5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 4

Ceza Muhakemesi Kanunu 4. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 4 – (1) Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6 ncı madde hükmü saklıdır. (2) Görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıktığında, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler. Görevsizlik kararı verilmesi gereken hâl ve sonucu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

119 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2013/524 E., 2015/76 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Bu nedenle Asliye Ceza mahkemesince 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması kanuna aykırı olup Özel Dairece hükmün öncelikle görev yönünden bozulmasına karar verilmesi gerekirken suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğin
Ceza Genel Kurulu         2013/524 E.  ,  2015/76 K. * BASİT TİBBİ MÜDAHALE İLE GİDERİLEMEYECEK YARALAMA * GÖREV * KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜME NEDEN OLMA * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 86 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 87 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 22 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 23 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 63 * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 142 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 3 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 7 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 4 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 5 * ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 10 * ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 11 * ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 12 * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 326 "İçtihat Metni" Sanık M.. Ö..’ın kasten yaralama ve taksirle ölüme neden olma suçlarından 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 87/1-d ve 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23, 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin, Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.04.2010 gün ve 170-156 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.10.2012 gün ve 2227-20818 sayı ile; “...Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 29.03.2008 günü alkollü oldukları anlaşılan ölen T.. C.. ile sanık M.. Ö..'ın katılmış oldukları düğün töreni sırasında tartıştıkları, daha sonra ölen T.. C..'ın, tanıklar Y.. Ö.. ve S.. U.. tarafından ikametine götürülmek üzere araca bindirildiği, sanık M.. Ö..'ın, ölen T.. C..'ı görmesi üzerine, tanık G.. A..'dan ölenin bindiği aracı motosiklet ile takip etmesini istediği, birlikte ölen T.. C..'ın bindiği aracı motosiklet ile takip ettikleri, ölen T.. C..'ın ikametinin yakınlarında araçtan inmesi üzerine sanığın bu kez ölen T..'ı yaya olarak takibe başladığı bir süre sonra önüne geçerek aralarında geçen tartışmayı hatırlatıp yumruklamaya başladığı, ölen T.. C..'ın aldığı darbeler sonucu yere düştüğü, öleni yerde kanlar içinde gören tanıkların öleni yaralı bir şekilde hastaneye götürdükleri, hastahanede ilk müdahaleyi yapan doktor tarafından düzenlenen 30.03.2008 tarihli 20652 nolu raporda hastadan tansiyon ve nabız alınamadığı, kalp atımının olmadığı, hastanın ağız ve burun çevresinde kan bulunduğu ve hayati tehlikesinin olduğunun belirtildiği, sanık hakkında 22.04.2008 tarihli iddianame ile 5237 sayılı TCK'nun 86/1, 87/1-d. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, 29.03.2008 tarihinde hayati tehlike kaydıyla hastaneye yatırılan mağdurun bu yaralanmaya bağlı olarak 09.07.2008 tarihinde ölmesi üzerine sanık hakkında bu kez 5237 sayılı TCK'nun 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunca, ölümün meydana gelen olayın efor ve stresine bağlı olarak, mevcut kalp ve damar hastalığının aktif hale geçmesiyle gelişen solunum ve dolaşım durmasından kaynaklandığı, ölüm ile olay arasında illiyet bağı bulunduğu, olaydaki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu belirtilmiş ise de, yukarda anlatılan oluş nazara alındığında basit tıbbi yaralanmadan söz edilemeyeceği, sanığın eyleminin TCK'nun 86/1, 87/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla suç vasfında hataya düşülerek, sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.04.2013 gün ve 242480 sayı ile; “…Sanık ile maktul arasında çıkan tartışma sırasında, sanığın yumrukla ile maktule vurması ve maktulün maruz kaldığı müessir fiilin etkisiyle kendinde mevcut kronik kalp damar hastalığının, olayın travması, efor ve stresi ile akut hale geçmesi sonucu gelişen dolaşım ve solunum durmasından öldüğü, maktuldeki travmatik lezyonların ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı anlaşılmakla, sanığın maktuldeki kronik kalp damar hastalığını aksi ispatlanmayan savunmaya göre önceden bilmiyor olması da dikkate alınarak maktul yönünden yaralamanın TCK'nun 86/2. maddesi kapsamında kalması nedeniyle, sanığın 5237 sayılı TCK’nun 86/2. maddesi delaletiyle 85/1. maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan kurulan hüküm usul ve yasaya uygun olduğundan hükmün onanması gerektiği düşünülmektedir. Özel Daire bozma kararının kabulü durumunda sanığın üzerine atılı suç vasfının, 5237 sayılı Kanunun 87/4. maddesi kapsamında değerlendirildiğinde, bu maddedeki delillerin takdir ve değerlendirme yerinin Ağır Ceza Mahkemesi olması nedeni ile öncelikle yerel mahkeme kararının görevsizlik kararı verilmesi yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermelidir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Dairesince 09.05.2013 gün ve 11519-12959 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölüme neden olma suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de; bu konudaki delilleri tartışma ve değerlendirme görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün öncelikle görev yönünden bozulması gerekip gerekmediği hususu ele alınıp değerlendirilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık M.. Ö.. ile T.. C..'ın 29.03.2008 günü akşamı katıldıkları bir düğün töreni sırasında tartıştıkları, T.. C..'ın aşırı derecede alkollü olması nedeniyle tanıklar Y.. Ö.. ve S.. U.. tarafından araba ile evine bırakıldığı, sanığın yanında tanık G.. A.. olduğu halde motosikletle onları takip ettiği, T.. C.. evinin yakınında araçtan inince sanığın yaya olarak peşinden gittiği, yanına yaklaşıp düğündeki tartışmayı devam ettirerek yüzüne yumrukla vurduğu, T.. C..'ın aldığı darbeler sonucu yere düştüğü, ağzından ve burnundan kan gelmeye başladığı, kavga çıktığını anlayan tanıklar Yılmaz ve Serkan'ın yanlarına geldikleri, yerde yatan T.. C..'ı arabaya bindirerek hastaneye götürdükleri, yapılan ilk müdahale sonucu düzenlenen genel adli muayene raporunda saat 00.03 civarında acil servise getirilen hastadan tansiyon ve nabız alınamadığının, siyonize olup kalp atımının bulunmadığının, entübe edilip oksijen verildiğinin, defabrilatör ile 200 jul elektrik uygulandığının, kalp atımlarının geri geldiğinin, ağız ve burun çevresinde kan bulunduğunun, burnunda ve alt üst dudakta hematom ekimozu mevcut olduğunun, burnundan aktif kanama geldiğinin, koklamakla alkollü olduğunun, hayati tehlikesinin bulunduğunun belirtildiği, yoğun bakım servisine alınan T.. C..’ın girdiği komadan hiç çıkamadan 09.07.2008 günü hastanede vefat ettiği, otopsi raporunda kesin ölüm sebebi hakkında kanaate varılamadığının, kesin ölüm sebebinin tespiti ve darp olayı ile ölüm arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınması gerektiğinin, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurumunun 02.12.2009 tarihli raporunda ise ölümün kişinin kendisinde var olan kalp hastalığının olayın efor ve stresi ile aktif hale geçmesi sonucu solunum-dolaşım durmasına bağlı hipoksik ensefallopoti ve gelişen komplikasyonlardan ileri geldiğinin, darp olayı ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun, tıbbi belgelerde haricen tarif edilen travmatik bulguların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun belirtildiği, Sanık hakkında 22.04.2008 tarihli iddianame ile "neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama" suçundan 5237 sayılı TCK’nun 86/1 ve 87/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması, ölümün gerçekleşmesinden sonra 08.03.2010 tarihli iddianme ile de "taksirle ölüme neden olma" suçundan aynı Kanunun 22/2, 23, 86/2 ve 85/1, maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin "taksirle bir kişinin ölümüne neden olma" suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23 ve 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği, Özel Dairece, olayın oluş biçimine göre basit tıbbi yaralanmadan söz edilemeyeceği, sanığın eyleminin TCK'nun 86/1 ve 87/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden hükmün bozulduğu, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu suçlardan "taksirle bir kişinin ölüme neden olma” suçu 5237 sayılı TCK'nun 85/1. maddesinde; "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde, “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçu ise 87/4. maddesinde: "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" biçiminde düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 142. maddesinde; “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesinde de; “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” denilmek suretiyle mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesinde sulh ceza hakimliğinin, 12. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevleri sayılmış, 11. maddesinde ise, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılacağı düzenlenmiştir. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 6526 sayılı Kanunla değişik 12. maddesi uyarınca; kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. 5271 sayılı CMK’nun 7. maddesi uyarınca yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüz olup aynı Kanunun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilir, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir. 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yerel mahkemelerin Özel Dairece suç vasfından yapılan bir bozmaya karşı ısrar hakkı bulunmakta ise de ayrıntısına Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 gün ve 827-118 sayılı kararında yer verildiği üzere aynı Kanunun 323. maddesindeki "Hüküm, mahkemenin haksız olarak kendisini vazifeli veya salahiyetli görmesinden dolayı bozulmuşsa Temyiz Mahkemesi aynı zamanda işi vazifeli veya salahiyetli mahkemeye gönderir" hükmü uyarınca görev yönünden bozulan hükümlere karşı direnilmesi mümkün değildir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık hakkında düzenlenen 22.04.2008 tarihli iddianamede ölendeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesi kapsamında “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu görev ise 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesine aittir. Bu nedenle Asliye Ceza mahkemesince 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması kanuna aykırı olup Özel Dairece hükmün öncelikle görev yönünden bozulmasına karar verilmesi gerekirken suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 04.10.2012 gün ve 2227-20818 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.04.2010 gün ve 170-156 sayılı kararının, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2013/294 E., 2013/615 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ceza Muhakemesi Kanununun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkemece, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilecek, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, bir kararl
Ceza Genel Kurulu         2013/294 E.  ,  2013/615 K. * ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI * BASİT CİNSEL İSTİSMAR * NİTELİKLİ CİNSEL İSTİSMAR * VÜCUDA DİL PARMAK GİBİ ORGAN SOKULMASI * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 52 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 103 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 105 * ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 11 "İçtihat Metni" Cinsel taciz suçundan sanık T.. B..’in 5237 sayılı TCK’nun 105/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.400 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Fethiye 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 17.03.2009 gün ve 367-244 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 25.04.2012 gün ve 10970-4696 sayı ile; “Müştekinin soruşturma aşamasındaki ifadesinde, sanığın iki kolu ile kendisini sarıp, kucaklayarak duvara yasladığını ve zorla dilini ağzına soktuğunu beyan etmesi, iddianamede de olayın bu şekilde anlatılması karşısında, eylemin 5237 sayılı TCK’nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunda delillerin tayin ve takdiri ile suç niteliğini belirleme ve davaya bakma görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hükme varılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri K. K. ve M.A. D.; “Sanığın 15-18 yaş arasında olan mağdurenin ağzına zorla dilini sokması eyleminin TCK’nun 103/2. maddesinde yer alan nitelikli cinsel istismar suçunu değil, aynı kanunun 103/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel istismar suçunu oluşturacağı ve bu nedenle yargılama yapma ve delilleri takdir görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğu” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 03.10.2012 gün ve 198292 sayı ile; “Çocuklara yönelik nitelikli cinsel saldırı suçu TCK'nun 103/2. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre 'Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda...' suç nitelikli cinsel istismara dönüşmektedir. Bu suçun tanım ve kanuni unsurlarının anlaşılması bakımından; TCK'nun 103. maddesine ve bu madde gerekçesine bakmakta fayda vardır. Çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nun 103/2. maddesinde eylem 'vücuda organ veya sair cisim sokulması' olarak tanımlanmaktadır. Bu maddenin gerekçesinde, 'reşit kişilere yönelik nitelikli cinsel saldırı' suçunu düzenleyen TCK'nun 102/2. maddesinin gerekçesine atıfta bulunulmaktadır. TCK'nun 102/2. maddesinin gerekçesinde nitelikli hal; 'suçun bu nitelikli hali için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair cisim ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal veya anal yoldan cop gibi sair bir cisim de ithal edilebilir' şeklinde açıklanmaktadır. Bu açıklamaya göre, penisin (veya yapay penisin) oral yoldan vücuda ithalinde nitelikli cinsel saldırı veya istismarı suçlarının oluşacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Penis haricinde vücudun diğer organları ile sair cismin oral yoldan vücuda ithalinde ise, suçun nitelikli mi yoksa basit cinsel saldırı suçu mu olacağı hususunda tartışma yaşanmaktadır... Herşeyden önce suçun nitelikli cinsel saldırı boyutuna ulaşabilmesi için, bu suça yönelik olarak failin sokma fiilinde kullandığı organ veya sair cismin bu suçu işlemeye elverişli olması gerekir. Örneğin, failin memesini veya dudağını zorla mağdurenin ağzına sokması fiilinde; meme veya dudak nitelikli cinsel saldırı suçunu işlemeye elverişli olmaması sebebi ile, suç basit cinsel saldırı boyutunda kalacaktır. Diğer yandan, sanığın cinsel organını (veya yapay penisi) mağdurun vücuduna anal, oral veya vajinal yoldan ithal etmesi halinde suçun nitelikli boyuta ulaşacağı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitelikli cinsel saldırı suçunu düzenleyen TCK'nun 102/2 ve 103/2. maddelerine ve madde gerekçelerine bakıldığında; suçun nitelikli boyuta ulaşabilmesi için, ya failin sokma fiilinde kullandığı organ veya sair cismin cinsel motif taşıması (örneğin penis veya yapay penis) ya da cinsel saldırı fiiline maruz kalan mağdurenin organının cinsel motif taşıyan bir organ (vajina veya anüs) olması gerekir. Eğer failin sokma fiilinde kullandığı organ veya sair cisim, cinsel motif taşımıyor ve mağdurun sokma fiiline maruz kalan organı da cinsel organ olarak kabul edilen anüs veya vajina değil ise bu suçun nitelikli cinsel saldırı olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Yani sanığın, parmağını veya dilini cinsel amaçla mağdurenin ağzına sokması nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturmayacak ve suç basit cinsel saldırı boyutunda kalacaktır. Bu bağlamda, sanığın penisini (veya yapay penisi) vajinal, anal veya oral yoldan, diğer organ veya sair cismin ise vajinal veya anal yoldan vücuda ithali halinde nitelikli cinsel saldırı suçu oluşacaktır. Eğer cinsel amaçla da olsa, failin; mağdurun ağzına parmaklarını sokması ve dilini okşaması veya dilini mağdurenin ağzına sokması şeklindeki eylemleri basit cinsel saldırı olarak kabul edilmelidir. Ayrıca, çoğunluğun görüşü kabul edildiği takdirde, uygulama zorluğu kaçınılmaz olacaktır. Örneğin; 15 yaşından küçük mağdure ile sanığın öpüşmesi sırasında, sanığın dilinin mağdurenin ağzına tam olarak girip girmediği ve dolayısı ile eylemin nitelikli cinsel istismar boyutuna ulaşıp ulaşmadığı veya sanığın dilinin tam olarak girmemesi halinde ise, eylemin nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunda tartışmalar çıkaracak ve suçun vasfının tayin ve tespiti görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararları verilerek davaların uzamasına sebebiyet verilecektir. Açıklanan ve izah olunan sebeplere binaen; sanığın dilini zorla mağdurenin ağzına sokması eylemi çocuğa yönelik basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğundan, bu suçu düzenleyen TCK'nun 103/1. maddesi kapsamındaki suçlara bakma görevi asliye ceza mahkemesine ait olduğundan, dosyanın görevli mahkeme olan Fethiye Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi yönünde bozulması yerine, yazılı şekilde sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğundan bu suçu düzenleyen TCK'nun 103/2. maddesi kapsamındaki suçlara bakma görevinin ağır ceza mahkemesi olduğuna yönelik bozma ilamı usul ve yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Dairesince 10.12.2012 gün ve 13373-12733 sayı ile; oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sulh ceza mahkemesince cinsel taciz suçundan kurulan hükmün Özel Dairece; “müştekinin sanığın zorla dilini ağzına soktuğunu beyan etmesi karşısında eylemin TCK’nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin değerlendirilmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu” gerekçesiyle bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 27.10.1988 doğumlu İngiliz vatandaşı, annesi Türk, babası yabancı, Türkçe bilen ve tatil amacıyla ülkemize geldiği anlaşılan katılanın, 10.08.2006 günü saat 06.00 sıralarında Ölüdeniz Jandarma Karakolu görevlilerine müracaat ederek bir restaurantın tuvaletini kullanmak istediği sırada restaurantın güvenlik görevlisi olan sanığın zorla kendisini öpmeye çalıştığı iddiasıyla şikâyetçi olduğu, Alınan ifadesinde özetle; olay günü saat 06.00 sıralarında restaurant içerisindeki tuvalete girdiğinde karşısına çıkan sanığın "ne yapıyorsun burada" dedikten sonra elini omzuna koyup "sen iyi misin" diye sorduğunu, "iyiyim, gidiyorum" diye cevap vererek tuvaletten çıkmak istediğini, sanığın iki kolu ile kendisini sarıp kucaklayarak tuvaletin duvarına yasladığını, zorla dilini ağzının içine sokarak kendisini öptüğünü, çırpınarak sanığın elinden kurtulup kaçtığını, dışarıda kendisini beklemekte olan annesinin yanına gittiğini, onu göremeyince aramak için cadde üzerinde gezindiği sırada yoldan geçen jandarma görevlilerini gördüğünü, başından geçenleri anlatıp şikayetçi olduğunu beyan ettiği, Mağdurenin annesi Y.. C..’ın; olay sırasında dışarıda arabada beklediğini, bu nedenle olayı görmediğini, jandarma görevlileri ile birlikte yanına gelen kızının durumu anlattığını söylediği, Olay yerine yakın başka bir iş yerinin bekçisi olan tanık M..I..’ın ise; olay gecesi sanıkla beraber nöbet tuttuklarını, mağdurenin koşarak restaurantın kapısından içeri girdiğini, sanığın da engel olmak için arkasından gittiğini, sanıkla mağdurenin konuştuklarını, sanığın mağdureyi restaurantın içinden çıkardığını gördüğünü ancak tuvalet bölümü dışarıdan gözükmediğinden içeride neler yaşandığını bilmediğini ifade ettiği, Katılanın teşhisi ile yakalanan sanığın aşamalarda; mağdurenin koşarak gelip bekçiliğini yaptığı otelin retauratının tuvaletine girmek istediğini, aşırı alkollü olduğunu, kendisine hiç dokunmadan içeri giremeyeceğini söylediğini ve dışarı çıkardığını, mağdurenin muhtemelen buna kızarak kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, yüklenen suçu işlemediğini savunduğu, Sanık hakkında Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 04.06.2007 gün ve 1481-689 sayılı iddianamesi ile; “Olay tarihinde müştekinin Ölüdeniz beldesi Hisarönü mahallesinde eğlendiği daha sonra tuvalet ihtiyacı için Han Restaurant isimli işletmeye gittiği tuvalete girdiği sırada karşısında şüpheliyi gördüğü çıkmak isterken şüphelinin kendisini kollarına sardığı kucakladığı duvara dayayıp zorla öpmeye çalıştığı, müştekinin şüphelinin elinden kaçtığı, şüphelinin böylece müştekiyi cinsel amaçlı taciz ettiği” iddiasıyla kamu davası açılıp, Fethiye Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın mağdureye izin vermediği halde sarılıp öpmek suretiyle cinsel taciz suçunu işlediği kanaatine varılarak mahkûmiyetine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanununun uyuşmazlığa konu 103/2. maddesi; "Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" hükmünü taşımaktadır. Bu madde 5237 sayılı TCK'nun 102/2. maddesi ile birlikte 765 sayılı Kanunun 414 ve 416. maddelerinde düzenlenen "ırza geçme" suçunun karşılığını oluşturmakta olup, daha geniş kapsamlıdır. Maddede vücuda organ veya sair cisim sokulmasından bahsedilmiş, ancak bundan ne anlaşılması gerektiği, hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmasının suçun nitelikli halini oluşturacağı açıklanmamıştır. Madde gerekçesinde; "Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Suçun bu nitelikli hâline ilişkin açıklama için, cinsel saldırı suçunun gerekçesine bakılmalıdır" şeklinde, atıf yapılan cinsel saldırı suçunun gerekçesinde ise; "Suçun temel şekline ilişkin maddî unsuru, kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik ve fakat cinsel ilişkiye varmayan cinsel davranışlar oluşturmaktadır. Suçun oluşması için, gerçekleştirilen hareketlerin objektif olarak şehevî nitelikte bulunmaları yeterlidir; failin şehevi arzularının fiilen tatmin edilmiş olması gerekmez... Cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır. Suçun bu nitelikli hâli için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair bir cismin ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal veya anal yoldan cop gibi sair bir cisim de ithal edilebilir. Bu bakımdan, söz konusu suçun temel şeklinin aksine, bu fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için, gerçekleştirilen davranışın cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olması şart değildir" biçiminde açıklamalara yer verilmiştir. Maddede "organ" tabiri kullanıldığından cinsel organ dışındaki vücuda girme özelliği olan örneğin; parmak gibi diğer organların da vücuda sokulması suçun nitelikli halini oluşturabilecektir. Bu organın sahibinin kadın veya erkek olmasının bir önemi yoktur. Sokma fiili bizzat fail tarafından yapılabileceği gibi üçüncü bir kişinin veya bizzat mağdurun araç olarak kullanılması suretiyle de gerçekleştirilebilir. Kanunda bir sınırlama olmamakla birlikte sadece oral, anal veya vajinal bölgelere yönelik organ ya da sair bir cisim sokma eylemlerinin suçun nitelikli halini oluşturabileceği kabul edilmelidir. Böyle bir kabul madde gerekçesi de gözetildiğinde kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır. Vücudun bu bölgelerine organ veya sair bir cismin az da olsa girmesi bu nitelikli halin uygulanması açısından yeterlidir. Cinsel istismarın vücuda organ veya cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda failin suçun temel şekli için öngörülen cezanın en üst sınırı taban kabul edilerek çok daha ağır bir ceza ile cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle vücuda organ veya cisim sokulması suretiyle işlenen nitelikli cinsel istismar eylemlerinin suçun temel şekline göre mağdurun cinsel özgürlüğünü daha ağır bir biçimde ihlal eden eylemler olması gerekir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, sokulmak istenen organ veya cisim ile içine sokulmaya çalışıldığı vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre uygulama yapılmalıdır. Bu bakımdan, failin cinsel organını mağdurun ağzına sokması vücuda organ sokulması niteliğinde ise de ağza parmak sokulması veya somut olayda olduğu gibi öperken dilin ağza sokulması vücuda organ sokulması niteliğinde kabul edilemeyecektir. Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 142. maddesinde; “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesinde de; “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” denilmek suretiyle mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesinde sulh ceza, 11. maddesinde asliye ceza, 12. maddesinde ise ağır ceza mahkemelerinin görevleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması sulh ceza mahkemelerinin, yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmi belgede sahtecilik (m, 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmak ağır ceza mahkemelerinin, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere bakmak ise asliye ceza mahkemelerinin görevi içine girmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkemece, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilecek, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, bir kararla işi görevli mahkemeye gönderecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Failin mağdureyi zorla öperken dilini ağzına sokması vücuda organ sokulması niteliğinde olmadığından iddianamede anlatılan eylemin 5237 sayılı TCK'nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturması mümkün değildir. Bu nedenle Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün "müştekinin sanığın zorla dilini ağzına soktuğunu beyan etmesi karşısında eylemin TCK’nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin değerlendirilmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu” gerekçesiyle bozulmasında isabet bulunmamaktadır. Ancak, sanığın vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşıyan sarılma ve öpme biçimindeki cinsel davranışlarla gerçekleştirildiği iddia olunanan eyleminin aynı kanunun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismar suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılıp değerlendirilmelidir. Bu görev ise 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesine aittir. Bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken sulh ceza mahkemesince yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılıp değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli asliye ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılama devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve beş Genel Kurul Üyesi; "sanığın mağdureyi zorla öperken dilini ağzına sokmasının vücuda organ sokulması niteliğinde olmadığı söylenebilir ise de bu değerlendirmenin üst dereceli ağır ceza mahkemesince yapılması gerektiğinden itirazın reddi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 25.04.2012 gün ve 10970-4696 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Fethiye 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.03.2009 gün ve 367-244 sayılı kararının, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli asliye ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2013 tarihinde yapılan birinci müzakerede gerekli çoğunluk sağlanamadığından, 17.12.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ceza Muhakemesi Kanununun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkemece, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilecek, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, bir kararl
Ceza Genel Kurulu         2013/14-294 E.  ,  2013/615 K. "İçtihat Metni" İtirazname : 2009/198292 Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi Cinsel taciz suçundan sanık T. B..’in 5237 sayılı TCK’nun 105/1 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.400 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Fethiye 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 17.03.2009 gün ve 367-244 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 25.04.2012 gün ve 10970-4696 sayı ile; “Müştekinin soruşturma aşamasındaki ifadesinde, sanığın iki kolu ile kendisini sarıp, kucaklayarak duvara yasladığını ve zorla dilini ağzına soktuğunu beyan etmesi, iddianamede de olayın bu şekilde anlatılması karşısında, eylemin 5237 sayılı TCK’nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunda delillerin tayin ve takdiri ile suç niteliğini belirleme ve davaya bakma görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu nazara alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hükme varılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri K. K.. ve M.A. D..; “Sanığın 15-18 yaş arasında olan mağdurenin ağzına zorla dilini sokması eyleminin TCK’nun 103/2. maddesinde yer alan nitelikli cinsel istismar suçunu değil, aynı kanunun 103/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel istismar suçunu oluşturacağı ve bu nedenle yargılama yapma ve delilleri takdir görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğu” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 03.10.2012 gün ve 198292 sayı ile; “Çocuklara yönelik nitelikli cinsel saldırı suçu TCK'nun 103/2. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre 'Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda...' suç nitelikli cinsel istismara dönüşmektedir. Bu suçun tanım ve kanuni unsurlarının anlaşılması bakımından; TCK'nun 103. maddesine ve bu madde gerekçesine bakmakta fayda vardır. Çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nun 103/2. maddesinde eylem 'vücuda organ veya sair cisim sokulması' olarak tanımlanmaktadır. Bu maddenin gerekçesinde, 'reşit kişilere yönelik nitelikli cinsel saldırı' suçunu düzenleyen TCK'nun 102/2. maddesinin gerekçesine atıfta bulunulmaktadır. TCK'nun 102/2. maddesinin gerekçesinde nitelikli hal; 'suçun bu nitelikli hali için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair cisim ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal veya anal yoldan cop gibi sair bir cisim de ithal edilebilir' şeklinde açıklanmaktadır. Bu açıklamaya göre, penisin (veya yapay penisin) oral yoldan vücuda ithalinde nitelikli cinsel saldırı veya istismarı suçlarının oluşacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Penis haricinde vücudun diğer organları ile sair cismin oral yoldan vücuda ithalinde ise, suçun nitelikli mi yoksa basit cinsel saldırı suçu mu olacağı hususunda tartışma yaşanmaktadır... Herşeyden önce suçun nitelikli cinsel saldırı boyutuna ulaşabilmesi için, bu suça yönelik olarak failin sokma fiilinde kullandığı organ veya sair cismin bu suçu işlemeye elverişli olması gerekir. Örneğin, failin memesini veya dudağını zorla mağdurenin ağzına sokması fiilinde; meme veya dudak nitelikli cinsel saldırı suçunu işlemeye elverişli olmaması sebebi ile, suç basit cinsel saldırı boyutunda kalacaktır. Diğer yandan, sanığın cinsel organını (veya yapay penisi) mağdurun vücuduna anal, oral veya vajinal yoldan ithal etmesi halinde suçun nitelikli boyuta ulaşacağı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitelikli cinsel saldırı suçunu düzenleyen TCK'nun 102/2 ve 103/2. maddelerine ve madde gerekçelerine bakıldığında; suçun nitelikli boyuta ulaşabilmesi için, ya failin sokma fiilinde kullandığı organ veya sair cismin cinsel motif taşıması (örneğin penis veya yapay penis) ya da cinsel saldırı fiiline maruz kalan mağdurenin organının cinsel motif taşıyan bir organ (vajina veya anüs) olması gerekir. Eğer failin sokma fiilinde kullandığı organ veya sair cisim, cinsel motif taşımıyor ve mağdurun sokma fiiline maruz kalan organı da cinsel organ olarak kabul edilen anüs veya vajina değil ise bu suçun nitelikli cinsel saldırı olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. Yani sanığın, parmağını veya dilini cinsel amaçla mağdurenin ağzına sokması nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturmayacak ve suç basit cinsel saldırı boyutunda kalacaktır. Bu bağlamda, sanığın penisini (veya yapay penisi) vajinal, anal veya oral yoldan, diğer organ veya sair cismin ise vajinal veya anal yoldan vücuda ithali halinde nitelikli cinsel saldırı suçu oluşacaktır. Eğer cinsel amaçla da olsa, failin; mağdurun ağzına parmaklarını sokması ve dilini okşaması veya dilini mağdurenin ağzına sokması şeklindeki eylemleri basit cinsel saldırı olarak kabul edilmelidir. Ayrıca, çoğunluğun görüşü kabul edildiği takdirde, uygulama zorluğu kaçınılmaz olacaktır. Örneğin; 15 yaşından küçük mağdure ile sanığın öpüşmesi sırasında, sanığın dilinin mağdurenin ağzına tam olarak girip girmediği ve dolayısı ile eylemin nitelikli cinsel istismar boyutuna ulaşıp ulaşmadığı veya sanığın dilinin tam olarak girmemesi halinde ise, eylemin nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunda tartışmalar çıkaracak ve suçun vasfının tayin ve tespiti görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararları verilerek davaların uzamasına sebebiyet verilecektir. Açıklanan ve izah olunan sebeplere binaen; sanığın dilini zorla mağdurenin ağzına sokması eylemi çocuğa yönelik basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğundan, bu suçu düzenleyen TCK'nun 103/1. maddesi kapsamındaki suçlara bakma görevi asliye ceza mahkemesine ait olduğundan, dosyanın görevli mahkeme olan Fethiye Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi yönünde bozulması yerine, yazılı şekilde sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğundan bu suçu düzenleyen TCK'nun 103/2. maddesi kapsamındaki suçlara bakma görevinin ağır ceza mahkemesi olduğuna yönelik bozma ilamı usul ve yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Dairesince 10.12.2012 gün ve 13373-12733 sayı ile; oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sulh ceza mahkemesince cinsel taciz suçundan kurulan hükmün Özel Dairece; “müştekinin sanığın zorla dilini ağzına soktuğunu beyan etmesi karşısında eylemin TCK’nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin değerlendirilmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu” gerekçesiyle bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 27.10.1988 doğumlu İngiliz vatandaşı, annesi Türk, babası yabancı, Türkçe bilen ve tatil amacıyla ülkemize geldiği anlaşılan katılanın, 10.08.2006 günü saat 06.00 sıralarında Ölüdeniz Jandarma Karakolu görevlilerine müracaat ederek bir restaurantın tuvaletini kullanmak istediği sırada restaurantın güvenlik görevlisi olan sanığın zorla kendisini öpmeye çalıştığı iddiasıyla şikâyetçi olduğu, Alınan ifadesinde özetle; olay günü saat 06.00 sıralarında restaurant içerisindeki tuvalete girdiğinde karşısına çıkan sanığın "ne yapıyorsun burada" dedikten sonra elini omzuna koyup "sen iyi misin" diye sorduğunu, "iyiyim, gidiyorum" diye cevap vererek tuvaletten çıkmak istediğini, sanığın iki kolu ile kendisini sarıp kucaklayarak tuvaletin duvarına yasladığını, zorla dilini ağzının içine sokarak kendisini öptüğünü, çırpınarak sanığın elinden kurtulup kaçtığını, dışarıda kendisini beklemekte olan annesinin yanına gittiğini, onu göremeyince aramak için cadde üzerinde gezindiği sırada yoldan geçen jandarma görevlilerini gördüğünü, başından geçenleri anlatıp şikayetçi olduğunu beyan ettiği, Mağdurenin annesi Y. C..’ın; olay sırasında dışarıda arabada beklediğini, bu nedenle olayı görmediğini, jandarma görevlileri ile birlikte yanına gelen kızının durumu anlattığını söylediği, Olay yerine yakın başka bir iş yerinin bekçisi olan tanık M. I..’ın ise; olay gecesi sanıkla beraber nöbet tuttuklarını, mağdurenin koşarak restaurantın kapısından içeri girdiğini, sanığın da engel olmak için arkasından gittiğini, sanıkla mağdurenin konuştuklarını, sanığın mağdureyi restaurantın içinden çıkardığını gördüğünü ancak tuvalet bölümü dışarıdan gözükmediğinden içeride neler yaşandığını bilmediğini ifade ettiği, Katılanın teşhisi ile yakalanan sanığın aşamalarda; mağdurenin koşarak gelip bekçiliğini yaptığı otelin retauratının tuvaletine girmek istediğini, aşırı alkollü olduğunu, kendisine hiç dokunmadan içeri giremeyeceğini söylediğini ve dışarı çıkardığını, mağdurenin muhtemelen buna kızarak kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, yüklenen suçu işlemediğini savunduğu, Sanık hakkında Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 04.06.2007 gün ve 1481-689 sayılı iddianamesi ile; “Olay tarihinde müştekinin Ölüdeniz beldesi Hisarönü mahallesinde eğlendiği daha sonra tuvalet ihtiyacı için ...Restaurant isimli işletmeye gittiği tuvalete girdiği sırada karşısında şüpheliyi gördüğü çıkmak isterken şüphelinin kendisini kollarına sardığı kucakladığı duvara dayayıp zorla öpmeye çalıştığı, müştekinin şüphelinin elinden kaçtığı, şüphelinin böylece müştekiyi cinsel amaçlı taciz ettiği” iddiasıyla kamu davası açılıp, Fethiye Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın mağdureye izin vermediği halde sarılıp öpmek suretiyle cinsel taciz suçunu işlediği kanaatine varılarak mahkûmiyetine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanununun uyuşmazlığa konu 103/2. maddesi; "Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" hükmünü taşımaktadır. Bu madde 5237 sayılı TCK'nun 102/2. maddesi ile birlikte 765 sayılı Kanunun 414 ve 416. maddelerinde düzenlenen "ırza geçme" suçunun karşılığını oluşturmakta olup, daha geniş kapsamlıdır. Maddede vücuda organ veya sair cisim sokulmasından bahsedilmiş, ancak bundan ne anlaşılması gerektiği, hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmasının suçun nitelikli halini oluşturacağı açıklanmamıştır. Madde gerekçesinde; "Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Suçun bu nitelikli hâline ilişkin açıklama için, cinsel saldırı suçunun gerekçesine bakılmalıdır" şeklinde, atıf yapılan cinsel saldırı suçunun gerekçesinde ise; "Suçun temel şekline ilişkin maddî unsuru, kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik ve fakat cinsel ilişkiye varmayan cinsel davranışlar oluşturmaktadır. Suçun oluşması için, gerçekleştirilen hareketlerin objektif olarak şehevî nitelikte bulunmaları yeterlidir; failin şehevi arzularının fiilen tatmin edilmiş olması gerekmez... Cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır. Suçun bu nitelikli hâli için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair bir cismin ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal veya anal yoldan cop gibi sair bir cisim de ithal edilebilir. Bu bakımdan, söz konusu suçun temel şeklinin aksine, bu fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için, gerçekleştirilen davranışın cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olması şart değildir" biçiminde açıklamalara yer verilmiştir. Maddede "organ" tabiri kullanıldığından cinsel organ dışındaki vücuda girme özelliği olan örneğin; parmak gibi diğer organların da vücuda sokulması suçun nitelikli halini oluşturabilecektir. Bu organın sahibinin kadın veya erkek olmasının bir önemi yoktur. Sokma fiili bizzat fail tarafından yapılabileceği gibi üçüncü bir kişinin veya bizzat mağdurun araç olarak kullanılması suretiyle de gerçekleştirilebilir. Kanunda bir sınırlama olmamakla birlikte sadece oral, anal veya vajinal bölgelere yönelik organ ya da sair bir cisim sokma eylemlerinin suçun nitelikli halini oluşturabileceği kabul edilmelidir. Böyle bir kabul madde gerekçesi de gözetildiğinde kanun koyucunun amacına daha uygun olacaktır. Vücudun bu bölgelerine organ veya sair bir cismin az da olsa girmesi bu nitelikli halin uygulanması açısından yeterlidir. Cinsel istismarın vücuda organ veya cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda failin suçun temel şekli için öngörülen cezanın en üst sınırı taban kabul edilerek çok daha ağır bir ceza ile cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle vücuda organ veya cisim sokulması suretiyle işlenen nitelikli cinsel istismar eylemlerinin suçun temel şekline göre mağdurun cinsel özgürlüğünü daha ağır bir biçimde ihlal eden eylemler olması gerekir. Bu itibarla, her somut olayda hangi organ veya cismin vücudun hangi bölgesine sokulmaya çalışıldığı, sokulmak istenen organ veya cisim ile içine sokulmaya çalışıldığı vücut bölgesi arasında cinsel bir bağ veya ilişki bulunup bulunmadığı, yapılan davranışın objektif olarak cinsel özgürlüğü ihlal edici nitelik taşıyıp taşımadığı, mağdurun cinsel özgürlüğünün suçun temel şekline göre daha ağır bir biçimde ihlal edilip edilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre uygulama yapılmalıdır. Bu bakımdan, failin cinsel organını mağdurun ağzına sokması vücuda organ sokulması niteliğinde ise de ağza parmak sokulması veya somut olayda olduğu gibi öperken dilin ağza sokulması vücuda organ sokulması niteliğinde kabul edilemeyecektir. Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 142. maddesinde; “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesinde de; “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” denilmek suretiyle mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesinde sulh ceza, 11. maddesinde asliye ceza, 12. maddesinde ise ağır ceza mahkemelerinin görevleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması sulh ceza mahkemelerinin, yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmi belgede sahtecilik (m, 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmak ağır ceza mahkemelerinin, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere bakmak ise asliye ceza mahkemelerinin görevi içine girmektedir. Ceza Muhakemesi Kanununun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkemece, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilecek, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, bir kararla işi görevli mahkemeye gönderecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Failin mağdureyi zorla öperken dilini ağzına sokması vücuda organ sokulması niteliğinde olmadığından iddianamede anlatılan eylemin 5237 sayılı TCK'nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturması mümkün değildir. Bu nedenle Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün "müştekinin sanığın zorla dilini ağzına soktuğunu beyan etmesi karşısında eylemin TCK’nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin değerlendirilmesinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu” gerekçesiyle bozulmasında isabet bulunmamaktadır. Ancak, sanığın vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşıyan sarılma ve öpme biçimindeki cinsel davranışlarla gerçekleştirildiği iddia olunanan eyleminin aynı kanunun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismar suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılıp değerlendirilmelidir. Bu görev ise 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca asliye ceza mahkemesine aittir. Bu nedenle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken sulh ceza mahkemesince yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılıp değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli asliye ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılama devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve beş Genel Kurul Üyesi; "sanığın mağdureyi zorla öperken dilini ağzına sokmasının vücuda organ sokulması niteliğinde olmadığı söylenebilir ise de bu değerlendirmenin üst dereceli ağır ceza mahkemesince yapılması gerektiğinden itirazın reddi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 25.04.2012 gün ve 10970-4696 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Fethiye 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.03.2009 gün ve 367-244 sayılı kararının, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli asliye ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2013 tarihinde yapılan birinci müzakerede gerekli çoğunluk sağlanamadığından, 17.12.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2022/3013 E., 2022/8188 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
nin ikinci fıkrası gereği kasten öldürmeye teşebbüs suçuna dönüşme ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin yüksek dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 5235 sayılı Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri ile 5271 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmiştir.
1. Ceza Dairesi         2022/3013 E.  ,  2022/8188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/2186 E., 2019/357 K. SUÇLAR : Kasten öldürmeye teşebbüs, kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER : Katılanlar ... ve ... vekili, sanık müdafii TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî temyiz isteminin esastan reddi ile hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında katılan ...'a yönelik kasten yaralama suçundan hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı ile bu suça yönelik temyizin niteliği dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hükmün temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2016 tarihli ve 2015/424 Esas, 2016/188 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve yaralama suçlarından açılan kamu davasında eylemin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası ve 35 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği kasten öldürmeye teşebbüs suçuna dönüşme ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin yüksek dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 5235 sayılı Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri ile 5271 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmiştir. 2. ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.05.2016 tarihli ve 2016/532 değişik iş sayılı kararıyla, sanık müdafiinin itirazının kabulüne, ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.04.2016 tarihli ve 2015/424 Esas, 2016/188 Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 3. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2016 tarihli ve 2016/270 Esas, 2016/472 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında katılan ...'ı kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, katılanlar ... ve ...'ı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin son cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 22.02.2017 tarihli ve 2017/258 Esas, 2017/302 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılanlar ... ile ... vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir. 5. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.04.2017 tarihli ve 2017/132 Esas, 2017/205 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama ve yaralama suçlarından açılan kamu davasında eylemin, 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası ve 35 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği kasten öldürmeye teşebbüs suçuna dönüşme ihtimaline binaen delillerin takdir ve değerlendirmesinin yüksek dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 5235 sayılı Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri ile 5271 sayılı Kanun'un 3 üncü ve 4 üncü maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmiştir. 6. ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.03.2018 tarihli ve 2017/240 Esas, 2018/122 Karar sayılı kararıyla, a) Katılan ...'ı kasten yaralama suçundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, b) Katılan ...'ı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin son cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, c) Katılan ...'ı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve aynı maddenin son cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 13.02.2019 tarihli ve 2018/2186 Esas, 2019/357 Karar sayılı kararıyla, a) Katılan ...'ı kasten yaralama suçundan, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine, b) Katılanlar ... ve ...'ı neticesi sebebiyle yaralama suçundan, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılanlar ... ile ... vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ayrı ayrı 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılanlar ... ve ... Vekilinin Temyiz Sebepleri Sanık hakkında kurulan hükümlerde 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği haksız tahrik indiriminin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri 1. Kasten Yaralama Suçu Yönünden Sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği haksız tahrik indiriminin en üst sınırdan uygulanması gerektiğine ilişkindir. 2. Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu Yönünden 1. Sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrası gereği meşru savunma kapsamında kaldığına, 2. Sanığın kastının yaralamaya yönelik olduğuna, 3. Sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği haksız tahrik indiriminin en üst sınırdan uygulanması gerektiğine,İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Olay tarihinde katılan ...'in diğer katılan ... ve tanık İsa ile birlikte tanık İsa'nın kullandığı ... plaka sayılı araç ile bir düğüne gittikleri, düğünden geri döndükleri sırada sahil yolunda seyir halindeyken olay yeri olan Pendikte bulunan veterinerliğe yakın bir yerde bir araca arkadan çarptıkları, aracı sağa çekerek diğer aracın şoförü ile görüştükleri, kaza tespit tutanağı bulunmadığı için katılan ...'in diğer katılan ...'u aradığı, katılan ...'un yanında tanıklar ... ve ... olduğu halde olay yerine geldiği, bu esnada sanığın arkadaşları tanık ..., ..., ..., ... ve ...'in birlikte gezdikleri araçlarının sahilde arıza yaptığı ve araçtan indikleri, sanığın ve arkadaşlarının alkollü oldukları, katılan ... ve ...'un da alkollü oldukları, sanığın arkadaşları olan tanıkların aracın arızası ile ilgilendikleri sırada ihtiyaç gidermek isteyen sanığın sahile doğru gittiği, sanık ...'in dönüşte katılanlar ... ve ... ile karşılaştığı, ... ve ...'un kaldırımda konuşup birbirleriyle şakalaşıp küfürleştikleri, katılanları gören sanığın katılanlara "hayat size güzel" diye sözle sataşması üzerine katılan ...'in sanığın üzerine doğru yürüdüğü, sanığın katılan ...'in bu eyleminden dolayı ve duyduğu küfürlü sözlerden dolayı maruz kaldığı haksız tahrikin etkisi ile üzerinde taşıdığı bıçağı çıkartarak her iki katılana saldırdığı, kavgayı gören ve olay yerine gelen katılan ...'ı da aynı şekilde bıçakla yaraladığı, sanığın eylemlerinden dolayı katılan ...'in hayati tehlike geçirmeksizin, diğer iki katılanın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandıkları, sanık savunmalarında her ne kadar olay günü saldırıya uğradığını, tam geçmek üzereyken bir şahsın omuz attığını, kendisinin omuz atan şahsı ittirdiğini, bu şahıslardan birisinin kafa attığını, kendisini tekme yumrukla darp ettiklerini, kendisini korumak için katılanlardan birine ait olup kavga esnasında ele geçirdiği bıçağı rastgele savurduğunu beyan etmiş ise de; sanığın bu savunmalarının tam olarak gerçeği yansıtmadığı zira hazırlık aşamasındaki beyanında kullandığı bıçağın kendisine ait olduğunu ve üzerinde taşıdığını açıkça belirttiği, sanığın yapılan aramalar sonucunda olayın ertesi günü öğlen saatlerinde yakalandığı ve tüm dosya kapsamı itibariyle meşru savunma koşullarının oluşmadığı, sanığın katılanları yaralama anına ilişkin net bir tanık beyanı bulunmamakla birlikte, sanığın savunmaları ve olay sırasında sanığın yaralanmış olması dikkate alındığında olayda her ne kadar meşru müdafaanın bulunmadığı kanaatine varılmış ise de katılanların sanığa yönelik eylemleri haksız tahrik olarak kabul edildiği, her ne kadar dosya görevsizlik kararı ile mahkememize sanığın katılanlar ... ve ...'a yönelik eyleminin adam öldürmeye teşebbüs suçu kapsamında değerlendirmek üzere gelmiş ise de, tüm dosya kapsamı dikkate alındığında sanık ile katılanlar arasında önceye dayalı bir husumetin olmaması, olayın ve kavganın ani gelişen tartışma neticesinde meydana gelmesi, sanık ve katılanların mobil olup, kavga sırasında sanığın tek başına olup katılanlar ile arbedeye giriştiğinde herhangi bir hedef gözetmeksizin bıçağı sallaması neticesinde katılanların yaralanmaları, yine katılanlarda meydana gelen yaralanmaların niteliği, derinliği dikkate alındığında sanığın eylemini öldürme kastı ile gerçekleştirmediği, sanığın eyleminin bıçakla kasten yaralama suçu kapsamında kaldığı kanaatine varılmıştır. 2. Sanığın üzerine atılı suçlamaları tevil yoluyla ikrar ettiği belirlenmiştir. 3. Katılanlar her aşamada istikrarlı beyanlarda bulunmuştur. 4. Sanığın eylemi neticesinde katılan ...'ta meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak; a) Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim olunan, 08.11.2014 tarihli; "Sağ skapula altında 3 adet solda ve sağda 6-7 cm. 2 adet 4-5 cm.'lik cilt cilt altı fasiayı geçen derin kesiler mevcut, sol pariatelde kesi ve koltuk altı bölgesine üçgen şekline 3-4 cm'lik cilt cilt altı fasiada kesiler mevcut, sol koltuk altında orta aksillerde 1,5x2 cm.'lik cilt kesisi, sağ toraks ve sağ skapula arkasında 3-4 cm.'lik 2 adet cilt cilt altı kesisi bulunduğu," b) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Kartal Adlî Tıp Şube Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli; "Yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı", görüşlerini içerir adlî muayene raporları dava dosyasında mevcuttur. 5. Sanığın eylemi neticesinde katılan ...'da meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak; a) Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim olunan, 09.11.2014 tarihli; "Kesici delici alet yaralanmasına bağlı pulsatif kanama, arter kesisi ile hasta ameliyata alındı, sağ üst extremite distal nabızlar palpabl, sağ supraklavikular arter kesisi bulunuğu," b) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Kartal Adlî Tıp Şube Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli; "Yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı", Görüşlerini içerir adlî muayene raporları dava dosyasına alınmıştır. 6. Sanıkta meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak; a) Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından tanzim olunan 09.11.2014 ve 10.11.2014 tarihli; "Darp cebir izine rastlanılmadığı," b) Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı Kartal Adlî Tıp Şube Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli; “Kişinin Şube Müdürlüğümüzde yapılan muayenesinde; Göz altına alınmadan önce kavga sırasında darbe aldığını kafasına bıçağın sap kısmı ile vurulduğunu, bunun üzerine onların elindeki bıçağı ele geçirerek kendini savunduğunu, ayrıca burnunda, sağ el 1. Parmağında ve sağ ayak bileğinden yaralandığını ifade etti. Muayenesinde burun sırtında 0,5 cm.'lik üzeri kabuk bağlamış yüzeyel kesi, etrafında ödem, sağ el 1. Parmak proximal eklemde ödem, saçlı deride fronto pariatel sağ ortaya yakın kısımda 1 cm. çaplı raddi yara, sağ ayak bileği iç malliol üzerinde yaklaşık 3 cm.'lik üzeri kabuk bağlamış cildi sıyrık olduğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilir.” Görüşlerini içeren geçici ve kesin adlî muayene raporları dava dosyasına eklenmiştir. 7. Sanıkta meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak başlatılan soruşturma neticesinde sanığın şikâyetçi olmaması nedeniyle İstanbul Anadoluğu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanzim olunan, 09.09.2015 tarihli ve 2014/158223 Soruşturma sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı dava dosyasında mevcuttur. 8. Tanık beyanları dava dosyasında mevcuttur. 9. Olay yerinde yapılan incelemeye istinaden tanzim edilen 09.11.2014 tarihli olay yeri inceleme raporu, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvar Müdürlüğünce tanzim olunan, 18.11.2014 tarihli uzmanlık raporu, Pendik İlçe Emniyet Müdürlüğünce tanzim olunan, 10.11.2014 tarihli ekspertiz raporu dava dosyasına eklenmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Sanık ile katılanlar arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumet yoktur. Olayda kullanılan vasıta ele geçmemiş ise de, katılanlarda oluşan yaralardan da anlaşıldığı üzere suç aleti bıçak öldürmeye elverişlidir. Katılanlardan ...'ın boğazında bir adet, ...'da en az 7 adedi derin olmak üzere 14, diğer katılanda ise 3 adet bıçak darbesi olduğu, her üç katılandaki bıçak darbelerinin hayati bölgelerde olduğu, sanığın katılanların hayati bölgelerini hedef aldığı, katılanlardan ... ile ...'taki yaralanmaların hayati tehlike doğurdukları, sanığın katılanlara yönelik her saldırısında diğer katılanın yardıma gelmesi nedeniyle eylemlerini daha da ileri götüremediği, katılanların birbirini korumak için sanığa karşı koydukları ve sonrasında da sanığın ve katılanların arkadaşlarının müdahalesi ile katılanları hayati bölgelerinden ve kendisine karşı koyamayacak hale getirecek şekilde birden çok kez yaraladıktan sonra eylemine son verip, yakalanmamak için olay yerinden kaçtığı anlaşılmıştır. Her olayda yukarıda belirtilen tüm özelliklerin gerçekleşmesi gerekmemektedir. Zira aralarında daha önce hiçbir husumet bulunmayan iki kişi çok basit bir olay nedeniyle tartışıp, bu kişilerden biri üzerindeki silah ya da bıçakla diğerinin hayati bir bölgesine, sadece bir atış ya da bıçak darbesi uygulayarak diğerinin ölümüne neden olabilir. Bu durumda da, bu kişi öldürme sonucundan sorumlu olacaktır. Somut olayda sanık kavganın başlaması ile birlikte, öldürmeye elverişli olan bıçakla, ilk olarak katılan ...'un en hayati bölge olan boğazını hedef alarak bıçağı sallayıp, yaralamış, katılan ..., ... isimli arkadaşının ve diğer arkadaşlarının boğazına tampon yapıp, kan kaybını önlemeye çalışması sayesinde hayatta kalmıştır. Zira hastaneye ulaştırıldığında, şokta olduğu rapor edilmiş, acil ameliyatla kurtarılabilmiştir. Sanığın hayati tehlike geçiren her iki katılana yönelik eylemleri sırasında hedef aldığı vücut bölgeleri, eylemlerinin sayısı ve şiddeti ile neden olduğu yaralanmalar nazara alındığında, bu eylemleri gerçekleştirirken her iki katılanı öldürmeyi amaçladığı, sergilediği davranışlardan ortaya çıkan kastının bu yönde olduğu, diğer katılanın ise sanığın çok sayıda bıçak darbesi ile yaralanan ...'ı kurtarmak için arkadaşının üstüne kapandığı, sanığın bu katılana da en az üç kez bıçak sallayarak, basit tıbbi tedavi ile iyileşmeyecek şekilde yaraladığı, sanığın olayın ilk başından beri kendisi ile tartışan diğer iki katılana yönelik olarak gerçekleştirdiği eylemler sonucu oluşan yaralanmalar ile sanığa saldırmayan, ancak arkadaşını kurtarmak için üzerine kapanan katılan ...'e yönelik eylemleri arasında gerek darbe sayısı ve gerekse şiddeti ile yaralanmaların ulaştıkları boyutlar nazara alındığında, farklı bir kasıt ile hareket ettiği, sanığın katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle kasten yaralama suçundan sorumlu tutulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar sanığın eylemlerinin meşru müdafaa kapsamında olduğu savunulmuş ise de ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere, olayda meşru müdafaa koşullarının bulunmadığı değerlendirilmiştir. Olayın başlangıcına neden olan söz ve davranışların kesin olarak ne olduğu tarafların ve tarafların yanında ifade veren tanıkların anlatımlarından kesin olarak tespit edilememiştir. Sanık kendisine küfür edildiğini ve omuzuna vurulduğu, katılanlar ise sanığın kendilerine laf atıp, olayı başlattığını ve beklemedikleri bir anda bıçakla saldırdığını iddia etmişlerdir. Taraflar arasında çıkan kavga neticesinde sanıktaki yaralanma düzeyi ve olaya kimin haksız eyleminin neden olduğu tarafsız tanıklar ya da başkaca delillerle tespit edilemediğinden, ilk derece mahkemesince de kabul edildiği üzere, sanık hakkında en düşük oranda tahrik indirimi yapılması uygun bulunmuş, yapılan yargılama ve tüm dava dosyası kapsamından elde edilen deliller ile oluşan vicdani kanaat neticesinde, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyetine karar verildiği belirlenmiştir. IV. GEREKÇE A. Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı nazara alınarak 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu kasten yaralama suçunun, 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadıkları dikkate alındığında, sanık müdafiinin kasten yaralama suçuna yönelik temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden 1. Meşru Savunma Yönünden Katılanların her aşamada sanık tarafından kendilerinin bıçakla yaralandıklarının, kendilerinin ise sanığa vurmadıklarını beyan ettikleri, sanık savunması dışında kalan diğer deliller (tanıkların anlatımları, sanık ve katılanlar hakkında tanzim olunan adlî muayene raporları) karşısında sanığın basit bir tıbbî müdahale ile giderilebilir ölçüde yaraladığı, taraflar arasında olay anında başlayan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, olay günü kavganın kim tarafından başlatıldığının kesin olarak belirlenemediği, bu hâli ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4-238 Esas, 2002-367 sayılı Kararı ve bu kararla uyumlu Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarıyla uyumlu şekilde sanık lehine (1/4) oranında haksız tahrik indirimi uygulandığı, meşru savunma hükmünün uygulanabilmesi için ilk saldırının kimden geldiğinin kesin olarak belirlenmesinin ve meşru savunmanın unsurlarını teşkil eden saldırı ve savunmaya ilişkin diğer koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin buna göre belirlenmesinin gerektiği belirlenmekle, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Haksız Tahrik Yönünden Katılanlar ile sanığın, olayın başlangıcına ilişkin ilk hareketin karşı taraftan geldiği yönündeki anlatımları, sanığın da olay sırasında basit şekilde yaralandığı anlaşılmakla, Mahkemece, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği gözetilerek şüpheli kalan bu hâl nedeniyle sanık hakkında kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği asgari oranda (¼) haksız tahrik indirimi uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. 3. Suç Vasfı Yönünden Sanık ile katılanlar arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektiren husumet bulunmamakta ise de katılanların ele geçmeyen bıçakla yaralandıkları, katılan ...'un boğazında bir adet, ...'ın ise değişik vücut bölgelerinde en az yedi adedi derin olmak üzere on dört adet bıçak darbesi olduğu, katılanların hayati bölgelerinin hedef aldığı, sanığın eylemi neticesinde katılanların hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandıkları, sanığın katılanlara yönelik eylemlerini tanıkların araya girmeleri ile devam ettiremeyerek olay yerinden kaçması karşısında sanığın kastının yaralama olmadığı, katılanları öldürmeye teşebbüs ettiğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümlerde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR A. Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde yer alan (A) paragrafında açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünde yer alan (B) paragrafında açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin, 13.02.2019 tarihli ve 2018/2186 Esas, 2019/357 Karar sayılı kararlarında katılanlar ... ve ... vekili ile sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2022 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/570 E., 2018/497 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Bu nedenle Asliye Ceza Mahkemesince 5271 sayılı CMK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca yargılama görevinin ağır ceza mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması kanuna aykırı olup hükmün öncelikle görev yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği k
Ceza Genel Kurulu         2016/570 E.  ,  2018/497 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 22. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 49-327 Katılanlar : 1- ..., 2- Altun Özyildirim Hırsızlık suçundan sanık ... (Atik) Yerçik'in TCK'nın 142/1-b ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Sincan 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.04.2011 tarihli ve 49-327 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 22. Ceza Dairesince 08.02.2016 tarih ve 10295-1319 sayı ile; "...Sanığın, yanında başka bir şahısla birlikte katılanlara ait eve gelerek kapı zilini çalıp su istediği, katılanın sanığa su verdiği sırada sanığın 'kocan kaza geçirecek sizde ölü var' dediği, katılanın bu duruma inanarak sanığı evine aldığı, sanığın katılandan yumurta getirmesini istediği, yumurtayı bir beze sardıkları, katılandan altınları getirmesini istediği, katılanın altın olmadığını söylemesi üzerine bu kez 'suda görünüyor' demesi ile katılanın ziynet eşyalarını getirdiği ve bilezikleri ile künyelerini çıkarıp beze sardıktan sonra yanlarında getirdikleri bohçanın üzerine koymasını istedikleri, katılanın bilezik ve ziynet altınlarını bir beze sarıp bohçanın üzerine koyduğu, sanığın bileziklerin ve altın künyelerin sarılı olduğu bezi evin bir odasına koyup odanın kapısını anahtarla kilitlediği, bu sırada altınların sarılı olduğu bezi yanlarına alıp odadan çıktıkları, odanın anahtarının kendisinde kalacağını söyledikleri ve katılan ile birlikte evden çıktıkları, sanığın 'daha sonra gelip kapıyı açacağım' diyerek gittiğinin anlaşılması karşısında eylemin bir bütün halinde hırsızlık suçuna uyduğu gözetilerek tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir..." açıklamasıyla, hükmün TCK'nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.02.2016 tarih ve 352116 sayı ile; "...Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde; 'Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir' şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise onbir bent halinde bu suçun nitelikli halleri sayılmıştır. Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da nesnel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarar olmalıdır. Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçu da TCK’nun 158/1-a maddesinde; 'Dolandırıcılık suçunun; a- Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle … işlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur' şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile toplumda yaşayan insanlar üzerinde yoğun bir etkisi bulunan dini inanç ve duyguların istismarının önlenmesi amaçlanmış ve maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde de; 'Birinci fıkranın (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi için, dinî inanç ve duygular, aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalıdır. Suçun oluşabilmesi için, dinî inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır' şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. TCK'nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilirken, dinin, dini inanç ve duyguların ya da iyilik yapma hislerinin bir aldatma aracı olarak kullanılması aranmıştır. Önemli olan, dini inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle insanların aldatılması olup, aldatma aracı olarak kullanılan din veya mezhebin hangi din veya mezhep olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Örneğin, fitre ya da zekat verileceğinden bahisle para toplanması, gerçekte cami yaptırma niyetinde olmayan bir kimsenin cami yaptıracağından veya yarım kalan camiyi bitireceğinden bahisle izinsiz olarak yardım toplaması ya da cemevi ya da kiliseye yardım duyurusuyla para istemesi veya Hz. İsa’nın dünyaya dönüşünü sağlamak için altyapı oluşturmak üzere para toplaması, cenaze için Kur'an-ı Kerim okunacağı ve ardından zekat verileceğinden ya da sözkonusu okumanın değerli bir ziynet eşyası üzerine yapılacağından bahisle yardım toplanması gibi durumlarda bir kısım dini inanç ve duyguların istismar edildiğinden sözedilebilecektir. Doktrinde de gerçekte olmadığı halde cami ya da Kur'an Kursuna yardım edileceğinden bahisle para toplanması, yine dinin orjinal bünyesinde bulunmayan tarzda ve maddi menfaat temin etmek için muskacılık, üfürükçülük gibi faaliyetler sonucu kişilerden yarar elde edilmesi halinin de, bu bent kapsamına gireceği belirtilmiştir. (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, 2006, s.573; Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, Cilt I, 2007, s.468; Parlar/Hatipoğlu, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt 2, 2007, s.1248, Artuk/Gökçen/Yenidünya, TCK Şerhi Özel Hükümler, Ankara, 2009, Turhan Yayınevi, 4. Cilt, s.3649; Doğan Soyaslan, Özel Hükümler, s.349) Diğer taraftan konumuzla ilgisi bulunan bir diğer suç olan hırsızlık ise, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde; 'zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma' olarak tanımlanmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık ...’ nin yanında hakkında soruşturma sırasında kimliği belirlenemeyen başka bir şüpheli ile birlikte şikayetçilerin evine gittikleri, bir bardak su istediği, suya bakarak sizin evden ölü çıkacak, altınları getir okuyup bozayım dediği, katılanların evde altın olmadığını söylemeleri üzerine de suda görünüyor diyerek, müştekilerde büyü olduğuna inandırarak altınları getirmelerini sağladıkları, aldıkları altınları bir tülbentin içine koyup onu da elbiselerin altına koyuyor gibi yaptıktan sonra başka bir odaya bırakarak kapıyı kilitlediği, anahtarı da yanına aldıktan sonra 'ben yarım saat sonra gelip açacağım' diyerek ayrıldıkları, ve altınların götürüldüğü olayda, müştekilerin evinde büyü olduğunu ve evden ölü çıkacağını beyan ederek ve müştekinin dini duygusunu istismar ederek altınların alıp götürülmesi eyleminin TCK 158/1-a maddesindeki suçu oluşturmaktadır. Nitekim ; CGK 02.04.2013 tarih ve 2013/109 karar, CGK 24.09.2013 tarih ve 2013/381 karar, CGK 01.10.2013 tarih ve 2013/400 karar, CGK 02.04.2013 tarih ve 2013/109 karar sayılı ilamlar aynı niteliktedir. Yukarıda anılan sebeple Sanık ... Atik ( Yerçik ) hakkında, TCK 142/1-b maddesi uyarınca kamu davası açıldığı, eylemin 5237 sayılı TCK.nın 158/1-a maddesinde tanımlanan suçu oluşturma ihtimaline binaen görevsizlik kararı verilerek dosyanın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 10.03.2016 tarih, 2012-3456 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iddianamede anlatılan eylemin nitelendirilmesi yönünden, asliye ceza mahkemesince yargılamanın ağır ceza mahkemesinde yapılması için görevsizlik kararı verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...'in, iki bayan şahsın fal bakma bahanesi ile evine gelerek ikametinde bulunan ziynet eşyalarını çaldıkları yönünde müracaatta bulunması üzerine soruşturmaya başlanıldığı, Sincan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede yargılama konusu olay; “Şüpheli Hanife’nin yanında hakkındaki soruşturma kimliğinin belirlenememesi sebebiyle ayrılan şüpheli Kiraz Gercik ile birlikte şikâyetçilerin evine gittiği, bir bardak su istediği, suya bakarak 'sizin evden ölü çıkacak, altınları getir okuyup bozayım' dediği, müştekilerin evde altın olmadığını söylemeleri üzerine de 'suda görünüyor' diyerek altınları getirmelerini sağladıkları, aldıkları altınları bir tülbentin içine koyup onu da elbiselerin altına koyuyor gibi yaptıktan sonra başka bir odaya bırakarak kapıyı kilitlediği, anahtarı da yanına aldıktan sonra 'ben yarım saat sonra gelip açacağım' diyerek ayrıldıkları, bir süre bekleyen şikâyetçilerin keser ile kapıyı açtıktan sonra baktıklarında altınların orada olmadığını gördükleri, müştekilerin altınları şüphelilere teslim amaçlarının olmaması, geçici olarak ve yanlarında bulundukları süre için vermiş olmaları sebebiyle eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu, eylemi gündüz saat 14.30 sıralarında gerçekleştirdiği, bu şekilde hırsızlık suçunu işlediği” şeklinde anlatılarak, sanığın TCK'nın 142/1-b ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği, Katılanların, sabıkalılar albümünden olayı gerçekleştiren şahıslardan biri olarak sanık ... (Atik) Yerçik'i teşhis ettiği, Anlaşılmaktadır. Katılanlar ... ve Altun Özyildirim aynı yöndeki beyanlarında; olay tarihinde evde oturdukları sırada daha önceden tanımadıkları iki bayan şahsın evin önüne gelerek oturduklarını, bayanlardan birinin 45 yaşlarında, 1,70 metre boyunda, 65 kg ağırlığında esmer ve yüzü çilli bir şahıs olduğunu, diğer bayanın ise 25-30 yaşlarında 1,60 metre boyunda, 65 kg ağırlığında beyaz tenli ve sarışın bir eşgale sahip olduğunu, sanığın bir bardak su istediğini, suyu içerken “Kocan kaza geçirecek, sizde ölü var, altınları getirin, okuyayım, bela gitsin” dediğini, kendilerinin de altın olmadığını söyleyince, sanığın “Suda görünüyor, sizin evde altın var” şeklinde karşılık verdiğini, bunun üzerine bir kese içinde bulunan 6 adet anahtarlı ve 2 adet burma bilezik ile 2 adet künye, 1 adet büyük altın, 3 adet yarım altın, 1 adet çeyrek altın ve 4 adet yüzüğü getirip sanığa verdiklerini, sanığın altınları alınca “Bana bir yumurta getir, okuyayım” dediğini, yumurtayı verdikten sonra okuyarak altınları bir tülbentin içine koyduğunu, tülbenti de elinde bulunan elbiselerin arasına koyarak birlikte yan odaya geçtiklerini, tülbenti odaya koyduktan sonra kapıyı kilitleyip anahtarı alarak “Anahtar bende kalsın, daha sonra gelip açacağım” dediğini, bu sırada sanığa nerede oturduğunu sorduklarını, sanığın aşağı tarafta bulunan caminin yanına yeni taşındıklarını söylediğini, daha sonra birlikte evden dışarı çıktıklarını, sanığı ve yanında bulunan diğer bayanı yola kadar geçirdiklerini, yolda komşuları olan Yılmaz Küçük ile karşılaştıklarını, sanık ve yanındakinin Sincan istikametine doğru yürüdüklerini, eve dönüp yarım saat geçtiği hâlde sanığın gelmemesi üzerine kapıyı keserle açtıklarında altınların yerinde olmadığını gördüklerini ifade etmişlerdir. Sanık ... (Atik) Yerçik kollukta; olay tarihinden bir yıl kadar önce ailesi ile birlikte Ankara'ya gittiklerini, çadır kurarak burada yaşadıklarını, Kiraz Yercik isimli akrabası ile yollarda dilencilik yaptıkları sırada bir şahsın gelerek evindeki altınları çaldıklarını söyleyip kendilerini suçladıklarını, daha sonra emniyet görevlilerince yakaladığını, suçlamayı kabul etmediğini, kimsenin evine girmediğini, fal bakma bahanesi ile altın çalmadığını, mahkemede farklı olarak; Sincan'a hiç gitmediğini savunmuştur. Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” biçiminde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise on bir bent hâlinde dolandırıcılık suçunun nitelikli hâlleri sayılmıştır. Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır. Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçu TCK’nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; “Dolandırıcılık suçunun; Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle ... İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde iken, 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle fıkrada yer alan “iki yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiştir. Bu düzenleme ile toplumda yaşayan insanlar üzerinde yoğun bir etkisi bulunan dini inanç ve duyguların istismarının önlenmesi amaçlanmış ve maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde de; “Birinci fıkranın (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi için, dinî inanç ve duygular, aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalıdır. Suçun oluşabilmesi için, dinî inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Uygulamada yerleşmiş kabule göre ise, dinin, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve yaratıcı kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünü olduğu, dini inancın; dine inanan belirli bir dine mensup kişinin duyguları olduğu, bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, yetiştirildiği ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunduğu, bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, hangi dine ait olursa olsun dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duyguların aldatma aracı olarak kötüye kullanılması ve bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olması gerektiği açıklanmıştır. Görüldüğü üzere, TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilirken, dinin, dini inanç ve duyguların ya da başkaları için iyilik yapma hislerinin bir aldatma aracı olarak kullanılması aranmıştır. İstismar, Arapça “semere” kelimesinden türetilmiş bir kelime olup, fıkra metninde “sömürme” anlamında kullanılmıştır. Önemli olan, dini inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle insanların aldatılması olup aldatma aracı olarak kullanılan din veya mezhebin hangi din veya mezhep olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Örneğin, fitre ya da zekat verileceğinden bahisle para toplanması, gerçekte cami yaptırma niyetinde olmayan bir kimsenin cami yaptıracağından veya yarım kalan camiyi bitireceğinden bahisle izinsiz olarak yardım toplaması ya da cemevi ya da kiliseye yardım duyurusuyla para istenmesi veya Hz. İsa’nın dünyaya dönüşünü sağlamak için altyapı oluşturmak üzere para toplanması, cenaze için Kur'an-ı Kerim okunacağı ve ardından zekat verileceğinden ya da söz konusu okumanın değerli bir ziynet eşyası üzerine yapılacağından bahisle yardım toplanması gibi durumlarda bir kısım dini inanç ve duyguların istismar edildiğinden söz edilebilecektir. Doktrinde de gerçekte olmadığı hâlde cami ya da Kur'an Kursuna yardım edileceğinden bahisle para toplanması, yine dinin orjinal bünyesinde bulunmayan tarzda ve maddi menfaat temin etmek için muskacılık, üfürükçülük gibi faaliyetler sonucu kişilerden yarar elde edilmesi halinin de, bu bent kapsamına gireceği belirtilmiştir. (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, 2006, s.573; Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, Cilt I, 2007, s.468; Parlar/Hatipoğlu, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Cilt 2, 2007, s.1248, Doğan Soyaslan, Özel Hükümler, s.349) Diğer taraftan 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinde yer alan "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir" şeklindeki düzenleme ile hırsızlık suçunun basit hâli hüküm altına alınmış, aynı Kanun'un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekmektedir. Suç ve karar tarihi itibarıyla uyuşmazlık konusuyla ilgili 5237 sayılı TCK'nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi; "(1) Hırsızlık suçunun; ... b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur...", şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 62. maddesiyle TCK'nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmiş, birinci fıkradaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiştir. Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 142. maddesinde; “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir;” 5271 sayılı CMK'nın 3. maddesinde de; “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” denilmek suretiyle mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmış, aynı Kanun'un 4. maddesinde; “Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında resen karar verebilir” hükmü getirilmiş, 225. maddesinde ise; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir; mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” düzenlemesine yer verilmiştir. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 10. maddesinde sulh ceza mahkemelerinin, 12. maddesinde de ağır ceza mahkemelerinin görevleri sayılmış, 11. maddesinde ise, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemesinde bakılacağı düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 12. maddesinde; kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan yağma, irtikâp, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Olay tarihinde kimliği tespit edilemeyen bir kişi ile birlikte katılanların evininin önüne fal bakmak bahanesi ile gelen sanığın, katılanlardan bir bardak su istediği ve suya bakarak “Kocan kaza geçirecek, sizde ölü var, altınlarınızı getirin okuyayım, bela gitsin” dediği, katılan ...'in evde altın olmadığını söylemesi üzerine “Hayır var, suda görünüyor” diyerek katılanların bu duruma inanmalarını sağlayıp evin içerisine girdiği, katılan ...'in bir kese içinde kendisine verdiği altınları aldıktan sonra da “Yumurta getirin okuyayım” dediği, yumurtayı aldıktan sonra okuduğu altınları yumurta ile birlikte bir beze sarıp bu bezi kendi elbiselerinin arasına koyduğu ve ardından bezin içinde bulunan altınları evin bir odasına koyduğundan sözedip odanın kapısını kilitlediği, odanın anahtarının kendisinde kalacağını söyleyerek katılan ... ile birlikte odadan çıktığı, daha sonra gelip kapıyı açacağını söyleyerek bir şekilde aldığı altınları da yanına alarak evden ayrıldığının iddia ve kabul olunması karşısında, mevcut delillerin değerlendirilmesi ve suç vasfının tayini açısından, suça konu altınların zilyetliğinin sanığa devredilip devredilmediği, sanığın aldatma aracı olarak kullandığı “Fal bakma, dua okuma” vb. hususların dini inanç ve duygulara ilişkin olup olmadığı ve bu bağlamda sanığın eyleminin TCK'nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu ya da suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın 142/1-b maddesinde düzenlenen “Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında" hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu görev ise 5235 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesine aittir. Bu nedenle Asliye Ceza Mahkemesince 5271 sayılı CMK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca yargılama görevinin ağır ceza mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması kanuna aykırı olup hükmün öncelikle görev yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu ya da suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın 142/1-b maddesinde düzenlenen “Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında" hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca yargılamanın üst dereceli ağır ceza mahkemesinde yapılması için görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 22. Ceza Dairesinin 08.02.2016 tarihli ve 10295-1319 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Ankara Batı 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.04.2011 tarihli ve 49-327 sayılı hükmünün, suçun nitelikli dolandırıcılık ya da nitelikli hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmayacağını belirleme görevinin 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesine ait bulunduğundan, görevsizlik kararı verilerek dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi yerine yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre görev konusuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.
B) Duruşmada suçun hukuki niteliğinin değiştiğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek dosya alt dereceli mahkemeye gönderilebilir.
C) Adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz edilebilir.
D) İddianamenin kabulünden sonra; işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı anlaşılırsa görevsizlik kararı verilir.
E) Görev uyuşmazlığında merci, ortak yüksek görevli mahkemedir.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol