5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 3

Ceza Muhakemesi Kanunu 3. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 3 – (1) Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir. (2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/6 md.) (Mülga:2/7/2018-KHK/700/159 md.) Re'sen görev kararı ve görevde uyuşmazlık

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

335 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2015/1179 E., 2019/515 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli)
Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2006 tarih ve 211-350 sayı ile sanıkların eylemlerinin haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olduğu gerekçesiyle ve 5271 sayılı CMK’nın 3, 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği CMK'nın mülga 250.
Ceza Genel Kurulu         2015/1179 E.  ,  2019/515 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2006 tarih ve 211-350 sayı ile sanıkların eylemlerinin haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olduğu gerekçesiyle ve 5271 sayılı CMK’nın 3, 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26.05.2008 tarih ve 240-153 sayı ile sanıklar ... ve ...'ın nitelikli yağma suçundan lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba, sanık ...'nun ise nitelikli yağma suçuna yardımdan aynı Kanun'un 149/1-a-c-f-g, 39, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. Hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.06.2010 tarih ve 7383-4286 sayı ile; "...Aynı olay nedeniyle aynı suçlama ve aynı sevk maddeleri uyarınca yargılanan ve aşamalarda değişiklik gösteren savunmalarda inkâra yönelen, bu nedenle de aralarında menfaat çatışması bulunan ve ayrıca getirtilen nüfus kayıtlarına göre kardeş oldukları anlaşılan sanıklar... ve...ile sanık ...’in aynı avukatla, sanıklar ..., ...ve ...’ın aynı avukatla, sanık ... ile sanık ...’nın aynı avukatla temsil ettirilmeleri suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 152/1 ve Avukatlık Yasası'nın 38. maddelerine aykırı davranılması;" isabetsizliğinden hukuki ve fiili irtibat nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26.12.2012 tarih ve 237-395 sayı ile sanıkların lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g, 62, 53, 58/9 ve 63. maddelere uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba hükmedilmiştir. Bu hükümlerin de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.03.2015 tarih ve 4007-1208 sayı ile; "...a) Mahkemenin 26.05.2008 tarihli ve 240/153 sayılı kararının sanık ... müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği, Cumhuriyet savcısının 'Sanığın mağdur ...’a karşı yağmaya teşebbüs suçundan da cezalandırılması' istemiyle sadece bu suç yönünden aleyhe temyiz ettiği, mağdur ...’a karşı yağma suçundan kurulan hüküm yönünden aleyhe temyiz bulunmadığı, sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesinin gerektiği anlaşılmakla, sanık ... hakkında mağdur ...’a karşı yağma suçundan kurulan hükümde 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g ve 62. maddelerinden sonra gelmek üzere 'Sanığın ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkı göz önüne alınarak, CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına' ibaresinin eklenmesine, b) Suç tarihinin 19.04.2005 ve öncesi olması nedeniyle sanıklar hakkında mağdur...’e karşı nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilemeyeceğinden, sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdur...'e karşı nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinden TCK’nın 58/9. maddesinin uygulandığı bentlerin çıkartılmasına, c) Hüküm fıkrasının (J) bendinde adli emanetin 2005/1950 sırasında kayıtlı bıçağın müsaderesine karar verilmiş ise de, bıçağın suçta kullanılmadığı ve bulundurulmasının bizahiti suç teşkil etmediği anlaşıldığından, ilgili bentteki 'Yine aynı emanette kayıtlı 9 mm’lik... seri numaralı tabanca, şarjör, 10 adet fişek, 1 adet şarjör, 9 adet fişek ve bıçağın suçta kullanıldıkları anlaşıldığından ve bulundurulmaları suç olduğundan TCK'nın 54/1 maddesi gereğince müsaderesine' ibaresinin, 'Yine aynı emanette kayıtlı 9 mm’lik... seri numaralı tabanca, şarjör, 10 adet fişek, 1 adet şarjör ve 9 adet fişeğin bulundurulması bizahiti suç teşkil ettiğinden 5237 sayılı TCK'nın 54/4. maddesi gereğince müsaderesine, bıçağın suçta kullanılmadığı ve bulundurulmasının bizahiti suç teşkil etmediği anlaşıldığından sahibine iadesine' olarak değiştirilmesine," karar verilmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına hükmedilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.09.2015 tarih ve 152259 sayı ile; "...Hükümlü ... vekili Av. ... 29.03.2015 tarihli, Av. M. ... ise 22.06.2015 tarihli, hükümlü ... vekili Av. ... 29.03.2015 tarihli, hükümlü ... vekili Av. ... ise 25.03.2015 tarihli dilekçesinde, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dinlenen ... ve tanıklar..., ..., ..., ... ve ...'ün görevli 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenilmeyerek sadece ifadelerinin okunulması ile yetinilmesinin CMK'nın 7. maddesine aykırı olduğunu, gerekçeli kararda sanığa verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinin belirtilmediğini, mağdur ...'ın daha sonra geri aldığı ilk ifadesi dışında hükümlü aleyhine herhangi bir delil bulunmadığını ileri sürerek itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmasını talep etmişlerdir. Dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelmekle karara karşı, aşağıda arz ve izah olunan nedenle itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür. İtiraz Nedenleri : İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; 1) Görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının, 2) Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yeterli olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. 1) Görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı; İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemeye bakıldığında; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri' başlıklı 7. maddesi; 'Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.', Hükmünü içermektedir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, görevsiz mahkemece yapılan işlemlerin, tekrarlanması olanağı bulunmayanlar dışındakilerin, görevli mahkemece yeniden usulüne uygun olarak yapılması zorunludur. Bir başka deyişle kural, görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin tamamının yenilenmesidir. Kuralın istisnası ise, işlemin yenilenmesi mümkün değilse bu işlemin geçerliliğini muhafaza etmesidir. Örneğin; görevsiz mahkemede dinlenilen tanığın görevli mahkemede tekrar dinlenilmesi zorunludur. Ancak, bu tanığın ölmesi hâlinde, yeniden dinlenilmesi mümkün olmadığından önceki beyanı ile yetinilecektir. Bu düzenlemenin diğer bir sonucu olarak, yeterli bir vicdani kanaatin oluşması için duruşmada edinilen izlenimi dikkate alması gereken görevli mahkemenin, yenilenmesi mümkün olduğu hâlde görevli olmayan mahkemede yapılan işlemlere dayanarak hüküm kuramayacağı da söylenebilir. Bu açıklamalar doğrultusunda ve 5271 sayılı CMK'nın 7. maddesi hükmü karşısında, görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/211 esas ve 2006/350 karar sayılı dava dosyasında dinlenen ve yargılamaya konu olayların restoranda geçen kısmıyla ilgili görgüsü bulunan mağdur ..., olay sırasında iş yerinin dışında bulunan tanıklar... ve ..., olayın öncesine ait bilgileri bulunan tanıklar ... ve ... ile mağdur ...'ın kollukta verdiği ilk ifadeden sonra şikâyetten vazgeçmesiyle ilgili bilgisi bulunan tanık ...'ün, görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip usulüne uygun şekilde yeniden dinlenildikten ve tanık beyanları diğer delillerle birlikte tartışıldıktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, adı geçen kişiler dinlenilmeden ve görevsizlik kararı veren mahkemedeki ifadeleri de okunmadan eksik soruşturmayla hüküm kurulmasının isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır. 2) Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin yeterli olup olmadığı; İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelere bakıldığında; 1982 Anayasası'nın 'Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması' başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrası; 'Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Kararların gerekçeli olması' başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrası; 'Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar' başlıklı 230. maddesinin 1. fıkrası; 'Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar' başlıklı 232. maddesinin 3. fıkrası; 'Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.' Hükmünü içermektedir. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçede, mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmelidir. Gerekçede, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, bunun nitelendirmesinin yapılması ve hüküm bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Bu hususlar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2014 tarihli, E.2014/1-441 ve K.2014/421 sayılı ve 18.11.2014 tarihli, E.2013/8-830 ve K.2014/502 sayılı kararlarında açıkça vurgulanmıştır. Öte yandan, kararların gerekçeli olması, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen 'Adil yargılanma hakkı'nın somut görünümlerinden birisi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Gerekçeli karar hakkı olarak adlandırılan bu hak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla önüne gelen olaylarla ilgili verdiği bazı ihlal kararlarında da koruma altına alınmıştır (AYM, B. No: 2012/603, 20.02.2014; B. No: 2013/988, 10.03.2015; B. No: 2013/1213, 04.12.2013; B. No: 2013/4186, 15.10.2014; B. No: 2013/5459, 16.10.2014). Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (AYM, B. No: 2013/1213, 04.12.2013, § 26). Anayasa Mahkemesi, ... ve diğerlerinin yaptığı bireysel başvuruyla ilgili olarak verdiği 15.10.2014 tarihli ve B. No:2013/4186 sayılı kararında; '... 60. Bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 31). ... 62. Mahkemeler, 'kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme' yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (bkz. Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16.12.1992, § 33), tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 34). ... 64. Ayrıca, ... mahkemelerin ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 36). 65. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (bkz. B. No: 2013/1235, 13.06.2013, § 24). Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte, bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması şart değildir. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene sahip olması gerekmektedir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 37). 66. Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması 'gerekçeli karar hakkı' yönünden zorunludur (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 38). 67. Aksi bir tutumla, mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında 'ilgili ve yeterli bir yanıt' vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olabilecektir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 39).70. Buna karşın tarafsızlığı, keyfiliği, denetimden kaçmayı ve perdelemeyi önlemek için mahkemeler, kararın verilmesine neden olan temelleri yeterince açık olarak belirtmekle yükümlüdürler. Mahkemelerin yargılama süresince kendilerine iletilen her iddia ve talebi gözetme zorunda olmadıkları biçimindeki serbesti, kararın verilmesine neden olan temellere asgari açıklıkta değinilmesi görevini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 58).' Şeklindeki tespitlerinden sonra, gerekçeli karar hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesi açısından Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların nitelikli yağma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin hükmün gerekçesinde, Yerel Mahkemece öncelikle iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin gösterildiği, 'deliller' bölümünde dosya arasında mevcut bilgi ve belgelerin listesi belirtildikten sonra tanıklar..., ... ve ...'in anlatımlarına yer verildiği, 'Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe' olarak belirtilen bölümde ise, 'Müşteki ve tanık beyanları, sanık savunmaları, ekpertiz raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde' denildikten sonra delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durulmadığı ve niçin bu sonuca ulaşıldığının anlatılmadığı, bu kapsamda; hangi tanıkların beyanlarına üstünlük tanındığı, mağdur ... ile babası ...'ın sonradan değiştirdikleri ifadelerinden hangisine neden itibar edildiği yasal gerekçeleriyle tartışılıp açıklanmadan kabul edilen oluşa göre suç nitelendirilmesi yapılarak cezaların belirlendiği anlaşıldığından, hükümlerin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ve yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarında öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği hâlde, söz konusu yasaya aykırılık nedenlerinden dolayı hükümlerin bozulmasına karar vermesi gerekirken, yukarıda yazılı şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermesinin isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır. Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenle; Dairenizin, 04.03.2015 tarihli ve 2014/4007 Esas, 2015/1208 Karar sayılı ..., ... ve ... ile ilgili hükümlerin düzeltilerek onanmasına dair kararının kaldırılması, İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2012 tarih, 2012/237 esas ve 2012/395 sayılı kararının, görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanması zorunluluğuna uyulmaması ve mahkeme hükmünün gerekçesinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şartları taşımaması nedenlerinden dolayı bozulmasına karar verilmesi, İtirazın, Dairece yerinde görülmemesi hâlinde ise de, dosyanın, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,” düşüncesi ile itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Dairesince 10.11.2015 tarih ve 4776-5350 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak, hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle sanıklar ... ve ...hakkında aynı mağdura yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/1150 esas sayılı dosyası ile birlikte yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin, 2- Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Yakalama ve zapt etme, araç arama başlıklı tutanaklarda; Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne 19.04.2005 tarihinde 93 numara ile kayıtlı olarak yapılan ihbarda “Drej Ali lakaplı çete liderinin adamlarının... isimli bir şahsı rehin aldıkları ve Bakırköy deniz otobüsleri karşısında bulunan ... Restoran isimli iş yeri içerisinde darbettikleri, burada tutarak 500.000 Amerikan doları ile üzerine kayıtlı mal varlığını vermediği takdirde şahsı öldürüleceklerinin,” bildirilmesi üzerine nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü, şahısların yakalanması, iş yerinde ve varsa otomobillerinde arama yapılması talimatının alındığı, Sahil Kennedy Caddesi üzerinde bulunan ... Türkü Evine gidildiği, girişe göre sağ tarafta bulunan ve canlı müzik yapılan yerde sol köşedeki masada oturan üç şahsa kimliklerinin sorulduğu, Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı Halil oğlu 1974 doğumlu ...; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı, Nazif oğlu 1958 doğumlu ... ile birlikte ihbarda sözü edilen İstanbul ili, Şişli ilçesi nüfusuna kayıtlı ... oğlu 1974 doğumlu ... isimli şahıslar olduklarının öğrenildiği, iş yerinin diğer bölümünde bulunan ve Adana ili, Seyhan ilçesi nüfusuna kayıtlı... oğlu 1980 doğumlu ...isimli şahsın da bu kişilerle beraber olduğu düşünülerek bu şahsın üzerinin arandığı, şahsın nereden aldığını beyan edemediği 65 adet 100’lük, 50 adet 50'lik banknotlar hâlinde toplam 9.000 YTL nakit para ile Tekfen Banka ait 20.04.2005 keşide tarihli hamiline düzenlenmiş 17.000 YTL, Asya Finans Banka ait 30.06.2005 keşide tarihli 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek bulunduğu, iş yerinin girişe göre sol tarafındaki bölümde, sandalye üzerinde, şarjöründe 14 adet, namlusunda 1 adet olmak üzere toplam 15 adet 9 mm çaplı mermi bulunan Glock marka bir tabanca görülmesi üzerine tabancanın muhafaza altına alındığı, tabancayı sahiplenenin olmadığı, ancak görevliler gelmeden önce tabancanın bulunduğu sandalyede sanık ...’ın oturduğunun öğrenildiği, yine bu kişinin kullandığı tespit edilen... plaka sayılı Toyota marka cip içerisinde, aracın şoför koltuğunun yanında bulunan gözde, içinde 14 adet 9 mm çaplı fişek bulunan şarjör ve kılıfı içerisinde bir adet çelik avcı bıçağının bulunarak muhafaza altına alındığı bilgilerine yer verildiği, Mağdur ... hakkında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fatih Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20.04.2005 tarihli raporda; kafatası sol tarafta kulak arkası bölgesinde 10x10 cm ebadında ödem, sol tarafta skapula altı bölgede 1x2 cm ebadında abrazyon, alın orta bölgesinde ekimotik alan bulunduğu bildirilen mağdurdaki yaralanmanın şahsın yaşamını tehlikeye maruz kılmadığı, 7 gün mutat iştigaline engel teşkil ettiğinin bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... 20.04.2005 tarihinde İstanbul Organize Şube Müdürlüğünde verdiği ilk ifadesinde; oto galericisi olduğunu, ortaokulu ve liseyi Drej Ali olarak bilinen ...’ın kardeşi ... ile birlikte okuduğunu, okuldan sonra da ... ile arkadaşlığının sürdüğünü, bu sırada Yasak ailesinin diğer fertleri ile de tanıştığını, ifade tarihinden 10 gün kadar önce Boğaziçi Köprüsünde aracıyla seyir hâlinde iken polislerin kendisini durdurduğunu, aracının plaka problemi nedeniyle karakola götürüldüğünü, açık kimliğini bilmediği Ramazan isimli bir kişiden para karşılığı aldığı polis muhabiri gazetesi kimliğinin yapılan üst araması sırasında üzerinde bulunduğunu, savcılık tarafından tutuklanması talebiyle Mahkemeye sevk edildiğini ancak serbest bırakıldığını, serbest bırakıldığı gün ...’ın kendisini telefonla arayıp ..., kat 1, Şişli adresindeki yazıhanesine çağırdığını, yazıhaneye gittiğinde ...’ın kendisine “..., senin bu olayınla ilgili rezillik oldu, bu iş bizim aileye dokundu, bunun diyeti olarak 250.000 Amerikan doları getireceksin” dediğini, kendisinin ise ...’a neden kendisinden para istediklerini, yaptığı işin Yasak ailesi ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını söylemesi üzerine ...’un “Bu iş benden çıktı, Ali Ağabeyim bu şekilde istiyor, sen parayı nasıl hazırlayacaksın, onu söyle” dediğini, Yasak ailesinin içinde büyüdüğü ve aileyi tanıdığı için korktuğunu, itiraz edemediğini, hiç nakit parasının olmadığını, otomobilini ve hissedarı olduğu telefon dükkânındaki hissesini satarak parayı ödeyebileceğini söylediğini, bu tarihten önce de Yasak ailesine borç para verdiğini ancak borç verdiği bu paraları geri alamadığı gibi isteyemediğini, ...’ın yazıhanesinden ayrıldıktan bir saat kadar sonra bu kez ...’ın kendisini telefonla arayıp bürosuna çağırdığını, ...’ın bürosunun ...’ın yazıhanesi ile aynı binada 5. katta olduğunu, ...’ın yanına gitmeden önce binanın 1. katında yazıhanesi bulunan ...’un yanına tekrar uğradığını, ...’un kendisine “...’ın kendisini Boğaziçi Köprüsündeki olayla ilgili çağırdığını ve çok sinirli olduğunu” söylediğini, ...’ın bürosuna gittiğinde ...’ın kendisine “... bak, ... bundan sonra senin muhatabın değil, senin muhatabın bundan sonra benim, oturmuş olduğun evin tapusunu benim istediğim şahsa devredeceksin, istediğim parayı getirdiğin takdirde, evi geri alacaksın” dediğini, ...’a evin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu söyleyince, ...’ın “O vakit gidip hanımınla görüşeceksin, tapuyu benim istediğim kişinin üzerine devredecek” dediğini, bu sırada, silahlı olduklarını bildiği ...’ın korumalığını yapan sanıklar ... ve ...’nun sağına ve soluna geçerek kendisini ...’a ait Seat marka, lacivert renkli bir otomobile bindirmeye çalıştıklarını, karşı koyunca ...’nun belinden beyaz renkli bir tabanca çıkararak kendisine doğrulttuğunu ve araca binmesini istediğini, ...’ın kullandığı aracın arka koltuğuna bu şekilde binmek zorunda kaldığını, yanına ...’nun oturduğunu, evine gittiğini, şahısların dışarıda beklediklerini, durumu eşine anlattığını, eşinin evi kimseye devretmeyeceğini söylemesi üzerine telefonla ...’ı aradığını ve eşinin evi devretmeye yanaşmadığını söylediğini, bunun üzerine ...’ın ikametine geldiğini, eşinin çocuklarla beraber üst kata çıktığını, ...’un kendisine “Bu evi muhakkak vermeniz lazım, yoksa benim de yapacak bir şeyim yok, sen ve ailenden de zarar gören olur” dediğini, evin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, ev alınırken kayınpederinin de katkısının bulunduğunu söylemesine karşın ...’un anlayış göstermediğini, ailesine ve kendisine zarar gelebileceğini ihtar ederek, eşini ikna etmesi gerektiğini, bir gün sonrası için ... plaka sayılı Toyota marka, Land Cruiser model cipi ile ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesinin satılmasını, teminat olarak da tapu verilmesini istediğini, söylenenleri kabul ettiğini, ...’un kapıda ... ve ...’nun bekleyeceklerini söylemesi üzerine, çevredekilerin rahatsız olacağını, ...ve ...’nın da kendisi ile birlikte gitmesini ...’tan istediğini, ...’un kabul etmesi ile tüm bu şahısların gittiklerini, ertesi gün ortağı olduğu telefon dükkânına gittiğini, hissesine karşılık gelen telefon cihazlarını almak istediğini ortağına söylediğini, ortağının şaşırdığını, ancak kendisi için önemli bir durum olduğunu söyleyince telefonları aldığını, aracın bagajına koyduğu telefonlarla Toyata marka cipini, aracın satışına ilişkin vekâletname ile birlikte Kadıköy’de ...’a teslim ettiğini, bu olaydan bir gün sonra ...’ın kendisi telefonla arayarak Mecidiyeköy’deki bürosuna çağırdığını, yanına gittiğinde ...’ın kendisine hakaret ederek tokat atmaya başladığını, aracın kredi ile alındığı için satışının yapılamadığını söyleyerek telefon cihazlarını satıp bir gün sonrası için bulabildiği kadar para getirmesini kendisinden istediğini, aracı ve telefonları alarak ...’ın yanından ayrıldığını, eniştesi...’dan 17.000 YTL ve 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek aldığını, ortaklıktan ayrılırken aldığı telefon cihazlarını KVK ve GENPA bayilerine satarak 9.000 YTL nakit para temin ettiğini, tüm bunları toparlayarak ...’ın bürosuna gittiğini, ...’ın umduğu parayı göremeyince bürosunda bulunan sopalarla kafasına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurarak kendisini darbettiğini, aldığı darbeler sonucu yere yığıldığını, dövüldüğü sırada büroda ...'ın kardeşi ...’ın da bulunduğunu, ...’ın adamlarının ise büronun kapısında beklediklerini, ...’ın kendisine “..., artık 250.000 Amerikan doları vermeyeceksin, bu saatten sonra borcun 500.000 Amerikan doları oldu, babanın dükkânını, evini, çeklerini, her şeyini bana vereceksin” dediğini, ...’a verdiği talimat doğrultusunda ...’ın adamlarından ..., ...ve ...’la beraber iki araca binerek babasına ait ... Restoran isimli iş yerine gittiklerini, ...’ın kendisinin ...’ın yanına gelirken kullandığı araçla, ..., ...’nun ise kendisi ile birlikte... plaka sayılı Toyota marka siyah renkli araçla restorana gittiklerini, hep beraber restorana girdiklerini, Volkan’ın ayrı bir masaya oturduğunu, ..., ... ve kendisinin ise başka bir masaya oturduklarını, ...’un telefon ederek babası ...’ı restorana çağırdığını, restorana gelen babasına, kendisinden 500.000 Amerikan doları alacakları olduğunu, bu paranın ödenmemesi hâlinde kendisine ve ailesine zarar verileceğini söylediğini, babasının Yasak ailesi ile herhangi bir iş ilişkilerini olmadığını söyleyip borcun neden kaynaklandığını sorması üzerine ...’ın “Sen orasını karıştırma amca” dediğini, babasının hisselerin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, mesai saatinin geçmesi nedeniyle bir gün sonra hisseleri devredeceğini söylediğini, kendisinin ise “Hisseleri vermeyelim para bulalım” diye karşı çıkması üzerine ...’un kendisine “Bu saatten sonra artık para olmaz, restorandaki hisseyi vereceksiniz” dediğini, bu sırada eniştesinden aldığı 14.684 Amerikan doları ve 17.000 YTL bedelli çekler ile 50 ve 100 YTL’lik banknotlardan oluşan 9.000 YTL’yi ...’a verdiğini, ...’un da bunları yan masada oturan...’a verdiğini, bir süre sonra sivil kıyafetli polislerin gelerek ihbar olduğunu, kimlik kontrolü yapacaklarını söyleyip kimliklerine baktıkları ..., ... ve...’ı gözaltına aldıklarını, ...’ın oturduğu sandalyenin altında bir tabanca bulunduğunu, herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan, işlediği başka bir suçu bahane ederek kendisinden tehditle para isteyen, kendisini darbeden ve zorla alıkoyan sanıklar ..., ..., ..., ... ve...’dan şikâyetçi olduğunu, Beyan etmiştir. Bu ifade tarihinden iki gün sonra mağdur ..., vekili Av. ...’ün imzasını da taşıyan 22.04.2005 havale tarihli dilekçesinde; ...’ı 15 yıldır tanıdığını, ailece dost olduklarını, dilekçe tarihinden yaklaşık 10 gün kadar önce Boğaziçi Köprüsünde emniyet şeridinde seyir hâlinde iken polisler tarafından yakalandığını, bu olayın basında ve televizyonlarda “Drej Ali’nin adamı yakalandı” şeklinde haberleştirildiğini, bu olaydan birkaç gün sonra ...’la buluştuklarını, Ömer’in kendisine “Hiç ilgimiz yokken senin yüzünden gazete ve televizyonlarda adımız çıktı” şeklinde sözlerle kızdığını, Ömer ile bu durumu konuşmak maksadıyla yine birkaç gün sonra ... Restoranda buluşmak için sözleştiklerini, ...’ın yanında ... olduğu hâlde restoranın otoparkına geldiğini, basında çıkan haberler nedeniyle kendisine yeniden kızarak birkaç kez vurduğunu, korktuğu için restorana geçmeyi teklif ettiğini, bu sırada kendi şoförü olan Volkan Yağız’ın yanlarına geldiğini, Volkan’a arabasının anahtarını ve arabanın torpido gözünde bulunan çeklerle parayı verdiğini, restorana geçip oturduktan bir süre sonra polislerin geldiğini, ...’tan korktuğu için olayı büyüttüğünü, ...’un kendisinden para istediği, ...’ın kendisini dövdüğü, zorla evini, dükkânının hisselerini istediği şeklinde ifade verdiğini, ancak bunları korkusundan uydurduğunu, babasına da kendisini yalancı çıkarmayacak şekilde ifade vermesini tembihlediğini, ...’ın üzerinden çıkan çek ve paranın kendisine ait olduğunu, olayları sakin şekilde düşününce yaptığının yanlış olduğunu anladığını ve avukatı ile gelerek bu dilekçeyi sunduğunu belirttiği, Komiserler İbrahim Emre ve Şenol İleri ile polis memuru Atalay Olgun’un imzalarını taşıyan ancak mağdur ...’ın imzası bulunmayan 22.04.2005 tarihli tutanakta; şikâyetten vazgeçme dilekçesi sunan mağdur ... ile yapılan şifahi görüşmede, sanıklardan ve Yasak ailesinden korktuğu, ailesine bir zarar verilmemesi için şikâyetini geri aldığını beyan ettiğine ilişkin ibarelerin bulunduğu, Görülmüştür. Mağdur ..., sanıkların tutuklanmaları talebiyle sevk edildikleri Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgu sırasında müşteki olarak verdiği beyanında; emniyette verdiği ifadenin gerçeği yansıtmadığını, dilekçesinin doğru olduğunu, dilekçesini verirken Emniyet görevlileri ile görüşmediğini, polis tarafından tutulan 22.04.2005 tarihli tutanak içeriğini kabul etmediğini, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve dosyanın görevsizlikle gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Boğaziçi Köprüsünde seyir hâlinde iken polisler tarafından yakalandığını, araçtan telsiz, üzerinden de sahte polis kimliği çıkması üzerine polislerin hakkında işlem yaptıklarını, polislere ...’ın adamı olduğunu söylemediğini, basına olayın farklı yansıtıldığını, bu olaydan sonra ...’ın kendisini Mecidiyeköy’deki bürosuna çağırıp birkaç kez kendisine vurduğunu ancak kendisinden herhangi bir maddi talepte bulunulmadığını, silah çekilmediğini, söz konusu çekleri ve 9.000 YTL’yi eşine Zülfü isimli bir galericiden araba almak için denkleştirdiğini, ...’ın kendisinin şoförü olduğunu, bu çek ve paraları Volkan’a muhafaza etmesi için verdiğini, olay günü de eşi ile olan sorunlarında yardımcı olmadığı için ve yine kendisine vurması nedeniyle ...’la tartıştığını, ...’un... plakalı araç içerisinde kendisine kızarak vurduğunu, başını araca çarptığını, ... ve ... ile diğer sanıkların kendisini tehdit etmediğini, parasını almadıklarını, restoranda bulunan tabancanın şoförü olan...’a ait olduğunu düşündüğünü, İnceleme dışı davanın mağduru ... 20.04.2005 tarihinde Kollukta; mağdur ...’ın babası olduğunu, İstanbul ili, Bakırköy ilçesi, Sahil Kennedy Caddesinde bulunan ... Restoran isimli iş yerini 27 yıldır işlettiğini, olay günü oğlu ...’ın kendisini telefonla arayarak telefonu ...’a verdiğini, bu şahsın da kendisine iş yerinde buluşmak istediğini söylediğini, bunun üzerine iş yerine gittiğini, oğlu ..., ... ve isminin sonradan ... olduğunu öğrendiği şahsın bir masada oturduğunu yine ...’ın şoförü olarak bildiği ancak soyadını bilmediği Volkan isimli şahsın da ayrı bir masada tek başına oturduğunu gördüğünü, oğlu..., ... ve ...’nın bulunduğu masaya giderek yanlarına oturduktan sonra ...’ın kendisine, restoranın hisselerini devretmesini söylediğini, nedenini sorduğunda ...’un kendisine “... Amca, bunları soracak durumda değilsin, böyle bir şansın yok, benim dediğim şahısların üzerine hisseni devredeceksin” dediğini, iş yerindeki hisselerin eşinin üzerine olduğunu, ayrıca iş yerinde çalışan Halis Bal ve Murat isimli şahısların da hissesinin olduğunu, bu şahısların hisselerinin de kendilerine güvenmelerinden dolayı eşinin üzerine kayıtlı olduğunu söylediğini, ...’ın da, bu şahısları mağdur etmeyeceğini, hisseleri gösterecekleri şahsın üzerine devretmesini söylediğini, ...’nun telefon numarası vererek bir gün sonra bu telefondan arayıp noterde buluşmalarını söylediğini, ...’un bu arada kendisine muhasebeciyi arattığını ancak saatin geç olması nedeniyle muhasebecisine ulaşamadığını, oğlu...’in o sırada masadan uzaklaşarak telefon görüşmesi yaptığını, ...’un bu telefon görüşmesinden şüphelenip, biraz telaşlanarak belinden siyah renkli bir tabanca çıkartarak oturduğu sandalyenin kılıfının altına koyduğunu ve yerinden kalkarak lavabonun olduğu yere doğru gittiğini, bu sırada iş yerine gelen sivil polislerin kimlik kontrolü yaparak ..., ... ve Volkan isimli şahısları gözaltına aldıklarını, 20.04.2005 tarihli ifadeli teşhis tutanağında; birinci sırada bulunan ve isminin ... olduğunu öğrendiği şahsı, iş yerinde ... ve oğlu... ile aynı masada oturan, kendisine cep telefonu numarası yazdırtan ve bir gün sonra kendisine telefon açıp iş yeri hisselerinin devri için noterde buluşacağını söyleyen kişi olarak teşhis ettiğini, ikinci sırada bulunan ...isimli şahsı, ...’ın şoförü olarak ve iş yerine geldiğinde ayrı bir masada oturan şahıs olarak teşhis ettiğini, altıncı sırada bulunan ...’ı da kendisini cep telefonu ile arayarak iş yerine çağıran ve hisselerini devretmesini isteyen, tabancasını sandalyenin kılıfının altına bırakan kişi olarak teşhis ettiğini, Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde, 18.07.2005 tarihinde; oğlu...’in kendisini iş yerine çağırdığını, iş yerine gittiğinde ..., ... ve oğlunu bir masada, oğlu...’in şoförlüğünü yapan...’ı da başka bir masada gördüğünü, kendisinin bu sırada... ile ... arasında gergin bir durum olduğunu sezdiğini, oğlu ve ...’un dışarıya çıkıp tartıştıktan sonra yeniden masaya oturduklarını, geldiğinde oğlunun kafasında hafif bir çizik gördüğünü, ...’ın ... Restoranın mülkiyetini kendisinden istemediğini, ...’nun kendisine telefon numarası vermediğini ve noterde buluşmak için çağırmadığını, sandalyenin kılıfının altında bulunan tabancanın kime ait olduğunu bilmediğini, emniyetteki ifadesinin doğru olmadığını, oğlu...’in yönlendirmesi ile bu şekilde beyanda bulunduğunu, Mahkemedeki ifadesinin doğru olduğunu, Tanık ... Kollukta; mağdur ...’ın avukatı olduğunu, müvekkilinin Boğaziçi Köprüsündeki olay nedeniyle gözaltına alınmasından sonra tahliye olması için ...’ın yardımcı olduğunu; sanıkların sorgusunda müşteki vekili olarak verdiği beyanında; mağdur... ile kendisinin imzalarını içeren 22.04.2005 tarihli dilekçeyi kendisinin Cumhuriyet savcısına havale ettirdiğini, mağdurla beraber Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne giderek dilekçeyi birlikte verdiklerini, mağdurun polis memurları ile tutanakta belirtildiği şekilde bir görüşmesinin olmadığını; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 14.09.2005 tarihinde; ...’ın kefaletle tahliye edilmesine ...’ın yardımcı olduğunu, ...’ın ...’ın şoförü olduğunu, ...’in kendisini telefonla arayarak “Ben ... ve arkadaşları hakkında şikâyette bulundum, yanlış ifadeler kullandım, şimdi vicdanen rahatsızım, şikâyetimden vazgeçmek istiyorum” demesi üzerine...’in yazdığı şikâyetten vazgeçme dilekçesini gözden geçirip imzaladığını ve mağdur...’le birlikte dilekçeyi Cumhuriyet savcısına havale ettirip emniyete verdiklerini, polis tutanağında belirtildiği gibi bir görüşmenin gerçekleşmediğini, Tanık ... Kollukta ve 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; ... Türkü Evi Restoran isimli iş yerinde otopark görevlisi olarak çalıştığını, olay akşamı Toyota marka, siyah renkli bir cipten mağdur ... ile bir kişinin inerek restorana girdiklerini, bir kişiyi de aracın sürücü koltuğunda gördüğünü, ...’i daha önceden bu aracı kullanırken gördüğünü; 20.04.2005 tarihli teşhis tutanağında birinci sırada bulunan ve ismini ... olarak öğrendiği şahsın olay akşamı siyah renkli Toyota marka cipin arka koltuğundan inen şahıs olduğunu, ...’ın bu aracın sağ ön koltuğundan inerek restorana girdiğini, ...ve ...’u ise daha önceden görmediğini ve tanımadığını; Mahkemede; kolluktaki beyanından farklı olarak Volkan isimli şahsın...’in şoförü olduğunu, teşhis tutanağındaki beyanlarını kabul etmediğini, tutanağı polislerin imzalattığını, Tanık... Kollukta; olay tarihinde ... Restoranın otoparkında çalıştığını, siyah renkli arazi taşıtının mağdur ...’a ait olduğunu, 20.04.2005 tarihli teşhis tutanağında beşinci sırada bulunan ve ismini ...olarak öğrendiği şahsın olay sırasında restoranda cam kenarındaki masada oturan şahıs olduğunu; 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ise; ...’ın ...’ın şöförü olduğunu, teşhis tutanağındaki beyanlarını kabul etmediğini, tutanağı polislerin imzalattığını, Tanık ... Kollukta; İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde 13 yıldır cep telefonu alım satım işi yaptığını, mağdur ... ile 4-5 yıldır arkadaş olduklarını, ifade tarihinden iki ay kadar önce...’e ortaklık teklif ettiğini, ...’in kendisine verdiği 30.000 YTL ile kâr ortağı olduğunu, yaklaşık bir hafta önce ise...’in özel bir neden dolayısıyla paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek verdiği parayı geri istediğini, bu miktarda nakit parası olmadığı için...’e 30.000 YTL değerinde cep telefonu cihazı verdiğini; 29.05.2006 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdurun paraya neden ihtiyaç duyduğunu sorduğunda, mağdurun eşine araba almak için paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini, bu hususu polisteki ifadesinde de belirttiğini ancak ifadesinin ayrıntılı alınmadığını, Tanık ... Bakırköy 14.09.2005 tarihinde 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; ...plaka sayılı aracın kendisine ait olduğunu, bu aracı satmak için mağdur ...’ın Bostancı’daki galerisine götürdüğünü, ... galeride olmadığı için kendisini telefonla aradığını, ...’in telefonda aracı çalışanı olan...’a teslim etmesini söylemesi üzerine aracı Volkan’a teslim ettiğini, Tanık ... 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; Kadıköy’de oto galerisinin bulunduğunu, mağdur...’i aynı işi yapması nedeniyle tanıdığını, ifade tarihinden 4-5 ay kadar önce mağdurla ... marka bir aracın 35.000-40.000 YTL bedel karşılığında satışı için anlaştıklarını, mağdurun aracın bedelini kısmen çek, kısmen de nakit olarak ödeyeceğini söylediğini, Tanık ... 28.12.2007 tarihinde, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdur ...’ın boşandığı eşi olduğunu, mağdurun olay tarihinde ...’la aralarında sorun olduğunu, bu nedenle ...’un evin devrini istediği yönünde polise giderek ifade vermesini kendisinden istediğini, her şeyin ayarlandığını söylediğini, mağdurun bu isteğini kabul etmediğini ve polise ifade vermeye de gitmediğini, kimsenin kendisine gelerek evin devri konusunda kendisinden talepte bulunmadığını, ...’ı mağdurun şoförü olması nedeniyle tanıdığını, Tanık... Kollukta; demir çelik ticareti ile uğraştığını, mağdur ...’ın, eşinin yeğeni olduğunu, mağdurun 14.04.2005 tarihinde iş yerine gelerek, maddi yönden çok sıkışık ve yardıma ihtiyacı olduğunu söylediğini, neden paraya ihtiyaç duyduğunu mağdura sorduğunda, mağdurun, bunun çok özel ve hayati bir mesele olduğunu söylediğini, bunun üzerine fazla üstelemediğini, mağdurun bu görüşmeden sonra sık sık telefon ederek maddi yardım talep ettiğini, 19.04.2005 tarihinde tekrar iş yerine gelen mağdura müşterilerinden aldığı 14.864 Amerikan doları ve 17.000 YTL tutarında iki adet çek verdiğini, çekleri alan mağdurun iş yerinden ayrıldığını; 28.12.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdurun eşi ile sorunları olduğunu, eşine araba alarak arasını düzeltmeyi planladığını söylemesi üzerine, mağdura iki adet çek ile bir miktar nakit para verdiğini, İfade etmişlerdir. Birlikte incelenen dosyanın sanığı ...Kollukta; mağdur ...’ın yaklaşık 2 yıldır özel şoförlüğünü yaptığını, ...’la... vasıtasıyla tanıştığını, ...’ı ve ...’yu tanımadığını, olay tarihinde ...’ı... plaka sayılı araçla Kadıköy’den ... Restorana getirdiğini, restoranın önüne geldiklerinde otodan indikleri sırada ...’ın torpido gözünden bir zarf çıkarıp kendisine verdiğini ancak bu zarfın içerisinde ne olduğunu bilmediğini, zarfı alarak montunun sağ cebine koyduğunu daha sonra bu zarfın içerisinden çek ve paraların çıktığını, ...’ın iddia ettiği şekilde kendisinden para istenme olayının olmadığını, ... ile ...’ın kendisine iftira attığını, sanığın ifadesini alan görevlilerce sanığı tanımadığını savunduğu ...’nun telefonunda kullandığını söylediği telefon hat numarasının kayıtlı olduğunun belirtilmesi üzerine...’in numarayı vermiş olabileceğini, restoranda bulunan silahla ilgili bilgisinin olmadığını; 30.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; olay tarihinde ... ile birlikte ...’in restoranına gittiklerini, ...’ın şoförlüğünü yaptığını, bu restorana vardıklarında diğer kısımda ...’ın oturduğunu gördüğünü, bir süre oturduktan sonra...’in kendisine bir zarf içinde para verdiğini, restoranda bulunan tabancanın kendisine ait olduğunu, arama sırasında para, çekler ve tabancanın üzerinden çıktığını, polisten korktuğu için kollukta silahın kendisine ait olduğunu söyleyemediğini, ...’ın ağabeyi olduğunu ancak suç işlemek için herhangi bir örgüt kurmadıklarını kimseye karşı yağma suçunu işlemediklerini; 28.12.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde, görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Birlikte incelenen dosyanın sanığı ... 30.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; ...’ın kardeşi olduğunu, olay yerinde bulunmadığını, ..., ... ve ...’yu tanıdığını, gasp suçunu işlemediğini, para almak için ve cipini teslim etmesi için ... ile birlikte ...’ı arabaya bindirip silah tehdidi ile eve götürmediklerini, suçsuz olduğunu; 14.09.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Sanık ... 08.10.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve 14.09.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; ...’ı kardeşi ...’ın arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını, ...’nun kardeşi ...’un iş ortağı, ...’ın mağdur ...’ın şoförü, ...’ın ise kendi şirketlerinde şoför olduğunu, ancak bu sanıklarla suç işlemek için örgüt kurmadığını, ...’a karşı gasp suçunu işlemediğini, ...’ın, kardeşi ... ile aralarında zaman zaman para alış verişi olduğunu, yine ...’ın kardeşi ile olan 15 yıllık arkadaşlığından yararlanarak isimlerini kullandığını, en son Boğaziçi Köprüsünde polislerce yakalandığında üzerinden sahte polis muhabiri kimliğinin çıkması olayında da...’in isimlerini kullandığını, bu nedenle kardeşi ... ile...’in tartıştığını ve ...’un...’e birkaç tokat attığını duyduğunu, bu nedenle ...’ın kendilerini mağdur etmek için böyle bir şikâyette bulunduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, Sanık ... Kollukta, 18.07.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve 28.12.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi, Taşlıca köyü nüfusuna kayıtlı olduğunu, ithalat ve ihracat işiyle uğraştığını, sanık ...’ın kardeşi olduğunu, mağdur ... ile 15 yıllık arkadaşlıklarının bulunduğunu, sanık ... ile iş ortağı olduğunu, ...’ı ise ...’ın şoförü olması nedeniyle tanıdığını, ...’ın Boğaziçi Köprüsünde sahte komiser kimliği ile yakalanıp gözaltına alınması üzerine...’in serbest kalması için gerekli 5.000 YTL kefalet bedelini kendisinin yatırdığını, ...’in serbest kalmasından sonra arayarak kendisini Mecidiyeköy’deki yazıhanesine çağırdığını, basında ve televizyonlarda...’in ...’ın adamı olduğu yönünde çıkan haberlerden duyduğu rahatsızlığı...’e söylediğini, kızarak...’e bir iki tokat attığını, ...’i kimsenin telkiniyle çağırmadığını ve kendisinden herhangi bir maddi talepte bulunmadığını, olay günü ...’ın çağırması üzerine ... ile birlikte...’in babası ...’ın işlettiği restorana gittiğini, ...’i otoparkta siyah renkli bir aracın sürücü koltuğunda gördüğünü, gidip sağ ön koltuğa oturduğunu, ...’in eşi ile olan sorunlardan ve yazıhanede kendisine vurulmasından bahsederek yüksek sesle ve dik dik konuşması üzerine sinirlenerek araç içerisinde...’in başına bir kez vurduğunu, vurmanın tesiri ile mağdurun başının aracın kapısına çarptığını, silahı olması durumunda...’i sinirinden silahla vurabileceğini, daha sonra restorana geçtiklerini, ..., babası ... ve ... ile birlikte bir süre masada oturduklarını, bu sırada...’in telefonla konuşarak yanlarından uzaklaştığını, bir süre sonra gelen polislerin kendilerini karakola götürdüğünü, mağdurdan para veya çek almadığını, bulunan silahın kendisine ait olmadığını, ...plaka sayılı aracın vaktiyle ortağı olan ...’ya ait olduğunu ama bir süredir bu aracı mağdurun kullandığını, kendisinin bu aracı hiç kullanmadığını, araçta yapılan aramada 09.03.2005 tarihinde Marmaris’te kendi adına kesilmiş trafik cezası tutanağının bulunduğunun bildirilmesi üzerine, mağdurla Marmaris’e gittiklerinde aracı kullanan...’in sürücü belgesi olmadığı için cezanın kendi ehliyetine kesildiğini, suçlamayı kabul etmediğini, Sanık ... Kollukta; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi, ... köyü nüfusuna kayıtlı olduğunu, ithalat ve ihracat işleriyle uğraştığını, ...’ı 15 yıldır tanıdığını, iş ortaklıkları bulunduğunu, mağdur...’i ise ... vasıtası ile tanıdığını, ...’i ...’un Mecidiyeköy'deki yazıhanesinde gördüğünü, merhabalaştıklarını, .....’in darbedilip, kendisinden para talep edildiğine ilişkin bilgisinin bulunmadığını, böyle bir olaya tanık olmadığını, ...’in evine evin tapusunu almak için gitmediğini, olay günü saat 18.00 sıralarında ...’un, ... ile ... Restorana gideceğini söylemesi üzerine kendisinin de gelmek istediğini söylediğini, bunun üzerine ticari taksiye binerek ...’la Bakırköy'deki ... Restoranın otoparkına gittiklerini, .....’in siyah bir cipin sürücü koltuğunda oturduğunu, ...’un da mağdurun yanına oturduğunu, bir süre sonra ...’un mağdura bağırarak “Bizi rezil ettin, televizyonlara çıktın” diyerek bağırdığını, mağdura tokat atmaya başladığını, ...’in “Beni adamlarımın yanında rezil etme, sonra konuşuruz” diyerek birlikte restorana girdiklerini, ..., babası ve ... ile birlikte bir masada oturduklarını, bir süre sonra polisin gelerek kendilerini masadan kaldırıp arama yaptığını, para ve çek alışverişine tanık olmadığını, tabanca görmediğini, tabancanın kime ait olduğunu da bilmediğini, restoranın devri için ...’a telefon numarasını vermediğini; 30.09.2006 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; olay günü ...’la beraber mağdurun babasına ait restorana gittiğini, ...’in kendilerini kapıda karşıladığını, ... ve mağdur...’in dışarı çıktıklarını, ...’un...’e tokat attığını, ...’in başını kapıya vurduğunu, gasp suçunu işlemediklerini, herhangi bir suç örgütüne üye olmadığını; 14.09.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Savunmuşlardır. Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde sanıklar ..., ..., ... ile birlikte incelenen dosyanın sanıkları ... ve...’ın yeniden sorgularının yapıldığı, mağdur ...’ın beyanının tekrar tespit edildiği, 28.12.2007 tarihli celsede inceleme dışı davanın mağduru ...’ın önceki beyanları ile yakalama ve zapt etme tutanağı, doktor ve ekspertiz raporlarının okunduğu, 28.12.2007 tarihli oturumda mağdur ...’ın eşi.....’ın tanık olarak ilk kez ifadesinin alındığı, Kollukta dinlenilen tanık...’ın beyanlarının Mahkemede tespit edildiği, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde sanıklar ..., ..., ... hakkında verilen 26.12.2012 tarihli kararda..., ... ve ...’in beyanlarına yer verildiği ancak....., ..., ... ve ...’ün beyanlarına gerekçede yer verilmediği, Anlaşılmaktadır. Yerel Mahkemece, sanıklar ..., ... ve ...'nun nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin 26.12.2012 tarihli ve 237-395 sayılı kararda; “Müşteki ve tanık beyanları, sanık savunmaları, ekpertiz raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ...Müşteki sanık ...'ın Boğaz Köprüsü girişinde trafik polisleri tarafından durdurulduğunda, üzerinde sahte polis kimlik kartının çıkması ve bu olayın yazılı ve görsel basında ...'in daha önceden Drej Ali lakaplı ... ile çıkar amaçlı organize suç örgütüne üye olmak suçundan gözaltına alındığı ve haklarında işlem yapıldığı haberi ile birlikte verilmesi üzerine, sanık ...'ın kardeşi sanık ...'ın aynı gün müştekiyi telefonla arayarak Şişli, Kuştepe, ... Sokak, ..., Kat: 1'deki iş yerlerine çağırdığı, müşteki sanığın belirtilen yere gittiğinde, sanık ...'ın bu olaydan bahsederek, bu olayın kendi ailesine de dokunduğunu, bunun diyeti olarak 250 bin dolar getirmesi gerektiğini ağabeyi ...'ın söylediğini belirttiği, sonra sanık ...'ın da müştekiyi bürosuna çağırdığı, müşteki sanığın belirtilen yere gittiğinde sanık ...'ın bundan sonra muhatabın kendisi olduğunu söyleyerek, müştekiden 250 bin dolar para ve bu parayı verinceye kadar güvence olarak oturmakta olduğu evin tapusunu, kendisinin göstereceği bir şahsa devretmesini istediği, müştekinin evin eşine ait olduğunu söylemesi üzerine, yanına adamları olan sanıklar ... ve ...'yu vererek müştekiyi eşini ikna etmesi için evine gönderdiği, sanıklar ... ve ...'nun müştekiyi sanık ...'a ait bir otoya bindirmek istedikleri, müşteki sanığın itiraz etmesi üzerine sanık ...’nun silahını çıkartarak...'e doğrultmak suretiyle arabaya bindirerek evine götürdükleri ve evin dışında...'i bekledikleri, ...'in evde eşini ikna edemeyince, telefonla durumu sanık ...'a bildirdiği, eve gelen sanık ...'ın müştekiye evi muhakkak vermesi gerektiğini, yoksa kendisinin ve ailesinin zarar göreceğini söyleyip cipini ve ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesini istediği, ...'ın kabul etmesi üzerine sanık ...'ın dışarıda bekleyen sanıklar ... ve ... ile buradan ayrıldıkları, Müşteki sanığın, ertesi gün ... plakalı cipini ve ortağı olduğu dükkândan aldığı 30.000 TL tutarındaki hissesine karşılık gelen telefonları sanık ...'a verdiği, bir gün sonra bu kez sanık ...'ın müştekiyi iş yerine çağırıp gelen müştekiyi tokatlayarak, otosunun kredili olduğundan satılamadığını, vermiş olduğu cep telefonlarının da satılarak parasının ve başka nakit paraların getirilmesini isteyerek müştekiye bu malzemeleri geri verdiği, bunun üzerine müştekinin nakit arayışına girerek eniştesi...'dan temin ettiği 14.684 USD ve 17 milyar lira tutarında iki adet çek ile telefonların satışından elde ettiği 9 milyar lira nakit parayı sanık ...'ın yazıhanesine götürdüğü sanık ...'ın para miktarını beğenmediği için sanık ...’ın da olduğu ortamda müştekiyi darbettiği, bu olay üzerine sanık ...'ın müştekiden talep ettiği parayı 500 bin dolara yükselttiğini, babasının dükkânını, evini, çekleri kendisine vermesi gerektiğini söyleyip müştekiyi sanıklar ..., ... ve ...ile birlikte müştekinin babası ...'ın işlettiği Bakırköy'deki ... Restorana gönderdiği, sanık ...'ın, müştekinin babası ...'ı da restorana çağırdığı ve restorana gelen ...'a müştekiden 500 bin dolar alacakları olduğunu, bu para ödenmediği takdirde ailesine zarar vereceklerini, bu nedenle restorandaki hissesini devretmesini istediklerini söylediği, bu arada müşteki ...'ın dosyada fotokopileri bulunan 9 bin TL ile keşidecisi... olan hamiline yazılı 17.000 TL bedelli 20.04.2005 tarihli çeki ve keşidecisi BBS Genel Taahhüt Makine Sanayi Tic. AŞ olan Karsan Taahhüt Reklam İnş. San. Tic. Ltd. Şti. lehine düzenlenmiş 14.864 USD bedelli 30.04.2005 tarihli çekleri sanık ...'a verdiği, sanık ...'in de bunları yan masada güvenlik amacı ile bekleyen sanık...'a verdiği, bu sırada sanık ...'nun ...'a cep telefon numarasını verip bir gün sonra aramasını ve iş yerinin devri konusunda noterde buluşmalarını söylediği, müşteki ...’ın sanıklardan biraz uzaklaşarak telefon ile polisi aradığı, bu telefon konuşmasından tedirgin olan sanık ...'ın oturduğu masadaki sandalyenin örtüsünün altına üzerinden çıkardığı tabancasını koyduğu ve masadan kalktığı sırada olay yerine gelen polislerce yakalandıkları, sanık...’ın üzerinde müştekiden tehdit ile alınan para ve çeklerin ele geçtiği, sanık ...’ın bıraktığı Glock marka ruhsatsız tabanca, şarjör ve 15 adet mermisinin ve sanık ...'ın kullandığı... plakalı Toyota marka cip içinde şoför koltuğunun yanında bulunan göz içinde 14 adet mermi ve şarjörünün ele geçtiği (her ne kadar yargılama sonunda 6136 sayılı Yasa kapsamında kalan mermiler ve ruhsatsız tabancadan dolayı zamanaşımı süresi dolduğundan düşme kararı vermek gerekmiş ise de şekli bir suç görünümünde olan ruhsatsız silah ve mermi bulundurma suçlarının sübutunu etkilemediği, sözü edilen suçların sabit olduğu) anlaşılmış olmakla, Sanıklar ... ve ...'ın, yukarda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, olay tarihinde müştekiye ait malvarlığına konu nakit para, cip ve cep telefonlarını suç örgütünün korkutucu gücünü kullanmak suretiyle vücut bütünlüğüne zarar verileceği tehtidi ile rızası dışında aldıkları, Sanık ...'nun ise; sanık ...'ın talimatı ile müştekinin eşinin üzerine olan evinin tapusunu müştekinin eşini ikna etmek suretiyle almak üzere ... ile birlikte yanlarına (müştekinin gitmek istememesi üzerine sanık ...'nın silahını çıkartarak müştekiye doğrultup yaşamıyla tehdit etmek suretiyle otomobile bindirerek) müştekiyi alarak evine götürülmesi, müştekinin evinin önünde beklenmesi eylemlerini gerçekleştirdikten sonra müştekinin evin tapusunun sanık ...'ın üzerine devri için eşini ikna edemediğini ...'a bildirmesi üzerine de ...'un müştekinin evine gelip ‘müştekiye evi muhakkak vermesi gerektiğini, yoksa kendisinin ve ailesinin zarar göreceğini’ söylemesi ve daha sonra da müştekiden cipini ve ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesini istemesine karşılık, müştekinin bunu kabul etmek zorunda kalması sürecinde sanığın müştekinin evinin önünde sanık ...'tan aldığı talimat ve dolayısıyla kardeşi ...'ın da bilgisi ve istemi doğrultusunda müştekinin mal varlığına ait belirtilen değerleri devretmesi hususunda ikna edilmesi eyleminde etkin bir şekilde rol alarak üzerine atılı yağma suçunu işlediği, ... Kanaatine varılarak mahkûmiyetlerine yönelik aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.” şeklinde gerekçe gösterilmiştir. Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun Maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir", Hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, bozma sonrası yerel mahkeme tarafından CMK’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfi olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 gün ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece, sanıklar ..., ..., ... ile birlikte incelenen dosyanın sanıkları ... ve...’ın mağdur ...’a yönelik nitelikli yağma suçunu işledikleri kabul edilerek kurulan mahkûmiyet hükümleri ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2015 tarihli ve 152259 sayılı itiraznamesinde, Yerel Mahkeme hükümlerinin gerekçesinde kimi tanık ifadelerine yer verilmediği, buna ilişkin delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği bu şekilde hükümlerin Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörüldüğü şekilde kanuni ve yeterli gerekçe içermediği itirazen ileri sürülmüş ise de; CMK’nın 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince sanıklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetlerine dair 26.12.2012 tarihli ve 237-395 sayılı hükümlere ilişkin gösterilen gerekçede; Mağdur ... ile ...’ın Kolluktaki ilk beyanları, bu beyanları doğrulayan adli tıp raporu içeriği ile sanık...’ın yapılan üst aramasında üzerinde 65 adet 100’lük, 50 adet 50'lik banknotlar hâlinde toplam 9.000 YTL nakit para ile Tekfen Banka ait 20.04.2005 keşide tarihli hamiline düzenlenmiş 17.000 YTL, Asya Finans Banka ait 30.06.2005 keşide tarihli 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek ile yine iş yerinde girişe göre sol tarafındaki bölümde, sandalye üzerinde, şarjöründe 14 adet, namlusunda 1 adet olmak üzere toplam 15 adet 9 mm çaplı mermi bulunan Glock marka bir tabanca bulunduğuna ilişkin 19.04.2005 tarihli yakalama ve zapt etme tutanağının hep birlikte değerlendirilip ilişkilendirilmiş olması, 5271 sayılı CMK'nın 230/1-b maddesinde açıklandığı gibi Yerel Mahkemece, hükmün gerekçe kısmında hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun belirtilmesi ve bunun dayanaklarının geçerli, yeterli ve kanuni olacak şekilde gösterilmesinin gerektiği, fakat söz konusu leh ve aleyhe delillere makul bir gerekçe ile cevap verilmesi zorunluluğundan bahsedebilmek için bu delillerin öncelikle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olmasının gerektiği, soruşturma aşamasındaki ilk beyanlara ve soruşturma aşamasında elde edilen delil ve raporlara dayanarak mahkûmiyet hükmünü temellendirip gerekçe oluşturan Yerel Mahkeme hükmüne yönelik itirazda, kovuşturma aşamasında var olduğu belirtilen " kimi tanık ifadelerine yer verilmediği, buna ilişkin delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği" şeklindeki eksikliklerin ise davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olmadığı, dolayısıyla Yerel Mahkemece bu delillere neden itibar edilmediğinin belirtilmemesinin CMK'nın 230. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğinin, Yerel Mahkemece kurulan hükümlerde, 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesinde (a) bendinde gerekçeli kararda gösterilmesi gerektiği belirtilen iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlere yer verilmiş olması, Kanun’un 230. maddesinin (b) bendinde belirtildiği şekilde 26.12.2012 tarihli ve 237-395 sayılı hükme esas alındığı kabul edilen olay yeri tutanağı, ev ve oto arama tutanakları, mağdur ... ve tanıklar ..., ... ve inceleme dışı davanın mağduru ...’ın ifadeli teşhis tutanaklarının tek tek ve açıkça sayılması, reddedilen veya hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesinin ancak dosyada bu nitelikte delil bulunduğunda gündeme gelebileceği ve böyle bir delilin dosyada bulunması hâlinde gerekli olduğu, yine hükümlerde Kanun’un 230. maddesinin (c) bendinde hüküm altına alındığı şekilde ulaşılan kanaatin, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunun nitelendirilmesinin yapıldığının, Anlaşılması karşısında Yerel Mahkemenin sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin gerekçesinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli olduğu kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermediği, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. 2- Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Görev” başlıklı 3. maddesinde “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” hükmü getirilmiştir. Madde yönünden yetki olarak da tanımlanan görev ilişkisi, mahkemelerin hangi ağırlıktaki suçları yargılama yetkisine sahip oldukları anlamına gelmektedir. Karar tarihi itibarıyla yürürlükteki hâli ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 8. maddesinde ceza mahkemelerinin sulh ceza, asliye ceza, ağır ceza ve özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. 5235 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasında ceza mahkemelerinin, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulacağı, 4. fıkrada özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. Yine aynı Kanun’un 12. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevleri belirtildikten sonra 13. maddede, “Diğer ceza mahkemeleri, özel kanunlarla belirlenen dava ve işleri görür” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemeler karşısında, 5235 sayılı Kanun’un 9 vd. ile 12. maddelerinde belirtilen ağır ceza mahkemelerinin genel yetkili, 9. maddenin 4. fıkrası ile 13. maddede belirtilen ceza mahkemelerinin ise özel yetkili mahkeme niteliğine sahip olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu bu hükümler ve CMK’nın mülga 250. maddesindeki düzenlemeden hareketle bu mahkemelerin özel düzenlemelere dayanılarak kurulmuş “özel yetkili” mahkemeler olduğu sonucu çıkmaktadır. İlgili mevzuatta özel yetki ve özel yetkili mahkemeden bahsedilmese de uygulamada bu hükümlerden hareketle, bu mahkemeler “özel yetkili ağır ceza mahkemeleri” olarak tanımlanmış, doktrin ve uygulamada da bu şekilde ifade edilegelmiştir. (Prof. Dr. Faruk Turhan / Arş. Gör. Meliha Akgül Altıkat / Arş. Gör. Abdurrahim Altıkat / Öğr. Gör. Tarık Söylemiş, 6352 Sayılı Kanunla Kurulan Özel Yetkili Bölge Ağır Ceza Mahkemelerinin Yapısı, Yetkileri ve Uygulanacak Olan Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri.) Bu aşamada 5271 sayılı CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri hakkında detaylı bilgi verilmesi faydalı olacaktır. 1961 Anayasası’nın “Mahkemelerin kuruluş, görev ve yetkileri ile işleyiş ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir" hükmünü içeren 136. maddesine, 15.3.1973 tarihli ve 1699 sayılı Kanun ile "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet güvenlik mahkemeleri kurulur. Ancak sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır." hükmü eklenmiş, maddenin daha sonraki fıkralarında bu mahkemelerin yapısı belirtilmiştir. Anayasa'nın bu maddesinde yapılan değişiklikle, Devlet güvenlik mahkemeleri anayasal bir kurum hâline getirilmişti. Anayasa'nın 136. maddesine eklenen hüküm doğrultusunda, 11.7.1973 tarihli ve 1773 sayılı "Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"la Devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuş ve göreve başlamıştır. Bu Kanun'un 1 ve 6. maddelerinin Anayasa'nın eşitlik ve doğal hâkim ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmış ve Anayasa Mahkemesi, 06.05.1975 tarihli ve 35-126 sayılı kararı ile Kanun’u şekil yönünden iptal etmiştir. (Hamide Zafer, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin Görevine Giren Suçlarda Muhakeme Usulü, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Mehmet Somer’in Anısına Armağan Özel Sayısı, s.1078.) 1982 Anayasası’nın 143. maddesinde DGM’lerin kurulmasına yönelik yeniden düzenleme yapılmış ve buna istinaden 16 Haziran 1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (2845 sayılı DGM Kanunu) yürürlüğe girmiştir. 1982 Anayasası’nın 143. maddesi ve 2845 sayılı DGM Kanunu’nun 1. maddesinde ülkenin bölünmez bütünlüğü, demokratik düzen ve Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçları yargılamak amacıyla DGM’lerin kurulduğu belirtilmiştir. 1982 Anayasası’nın 143. maddesi ve 2845 sayılı DGM Kanunu’nun 5. maddesine göre, bu mahkemelerin bir asıl ve bir yedek üyesi birinci sınıf askeri hâkimler arasından, Cumhuriyet savcı yardımcıları ise, askeri hâkimler arasından atanabilmekteydi. Ancak, DGM’de yargılanan bir sanığın Türkiye aleyhine yaptığı başvuruda AİHM, DGM’lerin askeri mahkemeler olmamalarına rağmen, askeri hâkimin üye olarak bu mahkemelerde görev almasına ve bir sivilin kısmen de olsa silahlı kuvvetler üyelerinden oluşan bir mahkemede yargılanmasına dikkat çekerek, DGM’lerin bağımsız ve tarafsızlığından kuşku duyulacak haklı nedenlerinin bulunduğunu belirtmiş, DGM’lerde askeri hâkimlerin görev yapmasını, AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınmış olan bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde yargılanma hakkının ihlali olduğuna karar vermiştir. AİHM’nin bu kararları üzerine devam eden süreçte, 18 Haziran 1999 tarihli ve 4388 sayılı Kanunla Anayasa’nın 143. maddesinde ve 22 Haziran 1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun’la 2845 sayılı DGM Kanunu’nun 5. maddesinde yapılan değişiklikle askeri hâkim ve savcıların DGM’lerde görev yapmalarına son verilerek, bu mahkemelerin sivilleştirilmesi sağlanmıştır. Nihayet DGM’lerin kurulmasına yönelik anayasal düzenlemeyi içeren Anayasa’nın 143. maddesi, 5170 sayılı Kanun'la 07 Mayıs 2004 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Bu düzenleme sonrasında, 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun'la (5190 sayılı Kanun) DGM’ler, 30 Haziran 2004 tarihinde kaldırılmıştır. 5190 sayılı Kanun'la sadece DGM’lerin kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmamıştır. Özellikle, gelişen teknolojiye bağlı olarak terör ve organize suçlardaki artış ve bu suçların işleniş şekillerindeki karmaşık yapı nedeniyle, bu suçların hızlı bir şekilde soruşturularak yargılanabilmesi amacıyla, bu suç alanlarında uzmanlaşmış hâkim ve savcıların görev yaptığı ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğundan hareketle, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na (CMUK) 394. maddeden sonra gelmek üzere “Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme Usulü” başlığı altında 394/a-394/d maddeleri eklenerek, kaldırılan DGM’lerin yerine Ağır Ceza Mahkemelerinin kurulmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu yeni düzenleme ile “yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde” ağır ceza mahkemelerinin kurulması kabul edilmiştir. Kurulan bu yeni ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçlar da büyük oranda kaldırılan DGM’lerin görevine giren suçlarla aynı tutulmuş, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun’da düzenlenen suçlar, yeni mahkemenin görevi kapsamı dışına çıkarılmıştır. 2004 yılında yapılan bu düzenlemeyi kısaca belirtmek gerekirse; CMUK’ya eklenen md. 394/a’da, katalog hâlinde düzenlenen ve genel olarak Terörle Mücadele Kanunu ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçların yargılanmasında yeni kurulan ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir. CMUK’nın, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılması üzerine de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK), CMUK’nın 394/a- 394/d. maddesi hükümlerinde önemli bir değişiklik yapılmadan bu maddeler CMK’nın 250 vd. maddelerinde yeniden düzenlenmiştir. CMK’nın 250. maddesinde, CMUK’nın 394/a fıkrasında ise düzenlenen ağır ceza mahkemelerinin kuruluşuna tekrar yer verilmiştir. CMK’nın 250. maddesinde bu ağır ceza mahkemelerinin görev ve yargı çevresinin belirlenmesine yer verilmiş, 251. maddede bu mahkemelerin görev alanına giren suçların soruşturulması ve 252. maddesinde ise kovuşturma usulleri düzenlenmiştir. CMUK’da, ağır ceza mahkemeleri için 394/a-394/d maddelerinde yapılan düzenlemelere, CMK’nın 250-252. maddelerinde benzer şekilde yer verilmiş, yeni düzenlemede bu mahkemelerin özel yetkileri korunmuş ve mahkemenin görevine giren suçlar bakımından herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Mahkemenin yapısı bakımından da CMUK ve CMK’daki düzenlemeler büyük oranda benzerlik taşımaktadır. 02 Temmuz 2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 105. maddesinin 6. fıkrası ile CMK’nın 250-252. madde hükümleri, 05 Temmuz 2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. 6352 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesinde; “...(4) Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlükten kaldırılan 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunur. Bu davalarda, yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun l0 uncu maddesinin kovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır. (5) Ceza Muhakemesi Kanununun 251 inci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen Cumhuriyet savcıları yürütmekte oldukları soruşturmalara, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca Terörle Mücadele Kanununun l0 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet savcıları göreve başlayıncaya kadar devam ederler. ... (7) Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerine yapılmış olan atıflar, Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış sayılır.” hükmü getirilmiştir. 6352 sayılı Kanun’un 75. maddesi ile TMK'nın 10. maddesi hükmü de yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenlenen TMK’nın 10/1. maddesinde; TMK kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davaların, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine HSYK tarafından, yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görüleceği belirtilmiştir. Buna göre, 6352 sayılı Kanun ile daha önce görevde olan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin özel yetkileri kaldırılırken, aynı zamanda yeni bir düzenleme ile yeni ağır ceza mahkemeleri kurulmuştur. (Prof. Dr. Faruk Turhan / Arş. Gör. Meliha Akgül Altıkat / Arş. Gör. Abdurrahim Altıkat / Öğr. Gör. Tarık Söylemiş, 6352 Sayılı Kanunla Kurulan Özel Yetkili Bölge Ağır Ceza Mahkemelerinin Yapısı, Yetkileri ve Uygulanacak Olan Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri.) 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesinde; “12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. ‘GEÇİCİ MADDE 14- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemeleri ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri kaldırılmıştır. Kaldırılan bu ağır ceza mahkemelerinde görev yapan başkan ve üyeler ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçların soruşturmasında görevlendirilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, beşinci fıkra uyarınca devirlerin tamamlanmasından itibaren on gün içinde müktesepleri dikkate alınarak uygun görülecek bir göreve atanırlar. Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca yürütülen soruşturma dosyaları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yetkili Cumhuriyet başsavcılıklarına devredilir. 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemelerinde ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinde derdest bulunan dosyalar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve görevli mahkemelere devredilir. Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtayın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur. Üçüncü ve dördüncü fıkralar uyarınca yapılacak devir işlemleri, bu Kanunla kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde görevlendirilen hâkimler ile Cumhuriyet savcıları tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde sonuçlandırılır. Dosyaların devir işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, devredilen dosyalarla ilgili koruma tedbirleri hakkında karar vermeye bu mahkemelerin bulunduğu yer hâkim ve mahkemeleri yetkilidir. Ayrıca, bu Kanunla kaldırılan ağır ceza mahkemelerince verilip henüz gerekçesi yazılmamış olan hükümlerin gerekçeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç on beş gün içinde yazılır. Kaldırılan mahkemelerde bulunan ve kesinleşen dosyalara ait arşiv ve emanetler ile diğer evrak ve dokümanlar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenecek mahkeme veya mahkemelere devredilir ve müteakip işlem ve talepler bu mahkemelerce yerine getirilir veya karara bağlanır. Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri ile Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış atıflar ağır ceza mahkemelerine; bu mahkemelerin üyelerine yapılmış atıflar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Ankara Ağır Ceza Mahkemesine yapılmış sayılır. Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suçlar ile Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası kapsamına giren suçlara yapılan atıflar, Türk Ceza Kanununda yer alan; a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçuna, b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlara, c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlara (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), yapılmış sayılır. Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla açılmış olan davalarda, sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez.” düzenlemeleri yapılmıştır. Bahsedilen son yasal düzenleme ile; T.C. Anayasası’nın 37. maddesinde düzenlenen ve teminat altına alınan “Kanuni hâkim güvencesi” ilkesine uygun olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen usul ve esaslarla yargılama yapan ihtisas mahkemelerinin oluşturulduğu; bu mahkemelerin görev ve yetkilerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen kurallara tabi olacağı, özel yetkili yeni mahkemelerin kurulmasının söz konusu olmadığı, aksine ceza mahkemelerinde ihtisaslaşmanın sağlanmasının amaçlandığı, bu bağlamda; ihtisaslaşma ile mahkemelerin kanunla belirlenmiş görevlerinin değiştirilmesi söz konusu olmadan mahkemeler arasında sadece “iş bölümü” esasının getirildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun mülga 10. maddesiyle görevlendirilen, bilahare (02.07.2012 tarihli ve 6352 ile 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’larla) kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde olduğu gibi birden fazla mahallin tek bir mahallin yargı alanına bağlanmasının söz konusu olmadığı, bir başka ifadeyle yargı çevresiyle ilgili bir değişikliğin yapılmadığı, keza usûl hükümleri bakımından da özel bir düzenlemenin getirilmediği, genel hükümlerin uygulanmasına devam edileceği kabul edilmiştir. (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 12.02.2015 tarihli ve 224 sayılı kararı.) Öte yandan 5271 sayılı CMK’nın; Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri, başlığını taşıyan 7. maddesindeki, “Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.” kuralının üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Anılan hüküm, tasarıda olmamasına rağmen, Adalet Komisyonunca yasaya eklenmiş olup eklenme gerekçesi şu şekildedir; "Tasarıya 6 ncı maddeden sonra gelmek üzere "Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri" başlığı altında; görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemlerinin akıbetinin doktrin ve uygulamada tartışmaya yol açmasının önüne geçmek amacıyla tasarıya yeni bir 7 nci madde eklenmiştir." Konu öğretide tartışılmış olup, konuyla ilgili şu görüşler ileri sürülmüştür; “Madde bakımından yetkisiz hâkimin yaptığı işlemler geçersizdir. Böyle bir durumda, yetkisiz mahkemece tüm işlemler yenilenecek, o iş yargılama makamının önüne yeni gelen bir iş gibi görülerek, yeni bir yargılama yapılacak, sadece tekrarlanması mümkün olmayan işlemler varlığını sürdürecektir.” (Öztürk-Erdem; Uygulamalı Ceza Muhakemesi, 11. Baskı, sh.256), “Öğretide, madde bakımından yetkisiz mahkemenin yaptığı işlemler bakımından kural olarak bu işlemlerin geçersiz olduğu kabul edilmekte, tekrarlanması mümkün olanların yok hükmünde sayılacağı ileri sürülmekteydi, yeni düzenleme yasada var olan boşluğu öğretideki baskın görüşe uygun şekilde doldurmuştur.” ( Özbek; Ceza Muhakemesi Hukuku, 1. Baskı, sh. 540), “Duruşmanın sözlülüğü ve doğrudan doğruyalığı ilkeleri madde yönünden yetkisiz hâkimin yaptığı işlemlerin yenilenmesini zorunlu kılar. Ancak, yetkisiz (madde yönünden) mahkemenin tanık ve bilirkişi dinleme tutanaklarını erken dinleme tutanağı olarak kabul etmek, tanıkları ve bilirkişiyi bir daha dinleme olanağı yoksa, yetkisiz mahkemenin işlemleriyle yetinmek gerekir. Bu bağlamda, bir tanık hastalığı veya oturduğu yerin uzaklığı nedeniyle istinabe yoluyla dinlenmiş ise bu tutanaklar geçerli sayılmalıdır. Çünkü, yetkili mahkeme kendisi de doğrudan doğruya tanığı dinleyemeyecek istinabe olunan hâkime başvurmak zorunda kalacaktır. Aynı şekilde, sanık vareste tutulmayı talep etmiş veya sanık hazır bulunmadan yapılabilecek bir istisnai duruşma söz konusu ise yetkili mahkeme, yetkisiz mahkemenin işlemlerine dayanabilmeli ve onları geçerli saymalıdır.” (Centel-Zafer; Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, sh. 514), “Biz, işlemin ‘yenilenmesi mümkün olan ve mümkün olmayan’ ayrımından ziyade, işlemin madde yönünden yetki kavramına, yani asıl ceza davasının kovuşturma evresi bakımından yargılama yetkisinin bölüşülmesine sıkı sıkıya bağlı olup olmamasına göre bir ayrım yapılmasını öneriyoruz. Birinciler, ancak madde yönünden yetkili mahkemece yapılabilecek işlemlerdir. Bunlar, madde yönünden yetkili sayılan ikinci mahkemece mümkünse yeniden yapılabilmeli, bunun için onların ortadan kaldırılmasına (iptaline) ihtiyaç duyulmamalı, yani kaide müeyyidenin hukuk bakımından yok sayılması olmalıdır. Bu kaideye (mesela birinci mahkemece dinlenmiş olan tanığın ölmesinde olduğu gibi) yeniden yapmanın mümkün olmaması veya (birinci mahkemece dinlenmiş olan tanığın istinabe ile dinlenmiş tanık gibi sayılabilmesinde olduğu gibi) yeniden yapmağa ihtiyaç duyulmaması hâllerinde gerektikçe diğer hâllerde istisnalar elbet kabul edilebilecektir. Keza işlemin bir başka makam tarafından ortadan kaldırılması için kanunyolu tanınmış olan hâllerde, yokluk müeyyidesinin sözkonusu olamayacağı da açıktır. Bu da kaidenin bir istinasını oluşturacaktır. Buna karşılık (mesela tali bir davanın çözülmesinde olduğu gibi) madde yönünden yetki kavramının da dışında kalan ikinci grupta işlemlerin, sırf mahkeme madde yönünden yetkisiz diye, yeniden yapılması elbet gerekmez. Bu nedenle mesela birinci mahkemenin verdiği tutuklama veya ihtiyati tedbir kararı, soruşturma evresinde verilen tutuklama kararının kovuşturma evresinde de hükmünü sürdürmesinde olduğu gibi, geçerliğini korumalıdır.” (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu; Ceza Muhakemesi Hukuku, sh.384,385). Görüldüğü gibi, kanunla görevsiz mahkemece yapılan işlemlerin, tekrarlanması olanağı bulunmayanlar dışındakilerin, görevli mahkemece yeniden usulüne uygun olarak yapılması zorunluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk duruşmanın sözlülüğü, kanıtların doğrudan doğruyalığı ve adil yargılanma ilkesinin doğal sonucudur. Ancak CMK’nın 7. maddesindeki “Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.” ifadesini, işlemin yokluğu anlamında değil, adil bir yargılama için tekrarlanma olanağı var ise yenilenmelidir şeklinde anlamak ve yapılan işlemlerin bizzat o mahkeme huzurunda yapılmasının zorunlu olup olmadığı ölçüsüyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda görevsiz mahkemenin verdiği tutuklama kararının geçerliğini sürdürdüğü, görevsizlik kararı vermiş olan mahkemece dinlenmiş olan tanığın beyanlarının şartlar gerektiriyorsa istinabe yoluyla dinlenmiş tanık gibi beyanının değerlendirilmesi suretiyle hükme esas alınabileceği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İncelemeye konu olayda her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde; inceleme dışı davanın mağduru ... ile tanıklar..., ..., ..., ... ve ...’ün, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip yeniden dinlenilmeden ve görevsizlik kararı veren mahkemedeki ifadeleri de okunmadan hüküm kurulması itiraza konu edilmiş ise de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında, işlemlerin tekrarlanması istenen CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli ağır ceza mahkemelerini düzenleyen CMK’nın mülga 250-252. madde hükümlerinin, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 105. maddesinin 6. fıkrası ile 05.07.2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış olması, Kanun’un Geçici 2. maddesi ile, “...yürürlükten kaldırılan 250. maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunacağına” ilişkin hükmün de 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle getirilen “...Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemeleri ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri kaldırılmıştır.” hükmüyle tamamen son verilmiş olması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlükteki şekline göre artık tüm ağır ceza mahkemeleri arasında sadece “iş bölümü” esasının getirilmiş olması, usul hükümleri bakımından da bu mahkemeler arasında özel bir düzenlemenin mevcut olmaması, genel hükümlerin uygulanacağının anlaşılması, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 14.09.2007 tarihli oturumda sanıklar ..., ... ve birlikte incelenen dosyanın sanığı ...’ın savunmalarının yeniden tespit edilmesi, sanıklara önceki savunmaları, adli sicil ve nüfus kayıtları ile mağdur ... ve inceleme dışı davanın mağduru ...’ın soruşturma aşamasında ve görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdikleri ifadeleri ile dosyada bulunan dilekçeler, yakalama tutanağı, mağdur ... hakkında düzenlenen doktor raporu ve ele geçirilen tabancaya ilişkin uzman raporunun okunarak ayrı ayrı diyeceklerinin sorulması, mağdur ...’ın beyanının yeniden tespit edilmesi; 28.12.2007 tarihli oturumda ise sanık ... ve birlikte incelenen dosyanın sanığı...’ın savunmalarının yeniden tespit edilip, bu sanıklara da önceki ifadeleri ile nüfus ve adli sicil kayıtları ile diğer sanıkların aşamalardaki ifadeleri, iş yeri arama tutanağı, ev arama tutanağı, trafik cezası zabıtları, zapt etme tutanağı, para ve geçici zapt etme tutanağı, yakalama ve zapt etme tutanağı, oto görgü ve zapt etme tutanağı, mağdur ...’a ilişkin haberin bulunduğu gazete küpürü, mağdur ... hakkında düzenlenen adli raporun okunarak sanıklardan diyeceklerinin sorulması suretiyle bu beyan ve delillere karşı savunma olanaklarının sağlanmış olması, Karşısında; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde beyanları tespit edilen inceleme dışı davanın mağduru ... ile beyanları hükme de esas alınmayan tanıklar..., ..., ..., ... ile ...’ün, çözümsüzlük önermesi düşünülemeyecek olan kanun koyucunun yasal düzenlemesi ile kapatılmış olan CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip yeniden dinlenilmesinin mümkün olmadığı gibi, hükme dayanak gösterilen deliller de gözetildiğinde buna gerek de bulunmadığı, yenilenmesi mümkün ve telafisi olanaksız bu husus nedeniyle Yerel Mahkeme hükümlerinin bozulması gerektiği yönündeki itirazda isabet bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunduğu, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Öte yandan sanıklar müdafileri tarafından dosyaya sunulan dilekçelerde, bozma öncesi verilen hükümlerin temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince bozulmasına karar verilmesinden sonra sanıkların beyanları alınmadan bozmaya uyularak yeniden mahkûmiyet hükümleri kurulmasının kanuna aykırı olduğu savunulmuş ise de; Aleyhe bozmadan sonra sanığın beyanın alınması zorunluluğuna ilişkin olarak kısa bir açıklamada bulunulması faydalı olacaktır. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup aynı kurala 5271 sayılı CMK'nın 307/2. maddesinde de yer verilmiştir. Anılan bu Kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhine sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır. İnceleme konusu olayda ise; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraza konu etttiği sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte incelenen dosyanın sanıkları ... ve ...hakkında mağdur ...’a yönelik işledikleri iddia olunan nitelikli yağma suçundan kurulan ilk mahkûmiyet hükümlerine yönelik Cumhuriyet savcısı ... tarafından düzenlenen 27.05.2008 havale tarihli dilekçede herhangi bir temyiz talebinde bulunulmadığı, Yargıtay 1. Ceza Dairesince sadece sanık müdafilerinin temyiz talepleri ile sınırlı olarak incelenen hükümlerin “...Aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların aynı avukatla temsil ettirilmeleri suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 152/1 ve Avukatlık Yasası’nın 38. maddelerine aykırı davranılması,” nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında, mâhkûmiyet hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin sadece sanık müdafilerinin temyiz talepleri ile sınırlı olarak incelenmesi sonucu Yargıtay 1. Ceza Dairesince verilen 09.06.2010 tarihli ve 7383-4286 sayılı bozma kararının aleyhe bozma olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.07.2019 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2015/1150 E., 2019/516 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli)
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2006 tarih ve 211-350 sayı ile sanıkların eylemlerinin haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olduğu gerekçesiyle ve 5271 sayılı CMK’nın 3, 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği CMK'nın mülga 250.
Ceza Genel Kurulu         2015/1150 E.  ,  2019/516 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli) Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2006 tarih ve 211-350 sayı ile sanıkların eylemlerinin haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olduğu gerekçesiyle ve 5271 sayılı CMK’nın 3, 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26.05.2008 tarih ve 240-153 sayı ile sanıkların nitelikli yağma suçuna yardımdan lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g, 39, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunlukları ve mahsuba karar verilmiştir. Hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.06.2010 tarih ve 7383-4286 sayı ile; "...Aynı olay nedeniyle aynı suçlama ve aynı sevk maddeleri uyarınca yargılanan ve aşamalarda değişiklik gösteren savunmalarda inkara yönelen, bu nedenle de aralarında menfaat çatışması bulunan ve ayrıca getirtilen nüfus kayıtlarına göre kardeş oldukları anlaşılan sanıklar... ve ... ile sanık ...’in aynı avukatla, sanıklar...’ın aynı avukatla, sanık... ile sanık ...’nın aynı avukatla temsil ettirilmeleri suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 152/1 ve Avukatlık Yasası'nın 38. maddelerine aykırı davranılması;" isabetsizliğinden hukuki ve fiili irtibat nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 27.02.2013 tarih ve 304-31 sayı ile sanıkların nitelikli yağma suçundan lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunlukları, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba hükmedilmiştir. Bu hükümlerin de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.03.2015 tarih ve 3395-1185 sayı ile; "...a) Mahkemenin 26.05.2008 tarihli ve 240/153 sayılı kararının sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği, Cumhuriyet savcısının 'sanıkların mağdur ...’ı yağmaya teşebbüs suçundan da cezalandırılmaları’ istemiyle sadece bu suç yönünden aleyhe temyiz ettiği, mağdur ...'a yönelik yağma suçundan kurulan hüküm yönünden aleyhe temyiz bulunmadığı, sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesi gerektiği anlaşılmakla, sanıkların mağdur ...’a yönelik yağma suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g ve 62. maddelerinden sonra gelmek üzere 'CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına' ibaresinin eklenmesine, b) Suç tarihinin 19.04.2005 ve öncesi olması nedeniyle sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilemeyeceğinden, sanıklar hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerinden 'TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanmasına' ibaresinin çıkartılmasına, c) Hüküm fıkrasının (B) bendinde adli emanetin 2003/588 sırasında kayıtlı 7,65 mm çaplı tabanca ve tabanca şarjörünün TCK'nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmiş ise de, tabanca ve şarjörün bu dosya ile bağlantısı olmadığı anlaşılmakla, 'adli emanetin 2003/588 sırasında 6. sırada kayıtlı 7.65 mm çaplı 152494 seri no.lu tabanca ve 11. sırada kayıtlı tabanca şarjörünün ruhsata tabi olduğu hâlde ruhsatsız olarak kullanıldığı anlaşılmakla TCK'nın 54. maddesi uyarınca müsaderesine' ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, d) Yargılama masrafının 6183 sayılı Kanun'un 106. maddesinde belirlenen 20 TL'den az olması nedeniyle 6352 sayılı Kanun'un 100. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 324/4. maddesi gereğince Hazineye yükletilmesi gerekeceğinden, hüküm fıkrasındaki 'CMK’nın 324/4 maddesine göre belirlenen miktarı aşan aşağıda dökümü yazılan masrafların; sanık ... için yapılan 10 TL yargılama giderinin bu sanıktan, sanık ... için yapılan 10 TL yargılama giderinin bu sanıktan tahsiline' ibaresinin 'yargılama giderinin Hazine üzerinde bırakılmasına' şeklinde değiştirilmesine," karar verilmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.09.2015 tarih ve 242570 sayı ile; "...Hükümlü ... vekili Av. ... 17.04.2015 tarihli dilekçesinde, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dinlenen ... ve bir kısım tanıkların görevli 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenilmeyerek sadece ifadelerinin okunulması ile yetinilmesinin CMK'nın 7. maddesine aykırı olduğunu, hükümlünün suça ne yönde karıştığına dair açıklayıcı bir isnadın kararda gösterilmediğini, hükümlünün cezalandırılmasını gerektirecek bir eyleminin bulunmadığını ileri sürerek itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmasını talep etmiştir. Hükümlü ... vekili Av. Müslüm Kayacan 17.04.2015 tarihli dilekçesinde, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dinlenen ... ve bir kısım tanıkların görevli 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenilmeyerek sadece ifadelerinin okunulması ile yetinilmesinin CMK'nın 7. maddesine aykırı olduğunu, yağma suçlamasında mağdur ...'ın sonradan geri aldığı ilk polis ifadesi dışında bir delil olmadığını ileri sürerek itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmasını talep etmiştir. Dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelmekle karara karşı, aşağıda arz ve izah olunan nedenle itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür. İtiraz Nedenleri : İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; 1) Görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının, 2) Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yeterli olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. 1) Görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı; İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemeye bakıldığında; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri' başlıklı 7. maddesi; 'Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.' Hükmünü içermektedir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, görevsiz mahkemece yapılan işlemlerin, tekrarlanması olanağı bulunmayanlar dışındakilerin, görevli mahkemece yeniden usulüne uygun olarak yapılması zorunludur. Bir başka deyişle kural, görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin tamamının yenilenmesidir. Kuralın istisnası ise, işlemin yenilenmesi mümkün değilse bu işlemin geçerliliğini muhafaza etmesidir. Örneğin; görevsiz mahkemede dinlenilen tanığın görevli mahkemede tekrar dinlenilmesi zorunludur. Ancak, bu tanığın ölmesi hâlinde, yeniden dinlenilmesi mümkün olmadığından önceki beyanı ile yetinilecektir. Bu düzenlemenin diğer bir sonucu olarak, yeterli bir vicdani kanaatin oluşması için duruşmada edinilen izlenimi dikkate alması gereken görevli mahkemenin, yenilenmesi mümkün olduğu hâlde görevli olmayan mahkemede yapılan işlemlere dayanarak hüküm kuramayacağı da söylenebilir. Bu açıklamalar doğrultusunda ve 5271 sayılı CMK'nın 7. maddesi hükmü karşısında, görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/211 esas ve 2006/350 karar sayılı dava dosyasında dinlenen ve yargılamaya konu olayların restoranda geçen kısmıyla ilgili görgüsü bulunan mağdur ..., olay sırasında iş yerinin dışında bulunan tanıklar ... ve ..., olayın öncesine ait bilgileri bulunan tanıklar ....ve ....ile mağdur ...'ın kollukta verdiği ilk ifadeden sonra şikâyetten vazgeçmesiyle ilgili bilgisi bulunan tanık ...'ün, görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip usulüne uygun şekilde yeniden dinlenildikten ve mağdur ve tanık beyanları diğer delillerle birlikte tartışıldıktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, adı geçen kişiler dinlenilmeden ve görevsizlik kararı veren mahkemedeki ifadeleri de okunmadan eksik soruşturmayla hüküm kurulmasının isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır. 2) Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin yeterli olup olmadığı; İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelere bakıldığında; 1982 Anayasası'nın 'Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması' başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrası; 'Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Kararların gerekçeli olması' başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrası; 'Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar' başlıklı 230. maddesinin 1. fıkrası; 'Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar' başlıklı 232. maddesinin 3. fıkrası; 'Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.' Hükmünü içermektedir. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçede, mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmelidir. Gerekçede, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, bunun nitelendirmesinin yapılması ve hüküm bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Bu hususlar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2014 tarihli, E.2014/1-441 ve K.2014/421 sayılı ve 18/11/2014 tarihli, E.2013/8-830 ve K.2014/502 sayılı kararlarında açıkça vurgulanmıştır. Öte yandan, kararların gerekçeli olması, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen 'Adil yargılanma hakkı'nın somut görünümlerinden birisi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Gerekçeli karar hakkı olarak adlandırılan bu hak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla önüne gelen olaylarla ilgili verdiği bazı ihlal kararlarında da koruma altına alınmıştır (AYM, B. No: 2012/603, 20.02.2014; B. No: 2013/988, 10.03.2015; B. No: 2013/1213, 04.12.2013; B. No: 2013/4186, 15.10.2014; B. No: 2013/5459, 16.10.2014). Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (AYM, B. No: 2013/1213, 04.12.2013, § 26). Anayasa Mahkemesi, Oğuz Tatış ve diğerlerinin yaptığı bireysel başvuruyla ilgili olarak verdiği 15.10.2014 tarihli ve B. No:2013/4186 sayılı kararında; '... 60. Bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 31). ... 62. Mahkemeler, 'kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme' yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (bkz. Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16.12.1992, § 33), tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 34). ... 64. Ayrıca, ... mahkemelerin ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 36). 65. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (bkz. B. No: 2013/1235, 13.06.2013, § 24). Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte, bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması şart değildir. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene sahip olması gerekmektedir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 37). 66. Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması 'gerekçeli karar hakkı' yönünden zorunludur (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 38). 67. Aksi bir tutumla, mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında 'ilgili ve yeterli bir yanıt' vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olabilecektir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 39). ... 70. Buna karşın tarafsızlığı, keyfiliği, denetimden kaçmayı ve perdelemeyi önlemek için mahkemeler, kararın verilmesine neden olan temelleri yeterince açık olarak belirtmekle yükümlüdürler. Mahkemelerin yargılama süresince kendilerine iletilen her iddia ve talebi gözetme zorunda olmadıkları biçimindeki serbesti, kararın verilmesine neden olan temellere asgari açıklıkta değinilmesi görevini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 58).' Şeklindeki tespitlerinden sonra, gerekçeli karar hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesi açısından Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların nitelikli yağma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin hükmün gerekçesinde, Yerel Mahkemece öncelikle iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler gösterilmekle birlikte, 'deliller' bölümünde tanık ifadelerine yer verilmeden dosya arasında mevcut bilgi ve belgelerin listesi belirtilmiştir. 'Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe' olarak belirtilen bölümde ise, delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durulmadığı ve niçin bu sonuca ulaşıldığının anlatılmadığı, bu kapsamda; hangi tanıkların beyanlarına üstünlük tanındığı, mağdur ... ile babası ...'ın sonradan değiştirdikleri ifadelerinden hangisine neden itibar edildiği yasal gerekçeleriyle tartışılıp açıklanmadan kabul edilen oluşa göre suç nitelendirilmesi yapılarak cezaların belirlendiği anlaşıldığından, hükümlerin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ve yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarında öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği hâlde, söz konusu yasaya aykırılık nedenlerinden dolayı hükümlerin bozulmasına karar vermesi gerekirken, yukarıda yazılı şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermesinin isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır. Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenle; Dairenizin, 04.03.2015 tarihli ve 2014/3395 Esas, 2015/1185 Karar sayılı ... ve ...'la ilgili hükümlerin düzeltilerek onanmasına dair kararının kaldırılması, İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.02.2013 tarihli,.2012/304 esas ve 2013/31 sayılı kararının, görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanması zorunluluğuna uyulmaması ve mahkeme hükmünün gerekçesinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şartları taşımaması nedenlerinden dolayı bozulmasına karar verilmesi, İtirazın, Dairece yerinde görülmemesi hâlinde ise de, dosyanın, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Dairesince 10.11.2015 tarih ve 4774-5349 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak, hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle sanıklar..., ... ve ... hakkında aynı mağdura yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/1179 esas sayılı dosyası ile birlikte yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin, 2- Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Yakalama ve zapt etme, araç arama başlıklı tutanaklarda; Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne 19.04.2005 tarihinde 93 numara ile kayıtlı olarak yapılan ihbarda “Drej Ali lakaplı çete liderinin adamlarının ... isimli bir şahsı rehin aldıkları ve Bakırköy deniz otobüsleri karşısında bulunan... Restoran isimli iş yeri içerisinde darbettikleri, burada tutarak 500.000 Amerikan doları ile üzerine kayıtlı mal varlığını vermediği takdirde şahsı öldürüleceklerinin,” bildirilmesi üzerine nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü, şahısların yakalanması, iş yerinde ve varsa otomobillerinde arama yapılması talimatının alındığı, Sahil Kennedy Caddesi üzerinde bulunan... Türkü Evine gidildiği, girişe göre sağ tarafta bulunan ve canlı müzik yapılan yerde sol köşedeki masada oturan üç şahsa kimliklerinin sorulduğu, Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı Halil oğlu 1974 doğumlu ...; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı, Nazif oğlu 1958 doğumlu ... ile birlikte ihbarda sözü edilen İstanbul ili, Şişli ilçesi nüfusuna kayıtlı Cemal oğlu 1974 doğumlu ... isimli şahıslar olduklarının öğrenildiği, iş yerinin diğer bölümünde bulunan ve Adana ili, Seyhan ilçesi nüfusuna kayıtlı... oğlu 1980 doğumlu ... isimli şahsın da bu kişilerle beraber olduğu düşünülerek bu şahsın üzerinin arandığı, şahsın nereden aldığını beyan edemediği 65 adet 100’lük, 50 adet 50'lik banknotlar hâlinde toplam 9.000 YTL nakit para ile Tekfen Banka ait 20.04.2005 keşide tarihli hamiline düzenlenmiş 17.000 YTL, Asya Finans Banka ait 30.06.2005 keşide tarihli 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek bulunduğu, iş yerinin girişe göre sol tarafındaki bölümde, sandalye üzerinde, şarjöründe 14 adet, namlusunda 1 adet olmak üzere toplam 15 adet 9 mm çaplı mermi bulunan Glock marka bir tabanca görülmesi üzerine tabancanın muhafaza altına alındığı, tabancayı sahiplenenin olmadığı, ancak görevliler gelmeden önce tabancanın bulunduğu sandalyede sanık ...’ın oturduğunun öğrenildiği, yine bu kişinin kullandığı tespit edilen 34 ZY 0880 plaka sayılı Toyota marka cip içerisinde, aracın şoför koltuğunun yanında bulunan gözde, içinde 14 adet 9 mm çaplı fişek bulunan şarjör ve kılıfı içerisinde bir adet çelik avcı bıçağının bulunarak muhafaza altına alındığı bilgilerine yer verildiği, Mağdur ... hakkında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fatih Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20.04.2005 tarihli raporda; kafatası sol tarafta kulak arkası bölgesinde 10x10 cm ebadında ödem, sol tarafta skapula altı bölgede 1x2 cm ebadında abrazyon, alın orta bölgesinde ekimotik alan bulunduğu bildirilen mağdurdaki yaralanmanın şahsın yaşamını tehlikeye maruz kılmadığı, 7 gün mutat iştigaline engel teşkil ettiğinin bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... 20.04.2005 tarihinde İstanbul Organize Şube Müdürlüğünde verdiği ilk ifadesinde; oto galericisi olduğunu, ortaokulu ve liseyi Drej Ali olarak bilinen...’ın kardeşi ... ile birlikte okuduğunu, okuldan sonra da ... ile arkadaşlığının sürdüğünü, bu sırada ... ailesinin diğer fertleri ile de tanıştığını, ifade tarihinden 10 gün kadar önce Boğaziçi Köprüsünde aracıyla seyir hâlinde iken polislerin kendisini durdurduğunu, aracının plaka problemi nedeniyle karakola götürüldüğünü, açık kimliğini bilmediği Ramazan isimli bir kişiden para karşılığı aldığı polis muhabiri gazetesi kimliğinin yapılan üst araması sırasında üzerinde bulunduğunu, savcılık tarafından tutuklanması talebiyle Mahkemeye sevk edildiğini ancak serbest bırakıldığını, serbest bırakıldığı gün ...’ın kendisini telefonla arayıp Murat İş Hanı, kat 1, Şişli adresindeki yazıhanesine çağırdığını, yazıhaneye gittiğinde ...’ın kendisine “..., senin bu olayınla ilgili rezillik oldu, bu iş bizim aileye dokundu, bunun diyeti olarak 250.000 Amerikan doları getireceksin” dediğini, kendisinin ise ...’a neden kendisinden para istediklerini, yaptığı işin ... ailesi ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını söylemesi üzerine ...’un “Bu iş benden çıktı, Ali Ağabeyim bu şekilde istiyor, sen parayı nasıl hazırlayacaksın, onu söyle” dediğini, ... ailesinin içinde büyüdüğü ve aileyi tanıdığı için korktuğunu, itiraz edemediğini, hiç nakit parasının olmadığını, otomobilini ve hissedarı olduğu telefon dükkânındaki hissesini satarak parayı ödeyebileceğini söylediğini, bu tarihten önce de ... ailesine borç para verdiğini ancak borç verdiği bu paraları geri alamadığı gibi isteyemediğini, ...’ın yazıhanesinden ayrıldıktan bir saat kadar sonra bu kez...’ın kendisini telefonla arayıp bürosuna çağırdığını, ...’ın bürosunun ...’ın yazıhanesi ile aynı binada 5. katta olduğunu, ...’ın yanına gitmeden önce binanın 1. katında yazıhanesi bulunan ...’un yanına tekrar uğradığını, ...’un kendisine “...’ın kendisini Boğaziçi Köprüsündeki olayla ilgili çağırdığını ve çok sinirli olduğunu” söylediğini, ...’ın bürosuna gittiğinde...’ın kendisine “... bak, ... bundan sonra senin muhatabın değil, senin muhatabın bundan sonra benim, oturmuş olduğun evin tapusunu benim istediğim şahsa devredeceksin, istediğim parayı getirdiğin takdirde, evi geri alacaksın” dediğini, ...’a evin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu söyleyince, ...’ın “O vakit gidip hanımınla görüşeceksin, tapuyu benim istediğim kişinin üzerine devredecek” dediğini, bu sırada, silahlı olduklarını bildiği...’ın korumalığını yapan sanıklar ... ve ...’nun sağına ve soluna geçerek kendisini...’a ait Seat marka, lacivert renkli bir otomobile bindirmeye çalıştıklarını, karşı koyunca ...’nun belinden beyaz renkli bir tabanca çıkararak kendisine doğrulttuğunu ve araca binmesini istediğini, ...’ın kullandığı aracın arka koltuğuna bu şekilde binmek zorunda kaldığını, yanına ...’nun oturduğunu, evine gittiğini, şahısların dışarıda beklediklerini, durumu eşine anlattığını, eşinin evi kimseye devretmeyeceğini söylemesi üzerine telefonla ...’ı aradığını ve eşinin evi devretmeye yanaşmadığını söylediğini, bunun üzerine ...’ın ikametine geldiğini, eşinin çocuklarla beraber üst kata çıktığını, ...’un kendisine “Bu evi muhakkak vermeniz lazım, yoksa benim de yapacak bir şeyim yok, sen ve ailenden de zarar gören olur” dediğini, evin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, ev alınırken kayınpederinin de katkısının bulunduğunu söylemesine karşın ...’un anlayış göstermediğini, ailesine ve kendisine zarar gelebileceğini ihtar ederek, eşini ikna etmesi gerektiğini, bir gün sonrası için ... plaka sayılı Toyota marka, Land Cruiser model cipi ile ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesinin satılmasını, teminat olarak da tapu verilmesini istediğini, söylenenleri kabul ettiğini, ...’un kapıda ... ve ...’nun bekleyeceklerini söylemesi üzerine, çevredekilerin rahatsız olacağını, Ali Veysel ve ...’nın da kendisi ile birlikte gitmesini ...’tan istediğini, ...’un kabul etmesi ile tüm bu şahısların gittiklerini, ertesi gün ortağı olduğu telefon dükkânına gittiğini, hissesine karşılık gelen telefon cihazlarını almak istediğini ortağına söylediğini, ortağının şaşırdığını, ancak kendisi için önemli bir durum olduğunu söyleyince telefonları aldığını, aracın bagajına koyduğu telefonlarla Toyata marka cipini, aracın satışına ilişkin vekaletname ile birlikte Kadıköy’de ...’a teslim ettiğini, bu olaydan bir gün sonra...’ın kendisi telefonla arayarak Mecidiyeköy’deki bürosuna çağırdığını, yanına gittiğinde...’ın kendisine hakaret ederek tokat atmaya başladığını, aracın kredi ile alındığı için satışının yapılamadığını söyleyerek telefon cihazlarını satıp bir gün sonrası için bulabildiği kadar para getirmesini kendisinden istediğini, aracı ve telefonları alarak...’ın yanından ayrıldığını, eniştesi ...’dan 17.000 YTL ve 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek aldığını, ortaklıktan ayrılırken aldığı telefon cihazlarını KVK ve GENPA bayilerine satarak 9.000 YTL nakit para temin ettiğini, tüm bunları toparlayarak...’ın bürosuna gittiğini, ...’ın umduğu parayı göremeyince bürosunda bulunan sopalarla kafasına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurarak kendisini darbettiğini, aldığı darbeler sonucu yere yığıldığını, dövüldüğü sırada büroda...'ın kardeşi ...’ın da bulunduğunu, ...’ın adamlarının ise büronun kapısında beklediklerini, ...’ın kendisine “..., artık 250.000 Amerikan doları vermeyeceksin, bu saatten sonra borcun 500.000 Amerikan doları oldu, babanın dükkânını, evini, çeklerini, her şeyini bana vereceksin” dediğini, ...’a verdiği talimat doğrultusunda...’ın adamlarından ..., ... ve ...’la beraber iki araca binerek babasına ait... Restoran isimli iş yerine gittiklerini, ...’ın kendisinin...’ın yanına gelirken kullandığı araçla, ...’nun ise kendisi ile birlikte 34 ZY 0880 plaka sayılı Toyota marka siyah renkli araçla restorana gittiklerini, hep beraber restorana girdiklerini, Volkan’ın ayrı bir masaya oturduğunu, ..., ... ve kendisinin ise başka bir masaya oturduklarını, ...’un telefon ederek babası ...’ı restorana çağırdığını, restorana gelen babasına, kendisinden 500.000 Amerikan doları alacakları olduğunu, bu paranın ödenmemesi hâlinde kendisine ve ailesine zarar verileceğini söylediğini, babasının ... ailesi ile herhangi bir iş ilişkilerinin olmadığını söyleyip borcun neden kaynaklandığını sorması üzerine ...’ın “Sen orasını karıştırma amca” dediğini, babasının hisselerin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, mesai saatinin geçmesi nedeniyle bir gün sonra hisseleri devredeceğini söylediğini, kendisinin ise “Hisseleri vermeyelim para bulalım” diye karşı çıkması üzerine ...’un kendisine “Bu saatten sonra artık para olmaz, restorandaki hisseyi vereceksiniz” dediğini, bu sırada eniştesinden aldığı 14.684 Amerikan doları ve 17.000 YTL bedelli çekler ile 50 ve 100 YTL’lik banknotlardan oluşan 9.000 YTL’yi ...’a verdiğini, ...’un da bunları yan masada oturan ...’a verdiğini, bir süre sonra sivil kıyafetli polislerin gelerek ihbar olduğunu, kimlik kontrolü yapacaklarını söyleyip kimliklerine baktıkları ... ve ...’ı gözaltına aldıklarını, ...’ın oturduğu sandalyenin altında bir tabanca bulunduğunu, herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan, işlediği başka bir suçu bahane ederek kendisinden tehditle para isteyen, kendisini darbeden ve zorla alıkoyan sanıklar..., ..., ... ve ...’dan şikâyetçi olduğunu, Beyan etmiştir. Bu ifade tarihinden iki gün sonra mağdur ..., vekili Av. ...’ün imzasını da taşıyan 22.04.2005 havale tarihli dilekçesinde; ...’ı 15 yıldır tanıdığını, ailece dost olduklarını, dilekçe tarihinden yaklaşık 10 gün kadar önce Boğaziçi Köprüsünde emniyet şeridinde seyir hâlinde iken polisler tarafından yakalandığını, bu olayın basında ve televizyonlarda “Drej Ali’nin adamı yakalandı” şeklinde haberleştirildiğini, bu olaydan birkaç gün sonra ...’la buluştuklarını, Ömer’in kendisine “Hiç ilgimiz yokken senin yüzünden gazete ve televizyonlarda adımız çıktı” şeklinde sözlerle kızdığını, Ömer ile bu durumu konuşmak maksadıyla yine birkaç gün sonra... Restoranda buluşmak için sözleştiklerini, ...’ın yanında ... olduğu hâlde restoranın otoparkına geldiğini, basında çıkan haberler nedeniyle kendisine yeniden kızarak birkaç kez vurduğunu, korktuğu için restorana geçmeyi teklif ettiğini, bu sırada kendi şoförü olan Volkan Yağız’ın yanlarına geldiğini, Volkan’a arabasının anahtarını ve arabanın torpido gözünde bulunan çeklerle parayı verdiğini, restorana geçip oturduktan bir süre sonra polislerin geldiğini, ...’tan korktuğu için olayı büyüttüğünü, ...’un kendisinden para istediği, ...’ın kendisini dövdüğü, zorla evini, dükkânının hisselerini istediği şeklinde ifade verdiğini, ancak bunları korkusundan uydurduğunu, babasına da kendisini yalancı çıkarmayacak şekilde ifade vermesini tembihlediğini, ...’ın üzerinden çıkan çek ve paranın kendisine ait olduğunu, olayları sakin şekilde düşününce yaptığının yanlış olduğunu anladığını ve avukatı ile gelerek bu dilekçeyi sunduğunu belirttiği, Komiserler İbrahim Emre ve Şenol İleri ile polis memuru Atalay Olgun’un imzalarını taşıyan ancak mağdur ...’ın imzası bulunmayan 22.04.2005 tarihli tutanakta; şikâyetten vazgeçme dilekçesi sunan mağdur ... ile yapılan şifâhi görüşmede, sanıklardan ve ... ailesinden korktuğunu, ailesine bir zarar verilmemesi için şikâyetini geri aldığını beyan ettiğine ilişkin ibarelerin bulunduğu, Görülmüştür. Mağdur ..., sanıkların tutuklanmaları talebiyle sevk edildikleri Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgu sırasında müşteki olarak verdiği beyanında; emniyette verdiği ifadenin gerçeği yansıtmadığını, dilekçesinin doğru olduğunu, dilekçesini verirken Emniyet görevlileri ile görüşmediğini, polis tarafından tutulan 22.04.2005 tarihli tutanak içeriğini kabul etmediğini, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve dosyanın görevsizlikle gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Boğaziçi Köprüsünde seyir hâlinde iken polisler tarafından yakalandığını, araçtan telsiz, üzerinden de sahte polis kimliği çıkması üzerine polislerin hakkında işlem yaptıklarını, polislere...’ın adamı olduğunu söylemediğini, basına olayın farklı yansıtıldığını, bu olaydan sonra ...’ın kendisini Mecidiyeköy’deki bürosuna çağırıp birkaç kez kendisine vurduğunu ancak kendisinden herhangi bir maddi talepte bulunulmadığını, silah çekilmediğini, söz konusu çekleri ve 9.000 YTL’yi eşine Zülfü isimli bir galericiden araba almak için denkleştirdiğini, ...’ın kendisinin şoförü olduğunu, bu çek ve paraları Volkan’a muhafaza etmesi için verdiğini, olay günü de eşi ile olan sorunlarında yardımcı olmadığı için ve yine kendisine vurması nedeniyle ...’la tartıştığını, ...’un 34 ZY 0880 plakalı araç içerisinde kendisine kızarak vurduğunu, başını araca çarptığını, ... ve ... ile diğer sanıkların kendisini tehdit etmediğini, parasını almadıklarını, restoranda bulunan tabancanın şoförü olan ...’a ait olduğunu düşündüğünü, İnceleme dışı davanın mağduru ... 20.04.2005 tarihinde Kollukta; mağdur ...’ın babası olduğunu, İstanbul ili, Bakırköy ilçesi, Sahil Kennedy Caddesinde bulunan... Restoran isimli iş yerini 27 yıldır işlettiğini, olay günü oğlu ...’ın kendisini telefonla arayarak telefonu ...’a verdiğini, bu şahsın da kendisine iş yerinde buluşmak istediğini söylediğini, bunun üzerine iş yerine gittiğini, oğlu ..., ... ve isminin sonradan ... olduğunu öğrendiği şahsın bir masada oturduğunu yine ...’ın şoförü olarak bildiği ancak soyadını bilmediği Volkan isimli şahsın da ayrı bir masada tek başına oturduğunu gördüğünü, oğlu ..., ... ve ...’nın bulunduğu masaya giderek yanlarına oturduktan sonra ...’ın kendisine, restoranın hisselerini devretmesini söylediğini, nedenini sorduğunda ...’un kendisine “Cemal Amca, bunları soracak durumda değilsin, böyle bir şansın yok, benim dediğim şahısların üzerine hisseni devredeceksin” dediğini, iş yerindeki hisselerin eşinin üzerine olduğunu, ayrıca iş yerinde çalışan Halis Bal ve Murat isimli şahısların da hissesinin olduğunu, bu şahısların hisselerinin de kendilerine güvenmelerinden dolayı eşinin üzerine kayıtlı olduğunu söylediğini, ...’ın da, bu şahısları mağdur etmeyeceğini, hisseleri gösterecekleri şahsın üzerine devretmesini söylediğini, ...’nun telefon numarası vererek bir gün sonra bu telefondan arayıp noterde buluşmalarını söylediğini, ...’un bu arada kendisine muhasebeciyi arattığını ancak saatin geç olması nedeniyle muhasebecisine ulaşamadığını, oğlu ...’in o sırada masadan uzaklaşarak telefon görüşmesi yaptığını, ...’un bu telefon görüşmesinden şüphelenip, biraz telaşlanarak belinden siyah renkli bir tabanca çıkartarak oturduğu sandalyenin kılıfının altına koyduğunu ve yerinden kalkarak lavabonun olduğu yere doğru gittiğini, bu sırada iş yerine gelen sivil polislerin kimlik kontrolü yaparak ... ve Volkan isimli şahısları gözaltına aldıklarını, 20.04.2005 tarihli ifadeli teşhis tutanağında; birinci sırada bulunan ve isminin ... olduğunu öğrendiği şahsı, iş yerinde ... ve oğlu ... ile aynı masada oturan, kendisine cep telefonu numarası yazdırtan ve bir gün sonra kendisine telefon açıp iş yeri hisselerinin devri için noterde buluşacağını söyleyen kişi olarak teşhis ettiğini, ikinci sırada bulunan ... isimli şahsı, ...’ın şoförü olarak ve iş yerine geldiğinde ayrı bir masada oturan şahıs olarak teşhis ettiğini, altıncı sırada bulunan ...’ı da kendisini cep telefonu ile arayarak iş yerine çağıran ve hisselerini devretmesini isteyen, tabancasını sandalyenin kılıfının altına bırakan kişi olarak teşhis ettiğini, Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde, 18.07.2005 tarihinde; oğlu ...’in kendisini iş yerine çağırdığını, iş yerine gittiğinde ... ve oğlunu bir masada, oğlu ...’in şoförlüğünü yapan ...’ı da başka bir masada gördüğünü, kendisinin bu sırada ... ile ... arasında gergin bir durum olduğunu sezdiğini, oğlu ve ...’un dışarıya çıkıp tartıştıktan sonra yeniden masaya oturduklarını, geldiğinde oğlunun kafasında hafif bir çizik gördüğünü, ...’ın... Restoranın mülkiyetini kendisinden istemediğini, ...’nun kendisine telefon numarası vermediğini ve noterde buluşmak için çağırmadığını, sandalyenin kılıfının altında bulunan tabancanın kime ait olduğunu bilmediğini, emniyetteki ifadesinin doğru olmadığını, oğlu ...’in yönlendirmesi ile bu şekilde beyanda bulunduğunu, Mahkemedeki ifadesinin doğru olduğunu, Tanık ... Kollukta; mağdur ...’ın avukatı olduğunu, müvekkilinin Boğaziçi Köprüsündeki olay nedeniyle gözaltına alınmasından sonra tahliye olması için ...’ın yardımcı olduğunu; sanıkların sorgusunda müşteki vekili olarak verdiği beyanında; mağdur ... ile kendisinin imzalarını içeren 22.04.2005 tarihli dilekçeyi kendisinin Cumhuriyet savcısına havale ettirdiğini, mağdurla beraber Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne giderek dilekçeyi birlikte verdiklerini, mağdurun polis memurları ile tutanakta belirtildiği şekilde bir görüşmesinin olmadığını; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 14.09.2005 tarihinde; ...’ın kefaletle tahliye edilmesine ...’ın yardımcı olduğunu, ...’ın ...’ın şoförü olduğunu, ...’in kendisini telefonla arayarak “Ben ... ve arkadaşları hakkında şikâyette bulundum, yanlış ifadeler kullandım, şimdi vicdanen rahatsızım, şikâyetimden vazgeçmek istiyorum” demesi üzerine ...’in yazdığı şikâyetten vazgeçme dilekçesini gözden geçirip imzaladığını ve mağdur ...’le birlikte dilekçeyi Cumhuriyet savcısına havale ettirip emniyete verdiklerini, polis tutanağında belirtildiği gibi bir görüşmenin gerçekleşmediğini, Tanık ... Kollukta ve 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Ziya Türkü Evi Restoran isimli iş yerinde otopark görevlisi olarak çalıştığını, olay akşamı Toyota marka, siyah renkli bir cipten mağdur ... ile bir kişinin inerek restorana girdiklerini, bir kişiyi de aracın sürücü koltuğunda gördüğünü, ...’i daha önceden bu aracı kullanırken gördüğünü; 20.04.2005 tarihli teşhis tutanağında birinci sırada bulunan ve ismini ... olarak öğrendiği şahsın olay akşamı siyah renkli Toyota marka cipin arka koltuğundan inen şahıs olduğunu, ...’ın bu aracın sağ ön koltuğundan inerek restorana girdiğini, ... ve ...’u ise daha önceden görmediğini ve tanımadığını; Mahkemede; kolluktaki beyanından farklı olarak Volkan isimli şahsın ...’in şoförü olduğunu, teşhis tutanağındaki beyanlarını kabul etmediğini, tutanağı polislerin imzalattığını, Tanık ... Kollukta; olay tarihinde... Restoranın otoparkında çalıştığını, siyah renkli arazi taşıtının mağdur ...’a ait olduğunu, 20.04.2005 tarihli teşhis tutanağında beşinci sırada bulunan ve ismini ... olarak öğrendiği şahsın olay sırasında restoranda cam kenarındaki masada oturan şahıs olduğunu; 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ise; ...’ın ...’ın şöförü olduğunu, teşhis tutanağındaki beyanlarını kabul etmediğini, tutanağı polislerin imzalattığını, Tanık Orhan Selahattin Çevik Kollukta; İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde 13 yıldır cep telefonu alım satım işi yaptığını, mağdur ... ile 4-5 yıldır arkadaş olduklarını, ifade tarihinden iki ay kadar önce ...’e ortaklık teklif ettiğini, ...’in kendisine verdiği 30.000 YTL ile kâr ortağı olduğunu, yaklaşık bir hafta önce ise ...’in özel bir neden dolayısıyla paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek verdiği parayı geri istediğini, bu miktarda nakit parası olmadığı için ...’e 30.000 YTL değerinde cep telefonu cihazı verdiğini; 29.05.2006 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdurun paraya neden ihtiyaç duyduğunu sorduğunda, mağdurun eşine araba almak için paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini, bu hususu polisteki ifadesinde de belirttiğini ancak ifadesinin ayrıntılı alınmadığını, Tanık Tuncay Kalaycı Bakırköy 14.09.2005 tarihinde 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; 34 ZY 0880 plaka sayılı aracın kendisine ait olduğunu, bu aracı satmak için mağdur ...’ın Bostancı’daki galerisine götürdüğünü, ... galeride olmadığı için kendisini telefonla aradığını, ...’in telefonda aracı çalışanı olan ...’a teslim etmesini söylemesi üzerine aracı Volkan’a teslim ettiğini, Tanık Zülfü Serhat Sezmiş 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; Kadıköy’de oto galerisinin bulunduğunu, mağdur ...’i aynı işi yapması nedeniyle tanıdığını, ifade tarihinden 4-5 ay kadar önce mağdurla Alfa Romeo marka bir aracın 35.000-40.000 YTL bedel karşılığında satışı için anlaştıklarını, mağdurun aracın bedelini kısmen çek, kısmen de nakit olarak ödeyeceğini söylediğini, Tanık Ebru Tan 28.12.2007 tarihinde, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdur ...’ın boşandığı eşi olduğunu, mağdurun olay tarihinde ...’la aralarında sorun olduğunu, bu nedenle ...’un evin devrini istediği yönünde polise giderek ifade vermesini kendisinden istediğini, her şeyin ayarlandığını söylediğini, mağdurun bu isteğini kabul etmediğini ve polise ifade vermeye de gitmediğini, kimsenin kendisine gelerek evin devri konusunda kendisinden talepte bulunmadığını, ...’ı mağdurun şoförü olması nedeniyle tanıdığını, Tanık ... Kollukta; demir çelik ticareti ile uğraştığını, mağdur ...’ın, eşinin yeğeni olduğunu, mağdurun 14.04.2005 tarihinde iş yerine gelerek, maddi yönden çok sıkışık ve yardıma ihtiyacı olduğunu söylediğini, neden paraya ihtiyaç duyduğunu mağdura sorduğunda, mağdurun, bunun çok özel ve hayati bir mesele olduğunu söylediğini, bunun üzerine fazla üstelemediğini, mağdurun bu görüşmeden sonra sık sık telefon ederek maddi yardım talep ettiğini, 19.04.2005 tarihinde tekrar iş yerine gelen mağdura müşterilerinden aldığı 14.864 Amerikan doları ve 17.000 YTL tutarında iki adet çek verdiğini, çekleri alan mağdurun iş yerinden ayrıldığını; 28.12.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdurun eşi ile sorunları olduğunu, eşine araba alarak arasını düzeltmeyi planladığını söylemesi üzerine, mağdura iki adet çek ile bir miktar nakit para verdiğini, İfade etmişlerdir. Birlikte incelenen dosyanın sanığı... 08.10.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve 14.09.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; ...’ı kardeşi ...’ın arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını, ...’nun kardeşi ...’un iş ortağı, ...’ın mağdur ...’ın şoförü, ...’ın ise kendi şirketlerinde şoför olduğunu, ancak bu sanıklarla suç işlemek için örgüt kurmadığını, ...’a karşı gasp suçunu işlemediğini, ...’ın, kardeşi ... ile aralarında zaman zaman para alış verişi olduğunu, yine ...’ın kardeşi ile olan 15 yıllık arkadaşlığından yararlanarak isimlerini kullandığını, en son Boğaziçi Köprüsünde polislerce yakalandığında üzerinden sahte polis muhabiri kimliğinin çıkması olayında da ...’in isimlerini kullandığını, bu nedenle kardeşi ... ile ...’in tartıştığını ve ...’un ...’e birkaç tokat attığını duyduğunu, bu nedenle ...’ın kendilerini mağdur etmek için böyle bir şikâyette bulunduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, Birlikte incelenen dosyanın sanığı ... Kollukta, 18.07.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve 28.12.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi, Taşlıca köyü nüfusuna kayıtlı olduğunu, ithalat ve ihracat işiyle uğraştığını, sanık ... ...’ın kardeşi olduğunu, mağdur ... ile 15 yıllık arkadaşlıklarının bulunduğunu, sanık ... ile iş ortağı olduğunu, ...’ı ise ...’ın şoförü olması nedeniyle tanıdığını, ...’ın Boğaziçi Köprüsünde sahte komiser kimliği ile yakalanıp gözaltına alınması üzerine ...’in serbest kalması için gerekli 5.000 YTL kefalet bedelini kendisinin yatırdığını, ...’in serbest kalmasından sonra arayarak kendisini Mecidiyeköy’deki yazıhanesine çağırdığını, basında ve televizyonlarda ...’in...’ın adamı olduğu yönünde çıkan haberlerden duyduğu rahatsızlığı ...’e söylediğini, kızarak ...’e bir iki tokat attığını, ...’i kimsenin telkiniyle çağırmadığını ve kendisinden herhangi bir maddi talepte bulunmadığını, olay günü ...’ın çağırması üzerine ... ile birlikte ...’in babası ...’ın işlettiği restorana gittiğini, ...’i otoparkta siyah renkli bir aracın sürücü koltuğunda gördüğünü, gidip sağ ön koltuğa oturduğunu, ...’in eşi ile olan sorunlardan ve yazıhanede kendisine vurulmasından bahsederek yüksek sesle ve dik dik konuşması üzerine sinirlenerek araç içerisinde ...’in başına bir kez vurduğunu, vurmanın tesiri ile mağdurun başının aracın kapısına çarptığını, silahı olması durumunda ...’i sinirinden silahla vurabileceğini, daha sonra restorana geçtiklerini, ..., babası Cemal ve ... ile birlikte bir süre masada oturduklarını, bu sırada ...’in telefonla konuşarak yanlarından uzaklaştığını, bir süre sonra gelen polislerin kendilerini karakola götürdüğünü, mağdurdan para veya çek almadığını, bulunan silahın kendisine ait olmadığını, 34 ZY 0880 plaka sayılı aracın vaktiyle ortağı olan Tuncay Kalaycı’ya ait olduğunu ama bir süredir bu aracı mağdurun kullandığını, kendisinin bu aracı hiç kullanmadığını, araçta yapılan aramada 09.03.2005 tarihinde Marmaris’te kendi adına kesilmiş trafik cezası tutanağının bulunduğunun bildirilmesi üzerine, mağdurla Marmaris’e gittiklerinde aracı kullanan ...’in sürücü belgesi olmadığı için cezanın kendi ehliyetine kesildiğini, suçlamayı kabul etmediğini, Birlikte incelenen dosyanın sanığı ... Kollukta; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi, Yusufpaşa köyü nüfusuna kayıtlı olduğunu, ithalat ve ihracat işleriyle uğraştığını, ...’ı 15 yıldır tanıdığını, iş ortaklıkları bulunduğunu, mağdur ...’i ise ... vasıtası ile tanıdığını, ...’i ...’un Mecidiyeköy'deki yazıhanesinde gördüğünü, merhabalaştıklarını, ...’in darbedilip, kendisinden para talep edildiğine ilişkin bilgisinin bulunmadığını, böyle bir olaya tanık olmadığını, ...’in evine evin tapusunu almak için gitmediğini, olay günü saat 18.00 sıralarında ...’un, ... ile... Restorana gideceğini söylemesi üzerine kendisinin de gelmek istediğini söylediğini, bunun üzerine ticari taksiye binerek ...’la Bakırköy'deki... Restoranın otoparkına gittiklerini, ...’in siyah bir cipin sürücü koltuğunda oturduğunu, ...’un da mağdurun yanına oturduğunu, bir süre sonra ...’un mağdura bağırarak “Bizi rezil ettin, televizyonlara çıktın” diyerek bağırdığını, mağdura tokat atmaya başladığını, ...’in “Beni adamlarımın yanında rezil etme, sonra konuşuruz” diyerek birlikte restorana girdiklerini, ..., babası ve ... ile birlikte bir masada oturduklarını, bir süre sonra polisin gelerek kendilerini masadan kaldırıp arama yaptığını, para ve çek alışverişine tanık olmadığını, tabanca görmediğini, tabancanın kime ait olduğunu da bilmediğini, restoranın devri için ...’a telefon numarasını vermediğini; 30.09.2006 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; olay günü ...’la beraber mağdurun babasına ait restorana gittiğini, ...’in kendilerini kapıda karşıladığını, ... ve mağdur ...’in dışarı çıktıklarını, ...’un ...’e tokat attığını, ...’in başını kapıya vurduğunu, gasp suçunu işlemediklerini, herhangi bir suç örgütüne üye olmadığını; 14.09.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Sanık ... Kollukta; mağdur ...’ın yaklaşık 2 yıldır özel şoförlüğünü yaptığını, ...’la ... vasıtasıyla tanıştığını, ...’ı ve ...’yu tanımadığını, olay tarihinde ...’ı 34 ZY 0880 plaka sayılı araçla Kadıköy’den... Restorana getirdiğini, restoranın önüne geldiklerinde otodan indikleri sırada ...’ın torpido gözünden bir zarf çıkarıp kendisine verdiğini ancak bu zarfın içerisinde ne olduğunu bilmediğini, zarfı alarak montunun sağ cebine koyduğunu daha sonra bu zarfın içerisinden çek ve paraların çıktığını, ...’ın iddia ettiği şekilde kendisinden para istenme olayının olmadığını, ... ile ...’ın kendisine iftira attığını, sanığın ifadesini alan görevlilerce sanığı tanımadığını savunduğu ...’nun telefonunda kullandığını söylediği telefon hat numarasının kayıtlı olduğunun belirtilmesi üzerine ...’in numarayı vermiş olabileceğini, restoranda bulunan silahla ilgili bilgisinin olmadığını; 30.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; olay tarihinde ... ile birlikte Cemal’in restoranına gittiklerini, ...’ın şoförlüğünü yaptığını, bu restorana vardıklarında diğer kısımda ...’ın oturduğunu gördüğünü, bir süre oturduktan sonra ...’in kendisine bir zarf içinde para verdiğini, restoranda bulunan tabancanın kendisine ait olduğunu, arama sırasında para, çekler ve tabancanın üzerinden çıktığını, polisten korktuğu için kollukta silahın kendisine ait olduğunu söyleyemediğini, ...’ın ağabeyi olduğunu ancak suç işlemek için herhangi bir örgüt kurmadıklarını kimseye karşı yağma suçunu işlemediklerini; 28.12.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Sanık ... 30.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; ...’ın kardeşi olduğunu, olay yerinde bulunmadığını, ..., ... ve ...’yu tanıdığını, gasp suçunu işlemediğini, para almak için ve cipini teslim etmesi için ... ile birlikte ...’ı arabaya bindirip silah tehdidi ile eve götürmediklerini, suçsuz olduğunu; 14.09.2007 tarihinde CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesini aynen tekrar ettiğini, Savunmuşlardır. Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde sanıklar ... ve ... ile birlikte incelenen dosyanın sanıkları..., ... ve ...'nun yeniden sorgularının yapıldığı, mağdur ...’ın beyanının tespit edildiği, 28.12.2007 tarihli celsede inceleme dışı mağdur ...’ın önceki beyanları ile, yakalama ve zapt etme tutanağı, doktor ve ekspertiz raporlarının okunduğu, 28.12.2007 tarihli oturumda mağdur ...’ın eşi Ebru Tan’ın tanık olarak ilk kez ifadesinin alındığı, Kollukta dinlenilen tanık ...’ın beyanlarının Mahkemede tespit edildiği, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde sanıklar ... ve ... hakkında kurulan 27.02.2013 tarih ve 304-31 sayılı kararda; hiçbir tanık beyanının deliller arasında sayılmadığı gibi gerekçeli kararda da bu beyanlara yer verilmediği, Anlaşılmaktadır. Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan 27.02.2013 tarihli ve 304-31 sayılı karardaki mahkûmiyet hükümlerine ilişkin olarak; “...Müşteki ...'ın Boğaz Köprüsü girişinde trafik polisleri tarafından durdurulduğunda, üzerinde sahte polis kimlik kartının çıkması ve bu olayın yazılı ve görsel basında ...'in daha önceden Drej Ali lakaplı... ile çıkar amaçlı organize suç örgütüne üye olmak suçundan gözaltına alındığı ve haklarında işlem yapıldığı haberi ile birlikte verilmesi üzerine, Mahkememizin 2010/237 esas sayılı dosyasında haklarında karar verilen...'ın kardeşi ...'ın aynı gün müştekiyi telefonla arayarak ...'deki iş yerlerine çağırdığı, müştekinin belirtilen yere gittiğinde, ...'ın bu olaydan bahsederek, bu olayın kendi ailesine de dokunduğunu, bunun diyeti olarak 250 bin dolar getirmesi gerektiğini ağabeyi...'ın söylediğini belirttiği, sonra...'ın da müştekiyi bürosuna çağırdığı, müştekinin belirtilen yere gittiğinde...'ın bundan sonra muhatabın kendisi olduğunu söyleyerek, müştekiden 250 bin dolar para ve bu parayı verinceye kadar güvence olarak oturmakta olduğu evin tapusunu, kendisinin göstereceği bir şahsa devretmesini istediği, müştekinin evin eşine ait olduğunu söylemesi üzerine, yanına adamları olan sanık ... ve hakkında Mahkememizin 2010/237 esas sayılı dosyasında karar verilen ...'yu vererek müştekiyi eşini ikna etmesi için evine gönderdiği, sanık ... ve ...'nun müştekiyi...'a ait bir otoya bindirmek istedikleri, müştekinin itiraz etmesi üzerine ...’nun silahını çıkartarak müşteki ...'e doğrultmak suretiyle arabaya bindirerek evine götürdükleri ve evin dışında müşteki ...'i bekledikleri, müşteki ...'in evde eşini ikna edemeyince, telefonla durumu ...'a bildirdiği, eve gelen ...'ın müştekiye evi muhakkak vermesi gerektiğini, yoksa kendisinin ve ailesinin zarar göreceğini söyleyip cipini ve ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesini istediği, müşteki ...'ın kabul etmesi üzerine ...'ın dışarıda bekleyen sanık ... ve ... ile buradan ayrıldıkları, Müştekinin, ertesi gün ... plakalı cipini ve ortağı olduğu dükkândan aldığı 30.000 TL'lik hissesine karşılık gelen telefonları ...'a verdiği, bir gün sonra bu kez...'ın müştekiyi iş yerine çağırıp gelen müştekiyi tokatlayarak, otosunun kredili olduğundan satılamadığını, vermiş olduğu cep telefonlarının da satılarak parasının ve başka nakit paraların getirilmesini isteyerek müştekiye bu malzemeleri geri verdiği, bunun üzerine müştekinin nakit arayışına girerek eniştesi ...'dan temin ettiği 14.684 USD ve 17 milyar lira bedelli iki adet çek ile telefonların satışından elde ettiği 9 milyar lira nakit parayı...'ın yazıhanesine götürdüğü, ...'ın para miktarını beğenmediği için Ömer ... olduğu ortamda müştekiyi darbettiği, bu olay üzerine...'ın müştekiden talep ettiği parayı 500 bin dolara yükselttiğini, babasının dükkânını, evini, çekleri kendisine vermesi gerektiğini söyleyip müştekiyi ... ve sanık ... ile birlikte müştekinin babası ...'ın işlettiği Bakırköy'deki... Restorana gönderdiği, ...'ın, müştekinin babası ...'ı da restorana çağırdığı ve restorana gelen ...'a müştekiden 500 bin dolar alacakları olduğunu, bu para ödenmediği takdirde ailesine zarar vereceklerini, bu nedenle restorandaki hissesini devretmesini istediklerini söylediği, bu arada müşteki ...'ın dosyada fotokopileri bulunan 9 bin TL ile keşidecisi Nurettin Çolakoğlu olan hamiline yazılı 17.000 TL bedelli 20.04.2005 tarihli çeki ve keşidecisi BBS Genel Taahhüt Makine Sanayi Tic. AŞ olan Karsan Taahhüt Reklam İnş. San. Tic. Ltd. Şti. lehine düzenlenmiş 14.864 USD bedelli 30.04.2005 tarihli çekleri ...'a verdiği, ...'ın bunları yan masada güvenlik amacı ile bekleyen sanık ...'a verdiği, bu sırada ...'nun ...'a cep telefon numarasını verip bir gün sonra aramasını ve iş yerinin devri konusunda noterde buluşmalarını söylediği, müşteki ...’ın sanıklardan biraz uzaklaşarak telefon ile polisi aradığı, bu telefon konuşmasından tedirgin olan ...'ın oturduğu masadaki sandalyenin örtüsünün altına üzerinden çıkardığı tabancasını koyduğu ve masadan kalktığı sırada olay yerine gelen polislerce yakalandıkları, sanık ...’ın üzerinde müştekiden tehdit ile alınan para ve çeklerin ele geçtiği, ...’ın bıraktığı Glock marka ruhsatsız tabanca, şarjör ve 15 adet mermi ve kullandığı 34 ZY 0880 plakalı Toyota marka cip içinde şoför koltuğunun yanında bulunan göz içinde 14 adet mermi ile şarjörünün ele geçtiği (her ne kadar yargılama sonunda 6136 sayılı Yasa kapsamında kalan mermiler ve ruhsatsız tabancadan dolayı zamanaşımı süresi dolduğundan düşme kararı vermek gerekmiş ise de şekli bir suç görünümünde olan ruhsatsız silah ve mermi bulundurma suçlarının sübutunu etkilemediği, sözü edilen suçların sabit olduğu) anlaşılmış olmakla, Mahkememizin 2010/237 esas sayılı dosyasında haklarında karar verilen... ve ...'ın, yukarda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, olay tarihinde müştekiye ait malvarlığına konu nakit para, cip ve cep telefonlarını suç örgütünün korkutucu gücünü kullanmak suretiyle vücut bütünlüğüne zarar verileceği tehtidi ile rızası dışında aldıkları, Sanık ...'ın; ...'ın talimatı ile müştekinin eşinin üzerine olan evinin tapusunu müştekinin eşini ikna etmek suretiyle almak üzere hakkında Mahkememizin 2010/237 esas sayılı dosyasında karar verilen ... ile birlikte yanlarına (müştekinin gitmek istememesi üzerine ...'nın silahını çıkartarak müştekiye doğrultup yaşamıyla tehdit etmek suretiyle otomobile bindirerek) müştekiyi alarak gittikleri, müştekinin evinin önünde beklenmesi eylemlerini gerçekleştirdikten sonra müştekinin evin tapusunun sanık ... ...'ın üzerine devri için eşini ikna edemediğini ...'a bildirmesi üzerine de ...'un müştekinin evine gelip 'müştekiye evi muhakkak vermesi gerektiğini, yoksa kendisinin ve ailesinin zarar göreceğini' söylemesi ve daha sonra da müştekiden cipini ve ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesini istemesine karşılık, müştekinin bunu kabul etmek zorunda kalması sürecinde sanığın müştekinin evinin önünde...'tan aldığı talimat ve dolayısıyla kardeşi ...'ın da bilgisi ve istemi doğrultusunda müştekinin mal varlığına ait belirtilen değerleri devretmesi hususunda ikna edilmesi eyleminde etkin bir şekilde rol alarak üzerine atılı yağma suçunu işlediği, Sanık ...'ın; müştekinin ... plakalı arıcını ve ortağı olduğu dükkândan hissesine karşılık aldığı telefonları ...'a vermesinden sonra otonun kredili olması nedeniyle satılamaması sonrasında... tarafından çağrılarak darbedilip cep telefonlarının satılarak parasının ve başka nakit paraların getirilmesini isteyerek geri vermesi üzerine ...'dan temin ettiği 14.684 USD ve 17 milyar lira bedelli iki adet çek ile telefonların satışından elde ettiği 9 milyar lira nakit parayı...'ın yazıhanesine götürdüğü, ...'ın para miktarını beğenmediği için Ömer ... olduğu ortamda müştekiyi darbettiği, bu olay üzerine...'ın müştekiden talep ettiği parayı 500 bin dolara yükselttiğini, babasının dükkânını, evini, çekleri kendisine vermesi gerektiğini söyleyip müştekiyi ... ve sanık ... ile birlikte müştekinin babası ...'ın işlettiği Bakırköy'deki... Restorana gönderdiği, ...'ın, müştekinin babası ...'ı da restorana çağırdığı ve restorana gelen ...'a müştekiden 500 bin dolar alacakları olduğunu, bu para ödenmediği takdirde ailesine zarar vereceklerini, bu nedenle restorandaki hissesini devretmesini istediklerini söylediği, bu arada müşteki ...'ın dosyada fotokopileri bulunan 9 bin TL ile keşidecisi Nurettin Çolakoğlu olan hamiline yazılı 17.000 TL bedelli 20.04.2005 tarihli çeki ve keşidecisi BBS Genel Taahhüt Makine Sanayi Tic. AŞ olan Karsan Taahhüt Reklam İnş. San. Tic. Ltd. Şti. lehine düzenlenmiş 14.864 USD bedelli 30.04.2005 tarihli çekleri ...'a verdiği, ...'ın bunları yan masada güvenlik amacı ile bekleyen sanık ...'a verdiği, bu sırada ...'nun ...'a cep telefonu numarasını verip bir gün sonra aramasını ve iş yerinin devri konusunda noterde buluşmalarını söylediği, müşteki ...’ın sanıklardan biraz uzaklaşarak telefon ile polisi aradığı, bu telefon konuşmasından tedirgin olan ...'ın oturduğu masadaki sandalyenin örtüsünün altına üzerinden çıkardığı tabancasını koyduğu ve masadan kalktığı sırada olay yerine gelen polislerce yakalandıkları, sanık ...’ın üzerinde müştekiden tehdit ile alınan para ve çeklerin ele geçtiği süreçte sanığın...'ın talimatıyla müştekiden alınacak paranın ailesinden alınması amacıyla gönderildiği, müştekinin babasının iş yerinde yağma eylemi sırasında bulunarak ...'ın alarak verdiği çekler ile yakalandığı dikkate alındığında yağma eylemi gerçekleştirilirken etkin olarak eyleme katıldığı, ... Kanaatine varılarak sanıkların mahkûmiyetlerine yönelik aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.” şeklinde gerekçe gösterilmiştir. Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" şeklinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun Maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir", Hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise; CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, bozma sonrası yerel mahkeme tarafından CMK’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfi olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 gün ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece, sanıklar ... ve Volkan Ökan ile birlikte incelenen dosyanın sanıkları..., ... ve ...'nun mağdur ...’a yönelik nitelikli yağma suçunu işledikleri kabul edilerek kurulan mahkûmiyet hükümleri ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2015 tarihli ve 242570 sayılı itiraznamesinde, Yerel Mahkeme hükümlerinin gerekçesinde tanık ifadelerine yer verilmediği, buna ilişkin delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği bu şekilde hükümlerin Anayasa’nın 141 ve CMK’nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörüldüğü şekilde kanuni ve yeterli gerekçe içermediği itirazen ileri sürülmüş ise de; CMK’nın 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince sanıklar ... ve Volkan Veysel'in nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetlerine dair 27.02.2013 tarihli ve 304-31 sayılı hükümlere ilişkin gösterilen gerekçede; Mağdur ... ile ...’ın Kolluktaki ilk beyanları, bu beyanları doğrulayan adli tıp raporu içeriği ile sanık ...’ın yapılan üst aramasında üzerinde 65 adet 100’lük, 50 adet 50'lik banknotlar hâlinde toplam 9.000 YTL nakit para ile Tekfen Banka ait 20.04.2005 keşide tarihli hamiline düzenlenmiş 17.000 YTL, Asya Finans Banka ait 30.06.2005 keşide tarihli 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek ile yine iş yerinde girişe göre sol tarafındaki bölümde, sandalye üzerinde, şarjöründe 14 adet, namlusunda 1 adet olmak üzere toplam 15 adet 9 mm çaplı mermi bulunan Glock marka bir tabanca bulunduğuna ilişkin 19.04.2005 tarihli yakalama ve zapt etme tutanağının hep birlikte değerlendirilip ilişkilendirilmiş olması, 5271 sayılı CMK'nın 230/1-b maddesinde açıklandığı gibi Yerel Mahkemece, hükmün gerekçe kısmında hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun belirtilmesi ve bunun dayanaklarının geçerli, yeterli ve kanuni olacak şekilde gösterilmesinin gerektiği, fakat söz konusu leh ve aleyhe delillere makul bir gerekçe ile cevap verilmesi zorunluluğundan bahsedebilmek için bu delillerin öncelikle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olmasının gerektiği, soruşturma aşamasındaki ilk beyanlara ve soruşturma aşamasında elde edilen delil ve raporlara dayanarak mahkûmiyet hükmünü temellendirip gerekçe oluşturan Yerel Mahkeme hükmüne yönelik itirazda, kovuşturma aşamasında var olduğu belirtilen " tanık ifadelerine yer verilmediği, buna ilişkin delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği" şeklindeki eksikliklerin ise davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olmadığı, dolayısıyla Yerel Mahkemece bu delillere neden itibar edilmediğinin belirtilmemesinin CMK'nın 230. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğinin, Yerel Mahkemece kurulan hükümlerde, 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesinde (a) bendinde gerekçeli kararda gösterilmesi gerektiği belirtilen iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlere yer verilmiş olması, Kanun’un 230. maddesinin (b) bendinde belirtildiği şekilde 27.02.2013 tarihli ve 304-31 sayılı hükme esas alındığı kabul edilen olay yeri tutanağı, ev ve oto arama tutanakları, mağdur ... ve tanıklar ..., ... ve inceleme dışı davanın mağduru ...’ın ifadeli teşhis tutanaklarının tek tek ve açıkça sayılması, reddedilen veya hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesinin ancak dosyada bu nitelikte delil bulunduğunda gündeme gelebileceği ve böyle bir durumda gerekli olduğu, yine hükümlerde Kanun’un 230. maddesinin (c) bendinde hüküm altına alındığı şekilde ulaşılan kanaatin, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunun nitelendirilmesinin yapıldığının, Anlaşılması karşısında Yerel Mahkemenin sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin gerekçesinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli olduğu kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içermediği, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. 2- Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Görev” başlıklı 3. maddesinde “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” hükmü getirilmiştir. Madde yönünden yetki olarak da tanımlanan görev ilişkisi, mahkemelerin hangi ağırlıktaki suçları yargılama yetkisine sahip oldukları anlamına gelmektedir. Karar tarihi itibarıyla yürürlükteki hâli ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 8. maddesinde ceza mahkemelerinin sulh ceza, asliye ceza, ağır ceza ve özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. 5235 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasında ceza mahkemelerinin, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulacağı, 4. fıkrada özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. Yine aynı Kanun’un 12. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevleri belirtildikten sonra 13. maddede, “Diğer ceza mahkemeleri, özel kanunlarla belirlenen dava ve işleri görür” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemeler karşısında, 5235 sayılı Kanun’un 9 vd. ile 12. maddelerinde belirtilen ağır ceza mahkemelerinin genel yetkili, 9. maddenin 4. fıkrası ile 13. maddede belirtilen ceza mahkemelerinin ise özel yetkili mahkeme niteliğine sahip olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu bu hükümler ve CMK’nın mülga 250. maddesindeki düzenlemeden hareketle bu mahkemelerin özel düzenlemelere dayanılarak kurulmuş “özel yetkili” mahkemeler olduğu sonucu çıkmaktadır. İlgili mevzuatta özel yetki ve özel yetkili mahkemeden bahsedilmese de uygulamada bu hükümlerden hareketle, bu mahkemeler “özel yetkili ağır ceza mahkemeleri” olarak tanımlanmış, doktrin ve uygulamada da bu şekilde ifade edilegelmiştir. (Prof. Dr. Faruk Turhan / Arş. Gör. Meliha Akgül Altıkat / Arş. Gör. Abdurrahim Altıkat / Öğr. Gör. Tarık Söylemiş, 6352 Sayılı Kanunla Kurulan Özel Yetkili Bölge Ağır Ceza Mahkemelerinin Yapısı, Yetkileri ve Uygulanacak Olan Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri.) Bu aşamada 5271 sayılı CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri hakkında detaylı bilgi verilmesi faydalı olacaktır. 1961 Anayasası’nın “Mahkemelerin kuruluş, görev ve yetkileri ile işleyiş ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir" hükmünü içeren 136. maddesine, 15.3.1973 tarihli ve 1699 sayılı Kanun ile "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, hür demokratik düzen ve nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan doğruya devlet güvenliğini ilgilendiren suçlara bakmakla görevli Devlet güvenlik mahkemeleri kurulur. Ancak sıkıyönetim ve savaş haline ilişkin hükümler saklıdır." hükmü eklenmiş, maddenin daha sonraki fıkralarında bu mahkemelerin yapısı belirtilmiştir. Anayasa'nın bu maddesinde yapılan değişiklikle, Devlet güvenlik mahkemeleri anayasal bir kurum hâline getirilmişti. Anayasa'nın 136. maddesine eklenen hüküm doğrultusunda, 11.7.1973 tarihli ve 1773 sayılı "Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"la Devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuş ve göreve başlamıştır. Bu Kanun'un 1 ve 6. maddelerinin Anayasa'nın eşitlik ve doğal hâkim ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmış ve Anayasa Mahkemesi, 06.05.1975 tarihli ve 35-126 sayılı kararı ile Kanun’u şekil yönünden iptal etmiştir. (Hamide Zafer, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin Görevine Giren Suçlarda Muhakeme Usulü, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi Mehmet Somer’in Anısına Armağan Özel Sayısı, s.1078.) 1982 Anayasası’nın 143. maddesinde DGM’lerin kurulmasına yönelik yeniden düzenleme yapılmış ve buna istinaden 16 Haziran 1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (2845 sayılı DGM Kanunu) yürürlüğe girmiştir. 1982 Anayasası’nın 143. maddesi ve 2845 sayılı DGM Kanunu’nun 1. maddesinde ülkenin bölünmez bütünlüğü, demokratik düzen ve Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçları yargılamak amacıyla DGM’lerin kurulduğu belirtilmiştir. 1982 Anayasası’nın 143. maddesi ve 2845 sayılı DGM Kanunu’nun 5. maddesine göre, bu mahkemelerin bir asıl ve bir yedek üyesi birinci sınıf askeri hâkimler arasından, Cumhuriyet savcı yardımcıları ise, askeri hâkimler arasından atanabilmekteydi. Ancak, DGM’de yargılanan bir sanığın Türkiye aleyhine yaptığı başvuruda AİHM, DGM’lerin askeri mahkemeler olmamalarına rağmen, askeri hâkimin üye olarak bu mahkemelerde görev almasına ve bir sivilin kısmen de olsa silahlı kuvvetler üyelerinden oluşan bir mahkemede yargılanmasına dikkat çekerek, DGM’lerin bağımsız ve tarafsızlığından kuşku duyulacak haklı nedenlerinin bulunduğunu belirtmiş, DGM’lerde askeri hâkimlerin görev yapmasını, AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınmış olan bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde yargılanma hakkının ihlali olduğuna karar vermiştir. AİHM’nin bu kararları üzerine devam eden süreçte, 18 Haziran 1999 tarihli ve 4388 sayılı Kanun'la Anayasa’nın 143. maddesinde ve 22 Haziran 1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun’la 2845 sayılı DGM Kanunu’nun 5. maddesinde yapılan değişiklikle askeri hâkim ve savcıların DGM’lerde görev yapmalarına son verilerek, bu mahkemelerin sivilleştirilmesi sağlanmıştır. Nihayet DGM’lerin kurulmasına yönelik anayasal düzenlemeyi içeren Anayasa’nın 143. maddesi, 5170 sayılı Kanun'la 07 Mayıs 2004 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Bu düzenleme sonrasında, 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun'la (5190 sayılı Kanun) DGM’ler, 30 Haziran 2004 tarihinde kaldırılmıştır. 5190 sayılı Kanun'la sadece DGM’lerin kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmamıştır. Özellikle, gelişen teknolojiye bağlı olarak terör ve organize suçlardaki artış ve bu suçların işleniş şekillerindeki karmaşık yapı nedeniyle, bu suçların hızlı bir şekilde soruşturularak yargılanabilmesi amacıyla, bu suç alanlarında uzmanlaşmış hâkim ve savcıların görev yaptığı ihtisas mahkemelerine ihtiyaç olduğundan hareketle, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na (CMUK) 394. maddeden sonra gelmek üzere “Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme Usulü” başlığı altında 394/a-394/d maddeleri eklenerek, kaldırılan DGM’lerin yerine Ağır Ceza Mahkemelerinin kurulmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu yeni düzenleme ile “yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde” ağır ceza mahkemelerinin kurulması kabul edilmiştir. Kurulan bu yeni ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçlar da büyük oranda kaldırılan DGM’lerin görevine giren suçlarla aynı tutulmuş, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun’da düzenlenen suçlar, yeni mahkemenin görevi kapsamı dışına çıkarılmıştır. 2004 yılında yapılan bu düzenlemeyi kısaca belirtmek gerekirse; CMUK’ya eklenen md. 394/a’da, katalog hâlinde düzenlenen ve genel olarak Terörle Mücadele Kanunu ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçların yargılanmasında yeni kurulan ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir. CMUK’nın, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılması üzerine de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK), CMUK’nın 394/a- 394/d. maddesi hükümlerinde önemli bir değişiklik yapılmadan bu maddeler CMK’nın 250 vd. maddelerinde yeniden düzenlenmiştir. CMK’nın 250. maddesinde, CMUK’nın 394/a fıkrasında ise düzenlenen ağır ceza mahkemelerinin kuruluşuna tekrar yer verilmiştir. CMK’nın 250. maddesinde bu ağır ceza mahkemelerinin görev ve yargı çevresinin belirlenmesine yer verilmiş, 251. maddede bu mahkemelerin görev alanına giren suçların soruşturulması ve 252. maddesinde ise kovuşturma usulleri düzenlenmiştir. CMUK’da, ağır ceza mahkemeleri için 394/a-394/d maddelerinde yapılan düzenlemelere, CMK’nın 250-252. maddelerinde benzer şekilde yer verilmiş, yeni düzenlemede bu mahkemelerin özel yetkileri korunmuş ve mahkemenin görevine giren suçlar bakımından herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Mahkemenin yapısı bakımından da CMUK ve CMK’daki düzenlemeler büyük oranda benzerlik taşımaktadır. 02 Temmuz 2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 105. maddesinin 6. fıkrası ile CMK’nın 250-252. madde hükümleri, 05 Temmuz 2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. 6352 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesinde; “...(4) Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlükten kaldırılan 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunur. Bu davalarda, yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun l0 uncu maddesinin kovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır. (5) Ceza Muhakemesi Kanununun 251 inci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen Cumhuriyet savcıları yürütmekte oldukları soruşturmalara, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca Terörle Mücadele Kanununun l0 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet savcıları göreve başlayıncaya kadar devam ederler. ... (7) Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerine yapılmış olan atıflar, Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış sayılır.” hükmü getirilmiştir. 6352 sayılı Kanun’un 75. maddesi ile TMK'nın 10. maddesi hükmü de yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenlenen TMK’nın 10/1. maddesinde; TMK kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davaların, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine HSYK tarafından, yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görüleceği belirtilmiştir. Buna göre, 6352 sayılı Kanun ile daha önce görevde olan özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin özel yetkileri kaldırılırken, aynı zamanda yeni bir düzenleme ile yeni ağır ceza mahkemeleri kurulmuştur. (Prof. Dr. Faruk Turhan / Arş. Gör. Meliha Akgül Altıkat / Arş. Gör. Abdurrahim Altıkat / Öğr. Gör. Tarık Söylemiş, 6352 Sayılı Kanunla Kurulan Özel Yetkili Bölge Ağır Ceza Mahkemelerinin Yapısı, Yetkileri ve Uygulanacak Olan Soruşturma ve Kovuşturma Usulleri.) 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesinde; “12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. ‘GEÇİCİ MADDE 14- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemeleri ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri kaldırılmıştır. Kaldırılan bu ağır ceza mahkemelerinde görev yapan başkan ve üyeler ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçların soruşturmasında görevlendirilen hâkim ve Cumhuriyet savcıları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, beşinci fıkra uyarınca devirlerin tamamlanmasından itibaren on gün içinde müktesepleri dikkate alınarak uygun görülecek bir göreve atanırlar. Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca yürütülen soruşturma dosyaları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yetkili Cumhuriyet başsavcılıklarına devredilir. 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemelerinde ve bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinde derdest bulunan dosyalar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte bulundukları aşamadan itibaren kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve görevli mahkemelere devredilir. Bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtayın dairelerinde bulunan dosyaların incelenmesine devam olunur. Üçüncü ve dördüncü fıkralar uyarınca yapılacak devir işlemleri, bu Kanunla kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde görevlendirilen hâkimler ile Cumhuriyet savcıları tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde sonuçlandırılır. Dosyaların devir işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, devredilen dosyalarla ilgili koruma tedbirleri hakkında karar vermeye bu mahkemelerin bulunduğu yer hâkim ve mahkemeleri yetkilidir. Ayrıca, bu Kanunla kaldırılan ağır ceza mahkemelerince verilip henüz gerekçesi yazılmamış olan hükümlerin gerekçeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç on beş gün içinde yazılır. Kaldırılan mahkemelerde bulunan ve kesinleşen dosyalara ait arşiv ve emanetler ile diğer evrak ve dokümanlar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenecek mahkeme veya mahkemelere devredilir ve müteakip işlem ve talepler bu mahkemelerce yerine getirilir veya karara bağlanır. Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri ile Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış atıflar ağır ceza mahkemelerine; bu mahkemelerin üyelerine yapılmış atıflar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Ankara Ağır Ceza Mahkemesine yapılmış sayılır. Mevzuatta Ceza Muhakemesi Kanununun mülga 250 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suçlar ile Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası kapsamına giren suçlara yapılan atıflar, Türk Ceza Kanununda yer alan; a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçuna, b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlara, c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlara (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), yapılmış sayılır. Bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla açılmış olan davalarda, sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez.” düzenlemeleri yapılmıştır. Bahsedilen son yasal düzenleme ile; T.C. Anayasası’nın 37. maddesinde düzenlenen ve teminat altına alınan “Kanuni hâkim güvencesi” ilkesine uygun olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen usul ve esaslarla yargılama yapan ihtisas mahkemelerinin oluşturulduğu; bu mahkemelerin görev ve yetkilerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen kurallara tabi olacağı, özel yetkili yeni mahkemelerin kurulmasının söz konusu olmadığı, aksine ceza mahkemelerinde ihtisaslaşmanın sağlanmasının amaçlandığı, bu bağlamda; ihtisaslaşma ile mahkemelerin kanunla belirlenmiş görevlerinin değiştirilmesi söz konusu olmadan mahkemeler arasında sadece “iş bölümü” esasının getirildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun mülga 10. maddesiyle görevlendirilen, bilahare (02.07.2012 tarihli ve 6352 ile 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’larla) kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde olduğu gibi birden fazla mahallin tek bir mahallin yargı alanına bağlanmasının söz konusu olmadığı, bir başka ifadeyle yargı çevresiyle ilgili bir değişikliğin yapılmadığı, keza usûl hükümleri bakımından da özel bir düzenlemenin getirilmediği, genel hükümlerin uygulanmasına devam edileceği kabul edilmiştir. (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 12.02.2015 tarihli ve 224 sayılı kararı.) Öte yandan 5271 sayılı CMK’nın; Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri, başlığını taşıyan 7. maddesindeki, “Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.” kuralının üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Anılan hüküm, tasarıda olmamasına rağmen, Adalet Komisyonunca yasaya eklenmiş olup eklenme gerekçesi şu şekildedir; "Tasarıya 6 ncı maddeden sonra gelmek üzere "Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri" başlığı altında; görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemlerinin akıbetinin doktrin ve uygulamada tartışmaya yol açmasının önüne geçmek amacıyla tasarıya yeni bir 7 nci madde eklenmiştir." Konu öğretide tartışılmış olup, konuyla ilgili şu görüşler ileri sürülmüştür; “Madde bakımından yetkisiz hâkimin yaptığı işlemler geçersizdir. Böyle bir durumda, yetkisiz mahkemece tüm işlemler yenilenecek, o iş yargılama makamının önüne yeni gelen bir iş gibi görülerek, yeni bir yargılama yapılacak, sadece tekrarlanması mümkün olmayan işlemler varlığını sürdürecektir.” (Öztürk-Erdem; Uygulamalı Ceza Muhakemesi, 11. Baskı, sh.256), “Öğretide, madde bakımından yetkisiz mahkemenin yaptığı işlemler bakımından kural olarak bu işlemlerin geçersiz olduğu kabul edilmekte, tekrarlanması mümkün olanların yok hükmünde sayılacağı ileri sürülmekteydi, yeni düzenleme yasada var olan boşluğu öğretideki baskın görüşe uygun şekilde doldurmuştur.” ( Özbek; Ceza Muhakemesi Hukuku, 1. Baskı, sh. 540), “Duruşmanın sözlülüğü ve doğrudan doğruyalığı ilkeleri madde yönünden yetkisiz hâkimin yaptığı işlemlerin yenilenmesini zorunlu kılar. Ancak, yetkisiz (madde yönünden) mahkemenin tanık ve bilirkişi dinleme tutanaklarını erken dinleme tutanağı olarak kabul etmek, tanıkları ve bilirkişiyi bir daha dinleme olanağı yoksa, yetkisiz mahkemenin işlemleriyle yetinmek gerekir. Bu bağlamda, bir tanık hastalığı veya oturduğu yerin uzaklığı nedeniyle istinabe yoluyla dinlenmiş ise bu tutanaklar geçerli sayılmalıdır. Çünkü, yetkili mahkeme kendisi de doğrudan doğruya tanığı dinleyemeyecek istinabe olunan hâkime başvurmak zorunda kalacaktır. Aynı şekilde, sanık vareste tutulmayı talep etmiş veya sanık hazır bulunmadan yapılabilecek bir istisnai duruşma söz konusu ise yetkili mahkeme, yetkisiz mahkemenin işlemlerine dayanabilmeli ve onları geçerli saymalıdır.” (Centel-Zafer; Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, sh. 514), “Biz, işlemin ‘yenilenmesi mümkün olan ve mümkün olmayan’ ayrımından ziyade, işlemin madde yönünden yetki kavramına, yani asıl ceza davasının kovuşturma evresi bakımından yargılama yetkisinin bölüşülmesine sıkı sıkıya bağlı olup olmamasına göre bir ayrım yapılmasını öneriyoruz. Birinciler, ancak madde yönünden yetkili mahkemece yapılabilecek işlemlerdir. Bunlar, madde yönünden yetkili sayılan ikinci mahkemece mümkünse yeniden yapılabilmeli, bunun için onların ortadan kaldırılmasına (iptaline) ihtiyaç duyulmamalı, yani kaide müeyyidenin hukuk bakımından yok sayılması olmalıdır. Bu kaideye (mesela birinci mahkemece dinlenmiş olan tanığın ölmesinde olduğu gibi) yeniden yapmanın mümkün olmaması veya (birinci mahkemece dinlenmiş olan tanığın istinabe ile dinlenmiş tanık gibi sayılabilmesinde olduğu gibi) yeniden yapmağa ihtiyaç duyulmaması hâllerinde gerektikçe diğer hâllerde istisnalar elbet kabul edilebilecektir. Keza işlemin bir başka makam tarafından ortadan kaldırılması için kanunyolu tanınmış olan hâllerde, yokluk müeyyidesinin sözkonusu olamayacağı da açıktır. Bu da kaidenin bir istinasını oluşturacaktır. Buna karşılık (mesela tali bir davanın çözülmesinde olduğu gibi) madde yönünden yetki kavramının da dışında kalan ikinci grupta işlemlerin, sırf mahkeme madde yönünden yetkisiz diye, yeniden yapılması elbet gerekmez. Bu nedenle mesela birinci mahkemenin verdiği tutuklama veya ihtiyati tedbir kararı, soruşturma evresinde verilen tutuklama kararının kovuşturma evresinde de hükmünü sürdürmesinde olduğu gibi, geçerliğini korumalıdır.” (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu; Ceza Muhakemesi Hukuku, sh.384,385). Görüldüğü gibi, kanunla görevsiz mahkemece yapılan işlemlerin, tekrarlanması olanağı bulunmayanlar dışındakilerin, görevli mahkemece yeniden usulüne uygun olarak yapılması zorunluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk duruşmanın sözlülüğü, kanıtların doğrudan doğruyalığı ve adil yargılanma ilkesinin doğal sonucudur. Ancak CMK’nın 7. maddesindeki “Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.” ifadesini, işlemin yokluğu anlamında değil, adil bir yargılama için tekrarlanma olanağı var ise yenilenmelidir şeklinde anlamak ve yapılan işlemlerin bizzat o mahkeme huzurunda yapılmasının zorunlu olup olmadığı ölçüsüyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda görevsiz mahkemenin verdiği tutuklama kararının geçerliliğini sürdürdüğü, görevsizlik kararı vermiş olan mahkemece dinlenmiş olan tanığın beyanlarının şartlar gerektiriyorsa istinabe yoluyla dinlenmiş tanık gibi beyanının değerlendirilmesi suretiyle hükme esas alınabileceği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İncelemeye konu olayda her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde; inceleme dışı davanın mağduru ... ile tanıklar ..., ... ve ...’ün, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip yeniden dinlenilmeden ve görevsizlik kararı veren mahkemedeki ifadeleri de okunmadan hüküm kurulması itiraza konu edilmiş ise de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında, işlemlerin tekrarlanması istenen CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli ağır ceza mahkemelerini düzenleyen CMK’nın mülga 250-252. madde hükümlerinin, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 105. maddesinin 6. fıkrası ile 05.07.2012 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış olması, Kanun’un Geçici 2. maddesi ile, “...yürürlükten kaldırılan 250. maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunacağına” ilişkin hükmün de 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle getirilen “...Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca görevlerine devam eden ağır ceza mahkemeleri ile bu Kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri kaldırılmıştır.” hükmüyle tamamen son verilmiş olması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlükteki şekline göre artık tüm ağır ceza mahkemeleri arasında sadece “iş bölümü” esasının getirilmiş olması, usul hükümleri bakımından da bu mahkemeler arasında özel bir düzenlemenin mevcut olmaması, genel hükümlerin uygulanacağının anlaşılması, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 14.09.2007 tarihli oturumda birlikte incelenen dosyanın sanıkları..., ... ve sanık ...’ın savunmalarının yeniden tespit edilmesi, sanıklara önceki savunmaları, adli sicil ve nüfus kayıtları ile mağdur ... ve inceleme dışı davanın mağduru ...’ın soruşturma aşamasında ve görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde verdikleri ifadeleri ile dosyada bulunan dilekçeler, yakalama tutanağı, mağdur ... hakkında düzenlenen doktor raporu ve ele geçirilen tabancaya ilişkin uzman raporunun okunarak ayrı ayrı diyeceklerinin sorulması, mağdur ...’ın beyanının yeniden tespit edilmesi; 28.12.2007 tarihli oturumda ise birlikte incelenen dosyanın sanığı ... ve sanık ...’ın savunmalarının yeniden tespit edilip, bu sanıklara da önceki ifadeleri ile nüfus ve adli sicil kayıtları ile diğer sanıkların aşamalardaki ifadeleri, iş yeri arama tutanağı, ev arama tutanağı, trafik cezası zabıtları, zapt etme tutanağı, para ve geçici zapt etme tutanağı, yakalama ve zapt etme tutanağı, oto görgü ve zapt etme tutanağı, mağdur ...’a ilişkin haberin bulunduğu gazete küpürü, mağdur ... hakkında düzenlenen adli raporun okunarak sanıklardan diyeceklerinin sorulmuş olması, Karşısında, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde beyanları tespit edilen inceleme dışı davanın mağduru ... ile beyanları hükme de esas alınmayan tanıklar ..., ... ile ...’ün, çözümsüzlük önermesi düşünülemeyen kanun koyucunun yasal düzenlemesi ile kapatılmış olan CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip yeniden dinlenilmesinin mümkün olmadığı gibi, hükme dayanak gösterilen deliller de gözetildiğinde buna gerek de bulunmadığı, yenilenmesi mümkün ve telafisi olanaksız bu husus nedeniyle Yerel Mahkeme hükümlerinin bozulması gerektiği yönündeki itirazda isabet bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin, CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunduğu, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Öte yandan sanıklar müdafileri tarafından dosyaya sunulan dilekçelerde, bozma öncesi verilen hükümlerin temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince bozulmasına karar verilmesinden sonra sanıkların beyanları alınmadan bozmaya uyularak yeniden mahkûmiyet hükümleri kurulmasının kanuna aykırı olduğu savunulmuş ise de; Aleyhe bozmadan sonra sanığın beyanın alınması zorunluluğuna ilişkin olarak kısa bir açıklamada bulunulması faydalı olacaktır. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup aynı kurala 5271 sayılı CMK'nın 307/2. maddesinde de yer verilmiştir. Anılan bu Kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhine sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır. İnceleme konusu olayda ise; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraza konu etttiği birlikte incelenen dosyanın sanıkları..., ... ile sanıklar ... ve ... hakkında mağdur ...’a yönelik işledikleri iddia olunan nitelikli yağma suçundan kurulan ilk mahkûmiyet hükümlerine yönelik Cumhuriyet savcısı ... tarafından düzenlenen 27.05.2008 havale tarihli dilekçede herhangi bir temyiz talebinde bulunulmadığı, Yargıtay 1. Ceza Dairesince sadece sanık müdafilerinin temyiz talepleri ile sınırlı olarak incelenen hükümlerin “...Aralarında menfaat çatışması bulunan sanıkların aynı avukatla temsil ettirilmeleri suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 152/1 ve Avukatlık Yasası’nın 38. maddelerine aykırı davranılması,” nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında, mâhkûmiyet hükümlerinin diğer yönleri incelenmeksizin sadece sanık müdafilerinin temyiz talepleri ile sınırlı olarak incelenmesi sonucu Yargıtay 1. Ceza Dairesince verilen 09.06.2010 tarihli ve 7383-4286 sayılı bozma kararının aleyhe bozma olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.07.2019 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/37683 E., 2023/1120 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
2- Sanıkların 5 yıl süre ile 5271 sayılı CMK.’nun 231/8 maddesine nazaran denetimli serbestlik altında bulundurulmasına, denetim süresinde takdiren 5271 sayılı CMK.’nun 231/8 c.2 bendindeki tarzda veya öngörülecek farklı bir tarzda başkaca yükümlülük öngörülmesine mahal olmadığına, 3- 5271 sayılı CMK’nın 231/10-11 maddelerine nazaran;
3. Ceza Dairesi         2022/37683 E.  ,  2023/1120 K. "İçtihat Metni" T. C. Y A R G I T A Y 3. C E Z A D A İ R E S İ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G I T A Y İ L Â M I K A N U N Y A R A R I N A B O Z M A İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/269 E., 2020/397 K. SUÇ : Terör örgütü propagandası yapmak İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkumiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbarı üzerine hükmün açıklanmasına ilişkin verilen İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2020/269 Esas, 2020/397 sayılı Kararının, süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığından 20.01.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 05.09.2022 tarih ve 94660652-105-35-12342-2021-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.11.2022 tarihli ve 2022/118830 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.11.2022 tarihli ve 2022/118830 sayılı Kanun yararına bozma isteminin; " Terör örgütü propagandası yapma suçundan sanık ...'in, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli ve 2013/22 esas, 2013/46 sayılı kararının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın 29.05.2018-24/07/2018 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, hükmün açıklanmasına ve sanığın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2020 tarihli ve 2020/269 esas, 2020/397 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. 5271 sayılı Kanun'un 231/11. maddesinde yer alan 'Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.' şeklindeki hüküm nazara alındığında, Somut olayda, sanık hakkında verilen İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 12/07/2013 tarihinde kesinleştiği ve 5 yıllık denetim süresinin bu tarihte başladığı, sanığın denetim süresi içerisinde 29/05/2018-24/07/2018 tarihinde Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli ve 2019/771 esas, 2020/297 sayılı kararına konu yoklama kaçağı suçunu işlediğinden bahisle hükmün açıklanmasına ve sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10.10.2018 tarihli ve 2018/3017 esas, 2018/10175 karar sayılı ilamında da, '...06.10.2012 tarih ve 28433 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 11.04.2012 tarihli ve 2011/111 esas, 2012/56 sayılı kararı ile, "22/5/1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 11/12/1935 günlü, 2862 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile değiştirilen 49. maddesinin (A) fıkrasında yer alan; '...fiilleri hakkında dava müruru zamanı, bütün askeri mükellefiyetlerin bitmesinden itibaren işlemeğe başlar." ibarelerinin, "firar suçu" yönünden Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmiş olması karşısında, sanığın üzerine atılı bulunan firar suçunu 30.08.1998 ile 28.07.1999 tarihleri arasında işlediği; suçun temadisinin 28/07/1999 tarihinde gerçekleştiği, dolayısıyla suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve sanığın lehine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104/1-2. maddesine göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 5'nci Kolordu Komutanlığı ... Askeri Mahkemesinin 20/08/2008 tarihli ve 2008/3 Esas, 2008/677 Karar sayılı karar tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla,...BOZULMASINA...' şeklinde belirtildiği üzere, denetim süresi içerisinde işlendiği kabul edilen Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/771 esas sayılı dosyasında sanığın ilk yoklama kaçağı fiilini 29/05/2018 tarihinde gerçekleştirdiği ve 24.07.2018 tarihinde de yakalanarak temadinin kesildiği, böylece suç tarihinin 24.07.2018 olduğu anlaşılmakla, sanığın 24.07.2018 tarihinde işlediği kasıtlı suçun denetim süresinde işlenmediği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün açıklanarak mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir..." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Uyuşmazlık Terör örgütü propagandası yapmak suçundan hapis cezası ile mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbarı üzerine, mütemadi/kesintisiz suçta suç tarihinin temadinin sona erdiği değil ve fakat suçun oluştuğu (ilk) tarih olarak kabulü ile hükmün açıklanmasına ilişkin verilen kararda isabet bulunup bulunmadığına ilişkindir. B. Hukuki Süreç 1. Sanık ..., 08.09.1991 doğumlu ve ... ili ... ilçesi nüfusuna kayıtlıdır. Nüfus kaydından annesinin "Kadın" olarak geçen adının, Kuşadası İlçe İdare Kurulu'nun 08.09.2022 tarihli kararı ile "Kadriye" olarak düzeltildiği görülmüştür. 08.11.2012 tarihli adli sicil kaydında adli sicil ve arşiv kaydının bulunmadığı belirtilmiştir. 2. Soruşturma evraklarına göre özetle; 25.09.2012 tarihinde Kuşadası ilçesinde Atatürk Meydanında bulunan Atatürk heykelini çevreleyen duvara: "... ölümsüzdür-DHKP/C" şeklinde, yaklaşık iki metre boyutunda, kırmızı sprey boya ile yazılama yapıldığının görülmesi üzerine çevrede yapılan araştırmalarda; ... Mahallesi, ... Sokak üzerinde faaliyet gösteren bir otelin yan giriş kapısının bulunduğu yerin karşı duvarına kırmızı sprey boya ile yaklaşık üç metre uzunluğunda: "Katil Polis hesap verecek", yine aynı yerin karşı duvarına da kırmızı sprey boya ile yaklaşık üç metre uzunluğunda: "Katil Polis hesap verecek-DHKP/C", aynı sokağın yüz metre ilerisinde bulunan ... Sokak, ... Camii dış duvarına kırmızı sprey boya ile yaklaşık iki buçuk metre uzunluğunda: "AKP karanlığına geçit vermeyeceğiz/ orak-çekiç işareti" devamında yine kırmızı sprey boya ile ikişer metre uzunluğunda: "... Amerika'ya ...'ın yanına- TKP", "Yağma yok Sosyalizm var-TKP","Yağma yok sosyalizm var-TKP" ve yine kırmızı sprey boya ile altı metre uzunluğunda: "Emperyalist Taşeronluğa Hayır-TKP, Cemaatlere geçit yok-DHKP/C/Orak- çekiç işareti" şeklinde yazılamaların yapıldığının tespiti üzerine, olayın gerçekleştiği yer ve çevresinde bulunan mobese ile otel ve de sokak üzerinde bulunan bir otoparkın kamera kayıtlarında yapılan incelemelerde, olayı gerçekleştiren şahısların kollukça bilindikleri belirtilen sanık ... ile 1994 doğumlu ..., adlı şahıslar oldukları tespit edilmiştir. 25.09.2012 tarihinde yakalanıp, gözaltına alınan sanıklar, aynı ... ifadelerinin temini sonrasında serbest bırakılmışlardır. Adli raporlarında alkolsüz oldukları belirtilmiştir. 25.09.2012 tarihinde İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde, şüpheli sıfatı ile verdiği ifadesinde sanık ... özetle; herhangi bir siyasi parti, dernek vakıf ve sair bir üyeliğinin olmadığını ancak Türkiye Komünist Partisi'ne (TKP) üye olmayı düşündüğünü, TKP'nin üyelik için üç ay deneme süresi verdiğini ve bir ayının kaldığını, yazılamaları arkadaşı Berk ile birlikte yaptıklarını, çalışma şartlarının ve hayat standartlarının çok ağır olduğunu, bunların düzeltilmesi için tek yolun TKP olduğunu düşündüğünü, bu amaçla alkollü olmalarının da etkisiyle yazılama yapmaya karar verdiklerini, 24.09.2012 günü saat 20.00 sıralarında Berk'in boyaları aldığını ve 21.30 gibi buluştuklarını, tesadüfen önlerine gelen yerlere yazılama yapmaya başladıklarını, 24.00 sıralarında başlayan yazılama işinin 01.30’a kadar sürdüğünü, zaten boyalarının da bittiğini, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) örgütü ile bağlantısının olmadığını, örgütü bilmediğini, alkollü oldukları için o an akıllarına geldiğinden "DHKP-C" kelimesini yazdıklarını, aslında bunu sileceklerini ancak sprey boyaları bittiği için silemediklerini, "..." adını sadece facebookta gördüğünü, bu ismi de ...'in yazdığını, kendisi için bir anlam ifade etmediğini, TKP'nin kendisine daha iyi bir yaşamı ifade ettiğini, TKP tarafından organize edilen etkinliklere katıldığını, etkinlik kararlarını parti üyelerinin aldığını, kendilerinin de katılımda bulunduklarını, TKP 'nin kuruluş amacı olarak, halkı iktidara taşımak ve sosyalist bir düzen kurmayı amaçladığını, yazılamaları yaparken herhangi bir oluşum ve ya kişiden talimat almadığını beyan etmiştir. Diğer sanık Berk'te aynı tarihte şüpheli sıfatı ile alınan ifadesinde benzer şekilde beyanda bulunarak ikrarda bulunmuş, hükumetin yaptığı zamlara kızarak aldıkları alkolün etkisi ile yazılamaları birlikte yaptıklarını beyan etmiştir. 3. Kuşadası Cumhuriyet Başsavcılığının 08.11.2012 tarihli, 2012/7708 soruşturma, 2012/194 fezleke no'lu, terör örgütü propagandası yapmak suçundan, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 (3713 sayılı Kanun) ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 53'üncü maddelerine yönelik, sanıklar/şüpheliler ... ve ... hakkında hazırladığı fezleke ile eki tahkikat evrakları İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. Maddesi ile görevli), gereğinin takdir ve ifası için gönderilmiştir. 4. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (TMK 10. Maddesi ile yetkili) 2012/526 soruşturma, 2013/7 esas ve 2013/3 iddianame nolu, terör örgütü propagandası yapmak suçundan, görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemesine düzenlenen, 12.02.2013 tarihli iddianamesi ile sanıklar/şüpheliler Veli ve Berk'in özetle; 25.09.2012 tarihinde ... ili Kuşadası ilçesi ... Bulvarı üzerinde, Atatürk Meydanında bulunan Atatürk heykelini çevreleyen duvara "... ölümsüzdür-DHKP/C" şeklinde yaklaşık iki metre boyunda kırmızı sprey boya ile yazı yazdıkları, çevrede yapılan araştırmalarda Türkmen Mahallesi, Ünlü Sokak üzerinde faaliyet gösteren otelin yan giriş kapısının bulunduğu yerin karşı duvarına yine kırmızı sprey boya ile yaklaşık üç metre uzunluğunda "Katil Polis hesap verecek" yine aynı şekilde aynı yerin karşı duvarına da aynı yazıyı yazdıkları, aynı sokağın 100 metre ilerisinde bulunan ... Sokak, ... Camii dış duvarına aynı şekilde "AKP karanlığına geçit vermeyeceğiz/ orak-çekiç işareti" devamında "Yağma yok Sosyalizm var-TKP", "Emperyalist Taşeronluğa Hayır-TKP, Cemaatlere geçit yok-DHKP/C/ orak- çekiç işareti" şeklinde yazılar yazdıkları, alınan beyanlarında üzerlerine atılı suçları kabul ettikleri, bu suretle DHKP/C silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediklerinden 3713 sayılı Kanun'un 7/2'nci maddesince ayrı ayrı cezalandırılmaları, haklarında 5237 sayılı Kanun'un 53/1-2-3 maddesince güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, 2013/8 sırasında kayıtlı emanet eşyaların dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi istenilmiştir. 5. İzmir 12 Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10 maddesi ile görevli) 13.02.2013 tarihli, 2013/14 iddianame değerlendirme nolu kararı ile iddianamenin kabul edilmesi sonrasında, mahkemenin 2013/22 esas numarasına kayıt edilerek yapılan kovuşturma sürecinde, Kuşadası 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.04.2013 tarihli, 2013/134 talimat sayılı duruşmasında yaptığı savunmasında özetle; ikrarda bulunup, suç kastının olmadığını ve pişman olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, beraatine karar verilmesini, atılı suçlamayı kabul etmemekle mahkemenin aksi kanaate varması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kabul ettiğini beyan eden sanık ... ile diğer sanık Berk hakkında yapılan kovuşturma sonunda, 21.06.2013 tarihli üçüncü celsede, yokluklarında ancak sanık Berk'in müdafisinin yüzüne karşı, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve mütalaasına uygun olarak tefhim olunan hükümle özetle, sanıkların ayrı ayrı 3713 sayılı Kanun'un 7/2., 5237 sayılı Kanun'un 62/1., 53., 63'üncü maddelerince 10' ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 5271 sayılı Kanun'un 231'inci maddesince haklarındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl süre ile denetimli serbestlik altında bulundurulmalarına, oy çokluğu ile itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Mahkeme başkanı kararda karşı oy kullanmıştır. Tefhim olunan hüküm; "...1- Sanıklar ... ve Berk ...'ün 25.09.2012 günü gece saat 12- 01:30 civarında Aydın ili Kuşadası ilçesi Atatürk Bulvarı üzerinde Atatürk Meydanında bulunan Atatürk heykelini çevreleyen duvara "... ölümsüzdür-DHKP/C" şeklinde yaklaşık 2 metre boyunda kırmızı sprey boya ile yazı yazdıkları, ... Mahallesi Ünlü Sokak üzerinde faaliyet gösteren Derici otelin yan giriş kapısının bulunduğu yerin karşı duvarına kırmızı sprey boya ile yaklaşık 3 metre uzunluğunda 'Katil Polis hesap verecek' yine aynı yerin karşı duvarına 'Katil Polis hesap verecek DHKP/C' şeklinde yazıyı yazdıkları, bu sokağın 100 metre ilerisindeki Güven Sokak ... Camii dış duvarına 'AKP karanlığına geçit vermeyeceğiz,(orak-çekiç işareti)' devamında 'Yağma yok Sosyalizm var-TKP', 'Emperyalist Taşeronluğa Hayır-TKP, Cemaatlere geçit yok-DHKP/C (Orak- çekiç işareti)' şeklinde yazılar yazdıkları tüm dosya kapsamı ile sabit olmakla, sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, eylemlerine uyan 3713 sayılı TMK.’nun 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun ile değişik 7/(2) maddesi uyarınca, suçun gece vakti alkollü şekilde işlenmesi, okudukları derginin tesiri ile oluşan kast ve saikle işlenmesi hususları nazara alınarak alt sınırdan uzaklaşılmasına yer olmadığı kanaatiyle sanıkların takdiren 1’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 2- Sanıkların olaydan duydukları pişmanlık yeniden suç işlemeyecekleri konusunda olumlu bir kanaat oluşturmakla cezanın sanıkların geleceği üzerindeki olası etkileri de nazara alınmak suretiyle TCK.’nun 62/(1). maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında cezalarından indirim yapılarak sanıkların 10’ar ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 3- Sanıklar hakkında başkaca takdiri ve yasal artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, 4-5271 sayılı CMK.’nun 231/7. maddesine istinaden, sanıkların mahkûmiyetlerine esas kısa süreli/ertelenebilir hapis cezasının TCK.’nun 50. maddesinde yazılı paraya ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilmesine veya TCK 51. madde gereği'erteleme hükümlerinin tatbikine yer olmadığına, 5- Mahkum olunan hapis cezasının yasal sonucu olarak sanıkların TCK.’nun 53/1. maddesinin "a, b, c, d,e" bentlerinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm oldukları cezalarından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmalarına, Özel hükme nazaran; 1- Sanıkların netice hürriyeti bağlayıcı cezasınm miktarına, kanunen kısa süreli sayılmasına, yeni yasa değişikliği ile 3713 sayılı TMK.’nun 13. maddesinin kaldırılmasına, seçenek yaptırımlara çevirme/erteleme/hükmün açıklanmasının geri bırakılması yasağı bulunmamasına nazaran; sanıkların kişilik özellikleri, suçtan duydukları pişmanlık ve suçun işleniş biçimine nazaran hükmün açıklanmasının geri bırakılması yapıldığında yeniden suç işlemeyeceklerine dair olumlu kanaat hasıl olmasına istinaden 5271 sayılı CMK.’nun 231/5-6-a-b-c bentlerindeki şartlan tutmakla takdiren CMK 231. madde gereğince sanıklar hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 2- Sanıkların 5 yıl süre ile 5271 sayılı CMK.’nun 231/8 maddesine nazaran denetimli serbestlik altında bulundurulmasına, denetim süresinde takdiren 5271 sayılı CMK.’nun 231/8 c.2 bendindeki tarzda veya öngörülecek farklı bir tarzda başkaca yükümlülük öngörülmesine mahal olmadığına, 3- 5271 sayılı CMK’nın 231/10-11 maddelerine nazaran; denetimli serbestlik süresi içinde işledikleri kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmadıkları takdirde davanın düşmesine karar verileceğinin ve eğer sanıklar denetimli serbestlik süresi içinde işledikleri kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olurlar ise mahkememizin açıklanmasını geri bıraktığı hükmün açıklanmasının yapılacağının belirtilmesine, 4- CMK.’nun 231/12. bendi gereğince karara yönelik itiraz yolunun açık olduğunun ve CMK 268/1 maddesi uyarınca kararı ilgililerin öğrendikleri tarihten itibaren 7 ... içinde hükmü veren merciye bir dilekçe verilmesi veya tutanağına geçirilmek üzere zabıt kâtibine yapılacak beyanla olabileceğinin, tutanağın hâkime tasdik ettirileceğinin belirtilmesine, mahkemece kararın yerinde bulunması hâlinde tirazı değerlendirme merciinin Bursa (TMK.’nun 10. maddesi ile görevli) 6. Ağır Ceza Mahkemesi olduğunun belirtilmesine, 5- 5271 sayılı CMK.’nun 231/13 maddesine nazaran; kararın bunların kaydına yönelik sisteme işlenilmesine,..." şeklindedir. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10. Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli, 2013/22 Esas ve 2013/46 Karar sayılı gerekçeli Kararı, sanık ...'nin aynı çatı altında ikamet eden babasına, çarşıda olması nedeni ile 04.07.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. 28.01.2013 havaleli dilekçesi ile sanık Berk müdafisi karara itiraz etmiş fakat Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10 Maddesi ile görevli) 04.07.2013 tarihli, 2013/619 değişik iş sayılı kararı ile esastan incelenen dosya kapsamında yapılan itirazın reddine, oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir. Mahkemenin 18.07.2013 tarihli kesinleşme şerhine göre sanık ... yönünden karar, itiraz edilmediği için, 12.07.2013 tarihinde kesinleşmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 18.07.2013 tarihinde sanık hakkında tali karar fişi düzenlemiştir. Süreçte, Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2020 tarihli, 2019/771 Esas, 2020/297 Karar sayılı müzekkeresi ile kesinleşmiş karar örneği de gönderilmek sureti ile, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle İzmir 12.Ağır Ceza Mahkemesine ihbarda bulunulmuştur. 6. Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2020 tarihli ve 2019/771 Esas, 2020/297 Karar sayılı dosyası kapsamında ise özetle; Söke Askerlik Şubesi Başkanlığının 08.08.2018 tarihli yazısı ile özetle, yükümlü Veli hakkında yoklama kaçağı kalmak suçundan 29.05.2018 tarihli ve 75 karar sayılı karar ile idari para cezası verildiği ve 02.07.2018 tarihinde cezanın kendisine tebliğ edildiği, idari para cezası kararına itiraz edildiğine dair bir belgenin ise Askerlik Şubesine ulaşmadığı, 1111 Sayılı Askerlik Kanunu'nun 89'uncu maddesi uyarınca idari para cezası kesinleştikten sonra geçerli bir özürü olmaksızın, yoklamasını yaptırmadığı ya da mazeretine ait belgeyi ibraz etmediği, 1 ay 25 ... yoklama kaçağı olarak kaldığından, 1111 Sayılı Askerlik Kanunu’nun 25’inci maddesi gereğince yoklama işlemlerini yaptırması konusunda TRT ve diğer ulusal yayın yapan radyo ve televizyon kanalları aracılığı ile çağrı tebligatının yapıldığı da belirtilerek, yükümlünün 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 63'üncü maddesince yoklama kaçağı fiilini işlediğine dair, Didim Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Suç duyurusu yazısında, "el yazısı" ile: "29.05.2018- 24.07.2018" tarihleri arasında yükümlünün "1 ay 25 ..." yoklama kaçağı olarak kaldığı belirtilmiştir. Askerlik safahatine dair belge ile eki tahkikat evraklarından, yoklama kaçağı olması nedeni ile hakkında daha öncesinde kesinleşen ve ayrıca tebligat aşamasında olduğu belirtilen idari para cezası kararlarının bulunduğu ve işlem yapıldığı; askerlik safahatı bilgilerine göre daha öncesinde yoklama kaçağı olması nedeni ile 13.05.2015 tarihinde yakalandığı ve buna ilişkin 30.06.2015 tarih, 15 Esas ve 4511 karar sayılı kesinleşen İlçe İdare Kurulunun idari para cezasına ilişkin kesinleşen kararının bulunduğu, 21.01.2016 [21.01.2018] tarihinde yakalandığı ve buna ilişkin 22.05.2018 tarihli, 68 Esas ve 3931 karar sayılı İlçe İdare Kurulunun idari para cezasına ilişkin kesinleşmemiş kararının bulunduğu, 04.04.2018 tarihinde yakalanmasının sonrasında 28.05.2018, 24.07.2018 tarihlerinde de yakalamaları yapılan ve 29.05.2018 tarihli, 15 Esas ve 4511 karar sayılı kesinleşen İlçe İdare Kurulunun idari para cezasına ilişkin kesinleşen kararı sonrası 28.05.2018 tarihinde yakalandığı, 16.06.2018 tarihinde cezalandırma teklifinde bulunulup, İlçe İdare Kurul Kararının henüz şubeye intikal etmediği, sonrasında 24.07.2018 tarihinde yakalamasının yapıldığı belirtilen sanık ...'nin halen yoklama kaçağı olarak arandığı belirtilmiştir. 28.05.2018 ve 24.07.2018 tarihinde yakalaması üzerine tanzim olunan talimat/ tutanaklarda sanığa Milli Savunma Bakanlığı tarafından yoklama kaçağı olarak arandığı, askerlik işlemlerini tamamlatmak üzere ilk mesai gününden itibaren toplam 15 ... içinde en yakın askerlik şubesi başkanlığına başvuracağı, tanınan süre içinde işlemlerimi tamamlattırması durumunda 1111 sayılı Askerlik Kanunu ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun ilgili hükümleri gereği hakkında cezai işlem uygulanacağı tarafına tebliğ edilmiştir. Didim Kaymakamlığı İlçe Hukuk İşleri Şefliğinin 29.05.2018 tarihli, 4667 esas ve 75 karar nolu kararı ile Askerlik Şubesi Başkanlığı'ndan alınan 18 Mayıs 2018 tarih ve 1140- 2242845-18/ASAL Ks(l991-9) sayılı yazısının incelenmesinden 2 ay 13 ... yoklama kaçağı filini işlediği tespit edildiğinden sanık hakkında "binyediyüzbirlira" idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararda verilen idari para cezasına 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27' inci maddesinin 1'inci fıkrası gereğince tebliğ tarihinden itibaren en geç onbeş ... içerisinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulunabileceği belirtilmiştir. Didim İlçe İdare Kurulunun 29.05.2018 tarihli, 4667 esas ve 75 karar nolu Kararı, 02.07.2018 tarihinde sanık ...'nin bilinen en son adresinde, annesi "Kadın..." a tebliğ edilmiştir. Didim Kaymakamlığı İlçe Hukuk İşleri Şefliğinin 30.06.2015 tarihli, 4511 Esas, 15 Karar nolu, 67 ... yoklama kaçağı filini işlediği tespit edildiğinden hakkında "yüzyirmiikilira" idari para cezası ile cezalandırılmasına, verilen idari para cezasına 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27' inci maddesinin 1'inci fıkrası gereğince tebliğ tarihinden itibaren en geç onbeş ... içerisinde yetkili Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulunabileceğine dair kararın 25.08.2015 tarihinde, okulda olması nedeni ile aynı konutta yaşayan annesine tebliğ edildiği görülmüştür. Didim Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2018 tarihli, 2018/5111 soruşturma, 2018/370 sayılı yetkisizlik Kararı ile askerlik kanununa muhalefet suçundan düzenlenen tahkikat evrakları, her ne kadar sanık hakkında Didim'de ikamet ettiğinden Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş ise de bakaya suçlarında yetkili yerin şüphelinin nüfusa kayıtlı olduğu yerin bağlı olduğu askerlik şubesinin bulunduğu yer olduğu anlaşıldığından, yer itibari ile yetkisizlik kararı verilerek, Söke Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildirilmiştir. Söke Cumhuriyet Başsavcılığının,11.06.2019 tarihli, 2018/6802 soruşturma, 2019/1364 Esas, 2019/1135 iddianame no'lu, suç tarihinin: "29.05.2018"; suç yerinin: "Söke" ilçesi olduğu belirtilen iddianamesi ile şüpheli/sanık ...'nin, "Askeri Ceza Kanuna Muhalefet" suçundan, Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1 ve 5237 sayılı Kanun'un 53'üncü maddelerince cezalandırılması istenilmiştir. İddianame anlatımında; şüphelinin/sanığın yoklamasını yaptırmayıp herhangi bir mazeret sunmadan "2 ay 13 ... yoklama kaçağı" olması sebebiyle 29.05.2018 günü kendisine idari para cezası kesildiği ve 02.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği bilgisine yer verilmiştir. Soruşturma sürecinde ifadesinde bilgisayarcıda çalıştığını ve askerlik çağı geldiğinde para kazanması gerektiğinden yoklamasını yaptıramadığını, 67 ... yoklama kaçağı sayıldığından 122,00 TL, 1 yıl 11 ay 20 ... yoklama kaçağı sayıldığından 5.116,00 TL idari para cezası verildiğini, bu cezaları ödemediğini, 2 ay 13 ... yoklama kaçağı sayılması nedeni ile verilen 1.701,00 TL den ise haberdar olmadığını, işlerini yoluna koyduktan sonra askerlik şubesine başvurduğunu, altı aylık asker olduğunu fakat kovuşturmada verdiği ifadesinde ise askerliğini yaptığını, idari para cezalarından haberdar olduğunu, ailevi problemlerinden dolayı askere zamanında gidemediğini beyan eden sanık ... hakkında, 06.03.2020 tarihinde yapılan dördüncü celse sonunda, yüze karşı tefhim olunan hükümle, özetle; Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1-a maddesinde düzenlenen 4 aydan sonra 1 yıl içinde yakalananlar yoklama kaçağı suçunu işlediği sübut bulduğundan 1632 sayılı Kanun'un 63/1-a, 5237 sayılı Kanun'un 62., 50/1-a., 52/4 maddelerince 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2013/22 E., 2013/46 K., sayılı ilamı yönünden gereğinin yapılması için ihbarda bulunulmasına, istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 E., 2020/297 K., sayılı kararının gerekçesinde; "...sanığa 30.06.2015 tarihinde idari para cezası uygulanmış ve 25.08.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Sanık bu idari para cezası kendisine uygulandıktan sonra itiraz etmemiş ve para cezası kesinleşmiştir. Sanık hakkında yine mahkememiz tarafından yargılama yapılmış ve hakkında yoklama kaçağı kalma suçundan CMK 231 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sonrasında yine yoklamasını yaptırmamış ve bu kez mahkememize ikinci bir iddianame düzenlenmiş, 29.05.2018-24.07.2018 tarihleri arasında kolluk tarafından yeniden yakalanmış ve bu sebeple üzerine atılı suçu işlediği..." belirtilmiştir. Karar başlığında suç tarihi "29.05.2018 - 24.07.2018" olarak belirtilmiştir. Söke Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2020 tarihli ve 2020/2398 görüldü no'lu evrakı ile, 2019/771 esas sayılı dosyanın görüldüsü yapılmıştır. 24.03.2020 tarihli kesinleşme şerhinde kararın, istinaf edilmediğinden 24.03.2020 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. 7. Yapılan ihbar üzerine yeniden ele alınıp, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/269 esasına kayıt edilmek sureti ile görülen davanın 08.12.2020 tarihli duruşmasında tefhim olunan hükümle, Kuşadası 4 Asliye Ceza Mahkemesinde 04.12.2020 tarihli 2020/265 sayılı talimatla savunması temin edilen sanık ... hakkında açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmış ve 3713 sayılı Kanun'un 7/2, 5237 sayılı Kanun'un 62/1., 53/1 a,c,e.,63., maddelerince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın yokluğunda, istinaf kanun yolu açık olmak üzere, mütalaya uygun olarak, oybirliği ile karar verilmiştir. Tefhim olunan hüküm şöyledir, "...Sanık ...'in eylemine uyan 3713 sayılı TMK.’nun 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun ile değişik 7/(2) maddesi uyarınca, suçun gece vakti alkollü şekilde işlenmesi, okudukları derginin tesiri ile oluşan kast ve saikle işlenmesi hususları nazara alınarak alt sınırdan uzaklaşılmasına yer olmadığı kanaatiyle sanıkların takdiren 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, -Sanık hakkında verilecek cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine takdiri indirim nedeni kabul edildiğinden TCK'nun 62/1. maddesi uyarınca sanığın cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, -Sanık hakkında başkaca takdiri ve yasal artırım ve indirim maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, CMK 231/11 maddesi gereğince hükmün bu şekilde açıklanmasına, Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlediği dikkate alınarak yasal şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 50 ve 51.maddeleri ile 5271 sayılı CMK’nın 231. madde hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına, Sanığın TCK'nun 53/1. maddesinin a,c,e bentlerinde öngörülen hakları kullanmaktan, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, Sanık hakkındaki hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş sürelerin TCK'nın 63.madde uyarınca hükmolunan hapis cezasından indirilmesine,..." Şeklindedir. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.12.2020 tarihli, 2020/269 Esas ve 2020/397 sayılı gerekçeli Kararında özetle; sanığın denetim süresi içinde 29.05.2018-24.07.2018 tarihinde kasıtlı suç olan Askeri Ceza Kanununa muhalefet suçunu işlediği ve yapılan yargılama sonucunda Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 E., ve 2020/297 K., sayılı dosyasından 1 ay 20 ... hapis cezası karşılığı 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, kararın istinaf edilmeden 24.03.2020 tarihinde kesinleştiği, sanığın böylece denetim süresi içerisinde iş bu tedbirleri ihlal ettiğinin anlaşıldığı ve açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verildiği belirtilmiştir. Gerekçeli karar, sanığın talimatla alınan ifadesinde bildirdiği adrese gönderilmiş ancak isim ve imzadan imtina eden komşusunun sözlü beyanı ile tanınmadığı anlaşıldığından ilgili mahalle muhtarının tasdiki ile 23.12.2020 tarihinde iade edilmiştir. Bunun üzerine mernis adresine çıkartılan tebligat 12.01.2021 tarihinde tebliğ imkansızlığı nedeni ile Tebligat Kanunu 21 inci maddesi gereğince muhtara teslim edilmiş ve 2 no'lu haber kağıdının kapıya yapıştırılması sureti ile tebliğ edilmiştir. 01.02.2021 tarihli kesinleşme şerhlerine göre karar, istinaf edilmediğinden 20.01.2021 tarihinde kesinleşmiştir. 8. 17.03.2021 tanzim ve 18.03.2021 havale tarihli, UYAP sisteminden gönderdiği dilekçesi ile hükümlü ... müdafii mahkemeden özetle, Söke Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 esas, 2020/297 karar sayılı dosyasında suç tarihi olarak 29.05.2018-24.07.2018 tarihleri gösterilmiş ise de sunduğu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararından anlaşıldığı üzere, temadi eden bu suçun aslında suç tarihinin 24.07.2018 tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle 12.07.2013 tarihinde kesinleşen kararda belirtilen beş yıl denetim süresinin dolmuş olması karşısında, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklaması koşulları oluşmadığından, karara yönelik kanun yararına bozma yoluna başvurduklarını ve bu nedenle de hükmün infazının durdurulmasını istemiştir. 9. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/269 Esas, 2020/397 Karar sayılı, 19.3.2021 tarihli ek kararı ile hükümlü müdafisinin talebinin kabulü ile hükmün infazının durdurulmasına, kanun yararına bozmaya gidilmesi hususunda gereğinin yapılması için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, itiraz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Ek kararın gerekçesinde; "..kesintisiz suçlarda suçun tamamlanma tarihinin suç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, mahkememizin açıklanmasını geriye bıraktığı 10 ay hapis cezasının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmiş olması nedeniyle 5 yıllık deneme süresi geçtikten sonra sanık suç işlemiş olması nedeniyle açıklanması geriye bırakılan hükmün açıklanmasına yer olmadığına şeklinde mahkememizce hüküm kurulması gerektiği, suçun tamamlanma tarihinin de 24.07.2018 tarihi olması nedeniyle, hükümlü müdafınin infazın durdurulması ve kanun yararına bozma talebinin kabulüne..." Ek karar, hükümlü müdafisinin elektronik hesabına 19.03.2021 tarihinde konulmuş, 19.03.2021 tarihinde alıcı tarafından okunmuş, 24.03.2021 tarihinde ise okundu sayılmıştır. 24.03.2021 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyanın görüldüsü yapılmıştır. 10. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2021 tarihli yazısı ile özetle; ek karar ile hükmün infazının durdurulmasına karar verilip sanık tahliye edilmiş ise de; suç tarihinin temadi eden suçlarda temadinin hukuki ve fiili nedenle kesildiği, zincirleme yöntemle işlenen suçlarda da teselsülün bittiği tarih olarak genel kabul gördüğü, ancak; dava ve ceza zamanaşımı hesaplanmasında, şartla tahliyenin geri alınmasında, ertelenmiş ilamın aynen infazında, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasında bu suçlara özgü suç tarihinin tespitinin zorunlu olduğu, kesintisiz işlenen suçlarda ve zincirleme suretle işlenen suçlarda ilk eylemin de suç olduğunun tartışmasız olduğu, örneğin hürriyeti tahdit suçunda kaçırma ve alıkoyma eyleminin, zincirleme suretle işlenen tecavüz suçunda ilk eylemin, firar suçunda ilk eylemin, zincirleme suretle uyuşturucu madde ticareti suçunun ilk satış eyleminin suç olduğunun açık olduğu, bu açıklamalar ışığında olayda hükümlünün yoklama kaçağı suçunu işlediği ve mahkemece sanığın cezalandırıldığı ilk eylem tarihinin 29.05.2018 olarak kabul edildiği halde temadinin kesildiği son tarihin suç tarihi olarak kabul edilip HAGB kararının açıklanmaması yönündeki kararın yasaya uygun bulunmadığı, bu yöndeki yorumun uzun süre yoklama kaçağı suçunu işleyenler ile kısa sürede teslim olanalar arasında eşitsizliğe neden olacağı, suç tarihinin HAGB açısından özgü yorumlanması gerekirken ilk eylem tarihi dikkate alınmaksızın uzun süre firari kalan hükümü ödüllendirilircesine suç tarihinin temadinin son bulduğu tarih olarak kabul edilmesinin yasaya ve yerleşik yargı uygulamalara aykırı olduğundan, infaz durdurma kararının kaldırılmasına ve infazın devamına karar karar verilmesi, talep yerinde görülmez ise itirazın 5271 sayılı Kanun'un 268'inci maddesi uyarınca incelemeye yetkili mahkemeye gönderilmesi hususunda itirazda bulunulmuştur. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2021 tarihli Kararı ile itiraz yerinde görülmediğinden, itirazın değerlendirilmesi için dosyanın 5271 sayılı Kanun'un 268/2 ve 3 maddeleri uyarınca İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.04.2021 tarihli, 2021/60 değişik iş sayılı Kararı ile özetle; kanun yoluna bozma yoluna gidilmesi ve talebin kabul edilip olası bir kanun yararına bozma kararı verilmesi halinde hükümlünün durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekebileceği ve bu halde infaz durdurma kararına yapılan itirazın kabul edilmesi halinde hak kaybı durumunun yaşanabileceği değerlendirilerek, Cumhuriyet savcısının ek karara vaki itirazının reddine, kesin olarak, oy birliği ile karar verilmiştir. 11. İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.04.2021 tarihli yazısı ile sayılı dosya, kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği yönünde değerlendirilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 30.04.2021 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderdiği yazısı ile İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 ... ve 2020/269 E., 2020/397 K., sayılı kararına karşı verilen karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan kanun yararına bozma yoluna gidilmemesi ihbar ve görüşünde bulunulmuştur. 12. Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli, 2019/771 E., 2020/297 K., sayılı kararının gerekçesinde hakkında önceden verilen HAGB kararı bulunduğunun belirtilmesi nedeni ile UYAP sisteminden incelenen 26.01.2023 tarihli adli sicil kaydı bilgilerine istinaden yapılan sorgulama neticesinde; a) Sanık ... hakkında, Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.07.2020 tarihli, 2020/502 Esas, 2021/468 Karar sayılı ilamı ile 13.07.2020 suç tarihinde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 191/1., 62/1., 53/1,2,3 maddelerince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/1162 Esas ve 2020/115 Karar sayılı ilamı ile verilen HAGB kararına ilişkin bildirimde bulunulmasına karar verildiği ve kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin kararına istinaden 04.07.2022 tarihinde kesinleştiği, b) Kuşadası 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.03.2021 tarihli, 2019/1159 Esas, 2021/592 Karar sayılı ilamı ile 19.11.2017 suç tarihinde kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 191/1., 62/1., 53/1,2,3., 51/1,3,6,7,8 maddelerince 1 yıl 8 ay hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeden, 18.05.2021 tarihinde kesinleştiği, c) Söke 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarih, 2019/1162 Esas ve 2020/115 Karar sayılı ilamı ile özetle, 2 ay 20 ... yoklama kaçağı olması sebebiyle 29.05.2018 tarihli kararla idari para cezası kesildiği ve 02.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği, ceza kararına karşı itiraz edildiğine dair bir belgenin ulaşmadığı, 15.10.2018 tarihinde kendiliğinden askerlik şubesine başvurduğu belirtilerek, 25.07.2018 ile 15.10.2018 suç tarihlerinde Askeri Ceza Kanunu'nun 63/1-a maddesinde düzenlenen 4 ay içerisinde kendiliğinden gelmek suretiyle yoklama kaçağı kalma suçunu işlediği sübut bulduğundan 1632 sayılı kanunun 63/1-a, 5237 sayılı Kanun'un 62 maddelerince 25 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 maddesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın istinaf edilmeden, 12.03.2020 tarihinde kesinleştiği, d) Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2022 tarih, 2022/818 Esas ve 2022/1127 Karar sayılı ilamı ile özetle, 13.07.2020 tarihinde kasıtlı suçlardan "Uyuşturucu Madde Kullanma" suçunu işlediği ve bu suçla alakalı yapılan yargılama sonucu Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/502 Esas ve 2021/468 Karar sayılı ilamı ile mahkumiyetine karar verilmesi üzerine yapılan bildirime istinaden, mahkemenin 2019/1162 Esas ve 2020/115 Karar sayılı ilamı verilen hükmün açıklandığı, kararın istinaf edilmeden 14.11.2022 tarihinde kesinleştiği, görülmüştür. C. İlgili Hukuk 13. 5271 sayılı Kanun'un "Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231'inci maddesinin 11'inci fıkrası şöyledir; "...(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir..." Aynı Kanun'un "Basit yargılama usulü" başlıklı 251'inci maddesinin 1'inci fıkrası şöyledir; "(1) Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir. (Ek cümle:8/7/2021-7331/23 md.) 175 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca duruşma günü belirlendikten sonra basit yargılama usulü uygulanmaz. .." 5237 sayılı Kanun'un "Dava zamanaşımı" başlıklı 66'ıncı maddesinin 1'inci ve 6'ıncı fıkraları şöyledir; "(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası; a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl, b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl, c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl, d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl, e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer. ... (6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar. D. Değerlendirme 14. Mütemadi suçlarda fiilin icrası süreklilik arz eder. Fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır. Kanuni tanımdaki netice doğmuşsa suç işlenmiş/tamamlanmış, fakat suça konu ihlal devam ettiğinden henüz sona ermemiş, başka deyişle bitmemiştir. Suç, kesinti/temadi gerçekleştiğinde, icrası süren hukuka aykırılık sona erdiğinde bitecektir. Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımından önemli sonuçları mevcuttur. Bu bağlamda; Ceza hukuku bakımından suça teşebbüs fiilin bitmesine kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadar gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunma hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadinin bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiş tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zamanaşımı, yetkili mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancak suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. 15. Yoklama kaçağı (suçu), 1111 sayılı Askerlik Yasasının 12'nci maddesinde, "yoklamada bulunmıyan ve bulunamadıklarına dair bu kanunda yazılı bir mazeret gösterememiş olanlar" şeklinde tanımlanmış; aynı Kanun'un 30'uncu maddesinde de "Yoklama, sırasında, askerlik şubesine veya yurtdışı temsilciliklerine gelmemiş ve 26 ncı madde gereğince gelmeme sebebini bildirmemiş kişiler, yoklama kaçağı olarak kabul edileceği" belirtilmiştir. 14.04.2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 86 ve 89'uncu maddelerinde ayrıca 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 63'üncü maddesinde değişiklik yapılmıştır. Düzenleme ile yoklama kaçağı eylemini ilk kez işleyenlerin eylemleri suç olmaktan çıkartılmış ve kabahat sayılmıştır. 1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 89'uncu maddesince: "Barışta, kabul edilebilir bir özrü olmaksızın;... Yoklama kaçaklarından birlikte (…) yoklamaya tabi oldukları doğumluların yurt genelinde normal sevk yılı içindeki son kafilesi gönderilmiş bulunanlar için, son kafilenin gönderilmesi tarihinden, itibaren dört ay içinde gelenler ...; dört aydan sonra bir yıl içinde gelenler ..., yakalananlar ...; bir yıldan sonra gelenler ..., yakalananlar ... Türk Lirası idarî para cezasıyla cezalandırılır. Bir yıldan sonra tamamlanan her takvim yılı için kendiliğinden gelenler ayrıca ..., yakalananlar ayrıca ... Türk Lirası idarî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu eylemlerinden sonra askerlik şubesince ilk sevk edildikleri kıtalara gecikmeksizin katılmaları halinde haklarında verilecek idarî para cezalarının yarısı verilir. Bu madde uyarınca verilecek idarî para cezalarına ilişkin evrak, yükümlünün bağlı olduğu askerlik şubesi başkanlıklarınca yükümlünün nüfusa kayıtlı olduğu yer mülki idare amirliklerine gönderilir ve idarî para cezası ilgili il ya da ilçe idare kurullarınca verilir. Bu madde uyarınca verilen idarî para cezaları hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununda öngörülen kanun yoluna müracaat edilebilir. Bu cezaların yerine getirilmesi askerlik hizmetlerinin sonuna bırakılır. Bu süreler içinde zamanaşımı işlemez. Barışta, dördüncü fıkra uyarınca verilen idarî para cezası kesinleştikten sonra dördüncü fıkrada sayılan eylemlerden herhangi birini işleyenler ile bu eylemleri seferberlik ve savaş halinde işleyenler hakkında askerlik şubelerince suç dosyaları hazırlanarak yükümlünün nüfusa kayıtlı olduğu yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Yoklama kaçağı suçu ise; 1632 sayılı Askeri Ceza Yasanının 63'üncü maddesinde tanımlanmıştır. 18.02.2021 tarihli ve 7281 sayılı Kanun'un 2'nci maddesiyle, madde de yer alan '1111 sayılı Askerlik Kanununun 89 uncu maddesi' ibaresi '25.06.2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanununun 24 üncü maddesi' şeklinde ve 'kabul edilecek bir özrü olmadan,' ibaresi 'söz konusu Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen mazeretlerden birisi bulunmaksızın,' şeklinde değiştirilmiştir. Bu kapsamda madde de "Barışta, 25.06.2019 tarihli ve 7179 sayılı Askeralma Kanunu'nun 24 üncü maddesi uyarınca haklarında verilen idarî para cezası kesinleştikten sonra söz konusu Kanunun 23 üncü maddesinde belirtilen mazeretlerden birisi bulunmaksızın, ...Yoklama kaçaklarından birlikte (…) yoklamaya tabi oldukları doğumluların yurt genelinde normal sevk yılı içindeki son kafilesi gönderilmiş bulunanlar için, son kafilenin gönderilmesi tarihinden, itibaren dört ay içinde gelenler altı aya kadar, yakalananlar iki aydan altı aya kadar; dört aydan sonra bir yıl içinde gelenler iki aydan bir yıla kadar, yakalananlar dört aydan bir yıla kadar; bir yıldan sonra gelenler dört aydan iki yıla kadar, yakalananlar altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır" şeklinde suç tanımlanmıştır. Yoklama kaçağı suçu askeri suç olmakla birlikte, sırf askeri suç olmadığından, bu suçla ilgili olarak erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi müesseselerin uygulanmasına bir engel bulunmamaktadır. Yerleşik uygulamaya göre yoklama kaçağı suçu, mütemadi suçlardandır. Mülga düzenlemeler döneminde verilen kararlarda suçun, emsallerinin ilk kafilesinin asker edilmesinden 24 saat geçmekle başlayıp yakalanma veya sanığın kendiliğinden bir resmi kuruma başvuruda bulunmasıyla sona ereceği benimsenmiştir (As. Yargıtay 3. Dairenin 21.03.2000 ... ve 2000/138-136 s.K. As.Yargıtay 4. Dairenin 28.06.1994 ... ve 1994/358-357 s.K. As.Yargıtay 1. Dairenin 28.04.1999 ... ve 1999/210-208 s.K.). Bu suç tipinde hareketin devamına bağlı olarak ihlalde devam etmekte, failin ihlale neden olan iradi hareketine son verildiği diğer bir anlatımla temadinin sona erdiği anda son bulmaktadır. Suça etki eden neden nitelikli haller kanunda temadinin süresine göre failin yakalanması/kendiliğinden gelmesine göre belirlenmiştir. 16. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa ceza kararının ortadan kaldırılması ve davanın düşmesine yol açan bir cezanın bireyselleştirilmesi kurumudur (5271 sayılı Kanun m. 231). Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde sanık beş yıl denetim süresine tabi tutulur. Bu süre kararın kesinleşmesinden itibaren başlar. "Belirlenen denetim süresi içerisinde sanığın göstereceği iyi hal neticesine göre ceza vermekten yahut cezanın infazından vazgeçilmesi söz konusu olmaktadır. Diğer bir ifadeyle sanığın cezaevine konma olasılığı onun gayreti ile ortadan kaldırılmaktadır. Çünkü belirlenen süre (denetim süresi) içinde sanığın iyi hal üzere yaşantısını sürdürmemesi halinde hükmün açıklanacağı hususunun Demokles'in kılıcı gibi üzerinde sallanmasının, onun ıslahını ve ileride yeniden suç işlememesini sağlayacağı düşünülmektedir. Böylelikle sanık, daha dikkatli olmak ve bir daha suç işlememek için gayreti göstermek zorunda kalacaktır. Sanığın denetim süresi içerisinde belirlenen şartlara uyması,(kasıtlı bir suç işlememesi veya yükümlülüklerin yerine getirilmesi), kişinin hukuk düzenini ihlal etmeyeceğinin ve dürüst bir hayat sürmeye alışmış olduğunun karinesi olarak kabul edilmektedir..."(Akif Yıldırım, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Ankara, Birinci Baskı, 2018, s.390) . 17. Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, 25.09.2012 tarihinde işlediği terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan mahkumiyetine ve fakat 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5 maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak verilen İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin (TMK 10.Madde ile Görevli) 21.06.2013 tarihli ve 2013/22 E., 2013/46 K., sayılı kararının 12.07.2013 tarihinde kesinleşmesinden sonra denetim süresi içerisinde bu kez 29.05.2018- 24.07.2018 tarihlerinde işlediği yoklama kaçağı suçundan mahkumiyetine dair Söke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2020 tarihli ve 2019/771 esas, 2020/297 sayılı Kararının da 24.03.2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşılması karşısında; gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun amaç ve mahiyeti, gerek mütemadi/kesintisiz suç hakkında yukarıda yer verilen açıklamalar ve gerekse 5237 sayılı Kanunun 66/6 maddesinde yer alan suç tarihinin belirlenmesine ilişkin kuralın, haksızlık içeren tipik eylemin ceza normunun koruduğu hukuki değeri ihlal ettiği/etmeye başladığı, bu suretle suçu oluşturduğu kabul edilen fiili yok saymak değil ve fakat bu fiil kesintisiz devam ettiği/temadi ettiği sürece zamanaşımına ilişkin genel kuralın aksine kamu otoritesinin yargılama hak ve yetkisini, suçun oluştuğu değil eylemin sona erdiği tarihi esas alarak kullanacağı amacına matuf olması gözetildiğinde, 29.05.2018-24.07.2018 tarihlerinde işlenen ve niteliği itibariyle temadi eden yoklama kaçağı suçunun 29.05.2018 tarihinde ve denetim süresi içerisinde işlendiğinin kabulü gerekir. Aksi halde aynı hukuki durumda olanlardan, eylemi suç oluşturduğu anda yakalananlarla suç oluşturmaya devam ettiği/temadi ettiği halde denetim süresi içinde yakalanmayanlar arasında eşitliğe, hakkaniyete ve ceza adaletine aykırı bir yorum benimsenmiş olur ki, bu durum Anayasanın 10 ve 38 maddeleri ile 5237 sayılı Kanunun 3/2.maddesine açık muhalefet teşkil eder. Şu hale göre inceleme konusu kararda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/432 E., 2022/703 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddeleriyle CMK'nın 3. maddesine açıkça aykırı olduğunu, Anayasa'nın 37.
Ceza Genel Kurulu         2022/432 E.  ,  2022/703 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi: Ceza Genel Kurulu Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.10.2019 tarih ve 119-144 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.Hükmün sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 23.11.2021 tarih ve 10-586 sayı ile; "Dosya kapsamındaki sanık savunması, tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre; 2011 yılı Şubat ayında gerçekleştirilen Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimi öncesinde HSYK Genel Sekreteri .'nın evinde yapılan toplantıda değerlendirmek amacıyla örgüt mensubu olduğu belirtilen HSYK üyeleri tarafından hazırlanan yaklaşık 350 kişilik listede ismi olan ve örgüt mensubu olduğu düşünülen Kurul üyelerince seçilmesi istenen kişilerden olup Yargıtay üyesi olarak seçilmesine karar verilen 80 kişilik listede yer alması ve tanıklar ... ve ...'un girişimiyle 2013 yılında organize edilen ve örgüt mensubu olmayan Yargıtay üyelerinin katıldığı toplantılara Yargıtayda cemaat mensubu olarak bilinen üyelerle yakın olması ve birlikte hareket etmesi kanaati nedeniyle davet edilmemesinin atılı suçtan cezalandırılması için tek başına yeterli olmadığı gözetilerek sanığın aşamalardaki samimi görülen istikrarlı savunmalarının aksine, örgütle organik bağ kurup hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemler gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, vicdani kanıyı oluşturmaya ve mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, sanığın atılı suçlamadan delil yetersizliği nedeniyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir." şeklinde açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde 31.05.2022 tarih ve 10-10 sayı ile sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Bu hükmün de Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istemli 02.09.2022 tarihli ve 115195 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda, bu suçtan verilen beraat kararının hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE: A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri: 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir. B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü: Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir. Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi gerekliliğine uyularak usulüne uygun başvuru yapıldığı anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı: İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi (ek dilekçe, temyiz layihası), temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir. Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır. Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir. Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir. CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür. D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi: a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda 31.05.2022 tarihinde yapılan oturumda hüküm özünün, hazır bulunan sanık ve müdafisi ile Yargıtay Cumhuriyet savcısına, karara karşı başvurulacak kanun yolu, süresi, mercisi ve şekilleri de belirtilmek suretiyle açıkça okunup usulen anlatıldığı, Beraat kararına yönelik olarak Yargıtay Cumhuriyet savcısının 31.05.2022 tarihli ve süresi içerisinde sunduğu dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu, b) Temyiz dilekçesi içeriğinden; Yargıtay Cumhuriyet savcısının kararın usule, kanuna ve dosya kapsamına aykırı olması nedenine dayanmak suretiyle gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilmesini talep ettiği, c) Gerekçeli kararın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 22.06.2022 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, Yargıtay Cumhuriyet savcısının 24.06.2022 tarihinde ve süresi içinde ek temyiz dilekçesini sunduğu, Görülmekle Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır. II) İDDİA: ''33995 sicil numarası ile ... Gölmarmara Hâkimi olarak göreve başlayan şüphelinin sırasıyla Patnos, ..., ... Hâkimliği, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Şüpheli Savunması: ... Cumhuriyet Başsavcılığında 19.07.2016 tarihli, müdafii huzurundaki savunmasında özetle: Bireysel özgürlükçü olduğunu, grupsal hareketlere yapısı gereğince karşı olduğunu, himmet vermediğini, devletin, milletin aleyhine olan bütün oluşumları lanetlediğini, (Ek: 4/5-6) ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğindeki 20.07.2016 tarihli sorgusunda özetle: Darbe girişimini lanetlediğini, terör örgütü ile herhangi bir bağının olmadığını, (Ek: 4/33-36) İfade etmiştir. Deliller: ... alınan ifadesinde: '....; Fetullah ... cemaat mensuplarının isteği ve onların kontenjanı ile Yargıtay üyeliğine seçilmiştir..." (Ek: 4/104) ... alınan ifadesinde: “....; Fetullah ... cemaati mensubu olduğunu zannediyorum...'(Ek: 4/344) ... alınan ifadesinde: '...2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu ... bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır;... şüphelinin de ismini...saymıştır...' (Ek: 4/214) HTS analiz raporu incelendiğinde; Örgütün sivil imamları olduğu gerekçesiyle ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/146249 sayılı soruşturma dosyası ile haklarında soruşturma bulunan ..., ..., ... ..., ..., ... . ve . isimli kişilerin bulunduğu; Şüphelinin; ...'ın şüpheli adına kayıtlı 544 864 71 47 nolu telefon ile; 28.04.2016, 22.05.2016, 14.02.2016, 23.02.2016, 28.02.2016, 04.03.2016, 16.04.2016, 22.04.2016, 28.04.2016, 10.05.2016, 31.052016, 19.07.2016, 17.02.2016, 26.12.2015, 03.01.2016, 09.01.2016, 21.01.2016, 01.02.2016, 09.02.2016, 14.02.2016, 16.02.2016, 27.02.2016, 28.02.2016, 01.03.2016, 03.03.2016, 09.03.2016, 13.03.2016, 18.03.2016, 26.03.2016, 29.03.2016, 02.04.2016, 03.04.2016, 05.04.2016, 07.04.2016, 09.04.2016, 10.04.2016, 11.04.2016, 12.04.2016, 14.04.2016, 15.04.2016, 16.04.2016, 17.04.2016, 18.04.2016, 19.04.2016, 21.04.2016, 22.04.2016, 24.04.2016, 25.04.2016, 26.04.2016, 28.04.2016, 30.04.2016, 08.05.2016, 10.05.2016, 22.05.2016, 24.05.2016, 29.05.2016, 02.06.2016, 04.06.2016, 12.06.2016, 26.06.2016, 29.06.2016, 30.06.2016, 29.05.2016, 01.07.2016, 29.05.2016, 17.12.2015, 20.12.2015, 10.02.2016, 17.02.2016, 20.02.2016, 24.02.2016, 01.03.2016, 02.03.2016, 04.03.2016, 04.03.2016, 08.03.2016, 09.03.2016, 15.03.2016, 19.03.2016, 26.03.2016, 31.03.2016, 03.04.2016, 05.04.2016, 07.04.2016, 09.04.2016, 12.04.2016, 15.04.2016, 19.04.2016, 22.04.2016, 25.04.2016, 26.04.2016, 30.04.2016, 03.05.2016, 10.05.2016, 14.05.2016, 17.05.2016, 21.05.2016, 24.05.2016, 28.05.2016, 31.05.2016, 02.06.2016, 28.02.2016, 02.03.2016, 15.03.2016, 29.03.2016, 02.06.2016; ...'ın şüpheli adına kayıtlı 505 761 31 13 nolu telefon ile; 17.01.2016, 23.01.2016, 29.01.2016, 19.12.2015, 10.01.2016, 17.01.2016, 26.03.2016, 20.11.2015, 18.05.2016, 25.05.2016, 27.05.2016; ... ile 17.03.2015, 18.12.2015, 11.11.2015; ... ... ile 02.10.2015, 21.01.2016, 20.11.2015, 07.06.2016; ... ile 22.02.2016; . ile 25.05.2016 tarihlerinde; . ile 25.06.2015 tarihinde yakın saatlerde Büyükada İdo ...'da; Haklarında benzer suçlardan soruşturma yapılan İsmail İnceoğlu ile 29.07.2014 tarihinde İstiklal Mah. Çolak İbrahim Bey Cad. No: 67 Buharakent ...'da; Ortak baz hareketliliği bulunduğu görülmüştür. İlgili Mevzuat: (1) 2797 Sayılı Yargıtay Kanunu, Madde 46: (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017- KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır. Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay Büyük Genel Kuruludur. (2) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Madde 314/2: Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu, Madde 5/1: 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adli para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. Hukuki Değerlendirme: Şüpheli hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan genel hükümlere göre soruşturma başlatılmıştır. Kural olarak kamu görevlileri ile ilgili haksız soruşturmaların önüne geçilebilmesi amacıyla kanun koyucu özel soruşturma usulleri belirlemiş, Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halini ise bu durumun istisnası olarak kabul etmiştir. Soruşturma usulü konusunda Yargıtay Kanunu 46. maddede de benzer bir düzenleme yapılmıştır. Şüpheliye isnat olunan Silahlı Terör Örgütü Üyesi olmak suçu TCK nun 314/2. maddesinde düzenlenmiş, bu suçun ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan olduğu, temadinin fiili veya hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel hükümlere göre sürdürülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 gün, 2017/956-370 Esas ve Karar sayılı ilamı ile kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 24/04/2017 gün, 2015/3-2017/3 Esas ve Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY nin, silahlı bir terör örgütü olduğu, özellikle devletin güvenliğini ilgilendiren kurumlar başta olmak üzere, tüm yapısında yuvalandığı, teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle internet tabanlı, kriptolu haberleşme programı ByLock'un, münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulduğu, bu örgüt mensupları tarafından kullanıldığı görülmüştür. Şüpheli ...'ın, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, Yargıtay üyesi seçildikten sonra da, özelikleri ayrıntılı olarak yukarda açıklanan yargı mensubu olmadıkları halde, terör örgütü yargı mensuplarına emir ve talimatlar veren örgütün yargı imamlarından ..., başta olmak üzere sivil ve yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve yargılama devam eden mensupları ile irtibatlı olup, örgüt ile irtibatını sürdürdüğü, tanık beyanları, HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır. Bu şekilde şüphelinin diğer örgüt mensupları ile birlikte hareket etmek suretiyle, hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. III) SAVUNMA: Sanık bozma kararı öncesi yaptığı savunmalarında özetle; atılı suçlamayı reddettiğini, soruşturmanın görevsiz mercilerce başlatılıp yürütüldüğünü, soruşturmanın suç tarihinde Yargıtay üyesi olması hasebiyle o tarihte yürürlükte olan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesine açıkça aykırı şekilde genel hükümlere göre görevsiz merciler olan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ve ... Sulh Ceza Hâkimliklerince yapıldığını, suçüstü tanımına giren hiçbir eyleminin olmadığını, evinde hukuka aykırı şekilde arama ve el koyma işlemleri yapılarak gözaltına alındığını, 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmadığı hâlde darbeci askerler dahi henüz yakalanıp sorgulanmamış ve darbe girişiminin failleri konusunda ortada hiçbir yargı kararı yokken darbe girişiminin aleyhine kanıt olarak değerlendirilmesi ile suçüstü hâlinin oluştuğunu kabul etmenin hukuken izahının mümkün olmadığını, darbe girişimi ile hiçbir ilgisi olmadığı ve bir suçüstü hâli de gerçekleşmediği hâlde hukuksuz bir şekilde görevli olmayan ... Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sulh Ceza Hâkimliklerince genel hükümlere göre keyfi şekilde soruşturmanın yürütüldüğünü, CMK'nın 7. maddesine göre görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemlerin yenilenmesi mümkün olanları dışında hükümsüz olduğunu, genel hükümlere göre yapılan adli soruşturmanın ve bu kapsamda icra edilen arama, el koyma, gözaltına alma ve tutuklama işlemleri ile fezlekenin ve bu fezlekeye istinaden düzenlenen iddianamenin hükümsüz olduğunu, suç tarihinde yürürlükte olan Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesindeki prosedürün uygulanması ile soruşturma ve kovuşturma şartlarının gerçekleşmesinin sağlanması için CMK'nın 223. maddesi gereğince durma kararı verilerek dosyanın Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna gönderilmesi gerektiğini, aksi durumun adil yargılanma ilkesinin ihlali olacağını, Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinde belirtilen özel usule uyulmaksızın görevli ve yetkili olmayan merciler tarafından gözaltı ve tutuklama kararları verilmesiyle özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini, atılı suça ilişkin olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla görevli olmadığını, suç tarihinde Yargıtay üyesi olduğundan Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca ya Yargıtay Ceza Genel Kurulunda ya da Anayasa Mahkemesinde yargılanması gerektiğini, her ne kadar sonradan çıkarılan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi değiştirilmiş ve bu değişiklik uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine ilk derece mahkemesi görevi verilmiş ise de bu durumun Anayasa'nın 37, 120, 121 ve 142. maddeleriyle CMK'nın 3. maddesine açıkça aykırı olduğunu, Anayasa'nın 37. maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi gereği hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı ve bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamayacağı, Anayasa'nın 142. maddesine göre ise mahkemelerin kuruluş görev ve yetkileri kanunla belirleneceği, CMK'nın 3. maddesinde de mahkemelerin görevleri kanunla belirleneceği düzenlemelerine yer verildiğini, bütün bu hükümlere rağmen Yargıtay Yasası'nın 46. maddesinin kanun hükmünde kararname ile değiştirildiğini, bu durumun Anayasa'nın 120 ve 121. maddelerine aykırı olduğunu, 690 sayılı KHK'nın açıkça Anayasa'ya aykırı olduğunu, suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin öngördüğü daha üst görevli yargılama yerleri olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Anayasa Mahkemesinin sanıklar için daha teminatlı ve lehe olup aksi durumun tabii hâkim ilkesine aykırı olacağını, görevsizlik kararı verilerek atılı eylemin şahsi suç sayılması nedeniyle dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesini talep ettiğini, evinde ve ... yerinde yapılan arama ile el koymanın yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, şüpheli beyanlarının delil olarak kabul edilip hükme esas alınamayacağını, aleyhine delil olarak haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla soruşturma başlatılan 3 şüphelinin beyanlarına iddianamede yer verildiğini, söz konusu beyanların maddi gerçeklikle bağdaşmadığını ve bunları kabul etmediğini, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan hâkim ve savcıların itirafçı olmaları için hücreye konulup tecrit edildiklerinin zamanın HSYK Başkan Vekili tarafından anlatıldığını ve hâkim ve savcıların iradelerinin fesada uğratılması amacıyla mesleğe devam etmeleri vaadinde bulunulduğunun itiraf edildiğini, CMK'nın 148. maddesi gereğince hukuka aykırı vaatle alınan bu beyanların delil olarak değerlendirilemeyip hükme esas alınamayacaklarını, şahsına yönelik söz konusu iddianın hukuksuz ve mesnetsiz olduğunu, iddianameye konu üç şüphelinin somut bir olguya dayanmayan, zanna dayalı, soyut ve genel ifadeler verdiğini, iddianamedeki ikinci delilin ise üzerine kayıtlı iki telefona ilişkin örgütün sivil imamları denilen hiç tanımadığı ve bilmediği kişilerin telefonları ile ortak baz hareketliliği olduğunu, bahse konu hatlardan birisini o dönemde reşit dahi olmayan kızının kullandığını, Fetullah ... cemaati mensubu ya da FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmadığını, devletin yetkili ve görevli bir organı tarafından ehliyet ve liyakatiyle Yargıtay üyeliğine seçilmesinin atılı suç için delil olarak gösterilmesinin hukukta hiç yeri olmayan sanığa suçsuzluğunu ispat külfeti yüklemek durumundan farksız olduğunu, yasal şartları haiz her hâkim ve savcı gibi Yargıtay üyesi seçilebilmek için gayret göstermenin ve kulis çalışması yapmanın suç sayılamayacağını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimleri sırasında yapıldığı iddia edilen liste pazarlıklarının bilgisi ve iradesi dışındaki olaylar olduğunu, bu tür listelerin gerçekte var olup olmadığını, olsa bile kimler tarafından nasıl hazırlandığını, kimin neci olduğunu kimin tespit ettiğini bilmesinin mümkün olmadığını, bireysel özgürlükçü bir yapı ve anlayışa sahip olması nedeniyle hayatı boyunca hiçbir grup veya oluşum içerisinde yer almadığını, mesleki bütün tasarruflarını yasalara uygun olarak vicdani kanaatlerine göre yerine getirdiğini, suç konusu örgütle bağlantısının genel açıklamalara ve soyut cümlelere atıf yapılarak kurulamayacağını, 2011 yılındaki Yargıtay üyeliği seçimlerini gerçekleştiren HSYK Genel Kurulunun Başkanı ve Vekili ile tüm üyelerinin tanık sıfatıyla çağrılarak iddia olunan listelerin hazırlanması, liste pazarlıkları ve seçimlerin hangi kriterlere göre nasıl yapıldığı konularında dinlenilmelerine karar verilmesini talep ettiğini, atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, suçlamanın tamamen asılsız, mesnetsiz ve yersiz olduğunu, isnat olunan ve gerek kendisinin gerekse kızının kullandığı telefonların gösterdiği ortak baz hareketliliklerinin tümünün tesadüfi olup buna dair iddialarda gerçeklik payı olmadığını, iddianamede isimleri geçen ve örgütün sivil imamları oldukları iddia olunan şahıslarla hiçbir irtibat ve görüşmesi olmadığını ve hiçbirini tanımadığını, ... gibi büyük şehirlerde özellikle kalabalık semtlerde bir cep telefonunun her türden insanın cep telefonuyla tesadüfen de olsa ortak baz hareketliliği göstermesinin kaçınılmaz olduğunu, bu nedenle cep telefonu kullanıcılarının birbirleriyle irtibat ve görüşmelerinin başka usul ve yollarla kanıtlanmadıkça ortak baz hareketliliğinin tek başına hukuksal değer ifade etmeyeceğini, mahkumiyet için yeterli ve kesin delil bulunmadığını, Sanık bozma kararı sonrası yapılan yargılamadaki savunmalarında ise özetle; Ceza Genel Kurulu kararının kendileri için sürpriz olmadığını, zira atılı suç ile en ufak bir ilgisinin bulunmadığını soruşturmanın başından beri ifade ettiğini, hatta karşıt delilleri sunduklarını, atılı suçla ilgisinin ve ilişiğinin bulunmadığını, bozma kararı doğrultusunda beraatine karar verilmesini talep ettiğini, İfade etmektedir. IV) MAHKEME KABULÜ: "Sanığın (.) sicil numarası ile ... . Hakimliği, . Hakimliği, ... Hakimliği, ... Hakimliği ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunduğu, 24.02.2011 tarihinde Yargıtay Üyesi olarak seçildiği, Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 244/a sayilı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, 23.07.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un Geçici 15. Maddesi ile Yargıtay Üyeliğinin sonlandırılarak Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildiği, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür. Her ne kadar, sanık ...'ın örgüt içerisinde yer aldığı, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerinden sonra örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucu Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, yapı mensuplarının isteği ve kontenjanından üye seçildiği, 2013 yılında yapı mensubu olmayanları bir araya getirmek amacıyla düzenlenen toplantılara yapı ile irtibatı düşünülerek çağrılmadığı, baz ve HTS bilgilerinde de görüldü
1. Ceza Dairesi, 2022/3013 E., 2022/8188 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
nin ikinci fıkrası gereği kasten öldürmeye teşebbüs suçuna dönüşme ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin yüksek dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 5235 sayılı Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri ile 5271 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmiştir.
1. Ceza Dairesi         2022/3013 E.  ,  2022/8188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/2186 E., 2019/357 K. SUÇLAR : Kasten öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER : Katılanlar ... ve ... vekili, sanık müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî temyiz isteminin esastan reddi ile hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında katılan ...'a yönelik kasten yaralama suçundan hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı ile bu suça yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hükmün temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2016 tarihli ve 2015/424 Esas, 2016/188 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve yaralama suçlarından açılan kamu davasında eylemin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası ve 35 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği kasten öldürmeye teşebbüs suçuna dönüşme ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin yüksek dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 5235 sayılı Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri ile 5271 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmiştir. 2. ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.05.2016 tarihli ve 2016/532 değişik iş sayılı kararıyla, sanık müdafiinin itirazının kabulüne, ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2016 tarihli ve 2015/424 Esas, 2016/188 Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 3. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2016 tarihli ve 2016/270 Esas, 2016/472 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında katılan ...'ı kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, katılanlar ... ve ...'ı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin son cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 22.02.2017 tarihli ve 2017/258 Esas, 2017/302 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılanlar ... ile ... vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir. 5. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.04.2017 tarihli ve 2017/132 Esas, 2017/205 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve yaralama suçlarından açılan kamu davasında eylemin, 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası ve 35 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği kasten öldürmeye teşebbüs suçuna dönüşme ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin yüksek dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 5235 sayılı Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri ile 5271 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmiştir. 6. ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.03.2018 tarihli ve 2017/240 Esas, 2018/122 Karar sayılı kararıyla, a) Katılan ...'ı kasten yaralama suçundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, b) Katılan ...'ı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin son cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, c) Katılan ...'ı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin son cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 13.02.2019 tarihli ve 2018/2186 Esas, 2019/357 Karar sayılı kararıyla, a) Katılan ...'ı kasten yaralama suçundan, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine, b) Katılanlar ... ve ...'ı neticesi sebebiyle yaralama suçundan, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılanlar ... ile ... vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılanlar ... ve ... Vekilinin Temyiz Sebepleri Sanık hakkında kurulan hükümlerde 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri 1. Kasten Yaralama Suçu Yönünden Sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği haksız tahrik indiriminin en üst sınırdan uygulanması gerektiğine ilişkindir. 2. Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu Yönünden 1. Sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrası gereği meşru savunma kapsamında kaldığına, 2. Sanığın kastının yaralamaya yönelik olduğuna, 3. Sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği haksız tahrik indiriminin en üst sınırdan uygulanması gerektiğine,İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Olay tarihinde katılan ...'in diğer katılan ... ve tanık İsa ile birlikte tanık İsa'nın kullandığı ... plaka sayılı araç ile bir düğüne gittikleri, düğünden geri döndükleri sırada sahil yolunda seyir halindeyken olay yeri olan Pendikte bulunan veterinerliğe yakın bir yerde bir araca arkadan çarptıkları, aracı sağa çekerek diğer aracın şoförü ile görüştükleri, kaza tespit tutanağı bulunmadığı için katılan ...'in diğer katılan ...'u aradığı, katılan ...'un yanında tanıklar ... ve ... olduğu halde olay yerine geldiği, bu esnada sanığın arkadaşları tanık ..., ..., ..., ... ve ...'in birlikte gezdikleri araçlarının sahilde arıza yaptığı ve araçtan indikleri, sanığın ve arkadaşlarının alkollü oldukları, katılan ... ve ...'un da alkollü oldukları, sanığın arkadaşları olan tanıkların aracın arızası ile ilgilendikleri sırada ihtiyaç gidermek isteyen sanığın sahile doğru gittiği, sanık ...'in dönüşte katılanlar ... ve ... ile karşılaştığı, ... ve ...'un kaldırımda konuşup birbirleriyle şakalaşıp küfürleştikleri, katılanları gören sanığın katılanlara "hayat size güzel" diye sözle sataşması üzerine katılan ...'in sanığın üzerine doğru yürüdüğü, sanığın katılan ...'in bu eyleminden dolayı ve duyduğu küfürlü sözlerden dolayı maruz kaldığı haksız tahrikin etkisi ile üzerinde taşıdığı bıçağı çıkartarak her iki katılana saldırdığı, kavgayı gören ve olay yerine gelen katılan ...'ı da aynı şekilde bıçakla yaraladığı, sanığın eylemlerinden dolayı katılan ...'in hayati tehlike geçirmeksizin, diğer iki katılanın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandıkları, sanık savunmalarında her ne kadar olay günü saldırıya uğradığını, tam geçmek üzereyken bir şahsın omuz attığını, kendisinin omuz atan şahsı ittirdiğini, bu şahıslardan birisinin kafa attığını, kendisini tekme yumrukla darp ettiklerini, kendisini korumak için katılanlardan birine ait olup kavga esnasında ele geçirdiği bıçağı rastgele savurduğunu beyan etmiş ise de; sanığın bu savunmalarının tam olarak gerçeği yansıtmadığı zira hazırlık aşamasındaki beyanında kullandığı bıçağın kendisine ait olduğunu ve üzerinde taşıdığını açıkça belirttiği, sanığın yapılan aramalar sonucunda olayın ertesi günü öğlen saatlerinde yakalandığı ve tüm dosya kapsamı itibariyle meşru savunma koşullarının oluşmadığı, sanığın katılanları yaralama anına ilişkin net bir tanık beyanı bulunmamakla birlikte, sanığın savunmaları ve olay sırasında sanığın yaralanmış olması dikkate alındığında olayda her ne kadar meşru müdafaanın bulunmadığı kanaatine varılmış ise de katılanların sanığa yönelik eylemleri haksız tahrik olarak kabul edildiği, her ne kadar dosya görevsizlik kararı ile mahkememize sanığın katılanlar ... ve ...'a yönelik eyleminin adam öldürmeye teşebbüs suçu kapsamında değerlendirmek üzere gelmiş ise de, tüm dosya kapsamı dikkate alındığında sanık ile katılanlar arasında önceye dayalı bir husumetin olmaması, olayın ve kavganın ani gelişen tartışma neticesinde meydana gelmesi, sanık ve katılanların mobil olup, kavga sırasında sanığın tek başına olup katılanlar ile arbedeye giriştiğinde herhangi bir hedef gözetmeksizin bıçağı sallaması neticesinde katılanların yaralanmaları, yine katılanlarda meydana gelen yaralanmaların niteliği, derinliği dikkate alındığında sanığın eylemini öldürme kastı ile gerçekleştirmediği, sanığın eyleminin bıçakla kasten yaralama suçu kapsamında kaldığı kanaatine varılmıştır. 2. Sanığın üzerine atılı suçlamaları tevil yoluyla ikrar ettiği belirlenmiştir. 3. Katılanlar her aşamada istikrarlı beyanlarda bulunmuştur. 4. Sanığın eylemi neticesinde katılan ...'ta meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak; a) Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim olunan, 08.11.2014 tarihli; "Sağ skapula altında 3 adet solda ve sağda 6-7 cm. 2 adet 4-5 cm.'lik cilt cilt altı fasiayı geçen derin kesiler mevcut, sol pariatelde kesi ve koltuk altı bölgesine üçgen şekline 3-4 cm'lik cilt cilt altı fasiada kesiler mevcut, sol koltuk altında orta aksillerde 1,5x2 cm.'lik cilt kesisi, sağ toraks ve sağ skapula arkasında 3-4 cm.'lik 2 adet cilt cilt altı kesisi bulunduğu," b) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Kartal Adlî Tıp Şube Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli; "Yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı", görüşlerini içerir adlî muayene raporları dava dosyasında mevcuttur. 5. Sanığın eylemi neticesinde katılan ...'da meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak; a) Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim olunan, 09.11.2014 tarihli; "Kesici delici alet yaralanmasına bağlı pulsatif kanama, arter kesisi ile hasta ameliyata alındı, sağ üst extremite distal nabızlar palpabl, sağ supraklavikular arter kesisi bulunuğu," b) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Kartal Adlî Tıp Şube Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli; "Yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı", Görüşlerini içerir adlî muayene raporları dava dosyasına alınmıştır. 6. Sanıkta meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak; a) Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim olunan 09.11.2014 ve 10.11.2014 tarihli; "Darp cebir izine rastlanılmadığı," b) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Kartal Adlî Tıp Şube Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli; “Kişinin Şube Müdürlüğümüzde yapılan muayenesinde; Göz altına alınmadan önce kavga sırasında darbe aldığını kafasına bıçağın sap kısmı ile vurulduğunu, bunun üzerine onların elindeki bıçağı ele geçirerek kendini savunduğunu, ayrıca burnunda, sağ el 1. Parmağında ve sağ ayak bileğinden yaralandığını ifade etti. Muayenesinde burun sırtında 0,5 cm.'lik üzeri kabuk bağlamış yüzeyel kesi, etrafında ödem, sağ el 1. Parmak proximal eklemde ödem, saçlı deride fronto pariatel sağ ortaya yakın kısımda 1 cm. çaplı raddi yara, sağ ayak bileği iç malliol üzerinde yaklaşık 3 cm.'lik üzeri kabuk bağlamış cildi sıyrık olduğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilir.” Görüşlerini içeren geçici ve kesin adlî muayene raporları dava dosyasına eklenmiştir. 7. Sanıkta meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak başlatılan soruşturma neticesinde sanığın şikâyetçi olmaması nedeniyle İstanbul Anadoluğu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanzim olunan, 09.09.2015 tarihli ve 2014/158223 Soruşturma sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı dava dosyasında mevcuttur. 8. Tanık beyanları dava dosyasında mevcuttur. 9. Olay yerinde yapılan incelemeye istinaden tanzim edilen 09.11.2014 tarihli olay yeri inceleme raporu, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvar Müdürlüğünce tanzim olunan, 18.11.2014 tarihli uzmanlık raporu, Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli ekspertiz raporu dava dosyasına eklenmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Sanık ile katılanlar arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumet yoktur. Olayda kullanılan vasıta ele geçmemiş ise de, katılanlarda oluşan yaralardan da anlaşıldığı üzere suç aleti bıçak öldürmeye elverişlidir. Katılanlardan ...'ın boğazında bir adet, ...'da en az 7 adedi derin olmak üzere 14, diğer katılanda ise 3 adet bıçak darbesi olduğu, her üç katılandaki bıçak darbelerinin hayati bölgelerde olduğu, sanığın katılanların hayati bölgelerini hedef aldığı, katılanlardan ... ile ...'taki yaralanmaların hayati tehlike doğurdukları, sanığın katılanlara yönelik her saldırısında diğer katılanın yardıma gelmesi nedeniyle eylemlerini daha da ileri götüremediği, katılanların birbirini korumak için sanığa karşı koydukları ve sonrasında da sanığın ve katılanların arkadaşlarının müdahalesi ile katılanları hayati bölgelerinden ve kendisine karşı koyamayacak hale getirecek şekilde birden çok kez yaraladıktan sonra eylemine son verip, yakalanmamak için olay yerinden kaçtığı anlaşılmıştır. Her olayda yukarıda belirtilen tüm özelliklerin gerçekleşmesi gerekmemektedir. Zira aralarında daha önce hiçbir husumet bulunmayan iki kişi çok basit bir olay nedeniyle tartışıp, bu kişilerden biri üzerindeki silah ya da bıçakla diğerinin hayati bir bölgesine, sadece bir atış ya da bıçak darbesi uygulayarak diğerinin ölümüne neden olabilir. Bu durumda da, bu kişi öldürme sonucundan sorumlu olacaktır. Somut olayda sanık kavganın başlaması ile birlikte, öldürmeye elverişli olan bıçakla, ilk olarak katılan ...'un en hayati bölge olan boğazını hedef alarak bıçağı sallayıp, yaralamış, katılan ..., ... isimli arkadaşının ve diğer arkadaşlarının boğazına tampon yapıp, kan kaybını önlemeye çalışması sayesinde hayatta kalmıştır. Zira hastaneye ulaştırıldığında, şokta olduğu rapor edilmiş, acil ameliyatla kurtarılabilmiştir. Sanığın hayati tehlike geçiren her iki katılana yönelik eylemleri sırasında hedef aldığı vücut bölgeleri, eylemlerinin sayısı ve şiddeti ile neden olduğu yaralanmalar nazara alındığında, bu eylemleri gerçekleştirirken her iki katılanı öldürmeyi amaçladığı, sergilediği davranışlardan ortaya çıkan kastının bu yönde olduğu, diğer katılanın ise sanığın çok sayıda bıçak darbesi ile yaralanan ...'ı kurtarmak için arkadaşının üstüne kapandığı, sanığın bu katılana da en az üç kez bıçak sallayarak, basit tıbbi tedavi ile iyileşmeyecek şekilde yaraladığı, sanığın olayın ilk başından beri kendisi ile tartışan diğer iki katılana yönelik olarak gerçekleştirdiği eylemler sonucu oluşan yaralanmalar ile sanığa saldırmayan, ancak arkadaşını kurtarmak için üzerine kapanan katılan ...'e yönelik eylemleri arasında gerek darbe sayısı ve gerekse şiddeti ile yaralanmaların ulaştıkları boyutlar nazara alındığında, farklı bir kasıt ile hareket ettiği, sanığın katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle kasten yaralama suçundan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar sanığın eylemlerinin meşru müdafaa kapsamında olduğu savunulmuş ise de ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere, olayda meşru müdafaa koşullarının bulunmadığı değerlendirilmiştir. Olayın başlangıcına neden olan söz ve davranışların kesin olarak ne olduğu tarafların ve tarafların yanında ifade veren tanıkların anlatımlarından kesin olarak tespit edilememiştir. Sanık kendisine küfür edildiğini ve omuzuna vurulduğu, katılanlar ise sanığın kendilerine laf atıp, olayı başlattığını ve beklemedikleri bir anda bıçakla saldırdığını iddia etmişlerdir. Taraflar arasında çıkan kavga neticesinde sanıktaki yaralanma düzeyi ve olaya kimin haksız eyleminin neden olduğu tarafsız tanıklar ya da başkaca delillerle tespit edilemediğinden, ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere, sanık hakkında en düşük oranda tahrik indirimi yapılması uygun bulunmuş, yapılan yargılama ve tüm dava dosyası kapsamından elde edilen deliller ile oluşan vicdani kanaat neticesinde, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyetine karar verildiği belirlenmiştir. IV. GEREKÇE A. Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı nazara alınarak 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu kasten yaralama suçunun, 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadıkları dikkate alındığında, sanık müdafiinin kasten yaralama suçuna yönelik temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden 1. Meşru Savunma Yönünden Katılanların her aşamada sanık tarafından kendilerinin bıçakla yaralandıklarının, kendilerinin ise sanığa vurmadıklarını beyan ettikleri, sanık savunması dışında kalan diğer deliller (tanıkların anlatımları, sanık ve katılanlar hakkında tanzim olunan adlî muayene raporları) karşısında sanığın basit bir tıbbî müdahale ile giderilebilir ölçüde yaraladığı, taraflar arasında olay anında başlayan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, olay günü kavganın kim tarafından başlatıldığının kesin olarak belirlenemediği, bu hâli ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4-238 Esas, 2002-367 sayılı Kararı ve bu kararla uyumlu Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarıyla uyumlu şekilde sanık lehine (1/4) oranında haksız tahrik indirimi uygulandığı, meşru savunma hükmünün uygulanabilmesi için ilk saldırının kimden geldiğinin kesin olarak belirlenmesinin ve meşru savunmanın unsurlarını teşkil eden saldırı ve savunmaya ilişkin diğer koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin buna göre belirlenmesinin gerektiği belirlenmekle, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Haksız Tahrik Yönünden Katılanlar ile sanığın, olayın başlangıcına ilişkin ilk hareketin karşı taraftan geldiği yönündeki anlatımları, sanığın da olay sırasında basit şekilde yaralandığı anlaşılmakla, Mahkemece, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği gözetilerek şüpheli kalan bu hâl nedeniyle sanık hakkında kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği asgari oranda (¼) haksız tahrik indirimi uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. 3. Suç Vasfı Yönünden Sanık ile katılanlar arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektiren husumet bulunmamakta ise de katılanların ele geçmeyen bıçakla yaralandıkları, katılan ...'un boğazında bir adet, ...'ın ise değişik vücut bölgelerinde en az yedi adedi derin olmak üzere on dört adet bıçak darbesi olduğu, katılanların hayati bölgelerinin hedef aldığı, sanığın eylemi neticesinde katılanların hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandıkları, sanığın katılanlara yönelik eylemlerini tanıkların araya girmeleri ile devam ettiremeyerek olay yerinden kaçması karşısında sanığın kastının yaralama olmadığı, katılanları öldürmeye teşebbüs ettiğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümlerde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR A. Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde yer alan (A) paragrafında açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde yer alan (B) paragrafında açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 13.02.2019 tarihli ve 2018/2186 Esas, 2019/357 Karar sayılı kararlarında katılanlar ... ve ... vekili ile sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2022 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

Mahkemelerin görevi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.
B) Mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir.
C) Görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıkarsa, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler.
D) Duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilebilir.
E) Görevsiz mahkemece yapılan işlemler, yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında hükümsüzdür.