5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 309

Ceza Muhakemesi Kanunu 309. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 309 – (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.[144] (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. (4) Bozma nedenleri: a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz. c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. (5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3.749 karar eşleşti
10. Ceza Dairesi, 2023/16477 E., 2025/1521 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 26.07.2023 tarihli ve 2023/5054 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.09.2023 tarihli ve KYB-2023/90894 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderil
10. Ceza Dairesi         2023/16477 E.  ,  2025/1521 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARARLAR : 1. Beraat 2. Kamu davasının düşmesi 3. Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararların kanun yararına bozulması Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen 14.04.2015 tarihli kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasında, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraatine karar verildiği, hükmün, temyiz edilmeksizin 24.06.2015 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen 22.11.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasının, kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği, hükmün, istinaf edilmeksizin 21.12.2016 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen 10.05.2018 tarihli kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun'un 51/1. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği, hükmün istinaf edilmeksizin 03.07.2018 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 26.07.2023 tarihli ve 2023/5054 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.09.2023 tarihli ve KYB-2023/90894 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.09.2023 tarihli ve KYB-2023/90894 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "1-Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2017/523 esas, 2018/202 sayılı kararı yönünden yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre, sanığın 09.08.2017 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği iddiası ile yapılan soruşturma sonucunda, 5237 sayılı Kanun'un 191/6. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmeden 13.11.2017 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda Biga 1.Asliye Ceza Mahkemesince mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, Sanık hakkında, daha önce 07.09.2014 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan dolayı Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.12.2014 tarihinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verilmesi sonrasında, adı geçen sanığın uyuşturucu madde kullanmaya devam ettiği gerekçesiyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılarak, Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2015 tarihli ve 2015/288 sayılı iddianamesiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 esas, 2015/380 sayılı kararı ile, sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair tebligatın sanığın doğrudan mernis adresine yapılması nedeniyle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle beraatine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, akabinde bu kez sanık hakkında aynı eylem nedeniyle Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.10.2015 tarihinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verildiği, sanığın tekrar uyuşturucu madde kullanması nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılarak, Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2016 tarihli ve 2016/515 sayılı iddianamesiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/289 esas, 2016/391 sayılı kararı ile, sanık hakkında Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 27.10.2015 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğ edilmemiş olması nedeniyle açılan kamu davasının düşmesine karar verildiği ve bu kararın da kesinleştiği, Bu haliyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinin 2. fıkrasında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle yapılan soruşturmalarda beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verileceği, 4. fıkrasında erteleme kararının kaldırılarak kamu davası açılması gereken durumlar sayılarak, maddenin 6. fıkrasında ise "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez." şeklindeki düzenleme gereğince sanık hakkında 07.09.2014 tarihli ilk eylemi sebebiyle verilmiş olan bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının bulunmadığı, bundan sonra sanık hakkında verilecek ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararına kadar olan tüm suçlara ilişkin soruşturma dosyalarının birleştirilerek bu suçların hepsine ilişkin olarak tek bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi gerekeceğinden, Cumhuriyet Savcılıklarınca soruşturma dosyalarının birleştirilmesinin temini amacıyla durma kararı verilerek gereği için ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinde, 2-Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 esas, 2015/380 sayılı kararı yönünden yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 07.09.2014 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.12.2014 tarihli ve 2014/2133 soruşturma, 2014/1 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verilmesi sonrasında, adı geçen sanığın yükümlülüklerine uymamakta ısrar ettiğinin bildirilmesi üzerine kamu davası açılması neticesinde yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair tebligatın sanığın doğrudan mernis adresine yapılması nedeniyle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sanığın cezalandırılması istemiyle açılan davada aynı maddenin 4. fıkrasında sayılan kovuşturma şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda, Mahkeme tarafından 5 yıllık erteleme süresi zarfında gerçekleşmesi muhtemel olan dava şartının gerçekleşmesini beklemek üzere 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesi gereğince kamu davasının durmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde beraat kararı verilmesinde, 3-Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/289 esas, 2016/391 sayılı kararı yönünden yapılan incelemede, Sanık hakkında verilen Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 esas, 2015/380 sayılı beraat kararı akabinde, yine 07.09.2014 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.10.2015 tarihli ve 2015/1521 soruşturma, 2015/49 sayılı kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verilmesi sonrasında, adı geçen sanığın yükümlülüklerine uymamakta ısrar ettiğinin bildirilmesi üzerine kamu davası açılması neticesinde yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 27.10.2015 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğ edilmemiş olması nedeniyle açılan kamu davasının düşmesine karar verilmiş ise de, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sanığın cezalandırılması istemiyle açılan davada aynı maddenin 4. fıkrasında sayılan kovuşturma şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda, Mahkeme tarafından 5 yıllık erteleme süresi zarfında gerçekleşmesi muhtemel olan dava şartının gerçekleşmesini beklemek üzere 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesi gereğince kamu davasının durmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde düşme kararı verilmesinde, İsabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/404 Esas ve 2015/380 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; 1. Şüpheli hakkında, 07.09.2014 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 26.12.2014 tarihli ve 2014/2133 Soruşturma, 2014/1 Karar sayılı kararı ile; 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi ya da tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması durumunda hakkında kamu davası açılacağının ihtarına karar verildiği, kararın şüpheliye usulüne uygun şekilde tebliğ edilerek infazı için Çanakkale Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, 2. Şüphelinin yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar ettiği gerekçesiyle erteleme kararının kaldırılarak Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2015 tarihli ve 2014/2133 Soruşturma, 2015/288 Esas, 2015/288 sayılı iddianamesi ile Biga Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, 3. Biga Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 Esas, 2015/380 Karar sayılı kararı ile, çağrı yazısı tebliğinin usulsüz olduğu gerekçesiyle, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraatine, karar kesinleştiğinde sanık hakkında TCK'nın 191. maddesi doğrultusunda gereğinin takdir ve ifası için dosyanın onaylı suretinin Biga Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır. B. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/289 Esas ve 2016/391 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; 1. Beraat kararının kesinleşmesinden sonta Biga Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması üzerine; şüpheli hakkında beraat kararına konu 07.09.2014 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 27.10.2015 tarihli ve 2015/1521 Soruşturma, 2015/49 Karar sayılı kararı ile; 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına karar verildiği, kararın şüpheliye tebliğ edilemediği, tedbirin infazı için Çanakkale Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, 2. Şüphelinin yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar ettiği gerekçesiyle erteleme kararının kaldırılarak Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2016 tarihli ve 2015/1521 Soruşturma, 2016/520 Esas, 2016/515 sayılı iddianamesi ile Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, 3. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 22.11.2016 tarihli ve 2016/289 Esas, 2016/391 Karar sayılı kararı ile, erteleme kararının şüpheliye tebliğ edilmediği, kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca davanın düşmesine karar verildiği, kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır. C. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/523 Esas ve 2018/202 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; Şüpheli hakkında, 09.08.2017 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 13.11.2017 tarihli ve 2017/2129 Soruşturma, 2017/755 Esas, 2017/749 sayılı iddianamesi ile Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesine, daha önce 2014/2133 ve 2015/1521 sayılı soruşturma dosyalarında erteleme kararları verildiği, ihlâl nedeniyle dava açıldığı, yeniden erteleme kararı verilemeyeceği belirtilerek TCK'nın 191/6. maddesi uyarınca doğrudan kamu davası açıldığı, Yapılan yargılama sonucunda Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 10.05.2018 tarihli ve 2017/523 Esas, 2018/202 Karar sayılı kararı ile, sanığın, 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun'un 51/1. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği, kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır. D. Dosyalar kapsamına göre; 1. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 Esas, 2015/380 Karar sayılı kararı yönünden yapılan incelemede: Mahkemece, denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında Denetimli serbestlik Müdürlüğünce çıkarılan çağrı yazısı tebligatının usulsüz olduğu gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesinde yer alan, "Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında ..beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir.", üçüncü fıkrasında "Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır." ve dördüncü fıkrasının (a) bendinde "Kişinin, erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,...hâlinde, hakkında kamu davası açılır." şeklinde ve 5271 sayılı CMK'nın 223/2. maddesinde yer alan, "Beraat kararı; a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması, e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması, hallerinde verilir." şeklindeki ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinde yer alan, "Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklindeki düzenlemeler dikkate alındığında; Mahkemesince, ısrar şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile beraat kararı verilemeyeceği, ısrar şartının gerçekleşmesini beklemek üzere durma kararı verilmesi gerektiği, hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş olan sanık hakkında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar ettiğine ilişkin şekil şartı yerine getirilmediği gerekçesiyle beraat kararı verilmesi halinde aynı suçtan tekrar kovuşturma yapılmasının mümkün olmayacağı, bu halde kamu davasının açılması bir şarta (yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etme şartına) bağlanmış olduğundan, mahkemece ısrar şartının gerçekleşmediği kanaatine varılması durumunda, 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca "durma" kararı verilerek, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın beraatine karar verilmesi Kanun'a aykırıdır. Ayrıca, dosyanın kesin olarak sonuçlandırılması ve davanın esasını çözen beraat kararıyla yargılama sonlandırıldıktan sonra, sanki durma kararı verilmişcesine gereği için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilerek hükmün karıştırılması da, Kanun'a aykırı olup sanık lehine verilmiş olan ve davanın esasını çözen bu karardan dolayı yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, hukuka aykırılığa işaret edilerek kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir. 2. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/289 Esas, 2016/391 Karar sayılı kararı yönünden yapılan incelemede: Mahkemece, erteleme kararının şüpheliye tebliğ edilmediği, kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca davanın düşmesine karar verilmiş ise de, Beraat kararıyla sonuçlanan 07.09.2014 tarihli eylem nedeniyle, suç duyurusu üzerine yeniden soruşturma konusu yapılarak erteleme kararı verilmesi ve yükümlülüklerine uygun davranmaması nedeniyle kamu davası açılması ve kovuşturma konusu yapılması Kanun'a aykırı olup, 5271 sayılı CMK'nın 223/7. maddesiinde yer alan; "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir" düzenlemesi karşısında, Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 Esas, 2015/380 Karar sayılı "beraat" kararı Kanun'a aykırı ise de, sanık lehine verilmiş olan ve davanın esasını çözen bu karardan dolayı yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, hukuka aykırılığa işaret edilerek kanun yararına bozulması gerektiği de dikkate alınarak, mükerrer açılan davada 5271 sayılı CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca "davanın reddine" karar verilmesi gerektiği gözetilmeden düşme kararı verilmesi, Kanun'a aykırı olduğundan, sanık lehine verilmiş olan ve davanın esasını çözen bu karardan dolayı yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, hukuka aykırılığa işaret edilerek kanun yararına bozma istemi kısmen değişik gerekçe ile yerinde görülmüştür. Mahkemenin kabulüne göre de, 5237 sayılı TCK'nın 191/4. maddesinde sayılan kovuşturma şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda, beş yıllık erteleme süresi zarfında gerçekleşmesi muhtemel olan dava şartının gerçekleşmesini beklemek üzere 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin 2. cümlesi gereğince kamu davasının durmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde düşme kararı verilmesi de Kanun'a aykırıdır. 3. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2017/523 Esas, 2018/202 Karar sayılı kararı yönünden yapılan incelemede; Sanığın 09.08.2017 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği iddiası ile yapılan soruşturma sonucunda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmeden doğrudan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, Sanık hakkında, daha önce 07.09.2014 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.12.2014 tarihinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verilmesi sonrasında, ihlâl nedeniyle ertelenmesi kararı kaldırılarak, Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2015 tarihli iddianamesiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli kararı ile, sanığın beraatine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, akabinde bu kez sanık hakkında aynı eylem nedeniyle Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.10.2015 tarihinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair karar verildiği, ihlâl nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılarak, Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 02.06.2016 tarihli iddianamesiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli kararı ile, sanık hakkında Biga Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 27.10.2015 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının tebliğ edilmemiş olması nedeniyle açılan kamu davasının düşmesine karar verildiği ve bu kararın da kesinleştiği, Bu haliyle, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle yapılan soruşturmalarda beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verileceği, aynı Kanun'un 191/4. maddesinde erteleme kararının kaldırılarak kamu davası açılması gereken durumlar sayılarak, aynı Kanun'un 191/6. maddesinde ise "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez." şeklindeki düzenleme gereğince sanık hakkında 07.09.2014 tarihli ilk eyleminden verilmiş olan beraat ve düşme kararları nedeniyle hukuken geçerli bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının bulunmadığı, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesindeki kovuşturma şartının gerçekleşmediği, 07.09.2014 tarihli eylem nedeniyle beraat kararı verilmiş ve kesinleşmiş olması nedeniyle artık bu eylem yönünden soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı da gözetilerek yalnızca 09.08.2017 tarihli eylem nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi gerekeceğinden, durma kararı verilerek gereği için ilgili Cumhuriyet savcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi Kanun'a aykırı olup Kanun yararına bozma istemi yerindedir. Ancak; Sanığın adli sicil kaydı ve UYAP kayıtlarının incelenmesinde, sanık hakkında 27.11.2019 tarihli aynı nev'i suç nedeniyle Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 28.07.2023 tarihli ve 2023/2238 Soruşturma, 2023/61 Karar sayılı yeni bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildiği anlaşılmakla, Dairemiz yerleşik uygulamalarına göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan yürütülen soruşturmalarda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesinde yer alan "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez" amir hükmü gereği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının sadece bir kez verilebileceği, aynı şüpheli hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu nedeniyle farklı tarihlerde işlediği eylemlerden dolayı birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş ise, bunlardan usulüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının esas alınması gerektiği, esas alınan kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmesine kadar aynı suçtan işlenen tüm eylemlerin tek suç olarak ve TCK'nın 61. maddesi kapsamında alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi olarak kabul edildiğinden, Biga Cumhuriyet Başsavcılığının 2023/2238 Soruşturma sayılı dosyasının, dava açılmış ise mahkeme dosyalarının getirtilip dosya arasına alınması, usûlüne uygun şekilde verilip kesinleşen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının bulunup bulunmadığı belirlenip, dosyaların derdest ise incelemeye konu dava dosyası ile birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle, incelemeye konu eylem nedeniyle yeniden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilip verilmeyeceği ya da incelemeye konu eylemin ihlal niteliğinde eylem olup olmadığı veya eylemlerin tek suç, ayrı suç veya zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra hukukî durumun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi değişik gerekçe ile yerinde görülmüştür. III. KARAR A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, B. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2015 tarihli ve 2015/404 Esas, 2015/380 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (c) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, C. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/289 Esas, 2016/391 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (c) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, D. Biga 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.05.2018 tarihli ve 2017/523 Esas, 2018/202 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.02.2025 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Ceza Dairesi, 2024/7646 E., 2025/2546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 18.11.2024 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.12.2024 tarihli ve KYB-2024/119101 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmek
7. Ceza Dairesi         2024/7646 E.  ,  2025/2546 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/127 D. İş SUÇ : 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye muhalefet KARAR : İtirazın reddi KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul 1. Fikrî ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin, 27.10.2023 tarihli ve 2017/327 Esas ve 2023/368 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 61/A-1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43. ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay 25 gün hapis ve 5.200,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, karara karşı sanık müdafii tarafından yapılan itiraz üzerine İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.02.2024 tarihli ve 2024/127 Değişik İş sayılı kararıyla, itirazın reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 18.11.2024 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.12.2024 tarihli ve KYB-2024/119101 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.12.2024 tarihli ve KYB-2024/119101 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği gözetilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre, sanığın eylemine uyan suç için kanunda öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre olağan dava zamanaşımının 5237 sayılı Kanun’un 66/1-e maddesi gereğince 8 yıl olduğu, sanığın savunmasının 13/11/2013 tarihinde alındığı ve bu süre zarfında zamanaşımını kesen başkaca bir sebebin bulunmadığı, bu haliyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar tarihi itibariyle 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşıldığından, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gözetilmeksizin itirazın bu yönden kabulü yerine reddine karar verilmesinde, Kabule göre de; Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 15/09/2020 tarihli ve 2020/1617 esas, 2020/9467 karar sayılı ilamında yer alan, "Hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde yürürlüğe giren, 7188 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik CMK'nın 253. maddesi uyarınca, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte ve aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin düzenleme karşısında; somut olayda sanıkların birlikte işlediği uzlaşma kapsamında olmayan TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma ve üye olma suçunun mağdurunun kamu olması ve aynı Kanun'un 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun mağdurlarının ise ..., ..., ..., ... ve ... olması nedeniyle anılan Kanun hükümleri ile değişik CMK’nın 253/3. maddesinin uygulama alanı bulmayacağı ve hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik CMK’nın 253/1. madde hükmü uyarınca, sanıklara atılı TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınmış olması nedeniyle CMK’nın 254. maddesi uyarınca dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak usulünce uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu," şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, Dosya kapsamına göre, marka hakkına tecavüz suçunun mağdurlarının ...Limited, ...isimli firmaların olduğu, sanık hakkında beraat kararı verilen inceleme dışı suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun mağdurunun ise kamu olduğu, 24/10/2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253/3. maddesinin 2. cümlesinde yer alan "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." şeklindeki düzenleme ile aynı Kanun'un 253/1-b/6 maddesi uyarınca, anılan suçların mağdurlarının farklı oldukları dikkate alınarak, sanığın üzerine atılı marka hakkına tecavüz suçunun uzlaşmaya tabi olduğu anlaşılmakla birlikte, Bahse konu suçların mağdurlarının aynı oldukları kabul edilse bile, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 01/06/2021 tarihli ve 2021/1945 esas, 2021/11056 karar sayılı ilâmında yer alan, "Dosya kapsamına göre; sanık hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlâli suçlarından kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde sanığın hırsızlık suçundan beraatine, konut dokunulmazlığının ihlali suçundan ise mahkûmiyetine hükmedildiği anlaşılmış ise de, sanık hakkında hırsızlık suçundan beraat kararı verilmesi sebebiyle, konut dokunulmazlığının ihlâli suçu yönünden uzlaştırmaya engel olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 'uzlaşma' başlıklı 253/3. maddesinde yer alan "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz” şeklindeki düzenlemenin uygulama olanağının kalmadığı, bu hâli ile TCK’nun 116/4. maddesindeki konut dokunulmazlığının ihlâli suçunun da uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması karşısında; 5560 sayılı Yasanın 25. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 254. maddesi uyarınca aynı Yasanın 253. maddesindeki yöntem izlenerek uzlaşma girişiminde bulunularak sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden.." şeklinde yer alan açıklamalar kapsamında, hüküm kurulurken uzlaştırma hükümlerine tâbi olmayan suçtan beraat kararı verilmesi halinde, uzlaştırma kapsamında bulunan suç yönünden dosyanın soruşturma bürosuna gönderilebileceği, bu durumun ise ihsası rey olarak nitelendirilmeyeceği; Somut olayda, sanık hakkında marka hakkına tecavüz ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından kamu davasının açıldığı, yapılan yargılama neticesinde sanığın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan beraatine, marka hakkına tecavüz suçundan ise mahkûmiyetine hükmedildiği anlaşılmış ise de, sanık hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan beraat kararı verilmesi sebebiyle, marka hakkına tecavüz suçu yönünden uzlaştırmaya engel olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ''Uzlaşma'' başlıklı 253/3. maddesinde yer alan "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.'' şeklindeki düzenlemenin uygulama olanağının kalmadığı, bu hâli ile marka hakkına tecavüz suçu yönünden 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesindeki esas ve usullere göre uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi için yargılama dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde" şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğindeki hususlardan (1) numaralı neden yönünden; Kanun yararına bozma müessesesinin uygulanmasında, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar." şeklindeki düzenleme esas alınarak, kanun yararına bozma incelemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki istem ve gerekçe ile sınırlı olduğu cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesindeki (1) nolu talep yerinde görüldüğünden istemin kabulüne karar vermek gerekmiştir. B.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğindeki hususlardan (2) numaralı neden yönünden; (1) numaralı istemin kabul edilmesi nedeniyle (2) numaralı istem yönünden bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. III. KARAR A.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğindeki (1) numaralı neden yönünden; 1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.02.2024 tarihli ve 2024/127 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, B.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriğindeki (2) numaralı neden yönünden; Bozma nedenine göre kanun yararına bozma ihbarnamesinde yer alan (2) numaralı istem yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 19.02.2025 tarihinde karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2024/4034 E., 2025/904 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 14.05.2024 tarihli ve 2023/13769 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.07.2024 tarihli ve KYB-2024/62303 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası
11. Ceza Dairesi         2024/4034 E.  ,  2025/904 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/744 E., 2020/370 K. SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık KARARLAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul Anadolu 17. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.10.2020 tarihli ve 2019/744 Esas, 2020/370 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/1, 157/1, 35 ve 52. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ile 9 ay hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18.05.2022 tarihli ve 2021/43023 Esas, 2022/9201 Karar sayılı ilamı ile sanığın eski hale getirme ve temyiz başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmesi suretiyle usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 14.05.2024 tarihli ve 2023/13769 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.07.2024 tarihli ve KYB-2024/62303 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.07.2024 tarihli ve KYB-2024/62303 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " Dosya kapsamına göre; 1-Suça konu bononun Pendik 2. İcra Müdürlüğünde icra takibine konu edildiğinin ve kamu kurumu olan icra müdürlüğünün araç olarak kullanıldığının iddia olunduğu olayda, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin 5235 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla mahkûmiyetine karar verilmesinde, 2-Kabule göre de; Sanığın 17/04/2008 tarihinde işlediği resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık eylemlerine uyan suç için öngörülen cezanın türü ve yukarı sınırına göre, dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı Kanun'un 66/1-e ve 66/2 maddeleri gereğince 8 yıl, anılan Kanun'un 67/4. maddesi uyarınca olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 12 yıl olduğu, Sanık hakkında Pendik Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2009 tarihli iddianamesi ile kamu davası açıldığı ve sorgusunun 06/05/2010 tarihinde yapıldığı, ilk mahkumiyet kararının İstanbul Anadolu 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2009/1308 esas, 2015/128 sayılı ilamı ile verildiği, anılan kararın Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 19/11/2019 tarihli ve 2019/6505 esas, 2019/8090 sayılı kararı ile bozulduğu, bu tarihten sonra dava zamaşımı süresini kesen başkaca bir işlemin bulunmadığı, Bu haliyle, suç tarihi olan 17/04/2008 tarihi ile kararın verildiği 13/10/2020 tarihi arasında 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilmeden, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla sanığın mahkûmiyetine dair yazılı şekilde hüküm kurulmasında, İsabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden; 1. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendinin; “Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.” şeklinde düzenlendiği belirlenmiştir. 2. Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst sınırına göre, aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü ve suç tarihinden hüküm tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmıştır. 3. 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla mahkûmiyet hükmü kurulması Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi bu suç yönünden yerinde görülmekle, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir. B. Dolandırıcılık suçu yönünden; 1. 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un Ağır ceza mahkemesinin görevi başlıklı 12 nci maddesinde; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan...nitelikli dolandırıcılık (m. 158)...kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." hükümleri yer almaktadır. 2. 5237 sayılı Kanun 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin; "Dolandırıcılık suçunun, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır. 3. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; suça konu bononun Pendik 2. İcra Müdürlüğünde icra takibine konu edildiğinin ve kamu kurumu olan icra müdürlüğünün araç olarak kullanıldığının iddia olunması karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla sanığın dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine hükmedilmesi Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR A. Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden; 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. İstanbul Anadolu 17. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.10.2020 tarihli ve 2019/744 Esas, 2020/370 Karar sayılı kararı kararı ile verilen resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca bozma nedeni sanığın cezasının kaldırılmasını gerektirdiğinden, sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği DÜŞMESİNE, B. Dolandırıcılık suçu yönünden; 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. İstanbul Anadolu 17. Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.10.2020 tarihli ve 2019/744 Esas, 2020/370 Karar sayılı kararının dolandırıcılık suçu yönünden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, ceza miktarı açısından aleyhe sonuç doğurmamak üzere oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.01.2025 tarihinde karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/7935 E., 2025/3545 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Verilen bu karar aleyhine mağdur vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası D
3. Ceza Dairesi         2021/7935 E.  ,  2025/3545 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/861 E., 2020/555 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.10.2020 tarih ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Verilen bu karar aleyhine mağdur vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A.Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; "Sanığın mynet adlı internet haber sitesindeki yayınlanan haber üzerine, 08/06/2016 tarihli yorumunda, Cumhurbaşkanı ...'a yönelik olarak, "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor” şeklinde paylaşımda bulunduğu somut olayda; Mahkemece, her ne kadar sanığın paylaşımının içerisinde yer alan "yezid" ifadesinin hakaret niteliği taşımadığından bahisle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiş ise de; sanığın Cumhurbaşkanına hitaben kullandığı "Cb denen yezid abartıyor” şeklindeki sözün incitici, küçük düşürücü ve Cumhurbaşkanının toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette kullanıldığı ve hakaret vasfı taşıdığı gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B.Hukuki Süreç 1.Sanığın 09.09.1950 Çalca/Giresun doğumlu olup suç tarihinde emekli olduğu anlaşılmıştır. 2.Sanık hakkında, 08.06.2016 tarihinde www.mynet.com adlı internet haber sitesinde " vezneciler saldırısında yaralanan kadın saldırı anını anlatırken ...: Kürt müsün, Arap mısın? diye sordu" başlıklı haber yorumlarında müştekinin Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemde müştekiye hitaben "aslında biz abartmıyoruz..Cb denen yezid abartıyor" şeklinde alenen hakeret ettiği iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.03.2019 tarihli ve E.4513 sayılı yazısı ile kovuşturma izni verilmesi üzerine Giresun Cumhuriyet Başsavcılığının 15.05.2019 tarihli ve 2018/9004 Soruşturma sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır. 3.Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas, 2020/555 sayılı Kararında özetle, sanığın kullanmış olduğu "Yezid" ifadesinin Cumhurbaşkanına hakaret niteliği taşımadığı kabul edilerek hakaret suçunun unsurları oluşmadığından sanık hakkında CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir. 4.Kovuşturmanın tensip aşamasında iddianamenin mağdur vekiline elektronik olarak tebliğ edildiği, herhangi bir şikayet ve davaya katılma talebinde bulunulmadığı, yargılama sonunda verilen gerekçeli kararın da yine mağdur vekiline elektronik olarak tebliğ edildiği ancak süresi içerisinde istinaf kanun yolu başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmıştır. 5.İncelemeye konu gerekçeli karar görüldü işlemi için gönderilmiş ve 07.01.2021 tarihinde 216651 sicil numaralı Cumhuriyet savcısı tarafından kararın görüldü işlemi yapılmış, söz konusu karar istinaf edilmediğinden 13.01.2021 tarihinde kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir. 6.Mağdur Cumhurbaşkanı ... vekili Av. ... Aydın tarafından sunulan 25.01.2021 tarihli dilekçe ile sanık tarafından yapılan yorumda geçen ifadenin Cumhurbaşkanı'nı küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu, bahse konu ifadenin düşünce hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın üzerine atılı suçun unsurları oluştuğu halde beraat kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilerek, yanlış bir hukuki emsal oluşmaması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu kararın kanun yararına bozulması için talepte bulunulduğu anlaşılmıştır. 7.Adalet Bakanlığının, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı yazısı ile Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir. C.İlgili Hukuk Konu ile ilgili uluslararası düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin 1. fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir. D.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlığın kapsamı, sanığın Mynet isimli internet haber sitesinde yer alan bir haber ile ilgili olarak "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor" şeklinde yapmış olduğu yorumda Cumhurbaşkanına hitaben kullanıldığı anlaşılan "Yezid" ifadesinin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 03.04.2012 tarih 2011/10-438 Esas - 2012/141 Karar; 10.05.2011 tarih 2011/6-80 Esas - 2011/90 Karar; 14.12.2010 tarih 2010/4-210 Esas 2010/259 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere; sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. T.C. Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10). Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır. Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye, Anayasa ve kanunlara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır. Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir." Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre; “Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.), “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. ..., Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.). Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır. Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır. Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki denge de gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Bu açıklamalar ışığında ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğünde yezit kelimesinin "Nefret edilen kimseler için kullanılan bir söz, sahtekar" olarak; internet tabanlı yayın yapan Kubbealtı Lugati isimli sözlükte "Çok kızılan, hâin ve gaddar kimseler için kullanılan sövme sözü" olarak; Google Sözlük'te ise "kendisinden nefret edilen kimselere karşı acımasız, hain, gaddar vb. anlamında bir sövgü sözü" olarak tanımlandığı ve kamuoyunda da benzer şekilde sövgü sözü olarak kabul edildiği; söz konusu ifadenin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin emsal nitelikteki Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 19.07.2017 tarihli, 2016/6928 Esas-2017/4807 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğu; sanığın Mynet isimli internet haber sitesinde yer alan "Vezneciler saldırısında yaralanan kadın saldırı anını anlatırken ...: Kürt müsün, Arap mısın ? diye sordu" başlıklı bir haber ile ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor" şeklinde yapmış olduğu yorumda Cumhurbaşkanına hitaben kullandığı "yezid" ifadesinin doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla kullanılmış bir ifade olduğu; her ne kadar İlk Derece Mahkemesi kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.10.2014 tarihli, 2013/4-1131 Esas - 2014/809 Karar numaralı kararına atıf yapılarak "yezid" ifadesinin hakaret olmadığı ve kişilik haklarının rencidesi şeklinde değerlendirilmeyeceği kabul edilmiş ise de; söz konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayda; kamuoyunda Maraş olayları olarak bilinen hadiseye ilişkin yapılan yargılamalarda sanık olarak yargılanan bir kişinin, alevi sorunlarının tartışıldığı bir çalıştaya davet edilmesi eleştiri konusu yapılarak, tarihsel bir olaya atıfta bulunmak suretiyle “... ile Yezit’i bir araya getiriyorlar” şeklinde bir ifade kullanılarak tarihsel süreç içinde yer alan bir karakter ile davacı kişinin eşleştirildiği, söz konusu ifadelerin davacının kişiliğini hedef almaktan ziyade, tarihsel bir zemine dayanarak eleştiri mahiyetinde kullanıldığı, olayın meydana geldiği zaman ve ifadenin bağlamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun anılan kararına yanlış anlam yüklendiği ve kanun yararına bozma konusu yapılan işbu somut olaya emsal teşkil etmediği, tüm bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu olayda Cumhurbaşkanına alenen hakaret suçunun oluştuğu ve sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile beraat kararı verilmesi isabetli olmadığından Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararının CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca, sanık aleyhine sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kanun yararına bozulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. II.KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas, 2020/555 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/4-c maddesi gereğince, sanık aleyhine sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,10.02.2025 tarihinde karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2023/17406 E., 2025/4275 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 18.08.2023 tarihli ve 2021/15014 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 27.09.2023 tarihli ve KYB-2023/93816 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderi
10. Ceza Dairesi         2023/17406 E.  ,  2025/4275 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2018/502 E., 2019/598 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile hükümlü hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 31.01.2020 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 18.08.2023 tarihli ve 2021/15014 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 27.09.2023 tarihli ve KYB-2023/93816 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.09.2023 tarihli ve KYB-2023/93816 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre, 1-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/2. maddesinde "Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında ... beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir." şeklindeki, 191/3. maddesinde "Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.", 191/4. maddesinde “Kişinin, erteleme süresi zarfında; a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” şeklindeki ve 191/5. maddesinde, "Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz." şeklindeki, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddesinde "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklindeki düzenlemelerin yer aldığı, somut olayda kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren öngörülen 5 yıllık erteleme süresinin dolması nedeniyle kovuşturma şartının gerçekleşmediği dikkate alınarak mahkemesince açılan kamu davası hakkında düşme kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde; Kabule göre de, 2-) Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesince, sanığın kasten yaralama suçundan mahkûmiyetine ilişkin Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 11/07/1991 tarihli ve 1991/115 esas, 1991/116 sayılı kararı sebebiyle cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 11/07/1991 tarihli kararı kapsamında, tekerrüre esas alınan Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 01/11/1988 tarihli ve 1988/46 esas, 1988/171 sayılı kararına ilişkin suçun işlendiği 05/03/1988 tarihinde, kayden 15/03/1973 doğumlu olan sanığın 18 yaşından küçük olması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 58/5. maddesinde yer alan “Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme gereğince söz konusu kararın tekerrüre esas alınamayacağı ve dolayısıyla sanığın mükerrir olduğu sabit olmakla beraber sanık hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Şüpheli hakkında, 28.05.2016 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Uşak Cumhuriyet Başsavcılığının 10.10.2016 tarihli ve 2016/9997 Soruşturma, 2016/175 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile tedaviye tabi tutulmak suretiyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, B. Uşak Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce denetimli serbestlik tedbirini ihlâl ettiğinin bildirilmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Uşak Cumhuriyet Başsavcılığının 01.06.2018 tarihli ve 2016/9997 Soruşturma, 2018/1861 Esas, 2018/1535 sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, C. Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 26.09.2019 tarihli ve 2018/502 Esas, 2019/598 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verildiği, Anlaşılmıştır. D. Dosya kapsamına göre; Sanığın 28.05.2016 tarihli eylemi nedeniyle 10.10.2016 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının içeriğinde, sanığın bu karara itiraz hakkı bulunduğuna ilişkin, itiraz süresi ve merciinin gösterilmesi suretiyle usulüne uygun yasa yolu bildirimi yapıldığı ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının 03.03.2017 tarihinde sanığa usûlüne uygun şekilde tebliğ edildiği, erteleme kararının kesinleşmesinin ardından, tedbirin infazı için Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından düzenlenen ihtarlı çağrı kağıdının tebliği üzerine 05.05.2017 tarihinde yükümlünün başvurduğu ve tedbirin infazına başlanıldığı, tedavi sürecini tamamladığı, 12.07.2017 tarihli vaka sorumlusu ile olan randevusuna gitmemesi üzerine uyarılmasının ardından tekrar müdürlüğe başvurarak 26.07.2017, 09.08.2017, 05.09.2017, 18.10.2017 ve 03.11.2017 tarihli bireysel görüşmelerine ve vaka sorumlusu görüşmelerine katıldıktan sonra 03.01.2018 tarihli grup çalışmasına ve vaka sorumlusu görüşmesine katılmadığından bahisle ikinci bir uyarı yapılmaksızın dosyasının kapatıldığı, kovuşturma şartı olan ısrar koşulunun sağlanmadığı anlaşılmakla; 5237 sayılı TCK'nın 191/4. maddesinin (b) ve (c) bendinde yer verilen koşulların oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi, dolayısıyla 5237 sayılı TCK'nın 191/5. maddesinde yer alan "Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü kapsamında ihlal nedeni sayılacak eylem bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için, sanık hakkında incelemeye konu 28.05.2016 tarihli suç tarihinden sonra, ancak kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleştiği 20.03.2017 tarihinden itibaren erteleme süresi olan 5 yıl içinde işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen herhangi bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ya da 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereği doğrudan açılan davaların bulunup bulunmadığının araştırılarak, a) Var ise; Cumhuriyet Başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip dosya arasına alınıp, derdest ise temyize konu dava dosyası ile birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına gidilmesi için bildirimlerde bulunulup sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle ihlâl niteliğinde eylem olup olmadığı ya da eylemlerin tek suç, ayrı suç veya zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi, b) Yok ise; kovuşturma şartı olan ısrar koşulunun sağlanmadığı dikkate alınarak kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemek üzere 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca kamu davasının durmasına ve erteleme kararı ile birlikte verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına devam edilmesi için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, karar verilmesi gerekmekte ise de; dosya inceleme tarihi itibarıyla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleştiği 20.03.2017 tarihinden itibaren 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesinde öngörülen 5 yıllık erteleme süresinin dolduğu ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin birinci cümlesinde yer verilen "Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir." hükmü uyarınca erteleme süresinin dolması nedeniyle kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceği dikkate alınarak düşme kararı verilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle, mahkûmiyet kararı Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür. Kabule göre de; Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesince, sanığın kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 11.07.1991 tarihli ve 1991/115 Esas, 1991/116 Karar sayılı kararı esas alınarak cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 11.07.1991 tarihli kararı kapsamında, tekerrüre esas alınan Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 01.11.1988 tarihli ve 1988/46 Esas, 1988/171 Karar sayılı kararına ilişkin suçun işlendiği 05.03.1988 tarihinde, kayden 05.03.1973 doğumlu olan sanığın 18 yaşından küçük olması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 58/5. maddesinde yer alan "Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz." şeklindeki düzenleme gereğince söz konusu kararın tekerrüre esas alınamayacağı ve dolayısıyla sanığın mükerrir olduğu sabit olmakla beraber sanık hakkında ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi Kanun'a aykırıdır. E. 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi; "Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesi doğrudan hükmeder." şeklinde düzenlenmiş olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir. III. KARAR A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, B. Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.09.2019 tarihli ve 2018/502 Esas, 2019/598 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, C. 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bozma nedeninin cezanın kaldırılmasını gerektirdiği belirlendiğinden; Hüküm fıkrasının; "sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince DÜŞMESİNE" şeklinde DEĞİŞTİRİLMESİNE, hukuka aykırılığın bu şekilde giderilmesine, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.04.2025 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

I. Kanun yararına bozma II. Yargılamanın yenilenmesi III. Karar düzeltme Yukarıdakilerden hangisi/hangileri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenen olağanüstü kanun yolları arasında yer almaz?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol