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2011/11-294 E. , 2012/64 K.
* KAMU DAVASINA KATILMA
* DURUŞMADA HAZIR BULUNAN SANIK VE MÜDAFİİNDEN KATILMA İSTEMİ KONUSUNDA GÖRÜŞ ALINMADAN ŞİKÂYETÇİNİN DAVAYA KATILMASINA KARAR VERİLMESİNİN, NİSBİ BOZMA NEDENİ OLMASI
* SANIK VE MÜDAFİİNİN GÖRÜŞÜ SORULMADAN KATILMA İSTEMİNİN KABULÜNE KARAR VERİLMESİ
* HUKUKA MUTLAK AYKIRILIK HALLERİ DIŞINDAKİ AYKIRILIKLARIN BOZMA NEDENİ SAYILABİLMESİ İÇİN ESASA ETKİLİ OLMASI GEREKLİLİĞİ
* CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 308
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 237
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 238
"İçtihat Metni"
Özel evrakta sahtecilik suçundan sanık Hürriyet K.’nin 765 sayılı TCY’nın 345. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine ilişkin Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.01.2009 gün ve 847–17 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 27.06.2011 gün ve 7323–2799 sayı ile;
“14.06.2007 günlü oturumda, şikâyetçi ve vekilinin katılma talebine karşı, duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafiinden diyecekleri sorulmadan katılma kararı verilmek suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 238/3. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.07.2011 gün ve 120506 sayı ile;
“CMK’nın 238/3. maddesi, ‘Cumhuriyet savcısı, sanık ve müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir’ şeklindedir.
1- Madde metninden de anlaşılacağı gibi, katılma istemi; Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa avukatının bu hususta dinlenmelerinden sonra verilecek bir karar olup, verilen karara karşı ancak esas hükümle birlikte temyiz yoluna gidilebilecektir.
2- Sanık ve müdafiinin katılma konusunda dinlenilmesinin, usul hükmü olduğu açıktır.
3- Bozma sebeplerinin düzenlendiği 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 307. maddesinde; ‘temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir’ denilerek hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi veya yanlış tatbik edilmesi halleri kanuna aykırılık olarak düzenlenerek bozma sebebi sayılmıştır.
CMUK’nın 308. maddesi ile de 8 bent halinde mutlak bozma sebepleri sayılmıştır. Bu hallerdeki her yasaya aykırılık, başkaca bir sebebe bakılmaksızın, hükmün bozulma sebebidir.
4- Öte yandan temyiz mahkemesince tetkik edilecek noktalar başlıklı CMUK’nın 320. maddesinde ise ‘temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz istidasında bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesir olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder’ şeklinde olup, temyiz incelemesi aşamasında usul eksikliğinin hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmesi halinde bu hususun incelenmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Bu durumda yukarıda sayılan ve mutlak bozma sebepleri dışında yer alan tüm usule ilişkin aykırılıklar kamu düzeni gerekçesiyle bozma sebebi sayılacak mı, yoksa sayılmayacak mı, sayılacak ise ölçüt ne olmalıdır hususlarının irdelenmesi gerekecektir.
5- 15.02.1950 gün ve 21–1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, 1412 sayılı Yasanın 308. maddesinde yazılı mutlak bozma sebebi sayılan haller dışındaki usule ilişkin kanuna aykırılıkların bozma sebebi yapılıp yapılmayacağı yargıcın takdirine bırakılmıştır. Diğer bir deyişle, hükme etkili olmayacak usuli yanılgıların bozma sebebi yapılmaması benimsenmiştir. 20.05.1957 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında da aynı husus desteklenerek sadece hükmün esasına tesir etmiş veya etmesi muhtemel görülmüş usul hükümlerinin bozma sebebi yapılması kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 10.10.1995 tarih ve 238–305 sayılı kararının karşı oyunda da belirtildiği gibi; bu görüş öğretide birbirine çok benzer şekilde, Prof. Dr. Nurullah Kunter, Bahri Öztürk, Feridun Yenisey, Öztekin Tosun, Erdener Yurtcan ve Baha Kantar tarafından da kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
6- Özel Daire tarafından bozulan hüküm, CMUK’nın 308. maddesinin ilk 7 bendinde sayılı mutlak bozma sebeplerinden olmadığı gibi, 8. bentte sayılan mutlak bozma sebebine ilişkin de değildir. 308/8. maddede, ‘hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararı ile müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması’ mutlak bozma sebebi sayılmıştır. Oysa sanık müdafii tarafından beyanda bulunulması istenilen husus, şikâyetçinin suçtan zarar görüp görmediği, dolayısıyla suça katılma hakkı olup olmadığına ilişkin beyanlarının alınmamasından ibarettir. Bu hususun sanığın savunma hakkının kısıtlanması ile doğrudan ilgisi bulunmamaktadır.
7- Bu durumda sanık ve müdafiinin katılma konusundaki beyanlarının alınmamasına ilişkin usul hükmüne aykırılığın, hükmün esasına tesir etmiş veya etmesi muhtemel görülmüş bir usul eksikliği olup olmadığı hususuna bakılması gerekecektir.
Sanık hakkında özel evrakta sahtecilik fiili uyarınca ceza tayin edilmiştir. Sübuta ilişkin esaslı delil sahte belgedir. Katılma ise suçtan zarar görenin davaya katılıp, bir kısım yasal haklarını kullanmasına imkân veren bir müessesedir. Yukarıda açıklandığı gibi, sanık veya müdafii tarafından beyanda bulunulması istenilen husus şikâyetçinin suçtan zarar görüp görmediği, dolayısıyla suça katılma hakkı olup olmadığına ilişkin beyanlarının alınması olup, beyan alınmadan hüküm kurulması usuli bir aykırılık ise de hükmün esasına tesir eden veya etmesi muhtemel görülen bir eksiklik olmadığı anlaşılmaktadır.
8- Öte yandan; sanık ve müdafiinin bulunduğu 06.12.2007 tarihli oturumda, mahkeme tarafından CMK’nın 238/3. maddesi hükmüne uygun olarak, anılan kişilere katılma talebi hakkında diyecekleri sorulmamış ise de, takip eden celselerde beraber bulundukları anlaşılan katılan ve vekilinin bu sıfatlarına ilişkin sanık ve müdafiinin bir itirazlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca şikâyetçinin, açılan kamu davasında katılan sıfatının koşullarını taşıdığı konusunda bir tereddüt de bulunmamaktadır.
Anlatılan sebeplerle Özel Dairece, hükmün 5271 sayılı Yasanın 238/3. maddesine aykırılık yönünden bozulması kararı yasaya aykırı olup hükmün esastan incelenmesi gerekir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın özel evrakta sahtecilik suçundan mahkûmiyetine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şikâyetçi vekilinin, şikâyetçi adına, suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılma isteğinde bulunması üzerine duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafiinden katılma istemi konusunda görüş alınmadan şikâyetçinin davaya katılmasına karar verilmesinin ve bu hususun temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden bozma nedeni yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanık hakkında, şikâyetçi ile ortak oldukları şirketin karar defterine, kendisini şirketi temsile yetkili kılacak nitelikte bir karar eklemek ve bu kararı kullanarak şikâyetçinin zararına bir takım işlemler yapmak şeklindeki eylemi nedeniyle özel evrakta sahtecilik suçundan kamu davasının açıldığı,
07.02.2007 tarihli talimat duruşmasında, kamu davasına katılma isteminde bulunan şikâyetçinin, 13.03.2004 tarihli sanık ve müdafiinin de hazır bulunduğu ilk duruşmaya vekili ile birlikte geldiği ve katılma istemini yinelediği, ancak yerel mahkemece katılma konusunun gelecek oturumda değerlendirilmesine karar verildiği,
14.06.2007 tarihli oturuma da sanık ve müdafii ile şikâyetçi ve vekilinin geldikleri, yerel mahkemece Cumhuriyet savcısından katılma istemi konusunda mütalaa alındığı, ancak sanık ve müdafiinin görüşü sorulmadan katılma isteminin kabulüne karar verildiği, aynı duruşmada sanığın sorgusunun da yapıldığı, devam eden oturumlara katılan ve vekili ile sanık müdafiinin katıldığı ve yerel mahkemece şikâyetçinin katılan olarak anıldığı, sanık ve müdafiinin ise hiçbir aşamada katılma konusuna ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadıkları,
21.01.2009 tarihli mahkûmiyet hükmünün, sanık müdafii ile katılan ve vekilinin hazır bulundukları oturumda verildiği ve hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, ancak temyiz dilekçesinde yerel mahkemece verilen katılma kararına ilişkin olarak herhangi bir itirazda bulunulmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Ceza Yargılaması Yasasının “Kamu Davasına Katılma” başlıklı 237. maddesi;
“1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.
2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” şeklinde olup aynı Yasanın “Katılma Usulü” başlıklı 238. maddesinde ise,
1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.
4) Sulh ceza mahkemesinde açılmış olan davalarda katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz” hükmü ile de, katılma isteminin şekli ve istem üzerine yapılacak işlemler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Anılan yasal düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, şikâyetçi olduklarını belirterek davaya katılma isteminde bulunabilirler. Katılma istemi üzerine Ceza Yargılaması Yasasının 238. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlendikten sonra mahkemece katılma istemi hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısı sanık ve varsa müdafii dinlenmeden katılma istemi konusunda karar verilmesi 5271 sayılı Yasanın 238/3. maddesine aykırılık oluşturacaktır. Diğer bir ifadeyle, duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlenmeden katılma istemi konusunda karar verilmesi hukuka aykırıdır. Ancak 1412 sayılı Ceza Yargılaması Usulü Yasasının 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 308. maddesinde sayılan hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olmaları gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi bulunmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir.
Nitekim, 20.05.1957 gün ve 5–13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlakada kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı” sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. bası, s. 529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası CMUK’nun 308. maddesindeki mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s. 200–201), “CMUK’nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm mutlaka bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise, hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılacaktır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. bası, s. 184), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, bunun bir temyiz nedeni olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerekir. Aksine son kararda bir hukuku zedeleme olmasına karşılık, bu aykırılık kararı etkilememiş, mahkemenin son kararı bu ihlal olmadığı takdirde de değişmeyecek durumda olursa bir temyiz nedeninden söz edilemez. Nispi temyiz nedenlerinden söz edildiğinde, yargılama hukuku ihlalinin son karara nispeti, yani etkisi araştırılmalıdır” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. bası, s. 443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4. bası, s. 365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık, bozma nedeni sayılmamaktadır. Açıkçası, kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s. 82), “Her hukuka aykırılık, temyiz nedeni, dolayısıyla bozma nedeni sayılmaz. Sadece hükme esas teşkil eden hukuka aykırılıklar temyiz nedeni olarak ileri sürülebilir. Başka bir deyişle, bir hukuka aykırılığın temyiz nedeni sayılabilmesi için, hukuka aykırılık ile hüküm arasında sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, mutlak temyiz nedenleri dışında kalan ve son karara etkisi olmayan hukuka aykırılıklar temyiz nedeni sayılamazlar” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. bası, s. 707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. bası, s. 864), “Şayet bir hukuka aykırılık hali sanığın lehine bir şekilde hükme etki ediyor veya lehte ya da aleyhte herhangi bir etkide bulunmuyorsa, bu halde ortada bir temyiz sebebinin olduğundan bahsedilemez” (Özbek–Kanbur–Doğan–Bacaksız–Tepe, Ceza Muhake¬mesi Hukuku, Ankara 2011, 2. bası, s. 719) şeklindeki görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların tek başına bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.
Hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce mutlak bozma nedeni yapılması, Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasının “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükmüne ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesine de aykırılık oluşturacaktır.
Bu durum karşısında, hükmün esasına etkili bulunmayan ve bozmadan sonra kurulacak hükmü de değiştirmeyecek olan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıklar, temyiz incelemesi sırasında hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce mutlak bozma nedeni yapılmamalı, ancak hükmün bozulmasını gerektiren başka bir hukuka aykırılığın bulunması durumunda, anılan hukuka aykırılığa da yer verilmek suretiyle hükmün bozulması yoluna gidilmelidir.
Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Hazır bulunduğu duruşmada şikâyetçi ve vekilinin davaya katılma istemi üzerine sanık ve müdafiinin görüşü alınmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmakta ise de; sanık ve müdafiinin katılma kararından haberdar olmaları, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmalarda hazır bulunmalarına rağmen katılma kararı konusunda bir itirazda bulunmamaları, hükmü temyiz eden sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde de bu konuya ilişkin bir itirazının olmaması karşısında, nispi nitelikteki bu hukuka aykırılığın esasa etkili olduğundan veya savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilemeyecektir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca inceleme tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi isteminde bulunulmuş ise de; Özel Dairece esası incelenmeyen dosyada, eylemin daha ağır cezayı gerektirebilecek bir suçu oluşturma olasılığının bulunması karşısında bu durumun Özel Dairece değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, haklı nedenlere dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esastan inceleme yapılması için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 27.06.2011 gün ve 7323–2799 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
“06.12.2007 günlü oturumda, şikayetçinin katılma talebine karşı, hazır bulunan sanık ve müdafıinden diyecekleri sorulmadan, katılma kararı verilmek suretiyle 5271 sayılı CMK.nun 238/3. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2011/11-300 E. , 2012/63 K.
* DAVAYA KATILMA
* SANIK VE MÜDAFİİNDEN DİYECEKLERİ SORULMADAN, ŞİKAYETÇİNİN KATILMA İSTEMİNİN KABULÜ HUSUSUNUN TEMYİZ İNCELEMESİ AŞAMASINDA, DOSYANIN ESASINA GİRİLMEDEN BOZMA NEDENİ YAPILMASI
* HÜKME ETKİSİ OLMAYAN NİSPİ HUKUKA AYKIRILIK HALLERİNİN BOZMA NEDENİ OLUŞTURMAYACAĞI
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 287
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 237
"İçtihat Metni"
Özel evrakta sahtecilik suçundan sanık Orhan Y.’nin 765 sayılı TCY'nın 345, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 3.300 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Manavgat 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.05.2008 gün ve 281-435 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen 11. Ceza Dairesince 08.06.2011 gün ve 3932-2669 sayı ile;
“06.12.2007 günlü oturumda, şikayetçinin katılma talebine karşı, hazır bulunan sanık ve müdafıinden diyecekleri sorulmadan, katılma kararı verilmek suretiyle 5271 sayılı CMK.nun 238/3. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 29.07.2011 gün ve 74211 sayı ile;
“5271 sayılı CMK'nun 238/3. maddesi ‘Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir’ şeklindedir.
1- Madde metninden de anlaşılacağı gibi, katılma istemi, Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa avukatının bu hususta dinlenmelerinden sonra verilecek bir karar olup, verilen karara karşı ancak esas hükümle birlikte temyiz yoluna gidilebilecektir.
2- Sanık ve varsa avukatının katılma konusundaki dinlenilmesi fiilinin, bir usul hükmü olduğu açıktır.
3- Bozma sebeplerinin düzenlendiği, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 307. maddesinde;
‘Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir’ denilerek hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi veya yanlış tatbik edilmesi hallerini kanuna aykırılık olarak düzenlenerek bozma sebebi sayılmıştır.
CMUK'nın 308. maddesi ile de 8 bent halinde mutlak bozma sebepleri sayılmıştır. Bu hallerdeki her yasaya aykırılık, başkaca bir sebebe bakılmaksızın, hükmün tek başına bozulma sebebidir.
4- Öte yandan temyiz mahkemesince tetkik edilecek noktalar başlıklı CMUK'un 320. maddesinde ise ‘temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz istidasında bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder’ şeklinde olup, temyiz incelemesi aşamasında, usul eksikliğinin hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olma halinde bu hususun incelenmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Bu durumda, yukarıda sayılan ve mutlak bozma sebepleri dışında yer alan tüm usule ilişkin aykırılıklar kamu düzeni gerekçesiyle bozma sebebi sayılacak mıdır? Yoksa sayılmayacak mıdır? Sayılacak ise ölçüt ne olmalıdır? Hususlarının irdelenmesi gerekecektir.
5- 15.02.1950 gün ve 21/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında 1412 sayılı CMUK'nun 308. maddesinde yazılı mutlak bozma sebebi sayılan haller dışındaki usule ilişkin kanuna aykırılıkların bozma sebebi yapılıp yapılmayacağı yargıcın takdirine bırakılmıştır. Diğer bir değişle, hükme etkili olmayacak usuli yanılgıların bozma sebebi yapılmaması benimsenmiştir.
Yine 20.05.1957 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında da aynı husus desteklenerek sadece hükmün esasına tesir etmiş veya etmesi muhtemel görülmüş usul hükümlerinin bozma sebebi yapılması kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 1995/6-238 Esas 1995/305 Karar 10.10.1995 sayılı hükmüne konu karşı oy görüşlerin de de belirtildiği gibi; bu görüş öğretide birbirine çok benzer şekildeki görüşler ile Prof. Dr. Nurullah Kunter, Bahri Öztürk ve Feridun Yenisey, Öztekin Tosun, Erdener Yurtcan'lar ile Baha Kantar tarafından da kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
6- Özel daire tarafından bozulan hüküm, CMUK'nın 308. maddesinin ilk 7 bendinde sayılı mutlak bozma sebeplerinden olmadığı gibi 8. bentte sayılan mutlak bozma sebebine ilişkin de bulunmamaktadır. Şöyle ki 308/8. maddesi ‘Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararı ile müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması’ mutlak bozma sebebi sayılmıştır. Oysa sanık veya müdafii tarafından beyanda bulunulması istenilen husus, şikayetçinin suçtan zarar görüp görmediği, dolayısıyla suça katılma hakkı olup olmadığına ilişkin beyanlarının alınmamasından ibarettir. Bu hususun sanığın savunma hakkının kısıtlanması ile doğrudan ilgisi bulunmamaktadır.
7-Bu durumda sanık ve müdafiinin katılma konusundaki beyanlarının alınmamasına ilişkin usul hükmüne aykırılığın, hükmün esasına tesir etmiş veya etmesi muhtemel görülmüş bir usul eksikliği olup olmadığı hususuna bakılması gerekecektir.
Sanık hakkında özel evrakta sahtecilik yapmak fiili uyarınca ceza tayin edilmiştir. Sübuta ilişkin esaslı delil sahte belgedir. Katılma ise suçtan zarar görenin davaya katılıp, bir kısım yasal haklarını kullanmasına imkan veren bir müessesedir. Yukarıda da açıklandığı gibi, sanık veya müdafii tarafından beyanda bulunulması istenilen husus, şikayetçinin suçtan zarar görüp görmediği dolayısıyla suça katılma hakkı olup olmadığına ilişkin beyanlarının alınması olup, beyan alınmadan hüküm kurulması, usuli bir aykırılık ise de hükmün esasına tesir eden veya etmesi muhtemel görülen bir eksiklik olmadığı anlaşılmaktadır.
8- Öte yandan; sanık ve müdafiinin bulunduğu 14.06.2007 tarihli oturumda, mahkeme tarafından CMK'nun 238/3. maddesi hükmüne uygun anılan kişilere katılma talebi hakkında diyecekleri sorulmamış ise de; takip eden celselerde de beraber bulundukları anlaşılan katılan ve vekilinin bu sıfatlarına ilişkin sanık ve müdafiinin bir itirazlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca şikayetçinin, açılan kamu davasında katılan sıfatının koşullarını taşıdığı konusunda bir tereddüt de bulunmamaktadır.
Bu durumda usulüne uyulmadan verilen kararın usule uygun hale geldiğinin kabulü gerekecektir.
Anlatılan sebeplerle Özel Daire tarafından hükmün 5271 sayılı Yasanın 238/3. maddesine aykırılık yönünden bozulması kararı yasaya aykırı olup hükmün esastan incelenmesi gerekir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esasının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın özel evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Yargıtay C.Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, şikâyetçinin suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılma isteminde bulunması üzerine duruşmada hazır bulunan sanık ve müdafiinin diyecekleri sorulmadan şikâyetçinin davaya katılmasına karar verilmesinin ve bu hususun temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden bozma nedeni yapılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Özel evrakta sahtecilik suçundan açılan kamu davasının, sanık ve müdafii ile şikayetçinin katıldığı 06.12.2007 tarihli oturumda şikâyetçinin davaya katılma isteminde bulunduğu, yerel mahkemece katılma isteminden sonra C.savcısının görüşü alınarak, ancak sanık ve müdafiinden diyecekleri sorulmadan “katılma isteminin kabulüne, şikâyetçi Ömer 'ın davaya katılmasına” karar verildiği, sanık ve müdafiinin devam eden oturumlara katıldığı,
08.05.2008 tarihli son oturumda, esas hakkındaki mütalaadan önce dosyada mevcut şikâyet dilekçesi ve tüm dosya kapsamı okunarak sorulduğunda sanığın "okunan dosyaya bir diyeceğimiz yoktur, önceki bilgilerimi tekrar ederim" şeklinde beyanda bulunduğu, müdafiinin de katılma konusunda bir itirazının bulunmadığı,
Temyiz dilekçesinde de mahkemece verilen katılma kararı hakkında bir itirazın gündeme gelmediği,
Anlaşılmaktadır.
CYY’nın “Kamu davasına katılma” başlıklı 237. maddesi,
“(1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.
(2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır” şeklinde olup, aynı Yasanın “Katılma usulü” başlıklı 238. maddesinde ise,
(1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
(2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
(3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.
(4) Sulh ceza mahkemesinde açılmış olan davalarda katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz” hükmü ile katılma isteminin şekli ve istem üzerine yapılacak işlemler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Anılan yasal düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, şikayetçi olduklarını belirterek davaya katılma isteminde bulunabilirler. Katılma istemi üzerine Ceza Yargılaması Yasasının 238/3. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlendikten sonra mahkemece katılma istemi hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlenmeden katılma istemi konusunda karar verilmesi 5271 sayılı CYY’nın 238/3. maddesine aykırılık oluşturacaktır. Diğer bir ifadeyle, duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa müdafii dinlenmeden katılma istemi konusunda karar verilmesi hukuka aykırıdır. Ancak 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 308. maddesinde sayılan hukuka mutlak aykırılık halleri dışındaki aykırılıkların bozma nedeni sayılabilmesi için esasa etkili olması gerekir. Esasa, yani yerel mahkemece verilen hükme etkisi olmayan nispi hukuka aykırılık halleri ise bozma nedeni oluşturmayacaktır. Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir.
Nitekim, 20.05.1957 gün ve 5–13 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir hükmün bozulmasını istilzam eylemesi bakımından, sureti mutlaka da kanuna muhalefet kâfi olmayıp kanuna vuku bulan muhalefetin hükmün esasına ve neticesine tesir etmiş veya etmesi mümkün bulunmuş olması icap eylediği, duruşmada hazır bulunan hükümlüye TCK’nın 94. maddesinde yazılı ihtaratın yapılmamasının, esasa ve sonuca etkili olmaması bakımından hükmün bozulmasını gerektiren hallerden olmadığı” sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. bası, s. 529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası CMUK’nun 308. maddesindeki mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s. 200–201), “CMUK’nun 308. maddesinde sayılanlar dışındaki muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilir. Mutlak temyiz nedenleri bulunduğunda hüküm mutlaka bozulacaktır. Mutlak olmayan temyiz nedenlerinin varlığı halinde ise, hükmün bozulabilmesi için söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkilemiş olup olmadığına bakılacaktır” (Bahri Öztürk, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. bası, s. 611), “Temyiz sebebi ile bozma sebebi birbirlerinden farklı kavramlardır. Hükme tesiri bulunmayan aykırılıklar bozma sebebi teşkil etmezler” (Feridun Yenisey, Duruşma ve Kanun Yolları, 2. bası, s. 184), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, bunun bir temyiz nedeni olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerekir. Aksine son kararda bir hukuku zedeleme olmasına karşılık, bu aykırılık kararı etkilememiş, mahkemenin son kararı bu ihlal olmadığı takdirde de değişmeyecek durumda olursa bir temyiz nedeninden söz edilemez. Nispi temyiz nedenlerinden söz edildiğinde, yargılama hukuku ihlalinin son karara nispeti, yani etkisi araştırılmalıdır” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. bası, s. 443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4. bası, s. 365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık, bozma nedeni sayılmamaktadır. Açıkçası, kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s. 82), “Her hukuka aykırılık, temyiz nedeni, dolayısıyla bozma nedeni sayılmaz. Sadece hükme esas teşkil eden hukuka aykırılıklar temyiz nedeni olarak ileri sürülebilir. Başka bir değişle, bir hukuka aykırılığın temyiz nedeni sayılabilmesi için, hukuka aykırılık ile hüküm arasında sebep sonuç ilişkisi bulunması gerekir. Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, mutlak temyiz nedenleri dışında kalan ve son karara etkisi olmayan hukuka aykırılıklar temyiz nedeni sayılamazlar” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. bası, s. 707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. bası, s. 864), “Şayet bir hukuka aykırılık hali sanığın lehine bir şekilde hükme etki ediyor veya lehte ya da aleyhte herhangi bir etkide bulunmuyorsa, bu halde ortada bir temyiz sebebinin olduğundan bahsedilemez” (Özbek–Kanbur–Doğan–Bacaksız–Tepe, Ceza Muhake¬mesi Hukuku, Ankara 2011, 2. bası, s. 719) şeklindeki görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların tek başına bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.
Hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, temyiz incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılması, Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasının“davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükmüne ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesine de aykırılık oluşturacaktır.
Bu durum karşısında, hükmün esasına etkili bulunmayan ve bozmadan sonra kurulacak hükmü de değiştirmeyecek olan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıklar, temyiz incelemesi sırasında hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce bozma nedeni yapılmamalı, ancak hükmün bozulmasını gerektiren başka bir hukuka aykırılığın bulunması durumunda, anılan hukuka aykırılığa da yer verilmek suretiyle hükmün bozulması yoluna gidilmelidir.
Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Hazır bulundukları duruşmada şikayetçinin davaya katılma istemi üzerine sanık ve müdafiinin diyecekleri sorulmadan katılma isteminin kabulüne karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmakta ise de; sanık ve müdafiinin katılma kararından haberdar olmaları, katılma kararı verildikten sonra yapılan duruşmalarda hazır bulunmalarına rağmen katılma kararı konusunda bir itirazda bulunmamaları hükmü temyiz eden sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde de bu konuya ilişkin bir itirazının olmaması karşısında, nispi nitelikteki bu hukuka aykırılığın esasa etkili olduğundan ve savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyecektir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esastan inceleme yapılması için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 08.06.2011 gün ve 3932-2669 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 238 ]
Ceza Genel Kurulu 2006/9-45 E., 2006/49 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/9-45 E., 2006/49 K.
- CEZA KANUNUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI
- EYLEMİNİN NİTELİK DEĞİŞTİRMEK SURETİYLE TEHLİKELİ ARAÇ KULLANMA SUÇUNA DÖNÜŞTÜĞÜNÜN KABUL EDİLMESİ GEREKTİĞİ
- TEDBİRSİZLİK VE DİKKATSİZLİK SONUCU YARALAMAYA NEDEN OLMA
- YARGILAMA YASALARININ ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASINDA GENEL İLKENİN HAYATA GEÇİRİLMESİ- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 237 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 238 ]
- 647 S. CEZALARIN İNFAZI HAKKINDA KANUN (MÜLGA) [ Madde 6 ]
- 647 S. CEZALARIN İNFAZI HAKKINDA KANUN (MÜLGA) [ Madde 4 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 459 ]
- 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 366 ]
"İçtihat Metni"
Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya neden olma suçundan sanık İ…
….. Arıkan'ın 765 sayılı TCY'nın 459/2-son ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 321.665.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının ertelenmesine, tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya neden olma suçundan sanık S…
….. Yaşar'ın eyleminin nitelik değiştirmek suretiyle tehlikeli araç kullanma suçuna dönüştüğünün kabulü ile hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına ilişkin Gaziantep 3.Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 27.10.2004 gün ve 996-1579 sayılı hüküm şikayetçi sanık Selma Yaşar vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.11.2005 gün ve 5722 sayı ile;
"Müşteki sanık S…
…. Yaşar'ın 09.12.2003 tarihli duruşmada sanık İ…
….. Arıkan'dan şikayetçi olduğunu beyan etmesi nedeniyle, hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun 237 ve 238. maddeleri hükmü karşısında katılma ile ilgili olarak müştekinin hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" nedeniyle ve sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 28.02.2001 gün ve 77970 sayı ile;
"Müşteki yargılama aşamasında sanık hakkında şikayetçi olduğunu bildirmesine rağmen kamu davasına katılma talebinde bulunmadığı için, Gaziantep 3. Asliye Ceza Mahkemesince, müştekinin davaya katılması hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir.
Yargılama sırasında yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 366. maddesinde, katılma usulü" merciine verilecek bir dilekçe veya tutanak katibine yapılacak bir beyanla olur ve bu tutanak Reis veya Hakime tasdik ettirilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Dosyada şikayetçinin kamu davasına katılma talebini içeren dilekçe veya tutanağa rastlanmadığı gibi, katılma istemi mahiyetinde kabul edilebilecek herhangi bir belgede bulunmadığından, mahkemece bu hususta bir karar verilmemesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.
Ancak müşteki vekili, sanığın cezalandırılmasına ilişkin karara karşı 02.11.2004 tarihli dilekçe ile temyiz yoluna başvurmuş, temyiz incelemesi sırsında, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun 237 ve 238. maddeleri ile kamu davasına katılma müessesi ile ilgili olarak yeni düzenlemeler yapılmıştır.
Yargılama yasalarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke, derhal uygulama olup istisnası aksinin yasada belirtilmiş olması halidir. Buna göre, usul işlemleri yapıldığı sırada yürürlükte olan yasa hükümlerine tabidir, sonradan yürürlüğe giren işlemleri yapıldığı sırada yürürlükte olan yasa hükümlerine tabidir, sonradan yürürlüğe giren yasa önceki yasanın yürürlükte olduğu sırada yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyecek, yeni yasa yargılaması süren davalarda derhal uygulanacaktır.
Somut olayda, müşteki yargılama sırasında yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 366. maddesi hükmüne uygun olarak katılma talebinde bulunmadığından, hükmü temyize de yetkisi bulunmamaktadır, bu durumda 27.10.2004 tarihinde verilen hüküm sanık ve Cumhuriyet Savcılarınca da yasal süresinde temyiz edilmemesi nedeniyle 03.11.2004 tarihinde kesinleşmiş olup, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun kamu davasına katılma ile ilgili 237 ve 238. maddeleri hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce kesinleşen kamu davasında uygulanma olanağı bulunmadığı gibi, aksinin kabulü sanık bakımından kazanılmış hak kuralının da ihlali anlamına gelecektir." görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasını, S…
….. Yaşar'ın davaya usulünce katılmaması nedeniyle temyiz isteminin reddine, S…
…. Yaşar hakkında tehlikeli araç kullanma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Sanık İ…
….. Arıkan'ın taksirle yaralamaya neden olma suçundan cezalandırılmasına, şikayetçi sanık S…
…. Yaşar'a atılı taksirle yaralamaya neden olma suçunun nitelik değiştirerek tehlikeli araç kullanma suçuna dönüştüğünün kabulü ile hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Basşavcılığı arasındaki uyuşmazlık, 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın yürürlükte bulunduğu dönemde gerçekleştirilip sonuçlandırılan yargılama sırasında davaya katılan sıfatını kazanmayan Selma Yaşar'ın şikayetçi sıfatıyla temyiz isteminde bulunup bulunamayacağına ilişkindir.
Usul işlemleri, derhal uygulanırlık ilkesinin doğal sonucu olarak, gerçekleştirildiği sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tâbi olurlar. Ceza yargılaması sırasında yasada değişiklik olduğunda yeni yasa hemen uygulanır; ancak bu durum, önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmez.
Bu ilkenin sonucu olarak;
1- Usul işlemleri mutlaka yürürlükteki yasaya göre yapılacaktır.
2-Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.
3-Yeni yasanın yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri yeni yasaya tâbi olacaktır.
4-Yeni yasanın uygulanmasında, sanığın leh veya aleyhinde sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.
Nitekim 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa'nın 4. maddesinin 1. fıkrasında; 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, yasada öngörülen istisnalar dışında, görülmekte olan bütün soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanacağı belirtilmiş, 2. fıkrasında da; Ceza Yargılaması Yasasının yürürlüğe girmesinden önceki soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yapılmış işlem ve kararların hukuki geçerliliklerini sürdürdükleri vurgulanmıştır.
Açıklanan bu ilkeler, Yerel Mahkemede yargılamanın yapıldığı ve hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası'nın kamu davasına katılmayı ve temyiz yasa yolunu düzenleyen hükümlerinin incelenmesini ve somut olayda uygulanmasını gerekli kılmaktadır.
1412 sayılı CYUY'nın 365. maddesi gereğince, suçtan zarar gören herkesin davaya katılması olanaklıdır. Davaya katılma hakkı olan kişiler bu haklarını aynı Yasanın 366. maddesi uyarınca ya dilekçeyle ya da tutanak tutulmak üzere zabıt katibine yapacakları bir beyanla kullanabileceklerdir. Suçtan zarar gören kişiler, ancak davaya katılmalarına karar verildikten sonra CYUY'nın 367 ve 360. maddeleri uyarınca şahsi davacılar gibi duruşmaya davet edilme, 370. maddesi uyarınca hükmün kendisine tebliği ve 371. maddesi gereğince yasa yollarına başvurma hakkına sahip olurlar. Gerçi çeşitli yargısal kararlarda, suçtan zarar görenlerin katılan sıfatını kazanmasalar dahi bazı istisnai hallerde hükmü temyiz edebilecekleri kabul edilmiş ise de, bu olanak sınırlı birkaç faraziyeden ibarettir. Örneğin: Ceza Genel Kurulu'nun 28.11.1998 gün ve 450-495 sayılı kararında; suçtan doğrudan zarar gördükleri halde usulüne uygun katılma istemleri mahkemece karara bağlanmamış veya reddedilmiş olan kişilerin hükmü temyize haklarının bulunduğu belirtilmiş, Ceza Genel Kurulu'nun 24.06.1997 gün ve 188-181 sayılı kararında ise; yargılamanın başlaması ile bitirilmesi arasında suçtan zarar görenlerin davadan haberdar olmalarına ve katılma başvurusunda bulunmalarına olanak sağlayacak makul bir sürenin geçmemiş olması halinde bu kişilerin de hükmü temyiz etme hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu istisnai haller dışında, suçtan doğrudan zarar görmüş bulunsalar dahi usulüne uygun biçimde mahkemeye başvurarak katılan sıfatını kazanmayan kişilerin hükmü temyiz etme hakları bulunmamaktadır.
Öte yandan temyiz davası, kural olarak bir isteğe lüzum gösterir. Bu isteği açıklayan başvuru ise, 1412 sayılı CYUY'nın 310. maddesi uyarınca ya hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilip hakime tasdik ettirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunulması suretiyle yapılır. Bu başvuruda temyiz iradesinin ortaya konulması yeterli olup, dilekçe veya beyanda temyiz nedenlerinin gösterilmemesi yahut başvuru üzerine gerekçeli kararın tebliğinden sonra layiha verilmemesi temyiz incelemesi yapılmasına engel değildir. Ancak, birden çok sanık ve suçlara ilişkin hükümlerin temyizi söz konusu ise veya temyiz eden kişi davada hem sanık hem de katılan sıfatlarını taşıyorsa, temyiz yargılamasının kapsamının belirlenebilmesi bakımından, istemin hangi sıfatla gerçekleştirildiği ve hangi sanıklar ile hükümlere yöneltildiğinin açıklıkla ifade edilmesi gerekir. Zira bu hususlar, bir yandan temyiz yargılamasındaki istek koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi, diğer yandan da CYUY'nın 326/son madde ve fıkrası uyarınca temyizin sanık aleyhine sonuç doğurup doğuramayacağının saptanması bakımından son derece önem taşımaktadır. Dilekçedeki istemin tam olarak anlaşılamadığı hallerde ise, temyiz incelemesinin kapsamına alınacak sanıklar ve hükümlerin belirlenebilmesi için yoruma başvurulması zorunludur.
İncelenen olayda;
Sanık İ…
….. Arıkan'ın kullandığı araç ile Selma Yaşar'ın kullandığı aracın çarpışması sonucu sürücü S…
….'nın fraktüre bağlı olarak 25 gün, araç içinde bulunan mağdure Mevlüde'nin 3 gün iş ve gücüne engel biçimde yaralandığı, Mevlüde'nin şikayetçi olmadığı, bu nedenle şikayetçi-sanık Selma'ya atılı suçun tehlikeli araç kullanma suçuna dönüştüğü, bu suçun da zamanaşımına uğradığı, kazada diğer sürücü sanık İsmail'in 3/8 oranında kusurlu bulunduğu kabul edilerek, sanık İ…
….. Arıkan'ın TCY'nın 459/2-son ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri gereğince cezalandırılmasına, şikayetçi sanık Selma Yaşar hakkındaki kamu davasının ise zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bu hüküm şikayetçi sanık S…
…. Yaşar müdafii Av. M…
…. Köseceli tarafından verilen 02.11.2004 günlü süre tutum dilekçesi ile, başlık kısmına "Temyiz eden: Sanık S…
…. Yaşar", dilekçenin imza bölümüne de "sanık S…
….. Yaşar vekili" yazılmak suretiyle, hükmün bozulması istemi dile getirilip başkaca neden gösterilmeksizin temyiz edilmiş, gerekçeli kararın tebliğine karşın gerekçeli temyiz layihası verilmemiştir. Bu durumda, temyiz irade ve isteminin sanık Selma Yaşar'ın yargılandığı suçtan kurulan hükümle sınırlandırıldığı, diğer sanık İsmail Arıkan hakkında kurulan hükme yönelik olarak S…
…. Yaşar'ın şikayetçi sıfatıyla vaki bir temyiz isteminin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mevcut başvurunun kapsamına göre, sanık İ…
… Arıkan hakkındaki mahkumiyet hükmüne yönelik açılmış bir temyiz davasının bulunmaması karşısında, bu hükmün temyizen incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, şikayetçi S…
….. Yaşar'ın somut olayda katılan sıfatını kazanıp kazanmadığı veya bu sıfatı kazanmasa bile hükmü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığı sorununun çözüme kavuşturulması da gereksizdir.
Özel Daire ise, S…
….. Yaşar'ın şikayetçi sıfatını dikkate almak suretiyle, mağduru bulunduğu taksirle yaralama suçundan dolayı sanık İ...... Arıkan hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden inceleme yaparak hükmü bozmuş, S…
….. Yaşar'ın kendisi hakkındaki hükme yönelik olarak sanık sıfatıyla vaki temyizi yönünden ise bir inceleme yapmamıştır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının açıklanan değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, dosyanın sanık S.... Yaşar hakkında kurulan hükümle ilgili temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24.11.2005 gün ve 5722 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanık S.... Yaşar müdafiinin sanık Selma Yaşar hakkında kurulan hükme yönelik temyiz başvurusunun incelenmesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 21.03.2006 günü oybirliği ile karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2023/2715 E., 2023/13218 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
ve ...'un duruşmalarda alınan ifadelerinde şikâyetçi olduklarını belirttikleri halde mahkemece müşteki şüphelilere davaya katılmak isteyip istemediklerinin sorulmaması suretiyle CMK 238/2.maddesine muhalefet edilmesi," ne ilişkindir.
6. Ceza Dairesi 2023/2715 E. , 2023/13218 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/209 E., 2016/594 K.
SUÇLAR : Tehdit, hakaret, kasten yaralama
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
... 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.06.2016 tarihli ve 2016/209 Esas, 2016/594 Karar sayılı kararı ile şikâyetçi sanıklar hakkında kasten yaralama, tehdit, hakaret suçlarından 5271 sayılı Kanun’un 223/2-e maddesi uyarınca beraat karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebebi
"1-Müşteki şüpheli ... hazırlıkta ve duruşmada verdiği ifadelerinde, müşteki sanık ... ...'ın kendisine vurarak yaraladığını belirttiği,
Müşteki sanık ... hazırlıkta ve duruşmada verdiği ifadelerinde; müşteki sanık ...'un saçına yapışınca kendisini savunmak için müşteki sanık ...'un saçını tuttuğunu ve kendilerini ayırdıklarını,
Tanık B.G.Y. hazırlıkta ve duruşmada verdiği ifadelerinde; ... ile ... arasında çıkan tartışmada birbirlerinin saçını çektiklerini ve ayrıldıklarını,
Müşteki sanıklar ..., ..., ... da hazırlıkta ve duruşmada verdiği ifadelerinde; müşteki sanık ...'nun müşteki şüpheli ...'u yere yatırarak vurduğunu belirttikleri,
... Adli Tıp Şube Müdürülüğünün 14.08.015 tarihli raporunda; ...'un alın orta hatta dermabrazyon, üst dudak sağ yanda mukozada ekimoz, sol tragus, yanak ve çenede dermabrazyon, sağ omuzda dermabrazyon, sağ ön kolda yaygın dermabrazyon, boyun ön yüz sol yanda çizik şeklinde dermabrazyon, her iki diz suprapatellar bölgede ekimoz, sağ kalçada hassasiyet mevcut olduğu, yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede hafif nitelikte olduğunun tespit edildiği,
Müşteki sanık ...'nun müşteki şüpheli ...'u yaraladığı doktor raporu, tevilli ikrar, tanık B.G.Y. ve diğer müşteki şüphelilerin beyanları ile sübuta erdiğinden müşteki sanık ...'nun yaralama suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi,
2- Müşteki sanık ...'un müşteki ...'ya hitaben "onların ağzına sıçacağım, adam gibi duracaklar" şeklinde hakaret ettiği tanık B.G.Y. müşteki şüpheli ...'un beyanlarından anlaşılmakla müşteki sanık ...'un hakaret suçundan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi,
3-Müşteki sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un duruşmalarda alınan ifadelerinde şikâyetçi olduklarını belirttikleri halde mahkemece müşteki şüphelilere davaya katılmak isteyip istemediklerinin sorulmaması suretiyle CMK 238/2.maddesine muhalefet edilmesi," ne ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanık ... hakkında ...'e karşı alenen hakaret, sanık ... hakkında ...'e ve ...'e karşı hakaret, ...'ye karşı yaralama, sanık ... hakkında ...'yi ölümle tehdit, sanık ... hakkında ...'e yaralama ve tehdit, sanık ... hakkında ...'ye karşı mesajla hakaret ve ...'ü tehdit, sanık ... hakkında da ...'ü tehdit etmek suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmıştır.
2. Şikâyetçi sanık ... şikayet ve savunmasında: "Diğer ... soy isimli sanıklar dayımın oğulları olurlar. ...'a kötü söz sarf ettiğimi söyleyerek birlikte bana karşı toplu tehditte bulundular. Düğün salonunda diğer sanıklar beni yine aynı şekilde "seni öldüreceğiz" diye topluca tehdit ettiler. Daha sonra saçıma yapışıp ... beni yaraladı. Hepsinden şikâyetçiyim. Uzlaşma önerim yoktur. Kendime yönelik suçlamaları kabul etmiyorum"şeklinde savunma yapmıştır.
3. Şikâyetçi sanık ... şikâyet ve savunmasında: "Ben kimseyi ölümle tehdit etmediğim gibi iddianamenin anlatım bölümünde tehdit ettiğim iddia edilen ... benim gelinimdir. Kesinlikle aramızda anlaşmazlık söz konusu değildir. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Tüm müşteki sanıklar akraba oluruz. Birlikte kardeşim ... ...'un oğlunun düğün merasimine gitmiştik. Torunları avuttuğum sırada bir tartışma ortamı meydana geldi. Ancak ben mahiyetini bilmiyorum. Karşı şikâyetçi olduğu takdirde ben de şikâyetimi sürdürüyorum. Şikayetten vazgeçerlerse, şikayetten vazgeçmeleri kabul ediyorum" şeklinde savunma yapmıştır.
4. Şikâyetçi sanık ... şikâyet ve savunmasında: "Tüm müşteki sanıklar akrabayız. Şu anda babamın verdiği ifade de olduğu gibi düğün merasimine gitmiştik. ... ve ... arasında benim eşim ...'e laf atılması sonucu aralarında tartışma meydana geldi. Daha sonra olay bize de sirayet etti. Ben kimseye vurmadım, hakaret etmedim. Tehdit etmedim. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Eğer karşı taraf şikâyetinden vazgeçerse, ben de şikâyetimden vazgeçiyorum. Aksi durumda şikâyetimi sürdürüyorum. Vazgeçmeleri kabul ediyorum " şeklinde savunma yapmıştır.
5. Şikâyetçi sanık ... şikâyet ve savunmasında: "Eşim ...'un amcaoğlunun düğününe konuk olarak gittik. Halay çekildiği sırada sanık ... bize el hakaretleriyle incitici davranışlarda bulundu. Daha sonra bu benzer davranışını birkaç kez tekrar etti. Kendisini uyarıp düğünde tatsızlık çıkmasını istemedik. Bu şekilde ortam meydana geldi. Şikâyetimden vazgeçmiyorum. Şikâyetçiyim. Suçlamaları kabul etmiyorum" şeklinde beyanda bulunmuş,
6. Şikâyetçi sanık ... şikâyet ve savunmasında: " ... ... sinkaflı kelimeler ile bana hakaret etti. Şikâyetçiyim. Vazgeçmiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.
7. Şikâyetçi sanık ... şikâyet ve savunmasında : " Eşimi karşı taraf darp etti. Sanıklar ... ve dava açılmayan Makbule bana hakaret ettiler. Şikâyetçiyim. Uzlaşma önerim yoktur. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum " şeklinde beyanda bulunmuştur.
8. Tanık B.G.Y. beyanında: "Huzurda bulunan sanık ... görümcem olur. Düğün merasimindeydik. ...'la sen görürsün şeklinde birbirlerine kaş göz işaretleri yaptıklarını görünce, bir olay çıkmasın diye ...'ü oturduğu yerden alıp kendi oturduğumuz yere oturttum. Daha sonra yanımızdan geçen ... bizim masayı kast ederek, "hepinizin ağzına sıçacağım" diye orada bulunan herkese hakaret etti. Daha sonra ... ve ... gelip olayı büyütmeyelim kardeşlerine sahip çıkalım diye girişimde bulundular. Daha sonra ... oturduğu yerden kalkarak ...'ün saçını çekti. Bildiğim bundan ibarettir " şeklinde beyanda bulunmuştur.
9. Sanık ...'nin tanık B.G.Y'nin beyanı değerlendirildiğinde şikâyetçi ...'ye karşı alenen, "ağzına sıçacağım..." kelimelerini sarf ederek alenen hakaret suçunu işlediği yolunda delil elde edilmiş.
10. Diğer şikâyetçi sanıkların birbirlerine suç atmaktan başka kendilerine yüklenen suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak cezalandırılmalarına yetecek kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, mahkemece beraat kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık ...'in Şikâyetçi ...'ye Yönelik Tehdit Suçu Yönünden Kurulan Hükmün İncelenmesinde;
Sanık ...' un, hükümden sonra 12.03.2019 tarihinde öldüğünün Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, mahkemece bu hususta mahallinde araştırma yapıldıktan sonra 5237 sayılı Kanun' un 64/1. ve 5271 sayılı Kanun' un 223/8 inci maddeleri gereğince karar verilmesi lüzumu nedeniyle kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.
B. Sanık ...'ün, Şikâyetçi ...'ye Karşı Kasten Yaralama Suçu ve Sanık ...'in, Şikâyetçi ...'e Karşı Hakaret Suçu Yönünden Kurulan Hükümlerin Temyiz İncelenmesinde;
1.Dosya içerisinde mevcut adli muayene raporu, tanık beyanı, tevil yollu ikrar ve diğer şikâyetçi- sanıkların beyanları dikkate alındığında, sanık ...'ün, şikâyetçi ...'ye karşı kasten yaralama suçunu işlediği, sanık ...'in, şikâyetçi ...'e hakaret ettiği tanık B.G.Y.'nin beyanı ve dosya kapsamından anlaşılmasına rağmen mahkûmiyetleri yerine beraatlerine karar verilmesi nedeniyle kurulan hükümler hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Hükümlerden sonra 02.12.2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı Kanun' un 106/1.1 maddesinde düzenlenen tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca; ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.'' hükmü de gözetilerek 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 254. maddesi uyarınca aynı kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur.
3. Hükümlerden sonra 19.08.2020 gün ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 25.06.2020 gün ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararı ile, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddenin (d) bendinde yer alan “… kovuşturma evresine geçilmiş …” ibaresinin aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü …” yönünden Anayasaya aykırı görülerek iptaline karar verilmiş olması ve 5271 sayılı Kanun' un “Tanımlar” kenar başlıklı 2 nci maddesinin (f) bendinde kovuşturmanın “İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade eder şeklinde tanımlanması karşısında, 7188 sayılı Kanunun 24 üncü maddesiyle başlığı ile birlikte yeniden düzenlemeye konu edilen 5271 sayılı Kanun' un 251 inci maddesi uyarınca sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur.
4. Duruşmada şikâyetçi olduğunu beyan eden şikâyetçilerden katılma talebi olup olmadığının sorulmayarak, 5271 Sayılı kanun' un 238/2 nci maddesine muhalefet edilmesi nedeniyle hukuka aykırı bulunmuştur.
C. Sanık ...'ün, Şikâyetçiler ... ve ...'e Karşı Hakaret Suçu, Sanık ...'nin, Şikâyetçi ...'e Karşı Yaralama ve Tehdit Suçları ve Sanık ...'in Şikâyetçi ...'e Karşı Tehdit Suçu Yönünden Kurulan Hükümlerin Temyiz İncelenmesinde;
Duruşmada şikâyetçi olduğunu beyan eden şikâyetçilerden katılma talepleri olup olmadığının sorulmayarak, 5271 Sayılı Kanun'un 238/2 nci maddesine muhalefet edilmesi nedeniyle kurulan hükümler hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
... 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.06.2016 tarihli ve 2016/209 Esas, 2016/594 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz isteği, Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden, (A) ve (C) bölümündeki hükümlerin ise diğer yönleri incelenmeksizin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname gerekçesine uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
10.10.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Sanık (S) hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmıştır. Suçtan doğrudan zarar gören (M), davanın ikinci celsesinde, henüz esas hakkında mütalaa verilmeden önce, davaya müdahil olmak istediğini sözlü olarak beyan etmiştir. Mahkeme, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiini dinledikten sonra (M)'nin davaya katılmasına karar vermiştir. Bu olay ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri göz önüne alındığında, kamu davasına katılma kurumuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Suçtan zarar gören (M), ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında, hüküm verilinceye kadar, sözlü başvurusunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle kamu davasına katılma hakkına sahiptir.
B) İlk derece mahkemesinde katılma talebi reddedilen (M), bu ret kararını istinaf dilekçesinde belirtmiş olsaydı, kanun yolu muhakemesinde de yeniden katılma talebinde bulunabilirdi.
C) Katılan (M), Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki fer’î müdahale kurumuna kıyasen davanın tarafı haline gelmez; yalnızca yanında katıldığı Cumhuriyet savcısına yardımcı olmakla yetinir.
D) Katılma talebinin geçerli olabilmesi için, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin beyanları alındıktan sonra, bu talebe açıkça muvafakat etmeleri zorunludur.
E) Nitelikli dolandırıcılık suçunun cezasının alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirdiğinden, (M)'nin talebi aranmaksızın mahkeme tarafından kendisine zorunlu olarak bir avukat görevlendirilir.