Ceza Muhakemesi Kanunu 302. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 302 – (1) Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir.
(2) Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir.
(3) Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir.
(4) Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.
(5) 289 uncu madde hükümleri saklıdır.
Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5.250 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2023/4611 E., 2024/4136 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
1. Ceza Dairesi 2023/4611 E. , 2024/4136 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/1610 E., 2023/14 K.
SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.04.2021 tarihli ve 2018/418 Esas, 2021/229 Karar sayılı kararı ile;
a. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeşe teşebbüs (2 kez) suçlarından açılan kamu davalarında 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi gereği ayrı ayrı beraatlerine,
b. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme, katılanlar ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından açılan kamu davalarında 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesi gereği sanıkların en ağır eylemden cezalandırılmalarına, maktule yönelik kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 25 er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, ... ve ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.01.2023 tarihli ve 2021/1610 Esas, 2023/14 Karar sayılı kararı ile;
a. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında kasten öldürme, kasten öldürmeye teşbbüs suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik katılan ... vekili ile Cumhuriyet savcısının (aleyhe) ve katılanlar Hacı ve ... vekillerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine,
b. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik katılan kurum vekili, Cumhuriyet Savcısı (aleyhe) katılanlar Hacı ve ... vekilleri, sanıklar müdafilerinin istinaf talepleri ile resen yapılan inceleme sonucunda ; istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanıklar hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 82/1-e, 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, ... ve ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58/6. maddesi fıkrası uyarınca cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
c. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında mağdurlar ... ve ...'e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen hükme yönelik katılan bakanlık vekilinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanıklar hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi delaletiyle 82/1-e, 35/2, 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı iki kez 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, ... ve ... hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca cezaların mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan ... vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanıklar hakkında maktule karşı kasten öldürme, katılanlar ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen beraat kararlarının hatalı olduğuna,
2. Sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanıklar hakkında mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığına, iştirak iradesinin ispatlanmadığına, eksik incelemeye, çelişkili beyanlar ile mahkumiyet kararı verildiğine, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı ve masumiyet karinelerinin ihlal edildiğine, olası kast, hata hükümlerinin uygulanması gerektiğine, nitelikli kasten öldürme suçundan ceza verilemeyeceğine, ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçlarının oluşmadığına,
3. Sanıklar Gökhan ve Velat müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; beraat eden sanıklar lehine vekâlet ücreti verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
1. Olay tarihinden 7-8 ay önce ...'in cezaevinden arkadaşı olan ...'ın trafikte tartıştığı ... ve bir yakınını silahla yaraladığı, bu olayın devamı niteliğinde 07.04.2017 tarihinde ... ve ... kardeşlere ait Sur Ciğerci isimli iş yerinin kimliği belirlenemeyen kişilerce
kurşunlandığı, 12.12.2017 tarihinde ... ile ...'un İnönü Mahallesi Tandoğan sokakta silahlı saldırıya uğradığı, "..." ve "..." isimli iki grup arasında yaşanan bu olaylar nedeniyle husumet bulunduğu, olay günü olan 14.12.2017 tarihinde de birbirlerine yönelik daha önce de benzer saldırılar gerçekleştiren ve hazırlık yapan iki grup arasında silahlı çatışma meydana geldiği, çatışmanın meydana geldiği Tandoğan sokak üzerinden maktulün sevk ve idaresindeki babasına ait araçla yanında arkadaşları ... ve ... ile çiğ köfte yedikten sonra evlerine dönmekte oldukları, bu sırada olay yerinde tesadüfen bulunan maktulün kendisinin ve babasına ait otomobilin zarar görmemesi amacıyla silah seslerini duyması üzerine olay yerini hızlıca terk etmeye çalıştığı ancak kaçmak isterken dikkat çektiği ve iki grubunda karşı gruptan olduğu zannıyla hedef haline geldiği, karşılıklı gerçekleştirilen silahlı saldırı eylemi sırasında taraflarla ilgisi bulunmayan iki grubun çatışması arasında kalarak vurulduğu, ... ve ...'ın olayda yaralanmadığı, maktulün vücuduna isabet eden 7 mermi sonucu yüz, kaburga, omur kırıkları ile birlikte gelişen iç organ ve büyük damar yaralanmasından öldüğü, maktul ... katılanların bulunduğu araçta toplam 14 farklı isabet bulunduğu;
a. Sanıklardan ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan açılan kamu davalarında ilk derece mahkemesinde 5237 sayılı Kanun'un 81/1. maddesi gereğince, cezalandırılmalarına karar verildiği Bölge Adliye Mahkemesince hükümlerin kaldırılarak maktulün 18 yaşından küçük olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 82/1-e maddesi gereğince mahkûmiyet kararlarına hükmedildiği,
b. Sanıklardan ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan açılan kamu davalarında ilk derece mahkemesince fikri içtima kuralları gereği en ağır eylem olan kasten öldürmeden ceza verildiğinden ayrıca hüküm kurulmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince hükümler kaldırılarak sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ayrı ayrı mahkûmiyet kararları verildiği,
c. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından açılan kamu davalarında ise delil yetersizliğinden beraat kararları verildiği anlaşılmıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan mevcut delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, soruşturma ve kovuşturma aşamasında adil yargılanma hakkının ihlali ile savunma hakkını kısıtlayan iş ve işlem bulunmadığı, hükümlere esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlerde; katılanlar ... ve ...'ın hedef alındığına dair mahkumiyetlerine yeterli delil bulunmadığından beraat kararlarında isabetsizlik bulunmadığı, doğrudan hedef alınarak birden fazla
ateşli silahla tarandığı anlaşılan maktulün sevk ve idaresindeki aracın isabet aldığı bölgeler, atış sayısı, maktule isabet eden mermi sayısı ve yerleri dikkate alınarak mahkum olan sanıkların araç sürücüsü olan ve aracını uzaklaştırmaya çalışan maktule doğrudan kastla hareket ettiklerine dair kabulde, 5237 sayılı Kanun'un 82/1-e maddesinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı, açıklanan nedenlerle olası kast ve hata hükümlerinin uygulama olanağı bulunmadığı, çatışma halinde bulunan iki grubun silahlı eylemi sonucu taraflarla ilgisi bulunmayan ancak doğrudan hedef alınan maktulün birden fazla ateşli silah mermi isabeti sonucu öldüğü olayda meşru savunma, haksız tahrik hükümlerinin uygulama olanağı olmadığı, vekâlet ücretine ilişkin mahkeme uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme, katılanlar ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükümlerine ilişkin hükümlerdeki bozma nedenleri dışında ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde, hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden;
Dosya içeriğine göre; iki grup arasında önceden yaşanan olaylar nedeniyle anlaşmazlık bulunduğu, olay tarihinde olayın meydana geldiği mahallede kahvehane ve otopark işleten, ayrıca ikametleri bulunan "..." soy isimli aileye ve yakınlarına (... grubu) yönelik saldırı olacağının konuşulduğu, ... grubunun saldıracağının iddia olunduğu, ... grubundan ..., ..., ... ile kimliği tespit edilemeyen kişilerin söz konusu mahalleye geldikleri, mahallede ... grubundan ..., ... ve ... ile kimliği tespit edilemeyen kişiler arasında silahla çatışma yaşandığı, o sırada taraflarla ilgisi olmayan arkadaşları ile çiğ köfteciden evine dönen maktulün sevk ve idaresindeki aracının içinde seyir halinde iken vurulduğu, aracın bir süre daha hareket ettiği, maktülün araçtan vurulmuş halde indiği, bir süre yürüyüp sonrasında yere düşüp hareketsiz kaldığı, maktulün ateşli silah mermi çekirdeği isabeti sonucu yüz, kaburga, omur kırıkları ile birlikte gelişen iç organ ve büyük damar yaralanmasından öldüğü anlaşılmıştır. Ölüme neden olan eylemle ilgili sanıkların sorumluluğuna dair öğretideki görüşlerin incelenmesinde;
"İki ayrı grup halinde hareket eden sanıkların kasten öldürme suçu açısından müşterek fail olup olmadıkları yönünden yapılan değerlendirmede; suçun failleri arasında müşterek bir karar mevcut değilse, bunların müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu, bizzat kendi davranışlarını göz önünde bulundurmak suretiyle tayin etmek mümkün olacaktır. Mesela A'yı zehirlemek suretiyle öldürmek isteyen B'nin A'ya verdiği zehir müstakilen A'yı öldürecek nitelikte değildir. Fakat A aynı zamanda C'nin verdiği çok daha etkili olan zehir nedeniyle ölmüştür. Bu durumda B'nin kasten öldürmeye teşebbüsten dolayı sorumluluğu cihetine gidilecektir" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Ankara 2005, s 505)
"Birden fazla kişinin bir suç tipini aralarında dolaylı faillik, müşterek faillik ve şeriklik ilişkilerinden biri söz konusu olmaksızın gerçekleştirdiği hallerde yan yana faillik söz konusudur. Failliğin bu türünde
birden fazla kişi bilinçli ve iradi karşılıklı etkileşim (ilişki) olmadan hareket etmekte, tek başına neticeyi gerçekleştirmeye uygun şartları bizzat oluşturmaktadır. Bu faillik türü bir suç tipini gerçekleştirmek için birbirinden bağımsız hareket edilen hallerde söz konusu olmakta ve daha ziyade taksirli suçlarda uygulama alanı bulmaktadır. Örneğin bir kişinin iki sürücünün objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketleri sonucu yaptıkları bir kaza sonucunda yaralandığı olayda sürücüler yan yana faildirler. Yan yana faillik taksirli suçlar bakımından 5237 sayılı Kanun'un 22. maddesinin 5. fıkrasıyla "Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir" şeklinde düzenlenmiştir. Kasten işlenebilen suçlar bakımından da yan yana faillik söz konusu olabilir. Birbirinden habersiz bir şekilde hareket eden faillerce aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlendiği hallerde yan yana faillik vardır. Örneğin, ortak hasımlarına öldürmek için birlikte suç işleme kararı olmaksızın tamamen tesadüfen aynı yerde ve zamanda ateş eden failler arasında yan yana faillik ilişkisi vardır. Bu gibi hallerde, mağdur ölmüş ve buna sebebiyet veren atışı kimin yaptığı tespit edilebiliyorsa, bu kişi tamamlanmış kasten öldürmeden, diğerleri kasten öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulacaklardır. Buna karşılık mağdur ölmemiş veya ölmesine rağmen kimin isabeti sonucu bu neticenin gerçekleştiği tespit edilemiyor ise, yan yana faillerin tamamı kasten öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulacaklardır" (şüpheden sanık yararlanır ilkesi) (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2020, s 474-475)
"Aralarında birlikte suç işleme kararı olmaksızın, birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi halinde bu kişiler müşterek fail olarak değil, müstakil failler olarak sorumlu tutulacaklardır. Mesela; birbirinden habersiz (A) ve (B)'nin müşterek düşmanları (C)'yi öldürmek için geçeceği yol üzerinde pusu kurup (C) geçerken aynı anda ateş ederek müşterek düşmanları (C)'yi öldürmelerinde bu hal söz konusudur. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu, sadece kendi davranışlarını göz önünde bulundurmak suretiyle tayin etmek mümkün olacaktır. Keza (M)'yi zehirlemek suretiyle öldürmek isteyen (F1), (M)'ye zehir verse, ancak (M)'ye verilen bu zehir onu öldürmeye yetecek güçte bulunmasa, fakat (M) aynı zamanda (F1)den habersiz olarak (F2)'nin verdiği çok daha tesirli olan zehirin etkisiyle ölmüş bulunsa; fiilin müşterek failler tarafından işlendiğini kabule imkan yoktur. Bu bakımdan her failin sorumluluğunu, kendi davranışlarını göz önünde tutulması suretiyle tayin edilir. Bu örneğimizde (F1), diğer şartların da bulunması kaydıyla kasten adam öldürmeye teşebbüsten, (F2) ise tamamlanmış adam öldürmeden sorumlu olur." (M.Emin Artuk- Ahmet Gökcen- Canan Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2007, s.771-772) şeklinde görüşler bulunduğu görülmüştür.
Yapılan incelemede aralarında iştirak iradesi bulunmayan iki ayrı grubun silahlı çatışması sırasında iki grup tarafından da karşı gruptan olduğu inancıyla hedef alınarak vurulan ve taraflarla ilgisi bulunmayan 18 yaşından küçük maktulün, hangi silahtan çıkan kurşun ile öldüğünün tespit olunamadığı gibi, hangi tarafın açtığı ateş sonucu öldüğünün de belirlenemediği, olay yerinde bulundukları ve olaya katıldıkları tespit olunan her iki gruptan 3'er sanığın diğer grupla iştirak halinde olmadıkları, iki ayrı grubun iştirak iradesi içinde olmadan maktulün ölümüne neden oldukları olayda; sanıkların iştirak halinde tamamlanmış nitelikli kasten öldürme suçundan sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı kanaatine varıldığından, eylemleri nedeniyle yan yana fail olarak nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
4. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri yönünden;
İki grup arasında birbirlerine yönelik silahlı saldırıda maktulün sevk ve idaresindeki aracın şoför mahalli hedef gözetilerek karşı grupa ait olduğu düşüncesi ile tarandığı, aracın 14 isabet aldığı, isabet yerlerinin sol ön ve sol arka kısımları olduğu, gece vakti uzak atış mesafesinden araç içinde başkaca kimse olduğunun bilindiğine ve hedef alındığına dair delil bulunmadığı, saldırı için olay yerine geldiği düşünülen aracın sürücüsünün hedef alınarak atışların yapıldığı, zira aracı süren maktulün aldığı birden fazla isabet sonucu öldüğü, araç içinde bulunan katılanlar ... ve ...'ın ve otomobilde oturdukları bölgelerin isabet almadıkları olayda, katılanlar ... ve ...'a yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
5. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükümleri yönünden;
Küçükçekmece Tandoğan sokak üzerinde 14.12.2017 tarihinde aralarında husumet bulunan iki grup arasında yaşanan silahlı çatışmada 15 ayrı silahtan atılma 110 ayrı kovan bulunduğu, çatışmada uzun namlulu otomatik tüfek, 7,65 ve 9 mm çaplı tabancaların kullanıldığı, yapılan otopside maktulden 3 adet mermi çekirdeği ele geçtiği, ele geçen mermi çekirdeği isabetlerinin hayati tehlike oluşturmadığı, ayrıca olay yerinde ele geçen silahlardan atılmadığı tespit edilen çok sayıda kovan bulunduğu olayda;
a. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün İST-BLS-18-9141-EK uzmanlık raporunda inceleme konusu 14.12.2017 tarihli olayda ele geçen 3 adet 9 mm Parabellum kovan, 1 adet mermi çekirdeği parçasının "Sezgin Toktaş isminin geçtiği olayla ilgili olarak Bağcılar ilçe Emniyet müdürlüğü tarafından verilen 9 mm çaplı Parabellum tipi T1102-11 K01003 numaralı Sarsılmaz silahtan atıldığının",
b. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün İST-BLS-20-02835 sayılı uzmanlık raporunda inceleme konusu 14.12.2017 tarihli olayda ele geçen 2 adet 9 mm Parabellum kovan ile, "34 DZ 5133 plaka sayılı aracın vites bölümünde elde edildiği belirtilerek 13.04.2017 tarihli, İST-BLS-17-5470 sayılı uzmanlık raporunda incelenen 1 adet kovanın", "İsa Necip Abdo isimli şahsın gasp edilmesi olayı ile ilgili Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 17.07.2017 tarihli suç no 2017/2135 sayılı yazısı ekinde gönderilen iki adet kovanın", "Ayhan Yılmaz isminin geçtiği ateş etme olayı ile ilgili olduğu belirtilerek Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 28.08.2017 tarihli ve 2017/1386 sayılı yazısı ekinde gönderilen 3 adet kovanın", "Fadil Narin ve Bülent Çaça isimlerinin geçtiği yaralama olayı ile ilgili olduğu belirtilerek Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 29.08.2017 tarihli 2017/2720 Suç nolu evrakı ekinde gönderilen 3 adet kovanın" henüz elde edilemeyen tek bir silahtan atıldığının,
c. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün İST-BLS-18-5465 sayılı uzmanlık raporunda inceleme konusu 14.12.2017 tarihli olayda ele geçen 1 adet 7.62 X 39 mm çaplı kovan ile "Yunus Emre Kartal, Ali Kartal ve Destan Yücedağ isimlerinin geçtiği olayla ilgili olarak Bağcılar İlçe Emniyet
Müdürlüğünün 22.01.2016 tarihli ve 2016/313 suç numaralı yazısı ekinde gönderiler 15 adet kovanın", "07.01.2016 günü 03.45 sıralarında Velioğlu Caddesi civarında meydana gelen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, mala zarar verme olayı ile ilgili olarak Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 07.01.2016 tarih 2016/94 suç numaralı evrakı ekinde gönderilen 10 adet kovanın", henüz elde edilemeyen tek bir silahtan atıldığının, belirtilmesi nedeniyle ilgili dosyaların suretlerinin getirtilerek beraat eden sanıklar yönünden irtibat olup olmadığının araştırılması, sonucuna göre sanıkların hukukî durumunun tespiti gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
d. Yapılan otopside maktulün vücudundan çıkartılan 3 adet mermi çekirdeğinin İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün İST-BLS-17-18369-EK uzmanlık raporu ile incelendiği, ancak 3 mermi çekirdeğinin tek/aynı silahtan atılıp atılmadığı yönünde bir tespit yapılmadığı anlaşılmakla, bu hususun araştırılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
1. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan beraat hükümleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (2) numarada açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.01.2023 tarihli ve 2021/1610 Esas, 2023/14 Karar sayılı kararında katılan Bakanlık vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
2. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan kurulan beraat hükümleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (5) numarada açıklanan "eksik inceleme" nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.01.2023 tarihli ve 2021/1610 Esas, 2023/14 Karar sayılı kararına yönelik katılan kurum vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükümlerin 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (3) numarada açıklanan "sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 82/1-e, 35. maddeleri gereği hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi" nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.01.2023 tarihli ve 2021/1610 Esas, 2023/14 Karar sayılı kararına
yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, üyeler sayın ... ve sayın ...'ın karşı oyları ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
4. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılanlar ... ve ...'a yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden;
Gerekçe bölümünde (4) numarada açıklanan "sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 11.01.2023 tarihli ve 2021/1610 Esas, 2023/14 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarları ve tutuklulukta geçirilen süreler dikkate alınarak sanıklar ..., ..., ... müdafiilerinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.06.2024 gününde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dairede incelemesi yapılan davada hukuki uyuşmazlık konusu mahkum olan üç sanığın (...- ...- ...) hukuki durumunun ne olduğu yolundadır.
Eskiden beri aralarında süregelen çatışma ve husumet bulunan Vanlılar olarak tanımlanan ... ailesi ile Diyarbakırlılar olarak tanınan ... arasında mevcut olaydan kısa bir süre önce yine bir çatışma yaşanmıştır. Bunun üzerine ... grubu olarak tanımlanan ve 12 kişi olarak yargılaması yapılan kişiler Demirokların iş yeri ikamet ve kıraahanelerinin bulunduğu yere saat 22.50 civarında gelmişler ve taraflar arasında silahlı çatışma çıkmıştır. Bu olayla 15 ayrı silahtan 110 adet atış yapıldığı eldeki deliller ile sabittir. Mevcut çatışmada yaşı küçük olan ... isimli çocuk hayatını kaybetmiştir.
Bu davada temel tespitler aşağıdaki gibidir.
Maktul ... yanında arkadaşları ... ve ... olduğu halde gizlice babasının arabasını alarak ehliyeti olmadığı halde dondurma yemek üzere evinden ayrılmış ve çatışmanın
olduğu sokağa dönme aşamasında veya hemen döndükten sonra aracına çok sayıda mermi isabet etmiştir.
Gerek olayın geçtiği yerde mukim olan ... ve suç ortakları ve gerek Demirokların mahallesine araçlarla çatışmaya gelen ... ve suç ortakları birbirlerine ateşli silahlarla ateş etmişlerdir.
Dosya içerisinde bulunan ve itibar edilen bilirkişi raporu ve krokiye göre maktulün kullandığı araç ... grubunun ateş etmeye başladığı yerde çatışma bölgesine girmiş ardından yine silahların ateşlenmekte olduğu sağ taraftaki sokağa dönmüş, bir süre sonra maktul şoför araç hakimiyetini kaybederek sağ tarafındaki kaldırım ve bankete çarpmış ve durmuştur.
Aracın isabet aldığı yerler sol arka kapı, şoför kapısı ve ön kaputun şoför tarafıdır.
Maktul sol arkasından gelen iki öldürücü darbe ile hayatını kaybetmekle beraber her ne kadar sol arkadan gelen bu ikisi müstakilen öldürücü ise de esasen bu ikisi ile birlikte diğer beş isabetin öldürücü darbelere katkı sunup sunmadığı hususu net değildir.
Sanıklardan ... ve ...'ın silahlarının olay yerinde ele geçmesi, bu silahlarla olay mahallinde ateş edildiğinin kovanlarla silahlar eşleştirilerek tesbiti karşısında bu iki sanığın olayda bizzat silah sıktığı sabittir. Ancak sanık ...'dan ele geçen kendisine değil karşı tarafa ait silahın olayda kullanılmamış olması (kovanlarla eşleşmemesi) nedeniyle olay mahallinde yaralanan ...'ın silahla ateş ettiği sübuta ermemiştir.
Bu tespitler ışığında maktulün aracın solundan ve bilhassa sol arkadan gelen ateş nedeniyle hayatını kaybettiği aracın takip ettiği yol gözetildiğinde bu atışların ... grubu tarafından gerçekleştirilme ihtimalinin mevcut olduğu ve fakat ... grubundan da araca isabet eden atışlar yapıldığı tartışmasızdır.
Dairede tartışılan ve kabul edilen yandaş faillik kuramı dikkate alınarak sonuçlanan eylem tanımlanmasında tüm faillerin araca karşı tarafın aracı zannı ile özellikle şoförü hedef alarak ateş ettiği ve burada doğrudan kastın bulunduğu ancak maktulün hangisinin atışı ile öldüğü belirlenemediğinden olayın özgün durumuna göre ateş eden her bir sanığın TCK'nin 81 inci ve 35 inci maddeler uyarınca sorumlu tutulması gerektiği konusunda bir duraksama ve tereddüt yoktur. Ancak burada en önemli husus olay yerinde kimlerin ateşli silahlarla bulunduğu ve çatışmaya katıldığı yolundaki maddi dellilerin ortaya konulabilmesidir. Bu minvalde sanıklar ..., ... ve ...'ın olay yerinde bulunduğunu gösterir maddi delliler var iken sanıklar ... ..., ... ve ...'un olay yerinde bulunduğuna dair deliller tam bir sübuta ermiş değildir. Her üçününde olay yerinde bulunduğuna dair üç benzer delil mevcut olup bunların değerlendirilmesi yapıldığında:
A) Mağdur ...'ın bu üç sanığı olay yerinde teşhis ettiğine dair söylemini aktaranların açıklamaları sonucunda teşhisin kaynağı olan ... böyle bir söylemde bulunmadığını istikrarlı olarak anlatmaktadır. (... ve ...'nin bu söylemleri bu şekliyle dayanaksız kalmıştır. )
B) Sanıkların HTS kayıtlarınn olay yeri civarında baz vermesi olağan olup, bu sanıklar zaten o sokak ve mahalle civarında ikamet etmekte ve iş yeri çalıştırmaktadır.
C) Olay yerinde ateş ettiği sabit olan sanık ...'in karşı taraftan kimlerin ateş ettiğine dair beyanlarına husumetin karşı tarafında olduğu ve beyanı başka bir delille desteklenmediği için itibar edilmemiştir.
Tüm bu nedenlerle haklarında yaşı küçük maktulü öldürmekten mahkumiyet hükmü verilmiş olan ..., ... ve ...'un olay yerinde bulunduklarını gösterir kesin bir delil bulunmadığından ve yine olay yerinde olsa dahi silah kullanarak maktulün aracına ateş ettiğine dair sanık ... aleyhine dosyada bu haliyle mahkûmiyet kararını gerektirecek delil bulunmamakta olup bu sanıklar hakkında bu haliyle mahkûmiyetlerine karar vermek doğru bulunmamıştır. Ceza yargılamasının temel ilkesi suç ve failin arasında illiyeti her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya koymak iken
aşılamayan şüpheli delliler karşısında bu sanıkların bu olaydan önce birden çok olayda daha kullanıldığı anlaşılan silahların bu olaydaki sanıklarla irtibatlarının kovanların karşılaştırılması yaptırıldıktan sonra hukukî durumlarının tayini gerektiği bu yönü ile eksik inceleme nedeniyle kararın olay yerinde olduğu ve olaylara karıştığı sabit olan ... ve ... dışındaki tüm sanıklar yönünden eksik inceleme nedeniyle bozulması yerine maktulün ölümüne yönelik TCK'nin 82/1-e ve 35 inci maddeleri uyarınca sanıkların mahkûmiyetlerinin onanması yolunda görüş bildiren Sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.
K A R Ş I O Y
Dairede incelemesi yapılan davada hukuki uyuşmazlık konusu mahkum olan üç sanığın (...- ...- ...) hukuki durumunun ne olduğu yolundadır.
Eskiden beri aralarında süregelen çatışma ve husumet bulunan Vanlılar olarak tanımlanan ... ailesi ile Diyarbakırlılar olarak tanınan ... arasında mevcut olaydan kısa bir süre önce yine bir çatışma yaşanmıştır. Bunun üzerine ... grubu olarak tanımlanan ve 12 kişi olarak yargılaması yapılan kişiler Demirokların iş yeri ikamet ve kıraahanelerinin bulunduğu yere saat 22.50 civarında gelmişler ve taraflar arasında silahlı çatışma çıkmıştır. Bu olayla 15 ayrı silahtan 110 adet atış yapıldığı eldeki deliller ile sabittir. Mevcut çatışmada yaşı küçük olan ... isimli çocuk hayatını kaybetmiştir.
Bu davada temel tespitler aşağıdaki gibidir.
Maktul ... yanında arkadaşları ... ve ... olduğu halde gizlice babasının arabasını alarak ehliyeti olmadığı halde dondurma yemek üzere evinden ayrılmış ve çatışmanın olduğu sokağa dönme aşamasında veya hemen döndükten sonra aracına çok sayıda mermi isabet etmiştir.
Gerek olayın geçtiği yerde mukim olan ... ve suç ortakları ve gerek ...ın mahallesine araçlarla çatışmaya gelen ... ve suç ortakları birbirlerine ateşli silahlarla ateş etmişlerdir.
Dosya içerisinde bulunan ve itibar edilen bilirkişi raporu ve krokiye göre maktulün kullandığı araç ... grubunun ateş etmeye başladığı yerde çatışma bölgesine girmiş ardından yine silahların ateşlenmekte olduğu sağ taraftaki sokağa dönmüş, bir süre sonra maktul şoför araç hakimiyetini kaybederek sağ tarafındaki kaldırım ve bankete çarpmış ve durmuştur.
Aracın isabet aldığı yerler sol arka kapı, şoför kapısı ve ön kaputun şoför tarafıdır.
Maktul sol arkasından gelen iki öldürücü darbe ile hayatını kaybetmekle beraber her ne kadar sol arkadan gelen bu ikisi müstakilen öldürücü ise de esasen bu ikisi ile birlikte diğer beş isabetin öldürücü darbelere katkı sunup sunmadığı hususu net değildir.
Sanıklardan ... ve ...'ın silahlarının olay yerinde ele geçmesi, bu silahlarla olay mahallinde ateş edildiğinin kovanlarla silahlar eşleştirilerek tespiti karşısında bu iki sanığın olayda bizzat silah sıktığı sabittir. Ancak sanık ... ...'dan ele geçen kendisine değil karşı tarafa ait silahın olayda kullanılmamış olması (kovanlarla eşleşmemesi) nedeniyle olay mahallinde ... ...'un silahla ateş ettiği sübuta ermemiştir.
Bu tespitler ışığında maktulün aracın solundan ve bilhassa sol arkadan gelen ateş nedeniyle hayatını kaybettiği aracın takip ettiği yol gözetildiğinde bu atışların ... grubu tarafından gerçekleştirilme ihtimalinin mevcut olduğu ve fakat ... grubundan da araca isabet eden atışlar yapıldığı tartışmasızdır.
Dairede tartışılan ve kabul edilen yandaş faillik kuramı dikkate alınarak sonuçlanan eylem tanımlanmasında tüm faillerin araca karşı tarafın aracı zannı ile özellikle şoförü hedef alarak ateş ettiği ve burada doğrudan kastın bulunduğu ancak maktulün hangisinin atışı ile öldüğü belirlenemediğinden olayın özgün durumuna göre ateş eden her bir sanığın TCK'nin 81 inci ve 35 inci maddeler uyarınca sorumlu tutulması gerektiği konusunda bir duraksama ve tereddüt yoktur. Ancak burada en önemli husus olay yerinde kimlerin ateşli silahlarla bulunduğu ve çatışmaya katıldığı yolundaki maddi dellilerin ortaya konulabilmesidir. Bu minvalde sanıklar ..., ... ve ...'ın olay yerinde bulunduğunu gösterir maddi delliler var iken sanıklar ... ..., ... ve ...'un olay yerinde bulunduğuna dair deliller tam bir sübuta ermiş değildir. Her üçününde olay yerinde bulunduğuna dair üç benzer delil mevcut olup bunların değerlendirilmesi yapıldığında:
A) mağdur ...'ın bu üç sanığı olay yerinde teşhis ettiğine dair söylemini aktaranların açıklamaları sonucunda teşhisin kaynağı olan ... böyle bir söylemde bulunmadığını istikrarlı olarak anlatmaktadır. (... ve ...'nin bu söylemleri bu şekliyle dayanaksız kalmıştır. )
B) Sanıkların HTS kayıtlarınn olay yeri civarında baz vermesi olağan olup, bu sanıklar zaten o sokak ve mahalle civarında ikamet etmekte ve iş yeri çalıştırmaktadır.
C) ...'in beyanlarına husumetin karşı tarafında olduğu için ve başka bir delille desteklenmediği için itibar edilmemiştir.
Tüm bu nedenlerle haklarında yaşı küçük maktulü öldürmekten mahkûmiyet hükmü verilmiş olan ..., ... ve ...'un mutlak surette herhangi bir maddi delil ile olay yerinde bulunduklarını gösterir kesin bir delil olmadığından bu haliyle mahkumiytelerine karar vermek doğru bulunmamıştır. Ceza yargılamasının temel ilkesi suç ve failin arasında illiyeti her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya koymak iken aşılamayan şüpheli delliler karşısında bu sanıkların bu olaydan önce birden çok olayda lehe kullanıldığı anlaşılan kovanların karşılaştırılması yaptırıldıktan sonra hukuki durumlarının tayin gerektiği bu yönü ile eksik inceleme nedeniyle kararın olay yerinde olduğu ve olaylara karıştığı sabit olan ... ve ... dışındaki tüm sanıklar yönünden maktulün ölümüne yönelik TCK'nin 82/1-e ve 35 inci maddeleri uyarınca mahkûmiyetlerinin onanması yolunda görüş bildiren Sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2022/546 E., 2023/356 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYARGITAY (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
tam metni aç
vekilinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİ ile anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
Ceza Genel Kurulu 2022/546 E. , 2023/356 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 3 - 2022/100720
İLK DERECE MAHKEMESİ : YARGITAY (Kapatılan) 16. Ceza Dairesi
Sanıklar A.. C.., A.. Ö.., A.. B.., H.. K.., M.. E.., M.. İ.., M.. Ç.., O.. K.., R.. I.. ve Y.. K..'nın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.., ..., M.. H.. M.. Ö.. ve M.. B..'in Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine; sanıklar A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. K.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.., D.. G.., M.. H.., M.. Ö.. (iki kez), M.. B.. (iki kez), M.. U.., S.. K.. ve S.. S.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ayrı iddianamelerle açılan ve ana dosya ile birleşen kamu davalarının 5271 sayılı 223/7. maddesi uyarınca reddine; sanık M.. U.. hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca (ayrı ayrı iki kez) beraatine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik (ayrı ayrı beş kez), görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine; sanık S.. S.. hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik (ayrı ayrı iki kez), resmî belgeyi bozmak ve yok etmek, görevi kötüye kullanma (iki kez ayrı ayrı), suç uydurma, suç delillerini gizleme, soruşturmanın gizliliğini ihlal, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suç delillerinin gizleme, yok etme veya değiştirme ve 3713 sayılı Kanun'un 6/1. maddesinde düzenlenen kimliği ifşa etme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine; sanık S.. K.. hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca (ayrı ayrı iki kez) beraatine ve ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik (ayrı ayrı beş kez), görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ve görevi kötüye kullanma suçundan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda TCK’nın 257/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar A.. Ç.. ve M.. U..'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar B.. B.., B.. K.., H.. Ş.., K.. K.., M.. İ.., R.. E.. ve Ü.. Ç..'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 7 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar F.. U.., M.. E.. ve V.. D..'nın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar İ.. I.., N.. C.., S.. D.. ve M.. U..'ın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanıklar S.. K.. ve S.. S..'nın TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 11 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 20.02.2017 tarihli iddianamesi ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda resmî belgede sahtecilik suçundan sanık A.. Ç..'in TCK’nın 204/1, 3713 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 5 ve TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ayrıca görevi kötüye kullanma suçundan Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.07.2016 tarihli son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda TCK’nın 257/1 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; mahkûmiyetlere konu tüm suçlar yönünden TCK'nın 53/1-5, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; tüm sanıklar bakımından siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 30.06.2021 tarih ve 2-1 sayı ile karar verilmiştir.
Hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılan T.C. C.. C.., M.. M.. Başkanlığı vekilleri, katılanlar R.. E.., H.. F.., B.. B.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.., L.. G.., F.. K.. vekili, M.. T.., M.. M.., Ö.. D.., E.. A.. vekili, H.. D.., S.. K.., H.. Ç.. vekili, M.. B.. vekili, H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.. vekili, A.. K.., C.. Y.. vekili, B.. Y.., H.. A.., M.. Ö.., İ.. K.., S.. T.., S.. Y.., M.. C.., K.. T.., İ.. Y.., .... M...... vekilleri ve katılan F.. I.. ile bir kısım sanıklar ve müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “temyiz talebinin reddi, onama ve bozma” istemli 14.11.2022 tarihli ve 100720 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Sanıklar A.. B.., İ.. I.. ve S.. D.. müdafilerinin, katılanlar H.. D.., S.. K.., H.. Ç.., M.. B.., F.. I.., A.. K.., C.. Y.., B.. Y.., M.. C.. ve K.. T.. vekilleri ile katılan S.. Y..'ın gerekçeli kararın kendilerine usulüne uygun olarak tebliğ edildikten sonra herhangi bir temyiz dilekçesi sunmadıkları gibi süre tutum dilekçelerinin de temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 295. ve 298. maddeleri uyarınca reddine,
Yargıtay Cumhuriyet savcısının, sanık M.. U.. hakkında (4 kez) resmî belgede sahtecilik suçundan beraatine ilişkin 30.06.2021 tarihinde tefhim edilen hükmü gerekçe içermeyen müddeti muhafaza dilekçesi ile temyiz ettiği ve 12.07.2021 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise bu suç yönünden temyiz talebinde bulunmadığı anlaşılmakla bu suç açısından temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca reddine,
Katılanlar M.. M.. Başkanlığı, R.. E.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.., L.. G.., M.. T.., M.. M.., Ö.. D.., E.. A.., H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.., H.. A.., M.. Ö.., İ.. K.., S.. T.., İ.. Y.. ve ... vekillerinin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin temyiz talepleri bakımından; anılan suçların niteliği itibarıyla suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan kişilerin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca reddine,
Sanıklar M.. Ö.. ve M.. B.. müdafilerinin sanıklar hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan açılan kamu davalarının mükerrer açılması nedeniyle CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine ilişkin temyiz istemlerinin, dilekçelerinde belirttikleri taleplerinin kararın gerekçesine yönelik olmadığı ve temyiz etmelerinde de hukuki yarar bulunmadığından, CMK’nın 298/1. maddesi gereğince reddine,
Bir kısım sanıklar ve müdafileri ile katılan ve vekillerinin duruşmalı inceleme istemlerinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine,
Oy birliğiyle karar verilmiştir.
Sanıklar K.. K.., M.. U.., F.. U.. ve Ü.. Ç.. müdafilerinin, sanıklar F.. U.., M.. E.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.. ile S.. D..'ın, CMK'nın 295 maddesinde belirtilen yasal süresinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesini sundukları anlaşılmış ise de; hüküm fıkrasında ve gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat belgesinde CMK'nın 295. maddesinde düzenlenen 7 günlük süreye ilişkin bir ihtaratın bulunmadığı, bu nedenle kanun yoluna başvuru süresi hususunda tereddüt oluştuğu anlaşıldığından temyiz başvurularının süresinde yapıldığı kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca sanıklar hakkında kurulan hükümlerin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır.
I) TEMYİZ KONUSU EYLEMLERE İLİŞKİN GENEL ANLATIM
2010-2014 yılları arasında sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü adı altında yüzlerce mağdur ve müşteki ile birlikte kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşu konumundaki dernek ve vakıfları hakkında terörle ilişkilendirilerek soruşturma yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 (2011/762) sayılı soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın, Mavi Marmara Gemisi'nin yola çıkma süreci ile eşzamanlı olarak 12.05.2010 tarihinde başlatıldığı,
Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılmasına "Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu" tarafından, İsrail ablukası altındaki Gazze'ye dikkat çekmek ve Filistin zulmünü kamuoyunun gündemine taşımak maksadıyla "İstanbul'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü" adı altında düzenlenen programda N.. Ş..'in yaptığı, "Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı" ve "İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İ.. Ş..'in İsrail tarafından tutuklanması" konulu 09.05.2010 tarihli konuşmasının gerekçe gösterildiği,
Nurettin Şirin’in, 10.05.2010 tarihinde "httt://www.......com" isimli internet sitesindeki Siyonist ve Yahudi karşıtı olduğuna, bunlara karşı kin ve nefret söylemlerinde bulunduğuna, yaptıklarından dolayı Siyonist ve Yahudilerden bir gün mutlaka hesap sorulacağına dair değerlendirmelerin de bulunduğu, geçmişte Türklüğü, Cumhuriyet Devletinin Kurum ve Organlarını Aşağılama ile Devletin Arşı Ulusal Şahsiyetine Karşı Cürüm İşleme suçlarından yargılandığı, terör amaçlı örgüte üye olma suçundan 2 yıl 12 ay hapis ve 120.000.000 TL ağır para cezasına mahkûm edildiği, 2004 yılında cezaevinden tahliye olduktan sonra eski kadrolarını bir araya getirmek amacıyla tekrar yapılanma içerisine girdiği gerekçeleriyle örgüt soruşturmasının başlatıldığı,
Kamile Yazıcıoğlu isimli şahsın, eşi H.. Y..’nun kolluk ve adli makamlarca bilinen geçmişine, toplantı ve faaliyetleri ile geçmişte ve hâlen birlikte olduğu kişilere dair değerlendirmelerinden yola çıkılarak, sonradan kendisi tarafından getirilen ve adının geçmediğini kolluk güçlerince bunların eklenmiş olduğunu belirttiği evraklardan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı'na atanan H.. F..'la İHH İnsani Yardım Vakfı arasında irtibat kurulmaya çalışıldığı, Mavi Marmara Yardım Gemisi'nin Gazze'ye yardım götürmesi eylemini birlikte organize ettikleri iddiasıyla yapılan soruşturmada,
a) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 61. Hükümeti (AK Parti Hükümeti),
b) Türkiye Cumhuriyeti Milli İstihbarat Teşkilatı (M.. M..) Müsteşarlığı,
c) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT),
d) Anadolu Ajansı (AA),
e) Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK),
f) İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı,
g) Akabe Vakfı,
h) İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUM-DER),
ı) Ehlibeyt Alimleri Derneği (EHLA-DER),
i) Alülbeyt Vakfı,
j) Bab-ı Ali Vakfı,
k) El Mustafa Medresesi,
l) Kudüs Dayanışma Derneği (KUDÜS-DER),
m) Kanal On4’ un,
Hedef alındığı,
Toplam 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesine karar verildiği, ayrıca 10 ayrı dernek, vakıf ve adresler ile ilgili olarak da kimin hakkında uygulanacağı belirtilmeksizin aynı tedbire başvurdukları, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tedbire başvurulan kişiler için toplam 1348 kez, teknik araçlarla izleme kararı verilen kişiler ile çeşitli dernek, vakıf ve adresler bakımından da toplam 950 kez uzatma kararı verdikleri, öte yandan iletişim tespiti tedbirine 5 kişi hakkında 5 defa, teknik araçlarla izleme tedbirine de 30 kişi hakkında toplam 63 kez yeniden başvurdukları,
Hedef şahıs olarak, A.. B.. (Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri), M.. V.., S.. T.., M.. D.. (Başbakanlık Danışmanı), ...... (Dışişleri Bakanlığı (hâlen Başbakanlık) Danışmanı), O.. S.. (Dışişleri Bakanlığı (Başbakanlık) Danışmanı), M.. A.. (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Basın Danışmanı), B.. C.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), Ş.. Ş.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), F.. T.. (HAS Parti Genel Başkanı) (hâlen Başbakan Yardımcısı N.. K..’ un Danışmanı), M.. K.. (Türkiye Cumhuriyeti Moritanya Büyükelçisi, Eski TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) Başkanı), ..... (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı), H.. D.. (Hazine Müsteşarlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdür Yardımcısı), O.. B.. (Gübretaş Genel Müdürü), M.. K.. (Gübretaş Eski Genel Müdürü), Y.. S.. (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Şube Müdürü), B.. S.. (SETA (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Analisti), N.. A.. (SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanı), İ.. E.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), Z.. K.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), N.. G.. (TRT Haber ve Spor Yayınları Daire Başkanı), K.. Ö.. (Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık eski Basın Danışmanı), Ö.. E.. (Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni), F.. S.. (TRT Tahran Temsilcisi), K.. K.. (TRT Arapça Kanal Koordinatörü), M.. E.. (TRT Kahire Temsilcisi), M.. C.. (TCDD Refakat Müfettişi), A.. B.. (Tarım Kredi KooperatifleriAnkara Bölge Müdürü), Z.. K.. (KalkınmaBakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü), Y.. Ç.. (Türkiye Kalkınma Bankasında Uzman), L.. B.. (Halkbank Dış Operasyonlar Müdürü), F.. K.. (22. Dönem AK Parti Ankara Milletvekili), H.. Ç.. (23. Dönem AK Parti Bursa Milletvekili), S.. K.. (23. Dönem AK Parti Muş Milletvekili), M.. G.. (AK Parti Genel Merkez Sosyal Medya Koordinatörü), H.. B.. (Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı), T.. K.. (HAS Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı), Y.. E.. (Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Komisyonu Başkanı, SETAV (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü), E.. B.. (AK Parti Çatalca İlçe Başkan Yardımcısı), H.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi), H.. T.. (SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı) Genel Sekreteri, AK Parti Halkla ilişkiler Sorumlusu), T.. S.. (HAS Parti Kurucusu), K.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı), E.. D.. (HAS Parti Genel İdare Kurulu Üyesi), İ.. K.. (Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), H.. M.. (BBC (British Broadcasting) Ortadoğu Temsilcisi), S.. K.. (Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü), Y.. B.. (Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü), E.. Ö.. (Sancaktar Dergisi Yayıncısı), ..... (İHH (İnsani Yardım Vakfı) Başkanı), F.. T.. (Radikal Gazetesi Yazarı), M.. İ.. (İlahiyatçı-Yazar, AKABE Vakfı Kurucusu), H.. A.. (İlahiyatçı-Yazar, EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi), B.. K.. (Yazar), H.. K.. (EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Genel Başkanı), A.. İ.. (Hilal TV Genel Müdürü), H.. Ç.. (Posta Gazetesi Yazarı), F.. O.. (Yazar, İslam Hukukçusu), K.. D.. (Gazeteci, SİSAR (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Genel Koordinatörü),.... (Aydınlık Gazetesi Yazarı), N.. İ.. (Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü), N.. Y.. (İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı), M.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteri), V.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi), ......(İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi), H.. O.. (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Başkanı), A.. Ç.. (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İİBF Dekan Yardımcısı), ..... (İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi), ..... (Irak Milli Reform Hareketi Türkiye Temsilcisi), S.. A.. (İşadamı, Som Petrol Yönetim Kurulu Başkanı), A.. C.. (ÇABA (Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma Derneği) Derneği Başkanı, Fenerbahçe Kulübü eski Başkanı.......’ın gelini) gibi bürokrat, politikacı, gazeteci, akademisyen, sivil toplum yöneticisi ve iş adamı konumundaki kamuoyunda tanınan kişilerden oluştuğu, soruşturmanın ise 3 yıl 7 ay sürmesine rağmen esaslı bir işlem yapılmadığı,
21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle görevlendirilen Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği ve savcılıklarının kaldırılmasından sonra soruşturmayla görevlendirilen ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile ilişkilendirilerek haklarında iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararı verilen, içlerinden bir kısmı kamuoyunda tanınan siyaset adamı, gazeteci-yazar, akademisyen, iş adamı, devlet yönetiminde görevli üst düzey bürokrat, bir kısmının da dernek ve vakıflar kanunları hükümleri uyarınca denetime tabi sivil toplum kuruluşları olduğu ve terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin söz konusu olmadığı gerekçeleriyle silahlı terör örgütü kurma, örgüte üye olma ve örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunma iddialarına yönelik delil bulunmadığı kanaatiyle toplam 251 şüpheli hakkında 21.07.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması kapsamında, 20 (yirmi) kişiden oluşan aidiyet numaralı TEM Şube personelinin dinleme işlemini yürüttüğü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınının 28.01.2015 tarihli ve 2014/41637 soruşturma sayılı yazısı ile Bilgi Teknolojileri Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına (TİB) aidiyet numaraları bildirilen 20 (yirmi) kişiden ibaret personelin dinleme işlemlerini hangi tarihlerde, hangi IP adresleri üzerinden yaptıklarının, bu IP adreslerinin nerelere kayıtlı olduğunun, söz konusu personelin bugüne kadar hangi soruşturmalar kapsamında, hangi numaraları hangi tarihlerde dinlediklerinin tespit edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesinin istendiği, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın 20.02.2015 tarihli ve 087102 sayılı cevabi yazısı ile CD ortamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen bilgilerin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce incelenmesi sonucunda; Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması kapsamında yapılan dinleme işlemlerinin, 10.34.242.xx, 10.34.244.xx IP blokları ile 10.220.140.109 ve 172.11.11.5 IP adresleri üzerinden yapıldığının belirlendiği,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06.04.2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında; işlemin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen biri Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı,
CMK'nın 135. maddesi çerçevesinde yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının yetkilendirmesi ve kontrolündeki Kanuni Dinleme Modülü (KDM) üzerinden yapıldığı, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesinde de CMK'nın 135. maddesi kapsamında uygulanan dinleme tedbirinin, KDM ile birlikte bir arayüz programı olan TibNET programı üzerinden gerçekleştirildiği, TibNET programı üzerinde 2008 yılından bu yana Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nün CMK'nın 135. maddesi kapsamında yapmış olduğu adli dinlemelere ait telefon iletişim seslerinin, bu seslerin çözümlerinin (iletişim tespit tutanakları), bu sesler ve görüşmelerle ilgili notların ve açıklamaların bulunduğu ve bilgisayarlarda yapılan tüm işlemlerin kaydedildiği log kayıtlarıyla bu delillerin güvenliğinin sağlandığı, log kayıtlarının da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü sunucularında (server) saklandığının bildirildiği,
Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bilgisayar sistemlerinde TEMAS (Terörle Mücadele Analiz Sistemi) projesinin alt projelerinden TibNET programında usulsüzlük olabileceği değerlendirilen veriler bulunması sebebiyle yürütülen idari soruşturma kapsamında, İstanbul 1 No'lu TMK Hakimliğinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) imajının alındığı ve 25.02.2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında ön inceleme raporu tanzim edildiği, tanzim edilen raporda, TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22.01.2014 tarihinde saat 03.14 itibari ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmadığının belirtildiği,
Yalnızca sunucu yöneticisinin (administrator) TibNET üzerindeki tüm log kayıtlarını görebilme, değişiklik yapabilme ve silme yetkisine sahip olduğunun, 2 yıla yakın süredir aktif olarak çalışan TibNET programında elektrik kesintisi veya başka bir teknik nedenden dolayı log kayıt tablolarında veri kaybının hiç görülmediğinin, 22.01.2014 tarihinde saat 03.14'te TibNET log kayıtlarının yeniden başlamasının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının tamamen yok olmasının teknik açıdan mümkün olmadığının, bu kayıtların tamamen yok olmasının ancak bir müdahale ile olabileceğinin, log tablosuna veya diğer tablolara bu tür bir müdahalenin ancak sunucu yöneticisi tarafından yapılabileceğinin, log kayıtlarının sunucu yöneticisi tarafından programlanmadığı veya müdahale edilmediği sürece yeniden başlamasının veye sıfırlanmasının mümkün olmadığının, kullanıcıların yapmış olduğu işlemleri kaydeden log kayıtlarının tutulduğu sunucunun tek yöneticisinin görevli ... olduğunun, ...'ın log kayıtlarının silindiği ve kayıtların yeniden tutulmaya başlandığı 22.01.2014 tarihinde saat 03.14'te Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde sunucuların bulunduğu katta olduğunun tespit edildiği, bu şekilde ...'ın 2011/762 sayılı sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması ve diğer soruşturmalara ait dinleme işlemlerine ilişkin log kayıtlarını sildiği,
Temyiz konusuna ilişkin yargılamada özetle; yukarıda belirtilen soruşturmada talepleri bulunan Cumhuriyet savcıları ve kararları bulunan hakimlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduklarına dair iz ve emarelerin olduğu gerekçeleri ile ana dava dosyasında TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suç, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen siyasal veya askeri casusluk, TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen gizli kalması gereken bilgileri açıklama, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK'nın 204. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçlarından kamu davası açıldığı, ana dava dosyası dışında bir kısım sanıklar hakkında açılan 27 kamu davasının da iş bu dava dosyası ile yargılamanın belirli safhalarında birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
II) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkûmiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları halinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.
B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.
Temyiz istemi, tutuklu bulunan sanıklar hakkında CMK'nın 263. madde hükmü saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasından itibaren eğer temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılmasının gerekliliği, temyiz sebebinin ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabileceği gözetilerek, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorunda olduğu, başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu ve temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren ek bir dilekçe vermesini öngörmüştür. Gerekçeli temyiz dilekçesi, (ek dilekçe, temyiz layihası) temyiz nedenlerinin gösterildiği dilekçedir. Temyiz dilekçesinde ya da daha sonradan verilen ek temyiz dilekçesinde temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi gerekir.
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, "olgusal dünya"ya; hukuki sorun, "normatif dünya"ya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.
Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.
III- KANUNİ DÜZENLEMELER
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için sanıklara atılı suçlara ilişkin açıklamalarda bulunulacaktır.
1- HÜKÜMETE KARŞI SUÇ
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” kısmının beşinci bölümü olan “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında, anayasal düzenin işleyişini sağlayan organlara karşı işlenen suçlar arasında yer alan "Hükümete Karşı suç" 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde;
“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi;
"Madde, Türkiye Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin, Anayasa hükümlerinin müsaade etmediği usullerle ve dolayısıyla Anayasa hükümlerine aykırı olarak ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edenleri cezalandırmakta ve bu suretle 363 ve 365 inci maddeler Anayasa düzeninin temel organlarının ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırmaktadır. Teşebbüsü meydana getirecek hareketlerin ne gibi bir nitelik taşıması gerektiği hususunda 363 üncü maddenin gerekçesine bakılmalıdır...." şeklinde olup maddenin uygulanmasına ilişkin gerekçe ise; "...soyut olarak Anayasa düzenine hâkim olan ilke ve sistemleri koruma amacını güderken bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirebilmesi yeteneğini korumaktadır..." olarak ifade edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etme Suçu güncel dilde kısaca “darbe” olarak belirtilmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde darbe; “bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya ordu gücü ile demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ele geçirilmesi (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) veya cebir ve şiddetle hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi”, cunta ise; “bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul” olarak tanımlanmaktadır. Gerekçe içerisinde "cunta" terimi yönetimi ele geçirmek isteyenleri de kapsayan geniş anlamda kullanılmıştır.
Gerek 765 sayılı TCK'nın 147. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi ile Bakanlar Kurulunun fonksiyonları ile devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumet, bir bütün olarak varlığına yönelen saldırılara karşı ağır cezai yaptırımlar getirilmek suretiyle korunmak istenmektedir.
Siyasi iktidar aleyhine işlenen cürümler, siyasi iktidarın ideolijik prensiplerinin, siyasi iktidar düzeninin, siyasi iktidarın hukuka uygun bir şekilde teşekkülünün, siyasi iktidarın prestijinin ve siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini sağlamaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi de siyasi iktidar fonksiyonlarının himayesini temin eden hükümlerdendir. Siyasi iktidarın mevcudiyeti, milli iradeye dayanarak müşterek menfaatler doğrultusunda anayasanın tayin ettiği fonksiyonları icra etmesine bağlıdır. Siyasi iktidar fonksiyonları, amme hizmeti/kamu hizmeti olarak tezahur eder. Fonksiyon organın varlığını, mevcudiyet sebebini veren şeydir. Fonksiyonlar organa anayasa tarafından tanınmıştır. Bu durumda maddenin koruma mevzuunun bir bütün olarak fonksiyon olduğu aşikardır.Bir organın fonksiyonu, onun mevcudiyetini ifade eder. 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesi (mülga 765 sy. TCK'nın 146,147. maddesi), fonksiyonun gerçekleşebilmesi imkanını sağlamaya çalışmaktadır. Burada fonksiyon mücerret bir mahiyet taşımaktadır. Yani organın fonksiyonu serbestçe icra edebilme imkan ve hakimiyeti korunmaktadır (Çetin Özek a.g.e. syf. 214, 215). İcra/Yürütme organı hem idari hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Yani icra organının fonksiyonları hem siyasi hem de idari iktidarı ilgilendirmektedir. Anayasamıza göre siyasi icra fonksiyonunu kullanan heyet Bakanlar Kuruludur. İcra fonksiyonu hükumet mefhumu ile birleşmekte ise de bu fonksiyonun siyasi karakterleri ile idari karakterleri birbirinden ayrılmakta ve merkezi teşkilatın kontrolü altında ayrı bir idari teşkilat ortaya çıkmaktadır. Netice itibariyle siyasi iktidarın bir parçası olan icra fonksiyonu, idari fonksiyonundan farklı bir kavramdır. 5237 sayılı TCK'nın 312. (mülga 765 sayılı TCK'nın 147.) maddesinin konusunun, siyasi iktidarın icra fonksiyonları olduğu söylenmelidir. Yoksa idari fonksiyon kapsamında kalan bakanlıklar veya sair kamu kurumlarının idari işlem ve eylemleri/ kamu hizmetleri değildir. Bu faaliyetlere/fonksiyonlara karşı ika edilen eylemler, Devlet/kamu idaresinin işleyişi aleyhine suçların konusu olabilir. TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan suç yönünden önemli olan ölçüt, Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri 12. Bası, sh. 282). Fiilin bütün halinde Bakanlar Kurulu aleyhine işlenmesi gerekir. Bakanlar, Bakanlar Kurulunun birer üyesi olarak siyasi icra iktidarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde de idari fonksiyonu göstermektedirler. Bu mahiyetleri itibariyle de devlet kuvvetini devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Fakat iktidarın muhtevası idaridir ve (765 sy TCK md.147) 312. maddenin himaye sınırına girmez (Çetin Özek Age sayfa 253-262). 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312. maddesi anlamında Hükûmet; suç tarihi itibariyle Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir (Anayasa madde 109). Ancak 21.01.2017 tarih, 6771 sayılı Kanunun 10 maddesi ile yapılan değişiklikten sonra ise Anayasanın 104 ve 106. maddeleri gereğince Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardır.
Suçun konusu, Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir.
Hukuki değer, kanun koyucunun suç tipini düzenlerken göz önünde bulundurduğu ve korunmasını istediği irade olarak da anlaşılabilecektir, bu nedenle "Hükümete karşı suç"u düzenleyen TCK’nın 312. maddesinin gerekçesi incelendiğinde söz konusu suç bakımından korunan hukuki değer, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunu meydana getiren üç güçten yönetim gücünü temsil eden hükümetin, ortadan kaldırılması veya görev yapmasının engellenmesinin önlenmesidir. Bu şekilde hükümetin (ya da Bakanlar Kurulunun), Anayasaya uygun olarak görevini yerine getirmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Söz konusu amaç 1982 Anayasasının 8. maddesinde, “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” şeklinde düzenlenmiştir. Düzenleme ile Hükümet ya da Bakanlar Kurulunu bir bütün hâlinde korunmaktadır. Bu nedenle tek bir bakanın ya da her biri ayrı görevler icra eden bakanlıkların, bu madde kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı söylenebilir. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır.
Hükümete karşı suçun failinin, diğer suç tiplerinde olduğu gibi mutlaka gerçek kişi olması gerekir. Özgü suçlar olarak ifade edilen bazı suçlar bakımından ise failin insan olmasının yanında özel bir yükümlülük altında bulunması ve belli niteliklere sahip olması aranmaktadır. Hükümete karşı suçun faili olmak bakımından belli nitelikler (resmî veya siyasi sıfata sahip olmak, vatandaş olmak gibi) aranmamış olup, bu suçun faili herkes olabilir. Dolayısıyla hükümete karşı suç, özgü suç değil, genel suçtur. Hükümete karşı suçun faili, tek bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi de olabilir. Hükümete karşı suçun da aralarında bulunduğu bazı suçları işlemek amacıyla TCK'da “Silahlı örgüt” ve “Suç için anlaşma” başlıklarıyla düzenlenen 314 ve 316. maddelerdeki hükümlerin ihlali halinde failin tek bir kişi olamayacağını belirtmek gerekir. Suçun gerçekleştirilmesi için silahlı örgüt kurulması hâlinde TCK'nın 314/3. maddesinde de ifade edildiği gibi suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin hükümlerden yararlanılacaktır. Suç örgütlerini düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 220/1. maddesine göre, “örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması” gerekmektedir. Şu hâlde suçun işlenmesi için silahlı örgüt kurulması hâlinde en az üç failin varlığından söz edilebilecektir. Suç için anlaşma suçunu düzenleyen TCK'nın 316/1. maddesinde ise hükümete karşı suçun işlenmesi amacıyla iki veya daha fazla kişinin aralarında anlaşması ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu durumda en az iki failin bulunması gerekmektedir.
Ceza hukuku bakımından bir suçun varlığı ve suçtan sorumluluğun söz konusu olabilmesi için suç tipinde öngörülen hareketin gerçekleştirilmesi yeterli değildir. Manevi unsur olarak ifade edilen, fail ile fiil arasındaki manevi (psikolojik) bağın da kurulması gerekmektedir. Bu bağ suçun kasten veya taksirle işlenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hükümete karşı suçun, manevi unsuru kast olup, taksirle işlenmesi mümkün değildir. Zaten TCK'nın 312. maddesinde de tamamlanmış suç gibi kabul edilen ancak teşebbüs aşamasında kalan bir suçtan bahsedildiğinden ve taksirle bir suça teşebbüs edilemediğinden, bu suçun taksirle işlenmesi söz konusu olamayacaktır. Failin, söz konusu hükümde öngörülen fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla hükümete karşı suçun genel kastla işlenebileceği, suçun oluşması bakımından herhangi bir amaç veya saikin önemli olmadığı ifade edilmelidir. Bu noktada TCK’nın 312. maddesindeki düzenleme göz önünde bulundurularak, amaç veya saik hususuna ayrıca değinmek gerekmektedir. Bazı suç tiplerinde failin, fiilini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesinin yanında belirli bir amaç veya saik doğrultusunda hareket etmesi, o suçun manevi unsuru kapsamında değerlendirilmektedir. Bu suçlar bakımından fail, kasten hareket etmekle birlikte suç tipinde belirtilen amaç veya saikle hareket etmedikçe o suçun varlığından söz edilmemektedir. Failin amaç veya saikle harekete geçmesi doktrinde “özel kast” şeklinde ifade edilmektedir. 5237 sayılı TCK, genel kast-özel kast ayrımını kaldırmakla birlikte, doktrinde ve yargı kararlarında bu ayrıma değinilmesi, hükümete karşı suçun bu anlamda açıklanmasını gerektirmektedir. Düzenleme ve gerekçeden de anlaşılacağı gibi, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır. Suç, cebir ve şiddet kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi suretiyle işlenmektedir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı aranırken, 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde maddi bir neticenin doğumu aranmamış, teşebbüs edilmesi yeterli görülmüştür. Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314, 316 md. gibi). Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinde suçun tamamlanması için ıskat veya men neticelerinden birinin varlığı arandığından suçun netice/zarar suçu olduğunu söylemek mümkündür. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.(Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22) Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. "Tehlike suçunda ancak kast edilen neticenin gerçekleşebilme tehlikesini doğuran fiillerin teşebbüs kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Bu nedenle fiilin kast edilen neticeyi elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli vasıtalarla zorlayıcı fiillere girişilmiş bulunması gerekmektedir. Fiilin elverişli olup olmadığı ise genel ve soyut bir belirleme dışında fiilin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün şartları birlikte değerlendirmek suretiyle tespit etmek gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 12.05.1987 tarih, 738/2514). "Burada önemli olan ölçüt Anayasa ile düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan Bakanlar Kurulunun işlevini yerine getirmeyi engelleme amacıdır. Bu itibarla belirli bir bakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olmadığı için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükümete karşı suç oluşmaz. Bu durumda TCK'nın 106. maddesinde tanımlanan tehdit veya 108. maddesinde tanımlanan cebir suçu oluşacaktır. Buna karşılık başbakana karşı istifasını sağlamaya yönelik olarak cebir veya tehdit uygulanması halinde uygulanan cebir veya tehdit kurumsal olarak Bakanlar Kurulunun işlevini engellemeye yönelik olduğu için TCK'nın 312. maddesinde tanımlanan hükumete karşı suç oluşur. Zira başbakanın istifası Anayasayla düzenlenen bir kurumsal yapıya sahip olan hükumetin istifasını sonuçlamaktadır." (Suç Örgütleri, İzzet Özgenç, 13. Basım, Sayfa 296). "Bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görev ifasına mani olacak mahiyette ise bu takdirde hükumet fonksiyonunun engellendiğini kabul etmek mecburiyeti mevcuttur." (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Sayfa 262). "Cebrin gayeye erişmek için vasıta olarak kabulü yeterlidir. Fakat cebri hareketin mevcudiyetinin failin esas fiilinde bulunması şart teşkil etmez. Cebrin faillerden her biri tarafından ika edilmiş olması da şart değildir. Bütün faillerin iradesinin zımnen veya sarahaten cebre matuf olması halinde birinin bilfiil cebri ika etmiş bulunması dahi cebir unsurunun tahakkuku yönünden yeterli sayılmak lazım gelir. ...Nihayet cebir hareketin ikaı sırasında veya ikaından sonra teşekkül etmemiş olabilir. Harekete tekaddüm eyleyebilir." (Çetin Özek, a.g.e. Sayfa 157). "Faildeki suç işlemek kastı ile cebir ve şiddete ilişkin elverişli vasıtaların sadece varlığını teşebbüs suçunun tamam olması bakımından yeterli gördüğümüzde, mağdur üzerinde cebir ve şiddet fiili olarak kullanılmaya başlanmasa bile suçun tamam olduğu kabul edilecektir..." (Prof. Dr. Ersan Şen, Dr. H. Sefa Eryıldız, Suç Örgütü, 4. Baskı, Sayfa 665). 5237 sayılı TCK'nın 312. Maddesindeki düzenlemede, teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılması nedeni ile suçun somut tehlike suçu olduğu söylenebilir. Ancak bu tespitin mutlak bir sınırlama olmadığı, cezalandırılabilir eylemin asgari aşamasına ilişkin bir belirleme olduğu gözetilmelidir. Amacın gerçekleşmesi halinde suçun bir zarar suçuna dönüşeceğinde kuşku yoktur. Teşebbüsü suç oluşturan fiilin, tamamlanmış halinin de evleviyetle/ a priori suç olacağı mantıki bir zarurettir. Azı suç olanın çoğunun suç olmayacağını ileri sürmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu bakımından ise, elverişli/vahim eylemin, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, “amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.” (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22). Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde “Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir... Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre; Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). Hükumetin ortadan kaldırılması veya görevinin engellenmesi, failin suçla elde etmeye çalıştığı amaçtır. Amacını gerçekleştirmek için cebir ve şiddetle icraya başladığı takdirde suç oluşur. Fakat amaca yönelik olarak icrasına başlanılan hareketin, amaca yönelik tehlike oluşturmaya uygun ve elverişli bulunması gerekir. Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliğini değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekir. Failin korunan değeri tehlikeye düşürmeye elverişli bir hareketle icraya başlaması yeterlidir. Diğer yandan, suçun cebir ve şiddetle işlenmesi gerekliyse de icrasına başlanılan hareketin de mutlaka cebir ve şiddet içermesi zorunlu değildir. Failin amacına yönelik olarak başladığı icra hareketinden hareketi tamamlamaya yönelik biçimde devam edecek olan davranışlarının cebir ve şiddet içereceğinin anlaşılması yeterlidir.
Suçun mağduru bakımından ise bazı suçlarda toplumu oluşturan herkes gibi belirli kişi veya kişiler de mağdur olabilmektedir. Hükümete karşı suçu bu kapsamda ele almak gerekecektir. Zira yalnızca gerçek kişiler mağdur olduğundan, hükümet bu suçun mağduru olamayacaktır. Diğer yandan söz konusu suç bakımından, suçun konusunun belli bir kişi veya kişilere ait olduğu söylenebilir. Bu yönüyle, hükümete karşı suçun dar anlamda mağduru hükümet üyeleri olarak ifade edilebilir. Ancak hükümetin sadece belli kişilere ait olarak düşünülmesi ve mağdurun bu kişiler olarak görülmesi, bu suç bakımından korunan hukuki değerle bağdaşmamaktadır. Bu anlamda hükümete meşru olmayan müdaha¬lelerde bulunulması ve onun Anayasaya uygun olarak görevlerini yerine getirmesinin engellenmesi durumunda o toplumda yaşayan bireylerin tamamı mağdur olmaktadır. Dolayısıyla hükümete karşı suçun, geniş anlamda mağduru toplumda yaşama hakkına sahip olan herkestir.
Hükümete karşı suç bakımından TCK'da düzenlenen ve failin eylemini hukuka uygun hâle getiren bir nedenden bahsetmek mümkün görünmemekte, sadece TCK'nın 26. maddesinde düzenlenen hakkın kullanılması, anayasal bir kurum olan güvenoyu mekanizmasıyla hükümetin düşürülmesi bakımından değerlendirilebilir. Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma hâlinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252).
Bir davranışın tipe uygunluğunun belirlenmesiyle suç teşkil eden haksızlık gerçekleşmiş olur. Bu davranışın, hukuka uygunluk sebeplerinden birinin bulunmasıyla hukuka uygun olup olmadığına da bakılmalıdır. Şayet olayda bir hukuka uygunluk nedeni yoksa, tipe uygun davranış aynı zamanda hukuka aykırı olacaktır. Suçun hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve dolayısıyla fiilin suç teşkil etmesini engelleyen bu nedenlere hukuka uygunluk sebepleri veya haksızlığı ortadan kaldıran sebepler denir. Türk Ceza Hukukunda, kanunun hükmünü yerine getirme veya görevin ifası (Mülga 765 sayılı TCK’nın 49/1, 5237 sayılı TCK’nın 24/l maddesi) bir hukuka uygunluk nedeni olarak yer almıştır. Kanunun hükmünü yerine getirme hâlinde, yetki doğrudan doğruya kanundan alınmaktadır. “Kanun” deyiminden yazılı hukuk kuralının anlaşılması gerekir. Bu nedenle kanunlara uygun şekilde yürürlüğe konulan tüzük ve yönetmelikler gibi düzenleyici işlemlerin de kanun kapsamında olduğu kabul edilmelidir. (Önder Ceza Hukuku Dersler s. 228) Şüphesiz “kanun hükmü” kavramına ceza kanunları dışındaki kanunlar da dahildir. (Koca -Üzelmez a.g.e. s. 262) Ancak burada önemli olan herhangi bir kanunun verdiği yetkiden doğan görevin, gereklerine uygun olarak yerine getirilmiş olmasıdır.
Türkiye'de idari yapının oluşmasında, tarihi gelişim ve deneyler sonucu merkezden yönetim ve yerinden yönetim biri birini tamamlayan ilkeler olarak ortaya çıkmış ve sürekli uygulama bulmuştur. Bunun sonucu olarak Devlet tüzelkişiliğinden başka, onun yanında, çeşitli kamu tüzelkişileri ortaya çıkmıştır. Bir başka deyimle, bugün kamu hizmetleri genel idare başta olarak üzere, mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları tarafından yürütülmektedir. (Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30.06.2021 tarihli ve 1223-4667 sayılı kararı). Maddede idarenin kuruluş ve görevleri bakımından bir bütün olduğu ilkesi getirilmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünün de bir sonucu olarak, idarenin yerine getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kuruluşlar arasında birlik sağlanmaktadır. Dolayısıyla, nitelikleri gereği bazı hizmetler ayrı tüzelkişiler eliyle görülmek yoluna gidilse de, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak bunlar denetime bağlı kalacaklardır. Ayrıca, bu tür kamu tüzelkişileri için, Anayasa ve kanunlarda özel hüküm bulunmayan durumlarda, Anayasanın idareye ilişkin genel ilke ve hükümleri uygulanacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu koşulların darbe yapmayı zorunlu kıldığı, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun suç tarihinde mer'i 35. maddesindeki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi; Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” şeklindeki düzenlemenin Türk Silahlı Kuvvetlerine cumhuriyeti koruma ve kollama görevini verdiği savunulmakla, İç Hizmet Yasasındaki düzenlemenin, anayasal hükümler karşısındaki etkisinin değerlendirilmesi bakımından hukuka aykırılık ve uygunluk kavramları üzerinde durmak gerekecektir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca, Üzülmez, A.g.e.s. 252).
2- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:
Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;
Genel Olarak:
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348).
Örgüt kurma:
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir.
Örgüt yönetme:
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt üyeliği:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.
b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkanına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar” şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanun'unda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları halinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.
Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkanına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi).
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fetullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.
FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:
a) Genel olarak:
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve M.. M..'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, M.. M.. ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, C.. C.. Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar halinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat halinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.
c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve C.. C.. Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (Şapka ve Kuzgun)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 1443-4758 sayılı kararı).
3- DEVLET SIRLARINA KARŞI SUÇLAR VE CASUSLUK
Gerçek kişilerin ve tüzel kişilerin sırları olduğu gibi ve bu kişilerin menfaati namına bu sırların gizli tutulması icap ediyorsa, benzer şekilde devletin de korunmaya muhtaç sırları vardır. Devlete ait sırların gizli kalması ve muhafazasına gösterilmesi gereken özen, kişilere ait sırların korunmasından çok daha önemlidir. Çünkü bir devletin sırlarının öğrenilmesi, o devletin zararına sebebiyet verip, muvaffakiyetine engel olmak suretiyle devleti oluşturan bireylerin tamamına zarar verebilir. Bu nedenle, devlete ait sırların çok iyi şekilde korunması ülke açısından hayati önemi haiz olup onun içindir ki, devletler bu sırların korunması hususunda büyük bir kıskançlık ve hassasiyet göstermekte ve kanunlarında bunların gizliliğini ihlâle teşebbüs edenlere şiddetli cezalar öngörmektedir.
Devlette yer alan en geniş teşkilat organ olan hükümet, ifşa edilinceye kadar en azından bir süreliğine, gizli tutmak istediği pek çok sayıda faaliyetle meşgul olabilir. Bu faaliyetler arasında, zamanı gelmeden açıklanmaması gereken belli başlı polis operasyonları, suçların incelenmesi, iç istihbarat, izleme ve denetleme faaliyetleri, parasal ve ekonomik planlar vb. vardır. Devlet sırrından ne anlaşılması gerektiğini tespit etmek ve herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir devlet sırrı tanımı yapmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü her devletin karşı karşıya bulunduğu tehditler farklı olduğu gibi, her devletin maruz kaldığı tehditler de zaman içerisinde değişebilmekte ve çeşitlenebilmektedir (Kaymaz, 2014, s.21). Bu nedenle, doktrin hâlâ herkesçe kabul edilebilir bir devlet sırrı tanımı vermenin sıkıntısı içindedir. Ancak, devletin gizli kalması gereken bilgi ve belgeleri, mahiyeti gereği, kendinden gizli kalması gereken bilgi ve belgeler ve yetkili makamların gizlilik verdiği bilgi ve belgeler olarak tasnif edilmektedirler (Hafızoğulları-Özen, 2010, s.24).
765 sayılı mülga TCK gibi 5237 sayılı TCK’da da devlet sırrı tanımı yapılmamıştır. Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 327. maddesinin gerekçesinde; “yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler” olarak devlet sırrı tanımına yer verilmiştir. (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.573). Mukayeseli hukukta da devlet sırrının tanımında birlik bulunmadığı gibi İngiltere’de “official secret (resmî sır)” (http://www.legislation.gov.uk/ukpga/1989/6/section/1), Amerika Birleşik Devletleri’nde “classified information (tasnif edilmiş bilgi)” (https://www.law.cornell.edu/uscode/html/uscode18a/usc_sup_05_18_10_sq3.html), Fransa’da “National Defence Secret (Ulusal savunma sırrı) (http://www.legislationline.org/documents/section/criminal-codes) kavramları kullanılmıştır.
5237 sayılı TCK’nın 326, 327, 328, 329, 330, ve 331 inci maddelerinde Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler hakkında düzenleme yapılmış iken, Kanunun 334, 335, 336, 337, 339 uncu maddelerinde ise, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgilerden söz edilmektedir. “Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgiler” de Kanunun Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk bölümünde düzenlendiği için bu maddelerin temas ettiği bilgilerin de devlet sırrına ilişkin olması gerekmektedir. Her iki tür bilginin nitelikleri itibarıyla gizli kalması gerekmesi aranmıştır. Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgiler kendiliğinden devlet sırrı niteliğine sahip iken; yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı bilgiler açısından kanunla ya da idarenin düzenleyici işlemleri ile bilgi devlet sırrı vasfını kazanmaktadır. Kaymaz’a göre, “niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgiler” ifadesiyle yetkili makamların yaptığı işlemin kurucu nitelikte değil, tespit niteliğinde olduğu vurgulanmak istemiş olup, bu makamların herhangi bir bilgiye devlet sırrı statüsü veremeyeceği ifade edilmiştir. (Kaymaz, (2014) s.29).
A- SIR KAVRAMI
Sır kelime anlamı olarak, “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey” anlamındadır (Türkçe Sözlük, 2009, s.1756). Sır, genel olarak, herkes tarafından bilinmeyen ve açıklanması sahibinin şeref ve menfaatine zarar verme tehlikesi gösteren hususlar olarak tanımlanabilir. Sırrın sadece sahibi tarafından bilinmesinde, saklı kalmasında onun yönünden yarar vardır. Öğretide çeşitli sır tanımları yapılmıştır. Sır; sahibinin açıklanmamasında yarar gördüğü ve başkaları tarafından daha önce bilinmeyen husustur (Donay, 1978, s.4-5). Sır, başkalarınca bilinmesinde sakınca görüldüğü için bir olayın, bir bilginin, bir durumun vb. dışarıya karşı korunmasıdır. Bu koruma ihtiyacı, sırrın içeriğini oluşturan konunun, başkalarınca bilinmemesinde yarar görüldüğünü açığa vurur. İnsan için bilginin ve bilme durumunun dereceleri varsa; sır, gizlilik açısından en üstte yer alır. Gizlenen bilgi, üçüncü kişilerden özenle sakınılan bilgi, bir mahremiyet içerir. Sır; başkalarına kapalı, alenileşmemiş, gizlenmesinde yarar görülen; bir bilgiye, bir olaya, bir duruma dair kapalı alandır (Akkaya, 2013, s.749). Hukuki anlamda sır, bir şeye veya bir şahsa ait olup kendisine tevdi olunan kimseden başka kimselere karşı gizli kalması lazım gelen bir işe veya şeye vukufiyet derecesine hukuken yetkili bir irade tarafından konulan sınırlamadır (Öğel, 1940, s.1024).
Kamu yönetimindeki açıklık ve şeffaflık kuralına rağmen, belirli olgulara, nesnelere veya tecrübelere ilişkin bilgilerin, devletin güvenliği ve milletlerarası ilişkileri bakımından gizli tutulmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu nedenle, devletin işleyişiyle bağlantılı belirli olgulara, nesnelere veya tecrübelere ilişkin bilgilerin gizliliği, ancak istisnai hallerde kabul edilebilir. Bu çerçevede gizli tutulması gereken bilginin devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önem arz eden bilgi olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, gizli tutulmasının devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemi varsa, bu bilgiye “devlet sırrı” niteliği izafe edilebilir. Bu nedenle, “devlet sırrı” niteliği kazandırılmış olan bir bilginin açıklanması, devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından en azından bir zarar tehlikesinin meydana gelmesine sebebiyet verir. Bu tehlike, soyut bir tehlikedir (Özgenç, 2011, s.191).
Yetkili makam veya merciler tarafından açıklanmak suretiyle aleniyet kazanmış olanlar veya mahiyeti bakımından aleniyet taşıyanlar hariç olmak üzere, askeri bilgiler, askeri faaliyetlere ilişkin bilgiler; devletin güvenliği ve milletlerarası ilişkileri bakımından önem taşımaları dolayısıyla, istihbarat faaliyetine ve bu faaliyet neticesinde elde edilen verilere ilişkin bilgiler; içeriğini başkaları öğrenmediği takdirde devletin güvenliği bakımından kullanılmasında yarar görülen uzay teknolojisi aracılığı ile ulaşılan veya belirli yeraltı zenginliklerine ilişkin bilimsel veriler gibi belirli bilimsel bilgiler, (Özgenç, 2011, s.191-192) açıklanması ya da zamanından önce açıklanması halinde, devletin ulusal ekonomik politikasının yürütülmesine zarar veya haksız rekabet ve kazanca sebep olacak bilgi ve belgeler ile diğer yetkili makamların faaliyetlerine ilişkin olarak özel kanunlarında gizli olduğu belirtilen bilgi ve belgeler de devlet sırrı niteliğinde kabul edilmelidir (Malkoç- Yüksektepe, 2008, s.316). Devletin gizli tuttuğu her bilgi devlet sırrı niteliğinde bir bilgi değildir. Uluslararası standartlara göre, devlet sırrı sadece açıklanması halinde devletin ulusal çıkarlarına zarar verebilecek bilgilere izafe edilmeli ve bu nedenle belli süreyle sınırlı kalmalıdır. Bir ülkenin ekonomik bakımdan güçlü olması, o ülkenin istikrarı ve güvenliği bakımından çok önemlidir. Ekonomik bakımdan zayıf olan bir ülkenin askerî bakımdan güçlü olması ve siyasi istikrarı sağlaması çok zordur. Bu nedenle, bazı devletlerde, devletin ekonomik çıkarlarına zarar verecek bilgiler de devlet sırrı kapsamında kabul edilmiştir. Ancak, ekonomiye ilişkin bilgi ve belgelerin devlet sırrı olarak kabul edilmesi devlet sırrının kapsamını oldukça genişletecektir. Bu nedenle, ulusal güvenlikle doğrudan bağlantılı olmayan bu gibi alanlara ilişkin bilgilerin devlet sırrı kapsamında kabul edilmemesi gerekmektedir (Mendel, 2011, s.11).
Bir bilginin sır olarak tespit edilebilmesi için, açıklanması halinde ulusal güvenlik veya devletin uluslararası ilişkileri bakımından zarar veya tehlikeye neden olabilecek nitelikte bulunması gereklidir. Meydana gelmesi ihtimal dâhilinde bulunan, tanımlanabilir, gerçek bir zarar olmalıdır. Bu zararın ciddi bir zarar olması gerekmektedir, aksi takdirde devlet sırrının kapsamı yönetilemez bir boyuta ulaşacaktır (Kaymaz, 2014, s.74).
Devletin siyasal yapısına yönelik tehdit ve tehlikeler, var olan siyasal rejime, devletin anayasal kurumlarına ve devletin ülkesine yönelik faaliyetlerden oluşmaktadır. Söz konusu tehlike ve tehditlerin gerçekleşmesiyle devletin siyasal sistemi, yasal organları ve ülke bütünlüğü bozulacak, yerine başkaları, tehlike ve tehditleri gerçekleştirenler tarafından konacaktır. Başka bir ifadeyle, devlet siyasal olarak ortadan kaldırılmaya ve coğrafi olarak parçalanmaya zorlanmaktadır. Devletin siyasal yapısına yönelik tehlike ve tehditler, çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Savaş, muharebe, iç savaş, istila, bölünme, isyan bunların başlıcalarıdır. İç savaş, bir devlette vatandaşlar arasında ortaya çıkan ve meşru devletin meşrutiyetini kaybettiği savaş ortamıdır. Bir devletin siyasal yapısına yönelik en tehlikeli tehdit türü olarak kabul edilir. Bu nedenle devlet vatandaşlar arasında ayrılıklara sebep olacak her türlü girişimi denetlemek zorundadır. Devletin siyasal yapısına yönelik başka bir tehlike ve tehdit istiladır. İstila, düşman kuvvetlerinin tamamen diğer ülkenin topraklarında kontrolü ele geçirmeleridir. Bundan sonra ülkenin bölünmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, işgalci devlet farklı etnik, kültürel ve siyasal düşünceye uyan yeni bir devlet ya da devletler oluşturacaktır. Vatandaşların ülke içinde devlete karşı başkaldırısı olarak adlandırılan isyan başka bir silahlı tehlike ve tehdittir. İsyan, savaştan farklıdır. İsyan belli bir alanda, bölgede ya da bütün ülkeyi kapsayacak şekilde de olabilir. İsyancıların eylemlerinde başarılı olmaları sonucunda, devlet ya onlarla pazarlık yapmak zorunda kalır, ya da devlet isyancıların eline geçebilir. İsyanın, tamamen başarılı olamaması durumunda, devlet güçleri veya devlet adına hareket eden silahlı güçler ağır şiddete başvururlar. İsyancıların uzun süre direnebilmesi iç savaşı ortaya çıkarır.
Milli güvenlik kavramı, ülkelerin siyasi yapılanmaları içerisinde öncelikli bir öneme sahiptir. Ülkenin takip ettiği güvenlik politikalarının nihai hedefi de, algıladığı tehdit ve baskılar karşısında bağımsızlığını ve çıkarlarını korumak ve kollamaktır. Milli güvenlik politikasının üç temel unsuru bulunmaktadır: Bunlar; milli güvenliğin sağlanması, milli hedeflere ulaşılması ve bu iki unsur için iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasların (politika esasları) tespit edilmesidir. Ulusal güvenliğin sağlanması anayasal bir görev ve amaç olduğu için (Anayasa m.5) ulusal hedef olarak alınabilir.
Devletimizin iç ve dış olmak üzere genel güvenlik politikaları ve stratejilerini belirlemek üzere en üst yapı olarak Milli Güvenlik Kurulu görev yapmaktadır. 1982 Anayasasının 117 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, Milli güvenliğinin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı, Bakanlar Kurulu sorumludur. Bakanlar Kurulu, bu sorumluluğu yerine getirebilmek için Anayasamızın 118 nci maddesinde belirtilen Milli Güvenlik Kurulunu oluşturma ihtiyacı duymuştur. Anayasamızın 118 inci maddesi ile kuruluşu belirlenen Milli Güvenlik Kurulu’nun, kuruluş, görev, yetki ve çalışma esasları da 1983 tarih ve 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu ile belirlenmiştir.
1982 Anayasasının 3/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 32 nci maddesi ile değişik “Milli Güvenlik Kurulu” kenar başlıklı 118 inci maddesinin üçüncü fıkrasında; “Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Anayasamızda 3/10/ 2001 tarihli yapılan değişikliğe paralel olarak, 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun “Görevler” kenar başlıklı 4 üncü maddesinde 30/7/2003 tarih ve 4963 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile yapılan değişiklikle, Millî Güvenlik Kurulunun görevleri; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit etme; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirerek kanunlarla verilen görevleri yerine getirme olarak sayılmıştır.
Milli güvenliğin en önemli unsurlarından biri devleti bağımsızlığının dış saldırılardan korunmasıdır. Devletin kendisini ve ülkesini dış saldırılardan koruyabilmesi için güçlü bir askerî kuvvete ihtiyaç bulunmaktadır. Olası bir savaş veya çatışma durumunda karşı tarafın askeri gücü, yetenekleri ile planları hakkında bilgi sahibi olmak ciddi avantaj sağladığından askerî bilgilerin korunması önem arz etmektedir. Kullanılacak silah ve mühimmat miktarı, teknik özellikleri, yetenekleri, zayıf yönleri; asker ve bazı ağır silahların konuşlanma durumu, askeri personel sayısı, yetenekleri, zayıf yönleri hakkındaki bilgiler, askeri harita ve paftalar gizli olup, sır kapsamındadır.
Türkçe de “Haber alma” anlamına gelen istihbarat, yapı olarak Arapça kökenli bir kelimedir ve “yeni öğrenilen haber, bilgi” anlamına gelmektedir. Haber ve bilgi alma anlamına gelen “istihbar” kelimesinden türemiştir. Bu kelime içinde yine Arapça kökenli olan haber kelimesi temel oluşturmaktadır. (Özkan, 2003, s. 24). İstihbarat, bir devletin ya da herhangi bir kuruluşun güvenliği ile ilgili alanda devlet ya da özel kişiler tarafından toplanan, başka bir devlete, hükümete, siyasal bir gruba, partiye, askeriyeye ve herhangi bir harekete ait olan bilginin toplanması, analizi, üretimi, yayılması ve bu bilginin kullanımı olarak tanımlanabilir. İnsanlarda ve devletlerde gelecek endişesi ve başkaları hakkında kötü düşünme duygusu olduğu sürece, istihbarata her zaman ihtiyaç vardır. Başkalarının ne yaptıkları ve neleri sana karşı yaptıkları konusunda bilgi sahibi olunca rahat yaşanabilir ve ona göre karşı tedbirler alınabilir. Kısacası güvenlik endişesi devleti başkalarının (diğer devletler ve vatandaş örgütlerinin) ne düşündüklerini, neler planladıklarını bilmeye zorlamaktadır. Bu zorunluluk devlete, kendi güvenliğinden ve vatandaşlarının güvenliğinden sorumlu bir kurum olarak kendi sorumluluğunu yerine getirmesini sağlayacaktır. Devlet güvenliği ve istihbarat denildiğinde; uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde istihbarat üretimi, psikolojik savaş temelinde örtülü operasyonlar ve faaliyetler, propaganda ile koruyucu güvenlik fonksiyonlarının yer aldığı bir yapıyı ve uygulama alanlarını düşünmeliyiz. (Acar-Urhal, 2007, s. 161). Demokrasilerin politik ve ekonomik istikrarlarını koruyabilmek için istihbarata ve bu faaliyeti gerçekleştirecek istihbarat birimlerine ihtiyaçları vardır. Bu açıdan istihbarat birimleri demokrasinin garantörlerinden birisidir.
Devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından icra edilen istihbarat faaliyetine ilişkin bilgilerin gizliliği kuraldır. İstihbarat faaliyetinin, gizliliği ihlal edilmeden yargısal denetiminin mümkün kılınması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu faaliyetin toplumda bir fobi olarak algılanması kaçınılmazdır (Özgenç, 2011, s.191-192).
Devlet Sırrı Kanun Tasarısının Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen ve Genel Kurul’a sevk edilen 1 inci maddenin ikinci fıkrasında; “Birinci fıkra hükmü, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Burada idarenin eylem ve işlemleri bakımından şeffaflığın sağlanması, gereksiz gizlilik kültürüne son verilmesi ve temel hak ve özgürlüklerinin kullanılmasının güvence altına alınması amacıyla uygulamada keyfiliğin önüne geçmek amaçlanmıştır. Devletlerde güvenlik ihtiyacı, sır olgusunu en yüksek değere taşır. Ama hangi bilginin, nasıl ve hangi hukuki dayanaklarla, bir bilginin devlet sırrı olduğuna karar verilecektir? Bir devlet sırrının açığa çıkmasında ya da açıklanmasında, büyük ve telafi edilemez zarar gören devlet olduğunda, o bilginin saklanmasında, “devletin yararı” yani kamu yararı olduğu düşünülür.
Bir bilginin “devlet sırrı” olarak koruma altına alınabilmesi, bunun devletin güvenliği veya milletlerarası ilişkileri bakımından önemli olmasına bağlıdır. Bu kapsama giren bilgilerin gizliliği ve “devlet sırrı” olarak koruma altına alınması hususunda ayrı bir karar alınmasına gerek bulunmamaktadır.
“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı Anayasa’nın 26. maddesi özel bir sınırlama sebebi olarak devlet sırrı kavramına yer vermiş; düzenlenme "Bu hürriyetlerin kullanılması millî güvenlik kamu düzeni kamu güvenliği cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması suçların önlenmesi suçluların cezalandırılması devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması başkalarının şöhret veya haklarının özel ve aile hayatlarının yahut Kanun ’un öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla sınırlandırılabilir." şeklindedir. Burada devlet sırrı olarak “usulünce belirtilmiş bilgiler”e yer verilmekle birlikte devlet sırrı anlamında neyin veya hangi tür bilgilerin kastedildiği açık değildir. Yine Anayasa’nın 28/5. maddesinde "... devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber ve yazıyı yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla basanlar başkasına verenler bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." şeklinde cezaî sorumluluk bakımından devlet sırrı kavramının yer aldığı görülmektedir.
Ülkemizin de kurucu üyeleri arasında bulunduğu Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanıp 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 10/2. maddesinde; “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunyla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." şeklindeki düzenleme ile devlet sırrı ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır.
5271 sayılı CMK'nın 47/1. maddesinde, 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’ndaki tanımlamaya benzer şekilde, devlet sırrı tanımı yapılmıştır. Maddeye göre devlet sırrı; "... Açıklanması devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler devlet sırrı sayılır. ” şeklinde olup aynı maddenin 2. fıkrasında suç vasfına göre devlet sırrı bağlamında hem tanıklık yapma hem de tanıklıktan çekinme mecburiyeti bir arada düzenlenmiştir, düzenleme; "Tanıklık konusu bilgilerin Devlet sırrı niteliğini taşıması halinde; tanık, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından zabıt kâtibi dahi olmaksızın dinlenir. Hâkim veya mahkeme başkanı, daha sonra, bu tanık açıklamalarından, sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgileri tutanağa kaydettirir." şeklindedir ve maddeye göre, belli ağırlığa ulaşmamış suçların muhakemesi söz konusu olduğunda devlet sırrı mahiyetinde bir bilgiye sahip kişiler tanıklıktan çekinme mükellefiyetindedir. Buna karşın, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarda bilgi sahibi olan kişiler artık tanıklıktan çekinemezler. Maddenin 4. fıkrasında Cumhurbaşkanı bakımından istisnai bir duruma yer verilmiştir. Cumhurbaşkanının devlet sırrı vasfındaki bilgiler için tanıklığı söz konusu olduğunda anılan bilginin bir suç olgusuyla ilişkili olup olmadığı veyahut suçla ilişkili bir durum varsa bunu yargılama makamına bildirilip bildirilmemesi hususunu kendisi takdir edecektir.
Suç olgusu, devlet sırrı ilişkisi ile ilgili olarak TCK’nın 327. maddesinin gerekçesinde “Suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.” denilmek suretiyle, suç ile devlet sırrı kavramının bağdaşamayacağı belirtilmiştir. Keza 5271 sayılı CMK’nın 125/1. maddesinde de “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” ifadesiyle suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin, maddi gerçeğe ulaşmak adına, mahkemeye karşı devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Fakat madde metninden suç olgusunun aynı zamanda devlet sırrı olabileceği gibi de bir sonuç çıkmaktadır.
Doktrinde TCK'nın 327. maddesinin gerekçesinde olan fakat madde metninde olmayan durum, gerekçenin bağlayıcı olmadığı da nazara alınarak, tartışılmıştır. Bir görüş, gerekçede ileri sürüldüğü gibi, suç ile devlet sırrının bir arada olamayacağını, suç teşkil eden veya suçlara ilişkin bir hususun devlet sırrı olarak korunamayacağını savunurken diğer bir düşünce ise, bir bilginin hem devlet sırrı hem de bir suç veya suça ilişkin olabileceği yönündedir. Ancak; “Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 125/3. maddesinde, birinci ve ikinci fıkraların, suçun gerektirdiği hapis cezasının alt sınırının 5 yıl veya daha fazla olması halinde uygulanabileceğinin belirtilmiş olması karşısında; bir suç olgusuna ilişkin delilin aynı zamanda sır olabileceğinin, suçla ilgili hususların devlet sırrı kapsamında kalabileceği...” şeklindeki düzenleme de dikkate alındığında bahse konu faaliyetlerin BM Antlaşması ve devletler hukuku kapsamında bir nevi meşru müdafaa hakkı olacağı; ayrıca TCK’nın 327. maddesinin gerekçesinde Kanun koyucu tarafından yapılan vurgu, maddi ceza hukuku bakımından devlet sırrına ilişkin olmayıp muhakeme hukukunu ilgilendirmektedir. Nitekim, suça konu bilgi, belge veya faaliyetlerin devlet sırrı olamayacağı madde metninde değil gerekçede yer almaktadır. Devlet sırrı niteliğindeki bilgi, belge ve olaylar da delil olarak ceza muhakemesinde kullanılabilir. Fakat gerek iç hukukta gerekse de karşılaştırmalı hukukta içeriğini devlet sırrının oluşturduğu delillerin muhakeme hukukunda delil olarak kullanılması bazı kayıtlamalar altnda mümkün olabilmektedir. Gerçekten, CMK’nın 182. maddesinde duruşmaların herkese açık olduğu düzenlenmiş, genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebileceği ifade edilmiştir. Keza CMK’nın 47. maddesi ile, CMK md. 182 ile koşut bir biçimde, aleniyet ilkesine istisna getirilmiş olmaktadır. Böylelikle tanıklık konusu bilgilerin devlet sırrı niteliğini taşıması halinde tanığın, sadece mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından dinlenebileceği ve bu açıklamalardan sadece isnat konusu suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte ve nicelikteki bilgilerin tutanağa kaydedileceği belirtilmiştir.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nun 6. maddesinde demokratik hukuk devletine yönelik ciddi bir tehlikenin varlığı halinde devlet güvenliğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkarılması, devlet sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesi, istihbarî amaçlı iletişime müdahale konusunda ortaya çıkan hukukî boşluğun doldurulması ve bu ihtiyacın karşılanması gibi gerekçelerle 2005 yılında yapılan değişiklikle, Teşkilata, devlet sırrının ifşasının tespiti ile ilgili, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Teşkilat Başkanı veya yardımcısının yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespiti, dinleme, sinyal bilgileri değerlendirilmesi ve kayda alınması hususları düzenlenmiştir. Kanun’un 15.08.2017 tarihli 694 sayılı KHK ile değişik 29. maddesinde ise Teşkilatta görev yapmış olanların ve Teşkilat mensuplarının tanıklığı hususu düzenlenmiştir. Maddeye göre, devletin çıkarlarının veya görevin gizliliğinin zorunlu kıldığı hâllerde M.. M.. mensuplarının ve M.. M..’te görev yapmış olanların tanıklığı M.. M.. Müsteşarının, M.. M.. Müsteşarının tanıklığı ise Cumhurbaşkanının iznine bağlıdır. Bu madde ile Kanun’un 17.04.2014 tarihli ve 6532 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 12’nci maddesi ile eklenen Ek 1. maddede Teşkilatın elindeki istihbarı nitelikteki bilgilerin adli mercilerce talep edilemeyeceği ve Teşkilat Başkanının başkanlığındaki Komisyonun Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin gizlilik derecelerinin ve sürelerinin tespit edilmesine, birim ve kısımlara ayrılmasına, kullanıma veya paylaşıma açılmasına karar vereceği hususları düzenlenmiş; Ek 2. maddede ise Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna yer verilmiştir. Komisyon çalışmalarına ilişkin bilgi ve belgelerin saklanmasında ve korunmasında gizlilik esastır. Maddeye göre, Komisyon görüşmelerine katılanlar ile bu görüşmelere herhangi bir suretle vâkıf olanlar, Komisyon çalışmaları ve görüşülen konular hakkında hiçbir açıklama yapamaz ve bunları sır olarak saklamakla yükümlüdür:
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 16. maddesinde devlet sırrı kavramının TCK ve diğer kanunlardaki tanımına benzer bir tanımın yapıldığı görülmektedir. Bahse konu madde ile bilgi edinme hakkına getirilen istisnalar arasında devlet sırrı da sayılmış olup; "Açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.” şeklinde düzenlenmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 31. Maddesinde; "Devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri görevlerinden ayrılmış bile olsalar, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamaları yasaktır." şeklindeki düzenleme ile devlet memurlarının kamu hizmetleri ile ilgili gizli bilgileri, görevlerinden ayrılmış bile, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamalarının yasak olduğu ifade edilmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tanıklığın izne bağlı olduğu haller” başlıklı 242. maddesinde kamu görevlilerin görevleri gereğince muttali oldukları ve sır vasfında olan hususlarla ilgili tanıklığı düzenlenerek bu kişilerin tanıklıkları resmî makamın yazılı iznine bağlanmıştır. Ayrıca 249. maddede de kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebileceği hükmüne amirdir.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Dosyaların incelenmesi” başlıklı 20/3. maddesinde sarih olarak devlet sırrı kavramından bahsedilmemiş ise de mahkemenin istediği belgelerin devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Cumhurbaşkanı ya da ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın, gerekçesini bildirmek suretiyle, anılan bilgi ve belgeleri vermeyebileceği düzenlenmiştir. 2575 Sayılı Danıştay Kanunu'nda da İYUK’a benzer biçimde “Evrak getirilmesi ve yetkililerin dinlenmesi" kenar başlıklı Danıştay Kanunu’nun 49. maddesinde, istenen bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, ilgili makam, gerekçesini bildirmek suretiyle söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebileceği hükmünü amirdir. İYUK’ta söz konusu belgelerin mahkemeye sunulmaması Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın takdirine bırakılmışken Danıştay Kanunu’nda “ilgili makam” denilerek yoruma açık bir düzenleme ihdas edilmiştir.
Devlet sırrının tanımı 5237 sayılı TCK md. 327’nin gerekçesinde yapılmıştır. Buna göre devlet sırrı; “...yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç ve dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler”olarak tanımlanmıştır. Tanımın özelliği, doğal olarak, kavramın çerçevesinin millî güvenlik, anayasal düzen gibi mefhumların ön plana çıkarılarak çizilmesidir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi devlet sırrı yalnızca TCK’da değil, CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’da tanımı yapılan bir kavramdır. Bu düzenlemelerden TCK ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47/1 maddesinde devlet sırrının konusu TCK’dan farklı olarak “Açıklanması Devletin dış ilişkilerine, mili savunmasına ve mili güvenliğe zarar verebilecek Anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler” belirlenmiştir.
DSKT, CMK, 6216 sayılı Kanun ve BEHK’da, TCK’dan farklı olarak yapılan tanımlarda “dış ilişkiler”, “mili savunma” ve “tehlike yaratabilecek nitelikte bilgiler” ibareleri/kavramları yer almaktadır. TDK sözlüğünde tehlikenin tanımı; büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum; zarar ise, bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat olarak gösterilmiştir. Her ne kadar tehlike henüz vücut bulmamış bir durumu, zarar ise meydana gelmiş olumsuz bir durumu ifade eden kelimeler olsa da maddeden henüz vücut bulmamış husule gelmemiş durumların kastedildiği açıktır. TCK; CMK, BEHK, 6216 sayılı Kanun’dan faklı olarak, devlet sırrının tanımında “açıklanması" yerine “yetkili olmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları” hâlinde ibaresini kullanmıştır. Yine TCK’da “zarar verebilecek- tehlike yaratabilecek” şeklinde iki farklı ayrım yerine “tehlikeye düşme” şeklinde devlet sırrının çerçevesini çizmiştir. Dolayısıyla CMK, BEHK, 6216 sayılı kanunlardaki devlet sırrı tanımı TCK’ya göre daha geniştir.
Devlet sırrı kavramı sadece bilgi ve belge olarak değil devlet sırrının konusu oluşturan bilgi ve belge kavramları dışında “özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyet"ler de devlet sırrı olarak kabul edilmelidir. Nitekim karşılaştırmalı hukukta da eylem, olay ya da faaliyetlerin de devlet sırrı kapsamına değerlendirilmektedir.
Karşılaştırmalı Hukukta Devlet Sırrı
Devletlerin kendine özgü durumları, içinde bulunduğu şartlar ve demokrasi kültürü gibi hususlar devlet sırrına ilişkin yasal düzenlemelerine yansımıştır. Nitekim Fransa, Birleşik Krallık ve İspanya gibi ülkelerde devlet sırlarına ilişkin düzenlemeler sade bir yapı arz ederken; ABD, İtalya, Rusya Federasyonu, Estonya, Çin Halk Cumhuriyeti gibi devletlerde ise bunun oldukça ayrıntılı olarak düzenlenmiş, bazı ülkelerde devlet sırlarını belirleme yetkisi çoğunlukla yürütme organına verilmiş; bazı ülkelerde ise bu konuyla ilgili ihtisas kurulları oluşturulmuştur. Türk hukukunda gizli bilgilerinin derecelendirilmesi konusunda genele şamil olan bir kanunî düzenlemeden bahsetmek mümkün olmasa da Savunma Sanayi Güvenliği Yönetmeliği ve Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği"nde “çok gizli, gizli, özel” ve “hizmete özel ” şeklinde sınıflandırma derecelendirmeleri yapılmıştır. Mukayeseli hukukta ise devlet sırları ile ilgili olarak 3’lü veya 4’lü olarak sınıflandırmaya başvurulmaktadır. Mukayeseli hukukta içeriğinin önemine ve ifşa edilmesi halinde meydana gelebilecek zararın veya tehlikenin ağırlığına göre devlet sırları konusunda çok gizli, gizli ve özel gibi kategorilendirmeye gidildiği görülmektedir.
Alman Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch), Federal Bilgilere Erişimi Düzenleyen Kanun (Gesetz zur Regelung des Zugangs zu Informationen des Bundes), Almanya İdare Muhakeme Usul Kanunu ve Federal Almanya Ceza Muhakemesi Kanunu (StrafprozeBordnung - StPO) gibi müktesebatta devlet sırları, bunların ceza muhakemesi işlemlerinde kullanılması/kullanılamaması, devlet sırrı gerekçesiyle adli mercilere ilgili belgeleri vermekten resmi mercilerin imtina etmeleri ve devlet sırrı gerekçesiyle bilgi edinme hakkının sınırlandırılması ile ilgili birçok hüküm mevcuttur. Ayrıca mülga 95/46/EC sayılı Direktif in, Federal Almanya Cumhuriyeti iç hukukuna aktarılması amacıyla çıkarılan Federal Veri Koruma Kanunu (Bundesdatenschutzgesetz)’nda milli savunma, milli güvenlik gibi gerekçelerle kişisel verilerin rıza dahilinde işlenmesine istisna getirilmiştir.
İtalya'da 13 Ağustos 2007 tarihli ve 25 Ağustos 2012'den beri yürürlükte olan Cumhuriyetin Güvenliği İçin Bilgi Sistemi ve Yeni Bir Gizlilik Disiplini (Legge 124/2007, Sistema di Informazione Per la Sicurezza Della Repubblica e Nuova Disciplina del Segreto) başlıklı Kanun oldukça detaylı olarak devlet sırları, Cumhuriyet Güvenliği Bakanlık KoM.. M..esi ve Güvenlik Bilgi Bölümü gibi organları, sırrın ne müddet gizli yada çok gizli olarak muhafaza edileceği, gizlilik kategorileri, ceza yargılamasında gizli belgelere erişim prosedürleri gibi konuları ele almıştır. 124/2007 sayılı Kanun kapsamında, açıklanması Cumhuriyet’in güvenliğini tehlikeye düşürebilecek tüm belgeler, bilgiler, faaliyetler ve diğer hususlar devlet sırrı kapsamındadır. “Cumhuriyet’in güvenliği” kavramı İtalyan Devletinin bütünlüğü ve bağımsızlığı ve Anayasada belirlenen kuramların savunması anlamına gelmektedir. Nitekim İtalyan Anayasa Mahkemesi de 1977 yılında vermiş olduğu bir kararında gizliliğin ancak askerî savunma ve ulusal güvenlik gibi en yüksek Anayasal çıkarların korunması bağlamında meşru olduğunu onaylamıştır. 124/2007 sayılı Kanun’dan başka İtalya Ceza Kanunu’nda devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ile ilgili cezaî hükümler bulunmaktadır. Yine İtalya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ise yargılama işlemlerinde devlet sırlarına erişim ya da istihbarat personelinin tanık olarak dinlemesi vs. gibi hükümlere yer verilmiştir. İtalyan Ceza Kanunu'nda “Devlet Kişiliğine Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kitap Birinci Başlık’ta md. 241 ila 313 arasında “Devletin Uluslararası Kişiliğine Karşı Suçlar ” düzenlenmiştir. Kanun’un 245. maddesinde İtalya ile savaşta tarafsızlık antlaşması bulunan devletlerle bu antlaşmaları bozmak ve İtalyan devletini savaşa sokmaya neden olabilecek şekilde veya savaş ilanına neden olabilecek istihbarat bilgilerini elinde tutanlar 5 ila 15 yıl arasında hapis cezasına mahkûm edilecekleri düzenlenmiştir. İCK md. 255, TCK md. 326’nın muadili olarak, devletin uluslararası kişiliğine karşı işlenen suçlar bağlamında devletin güvenliğine ilişkin ve gizli kalması gereken belgelerin çalınması, tahribi, tahrifi suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde devletin gizliliği, iç ve dış siyasal yararları devletin güvenliği ile ilgili eylemler ve belgelerin ne olduğu açıkça tanımlanamamış bu husus özel kanunlara bırakılmıştır. Ayrıca maddede nitelikli hâl olarak failin eyleminin askerî operasyonları tehlikeye atması dorumunda müebbet hapis cezası ile cezalandırması öngörülmüştür. İtalyan Ceza Kanunu'nun 256. maddesinde yine TCK'nın 327 ve 334. maddelerine benzer şekilde, Devlet güvenliğine ilişkin bilgilerin ve yetkili makamların açıklanmasının yasakladığı bilgilerin temini cezalandırılmıştır. Maddeye göre, devletin siyasî, iç veya uluslararası çıkarlarında gizli kalması gereken bilgileri edinen herkes, üç ila on yıl hapis cezasıyla cezalandırılır. Suç konusu, yetkili otoritenin ifşa etmeyi yasakladığı bilgi olduğu takdirde iki ila sekiz yıl hapis cezası söz konusudur. Kanun'un 261. maddesi ve 256. maddesinde belirtilen sır niteliğindeki bilgileri açıklayanları cezalandırmaktadır. Suçun nitelikli hali olarak ise suçun savaş zamanında işlenmesini devletin savaş hazırlığını veya savaş etkinliğini veya askerî operasyonlarını tehlikeye sokması durumları gösterilmiştir. Öte yandan filin bu suçu casusluk amacıyla işlemesi durumunda faile müebbet hapis cezası verilecektir.
Devlet sırrı kavramı genel olarak; Fransa'da; "Açıklanması ulusal savunma üzerinde çok ciddi bir etkiye, ciddi bir zarara neden olması muhtemel veya ulusal savunma sırrının ortaya çıkmasına yol açabilecek bilgi.", Rusya'da; "Devletin askerî dış politikası alanındaki korunan bilgisi.", İspanya'da; "Yetkisiz kişilere ifşa olduğu takdirde devletin güvenliğini ve savunmasını tehlikeye atabilecek konular, eylemler, belgeler, bilgiler, veriler ve nesneler.", Birleşik Krallık'ta; "Açıklanması Kraliyet’in silahlı kuvvetlerinin görevlerinin icra etme kabiliyetinin tamamına veya bir kısmına, üyelerine, bu güçlerin teçhizatına ya da kurulumlarına zarar veren veya ciddi hasar verebilir mahiyette olan, İngiltere'nin yurtdışındaki çıkarlarını tehlikeye atan, İngiltere'nin bu çıkarlarının tanıtımını veya korunmasını ciddi şekilde engelleyen veya yurtdışındaki İngiliz vatandaşlarının güvenliğini tehlikeye atan bilgiler belgeler devlet sırrı sayılır.", Amerika Birleşik Devletleri'nde; "Yetkisiz olarak ifşa edilmesi halinde ulusal güvenliğin zarar görmesine neden olabilecek mahiyetteki bilgi." ve son olarak İsveç'te ise; "Ulusal güvenliğe zarar verebilecek her türlü bilgi." şeklinde düzenlenmiştir.
B- CASUSLUK KAVRAMI
İngilizce “espionage” kelimesi ile ifade edilen casusluk kavramı casus anlamına gelen “spy” kelimesinden, bu kelime de bakmak anlamına gelen eski Germanik kökenli ve eski Fransızca “espier” kelimesinden türemiş bir kavramdır. Türkçe'ye ise benzer şekilde gözetleyen, araştıran manasında Arapça tecessüs kökünden türeyerek girmiştir. Tecessüs kelimesi belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma; merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı anlamındadır. “Kamûs-ı Türk-i'de casusluk; "Şerre dair ahbâr ve ahvalin gizlice öğrenilip haber verilmesi, düşman tarafından bir devletin ahval-i askerîyesini ve kuvvetini öğrenmek üzere, tebdil-i kıyafetle onun ülkesine veya ordusuna sokulma yahut kendi vatanı aleyhine böyle bir hizmet verme" olarak tanımlanmıştır. Tanım olarak casusluk sahibinin izni olmadan gizlice, gizli nitelikteki bilgi/bilgileri elde etme veya bunları ifşa etme eylemidir. Casusluk, bir kişi, kurum, devlet veya örgüt gibi yabancı bir güç lehine gizli nitelikteki siyasî, askerî ve iktisadî bilgilerin, özel birtakım yöntemlerle ve hukuka aykırı olarak temin edilmesidir. Başka bir deyişle casusluk, bir devlet menfaatine bir başka devletin askerî, siyasî ve iktisadî durumuna ilişkin gizli bilgilerin veya belgelerin araştırılması, temin edilmesi ve yabancı devlete/yabancı örgüte ulaştırılmasıdır, ayrıca casusluğu, bir grubun veya kişinin lehine diğer bir grup veya kişinin aleyhine olarak, bir şeyin iç yüzünü öğrenmek için gözetlemek, araştırmak, tahkik etmek, gizlice öğrenmek gibi yöntemlerle icra edilen faaliyetler olarak tarif edebiliriz. Bu faaliyetlerin konusu ticarî, demografik, siyasî, teknolojik, coğrafî ve askerî olabilir. Casusların kullandıkları yöntemler çok farklı olabilir. Çeşitli entrikalar, çok gizli planların temini, suikastlar, ajan provokatörlük yaparak kitleleri harekete geçirme, sabotajlar bu kabilden eylemlerdir. Casusluk suçu askerî casusluk, siyasî casusluk, sanayi casusluğu, teknoloji casusluğu ve uluslararası casusluk gibi çeşitli alt başlıklar altında incelenmektedir. askerî bilgilerin asker kişi yani personel veçhesine matuf tanımlardır. Bu tanımlardan hareketle askerî şahısları; subay, askerî memur, astsubay, çalışan sivil personel, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askerî öğrenciler veya resmî kıyafet taşıyan veya özel kanunlarla TSK’da görev yapan personel olarak tarif edebiliriz. Fakat bu şahısların hepsi harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetinde olan asker kişiler değildir. TCK'nın 328. maddesinin gerekçesinde bahsedilen askerî bilgiyi, harp sanatına matuf (savunma sanayi, harekât, sabotaja karşı koyma, askerî istihbarat, lojistik vb. gibi) ve bu bilgiyi öğrenip icra etmekle mükellef olan askerî personele dair bilgi biçiminde dar olarak tanımlamak icap eder. Sonuç olarak askerî casusluk suçunu; harp sanatı veyahut belirli sınıflardaki muvazzaf askerî personelle ilgili olan bilgileri gizlice elde etmeye yönelik faaaliyetler şeklinde tanımlayabiliriz. Silah teknolojisi, silah sistemleri, harekât planları, envanter dökümleri, personel bilgileri, konuş- kuruluş bilgileri, bu saydıklarımızı içeren haritalar, fotoğraflar, planlar vs. bilgiler bu kabilden sayılabilecektir. Siyasal casusluk kavramı ise; ticarî, askerî ve ekonomik sırların dışında kalan temin edilmesi durumunda yabancı devletlere avantaj sağlayacak, devleti diğer devletler karşısında zor duruma düşürebilecek siyasi bilgilerin temini veya açıklanmasıdır. Siyasal hareketliliği tetikleyebilecek ekonomik, sosyal ya da buna benzer gelişmeler, ülkenin tarihi, anayasal yapısı, hükümetin etkinliği, diplomatik faaliyetleri, siyasal partilerin durumu, ülkenin siyasal kültürü, baskı grupları, seçim süreci gibi konular, siyasal casusluk faaliyetlerinin ilgi alanları arasındadır. TCK'nın 328. maddeinin gerekçesinde ekonomik yani iktisadî casusluğun da siyasî casusluk içinde ele alındığı anlaşılmaktadır. Benzer biçimde, mülga 765 sayılı Kanun’un 133. maddesinde değişiklik yapan 3038 sayılı Kanun’un gerekçesinde de devletin siyasi sırları arasında mali ve iktisadi bilgiler sayılmıştır.
4- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BELGELER
Devletin güvenliği ve bekası, bunlara ilişkin varlıkların korunması ile mümkün olur. Bu varlıklar, bütün olarak nazara alınan devlete ait varlıklardır ve devletin iç veya dış ilişkileri yönünden nazara alınmasına göre, iç veya anayasal siyasal varlıklar ve dış veya milletlerarası siyasal varlıklar diye ikiye ayrılırlar. Birinciler, devletin mevcudiyetine, anayasal teşkilâtına ve yine devletin anayasal organlarının faaliyetine ilişkin varlıklardır. İkinciler ise, devletin milletlerarası mevcudiyetine, teşkilâtına ve yine devletin milletlerarası organlarının faaliyetlerine ilişkin varlıklardır (Toroslu, 1970, s.362). Devlet sırları ve devlet sırlarını içinde barındıran belge ve vesika gibi eşyalar ceza hukuku tarafından himaye edilen siyasal, anayasal ve milletlerarası varlıklardır.
Devletin güvenliğine ilişkin belgeler suçu 5237 sayılı TCK'nın 326. maddesinde;
“(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
"Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerini cezalandırmaktadır. Böylece maddenin koruduğu hukukî yarar Ülkenin savunmasıdır.
'Devletin güvenliği' kavramı, Devletin varlığının korunması, tehlikeyle karşı karşıya bırakılmaması demektir. Devletin varlığını tehlikeye düşürebilecek nitelikteki eylemler Devletin güvenliğini ihlâl eder. 'Devletin iç ve dış yararları' ibaresine gelince; bir büyük örgütlenme olarak Devletin elbette ki, yararları ile güvenliği arasında da sıkı bir ilişki vardır. Yararlarını koruyamayan Devletin güvenliği de tehlikeye düşebilir. Madde, Devlet yararları arasında 'siyasal' olanları göz önüne almış bulunmakta, böylece ekonomik, kültürel ve benzerî nitelikteki yararlara ilişkin belge veya vesikalar dışarıda kalmaktadır. Söz gelimi Devletin dış ilişkilerinin iyi tarzda sürdürülmesi hususundaki yarar gibi.
Suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Zira madde belgenin içerdiği sırrı değil bizatihi Devletin güvenliği veya siyasal yararları ile ilgili olan belge veya vesikaları korumaktadır. Ancak fiillerin işlendiği sırada Devletin güvenliği veya siyasal yararlarıyla olan ilgisinin devam etmiş bulunması gerekir. Söz gelimi tarihi belge veya vesikalar hâlen bu niteliği korumuyorlarsa, onlar hakkında bu maddenin uygulanması söz konusu olmaz.
Maddede yazılı olan 'belge' sözcüğü her türlü evrak ve vesikaları kapsamaktadır. Resmî belge, genellikle hukukî işlemlerin doğruluğunu belirtme yetkisine sahip makam tarafından usulüne göre düzenlenmiş veya onaylanmış yazılar, Devlet memurlarınca görev gereği gerçekleştirilen işlemleri taşıyan resmî defter ve dosyalar, askerî plân ve haritalar ve bir olayın gerçeğe uygunluğunu gösteren her türlü yazılardır. Güvenilen, doğrulanan her türlü belge anlamındadır.
Maddenin ikinci fıkrası, cezayı ağırlaştırıcı nedenleri göstermektedir. Buna göre, birinci fıkrada yazılı fiiller, savaş etkinliğini veya askerî hareketleri tehlikeye koymuş ise ceza artırılacaktır. Dikkat edilmelidir ki, bu ağırlaştırıcı nedenin gerçekleşmiş sayılması için faildeki kastın ağırlaştırıcı nedeni de kapsamış bulunması bir koşul sayılmamıştır. Tehlikenin meydana gelmesi cezanın artırılması için yeterlidir." şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin gerekçesinde; madde ile Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların yok edilmesi, tahribi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya bunların tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanılmaları, hileyle alınmaları veya çalınmaları fiillerinin cezalandırıldığı, maddenin koruduğu hukukî değerin ülkenin savunması olduğu belirtilmiştir (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.572). Bu bakımdan, suçla korunan hukuki yarar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliği ve milli savunmasına ilişkin yararlardır.
Bu suçta casusluk maksadı bulunmamaktadır. Kanun devletin emniyet ve siyasi yararlarını korumak amacıyla bu hususlara müteallik belge ve vesikaları korumaktadır (Öğel, 1940, s.1031).
Birinci fıkrada tanımlanan suçun maddi unsuru, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaların kısmen veya tamamen "yok edilmesi, tahrip edilmesi” veya bunlar üzerinde "sahtecilik yapılması” veya “geçici de olsa, bunların tahsis olundukları yerden başka yerde kullanılması” "hileyle alınması” veya "çalınması” dır. Bu seçimlik hareketlerden birinin işlenmesi yeterlidir. Maddede sayılan fiiller casusluk maksadıyla yapılmışsa TCK'nın 328. maddesindeki suç oluşacaktır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.6.2007 tarihli ve 83-81 sayılı kararında suç vasıfları; gizli kalması gereken bilgilerin Devletin güvenliği ve siyasal yararları ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu, belgenin yetkili makamlar tarafından kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasının yasak olduğu belge niteliğinde mi olduğu, gizli olduğu değerlendirilen bilgilerin Devlet güvenliğini mi, siyasal yararlarını mı, yoksa her ikisini mi ilgilendirdiğinin net bir şekilde ortaya konması gerektiği ve bu konularda uzman bilirkişi yardımından faydalanmanın önemi belirtilmiştir. Türk Ceza Kanununun 326 ncı maddesinde düzenlenen suçun oluşması için belge veya vesikaların bir sırrı içermesi hususunda zorunluluk yoktur. Ancak, bu belge veya vesika genellikle mahiyetleri herkes tarafından bilinmeyen olaylara ilişkin olabilir. Bu itibarla bu belge veya vesikaların devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin olup olmadığını çoğu durumda kestirmek ve kesin teşhis koymak güçtür. Bu husus mahkemenin takdiri dışında olup, belge veya evrakın bu niteliği hakkında söz sahibi olan Hükümettir (Özütürk, 1970, s.380-381).
Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden “tamamen yok etmek” ten söz edilebilmesi için belge veya vesikanın her şeyden önce varlığı ve fail tarafından yok edilmiş olmasının sübutu şarttır. Belgenin maddi varlığına son vermekle suç oluşur. Eylem belgenin tamamına karşı olabileceği gibi hukuki hüküm ifade eden herhangi bir kısmına karşı da olabilir (Taşdemir- Özkepir, 2009, s. 521). “Kısmen yok etmek” şeklindeki seçimlik hareket bakımından yok edilen kısmın madde ile korunan hukuksal değerler açısından bir sonuç doğuracak nitelikte olup olmadığının gözetilmesi ve araştırılması gerekir. Diğer bir anlatımla yok edilen kısmın Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin sonuç doğuracağının sübut bulduğu durumlarda suçun oluştuğunun kabulü gerekir (Özütürk, 1970, s. 381).
Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden veya tahrip eden kimseler için “kanun emrini yerine getirme” bir hukuka uygunluk halidir. Kanun hükmü kişiye herhangi bir konuda bir hak veya yetki vermişse, bunun öngörüldüğü şekilde uygulanması durumunda hukuka aykırılık söz konusu olamaz. Amirin emrinin hukuka aykırı olmasına rağmen, bu emir emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Hukuka aykırı fakat bağlayıcı olan emir ifa zorunluluğu getiren hükümle emredilen açısından hukuka uygun hale getirilmemektedir. Bu durumda emrin ifası da hukuka aykırılık vasfını muhafaza etmektedir (Özgenç, 2005, s.362). Bu durum kusurluluğu ortadan bir hal olup, bu halde CMK’nın 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca kusurun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı vermek gerekecektir. Amirin emrinin hukuka aykırı olmasının yanında ayrıca suç da teşkil etmesi durumunda Anayasa’nın 137 nci maddesinin ikinci fıkrası ve TCK’nın 24 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilmeyecek, yerine getirilmesi hâlinde emredilen sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı şekilde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden veya tahrip eden kimseler için “zorunluluk hali” söz konusu olduğunda bu durum TCK’nın 25 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mazeret sebebi kabul edilecek, fiil, haksızlık teşkil etme niteliğini koruyacak ancak, söz konusu haksızlığı gerçekleştiren şahıs, zaruret halinin varlığı dolayısıyla, kusurlu addedilmeyecektir.
Suçun faili, maddede sayılan fiilleri işleyen herkes olabilir. Failin vatandaş veya yabancı olmasının bir önemi yoktur. Düzenlemede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, hangi sıfatla olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Fail, Türk ise devlet memuru veya memur sıfatı bulunmayan bir kimse olabileceği gibi asker kişi de olabilir.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir.
Suçun konusu, devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikalardır. Suçun konusunu oluşturan belge veya vesikaların, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin olması gerekmektedir.
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde genel suç kastı bulunması gerekli ve yeterlidir. Manevi unsur bakımından saik veya maksat aranmamıştır. Maddede sayılan seçimlik hareketlerin bilerek ve isteyerek yapılması yeterlidir. Suçun konusuna ilişkin hata kastı ortadan kaldırır. Kastın casusluk özel kastıyla birlikte bulunmaması gereklidir. Aksi takdirde şartları bulunuyorsa casusluk suçlarına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu bu suçun işlenmesi mümkün olmuş ya da kolaylaşmış ise, taksirli davranan kişi TCK'nın 338. maddesi gereğince cezalandırılacaktır.
Suçun maddi unsurunu oluşturan altı seçimlik hareketten (kısmen veya tamamen yok etme, tahrip etme, bunlar üzerinde sahtecilik yapma, geçici de olsa bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanma, hileyle alma veya çalma) herhangi birisinin gerçekleştirilmesiyle birlikte tamamlanır. Bu suçta netice kanuni tarifte yer almamıştır. Failin belgeyi kısmen veya tamamen yok ettiğinde, tahrip ettiğinde, sahtecilik yaptığında, hileyle aldığında ya da çaldığında, belgenin tamamından veya bir kısmından sürekli veya geçici olarak yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden herhangi birisini doğrudan icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler yüzünden suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. Örneğin, belgenin yakılmaya veya çalınmaya yönelik icra hareketleri tamamlanmadan failin yakalanması durumunda teşebbüs hükümleri uygulanacaktır.
Bu suça iştirakin her hâli mümkündür. Fiili birlikte gerçekleştirenler ile suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullananlar, başkasını suç işlemeye azmettirenler ile suçun işlenmesine yardım eden kişiler iştirakin türüne göre cezalandırılacaktır. Özel bir içtima kuralı öngörülmediğinden, suçların içtimaına ilişkin hususların genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Seçimlik hareketlerden birden fazlasının aynı eylemde birleşmesi, suçun tekliğine zarar vermez. Yine, aynı fiil sırasında yok edilen veya çalınan belge sayısının birden fazla olması da suçun tekliğini etkilemez, tek fiil işlenmiş sayılır.
5- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BİLGİLERİ TEMİN ETME
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu; 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile 1990 tarihli ve 3679 sayılı Kanun'la değişik 765 Sayılı TCK’nın 132. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrasının karşılığı olup, yeni hükümde suçun unsurları aynen muhafaza edilmek suretiyle yeniden düzenlenmiş, suçun cezasının üst sınırı azaltılmıştır. 1990 tarih ve 3679 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle suçun nitelikli hâlinin yaptırımı ölüm cezası iken ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak değiştirilmiştir. 765 sayılı TCK’da yer alan ağırlatıcı nedenlere 5237 sayılı TCK’da da yer verilmiştir. Suçun meydana gelmesi için, kesin ve belirli bir zarar aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden tehlike suçu niteliğinde düzenlenmiştir.
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu 5237 sayılı TCK'nın 327. maddesinde;
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
"Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırılmaktadır. Maddenin koruduğu yarar millî savunmadır.
Maddenin uygulanmasında dikkat edilmesi gerekli husus temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Demek oluyor ki, bilgi sır niteliğinde olacaktır. Eğer bilgi, temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş ise, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise, artık sır olmaktan çıkacağından, bunun temininden dolayı faile ceza verilemeyecektir.
Sırdan maksat yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde 'Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler'dir.
Maddede geçen 'temin' kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin öğrenilmesi için çaba göstermek, bu hususta vasıtalara başvurma gereğini ifade etmektedir. Bilgilerin böylece temini yani öğrenilmesiyle suç oluşur; bunların açıklanmasına gerek yoktur. Bilgilerin açıklanması 390 ıncı maddedeki suçu oluşturmaktadır.
Elde edilen bilgilerin, Devletin güvenliği yahut iç ve dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının belirlenmesi için hâkim, bu hususta gerekli bütün incelemeleri yaparak 'sır' vasfında bir bilginin var olup olmadığına karar verecektir. Bu hususta Bakanlar Kurulunca gösterilecek gerekçeyi de inceleyebilecektir; ancak bununla bağlı değildir." şeklinde ifade edilmiştir.
Madde ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırıldığı, korunan hukuki yararın, millî savunma olduğu belirtilmiş. devletin birinci derece önemli menfaatleri yani özünde devlet sırrı olan bilgilerinin korunması amaçlanmıştır. Bu suçun koruduğu hukuksal menfaatler, “devlet güvenliği”, “devletin iç veya dış siyasal yararları” ve “milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir (Yayla, 2012, 122).
Bu suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin etmektir. Bu maddeye göre gizli kalması gereken bilgi, gizli tutulması zorunlu olan, sır mahiyetindeki bilgidir. “Devletin güvenliği” kavramı Devletin varlığı, bekası fikri ile izah edilebilir. Devletin iç veya dış (uluslararası) yararları, milli savunma bakımından birinci derecede önemli yararlarını ifade etmektedir. Maddede tanımlanan suçun oluşması bakımından önemli olan husus, temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Yargıtay 09.01.1973 tarihli ve 4640-19 sayılı ilâmında; "Devletin uluslararası şahsiyetine karşı işlenen cürümlerden (Devletin güvenliğine ve siyasi menfaatlerine karşı) olan suçu maddesinin 2. fıkrasında Devletin güvenliğine ve siyasi menfaatine ilişkin bilgileri elde etmek fiilleri yer almıştır. Bu maddenin uygulanması için belgelerin bir sırrı ihtiva etmesi zaruri değildir. Burada Kanunun koruduğu şey, belgenin ihtiva ettiği sır değil, Devletin güvenliği ve siyasi menfaatleri ile ilgili belge ve kağıtlardır. Gizli bilgiler kavramının bu maddenin 2 nci fıkrasındaki manası hükümet işlemlerinde yer alan ve fakat Milli veya Milletlerarası Devletlerde yayınlanmayan bilgileri kapsar. Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgiler, Askerî, İktisadî, Sınaî veya diplomatik nitelikte olabilir ve ancak yetkililerce bilinip diğer kimselere gizli tutulan bilgiler, yazılar, resimler, planlar, fotoğraflar veya benzeri şeylerdir." şeklinde tanım yapmış; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.6.2007 tarihli ve 83-81 sayılı kararında da; "TCK'nın 4. kısım 7. bölümü içinde yer alan maddelerin, ardışık bir sistem içinde suçun önem, tehlike ve ağırlığı itibarıyla ağırdan hafif dereceye doğru sıralandığı görülmektedir. Bu itibarla, suçun ana maddi unsurları arasında yer alan suç konusunun, maddi olay içerisinde çok titiz ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması, diğer unsurların da varlığının belirlenmesi suretiyle, suçun temas ettiği maddenin isabetli bir şekilde saptanması gerekmektedir. Suç konusu belge veya bilginin niteliğinin 'gizli' olarak kabulü için bu belgenin sadece gizlilik derecesinin 'GİZLİ' olarak tayin edilmesinin yeterli olamayacağı, maddede öngörülen 'gizli' niteliğinin, madde gerekçelerinde de ayrıntılı olarak tanımlandığı üzere; 'Devletin güvenliğini, milli varlığını, bütünlüğünü, anayasal düzenini veya iç veya dış siyasal yararlarını tehlikeye düşürebilecek' nitelikte olması gerekmektedir. Bu nitelikte görülmeyen, ancak, yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgilere yönelik işlenen suçlar da farklı maddelerde düzenlenmiştir. Gizli olduğu değerlendirilen bu bilgilerin Devletin güvenliğini mi, siyasal yararlarını mı, yoksa her ikisini mi ilgilendirdiğinin belirtilmediği, kursiyer subayların dahi kaynakça olarak kullanabildikleri anlaşılan bu doküman ve bilgilerin; 'Devletin güvenliği' veya 'siyasal yararları' ile ne şekilde ilgisinin bulunduğu, nitelikleri Anayasada yazılı Devletin varlığının korunmasına, tehlikeye maruz bırakılmamasına yönelik olarak Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları ile ilgisinin somut şekilde irdelenip değerlendirilmeden ve ortaya konmadan özde sadece 'GİZLİ' gizlilik derecesi esas alınarak ve keza CD'lerde yer alan ve suça konu olan bilgilere ulaşabilme imkânının, söz konusu bilgilerin elde ediliş şeklinin, aynısı olmasa dahi benzeri bir takım bilgilerin açık kaynaklarda ve İnternet sitelerinde yer alması olguları dikkate alınmadan ve değerlendirilmeden...” şeklinde tanım yapılmıştır.
Bir hususun sır olması için böyle olduğunun önceden resmi makamlarca ifade edilmiş olması şart değildir, konunun mahiyeti onun sır olup olmadığını belirleyecektir. Bu bakımdan, elde edilen bilgilerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre Devletin güvenliği yahut iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının her somut olayda mahkemece belirlenmesi gerekir (Parlar-Hatipoğlu, 2008, s.4286). Suç, bilgilerin temin edilmesiyle (öğrenilmesiyle) tamamlanır. Bilgiyi içeren vesikanın da elde edilmiş olması şart değildir (Erem, 1985, s.61). Vesikanın okunarak bilgiye vakıf olması yeterlidir. Keza, suçun tamamlanması için temin edilen bilginin başkasına verilmesi veya açıklanması da şart değildir, soyut alma veya temin etme suçun oluşumu için yeterlidir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.4.1967 tarihli kararında; "Gizli kalması Devletin millî ve milletlerarası menfaatleri icabından olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanının Kıbrıs meselesi dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yazmış olduğu mektup 13.1.1966 tarihinde Hürriyet Gazetesinde yayınlanmak suretiyle bir yandan devlet sırrını sağlama (madde 132) ve öte yandan sağlanan devlet sırrını ifşa (madde 136) fiilleri işlenmiştir." şeklinde karar vermiştir.
Suçun faili, maddede sayılan fiilleri işleyen herkes olabilir. Failin vatandaş veya yabancı olmasının bir önemi yoktur. Düzenlemede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, hangi sıfatla olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Fail, Türk ise devlet memuru veya memur sıfatı bulunmayan bir kimse olabileceği gibi asker kişi de olabilir.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir.
Suçun konusu ise Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgilerdir.
Maddenin ikinci fıkrasında bu suç için özel ağırlatıcı nedenler kabul edilmiştir. Buna göre fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa faile müebbet hapis cezası verilecektir. 327 nci madde ile 326 ncı maddede yer alan ağırlaştırıcı nedenler birebir aynı olduğundan 326 ncı madde de yapılan açıklamalar bu maddenin nitelikli halleri için de geçerli olduğu madde gerekçesinde; "Maddenin ikinci fıkrasında yer alan ağırlaştırıcı nedenler için 386 ncı maddenin gerekçesine bakılmalıdır." şeklinde ifade edilmiştir.
Suçun manevi unsuru bakımından genel kast gerekmektedir. Eğer fiil siyasal veya askeri casusluk maksadıyla işlenmişse bu durumda TCK'nın 328. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç oluşur. Failin, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri bilerek ve isteyerek temin etmiş olması sonucunda manevi unsur gerçekleşmiş olur. İşlenen suç neticesinde zarar meydana gelmesi şart değildir. Bu suçlarda kanun tehlikeyi mevcut farzetmektedir. Çünkü devletin siyasi menfaatleri gereği gizli kalması gereken bilginin öğrenilmesinin devlete bir zarar doğurması daima ihtimal dâhilindedir (Akgüç, 1941, s.481). Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu bu suçun işlenmesi mümkün olmuş ya da kolaylaşmış ise, taksirli davranan kişi TCK'nın 338. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır.
Suç, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgilerin temin edildiği anda oluşacaktır. Elde etme şeklinde icra edilen hareketin bitirilmesi yeterlidir. Gizli bilginin öğrenilmiş olması suçun tamamlanması için yeterlidir. İşlenen suç neticesinde zarar oluşmasına gerek yoktur. TCK’nın 327. maddesinde düzenlenen suç, neticesi harekete bitişik bir suçtur. Fail, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketi doğrudan icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler yüzünden suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulur. İcra hareketlerinin kısımlara bölünebildiği durumlarda suça teşebbüs mümkündür. Gizli bir belgenin fotoğrafını veya fotokopisini çekerken yakalanan failin eylemi teşebbüs aşamasında kalacaktır.
Bu suça iştirakin her hâli mümkündür.
Suçların içtimai bakımından özel bir hüküm bulunmadığından bu hususta TCK'nın 42 ve 44. maddeleri uyarınca genel hükümler uygulanacaktır. 5237 sayılı TCK’nın, genel prensibinin gerçek içtima olduğunda tereddüt yoktur. Kanunun fikrî içtimaı düzenleyen 44. maddesine göre, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Anılan maddenin uygulanması için ön şart, olayda görünüşte içtima kurallarının tatbik imkanının bulunmaması ve fikri içtima yasağını öngören özel bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasıdır. Fiilin, hukuki anlamda tek bir fiil olması icap eder. Anılan suçlar bakımından, “temin etmek” ve “açıklamak” fiillerinin, suçların tehlike suçu olmaları nedeniyle ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi de aranmayacağından ayrı ayrı iki fiil olduğunda kuşku yoktur. Açıklamak eylemi için, kanunun 327. ve 328. maddesinin maddi unsurunu oluşturan “temin etmek” dışında herhangi bir biçimde (tesadüfen elde etmek gibi) de suç konusu bilgilerin ele geçmesi mümkün bulunduğundan görünüşte içtima kurullarının tatbiki de mümkün değildir. Değerlendirme konusu suçlar yönünden gerek mülga 765 sayılı gerekse mer’i 5237 sayılı TCK uygulamasında gerçek içtima kurallarının tatbiki gerektiği hususunda doktrin ve Yargıtay tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta ve kararlılıktadır. 5237 sayılı TCK'nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Yedinci Bölüm’de Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk adı altında, 327-330. maddelerinde yer alan suçlarla ilgili olarak fikri içtima ve bileşik suçtan bahsedilemez (Z. Hafızoğulları-M. Özen Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler shf. 459-470). Gizli bilgilerin temin edilmesiyle TCK’nın 327 ya da 328. maddelerindeki suç oluşur. Bu bilgilerin açıklanması ayrıca 329 veya 330. maddede düzenlenen suçu da oluşturur (Dr. H. Sarıgüzel Devlet Sırlarına Karşı Suçlar…syf. 243). Temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi/açıklanması şart değildir (Erem, a.g.e. Cilt. s. 50, 61). “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur.” (Dr. Mehmet Yayla a.g.e. s. 197. Siyasal veya Askeri Casusluk Suçu s. 81, 2018 baskı Doç. Dr. Murat BALCI). 5237 sayılı TCK ile benimsenen suç teorisine göre suç; kanuni tipe uygun, haksızlık içeren, kusurlu ve hukuka aykırı eylemleri ifade ettiğinden, anılan suçlar bakımından hukuka aykırılık unsuru üzerinde de durmak gerekir. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise, işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir. (Koca, Üzülmez, A.g.e. s.252, Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, syf. 450)
6- DEVLETİN GÜVENLİĞİNE VE SİYASAL YARARLARINA İLİŞKİN BİLGİLERİ AÇIKLAMA
5237 sayılı TCK'nın 329. maddesinde; “(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
"Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları gereği niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını cezalandırmakta ve böylece ülke güvenliğini ve yararlarını korumaktadır.
Suçun maddî unsuru olan 'açıklama', yukarıda nitelikleri gösterilen Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye her ne suretle olursa olsun bildirilmesini, naklini belirtmektedir.
İkinci fıkrada gösterilen, suça ait ağırlaştırıcı nedenler hususunda 388 inci maddenin gerekçesine bakılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, failin taksiri sonucu fiilin işlenmesine neden olunması hâli cezalandırılmakta ve bu hâllerde birinci ve ikinci fıkraların ihlâl edilmiş olabileceği öngörülerek, ayrı ayrı yaptırım konulmaktadır.
Üçüncü fıkrasıyla cezalandırılan fiil, taksir sonucu Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bilgilerin, bunları açıklayan kimsenin eline geçmiş olmasıdır; o hâlde taksirin cezalandırılması, bilgilerin başkaları tarafından açıklanmış bulunmasına bağlıdır." şeklinde ifade edilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 329. maddesi, 765 sayılı TCK’nın 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 136. maddesinin 1., 2 ve 5. fıkralarında yer alan “devlet sırlarını ifşa” kenar başlıklı suç tipinin unsurları korunmak suretiyle aynen düzenlenmiştir. Kasten veya taksirle Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacı olmaksızın açıklama suç sayılmıştır. Maddenin birinci fıkrasında suçun kasten işlenen basit hâli, ikinci fıkrasında ağırlaştırılmış hâli, son fıkrasında ise, suçun taksirle işlenen hâli düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 136. maddenin birinci fıkrasında, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal menfaatleri bakımından gizli kalması gereken bilgilerin ifşa edilmesi suç sayılmış; üçüncü fıkrasında ise, bu bilgilerin askerî veya siyasi casusluk maksadıyla ifşası ağırlaştırıcı bir sebep kabul edilerek ceza fazlalaştırılmıştır.
Suçun faili herkes olabilir. Bu suçun faili gizli kalması gereken bilgileri kasten açıklayan veya taksirle anılan bilgilerin açıklanmasına yol açan kişilerdir. Fail yabancı veya Türk vatandaşı herkes olabilir. Failin kamu görevlisi olmasına gerek yoktur. Yani özgü/mahsus suç söz konusu değildir. Failin gazeteci veya milletvekili olması bir hukuka uygunluk sebebi olmamaktadır.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Öte yandan suç konusu bilgilerin belli bir kişiye ait olması durumunda bu kişi de mağdur olarak kabul edilerek kovuşturmaya müdahil sıfatıyla katılabilecektir. Failin kamu görevlisi olması durumunda failin mensubu olduğu idare de suçtan zarar gören olarak kabul edilebilir.
Suç konusunun suç tarihi itibariyle güncelliğini koruyor olması ve kanunî ya da kanundışı yöntemlerle kamuoyuna ifşa edilmemiş olması gerekir
Suçun oluşabilmesi için açıklamanın haksız olarak yapılması gerekir. Somut olayda hukuka aykırılığı yok eden bir neden varsa suç ortadan kalkar. Nitekim failin suç konusu bilgiyi kanunun hükmünü icra kabilinden açıklaması ile suç oluşmaz (TCK md. 24/1). Failin CMK 47 ve 125 gereğince devlet sırrı konusunda mahkemede tanıklık etmesi böyledir. Burada fail kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanarak tanıklıkta bulunmaktadır. Benzer biçimde açıklama yapılan kişi suç konusunu öğrenmeye yetkili ise açıklayan kişi bakımından eylem suç oluşturmaz. Ancak yasa dışı bir örgüte bağlı olduğu tespit edilen hâkim veya savcı örgüt adına bu sırları ele geçirdiyse TCK’nın 24/1. maddesindeki hukuka uygunluk sebebinden yararlanması söz konusu olamaz. Kamu görevlisinin görevi ifa ederken öğrenmiş olduğu bilgiyi TCK 279. maddesi muvacehesinde açıklaması suç oluşturmayacaktır.
Açıklama açık veyahut zımni yapılabilir Gerekçede ve madde metninde açıklama bakımından aleniyet unsuruna yer verilmemiştir. Dolayısıyla açıklamanın açık, gizlice veya sohbet ortamında üçüncü kişilere, basın yoluyla, sosyal medya veya TV üzerinden yapılması arasında suçun teşekkülü açısından fark yoktur. Şu hâlde yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde devletin güvenliğinin, millî varlığının bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yaralarının tehlikeye düşürebilen sır niteliğindeki bilgilerin bir veya birden fazla kişiye bildirilmesi, söylenmesi, intikal ettirilmesi, okutulması vs. ile anılan suç oluşur. Suç konusunun tamamen açıklanması şart olmayıp kısmi açıklama durumunda da bahse konu suç oluşacaktır. Hülasa gizliliği bertaraf eden açıklamaya matuf her nevi davranış suç kapsamında değerlendirilebilir. Suç konusuna tesadüfen muttali olan kişi uhdesindeki bu sırrı açıklamama yükümlülüğündedir. Aksi durumda tesadüfen öğrenen kişinin de Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu kapsamında sorumluluğu söz konusu olabilir.
Karşı konulamayan veya kurtulma olanağı olmayan cebir, şiddet ve muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdidin etkisiyle suç konusu bilgi açıklanırsa, cebir, şiddet, korkutma ve tehdit kullanan kişiler bizatihi suçun faili olup (dolaylı fail) tipikliğin maddi unsurunu gerçekleştiren fail hakkında kınama yargısında bulunulamayacağından bu kişi kusursuz sayılır ve ceza verilemeyecektir.
TCK'nın 329. maddesinde yer alan bu suç devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasıyla tamamlanır. Suçun oluşumu bakımından açıklanan bilgiyi 3. kişilerin öğrenmesi iktiza etmediğinden “açıklama” fiili ile suç tamamlanmış ve bitmiş olacaktır. Dolayısıyla sırf hareket suçu şeklinde bir formülasyon söz konusudur. İcra hareketleri başladıktan sonra engel bir neden yüzünden hareketin yarıda kalması durumunda teşebbüs konusu gündeme gelebilir. Bu bağlamda fail suçun maddi unsuru oluşturan hareketi ya da hareketleri (açıklama) doğrudan icraya başlamasına rağmen elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamaması durumunda fail teşebbüs nedeniyle sorumlu tutulabilir.
İştirak bakımından genel kurallar geçerlidir. Dolayısıyla iştirakin her hâli Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu bakımından mümkündür. Suçun kanunî tanımında yer alan fiilleri (niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama) birlikte işleyen kişilerden her biri fail olarak sorumluluğu doğacaktır. Anılan suçu birden fazla kişi birlikte irtikâp etmişse bu şahıslardan her birini müşterek fail olarak cezaî sorumlulukları vardır (TCK'nın 37/1. maddesi). Suçun işlenmesine iştirak eden kişiler suçu birlikte işlemeye karar vermişler (birlikte suç işleme iradesi) ve her bir kişi de ayrı ayrı fiil üzerinde fonksiyonel hakimiyet kurmuş ise bu kişilerden her biri müşterek faildir.
Sonuç olarak; Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçu bakımından; açıklanan hedef suje suç konusuna muttali olmamışsa, fail suç konusunu bilmiyor sadece zilyedinde olan şeyin devlet sırrı olduğu bilincinde ise suç oluşmayacak fail yalnızca TCK'nın 327. maddesi kapsamında sorumlu olacaktır; açıklanan hedef suje suç konusuna muttali olmuşsa ya da fail suç konusunu biliyorsa sanıkların TCK'nın 329. maddesi kapsamında cezalandırılması gerekmektedir.
7- SİYASAL VEYA ASKERİ CASUSLUK
5237 Sayılı TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen Siyasal veya askerî casusluk suçu İCK’nın 257. maddesinden mülhem 1936 tarihli ve 3038 sayılı Kanun ile değişik 765 sayılı mülga TCK'nın 133. maddesinin 1 ve 2. fıkrasının, unsurları itibariyle tekrar edilmiş hâlidir.
5237 sayılı TCK'nın 328. maddesi;
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil;
a) Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse,
b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuşsa,
Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
" Madde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge ya da vesika içeriklerindeki bilgilerin 'siyasal veya askerî casusluk' maksadıyla temin edilmesini cezalandırmaktadır.
Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta, ikâmet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, malî veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamı içindedir.
Askerî casusluktan maksat ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askerî bilgilerin toplanmasıdır.
Suçun maddî unsuru, bilgilerin temin edilmesidir. Maddî unsuru oluşturan hareket, esasen var olan bilgilerin ele geçirilmesi yani bu maksatla çaba gösterilerek teminidir.
Suçun oluşması için failde kastın yanı sıra, özel bir maksadın varlığı aranacaktır. Bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temini gerekmektedir.
Suçun konusunu oluşturan bilgilerin, 'nitelikleri itibarıyla' gizli kalması gerekli bilgiler olmalıdır. Vatandaşların haber alma, aydınlanma haklarını saklı tutmak için 'bilgilerin nitelikleri itibarıyla' gizli kalmaları zorunluluğuna işaret edilmiştir. Gizliliği gerekli kılan husus Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarıdır. Bu itibarla bilgilerin, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları ile yakından ilgili bulunma ve bunların elde edilmelerinin söz konusu değerleri tehlikeye sokabilecek nitelikte olması gereklidir.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde suçun nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bunlardan birincisi fiilin Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devlet yararına işlenmesi yani failde Türkiye ile savaş hâlinde olan bir devlet yararına iş görme amacının varlığıdır.
İkinci nitelikli hâl ise, fiilin Devletin savaş hazırlıkları veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuş bulunması veya fiilin savaş sırasında işlenmiş olmasıdır.
'Devletin savaş etkinliği' ibaresi Devletin savaş bakımından bütün güç, kudret ve yeteneklerini, olanaklarını kapsamaktadır." şeklinde ifade edilmiştir.
TCK'nın 327. maddesinde düzenlenen "Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme" suçunun oluşumu için genel kastın varlığı gerekli ve yeterli iken "Siyasal veya askeri casusluk" suçunun oluşumu için özel kast olarak failin yabancı bir devlet yararına ve ayrıca siyasal veya askerî casusluk maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir.
Suçun meydana gelmesi için, eylemin kesin ve belirli bir zarar veya zaafiyete neden olması aranmadığından, tehlikeye neden olması yeterli görüldüğünden, maddede düzenlenen suç tehlike suçu niteliğindedir.
TCK bakımından casus, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kişi; bu kişinin yürüttüğü faaliyete de casusluk denilebilir. Bu bağlamda casusluk suçu ve casusluk olgusu devletin güvenliği iç veya dış menfaatleri bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etmek veyahut açıklamak şeklinde tanımlanabilir.
Siyasal veya askeri casusluk suçu ile korunan hukukî değer devletin bekası, millî savunma, millî güvenlik, devletin siyasal veya askerî faaliyet ve avantajlarının korunması bunların sürdürülebilir olmasıdır. Nihai hedef, hasım devletlerce veya gruplarca elde edilmesi halinde devletin güvenliğini, savunmasını ve askerî faaliyetlerini zayıflatacak, zaafa uğratacak bilgilerin muhafazasının ve güvenliğinin sağlanmasıdır.
Vatandaş, özel kişi, kamu görevlisi veya yabancı herkes bu suçun faili olabilir. Failin mezkûr suçu maddi menfaat karşılığında yapması şart değildir. Suç yabancı bir devletin topraklarında da yabancı uyruklu şahıs tarafından Türkiye aleyhine işlenebilir. Yabancı bir şahıs tarafından yurtdışındaki bir temsilciliğimizde devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin edilmesi böyledir.
Suçun mağduru ise toplumu oluşturan bireylerdir.
Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmektir. Esasen var olan bilgilerin bu maksatla çaba gösterilerek ele geçirilmesi ile suç tamamlanmaktadır. Bilgiyi temin etmek için kullanılan vasıtanın önemi yoktur. Temin edilen bilginin açıklanmasına gerek yoktur.
5237 sayılı TCK ve mülga 765 sayılı TCK’da askeri ve siyasal casusluğun tarifi yapılmamıştır. 5237 sayılı Kanun'un 328. madde gerekçesinde askeri ve siyasi casusluk tanımlarına yer verilmiştir. Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir. Siyasal casusluğun kapsamına, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarına etkili olan ve bu itibarla gizli kalması gereken kamu sağlığına ilişkin, mali veya milletin maneviyatına ilişkin bütün bilgiler dâhildir. Askeri casusluk ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askeri bilgilerin toplanmasıdır (Türk Ceza Hukuku Mevzuatı, 2013, s.574). Madde de aranan casusluk sadece siyasî ve askerî alanla ilgilidir. Devletin güvenliği ve savunması ile ilgili olmalıdır. Askeri sırlar genellikle Devletin güvenliği ile ilgili bilgileri kapsamaktadır.
Maddenin 2. fıkrasında bu suça özel ağırlatıcı nedenler gösterilmiştir. Buna göre, fiil; Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuşsa, fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılacaktır. Bu madde de, 326 ve 327. maddelerden farklı olarak, Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmesi hâli de nitelikli hâl olarak sayılmıştır.
Bu suça özgü cezayı hafifletici bir sebep öngörülmemiştir.
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme özel maksadının varlığı da aranmıştır. Suçun sadece genel kast ile işlenmesi mümkün değildir.
Bu suç şekli bir suç olup, suçun tamamlanması açısından herhangi bir zararın meydan gelmesine gerek yoktur. Suçun oluşması için devlet sırlarının askeri veya siyasi casusluk maksadıyla temin edilmesi yeterlidir. Failin bilgiyi öğrendiği anda yakalanması hâlinde suç tamamlanmış olacaktır. Bu suç şekli suç ise de hareketin parçalara bölünebildiği hâllerde teşebbüs söz konusu olabilecektir.
Eğer fail cebir kullanmak suretiyle bir başkasına suç işletmişse bu du¬rumda o suçtan dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. Karşı koyamayacağı bir cebrin etkisiyle suç işleyen kimse, TCK'nın 28. maddesi uyarınca işlediği fiilden sorumlu tutulmayacaktır. Suçun işlenmesine azmettiren kimse de TCK'nın 38. maddesi uyarınca işlenen suçun cezası ile cezalandırılacaktır.
Failin bir fiiliyle birden fazla bilginin temin edilmesi hâlinde tek suç oluşacaktır. Failin temin ettiği devlet sırrı niteliğindeki bilgileri askeri veya siyasal casusluk amacıyla açıklanırsa ayrıca TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu ihlal edilmiş olacağından, fail daha ağır cezayı gerektiren TCK'nın 330. maddesinden cezalandırılacaktır. Gizli kalması gereken bir bilginin belgeye bağlanmış olması hâlinde bu belgenin çalınması durumunda fail ayrıca hırsızlık suçundan dolayı cezalandırılacaktır. Failin tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda devlet sırrı niteliğindeki bilgileri temin etmesi durumunda TCK'nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır.
2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 6532 sayılı kanunun 7. maddesi ile değişik "Cezai Hükümler" başlıklı 27. maddesinde “Millî İstihbarat Teşkilatının görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeleri, yetkisiz olarak alan, temin eden, çalan, sahte olarak üreten, bunlar üzerinde sahtecilik yapan ve bunları yok eden kişiye dört yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir...” denilmiştir. Bu ihtimalde, fail tarafından temin edilen bilgiler salt olarak devletin istihbarat faaliyetlerine ilişkin bilgiler ise, özel yasa uygulanacak, fail 2937 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır . Ancak bu bilgiler aynı zamanda devlet sırrı mahiyetinde ise fail 5237 sayılı TCK’nın 328. maddesi uyarınca sorumlu olacaktır.
Son olarak fail, devlet sırrı niteliğindeki bilgiyi temin etmek amacıyla başka bir suçu işlerse bu durumda gerçek içtima söz konusu olacaktır.
8- GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİLERİ AÇIKLAMA SUÇU
5237 Sayılı TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu 765 sayılı TCK'nın 136/1-2. maddelerinde yer alan "Devlet Sırrını İfşa" başlıklı suçların tekrar edilmiş hâlinden ibarettir. Anılan hüküm İCK’nın 261. maddesinin 3. fıkrasından alınmıştır. İki kanun karşılaştırıldığında ilgili maddedeler bakımından suçun unsurları arasında bir fark olmadığı ve temel cezanın alt sınırın yine müebbet hapis cezası olduğu görülmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 330. maddesi;
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde ile Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlan bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin, özel bir maksatla yani siyasal veya askerî casusluk için açıklanması cezalandırılmaktadır. Suçla korunmak istenen hukuki yarar, devlet güvenliği, devletin iç ve dış siyasal yararları ve milli savunmadır.Suçun maddi unsuru, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri “siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak”tır. Devlet sırrı niteliğindeki ülkenin savunması ile ilgili bilgileri yetkili veya yetkisiz olarak elinde bulunduran kişilerin casusluk amacıyla bunları başkalarına açıklamaları TCK'nın 330. maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmiştir. Bilgiler gizli mahiyette olmalı ve devletin güvenliği, iç ve dış siyasal yararlarına ilişkin bulunmalıdır. Maddede düzenlenen "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçu ile TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama" suçlarının maddi unsurları birebir aynı olduğundan TCK’nın 329. maddesinde suçun maddi unsuru için yapılan açıklamalar bu madde için de geçerlidir.
Suçun konusu olan bilgilerin Devlet sırrı olma niteliği bakımından da yine sır başlığı ile TCK'nın 327 ve 328. maddelerinde anlatılan kavramlar aynen bu suç tipi için de geçerlidir.
Bu suçun faili vatandaş veya yabancı herhangi bir kimse olabilir. Failin belirli bir sıfatı örneğin kamu görevlisi sıfatını taşıması aranmamıştır. Maddede “...kimseye” ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla, herhangi bir kişi, sıfatı ne olursa olsun normun uygulanma alanına girmiş olmaktadır. Failin hiçbir sıfatı olmadığı halde veya hukuka aykırı surette öğrendiği sırları açıklaması durumunda da bu madde hükmü uygulanır.
Suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Herkes suçun mağduru olabilir.
Suçun maddi konusu, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler"dir.
Suçun manevi unsurunun oluşabilmesi için failde kastın yanı sıra, bilgilerin siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklama maksadının varlığı da aranmıştır. Siyasal veya askeri casusluk kastının tespit edilemediği takdirde TCK’nın 329. maddesinde yer alan suç oluşacaktır. Bu suç taksirle işlenemez.
Suçun oluşumu için, askeri veya siyasi casusluk kastının delillerle birlikte açıkça ortaya konması gerekmektedir. Özel kast, casus ile lehine casusluk yapılan ülke arasında yapılan hizmet kabulüne dair bir sözleşme ya da casusluğa karine olabilecek delillerin açıklığa kavuşturulması ile ortaya konmalıdır.
Suçta kullanılan araç ne olursa olsun, sırrı öğrenmek konusunda yetkili olmayan kişiye, sır açıklanmakla veya yayımlanmakla suç oluşur. Suçun oluşması için, açıklamanın yapılmış olması yeterlidir. Suç zarar suçu olmadığından Devletin bu açıklamadan zarar görmüş olması, suçun oluşması için aranan bir şart değildir. Kişi, işlemeyi kastettiği fiili elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise işlenen suça teşebbüsten dolayı sorumlu olacaktır.
Bu suça iştirakin her hâli mümkündür. Fiili birlikte gerçekleştirenler ile suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullananlar, başkasını suç işlemeye azmettirenler ile suçun işlenmesine yardım eden kişiler iştirakin türüne göre cezalandırılacaktır.
Özel bir içtima kuralı getirilmediğinden suçların içtimai hâlinde genel hükümler uygulanır. Eğer, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasi menfaatleri icabı gizli kalması gereken bilgi, bir belge veya vesikada bulunuyor ve bu belge veya vesika hileyle alındıktan veya çalındıktan sonra casusluk maksadıyla açıklanmış ise, fail gerçek içtima kuralları uygulanarak hem TCK’nın 326. maddesi hem de 330. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır.
9- GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesi;
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmek suretiyle,
"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hâlini almış, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.
Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir.
Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen "kazanç" ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan "menfaat" olarak değiştirilmiştir.
Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.).
Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır.
Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle Mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.).
Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.
Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "Ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.
10- HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL ETME
Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi;
“(1)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. (2) Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar. (3) İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” şeklinde olup anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde;
“1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.”,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde;
“1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.”;
Ülkemiz tarafından onaylanarak, 25175 sayılı 21.07.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Birlişmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise;
“1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır.” hükümlerine yer verilmiştir.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş (Köksal Bayraktar, Keskin Kirizoğlu, Ali Kemal Yıldız, Hamide Zafer, Eylem Aksoy Retornaz, Güçlü Akyürek, Ali Hakan Evik, Hasan Sınar, Sinan Altuç, Aytekin İnceoğlu, Barış Erman, Fulya Eroğlu Erman, Özel Ceza Hukuku İstanbul, 2018, 1. bası, On İki Levha Yayınevi, Cilt III, s. 474), ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından 5237 sayılı TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen "Haberleşmenin gizliliğini ihlal" suçu üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi;
"(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis”; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” ibaresi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan “bir yıldan üç yıla kadar hapis” ibaresi “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya “rızası olmaksızın” ibaresinden sonra gelmek üzere “hukuka aykırı olarak” ibaresi ve fıkranın sonuna “ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” cümlesi eklenmiş; “(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.” şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin gerekçesinde de;
“Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır...” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklindeki ibareyi “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından “haberleşme”den söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; “haberleşme” kelimesi, "iletişim, yazışma"; “iletişim” kelimesi; “duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon”; teknik anlamda “iletişim” ise; “telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, “Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir.” şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen “Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen “Özel hayatın gizliliğini ihlal” suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizlililiğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan "ifşa" kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir.
Maddenin konumuza ilişkin birinci fıkrasının ilk cümlesinde suçun basit şekli tanımlanmış, ikinci cümlesinde ise gizliliğinin haberleşme içeriklerinin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâli olarak düzenlenmiştir.
TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler” üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanun’da bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),
b- Meşru savunma (m.25/1),
c- İlgilinin rızası (m.26/2),
d- Hakkın kullanılması (m.26/1),
Olarak kabul edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden “İlgilinin rızası” üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
İlgilinin rızası, 5237 sayılı TCK'nın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” şeklindeki düzenleme ile bir hukuka uygunluk nedeni olarak sayılmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Rıza beyanı, sarih veya zımni, yazılı veya sözlü olabilir. Eğer rıza gösterildiğini anlamaya yarayan başkaca emareler de varsa fiile karşı koymamak veya sessiz kalmak da rıza açıklaması olarak değerlendirilebilir. Fakat açıklama mutlaka suçtan önce veya suçun icra hareketlerinin devam ettiği sırada olmalıdır. Rızanın suçun işlendiği sırada geri alınması, geri alınma anından itibaren fiili hukuka aykırı hale getirir (Sulhi Dönmezer, Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım, Cilt II, 12. Bası, İstanbul. 1999, s. 751; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A. Caner Yenidünya Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara. 2016, 10. Bası, Adalet Yayınevi, s. 464). Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, Ankara. 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, Ankara. 2013, s. 252 vd.).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen fıkralar bakımından haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun faili haberleşen taraflar dışında bir kimse olabileceğinden, rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olabilmesi için haberleşen her iki tarafın da rızasının bulunması gerekmektedir. Suçun maddi konusu haberleşme olup bu hukuki konu üzerinde hak sahibi olan kimseler haberleşmenin taraflarıdır. Şu hâlde hukuka uygun bir rıza açıklamasından ve hukuka uygunluk sebebi olarak rızadan bahsedebilmek için, haberleşmenin her iki tarafının da rıza göstermesi gerekmektedir (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Ankara. 2010, s. 327; Hamide Zafer, Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Ceza Hukukuyla Korunması, İstanbul 2010, s.112; Handan Yokuş Sevük, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2019. s. 261).
Bu aşamada, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” hükmüne ilişkin açıklamalarda da bulunmakta fayda vardır.
5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;
"Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.
Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.
Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup uyuşmazlık konusu itibarıyla TCK'nın 30. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen "Haksızlık yanılgısı" kavramı üzerinde durulacaktır.
TCK'nın 30. maddesine 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan fıkranın gerekçesinde;
"Kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kişi işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Kişinin, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğunu bilmesine rağmen, bunun kanunda suç olarak tanımlandığını bilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ceza hukuku bakımından sorumluluk için önemli olan, işlenen fiilin haksızlık oluşturduğunun bilinmesidir.
Ancak, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususundaki hatasının kaçınılmaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur.
Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu fıkrada, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kanuni tanımda yer alan tüm şartların bilgisi içinde hareket eden ve kastı bulunan fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise, artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
Ancak "Haksızlık yanılgısı" ilkesinin, TCK'nın "Kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 4. maddesinde yer alan "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz." hükmü ile çatışmayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Adem Sözüer, Hukuki Hata, Yargıtay Dergisi, C. 21, S. 4, Ekim 1995, s. 489). Zira bu ilke, kişilerin suç işledikten sonra cezadan kurtulmak amacıyla sığınabilecekleri bir düzenleme niteliğinde değildir. Esasen, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, hukuk düzenince tasvip edilmeyen ve izin verilmeyen, hukuku ihlal eden bir hareket yaptığının farkında olmadığından "Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz." kuralına da aykırı hareket etmemiş olacaktır. Bu anlamda failin, yetkili bir organ ya da resmî bir makamın açıklamasına güvenerek hataya düşmesi hâlinde kural olarak kendisine kusur isnat edilemeyecekken, töre cinayeti örneğinde olduğu gibi kişisel, siyasi, dini veya ahlaki düşüncelerine göre yaptığı hareketi doğru kabul etmesi durumunda, davranışının toplumsal normlara ve hukuk düzenine aykırı olduğunu bilmesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir.
Rızanın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edildiği suç tipleri bakımından fail, gerçekte bir hukuka uygunluk sebebi olmadığı hâlde, hukuka uygunluk sebebi var zannıyla hareket etmiş ise TCK’nın 30. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş sayılır ve cezalandırılmaz. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere rızanın hukuka uygunluk nedeni olduğu hâllerde ilgilinin rızasının varlığına ilişkin hatanın “kaçınılmaz” olması gerekmektedir.
Haberleşme hürriyetinin kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle anne, baba veya bunlar gibi çocuk üzerinde velayet veya benzeri bir hakkı sahip olan kimselerin on beş yaşını tamamlayan ve ayırt etme gücüne sahip olan çocuğun haberleşme içeriklerine müdahale hakkı bulunmamaktadır. Bu yönüyle anne-babanın on beş yaşını tamamlamış olan çocuğunun haberleşme özgürlüğünü ihlal etmesi suç olmakla birlikte, anne baba bakımından TCK’nın 30/4. maddesi kapsamında yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Anne-baba çocuklarını tehlikeden korumak kaygısıyla haberleşme içeriğini kaydetmiş ise “fiilin haksızlığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş” olduğu kabul edilebilir.
Eşlerden her biri de diğerinin haberleşmesinin gizliliğine saygı duymak ile yükümlüdür. Evli olsa dahi bir kimsenin eşiyle paylaşmak istemediği bir “giz” veya “sır” alanı olabilir. Bu gerekçelerden hareketle, bir kimsenin haberleşme özgürlüğünün eşi tarafından ihlal edilmesi de hukuka uygun olarak nitelendirilemez. Ancak şartları oluşmuş ise, TCK'nın 30. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “haksızlık yanılgısı” hükümlerinin fail hakkında uygulanabilmesi mümkündür.
11- KİŞİSEL VERİLERİN KAYDEDİLMESİ
5237 sayılı TCK’nun "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesi; "(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır",
"Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesi ise; "(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş, 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanunla da 135. maddesinin birinci fıkrasındaki suçun cezasının alt sınırı "bir yıla", 136. maddesindeki suçun cezanın alt sınırı ise “iki yıla” çıkartılmıştır.
Bu maddelerde geçen ve suçun konusunu oluşturan kişisel veriden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin yürürlükte bulunan kanunlarda bir tanım yer almamaktadır. Bununla birlikte TCK'nın 135. maddesinin gerekçesinde; “Gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi, kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Söz konusu suç tanımında kişisel verilerin bilgisayar ortamında veya kağıt üzerinde kayda alınması arasında bir ayırım gözetilmemiştir” denilmiş, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 3. maddesinde ise; “Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi …ifade eder” şeklinde tanım yapılmış, maddenin gerekçesinde ise; "Kişisel veriler, sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin aklî, psikolojik, fizikî, kültürel, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin verilerdir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm halleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir" açıklamasına yer verilmiştir.
24.07.2012 gün ve 28363 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve bu tarihten 6 ay sonra yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğin Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin 3/1-h maddesinde kişisel veri; "belirli veya kimliği belirlenebilir gerçek ve tüzel kişilere ilişkin bütün bilgiler" olarak tanımlanmıştır.
28.01.1981 tarihli ve 108 nolu Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme'nin 2/a maddesinde ise; “Kişisel nitelikteki veriler; kimliği belirtilen veya belirtilebilen gerçek kişiyle ilgili tüm bilgileri ifade eder" denilmiş, 1995 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Topluluğu Veri Koruma Yönergesinin 2. maddesinde de kişisel veri; "doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bir gerçek kişi ile ilintili olabilecek ve onu belirlenebilir kılacak her türlü bilgi" olarak belirtilmiştir.
Öğretide de kişisel verilere ilişkin; "Bireyin şahsi, mesleki ve ailevi özelliklerini gösteren, o bireyi diğer bireylerden ayırmaya ve niteliklerini ortaya koymaya elverişli hertürlü bilgiyi ifade eder" (Ersan Şen, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, s.601), "Bir kişinin adı ve soyadı, yaşı, cinsiyeti, doğum yeri, dini, TC kimlik numarası, cinsel hayatı, cep telefonu numarası, medeni durumu, ailesi, işi, geliri, borçları, adresi, geçirdiği hastalıklar, özel zevkleri ve buna benzer bilgileri" (Volkan Sırabaşı, İnrternet ve Radyo- Televizyon Aracılığıyla Kişilik Haklarına Tecavüz, Adalet Yayınevi, Ankara, 2007, 2. Bası, s.195) şeklinde tanımlar yapılmıştır.
Kişilerin, sadece insan olması ve toplumdaki yeri, bazı değerleri kişisel veri haline getirmektedir, örneğin; kişinin adı, adresi, kimlik bilgileri, medeni durumu vb... Bunun yanında teknolojik gelişmeler nedeniyle gittikçe karmaşıklaşan toplum hayatındaki bir takım bilgiler de kişisel veri haline gelmiştir, örneğin; vatandaşlık numarası, banka hesap numarası, telefon numarası, elektronik posta adresi ve şifresi vb... Dolayısıyla farklı gruplandırmalar bulunmakla birlikte kişisel verilerin iki başlık altında toplanması mümkündür. Birinci grupta; insanın varoluşundan kaynaklanan kişiliğine ait bilgiler, ikinci grupta ise; teknolojinin gelişmesiyle insanın modern toplumda yer alması nedeniyle kendisine verilen ya da çeşitli hizmetlere ulaşmasında kullanılan bilgiler yer almaktadır. Ancak her iki grupta yer alan bilgilerin de kişisel veri olarak hukuk düzenindeki değeri ve korunmaları açısından bir fark bulunmamaktadır (Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.577).
TCK'nın 136. maddesinde tıpkı 135. maddesinde olduğu gibi korunan hukuki değer genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer "sır" olmayıp, verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır (Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları ve İnternet İletişim Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2014, 4. bası, s.579, 588-593).
TCK'nın 136. maddesindeki "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" suçu, seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Hukuka aykırı olarak kişisel verilerin başkasına verilmesi, kişisel verilerin yayılması ve kişisel verilerin ele geçirilmesi şeklindeki seçimlik hareketlerin birinin gerçekleştirilmesiyle suç işlenmiş olacaktır.
"Kişisel verileri bir başkasına verme" seçimlik hareketinde, maddede geçen "başkası" gerçek bir kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecek, veriler bu kişilere elden, posta ya da internet üzerinden elektronik posta ile vb. şekillerde verilebilecektir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde "vermek"; "üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek, düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek" şeklinde açıklanmıştır. Bu seçimlik harekette verilerin hukuka uygun ya da aykırı yöntemle elde edilmiş olmasının önemi bulunmamakta olup, önemli olan husus verme eyleminin hukuka aykırı olmasıdır.
"Kişisel verileri yayma" seçimlik hareketi de çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilecektir; internet üzerindeki bir web sitesinde kişisel verileri yayınlamak, birçok kişiye elektronik posta ile ya da telefondan kısa mesajla göndermek, yazılı ya da görsel medyada yayınlamak gibi... Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde "yaymak"; "birçok kimseye duyurmak, çevreye dağılmasına sebep olmak" olarak açıklanmıştır.
"Kişisel verilerin ele geçirilmesi" seçimlik hareketi ise; kişisel verilerin kayıtlı olduğu belgelerin alınması ya da kayıtlı olduğu bilişim sisteminden ele geçirilmesi vb... şekillerde gerçekleştirilebilecektir. Ele geçirme fiili, başkasının hakimiyeti altında bulunan bir kişisel verinin, failin hakimiyeti altına girmesi ile gerçekleşmiş olacaktır.
Bu suçta herhangi bir neticenin gerçekleşmesi aranmadığından maddede sayılan seçimlik hareketlerin yapılmasıyla suç oluşacaktır. Bu açıdan TCK'nun 136. maddesindeki "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" soyut bir tehlike suçudur.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi açısından, kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme, yayma veya ele geçirme suçundaki hukuka uygunluk nedenleri üzerinde de durulmalıdır.
5237 sayılı TCK'nun esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı Kanunda bazı suç tanımlarında “hukuka aykırı olarak”, “hukuka aykırı başka bir davranışla”, “hukuka aykırı diğer davranışlarla”, “hukuka aykırı yolla”, “hukuka aykırı yollarla” gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1)
b- Meşru savunma (m.25/1)
c- İlgilinin rızası (m.26/2)
d- Hakkın kullanılması (m.26/1)
Olarak kabul edilmiştir.
Sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden konumuzla ilgili olan kanunun hükmünü yerine getirme, ilgilinin rızası ve hakkın kullanılması hususlarının ayrıntılı olarak ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Nitekim TCK'nın 135. maddesinin gerekçesinde; "Bu suçun oluşabilmesi için, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması gerekir. Kişinin rızası ile kendisiyle ilgili bilgilerin kayda alınmasının suç oluşturmayacağı muhakkaktır. Belirli nitelikteki kişisel verilerin kayda alınması kanun hükmünün gereği olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli kamu kurumlarında verilen kamu hizmetinin gereği olarak kişilerle ilgili bazı bilgiler, ilgili kanun hükümlerine istinaden kayda alınmaktadırlar. Bu durumlarda, söz konusu suç oluşmayacaktır" denilmektedir.
TCK'nın 24. maddesinin birinci fıkrasındaki; "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez" şeklindeki düzenleme ile kanunla verilen görevin yerine getirilmesi bir hukuka uygunluk nedeni olarak öngörülmüştür. Maddede geçen kanun kelimesinden pozitif hukuk metinleri yani yazılı hukuk kuralları anlaşılmalıdır. Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, belirli konularda kişiye verilen yetki aynı zamanda o kişinin görevidir. Bu nedenle sözü edilen hukuka uygunluk nedenini görevin ifası kapsamında değerlendirmek gerekir. Zira bir davranışın hukuka uygun olup olmadığını belirlerken yerine getirilen görevin mahiyeti gözönünde bulundurulmalıdır. Kanunun hükmünü yerine getirme çoğunlukla kamu görevlilerine ait olmakla birlikte bu görevin kamu görevlisi olmayan kişilere de verilmesi mümkündür. Örneğin; kolluk görevlilerinin dışında CMK'nın 90/1. maddesinde yazılı şartlar gerçekleştiğinde herkesin yakalama yetkisi bulunmaktadır(İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, Ankara, 2013, s. 301-302; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. bası, Ankara, 2013, s. 261-263).
Yazılı hukuk kuralları tarafından açıkça verilmiş bir yetki olmadığı sürece, kişisel verilerin kaydedilmesinde hukuka uygunluktan bahsedilemeyecek ve bu fiil suç teşkil edecektir.
Bir diğer hukuka uygunluk nedeni olan ilgilinin rızası, 5237 sayılı TCK'nın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26/2. maddesinde; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez” şeklindeki düzenleme ile hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen hukuka uygunluk nedeninin doğabilmesi, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmasına ve kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklama ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Yine rızanın bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin işlendiği sırada olmayıp sonradan ortaya çıkan rıza bir hukuka uygunluk nedeni değildir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, Ankara, 2013, s. 285 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. bası, Ankara, 2013, s. 252 vd.).
Konumuzla ilgili son hukuka uygunluk nedeni olan hakkın kullanılmasına gelince; basın hürriyeti Anayasamızın 28. maddesinde; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır..." şeklinde düzenlenmiş, maddenin atıf yaptığı "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddede; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir" hükmüne yer verilmiş,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "İfade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde de;
"1-Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2-Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir" denilmiştir.
Basın özgürlüğü, 26.06.2004 tarihli ve 25504 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde; "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir" şeklinde düzenleme altına alınmış ve sınırları çizilmek istenilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 tarihli ve 65-70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.
Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nun 25. maddenin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. bası, s.323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. bası, s.336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. bası, s.279-282). Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 gün ve 386-52 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
12- İLETİŞİMİN TESPİTİ, DİNLENMESİ VE KAYDA ALIMASI
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda ilk olarak yalnızca 30.07.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'nda sayılı örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135 ilâ 138. maddelerinde bir koruma tedbiri olarak yeniden düzenlenmiş; 135. maddede iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine yer verilip söz konusu tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü hükme bağlanmış; bu konuya ilişkin olarak verilecek kararların kapsamına ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. CMK'nın 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına dair şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi, iletişimin içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililerine bilgi verilmesi düzenlenmiş, 138. maddesinde tesadüfen elde edilen deliller, 139. maddesinde gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, 140. maddesinde ise teknik araçlarla izleme konuları hükme bağlanmıştır.
CMK'nın "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı 135. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." şeklinde düzenlenmiş iken,
06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile maddenin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere ''Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.'' şeklinde ikinci fıkra ilave edilip madde fıkraları buna göre teselsül ettirilmiş, üçüncü fıkrada yer alan ''üç ay'', ''bir defa'' ve ''hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar'' ibareleri sırasıyla "iki ay'', "bir ay" ve "mahkeme yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere", dördüncü fıkrasında yer alan "üç ay" ve "bir defa" ibareleri sırasıyla "iki ay" ve "bir ay" şeklinde değiştirilmiş, mevcut altıncı fıkranın (a) bendinin (5) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere "6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149)," alt bendi eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut (8) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmış, mevcut altıncı fıkranın (a) bendinin (10) numaralı alt bendinde yer alan ",fıkra 3" ibaresi madde metninden çıkarılmış; 12.12.2014 tarihli ve 29203 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "tespit edilebilir," ibaresi madde metninden çıkarılıp maddeye beşinci fıkradan sonra gelmek üzere "Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir." şeklinde altıncı fıkra ilave edilmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut yedinci fıkranın (a) bendinin (14) numaralı alt bendi "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302)" şeklinde değiştirilmiş, bu alt bentten sonra gelmek üzere "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316)" biçiminde (15) numaralı alt bent eklenmiş ve diğer alt bent buna göre teselsül ettirilmiş; 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile de maddenin birinci fıkrasında yer alan "ağır ceza mahkemesi" ibaresi "hâkim" şeklinde, "mahkemenin" ibaresi "hâkimin" şeklinde, "mahkeme" ibareleri "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın son iki cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "mahkeme" ibaresi "hâkim" şeklinde değiştirilmiş, 135. maddenin altıncı fıkrasına "hâkim" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı" ibaresi eklenmiş; sekizinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendine "(madde 79, 80)" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile organ veya doku ticareti (madde 91)" ibaresi eklenmiş, aynı bendin (6) numaralı alt bendine "(madde 148, 149)" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158)" ibaresi eklenmiş, aynı bende (11) numaralı alt bendinden sonra gelmek üzere (12) numaralı bent eklenmiş ve diğer alt bentler buna göre teselsül ettirilmiş, yapılan bu değişiklikler sonucunda 135. madde;
"(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır
(2) Talepte bulunulurken hakkında bu madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu süre, bir ay daha uzatılabilir.
(6) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. Tefecilik (madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." biçiminde son hâlini almıştır.
BU AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA;
I- TEFRİK KARARLARI BAKIMINDAN TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Mahkemenin duruşma sonunda verdiği ve uyuşmazlığı çözen, birinci derecede yargılamayı sona erdiren "Karar"dır. Kanun, bu karara "Hüküm" demektedir. Bu husus, 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin birinci fıkrasında, "Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir" biçiminde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin aynı fıkrasında, "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm oldukları da belirtilmiştir. Mahkemece, CMK'nın 223. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hükümlerden birisinin verilmesiyle duruşma ve dolayısıyla yargılama bitecektir. Diğer bir ifadeyle hükmün bildirimi, duruşmanın ve birinci derece yargılamanın son işlemidir. Mahkemenin hükmü mutlaka yazılı biçimde saptanmalıdır. Bunun amacı, hükmü ve gerekçesini ilgililerin öğrenmesini sağlamak ve bunun değiştirilmesinin önüne geçmektir.
Hüküm, yargı organı adına varılan yargıyı ve bundan sonra o mahkemenin davaya devam edemeyeceğini ifade eder. Mahkemenin, hükmü verip bunu kanunda gösterildiği biçimde bildirdikten sonra, o işten elini çekmesi gerekir. Mahkeme artık kendi kararının üzerinde değişiklik yapamayacaktır. Ancak yargılamanın tarafları bu kararın değiştirilmesini istediklerinde, kanunun kendilerine tanıdığı "Kanun yollarından" yararlanmaları gerekir. Kanun yolları, bir karara karşı bunun denetlenmesi, değiştirilmesi ve düzeltilmesi isteminin gerçekleştirilmesi için tanınmış yasal çarelerdir. CMK'nın "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrasında "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır" denilmek suretiyle, mahkemenin vermiş olduğu ve yargılamayı bitiren hükme yönelik kanun yollarına başvurma yetkisi tanınan sujeler belirtilmiştir. Kanun yoluna başvurmak yetkisinden söz edebilmek için, mahkemenin veya hâkimin kararını vermiş ve işten el çekmiş olması gerekir. (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul 1986, s. 349-362)
Bu açıklamalar ışığında tefrik kararları bakımından temyiz taleplerine ilişkin yapılan incelemede;
Katılan T. C. C.. C.. vekili, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisinin, sanık H.. K.. müdafisinin ve sanık İ.. I..'ın siyasal veya askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin temyiz talebinde bulunmuş iseler de; 5271 sayılı CMK'nın 288. maddesine göre ancak hükmün hukuka aykırı olması hâlinde temyiz yoluna başvurabileceği, 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinde "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı"nın birer hüküm olduklarının belirtildiği, tefrik kararının ise yargılamayı sona erdirmediği anlaşılmakla temyiz kapsamında tefrik edilen suçlar bakımından inceleme yapılmasına yer olmadığına oy birliği ile karar verilmiştir.
II- ESASA İLİŞKİN YAPILAN İNCELEME
Kurulumuz kararının ilgili "Temyiz konusu eylemlere ilişkin genel anlatım" başlıklı bölümünde özetle anlatımı yapılan soruşturma konusunda talepleri bulunan ve suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanıklar ile kararları bulunan ve hâkim olarak görev yapan sanıklar hakkında Hükûmete karşı suçtan açılan tüm kamu davaları yönünden Özel Dairece beraat kararları verildiği ancak;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca;
- Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında Hükümete karşı suç uyarınca sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarında belirlenen ceza miktarlarının artırılması,
- Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., M.. E.. ve O.. K.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılmaları talebiyle açılan açılan kamu davası yönünden mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma (TCK 257/1) suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Sanık A.. Ç.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18936 soruşturma, 2017/5400 esas ve 2017/4165 iddianame numarasıyla açılan ve Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/163 esasına kayıtlı olarak görülürken bu dosya ile birleştirilen resmî belgede sahtecilik (TCK 204/1) suçundan verilen mahkûmiyet kararında belirlenen ceza miktarının artırılması,
- Sanık S.. S.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla açılan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2019/7 esasına kayıtlı olarak görülürken Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2016/2 esas sayılı dosyası ile birleştirilen kamu davasından dolayı Oslo görüşmelerini basına sızdırarak devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklamak (TCK 330/1) soruşturmanın gizliliğini ihlal (TCK 285/1) M. Ö'nün hürriyetini tahdit ( TCK 109/2-d) ve kimliğini ifşa etme (3713 sayılı Kanunun 6/1) ve görevi kötüye kullanma ( TCK 257/1) suçlarından ayrı ayrı beraatine dair verilen kararların hukuka aykırı olduğu,
- Sanık S.. K.. ve müdafiince, hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 260-212 son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararının usul ve kanuna aykırı olduğu için bozulmasına karar verilmesi,
- Katılan C.. C.. vekilince Hükûmete karşı suç uyarınca tüm sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
- Katılanlar vekillerince tüm sanıklar bakımından özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi suçlarına ilişkin sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmesi,
- Sanık H.. K.. müdafisi, sanık Ü.. Ç.. müdafisi, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisi ile sanık M.. U.. tarafından özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından verilen beraat kararlarının gerekçesi bakımından CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi,
- Sanık H.. K.. müdafisince silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen beraat kararının gerekçesi bakımından CMK'nın 223/2-b madddesi uyarınca beraat kararı verilmesi,
Gerektiği belirtilerek temyiz yasa yoluna başvurulmuştur.
II-I- KURULUMUZCA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA VERİLEN ONAMA KARARLARI
A) Hükümete karşı suç bakımından yapılan incelemede;
Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunu oluşturan üç güçten, yönetim gücünü temsil eden Hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hâle getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. İşlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir.
Elverişli hareketin belirlenmesinde hareketin ortadan kaldırma veya engelleme neticelerine elverişliliği değil bu neticeler bakımından tehlike oluşturup oluşturmadığı önem taşıdığından fonksiyonlarının mahiyetine göre icrai kısmen veya tamamen engelleme niteliği arz etmeyen eylemleri nedeniyle unsurları itibarıyla oluşmayan Hükûmete karşı suç bakımından verilen beraat kararlarının isabetli olduğu anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. yönünden, katılan Türkiye Cumhuriyeti C.. C.. vekilinin tüm sanıklar bakımından, sanık Ü.. Ç.. müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 298/1. maddesi gereğince temyiz taleplerinin reddiyle beraat kararlarının ONANMASINA oy birliği ile karar verilmiştir.
B) Silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin sanıklar A.. Ö.., A.. B.., M.. E.., H.. K.. ve O.. K.. hakkında verilen beraat kararları bakımından yapılan incelemede;
Sanık A.. Ö..'ün 15 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik karar verdiği ancak hakkında örgüt üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı,
Sanık A.. B..'ın 6 kez nöbetçi ağır ceza mahkemelerinden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik talepte bulunduğu, ByLock kaydı bulunmayan sanık hakkında örgüt üyesi üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı, etkin pişmanlıkta bulunan F.. B..'nun Denizli Cumhuriyet Başsavcılığında ve yargılama sırasında alınan beyanında sanık A.. B..'ı 1991 veya 1992 yıllarında Ankara Hukuk Fakültesi 1. sınıfta okuduğu sırada tanıdığını, sanıkla o zamanlar cemaat olarak bilinen örgüte ait bir evde bir süre birlikte kaldıklarını, sürenin yaklaşık 6 ay kadar olduğunu, daha sonra ayrıldıklarını, sanıkla irtibatının koptuğunu, sanığın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olup olmadığına dair başkaca bir bilgisinin olmadığını söylediği, etkin pişmanlıkta bulunan M.. H..'nin ise sanığın örgüt mensubu olup olmadığını bilmediğini ve sanıkla herhangi bir örgütsel faaliyete katılmadığını belirttiği,
Sanık M.. E..'ın 12 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik karar verdiği ancak örgüt üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı,
Sanık O.. K..'nın 29 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik karar verdiği, tanık M.. G..'un hâkimlik stajını eşinin memleketi olan Samsun'da yaptığını, sanığın da 3 ay kadar burada hâkimlik stajı yaptığını, adliyedeki tutum ve davranışlarından ve görüştüğü kişilerden sanığın örgüt üyesi olduğunu anladığını, ayrıca bir keresinde Samsun'a gittiğinde kalacak yer problemi olduğunda sanığın kaldığı örgüt evinde kaldığını, ancak 2011 yılına kadar örgüt içinde kalmasına rağmen sanığın herhangi bir örgütsel faaliyetine tanık olmadığını, sohbet ya da toplantılarda bir araya gelmediklerini, Adalet Akademisi son döneminde albüm kurulu üyeliği yaptığını söylediği, örgütün üyelerini yargı camiası içinde parlatmak ve bilinir kılmak için albüm kurulu üyesi olmaları yönünde teşvik ettiğinin bilindiği belirtilmiş ise de, yargılama sırasında sanık ve müdafii tarafından sunulan sanığın staj dönemine ait albüm duruşmada incelendiğinde sanığın düzenleme kurulu içinde yer almadığı,
Sanık H.. K..'nin 12 kez iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye yönelik talepte bulunduğu ancak örgüt üyesi olduğuna dair başkaca delil bulunmadığı,
Görülmüş olup yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanık H.. K.. müdafisinin gerekçeye yönelik temyiz talepleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 298/1. maddesi gereğince temyiz taleplerinin reddiyle beraat kararlarının sanıklar H.. K.., O.. K.. ve M.. E.. bakımından oy birliği, sanıklar A.. Ö.. ve A.. B.. bakımından ise oy çokluğu ile ONANMASINA karar verilmiştir.
Sanıklar A.. Ö.. ve A.. B.. bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıklar hakkında verilen kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
C) Özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini yok etme gizleme veya değiştirme ve resmî belgede sahtecilik suçlarına ilişkin olarak;
Katılanlara yönelik işlenmeyen temyize konu suçlara ilişkin temyiz talepleri yönünden katılan gerçek kişiler vekillerinin temyiz hak ve yetkisi müvekkillerine yönelik işlenen suçlar ile sınırlı olup diğer mağdur, müşteki veya katılanlara yönelik işlenen suçlar bakımından hükmü temyiz yetkileri bulunmadığından temyiz incelemesinin özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi suçları yönünden gerçekleştirileceği belirlenerek yapılan incelemede;
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 ve 2011/762 sayılı soruşturma numaraları üzerinden yürütülen Selam Tevhid örgütü iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında;
a) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 61. Hükümeti (AK Parti Hükümeti),
b) Türkiye Cumhuriyeti Milli İstihbarat Teşkilatı (M.. M..) Müsteşarlığı,
c) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT),
d) Anadolu Ajansı (AA),
e) Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK),
f) İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı,
g) Akabe Vakfı,
h) İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUM-DER),
ı) Ehlibeyt Alimleri Derneği (EHLA-DER),
i) Alülbeyt Vakfı,
j) Bab-ı Ali Vakfı,
k) El Mustafa Medresesi,
l) Kudüs Dayanışma Derneği (KUDÜS-DER),
m) Kanal On4’ un,
Hedef alındığı,
Toplam 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesine karar verdikleri, ayrıca 10 tane çeşitli dernek, vakıf ve adresler ile ilgili olarak da kimin hakkında uygulanacağı belirtilmeksizin aynı tedbire başvurdukları, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin tedbire başvurulan kişiler için toplam 1348 kez, teknik araçlarla izleme kararı verilen kişiler ile çeşitli dernek, vakıf ve adresler bakımından da toplam 950 kez uzatma kararı verdikleri, öte yandan iletişim tespiti tedbirine 5 kişi hakkında 5 defa, teknik araçlarla izleme tedbirine de 30 kişi hakkında toplam 63 kez yeniden başvurdukları,
Hedef şahıs olarak A.. B.. (Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri), M.. V.. (Başbakanlık Danışmanı), S.. T.. (Başbakanlık Danışmanı), M.. D.. (Başbakanlık Danışmanı), Ali Sarıkaya (Dışişleri Bakanlığı (hâlen Başbakanlık) Danışmanı), O.. S.. (Dışişleri Bakanlığı (hâlen Başbakanlık) Danışmanı), M.. A.. (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Basın Danışmanı), B.. C.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), Ş.. Ş.. (TBMM Başkanlık Müşaviri), F.. T.. (HAS Parti Genel Başkanı) (hâlen Başbakan Yardımcısı N.. K..’un Danışmanı), M.. K.. (Türkiye Cumhuriyeti Moritanya Büyükelçisi, Eski TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) Başkanı), Erdal Celal Sumaytaoğlu (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı), H.. D.. (Hazine Müsteşarlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdür Yardımcısı), O.. B.. (Gübretaş Genel Müdürü), M.. K.. (Gübretaş Eski Genel Müdürü), Y.. S.. (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Şube Müdürü), B.. S.. (SETA (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Analisti), N.. A.. (SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanı), İ.. E.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), Z.. K.. (TRT Genel Müdür Yardımcısı), N.. G.. (TRT Haber ve Spor Yayınları Daire Başkanı), K.. Ö.. (Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı, Başbakanlık eski Basın Danışmanı), Ö.. E.. (Anadolu Ajansı Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni), F.. S.. (TRT Tahran Temsilcisi), K.. K.. (TRT Arapça Kanal Koordinatörü), M.. E.. (TRT Kahire Temsilcisi), M.. C.. (TCDD Refakat Müfettişi), A.. B.. (Tarım Kredi KooperatifleriAnkara Bölge Müdürü), Z.. K.. (KalkınmaBakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü), Y.. Ç.. (Türkiye Kalkınma Bankasında Uzman), L.. B.. (Halkbank Dış Operasyonlar Müdürü), F.. K.. (22. Dönem AK Parti Ankara Milletvekili), H.. Ç.. (23. Dönem AK Parti Bursa Milletvekili), S.. K.. (23. Dönem AK Parti Muş Milletvekili), M.. G.. (AK Parti Genel Merkez Sosyal Medya Koordinatörü), H.. B.. (Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı), T.. K.. (HAS Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı), Y.. E.. (Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Anadolu Komisyonu Başkanı, SETAV (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Hukuk ve İnsan Hakları Direktörü), E.. B.. (AK Parti Çatalca İlçe Başkan Yardımcısı), H.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi), H.. T.. (SERKA (Serhat Kalkınma Ajansı) Genel Sekreteri, AK Parti Halkla ilişkiler Sorumlusu), T.. S.. (HAS Parti Kurucusu), K.. D.. (AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı), E.. D.. (HAS Parti Genel İdare Kurulu Üyesi), İ.. K.. (Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), H.. M.. (BBC (British Broadcasting) Ortadoğu Temsilcisi), S.. K.. (Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü), Y.. B.. (Sabah Gazetesi Ankara Haber Müdürü), E.. Ö.. (Sancaktar Dergisi Yayıncısı), .... (İHH (İnsani Yardım Vakfı) Başkanı), F.. T.. (Radikal Gazetesi Yazarı), M.. İ.. (İlahiyatçı-Yazar, AKABE Vakfı Kurucusu), H.. A.. (İlahiyatçı-Yazar, EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi), B.. K.. (Yazar), H.. K.. (EHLADER (Ehl-i Beyt Alimler Derneği) Derneği Genel Başkanı), A.. İ.. (Hilal TV Genel Müdürü), H.. Ç.. (Posta Gazetesi Yazarı), F.. O.. (Yazar, İslam Hukukçusu), K.. D.. (Gazeteci, SİSAR (Siyasi, İktisadi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi) Genel Koordinatörü), Eren Erdem (Aydınlık Gazetesi Yazarı), N.. İ.. (Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü), N.. Y.. (İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı), M.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreteri), V.. A.. (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi),..... (İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi), H.. O.. (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı Başkanı), A.. Ç.. (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İİBF Dekan Yardımcısı), Hasan Şabani (İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi), Ali Akbar Waly (Irak Milli Reform Hareketi Türkiye Temsilcisi), S.. A.. (İşadamı, Som Petrol Yönetim Kurulu Başkanı), A.. C.. (ÇABA (Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma Derneği) Derneği Başkanı, Fenerbahçe Kulübü eski Başkanı ......n’ın gelini) gibi bürokrat, politikacı, gazeteci, akademisyen, sivil toplum yöneticisi ve iş insanı konumunda olan ve kamuoyunda tanınan kişilerden oluştuğu, soruşturmanın 3 yıl 7 ay sürmesine rağmen esaslı bir işlem yapılmadığı,
Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. maddesiyle görevlendirilen Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği ve savcılıkların 21.02.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'la kaldırılmasından sonra soruşturmada görevlendirilen Cumhuriyet savcısı tarafından, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile ilişkilendirilerek haklarında iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararı verilen ve içlerinden bir kısmının kamuoyunda tanınan siyasetçi, gazeteci-yazar, akademisyen, iş insanı, üst düzey bürokrat bir kısmının da dernek-vakıflar kanunları hükümleri uyarınca denetime tabi sivil toplum kuruluşları olduğu ve terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin söz konusu olmadığı gerekçesiyle silahlı terör örgütü kurma, örgüte üye olma ve örgüt adına eylem ve faaliyetlerde bulunma iddialarına yönelik delil bulunmadığı kanaatiyle toplam 251 şüpheli hakkında 21.07.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
Dosya kapsamında talep ve kararları bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal etme, TCK'nın 135/1. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, TCK'nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik, TCK'nın 257/1. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından açılan kamu davalarının yapılan yargılamasında Özel Dairece sanıkların atılı suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verildiği, sanıklar A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. S.., S.. D.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin verilen beraat kararları bakımından sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği belirtilerek temyiz talebinde bulunulduğu, katılan C.. C.. vekilince tüm sanıklar hakkında TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve TCK'nın 135/1. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarının isabetli olmadığı belirtilerek eylemlerinin TCK'nın 132. maddesi de gözetilmek suretiyle sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği, gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde “Özel hayatın gizliliği ve korunması” başlığı altında hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır. Şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesinde gizliliğin ihlali, haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesi olarak ifade edilmiştir. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizliliği ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir. Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. 5237 sayılı TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde "Kişisel verilerin kaydedilmesi" başlıklı 135. maddesi ile "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" başlıklı 136. maddesinde tıpkı 135. maddesinde olduğu gibi korunan hukuki değer genel olarak kişilerin özel hayatı ve hayatın gizli alanı, özelde ise kişisel verilerdir. Bu düzenlemeler ile tüm kişisel veriler koruma altına alındığından kişisel verilerin mutlaka gizli olması zorunlu değildir. Gizli olmayan ve herkes tarafından bilinen kişisel veriler de hukuka aykırı eylemlere karşı korunmalıdır. Zira kişisel verilerin korunmasına ilişkin suçlarda korunan hukuki değer "sır" olmayıp verinin ilgilisi olan kişinin kişilik haklarıdır.
Kamuoyunda Selam Tevhid soruşturması olarak bilinen dosyada talepleri bulunan Cumhuriyet savcısı ve kararları bulunan hâkimler hakkında yapılan inceleme ve soruşturmada dosyamız sanıklarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olduklarına ilişkin iz ve emarelerin bulunduğuna yönelik Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığınca gönderilen 28.11.2015 tarih ve 45599763.56586.(12216) 593-363/3966-155653 sayılı ve 30.05.2015 tarih ve 45599763.56586.(12220)480-282/1429-78529 sayılı cevabî yazı (EK:12/655-932) da gözetilerek kamu davası açıldığı ve sanıkların silahlı terör örgütüne üye olma suçunun yanında iletişimin tespiti karar ve talepleri uyarınca atılı suçlar nedeniyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de;
Cezalandırılması talep edilen sanıklar dışında başkaca hâkim ve savcıların da benzer mahiyette kararlarının bulunması, sanıkların kastları şüphe oluşturmakla birlikte cezalandırılmaları için yeterli kanaati oluşturmaması, dinlemelerin bizzat yapılmaması, dosya kapsamında tapelerin bulunmaması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06.04.2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında dinleme işleminin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirilmesi, İstanbul 1 No'lu TMK Hâkimliğinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) alınan imajı üzerinden 25.02.2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında tanzim edilen rapor içeriğine göre TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22.01.2014 tarihinde saat 03.14 itibarıyla ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmaması, sanıkların talep ve karar dışında atılı suçlara ilişkin olarak özellikle suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların kolluk güçlerinin sunduğu maddi delillere istinaden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik takip yapılması yönünde talepte bulunmaları, suç tarihinde hâkim olan ve bu yönde karar veren sanıkların iletişimin tespiti sırasında kimin kim ile konuştuğuna ve hangi konuşmaların TAPE hâline getirildiğine dair bilgilerinin olmaması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde;
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar karşısında sanık S.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden, sanıklar A.. C.., A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. K.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. İ.., M.. B.., M.. Ç.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. I.., R.. E.., S.. S.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.. ve Y.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden verilen beraat kararlarına ilişkin olarak katılan vekilinin temyiz talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan, sanık H.. K.. müdafisi, sanık Ü.. Ç.. müdafisi, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisi ile sanık M.. U..'ın özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma ve suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme suçlarından verilen kararlara ilişkin temyiz taleplerinin reddi ile Özel Dairece verilen beraat kararlarının onanmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Sanıklar hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilen izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi Aytekin Cenikli;
"M.. M.. Başkanı, yasama dokunulmazlığı bulunan milletvekilleri, diplomatik dokunulmazlığı bulunan yabancı misyon şeflerini hiçbir araştırma ve inceleme yapmadan kod isim kullanarak birden çok kez bazen elliyi aşar şekilde yasal dinleme sürelerini de geçirerek uzatma ve dinleme kararı veren sanıklar görevlerini kötüye kullanmışlar ve bu kararları sonucunda dinleme kararı verdikleri kişilerin özel hayatlarına müdahale edildiği gibi kişisel verileride ele geçirildinden sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma ve TCK 134, 135 ve 137 maddelerindeki suçları işledikleri" düşünceleriyle,
Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., H.. Ş.., İ.. I.., F.. U.., K.. K.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.. ve S.. S.. hakkında verilen beraat kararları bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ......;
"2010-2014 yılları arasında sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü adı altında yürütülen ve yüzlerce mağdur ve müşteki ile birlikte kamu kurum ve kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşu konumundaki dernek ve vakıflara ilişkin terörle ilişkilendirilerek soruşturma yapıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1074 (2011/762) sayılı soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmanın, Mavi Marmara Gemisi'nin yola çıkma süreci ile eşzamanlı olarak 12.05.2010 tarihinde başlatıldığı,
Sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılmasına 'Kağıthane Gazze Gönüllüleri Platformu' tarafından, İsrail ablukası altındaki Gazze'ye dikkat çekmek ve Filistin zulmünü kamuoyunun gündemine taşımak maksadıyla 'İstanbul'dan Gazze'ye Kardeşlik Köprüsü' adı altında düzenlenen programda N.. Ş..'in yaptığı, 'Ümmet Bilinci, Kudüs Davası ve Gazze'nin Mesajı' ve İHH'nın Batı Şeria sorumlusu İ.. Ş..'in İsrail tarafından tutuklanması konulu 09.05.2010 tarihli konuşmanın gerekçe gösterildiği,
Temyiz konusuna ilişkin yargılamada özetle; belirtilen soruşturmada talepleri bulunan Cumhuriyet savcıları ve kararları bulunan hakimlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduklarına dair iz ve emarelerin olduğu gerekçeleri ile ana dava dosyasında TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suç, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen siyasal veya askeri casusluk, TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen gizli kalması gereken bilgileri açıklama, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK'nın 204. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçlarından kamu davası açıldığı,
Özel Dairece ana davada tüm sanıklara atılı olan TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Hükümete karşı suç, TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma, TCK'nın 328. maddesinde düzenlenen siyasal veya askeri casusluk suçları dışındaki TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen gizli kalması gereken bilgileri açıklama, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK’nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK'nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma eylemleri hakkında,
‘Görevi Kötüye Kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için sanıklarda Görevi Kötüye Kullanma kastının bulunması gerekir. Sanık savunmaları dikkate alındığında sanıkların görevi kötüye kullanma kastıyla hareket ettikleri ve suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların bu maksatla anılan kararları talep ettikleri suç tarihinde hâkim olan sanıkların da bu maksatla anılan kararları verdiklerine dair kesin, somut ve mahkumiyete yeter delil elde edilmemiştir. Yukarıda isimleri yazılı bir kısım sanıkların FETÖ/PDY terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyet kararı almış olmaları, sanıkların Görevi Kötüye Kullanma suçu açısından bu suçu işleme kastıyla hareket ettikleri veya örgütsel bağlantı ve örgütsel saik ile Görevi kötüye kullandıkları sonucunu doğurmayacağı her suç açısından ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiği’
Yönündeki gerekçe ile beraat kararına hükmolunduğu ve yapılan temyiz incelemesinde de sayın çoğunluk tarafından anılan beraat kararlarının onanmasına karar verildiği anlaşılmış ise de;
Öncelikle sanıkların 3 yıl 7 ay süre ile devam eden soruşturma kapsamında FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olan kolluk amirleri ve memurları ile sivil vatandaşlar ve onlarla işbirliği hâlinde hareket eden sanık hakim ve savcıların yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere birtakım faaliyetlerde bulundukları, bu kapsamda İHH Vakfı üyesi ve gönüllüsü olarak Mavi Marmara gemisiyle Filistin'e yardım götüren gemide yolcu olarak bulunan çok sayıda kişinin terör örgütü üyeliği kapsamında iletişimlerinin tespit edildiği, yine ......nun ifadeleri kurgulanarak H.. F..'ın isminin tutanaklara Emin kod adıyla yazılarak Kudüs Ordusu terör örgütüyle irtibatlandırılmaya çalışıldığı, FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir yayın organlarında yayınlanan yazılarla ve Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Kilis ilinde İHH Vakfı bürosunda yapılan arama sonunda bilgisayarlara el konularak bu bilgisayarlarda 'M.. M..'in İHH üzerinden El-Kaide'ye yardım ettiği' yönünde bilgiler edinildiği iddiasıyla örgüte yandaş medyada haberler yaptırılarak M.. M..'in El-Kaide terör örgütüne yardım ettiği algısının oluşturulmaya çalışıldığı, bunun sonucu şüpheli hakim ve savcıların 239 kişinin iletişiminin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına, 78 kişinin teknik araçlarla izlenmesi ve 10 adet dernek ve vakıfla ilgili teknik takip tedbiri yönünde talepte bulundukları ya da karar verdikleri, bu kişiler arasında yüksek bürokrat ve siyasetçilerin bulunduğu, ve bu siyasetçilerin ve bürokratların iletişimlerinin tespit edildiği, yapılan inceleme sonunda iletişimin tespiti sonucu tape haline getirilen ve ses dosyası olarak saklanan görüşmeler üzerinde yapılan incelemede anılan tarihte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan R.. E..'ın başmüşaviri S.. T.. adına kayıtlı telefonla 26.11.2013 tarihinde Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, 28.11.2013 tarihinde Filistin başbakanı İsmail Haniye, 03.12.2013 tarihinde Filistin Cumhurbaşkanı ..... ile yapmış olduğu ve devlet güvenliği açısından gizli kalması gereken görüşmelerin kayıt altına alındığı, yine başbakan R.. E..'ın başmüşavirleri S.. T.. ve M.. V..'a ait telefon ile 01.12.2013 tarihinde Enerji bakanı T.. Y.., Somali büyükelçisi Kani Torun, Tarım bakanı ....., E.. A.., Maliye bakanı M.. Ş.., Aile bakanı F.. Ş.. ile yapmış olduğu ve devlet politikası açısından önem arz eden birtakım görüşmelerin tespit edilerek kayıt altına alındığı, Yine Ak Parti milletvekili F.. K..'nın kullandığı telefon numaralarının iletişimlerinin tespitine karar verilerek Enerji bakanı T.. Y.. ile 101, M.. M.. müsteşarı H.. F..'la 34 ve özel kalemi E.. Y..'la yapmış olduğu 90 görüşmenin kayıt altına alındığı, Adalet Bakanlığı danışmanı olarak görev yapan A.. B..'nın iletişimin tespitine karar verilerek görevi gereği kullandığı telefon hatları üzerinden yapılan Adalet Bakanı S.. E.., CTE Genel Müdürü ....., HDP milletvekili.....ile yapmış olduğu görüşmelerin tespit edilip tape haline getirildiği, yine polis amir ve memurlarıyla işbirliği halinde olan şüphelilerin Akil Adamlar Marmara Heyeti başkan vekili M.. M......., Güneydoğu Anadolu Komisyon başkanı Y.. E..'nun iletişimlerinin tespit edilip kayda aldıkları, İran Devletinin İstanbul Başkonsolosluğunda görevli diplomatlar.......'nın diplomatik dokunulmazlıkları olmasına rağmen yasal prosedüre aykırı olarak soruşturmaya dahil edilip iletişimlerinin tespitine karar verdikleri, Türkiye ile İran arasında ticaret yapan H.. Ş.., T.. S.., S.. A.. gibi pek çok iş adamıyla bu ticareti kurumsal olarak yürüten Halkbank yönetim kurulu başkanı M.. Ö.., genel müdür S.. A.., dış operasyonlar daire başkanı L.. B.. gibi pek çok banka çalışanını Kudüs Ordusu terör örgütüyle irtibatlandırarak Türkiye ile İran arasındaki ticareti 17 Aralık soruşturmasıyla ilişkilendirmek için delil üretme kapsamında sahte gizli tanık ......'ın ifadesine eklemeler yapıldığı, böylece Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) terör örgütü kurdukları ve örgüt adına faaliyette bulundukları bahanesiyle başlatılan soruşturmada toplanan deliller itibarıyla yasal şartları bulunmadığı halde toplumun farklı kesimlerinde yer alan ve yukarıda isimleri ve makamları anlatılan çok sayıda ve önemli görevlerde bulunan kişilerin Selam Tevhid (Kudüs Ordusu) terör örgütüyle ilişkilendirilerek doğrudan hedef şahıs yapılıp iletişimlerinin tespit edildiği, bu kişilerin doğrudan hedef şahıs yapılmaları dikkate alındığında gerektiğinde bu telefonlarla görüşme yapan başbakan ve bakanların iletişimlerinin tespitinin hedeflendiği kabulünde zorunluk bulunduğu, nitekim bu doğrultuda başbakan ve çok sayıda bakanın iletişimlerinin tespit edilip kayıt altına alındığı, bu görüşmelerin bir kısmının devlet yönetimi ve hükumet politikaları açısından önem arz ettiği, 2010/1074 sayılı soruşturmanın 2010 yılında, 2011/762 sayılı soruşturmanın ise 2011 yılında başlatılmasına karşılık bazı kişilerin eski yılları karşılayacak şekilde HTS kayıtlarının istenildiği,talep yazılarında yasal bir gerekçe gösterilmediği, dinleme kararlarının verilmesinde yasal mevzuata uyulmadığı,
Bu anlatımlar ışığında sanıklar hakkında görevi kötüye kullanma suçunun yanında TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal, TCK'nın 135. maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, TCK'nın 271. maddesinde düzenlenen suç uydurma, TCK'nın 281. maddesinde düzenlenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından kamu davası açılmış ise de;
Sanıkların vermiş oldukları kararlar ve talepleri tek tek incelenerek usul ve yasaya aykırı olan kararların ayrılması, vermiş oldukları kararların sayıları, sanıkların örgütle bulunan organik bağları açısından bir değerlendirme yapılması gerekirken bu eksiklikler tamamlanmadan Özel Dairece sanıklar hakkında beraat kararları verildiği görülmüştür.
765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve Kanun'un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde hüküm altına alınmıştır.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; ‘İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.’ şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde ‘non bis in idem’ kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, Erime Sistemi’ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Bu bağlamda, ‘Tek fiil’ veya ‘Bir fiil’den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu herhâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki ‘Tek bir fiil' i oluşturmaktadır.
Kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir.
Bu nedenle sanıklar hakkında TCK’nın 44.maddesi gözetilmeksizin ayrı ayrı hükümler kurulması hukuka aykırıdır.
Sanıkların eylemlerinin vasıflandırılması ve eksik araştırma sonucu hüküm kurulması yönünden yapılan değerlendirmede ise;
5237 sayılı TCK'nın 257. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen 'görevi kötüye kullanma' suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu davranışı nedeniyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına sebebiyet verilmesi ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacaktır.Bu suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yeterli olmamakta, norma aykırı hareketin yanında, bu davranış nedeniyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması da gerekmektedir. Yine belirtmek gerekir ki, tali norm olan TCK.nın 257 maddesinin uygulabilmesi için fiilin başka bir suç teşkil etmemesi gerekir.
Öte yandan;5237 sayılı TCK 132/1 maddesinde düzenlenen kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu ile kanun koyucu,haberleşmenin başkalarının denetimi ve gözetiminden uzak bir şekilde yapılması hakkını koruyarak,başkalarının haberleşmenin gizliliğine saygı duymasını temin etmeyi amaçlamıştır.Bu hak hem Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin 8. maddesi hem de Anayasanın 23. maddesi ile de güvence altına alınmıştır.
Yine TCK.nın 137/1-a maddesine göre,haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçu kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işlenirse,burada görünüşte bir özgü suç olduğundan, suçun nitelikli hali söz konusu olacaktır.
Bununla birlikle, bu nitelikli halin uygulanabilmesi için failin yalnızca kamu görevlisi olması yeterli değildir (Yaşar, Gökcan ve Artuç. 2014). Bu fiili kamu görevinin vermiş olduğu yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirmiş olması gerekir. Eğer kamu görevlisinin yetkilerini kötüye kullanması kapsamında değilse söz konusu nitelikli hal uygulanmayacaktır.
Burada belirlenen görevinin vermiş olduğu yetkiyi kötüye kullanma ibaresi, TCK md.257'de düzenlenen görevi kötüye kullanma suçun özel bir görünümü olarak kabul edilmelidir (Korkmaz, 2019), Bu açıdan burada da tıpkı görevi kötüye kullanma suçunda olduğu gibi, görevin gereklerine aykırılık arandığı için bu fiilleri gerçekleştirirken kamu görevlisinin bu konuda bir yetkisinin de bulunması gerekir. Eğer bu ihlal fiili, kamu görevlisinin görev ve yetki alanına girmiyor ise bu nitelikli halin uygulanması mümkün olmaz.
TCK'nın 257.maddesi tali norm niteliğinde olduğundan, bu maddenin uygulanabilmesi için söz konusu fiilin başka bir suç teşkil etmemesi gerektiğini belirtmiştik. Bu nedenle kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle haberleşme gizliliğinin ihlali ve bu içeriklerin kaydı durumunda fiillere 5237 sayılı TCK md. 132/1 ve 137/1-a tatbik edileceğinden faillere ayrıca 5237 sayılı TCK md.257'den ceza verilmemelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları haklarında hüküm verilerek kabul edilen sanıklar bakımından örneğin; sanık B.. K..’ınE.. B.. hakkındaki önceki uzatma kararının 08.03.2012 tarihli ve 2012/881 sayılı kararla 1 hafta için verilmesine rağmen bu sürenin 15.03.2012 tarihinde dolduğu dikkatten kaçırılarak, araya 19 günlük kesintinin girmesini müteakip ikinci kez uzatma kararı verdiği, sanık F.. U..’nun; tedbir kararının süresinin 12.09.2011 tarihinde bitmesine ve 13.09.2011 tarihinden itibaren uzatma kararının alınması gerektiği hâlde, kesintisizlik ilkesi göz ardı edilerek ve 1 günlük gecikmeyle 14.09.2011 tarihinde uzatma kararı verdiği, sanık H.. Ş..’in; S.. Ç.. hakkındaki teknik araçla izleme tedbirine ait ilk uzatmanın, 14.09.2011 tarih ve 2011/2977 teknik takip sayılı kararla 4 hafta için alınmasına ve 12.10.2011 tarihinde sürenin sona ermesine rağmen 11.11.2011 tarihinde 2. kez uzatma kararı talebinde bulunduğu ayrıca bir kısım sanıkların uluslararası düzenlemelere aykırı davranarak diplomatların dahi dinlenmesine şeklinde talepte bulundukları ve kararlar alındığı, yine usul ve yasaya aykırı olarak teknik araçlarla izleme kararları verildiği ve benzer pek çok örnek olduğu dosya kapsamından anlaşıldığından, örgüt üyesi olan sanıkların vermiş oldukları kararlar ve talepleri tek tek incelenerek usul ve yasaya aykırı olan kararların ayrılması ve buna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken anılan hususlar gözönüne alınmadan eksik araştırma ile hükümler kurulmuştur.
TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğu kabul edilmiştir. Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama da söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlandığı ve özellikle bu maddede düzenlenen suçun genel kastla işlenen bir suç olması nedeniyle, suçun oluşumu için saik aranmayacağı izahtan varestedir.
Sanıkların 3 yıl 7 ay süre ile yapılan soruşturmada suç soruşturması kastının aksine iddianame ve gerekçeli kararda da ifade edildiği üzere bilgi sağlamak amacıyla hareket ettiklerinin sabit olduğu ve sanıkların örgütle bulunan organik bağları dikkate alınarak sanıkların fiilleri hakkında ek savunma hakkı verildikten sonra kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle haberleşme gizliliğinin ihlali suçundan dolayı bir değerlendirilme yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik araştırma ve yetersiz gerekçeler ile sanıklar hakkında Özel Dairece ayrı ayrı beraat kararları verilmesi ve sayın çoğunluğun bu beraat kararlarını onama düşüncesine katılmamaktayım." düşünceleriyle,
Sanıklar M.. E.., Y.. K.., R.. I.., O.. K.., M.. Ç.., M.. İ.., A.. C.., H.. K.., A.. B.., A.. Ö.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilen izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar B.. B.. ve B.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilen izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar A.. Ç.., D.. G.., H.. Ş.., İ.. I.., F.. U.., K.. K.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K.. ve S.. S.. hakkında verilen beraat kararları bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar, A.. Ö.., A.. B.., M.. E.. ve O.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
D) Sanık A.. Ç.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18936 soruşturma, 2017/5400 esas ve 2017/4165 iddianame numarasıyla açılan ve Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/163 esasına kayıtlı olarak görülürken bu dosya ile birleştirilen resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararında belirlenen ceza miktarına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talepleri ile sanık müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler ve birleşen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/9 esas sayılı dosyasında sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak sanık A.. Ç.. ve müdafisinin temyizine ilişkin yapılan incelemede;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının açmış olduğu kamu davasında sanık A.. Ç..'in Bakırköy ilçesi, Cevizlik Mahallesi, Fahri Korutürk Caddesi üzerinde yakalandığı esnada üzerinde ele geçirilen Karaman ili, Merkez Kılbasan Kasabası nüfusuna kayıtlı .....adına düzenlenmiş "S09-871316" seri nolu nüfus cüzdanının incelenmesinde basımı, desenlerdeki detay ve ultraviyole ışık altındaki görünümü yönünden sahte olarak düzenlendiği, yapılan sahteciliğin ilk nazarda ve kolaylıkla fark edilebilecek nitelikte olmaması nedeniyle iğfal kabiliyetinin olduğu belirtilerek resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep ediliği ve yargılama sırasında Özel Dairece verilen muvafakat üzerine ana dava dosyası ile birleştirildiği,
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/9 esas sayılı dosyasında; katılan H.. A..'nın, .... ve..... hakkında iletişimini izinsiz şekilde dinleyip kaydettikleri ve bu şekilde görevi kötüye kullandıkları iddiasıyla vermiş olduğu şikâyet dilekçesi üzerine yapılan soruşturma sonunda verilen 01.11.2011 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmesi üzerine, Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesince kamu davası açılması için söz konusu kararın kaldırıldığı, kendisine tevzi edilen soruşturma dosyasında sanık A.. Ç..'in bir süre sonra yeniden kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği, bu kararın da itiraz üzerine Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince 16.11.2013 tarihinde "Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararında işin yargılamayı gerektirdiğinin belirtilmesi ve kararın kesin olması karşısında kamu davası açmak yerine yeniden kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle kaldırılması üzerine sanığın karar gereğini yerine getirmeyerek Adalet Bakanlığına kanun yararına bozma yoluna gidilmesi için başvurduğu, böylece görevini kötüye kullandığı iddiasıyla TCK'nın 257/1 ve 53. maddeleri uyarınca Yargıtay görevli ve yetkili ceza dairesinde yargılanmasına ve dosyanın ana dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,
Soruşturma aşamasında İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarının 19.02.2017 tarihli ve 17-1759 belge sayılı raporunda özetle; sanık A.. Ç..'in üzerinde ele geçirilen ...... adına düzenlenmiş olan "SO9-871316" seri nolu nüfus cüzdanının incelenmesinde basımı, desenlerdeki detay ve ultraviyole ışık altında görünümü yönünden sahte olarak düzenlendiğinin ve yapılan sahteciliğin ilk nazarda fark edilemeyecek nitelikte olması nedeniyle iğfal kabiliyetini haiz olduğunun belirtildiği, sanığın rapora itiraz etmediği gibi sahte olarak düzenlenen kimliğin yargılama sırasında Özel Dairece de incelendiği ve ilk bakışta sahteliğinin fark edilemediği, bu nedenle iğfal kabiliyetinin bulunduğu,
Sanık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasına karar veren Bakırköy 9 ve 6. Ağır Ceza Mahkemelerinin kararlarında açıkça söz konusu şikâyet üzerine yargılama yapılmak üzere kamu davası açılmasının gerektiği belirtilmesine ve bu kararların CMK'nın 173/4. maddesi uyarınca kesin olmasına rağmen sanığın bu kararların gereğini yerine getirmediği anlaşılmakla;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararında belirlenen ceza miktarına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talepleri her iki suç bakımından verilen mahkûmiyet kararına ilişkin sanık A.. Ç.. ve müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden Özel Dairece verilen kararın resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin oy çokluğu, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin ise oy birliği ile onanmasına karar verilmiştir.
Resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararında belirtilen ceza miktarı bakımından sanığın teşdiden cezalandırılması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
E) Sanık S.. S.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla; Oslo görüşmeleri basına sızdırılarak devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama, soruşturmanın gizliliğini ihlal etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 3713 sayılı Kanun'un 6/1. maddesine muhalefet etme ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı beraatine dair verilen kararlara ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2019/7 esas sayılı dosyasında, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2018 tarihli iddianamesi üzerine Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile; Oslo görüşmelerini basına sızdırma ve M.. M.. görevlisi M.Ö'nün hürriyetini tahdit nedeniyle üzerine atılı suçlardan sanığın cezalandırılması için kamu davası açılmışsa da sanığın, 25.01.2011 tarihinden itibaren sahtecilik ve dolandırıcılık bürosunda görevlendirildiği ve Cumhuriyet savcısı....ın evraklarını devraldığı, 14.04.2011 tarihli iş bölümünde sahtecilik bürosundaki görevlendirmesine devam ettiği, 25.11.2011 tarihinden itibaren CMK'nın (mülga) 250. maddesiyle görevli Cumhuriyet savcısı olarak çalışmaya başladığı, 02.07.2012 tarihinde ise CMK'nın (mülga) 250. maddesinde düzenlenen yetkisinin kalktığı, 01.01.2012 ve 15.05.2012 tarihleri arasında yurt dışı istinabe işleriyle ve Cumhuriyet savcısı S.. D..'ın yedeği olarak görevlendirildiği, M.. M.. Müsteşarlığı adına çalışan M.Ö hakkındaki soruşturmayı Cumhuriyet savcısı .....'ın yürüttüğü, gözaltı emrini ......'ın verdiği ve M.Ö'yü 20.12.2011 tarihinde gözaltına aldırarak evinin aranmasını sağladığı, M.Ö'nün PKK ile işbirliği yaptığı iddiası ile sorgulandığı, bu sırada sanık....in dosyanın diğer bir kısım sanıklarının savunmasını aldığı, M.Ö'nün müdafisi olan Av. ÜM.. M.. ... beyanına göre de sanık.....ın kendisine vermek istediği ifade suretini almadığı, bunun üzerine sanık ....'in bu sureti çekmeceye koyduğu, M.. M.. Müsteşarlığının girişimleri sonucunda 23.12.2011 tarihinde M.Ö'nün serbest bırakıldığı, UYAP üzerinden yapılan incelemeye göre dosyayı sanık .....'den başka inceleyen kimsenin bulunmadığı belirlendiğinden, sanık hakkında atılı suçlardan verilen beraat kararlarının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin reddine ve verilen kararların ONANMASINA oy birliği ile karar verilmiştir.
F) Sanık S.. K.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 260-212 son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin sanık ve müdafisinin temyiz taleplerine ilişkin yapılan incelemede;
Sanık S.. K..'ün, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine tamamı 55 klasörden oluşan ve fezlekesi 1005 sayfa olan soruşturma evrakını incelemeden UYAP kayıtlarına göre evrakı açma ile kararı yazıp onaylaması arasında 24 dakikanın olduğu, şüpheli olduğu ileri sürülen kişilerin suçtan elde ettiği iddia edilen mal varlıklarına el konulmasına karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken tüm mal varlıklarına el koyduğu, ayrıca şirket ortağı olan gerçek şahısların eylemlerinden dolayı "Zirve Holding A.Ş." ve "Bosphorus 360 Ltd. Şti."ndeki hisselerine el konulması gerekirken şirketin tüm ortaklarının hisselerine ve mal varlıklarına tedbir koyduğu, böylece görevinin gereklerine aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine neden olduğu somut olayda;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı anlaşılmakla; sanık ve müdafisinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden Özel Dairece verilen mahkûmiyet kararının oy birliği ile ONANMASINA karar verilmiştir.
G) Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarına ilişkin yapılan incelemede;
Yukarıda isimleri belirtilen sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarında belirlenen ceza miktarları bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıklar aleyhine temyiz talebinde bulunulduğu,
Sanık A.. Ç.. hakkında beyanda bulunan tanık M.. G..'un sanık A.. Ç..'in de Adalet Müfettişi olduğunu ve ailecek görüştüklerini, örgüte mensup olanların çalıştıkları birime göre Yargıtay, Teftiş, Bakanlık gibi gruplar oluşturduğunu, bir gruptakinin diğer grup içinde olan örgüt mensubunu tanımayabileceğini, ancak aynı grupta olanların birbirlerini tanıyacağını, kendisinin 2005-2011 yılları arasında Teftiş Kurulunda çalıştığını, birlikte 4-5 aylık Bursa denetimi yaptıklarını, bu süre içinde sanığın örgüte mensup olduğunu net bir şekilde öğrendiğini ve bildiğini, sanıkla aynı sohbet grubunda yer almadıklarını ancak hemşehri olmaları ve teftişte görev yapmaları nedeniyle ailecek görüştüklerini beyan ettiği, tanık olarak dinlenen O.. A..'ın Antalya Cumhuriyet Başsavcılığında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebi ile vermiş olduğu 24.10.2016 tarihli ifadesinde; sanık A.. Ç..'in 2014 HSYK seçimlerinde kendisinden cemaatçi adaylar için oy istediğini söylemiş ise de yargılamada alınan yeminli beyanında sanık Adnan'ın kendisini aramadığını, ancak başka bir hâkim ya da savcıdan "A.. Ç.. de beni aradı." şeklinde sözler duymuş olabileceğini söylediği, etkin pişmanlıkta bulunan M.. H.. ise beyanında; sanığın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğuna dair görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını, ancak İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde çalışırken burada çalışan diğer cemaatçi hâkim ve savcılardan sanığın cemaatçi olduğunu duyduğunu, aslında bu hususu tanık D.. G..'nun da bilmesi gerektiğini, çünkü teftiştekilerin genelde birbirlerini tanıdığını, ....'nin niçin o şekilde beyanda bulunduğunu bilmediğini belirttiği, sanık A.. Ç..'in İstanbul Cumhuriyet savcısı olarak görev yaparken örgütün üst düzey elemanlarından olan İstanbul İstihbarattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı .... ve İstihbarat Şube Başkanı .... hakkında kendisinden önce verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararın, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince eylemin yargılamayı gerektirdiği belirtilerek kamu davası açılması için kaldırılmasına rağmen dosyayı 1 yıl kadar oyalayıp yeniden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiği,
Sanık B.. B..'in; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ByLock kullandığı, kullanıcı ID'sinin "91562", kullanıcı adının "erdal008", şifresinin "yusufeli.73", ilk tespit tarihinin 16.09.2014 olduğu, ayrıca tanık S.. S.. ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık B.. K..'ın; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; "0530 ... 44 63" nolu hat üzerinden "194322" ID numarası ile ByLock kullandığı, kullanıcı adının "bora5555" olduğu, sanığı ekleyen 11 kişinin sanığa herhangi bir isim vermedikleri, tespit edilen yazışma içeriklerinden ByLock'un sanık tarafından kullanıldığının anlaşıldığı, Selam Tevhid soruşturması nedeniyle açığa alınan 49 eski hâkim ve savcının kurduğu "49'lar platformu"ndan ve Selam Tevhid soruşturmasından bahsedildiği, sanığın aynı dosya sanığı Mehmet Karababa ile 04.09.2015 tarihinde yapmış olduğu yazışmada; örgütsel toplantı yapılacağından bahsedip toplantı adresini istediği, ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık M.. H..'nin sanığın örgütle ilişkili olduğunu ifade ettiği,
Sanık F.. U..'nun; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ID numarasının "183746", kullanıcı adının "ank664ara" olduğu, sanığı ByLock sistemine ekleyen kişilerin "....a şeklinde isimler verdiği, BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta, sanığın ByLock serveriyle 654 kez bağlantı kurduğu ve böylece ByLock'un sanık tarafından kullanıldığının anlaşıldığı, ayrıca tanıklar...... ve A.. Ş.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık H.. Ş.. hakkında beyanda bulunan tanık A.. Ş..'in kendisinin daha önce cemaat olarak bildiği örgüt içinde yer aldığını, ancak daha sonra 2011 yılında gerçek yüzünü görerek örgütten ayrıldığını, sanıkla birlikte 1986 - 1989 yılları arasında örgüte ait Bursa ilinde Nilüfer Kolejinde birlikte okuduklarını, liseden sonra kendisinin 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini, sanığın ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığını, kendisinin örgütten ayrıldığı 2011 yılına kadar sadece birkaç kez telefonla görüştüklerini, hiç yüz yüze görüşmediklerini, sanığın örgütten ayrılıp ayrılmadığı konusunda bir bilgisi olmadığını, okudukları lisenin cemaate ait olduğunu ve burada cemaat sohbetleri yapıldığını, sanık ile birlikte bu sohbetlere birlikte katıldıklarını, okulda yatılı kaldıklarını, bu sırada belletmenlerin sohbet yapıp kitap okuduklarını ve cemaat propagandası yaptıklarını, Fetullah Gülen'in kasetlerinin dinlendiğini, sosyal medyadan takip ettiği kadarıyla o zamanki okul arkadaşlarının cemaat içinde kalmaya devam ettiğini, öğrenci iken yaz kampları yapıldığını ve bu kamplara gitmenin mecburi olduğunu tanık H.. P..'ın aşamalarda, kendisinin önceleri cemaat olarak tabir edilen FETÖ/PDY terör örgütü içinde yer aldığını ve örgütteki tabirle Marmara Bölgesi imamlığı görevini Selim kod adlı ..... ile birlikte yaptıklarını, sanık H.. Ş..'in üniversitede okurken .....'ya bağlı olan semt imamlarından biri olduğunu, haftalık veya aylık olarak semt imamlarına yönelik yetiştirme ve bilinçlendirme programları yapıldığını, sanığın da düzenli olarak bu programlara katıldığını, o dönem yakın bir teşriki mesaileri olduğunu, 1993-1994 yıllarından sonra sanıkla görüşmediği için sanığın ne yaptığını bilmediğini; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, kendisinin 2002-2004 yılları arasında Erzurum ili, Karaçoban ilçesinde hâkimlik yaptığını, bu sırada ilçede yeterli kişi bulunmadığı için civar ilçelerde görev yapan örgüt üyesi hâkim ve savcılarla sohbet toplantıları gerçekleştirdiklerini, sanık H.. Ş..'in de Erzurum ili, Köprüköy ilçesinde hâkimlik yaptığını, 2 yıl içinde birkaç defa bir araya gelerek sohbet toplantılarına katıldıklarını beyan ettikleri ayrıca sanığın 30.03.2018 tarihinde gaybubet olarak tabir edilen örgüte ait evde İlhan Samast adına düzenlenmiş olan nüfus cüzdanı ile yakalandığı,
Sanık İ.. I.. hakkında beyanda bulunan tanık M.. G..'un aşamalarda; Marmaris, Dalaman, Kuşadası ve Ortaca'da görev yapan cemaat mensubu hâkim ve savcıların belirli aralıklarla sohbet toplantıları yaptığını, Marmaris'te ......'la birlikte çalıştıklarını, o dönem Köyceğiz Cumhuriyet savcısı olan ......ile sanık İ.. I..'ı bu sohbet toplantılarından tanıdığını; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık M.. H..'nin Beşiktaş Adliyesinde çalıştığı dönemde cemaatçi olan diğer hâkim ve savcılardan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak çalışan .....'den sanığın cemaatçi olduğunu duyduğunu, yaşının ilerlemiş olmasının ve kabiliyetinin sıradan olmasının cemaatten olmasına engel olmadığını, KCK yargılamalarına duruşma savcısı olarak katıldığını; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, sanığı tanımadığını belirtmekle, 19.03.2018 tarihli celsedeki beyanında sonradan düşününce dosyamız sanığı M.. Ö..'in, sanık İ.. I..'ın önceleri cemaat mensubu iken sonradan ayrıldığını söylediğini hatırladığını beyan ettikleri,
Sanık K.. K..'nun; Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ByLock kullandığı, ID numarasının "463530", kullanıcı adının "kemal3452", şifrenin "kemal1234567890" olduğu, sanığı ByLock listesine ekleyen bazı kimselerin "Kazım ve Kazım Bey" olarak kaydettiği, çözülebilen ByLock mesajları incelendiğinde; Selam Tevhid soruşturması sırasında nasıl hareket edileceğine dair yol haritası çıkarmaya çalıştıklarına dair konuşmaların yer aldığı, ayrıca tanıklar....ve M.. G.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık M.. U..'ın; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün şifreli haberleşme olan ByLock iletişim sistemine dahil olduğuna ilişin BTK'dan gelen yazıya göre 1254 kez CGNAT kaydının bulunduğu ancak tespit ve değerlendirme tutanağının olmadığı, ayrıca tanıklar H.. P.., B.. Ü..cü ve ..ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları, sanığın gaybubet olarak tabir edilen örgüte ait evde yakalandığı,
Sanık M.. U.. hakkında beyanda bulunan tanık B.. B..'un, Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan beyanında; kendisinin cemaat mensubu olduğunu ve Ordu Cumhuriyet savcısı olarak kura çektiğini, burada ..... isimli şahsın Karadeniz Bölgesindeki "Taşra 3"ün bölge abisi olduğunu öğrendiğini, bu şahıs askere gidince "Taşra 3"ün bölge abliğini kendisinin yaptığını, bu yüzden bu bölgede görev yapan cemaat mensubu hâkim ve savcıları tanıdığını belirterek Trabzon İdare Mahkemesi Başkanı...ın ve eşi olan hâkimin FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğunu belirtmiş, sanığın ismini.... olarak yanlış bildirmiş ise de...ın sanık .....'nin eşi olması nedeniyle sanığı kastettiğinin anlaşıldığı; tanık ...'ın, eşinin anlatmasından dolayı Selam Tevhid dosyasında görev alan ve Trabzon'da lojman komşuları olan M.. U.. ve eşi...ın cemaat mensubu olduğunu belirtmiş ise de yargılama aşamasında alınan beyanında önceki beyanını tahmin üzerine verdiğini ve sanığın örgüt üyesi olduğuna dair somut ve kesin bir bilgisinin olmadığını beyan ettikleri, başkasına ait ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve bu tutanaktaki yazışmalarda, Gaziantep bölge imamı olduğu anlaşılan ve Burak kod adını kullanan ...'ün "201087" ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında; "439230" ID kullanan ve örgüt üyesi olan .....le yine Gaziantep Bölgesinde sivil imam olan "481727" ID'yi kullanan "Emin" kod isimli şahısla sanık M.. U..'a gaybubet evi ayarlamak için yoğun yazışmalarının olduğu, ardından "413092" ID numarasını kullanan ve yine FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olup önceleri Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı olan ve daha sonra Elazığ Hâkimliğine atanan M.. A.. ile yapmış olduğu 16.01.2016 tarihinde saat 22.17'deki yazışmada; dosyamız sanığı N.. C..'a gaybubet evinde eşlik edecek kişi olarak "Trabzon'daki menekşe hanım olabilir. onunla irtibat kurup çözümlesek iyi olacak" şeklinde mesaj yazdığı ve 19.01.2016 tarihinde saat 19.12'de de M.. A..'ın ByLock üzerinden sanık N.. C..'ın eşi olan .....'ın, .....'a hitaben "abi ben hasan, hanımın yanına arkadaş bulma durumu nasıl oldu, bir gelişme var mı, ben günlük gelip gidiyorum, hafta sonuna kadar bu şekilde devam edebiliriz, ben hanımı cuma günü eve getirsem tekrar pazar akşamı götürsem nasıl olur, menekşe hanımdan bir haber var mı" şeklinde mesaj attığı, .....'ın da 19.01.2016 tarihinde saat 20.25'te M.. A.. tarafından kullanılan ByLock'a "sa abi, bilgiyi bekliyoruz, menekşe hanım konusu ve gidip gelme meselelerinini şemsi abiye soruyorum ben de" şeklinde mesaj attığı, FETÖ/PDY terör örgütünün kendisi için önemli olan sanık N.. C..'ın yakalanmaması için onu gaybubet evine yerleştirmeye çalıştığı, onun yalnız kalmaması için yanına güvenilir birini aradıkları ve sanık M.. U..'ı yerleştirmeye karar verdikleri, ayrıca sanığın gaybubet olarak tabir edilen örgüte ait evde yakalandığı,
Sanık M.. İ..'in; ByLock iletişim sistemini kullandığına dair bilginin olduğu, ancak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının bulunmadığı, tanık Y.. V..'ın aşamalarda, 2008 yılında Kars hâkimliğine atandığında Erzurum hâkimi olarak çalışan sanıkla katıldığı bir yemekte tanıştığını, sanığın ve .... isimli hâkimin kendisine cemaat mensubu olduklarını, Kur'an ve cevşen okumasını ve bunun çetelesini tutmasını belirtip, ayrıca sanık ...in kendisinden maaşının yüzde onunu himmet parası olarak vermesini istediğini, bunu kabul etmediğini, bu yüzden kendisine soğuk davrandıklarını, Kars'ta çalıştığı 2 buçuk 3 yıllık süre içerisinde belli periyotlarla Erzurum'da sohbet toplantılarına katıldığını; tanık S.. S..'ın aşamalarda, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğunu, Erzurum'da İnfaz Koruma Memurları Eğitim Merkezi başkanı olarak çalıştığı sırada Erzurum hâkimi olan sanık ...ile sohbet toplantılarında bir araya geldiklerini, bu toplantılarda himmet parası toplandığını ve himmeti sanık....e verdiğini; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık M.. H..'nin sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık N.. C..'ın; BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta ByLock iletişim sistemine 360 kez bağlandığına ilişkin CGNAT kaydı olduğu, ancak ID numarasının tespit edilememesi nedeniyle ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının düzenlenemediği, sanık Nalan'ın babası ...... adına kayıtlı olan "0545 ... 01 24" nolu hat ile ByLock kullanıldığının anlaşılması üzerine .... hakkında soruşturma açıldığı ve savunmasında, bu hattı damadı olan .......'a verdiğini söylediği, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları, sanık M.. U..'a ilişkin kısa açıklamalarda da bahsedildiği üzere Gaziantep bölge imamı olan "Emin" isimli şahsın "481727" ID numaralı ByLock hattı üzerinden, "85090" numaralı ID'yi kullanan ve açık kimliği tespit edilemeyen şahısla "439230" ID numaralı ByLock hattını kullanan ve FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu bilinen .....'in "201087" nolu ID'yi kullanan yine Gaziantep Bölge imamı ... ve "413092" ID numarası kullanan M.. A.. arasında sanık N.. C..'ın adı ve soyadı yazılmak suretiyle güvenli bir gaybubet evine yerleştirilmesi konusunda 2015 Aralık ve 2016 Ocak aylarında yoğun yazışmalar yaptıkları ve ayrıca bu gaybubet evinde sanığa arkadaşlık edecek güvenilir bir örgüt mensubu ayarlamaya çalıştıkları,
Sanık R.. E..'ın; ByLock iletişim sistemini kullandığına dair BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta sanığın 124 kez bağlandığına ilişkin CGNAT kaydının bulunduğu, ancak ID numarasının tespit edilememesi nedeniyle sanık hakkında tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenemediği, dosya sanığı B.. K..'ın ByLock üzerinden yine dosyamız sanığı ...... ile yazışırken sanıktan "abi" diye bahsettiği, etkin pişmanlıkta bulunan K.. T..'un Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında müdafisi huzurunda 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesinde olayın sıcağı sıcağına vermiş olduğu beyanında sanığın da cemaat üyesi olduğunu ve birlikte dönem pikniğine katıldıklarını beyan ederken, yargılamada tanık olarak alınan beyanında ise sanığın cemaatçi olduğunu duyduğunu söylediği, sanığın örgütün önem verdiği kumpas davalarında görev yaptığı,
Sanık S.. S..'nın Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre; ByLock kullandığı ID'sinin "138224", şifresinin "39813.ss", kullanıcı adının "iso75" olduğu, ayrıca tanıklar A.. Ş.. ve M.. G.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanık D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları, yakalandığında ise sayfaları sökülmüş pasaportun ele geçirildiği,
Sanık S.. D..'ın Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre ByLock kullandığı "0505 ... 24 83" numaralı cep telefonu hattı üzerinden ByLock ağına katıldığı, ID numarasının "205914", kullanıcı adının"betülzeynep0648" olduğu, ayrıca tanık ....in, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanda bulunduğu,
Sanık S.. K..'ün Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığınca düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre ByLock kullanıcısı olduğu, "201871" ID numarasını kullandığı, sanığı ByLock listesine ekleyen "206161" ID numarayı kullanan Hakan Ünlü, "15770"9 ID numarayı kullanan "Harun" kod adlı kişi, "83773" ID numarayı kullanan dosya sanığı .....'nın ByLock listelerine "slymnkrçl" şeklinde kaydettikleri, sanıktan elde edilen harici harddiske zarar verildiğinin görülmesi üzerine içindeki bilgilerin elde edilebilmesi için Emniyet Genel Müdürlüğü Veri Kurtarma Büro Amirliğine gönderilmesi sonucu düzenlenen 08.03.2018 tarihli raporda Samsung Marka "320gb" harici harddiskin veri okuma ve yazma kafasının sert bir cisimle vurularak kırıldığının belirtildiği, ayrıca tanıklar.....'in, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık Ü.. Ç..'ın; BTK'ya yazılan müzekkereye verilen cevapta ByLock iletişim sistemine 189 kez bağlandığına ilişkin CGNAT kaydının bulunduğu, ancak ID numarasının tespit edilememesi nedeniyle ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenemediği, tanık S.. A.. ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Sanık V.. D.. hakkında beyanda bulunan tanık S.. S..'ın aşamalarda FETÖ/PDY terör örgütüne mensup olduğunu, 2014 yılında Hopa hâkimliğine atandığında burada yapıya mensup olan V.. D.. ve .... isimli hâkimlerin olduğunu, kendisi ile Hopa'da çalışırken örgüt bağlamında 2 veya 3 defa görüştüklerini, aralarının iyi olmadığını, 2007'den sonra ise sanığı hiç görmediğini belirtmiş, soru üzerine de; görüşmelerinin dışarıdan gelen..... isimli kişinin sohbet yapması ile yapıya ait kitaplar ve risale okumak şeklinde olduğunu, Cumhuriyet savcılığında sohbet yaptıklarından bahsetmediğinin hatırlatılıp sorulması üzerine, her iki ifadesinin de doğru olduğunu, ilk ifadesinin cezaevi koşullarında 4-5 saatlik sürede alındığını, herkes ile ilgili detaylı bilgi vermesinin mümkün olmadığını; tanık B.. Ü..cü'nün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/47856 soruşturma sayılı dosyasında 12.04.2017 tarihinde alınan beyanında, Polis Akademisine devam ederken bir taraftan da Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt yaptırdığını, 1. sınıftayken bir sınav için Konya'ya gittiğinde sınav çıkışında aynı sınıfta öğrenci olan S.. M.. ve V.. D.. ile karşılaştıklarını ve ders notları hakkında konuştuklarını, bu kişilerin ders notlarının evde olduğunu, eve gelirse verebileceklerini söylemeleri üzerine birlikte kaldıkları eve gittiklerini, sanıkların elinde Zaman Gazetesi, evlerinde de Risalei Nur ve Fetullah Gülen kitaplarının bulunmasından ve şahısların hâl ve tavırlarından cemaat mensubu olduklarını anladığını, evde bulunan Hasan Herken isimli tıp fakültesi öğrencisine sanık Vedat'ın abi diye hitap etmesinden bu şahsın ev abisi olduğunu değerlendirdiğini, yargılamada tanık sıfatıyla alınan yeminli beyanında ise, sanığın herhangi bir örgütsel faaliyetine rastlamadığını, ancak savcılıkta anlattığı şekilde sınav sonrası evlerine gittiğinde sanıkların cemaat mensubu oldukları kanaatine vardığını, sanıkla herhangi bir samimiyetinin olmadığını, hatta televizyonda İlker Başbuğ'u tutukladığını öğrenene kadar hâkim olduğunu dahi bilmediğini belirttiği ve sanığı teşhis etmesi istendiğinde teşhis edemediği; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ve D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulundukları,
Bu kapsamda yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkûmiyetine karar verilen sanıklar ile ilgili olarak hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. ile müdafilerinin ve ayrıca Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden mahkûmiyete ilişkin hükümlerin ONANMASINA oy birliği ile karar verildi.
II- KURULUMUZCA YAPILAN İNCELEME SONUCUNDA VERİLEN BOZMA KARARLARI
Sanık M.. E.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet; özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarına yönelik verilen beraat kararları ile sanık S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin verilen beraat kararına yönelik olarak katılanlar vekillerinin, sanıklar ve müdafileri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
A) Sanık M.. E.. bakımından yapılan incelemede;
Sanık M.. E..'nin 0505 ... 97 97 nolu hat üzerinden ByLock iletişim sistemini kullandığı, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığına yazılan müzekkere cevabında sanık hakkında ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının düzenlenmediğinin belirtildiği, BTK'ya yazılan yazı cevabında ise ByLock sunucusuna 217 kez bağlantı sağladığının bildirildiği, Mehmet Karababa'ya ait ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında...... ile yazışan "421433" ID numaralı ve "Şeref kod Celal Abi" olarak adlandırılan örgüt imamının, 20.12.2015 tarihinde saat 00.45'te ......ya yazdığı mesajda sanık M.. E..'nin, F.Ö. isimli bir avukatın yanında çalışmayı düşündüğünü duyduğunu, o adamın tam bir saray yalakası olduğunu, uzak durmasını, bu notu Serdar kod isimli şahsa da ilettiğini söylediği, tanık G.. B.. ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanda bulunan sanıklar M.. H.. ile D.. G..'nun, sanığın örgütle ilişkili olduğunu belirten beyanlarda bulunduğu ve bu deliller kapsamında Özel Dairece sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine; özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararındaki ceza miktarının teşdiden belirlenmesi ve görevi kötüye kullanma suçu bakımından sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi; temyiz dilekçeleri kabul edilen katılanlar vekillerince özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi suçlarından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi; sanık ve müdafisince de örgüt üyeliği suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilerek temyiz talebinde bulunulmuştur.
Sanık temyiz aşamasında gönderdiği 02.06.2023 tarihli dilekçe de şahsına karşı açılmış ve devam eden dava kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin iddia ve yargı makamına bütün bildiklerini anlatmak istediğini belirterek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini ifade etmiştir.
Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulması, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılması, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılması amacı taşıyan etkin pişmanlık;
5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde; "(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.
(5) Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.
(6) (Ek: 6.12.2006 – 5560/8 md.) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri birden fazla uygulanmaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Kurumun uygulama alanıyla ilgili gerekli açıklamayı içeren madde gerekçesi ise şu şekildedir:
"Madde metninde, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili olarak etkin pişmanlık hali düzenlenmiştir.
Birinci fıkrada, örgüt kurucu veya yöneticileri ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek dolayısıyla haklarında soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç ilenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kişiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olan kişilerle ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Örgütün üyesinin, etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmesi için, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olması ve ayırca, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu koşulların gerçekleşmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Bu koşullar gerçekleştirten sonra, kişi hakkında örgüt üyesi olmaktan dolayı soruşturma başlatılmış olması veya örgütün faaliyeti çerçevesinde başkaları tarafından suç işlemiş olmasının, etkin pişmanlık yararlanma açısından bir önemi bulunmamaktadır.
Üçüncü fıkrada ise, yakalanan örgüt üyesi ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Yakalanmış olmasına rağmen, bu fıkrada belirlenen şartların gerçekleşmesi halinde örgüt üyesi cezalandırılmayacaktır. Bu şartlardan birisi, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suç işlenişine iştirak etmemiş olmak; diğeri ise, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi veriş olmaktır. Verilen bilginin, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir.
Kişi, suç işlemek için kurulmuş olan örgütün kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmamakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma itibariyle dağılmasını sağlama imkanından yoksun olabilir. Bu durumda bile, söz konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanması sağlanabilmelidir. Bu düşüncelerle maddenin dördüncü fıkrası düzenlenmiştir. Buna göre, suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkı örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır.
Kurucu, yönetici veya üyenin, örgüt yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri yakalandıktan sora vermesi halinde, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı hakkında verilecek cezada belli oranda indirim yapılması kabul edilmiştir.
Etkin pişmanlıktan yararlanarak serbest bırakılan kişiler açısından güvenlik ve topluma uyum sorunu yaşandığı bilinmektedir. Bu nedenle, etkin pişmanlıktan yararlanana kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmedilir. Bu bir yıllık süre, kişinin serbest bırakıldığı andan itibaren işlemeye başlar. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması açısından, etkin pişmanlık nedeniyle kişi hakkında cezaya hükmolunmaması ile indirilmiş cezaya hükmolunması arasında bir fark gözetilmemiştir. Uygulanmasına başlanan denetimli serbestlik tedbirinin süresi hakim kararıyla uzatılabilecektir. Ancak süre üç yıldan fazla olamaz."
06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun'la madde metnine eklenen altıncı fıkranın gerekçesi de şöyledir:
"5237 sayılı Kanunun 221'inci maddesi bir fıkra eklenmek suretiyle örgütlü suçlulukta, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya sınırlama getirilmiştir." (İzzet Özgenç, Suç örgütleri, s. 34-35)
Hukuki niteliği itibarıyla cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplerden olan etkin pişmanlık, doktrinde, gönüllü vazgeçmenin tamamlanmış suçlardaki görünüm şekli (Koca-Üzülmez, Genel Hükümler, s. 385), suçun bütün unsurları ile tamamlanmasından sonra failin bazı pişmanlık gösteren hareketler yapması durumunda, bu hareketler dolayısıyla faile ceza verilmemesini veya cezasında indirim yapılmasını ifade eden kurum (Hakeri, Ceza Hukuku, s. 452) olarak tanımlanmaktadır. Bu hâliyle gönüllülük esasına dayanan ve etkin bir pişmanlık gerektiren kurumla, suçun bütün unsurları ile tamamlanmasından sonra faile gerçekleştirilen/gerçekleştirdiği haksızlığın sonuçlarını mümkün mertebe gidermeye çalışmasına imkan verilmektedir.
Etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak yeniden topluma kazandırmaktır.
Bu husus Genel Kurulun 08.04.2008 tarihli ve 18-78 sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir:
"Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılabilmesi, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılabilmeleri bakımından 05.06.1985 tarih, 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Yasa kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu Yasanın 2 yıllık yürürlük süresinin bitmesi üzerine aynı amaçlara yönelik olarak 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Yasa çıkarılmış, Yasanın 1. maddesi süreli, diğer maddeleri ise süresiz olarak yürürlüğe girmiştir. Anılan 1. maddenin sona eren yürürlük süresi zaman içinde 3618, 3853, 4085, 4450, 4537 sayılı Yasalarla uzatılmış ve beklenen amaca ulaşmaması nedeniyle bu kez 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasası 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe konulmuştur."
Yargısal uygulamalar ve doktrindeki görüşler dikkate alındığında etkin pişmanlık düzenlemesi yapan yasaların, bir af yasası olmayıp terör örgütü mensubu sanıkların topluma kazandırılabilmesinin yanında esasen terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, örgütün etkisizleştirilip ortadan kaldırılması ve işlenen suçların aydınlatılabilmesi amacına yönelik düzenlemeler olduğu görülmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenleme ile daha önceki yasalarda olduğu gibi süreli değil, belli süreye bağlı olmaksızın kalıcı bir uygulama imkânı getirilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 314/3. maddesindeki atıf nedeniyle, anılan Kanun'un 220. maddesine bağlı olarak düzenlenen 221. maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün, TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan silahlı örgüt mensupları ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında kalan terör örgütleri bakımından da uygulanabileceğinde kuşku yoktur.
Özel Daire ve Genel Kurulca benimsenen istikrar kazanmış uygulamaya göre örgütle ilgili suçlamaları kabul etmeyen örgüt mensupları ve etkin pişmanlık olarak değerlendirilebilen önceki ifadelerinden rücu eden failler hakkında TCK'nın 221. maddesinin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için failin, örgütün dağılmasına veya mensuplarının yakalanmasına, örgütün yapısına ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin elverişli bilgi vermesi gerekir. Bu bilginin elverişliliği; örgütün örgütlenme biçimi, failin örgüt yapılanmasındaki konumu ile örgütte geçirdiği süre ve katıldığı faaliyetler gibi kıstaslar göz önüne alınarak mahkemece takdir edilecektir. Tam bir gizlilik esasına ve hücre tipi yapılanmaya dayanan örgütlerde her örgüt mensubundan örgütü dağıtacak, yapılanma şemasını ortaya koyacak bilgiler vermesi beklenemez. Ancak, konumu gereği bilmesi beklenen bilgileri de samimi olarak ortaya koymalıdır.
Her hâlükarda elverişli bilgi; örgütte zafiyet yaratacak, örgüte önemli boyutta zarar verecek, örgüt faaliyetlerini belli ölçüde sekteye uğratacak boyutta olmalıdır.
Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği konusunda yeterli şüpheye ulaşsa dahi, cezayı kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlığın varlığı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilir (CMK'nın 171/1. maddesi). Bu karara karşı itiraz kanun yoluna başvurulamaz. (CMK'nın 173/5. maddesi)
TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlığın uygulanma koşulları:
I) Birinci fıkranın uygulanma şartları:
a) Örgüt kurma ve yönetme suçu tamamlanmış olmalıdır.
b) Örgütün amacı doğrultusunda henüz bir suç işlenmemiş olmalıdır.
c) Örgüt kurma suçu ile ilgili henüz bir soruşturmaya başlanmamış olmalıdır.
d) Örgüt kurucusu ya da yöneticisi örgütü dağıtmalı veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalıdır.
e) Dağıtma veya bilgi verme bizzat örgüt kurucusu ya da yöneticisi tarafından yapılmalıdır.
Bu şartlar gerçekleşmişse faile ceza verilemeyecektir.
II) İkinci fıkranın uygulanma şartları:
a) İşlenen suçun örgüt üyeliğinden ibaret olması,
b) Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suçun işlenişine iştirak etmemesi,
c) Gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara iletmesi gerekmektedir. İlgili makam, adli makamlar olabileceği gibi soruşturma mercisine haber vermekle yükümlü olan valilik veya kaymakamlık gibi idari makamlar da olabilir (CMK'nın 158/2. maddesi). Elçilik ya da konsolosluklar da olabilir (CMK'nın 158/3. maddesi). (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.04.2009 tarihli ve 2008/9-223 Esas 2009/87 Karar sayılı kararı)
Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde bir suçun işlenişine iştirak etmemesinden anlaşılması gereken nedir?
İlgili Özel Daire ve Genel Kurulca benimsenen yerleşik uygulamaya göre; işlenen suçun, amaç suçlar (TCK'nın 302 ve 309. maddeleri) yönünden öldürme ve öldürmeye teşebbüs, nitelikli yaralama, yağma, işkence, bir kısım nitelikli hürriyeti tahdit suçları gibi vahim nitelikte eylemlerden olmaması gerekir.
Bu fıkranın uygulanabilmesi için örgüt mensubu hakkında suç soruşturmasının bulunmaması, bu kişinin suç işlediği yetkili mercilerce bilinmemesine rağmen örgüt üyesi olduğunu ve örgütten rızasıyla ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu kişilerin yasadan yararlanabilmesi için örgüt hakkında bilgi vermesi de zorunlu değildir.
"Örgüt üyesi olup örgütten kendiliğinden ayrılarak teslim olan ve pişman olduğunu beyan eden ve buna göre de konumu 5237 sayılı TCK'nın 221/2. maddesi kapsamında bulunan sanığın, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak edip etmediği İçişleri Bakanlığı’ndan da sorulup araştırılarak, 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinin 3.fıkrasının 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümleri bu suç açısından da aynen uygulanır' amir hükmü karşısında, örgüt kurma suçu kapsamında bulunan 5237 sayılı TCK'nın etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde 765 sayılı TCK'nın 170. maddesinin uygulanabilmesi için aranan silahlı örgüt tarafından amaç suçun işlenmemiş ya da amaç suçun işlenilmesine kalkışılmamış olması gerektiğine ilişkin bir koşul öngörülmediği de gözetilmek suretiyle, sanığın hukuki durumunun sonucuna göre tayin ve takdir edilmesi gerekir." (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19.12.2006 tarihli ve 2006/5670 Esas 2006/7410 Karar sayılı kararı)
Bu şartlar gerçekleştiğinde örgüt üyesi hakkında soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma safhasında ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verilecektir.
III) Üçüncü fıkranın uygulanma şartları:
a) Fail, örgüt üyesi olmalıdır. Kurucuya ve yöneticiye bu hak tanınmamıştır.
b) TCK'nın 221/2. maddesinde olduğu gibi örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suça iştirak etmeden yakalanmış bulunmalıdır.
c) Örgüt üyesi pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermelidir. Verdiği bilgi tek başına örgütü çökertecek nitelikte olmasa bile, zafiyete uğramasına ve önemli sayılabilecek miktarda üyesinin ya da silah veya malzemesinin ele geçirilmesini sağlaması gereklidir. Bu koşulların gerçekleşmesi cezasızlık sebebidir.
IV) Dördüncü fıkranın uygulanma şartları:
TCK'nın 221/4. fıkrası örgüt suçlarında etkin pişmanlığın en geniş şekilde uygulanma alanı bulduğu düzenlemedir.
Söz konusu fıkrada iki tür pişmanlık hükmüne yer verilerek failin gönüllü teslim olduktan sonra bilgi vermesi cezayı ortadan kaldıran, yakalandıktan sonra bilgi vermesi ise cezayı azaltan sebep olarak kabul edilmiştir.
a) Örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüt adına suç işleme veya örgüte yardım etme suçunun faili olmalıdır.
b) Kişi gönüllü olarak teslim olmalıdır. Örgüt mensupları ile anlaşmazlığa düşmesi veya ailevi nedenlerden dolayı teslim olmasının önemi yoktur. Önemli olan, teslim olmanın iradi olması ve dış etkenlerin zorlamasıyla olmamasıdır.
c) Failin, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi gerekir. Örgüt mensuplarının işlediği suçlar hakkında bilgi vermelidir. Sadece örgüt üyelerinin isimlerini söylemesi yeterli değildir. Genel olarak örgütün yapısı, kurucusu, yöneticisi, örgütün büyüklüğü, amaçları, faaliyetleri, gelir kaynakları, varsa silahları gibi hususlarda bilgiler vermelidir. Örgütün genişliği veya gizliliği nedeniyle bilgileri sınırlı ise verdiği bilgilerin samimiyeti çerçevesinde etkin pişmanlıktan yararlanabilir.
Bu açıklamalar ışığında; terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulması, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılması, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılması amacı taşıyan etkin pişmanlık hükümlerinin 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde düzenlendiği, anılan maddenin 4. fıkrasının son cümlesinde; “Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.” şeklinde yapılan düzenleme ile suç işlemek için kurulmuş olan örgütün kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmamakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma itibarıyla dağılmasını sağlama imkânından yoksun olabileceği, bu durumda bile söz konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanmasının sağlanabileceği anlaşılmakla, temyiz incelemesinden önce tüm bildiklerini samimi olarak anlatıp yardım etmek amacı taşıdığını belirten sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya ilişkin talebin kabul edilmesine ve bu nedenlerle de silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet ile özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılanlar vekilleri ile sanık ve müdafilerinin temyiz talepleri yönünden sair yönleri incelenmeksizin silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından oy çokluğu, diğer suçlar bakımından oy birliği ile BOZULMASINA karar verilmiştir.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı .....;
"Sanık M.. E.. temyiz aşamasında gönderdiği 02.06.2023 tarihli dilekçe de şahsına karşı açılmış ve devam eden dava kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin iddia ve yargı makamına bütün bildiklerini anlatmak istediğini belirterek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini ifade etmiş ise de kendisini savunması ve bildiklerini anlatması için kendisine yeterli süre verilen sanığın tüm aşamalarda inkar niteliğinde beyanlarda bulunduğu, dosyanın bulunduğu aşamada ise özellikle dilekçesinde herhangi bir bilgi vermeyip yalnızca soyut ifadelerle etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini beyan etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve bu suretle mahkûmiyet kararının onanmasına karar verilmesi gerekmektedir" şeklindeki görüşü ile,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi Aytekin Cenikli; "Sanık M.. E.. etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiştir. Sanığın uzun yıllar hakimlik yapmış olması göz önüne alınarak mahkemeye sunmuş olduğu dilekçede etkin pişmanlık hükümlerini içeren mahkemenin işine yarayacak şekilde olmayan sadece etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği beyanı dışında hiçbir bilgi belge sunmadığından bu dilekçesinin yargılamayı uzatmaya yönelik olduğundan, sanığın etkin pişmanlıktan yararlanması amacıyla kararın bozulması yönünden oy kullanan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.", şeklindeki görüşü ile,
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın dilekçesinin ayrıntılı olmadığı, bu aşamada hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve bu suretle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağı, düşünceleriyle
Karşı oy kullanmışlardır.
B) Sanık S.. K.. bakımından yapılan incelemede;
Ana dava dosyasındaki belirtilen soruşturma kapsamında sanık S.. K..'ün Hükûmete karşı suç, silahlı terör örgütüne üye olma, görevi kötüye kullanma, siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, resmi belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından ve ayrıca Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ile de yine örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi için kamu davaları açılması üzerine Özel Dairece yapılan yargılama sonucunda, sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine; hükûmete karşı suç, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, resmi belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ve görevi kötüye kullanma suçlarından beraatine; siyasal veya askeri casusluk ve gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının ise tefrikine karar verilmiştir.
Kurulumuzca yapılan inceleme sonucunda sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararı ile hükûmete karşı suç, özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin kaydedilmesi suçlarına yönelik verilen beraat kararlarının onanmasına, tefrike ilişkin verilen kararlara yönelik temyiz taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebine gelince;
Kurulumuz kararının ilgili "Temyiz konusu eylemlere ilişkin genel anlatım" başlıklı bölümünde özetle anlatımı yapılan soruşturma konusunda 413 kararı bulunan sanığın Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri A.. B.., Dışişleri Bakanı Danışmanı.... O.. S.., N.. K..'un danışmanı F.. T.., Tarım Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı .....(kart hts tespit), TRT Genel Müdür Yardımcısı N.. G.., Anadolu Ajansı Müdür Yardımcısı Ö.. E.., AK Parti Milletvekili F.. K.., İranlı diplomatlar İraj ve .....hakkında iletişim tespitine dair verdiği kararlar bakımından örgüt üyesi olduğu anlaşılan sanığın vermiş olduğu kararları ve talepleri incelenip usul ve yasaya aykırı olan kararları ayrılarak eyleminin değerlendirilmesi gerekirken eksik araştırma sonucunda ve ayrıca tüm sanıkların görevi kötüye kullanma kastıyla hareket ettiklerine ve suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların bu maksatla anılan kararları talep ettiklerine ve suç tarihinde hâkim olan sanıkların da bu maksatla anılan kararları verdiklerine dair kesin, somut ve mahkûmiyete yeter delil elde edilemediği şeklinde genel bir gerekçeyle beraat kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talebinin kabulüne ve temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü taleplerinin reddi ile beraat kararının oy çokluğu ile BOZULMASINA karar verilmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı .....;
"Dosya kapsamında yargılanan ve soruşturmaya konu olayda kararları bulunan diğer hakim ve savcılar hakkında verilen beraat kararlarında açıklandığı üzere cezalandırılması talep edilen sanıklar dışında başkaca hâkim ve savcıların da benzer mahiyette kararlarının bulunması, sanıkların kastları şüphe oluşturmakla birlikte cezalandırılmaları için yeterli kanaati oluşturmaması, dinlemelerin bizzat yapılmaması, dosya kapsamında tapelerin bulunmaması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğünün 06.04.2015 tarihli ve 20150331095011557611 sayılı yazısında dinleme işleminin kişilerin özel hayatına yaptığı etki ve mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, dinleme işlemlerinin Teknik Büro Amirliği dışında hiçbir yerde yapılmaması yönünde yasal zorunluluk bulunmasına rağmen bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri'nde olmak üzere birçok farklı yerden dinleme işleminin gerçekleştirilmesi, İstanbul 1 No'lu TMK Hâkimliğinin 10.02.2014 tarihli ve 2014/167 talimat numaralı kararına istinaden görevlendirilen adli bilişim uzmanları tarafından HP Marka DL580G7 model sunucunun (server) alınan imajı üzerinden 25.02.2014 tarihinde sunucu (server) içerisindeki veriler hakkında tanzim edilen rapor içeriğine göre TibNET programı kullanıcılarının yapmış olduğu işlemlerin log kayıtlarına ait verilerin tablo içerisinde yer aldığı ancak programın kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren kesintisiz olarak bulunması gereken log kayıtlarının 22.01.2014 tarihinde saat 03.14 itibarıyla ile başladığının ve bu tarihten önceki log kayıtlarının sunucularda (server) bulunmaması, sanıkların talep ve karar dışında atılı suçlara ilişkin olarak özellikle suç tarihinde Cumhuriyet savcısı olan sanıkların kolluk güçlerinin maddi delillere istinaden iletişimin tespiti, kayda alınması ve teknik takip yapılması yönünde talepte bulunmaları, suç tarihinde hâkim olan ve bu yönde karar veren sanıkların iletişimin tespiti sırasında kimin kim ile konuştuğuna ve hangi konuşmaların TAPE hâline getirildiğine dair bilgilerinin olmaması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde; amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Bu suretle sanık hakkında verilen beraat kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği," şeklindeki görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanık hakkındaki beraat kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünceleriyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesinin 30.06.2021 tarihli ve 2-1 sayılı:
1- a) Sanıklar A.. B.., İ.. I.. ve S.. D.. müdafilerinin, katılanlar H.. D.., S.. K.., H.. Ç.., M.. B.., F.. I.., A.. K.., C.. Y.., B.. Y.., M.. C.. ve K.. T.. vekilleri ile katılan S.. Y..'ın gerekçeli kararın kendilerine usulüne uygun olarak tebliğ edildikten sonra herhangi bir temyiz dilekçesi sunmadıkları gibi süre tutum dilekçelerinin de temyiz sebeplerini içermediği anlaşılmakla temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 295. ve 298. maddeleri uyarınca OY BİRLİĞİ ile REDDİNE,
b) Katılanlar M.. M.. Başkanlığı, R.. E.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.., L.. G.., M.. T.., M.. M.., Ö.. D.., E.. A.., H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.., H.. A.., M.. Ö.., İ.. K.., S.. T.., İ.. Y.. ve ... vekillerinin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini gizleme, yok etme veya değiştirme, siyasal veya askeri casusluk, gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçlarına ilişkin temyiz talepleri bakımından; anılan suçların niteliği itibarıyla suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan kişilerin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, temyiz istemlerinin OY BİRLİĞİ ile CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
c) Sanıklar M.. Ö.. ve M.. B.. müdafilerinin sanıklar hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan açılan kamu davalarının mükerrer açılması nedeniyle CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine ilişkin temyiz istemlerinin, dilekçelerinde belirttikleri taleplerinin kararın gerekçesine yönelik olmadığı ve temyiz etmelerinde de hukuki yarar bulunmadığından, CMK’nın 298/1. maddesi gereğince OY BİRLİĞİ ile REDDİNE,
d) Katılan T. C. C.. C.. vekili, sanıklar B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.. ve M.. İ.. müdafisinin, sanık H.. K.. müdafisinin ve sanık İ.. I..'ın siyasal veya askeri casusluk ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeleri açıklama suçlarından açılan kamu davalarının tefrikine ilişkin temyiz taleplerinin OY BİRLİĞİ ile 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
e) Yargıtay Cumhuriyet savcısının, sanık M.. U.. hakkında (4 kez) resmî belgede sahtecilik suçundan beraatine ilişkin 30.06.2021 tarihinde tefhim edilen hükmü gerekçe içermeyen müddeti muhafaza dilekçesi ile temyiz ettiği ve 12.07.2021 tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde ise bu suç yönünden temyiz talebinde bulunmadığı anlaşılmakla bu suç açısından temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca OY BİRLİĞİ ile REDDİNE,
2-a) Hükûmete karşı suç bakımından verilen beraat kararlarına ilişkin olarak sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanık Ü.. Ç.. müdafileri ile tüm sanıklar yönünden de katılan C.. C.. vekilinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİ ile anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
b) Sanıklar A.. Ö.., A.. B.., M.. E.., H.. K.. ve O.. K.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararları bakımından sanık H.. K.. müdafisi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve hükümlerin sanıklar H.. K.., O.. K.. ve M.. E.. kurulan hükümlerin OY BİRLİĞİ, sanıklar A.. Ö.. ve A.. B.. bakımından kurulan hükümlerin ise OY ÇOKLUĞU ile ONANMASINA,
c) Sanık S.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden, sanıklar A.. C.., A.. Ö.., A.. Ç.., A.. B.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. K.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. İ.., M.. B.., M.. Ç.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. I.., R.. E.., S.. S.., S.. D.., Ü.. Ç.., V.. D.. ve Y.. K.. hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kişisel verilerin izinsiz kaydedilmesi, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma, suç uydurma, suç delillerini, gizleme, yok etme veya değiştirme suçları yönünden verilen beraat kararlarına ilişkin olarak katılanlar R.. E.., N.. E.., M.. V.., H.. F.., H.. D.., B.. A.., S.. A.., İ.. E.., Ş.. K.., A.. Ü.., Ö.. E.. ve L.. G.. vekilinin, katılanlar R.. E.., H.. F.. ve B.. B.. vekillerinin, katılanlar M.. T.., M.. M.. ve Ö.. D.. vekillerinin, katılan E.. A.. vekilinin, katılanlar H.. Y.., Y.. A.., N.. Y.., R.. A.., M.. Ü.. vekillerinin, katılanlar H.. A.., M.. Ö.. vekillerinin, katılanlar İ.. K.. ve S.. T.. vekillerinin, katılan İ.. Y.. vekilinin ve katılan Abdulhamid Gül vekilinin, sanıklar H.. K.., B.. B.., H.. Ş.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., Ü.. Ç.. müdafileri ile sanık M.. U..'ın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., D.. G.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. E.., M.. H.., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., O.. K.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY ÇOKLUĞU ile ONANMASINA,
e) Sanık A.. Ç.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18936 soruşturma, 2017/5400 esas ve 2017/4165 iddianame numarasıyla açılan ve Bakırköy 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/163 esasına kayıtlı olarak görülürken bu dosya ile birleştirilen resmî belgede sahtecilik suçu ile birleştirilen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/9 esas sayılı dosyasında görülen kamu davası bakımından sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz talepleri ile her iki suç bakımından verilen mahkûmiyet kararına ilişkin olarak sanık A.. Ç.. ve müdafisinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılıCMK'nın 302/1. maddesi uyarınca Özel Dairece verilen hükmün resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin esastan reddine OY ÇOKLUĞU; görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükmün ise esastan reddine OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
f) Sanıklar A.. Ç.., B.. B.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., M.. U.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., S.. K.., Ü.. Ç.. ve V.. D.. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, sanıklar ve müdafilerinin temyiz taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
g) Sanık S.. S.. hakkında Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2019 tarihli ve 659-148 sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla; Oslo görüşmeleri basına sızdırılarak devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama, soruşturmanın gizliliğini ihlal etme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 3713 sayılı Kanun'un 6/1. maddesine muhalefet etme ve görevi kötüye kullanma suçlarından ayrı ayrı beraatine dair verilen kararlara ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
h) Sanık S.. K.. hakkında 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ve 260-212 son soruşturmanın açılması kararı ile açılan kamu davasında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet kararına ilişkin sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE ve anılan hükümlerin OY BİRLİĞİ ile ONANMASINA,
3- a) Sanık M.. E.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin verilen mahkûmiyet, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin izinsiz olarak kaydedilmesi ve görevi kötüye kullanma suçlarına yönelik verilen beraat kararlarına ilişkin olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılanlar vekilleri ile sanık ve müdafilerinin temyiz talepleri bakımından sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğine yönelik talepleri dikkate alınarak sair yönleri incelenmeksizin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmün OY ÇOKLUĞU ile diğer suçlardan verilen hükümlerin OY BİRLİĞİ ile BOZULMASINA,
b) Sanık S.. K.. hakkında ana dava dosyasında görevi kötüye kullanma suçunda verilen beraat hükmü bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın temyiz taleplerinin kabulü ile atılı suçun sabit olduğu gözetilmeden sanığın beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden anılan hükümlerin OY ÇOKLUĞU ile BOZULMASINA,
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olarak kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 3. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,08.06.2023 tarihinde yapılan ilk müzakerede sanıklar S.. K.., M.. U.., D.. G.., B.. K.., B.. B.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükümleri bakımından yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.06.2023 tarihinde yapılan ikinci müzakerede karar verilmiştir.
-TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.. F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
-TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
-A.. B.., A.. Ö.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu beraat bozma
-TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. B.., A.. Ç.., A.. Ö.., B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., H.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K.. )
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı ( A.. Ö.., A.. B.., A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
-Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
Gökhan KARABURUN
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
A.. Ö.., A.. B.., görevi kötüye kullanma suçu beraat bozma
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç.., B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (A.. Ç.., B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D..)
TCK 134,136 bakımından mahkumiyet (M.. E.., O.. K.., A.. Ö.., H.. K.., M.. İ.., M.. Ç.., R.. I.., Y.. K.., A.. C.., A.. B.., A.. Ç..,B.. B.., D.. G.., İ.. I.., B.. K.., F.. U.., H.. Ş.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. U.., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., S.. K..)
Görevi kötüye kullanma beraat mahkumiyet olmalı (A.. Ç.., F.. U.., H.. Ş.., İ.. I.., K.. K.., M.. U.., ..., M.. Ö.., M.. B.., M.. İ.., N.. C.., R.. E.., S.. D.., S.. S.., Ü.. Ç.., V.. D.., M.. E.., O.. K..)
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
M.. E.. silahlı terör örgütüne üye olma suçu mahkumiyet onama
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
B.. B.., B.. K.., D.. G.. M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
Sanık M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararının bozulması
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
B.. B.., B.. K.., D.. G.., M.. U.. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararı mahkumiyet olmalı
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
S.. K.. hakkında görevi kötüye kullanma suçuna verilen beraat hükmünün onanması
1. Ceza Dairesi, 2022/1523 E., 2023/1414 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
arar sayılı kararında katılan vekilleri ve sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASI
1. Ceza Dairesi 2022/1523 E. , 2023/1414 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Kasten öldürme, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kasten yaralamaya teşebbüs
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı
Katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından kurulan hükümleri suç vasfına yönelik aleyhe temyiz ettikleri belirlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; sanık ... hakkında maktul ...'a yönelik kasten öldürme suçundan verilen kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış
yaralama suçundan verilen kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.03.2018 tarihli ve 2018/11-38 Esas, 2018/113 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere hüküm türü değiştirildiğinden, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından verilen kararların Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, 2009/56 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere suç vasfına yönelik aleyhe temyiz edildiklerinden temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Katılanlar ... ve Aliye vekilinin, katılan sanık ... müdafiinin, katılan sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.06.2021 Tarihli ve 2020/129 Esas, 2021/260 Karar Sayılı Kararı İle;
1. Sanık ... Hakkında
a. Maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Katılan ...'ye karşı kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 51 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca erteli 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 1 yıl denetim süresi belirlenmesine,
c. Katılan ...'e karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve son fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
2. Sanık ... Hakkında
Katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 22.10.2021 Tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar Sayılı Kararı İle;
1. Sanık ... Hakkında
Sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik Cumhuriyet savcısının (lehe), katılanlar vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararlarının kaldırılması ile sanık hakkında;
a. Maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b. Katılan ...'ye karşı kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 3 ay 21 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
c. Katılan ...'e karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ve son fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
2. Sanık ... Hakkında
Sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik Cumhuriyet savcısının (aleyhe), katılan vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararlarının kaldırılması ile sanık hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 09.02.2022 tarihli ve 2021/145072 sayılı, red ve temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar ....,ve ... Vekillerinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... hakkında maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
2. Sanık ... hakkında katılan ...'ye karşı kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kurulan hüküm yönünden; kasten yaralama suçu yerine kasten yaralamaya teşebbüs suçundan hüküm kurulmasının hatalı olduğuna, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs suçu olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik ve takdirî indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna,
3. Katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Katılan Sanık ... Müdafiinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... hakkında maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine,
2. Sanık ... hakkında katılan ...'e karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden; suç vasfının öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine,
3. Sanık ... hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden; meşru savunma koşullarının oluştuğuna ilişkindir.
C. Katılan Sanık ... Müdafilerinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... hakkında maktul ...'a karşı kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; meşru savunma ya da sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine, haksız tahrik indiriminin en üst düzeyden belirlenmesi gerektiğine,
2. Sanık ... hakkında katılan ...'ye karşı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm yönünden; suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi ve bu suçtan cezalandırılması gerektiğine, 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Katılan sanık ... ile ...'nin eş oldukları, katılan sanık ... ile katılan ... ve maktul ...'ın kardeş oldukları, katılan ...'nin ise anneleri olduğu, tarafların komşu olup aralarında hayvan meselesi yüzünden önceye dayalı husumet bulunduğu, olay günü ...., ailesinin köpeklerinin ...,ailesinin kapısının önüne pislemesi nedeniyle ..., ...,, ... ile ...,'in tartıştıkları, ...'nin de taraflardan biraz uzakta, traktörünün yanından tartışmaya dahil olduğu, tartışmanın büyümesi üzerine ...,'in yerden aldığı taşı ...'ye fırlattığı ancak ...'ye taşın isabet etmediği, Seher'in elindeki baltayı ...'a saldırmak için havaya kaldırdığı sırada ...'ın ...,'in elindeki baltayı aldığı, ...'nin elindeki tabancayı görünce de ...'nin üzerine balta ile giderek, ...'nin tabanca bulunan eline vurduğu, ikinci kez vurmaya çalışırken elindeki baltanın düştüğü ve ... ile boğuşmaya başladıkları, bu esnada ...'nin tabanca ile bir el ateş ederek ...'ı sağ göğsünden vurduğu, yaralanan ...'ın yere düştüğü, ...,'in ise bu sırada ...,'i etkisiz hale getirmek için yere yatırdığı, silah sesini duyunca ...,'i bırakarak ...'nin yanına doğru gittiği, yine silah seslerini duyması üzerine olay yerine ...,'nin elinde bir sopa ile geldiği, ... ve Seher'e sopa ile vurduğu, ..., ile ...'nin itekleştikleri ve ...'nin elindeki tabanca ile bir el ateş edip Ersin'i kasığından vurup yere düşürdüğü, ...'nin tabancası ile ...,'ye de ateş etmeye çalıştığı ancak silahın tutukluk yaptığı, ...'nin silahını tekrar kurmaya çalıştığı, Seher'in ise yerdeki baltayı alıp ...'e vurduğu, ...'in de Seher'in elindeki baltayı alıp ...'nin silah bulunan eline vurduğu, ...'nin baltaya müdahale etmesi ile ... ve ...'in dengelerini
kaybedip yere düştükleri ve yerde boğuştukları, ...,'in ise yerdeki baltayı alıp yerde ... ile boğuşan ...'nin kafasına vurduğu, ...'in de ...'nin elindeki silahı alarak olay yerinden uzaklaştırdığı, ...,'nin elindeki kürekle koşarak gelip küreğin sap kısmıyla yerdeki ...'nin kafasına vurduğu, yerden kalkan ...'nin ise ...,'nin elindeki küreği alıp demir kısmı ile ...,'ye vurduğu, bunu gören ...'in elindeki balta ile gelip ...'nin üzerine atlayıp ...'yi etkisiz hale getirdiği, ancak ...'ye vurmayıp annesi Aliye'yi de alarak elindeki balta ve kürekle olay yerinden uzaklaştığı, maktul ...'ın göğsüne isabet eden ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü, katılan sanık ...'in sol kasığına isabet eden ateşli silah yaralanması nedeniyle yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralandığı, katılan sanık ...'nin ise beyin kanamasına ve çökme kırığına neden olan yaralanmaları nedeniyle yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, yüzde sabit ize ve hayat fonksiyonlarını ağır (5) derecede etkileyen kemik kırığına neden olacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.
2. Katılan sanıklar ... ve ...,'in savunma ve beyanları, katılanların ve tanıkların beyanları tespit edilerek dava dosyasına eklenmiştir.
3. Maktul ...'ın kesin ölüm sebebinin tespitini içeren Adli Tıp Kurumu Kastamonu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 18.03.2020 tarihli ve 2020/375 sayılı;
"...Şahısta 1(bir) adet ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası olduğu ve tek başına öldürücü nitelikte olduğu... Şahsın ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu öldüğü..."
Görüşünü içerir raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
4. Sanık ...'in eylemi neticesinde katılan ...'de meydana gelen yaralanmalara ilişkin olarak;
a. Adli Tıp Kurumu Sinop Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 16.04.2021 tarihli ve 2021/150 sayılı; "...Yumuşak doku lezyonlarına ve kafatasında çökme kırığına neden olan yaralanmasının; A) Kişinin sağ parietooksipitalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olmadığı, Duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olmadığı, B) Kişinin sağ temporoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olduğu, C) Kişinin kafa orta hatta frontoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olduğu, D) Kişinin alın sol yanda tarif edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olduğu, E) Kişinin sağ ön kol üst kısım lateralinde tarif edilen yaralanmasının; kişinin yüzünde sabit ize neden olmadığı, duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olmadığı, F) Söz konusu yaralanmaların müştereken etkisi sonucu kişinin yaralanmasının; yaşamını tehlikeye soktuğu...şahısta saptanan kafatasında çökme kırığının; kişinin hayat fonksiyonlarını AĞIR (5) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olmadığı, yüzde sabit iz niteliğinde olduğu...",
b. Adli Tıp Kurumu Kastamonu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 25.03.2021 tarihli ve 2021/341 sayılı;
"...kişinin sağ temporoparietal, sağ parietooksipital, kafa orta hatta frontoparietalde, alın sol yanda ve sağ ön kol üst kısım lateralinde yaralanmalarının olduğunun anlaşıldığı cihetle mevcut tıbbi belgelere göre; A) Kişinin sağ parietooksipitalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; a)Kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu...c)Vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi Hafif(1), Orta(2-3) ve Ağır(4-5-6) olarak sınıflandırıldığında; şahısta saptanan kırığın, hayat fonksiyonlarını AĞIR(5) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, B) Kişinin sağ temporoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, C) Kişinin kafa orta hatta frontoparietalde tarif ve tespit edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, D) Kişinin alın sol yanda tarif edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, E) Kişinin sağ ön kol üst kısım lateralinde tarif edilen yaralanmasının; Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu..."
Görüşlerini içerir raporları dava dosyasında bulunmaktadır.
5. Sanık ...'nin eylemi neticesinde katılan ...'de meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak düzenlenen Adli Tıp Kurumu Kastamonu Adli Tıp Şube Müdürlüğünün, 25.02.2020 tarihli ve 2020/281 - 283 sayılı;
"...Şahısta tarif edilen eksternal iliak arter, comonfemoral arter ve vena cefana magna yaralanmasının; basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olmadığı, şahsın yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu, kırık ya da çıkığa sebep olmadığı..."
Görüşünü içerir raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
6. Olay yeri inceleme raporu ve özel krokisi, görüntü kayıtları, 22.11.2019 tarihli kamera görüntüsü izleme tutanağı, 19.11.2019 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı, ... Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığı ... Kimya İhtisas Dairesi Başkanlığı ... Toksikoloji Şubesinin, 14.02.2020 tarihli ve 63411923-101.01.02-2019/21053/9682/9316 sayılı raporu, Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinin, 05.12.2019, 13.12.2019, 20.12.2019 tarihli uzmanlık raporları, 19.11.2019 tarihli olay yeri görgü tespit tutanağı, sanıkların nüfus ve adli sicil kayıtları dava dosyasında bulunmaktadır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
"Katılan sanık ... ve eşi ... ile komşuları olan katılan ..., onun oğulları olup kardeş olan katılan sanık ..., katılan ... ve maktul ... arasında önceden bir takım tartışma, husumet ve ihtilafların bulunduğu, bu husumetlerin başlangıcını, köyde sadece yazları bulunan ve hayvancılık yapmayan ...'nin arazilerine karşı tarafa ait hayvanların sokulmasının oluşturduğu, taraflar arasında bu gerginlik sürmekte iken olay günü karşı tarafa ait köpeğin gelerek ... ve Seher'in evlerinin önüne pislediği, Seher'in pisliği kürekle atıp yerine kireç döktüğü sırada, önceki husumetlerin de etkisi ile tek başına haksız fiil olarak kabulü gerekmeyen sözler söyleyerek serzenişte bulunduğu, bu arada ...'nin evinin önünde park halinde bulunan traktörde oturmakta olduğu, Seher'in serzenişleri üzerine, ...,'in gelerek ...,'le tartışmaya başladığı, bu arada maktul ... ve ...'in de geldikleri,
...,'in eline baltayı aldığı, traktörden inen ...'nin ...,'le tartışma halinde olan ..., ve kardeşlerine uzak bir mesafeden sözlü müdahalede bulunduğu, bunun üzerine....,'in yerden aldığı oldukça büyük bir taşı ...'ye doğru fırlattığı, ...'nin son anda sakınarak taşın isabetinden kurtulduğu, bu arada elinde balta bulunan ....,'in....,'in ...'ye taş atmasına tepki olarak elindeki baltayı ...,'e doğru kaldırarak hamle yaptığı, ...,'e daha yakın olan maktulün baltayı sapından yakalayarak kolayca Seher'in elinden aldığı, bundan sonra ....,.'in bu hareketine tepki olarak baltanın sapıyla ve elleriyle ..., ..., ve ...'in ....,'e vurmaya başladıkları, halen bulunduğu yerden olanları izleyen ve onlara on metre kadar mesafede olan ...'nin ...,'in dövülmesine tepki olarak silahına davrandığı ve aynı zamanda diğerlerinin bulunduğu yere doğru hareketlendiği, ...'nin silahı çıkarmaya çalışarak harekete geçtiğini fark eden ve halen ...,'den aldığı balta elinde olan maktulün baltayı kaldırıp tevcih ederek hızla ...'ye doğru koşmaya başladığı, ...'nin tabancayı çekmesi ve kılıfından çıkarması, bu arada kılıfın da yere düşmesi, tabancayı atışa hazırlamaya çalışması anına kadar geçen zaman zarfında maktulün aradaki mesafeyi kat ederek ...'ye ulaştığı, ...'nin silah tuttuğu sol eline doğru balta ile hamleler yaparak silahı düşürmeye çalıştığının anlaşıldığı, balta ile yaptığı üst üste iki hamle ve isabete rağmen ...'nin silahı bırakmaması nedeniyle başarılı olamayan maktulün bu kez baltayı bırakıp boğuşarak ...'den silahı alıp onu etkisiz hale getirmeye çalıştığı ve birlikte görüntünün dışına çıktıkları, görüntü içinde maktulün mermi isabetine bağlı olarak sarsıldığının ve hareketlerinin zayıflayıp değiştiğinin görülmemesi nedeniyle isabet anının baltayı düşürdükten sonra, görüntünün dışına çıkarken veya çıktıktan sonraki boğuşma sırasında olduğunun değerlendirildiği, bu şekilde maktulün vurulmasından sonra ..., ve ...'in ...'yi etkisiz hale getirme çabalarına devam ettikleri, ... ile ...'nin başka bir kamera açısında boğuştukları sırada Ersin'in elinden kurtulan ...'nin bir kaç metre mesafeden ....,'in vücudunun alt kısmına hedef alarak ateş ettiği, ...,'in yere düştüğü, ...,'den kurtulan ...'nin silahı sonradan gelip kavgaya dahil olan ve...,'i darp eden ...,'ye tevcih ettiği, bu arada silahın namlusunun aşağı istikamette olduğunun görüldüğü, ...'nin ateş etmeye çalıştığı ancak silahın tutukluk yaptığı, silahı tekrar çalıştırmaya uğraştığı sırada fırsat ve imkan bulan ...'in ...'nin üzerine atlayıp onu yere düşürdüğü, ...'nin elinden silahı almaya çalışarak boğuştuğu ancak alamadığı, bu arada yaralı haldeki ....,,'in baltayı yerden alarak ...'ye yaklaştığı başucuna çömelerek ve nispeten yavaş bir şekilde baltanın keskin olmayan tarafını kullanarak ...'nin başına bir kez vurduğu, etkisiz hale getirmek için yeterli olmayınca üst üste iki sert darbe daha vurarak ...'yi etkisiz hale getirdiği" anlaşılmıştır.
Sanık ...'nin katılan ...'ye yönelik eylemi yönünden; Görüntü kayıtları ve dosya içeriğindeki diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, sanık ...'nin katılan ...'ye yönelik tek eyleminin tabanca ile ateş etmeye çalışması olduğu, başkaca bir eyleminin tespit edilemediği, sanığın katılan ...'ye yönelttiği silahın istikametinin aşağıya seyirli olması, katılan ...'e yönelik kastı ile ...,'ye yönelik kastının bölünmesini gerektirir bir neden bulunmaması, öldürme kastı ile hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmaması ve katılan ...'nin herhangi bir yaralanmasının bulunmaması karşısında, sanık ...'nin yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile suç vasfının silahla kasten yaralamaya teşebbüs olarak tespit edildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... hakkında haksız tahrik yönünden; Maktul ... ve kardeşleri ...., ile ...'in ilk haksız hareketi başlatmaları, ...'ye taşla saldırmaları, Seher'i darp etmeleri şeklinde ortaya çıkan birden fazla kişi olarak gerçekleştirdikleri birden fazla haksız hareket bulunması, ... ve Seher'e göre sayıca, yaşça ve fiziksel güç olarak daha baskın olmaları nedeniyle sanık ... lehine haksız tahrik nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak indirim yapıldığı tespit edilmiştir.
Sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik eylemi yönünden; Sanık ...'nin tabancası ile ateş ederek kardeşi maktul ...'ı öldürdüğü, kendisini ağır şekilde yaraladığı, annesi ...,'yi silahla yaralamaya teşebbüs ettiği, tutukluk yapan tabancayı çalıştırmaya uğraşması ile saldırının sürdüğü ve her an yeniden tekrarlanmasının muhakkak olduğu, sanık ...'in ele geçirdiği baltanın keskin olmayan tarafı ile yerde kardeşi ... ile boğuşmakta olan ...'nin başına birden fazla kez vurarak, ...'yi etkisiz hale getirip elinden silahı almasının 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca meşru savunma kapsamında olduğu ancak sanık ...'in kardeşi ... ile birlikte daha hafif bir eylemle ...'yi etkisiz hale getirmesi ve silahını alması mümkünken kafasına baltanın künt tarafıyla birden fazla ve şiddetle vurarak kafatasında çökme kırığına, beyin kanamasına ve hayati tehlike geçirmesine neden olarak onu ağır şekilde yaralaması meşru savunma koşullarında başladığı eyleminin meşru savunma sınırını 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında mazur görülebilecek korku, heyecan ve telaşla aştığı kabul edilerek, sanık ... hakkında 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Tebliğname Yönünden
Sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kurulan hüküm 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi, sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan hüküm 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kesin ise de katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'ye yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan ... vekilinin, sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından kurulan hükümleri suç vasfına yönelik aleyhe temyiz etmeleri nedeniyle, anılan hükümlerin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, 2009/56 Karar sayılı kararı uyarınca temyize tabi olduklarından, Tebliğname'nin temyiz istemlerinin reddine dair görüşüne iştirak edilmemiştir.
B. Sanık ... Hakkında Katılan ...'ye Karşı Kasten Yaralamaya Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Katılan ... vekillerinin; kasten yaralama yerine kasten yaralamaya teşebbüs suçundan hüküm kurulmasının hatalı olduğuna, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs suçu olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik ve takdirî indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ve vekalet ücretine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Katılan ...'nin olayın akabinde alınan beyanında, sanık ...'nin kendisine kürek ile vurduğunu belirtmemesi, katılanın yaralanmaması, görüntü kayıtlarından sanığın katılana yönelik silahla ateş etmeye teşebbüs eyleminin sabit olması, sanığın katılana yönelttiği silahın istikametinin aşağıya seyirli olması ve
öldürme kastı ile hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmaması karşısında, sanık ...'nin yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile suç vasfının silahla kasten yaralamaya teşebbüs olarak tespitinin isabetli olduğu, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemin doğru olarak belirlendiği, takdirî indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği ve kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedildiğinden, hükümde bu yönleriyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Sanık ... Hakkında Katılan ...'e Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Katılan ... vekillerinin; suç vasfının öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi gerektiğine, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Sanığın yakın mesafeden hayati bölgeleri hedef alıp ateş etme imkânı varken, vücudun daha alt bölgesini hedef alması ve sadece bir el ateş etmesi birlikte değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı, dosya içeriğinden varlığı anlaşılan, katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemin doğru olarak belirlendiği, takdirî indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği ve kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedildiğinden, hükümde bu yönleriyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
D. Sanık ... Hakkında Maktul ...'a Karşı Kasten Öldürme Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Katılanlar Aliye, ... ve Ersin vekillerinin; haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, sanık ... müdafilerinin; meşru savunma ya da sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine, haksız tahrik indiriminin en üst düzeyden belirlenmesi gerektiğine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Hukuka uygunluk nedenlerinden biri olarak 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru savunmanın yargısal kararlarda ve öğretide; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiiller olarak kabul edilmesi karşısında, görüntü kayıtlarına göre ilk haksız hareketin ...., tarafından sanığa taş fırlatılarak gerçekleştirildiği, sanığın kendisine taş atılmasına rağmen silahına yönelmediği, Ersin tarafından taş fırlatıldıktan sonra Seher'in elinde bulunan balta ile Buyurukcu ailesinin bulunduğu alana doğru hamle yaptığı, ...,'in elindeki baltanın maktul ... tarafından alındığı ve ...,'in ..., ve maktul tarafından darp edilmesi üzerine sanığın silahını belinden çıkarmaya çalıştığı, maktul tarafından sanığa yönelik balta ile saldırının başladığı ve sanığın ilk aşamada ateş etmediği, öncelikle geri geri hamle yaptığı, ancak maktulün baltayı savurarak gerçekleştirdiği saldırısının devam etmesi üzerine maktule bir el ateş ettiği ve maktul ile kardeşlerinin sayıca, yaşça ve fiziksel güç olarak daha baskın olmaları da dikkate alındığında, sanık lehine 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinde düzenlenen meşru savunma koşullarının gerçekleştiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
E. Sanık ... hakkında Katılan ...'ye Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçundan Kurulan Hükme İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Katılan ... vekillerinin; suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs olarak belirlenmesi ve bu suçtan cezalandırılması gerektiğine yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Sanığın katılan ...'nin kafa bölgesini hedef alması, birden fazla kez baltanın künt kısmı ile vurması, katılanın kafasında birden fazla kesi şeklinde yaralanmaya, çökme kırığına ve beyin kanamasına neden olması ve kullanılan baltanın elverişliliği birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu gözetilmeksizin, suç vasfının kasten öldürmeye teşebbüs yerine neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak belirlenmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Katılan ... vekillerinin; 5237 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, sanık ... müdafiinin; meşru savunma koşullarının oluştuğuna yönelen temyiz sebepleri yönünden;
Katılan ...'nin, sanık ...'in kardeşi maktul ...'ı silahla ateş ederek öldürmesi, kendisini ağır şekilde yaralaması, annesi katılan ...'yi silahla yaralamaya teşebbüs etmesi, tutukluk yapan silahını çalıştırmak için uğraşması, elinde silah varken kardeşi ... ile yerde boğuşma halinde olması dikkate alındığında, saldırının sürdüğü ve her an tekrarlanmasının muhakkak olduğu, meşru savunmada saldırıya ilişkin şartların gerçekleştiği, savunmada zorunluluk bulunsa da sanığın katılanın başına baltanın künt tarafı ile birden fazla kez vurarak kafatasında çökme kırığına, beyin kanamasına ve yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralamasıyla saldırı ile savunmanın orantılı olmadığı, dolayısıyla meşru savunma koşullarının gerçekleşmediği, sanık ...'in kardeşi ... ile birlikte daha hafif bir eylemle katılanı etkisiz hale getirmesi ve silahını alması mümkünken kafasına baltanın künt tarafıyla birden fazla ve şiddetle vurarak katılanı ağır şekilde yaralaması karşısında sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan kaynaklandığının kabul edilemeyeceği, ancak kardeşi ...'ın öldürülmesi, kendisinin ağır şekilde yaralanması ve annesine yönelik silahla yaralamaya teşebbüs eylemleri dikkate alındığında sanık lehine azami oranda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. Sanık ... Hakkında Katılan ...'ye Karşı Kasten Yaralamaya Teşebbüs Suçu Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararında katılan vekilleri ve sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
B. Sanık ... Hakkında Katılan ...'e Karşı Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama Suçu Yönünden
Gerekçe bölümünde (A) ve (C) bentlerinde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararında katılan vekilleri ve sanık müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin
birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
C. Sanık ... Hakkında Maktul ...'a Karşı Kasten Öldürme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (D) bendinde açıklandığı üzere meşru savunma nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği nedeniyle sanık müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Bozma nedeni göz önünde bulundurulduğunda, sanığın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhal TAHLİYESİNE,
D. Sanık ... Hakkında Katılan ...'ye Karşı Kasten Öldürme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (E) bendinde açıklandığı üzere azami oranda haksız tahrik hükümleri uygulanarak kasten öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği nedeniyle katılan vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2021/1274 Esas, 2021/2347 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.03.2023 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/2160 E., 2022/249 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine ancak;
3. Ceza Dairesi 2021/2160 E. , 2022/249 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2017 tarih ve 2016/492 - 2017/334 sayılı kararı
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme
Sanık ... yönünden 5271 sayılı Kanunun 232/2-c maddesi uyarınca verilen kararın niteliği dikkate alınarak yazılmamıştır.
Hüküm : 1- Sanık ... yönünden TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, TCK'nın 53, 63, 58/6-7, 63 CGTİK 108/4 maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine ilişkin istinaf başvurularının esastan reddi,
2- Sanıklar ..., ... ve ... yönünden TCK'nın 314/2, TMK'nın 5/1, TCK'nın 62, 53, 63, 58/6-7, CGTİK 108/4 maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
3- Sanıklar ... ve ... yönünden TCK'nın 220/7 ve 314/3 maddeleri delaletiyle TCK'nın 314/2, 220/7-son, TMK'nın 5/1, TCK'nın 62, 53, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
4- Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK'nın 223/2-e uyarınca beraatine ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Sanık ...'ın duruşmalı inceleme talebinin takdiren, sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin şartları bulunmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
I- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz incelemesinde;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükümlere esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine ancak;
Sanıklar hakkında ceza hükmü tesis edilirken tayin olunan 1 yıl 8 ay hapis cezasından 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uygulanarak ½ oranında artırım yapılması suretiyle 1 yıl 18 ay hapis cezasına hükmedilmesi gerekirken 2 yıl 6 ay hapis cezasına; keza TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasında 1 yıl 13 ay hapis cezası yerine 2 yıl 1 ay hapis cezasına hükmolunmak suretiyle yazılı şekilde fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5271 sayılı CMK'nın 302. maddesi gereğince BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın 5271 sayılı CMK'nın 303. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanıklar hakkında kurulan hükümlerin 3. maddesinde yer alan "2 yıl 6 ay" ibaresinin çıkartılarak yerine "1 yıl 18 ay" ibaresinin yazılması, hükümlerin 4. maddesinde yer alan "2 yıl 1 ay" ibaresinin çıkartılarak yerine "1 yıl 13 ay" yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II- Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümüne yönelik temyiz incelenmesinde;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine ancak;
Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde doğrudan ve yalnızca TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken, 5237 sayılı TCK'nın 58/6 maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 108/4. maddesinin uygulama maddesi olarak gösterilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkında kurulan hükümde tekerrüre ilişkin bölümün çıkartılarak yerine ''sanık hakkında TCK'nın 58/9. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına'' ibaresi yazılmak suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
III- Sanıklar ..., ..., ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine ve sanık ... hakkında beraat hükmüne yönelik temyiz incelemesinde;
1-Sanık ... yönünden;
Sanık ...'ın UYAP'tan alınan ve dosya içerisine konulan nüfus kayıt örneğine göre 07.05.2021 tarihinde vefat ettiği görülmekle, sanığın vefatına ilişkin kayıt araştırılarak 5237 sayılı TCK'nın 64/1. maddesi gereğince hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
2- Sanık ... yönünden;
Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
A) TCK'nın 62. maddesinde takdiri indirim nedeni olarak; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failinin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmiş olup; dosya kapsamına göre geçmişte suç işlediği tespit edilemeyen ve duruşma tutanaklarına olumsuz hali yansıtılamayan, kovuşturma aşamasında kısmen de olsa suçun açığa çıkmasına yardımcı olacak şekilde ifade veren, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yasal olanak yok ise de; dosya kapsamına uygun bulunmayan yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
C) Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde doğrudan ve yalnızca TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken, 5237 sayılı TCK'nın 58/6 maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 108/4. maddesinin uygulama maddesi olarak gösterilmesi,
3- Sanık ... yönünden;
A-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Dairemizin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararında; “ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı”nın kabul edildiği gözetilmekle;
ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ByLock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduğuna dair delilin atılı suçun sübutu veya vasfının tayini açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporunun getirtilmesi, tespit ve değerlendirme raporunun temin edilememesi halinde sanığın teknik olarak bu programı kullandığının tespiti açısından HIS (CGNAT) ve HTS kayıtları üzerinde alanında uzman bağımsız bilişim uzmanı bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmasında zorunluluk bulunması,
B- UYAP'ta bulunan Örgütlü Suçlar Bilgi havuzunun kontrol edilip sanık hakkında bilgi veya beyan olup olmadığı araştırılarak, var ise beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirilip CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak, gerekirse tanık olarak dinlenildikten sonra yargılamaya devamla sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
C- Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde doğrudan ve yalnızca TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken, 5237 sayılı TCK'nın 58/6 maddesi ile 5275 sayılı Kanunun 108/4. maddesinin uygulama maddesi olarak gösterilmesi,
4- Sanık ... yönünden;
Dosyanın tefrik edilen sanığı ...'in beyanında örgüte müzahir Eskişehir Eğitimciler Derneğinde yapılan örgütsel sohbet toplantılarında 2014 Haziran ayına kadar sanığı gördüğü yönündeki beyanı, dosyanın tefrik edilen sanığı ...'ün beyanında örgüte müzahir Eskişehir Eğitimciler Derneğinde yapılan örgütsel sohbet toplantılarında 2015 Şubat ayına kadar sanığı gördüğünü, sanığın örgütün ev sohbetlerine de katıldığını, 2015 Şubat Ayından sonra sanıkla görüştüklerinde sanığın cemaata haksızlık yapıldığını beyan ettiğini, sanığa "Yanlış yapıyorsunuz" dediğinde sanığın "Sen niye yapmıyorsun?" şeklinde yanıt vererek kendisini eleştirdiğini beyan etmesi karşısında İlk Derece Mahkemesi kararından sonra dosyaya sanığın örgütsel faaliyetlerine ilişkin beyanda bulunan ...'un beyanları ile UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda araştırma yapılarak sanık hakkında başkaca bir beyan yahut ifade bulunup bulunmadığı da araştırılıp, varsa bu beyan yahut ifadelerin, duruşmada CMK’nın 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunarak diyeceklerinin sorulması, gerekirse ifade yahut beyan sahiplerinin tanık sıfatıyla bilgisine başvurulması tüm dosya kapsamının bir bütün halinde değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanık ... ve sanıklar ..., ..., ... müdafilerinin ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, sanık ...'ın tutuklulukta geçirdiği süre, atılı suç için kanunda öngürülen ceza miktarı gözetilerek tahliye talebinin REDDİNE, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.01.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/1375 E., 2022/3727 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
t olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; sanıklar müdafiileri ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle beraat kararı ile mahkumiyet hükümlerinin ONANMASINA,
3. Ceza Dairesi 2021/1375 E. , 2022/3727 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2018
Suç : Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Silahlı terör
Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyizin sebebine göre dosya incelendi gereği düşünüldü;
Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme talebinin takdiren ve yasal şartları oluşmadığından CMK'nın 299. maddesi gereğince REDDİNE,
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
II-DAVAYA KATILMA TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
-01.09.2016 tarih ve 2918 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı KHK’nın (10.11.2016 tarihli 6758 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 19 ve 20. maddeleri kapsamında şirketlerin kayyımlık görev ve yetkilerini elinde bulunduran Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun katılma talebinin CMK’nın 237. maddesi uyarınca KABULÜNE;
-Şirketlerin yönetiminin kayyım görev ve sorumluluğunda bulunması nedeniyle müsadere edilen ya da kayyım atanan şirketlerde payları bulunan diğer kişilerin davaya katılmalarına ilişkin taleplerin REDDİNE;
III-HUKUKİ AÇIKLAMALAR:
A-SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA VEYA YÖNETME SUÇU
Terör örgütünü yönetme suçu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
5237 sayılı TCK uyarınca;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır
Silahlı örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
3713 sayılı TMK uyarınca;
Terör örgütleri
Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
Doktrin ve yerleşik uygulamalara göre;
Terör örgütünü yönetmek örgüt hiyerarşisinin çeşitli basamaklarında örgütü amaçlarına ve yöntemlerine uygun biçimde örgüt faaliyetlerini sevk ve idare etmek olarak tanımlanabilir. Yönetici suç ortaklığına komuta eden ve örgütün kurallarını gösteren kişidir. (Simeone I ReatiAssociativi,op.cit.s 257 aktaran Turinay Faruk Terör Amaçlı Örgütlenme Suçu sh.269)
Suç veya terör örgütünü yönetmek; onu sevk ve idare etmek, kısmen veya tamamen, bölgesel, yerel veya genel olarak yönetip yönlendirmek, hiyerarşik yapıya ve varsa işbölümüne uygun olarak emir ve talimat vermek, bunların yerine getirilmesini bekleyip denetlemek, gerekli olduğunda da emrine veya örgütün talimatlarına riayet etmelerini cezalandırmaktadır. Kişinin somut olayda yönetme kudretine, sevk ve idare yeteneğine fiilen sahip olup olmadığına bakılmalıdır (Şen E.-Eryıldız S.Suç Örgütü sh.107).
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında; harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt yöneticileri, hiyerarşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolaylı fail olarak sorumludurlar (TCK 220/5m.) (Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından ).
Failin örgüt yöneticisi olup olmadığı, örgütün organizasyon yapısı, hiyerarşisi ve kişilere verilen görevlerin önemi esas alınmak suretiyle belirlenecektir (... ... Terör Suçları ve Yargılaması sh.183). Bu tespitte belirleyici olan, failin örgüt hiyerarşisi içindeki sıfatı değil ve fakat yönetip yönlendirdiği faaliyetlerin, örgütün amaç ve etkinliği bakımından önemidir. Bu nedenle failin hiyerarşik konumu, üstlendiği görevler esas alındığında dahi belli bir hiyerarşik seviyenin üstünde bulunan kişilerin yönetici olarak kabulünde zaruret vardır. Zira gerek kanun koyucunun aynı cezai yaptırımı öngörerek örgüt yöneticiliğini, örgüt kurma fiili ile aynı ağırlıkta bir ihlal olarak görmesi, gerek mülga 765 sayılı TCK'nın 168 maddesinde yer alan, "silahlı çetede amirliği ve kumandayı haiz olmak" ve 141. maddesindeki, "cemiyetlerin faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek" kavramları ile mer'i 3713 sayılı Kanunun 7/1 maddesinde yer verilen "örgütün faaliyetlerini düzenleyenlerin de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılacağına" dair kavramlar gerekse örgütle kurulan "organik bağın" sonucu olarak her seviyede belli ölçüde talimat alma-verme, astları yönetme olgusunun, örgütlü suçların doğasında mündemiç bulunması birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilikten maksadın hiyerarşik yapının belli seviyede üst katlarını ifade ettiğini kabul etmek gerekir. Bu görüş Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarında da benimsenmiştir. Nitekim silahlı terör örgütlerinin kırsalda faaliyet gösteren tim, manga, bölük sorumluları ile faaliyet yoğunluğu bulunmayan kimi il sorumluları örgüt yöneticisi olarak değil, örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır.
TCK m.220/1'de düzenlenen örgütü yönetme suçu niteliği gereği devamlılık gerektirdiğinden, mütemadi bir suçtur.
Suç işlemek üzere kurulmuş bir örgütü yönetme saikine dayanan doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar. (Özgenç, Suç Örgütleri sh.21,22) Bu halde sorumluluk, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen "hata" kurumuna göre çözüme kavuşturulmalıdır.(Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından )
Kişi hak ve hürriyetlerinden hiç birisinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağına dair Anayasanın 14. maddesinde de açıkça vurgulandığı üzere, bu suç herhangi bir hukuka uygunluk sebebi kapsamında işlenemez. Hiç bir devlet, hiç kimseye birliği ve ülke bütünlüğünü, anayasal düzenini bozacak bir hukuk düzeni kurmaz.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 16-956 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin 24.04.2017 tarih 2015/3- 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere FETÖ'nün dikey yapılanması şöyledir;
Örgütün sorumlu yöneticisi “imam” olarak isimlendirilir. Hiyerarşi içerisinde yer alan örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kainat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi bir çok değişik pozisyonu vardır.
Örgütün lideri, mensuplarınca kainat imamı, mehdi, mesih olarak kabul edilmektedir. Kainat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar “istişare kurulu”, “mollalar”, “tayin heyeti” ve “özel hizmet” birimleridir.
Örgütün yurt içi yapılanmasında ise, “Türkiye imamı”, “bölge imamları”, “il imamları”, “küçük il ve bölge imamları”, “ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapı izlenmekte ve örgüt tabana yayılmaktadır.
Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet, katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi haline bırakmayıp, kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma ile yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip, örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir.
Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Katlar şu şekildedir;
-Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.
-İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
-Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.
-Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal)denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
-Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.
-Altıncı Kat, Has Tabaka: ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.
-Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
Yedi katmanın en üstünde “Sözde Fethullah Hoca arşı” yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerinin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir halde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Hizmet denen işleri ise ilk üç katmandakiler yürütmektedir.
Şu hale göre; anılan örgüt yönünden, örgütün lideri Fetullah Gülen ile beşinci, altıncı ve yedinci katmanlarda yer alanların, bu cümleden olarak kıta imamı, ülke imamı, “Türkiye imamı” ve “bölge imamlarının”, her halükarda örgütün üst düzey yöneticisi olduklarında kuşku yoktur. Ancak örgütü bir arada tutan ve alt katmanlardakilerin teftiş ve kontrolünü yapan dördüncü katman örgüt mensupları ile ilgili olarak, il ve ilçe sorumluları/imamları ile kamu kurumları imamlarının yönetici olup olmadıkları, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olayın özellikleri, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevleri, sorumluluk sahalarında sevk ve idare ettiği örgütsel faaliyetlerin örgütün amaç ve etkinliği bakımından önem ve yoğunluğu ile kontrol ettikleri kamu personelinin devletin güvenliği bakımından ifade ettiği stratejik değer de gözetilerek belirlenmelidir. Örgüt yöneticisinin mutlaka illegal faaliyetleri yönetmesi gerekmez. Örgütün amacına ve varlığının devamına katkı sunan sözde legal faaliyetleri sevk ve idare etmek de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
B-SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU
Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir. (Özek, Organize Suç, Syf. 241)
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneteticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Doktrinde farklı görüşler (Özgenç, Suç örgütleri, Syf. 22, Sözüer, Gökçen, vb.) olsa da istikrar kazanmış uygulamaya (Yargıtay Ceza Genel Kurulun 10.06.2008 tarih ve 2007/9-270-164 sayılı kararı vb.) göre, tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkanı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır. Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez.
Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda da; silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasada ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir.
Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz. Örgüt üyeliğinden mahkum olduktan sonra tekrar örgütle hiyerarşik bağ kurup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetlere katılması halinde yeniden üyelik suçu oluşacaktır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. (TCK. 220/4) Örgüt kurma ve yönetme ya da üye olmak fiillerinin cezalandırılabilmesi için örgütün amacı doğrultusunda ve faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi şart değildir. Ancak bu kapsamda bir suç işlenirse bu düzenleme doğrultusunda gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılacaklardır.
Suçun manevi unsuru,doğrudan kast ve "suç işlemek amacı/saiki"dir. Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir.
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. (Toroslu özel kısım syf. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280)
Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.
C-SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETME SUÇU
Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir.
01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu,
01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 315. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu,
18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8. maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu.
Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır.
Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır.
Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayanların TCK'nın 315. maddesi;
Terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi;
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yukarıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlama gibi her türlü yardım TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında kalacaktır." şeklindeki hukuki yoruma Dairemizce de iştirak edilmektedir.
Örgüte yardım suçunda kast unsuru yönünden öğretideki görüşler incelendiğinde;
Bir suçun kanuni tanımında "bilerek", "bildiği halde", "bilmesine rağmen" gibi ifadelere açıkça yer veren suçlar olası kastla işlenemez. (Prof.Dr. İzzet ÖZGENÇ, TCK Genel Hükümler, 7. Baskı, syf. 241)
Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir. (Prof. Dr. A. Caner YENİDÜNYA - Arşt. Görv. Zafer İÇER, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, 1. Baskı, syf. 56)
Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir. (Yrd. Doç. Dr. Namık Kemal TOPÇU, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları, syf. 164)
Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen "bilerek" ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir. (Prof.Dr.İzzet ÖZGENÇ, Suç Örgütleri, 7. Baskı, s. 38-39)
Dairemizce de benimsenen,yerleşik yargısal uygulamalara ( Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.11.2009 tarih ve 2009/10374 E- 2009/11111 K. ) göre de, sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek yardımda bulunması gerekir.
Yukarıda yer verilen öğretideki görüşler ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamaları göz önüne alındığında; suç örgütleri veya silahlı terör örgütlerine yardım suçunun ancak doğrudan kastla işlenebileceği, yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi gerektiği, örgüt üyelerine yapılan yardımın da örgüte yapılmış gibi kabul edilmekle birlikte örgüt üyesinin mensup olduğu örgütün bilinmesi ve bu yardımın da insani mülahazalarla değil örgütün amaçlarını gerçekleştirme gayesiyle yapılması hususunda ortak bir kanaat mevcuttur.
D-ETKİN PİŞMANLIK
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-1878 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadale bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, örgüte üye olma, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçlarında etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık veya cezadan indirim yapılması gereken haller olarak kabul edilmiştir.
Şahsi cezasızlık nedeni olarak; sanığın amaç suçun işlenişine iştirak etmeksizin, hakkında bir soruşturma başlamadan önce örgütten gönüllü olarak ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi (TCK’nın 221/2 maddesi), hakkında soruşturma başladıktan sonra, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili samimi ve faydalı bilgi vermesi (TCK’nın 221/4 maddesinin ilk cümlesi), yakalandıktan sonra pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının önemli ölçüde yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi (TCK’nın 221/3 maddesi) hallerinde sanık hakkında cezaya hükmolunmayacaktır.
Amaç suça elverişli vahim nitelikte sayılan eylemler gerçekleştirilmeden yakalanan, örgüt kuran, yöneten, örgüte üye olan, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek isteyerek yardım edenlerin örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi vermesi halinde ise cezadan indirim yapılacaktır (TCK’nın 221/4 maddesinin ikinci cümlesi).
Kanun vazıının, etkin pişmanlığı şahsi cezasızlık sebebi olarak kabul ettiği durumlarda, örgütten ayrılma veya güvenlik güçlerine teslim olma bakımından “gönüllülük” esasını benimsediği görülmektedir. Gönüllülük, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “bir iş yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken üstlenen” olarak tanımlanmıştır.
Örgütten ayrılma bağlamında gönüllülük,örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde kalması imkanını ortadan kaldıran veya zorlaştıran bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle gönüllü olarak örgütten ayrılmasıdır. (Ersan Şen - H. Sefa Eryıldız, Suç Örgütü 2018 Baskı syf 346)
E-TERÖRİZMİN FİNANSMANI:
1-Genel Olarak:
Terör; şiddet unsurunu içeren, ideolojik yönü olan, içinde gerçekleştiği toplumu korkutmayı ve sindirmeyi hedeflemenin yanı sıra siyasi iktidarın gücünü zayıflatmayı ya da tamamen ortadan kaldırmayı, sosyal yapıya zarar vermeyi ve hedef aldığı toplum içinde karşıt kutupların oluşmasını, hatta alınan önlemler karşısında devlet ile halkı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir yapı ve örgütlenme biçimidir. Dolayısıyla terör, kısaca politik, ideolojik ya da dinsel hedeflere ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirilen planlı şiddet hareketleridir.
Ülkemizde de terörizm, uzun bir süredir gündemimizde önemli bir yeri işgal etmektedir. Uzun yıllardır yaygın bir şiddet uygulayan, toplumun belirli bir kesimini baskı altına almak suretiyle etkinlik alanı sağlamaya çalışan PKK, MLKP, DHKP – C, TİKKO ve DEAŞ gibi terör örgütleri, ülkemizde kapanması mümkün olmayan pek çok yara açmıştır.
Bu gibi örgütlerin yanında; toplumun dinamiklerini kullanarak ve değer yargılarını sömürerek, devlet içerisinde gizli bir şekilde yapılanan ve sahte mehdilik temeline dayanan bir terörist yapılanma da bulunmaktadır. Bu yapılanma talimatlar yoluyla kolektif biçimde mobilize olmuş, anayasal kurumlara örgüt üyelerini yerleştirmek suretiyle devletin tamamını ele geçirme refleksiyle hareket etmiştir. Mülkiye, adliye, emniyet, eğitim ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşmış, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt üyeleri ile devleti kendisine hizmet eder hale getirmiş ve adeta devlet içerisinde ayrı bir devlet yapısı oluşturmuştur. Uzun süredir bu konuda faaliyet gösteren ve bu durum deşifre olunca, bir darbe girişimine yeltenen FETÖ/PDY örgütü, terör ve organize suçlulukla mücadeleyi farklı bir boyutu ile ülke gündemine yeniden taşımıştır.
Asıl amaçları gelir elde etmek olmayan ve çoğu zaman siyasal hedefleri bulunan terör örgütlerinin, her açıdan varlıklarını devam ettirebilmek için mali kaynağa ihtiyaçları olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Dolayısıyla terör örgütleri de mali kaynak bulma çabası içerisine girmektedirler. Günümüzde yabancı devletlerin terör örgütlerine eskisi kadar rahat yardım yapamaması, terör örgütlerinin kendi mali kaynaklarını yaratma ihtiyacını daha fazla hissetmelerine neden olmuştur.
2-Terörün Finans Kaynakları
a-Örgüte yapılan mali yardımlar: Terör örgütleri propaganda yoluyla örgüt üyelerinden veya örgüte üye olmamakla birlikle örgüte yardım edenlerden örgüte yardım toplamaktadır. Örgüte yapılan mali yardımlar örgüte doğrudan gelir aktarmak şeklinde olabildiği gibi örgütle organik bağı olan ve yasal görünümlü dernek, vakıf, şirket vb. gibi tüzel kişiler üzerinden dolaylı şekilde de gerçekleşebilmektedir.
b-Vakıf ve derneklerin kullanımı: Kar amacı gütmeyen vakıf ve derneklerden, terör örgütleri ile organik bağı bulunanların kamuoyuna yansıtılan meşru amaçlarının arkasına gizlenen gerçek amacın örgüte finans yaratmak olduğu, günümüzde bilinen bir gerçek olup yasal görünümlü vakıf ve dernekler üzerinden terör örgütlerine kaynak aktarılması en sık başvurulan yöntemlerden biridir.
Kâr amacı gütmeyen tüzel kişilikler, örgütler tarafından oluşturulup yasal kazançların aktarılması ile de terör örgütlerine destek verilebileceği gibi, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) raporlarında belirtildiği üzere, örgüt tarafından oluşturulmasa da bu kurum ve kuruluşların örgüt tarafından suistimal edilmeleri de mümkündür. Mali Eylem Görev Gücü’nün “Dokuz Özel Tavsiye” olarak bilinen değerlendirmesinde bu husus şu şekilde açıklanmış ve ülkelere birtakım tedbirlerin alınması yönünde tavsiyelerde bulunulmuştur:
“Kar amacı gütmeyen kuruluşlar özellikle istismara açıktır ve ülkeler bunların;
Terörist örgütler tarafından yasal varlık süsü verilerek,
Varlıkların dondurulması önlemlerinden kaçmak amacı da dâhil olmak üzere,terörizmin finansmanının sağlanması amacıyla kendi çıkarları doğrultusunda kullanılarak,
Yasal amaçlı fonların el altından terörist örgütlere saptırılmasını gizleyerek veya saklayarak, kötüye kullanılmasını engelleyecek tedbirleri almalıdır.”
Bu gibi durumlarda, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar doğrudan örgütle ilişkili olmasa da,bu kurumlarda çalışan ya da yönetici gibi pozisyonlardaki örgüt üyelerine para aktarılmış olmakta ve bu şekilde terörle ilişkilendirilemeyecek ve denetlenemeyecek bir fon sağlanması amaçlanmaktadır
c-Basın ve yayın araçları: Terör örgütleri, basın ve yayın yoluyla propagandalarını yaptıkları gibi, bu organlar sayesinde önemli bir gelir kaynağı da elde edebilmektedirler.
d-Ticari faaliyetler: Terör örgütlerinin propaganda sonucu sağladığı fonlar sayesinde toplanan sermayenin bir kısmı yasal görünüm kazandırılması amacıyla ticari faaliyetlere aktarılabilmektedir. Terör örgütlerinin bu yöntemi kullanmasının nedeni ticari işletmeler ile terör örgütleri arasındaki bağlantının kamu otoritesince tespitinde yaşanan zorluklardır. Yine ticari faaliyet sırasında çeşitli dolambaçlı yöntemler kullanılarak, elde edilen meşru ticari kazanç ile örgüte sağlanan fon arasında geçişkenlik, perdeleme ve karartma uygulanmasının mümkün olması bu yöntemin terör örgütlerince kullanılmasının en önemli nedenlerindendir. Ticari faaliyet maksadıyla kurulan şirketlerin doğrudan terör örgütünün elde ettiği fonlar ile kurulması mümkün olduğu gibi başlangıçta meşru kaynak ve sermaye ile kurulmuş olmasına karşın zaman içerisinde örgütle kurulan organik bağ sonucu örgütün faaliyetlerine tahsis edildiği de bilinen ve yaşanan bir gerçekliktir.
e-Sosyal etkinlikler: Düzenlenen konser, şölen, sergi ve gösteri gibi sosyal etkinlikler yoluyla da terör örgütleri tarafından yüksek tutarlı paralar toplanabilmektedir.
f-Örgütün suç faaliyetlerinden elde ettiği gelirler: Terör örgütleri büyük çaplı uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, yağma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama gibi suçlardan gelir elde etmektedir. İşlenen suçlar örgütün yapısına göre değişiklik ve çeşitlilik gösterebilmektedir. Terör örgütleri büyüdükçe ve güçlendikçe işledikleri suçların ve bu suçlardan elde ettikleri gelirlerin boyutu da büyümektedir.
3-Terörizmin Finansmanı Suçu Bağlamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gelir kaynakları;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.
Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve iş hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.
FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak Türkiye’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; Türkiye’de 15, yurt dışında 10 üniversite; Türkiye’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; Türkiye’de 35, yurt dışında 15 hastane; Türkiye’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve Türkiye’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir. FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve ... vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.
Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.
FETÖ ... devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.
Örgütün mali yapıya sızma amacının;
› Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,
› Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,
› Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.
FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar. Bunu yaparken kendine bağlılığı konusunda tereddüt yaşamayacağı iş adamlarının bireysel hesapları üzerinden sisteme para sokmakta fakat söz konusu iş adamının mal varlığı, ürettiği katma değer ve diğer nakit mevcudiyetleri incelendiğinde örgüt kaynağına birebir ulaşılamasa da kişinin sahip olduğu değerlerin yasadışı olduğu sonucuna varılmaktadır.
FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa; ...TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir. ... Medya Grubu bu anlamda ... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.
FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.
FETÖ/PDY İle İlişkili Şirketler;
Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü aktif olarak destekleyen şirketlerdir.
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.
Örgüt tarafından 2005 yılında, kendisine bağlı iş adamlarını bir araya getirmek amacıyla kurulan ..., 7 federasyon ve 211 üye dernek ve 2014 yılı itibariyle 55.000 üye iş adamı ve girişimci ile örgütün ekonomi üzerinde ne kadar etkin olduğunu gözler önüne sermektedir. ... içerisinde yer alan “... Genç İşadamları Derneği” örgütün himmet paralarını aklaması bakımından önemli bir sivil toplum kuruluşudur. ...'a bağlı federasyon, dernek yöneticisi ve üyesi 7595 kişi, Kimse Yok Mu Derneği’nin şubelerindeki yönetici ve üyeleri 895 kişi, .. Eğitimciler Sendikasının temsilcisi 140 kişi ve örgüte bağlı derneklerin üye ve yöneticisi 1164 kişi olduğu tespit edilmiştir.
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.
-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, iş ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.
-Üniversite öğrencilerinin yaşadığı ve yönetimi örgüt tarafından yapılan aynı zamanda kendi içerisinde sürekli denetlenen Işık evleri 1970’lerden itibaren örgüte hizmet etmektedir. Bu evlerde yetişen her örgüt üyesi “takiyye” prensibiyle hareket etmektedir. Takiyye, Arapça kökenli bir kelime olup, “kişinin canına veya malına yönelik bir tehlike karşısında inancını gizleyip gerektiğinde aksini söylemesi”anlamında bir terimdir. Söz konusu evlerden seçilmiş öğrenciler örgütün amacına giden yolda kritik süreçlerde aktif rol oynamaktadırlar. Örgüt militanları bu evlerde tam bir hücre yapılanması gerçekleştirmiş, örgütlenme stratejisini tüm ayrıntılarıyla öğrenmiş ve FETÖ/PDY’nin kullandığı İslami metaforlara ve terminolojilere alıştırılmışlardır. Bunlar Gülen ve örgüt üyeleri arasında kimsenin anlayamayacağı şifreli haberleşme teknikleridir. Kamunun kritik noktalarına alınacak elemanlar bu evlerden seçilmiş, örgüte karşı duran kişiler ya işlerinden edilmiş ya da sindirilmiştir. Farklı devlet kademelerine ve üniversitelere öğrenci alımlarını sağlayan Türkiye ölçekli kritik kurum sınavları dershanelerdeki ve evlerdeki birçok potansiyel örgüt militanına servis edilmiştir. Soruları örgüt mensuplarına servis edildiği belirlenen sınavlar içinde 1986 Askeri Liselere Giriş Sınavı, 1998 Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS), 2000 yılı sonrası bütün askeri okul sınavları, 2007 Polis Meslek Yüksekokulu Giriş Sınavı (PMYO), 2010 Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ve 2012 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) yer almaktadır. Yine Türkiye Bankalar Birliği’nin yayımladığı bir rapora göre; Fetullah Gülen 2010 KPSS sorularının çalınması yönünde talimat vermiş ve bu talimat doğrultusunda çalınan ve dağıtılan sorular sayesinde devletin önemli kurumlarında kadrolaşmaya gidilmiştir. Ayrıca, 2010 KPSS sınavındaki yolsuzluk davasını yürüten savcı Y.E. bu operasyon nedeniyle örgüt tarafından ölümle tehdit edilmiştir.Üstelik kamuya soktuğu kişilerin maaşlarının bir kısmına el koymakta kendisini bu yolla finanse etmektedir.
EGM’nin FETÖ/PDY Raporu’nda örgütün üniversitelerdeki faaliyetleri konusunda şu ifadelere yer verilmektedir: “Akademik kadro örgütün sonradan oluşturduğu bir birimdir. Üniversiteler üzerindeki çalışmaları akademik kadro imamlar aracılığı ile yürütülmektedir. Örgüt bu tür çalışmalarla tüm üniversitelerin işleyişi hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Örgüt Akademik kadrodaki imamları aracılığı ile örgüte müzahir şahısların üniversitelere personel olarak yerleştirilmesi ve öğrencilere yönelik propaganda çalışmalar organize edilmektedir. Ayrıca üniversitelerde teknokent adı altında faaliyet yürüten ve büyük ihalelerle iş yapan şirketleri de bu kadro ile kontrol altında tutmak ve takip etmek mümkün olmaktadır. Her üniversitede bir akademik sorumlu imam vardır.
-15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 667 Sayılı KHK ile FETÖ’ye ait yada örgütle iltisaklı yada irtibatlı olmak üzere 2351 kurum ve kuruluş, 668 sayılı KHK ile 42 özel radyo ve televizyon kuruluşu, 89 gazete dergi ve yayınevi ve dağıtım kanalları olmak üzere toplam da 131 kurum ve kuruluş kapatılmıştır. Yine OHAL kapsamında FETÖ mensubu olduğu tespit edilen pek çok kişi meslekten çıkarılmış, yapılan inceleme sonrasında bunların bir kısmı görevlerine iade edilmiştir. Bunun yanı sıra tehdit ve şantajlarıyla bilinen örgüt, özellikle istihbarat alanında kadrolaşmaya giderek operasyonlarının temellerini atmıştır. Kendi şirketleri dışındaki diğer şirketlere adli ve idari para cezaları uygulatılarak sindirilmesi ve pasifize edilmesi ya da bu firmaların batırılması yoluyla elde edilen gelirler söz konusu olmuştur.
-FETÖ/PDY’nin en büyük gelir kaynaklarından birini de kamu ihaleleri oluşturmaktadır. Örgüt bu ihalelerden himmetini alırken, kamu içerisindeki örgüt üyeleri aracılığı ile yüksek fiyata ihalelere girerek yüksek kârlar elde etmektedir. İhalelere giren diğer şirketleri türlü şekillerde alt edip neredeyse her ihaleyi mutlak kazanan olarak almaktadır. Zaman zaman yasa dışı dinlemeler yaparak, ya da ihalenin şekil şartları açısından yapılan usulsüzlükler sonucu piyasadaki rekabet koşulları bozulmaktadır. Bu durum sonucu olarak örgüt kasası doldurulmakta fakat devlet hazinesi ciddi zararlara uğramaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşlarında teşviklerin kullandırılmasına dair olan yetkiler geniş takdir hakkına sahiptir. Buradan yola çıkarak kurumlardaki örgüt üyeleri söz konusu “teşvikleri” örgüt şirketlerine kullandırarak bu kurumlardan gelir elde etmişlerdir. Bunun yanı sıra bazı projeler aynı teşvik türünden birden fazla teşvik almış, bu durumun denetlenemediği ortaya çıkmıştır. Yine teşvik verilen basit projeler, kamu idaresini ve kamu bütçesini olumsuz etkilemiştir. Teşvikler konusunun sosyolojik boyutuna baktığımızda ise örgüt faaliyetleri yüzünden kamu kurumlarına güvenin sarsıldığını ve girişimcilik faaliyetlerinin azalarak devam ettiği sonucu görülmektedir.
Örgüt, kamu kurumlarına sızmak amacıyla temel olarak “kamu personeli seçme” sınavlarını kullanmıştır. Türkiye’nin öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi olan (ÖSYM) kurumda kadrolaşarak işe başlamış, kurum bünyesinde yapılan bir kısım sınavların sorularını çalarak örgüt üyelerine servis etmişlerdir. Örgütün okulları, dershaneleri ve test merkezleri dahil olmak üzere her türlü eğitim–öğretim kurumunda bu sorular dağıtılmış sonuç olarak memur adayları arasında fırsat eşitsizliği yaratılmıştır. Böylece, örgüt üyeleri yüksek puanlar ile stratejik kamu kurumlarında kendilerine kadro yaratmışlardır.
Himmet benzeri gönüllülük esaslı diğer gelirler:
-Dini bayramlar öncesi, özellikle Kurban Bayramı, iş adamları ve esnaflardan toplanan “Kurbanlık” paraları ve kurban derileri,
-Zekat ve burs adı altında iş adamlarından toplanan paralar,
-Devlet kurumlarına yerleştirilen memurların ilk maaşlarını örgüte bağışlamasıyla elde edilen gelirlerdir.
F-TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:
Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içermektedir. Anılan Sözleşmenin, ülkemiz tarafından 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Başkanlık: Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığını,
b)Değerlendirme Komisyonu: Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonunu,
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,
d)Malvarlığının dondurulması: Malvarlığının ortadan kaldırılmasının, tüketilmesinin, dönüştürülmesinin, transferinin, devir ve temlik edilmesinin ve sair tasarrufi işlemlerin önlenmesi amacıyla, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması veya kısıtlanmasını, ifade eder.” şeklinde düzenlenerek başta "fon" olmak üzere, bu Kanun'da geçen terimlerin tanımlarına yer verilmiş,
Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.
b)12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.
c)Türkiye’nin taraf olduğu;
1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,
“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise;
“(1) 3 üncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.
(8)(Ek: 14/4/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir. ” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak hakkı” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.
6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamı,alandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.
Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.
Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâli olduğundan, bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilir. Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin dördüncü fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.
Anılan maddenin beşinci fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin altıncı fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin yedinci fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.
Terörizmin finansmanı suçu yapısı ve mücadele yöntemleri bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesinde düzenlenen suç gelirlerinin aklanması (karapara aklama) suçu ile bağdaştırılmakta hatta terörizmin finansmanı suçu kimi zaman “tersine kara para aklama” olarak nitelendirilmektedir.
-Terörizmin finansmanında kullanılan gelirler suç işlenerek elde edildiği gibi, tamamen yasal yollardan da elde edilebilmektedir. Suç gelirlerinin aklanmasında ise suçun konusunu oluşturan gelir daima yasadışı bir faaliyet olan öncül suça dayanmaktadır.
-Terörizmin finansmanı için elde edilen gelirlerin yasallaştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Burada gerekli olan paranın terörist hücrelere dağıtımının ve aktarımının yapılabilmesidir. Önemli olan husus finansman zincirinin belli bir noktada kırılması ve parayı gönderenin ortaya çıkmamasının sağlanmasıdır.
-Suç gelirlerinin aklanması gelirin kaynağı ile gelir arasındaki bağın koparılması ile başlayıp elde edilen gelirlerin meşrulaştırılmasıyla sona ererken terörizmin finansmanı gelirin elde edilmesi ile başlayıp bunun dağıtılması ile sona ermektedir. Suç gelirlerini aklamanın ve terörizmin finansmanının esas amaçları dışarıda tutulduğunda her ikisinin de ortak araçları kullandıkları görülmektedir.
Terör örgütlerinin aklama suçu ile olan bağlantısı daha ziyade terör amaçlı kullanılması amaçlanan fonların varlığı halinde ortaya çıkacaktır. Terör örgütleri yasal merciiler tarafından takip edildiklerinin tüm hareketlerinin izlendiğinin farkındadırlar. Bu nedenle de terör örgütüne fon aktarımı da doğal olarak açık şekilde değil bir takım örtülü işlemlerle gerçekleştirilir. Örneğin: arka planda terör örgütünün olduğu bir vakıf veya dernek oluşturulur ve bu kanallarla fonlar örgüte aktarılır.
Dolayısıyla kaynağı yasal veya yasadışı olsun teröre aktarılan fonlar aktarımın yapıldığı süreçte hileli işlemlere tabii tutulur. Diğer bir ifade ile tersine bir aklama sürecine gidilir. Aklama suçunda gizlenen şey suç geliri ile bu gelirin elde edildiği suç arasındaki irtibattır. Terörün finansmanında gizlenen şey ise gelir ile bu gelirin yöneldiği yer arasındaki bağlantıdır. Yani aklama suçunda fonun nereden geldiği, terörün finansmanı suçunda ise fonun nereye gittiği gizlenir.
Bu amaçla bankalarda çok sayıda işlemler yapılarak kaynak gizlenmeye çalışılmakta. Çeşitli alternatif bankacılık yöntemleri ile kimlik tespiti yapılması engellenmekte, kar amacı gütmeyen kuruluşlar oluşturulmak ya da suistimal edilmek suretiyle kullanılmakta, kimi zaman nakit ödemeler örgütle ilişkili kuryeler aracılığıyla yapılmakta, örgütle doğrudan ilişkilendirilemeyen örgüt üyeleri ile yakın ilişkili (aile, akraba, yakın dost gibi) kişilerin üzerinden fon sağlama gerçekleştirilebilmektedir.
-Ayrıca terörizmin finansmanı suçu aklama suçunun önsuçu niteliğini de taşımaktadır. Çünkü terörizmin finansmanı ülkemizde alt sınırı bir yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtur ve terörün finansmanı suçuna konu gelir de suç geliri niteliğini taşır.
G-MÜSADERE
FATF(Financial Action Task Force – Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü); FATF suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, terörizmin ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartların oluşturulması ve sözkonusu standartlara uyumlu kanuni ve kurumsal tedbirlerin alınması, ve bu tedbirlerin operasyonel açıdan etkili bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi amacıyla G7 devletleri tarafından 1989 yılında Paris’de kurulan hükümetler arası bir organizasyondur. Organizasyonun 39 üyesi mevcut olup Türkiye bu organizasyona 1991 yılında üye olmuştur. FATF’ın görev süresi 2019 yılının Nisan ayında alınan bir kararla süresiz hale getirilmiştir. FATF 1990 yılında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ile mücadele amacıyla 40 tavsiye kararını bildiren bir rapor yayınlamış anılan 40 tavsiye 1996,2001,2003 ve 2012 yıllarında güncellenmiştir. FATF 40 tavsiyeyi oluştururken BM Viyana, BM Palermo ve BM New York sözleşmesini esas almış; ancak suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamanın suç haline getirilmesine ek olarak önleyici tedbirlere yoğunlaşmıştır. Bundan sonra da yeni raporlarla çalışmalarını güncelleştirmektedir. Türkiye’nin de üyesi bulunduğu FATF’ın 40 tavsiye kararından dördüncüsü müsadere ve geçici tedbirlere ilişkindir.
Buna göre: Devletler yasal tedbirler dahil olmak üzere Viyana, Palermo Sözleşmesi ve Terörün finansmanı konvansiyonu ile getirilen tedbirlerin benzerlerini uygulamalıdırlar. Bu tedbirler; iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmeksizin aklanan malvarlığının, suçtan kaynaklanan malvarlığının öncül suçların işlenmesinde kullanılan vasıtaların ve bu vasıtalardan elde edilen mal varlığının terörist organizasyonlarda veya terörist eylemlerde veya terörizmin finansmanında kullanılan, tahsis edilen, kullanılmasına niyet edilen vasıtaların, malvarlıklarının, gelirlerin veya buna karşılık gelen malvarlıklarının dondurulması, el konulması ve müsaderesidir. Bunları mümkün kılacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
Uygulama birimlerine müsadereye tabi mal varlığını ve mal varlığı gelirlerini belirleme, bu tür malvarlığının elden çıkarılması, ticareti ve devrinin önlenmesi için dondurma ve el koyma gibi geçici tedbirler alma, müsadereye tabi mal varlığına el konulma, dondurulma ve müsadere edilme yeteneğine zarar veren, ortadan kaldıran eylemlerle işlemleri hükümsüz kılacak tedbirleri alma ve uygun soruşturma tedbirlerini alma yetkisi verilmelidir.
Devletler kendi iç hukukuna uygun olarak müsadereye tabii malvarlığının bir mahkumiyet şartı olmaksızın müsadere edilmesini veya sanık tarafından söz konusu malvarlığının meşru kaynağını göstermesini gerektirecek tedbirleri alabilirler.
Terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve durdurulmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kararları uyarınca, her ülke terörizmin ve terörist örgütlerin finanse edilmesinde kullanılan paraların veya diğer malvarlıklarının gecikmeksizin dondurulması için gerekli önlemleri uygulamalıdır. Her ülke, terörizmin, terörist eylemlerin veya terörist örgütlerin finansmanına ait veya bunların finansmanında kullanılan ya da kullanılması tasarlanan malvarlığına elkonulması ve bu malvarlığının müsaderesi için yetkili otoritelere imkan sağlayan yasal önlemleri de içeren önlemler benimsemeli ve yürürlüğe koymalıdır. Tavsiye Kararının metninden ve açıklamasından, hükmün iki yükümlülükten oluştuğu görülmektedir. Birincisi spesifik Birleşmiş Milletler Kararlarının uygulanması, ikincisi ise genel olarak elkoyma ve müsaderedir. Birinci yükümlülük önleyici nitelikte iken, ikinci yükümlülük ise önleyici ve bastırıcı niteliktedir. Bu Tavsiye Kararı özellikle terörün finansmanında önleyici tedbirin önemini vurgulamaktadır. Bu Karara tam uyumun sağlanabilmesi için, ülkeler tarafından gerekli otoritenin kurulması, standart ve prosedürlerin belirlenmesi gerekir.
Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin 8. maddesi ve Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin(Varşova Sözleşmesi) 2. maddesine göre taraf devletlerden her birinin meşru veya gayrimeşru bir yolla elde edilmiş olup kısmen veya tamamen terörizmin finansmanı için herhangi bir şekilde kullanılan veya kullanılmak için tahsis edilen malın veya bu suçtan elde edilen gelirim araştırılmasını, takip edilmesini, belirlenmesini, dondurulmasını, el konulmasını ve müsaderesini temin edecekleri belirtilmiştir.
Mahkemenin bir eşya veya malvarlığı değeri bakımından müsadereye karar vermesi halinde o eşya veya malvarlığı üzerindeki mülkiyet hakkı sürekli olarak sona erer. Kişinin sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkına ancak belirli koşullarla ve üstün menfaatlerin korunması amacıyla sınırlama getirilebilir. Anayasamıza göre mülkiyet hakkı ancak kanunla ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. AHİS çerçevesinde mülkiyet hakkı “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 1 numaralı Protokol” 1. maddesi (EK P1 m.1) ile koruma altına alınmıştır. Protokol’ün 1. maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesine (EK P1 m.1, c.2) göre “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” AİHM “kamu yararı” veya “genel yarar” kavramlarını tanımlamaktan kaçınmakta ve neyin genel yarara uygun olduğu konusunu belirlemeyi devletlere bırakmaktadır. Örneğin, Mahkeme İtalya’ya ilişkin kararlarında organize suçluluğun ciddi bir sorun haline gelmesine işaret ederek, suçla mücadele bakımından devletlerin bu konuda geniş bir takdir marjına sahip olduklarını vurgulamaktadır. Yıldırım/İtalya kararında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığında kullanılan aracın müsaderesinin, suçla mücadele meşru amacına dayandığı ve devletlerin bu alanda başvurabilecekleri yaptırımlar ve yaptırımların sonuçlarının genel yarar açısından haklı kılınabilir olup olmadığının tayininde geniş bir takdir yetkisi olduğu belirtilmiştir. Raimondo/İtalya kararında ise AİHM hükümetin ileri sürdüğü yasadışı faaliyetlerden elde edilen mülkün, toplumun aleyhine olacak biçimde başvurucuya veya suç örgütüne avantaj sağlamamasının güvenceye alınmasındaki genel yarara hizmet ettiğini kabul etmiştir. İtalya’da yaşayan ve inşaat alanında girişimcilik yapan başvurucu Guiseppe Raimondo’nun hakkında mafya tipi örgüte üyelik suçundan 8 Ekim 1985 tarihinde başlatılan dava sırasında 16 gayrimenkulü ile 6 aracına tedbiren elkonulmuş (13 Mayıs 1985), 16 Ekim 1985 tarihli kararla başvurucu ve eşine ait bazı binalar ile 4 aracın “bunların hukuka uygun bir biçimde elde edildiğinin ispatlanamamış olduğu” gerekçesi ile müsaderesine karar verilmiştir. Karar 9 Kasım 1985 itibariyle ilgili sicile kaydedilmiştir. Catanzaro İstinaf Mahkemesi önleyici tedbirlerin şaşırtıcı bir biçimde rastgele uygulanmasının başvurucunun medeni ve ekonomik ölümüne sebep olacağı gerekçesiyle müsadere ve diğer tedbirlerin iptaline karar vermiştir (4 Temmuz 1986). Karar 9 Ağustos 1991 tarihinde sicile kaydedilmiştir. Yargılama 30 Ocak 1986’da delil yetersizliğinden beraatle sonuçlanmış, istinaf yargılaması sonucunda 16 Ocak 1987’de karar onaylanmıştır. Başvurucu her ne kadar temyiz başvurusu sonuçlanmadan uygulamaya konulmasa da müsadere kararının resmi kayıtlara geçmiş olmasının aslında kararın bir çeşit uygulaması olduğunu ve 1.Ek Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, müsadere kararının kesinleşmeden önce mülkiyetin devrinin yapılamayacağı yönündeki İtalyan içtihatlarını da ortaya koymuştur. Mahkeme İtalyan Hükümetinin mafya ile mücadelesinin zorluğuna dikkat çektikten sonra, sözkonusu örgütün özellikle uyuşturucu ticareti neticesinde gayrimenkul sektöründe geniş bir iş hacmine sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Müsadere, şüpheli sermayenin hareketlerini engellemek için tasarlanmış olup, bu kansere karşı mücadelede etkili ve gerekli bir silahtır ve güdülen amaca ulaşmak bakımından orantılıdır. Raimondo davasından farklı olarak başvuran hakkında müsadere yargılaması dışında ayrı bir ceza davasının açılmadığı ancak başvuranın suç geçmişi bulunduğu Arcuri/İtalya kararında ise AİHM, devletin takdir marjını biraz daha genişleterek “müsadere kararının, hukuka aykırı yollardan elde edildiği ispatlanamamış olan malvarlığının toplum için tehlikeli olabilecek biçimde yasadışı kullanımını önlemeye dönük bir işlevi olduğu” sonucuna varmıştır. AİHM bir başka kararında müdahalenin orantılı olup olmadığını değerlendirirken, “Devlet, hem uygulanacak yöntemi seçmek, hem de belirlenen hukuksal amaca ulaşmak için kullanılan yöntemlerin genel çıkarlar açısından haklı olup olmadığını değerlendirmek konusunda geniş bir takdir hakkına sahiptir. Adil dengenin kurulması, mülk sahibinin davranışlarında gösterdiği kusur veya özenin derecesi de dahil olmak üzere, bir çok etkene dayanmaktadır” şeklinde karar vermiştir. (Agosi/İngiltere, Başvuru no: 9118/80, Tarih: 24.10.1986, par. 54, Ayrıca bkz. Silickee/Litvanya, par. 66. ) AİHM müsadere konusundaki kararları devletlere geniş takdir yetkisi bırakma yönündedir. Örgütlü suçla mücadele amacı, zaten hali hazırda dar olan ölçülülük testini iyice zayıflatmakta ve kullanılan sınırlama araçlarının seçiminde kamu makamlarına çok kuvvetli bir takdir marjı bırakmaktadır.Yine de müsaderenin Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına dokunulmaksızın düzenlenmesi ve infaz edilmesi zorunludur. Bu hak ancak kamu yararı gerekçesiyle ve kanunla sınırlandırılabilir. Gerek 35. maddede gerekse AİHS’da geçen kamu yararı nedeniyle sınırlandırmanın müsadere bakımından gerekçesi, müsadere edilecek eşya veya değerlerin bir suçla bağlantılı olması ve toplumun suçtan korunmasıdır.
Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (Dönmzer/Erman, C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından sözedebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece sözkonusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden sözedilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir.
Suç işleyen kimsenin tabiri caizse tüm malvarlığını söz konusu suçun işlenmesine tahsis etmesi veya suçun işlenmesinde kullanması durumunda suçun işlenmesine tahsis edildiği veya suçun işlenmesinde kullanıldığı belirlenen eşyaların tüm malvarlığını kapsaması halinde dahi malvarlığının tamamının müsadere edilmesi genel müsadere yasağına aykırılık oluşturmayacaktır. Zira artık suçla ilgisi olmayan bir eşyanın müsaderesi söz konusu değildir.
Türk Ceza Hukukunda bir suçun karşılığında uygulanabilecek yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. Bir suçun karşılığında uygulanacak yaptırım olarak cezalar hapis ve adli para cezasından( TCK madde 45) ibarettir. Güvenlik tedbirleri ise belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma(TCK madde 53), eşya müsaderesi (TCK madde 54), kazanç müsaderesi (TCK madde 55), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 56), akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 57), mükerrir ve özel tehlikeli suçlulara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 58), tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinden (TCK madde 60) ve TCK’nın 60. maddesini daha da genişleten 6415 sayılı Kanunun 4/5. maddesinde hüküm altına alınan tedbirlerden oluşmaktadır.
Türk Ceza Kanuunda müsadere TCK’nın 20, 54, 55 ve 60. maddeleri ile 6415 sayılı Kanuun 4/5. maddesinde düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanununun Cezaların Şahsiliği başlıklı 20. maddesinde;
“(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Türk Ceza Kanununun Eşya Müsaderesi başlıklı 54. maddesinde;
“(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/11 md.) Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.
(2)Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.
TCK’nın 54. maddesinde esasen suçta kullanılan suça tahsis edilen veya suç işlemek için hazırlanan eşyanın bir güvenlik tedbiri olarak devlete geçirilmesi, bir başka deyişle müsaderesi ifade edilmektedir.
Türk Ceza Kanunun Kazanç Müsaderesi başlıklı 55. maddesinde;
“(1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
(3)(Ek: 26/6/2009 – 5918/2 md.) Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.
Kazanç müsaderesini düzenleyen TCK’nın 55. maddesi mülga 765 sayılı TCK’da yer almayan bir hüküm olup bir güvenlik tedbiri olarak suçtan elde edilen gelirin müsaderesi ifade edilmektedir.
Türk Ceza Kanunun Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri başlıklı 60. maddesinde;
“(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir.
(2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.
(3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.
(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 5. fıkrasında ise “Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
Tüzel kişi, kendisine özgü fiziksel varlığı bulunmamakla birlikte, varlığına hukuksal bir sonuç bağlanan ve hukuk tarafından tanınan, belli ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir şekilde bir araya gelen kişilerin ya da kurumların örgütlenmesinden veya bu amaca tahsis edilen malların bir araya getirilmesinden oluşan topluluklardır.
Özel hukuk tüzel kişileri, kuruluşu, organları, sorumlulukları, sona ermesi özel hukuk hükümlerine göre belirlenen, kanunda sınırlı sayıda düzenlenen tiplere uygun olarak ortaya çıkan tüzel kişilerdir. Özel hukuk tüzel kişileri, kamu hukuku tüzel kişilerinden farklı olarak bir hukuki işlem neticesinde kurulur.
Türk hukukunda, özel hukuk tüzel kişileri, Dernekler, Vakıflar, Ticaret şirketleri, Kooperatifler , Sendikalar, Siyasi Partiler’den oluşmaktadır.
Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir.
Bir ticari ortaklığın paylarına sahip olan gerçek ve tüzel kişiler, aslında o payın miktarıyla ve niteliğiyle orantılı olarak ortaklığın sahibi konumundadırlar. Ticari ortaklıklar hem mülkiyet hakkının hem de bazı diğer hakların öznesi konumundadırlar. Buna göre, ticari ortaklık niteliğindeki tüzel kişiler, hukuken kişi olmalarına rağmen aynı zamanda eşya statüsündedir. Zira bunların paylarına diğer gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilir. Teoride pay kavramı; “sermayeyi temsil eden bir bölümü, senede bağlanmış payı, ortaklık statüsünü ve hak sahipliğini” barındıran birden fazla anlamda kullanılmaktadır. Paya bağlanan ikinci anlam ise; pay itibari değere sahip ve kıymetli evrak niteliğine haiz pay senetleri özelliğini ifade etmektedir.
TCK’nın 60. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak müsadere hükümlerinin yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanacağı belirtilmesine karşın 6415 sayılı Kanun’un 4/5. maddesinde uygulama alanını daha da genişletici şekilde suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi yeterli görülmüştür.
Ceza hukukunda çok eski devirlerden beri uygulanan bir müeyyide türü olarak hemen hemen bütün hukuk düzenlerinde rastlanmakta olan müsadere işlenen bir suçtan dolayı belirli kanuni şartlar altında kişinin bir şey üzerindeki mülkiyet hakkına son verilerek mülkiyetin kamusal karakter taşıyan bir teşekküle geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır.
Bir başka deyişle müsadere suçun icrasında kullanılan suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçun işlenmesinden meydana gelen eşya ile suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen malvarlığı değerlerinin failin elinden alınarak devletin mülkiyetine geçmesini sağlayan bir ceza hukuku yaptırımıdır. Suç teşkil eden fiille bir bağlantı halinde bulunan bu malvarlığı değerlerinin failin, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde de üçüncü kişinin elinden alınmasına yol açan müsadere kurumunun amacı öncelikle suçların işlenmesini önlemektir.
Müsadere yaptırımının uygulanabilmesi için ilk şart kasten işlenen bir suçun varlığıdır. Bunun yanı sıra işlenen suç ile müsadereye konu eşya veya malvarlığı değerleri arasında bir ilginin de bulunması gerekir.
Türk Ceza Kanununda müsadere eşya müsaderesi(TCK madde 54) ve kazanç müsaderesi (TCK madde 55) olmak üzere ikili bir ayrım çerçevesinde düzenlenmiştir.
Eşya müsaderesi suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine özgülenen, suçun işlenmesinden meydana gelen veya niteliği itibariyle kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olup suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın mülkiyetinin, eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka surette imkansız kılınması halinde bu eşyanın değeri kadar para tutarının devlete geçmesini amaçlayan bir güvenlik tedbiridir.
TCK 54 ve devamı maddeleri uyarınca müsadere kararı, suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın yanında ayrıca, suça tahsis edilen ve suçtan meydana gelen eşyalar hakkında verilebilecektir. Bu bakımdan, suçun işlenmesine tahsis edilen eşyalar da müsadereye tabidir.
“Tahsis” kelimesi sözlükte, bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma, “tahsis etmek” ise ayırmak, özgülemek anlamlarına gelmektedir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya genellikle kısa süreli ve geçici bir amaçla kullanılırken suça tahsis edilen eşyada bir süreklilik ve devamlılık söz konusudur.
Müsadere hükümleri uygulanırken uyulması gereken “Orantılılık İlkesi” ya da “Müsaderenin Hakkaniyete Aykırı Olmaması İlkesi” uyarınca işlenen suç ile uygulanacak yaptırım arasında haklı bir oran ve denge bulunmalıdır. Sanık aleyhine hakkaniyete aykırı olacak ölçüye varacak şekilde müsadereye hükmedilemeyecektir. Ancak “orantılılık ilkesi” yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından kabul edilmiştir. Yoksa; suçun işlenmesine tahsis edilen, suçtan meydana gelen eşya ile üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya açısından orantılılık ilkesi geçerli olmayacaktır.
Nitekim orantılılık ilkesinin yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından uygulanacağı ve suçun işlenmesine tahsis edilen eşya bakımından geçerli olmayacağı hususu, TCK'nın 54. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir." ifadesiyle açıkça hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu suç işlemenin bir kazanç kaynağı olarak görülemeyeceği ve suçtan elde edilen gelirin kişinin yanında kar olarak kalamayacağı düşüncesiyle çıkar amacına yönelik olarak işlenen suçlarda suçun işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edilen gelirlerin müsadere edilmesi esasını benimsemiştir. Türk Ceza Kanunun 55. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak kazanç müsaderesi düzenlenmiştir. Bu yolla suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen tüm ekonomik kazançlar kişinin elinden alınacaktır. Bu kazançlar faile bırakılmayıp elinden alınacağı için toplumun diğer fertleri de suçun bir kazanç kapısı olmadığını görmüş olacaklardır. Böylece suç işleyerek zengin olma hayali kuranlar bakımından kazanç müsaderesi bu hayalin akim kalmasına yol açacağı gibi bu amaçla suç işlemeyi düşünen toplumun diğer fertleri bakımından da caydırıcılık fonksiyonu ifa edecektir.
Kazanç müsaderesinin en önemli amaçlarından birisi de örgütlü suçlulukla mücadeleye katkı sağlamasıdır. Kazanç müsaderesinin etkin şekilde uygulanmasıyla bir taraftan örgüte başka suçların işlenmesine yönelik olarak sermaye sağlanmasının önüne geçilmiş, diğer taraftan kişilerin devamlı suç işlemek suretiyle kalıcı şekilde kazanç beklentisinin mümkün olmayacağı gösterilmiş olacaktır.Kuşkusuz bu durum bu suçların işlenmesi bakımından yüksek bir genel önleme etkisi de meydana getirecektir.
Kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan kazançlar suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlardır.
Kazanç müsaderesine hükmedilebilmesinin iki koşulu bulunmaktadır. Bunlar kasıtlı bir suçun işlenmiş olması ve bu suçun işlenmesi ile bağlantılı olarak bir kazancın elde edilmesidir.
Kişinin meşru yollarla elde ettiği kazancıyla bir terör örgütüne maddi yardımda bulunarak destek sağlaması halinde bu kişinin sorumluluğu duruma göre örgüt üyeliği, örgüte yardım etme ya da terörün finansmanı suçu bağlamında bir değerlendirmeye tabii tutulacaktır. Bu suçların işlendiğinin belirlenmesi halinde terör örgütü mesuplarına sağlanan ekonomik yardımların yardım sağlanan kişilerden kazanç müsaderesi kapsamında müsadere edileceğinde şüphe bulunmamaktadır. Keza terör örgütü üyesi olduğu belirlenen kişiler örgüt mensuplarından örgütün faaliyeti kapsamında suç işlemek amacıyla maddi bir yardım almış iseler bunların da kazanç müsaderesine konu olacağı açıktır.
Bunun karşısında terörizmin finansmanı suçunun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlendiği durumlarda, örgütün mensuplarından topladığı bağışlar neticesinde oluşturduğu fonun veya başka yöntemlerle elde ettiği haksız kazançların vakıf, dernek, şirket vb yasal görünümlü kurumlar kullanılarak kayıtdışı paralar kayıt altına alınıp aklandıktan sonra yeniden örgütün finansmanında ve faaliyetlerinde kullanıldığı halde ise artık bu faaliyete tahsis edilen tüzel kişi hakkında suça tahsis edilen eşya hakkındaki müsadere hükümlerine göre müsadere yapılmalıdır.
Ülkemizde terörizmin finansmanı suçu, 6415 sayılı Kanun ile özerk bir normatif alana kavuşturulmuş, bu düzenleme ile terörizmin finansmanı ve mücadelesinde öngörülen “malvarlığının dondurulması” ile suç ve yaptırımların esas ve usullerine de yer verilmiştir. Terörizmin finansmanı ile mücadele, BM sözleşmesi uyarınca, taraf ülkelerin yerine getirmesi sorumluluk olarak karşımıza çıkmakta; suçluların cezalandırılması, terörü finanse eden gerçek kişi ve tüzel kişiler hakkında şartların varlığı halinde malvarlıklarının dondurulması ve müsadere hükümlerinin uygulanması ile terörle mücadele edilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Nitekim günümüzde artık terör, uluslararası bir sorun haline gelmiş ve bu uluslararası sorunun sona erdirilmesi için terörizmin can damarı olan ekonomik kaynakların kurutulması gerekliliği belirmiştir.
IV-SOMUT OLAY
A-SANIKLAR YÖNÜNDEN;
Sanık ... yönünden;
Bakım Elektrik Plastik Tekstil San.Ve Tic.A.Ş., ... Dış Tic. A.Ş., ... Holding A.Ş., ... Yatırım Ve Gay.Men.İşl.İnş.Taah.San.Ve Tic.A.Ş. isimli şirketlerin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Baskılı Ürn.Amb.San.Ve Tic.A.Ş'nin 26.04.2012 – 21.07.2016 arası yönetim kurulu üyesi; ... Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., ... Enerji Elektrik Üretimi A.Ş., ... Gıda Ve Tarım.İşl.San.Ve Tic.A.Ş., ... Halı İplik Teks.Mob. San.Ve Tic.A.Ş., ... İnternational Dış Tic.A.Ş ve ... Plastik Ve Enerji San.Ve Tic.A.Ş isimli şirketlerin ortağı ve yönetim kurulu üyesi, ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.Ş ve ... Plastik Film Ve Enerji San.Ve Tic.A.Ş. isimli şirketlerin ortağı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı, ... Baskılı Ürn.Amb.San ve Tic A.Ş’nin yönetim kurulu üyesi, ... Teknoloji Paz.Sat.Dağ.San ve Tic. AŞ’nin ortağı olduğu,
667 sayılı KHK ile kapatılan Hür Sanayici İş Adamları derneğine üyeliğinin bulunduğu, yapılan aramada ele geçirilen ajanda içeriğinde ve dijital materyallerde örgüte müzahir sivil toplum kuruluşlarının toplantı ve etkinlikleri ile sohbet toplantılarına ilişkin hatırlatmaların bulunduğu, fuatavni isimli twitter hesabının takip edildiği, ...’in konuşmasının bulunduğu bir videonun tespit edildiği, yine dinlenen tanıkların sanığın sohbet toplantılarına katıldığına dair anlatımda bulundukları, sanığın ... Eğitim ve Kültür Vakfı’na ve Fetö ile irtibatlı Güney Eğitim Kurumları AŞ’ye taşınmaz bağışlamak suretiyle finansal yardımda bulunduğu, ... Plastik ve Enerji AŞ'nin 22.07.2016 tarih ve 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyet, iltisak ve irtibatı tespit edildiği için kapatılan Kimse Yok Mu Derneği'ne 2011-2015 yılları arasında 76.523,36 TL yardımda bulunduğu, yine 22.07.2016 tarih ve 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyeti,iltisak ve irtibatı tespit edildiği için kapatılan ... Eğitim ve Kültür Vakfı'na 03.01.2014 tarihinde 650.000 TL bağış yapıldığı, yine şirket tarafından FETÖ/PDY ile irtibatlı ...'a 13.01.2012 tarihinde 25.000 TL bağış yapıldığı, yine yönetim kurulu başkanı olduğu ... Holding AŞ'de ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 09.10.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre "bağış ve yardımlar" adı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan ve KHK ile kapatılan ..., Kimse Yok mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, ... Üniversitesi gibi kuruluşlara yapılan yardımlara ilişkin verilerin bulunduğu, yine ... Eğitim ve Kültür Vakfı ile vakfa gelen para transferlerine ilişkin verilerin bulunduğu, 24.07.2016 tarihli arama tutanağına göre ... Plastik AŞ'ye ait depolarda ... Holding AŞ'ye ait olduğu anlaşılan eşyalar arasında Kimse Yok Mu Derneği'ne ait gıda,giyim, bağış toplama kutuları, battaniye, ayakkabı vb malzemelerin bulunduğu, ayrıntıları şirketle ilgili yerde detaylandırıldığı üzere sanığın ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu ... Halı İplik Teks.Mob. San.ve Tic.A.Ş. Tarafından 03.06.2012-18.06.2015 tarihleri arasında değişik tarihlerde, değişen miktarlarda Kimse Yok Mu Derneği'ne bağışların yapıldığı, aynı şirket tarafından 01.04.2012-01.09.2013 tarihleri arasında ... Üniversitesi'ne değişen miktarlarda değişik tarihlerde bağışların yapıldığı, aynı şirket tarafından HÜRSİAD'a 23.06.2015 tarihinde 720 TL bağış yapıldığı, 14.02.2012-01.04.2015 tarihleri arasında FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu için kapatılan SUNDER'e değişik tarihlerde ve değişen miktarlarda bağışlarının bulunduğu,Gizli tanık ...'nın soruşturma ve kovuşturma aşamasında verdiği beyanlarına göre ... Plastik ve Enerji AŞ'de asıl söz sahibinin sanık olduğu, şirketin işlemlerinin sanığın kontrolünden geçtiği, sanık ...'in 07/03/2016 tarihli müdafi huzuruyla alınan beyanında "....Benim hatırladığım kadıryla 15.01.2016 tarihinde ... benden şirket hesaplarından 150.000 TL tutarı bağış ve sadaka adı altında benden istedi, bunun üzerine ben ... na durumu mesaj olarak ilettim, ... Bana tamam deyince bende ...’ya parayı vermesini söyledim," söylediği nazara alındığında şirkette sanığın bilgisi dışında ve onayı alınmadan bağış vs. işlemlerinin yapılmadığı, gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden; ... Doğalgaz İth. ve İhr. Toptan Satış AŞ.’nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş.’nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik A.Ş.’nin kurucu ortağ ve yönetim kurulu üyesi; ... Hizmet İşeleri İnşaat ve Tic. A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Pazarlama Limited Şirketi'nin kurucusu, tek paydaşı ve yetkilisi; ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.Ş’nin 'nin kurucu ortağı, bir dönem ortağı ve son yönetim kurulu başkanı; Bakım Elektrik Plastik Tekstil San.ve Tic.A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... İç ve Dış Nakliyat Pet.Ürün.ve Maden.San.Tic.A.Ş.'nin mevcut tek ortağı ve yönetim kurulu başkanı; Balkara Madencilik Nakliye İnş. ve Tic.A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı; ... İnşaat Taah.San.ve Tic A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Baskılı Ürn.Amb.San.ve Tic.A.Ş'nin kurucu ortağı, 26.04.2012-06.05.2012 arası yönetim kurulu üyesi,07.05.2012-20.07.2016 arası yönetim kurulu başkanı; ... Sepeti Bilg.Yaz.İth.İhr.Rek.Tic.A.Ş.'nin yönetim kurulu başkan yardımcısı ve ortağı; ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Liman İşletmeciliği San.ve Tic. A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Teknik Yapı İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti.'nin bir dönem ortaklığı ve yöneticiliği; ... Restaurant Turm.Gıda İnş.Nak.San.ve Tic Ltd.Şti.'nin şirket müdürü; Malkara Kömür İşletmeleri A.Ş'nin kurucu ortağı, mevcut tek ortağı ve mevcut yönetim kurulu üyesi; ... Mühendislik İnşaat Taahhüt A.Ş.'nin mevcut yönetim kurulu başkanı; ... Dış Tic. A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Enerji Elektrik Üretimi A.Ş. 'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Gıda ve Tarım.İşl.San.ve Tic.A.Ş. 'nin ortağı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı üyesi; ... Holding A.Ş. 'nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Plastik ve Enerji San.ve Tic.A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı; ... Teknoloji Paz.Sat.Dağ.San.ve Tic.A.Ş..'nin ortağı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı; ... Yatırım ve Gay.Men.İşl.İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı; ... Dekorasyon İnşaat San. Tic. A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Enerji Anonim Şirketi'nin tek ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Halı İplik Teks.Mob. San.ve Tic.A.Ş..'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... İnternational Dış Tic.A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı; ... Sim. Üretim San. ve Tic. A.Ş.'nin tek ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. 'nin mevcut yönetim kurulu başkanı ve mevcut ortağı; ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic.A.Ş.'nin ortağı ve 30.12.2008 tarihinden itibaren yönetim kurulu başkanı; ... Yatırım Yapı İnşaat Taahhüt San. ve Tic. A.Ş.’nin tek ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Denizcilik İç ve Dış Tic.Ltd.Şti.'nin 2010 yılından itibaren yöneticisi; ... İnş. Mad. San. ve Tic. A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Denizcilik A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı; ... Mısır Ürünleri Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin mevcut ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Makina ve Gıda San.Tic.A.Ş.'nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı; Güney Özel Öğretim İşletmeleri A.Ş'nin ortağı ve 16.01.2012-01.12.2015 arası yönetim kurulu üyesi olduğu;
... Girişimci İş Adamları Derneği'nin sanığın kurucu üyesi olduğu, 23.10.2008 tarihinden itibaren üyelik kaydının bulunduğu,
Hür Sanayi ve İş Adamaları Derneği'ne 25.01.2008-18.11.2015 tarihleri arasında üyelik kaydının bulunduğu,
... Atlı Spor ve Binicilik İhtisas Kulübü Derneğinin kurucu üyesi olduğu, 06.01.2017 tarihine kadar üyeliğinin devam ettiği, dernek yönetim kurulu asıl üyesi olarak görev aldığı,
... Basketbol ve Spor Kulübü Derneği'nin kurucu üyesi olduğu ve yönetim kurulu başkanlığını yaptığı,... Eğitim ve Kültür Vakfı'nın kurucu üyesi olduğu, 2008-2016 yıllarında yönetim kurulunda yer aldığının bildirildiği, vakfın karar örneklerinin incelenmesinde 14.02.2007 tarih ve 2007/03 sayılı kararı ile sanığın vakfın mütevelli heyeti başkanı olmasına karar verildiği ve bu görevini dosyada bulunan karar örneklerinden 05.04.2016 tarihli kararına kadar devam ettirdiği,
... Kültür ve Eğitim Vakfinın kurucusu bulunduğu ... Üniversitesine kuruluş aşamasında verilen, bir bölümü Hazine'ye, bir bölümü ... Büyükşehir Belediye Başkanlığina ait olan, Küçük Kızılhisar Köyü, 761 Ada 1 Parseide yer alan, 766.643,44 metrekarelik arsanın ... Büyükşehir Belediyesine ait olan 1750/2400'lük hisse (559.010,84 m2), ... Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından, ... Üniversitesinin kurulmasına hazırlık aşamasında, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 35/a maddesine göre kapalı teklif usulü ile 13.02.2007 tarihinde gerçekleştirilen ihale sonucunda satın alındığı, arsanın Milli Emlak Genel Müdürlüğü'ne ait olan 650/2400'lük hissesi (207.632,60 m2), ... Kültür ve Eğitim Vakfı, 14.03.2007 tarih ve 015 sayılı yazısıyla bu arsayı Maliye Hâzinesinden satın almayı teklif etmesi üzerine 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesine göre satışa çıkarıldığı, vakfın bu taşınmazı satın aldığı, daha sonra Büyükşehir Belediye meclisinin 26.11.2007 tarih ve 427 sayılı kararı ile kabul edilen 16I,16J,17J paftalarında 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğine uygun olarak hazırlanan Kızılhisar 16I-IIb, 17J-IVc, 17J-IVd,16J-Ia,16J-Ib, 16J-Ic, 16J-Id 1/1000 uygulama imar planı paftalarında Üniversite alanlarında kuzey bölümünde planlanan özel proje alanı plan değişikliğinin, Büyükşehir Belediyesi tarafından ... İlçe Belediye meclisinde görüşülmesinin istendiği, ... İlçe Belediye Meclisi ise 07.02.2008 tarih ve 15-K/2008 sayılı Meclis Kararında özetle söz konusu arazinin İmar Komisyonundan geldiği şekliyle yapılan oylaması neticesinde ... İlçe Belediye Meclisinin Şubat 2008 olağan toplantısının 07.02.2008 gününün ikinci oturumunda söz konusu imar plan tadilatının kabul edilmesine 6 ret oyuna karşın oy çokluğu ile karar verildiği, Akabinde Büyükşehir Belediyesinin 14.03.2008 ve 206 sayılı kararı ile söz konusu ... Belediyesinin 07.02.2008 tarih ve 15-K/2008 sayılı Meclis Kararı geldiği şekliyle 4 üyenin red oyuna karşılık oy çokluğuyla kabul edildiği, ... İlçe Belediye Meclisinin 05.09.2008 tarih ve 85-K/2008 sayılı kararıyla Üniversite alanının güneyi üniversite gelişme alanı olarak plan değişikliği yapıldığı, söz konusu değişikliği Büyükşehir Belediye Meclisinin 17.10.2008 tarih ve 432 sayılı Meclis kararı ile onayladığı, ... Kültür ve Eğitim Vakfının Belediyeler tarafından Üniversite alanı olarak imar planlaması yapılmış olan 766.643,44 metrekare araziyi ... Üniversitesi kuracağı talebiyle Belediyeden satın almak üzere talepte bulunduğu ve bu talep karşısında Belediyenin söz konusu arazinin satışı için ihale düzenlediği ve bu ihaleyle satın almak için ilk talepte bulunan ... Kültür ve Eğitim Vakfına metrekaresi 6,19 TL karşılığında satıldığı, ... Kültür ve Eğitim Vakfının metrekaresi 6,19 TL gibi çok ucuz bir değere Üniversite yapmak üzere aldığı araziyi günün Büyükşehir ve ... Belediye yetkililerine yaklaşık 250.000 metrekarelik Kuzey kısmında kalan bölümünde imar değişikliği yaptırıp özel proje alanı vasfına getirttiği ve ... konutları yaparak 368.000 TL ile 1.523.000 TL arasında sattığı, ayrıca söz konusu üniversite arazisinin güney kısmında bulunan arazilerinde satın alındıktan sonra yine Büyükşehir ve ... Belediye yetkililerine Üniversitenin gelişim sahası adı altında imar değişikliği yaptırıldığı böylelikle Üniversite alanının kuzeyine yapılan ... bölümünün arazisinin güney bölümünden eklendiği, anılan arazilerin yukarıda açıklandığı şekilde amacına aykırı olarak kullanıldığı, bu hususta belediye meclislerinin imar planlarında amaca uygun plan değişikliklerinin yapılmasının sağlandığı, imar değişikliği yapan meclis üyelerinin bu eylemleri nedeniyle yargılamalarının devam ettiği, ... Kültür Vakfı'nın mütevelli heyeti başkanının, ... Üniversitesi mütevelli heyeti başkanının ve o dönem ki adıyla ... Yapı AŞ'nin hakim ortağının sanık ... olduğu, ... CBS 2015/27803 nolu dosyada dinlenen Gizli Tanık KILIÇ'ın kendi rızası ile teslim ettiği WD harfleri yazılı bulunan siyah renkli P/N: WDBAAU0015HBK-01 ve S/N:WCAZA2350024 seri numaralı hard diskin incelenmesi sonucu Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce tanzim edilen 22.05.2017 tarihli Tutanak içeriğinde; 00042.MTS-VCL adlı videonun 35. Saniyesinden itibaren konuşmacı ...'nun beyanında "... kültür ve eğitim vakfının haca efendinin talimatıyla 7 kişi ile birlikte kurduklarını" beyan ettiği, yine tanık ...'nun aşamalardaki beyanlarına göre ... Üniversite'sinin adının da örgüt lideri tarafından verildiği, ... Üniversitesi anına kurduğu mısır irmiği fabrikasını kurmak için sanığın doğrudan örgüt liderinden izin aldığı, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...'nun, 22.05.2017 tarihli Tutanak içeriği ve tanık ...'nun beyanlarına göre doğrudan örgüt liderinden talimat aldığı, örgüt liderinin talimatları doğrultusunda ... İli'nde doğrudan harekete geçerek, gerekli tüm işlemleri yaptığı, gerektiğinde resmi kurumlarda örgüt amacına uygun olarak değişiklikler yapılmasını sağladığı, sanığın bu şekilde örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında etkin rol oynadığı,
Sanık hakkında beyanda bulunan ...'ın aşamalardaki beyanlarına göre sanığın Bilal Acar ve ... ... Mutafoğlu ile birlikte FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu için kapatılan ... Paylaşımcı Genç İşadamları Derneği'nin kurulması hususunda karar aldıkları, bu kapsamda alınan bu karar doğrultusunda bu derneğin kurulduğu, dernek başkanı olarak tanığın görevlendirildiği, tanığın kendilerinden habersiz basına demeç veremeyeceği ve fotoğraf çektiremeyeceği hususunda uyarıldığı, sanığın anılan eyleminin örgüt içerisinde karar mekanizmasında yer aldığını, faaliyetlerini denetleyebildiğini gösterdiği,
Sanığın ortağı olduğu Güney Özel Öğretim İşletmeleri AŞ'ye bağlı Özel Asım Kökoğlu Fen Lisesi, Özel Asım Kökoğlu Anadolu Lisesi, Özel Asım Kökoğlu Anadolu Sağlık Meslek Lisesi, Özel ... İlköğretim Okulu, Özel Emine ... Ortaokulu, Özel ... Internatıonal School, Özel ... Nakiboğlu İlkokulu, Özel Mutafoğlu Anadolu Lisesi, Özel Mutafoğlu İlkokulu, Özel Sunguroğlu Anadolu Lisesi, Özel Sunguroğlu Fen Lisesi, Özel Gülefer ... Kız Öğrenci Yurdu, Özel Zeliha Hanım Kız Öğrenci Yurdu, Tuncay Bilal Kara Pansiyonu, Özel Edacan Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu, Özel Zennup Çağdaş Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu, Özel Zeliha Hanım Kız Öğrenci Yurdu, Özel Gonca Kreş Ve Gündüz Bakım Evi, Özel ... Toplu Yaşam Sitesi Kreş Ve Gündüz Bakım Evi isimli eğitim kurumlarının FETÖ/PDY ile irtibatlı oldukları gerekçesi ile KHK ile kapatıldığı,
Sanığın ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... Proje İnşaat Taah. San ve Tic AŞ'nin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Sunguroğlu Lisesi Mezunları Yardımlaşma Dayanışma ve Dostluk Derneği'nin Bank Asya'da bulunan hesabına 05.04.2013 tarihinde 1.500 TL, 26.09.2013 tarihinde 2.000 TL, 31.12.2013 tarihinde 5.000 TL, 23.05.2014 tarihinde 5.000 TL, 27.02.2015 tarihinde 9.000 TL gönderdiği, 24.07.2016 tarihli "İNCELEME TESPİT TUTANAĞI" başlıklı tutanak içeriğine göreşirket tarafından ... Eğitim ve Kültür Vakfı'na; 10.12.2014 tarihli 018714 seri numaralı 3.211.184,02 TL'lik bağış makbuzu ile bağışta bulunduğu, 27.11.2014 tarihli 018713 seri numaralı 1.182.300,00 TL'lik bağış makbuzu karşılığında bağışta bulunduğunun tespit edildiği, şirketin 2012 takvim yılında 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden kapatılan ... Üniversitesine 25.200.000,00-TL bağış ve yardımda bulunduğu, şirketin ... Kültür ve Eğitim Vakfına 1.182.300,00 TL EFT yapıldığı ve söz konusu ödemeye ilişkin 018713 numaralı bağış makbuzu düzenlediği,
Sanığın ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... Halı İplik Teks.Mob. San.ve Tic.A.Ş..'nin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu için kapatılan ... Üniversitesi Gençlik ve Spor Derneği hakkında düzenlenen 11.05.2017 tarih ve 2017-A-2314/5 sayılı bilirkişi raporuna göre şirketin derneğe 2013-2014 ve 2015 yıllarında toplamda 6.000 TL bağış yaptığının tespit edildiği, şirketin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Sunguroğlu Lisesi Mezunları Yardımlaşma Dayanışma ve Dostluk Derneği'nin Bank Asya'da bulunan hesabına 22.03.2013 tarihinde 2.000 TL, 23.10.2013 tarihinde 1.000 TL, 11.04.2014 tarihinde 2.000 TL, 13.02.2015 tarihinde 1.500 TL havale yapıldığının tespit edildiği, şirketin 2011-2015 yıllarında FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneği'ne 2011-2015 yıllarında çeşitli tarihlerde ve değişen miktarlarda olmak üzere toplam 487.795,05 TL yardımda bulunduğu, şirket tarafından 23.06.2015 tarihinde FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Hür San.Ve İşadamları Derneği'ne 720 TL ödemede bulunduğu, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan ... Üniversitesi'ne 01.04.2012-15.11.2013 tarihleri arasında toplam 184.724 TL yardımda bulunduğu, şirketin FETÖ/PDY ile irtibatlı oladuğu gerekçesiyle kapatılan SUNDER'e 14.02.2012- 01.04.2015 arasında toplam 7.500 TL yardımda bulunduğunun tespit edildiği, 22.07.2016 tarih ve 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyeti,iltisak ve irtibatı tespit edildiği için kapatılan ... Eğitim ve Kültür Vakfı'na şirket tarafından 2011-2012-2013-2014 takvim yıllarında toplam 466.000 TL yardımda bulunduğu, firmanın SAP muhasebe Programındaki X başlıklı belge türü (Kayıtdışı) adı altında muhasebeleştirilen işlemlerin tetkikinde firmanın Zekat Hesabı adı altındakayıt ettiği işlemlere ilişkin 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin tespitlerde de Kimse Yokmu Derneği ile ... Üniversitesine bağışlar yapıldığı tespit edildiği,
Sanığın ortağı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu ... Plastik ve Enerji San.ve Tic.A.Ş.'nin FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneği ... Şubesine 2011-2014 yıllarında yapmış olduğu bağış ve yardım tutarının toplam 73.673,36 TL olduğu, firmanın SAP muhasebe Programındaki X başlıklı belge türü(Kayıtdışı) adı altında muhasebeleştirilen işlemlerin tetkikinde firmanın Zekat Hesabı adı altında kayıt ettiği işlemlere ilişkin 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait tespitlerde 2013 yılında TUSCON'a 100.000 TL bağışta bulunduğu, şirketin resmi kayıtlarına göre FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu için kapatılan ... Federasyonu'na 13.01.2012 tarihinde 25.000 TL yardımda bulunduğu, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu için kapatılan ... Üniversitesi'ne 03.01.2014 tarihinde 650.000 TL yardımda bulunduğu, 22.07.2016 tarih ve 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyeti,iltisak ve irtibatı tespit edildiği için kapatılan ... Eğitim ve Kültür Vakfı'na şirket tarafından 2011-2012-2013-2014 takvim yıllarında toplam 650.000 TL yardımda bulunulduğu,
Sanığın ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu ... Holding AŞ'de yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 09.10.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre "bağış ve yardımlar" adı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan ve KHK ile kapatılan ..., Kimse Yok mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, ... Üniversitesi gibi kuruluşlara yapılan yardımlara ilişkin verilerin bulunduğu, 24.07.2016 tarihli arama tutanağına göre ... Plastik AŞ'ye ait depolarda ... Holding AŞ'ye ait olduğu anlaşılan eşyalar arasında Kimse Yok Mu Derneği'ne ait gıda,giyim, bağış toplama kutuları, battaniye, ayakkabı vb malzemelerin bulunduğu, TMSF tarafından dosyaya sunulan 21.12.2016 tarihli rapora göre şirketin resmi kayıtlarında 2013 yılından sonra 667 no.lu KHK kapsamında kapatılan kuruluşlardan HÜRSİAD, Kimse Yok Mu Derneği, ... Kültür ve Eğitim Vakfı, ... Üniversitesi'ne yardım yapıldığının, yine şirketin resmi olmayan kayıtlarında da benzer şekilde tespitlerin yapıldığı,
Sanığın ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu Güney Özel Eğitim İşletmeleri AŞ tarafından 15/10/2012 tarihinde ... üniversitesine 1.456.000, 00TL, 14/10/2014 tarihinde 227.400,00 TL değerinde arazi bağışladığı, 19/03/2014 tarihinde de ... Üniversitesine 600.000, 00 TL nakit bağışlayarak toplamda 2.283.400,00 TL bağışladığı, şirketin yaptığı bağışların FETÖ/PDY kapsamındaki kişilerden olduğu değerlendirilen kişilerin dışında başka bir kişiye veya kuruma yapmamış olduğunun tespit edildiği,
Sanığın FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan ... Atlı Spor ve Binicilik İhtisas Kulübü Derneğine toplamda 45.180,00 TL gönderdiği, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan ... Eğitim ve Kültür Vakfına 22.06.2012 yılında 498.250,00 TL gönderdiği, ... US'ye 17.10.2012 tarihinde 9.100 USD swift ödemesi yaptığı, Bank Asya kredi kartıyla 2014-2016 arasında FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan ... Atlı Spor ve Binicilik İhtisas Kulübü Derneğine 10.968,01 TL ödeme yaptığı, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneği'ne Garanti Bankası kredi kartından 22.06.2015 tarihinde 500,00 TL ödeme yaptığı, sanığın FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu için kapatılan ... Üniversitesi Gençlik ve Spor Derneği hakkında düzenlenen 11.05.2017 tarih ve 2017-A-2314/5 sayılı bilirkişi raporuna göre sanığın derneğe 2013-2014 ve 2015 yıllarında toplamda 14.000 TL bağış yaptığının tespit edildiği, sanık ... tarafından ... Eğitim ve Kültür Vakfı'na yaptığı yardımlara ilişkin 01.01.2015 tarihli 018724 seri numaralı 550,00 TL'lik bağış makbuzu, 30.12.2015 tarihli 018731 seri numaralı 5000,00 TL'lik bağış makbuzu,15.02.2016 tarihli 018732 seri numaralı 5000,00 TL'lik bağış makbuzu, 01.032016 tarihli 018721 seri numaralı 1.500,00 TL'lik bağış makbuzu bulunduğunun tespit edildiği,22.07.2016 tarih ve 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyeti,iltisak ve irtibatı tespit edildiği için kapatılan ... Üniversitesi'ne 2012-2015 yılları arasında toplam 186.850 TL yardımda bulunduğunun anlaşıldığı,
FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu için kapatılan Neva Eğitim ve Kültür Derneği üyesi olan başka dosya sanığı ...’nin kullanımındaki Bylock içeriklerinde ... tarafından maddi yardım talebinde bulunulduğu, MASAK'ın 29.06.2016 tarih ve 2016/AN-101/2 sayılı raporuna göre sanık tarafından Neva Eğitim ve Kültür Derneği'ne17.11.2014 tarihinde 4.500,00TL gönderildiği, bu şekilde bylock içeriklerindeki yardım isteme hususunun anılan rapor ile desteklendiği,
Sanık tarafından bizzat veya yönetim kurulunda yer aldığı şirketler tarafından düzenli ve yoğun bir şekilde, örgütle irtibatlı kurumlara yüklü miktarlarda bağış ve yardım adı altında ödemelerin yapıldığı, tanık ...'in beyanları ve gizli tanık ...'nın aşamalardaki beyanlarının da bu tespitleri desteklediği, dosya kapsamında sanık hakkındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanık ve sanığın yönetim kurulunda yer aldığı şirketler tarafından örgütün diğer kurumlarına yüklü miktarlarda ve devamlı bir şekilde maddi destek sağlanarak örgütün amaçlarına ulaşması ve hayatiyetini devam ettirmesine bu şekilde destek olunduğu,
Başka dosya şüphelisi ...'nın 16.05.2018 tarihli ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nda avukatı huzuruyla verdiği ifadeye göre 2012 yılının 11. Veya 12. Ayında sanık ... ve sanık ... ile birlikte Pensilvanya'ya ...'i ziyaret etmek için gittikleri, ...'in kaldığı eve birlikte gittikleri,ancak görüşemeden geri döndüklerini beyan ettiği,yine sanığın 23.07.2016 tarihinde emniyette avukat huzuruyla verdiği ifadeye göre 2011-2012 yıllarında Amerika'ya gezi amacıyla gittiklerinde Pensilvanya'da grup olarak FETÖ lideri ile görüştükleri yönünde beyanlarda bulunduğu,
Sanığın ... adı verilen sitede yer alan 1 adet daireyi 20.12.2014 tarihinden itibaren GaziantepFETÖ/PDY il imamı olduğu iddia edilen ... ...’e kiralık olarak verdiği, kira sözleşmesinin söz konusu şahsın eşi Ayşe ... tarafından imzalandığı, mezkur sözleşmede kira bedeli 500,00-TL gibi sembolik bir rakam olarak belirlendiği, bu tutarın firma tarafından hiç tahsil edilmediği, ...'nın 16.05.2018 tarihli ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nda avukatı huzuruyla verdiği ifadeye göre sanık ...'nun FETÖ'nün ... İl İmamı olan ... ...'e bedelsiz olarak bir daire kiralanması yönünde talimat verdiği, kira sözleşmesinin ... ...'ün eşi Ayşe ... ile yapıldığı, sözleşmeye sembolik bir kira bedelinin yazıldığı şeklindeki beyanının bulunduğu,
Sanığın örgütün ... bölge sorumlusu olan ... ... ile 15-20 günde bir toplantılar yaptığı ve örgüt içerisinde etkili iş adamlarında olduğunun tespit edildiği, soruşturma aşamasında beyanı alınan gizli tanık Altay'ın 15.06.2016 tarihli beyanının da bu hususu desteklediği, ... Holding AŞ'ye ait iş yerinde yapılan aramada ele geçirilen ajandaya ait 23.07.2016 tarihli "Ajanda İnceleme Raporu"na göre, ajandanın 2 Eylül 2009 tarihli sayfasında "... ..., Amerikadan gelen Birol Bey ile birlikte 12:30 randevu istiyor seda dön" , "Zaman Gazetesi geldi" şeklinde notların bulunduğu, yine aynı raporda ajandanın 12 Ocak 2010 ve 14 Ocak 2010 tarihli sayfalarında "hocalar geldi" şeklinde not düşüldüğü, 19 Ocak 2010 tarihli sayfada "... Hocalar geldi" şeklinde not düşüldüğü, yine "... Hoca geldi" şeklinde 27Nisan, 10 Mayıs, 7 Temmuz, 21 Ağustos ve 9 Aralık 2010 tarihli sayfalarda not düşüldüğü, ... Hoca isimli şahsın ... ... olduğunun değerlendirildiği,28 Ocak 2010 tarihli sayfasında "HÜRSİAD programı varmış 19:00 uğur plazada hatırlamak için aradılar" şeklinde not düşüldüğü, 24 Ocak 2010 tarihli sayfada "Celalettin----10:40 ... ... geldi" şeklinde not düşüldüğü, yine 2011 ve 2012 yıllarına ait ajandalarda da ... ...'ün geldiğine dair notların bulunduğu,
Tanık ...'nın soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarına göre 2002 yılından önce çalıştığı yerde yapılan örgütsel sohbet toplantılarına sanığın da katıldığı, tanık ...'nun soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarına göre sanığın örgütün himmet miktarlarının belirlendiği, ... İlköğretim Okulu'nda düzenlenen örgütsel toplantılarına katıldığı, yine gizli tanık Yeşil'in aşamalardaki beyanlarının da bu hususu desteklediği, tanık beyanları dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgütsel sohbet toplantılarına katıldığı, ... İli'nde toplanacak himmet paralarının miktarlarının belirlendiği toplantılarda yer aldığı gerekçeleri ile örgütün amaçları dogrultusunda örgütü idare ettigi, emir ve direktif verdigi, örgüt içinde inisiyatif aldıgı ve karar verme gücüne sahip oldugu, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebildigi, bu faaliyetleri denetleyebildigi, sanıgın hiyerarsik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulundugu, genis bir alanda is bölümü yapabildigi anlasılarak sanıgın örgüt içerisinde yönetici olarak yer aldıgı kabul edilerek silahlı terör örgütü yöneticiliğinden mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
Sanıgın örgütle iltisaklı olan ve 667 sayılı KHK ile kapatılan, ... Girisimci Is Adamları Dernegi, Hür Sanayici ve Is Adamları Dernegi, ... Atlı Spor ve Binicilik Ihtisas Kulübü Dernegi ve ... Basketbol ve Spor Kulübü Dernegine üyeliginin bulunduğu,
Sanığın FETÖ/PDY ile irtibatlı oldugu gerekçesi kapatılan ... Basketbol ve Spor Kulübü Derneği'nin yönetim kurulu baskan yardımcılıgını, ... Atlı Spor ve Binicilik Ihtisas Kulübü Dernegi'nin baskanlıgını yaptığı,
Sanık hakkında beyanda bulunan ... Nuri Tekerekoglu'nun dosya arasında bulunan beyanlarına göre sanıgın 2013 yılına kadar, Celalettin Demirelli'nin yapmıs oldugu, örgütsel sohbet toplantılarına katıldıgı, tanık ... Tiryakioglu'nun beyanlarına göre 2012-2013 yıllarında ... ... ile birlikte hareket ettigi, ... ...'nun beyanlarına göre ise örgüte himmet toplama, örgüte eleman kazandırma faaliyetlerinde bulundugu, topladıgı himmet paralarını Bülbül Bilal isimli örgüt üyesine verdigi, sanıgın bu sekilde örgütsel sohbet toplantılarına katılma, himmet toplama, örgüte eleman kazandırma ve diger örgüt mensuplarıyla birlikte hareket etme seklinde eylemlerde bulundugu
... Hizmet İsleri İnsaat ve Tİc. A.S.'nin kurucu ortagı ve yönetim kurulu üyesi,
... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.S’ninbir dönem ortağı ve son dönemde yönetim kurulu üyesi,
... İç ve Dış Nakliyat Pet. Ürün. Ve Maden. San Tic AŞ’nin bir dönem ortağı; Malkara Kömür İşletmeleri AŞ’nin kurucu ortağı; ... Dekorasyon İnşaat San. Tic. AŞ’nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Halı İplik Teks.Mob.San ve Tic AŞ’nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... İnternational Dış Tic AŞ’nin yönetim kurulu üyesi; ... Proje İnşaat Taah.San ve Tic. A.Ş’nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi; ... Gıda San ve Tic AŞ’nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi, ayrıca geçmiş dönemlerde yönetim kurulu başkanı; ... Teknik Yapı İnş Taah. San ve Tic LTD ŞTİ’nin geçmiş dönem ortağı ve yönetim kurulu üyeliğini yaptığı gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
667 sayılı KHK ile kapatılan; ... Basketbol ve Spor Kulübü Dernegi, Güneydogu Plastik ve Kimya Sanayicileri Dernegi, ... Üniversitesi, Gençlik Spor Kulübü Dernegi, ... Girisimci Is Adamları Dernegi, Ipek Egitim ve Kültür Vakfı'na üyelik kaydının bulundugu,
Bu derneklerden ... Basketbol ve Spor Kulübü Dernegi'nin kurucu üyesi oldugu, yönetim kurulunda yer aldıgı ve sekreterlik görevinin bulundugu, Güneydogu Plastik ve Kimya Sanayicileri Dernegi'nin kurucu üyesi oldugu, yönetim kurulu asıl üyesi olarak görev yaptıgı, ... Üniversitesi Gençlik Spor Kulübü Dernegi'nde 01.11.2014-06.01.2017 tarihleri arasında üyelik kaydının bulundugu, dernekte yönetim kurulu baskanı olarak görev aldıgı, Ipek Egitim ve Kültür Vakfının 10.11.2014-06.04.2016 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeligi muhasip üye olarak yürüttügü, vakfın karar örnekleriyle de bu hususun desteklendigi, 06.04.2016 tarihinde bu görevinden istifa ettigi,
Dosya içerisinde bulunan 20.06.2017 tarihli bilirkisi raporuna göre sanıgın, örgütün finans kaynagı olan Bank Asya'da ilk olarak 24.02.2009 yılında hesabını açtıgı, 2013 yılı aralık ayından itibaren hesabında 1.488,56 TL bulundugu, 02.09.2014 tarihine kadar hiç bir hesap haretketinin bulunmadıgı, bu tarihte sanık tarafında 20.000 TL yatırıldıgı, bu parasının 21.04.2015 tarihine kadar hesapta kaldıgı, bu tarihte bu hesabındaki tüm paranın çekildigi, yine sanık tarafından 24.09.2014 tarihinde 1.998 gram altın karsılıgı 175.324,26 TL para yatırarak katılım hesabı açtıgı, bu hesabını da 21.04.2015 tarihinde parasının tamamını çekmek suretiyle kapattıgı,
Sanıgın 09.09.2013 baslangıç tarihli Dijitürk üyeligini, 23.11.2015 tarihinde "Stv çıkan kanallar" nedeniyle iptal ettirdigi, buna iliskin ses kaydının da gönderildigi, cevap ekinde sanıga ait 23.11.2015 tarihli iptal dilekçesinin de bulundugu, dilekçede 08.10.2015 tarihli çıkarılan kanallar gerekçe gösterilerek iptal talebinde bulunuldugunun görüldügü,
Sanığın 22.07.2016 tarih ve 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyet, iltisak ve irtibatı tespit edildigi için kapatılan Kimse Yok Mu Dernegi'ne 2014 ve 2015 yıllarında çesitli tarihlerde degisen miktarlarda olmak üzere toplam 15.997 TL yardımda bulundugu, ... Üniversitesi Gençlik ve Spor Dernegi'ne 2013-2014 ve 2015 yıllarında çesitli tarihlerde ve degisen miktarlarda olamk üzere toplamda 365.045,00 TL bagıs yaptıgının tespit edildigi, sanıgın bu sekilde örgütle baglantılı kuruluslara maddi destek sagladıgı,
Sanık hakkında beyanda bulunan ...'ın sorusturma ve kovusturma asamasında verdigi beyanlara göre, sanıgın ... Il'inde bulunan Akteks isimli is yerinde on bes günde bir yemekli örgütsel sohbet toplantısı düzenlendigi, bu sohbet toplantılarına sanıgın da katıldıgı, sohbetlere Celalettin Demirelli isimli örgüt mensubunun da katılıp sohbet verdigi, tanık Murat Dogan Ercan'ın da aynı hususu dogruladıgı, ek olarak sohbetlerin 2012 yılında yapıldıgını beyan ettigi, yine tanıklardan ...'n da sanıgın aynı yerdeki sohbetlere katıldıgını beyan ettigi, tanık Nejmettin Memis’in beyanlarına göre de, sanıgın Köksan fabrikasındaki sohbet toplantılarına katıldıgı, sorusturma asamasında beyanları alınan ... Nuri Tekerekoglu'nun 09.05.2016 tarihli beyanına göre sanıgın 2013 yılı aralık ayına kadar sanıgın örgütsel sohbet toplantılarına katıldıgı, dosyadaki bu tanık beyanlarının bir birleri ile uyumlu oldugu, bir birlerini destekler mahiyette oldugu, buna göre sanıgın örgüt tarafından düzenlenen örgütsel sohbet toplantılarına katıldıgı,
...'nın 16.05.2018 tarihli ... Cumhuriyet Bassavcılıgı'nda avukatı huzuruyla verdigi ifadeye göre 2012 yılının 11. Veya 12. Ayında sanık ... ... ve sanık ... ... ile birlikte Pensilvanya'ya ...'i ziyaret etmek için gittikleri, ...'in kaldıgı eve birlikte gittikleri, ancak görüsemeden geri döndükleri, sanık ... ...'nun FETÖ'nün ... Il Imamı olan ... ...'e bedelsiz olarak bir daire kiralanması yönünde talimat verdigi, kira sözlesmesinin ... ...'ün esi Ayse ... ile yapıldıgı, sözlesmeye sembolik bir kira bedelinin yazıldıgı, tanık beyanında geçen ... ...'ün esine bedelsiz ev kiralanması yönündeki talimatının 19.09.2016 Tarih ve 2016-A-2006/42 sayılı rapor ve eklerinden de anlasıldıgından, tanıgın beyanlarının içerigine itibar edilebilecegi anlasılarak, sanıgın 2012 yılında örgüt liderini görmek amacıyla Pensilvanya'ya gittiği,
Mustafa Harputluoglu'nun beyanına göre sanıgın 2013 yılında ... Ili'nde FETÖ/PDY ile irtibatlı oldugu için kapatılan ... tarafından organize edilen toplantıya katıldıgı ve kendisine Ingiltere Fahri Konsoloslugu ünvanı verildigi gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
KHK ile kapatılan Hür Sanayici ve İş Adamları Derneğine, ... Atlı Spor ve Binicilik İhtisas Kulübü Derneğine üyeliğinin bulunduğu,
... Mısır Ürünleri Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin kurucu ortağı olduğu,
... Tarım Hayvancılık İnşaat Gıda Teks.Kim.San ve Tic. LTD ŞTİ.’nin ortağı olduğu,
... Proje Taah.İnş.AŞ’nin sanık ...’ya olan 711 Bin 529 TL’lik borcuna karşılık 6670 Bin 157 TL çek keşide ettikten sonra 4 adet tapuyu 18.07.2016 tarihinde sanığa devrettiği, bilirkişilerce söz konusu devir işleminin muvazaalı olduğunu bildirdiği,
Almanya ülkesinde 2014 yılında kurulan ... Halı Mobilya Iplik Tekstil A.S’nin %100 hissedarı oldugu ... Teppiche GmbH isimli sirketin, Genel Müdürü olarak ...'nın görevlendirildigi, ...'nın 2009 yılından itibaren bu ... Halı Mobilya Iplik Tekstil A.S de ihracaat müdürü olarak görev yaptıgı. 10 Agustos 2016 tarihinde sirkete el konularak görevine son verilmesine ragmen 23.08.2016 tarihinde ... 5. Noterliginin 18298 numaralı vekaletnamesi ile sirket islerinin devam etmesi adına “Banka hesaplarını yönetmeye, yeni hesap açmaya sınırsız yetki, Kira sözlesmelerinden, Leasing sözlesmelerinden çıkıs vermeye veya degisiklik yapmaya, ... Teppiche GmbH sirketinin kapanmasını saglamaya” yönelik vekaletnameyi Almanya ülkesindeki sirkete gönderdiginin tespit edildigi bildirilmis ise de, dosya kapsamında beyanlarına basvurulan ..., ... ve ...'in beyanlarına göre sirketin devri hususunda sanık tarafından herhangi bir talimat verilmediginin anlaşıldığı gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
Sanığın Bank Asya'da ilk olarak 17.09.2014 tarihinde hesap açtıgı, bu tarihte ... tarafından 10.000 USD karsılıgı 22.092 TL tutarında paranın yatırıldıgı, anılan paranın 17.09.2015 tarihine kadar hesapta kaldıgı, yine anılan hesaba 17.09.2014 tarihinde 10.500 EUR karsılıgı 30.0021,08 TL paranın yine ... tarafından yatırıldıgı ve bu meblagın da 17.09.2015 tarihine kadar hesapta kaldıgı, baskaca bir hesap hareketinin bulunmadıgı, hesapların katılım hesabı olmadıgı, sanıgın 17.09.2014 tarihinden önce adı geçen bankada bir hesabının bulunmadıgı,
441915 ID nolu Bylock kullanıcısı ...'ye ait bylock içeriklerine göre örgüte nakdi yardımda bulunduğunun anlaşıldığı,
Sanığın ... Dış Tic AŞ’nin, ... Holding AŞ’nin, ... Plastik ve Enerki San.Tic.AŞ’nin, ... Yatırım ve Gay.Men.İşl.İnş.Taah.San ve Tic AŞ’nin, ... Halı İplik Teks.Mob.San ve Tic AŞ’nin ortağı olduğu, şirketlerde aktif bir görevinin ve sorumluluğunun bulunmadığı gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
Sanığın ... Proje Insaat Taah. San. Ve Tic. AS'de Finans müdürü oldugu,
Dijital materyallerine ilişkin inceleme raporlarına göre; 01.11.2012 tarihli "Merhaba bugün sohbet toplantımız 17.30'da olacaktır bilginize. Hayırlı çalısmalar dilerim." seklinde e-postanın bulundugu, yine whatsapp uygulaması üzerinden sanıgın Tülin Karaosman isimli kullanıcıya 16.07.2016 tarihinde "Sanırım biz bir yurt dısı yapmalıyız", "Bence artık bize burada ekmek yok" seklinde mesajlar gönderdiginin tespit edildigi,
Twitter üzerinden "Açıkçası ... üniversitesini kıskandım. ..." seklinde paylaşımda bulunduğu,
... Proje Insaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.S ve Asya Katılım Bankası A.S de SGK kaydının bulundugu,
KHK ile kapatılan ... Basketbol ve Spor Dernegi'ne 05.03.2014 tarihinden itibaren üyeliginin bulundugu, denetim kurulunda asil üye olarak görev yaptıgı,
Sanık ... ... adına kayıtlı bulunan 37 adet tasınmazı 08.06.2016 - 18.07.2016 tarihleri arasında, çok kısa sürede üçüncü sahıslara devir ettigi gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
... İç ve Dıs Nakliyat Pet. Ürün Ve Maden San. Tic. A.S.’nin bir dönem ortagı; ... Enerji Elektrik Üretimi Ve Mad. A.S.'nin ortagı ve yönetim kurulu üyesi; ... Dekorasyon İnsaat San. Tic. A.S ve ... Proje Insaat Taah. San.Ve Tic.A.S.'nin ortağı; ... Mühendislik İnsaat Taahhüt A.S.'nin ortagı, bir dönem yönetim kurulu baskanı ve mevcut yönetim kurulu baskan yardımcısı; ... Yatırım İns.Gayrimenkul Dıs Tic A.S.'nin tek ortagı ve yönetim kurulu baskanı; ... Enerji Anonim Sirketi’nin kurucu ortagı oldugu;
... Holding İstanbul ofisinde Genel Müdür olarak görev yaptığı,
FETÖ/PDY ile irtibatlı oldugu gerekçesiyle kapatılan Izmir Genç Isadamları Dernegi'ne üyeliginin bulundugu,
Dijitürk üyeliginin iptal tarihinin 14.10.2015 oldugu, iptale iliskin açıklama ses kaydının bulunmadıgı, ancak ... Holding A.S.'nin Yesilköy ofisinde yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallerin bir kısmının incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkisi raporlarında yapılan tespitlere göre; sanık adına yazılan 12.10.2015 tarihli, "sürekli seyrettigim ulusal kanalların dijitürk tarafından iptal edilerek kapatılması" sebebine dayanarak yazdıgı dilekçe metninin bulundugu,
Sanıktan ele geçirilen bir kısım dijital materyallerin yapılan incelenmesi sonucu dosyaya gönderilen whatsapp konusmalarında örgüt tarafından gerçeklestirilen 17 Aralık 2013 operasyonu ile ilgili sanıgın 08.06.2016 tarihli mesajının bulundugu, örgüt lideri ...'e ait video linklerini whatsapptan gönderdigi, sms bölümünde "Bu aksam 19:00 da kaz yemeye cobancesme ... koleji 5.katta davetlisiniz Yanınızda sonsuz nur ve cevsen getiriniz, kalmak isteyen esofmanda getirebilir" seklinde mesajın bulundugu, bilgisayar içerisinde bulunan içerisinde örgüt liderinin görüntülerinin bulundugu, örgütsel motivasyona haiz videonun bulundugu, video çözümünün ve ekran görüntülerinin raporda detaylandırıldıgı, yine örgüt liderine ait çesitli video ve fotografların bulundugu, örgütle ilgili çok sayıda yazı, resim ve mesajların bulundugu yönünde tespitlere yer verildigi,
ABD ülkesinde faaliyet gösteren Respect İnstitue isimli Gülenist kuruluşa para transfer eden ... ... isimli şahısa para transferi yaptığı, gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
... Holding bünyesinde işçi olarak çalıştığı,
... ... adına kayıtlı bulunan 7 adet tasınmazı 28.06.2014 / 14.07.2016 tarihleri arasında üçüncü sahıslara devir ettigi, yine sanıgın ... ... adına ... ili ... Mahallesi 761/15 ada/parselde kayıtlı bulunan ... sitesindeki 1 adet villayı devir ettigi,
Sanıktan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda dosyaya sunulan rapora göre telefon içerisinde bulunan "Arama Kaydedicisi" isimli programda kayıtlı 23.07.2016 tarihli ses dosyası içerisinde ... Halı A.S. Ile ilgili olarak; " Mal kaçırdılar ya bugün hep ham maddelerin hepsini kaçırdılar" seklinde konusmaların geçtigi, yine "Ses Kaydedici" isimli programda bulunan ses dosyası içerisinde bulunan arama kayıtlarında; "Zireveye bagıs magıs yaptık arazileri", "Ben dedim a..k... Bir kaç dönüm arazi vardı kalaydı üstümde", "Zaten ben onlardan korkuyim simdi diyecekler bu adam bir buçuk kagıda çalısan adam bunun üstünde 300 dönüm arazi ne geziyi" seklinde tespitlerin oldugu, yapılan bu tespitlere göre sanıgın diger sanıkların tapu devir islemlerine yardım ettigi gerekçeleri ile silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçundan mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık ... yönünden;
... ..., ... ... ve ... ... ... isimli sahısların adına kayıtlı olan tasınmazların satıs ve devir islemleri için Ibrahim ...'a vekalet verdikleri, sanık Ibrahim ...'nun da bir adet tasınmaza ipotek koydurma islemi yaptıgının, bu islemin süpheli oldugu iddiası yer almıs ise de, sanıgın diger sanıkların amacını bilerek hareket ettigine dair dosya kapsamında bir delil olmadıgı gibi, dosya kapsamında sanık ile ilgili bulunan tüm deliller birlikte degerlendirildiginde, anılan tespitin sanık yönünden atılı suça delil olamayacagı gerekçeleri ile silahlı terör örgütünün hiyerarsik yapısına dahil oldugunu gösterir biçimde çesitlilik, devamlılık ve yogunluluk içermemesi karsısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadıgından, sanıga atılı silahlı terör örgütü üyeligi suçunun olusmayacağından, sanıgın üzerine atılı bulunan suçu isledigine dair cezalandırılmasına yeterli her türlü süpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlara ulasılamadıgından atılı suçtan CMK nın 223/2-e maddesi geregi beraatine karar verildiği anlaşılmıştır.
B-ŞİRKETLER YÖNÜNDEN:
... Holding Aş’nin; bir ana şirket olup iştirak ettiği şirketler ile birlikte bir şirketler topluluğu olduğu, holdingin iştirak ettiği şirketlerin;
...A.Ş. isimli şirketler olduğu,
... Holding Aş’nin mevcut ortaklarının ... ... ..., ... ..., ...,..., ..., ve ... olduğu, kayyum heyeti atanmadan önceki yönetim kurulu üyelik bilgilerine göre; Yönetim Kurulu Başkanı’nın ..., Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısının ... ..., Yönetim Kurulu Üyelerinin ise ... ... ... ve ... olduğu,
Şirketin aktif büyüklüğünün tamamına yakınının iştiraklerdeki ve bağlı ortaklardaki sermaye payları ile bu iştirak ve bağlı ortaklara verilen borçlardan oluştuğu, yine toplam pasif büyüklüğünün ise tamamına yakının sermaye, banka kredileri, ortaklar ve bağlı ortaklara olan borçlardan oluştuğu,
... Holding A.Ş’nin 2007 ila 2013 yılları arasında toplamda 29 milyon TL zarar açıkladığı, 2014 yılında yaklaşık 6 milyon TL kar ettiği ancak yalnızca 2015 takvim yılında 148 milyon TL zarar ettiği, şirketin ortaklarına 2012 yılında toplamda yaklaşık olarak 225 milyon TL, 2014 yılında toplamda yaklaşık 343 milyon TL, 2015 yılında ise yaklaşık olarak toplamda 142 milyon TL borçlandığı, çoğu şirket varlığının hacizli, rehinli ve ipotekli olduğu, şirketin konsolide borç mikarının yaklaşık 4,5 milyar TL olduğu, kayyum atanmadan önceki süreçte iflas erteleme noktasına geldiği,
Şirketin elde etmiş olduğu kaynakları iki şekilde kullandığı, bunlardan ilkinin çeşitli şirketlerin sermayelerine katılma bir diğerinin ise sermayesine katıldığı şirketlere borç para vererek fonlama şeklinde olduğu,
Ticari hayatta “Ortaklara Borçlar Hesabı” ve “Bağlı Ortaklara Borçlar Hesabı”nın kayıt dışı hasılatları kayıt altına alınmasında sıkça kullanılmakta olduğu, firmanın kayıt dışı elde etmiş olduğu hasılatı sanki ortağından veya bağlı ortağı olduğu fırmadan borç alıyormuş gibi banka hesaplarına aktardığı ve bu şekilde kayıt dışı hasılatı borç olarak kayıt altına alındığı ve bu kayıt dışı hasılatın ortaklar üzerinden istenildiği şekilde kullanılabildiği, böylece yüksek miktarda zarar açıklayan şirketlerin aynı zamanda ortaklara yüklü miktarda borç para vermelerinin ticari teamüllere uygun bulunmadığının açıkça ortada olduğu, yine bu yöntemin denetim imkanından kaçmayı kolaylaştırdığı,
... Holding A.Ş’nin ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik A.Ş’nin sermayesine 672 milyon TL tutarında iştirak ederken bu firmaya 2015 takvim yılında 1.1 milyar TL borç vererek söz konusu firmayı finanse ettiği, ... Holding A.Ş tarafından ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş’ye gönderilen kayıt dışı paraların büyük kısmının ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş tarafından ortağı ...’ndan olan alacağını tahsil ediyormuş gibi yasal kayıtlarına yansıttıktan sonra söz konusu kayıt dışı paranın aynı gün “Ortaklardan Alacaklar Hesabı”nı kullanarak yeniden ... Holding A.Ş’ye gönderildiği, yine ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş’nin kayıtdışı gayrimenkul satışından elde edilen gelirleri ortağı ...’ndan olan alacağını tahsil ediyormuş gibi yasal kaytılarına yansıttıktan sonra söz konusu kayıtdışı gayrimenkul satış gelirlerini aynı gün “Ortaklara Borçlar Hesabı”nı kullanarak ... Holding A.Ş’ye gönderdiği, bilirkişi raporunda ... Holding tarafından bünyesinde yer alan şirketlerden elde edilen kayıt dışı paraların bir kısmının ... Enerji Elektrik Üretim ve Madencilik A.Ş. üzerinden kayıt altına alındığı ve söz konusu kayıt altına alınan paraların da yine ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş’nin finansmanında kullanıldığı kanaat ve sonucuna varıldığı hususunun belirtildiği,
... Holding’in kayıtdışı hesaplarının incelenmesinde ... Enerji Elektrik Üretim ve Madencilik A.Ş’ye 2010 yılında toplamda yaklaşık olarak 40 milyon TL, 2011 yılında toplamda yaklaşık olarak 20 milyon TL, 2012 yılında toplamda yaklaşık olarak 7 milyon TL, 2015 yılında yaklaşık olarak 10 milyon Tl kayıt dışı paranın transfer edildiği, ... Enerji Elektrik Üretim ve Madencilik A.Ş’nin gönderilen bu tutarları ortağı olan ...’ndan olan alacağını tahsil ediyormuş gibi yansıttıktan sonra söz konusu kayıt dışı parayı aynı gün ... Holding A.Ş’ye gönderdiği,
... Grubunda yapılan aramalarda ele geçirilen Günlük Kasa fişlerinde çok sayıda yüksek meblağda ON/CN(... .../...) teslimatı ve ON/CN(... .../...) ödenen açıklamalarıyla kodlandırılmış ödeme ve tahsilatların tespit edildiği, bu tahsilatların şirket çalışanı Cevdet Alpaslan tarafından müşterilerden tahsil edildikten sonra finans merkezi sorumlularına teslim edildiği, banka hesaplarına ... ... ve ... teslimatıymış gibi yatırıldığı, ON/CN(... .../...)’ye ödenen olarak açıklanan meblağların ise finans merkezi çalışanı ... tarafından ... ... ve ... adına çekilen tutarlar olduğu,
Şirketlerde ticari faaliyetle ilgili olarak işletme kaynaklarının oluşumunu ve kullanılma biçimlerini yapılan işlemler sonucunda varlıklarda meydana gelen değişiklikleri ve işletmelerin mali durumlarını açıklayacak tek bir muhasebe sistemi olması gerekirken şirketlerde çift muhasebe kaydı tutulduğu, kayıt dışı işlemlerin X koduyla kodlanarak yasal yevmiye defterine aktarılmadığı,
Bilirkişi raporunda şirketin denetçiliğini yapan ... ... ... ve Sadettin Korkut isimli şahısların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı olduklarına dair tespitin yer aldığı,
Bir kısım şirket çalışanları tarafından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı olduğu belirtilen The Respect İnstitute İnc. İsimli kuruluşa para transfer edildiği, masak raporunda ...’nun şahsi hesabından ve yine Holding’in iştirak ettiği şirketlerden bu kuruluşa para transferinde bulunan şirket çalışanlarına şüpheli para transferlerinin yapıldığının tespit edildiği,
... Holding A.Ş’nin ve şirket ortakları ... ..., ... ..., ... ... ... tarafından Kimse Yok Mu Derneği’ne farklı tarihlerde değişen miktarlarda ayni ve nakdi yardım yapıldığı, ayrıca şirket kayıtlarında yapılan incelemelerde 667 sayılı KHK ile kapatılan ....VE İŞADAMLARI DERNEĞİNE, ... KÜLTÜR EĞİTİM VAKFINA bağışların bulunduğu,
Holdingde “gayriresmi sistem” olarak bilinen ve kamu denetimine açık olmayan muhasebe bilgilerinin de yer aldığı NEC 200 veritabanında Genel Muhasebe (FI) modülü üzerinde gerçekleştirilen inceleme neticesinde “BAĞIŞ”, “ZEKAT”, “SADAKA” ve “YARDIM” açıklamalı hesapların bulunduğu, bu şekilde tanımlanan 15 adet hesap belirlendiği, bunlar arasında 667 no.lu KHK kapsamında kapatılan kuruluşların da (örn. ..., HÜRSİAD HÜR SAN.VE İŞADAMLARI DERNEĞİ, KİMSE YOK MU DERNEĞİ, ... KÜLTÜR ve EĞİTİM VAKFI, ... ÜNİVERSİTESİ) yer aldığı tespit edildiği,
... Halı İplik Tekstil Mobilta San ve Tic AŞ’ye ait müşteri çeklerinin ... Basketbol Aş’ye verilmiş gibi gösterildiği ancak ... ve ...’a teslim edildiği, söz konusu müşteri çeklerinin bedelinin 1 milyon 824 bin Tl olarak tespit edildiği,
... Holding A.Ş bünyesinde yer alan ... Plastik Enerji San. Ve. Tic. Aş, ... Halı İplik Tekstil Mobilya San ve Tic A.Ş, ... Halı Aksesuar Mobilya San.ve Tic A.Ş şirketlerin üretim yapan ve ciroları yüksek şirketler olduğu, yüksek ciro yapan karşı şirketler ile grup bünyesinde bulunan ve sonraki tarihlerde kurulmuş düşük cirolu şirketler arasında yüksek miktarlarda kaynağı belli olmayan para giriş çıkışlarının bulunduğu,
... Holding AŞ'ye ait iş yerinde yapılan aramada ele geçirilen ajandaya ait 23.07.2016 tarihli "AJANDA İNCELEME RAPORU"na göre, ajandanın 2 Eylül 2009 tarihli sayfasında "... ..., Amerikadan gelen Birol Bey ile birlikte 12:30 randevu istiyor seda dön" , "Zaman Gazetesi geldi" şeklinde notların bulunduğu, ... ... isimli şahsın o tarih itibariyle örgütün İl İmamı olarak görev yaptığına ilişkin tanık beyanlarının bulunduğu; yine aynı raporda ajandanın 12 Ocak 2010 ve 14 Ocak 2010 tarihli sayfalarında "hocalar geldi" şeklinde not düşüldüğü, 19 Ocak 2010 tarihli sayfada "... Hocalar geldi" şeklinde not düşüldüğü, yine "... Hoca geldi" şeklinde 27Nisan, 10 Mayıs, 7 Temmuz, 21 Ağustos ve 9 Aralık 2010 tarihli sayfalarda not düşüldüğü, ... Hoca isimli şahsın ... ... olduğunun değerlendirildiği, 28 Ocak 2010 tarihli sayfasında "HÜRSİAD programı varmış 19:00 uğur plazada hatırlamak için aradılar" şeklinde not düşüldüğü, 24 Ocak 2010 tarihli sayfada "CELALETTİN----10:40 ... ... Geldi" şeklinde not düşüldüğü, yine 2011 ve 2012 yıllarına ait ajandalarda da ... ...'ün geldiğine dair notların bulunduğu, yine ajandalarda hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma bulunan kişilerle ilgili randevuların bulunduğuna dair tespitlerin bulunduğu, 24.07.2016 tarihli arama tutanağına göre ... Plastik AŞ'ye ait depolarda ... Holding AŞ'ye ait olduğu anlaşılan eşyalar arasında FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu için kapatılan Kimse Yok Mu Derneği'ne ait gıda,giyim, bağış toplama kutuları, battaniye, ayakkabı vb malzemelerin bulunduğu
Şirketin Yeşilköy ofisinde yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallerin bir kısmının incelenmesi sonucu düzenlenen 07.09.2017, 04.10.2017 ve 17.10.2017 tarihli bilirkişi raporlarında yapılan tespitlere göre; KHK ile kapatılan SUNDER üye listesinin bulunduğu, derneğin Zaman gazetesi Ekrem Dumanlı ziyaretine katılanların listesinin bulunduğu, FETÖ/PDY liderine ait videoların bulunduğu, fuatavni, mehmetbaransu, yurtatayun, hacibbr, nizamsuat, osimsek_herkul isimli vb. hesapların takip edildiğine dair ekran görüntüsünün yer aldığı, rota haber, zaman, ... haber gibi sitelere ilişkin verilerin yer aldığı, FETÖ/PDY liderine ait resimlerin ve sözlerin bulunduğu, Kimse Yok mu Derneğine ait video ve resimlerin bulunduğu, örgüte ilişkin whatsapp konuşmalarının olduğu, detayları raporda açıklanan örgütsel içerikli videoların bulunduğunun anlaşıldığı,
... Eğitim ve Kültür Vakıf ile ilgili olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 19.12.2016 tarih ve 53-75 sayılı raporunda Vakfın ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14.06.1985 tarih ve 1985/137 – 1985/316 sayılı kararı ile kurulup tescil edilerek tüzel kişilik kazandığı, Vakıflar Meclisi’nin 20.06.2016 tarih ve 355/278 sayılı kararıyla Vakfın Kayyımca yönetilmesinin ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep ediliği, 11.07.2016 tarih ve 370/302 sayılı kararla vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarının uygun bulunduğunun belirtildiği, vakfın taşınmazlarının kira bedellerinin rayicin altında tahakkuk ettirilerek vakfın zarara uğratıldığı, ... Büyükşehir Belediyesine ait olarak 550.010,84 metrekare arsanın ... Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından ... Üniversitesinin kurulmasına hazırlık aşamasında ihale yoluyla satın alındığı, Belediye tarafından muhammen bedeli metre karesi 6,00 Tl üzerinden toplam 3.354.065,04 TL olarak ilan edilen taşınmaz için ... Kültür ve Eğitim Vakfının 3.460.000,00 Tl teklif verdiği, ihalenin vakıfta kaldığı ve arsanın toplam maliyetinin vakfa 4.161.634,09 Tl olduğu, Milli Emlak Genel Müdürlüğüne ait olan 26 pafta 2183 parsel nolu 234.812,57 metrekare taşınmazın 207.632,60 metrekaresinin büyükşehir belediyesi tarafından yapılan parselasyon çalışmasıyla üniversite alanına ayrılmasına yönelik imar uygulaması sonucunda 761 Ada 1 Parsel’e dahil olduğu, ... Kültür Eğitim Vakfının 14.03.2007 tarihli yazıyla bu arsayı Maliye Hazinesinden satın almayı teklif ettiği, Vakfın taşınmaz için 2.925.000 Tl teklif verdiği, bu bedelin tespit ettirilen rayiç bedelin yüzde 30 altında kalmasına rağmen bedelin Milli Emlak Müdürlüğü tarafından uygun görülerek satışın yapıldığı, taksitlerden kaynaklanan vade farkı ile birlikte arsanın vakfa 3.147.387 TL bedele mal olduğu, 761 ada 1 parsel ifraz işlemi ile 286.676,07 metrekarelik 2. parsel ve 479.967,37 metrekarelik 3. parsel olarak ikiye bölündüğü, 2. parselin ... Üniversitesine devredilmeyip ... Kültür ve Eğitim Vakfının mülkiyetinde kaldığı, İmar planında “Özel proje alanı” olduğu, ... Üniversitesinin inşaatı 3. parselde devam etmekte iken 2. parselin Vakfın 30.04.2009 tarih ve 2009/10 sayılı mütevelli heyeti kararına istinaden 30.04.2009 tarihinde yapılan ihale ile ... Gayrimenkul İnş Yapı Taah. San. Tic A.Ş’ye metrekaresi 42 TL üzerinden toplam 12.040.395 TL bedelle satıldığı, Dr. Mimar Hüsnü Uğur’dan 2007 ve 2009 yıllarında iki farklı ekspertiz raporu alındığı, iki rapor arasındaki tutarsızlıklar nedeniyle 2. parselin satış bedeline ilişkin yeni bir ekspertiz raporu aldırıldığı, bu rapora göre 2. parselde yer alan 286.676,07 metrekarelik arsanın 30.04.2009 tarihindeki metrekaresinin rayiç değerinin 200,00 TL +KDV olarak belirlendiği, buna göre arsanın toplam değerinin 57.335.214,00 TL olduğunun anlaşıldığı, bu halde taşınmazın ... Gayrimenkul İnşaat Yapı Taah. San. Tic. A.Ş.’ye rayiç değerinin 45.294.819,00 Tl altında bedelle satıldığı vakfın bu şekilde zarara uğratıldığı, 2. Parselin ... Gayrimenkul İnşaat Yapı Taah. San. Tic Aş’ye devrinden sonra parselde yapılan imar uygulaması ile 2. parselin 4,5, 6 ve 7 nolu parsellere dönüştüğü, 25.08.2010 tarihindeki imar uygulamasıyla oluşturulan 217.738,25 metrekarelik 5. parselin takip eden yıllarda ... Gayrimenkul İnşaat Yapı Taah. San. Tic. Aş’ye geçtiği, üniversiteye devredilen 479.967,37 metrekarelik 3. parselin yıllar içinde çeşitli imar uygulamalarına tabii tutulduğu, yine ... Gayrimenkul İnşaat Yapı Taah. San. Tic Aş’ye devir işlemlerinin yapıldığı, parsel üzerinde gerçekleştirilen kurucu vakfın temsilcilerinin de yer aldığı görülen imar değişikliği çalışmalarının amacı, kurulacak olan üniversiteye komşu ve ona hizmet verecek konut ve servis alanları yaratmak ve gelir sağlamak ise de başlangıçta vakfın milkiyetinde olan söz konusu parselle ilgili işlemlerden yola çıkılarak vakfın, üniversitenin ya da kamunun zararına olan işlemler sonucunda ... Gayrimenkul İnşaat Yapı Taah. San. Tic Aş’ye parseldeki rant üzerinden çıkar sağlandığı,
... Kültür ve Eğitim Vakfının metrekaresi 6,19 TL gibi çok ucuz bir değere Üniversite yapmak üzere aldığı araziyi günün Büyükşehir ve ... Belediye yetkililerine yaklaşık 250.000 metrekarelik Kuzey kısmında kalan bölümünde imar değişikliği yaptırıp özel proje alanı vasfına getirttiği ve ... konutları yaparak konut başına 368.000 TL ile 1.523.000 TL arasında sattığı, ayrıca söz konusu üniversite arazisinin güney kısmında bulunan arazilerinde satın alındıktan sonra yine Büyükşehir ve ... Belediye yetkililerine Üniversitenin gelişim sahası adı altında imar değişikliği yaptırıldığı böylelikle Üniversite alanının kuzeyine yapılan ... bölümünün arazisinin güney bölümünden eklendiği, anılan arazilerin yukarıda açıklandığı şekilde amacına aykırı olarak kullanıldığı, bu hususta belediye meclislerinin imar planlarında amaca uygun plan değişikliklerinin yapılmasının sağlandığı, imar değişikliği yapan meclis üyelerinin bu eylemleri nedeniyle yargılamalarının devam ettiği, ... Kültür Vakfı'nın mütevelli heyeti başkanının, ... Üniversitesi mütevelli heyeti başkanının ve o dönem ki adıyla ... Yapı AŞ'nin hakim ortağının sanık ... olduğu yönünde tespitlere yer verildiği,
... Üniversitesinin örgüt yapılanmasınında; Idari Personelden, Arastırma Görevlisi ve Okutmanlardan ve Ögretim Üyelerinden sorumlu örgüt sorumlularının bulunduğu, bu kisilerin üzerinde Üniversite abisi veya imamının bulundugu, Idari personelden yani memurlar ve daire müdürdürlerinden sorumlu örgüt abisi veya imamının genel sekreter yardımcısı Erdal BUDAK oldugu, Akademik personelin okutmanlar ve arastırma görevlilerinden sorumlu örgüt abisi veya imamının Vahap AKTAS oldugu, örgüte yakın ve örgüt içinde olanları yurt dısına geziye götürdügü, özellikle Bosna ve Makedonya gibi Avrupa ülkelerine götürerek o ülkelerde bulunan örgütün kendi okullarını ziyaret ettikleri, Akademik personelin yardımcı doçent, doçent ve profesör unvanlı kisilerinden sorumlu örgüt abisi veya imamının, 2012 yılına kadar Muhammed USAK, 2012-2015 yılları arasında ... AÇIL, 2015-2016 yılları arasında ... GENÇ oldugu, bu kisilerin yardımcı oldukları ögretim üyelerinin akademik yükselmelerini sagladıkları ve bölümlerin personel ihtiyacını karsılamada görevli oldukları, ... Üniversitende bu kisilerin üzerinde tüm üniversite ile ilgilenen üniversitenin abisi veya imamı olan farklı dönemlerde ... ... ve Ramazan SAYGICI'nın bulundugu, örgüt abisi veya imamı olan kisilere büyüklük küçüklük kavramına veya unvanlı unvansız olmasına bakılmaksızın örgüt üyeleri tarafından saygı gösterildigi, bu kisilerin kendi sorumlu gruplarını sohbetlere götürdükleri, Sohbet toplantılarının üniversite içerisinde, üniversiteye baglı yurt binasında veya evlerde yapıldıgı, ... Üniversitesinde Genel Sekreter Yardımcısı olan Erdal BUDAK'ın üniversitenin yurdunda yaptıgı toplantılara, üniversitenin Projeler Genel Müdürü olan ... ... SÜZER'in konusmacı olarak katıldıgı, konusmalara önce hafta içerisinde ülke gündeminde ne varsa onun üzerine degerlendirmeler yaptıktan sonra örgüt lideri terörist elebası Fetullah GÜLEN’in o hafta ülke gündemine iliskin yorumlarını televizyonda izlettikleri, toplantı sonunda ... ... SÜZER toplantıya katılan katılımcılardan örgüte ait Gazete ve Dergilere abone olmalarını istedigi, ayrıca abone olmayanları orada Erdal BUDAK’a bildirmek suretiyle rapor ettigi. Toplantıya katılan sahıslara herkes kendi aldıgı ücret oranında örgüte burs yardımında bulunacak, himmet adı altında yardım verecek diye söylendigi, toplantılarda ... SÜZER'in örgüte para yardımında bulunan çalısanların vermis oldukları paraları elden teslim aldıgı, toplantıya katılanlardan yurt dısında bulunan fakirlere gönderilmek üzere diyerek herkesten bir adet kurban vermesi ve bir adet kurbanı da çevrelerinden bulmalarının istendigi, örgüt sorumlusu Erdal BUDAK tarafından örgüt lideri terörist elebası Fetullah GGülen kast edilerek Hoca efendi geliri olan herkesin kurban kesebilecegi yönünde fetva verdi denilerek katılanlara kurban düstügünün söylendigi, ayrıca örgüte ait dershanelerin kapatılmasından dolayı issiz kalan ögretmenlere maas vermek için her bölümün örgüt sorumlusunun kendi bölümünde yardım adı altında para topladıkları, ... Üniversitesinde çalısan sahısların herkesin bölümü içerisinde onarlı gruplara ayrıldıgı bu grupların içerisinde de bölüm müdürlerinin örgütün sorumluları oldukları, ... Üniversitesinde çalısanlara cemaat dısı personel tayine tabi olmayan ve cemaat içi personel tayine tabi olan diye iki tür sözlesme yapıldıgı, örgütün kendi okullarında ve içerisinde yetismis kisiler oldugu 2-3 yılda bir örgütün baska kurumlarında tayin görüp ve görevlendirildigi,
Şüpheli sıfatıyla kollukta müdafii huzurunda etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ... isimli şahıs ifadesinde özetle; ...’a üye olduktan sonra ... ilinde FETÖ/PDY’nin en üst yöneticisi olan ... ...’ün kendisinin yanına gelip gitmeye başladığını, Tahsin Gül isimli şahsın ... ...’den önce örgütün yöneticisi olduğunu, Tahsin Gül isimli şahısla birlikte çalışan ... Taşdelen’in Avukat olup ... Grubuna ait ... firmasında yönetici olarak çalışmakta olduğunu, ... ilindeli iş adamları arasında düzenli olarak her hafta cumartesi günleri Grand Otel’de toplantılar yapıldığını, toplantılarn organizasyonunu ... ... ve onun yardımcısı olan Celalettin Demirelli isimli örgüt sorumlularının yaptığını, 2009 yılında ... Üniversitesi kurulduktan sonra 2011 yılında ... ...’ün kendisini ... Üniversitesinde yapılan toplantıya çağırdığını, bu toplantıda ..., Mehemt ..., Ömer Kafayıfçı, ... ..., ... Akdoğan, İsafil ..., ... Yaşar, ... ... Mutafoğlu, ... Kendirkıran’ın katılımıyla genişletilmiş mütevelli toplantısının yapıldığını, bu toplantıda Mehemt ... ve mütevelli heyet başkanı ...’nun “... Üniversitesi’nin içinde öğrenci yurdu, derslik, ek bina gibi yardımlar yapın sizin veya ailenizin adını yazayım” şeklinde gündem maddesi oluşturulduğunu, FETÖ/PDY’nin yılda üç ana başlık altında yardımlar yaptığını gördüğünü, bu yardımların himmet, burs ve kurban adında olduğunu, iş adamlarının yıl içinde ne kadar yardımda bulunacağına ilişkin toplantıların genellikle Özel ... İlköğretim Okulunun üst katında yapılan toplantılarda belirlendiğini, konuşmacı olarak katılan sohbet hocaları olduğunu, bu hocaların Bahattin Karataş, Mustafa Yeşil, Ekrem Dumanlı gibi isimler ve ABD’den geldikleri belirtilen tanımadıkları hocalar olduğunu, ... ... isimli örgüt sorumlusunun toplantıya katılanlarla sohbet ettiğini, belirlenen himmetlerin ya peşin ya da senet veya çek karşılığında alındığını veya FETÖ/PDY ile bağlantılı olan Kimse Yok mu derneği, Hürsiad gibi yapılarak yardımda bulunma şeklinde olduğunu, burs şeklindeki yardımlar için ... ..., Murat Elmas, Celalettin Demirelli ile birlikte bazı iş adamlarının iş yerlerine geldiklerini, 2012 yılında bu şahıslarla birlikte ... ... isimli şahsında da geldiğini, 2011 yılı sonu 2012 yılı basında ... ...’ün organize ettigi Güney Afrika Johannes Burg ve Captown olarak planlanan geziye ... yöneticisi olan ... ...’nun da katıldığını,. ... ..., ... ..., ... yöneticisi olan ... ... isimli sahısların ... grubu içerisinde yer alan sahıslardan olup örgütün içerisinde etkili olan gruplar arasında olduklarını, ayrıca FETÖ/PDY içinde ... ilinde etkili olarak gördüğü şahısların ise ..., ... ..., ... ..., ..., ... ... olduğunu, bu şahısların cemaat adına okulların yurtların ve diğer kurumlarının işlerini takip ettiklerini duyduğunu, bu sahısların sohbet toplantılarında özellikle ... Erbalcı ve ... ...’nun 1985 yıllarından bahsedip cemaatle ilgili dernekleri nasıl kurduklarını nasıl himmet verdiklerini ve nasıl toplantılara katıldıklarını anlatarak yeni katılan is adamlarını motive edici konusmalar yaptıklarını, cemaatin içerisine iyice girdiklerinden örgütün bölge sorumlusu ile iç içe ve birlikte çalısıp birlikte hareket ettiklerini, örgüte en fazla finans yardımında bulunan sahıslar arasında bulunduklarını, örgüt adına is adamlarından himmet toplanmasına bursların belirlenmesine, kurbanların toplanmasına aracılık eden is adamları arasında yer aldıklarını, örgüt adına iş adamlarından yapılacak olan yardımları bu şahısların belirlediğin, örgütün derneklerinin yönetim kurulunda kimlerin görev alacağını belirleyen iş adamları arasında yer aldıklarını, ...’nın ... ile birlikte hareket ettiğini, ...’nun fıstık fabrikası kurduğunu öğrendiğinde kendisine serzenişte bulunduğunu, neden kendisinden fikir almadığını sorduğunu, daha sonra ...’nun ... ... vasıtası ile kendisinden randevu alıp bu tesisi üniversite adına kurduğunu ve Amerikadan ...’den izin aldığını söylediğini, ... Üniversitesinin adının ... tarafından verildiğini ...’ndan duyduğunu, ... Yapı isimli şirketten gelirlerin üniversiteye aktarıldığını ...’nun söylediğini, iş adamları arasında yapılan konuşmalarda 17-25 Aralık tarihinden sonra ...’nun örgüt içinde devam ettiği bahsinin geçtiğini ancak kendisi devam etmediği için bu hususu bilmediğini belirttiği,
... isimli şahsın mahkemede tanık sıfatıyla verdiği ifadede özetle; Sunguroğlu Kolejinde santral memuru olarak çalıştığını ... ... ve ...’nun o dönermde okulun yönetim kurulunda ve mütevelli heyetinde olduklarını duyduğunu, okulda çalışmaya başlamadan önce Aslanoğlu inşaat girmasında çalıştığını, orada kendisine toplantıya çağırılacakların listesini verdiklerini, haber verdiği kişiler arasında ... olduğunu, bu toplantılara sohbet toplantısı dediklerini, patronunun kendisine listedekileri aradıktan sonra yırt şeklinde talimat verdiğini, patronlarından bu toplantılarda burs, kurban, gazete dergi aboneliği gibi konuların konuşulduğunu duyduğunu, “hocaefendiden” kaset geldiğini söylediklerini, kolejde çalıştığı dönemde okulun üst katındaki misafirhanede akşamları sohbet toplantıları olduğunu, bu toplantılara katılmadığını akşam sohbet olacak diye talimat verildiği için bildiğini belirtmiştir.
Sanık ...’nun savcılıkta müdafii huzurunda verdiği etkin pişmanlık ifadesinde özetle; Kendisini ... Kültür ve Eğitim Vakfı mütevelli heyetine abisi ...’nun üye yaptığını, Holding’in son zamanlarda yaptığı en büyük yatırımın ... Enerji ve Elektrik Üretimi A.Ş olduğunu, bu şirketin yönetim kurulu başkanının abisi ... olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin de ..., ... ... ve ... ... ... olduğunu, şirketin Genel Müdürü ..., Genel Müdür Yardımcıları Serhat Yağ, ... ..., Şamil Özberk ve Oğuz Bal olduğunu, bu şahıslardan Serhat Yağ, ... ... ve ...’un FETÖ/PDY ile bağlantılı olduklarını bildiğini, Ankara’da bulunduğu dönemde FETÖ üyesi olan ... ve Serhat Yağ’ın ... çalışanlarının PAK Madeni İş sendikasına üye olmaları zorunluluğu getirdiklerini öğrendiğini, bu sendikanın FETÖ/PDY ile bağlantılı Aksiyon İş Federasyonuna bağlı olduğunu, şirket yönetiminde bulunan ...’un işçilere sendikaya üye olmayanın çalışamayacağını bunun ... ...’nun talimatı olduğunu söylediğini öğrendiğini, Genel Müdür ...’un FETÖ/PDY kapsamında kendi seviyesindeki insanlara sohbet verdiğini öğrendiğini, kendisini de çağırdığını ancak kendisinin katılmadığını, amcaları ... ... ve ... ... ...’nun örgütle doğrudan bağlantılarının olduğunu, babasının 2012 yılından önce yardımda bulunmuş olabileceğini, ancak şahit olmadığını, dedesi Şıh ... ...’ndan duyduğu kadarıyla 1998 yılında amcası ... ... ...’nun bağevinde ...’in kaldığını ancak ne amaçla gelip kaldığını bilmediğini, amcası ... ...’nun FETÖ içinde en etkin isimlerden olduğunu, yüklü miktarda para yardımında bulunduğunu, hatta kendi seviyesinde iş adamlarından topladığı yardımları da örgüte aktardığını bildiğini, amcası ... ...’nun topladığı paraları örgütün ... sorumlusu Mehemt ... veya onun yardımcısı Murat Elmas’a verdiğini bildiğini, ... ..., ... ... ... ve ...’na FETÖ’den en yakın isimlerin ... ... ve Murat Elmas olduğunu, örgüyle bu şahıslar aracılığı ile irtibat kurduklarını düşündüğünü, amcalarının ... ile görüştüğünü bildiğini ancak abisinin görüşüp görüşmediğini bilmediğini, ... Holding’e bağlı ... Plastik isimli şirketin para akış ve kontrolünün Almacı Pazarı’ndaki ofisten sağlandığını, buraya polis baskın yaptıktan sonra ofisi ... Holding’e taşıdıklarını, banka ve para işlemlerini ... ve ...’in takip ettiğini istifa etmeden çnce ... isimli şahsın bu işi yaptığını, FETÖ’ye yapılan yardımın Almacı Pazarı’ndaki bu ofisten yapıldığını bildiğini, bunu bizzat kendisi paranın akışını takip ettiğinde tespit ettiğini, amcaları ... ... ve ... ...’nun ABD’de olduklarını, ...’nın FETÖ/PDY örgütüne mensup olduğunu, örgüte adam kazandırma himmet toplama gibi faaliyetleri olduğunu, ...’nın topladığı paraları Bülbül Bilal isimli şahsa, onun da ... Öksüz’e verdiğini tahmin ettiğini, daha sonra ismi ... Gayrimenkul olan ... Gayrimenkul isimli şirketin abisi ...’na ait olduğunu, bu şirkete ... ve ...’nın ortak olduğunu, şirketin Genel Müdürü’nün ..., Finans Müdürü’nün ... olduğunu, bu şahısların daha önce Bankasya’da çalıştıklarını, ... projesini bu şirketin yaptığını, buradan elde edilen gelirlerin İprek Kültür Eğitim Vakfına yatırıldığını, ... Kültür ve Eğitim Vakfı’nın da ... Üniversitesi’ni yaptığını, bu işlerin nasıl yapıldığını ... ve ...’in bildiğini düşündüğünü, bu şahısların abisi ...’nun bilgisi olmadan iş yapamayacaklarını, ... Projesinin imar konusundaki sıkıntıları gideren kişinin ... ... olabileceğini, bu şahsın ... sorumlusu olduğunu medyadan öğrendiğini, o tarihlerde ...’de ve ...’da açamayacağı kapı olmadığını, ... ... ile Oğuz Bazoğlu’nnun imar konusunu çözdüklerini bildiğini, Oğuz Bazoğlu’nun da FETÖ mensubu olduğunu, ...’nun resmi ve gayriresmi tüm para işlemlerinin ... Gayrimenkul isimli şirket üzerinden yapıldığını belirtmiştir.
... isimli şahsın şüpheli sıfatıyla kollukta müdafii huzurunda verdiği ifadesinde özetle; 1984 yılında ... Kollektif Şirketinde işletme elemanı olarak işe başladığını, bu tarihten sonra ... bünyesinde değişik kademelerde görev yaptığını, Holding bünyesinde bulunan firmaların alacak ve borçlarını düzenlediğini, Holding bünyesinde bulunan şirketlerden birinin ödemesi olduğunda diğer şirketin hesabındaki parayı borcu olan şirkete aktararak borcu kapattığını, bu şekilde şirket hesaplarını düzenlediğini, fabrikadaki çalışanların maaşlarının resmiyette maaşlarının düşük gösterilerek kalan miktarın elden usulsüz ödendiğini, kendisinin ...’nun hesabına para yatırma işlemleri yaptığını, parayı şirket hesabından kasa hesabına çekip ...’nun hesabına aktardıklarını, kendisine verilen para transferleri talimatının ne amaçla yapıldığını bilmediğini kendisinin talimatı yerine getirdiğini, çek alışverişleri ile ilgili olarak çek no kısmında T, N ve K kodlu çekler bulunduğunu, N kodllu çeklerin resmi yollardan tahsilatı yapılarak faturalandırılan çekler olduğunu, T kodlu çeklerin ise gayriresmi yollardan tahsili ypaılan ve vergilendirilmesi sıkıntılı olan çekler olduğunu, Dünpa isimli firmanın Diyarbakır firması olduğunu Nalburiye üzerine iş yaptığını, bu firmayla sürekli olarak ticari faaliyette bulunulduğunu, bu firmaya mal laınmış gibi banka üzerinden para gönderildiğini, ancak gerçekte alınan maldan çok fazla miktarda para gönderildiği için bu paranın mala karşılık gelmeyen kısmının bankadan geri alınması için firma yetkilisi tarafından boş olarak imzalanmış ve kaşelenmiş dekontları kullanarak parann geri çekildiğini bu işlemin bilanço düzeltilmesi için belli aralıklarla yapıldığını, şirketler arasındaki para akışını kendisinin takip ettiğini, 15.01.2016 tarihinde ...’nun kendisinden şirket hesbaından 150 bin TL’yi bağış ve sadaka olarak istediğini bunun üzerine ...’na mesaj atarak durumu ilettiğini ...’nun tamam diyine ...’dan bu parayı vermesini istediğini, ...’nun kendisinden bu parayı ... A.Ş elemanı Süleyman’a vermesini isteyine ...’nun parayı bu şahsa elden verdiğini, paranın bağış olarak şirket hesaplarından çıkıp ... AŞ’ye verildiğini, bağış adı altındaki paranın birkaç kez atlatılarak kaynağının gizlendiğini, böylece resmi çıkışı farklı şekillerde yapılıp şirket hesaplarındaki değişikliğin mali incelemelerde kaçırıldığını belirtmiştir.
... Proje İnş. Taah. San. Tic. A.Ş’nin;
2007 takvim yılında kurulduğu; halen faal olduğu, unvan değişikliğinden önce ünvanının ... Gayrimenkul A.Ş olduğu, şirket ortaklarının ..., ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanlığı görevini ...’nun yürüttüğü, Şirketin 2012 takvim yılında, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye istinaden kapatılan ... Üniversitesine 5520 sayılı Kurumlar Vergisi kanununun 10-1-ç maddesi kapsamında 25.200.000,00-TL bağış ve yardımda bulunduğu,
Gizli Tanık KILIÇ'ın kendi rızası ile teslim ettiği WD harfleri yazılı bulunan siyah renkli P/N: WDBAAU0015HBK-01 ve S/N:WCAZA2350024 seri numaralı hard diskin incelenmesi sonucu Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce tanzim edilen 22.05.2017 tarihli Tutanak içeriğinde; 00042.MTS-VCL adlı videonun 35. Saniyesinden itibaren konuşmacı ...'nun beyanında "... kültür ve eğitim vakfının hoca efendinin talimatıyla 7 kişi ile birlikte kurduklarını" beyan ettiği, yine tanık ...'nun aşamalardaki beyanlarına göre ... Üniversite'sinin adının da örgüt lideri tarafından verildiği, şirket hakkında düzenlenen bilirkişi raporunda yapılan tespitlere göre sanık ..., şirket ile ilgili bir röportajında: “….üstüne basarak söylüyorum ki ... Yapı(... Proje İnşaat A.Ş.) ... Üniversitesinindir. ... Üniversitesinin yaşaması,büyümesi ve gelişmesi için kurulmuştur.... Yapı ...’ın ya da ...’nun değildir." şeklindeki beyanı, dosya kapsamında yukarıda açıklanan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu şirket ile ... Eğitim ve Kültür Vakfı ve ... Üniversitesi arasında sıkı organik bağınının olduğunun belirtildiği,
Şirketin çeşitli alacaklar hesabını kullanarak 2012-2016 takvim yılları arasında borç verdiği gerçek ve tüzel kişilerin; ... Üniversitesi, ... Eğitim ve Kültür Vakfı, ... Enerji Elektrik Üretim ve Madencilik A.Ş., ... Tarım Ltd.Şti., ... İç ve Dış Ticaret A.Ş., ... İç ve Dış Ticaret A.Ş., ... Hizmet İşleri İnş.A.Ş., ... İnş.Taah.A.Ş. ... Atlı spor ve Binicilik İhtisas Derneği, ... Teknik Yapı Ltd.Şti., ... Restaurant Ltd.Şti., ... Dekorasyon A.Ş., ... Simulatör A.Ş., ... Gıda A.Ş., ... Makine Gıda A.Ş., Candemir Yapı İnş.Ltd.Şti., ... Yapı Kimyasalları A.Ş., Gestaş İnş.Tic.ve San.A.Ş. olduğu,
Alınan Sipariş Avansları Hesabına İlişkin yapılan incelemeye göre şirket tarafından 2012 takvim yılında 23.382.023,01-TL müşterilerinden tahsil edildiği, ancak bu tutar karşılığında herhangi bir mal ve hizmet tesliminin gerçekleştirilmemiş olduğu, bu tutar, ödeme yapılarak,müşteriden daha önceden olan alacağa mahsup edilerek veya firma tarafından ilgili müşteriye daha önceden verilen avanslarla mahsup edilerek kapatıldığı, bilirkişilerce söz konusu hesabın bu şekilde kullanılmasının Tek Düzen Muhasebe sistematiğine ve ticari teamüllere aykırı olduğu gibi bu hesap kullanılarak tahsil edilen veya gönderilen para hareketlerinin şüpheli olduğu kanaatine varıldığı,
... Ünversitesi’nin 16.08.2012 tarihinde saat 17:07’de ... Proje İnş. Taah.San.Tic. A.Ş’nin hesabına 24 milyon TL para yatırdığı, söz konusu bu paranın aynı gün saat 17:28’de 5 milyon TL’sinin ... İç ve Dış Ticaret AŞ’ye, 17:24’de 3 milyon Tl’sinin ...’na, 17:23’de 4 milyon TL’sinin ... Enerji Elektrik ve Üretim AŞ’ye 17:27’de 2 milyon 500 bin TL’sinin tekrar ... Üniversitesi’ne “Diğer Çeşitli Alacaklar” ve “Ortaklara Borçlar” hesapları kullanılarak gönderildiği, bilirkişilerce bu yüksek meblağın dakikalar içinde ilişkili kişilere ve paranın geldiği ... Üniversitesi’ne tekrar gönderilmesinin şüpheli bulunduğu,
Yine ... Üniversitesi tarafından 12.09.2012 tarihinde ... Proje İnş. Taah.San.Tic. A.Ş’nin hesabına gönderilen 5 milyon TL’nin 20.09.2012 tarihinde ... Enerji Elektrik ve Üretim A.S.’ye “Diğer Çeşitli alacaklar” hesabı kullanılarak gönderildiği,
... Üniversitesi’nin 2012 yılı dönem başında firmaya 18 milyon 474 bin 609 TL borçlu olduğu, dönem içerisinde 18 milyon 719 bin 163 TL daha borçlandığı, 2012 takvim yılında ... Üniversitesi’nin firmaya toplam 37 milyon 193 bin 773 TL borcunun olduğu, bu tutarın 26 milyon 209 bin 442 TL’lik kısmının firmaya ödendiği geri kalan 10 milyon 934 bin 330 TL’lik kısmının “Diğer çeşitli alacaklar cari hesabı”nda takip edilmeye devam ettiği, ... Üniversitesi’nin borcu karşılığında firmaya gönderdiği paraların firma tarafından aynı gün bağış adı altında yeniden üniversiteye gönderildiği, ... Üniversitesi tarafından 2012 takvim yılında “Diger Çesitli Alacaklar” kalemine istinaden (yani firmaya olan ve ticari bir mal ve hizmet teslimine dayanmayan borcu karsılıgında) gönderilen 26 milyon 209 Bin 442-TL’nin 25 Milyon 200 bin TL’lik kısmının tekrar Bagıs ve Yardım adı altında aynı gün ve hemen birkaç dakika içerisinde üniversiteye geri gönderildiği, 2013 takvim yılında ... Üniversitesi’nin firmaya 10 milyon 934 bin 330 TL borcu varken dönem içerisinde 17 milyon 641 bin 729 TL daha borç aldığı, 2013 takvim yılında toplam 28 milyon 626 bin 059 Tl borcun olduğu, bu tutarın 9 milyon 789 bin 008 Tl’si ödenirken geri kalan 18 milyon 837 bin 050 Tl’sinin “diğer çeşitli alacaklar cari hesabı”nda izlenmeye devam edildiği, 2014 takvim yılı başında ... Üniversitesi’nin firmaya 18 milyon 837 bin 050 Tl borcu varken dönem içerisinde 23 milyon 664 bin 117 TL daha borç aldığı, mevcut borcun 22 milyon 344 bin 249 Tlsinin ödendiği, 2015 takvim yılı başında ise ... Üniversitesi’nin firmaya 1 milyon 320 bin 868 bin TL borcu varken yıl içerisinde 5 milyon 851 bin 862 Tl daha borçlandığı ve bu borcun 7 milyon 150 bin TL’sinin ödendiği,
... Proje İnş. Taah.San.Tic. A.Ş’nin 2015 takvim yılı içinde ... Iç ve Dıs Nakliyat A.S. adına 104 milyon 307 bin 118 TL’lik çek keside ettiği, ... Iç ve Dıs Nakliyat A.S’nin bu çeklerin yıl içinde 91 milyon 071 bin 257 TL’lik kısmını iade edip, 13 milyon 235 bin 861 TL’lik kısmını ise 31.12.2015 tarihi itibariyle tahsil etmediği, bilirkişilerce 104 milyon TL gibi ciddi bir tutarda çek keside edilip;söz konusu çeklerin bankalardan herhangi bir tahsilatı gerçeklesmeden tekrar firmaya geri dönmesinin ticari teamüllere uygun olmadıgı gibi yapılan bu çek alıs verisinin muvazaalı ve süpheli oldugunun belirtildiği,
...’nun 31.12.2009 tarihi itibariyle firmaya 16 milyon 747 bin 616 TL borçlu olduğu, söz konusu borç kapatılmadan firmaya 2010 takvim yılında 99 milyon 779 bin 727 TL daha borçlandığı, borcun 68 milyon 335 bin 388 -TL’lik kısmı firmaya ödenirken, 31.12.2010 tarihi itibariyle 48 milyon 191 bin 955 TL borcun devam ettiği; ... ... ...’nın 31.12.2009 tarihi itibariyle firmaya 15 milyon 609 bin 878 TL borçlu olduğu, söz konusu borç kapatılmadan firmaya 2010 takvim yılında 7 milyon 736 bin 110 TL daha borçlandığı, borcun 524 bin 044 TL’lik kısmı firmaya ödenirken, 31.12.2010 tarihi itibariyle 22 milyon 821 bin 944 TL borcun devam ettiği; firmanın 2011 takvim yılında alacagını tahsil etmeyip; 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Saglık Sigortası Kanunu ve Diger Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Degisiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında bu alacagını beyan ederek üzerinden %3 vergi hesaplayıp bu hesabı sıfırladığı, bu beyanla söz konusu ortaklardan aslında bir alacagının bulunmadıgını bu alacagın sadece kayıtlar üzerinde yer aldıgını bildirdiği, ortaklarından olan 71 milyon 013 bin 900 TL’lik alacagından vazgeçtiği, vazgeçilen bu alacak tutarının dogrudan dogruya 250-Arsa ve Araziler hesabına kaydedilip; söz konusu maddi duran varlıkların maliyet degerlerinin şişirildiği,
Şirketin bilançosunda yer alan arazi ve arsalara ilişkin 5024 sayılı kanunla 2004 takvim yılında yürürlükten kaldırılan 522- Maddi Duran Varlık Yeniden Değerleme Değer Artışları Hesabını kullandığı, böylece firma tarafımdan bilançosunda düşük değerlerde yer alan arazi ve arsalar o günkü gerçek değerlerine getirildiği, (Örneğin: firmanın bilançosunda yer alan 1.-TL değerindeki arazi veya arsanın o günkü gerçek değeri 5.-TL ise; firma tarafımdan söz konusu arsa ve arazinin değerinin, 2004 yılında yürürlükte kaldırılan kanuna göre 522- Maddi Duran Varlık Yeniden Değerleme Değer Artışları Hesabını kullanılarak 4.-TL artırılarak o günkü gerçek değerine getirildiği); ancak firma tarafından o günkü gerçek değerlerine getirilen arazi ve arsalar satış aşamasında bilançoda yer alan ilk değeri üzerinden cüzi bir kar veya zararına fatura edilerek satıldığı, dolayısıyla firmanın kendisi tarafından o günkü piyasa değerinin 5.-TL olarak belirlenmiş olan arsa veya arazinin resmiyette 1.-TL üzerinden satış işlemine konu etmesi iktisadi ve ticari icaplara uygun olmadığı, bu hususda firmanın arazi ve arsa satışlarından sağlanan gelirlerini gizlediği, 2012,2013,2014,2015 ve 2016 yıllarında 522- Maddi Duran Varlık Yeniden Değerleme Değer Artışları Hesabını kullanılarak arazi ve arsa satışlarından dolayı elde etmiş olduğu kayıtdışı hasılat tutarı 100.392.256,25.-TL olarak bilirkişilerce tespit edildiği;
... Holding A.Ş. tarafından ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ’ye 431-Ortaklardan Borçlar hesabı aracılığıyla gönderilen tutarların 25.666.000,00 -TL’lik kısmının ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ tarafından ... İç ve Dış Ticaret A.Ş.’ye ... İç ve Dış Ticaret A.Ş.’den de ... Proje İnş.A.Ş.’ye(... Gayrimenkul A.Ş.) aktarıldığı, ... İç ve Dış Nak. A.Ş. ile ... Proje İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.) arasında 2015 yılında borç para alıp verme işlemi haricinde herhangi bir ticari mal veya hizmet alım satım işleminin bulunmadığı, ... Holding A.Ş.’nin bu parayı doğrudan ... Proje İnş.A.Ş.’ye(... Gayrimenkul A.Ş.) göndermek yerine dolaylı yoldan yani ... Enerji ve Madencilik A.Ş. ve ... İç ve Dış Ticaret A.Ş. üzerinden göndermesinin bilirkişilerce şüpheli bulunduğu, ... Enerji Elektrik A.Ş. tarafından ... İç ve Dış Nak. A.Ş.’ye gönderilen ve ... İç ve Dış Nak. A.Ş. tarafından da ... Proje İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.)’ye aktarılan tutarın 2015 yılında toplamda 252 milyon 471 bin 429,18 TL olduğu,
... İnşaat Taah.San.ve Tic. A.Ş’nin 2013 takvim yılında 336-Diğer Çeşitli Borçlar hesabını kullanarak ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş)’den almış olduğu borçlar ve bu borçlara ilişkin ödeme bilgisi incelendiğinde; firma ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş)’den 26.11.2013 tarihine kadar 426 Bin -TL borç aldığı, bu borcuna karşılık 30.12.2013 tarihinde ... Proje Taah.İnş.A.Ş.’ye 1 milyon 032 Bin 278 TL ödemede bulunduğu, Yani ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş)’ye 606 Bin 278,88-TL fazla para gönderdiği, 336-Diğer Çeşitli Borçlar hesabı pasif karakterli bir hesap olup;alacak kalanı vermesi gerektiği, bu hesabın borç kalanı vermesi alınan borç karşılığında yapılan ödemenin daha fazla olduğunu gösterdiği, ... İnşaat Taah.San.ve Tic. A.Ş’nin 30.12.2013 tarihi itibariyle 336-Diğer Çeşitli Borçlar Hesabının 606.278,88-TL fazla verdiği, ... İnşaat Taah.San.ve Tic. A.Ş’nin bu fazlalıktan kurtulmak için 31.12.2013 tarihinde 156 no’lu yevmiye maddesiyle 30.12.2013 tarihinde ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş)’ye fazla göndermiş olduğu 606.278,88-TL’lik tutardan kurtulmak amacıyla,136-Diğer Çeşitli Alacaklar Hesabına 578.712,71-TL borç kaydı yaparken yine mezkur firmaya olan 27.566,17-TL’lik ticari borcu için 320-Satıcılar Hesabına borç kaydı yapıp, bunun karşılığında da 336-Diğer Çeşitli Borçlar Hesabına da 606 Bin 278 TL tutarında alacak kaydı yaparak 336-Diğer Çeşitli Borçlar hesabını dengelediği; ayrıca ... İnşaat Taah.San.ve Tic. A.Ş tarafından 30.12.2013 tarihinde ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş)’ye gönderilen 1.032.278,88-TL’lik tutarın, şirket ortağı ... tarafından şirkete olan borcundan dolayı şirket banka hesaplarına göndermiş olduğu 1 milyon 117 Bin 278 TL’lik tutarla karşılandığı, bilirkişilerce bu durumun ... tarafından aslında ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş)’ye gönderilmek istenen tutarın doğrudan değil de ... İnşaat Taah.San.ve Tic. A.Ş. aracı kılınmak suretiyle gönderildiğinin, ... İnşaat Taah.San.ve Tic. A.Ş.’nin para trafiğinde aracı olarak kullanıldığının belirtildiği,
... Yatırım ve Gay. Men. İşl. İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş’den, ... Proje Taah.İnş.A.Ş’ye(... Gay İnş.Yapı Taah.San Tic A.Ş) doğru tek taraflı olarak ticari mahiyette olmayan yüklü miktarda fon akışı gerçekleştiği, ... Yatırım ve Gay.Men.İşl.İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş’nin 03.10.2011 tarihinde kurulan ve faaliyete başlayan yeni bir şirket olduğu, bilirkişilerce yapılan araştırmalar neticesinde şirketçe transfer edilen fonların kaynağının genelde ortaklardan alınan borçlar olduğunun tespit edildiği, yani ... Yatırım ve Gay.Men.İşl.İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş ortaklarından almış olduğu borç paraları ... Proje Taah.İnş.A.Ş’ye(... Gay İnş.Yapı Taah.San Tic A.Ş) aktardığı, ... Yatırım ve Gay. Men. İşl. İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş’nin ortağın ...’ndan borç olarak aldığı paraları, ... Proje Taah.İnş.A.Ş’ye(... Gay İnş.Yapı Taah.San Tic A.Ş) aktarıldığının net bir şekilde görüldüğü, ... Yatırım ve Gay.Men.İşl.İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş’nin,... Proje Taah.İnş.A.Ş’ye(... Gay İnş.Yapı Taah.San Tic A.Ş) vermiş olduğu sözde borç paralardan 9 milyon 660 bin 930 TL lik kısmını tahsil etmediği, bu durumun 136 diğer çeşitli alacaklar hesabı tamamen fiktif (gerçek dışı) olarak kullanıldığını gösterdiği,
... Plastik ve Enerji San ve Tic AŞ’nin;
1991 yılında kurulduğu, ortaklarının ... Holding AŞ, ... ... ..., ... ..., ..., ..., ..., ..., ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ... ve ... ... ... olduğu, şirketin kapatılan Kimse Yok mu, ... ve ... Üniversitesi gibi kurumlara bağış yaptığı, şirkette çift kayıt sisteminin olduğu ve bu şekilde muhasebeleştirilen işlemlerde Zekat Hesabı adı altında kayıtların bulunduğu, yine bilirkişilerce ... Plastik ve Enerji San.Tic.A.Ş.’nin, ... Proje İnş.Taah.San.Tic.AŞ.(Parelel Gayrimenkul A.Ş)’ye, ... Elekt.Ener.Üretim ...A.Ş.’ye, ... Eğitim ve Kültür Vakfına ve ... Üniversitesine kayıt dışı paralar gönderdiğinin tespit edildiği, şirkette yapılan aramada ele geçirilen bir kısım dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 07.08.2017 ve 07.09.2017 tarihli bilirkişi raporlarında yapılan tespitlere göre; Seagate marka hard disk içerisinde FETÖ/PDY liderine ait resimlerin ve Bamteli içerikli videoların bulunduğu, yine aynı materyal içerisinde aksiyon.com.tr, bugun.com.tr, fgulen.com, herkul.org, samanyoluhaber.com, zaman.com.tr, sitelerine erişim sağlandığına dair tespitlerin yapıldığı, dönemin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in 2010 yılında makam odasında yapılan aramaya ilişkin video görüntüsünün bulunduğu, şirkette yapılan aramada ele geçirilen bir kısım dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 16.08.2017 ve 14.09.2017 tarihli bilirkişi raporlarında yapılan tespitlere göre;WD marka harici hard disk içerisinde ...'dan HÜRSİAD'dan ve GAPGİAD'dan gönderilen gezi programlarına ilişkin e-postaların bulunduğu,
... Doğalgaz İthalat Ve İhracat Toptan Satış AŞ’nin;
2010 yılında kurulduğu, ortaklarının ... ... ..., ... İç ve Dış Nakliyat Pet.Ürün.ve Maden. San. Tic. A.Ş, ..., ... Holding A.Ş ve ... Rodoplu olduğu, şirketin yönetim kurulu başkanının ... Yönetim Kurulu Üyelerinin ise ... ... ... ve ... Rodoplu olduğu, ... ... ... ve ... Rodoplu’nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlarının olduğunun belirtildiği, şirkete çeşitli tarihlerde ... Holding A.Ş tarafından yapılan sermaye ödemelerinin ... Elektrik Ener. Üret. Mad. A.Ş’ye aktarıldığı, bilirkişilerce şirketin grup şirketler arasındaki para alışverişlerinde aracılık etmek amacıyla kurulmuş olabileceği kanaatinin bildirildiği, öncelikle ... tarafından ... Holding A.Ş’ye gönderilen paranın, ... Holding A.Ş tarafından ... Doğalgaz A.Ş’ye sermaye ödemesi adı altında gönderildiği, söz konusu bu paranın ... Doğalgaz A.Ş tarafından da ... Elekt. Ener. Üret. A.Ş’ye aktarıldığı, bilirkişilerce bu para trafiğinin grup şirketlerinden biri tarafından sağlanan kayıt dışı hasılatın kayıt altına alınması amacıyla yapılmış olabileceği kanaatinin oluştuğunun ve şirketin faaliyet yürütebilmesi için elzem olan maddi duran varlık, stok, hammadde gibi kalemlere sahip olmaması ve yüksek tutarlı sermayeye ihtiyaç duyabileceği ticari faaliyeti ve yatırımının olmamasına rağmen böyle bir para trafiğinin içinde yer almasının ticari teammüllere aykırı olduğunun bildirildiği,
... Elektrik Enerjisi Toptan Satış AŞ’nin;
2010 yılında kurulduğu, ortaklarının ... Holding A.Ş, ... ve ... Rodoplu olduğu, şirketin yönetim kurulu başkanının ... olduğu, şirketin ... Üniversitesine yapmış olduğu kredili satışlara ilişkin tahsilatı yaptıktan sonra paraların tamamına yakınını ... Enerji Elektrik Üretimi ve ...AŞ’ye gönderdiği, şirketin alıcılar hesabını fiktif şekilde kullanarak ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş’den almış olduğu avans karşılığında herhangi bir mal ve hizmet tesliminde bulunmadan kendi bünyesinde bıraktığını, ... Proje İnş. Taah AŞ ve ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş ile yoğun parasal ilişki içerisinde bulunduğu, bilirkişilerce şirketin avans hesabını ve alıcılar hesabını fiktif şekilde kullanarak aynı sermayenin ürünü olan grup şirketlerin birbirini fonlamaları amacıyla söz konusu fiktif işlemleri yaptığının kanaatine varıldığı,
... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ’nin;
2007 yılında kurulduğu, şirketin ortaklarının ... Holding A.Ş ve ... olduğu, şirketin toplamda yaklaşık 277 milyon TL zarar etmesine rağmen ortağı ... ile yüksek miktarlarda borç ilişkisine girdiği, bilirkişilerce şirket tarafından ... İnşaat Müh.A.Ş. ve Done Eğitim Ve Turizm Yat. Danış. Ltd. Şti. adlı şirketlerin fonlandığının bildirildiği, yine şirketin ... Gayrimenkul A.Ş., ... Enerji Elekt. Üret.A.Ş., ... Enerji Elekt.Üret.A.Ş., ... Enerji Elekt.Üret. A.Ş., ... Tarım Bes.Hayv.A.Ş., Armoni Enerji A.Ş., Lotus Müt.Plan. A.Ş., ... Müh.İnş. A.Ş., Balkara Mad. A.Ş. arasında borç ilişkilerinin tespit edildiği, şirketin ... İç ve Dış Nak.A.Ş. ile aralarında 2012 yılı takvim yılı içerisinde yaklaşık 3 milyon TL’lik bir mal ve hizmet alımı bulunduğu halde adı geçen şirkete 55 milyon TL gibi yüksek bir rakamın avans olarak gönderildiği ve bilirkişilerce bu işlemin muvazaalı olduğu kanaatine varıldığı, yine şirketin aynı şekilde ... iç ve Dış Tic. A.Ş ile ticaret hacmi ile gönderdiği avans arasında açık bir oransızlık olduğu, şirketin bu şekilde ... İç ve Dış Ticaret A.Ş, ... İç ve Dış Ticaret A.Ş ve ... Elekt.Enerjisi Toptan Sat.A.Ş’ye kaynak aktardığı, şirketin çift muhasebe kaydı tuttuğu, ... Holding A.Ş tarafından şirkete gönderilen kayıt dışı paraların büyük kısmının ortağı olan ...’ndan olan alacağını tahsil ediyormuş gibi kayıtlarına yansıttığı ve söz konusu paranın aynı gün yeniden ... Holding A.Ş’ye gönderildiği, bu suretle ... Holding A.Ş’den gelen kayıt dışı paraların kayıt altına alınarak yeniden şirkete gönderildiği, şirketin hangi saikle gönderdiği tespit edilemeyen ve şüpheli görülen para transferinin 155 milyon TL, buna ilave olarak yaklaşık 5 milyon euro ve 20 milyon dolar olduğu ve şirkete hangi saikle geldiği tespit edilemeyen paranın ise 167 milyon TL ve buna ilave olarak yaklaşık 2 milyon Euro ve 15 milyon Dolar olduğu,
Şirket 2011- 2015 yılları arasında ... Holding A.Ş.’ye 58 Milyon 501 Bin Türk Lirası, 1 milyon 399 Bin Dolar ve 7 milyon 12 Bin Euro gönderirken, ... Holding A.Ş. Tarafından şirkete 529 milyon 435 Bin Türk lirası, 94 milyon 849 Bin Euro ve 47 milyon 365 bin Dolar para transfer edildiği, şirketin ... Holding A.Ş.’den 51 milyon 757 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet satın aldığı, ... Holding A.Ş.’ye 13 milyon 613 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet sattığı, buna göre şirketler arasındaki mal ve hizmet alışverişi ile gönderilen para miktarları arasında ciddi miktarda fark olduğu,
Şirketin 2011-2015 yılları arasında ...’na 84 milyon 230 bin Türk Lirası ve 5 milyon 906 bin Dolar para transferi yaptığı, ...’nun ise şirkete 37 milyon 687 bin Türk Lirası, 997 bin Dolar ve 766 bin Euro para transferi yaptığı, şirketin ...’na 58 milyon 290 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet sattığı, buna göre mal ve hizmet alışverişi ile göndeirlen para miktarları arasında ciddi miktarda fark olduğu,
Şirketin 2011-2014 yılları arasında ... Gayrimenkul A.Ş.’ye 70 milyon 494 bin Türk Lirası ve 1 milyon Dolar para gönderdiği, ... Gayrimenkul A.Ş.’nin ise şirkete 73 milyon 966 bin Türk Lirası ve 2 milyon 945 bin Dolar para gönderdiği, ... Gayrimenkul A.Ş.’den 2012-2013 yılları arasında 645 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet satın alınırken 2010-2013 yılları arasında ... Gayrimenkul A.Ş.’ye 2 milyon 984 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet satıldığı, buna göre şirketler arasındaki mal ve hizmet alışverişi ile gönderilen para miktarları arasında ciddi miktarda fark olduğu,
Benzer şekilde şirketin 2011- 2015 yılları arasında ... İç Dış Nakliyat A.Ş.’ye 248 milyon 902 Bin Türk Lirası ve 36 Milyon 943 Bin Dolar para gönderdiği, ... İç Dış Nakliyat A.Ş.’nin şirkete 113 milyon 494 bin Türk Lirası ve 32 milyon 183 bin Dolar para gönderdiği, 2010-2015 yılları arasında ... İç Dış Nakliyat A.Ş.’den 48 milyon 741 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet satın alınırken, ... İç Dış Nakliyat A.Ş.’ye 31 milyon 886 bin Türk Lirası karşılığı mal ve hizmet satıldığı, buna göre şirketler arasındaki mal ve hizmet alışverişi ile gönderilen para miktarları arasında ciddi miktarda fark olduğu,
Saim Tatar isimli şahsın şirket yetkilisi Serhat Yağ tarafından tehdit edilerek örgüt toplantılarına çağrıldığını kendisinden himmet kurban bağış adı altında paralar aldıklarını kendisinden toplamda 2 milyon TL civarında para alındığını, örgüte yaptığı bu parasal yardımı çek imzalamak suretiyle yaptığını belirterek şahıslardan şikayetçi olduğu, müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinin dosyada yer aldığı, şirkete ait iş yerinde yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 11.10.2017 tarihli raporda; çeşitli ülkelerdeki okul, öğrenci ve öğretmen bilgilerinin yer aldığı yazı içeriklerinin bulunduğu, Nijerya emniyetindeki rütbeli imam ve papazların sayılarının geçtiği içeriklerin bulunduğu, kamuoyunda "Ergenekon" olarak bilinen davanın 2004 yılında okunup planlandığı, hangi tarihte neyin ortaya çıkacağının planlandığı şeklinde içeriğin de geçtiği yazı içeriklerinin bulunduğu, örgütün genel stratejisine ilişkin çok sayıda içeriği olan belgelerin bulunduğu, İsrail ve Suriye olayları ile ilgili örgütün görüşlerinin yer aldığı içeriklerin bulunduğu,örgütsel toplantılardan alınan kararların sonuçlarına dair maddelerin yer aldığı dokümanların bulunduğu, "Nakil Notları" başlıklı içerikte çeşitli illerdeki kadrolara kimlerin atanabileceğine dair içeriklerin bulunduğu, illerdeki öğretmen atamalarına ilişkin bilgilerin bulunduğu, SHÇEK kurumu ile ilgili rapor hazırlanıp örgüt liderine sunulacağı hususunun da yer aldığı doküman içeriklerinin bulunduğu, bakanlık müfredat dökümlerinin örgüt üyeleri dışında kimseye verilmemesi hususunda içeriğin de bulunduğu dokümanların olduğu,"Sorular gelecek" şeklinde içeriğin de bulunduğu dokümanların bulunduğu, Ankara'da bulunan iki adtebilim sanat merkezinde görev yapan öğretmenlere ait listenin bulunduğu, listede isimlerin karşısında "Uzak, Eğt. Sen" "ortada meseleleri biliyor" "alv-uzak, Eğt.Sen""rotaryanara yakın, tehlikeli" gibi fişleme bilgilerinin bulunduğu, yine bu kişilerin karşılarına örgüttarafından kullanılan 5'lik sisteme göre numaraların yazıldığı, çeşitli devlet kurumlarına alınacak kadroların karşılığına, alınacak kişilerin 5'lik sistemde en az hangisi olacağına dair bilgilerin olduğu yazı içeriklerinin bulunduğu, açıktan öğretmen atamalarına ilişkin bilgilerin yer aldığı dokümanarın bulunduğu, çeşitli illerdeki öğretmen atamalarına ilişkin şirketin ticari işlemleri ile bağdaşmayacak şekilde anormal kayıtların bulunduğu tespitlerine yer verildiği,
... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. AŞ’nin;
2008 yılında kurulduğu, ortaklarının ... ... ..., ..., ... Taşdelen, ... Yürüdü ve ... olduğu, şirketin yönetim kurulu başkanının ..., Yönetim kurulu üyelerinin ise ... ... ... ve ... olduğu, şirketin genel olarak zarar beyan ettiği, 2010 yılından 2015 yılına kadar brüt satışının olmadığı halde şirket tarafından borç alınan tutarların tamamının ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ tarafından aktarıldığı, ortaklarından ... ve ... ile borç ilişkisi kurduğu,
... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret AŞ’nin;
2011 yılında faaliyetine başladığı, kurucu ortaklarının ... Holding A.Ş, ..., ..., ... ..., ... ..., ... ve ... ... ... olduğu ancak sonraki tarihlerdeki pay devirleri sonrasında şirketin tek ortağının ... Halı İplik Teksil Mobilya ve Tic. A.Ş olduğu, şirketin yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ... ... ve M.... ... olduğu şirketin ... Holding A.Ş’ye satıcılar hesabını kullanmak suretiyle ciddi miktarda fon aktardığı, şirketin ticaretini yaptığı mal ve hizmetlerin çok büyük bir kısmını ... Halı İplik Tek Mob San ve Tic.A.Ş’den aldığı, bilirkişilerce ... Halı İplik Tek Mob San ve Tic.A.Ş , ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.Ş’nin % 100 paylı ortağı konumunda olduğu, yani ... Halı İplik Tek Mob San ve Tic.A.Ş , ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.Ş’yi hem idari hem de ticari yönden kontrol ettiği, daha net bir ifadeyle iki şirketinde kendine münhasır tüzel kişilikleri bulunsa da bunlar iç içe geçmiş durumda oldukları, ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.Ş’nin tüzel kişiliğini ... Halı İplik Tek Mob San ve Tic.A.Ş’nin tüzel kişiliğinden ayrı düşünmenin söz konusu olamayacağı hususunun belirtildiği,
... Halı İplik Tekstil Mobilya San. Ve Tic. A.Ş’nin;
Şirketin 2000 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ... Holding A.Ş, ... ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., M. ... ..., ... olduğu, ayrıca şirketin yüzde 29’unun halka arz edildiği, şirketin yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ..., Adnan Kısa, ... ..., ..., ve Çetin Doğan olduğu, bu kişilerden Adnan Kısa’nın ... Üniversitesi Rektörü, Çetin Doğan’ın ise bir dönem ... Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı olarak görev yaptıkları, şirketin ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret AŞ’nin ve ... İnternational Dış Tic. AŞ’nin tek ortağı olduğu, şirkette çift muhasebe kaydı tutulduğu, şirketin 2011 – 2013 yılları arasında ... Üniversitesi’nin kurucu vakfı olan ve 667 sayılı KHK ile kapatılan ... Eğitim Kültür Vakfına toplam 466 bin TL, 667 sayılı KHK ile kapatılan ... Üniversitesi’ne ise 126 bin 724 tl bağışta bulunduğunun tespit edildiği, ayrıca şirketin Kimse Yok mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneğine, Sunder ve Hürsiad isimli derneklere de yıllar içinde değişen miktarlarda toplamda 1 milyon 251 bin 412 TL bağışta bulunduğu, ... Proje Ins.Taah.A.S. ile arasında para alışverişinin tespit edildiği ve bu alışverişin tek muhasebe sistemi yönetmeliğine aykırı şekilde ve ticari hayatın icaplarına uygun olmayan biçimde muhasebeleştirildiği, şirketin 2012 yılında 6 milyon 252 bin 915 Tl , 2013 yılında 11 milyon 990 bin 227 TL, 2014 yılında 14 milyon 252 bin 166 TL 2015 yılında 10 milyon 590 bin 301 TL, 2016 yılında 3 milyon 755 bin 661 TL kayıt dışı gelirinin olduğu, bu kayıt dışı gelirlerin nerede ne amaçla kullanıldığına yönelik bir tespit yapılmadığı, şirketin kayıtlarında sadaka ve zekat hesaplarının bulunduğu,
... İnternational Dış Tic AŞ’nin;
2015 tarihinde faaliyete başladığı, şirketin tek ortağının ... Halı İplik AŞ olduğu, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu üyelerinin ... ..., ... ... ..., ... ve ... olduğu, bilirkişilerce ... Halı İplik AŞ ile bütün halinde değerlendirilmesi gerektiğinin bildirildiği,
... Mühendislik İnşaat Taahhüt AŞ’nin;
2011 yılında kurulduğu, mevcut ortaklarının ..., ..., ... ... ... ..., ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ..., yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, şirket ortaklarından ... ... ...’ın ABD’de faaliyet gösteren FETÖ/PDY’ye ait kuruluşlardan olan Respect İnstitute İnc isimli kuruluşa para gönderen kişilerden olduğu, şirketin 2011-2015 tarihleri arasında brüt satışının olmadığı ve sürekli olarak zarar beyan ettiği, 2013 yılında ... Enerji Elektrik Üretimi Mad. AŞ’den toplamda 1 milyon TL borç aldığı ve bu borcu ... Halı AŞ’den hisse alımında kullandığı, hisse senetlerini çok kısa bir süre içerisinde yaklaşık 120 bin TL zararla ... Doğalgaz Top. Sat. AŞ tarafından devralınan ... Enerji Üretimi ve Mad. AŞ’ye kredili olarak sattığı, ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş.’den almış olduğu borcun 881 Bin TL’sini ... Enerji Üretim A.Ş.’den olan aynı tutardaki alacağı ile mahsuplaştırdığı, şirketin ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş.’ye kalan borcunu da şirket ortaklarından ...’ndan aldığı borçla 2015 hesap döneminde kapattığı, kısaca şirketin bir firmadan almış olduğu parayla borçlandırıldığı ve şirketin bu parayla bir başka şirketten aldığı hisse senetlerini daha başka bir şirkete sattığı, burada yapılan hisse senedi alım-satımı işleminin perdeleme amacıyla yapıldığının anlaşıldığı, yapılan bu hisse senedi alım-satımı sonrasında şirket alacağı ile borcunu mahsup etmekte ve netice itibariyle borç alınan paranın şirketler arasında birkaç fiktif işlemden geçtikten sonra şirketten çıkıp tekrar ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş.’ye döndüğü,
... Enerji AŞ’nin;
2000 yılında kurulduğu, şirketin kuruluş aşamasından sonra gerçekleştirilen hisse devirleri sonrasında tek ortağının ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... yönetim kurulu üyesinin ise ... Rodoplu olduğu, şirketin herhangi bir ticari faaliyetinin olmadığı, zarar beyan ettiği, şirketin genel durumu böyle iken ... Enerji Elektrik Üret. Ve .... AŞ’ye borç verdiği, şirketin ticari amaçla değil para transferinde aracı kılınmak üzere kurulduğunun tespit edildiği,
... İç ve Dış Nakliyat Pet. Ürün ve Maden. San Tic. AŞ’nin;
1997 yılında kurulduğu, şirketin tek ortağının ve yönetim kurulu başkanının ... , şirketin yönetim kurulu üyesinin ise FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı olan Resul Doğan olduğu, bilirkişilerce şirketin 2014 yılındaki net satış tutarı yaklaşık 7.5 milyon TL iken sanki yaklaşık 103 milyon TL’lik kredili mal satılmış gibi muhasebe kaydı tutulmasının alıcılar hesabının fiktif olarak kullanıldığını gösterdiği kanaatinin bildirildiği, şirketin ... Proje İnş. A.Ş., Petrotrans Nak.Tic..A.Ş. Ve ... ile borç ilişkisi kurduğu, ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş tarafından ... İç ve Dış Nakliyat. Pet. Ürün. Ve Maden. San Tic. A.Ş’ye oradan da ... Proje İnş. Aş’ye aktarılan tutarın sadece 2015 yılında 252 milyon TL olduğu ve bu şirketler arasında herhangi bir ticari mal veye hizmet alım satımının bulunmadığı, aynı şekilde ... Holding A.Ş tarafından ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş’ye gönderilen 25 milyon TL’lik kısmının şirket tarafından ... Proje İnş. A.’ye gönderildiği, 2012 takvim yılında şirketin ... Petrol İç ve Dış Tic A.Ş’den 18 milyon TL’lik hisse senedi alımı gerçekleştirdiği, söz konusu ... Petrol İç ve Dış Tic A.Ş’nin 2013 yılında Malkara Kömür İşletmeleri A.Ş ünvanını aldığı son 5 yıldır zarar ettiği ve 2012 yılından itibaren herhangi bir satışının bulunmadığı, bilirkişilerce zarar eden şirkete 18 milyon TL gibi bir kaynak aktarılmasının işlemin muvazaalı olduğu kanaatini oluşturduğunun belirtildiği, ... İç ve Dış Nakliyat Pet. Ürün ve Maden. San Tic. AŞ’nin ... ile borç ilişkisine girdiği, yapılan işlemlerin farklı muhasebe kalemleri ile kayıtlara yansıtıldığı ve şüpheli görüldüğü, ayrıca şirketin ... ... ...’yla arasında yüksel meblağlı borç ilişkisi bulunduğu, ... ... ...’ya gönderilen tutarın aynı gün içerisinde Lotus Müteah. Plan. İnş. Taş A.Ş’ye aktarıldığının tespit edildiği, şirket tarafından ... İç ve Dış Tic. San. AŞ’ye gönderilen yüksek meblağlı avans ödemelerinin herhangi bir mal ve hizmet alımı gerçekleşmeksizin aynı gün yeniden şirkete geri gönderildiği, söz konusu şirketin ticaret hacmi ile yapılan avans ödemeleri arasında açık bir oransızlık olduğu, aynı şekilde ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş’ile de avans alışveriş ilişkisinin kurulduğu, şirketin satışlar hesabı ile hesap hareketleri arasında açık bir oransızlık bulunduğu,
... Liman İşletmeciliği Sanayi ve Ticaret AŞ’nin;
2012 tarihinde kurulduğu, kuruluş aşamasından sonra kurucu ortakların hisse devirlerinden sonra mevcut ortaklarının ... İç ve Dış Nak. Pet. Ürün. ve Maden. San. Tic. A.Ş. Avrasya Yatırım A.Ş, İflas Hal. ... İç ve Dış Ticaret Sanayi A.Ş. ..., Ülker Tunçer Poyraz ve ... ... olduğu, şirketin herhangi bir madd ve mali duran varlığı olmadığı, 1 milyon TL sermayeli kurulmasına rağmen ödenmiş sermaye miktarının 5 bin TL olduğu, kuruluşundan bu yana satış hasılatının bulunmadığı ve sürekli zarar ettiği, şirketin paravan olarak kurulduğu tespitinin yapıldığı,
Balkara Madencilik ve Nakliye İnşaat ve Ticaret AŞ’nin;
2010 yılında kurulduğu, şirketin kuruluş aşamasından sonraki hisse devirleri sonrasında tek ortağının ... İç ve Dış Nakliyat. Pet. Ürün. Ve Maden. San Tic. A.Ş olduğu, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu üyesinin ise Serhat Yağ olduğu, şirketin ... İç ve Dış Nakliyat. Pet. Ürün. Ve Maden. San Tic. A.Ş’den 2012 hesap dönemi öncesinden devreden ve takip eden yıllarda da almaya devam ettiği borç tutarı toplamının 456.237 TL olduğu, alınan borca ilişkin herhangi bir ödeme yapılmadığı, şirketin herhangi bir üretim ve/veya ticari emtia alım satımı yapmadığı, kuruluşundan bu yana zarar açıkladığı, ... İç ve Dış Nakliyat. Pet. Ürün. Ve Maden. San Tic. A.Ş’nin kontrolünde olduğu,
Malkara Kömür İşletmeleri AŞ’nin;
2009 tarihinde ... Petrol İç ve Dış Ticaret A.Ş ünvanı ile kurulduğu, daha sonra unvan değişikliğine gittiği, kuruluş aşamasından sonraki hisse devirleri sonrasında mevcut ortaklarının ... İç ve Dış Nakliyat Pet. Ürün ve Maden San. Tic. AŞ ve Hasırcı Tekstil San ve Tic. Aş olduğu şirketin yönetim kurulu üyesinin ... olduğu, Hasırcı Tekstik Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin neredeyse her dönem zarar eden Malkara Kömür İşletmeleri AŞ’nin 1 milyon Tl nominal değerli hisselerini 18 milyon TL gibi bir bedel ödeyerek aldığı, şirketin elde ettiği bu fonu ... İç ve Dış Nak. Pet.Ür ve Mad. San. Tic. AŞ’ye trasnfer ettği, aynı şekilde Hasırcı Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından şirkete keşide edilen çeklerin de ... İç Ve Dış Nak.Pet.Ür. ve ...San.Tic.A.Ş’ye aktarıldığı, Malkara Kömür İşletmeleri A.Ş tarafından ... Baskılı Ürn.Amb.San.Ve Tic.A.Ş’den 2013 yılından başlamak üzere yıllar itibarıyla mütemadiyen alınan ve tutarları tespit edilen sipariş avansları karşılığında ,şirketler arasında herhangi bir mal veya hizmet teslimi yapılmadığı,
... Baskılı Ürn. Amb. San. Ve Tic. AŞ’nin;
2012 yılında kurulduğu, kuruluş aşamasından sonra yapılan hisse devirleri sonrasında mevcut ortaklarının Hasırcı Tekstil San. Ve Tic Aş, ... ve ... Yatırım ve Gay. Men. İşl.İnş.Taah.San ve Tic. A.Ş olduğu, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevini 2012 ila 2016 tarihleri arasında ...’nun yaptığı, 2016 tarihinde yönetim kurulu başkanlığı görevini ... ... Hasırcı’nın devraldığı, bilirkişilerce Hasırcı Tekstil Sanayi ve Ticaret AŞ ile gerçekleştirilen işlemlerin değerlendirilmesinde şirketler arasında sürekli olarak gerçekleşen büyük çaplı para hareketlerinin tamemen ticari işlemler dışında gerçekleştiğinin bildirildiği, şirket ortağı ... yatırım ve Gay. Men.İşl. İnş.Taah.San ve Tic. AŞ’nin ... Baskılı Ürn. Amb.San ve Tic. AŞ’den almış olduğu fonu kendi ortakları olan ..., .... ..., ..., ..., ... isimli kişilere aktardığı, yapılan araştırmada ... Baskılı Ürn. Amb.San ve Tic. AŞ’nin ... yatırım ve Gay. Men.İşl. İnş.Taah.San ve Tic. AŞ’ye aktardığı fonu aktifinde bulunan gayrimenkulleri satarak elde ettiğinin tespit edildiği, yani şirketin bankalar nezdinde borçlu hale getirildiği ve varlıklarının nakde çevrilerek dışarıya aktarıldığı tespit edilmiştir,
... Yatırım ve Gay. Men. İşl. İnş. Taah. San. Ve Tic. A.Ş’nin;
2011 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... yönetim kurulu başkan yardımcısının ..., yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, şirketin genel itibariyle zarar bildiren bir şirket olduğu, şirketin sipariş avansları yoluyla ... Proje Taah. İnş. A.Ş’ye yaklaşık 6 milyon TL fon aktarımı gerçekleştirdiği, yine şirketin 2016 yılı sonu itibari ile ... Proje Taah. İnş Aş’den diğer çeşitli alacaklar kapsamında yaklaşık 10 milyon TL alacağının bulunduğu, şirketin ticari mahiyette olmayan yüklü miktarda fon akışı gerçekleştirdiği, yapılan araştırmalarda şirketçe transfer edilen fonların kaynağının genelde ortaklardan alınan borçlar olduğunun tespit edildiği, yani ... Yatırım ve Gay. Men. İşl. İnş. Taah. San. Ve Tic. A.Ş’nin ortaklarından aldığı borçları ... Proje Taah. İnş. AŞ’ye aktardığı, ... yatırım ve Gay. Men.İşl. İnş.Taah.San ve Tic. AŞ’nin ... Baskılı Ürn. Amb.San ve Tic. AŞ’den almış olduğu fonu kendi ortakları olan ..., .... ..., ..., ..., ... isimli kişilere aktardığı, yapılan araştırmada ... Baskılı Ürn. Amb.San ve Tic. AŞ’nin ... yatırım ve Gay. Men.İşl. İnş.Taah.San ve Tic. AŞ’ye aktardığı fonu aktifinde bulunan gayrimenkulleri satarak elde ettiğinin tespit edildiği,
... İnşaat Taah.San ve Tic. AŞ’nin;
2012 yılında kurulduğu, şirketin ortaklarının ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanlığı görevini ...’nun yürüttüğü yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, aynı adreste bulunan ... Restaurant Tur. Gıda İnş. Nak. San. Ve Tic. Ltd. Şti’nin yüzde 100 paylı ortağı olduğu, firmanın 2012 ila 2015 yıllarında toplam 1.2 milyon Tl zarar ettiği, firmanın borçlarının ödeme günü geldiği zaman banka hesabında yeterli meblağ olmadığı ödeme yapılacağı gün ... Proje Taah. İnş. Aş, ... Üniversitesi ve ... tarafından ödeme yapılacak tutar kadar şirketin hesabına para yatırıldığının tespit edildiği, şirketin ... Proje İnş AŞ’den 426 bin TL borç almasına karşın borca karşılık 1 milyon 32 bin Tl ödemede bulunduğu, bu ödemenin de ... tarafından şirkete gönderilen 1 milyon 117 bin TL’lik tutardan karşılandığı, ... Üniversitesi’ne herhangi bir avans gönderilmediği halde muhasebe kayıtlarına sanki gönderilmiş gibi yansıtıldığı, şirketin ... Üniversitesi’nden aldığı 2.5 milyon TL’lik arazinin ... tarafından şirkete verilen borç ile alındığı, ...’nun ise bu parayı ... Proje İnş Aş’den gelen havale ile edindiğinin tespit edildiği, şirketin ... Proje İnş AŞ’ye olan borcunu dahi yine ... Proje İnş A.Ş’den gelen para ile kapattığı, şirketin ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ’den yaklaşık 5.5 milyon TL borç aldığı, alınan bu borç tutarının tamamının ... Proje İnş. AŞ’ye aktardığı akabinde ... Enerji Elektrik Üretimi Madencilik AŞ’ye olan borcunu iki gün içerisinde ... Proje İnş AŞ’den aldığı borç ile kapattığı bu şekilde şirketin ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik A.Ş ile ... Proje İnş. AŞ arasındaki para trafiğine aracılık ettiği,
... Restaurant Turizm Gıda İnş. Nak. San. Ve Tic. Ltd Şti’nin;
2014 tarihinde faaliyetine başladığı, şirketin tek ortağının ... İnşaat Taah. San ve Tic. A.Ş, şirket müdürünün ... olduğu, şirketin ... Proje İnş. Aş’den aldığı çekleri aynı gün gerçek ve tüzel kişi şahıslara ciro ettiği ve ... Proje İnş. Aş’den borç olarak aldığı bu miktarları ödemediği, bir firmanın başka firmadan borç almasının ticari teammüllere uygun olduğu ancak geri ödenmemesinin ticari icaplara uymadığının belirtildiği, şirketin giderlerinin bir kısmının ... Proje İnş Aş tarafından karşılandığı aynı zamanda ... Proje İnş Aş’nin şirketten olan kira alacağından vazgeçmesinin ticari icaplara uygun olmadığı kanaatinin belirtildiği,
... Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin;
2013 yılında faaliyetine başladığı, şirketin ortaklarının..., ..., ..., ... olduğu şirketin yönetim kurulu başkanının ... yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, şirket giderlerinden bir kısmının ... Proje İnş AŞ tarafından karşılandığı, şirket tarafından ortağı olan ...’na havale edilen 1 milyon 98 bin Tl’nin aynı tarihte ... adına çekildiği akabinde bu tutarın ... ve ... adına tekrar yatırıldığı, şirketin bu tutarı ortaklara borçlar hesabında muhasebeleştirdiği,
... Teknik Yapı İnşaat Taah. San ve Tic. Ltd. Şti’nin;
2012 tarihinde kurulduğu, şirketin önceki ortaklarının Oğuz Bazoğlu, ..., Cengiz Kalyoncu, İbraim Halil Kurt olduğu ancak yapılan hisse devirleri sonrasında şirketin tek ortağının ... olduğu daha sonrasında ise ...’nun 2015 yılında tüm hissesini Oğuz Bazoğlu’na devrettiği, Oğuz Bazoğlu’nun kapatılan ... Üniversitesi’nin mütevelli heyet başkanı olduğu, şirketin 2012 ila 2015 yılları arasında herhangi bir satışının olmadığı ve sürekli zarar beyan ettiği, toplam zararının 180 bin TL olduğu, kar amaçlı kurulan bir şirketin sürekli zarar beyan etmesinin ticari icaplara uymadığı, şirketin çeşitli borçlar ve çeşitli alacaklar kaleminde son derece yüksek artış olduğu, bunun nedenini şirketin diğer şirketler arasında para aktarımına aracılık etmesi olduğu, şirketin ortağı Oğuz Bazoğlu’na yaklaşık 9.5 milyon Tl borçlandığı, bu borçlanmanın senet verme şeklinde olduğu ve muvazaalı şekilde gerçekleştiği, asıl maksadın para transferi için paravan olarak kurulduğunun gizlenmesi maksadıyla fiktif işlemlerle senet alışverişi gerçekleştiği görüntüsü sergilemek olduğu, ... Gayrimenkul Ins. Yapı Taah. San. A.S.,... Tarım Hayvancılık Insaat Gıda Teks. Kimya San.Tic. Ltd. Sti. ve Harputlu Tekstil San ve Tic. A.S.’den almış oldugu yüksek tutarlardaki borç paraları Ipek Pazarlama Iç ve Dıs Tic. Ltd. Sti.’ye aktardığı, sirketin senet alışverişinde bulundugu ... Proje Insaat Taah. San. ve Tic. A.S.(... Gayrimenkul Ins. Yapı Taah. San. A.S.) ve ... Tarım Hayvancılık Insaat Gıda Teks. Kimya San. ve Tic. Ltd. Sti. ile aralarında (çok düsük tutarlı hizmet alımları dısında) herhangi bir ticari alışverişinin olmadığı, bilirkişilerce şirketler arasında fiktif işlemlerle para transferi amacıyla kurulduğu yönünde çok ciddi bulgular elde edildiği,
... Simülatör Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ’nin;
2014 yılında kurulduğu, şirketin tek ortağı ve yöneticisinin ... olduğu, bilirkişilerce şirketin ... ve ... Teknoloji ve İlet. Sist. San. Ve Tic. A.Ş. İle şüpheli para transferlerinin tespit edildiği, arasında 2014 hesap dönemi, 2015 ve 2016 hesap dönemlerinde ticari mahiyette olmayan yüklü tutarlarda fon akışını gerçekleştiğinin tespit edildiği, bu fon akışının yönünün ise ... Proje Taah.İnş.A.Ş’ye(... Gay İnş.Yapı Taah.San Tic A.Ş)’den, ... Sim. Üretim San. Ve Tic. A.Ş.’ye doğru olduğunun anlaşıldığı, ayrıca şirketin dönem içerisinde gerçekleştirmiş olduğu giderlerin finansmanının büyük çoğunluğunun, ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul İnş.Yap.A.Ş.)tarafından finanse edilmiş olmasının söz konusu şirketlerin bir bütün olduklarını gösterdiğinin bildirildiği,
... Yatırım İnş Gayrimenkul Dış Ticaret AŞ’nin;
2016 yılında kurulduğu, şirketin tek ortağı ve yöneticisinin ... olduğu, bilirkişilerce şirketin ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’nin taşeron şirketi olarak bina inşaatı faaliyetinde bulunduğu, ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş. dışında başkaca hiçbir şirketle iş yapmadığı ve fatura düzenlemediğinin tespit edildiği, şirketin faaliyette bulunduğu işyeri adresinin ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’den kiralanmış olmasına rağmen; adı geçen şirkete herhangi bir kira ödemesinde bulunulmadığı ve kira ödemesine ilişkin herhangi birgider kaydının yapılmadığı, şirketin 2016 takvim yılında gerçekleştirmiş olduğu 843.497,77-TL’lik satışın tamamını ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’ye yapmış olduğu bunun dışında herhangi bir firmaya satışının bulunmadığı, şirketin taşeron inşaat faaliyetinde bulunmak üzere A.Ş. olarak örgütlenmesine rağmen;bu işi gerçekleştirebilecek ve bir A.Ş.’nin faaliyet sürdürebilmesine asgari düzeyde imkan verecek makine, tesisat, demirbaş, araç v.s. maddi duran varlığa sahip olmadığı ve yine faaliyetine ilişkin herhangi bir ilk madde ve malzeme alımında bulunmadığı, şirketin satıcılara olan borç ödemesinin, ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş. tarafından firma banka hesaplarına yatırılan tutarlardan karşılandığı, ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’nin şirkete herhangi bir borcu yokken sanki borcu varmış gibi ödeme yaptığı ve ödeme tutarlarının Tek Düzen Muhasebe Sistemi Yönetmeliğine aykırı bir şekilde 120-Alıcılar Hesabının alacak tarafına kaydedildiği, şirket tarafından ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’den 30.06.2016 tarihine kadar tahsil edilen tutarların 246.000,00-TL’lik kısmının banka kanalıyla tekrar adı geçen şirkete gönderildiği ve bu işleme ilişkin muhasebe kaydının Tek Düzen Muhasebe Sistemi Yönetmeliğine aykırı bir şekilde gerçekleştirildiği, ... Yatırım İnş.Gayrimenkul Dış Tic. A.Ş. ile ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’nin her ne kadar iki ayrı tüzel kişilik olarak örgütlenseler de bir oldukları, aynı sermayenin ürünüolan grup şirketleri oldukları ve birlikte hareket ettiklerinin bildirildiği,
... Dış Tic. AŞ’nin;
2014 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ..., ... ... ..., ... ..., ..., ..., ... olduğu yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ... ..., yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, ... Plastik Aş ve ... Halı İplik AŞ’den aldığı emtiaları yurt dışına ihraç ettiği, diğer şirketlerden bağımsız düşünülemeyeceği, şirkette çift kayıt sisteminin kullanıldığı, gazete üyeliklerine ilişkin kayıtların bulunduğu,
... Elektrik Enerjisi Toptan Satış AŞ’nin;
2010 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ... Holding AŞ, ... ... ..., ... ..., ..., ... olduğu, yönetim kurulu başkanıın ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ... ..., yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, şirkette çift kayıt sistemi olduğu, gazete ve dergi aboneliklerine ilişkin ödemelerin bulunduğu, şirketin hakim ortağının ... Holding AŞ olduğu,
... Enerji Elektrik Üretimi AŞ’nin;
2010 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ... Holding A.Ş, ... ... ..., ... ..., ..., ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ... ..., yönetim kurulu üyesinin ... olduğu, şirketin hakim ortağının ... Holding AŞ olduğu, şirketin bazı giderlerinin ... Enerji Elektrik Üretimi Madencilik AŞ tarafından gönderildiği, Oka Enerji Üretimi Ltd Şti’ye ticari mal ve hizmet tesliminden kaynaklanan borcunu Lotus Müteahhitlik Plan. İnş. Müh. Ener.Mad ve Taş AŞ.’ye aktardığı ancak şirketle herhangi bir mal ve hizmet alımı olmadığının tespit edildiği, akabinde de aynı borcu ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ’ye aktararak borcun ödemesini bu firmaya yaptığı, yapılan işlemlerin bilirkişilerce şüpheli bulunduğu,
... Gıda ve Tarım. İşl. San ve Tic. AŞ’nin;
2010 yılında faaliyetine başladığı, ortaklarının ... Holding AŞ, ... ... ..., ... ..., ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ... ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ... ... ve ... olduğu, şirketin hakim ortağının ... Holding AŞ olduğu, bilirkişilerce şirketin ... Holding AŞ’den ayrı düşünülemeyeceği değerlendirilmesi yapıldığı,
... Kollektif Şirketi’nin;
2005 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ... ... ..., ... ..., ..., ..., ... olduğu tüm ortakların şirket müdürü olarak görev yaptıkları, bilirkişilerce herhangi bir olağandışı faaliyetin tespit edilemediğinin bildirildiği,
Bakım Elektrik Plastik Tekstil San ve Tic AŞ’nin;
2006 yılında faaliyetine başladığı, ortaklarının ... Holding A:Ş, ... ... ..., ... ..., ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ... ..., Yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, bilirkişilerce şirketin hakim ortağı olan ... Holding AŞ’den ayrı olarak düşünülemeyeceğinin bildirildiği,
... Plastik Kim. Nak. Turz. San ve Tic AŞ’nin;
1997 yılında faaliyetine başladığı, ortaklarının ... ..., ..., Andaç Ünsal, Barış Ünsal, Tayfur Ünsal, İbrahim Üstün olduğu, yönetim kurulu başkanının Tayfur Ünsal, yönetim kurulu üyelerinin ise ... ve İbrahim Üstün olduğu, bilirkişilerce şirketin ticari faaliyetlerde bulunduğunun ve şüpheli işlemlerinin bulunmadığı yönünde tespitte bulunulduğu,
... Sepeti Bilg. Yazılım. İth.İhrc.Eğit.Ser ve Rek Tic AŞ’nin;
2010 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ... Tek. Paz. Sat. San. Tic. AŞ, ... ..., ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ... olduğu, ... Sepeti Bilg.Yaz.İth.İhr.Rek.Tic. A.Ş., ... Tek.Paz.Sat.Tic.San. A.Ş. ve ... Holding A.Ş. bir bütün olduğu, bilirkişilerce FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Sunguroğlu Lisesi Mezunları Yardımlaşma Dayanışma ve Dostluk Derneği'nin Bank Asya'da bulunan hesabına ... Sepeti Bilg.Yaz.İth.İhr.Rek.Tic. A.Ş. tarafından 08.10.2013 tarihinde 2.000 TL havale yapıldığının tespit edildiği, ayrıca şirketin tarafı olduğu finansal kiralama sözleşmesinde, ..., ... ..., ... Holding A.Ş., ... Sepeti bilgisayar Yaz. Eğitim Serv. Tic. A.Ş. ve ... Pazarı Bilgisayar Yaz. İletişim Tic. A.Ş.nin, ... Teknoloji ve İletişim Sist. San. ve Tic. A.Ş.ye ... Bankası Finansal Kiralama A.Ş. arasında 09.11.2012 tarih ve 17752 yevmiye numarası ile düzenleme şeklinde tanzim edilen 9668 nolu finansal kiralama sözleşmesinden dolayı müteselsil kefil oldukları,bu durumda ... Üniversitesine müteselsil kefil ..., ... ..., ... Holding A.Ş., ... Sepeti bilgisayar Yaz. Eğitim Serv. Tic. A.Ş. ve ... Pazarı Bilgisayar Yaz. İletişim Tic. A.Ş.nin ile finansal kiralama sözleşmesinin tarafı gibi gözüken ... Teknoloji ve İletişim Sist. San. ve Tic. A.Ş.nin ... Üniversite ile organik bağının çok kuvvetli olduğu, bu şirket ve şahısların kendi malvarlıklarını üniversite borçlarına müteselsil olarak kefil olmasından anlaşıldığı, 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 667 sayılı KHK ile ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 9980710328 vergi kimlik numaralı mükellefi ... Üniversitesi, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden zikredilen KHK ile kapatıldığı, bu durum ..., ... ..., ... Holding A.Ş., ... Sepeti bilgisayar Yaz. Eğitim Serv. Tic. A.Ş. ve ... Pazarı Bilgisayar Yaz. İletişim Tic. A.Ş. ... Teknoloji ve İletişim Sist. San. ve Tic. A.Ş.nin; milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen ... Üniversitesi ile olan bağlantısını gösterdiğinin belirtildiği,
... Tek. Paz. Satış. Dağ. San ve Tic. AŞ’nin;
2010 yılında faaliyetine başladığı, ortaklarının ... Holding Aş, ... ... ..., ... ..., ... ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ..., yönetim kurulu başkan yardımcısının ise ... olduğu, şirketin hakim ortağının ... Holding AŞ olduğu, Amerika’da faaliyette bulunan FETÖ/PDY terör örgütü kuruluşu The Respect Institute Inc.’e para gönderen ... isimli şahsın ... Tek. Paz. Satış Dağ. San. ve Tic. A Ş.’nin çalışanı olduğu, ayrıca şirketin tarafı olduğu finansal kiralama sözleşmesinde, ..., ... ..., ... Holding A.Ş., ... Sepeti bilgisayar Yaz. Eğitim Serv. Tic. A.Ş. ve ... Pazarı Bilgisayar Yaz. İletişim Tic. A.Ş.nin, ... Teknoloji ve İletişim Sist. San. ve Tic. A.Ş.ye ... Bankası Finansal Kiralama A.Ş. arasında 09.11.2012 tarih ve 17752 yevmiye numarası ile düzenleme şeklinde tanzim edilen 9668 nolu finansal kiralama sözleşmesinden dolayı müteselsil kefil oldukları,bu durumda ... Üniversitesine müteselsil kefil ..., ... ..., ... Holding A.Ş., ... Sepeti bilgisayar Yaz. Eğitim Serv. Tic. A.Ş. ve ... Pazarı Bilgisayar Yaz. İletişim Tic. A.Ş.nin ile finansal kiralama sözleşmesinin tarafı gibi gözüken ... Teknoloji ve İletişim Sist. San. ve Tic. A.Ş.nin ... Üniversite ile organik bağının çok kuvvetli olduğu, bu şirket ve şahısların kendi malvarlıklarını üniversite borçlarına müteselsil olarak kefil olmasından anlaşıldığı, 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 667 sayılı KHK ile ... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 9980710328 vergi kimlik numaralı mükellefi ... Üniversitesi, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden zikredilen KHK ile kapatıldığı, bu durum ..., ... ..., ... Holding A.Ş., ... Sepeti bilgisayar Yaz. Eğitim Serv. Tic. A.Ş. ve ... Pazarı Bilgisayar Yaz. İletişim Tic. A.Ş. ... Teknoloji ve İletişim Sist. San. ve Tic. A.Ş.nin; milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen ... Üniversitesi ile olan bağlantısını gösterdiğinin belirtildiği,
... Tarım Hay. Ve Gıd. San. Ve Tic. AŞ’nin;
2013 tarihinde kurulduğu, ortaklarının ... ... ..., Ayfer ..., ..., ..., ..., ve ... ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ... ..., yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, bilirkişilerce yapılan incelemede mali kayıtları yönünden şüpheli bir işlemin olmadığının bildirildiği,
... Dekorasyon İnş. San. Tic. AŞ’nin;
2012 tarihinde faaliyete başladığı, ilk ortaklarının ..., ... ... ..., ..., ... ... ve ... olduğu, ancak daha sonra ... ... ...’nın tüm hisselerini ...’na devrettiği, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu üyesinin ... olduğu, şirketin 2012-2015 takvim yılları arasında "Diğer Çeşitli Borçlar Hesabı"nı kullanarak ... Gayrimenkul A.Ş. ( ... Proje İnş. Taah. A.ş )'den borç aldığı, ... Dekr.İnş.San Tic. A.Ş.’nin ortakları olan ... ...,... ve ...’ın aynı zamanda ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş.’nin de ortağı olduğu, şirketin faaliyette bulunduğu işyeri adresinin ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş. ile aynı olduğu, şirketin, finansman ihtiyacının ... Proje İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş. tarafından karşılandığı, şirketin ortağı ...'ndan 2013-2015 yılları arasında toplam 347.852,97 TL borç aldığı,kurulduğu 2012 yılından bu yana sürekli olarak zarar beyan ettiği,
... Lojistik Gümr. Hizmet. İnş. Taah. San ve Tic AŞ’nin;
2008 tarihinde faaliyetine başladığı, ortaklarının ... Holding AŞ ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... Holding AŞ olduğu, ...'ün 10.07.2009-31.08.2014 tarihlerinde ... Yayıncılık İletişim Ve Medya Hizmetleri A.Ş.’nin ortağı olduğu, bu hisselerinin tamamını 31.08.2014 tarihinde FETÖ/PYD terör örgütünün bir kuruluşu olan ... Yayıncılık Holding A.Ş’ye devrettiği, ayrıca ... Yayıncılık İletişim Ve Medya Hizmetleri A.Ş.’nin FETÖ/PYD terör örgütüne aidiyeti,iltisak ve irtibatı tespit edildiği için 668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatıldığı, bilirkişilerce şirketin yasal yevmiye kayıtları ve banka hesap hareketleri üzerinde yapılan incelemede; şirketin FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyet,iltisak ve irtibatına ilişkin herhangi bir veriye rastlanılmadığının bildirildiği,
... Liman ve Hizm Gümr.İnş.Pet.Doğl.San ve Tic AŞ’nin;
2010 yılında faaliyete başladığı, şirketin tek ortağının ... Lojistik Gümr. Hizmet. İnş. Taah. San ve Tic AŞ olduğu, yönetim kurulu başkanının ... olduğu, bilirkişilerce şirketin yasal yevmiye kayıtları ve banka hesap hareketleri üzerinde yapılan incelemede; firmanın FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyet,iltisak ve irtibatına ilişkin herhangi bir veriye rastlanılmadığının bildirildiği,
... Demiryolu Tek. Elektrik AŞ’nin;
2011 yılında faaliyete başladığı, kuruluş aşamasından sonra yapılan hisse devirleri sonrasında şirketin tek ortağının ... Lojistik Gümr. Hizm. İnş. Taah. San ve Tic Aş olduğu, bilirkişi heyetince şirketin mali verilerinin incelenmesi sonucu hazırlanan raporda, şirketin FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyet,iltisak ve irtibatına ilişkin herhangi bir veriye rastlanılmadığının bildirildiği,
... Grup Demiryolu Makine İnş AŞ’nin;
2011 yılında faaliyetine başladığı, kuruluş aşamasından sonra yapılan hisse devileri neticesinde şirketin tek ortağının ... Lojistik Gümr.Hizm.İnş.Taah.San.ve Tic.A.Ş. olduğu, bilirkişilerce şirketin mali verileri üzerinde yapılan incelemelerde şirketin FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyet,iltisak ve irtibatına ilişkin herhangi bir veriye rastlanılmadığının bildirildiği,
Tasf. Hal. ... Sağlık Ürün. Tic. Ve San. AŞ’nin;
2008 yılında faaliyete başladığı, şirketin kurucu ortaklarının ..., Tasf. Hal. Globtek İç ve Dış Tic AŞ, ..., ..., ... olduğu daha sonra yapılan hisse devirleri neticesinde şirketin tek ortağının ... olduğu, şirketin yasal yevmiye kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine göre; şirketin FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyet, iltisak ve irtibatına ilişkin herhangi bir mali veriye rastlanılmadığı,
... Yatırım Yapı İnşaat Taahhüt San. Ve Tic AŞ’nin;
Şirketin 2013 takvim yılında faaliyetine basladıgı, sirketin ilk kurulusunda ünvanının ... Gayrimenkul ve Proje Ins. Yapı Taahhüt San. ve Tic. A.S. oldugu, 16.04.2014 tarihinde ise sirket ünvanının ... Yatırım Yapı Insaat Taahhüt San. ve Tic. A.S. olarak degistirildigi, şirketin tek ortağının ve yönetim kurulu başkanının ... olduğu, sirketin 2015 yılında brüt satıs hasılatının 26.237,47 TL olmasına ragmen satılan hizmet maliyetinin 141.515,61 TL tutarında oldugu ve bu durumun ticari teamüllere aykırı oldugu, diger faaliyetlerinden kaynaklanan gelir tutarlarının adat faiz gelirinden olustugu, söz konusu yıllarda ciddi bir ticari faaliyetinin olmadıgı, sirketin ticari faaliyette bulunması için gereken maddi duran varlıgın ve stogunun bulunmadıgı, sirketin söz konusu yıllarda aktif büyüklügünde meydana gelen artıs ve azalısların büyük çogunlugunun borç para verme ve alma islemlerinden olustugu, sirkete ödenen sermayenin bir kısmının sirkette kullanılmayarak ... Pro. Ins. Taah. San. Tic. A.S.'ye borç olarak aktarıldıgı hususları göz önüne alındıgında; bilirkişilerce sirketin ticari bir faaliyette bulunmak amacıyla kurulmadıgı sadece grup sirketler arasındaki para alıs verislerine aracılık etmek amacıyla kurulmus olduğunun belirtildiği, yine sirketin ticari faaliyette bulunmak için ... Pro. Ins. Taah. San. Tic. A.S.'den 2014 yılında satın aldıgı tasınmazı bir yıl sonra aynı sirkete satmasının sirketle arasındaki baglantıyı gösterdigi
... Denizcilik İç ve Dış Ticaret Ltd Şti’nin;
Şirketin 2007 yılında faaliyetine başladığı, şirketin kuruluş aşamasından sonra gerçekleşen hisse devirleri sonrası ortaklarının ... Dokuma Halı ve Tekstil san ve Tic AŞ, ve ... Holding AŞ olduğu, firmanın aktif büyüklüğü 2013 yılında 63 milyon TL iken 2014 yılında 29 milyon Tl’ye düştüğü, bu düşüşün firmanın kuru yük gemi satışından kaynaklandığı, 2014 ve 2015 yılındaki 29 milyon TL’lik aktifin ortaklardan alacaklar ve diğer alacaklar kaleminden oluştuğu, şirketin ... Denizcilik Aş ile arasında herhangi bir mal ve hizmet alımı olmaksızın aralarında para trafiği olduğu, bu paraların ... Denizcilik AŞ tarafından ... İç ve Dış Ticaret AŞ’ye borç olarak aktarıldığı, dolayısıyla şirketin ... Denizcilik Aş ile ... İç ve Dış Ticaret AŞ arasındaki fon akışına aracılık ettiği, şirket aktifinde kayıtlı ...-7 adlı kuru yük gemisi ve bu gemiye ait demirbas esyanın 11.147.831,82-TL gibi yüksek bir zararla V&V Shıppıng and Transport CO. Adlı firmaya satıldığı, satın alan şirketin borcunun yaklaşık 2.1 milyon TL’sinin ... İç ve Dış Ticaret Aş tarafından üstlenildiği,
... Denizcilik AŞ’nin;
2008 tarihinde faaliyetine başladığı, kuruluş aşamasından sonraki hisse devirleri neticesinde şirketin ortaklarının ... Dokuma Halı Tekstil San. Ve Tic AŞ ve ... Holding AŞ olduğu, şirketin yönetim kurulu başkanlığına ... Holding AŞ adına ...’nun yürüttüğü, şirketin Diğer Çeşitli Alacaklar Hesabını kullanarak hep ... İç ve Dış Tic. A.Ş., ... Gemi İşl. A.Ş., ... Denizcilik A.Ş. Ve ... borç para verdiği, 136-Diğer Çeşitli Alacaklar hesabı kullanılarak yüksek tutarlarda borç verilmesinin aslında ... Denizcilik A.Ş.’nin ... grubuyla sıkı ilişki içerisinde olduğunu ortaya koyduğu, bu şirketlerle ticari olmayan ilişkilerinin bulunduğu, şirketin Diğer Çeşitli Borçlar hesabı vasıtasıyla 2015 takvim yılına kadar tamamı ...’a ait olan ... Gemi İşl.A.Ş.’den süreklilik arz edecek şekilde borç aldığının bildirildiği,
... İnş. Mad. San ve Tic A.Ş’nin;
2008 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ... Enerji ve Elektrik Üretimi ve Mad. Aş, ..., ... Holding Aş olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ... ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ... ve ... Rodoplu olduğu, şirketin Alınan Sipariş Avansları Hesabını kullanarak ... Enerji Elektrik Üretimi Ve Madencilik A.Ş.'den borç aldığı, hep aynı gerçek ve tüzel kişiden avans adı altında para aldığı, bilirkişilerce söz konusu hesap kullanılarak alınan avans tutarlarının yüksekliği, karşılığında bir mal ve hizmet tesliminin bulunup bulunmaması ve söz konusu avansların kaynağının ne olduğundan ziyade bu hesap kullanılarak kimlerden avans adı altında kaynak sağlandığının önemli olduğu, yıllar itibariyle hep, şirketin %99 paylı hakim ortağı olan, ... Enerji Elektrik Üretimi Ve Madencilik A.Ş. ile birlikte hareket ettiğini gösterdiğinin bildirildiği
... Plastik Film ve Enerji San ve Tic AŞ’nin;
2010 yılında faaliyetine başladığı, kuruluş aşamasından sonra gerçekleşen pay devirleri neticesinde şirketin ortaklarının ... ... ..., ... ... , ... ve ... Plastik ve Enerji AŞ olduğu, şirketin yönetin kurulu başkanının ... ... yönetim kurulu başkan yardımcısının ise ... olduğu, şirketin hakim ortağının ... Plastik ve Enerji AŞ olduğu, şirkette çift muhasebe kaydı tutulduğu, 2012 yılında 3.2 milyon TL, 2013 yılında 1.8 milyon TL, 2014 yılında 4.6 milyon TL, 2015 yılında 778 bin TL kayıtdışı gelirinin olduğunun tespit edildiği, kayıt dışı gelirlerin nerede ne amaçla kullanıldığının tespitinin yapılamadığı,
... Mısır Ürünleri Gıda San ve Tic AŞ’nin;
2012 yılında faaliyetine başladığı, kuruluş aşamasından sonra gerçekleşen pay devirleri neticesine ortaklarının ... Üniversitesi, ... ..., ..., ..., ... ...ve ... olduğu, yönetim kurulu başkanının ... ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ..., ... ve ... olduğu, şirketin 2012 ila 2015 hesap döneminde toplamda 3.1 milyon Tl zarar ettiği, şirketin ... Makine ve Gıda San. Tic AŞ’den yüksek tutarda borç alma yoluna gittiği, 2015 hesap döneminde ortaklarından olan ... Üniversitesinden aldığı 3.9 milyon TL’yi ... Tarım İnş Gıda Tek. Kim San. Ve Tic Ltd. Şti’ye gönderdiği, sürekli zarar beyan eden, diğer çeşitli borçlar kapsamında yüksek tutarlarda borçlanan ve öz kaynaklarını dahi tüketmiş durumda olan bir şirketin, ... Tarım İnş. Gıda Tek. Kim. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye yüksek tutarlarda borç para vermesinin söz konusu yapıya dahil olan şirketlerin çeşitli gerekçelerle ve birbirlerini fonlama amacıyla, fiktif işlemler yoluyla birbirlerine para aktarımında bulunduğunu ve birbirleri ile ne kadar yakın ilişki içinde olduklarının gösterdiği kanaatinin bildirildiği,
... Tarım Hayvancılık İnşaat San. Tic Ltd. Şti’nin;
2007 yılında faaliyete başladığı, ortaklarının ..., ... ve ... olduğu, ...’ın kapatılan ... Üniversitesi’nde Hayvancılık Araştırma Merkezi Müdürü olarak görev yaptığı, firmanın 2014-2015 yıllarında şirketin borcuna karşılık olarak ... Proje Taah. İnş. A.Ş adına düzenlemiş olduğu çeklerin ödenme tarihinden önce veya aynı tarihte söz konusu çek tutarı kadar veya farklı tutarlarda şirkete ... Proje Taah. İnş. A.Ş. tarafından para gönderildiği ve şirkete gönderilen bu tutarlar ile aynı şirkete çek ödemesinin gerçekleştirildiğinin tespit edildiği,söz konusu parasal işlemler ticari hayatın icaplarına aykırı olduğu, ... Mısır Ürün.Gıda San.Ve Tic.A.Ş. tarafından herhangi bir ticari faaliyet dayanmadan şirkete gönderildiği tespit edilen tutarların, şirket tarafından herhangi bir ticari faaliyete dayanmadığı tespitlerinin yapıldığı,
... Makine ve Gıda San. Tic. AŞ’nin;
2011 yılında faaliyetine başladığı, ortaklarının ..., ... ..., ... ..., ... ... ... ve ... Üniversitesi olduğu, yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu üyelerinin ise ... ve ... ... olduğu, şirketin 102 Bankalar Hesabına göre, şirketin, mal ve hizmet satın aldığı gerçek ve tüzel kişilere, SGK ve Vergi dolayısıyla kamuya, maaş olarak işçilere ve son olarak borç olarak diğer şirketlere banka kanalıyla ödeme yapmadan önce şirketin banka hesaplarına sürekli ... Mısır A.Ş. tarafından para gönderildiği ve ödemelerin bu paralarla gerçekleştirildiği, yine ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.) tarafından şirketin banka hesaplarından tahsil edilen 13 adet çek bedeli yine ödenmeden önce şirketin banka hesaplarına çek ödemelerini karşılayacak tutarda ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.) tarafından para yatırıldığı, bilirkişilerce şirketin 136 Diğer Çeşitli Alacaklar Hesabına göre, şirketin sürekli olarak ... Mısır A.Ş.’ye borç vermeden önce ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.)’den borç aldığı ve ödemenin, bu borçla sağlandığı, yine ... Mısır A.Ş.’den tahsil edilen tutarların,borç ödemesi adı altında ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.)’ye gönderildiği, bu durum şirketin 136-Diğer Çeşitli Alacaklarve 336-Diğer Çeşitli Borçlar hesaplarını fiktif olarak amacı dışında kullandığını ve bu hesapları ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.) ile ... Mısır A.Ş. arasındaki fon akışına aracılık etmek amacıyla kullandığını gösterdiği, şirketin 336-Diğer Çeşitli Borçlar ve 331-Ortaklar Borçlar hesaplarını ... Üniversitesi ile ... Proje Taah.İnş.A.Ş.(... Gayrimenkul A.Ş.) arasındaki fon akışına aracılık etmek amacıyla kullandığı kanaatinin bildirildiği,
... Mensucat Sanayi ve Ticaret AŞ’nin;
1986 yılında kurulduğu, ortaklarının ..., ... olduğu yönetim kurulu başkanının ... yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, 2014 yılı ortalarına kadar şirketin sevk ve idaresinden ... ... ve ...’nun sorumlu olduğu, ... Mensucat San ve Tic A.Ş ile ... Plastik Ve Enerji San.Ve Tic.A.Ş arasındaki borç ve alacak işlemleri tespit edilse de şirketin reel sektörde üretim yapan ve katma değer yaratan bir şirket olduğu gerçeğini değiştirmediği, şirket gerçek anlamda üretim ve satış yaptığı için ilişkili olduğu şirketler dahil bir çok şirketten mal almakta veya bu şirketlere mal satmakta veyahut bu şirketlerden borç para alıp verdiği, kısacası reel sektörde faaliyet gösteren bir çok aktör ile etkileşim içerisine girdiği, bu nedenle ... Mensucat San ve Tic A.Ş’nin bu şirkete yıllar itibarıyla borç para vermiş olması ve tekrar tahsil etmesi durumu tek başına şüpheli bulunmadığı, şirket tarafından 31.12.2013 tarihinde ... Üniversitesine 300.000,00 TL, 02.01.2014 tarihinde 500.000,00 TL, 22.04.2014 tarihinde 150.000,00 TL ve 13.05.2014 tarihinde 350.000,00 TL bağış yaptığı, bu dönemde şirketin yönetim kurulunda ... ... ve ...’nun bulunduğu, şirketin son ortak ve yöneticilerinin farklı olduğu, yine önceki yöneticiler döneminde şirket tarafından ... Sanayici ve İşadamları Federasyonu'na 2013 yılında 60.000 TL bağış yaptığı, bağışı Bank Asya vasıtasıyla yaptığı, bağışın federasyon gelirlerinin %26,94'lük kısmına tekabül ettiğinin tespit edildiği görülmüş ise de, şirketin ortak ve yöneticilerinin değiştiği 2015 yılından sonra örgütsel para hareketlerinin tespit edilemediği hususlarının bilirkişilerce bildirildiği,
... Hizmet İşleri İnş. Ve Tic. AŞ’nin;
2013 yılında kurulduğu, ortaklarının ... ve ... olduğu yönetim kurulu başkanının ..., yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, bilirkişilerce şirketin sürekli olarak ... Proje İnş Taah. San. Tic AŞ tarafından finanse edildiği tespitlerinin yapıldığı,
... Pazarlama Ltd Şti’nin;
2013 yılında kurulduğu, tek ortağı ve yöneticisinin ... olduğu, şirketin, Tek Düzen Muhasebe Sistemi Yönetmeliğine aykırı olarak ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic.A.Ş. 'ye banka kanalıyla para gönderdiği, ancak yasal kayıtlarında adı geçen şirkete vadeli mal satışı yapılmış gibi kayıtlara yansıtıldığı, şirketin %100 oranında sahibi bulunan ...’nun aynı sermaye grubuna ait firmalarda da ortaklık ve yöneticiliği bulunduğu hususlarını göz önünde bulundurulacak olursa, Tek Düzen Muhasebe Sistemi Yönetmeliğine aykırı olarak yapılan kayıtların şüpheli ve şirketten adı geçen şirkete nakit transferi sağlama amacıyla yapıldığı sonucunu ortaya çıkardığı, yevmiye kayıtlarından da anlaşılacağı üzere şirket satıcılara olan borçlarını ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic.A.Ş.'den almış olduğu borç para ile ödediği,yapılan bu işlem de aynı büyük yapı içerisinde bulunan iki farklı firmanın birbirleriyle olan dayanışmasına küçük bir örnek sayılabilecek ve ticari anlamda birbirlerini destekleyen aynı sermayenin ürünü olan grup şirketleri olan iki firmanın işlemi olarak kabul edilebilecek nitelikte olduğu şeklinde bilirkişilerce tespitlerde bulunulduğu,
Dosya kapsamı, MASAK raporları ve bilirkişi raporları nazara alındığında;
Aile şirketi olan ... Holding AŞ’nin iştirak ettiği şirketlerin hakim ortağı olarak kurulan bir çatı şirket olduğu, ortakları ile iştirak ettiği şirketlerle yüklü miktarda borç ilişkisine girdiği, bu borç ilişkisinin şirketlerin muhasebe kayıtlarına gerçeğe aykırı şekilde yansıtılarak çeşitli muhasebe hileleri yapıldığı, şirketin diğer şirketleri fonlama faaliyetinin yıllar içinde şirketi ciddi boyutta zarara uğratarak iktisadi geleceğini tehlikeye düşürecek seviyeye getirdiği, ... Holding ve iştirak ettiği şirketlerde tutulan çift muhasebe kaydının şirketlerin hesapları üzerinde tam ve doğru bir denetim yapılmasını imkansız hale getirdiği, şirketin diğer şirketlere çeşitli muhasebe kalemlerinde gönderdiği paraların söz konusu alıcı şirket tarafından hemen başka bir şirkete gönderildiğinin müşahade edildiği, bu dolambaçlı işlemlerin yapılmasının ticari teamüllere uygun bulunmadığı, zira hangi şirkete para gönderilmesi gerekiyorsa işlemin doğrudan yapılabileceği ve bu şekilde hem şirketin yönetiminin hem de denetim kolaylığı olduğu halde bu yöntemin tercih edilmemesinin dürüstlük ve şeffaflıkla bağdaşmadığı gibi, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğüne de uymadığı, şirketler arasında mal ve hizmet alımına dayanmayan fiktif işlemlerin paranın izini kaybettirmek maksadıyla yapıldığının anlaşıldığı, keza bir kısım şirketlerin herhangi bir ticari faaliyeti ve duran varlığı bulunmamasına rağmen sırf bu para trafiğinde kullanılmak için paravan olarak kuruldukları, paravan olarak kurulan şirketlerin brüt satış tutarlarına kıyasla girdikleri alacak-verecek ilişkisinin arasında apaçık bir oransızlık olduğu;
FETÖ/PDY terör örgütü liderinin talimatı üzerine ... Kültür ve Eğitim Vakfı bünyesinde kurulan ... Üniversitesi’nin düşük bedellerle alınan kamu arazisi üzerine inşaa edildiği, Üniversite kurulması için düşük bedellerle tahsis edilen arazilerin çeşitli imar düzenlemeleri neticesinde vasıfları değiştirilerek sanık ... tarafından kurulan önceki adıyla ... Gayrimenkul İnş Yapı Taah. San. Tic A.Ş, unvan değişikliği sonrasındaki adıyla ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic. AŞ’ye rayiç bedellerinin çok altında devredilerek, arazinin alındığı kamu kurumları ve üniversiteyi kuran vakıf zarara uğratılmak suretiyle rant ve fon sağlandığı, alınan araziler üzerinde ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic. AŞ tarafından inşaa edilen lüks konutlardan elde edilen yüksek gelirlerin örgüt liderinin talimatı ile kurulan ve örgütün eleman yetiştirmek için kullandığı önemli kurumlardan olan ... Üniversitesi’ne aktarıldığı, ... Üniversitesi’nin iç yapısının tamamen örgütün hiyerarşik düzenine ve faaliyet yapısına göre oluşturulduğuna ilişkin tespitlerin yapıldığı, Üniversite bünyesinde örgütsel toplantıların yapılıp himmet toplandığına ilişkin beyanların bulunduğu, ... Üniversitesi mütevelli heyetinin toplantılarına o dönem örgütün sözde ... İl İmamı olan ve sık sık ... Holding binasında sanıklarla görüşmeler yaptığı anlaşılan ... ...’ün de katıldığı, örgüte ait yükseköğretim kurumunun fonlanması maksadıyla kurulan ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic. AŞ’nin de ... Holding tarafından fonlandığı ve bu para transferlerinin ... Holding bünyesindeki diğer şirketler veya ...’nun ortağı olduğu şirketler aracı kılınmak suretiyle yapıldığı, hatta bazı şirketlerin ... Üniversitesi ile ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic. AŞ arasındaki fon akışına aracılık etmek üzere kurulduğuna ilişkin tespitlerin yapıldığı, yukarıda detayları anlatıldığı üzere ... Holding ve iştiraklerinden, ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic. AŞ’ye doğru bir fon akışı olduğu gibi, ... Holding’in de iştirak ettiği şirketler arasında pek çok şüpheli ve dolambaçlı işlemler tespit edildiği, ... Plastik ve Enerji San ve Tic AŞ’ye mahiyeti belirlenemeyen pek çok kayıtdışı hasılat girişi olduğu, bu hasılat girişlerinin ortaklara borçlar hesabında muhasebeleştirilerek kayıt altına alındığı, ortağına yüklü miktarda borçlu hale getirilen şirketin herhangi bir ticari faaliyete konu olmaksızın dışarı para transfer etmek istediğinde ortaklara borçlar hesabını kullanabilecek hale getirildiği, yine pek çok şirkette ortaklığı bulunan ...’nun şahsi hesaplarından şirketlere mahiyeti ve kaynağı belli olmayan pek çok para transferi gerçekleştirildiği, şirketlerde yapılan aramalarda örgüt üyesi olan veya olmayan kişilerden ... Kültür ve Eğitim Vakfına maddi yardım toplandığına dair makbuzların bulunduğu, bu şekilde kar amacı gütmeyen kuruluşun örgütün finansmanında kullanıldığı, yine detayları yukarıda açıklandığı üzere bazı şirketlerin FETÖ/PDY örgütüyle bağlantılı şirket haline geldiği, şirketlerde yapılan aramalarda şirketlerin ticari faaliyetleri ile uzaktan yakından ilgisi olamayacak örgütsel belgelere ulaşıldığı, bilirkişiler tarafından detaylıca tespitleri yapılan şüpheli işlemlerin mahiyetine ilişkin sanıklarca detaylı ve makul hiç bir açıklama getirilemediği, şirketlerde yer alan çift muhasebe kayıtlarına konu kayıtdışı hesaplarda “zekat” “kurban” “bağış” gibi ibarelerin yer aldığı, bu kayıtların şirketin ticari faaliyeti ile ya da muhasebe kayıtlarıyla ilgili olmadığının açık olduğu, şirketlerin sürekli olarak maddi yardımda bulunduğu kurum ve kuruluşların istisnasız olarak FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve yukarıda açıklandığı üzere FETÖ/PDY’nin finans kaynakları arasında her birinin sistemin bir parçası olarak faaliyet yürüten kurumlar olduğu, ... Holding’in en fazla fon aktardığı iştiraklerinden biri olan ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik AŞ.’nin dosya kapsamındaki delillere ve beyanlara göre yönetiminin örgüt mensubu olduğu bilinen şahıslara teslim edildiği ve yönetimdeki bu şahısların cebir ve tehditle himmet topladıklarına dair tespitlerin yapıldığı, şirketlerin ortaklarına borçlarına karşılık ortakların sermaye paylarının artırımı, şirketlerin duran mal varlıklarının değerlerinin şişirilmesi ve hisse spekülasyonları ile kayıt dışı paraların kayıt altına alınarak sisteme sokulduğu, şirketlerin karmaşık ortaklık yapısı ile karmaşık muhasebe düzeninin bilerek ve istenerek bu şekilde kurgulanarak sistemin anlaşılması zor ve denetlenme imkanı bulunmayan bir hale getirilip FETÖ/PDY’nin finanse edilmesi amacıyla kurulan sistemdeki şirketlerin bütünüyle terör örgütüne tahsis edildiği, örgütün kontrolüne girdiği kanaatine varılmıştır.
Ekonomik bir değeri olan, edinmeye elverişli her şey eşya olarak kabul edildiğinden, şirket hukuken kişi olmasına rağmen aynı zamanda bir eşya statüsündedir.
Bir eşya statüsünde olan bir şirketin suçun işlenmesine tahsis edilmesi ile kast edilen, şirketin tümüyle suç olarak tanımlanan hareketin gerçekleştirilmesine, katkı sağlanmasına, kolaylaştırılmasına, kullanılmasına, işletilmesine, yönetilmesine ayrılması, özgülenmesidir. Şirketin tehlikeliliği şirketin yönetiminin/kontrolünün failde bulunmasının failde yaratabileceği subjektif tehlikeliliktir. Suçun işlenmesinde ve suçun finansmanın bir vasıtası olarak kullanılan şirkete el konulmadan ve müsadere edilmeden etkin mücadelenin sağlanması mümkün değildir.
Şirketin; terör örgütü ile irtibatlı şirket olması, para transferinde bulunması, kayıt dışı gelirin sisteme sokulması için kurulduğunun ve bu amaçla kullanıldığının, örgütün amacına özgülendiğinin örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderdiğinin, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirdiğinin, silahlı terör örgütünün Türkiye içerisinde ve yurt dışında en önemli finans kaynaklarından biri haline geldiğinin örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket ettiğinin bu yönde odak haline geldiğinin terör örgütlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik finansal destek çabalarının bulunduğu örgütün kontrolüne girdiğinin anlaşılması halinde bütün olarak müsaderesi yasal olarak mümkün ve gereklidir.
FETÖ/PDY’nin gelir kaynakları somut dosya ve örgütle irtibat ve iltisakı tespit edilen sanıklar bakımından birlikte bir değerlendirme yapıldığında sanıkların sahip olduğu ekonomik değerleri örgüt faaliyetine özgüledikleri ve suç işlenmesine tahsis ettikleri, örgütün finansmanında ODAK konumuna geldiklerini söylemek isabetsiz olmayacaktır.
Yukarıda yapılan hukuki açıklamalar ve tespitler ışığında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansman kaynakları da nazara alındığında somut dosyada suça tahsis edilen eşya hükümleri ile kazanç müsaderesi hükümleri iç içe girmiş durumdadır. Şirketlerin suça tahsis edildikleri nazara alınarak şirketlerin suça tahsis edilen eşya hükümlerine göre müsaderesine karar verilmesi gerekecektir.
V-HUKUKİ AÇIKLAMALAR VE SOMUT OLAY KAPSAMINDA HUKUKİ DURUMUN DEĞERLENDİRİLMESİ ve SONUÇ
A-SANIKLAR YÖNÜNDEN
1-Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri ile sanık ... hakkında verilen Beraat kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, mahkumiyetine karar verilen sanıklar ..., ..., ... ve ... ile ilgili olarak eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı; beraatine karar verilen sanık ... ile ilgili olarak ise yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; sanıklar müdafiileri ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle beraat kararı ile mahkumiyet hükümlerinin ONANMASINA,
2-Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,
a-Sanık ... yönünden;
Dosya kapsamına göre silahlı terör örgütü üyesi olduğunda tereddüt bulunmayan sanık ...’nun hiyerarşik olarak kendisinin üzerinde yer alan kişilerin bulunması ve örgüt mensupları üzerinde hakimiyeti bulunmaması karşısında örgüt yöneticisi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, ancak sübuta eren eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu nazara alınarak örgüt içerisindeki konumu ve faaliyetleri dikkate alınmak suretiyle alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Sanıklar ... ve ... yönünden;
Dosya kapsamına göre silahlı terör örgütü üyesi olduklarında tereddüt bulunmayan sanıkların yargılama sırasında etkin pişmanlıktan faydalanma talebiyle yeniden ifade vererek örgütle olan bağlantılarına, örgüt mensuplarına ve şirketlerde yapılan işlemlere ilişkin kısmi bilgiler verdikleri anlaşılmakla, verdikleri bilgilerin niteliği ve kapsamı da nazara alınmak suretiyle TCK’nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca tayin olunan cezada TCK’nın 221/4-2.cümlesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
c-... ve ... hakkında;
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduklarını gösteren süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetleri tespit edilemeyen ancak muvazaalı arsa devirleri yaptıkları anlaşılan sanıkların eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin delillerin değerlendirilmesinde ve suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, Bölge Adliye Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma gerekçeleri ve atılı suçun mahiyeti dikkate alınarak tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk hallerinin devamına;
B-MÜSADERE YÖNÜNDEN;
1-Dosyada mevcut bilirkişi raporlarına göre; ... Plastik Kim. Nak. Tur. San. ve Tic. A.Ş. ... Tarım Hay. Ve Gıda San. ve Tic. A.Ş., ... Koll.Şti., ... Lojistik Gümr. Hizmet. İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş., ... Liman Hiz. Gümr. İnş. Pet. Doğ. San. ve Tic. A.Ş., Tasfiye Halinde ... Sağlık Ürün. Tic. ve San. A.Ş., ... Demiryolu Tek.İnş.Elek. A.Ş., ... Grup Demiryolu Makina İnş. A.Ş, adlı şirketlerin örgütün amaç ve faaliyetlerine tahsis edildiğine dair bir bulguya rastlanılmamış olmakla; verilen müsadereye yer olmadığına dair kararda bir isabetsizlik bulunmamakla CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle kararların ONANMASINA,
2-Sanıkların hissedarı bulundukları ve şirkette bulunan payları yönünden müsaderesine karar verilen ... Doğalgaz İthalat ve İhracat Toptan Satış A.Ş., ... Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., ... Enerji Elektrik Üretimi ve Madencilik A.Ş., ... Hizmet İşleri İnşaat ve Ticaret A.Ş., ... Pazarlama Ltd. Şti., ... Halı Aksesuar ve Mobilya Sanayi Ticaret A.Ş., Bakım Elektirik Plastik Tekstil San ve Tic A.Ş., ... İç ve Dış Nakliyat Pet. Ürün. ve Maden. San. Tic. A.Ş., ... İnşaat Taah. San. ve Tic. A.Ş., ... Baskılı Ürn.Amb. San.ve Tic.A.Ş., ... Sepeti Bilgisayar Yazılım İth. İhr. Eğ. Ser. ve Rek.Tic.A.Ş., ... Enerji Elektrik Üretimi ve Mad. A.Ş., ... Liman İşletmeciliği Sanayi ve Ticaret A.Ş., Malkara Kömür İşletmeleri A.Ş., ... Dış Tic. A.Ş., ... Elektrik Enerjisi Toptan Sat. A.Ş., ... Enerji Elekt.Üretimi A.Ş., ... Gıda ve Tarımsal İşl.San.ve Tic.A.Ş., ... Holding A.Ş., ... Plastik ve Enerji San.ve Tic.A.Ş., ... Tek. Paz. Satış Dağ. San. ve Tic. A. Ş., ... Yatırım ve Gay. Men. İşl. İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş., ... Dekorasyon İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş., ... Enerji A.Ş., ... Halı İplik Tekstil Mobilya San. ve Tic. A.Ş., ... İnternational Dış Tic. A.Ş., ... Simülatör Üretim San. ve Tic. A.Ş., ... Proje İnşaat Taah. San.ve Tic. A.Ş., ... Yatırım Yapı İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Denizcilik İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti., ... İnş....San.ve Tic.A.Ş., ... Denizcilik A.Ş., ... Plastik Film ve Enerji San. ve Tic. A.Ş., ... Makina ve Gıda San.Tic.A.Ş., ... Mısır Ürünleri Gıda Sanayi Tic. A.Ş., ... Tarım Hayvancılık İnş. San.Tic Ltd Şti., ... Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Restaurant Turizm Gıda İnş Nak. San. Ve Tic. Ltd. Şti., ... Teknik Yapı İnşaat Taahhüt San ve Tic Ltd. Şti., ... Mühendislik İnşaat Taahhüt A.Ş., Balkara Madencilik Nakliye İnşaat ve Ticaret A.Ş., ... Yatırım İnşaat Gayrimenkul Dış Ticaret A.Ş.’nin örgütün amaç ve faaliyetlerine özgülenip tahsis edildikleri anlaşılmakla; sanıklar ..., ..., ... ve ...’nın üzerlerine atılı suçun unsurları itibariyle sübut bulduğu, sanık ... ve ... yönünden verilen bozma kararlarının suçun vasfına yönelik, sanıklar ... ve ... yönünden verilen bozma kararlarının ise hükmolunan ceza miktarına ilişkin olduğu belirlenmekle, mahkûmiyet ve müsaderenin bağımsız birer hüküm oldukları kuralı da gözetilerek;
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, gerekçe ve mahkemenin takdirine göre aşağıda belirtilen sebepler dışında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,
a-Suça tahsis edildikleri anlaşılan şirketlerin müsaderesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde yalnızca sanıkların şirketlerdeki paylarının müsaderesine karar verilmesi,
b-Müsadereye hükmedilirken iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
c-Uygulama maddesi olarak TCK’nın 54/1. maddesinin karar yerinde gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların CMK’nın 303. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, kararda “...şirket ortaklarının şirketteki paylarının TCK’nın 54/6. maddesi gereği müsaderesine” şeklinde yer alan ibarelerin “...şirket ortaklarına ait şirketin TCK’nın 54/1. maddesi gereği müsaderesine...” olarak; “şirketteki payların” ibaresinin “şirketin” olarak değiştirilerek yazılması; hükmün 11. fıkrasının A bendinde yer alan “Sanıklar ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ..., ... ve ...' nın,” ibaresi ile “mevcut ortaklık hisselerinin TCK.'nın 54/6 Maddesi uyarınca müsaderesine” şeklinde yazılan ibarenin hükümden çıkarılarak, yerine, hükmün müsadereye ilişkin 11. fıkrasının A bendinin sonuna “şirketlerin TCK’nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine; İyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının saklı tutulmasına” ibarelerinin yazılması suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3-... Mensucat Sanayi ve Ticaret A.Ş. yönünden;
1986 yılında kurulan şirketin son ortaklarının ..., ... olduğu yönetim kurulu başkanının ... yönetim kurulu üyesinin ise ... olduğu, 2014 yılı ortalarına kadar şirketin sevk ve idaresinin ... ... ve ... tarafından yürütüldüğü, bilirkişi raporunda ve mahkeme kabulünde ... Mensucat San ve Tic A.Ş ile ... Plastik Ve Enerji San.Ve Tic.A.Ş arasındaki borç ve alacak işlemleri tespit edilse de şirketin reel sektörde üretim yapan ve katma değer yaratan bir şirket olduğunun, şirketin gerçek anlamda üretim ve satış yaptığı için ilişkili olduğu şirketler dahil bir çok şirketle mal alım satım ilişkisinde bulunduğu ve bu şirketlerle borç ilişkisine girdiği, bu nedenle ... Mensucat San ve Tic A.Ş’nin bu şirkete yıllar itibarıyla borç para vermiş olması ve tekrar tahsil etmesi durumunun tek başına şüpheli bulunmadığının belirtilmesine karşın; şirket tarafından 31.12.2013 tarihinde ... Üniversitesine 300.000,00 TL, 02.01.2014 tarihinde 500.000,00 TL, 22.04.2014 tarihinde 150.000,00 TL ve 13.05.2014 tarihinde 350.000,00 TL bağış yapıldığı, yine ... Sanayici ve İşadamları Federasyonu'na 2013 yılında 60.000 TL bağış yapıldığı ve sözkonusu bağışın federasyon gelirlerinin %26,94'lük kısmına tekabül ettiğinin tespit edildiğinin bildirilmesine göre, şirketin örgütün finansmanı maksadıyla suça tahsis edilip edilmediğinin belirlenmesi bakımından, 2015 yılında gerçekleşen hisse devirlerinin muvazaalı olup olmadığı araştırılıp, müsaderesine hükmedilen diğer şirketlerle farklılık arzeden bir durumunun bulunup bulunmadığının ve gerçekleştirmiş oldukları işlemlerin gerçek mahiyetinin belirlenmesi için yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak alınacak rapordan sonra şirketin örgütle bağlantılı kuruluşlara yaptığı bağışlar ve bu bağışların oranı da gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin eksik araştırma ile yazılı şekilde müsadereye yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma gerekçesi gözetilerek şirketle ilgili verilen kayyımlık kararının devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın ... 9. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.