Ceza Muhakemesi Kanunu 266. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 266 – (1) Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.
(2) Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır.
(3) 150 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır.
İKİNCİ KISIM
Olağan Kanun Yolları
BİRİNCİ BÖLÜM
İtiraz
İtiraz olunabilecek kararlar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
98 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2022/8984 E., 2023/5662 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
indeki temyiz isteminden sonra cezaevinden gönderdiği 04.09.2023 ve 07.09.2023 tarihli dilekçeleri ile cezasının onaylanmasını istediği, bu talebin temyiz isteminden feragat niteliği taşıdığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz talebinin 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 298 ...
1. Ceza Dairesi 2022/8984 E. , 2023/5662 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1770 E., 2022/1927 K.
SUÇ : Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Sanık ... müdafiinin yasal süre içindeki temyiz isteminden sonra cezaevinden gönderdiği 04.09.2023 ve 07.09.2023 tarihli dilekçeleri ile cezasının onaylanmasını istediği, bu talebin temyiz isteminden feragat niteliği taşıdığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz talebinin 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 298 ... maddeleri uyarınca reddine karar verilmekle katılan vekili ve katılan kurum vekilinin temyiz istemleri ile sınırlı olarak yapılan incelemede;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.02.2022 tarihli ve 2020/442 Esas, 2022/61 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli kasten öldüremeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 35 ... maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 54 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 58 ... maddesi ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, müsadereye, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
Karar verilmiştir.
2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 03.06.2022 tarihli ve 2022/1770 Esas, 2022/1927 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekilinin, katılan kurum vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 303 üncü maddesi ve 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Vekilinin Temyiz İstemleri
Üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine, takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine, ilişkindir.
B. Katılan Kurum Vekilinin Temyiz İstemleri
Üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine, takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine, ilişkindir.
C. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemleri
Suç vasfına, haksız tahrike, vekalet ücreti hükmedilmemesi gerektiğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Sanık ... ile katılan ... ...'ın evli oldukları ancak sanığın alkol bağımlılığı nedeniyle katılanın boşanmak istediği ve bu nedenle ayrı yaşamaya başladıkları, olay günü olan 06.08.2020 tarihinde sanığın, katılanın çalıştığı ... Diyaliz Merkezi adlı işyerine gittiği, katılan ile birlikte iş yerinin balkonuna çıktıkları, burada iken aralarındaki sorunlarla ilgili konuşmaya başladıkları, sanığın katılana "neden böyle olduk" şeklinde soru sorduğu, katılanın "senin alkolün yüzünden böyle olduk" dediği, bunun üzerine sanığın yanında getirmiş olduğu bıçakla katılanı bıçaklamaya başladığı, bu sırada katılanın iş arkadaşı tanık ...'nın geldiği ve sanığın beline sarılarak onu geriye çekmeye çalıştığı, tanığın sanığı geri çekmeye çalıştığı sırada sanığın elindeki bıçağın kırıldığı ve bıçağın kırılan parçasının yere düştüğü, katılanın çığlıklarını ve sesleri duyan çalışanlardan tanık Selda Çitil'in de olay yerine gidip müdahale etmeye çalıştığı, sanığın eylemini tamamlayamadan olay yerinden ayrıldığı,
katılanın adli raporlarına göre göğsün sağında, karnın sol üst tarafında, sol kol ön ve dış yüzde, sol dirseğin dış tarafında, sol ön kol dış ve ön yüzde, sol el bileği ve her iki elde kesici delici alet yaralanmalarının meydana geldiği, göğsün sağındaki ve karnın sol üst tarafındaki yaralanmaların göğüs ve batın boşluğuna nafiz olmadığı, sol ön kol ön yüzdeki yaralanmanın kas dokusuna penetre olduğu, sol el bileğindeki yaralanmanın tendon hasarına neden olduğu, bu yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, vücutta kemik kırığına, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olmadığının anlaşıldığı, mahkemece kabul edilmiştir.
2. Sanık savunmaları, katılan ve tanık beyanları dava dosyasında mevcuttur.
3. Sanığın eylemi neticesinde katılanda meydana gelen yaralanmalara ilişkin olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalınca tanzim olunan 02.11.2020 tarih ve 26.11.2021 tarihli; " göğsün sağında, karnın sol üst tarafında, sol kol ön ve dış yüzde, sol dirseğin dış tarafında, sol ön kol dış ve ön yüzde, sol el bileği ve her iki elde kesici delici alet yaralanmalarının meydana geldiği, göğsün sağındaki ve karnın sol üst tarafındaki yaralanmaların göğüs ve batın boşluğuna nafiz olmadığı, sol ön kol ön yüzdeki yaralanmanın kas dokusuna penetre olduğu, sol el bileğindeki yaralanmanın tendon hasarına neden olduğu, bu yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, vücutta kemik kırığına, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olmadığı" görüşlerini içeren adli raporlar dava dosyasında bulunmaktadır.
4. Görüntü izleme tutanağı, 06.08.2020 tarihli tutanak, adli raporlar ve diğer tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
5. Adli sicil kayıtları ve nüfus kayıt örnekleri incelenmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Sanık müdafiinin, kanunî süresi içinde verdiği dilekçesi ile temyiz istemlerini öne sürdükten sonra, sanığın Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla gönderdiği 04.09.2023 ve 07.09.2023 tarihli dilekçeleri ile temyiz isteminden feragat ettiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu, feragatten vazgeçmenin mümkün olmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, incelenmeksizin iadesine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Katılan ve Katılanlar Vekilinin Temyiz İstemlerine Yönelik Yapılan İncelemede,
İleri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, katılandan sanığa yönelen haksız bir saldırı bulunmadığı, ilk haksız hareketin sanıktan geldiği anlaşıldığından suç vasfı ve yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
A. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçe bölümünde yer alan (A) paragrafında açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle, temyiz isteminin Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Katılan Vekili ve Katılan Kurum Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 03.06.2022 tarihli ve 2022/1770 Esas, 2022/1927 Karar sayılı kararında katılan vekili ve katılan kurum vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.09.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 266 ]
Ceza Genel Kurulu 2006/1-131 E., 2006/146 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/1-131 E., 2006/146 K.
- BAŞVURUDAN VAZGEÇİLMESİ VE ETKİSİ
- MÜDAFİİN GÖREVLENDİRİLMESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 13 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 15 ]
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 16 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 266 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 150 ]
"İçtihat Metni"
Kasten adam öldürmek suçundan sanıklardan S..... S...... 'nın, 5237 sayılı TCY.nın 81, 31/2, 62. maddeleri uyarınca sonuçta 5 yıl 10 ay hapis cezasıyla; sanık Öner Budak'ın ise 5237 sayılı TCY.nın 81, 31/3, 62. maddeleri uyarınca sonuçta 7 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, suçta kullanılan bıçakların 5237 sayılı TCY.nın 54. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesince 11.07.2005 gün ve 255-206 sayı ile verilen kararın sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.03.2006 gün ve 3708-596 sayı ile;
"Sanıklar Ö... B....ve S..... S......'nın 15.07.2005 günlü dilekçelerle temyiz talebinden feragat ettikleri anlaşılmakla,
Vaki feragat nedeniyle temyiz tarihinde 15-18 yaş grubu içinde bulunan sanıkların davadan feragate yetkili olduklarının kabulüyle sanıklar müdafiinin temyiz talebinin reddiyle dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 12.04.2006 gün ve 160647 sayı ile;
"Kayseri C.Başsavcılığının 24.06.2004 gün ve 2004/10145 sayılı iddianamesiyle Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında sanıklar Ö... B....ve S..... S......'nın "kasten öldürmek" suçundan yarılandıkları ve 5237 sayılı TCK.nun 81, 31/2-3, 62, 54, 63. maddeleri uyarınca mahkûm edildikleri, suç tarihinin 05.04.2004, hüküm tarihinin de 11.07.2005 olup, sanıklardan S…
….'ın, suç tarihinde 15 yaşından küçük ve hüküm tarihinde 16 yaş içinde bulunduğu, sanık Ö…
….r'in ise gerek suç tarihinde ve gerekse hüküm tarihinde 16-17 yaş dönemi içinde bulunduğu, son soruşturma süreci boyunca sanıklar 18 yaşından küçük oldukları nedenle; CMUK.nun 138. maddesi (5271 sayılı CMK.nun 150/2. maddesi) uyarınca, zorunlu müdafii marifetiyle temsil edildikleri ve bu suretle yasal haklarının korunduğu,
Sanıklar ve müdafiinin yüzüne karşı 11.07.2005 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmünün, sanıklar müdafii tarafından 12.07.2005 tarihinde sanıklar lehine temyiz edildiği, ancak bizzat sanıkların ise 15.07.2005 günlü dilekçeleri ile "cezalarını temyiz etmek istemediklerini" belirten bir irade serdettikleri,
Yargıtay C.Başsavcılığımızın 05.10.2005 gün ve 2005/160647 sayılı tebliğnamesinde, "her ne kadar sanıklar temyiz talebinde bulunmadıklarını açıkça belirtmişlerse de,sanıklar temyizden vazgeçme tarihinde 18 yaşından küçük oldukları nedenle CMK. hükümlerine göre kendilerine zorunlu müdafii tayini yoluyla, yasal hakları koruma altına alındığından" bahisle yasal süresi içinde vaki müdafii temyizine itibarla, temyiz incelemesine girişilmesi gerektiği görüşü açıkça belirtilerek, hükmün temyizen incelendiği ve bozma talebinde bulunulduğu, ancak Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.03.2006 gün ve 2005/3708 E., 2006/596 K. sayılı ilamıyla ise; "küçük sanıkların temyizden feragatlerinin geçerli olduğu görüşünden hareketle, sanık müdafiinin temyiz talebinin reddine" karar verildiği anlaşılmıştır.
Hüküm tarihi 11.07.2005 olup, sanıklar temyizden vazgeçme tarihinde (15.07.2005 de) 18 yaşından küçüktürler. Sanıklar müdafii CMUK. 138. madde (5271 sayılı CMK.nun 150/2) uyarınca zorunlu müdafii konumundadır.
Bu durumda sanıkların yaşı nedeniyle fiil ehliyeti (temyizden vazgeçme) meselesini Medeni Kanun ve Ceza Muhakemesi Kanunu yönünden irdelemek gerekir.
Şöyle ki;
I- Türk Medeni hukukunda ne yaştan gelen mutlak bir ehliyetsizlik ve ne de yaş ile belirlenen sınırlı bir ehliyetsizlik hali söz konusudur. Ergin olmayan kimseler (0-18) arasında) yaşları ne olursa olsun, ancak temyiz kudretine sahip olma şartıyla "sınırlı ehliyetsizlik" kategorisine girerler. Temyiz kudreti ise nispi (göreceli) bir kavramdır. Medeni Kanunun 13. maddesi hükmünden; açıkça olmasa bile zımnen, belli kişilerde (örneğin ergin olmayanlarda yani 18 yaşından küçüklerde), "temyiz kudretinin yokluğunun" kanunen kabul edilmiş olduğu anlaşılır. Maddeye göre; ergin olmayanların (küçüklerin), akla uygun biçimde hareket edememeleri asıldır. Bu sebeple bu kişiler hakkında, temyiz kudretinden yoksun olduklarına ilişkin bir karine vardır ve buna "temyiz kudretinden yoksunluk karinesi" denir. Medeni Kanunda "temyiz kudretinin, hangi yaştan itibaren kazanılmış olacağı hakkında bir hüküm de yoktur. Zaten bu konuda kesin bir yaş sınırı saptamaya psikoloji biliminin verileri de uygun değildir. Her somut olayda, ergin olmayanın yani küçüğün, temyiz kudretine sahip bulunup bulunmadığını saptamak hakimin takdirine kalmıştır.
İşte Medeni Kanunun 13. maddesi çerçevesinde sanıkların fiil ehliyetleri değerlendirildiğinde, temyiz kudretlerinin bulunmadığının asıl olduğu "temyiz kudretinden yoksunluk karinesi" noktasından hareket edilirse "tam ehliyetsiz" olduklarının kabulü gerekeceği ve buna bağlı olarak da Medeni Kanunun 15. maddesi gereğince "tam ehliyetsizin menfaatleri çiğnenmiş olmak kaydıyla fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı" gibi doğal bir sonuca varılacağı açıkça ortaya çıkmaktadır. İş bu dava dosyasından da sanıkların "lehlerine temyizden vazgeçme tarzındaki fiilleri, yasal menfaatlerini çiğnediğinden, sonuçta iş bu vazgeçmenin aleyhlerine hukuki sonuç doğurmaması gerektiğinin kabulüne varmamızı zorunlu hale getirmektedir.
Buna karşın Medeni Kanunun 16. maddesi çerçevesinde sanıkların fiil ehliyetleri değerlendirildiğinde ise, temyiz kudretlerinin varlığının kabulünden hareket edilirse bu kez "sınırlı ehliyetsiz" olduklarının benimsenmesinin gerekeceği açıkça ortaya çıkmaktadır. Sınırlı ehliyetsizler de kural olarak kendi aleyhlerine sonuç doğurabilecek işlemleri kendi başlarına ( bizzat) yapamazlar. Medeni Kanunun 16/1. maddesindeki düzenlemeye göre;
Yasal temsilcinin rızasına bağlı olmadan kendi başlarına yapabilecekleri işlemler ise ancak a) Kendilerine ivazsız iktisap sağlayan işlemler, b) Serbest mallarıyla ilgili işlemler, c) Bir meslek veya sanatla uğraşmak, d) Bir başkasının temsilcisi olarak hareket etmek ve e) Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılması, tarzında özetlenebilir.
Medeni Kanun "temyiz kudretine sahip küçükler (ve kısıtlılar), yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler" demek suretiyle genel bir ilke koymuş bulunmaktadır. (16/1. m.)
Kanunun amacı (sınırlı ehliyetsizleri = 18 yaşından küçük mümeyyizleri) korumaktır. Bu amacın gerçekleşmesi maksadıyladır ki, bütün hükümler; sınırlı ehliyetsiz durumunda bulunan kişilerin kendi fiilleriyle, aleyhlerine sonuç doğurabilecek mahiyette olan işlemleri yapamaycaklarını öngörmektedir. O halde mümeyyiz küçüğün bir işlemi kendi başına yapabilmesi için, söz konusu olan işlemin hukuki mahiyeti itibariyle kendisine sadece hukuki yararlar ve haklar sağlamaya yönelik bir işlem olması zorunludur.
Medeni Kanunun 16/1. maddesi esas itibariyle sınırlı ehliyetsizleri koruna düşüncesi taşıdığındandır ki, bu hükümlerin yaptırımında amacına uygun olarak sınırlı ehliyetsizin menfaatlerini sağlamayı ve kollamayı hedef tutan bir hükümsüzlük derecesi olması gerekir. Bu hükümsüzlük derecesinin ne olacağı hakkında kanunda açıklayıcı bir hüküm yoktur. Ancak doktrinde hakim olan görüşe göre bu hükümsüzlük derecesi "tek taraflı bağlamazlık" yaptırımıdır. Yani yasal temsilcinin sonradan onay vermemesi halinde, mümeyyiz küçüğün tek taraflı bağlılığı da ortadan kalkmış olur. Yani yapılmış bulunan işlem, mümeyyiz küçük hakkında hükümsüz olur.
İşte iş bu dava dosyasında da sanıkların " lehlerine temyizden vazgeçme" tarzındaki filleri, onların yasal menfaatlerini çiğnediğinden yine sonuçta, iş bu vazgeçmelerinin, aleyhlerine hukuki sonuç soğurmaması gerektiğinin kabulüne bir kez daha varmamızı zorunlu hale getirmektedir.
II- Sanıkların "temyizden vazgeçmeleri tarzındaki iradelerini, bir de Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde incelediğimizde yine karşımıza 18 yaşından küçük olan kişilerin korunmasına yönelik düzenlemeler çıkmaktadır.
Şöyle ki,
5271 sayılı CMK. 266/son maddesi, "... 150. maddenin ikinci fıkrası uyarınca kendisine müdafii atanan sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır" hükmünü amirdir. 1412 sayılı CMUK.nun 295. maddesinde öngörülmeyen ancak 5271 sayılı CMK.nun 266/son maddesinde kanuni düzenleme altına alınan bu hüküm, (aynı kanunun 150/2. madde ve fıkrasıyla 18 yaşından küçükler için getirdiği, taraflarına bir avukat atanması tarzındaki zorunluluktan dolayı) 18 yaşından küçüklerin kendilerini yeterince savunamayacakları gerekçesine dayalı olduğundan; özde ve genel kuralda, Medeni Kanun ile getirilen koruyucu hükümlere (13 ve 16. maddeler) paralel biçimde ve yoruma tabi durumlarda ise, küçükler lehine istisna sayılabilecek emredici bir hükümdür.
Bu itibarla; sanıklar Ö…
… ve S…
….'ın (temyizden vazgeçmeye yönelik) iradeleri ile müdafiinin (sanıklar lehine vaki, bozma istemli temyize yönelik) çelişen iradesi karşısında, sanıklar müdafiinin vaki temyiz talebinin kabulü gerektiği hususu açıkça tebeyyün etmektedir.
Kaldı ki, 1412 sayılı CMUK.nun yürürlükte olduğu dönemlerde dahi yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarının; "18 yaşından küçük sanıklar temyizden vazgeçmiş olsalar dahi, müdafilerinin sanıklar lehine vaki temyizinin geçerli sayılması gerekeceği ve ayrıca yoklukta verilen kararlara karşı küçük sanığın ancak müdafiine yapılacak tebligatla, yasal sürelerin işlemeye başlayacağı ve CMUK. 138. maddesi gereğince zorunlu olarak atanan müdafilerin yasal görevlerinin 18 yaşın bitmesi ile son bulacağı yolundadır. (YCGK.nun 14.12.1999 gün ve 1999/5-300-312 sayılı, Y. 1. CD.nin 30.04.2002 gün ve 2001/4398-2002/1613 sayılı kararları gibi)
Yukarıda açıklanan gerekçe ve nedenlerle;
Yüksek Dairece; sanıklar müdafiinin süresi içinde vaki temyizine istinaden "temyiz incelemesine" girişilmesi gerekirken, küçük sanıkların temyizden vazgeçme iradelerine itibarla, "müdafilerinin temyiz talebinin reddine" karar veren ilamındaki görüşe katılma mümkün olmamış ve itiraz edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır" görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün tebliğname doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıkların kasten adam öldürme suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, zorunlu müdafii ile küçük sanıkların iradelerinin yasa yoluna başvurma konusunda çelişmesi halinde, bunlardan hangisinin iradesine itibar edileceği, buna dayalı olarak da somut olayda küçük sanıkların temyizden vazgeçme iradelerini bildirmeleri karşısında zorunlu müdafilerinin başvurusu doğrultusunda temyiz incelemesi yapılması olanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, konuya ilişkin yasal düzenlemeleri incelediğimizde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasasının "müdafiin görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesinin 2. fıkrasında, "Şüpheli veya sanık onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olur ve bir müdafii de bulunmazsa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir";
"Başvurudan vazgeçilmesi ve etkisi" başlıklı 266. maddesinde ise; "(1) Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.
(2) Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır.
(3) 150 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır." hükümlerine yer verilmiştir.
Bu yasal düzenlemelerden de görüleceği üzere, kural olarak müdafiin yasa yolu başvurusunda bulunması veya bu başvurudan vazgeçmesi, asilin iradesine tabidir. Ancak yasa koyucu bu kuralın istisnasını CMY.nın 266. maddesinin 3. fıkrasında getirmiş ve onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olan şüpheli veya sanığın, yasa yoluna başvurulması ya da başvurunun geri alınması konusundaki iradesi ile müdafiinin iradesinin çelişmesi halinde bu kez asilin değil, müdafiin iradesine üstünlük tanımıştır.
Nitekim anılan maddenin gerekçesinde de bu husus; "Katılan, şüpheli veya sanık avukatı, vekâletnameyle verilmiş açık yetki varsa kanun yoluna başvuruyu geri alabilirler.
Ancak, 150 nci maddenin ikinci fıkrasıyla onsekiz yaşını doldurmamış ya da sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malûl olanlara avukat atanması zorunluğu, kendilerini yeterince savunamayacakları gerekçesine dayalı olduğundan bu durumdaki şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurudan vazgeçildiğinde avukatın seçimi geçerli olacaktır." vurgulanmıştır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanıklardan S..... S...... 18.07.1989 doğumlu, Ö... B....ise, 08.02.1988 doğumludur. Yerel Mahkemece cezalandırılmalarına ilişkin hüküm 11.07.2005 tarihinde sanıkların ve müdafilerinin yüzüne karşı verilmiş olup, sanıklar müdafii 12.07.2005 günlü dilekçe ile temyiz isteminde bulunmuştur. Sanıklar ise, tutuklu bulundukları cezaevi müdürlüğü aracılığıyla 15.07.2005 tarihinde ayrı ayrı verdikleri dilekçelerle haklarındaki hükmü temyiz etmek istemediklerini bildirmişlerdir. Bu dilekçelerin verildiği tarihte sanıklar 18 yaşından küçüktürler. O halde sanıkların temyizden vazgeçme iradelerine itibar edilmesi yasal olarak olanaksızdır. Sanıklar müdafiinin yasa yoluna başvurusu ile "istek" koşulu gerçekleştiğinden, sanıklar hakkındaki hükmün temyizen incelenmesi gerekmektedir.
Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne ve dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Öte yandan her ne kadar sanıklardan S..... S...... tahliyesine karar verilmesi talebinde bulunmuş ise de, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kapsamına göre dosyanın esasının Ceza Genel Kurulunca incelenmemesi karşısında, bu konuda temyiz incelemesi sonucunda bir karar verilebileceğinden tutukluluk halinin de Özel Dairesince yapılacak temyiz incelemesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.03.2006 gün ve 3708-596 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.05.2006 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2025/1691 E., 2025/4543 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir.
10. Ceza Dairesi 2025/1691 E. , 2025/4543 K.
"İçtihat Metni"
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca;
"..... Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
TCK'nın 191. maddesinin 9. fıkrasında , "Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır." hükmüne, CMK'nın 171. maddesinin 2. fıkrasında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz edilebileceği belirtildikten sonra itiraz usulüne ilişkin aynı kanunun 173. maddesine atıf yapıldığı, CMK'nın 173. maddesinde ise, "Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir." hükmüne yer verilmektedir, buna göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmak suçundan yürütülen soruşturmada TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca şüpheli
hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararında, başvurulacak kanun, yolu merci ve sürenin belirtilmesi ve kararın şüpheliye tebliğ edilmesi gerektiği, TCK'nın 191. maddesinde belirtilen unsurları içermeyen, itiraz merci, süresinin gösterilmediği veya usulüne uygun tebliğ edilmeyen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının hukuki sonuç doğurmayacağı, bu nedenle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali nedeniyle TCK'nın 191. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ya da TCK'nın 191. maddesinin 6. fıkrası uyarınca doğrudan açılacak kamu davalarında kovuşturma şartının gerçekleşmemesi nedeniyle mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu durumda durma kararı verilerek dosyasının taşıması gereken zorunlu unsurları ihtiva eden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi, verilen kararın usulüne uygun şekilde tebliği, karar kesinleştikten sonra, kovuşturma şartının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin beklenmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasında çözümü gereken uyuşmazlık, TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına ilişkindir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 20.05.2024 tarih ve 2024/1361 esas, 2024/744 karar sayılı kararıyla, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarih, 020/604 E. ve 2021/697 K. sayılı kararının, "İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," hususları gerekçe gösterilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Söz konusu bozma kararı sonrasında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 24.09.2024 tarih, 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararıyla, Bursa Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 15/04/2021 tarih 2019/5071 E. ve 2021/935 K. sayılı kararınına karşı CMK'nın 308/A maddesi uyarınca yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlulu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin ise, bu konuda aksi kanaate olduğu açıktır. (Söz konusu uygulama farklılığına dair örnek kararlar ayrıca yazımız ekinde sunulmuştur.) Bu halde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Dairelerince yapılan istinaf kanun yolu incelemesi kapsamında, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliği aşamasında CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasının uygulanıp, uygulanmayacağına dair birbirinin tersi yönünde farklı kararlar ortaya çıkmaktadır. Eşitlik, hukuki öngörülebilirlik, istikrar ilkeleri ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. ve 15. Ceza Daireleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için talepte bulunmak gerekmiştir."
Şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna talepte bulunulmuştur.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 06.01.2025 tarihli ve 2024/22 Esas, 2025/4 Karar sayılı kararı ile,
" Uyuşturucu madde kullanma suçunu düzenleyen TCK'nın 191. maddesinin 2 nci fıkrasına göre, bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında CMK'nın 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilecektir.
Şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, Cumhuriyet savcısı ayrıca şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenilen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyaracaktır.
Peki TCK'nın 191. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca verilen kamu davsının açılmasının ertelenmesi kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir mi?
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı, kamu davasını açmada takdir yetkisi başlığını taşıyan CMK'nın 171. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu sebeple kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı Cumhuriyet Savcılığınca verilen bir karardır. CMK'nın 173. maddesi ise Cumhuriyet savcısının kararına itirazı düzenlemektedir. Ancak CMK'nın 173. maddesinin içeriği incelendiğinde; kanun koyucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen karara yönelik itirazı düzenlediği, maddede kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik itiraz hususunda herhangi bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.
CMK'nın 173. maddesinde Cumhuriyet savcısının kararına, suçtan zarar görenin itiraz edebileceği belirtilmiştir. kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçunun mağduru, yalnızca bu maddeyi kullanan veya kullanmak üzere alan veya bulunduran ya da kullanan kimse değil, tüm toplumdur. Bu suçlarda, klasik anlamda bir suçtan zarar görenin varlığından söz edilemez. Zira bu suçlar, TCK'nın "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir.
Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçundan dolayı başlatılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet savcısı kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde etmesi halinde, CMK'nın 171. maddesinde belirtilen koşulların bulunup bulunmadığını araştırmaksızın beş yıl süre ile kamu davasının açılmasına karar verecektir. Burada Cumhuriyet savcısına bir takdir hakkı tanınmamıştır. Bunun şüpheli lehine bir düzenleme olduğu kabul edilmekle birlikte, kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şüpheliye yüklediği yükümlülüklerin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı bu yönü ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan ayrılmaktadır. Zira bu halde, şüpheliye yüklenen bir yükümlülük bulunmamaktadır.
TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrasına göre; TCK'nın 188. maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile aynı Kanun'un 190. maddesinde düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran TCK'nın 191. maddesi kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Bu halde, sanık hakkında TCK'nın 191. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen tedbirler uygulanacak, beş yıllık denetim süresi içinde sanığın aynı maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, aksi halde hüküm açıklanacaktır. Böylelikle TCK'nın 191. maddesi kapsamında bulunan bir suç işlendiği halde, soruşturma evresi sonunda eylemin aynı
Kanun'un 188. veya 190. maddeleri kapsamında kaldığı kabul edilerek kamu davası açılmasından kaynaklanan sorunlar giderilmiş olacaktır. CMK'nın 231. maddesinin on ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası hükümleri gereğince sanık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edebilir. 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı yasanın 15. maddesi ile artık hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yolu kaldırılmış ve istinaf yolu açık ... getirilmiştir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, suç işlemediğine inanan kişiye, Anayasa'nın 36. maddesine yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerekir. Yine TCK'nın 191. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararına karşı sanığın itiraz (01/06/2024 tarihinden itibaren yeni düzenleme ile istinaf) hakkının bulunduğu dikkate alındığında hukuk devleti ilkesinin gereği olan adaletin sağlanması, ancak şüpheliye de kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına itiraz etme yetkisinin tanınması ile mümkün olabilecektir. Nitekim Yargıtay 10 ve 20. Ceza Daireleri verdikleri kararlarda kamu davasının ertelenmesi kararının itiraza tabi olduğuna işaret etmişlerdir. Ancak varolan ve içtihatlarla giderilmeye çalışılan bu boşluk daha sonra kanun koyucu tarafından 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı yasanın 19. maddesi ile CMK'nın 171/2 maddesinde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebileceğini düzenlemiştir.
Görüldüğü üzere; kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına yönelik şüphelinin itiraz etme hakkı önceleri doğrudan yasa maddesi ile verilen bir hak olmayıp Yüksek Mahkemenin yasa maddesini geniş yorumlaması suretiyle içtihat yoluyla verilmiş bir hak olup daha sonra kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ayrıca Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının, kanun yolu olan itiraz olmadığı öğreti ve uygulamada öteden beri kabul edilen bir husustur. Bu sebeple CMK'nın 260 - 266 maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı hakim ve mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Yine CMK'nın 267 - 271 maddeleri arasında düzenlenen itiraz hakkı da hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK'nın 263. maddesinde düzenlenen tutuklunun kanun yollarına başvurması hususu hakim ve mahkeme kararına ilişkin olup, Cumhuriyet savcısınca verilen kararları kapsamamaktadır. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara yönelik itirazı da kanun yolları kapsamına almak kanun metnini yorum yoluyla genişletmek anlamına geleceği için bu durum dolayılı olarak kanun koyucunun yasama yetkisinin gaspı anlamına geleceği için bunun hukuken kabulü mümkün değildir.
Öte yandan Cumhuriyet savcısının kararlarına karşı yapılacak başvuruların da kanun yolu başvurusu olduğu kabul edilse bile CMK'nın 263. maddesindeki düzenlemenin işlem yapılan soruşturma ve kovuşturma sebebiyle tutuklu olan şüpheli veya sanıkları kapsadığı, başka dosyadan tutuklu olan veya cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan şüphelileri kapsamadığından kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilen soruşturmada tutuklu olmayan şüpheliye itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde nasıl kullanacağını hatırlatmanın zorunlu olduğunu kabul etmek kanuni düzenlemenin ötesinde genişletici bir yorum olacaktır.
Tüm bu sebeplerden dolayı Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas- 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas- 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 Sayılı Kanun'un 35/3 maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmasına oy birliği ile, kararlar arasındaki uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine dair görüşte bulunulmasına"
Karar verilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI:
A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı,
1. Şüpheli ... hakkında 23.01.2018 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2018 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2018/2888 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına karar verildiği, kararda itiraz kanun yolu, itiraz mercii ve 15 günlük itiraz süresinin doğru şekilde gösterildiği, kararın şüpheliye Bursa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 18.10.2018 tarihinde anlatılarak okumak/almak suretiyle tutanakla tebliğ edildiği, 05.11.2018 tarihinde tedbirin infazı için Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
2. Şüphelinin 21.04.2019 tarihinde yeniden aynı nitelikteki suçu işlemesi ve yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2019 tarihli ve 2018/42468 Soruşturma, 2019/21569 Esas, 2019/16980 sayılı iddianamesi ile Bursa
7. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
3. Yapılan yargılama sonucunda, Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/1253 Esas, 2019/1062 Karar sayılı kararı ile, sanığın, TCK’nın 191/1, 43/1 ve 62/1.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu,
4. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararı ile,
".. Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların yukarıda eleştiri yapılan husus dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın istinaf talebi yerinde görülmemiş olmakla İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE" kesin olarak karar verildiği,
5. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile ihbarda bulunulması üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2019/5071 Esas, 2021/935 Karar sayılı kararına karşı, 5271 sayılı CMK’nın 308/A maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulduğu,
6. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun 15.11.2024 tarihli ve 2024/100 Esas, 2024/99 Karar sayılı kararı ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinin CMK'nın 35/3. maddesine uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle "itirazın reddine" karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı
1. Sanık ... hakkında, 12.05.2020 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2020 tarihli ve 2020/4943 Soruşturma, 2020/3735 Esas, 2020/3038 sayılı iddianamesi ile Yalova 2.Asliye Ceza Mahkemesine, TCK’nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, iddianamede daha önce erteleme kararı verildiği, ihlâl
nedeniyle kaldırılarak kamu davası açıldığı, Bursa 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253 Esas sayılı dosyasında mahkûmiyet kararı verildiği hususunun belirtildiği,
2. Yapılan yargılama sonucunda, Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2021 tarihli ve 2020/604 Esas, 2021/697 Karar sayılı kararı ile, sanığın TCK’nın 191/1, 192/3 ve 62/1.maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği sanığın istinaf kanun yoluna başvurduğu,
3. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarihli ve 2024/1361 Esas, 2024/744 Karar sayılı kararı ile;
"İstinafa konu 12.05.2020 tarihli eylemin 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereğince davaya konu edildiği ve iş bu dava bakımından dava şartı mahiyetinde olup aynı Kanunun 191/4. maddesi gereğince davaya konu edilen 23.01.2018 tarihli diğer bir eyleme ilişkin 16.10.2018 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, 11.02.2018-20.11.2018 tarihlerinde kapalı ceza infaz kurumunda bulunmakta olup karar kendisine 18.10.2018 tarihinde ceza infaz kurumu kanalıyla tebliğ edilen sanığa 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi karşısında, iş bu kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlalinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla; öncelikle, 23.01.2018 tarihli eyleme ilişkin Bursa 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1253-1062 esas ve karar sayılı dosyasına yazı yazılarak 5271 sayılı CMK'nın 308/A maddesi gereğince olağanüstü itiraz yoluna gidilmesi için gereğinin talep edilmesi ve iş bu yazı akıbetine göre mümkünse her iki dosyanın birleştirilmesi, mümkün değilse diğer dosya akıbeti kesinleştiğinde dosya içine alınarak dava şartının ve sanığın hukuki durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı, sanığın istinaf başvuru nedenleri bu bakımdan yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e-f, 289/1. maddeleri gereğince HÜKMÜN BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve karar verilmek üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE" kesin olarak karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
IV. KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2025 tarihli ve UG-2025/15428 sayılı tebliğnamesinde;
".... Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz
kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğu ve bu yönde verilen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20/05/2024 tarih ve 2020/604 E-2021/697 K.sayılı kararının hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçe ile Bursa Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri kararları arasındaki uyuşmazlığın, 5235 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 20.05.2024 tarih ve 2020/604 Esas 2021/697 Karar sayılı kararındaki görüş ve kabul doğrultusunda giderilmesi talep edilmiştir.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Anayasa
Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması
Madde 40
Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 03/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.
2. 5235 sayılı "Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun"un, 20.11.2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/3. maddesi;
"...(3) Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet Başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek,
(Değişik fıkra: 20/11/2017 – KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir..." hükümlerini içermektedir.
3. 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükmü;
"Madde 191- (Değişik: 18/06/2014 – 6545/68 md.)
(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, hâlinde, hakkında kamu davası açılır.
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.
(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.
(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
(8) Bu Kanun'un;
a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır."
(10) (Ek: 27/03/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır."
Şeklindedir.
4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan hükümler:
Kamu davasını açmada takdir yetkisi
Madde 171 - (Değişik madde: 06.12.2006 - 5560 S.K. 21. md)
(1) Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir.
(2) (Değişik fıkra: 17/10/2019-7188 S.K./19. md) Uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebilir. Suçtan zarar gören veya şüpheli, bu karara 173 üncü madde hükümlerine göre itiraz edebilir.
Cumhuriyet Savcısının Kararına İtiraz
Madde 173
(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) (Değişik: 18/06/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) (Değişik: 25/05/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) (Değişik: 02/01/2017-KHK-680/11md.; Aynen kabul: 01/02/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.
Kararların açıklanması ve tebliği
Madde 35 – İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.
(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, (…) (hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.
(3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.
Tutuklunun kanun yollarına başvurması
Madde 263 - (1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.
(2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir.
(3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder.
(4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır.
5. 7201 sayılı Tebligat Kanunu
Mevkuf ve mahkûmlara tebligat
Madde 19 - Mevkuf ve mahkümlara ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu müessese müdür veya memuru temin eder.
6. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik
Madde 28– (1) Tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder.
(2) Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligat, 19. maddeye göre yapılır.
(3) Tutuklu ve hükümlüye tebligat yapılamazsa tebliğ mazbatasına müdür veya memur tarafından belirtilen sebep şerh verilir.
(4) Tutuklu veya hükümlünün hastanede bulunması halinde dahi tebligat, yukarıdaki fıkralar
hükümlerine göre yapılır.
C. Değerlendirme
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; "TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olup olmadığına" ilişkindir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3.Ceza Dairesince, Cumhuriyet Savcısınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak barındırılan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu görülmediği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince ise, 5271 sayılı CMK'nın 263. maddesinde yer alan kanun yolu başvuru ihtaratı ile birlikte tebliğ edilmemesi halinde, kararın usulen kesinleştiğinden, infaz ve ihlâlinden bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir.
5271 sayılı CMK'nın 263.maddesi ile, tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın kanun yollarına başvurusu kolaylaştırılmak, başvurunun zamanında yapılıp yapılmadığı, sürelerin kesilip kesilmediği konusundaki tereddütler de ortadan kaldırılmak istenmiştir. Buna göre tutuklu bulunan, şüpheli veya sanık sözlü olarak tutuklu bulunduğu kurum müdürüne veya kararı veren mahkemenin zabıt kâtibine başvurabilir. Bu başvuruyu dilekçeyle de yapabilir. Her iki hâlde de başvurular önce ilgili deftere kaydedilir, sonra bu konuda tutanak düzenlenir ve tutanağın bir örneği tutukluya verilir. Kurum müdürlüğünce gönderilen dilekçe ve tutanak mahkeme kâtibince de ayrıca deftere kaydedilir. Zabıt kâtibi veya kurum müdürünün başvuru ile ilgili yaptığı işlemlerle kanunun öngördüğü süreler kesilmiş olur.
CMK'nın 263.maddesi, tutuklanan şüpheli veya sanıkların, tutukluluk halindeyken kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen bir hükümdür. Bu madde sayesinde, tutuklu bulunan kişiler haklarını
korumak ve hukuki süreçte aktif rol almak amacıyla çeşitli başvurularda bulunabilirler. Tutuklu olan her şüpheli veya sanık, tutukluluk kararı verildiği andan itibaren kanun yollarına başvurma hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin savunma hakkının bir parçasıdır.
Ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak etkin başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40.maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen; "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere
başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." şeklindeki düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13.maddesinde güvence altına alınan etkin başvuru hakkı ve 5271 sayılı CMK'nın "kararların gerekçeli olması" başlıklı 34.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ; "Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" hükmü ile aynı Kanun'un 232.maddesinin altıncı fıkrasının ilgili bölümünde yer verilen; "Hüküm fıkrasında,...kanun yollarına başvurma ....olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." şeklindeki düzenlemeye uygun olarak kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerekmektedir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın şüpheliye yüklediği yükümlülükler karşısında, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan "Adil Yargılama Hakkının" gereği olarak hakkında verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine kararına itiraz etme yetkisinin tanınması gerektiği, Dairemizin istikrar kazanmış uygulamasının bu yönde olduğu, nitekim 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile CMK'nın 171/2. maddesinde, Dairemiz uygulamaları ile uyumlu şekilde değişiklik yapılarak erteleme kararlarına karşı suçtan zarar gören veya şüphelinin bu karara CMK'nın 173. madde hükümlerine göre itiraz edebileceği düzenlenmiştir.
Cumhuriyet savcısının kararına karşı CMK'nın 173. maddesinde tanınan itiraz hakkının da, kanun yolu olan "itiraz" hakkı olarak kabul edilmesi gerektiği, CMK'nın 260 - 266. maddeleri arasında düzenlenen kanun yollarına başvuru hakkı, hakim ve mahkeme kararlarına karşı getirilmiş bir düzenleme ise de, maddi ceza hukukunun aksine, ceza muhakemesi hukukunda sınırlı da olsa kıyasın mümkün olduğu, bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında kıyas ve yorum yoluna başvurulabileceği,
ancak temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri daraltıcı şekilde kıyas yapılamayacağı, dolayısıyla tutuklunun kanun yollarına başvurma yöntemine ilişkin CMK'nın 263. maddesinin Cumhuriyet savcısınca verilen kararlara ilişkin olarak kıyasen uygulanabileceği, kabul edilmelidir.
Kararın tebliğinin şeklî değil, faydalı, amacına uygun, hak arama hürriyetini ve etkin başvuru hakkını engellemeyecek biçimde olması gerektiği, Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve çeşitli kanunlardaki hak arama özgürlüğü ile ilgili tüm düzenlemelerin de kanun yollarına etkili başvuru hakkını sağlamak amacıyla getirildiği gözetildiğinde; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik TCK'nın 191. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca verilen "kamu davasının açılmasının ertelenmesine, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın tebliğinde, ceza infaz kurumunda yapılacak tebligata, şüphelinin karara nasıl itiraz edebileceğine dair açıklamanın eklenmesi gerekeceği, aksi halde, karar sanık tarafından öğrenilmiş olsa bile, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmeyeceği, kovuşturma şartlarının oluşmadığı dikkate alınarak, sanığa kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına karşı tutuklu veya hükümlü bulunduğu ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabileceğine ilişkin ihtar ile birlikte kararın yeniden tebliğ edilmesi gerekeceği, açıklanan nedenlerle, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğinde, itiraz hakkını ceza infaz kurumunda olması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği ihtaratının aranması gerektiği anlaşıldığından; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 2019/5071 Esas ve 20221/935 Karar sayılı kararı ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2024/1361 Esas ve 2024/1361 Karar sayılı kararı arasındaki uyuşmazlığın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesine karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
1. 5237 sayılı TCK'nın 191.maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarında, "kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik/tedavi tedbiri uygulanmasına" dair kararın, ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunan şüpheliye tebliği sırasında, CMK'nın 263. maddesinin 1. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvuru ile ilgili ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle kullanabileceği şeklindeki ihtaratın yapılmasının kararın kesinleşmesi yönünden zorunlu olduğunun kabulü ile 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE,
2. Dosyanın talepte bulunan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemelerinin ceza dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2024/7132 E., 2025/2876 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Sanık müdafiinin yasal süre içindeki temyiz isteminden önce sanığın 18.09.2024 tarihli dilekçe ile temyiz isteminden feragat ettiği anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz talebinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 266/1 ve 298. maddeleri uyarınca reddine karar verilmekle, katılan vekilinin temyiz istemi ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
1. Ceza Dairesi 2024/7132 E. , 2025/2876 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/2579 E., 2023/1998 K.
SUÇ : Kasten öldürmeye teşebbüs
HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün düzeltilerek onanması
Sanık müdafiinin yasal süre içindeki temyiz isteminden önce sanığın 18.09.2024 tarihli dilekçe ile temyiz isteminden feragat ettiği anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz talebinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 266/1 ve 298. maddeleri uyarınca reddine karar verilmekle, katılan vekilinin temyiz istemi ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.06.2024 tarihli ve 2024/241 Esas, 2024/473 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında katılana yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 35/2, 29, 53. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2.Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 12.09.2024 tarihli ve 2024/2579 Esas, 2024/1998 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme ilişkin sanık müdafii ve katılan vekilinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz sebepleri özetle; teşebbüsün derecesinde hataya düşülerek eksik ceza tayin edildiğine, haksız tahrik hükümlerinin ve takdiri indirimin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
1.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, katılanda meydana gelen yaralanmanın yeri ve niteliği, darbelerin sayısı ve şiddeti, suçta kullanılan tabancanın öldürmeye elverişliliği dikkate alındığında suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, katılandan sanığa yönelen haksız söz ve davranışın ulaştığı boyut dikkate alındığında haksız tahrik nedeniyle uygulanan indirim oranının isabetli olduğu, takdîri indirimin mahkemenin takdîr yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde düzeltme nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı Adli emanetinin 2024/919 sırasında kayıtlı katılan ...'a ait olduğu belirtilen şok ibareli lacivert renkli kolsuz yelek, lacivert renkli uzun kollu gömlek ve kesilmiş halde krem renkli üst fanila, bulgu poşeti içerisinde; ... ve ...'a ait olduğu belirtilen birer adet sağ el, sol el, yüz ve elbise bölgelerinden atış artığı transfer kiti ile alınan toplam 8 adet svap'ın kararın kesinleştiğinde imhası yerine müsaderesine karar verilmesi, hukuka aykırı görülmüş ise de bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
IV. KARAR
A. Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden;
Sanık müdafiinin kanunî süresi içinde hükmü temyiz ettiği ancak; sanığın bulunduğu ceza infaz kurumu aracılığıyla gönderdiği 18.09.2024 tarihli dilekçe ile temyiz isteminden feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun'un 266/1 ve 298/1. maddeleri gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, bu temyiz istemi yönünden Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Katılan vekilinin temyiz istemi yönünden;
Gerekçe başlığı altında (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 12.09.2024 tarihli ve 2024/2579 Esas, 2024/1998 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi gereği hükmün 5. fıkrasının 2. bendinden "TCK'nın 54/1. maddesi uyarınca MÜSADERESİNE" ibaresi çıkartılarak yerine "İMHASINA" ibaresinin eklenmesi suretiyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.04.2025 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2024/4734 E., 2024/9039 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
nra, sanığın 26.09.2023, 02.04.2024, 12.06.2024, 05.08.20024 tarihli dilekçeleri ve 18.04.2024, 25.06.2024 tarihli beyan tutanakları ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, incelenmeksizin iadesine karar
8. Ceza Dairesi 2024/4734 E. , 2024/9039 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2726 E. 2022/2749 K.
SUÇLAR : Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, 2313 sayılı Kanun'a muhalefet
HÜKÜMLER : 1- İstinaf başvurusunun esastan reddi (Sanıklar ... ve ... yönünden)
2- Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi (Sanıklar ... ve ... yönünden)
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İade, Düzeltilerek Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, sanık ... müdafii, kanunî süresi içinde temyiz talebinde bulunduktan sonra, sanık ...'in ceza infaz kurumundan gönderdiği 26.09.2023,
02.04.2024, 12.06.2024, 05.08.2024 tarihli dilekçeleri ve 18.04.2024, 25.06.2024 tarihli beyan tutanakları ile temyiz isteminden vazgeçtiği yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2021 tarihli iddianamesi ile sanıklar ..., ... ve ... haklarında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, sanık ... hakkında kenevir ekme suçundan, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.05.2022 tarihli kararı ile,
Sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5 yıl hapis ve 10.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
Sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 11 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 22.200,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
Sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 12 yıl 6 ay hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası, münhasıran kendi kullanımı için esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.
3. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 26.10.2022 tarihli kararı ile sanıklar ... ve ... haklarında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçlarından, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümdeki hukuka aykırılıklar düzeltilerek, sanık ... hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan ve sanık ... hakkında ise münhasıran kendi kullanımı için esrar elde etme amacıyla kenevir ekimi yapma suçundan, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık müdafilerinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair, münhasıran kendi kullanımı için esrar elde etme amacıyla kenevir ekimi yapma suçu bakımından kesin, diğer hükümler bakımından temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ... müdafiinin temyiz isteği; tanıkların beyanlarının çelişkili olduğuna, somut ve yeterli delil bulunmadığından, suçun unsurlarının oluşmadığına, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 43 üncü maddesinin uygulanamayacağına, etkin pişmanlık değerlendirilmesi yapılmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanık ... müdafiinin temyiz isteği; uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
Sanık ... müdafiinin temyiz isteği; somut ve yeterli delil bulunmadığına, etkin pişmanlık değerlendirilmesi yapılmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
Dava konusu, sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işledikleri iddiasına ilişkindir.
A. İlk Derece Mahkemesinin kabulü
Sanık ...'ın, 09.03.2021 tarihinde, diğer temyiz dışı sanık ... ile birlikte hakkında uyuşturucu madde kullanmak suçundan soruşturma yapılan tanık ...'a esrar sattığı olayda; fiziki takip ve olay tutanakları, tape kayıtları, buluşmadan hemen sonra tanıktan suça konu uyuşturucu maddenin ele geçmiş olması, tanıkların soruşturma aşamasında alınan beyanları, kriminal rapor ve tüm dosya kapsamından eyleminin sabit olduğu; sanığın, 24.03.2021 tarihinde ise, hakkında uyuşturucu madde kullanmak suçundan soruşturma yapılan tanık ...'a 12 adet sentetik ecza hapını sattığı olayda fiziki takip tutanağı, tape kayıtları, tanık beyanları, kriminal rapor ve dosya kapsamından eyleminin sabit olduğu; sanık ...'ın işyerinde yapılan aramada metamfetamin maddesi, uyuşturucu paketlemeye yarayan folyo ve makasın bulunduğu, ikametinde yapılan aramada ise, dikili halde kenevir yakalandığı olayda, bu şekilde sanığın 09.03.2021 ve 24.03.2021 tarihli eylemleri ile zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti yapma ve esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçlarını işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan hükmü ile sanık ...'ın (münhasıran kendi kullanımı için esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçundan) istinaf başvurusunun esastan reddine, sanık ... hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün altıncı bendinde yer alan "416 gün adli para cezası" ibaresinin "1110 gün adli para cezası" olarak değiştirilmesi suretiyle ve sanık ...'ın (uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan) hakkında, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik tekerrür ve beşinci bendinde yer alan "416 gün adli para cezası" ibaresinin "1250 gün adli para cezası" olarak değiştirilmesi suretiyle, hukuka aykırılıklar düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. GEREKÇE
A. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Sanık müdafiinin kanunî süresi içinde temyiz talebinde bulunduktan sonra, sanığın 26.09.2023, 02.04.2024, 12.06.2024, 05.08.20024 tarihli dilekçeleri ve 18.04.2024, 25.06.2024 tarihli beyan tutanakları ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, incelenmeksizin iadesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
C. Sanık ... hakkında 2313 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan hüküm yönünden;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
D. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
01.05.2021 tarihli el koyma tutanağı ve tüm dava dosyası kapsamına göre suçta kullanıldığı anlaşılan 357128080719493 İmei nolu adli emanetin 2021/2065 sayısında kayıtlı cep telefonunun müsaderesi hususunda mahkemesince her zaman karar verilmesi mümkün olduğundan, Tebliğnamedeki bu konuya ilişen bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına ve sübutuna, delillerin hukuka uygun olarak toplandığına, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 43 üncü maddesinin uygulanmasına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dava dosyası kapsamına göre usul ve kanuna uygun bulunarak, kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
A. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle 5271 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereği temyizden vazgeçme nedeniyle sanık yönünden dava dosyasının Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
C. Sanık ... hakkında 2313 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün (C) bendinde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
D. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün (D) bendinde açıklanan nedenlerle Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 26.10.2022 tarihli ve 2022/2726 Esas, 2022/2749 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2024 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Cumhuriyet savcısının kanun yollarına başvurusu ve bunun sonuçlarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Cumhuriyet savcısı hem sanık lehine hem de aleyhine kanun yollarına başvurabilir.
B) Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe gidilen bir karar, sanık lehine bozulabilir.
C) Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe gidilen bir karar, sanık lehine değiştirilebilir.
D) Cumhuriyet savcısı sanık lehine başvurduğunda, yeniden verilen hüküm önceki cezadan daha ağır olamaz.
E) Cumhuriyet savcısı sanık aleyhine başvurduğunda, sanığın rızası olmadan başvurusundan vazgeçemez.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.