Ceza Muhakemesi Kanunu 310. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 310 – (1) 309 uncu maddede belirtilen yetki, aynı maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına olarak re'sen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabilir.
(2) 309 uncu madde gereğince Adalet Bakanlığı tarafından başvurulduğunda bu yetki, artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılamaz.[145]
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yargılamanın Yenilenmesi
Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
118 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2021/14 E., 2023/384 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Hakimliği
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Kanun yararına bozma 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 ve 310 uncu maddelerinde düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2021/14 E. , 2023/384 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği
SAYISI : 4990 Değişik İş
I. HUKUKİ SÜREÇ
Hakaret suçundan şüpheli ... hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu'nun 172. maddesi uyarınca verilen 29.04.2019 tarihli ve 66192-45973 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı şikâyetçi vekili tarafından yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince 25.06.2019 tarih ve 4990 Değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 20.12.2019 tarihli ve 94660652-105-06-14561-2019-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.12.2019 tarihli ve 132851 sayılı ihbarname ile dosyanın gönderildiği Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 14.09.2020 tarih ve 441-9306 sayı ile kanun yararına bozma isteğinin reddine karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.10.2020 tarih ve 132851 sayı ile; "Dosya kapsamına göre; Diyarbakır Barosu Başkanı Av....nin cenaze merasimi esnasında Türkiye Barolar Birliği Başkanı olan müşteki ...'nun vefat eden baro başkanının tabutunu taşırken çekilen bir fotoğrafın bulunduğu linke bir kısım mesajlar yazıldığı, bu mesajlardan birinin şüpheli ... tarafından atılarak 'Adi şerefsiz töroris köpek vatan hayini onun bunun oooooooo orsbu çocugu' yorumunun yazıldığı, fotoğraf altındaki diğer mesajlar ve fotoğrafın linkteki konumu dikkate alındığında TCK'nın 126. maddesine göre 'mağdurun şahsına yönelik duraksanmayacak bir durum' bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi ve maddi gerçeğin tereddütsüz ortaya çıkarılabilmesi için şüphelinin sosyal medyasına ilişkin kaynak araştırması yapılması ve kolluk araştırması neticesinde şüpheli olduğu düşünülen şahsın kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bu yöne ilişkin tespit yapıldıktan sonra suça konu sosyal medya hesabının kendisi tarafından kullanıp kullanmadığı da sorularak şüphelinin savunmasının alınmasından sonra, oluşacak sonuca göre hukukî durumun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeksizin eksik soruşturma sonucu kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 07.12.2020 tarih ve 25973-18538 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şüpheli hakkında hakaret suçundan yapılan soruşturma sonucunda, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın eksik soruşturma sonucu verilip verilmediğinin ve bu kapsamda şikâyetçi vekilinin itirazının reddine yönelik merci kararının yerinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Şikâyetçi ... vekili Av. ...'ın 12.04.2019 tarihli şikâyet dilekçesi ile; şüpheli ...'nın Facebook hesabından şikâyetçinin fotoğrafının altına şikâyetçiyi kastederek ve herkesin görebileceği şekilde "Adi şerefsiz Töroris köpek vatan hayini onun bunun oooooooo orsbu çocugu" yorumunu yazarak şikâyetçiye sosyal medya üzerinden alenen hakaret ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.04.2019 tarih ve 66192-45973 sayı ile; dosya içeriğindeki fotoğraf incelendiğinde beyaz örtüye sarılmış bir tabutun etrafında çok sayıda insan bulunduğu, tabutun üzerinde terör örgütünü simgeleyen renklere sahip bir başka bezin de örtüldüğü, fotoğrafın bir terör örgütü üyesinin cenazesine fotoğraftaki kişilerin katıldıklarına yönelik bir algı oluşturmak amacını taşıdığı ancak fotoğrafta yüzünün üçte biri kadarı görünen bir şahsın şikâyetçiye benzemekle beraber fotoğraftaki kişilerin hiçbirinin isminin zikredilmediği, şüphelinin de isim yazmaksızın paylaşımda bulunduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 126. maddesindeki unsurların bulunmadığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, 02.05.2019 tarihinde şikâyetçi vekiline tebliğ edilmesi üzerine şikâyetçi vekili tarafından 06.05.2019 tarihinde söz konusu karara itiraz edildiği,
Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince 25.06.2019 tarih ve 4990 Değişik iş sayı ile; itiraza konu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği,
Bu karara yönelik Adalet Bakanlığının 20.12.2019 tarihli ve 14561-2019 Kyb sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27.12.2019 tarihli ve 132851 sayılı ihbarnamede; "...Olay hakkında hiçbir araştırma yapılmadan atılı suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; şüphelinin sosyal medyasına ilişkin kaynak araştırması yapılması ve kolluk araştırması neticesinde şüpheli olduğu düşünülen şahsın kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bu yöne ilişkin tespit yapıldıktan sonra suça konu sosyal medya hesabının kendisi tarafından kullanıp kullanmadığı da sorularak şüphelinin savunmasının alınmasından sonra, oluşacak sonuca göre hukukî durumun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu,
Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 14.09.2020 tarih ve 441-9306 sayı ile; "...Dosya kapsamına göre bahse konu ifadelerin TCK'nın 126. maddesinde de belirtildiği üzere duraksamaya yol açmayacak bir şekilde müştekinin şahsına yönelik olduğunun anlaşılamaması ve dolayısıyla matufiyet şartının olayda gerçekleşmediği anlaşıldığından, mercii tarafından itirazın reddine dair verilen kararın yerinde olduğu" gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
TCK'nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi incelendiğinde:
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklindeki düzenlenmelere yer verildiği görülmektedir.
Bu düzenlemeyle, 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430.).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Bununla birlikle demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa'dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
Öte yandan, her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
TCK'nın "Mağdurun belirlenmesi" başlığını taşıyan 126. maddesi;
"Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır."
Şeklinde düzenlenmiş olup madde gerekçesinde de;
"Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir.
Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Buna göre hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmakta olup Özel Dairenin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
Diğer taraftan CMK'nın 2. maddesinin (e) bendinde "Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre" olarak tanımlanan soruşturma evresinde asıl görevli ve yetkili makam Cumhuriyet savcısıdır.
CMK'nın "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",
"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesi ise;
"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir." şeklinde düzenlenmiş,
CMK henüz yürürlüğe girmeden önce 5353 sayılı Kanun ile maddenin 3. fıkrasına; "Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." cümlesi eklenmiştir.
Aynı Kanun'un "Kamu davasını açma görevi" başlıklı 170. maddesinin ikinci fıkrası ise;
"Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." biçiminde düzenlenmiştir.
Anılan Kanun'un "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" başlıklı 172. maddesi;
"(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." şeklinde düzenlenmiş iken,
30.04.2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile maddeye;
"Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır." şeklinde 3. fıkra eklenmiştir.
06.01.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10. maddesi ile bu maddenin ikinci fıkrası;
"Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." şeklinde değiştirilmiş, bu değişiklik 08.03.2018 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile kanunlaşmıştır.
31.07.2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile anılan maddenin 3. fıkrasına; "tespit edilmesi" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi" ibaresi eklenerek madde metni son hâlini almıştır.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır. Ancak soruşturma sırasında maddi gerçeğe ulaşmak için nasıl bir yol izleyeceğine ve hangi kanıtların toplanması gerektiğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Aslında suçların çeşitliliği ve toplumsal yaşamın karmaşıklığı göz önüne alındığında böyle bir düzenlemenin çok da isabetli olmayacağı kuşkusuzdur. Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak hangi tür olaylarda hangi yolları takip edeceğine ilişkin mevzuatta bir açıklık bulunmamakla birlikte bu husus tamamen bilinmeyen bir konu da değildir. Daha önce karşılaşılan benzer olaylardaki hareket tarzı yoluyla kazanılan ve mesleki birikim olarak isimlendirilebilecek tecrübe, yargısal kararlar ve öğreti, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için Cumhuriyet savcısının yolunu aydınlatmaktadır.
Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkanını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame, toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Somut olayda şikâyet dilekçesi ekinde yer alan ve şüphelinin hakaret içerikli yorum yazdığı iddia edilen Facebook ekran çıktısına ilişkin cenaze törenine ait fotoğrafın üst kısmında "PKK BAYRAĞI ALTINDA YÜRÜYEN BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI..! BÖYLE BİR BAŞKAN İSTEMİYORUM DİYORSAN 1 KEZ PAYLAS!" yazısı ile birlikte şikâyetçinin tek başına olduğu başka bir resminin daha eklenmiş olduğu ve şikâyetçi vekilinin aşamalarda verdiği dilekçelerinde cenazeye ilişkin fotoğrafın Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin cenaze törenine ait olduğunu, şikâyetçinin bu törene katıldığını, fotoğrafta tabutu taşıyan kişilerden birinin de şikâyetçi olduğunu belirttiği anlaşılmaktadır. Bu durumda şikâyet dilekçesi üzerine şüphelinin ilgili sosyal medya hesabına ilişkin kaynak araştırması yapılıp şüphelinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilerek ifadesinin alınması, suça konu paylaşımın yapıldığı sosyal medya hesabının o tarihte şüphelinin kendisi tarafından kullanıp kullanmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre soruşturmanın yönlendirilmesi maddi gerçeğe ulaşma açısından zorunludur. Bunların yapılmaması durumunda soruşturma evresinin tamamlandığından söz edilemeyecektir. Bu açıdan şikâyet dilekçesi üzerine Cumhuriyet savcısının şikâyetçi vekilinin somut ve araştırılması gereken iddialarına karşın, "Dosya içeriğindeki fotoğraf incelendiğinde, beyaz örtüye sarılmış bir tabutun etrafında çok sayıda insan bulunduğu, tabutun üzerinde terör örgütünü simgeleyen renklere sahip bir başka bezin de örtüldüğü, fotoğrafın bir terör örgütü üyesinin cenazesine fotoğraftaki kişilerin katıldıklarına yönelik bir algı oluşturmak amacını taşıdığı ancak fotoğrafta yüzünün üçte biri kadarı görünen bir şahsın şikâyetçiye benzemekle beraber fotoğraftaki kişilerin hiçbirinin isminin zikredilmediği, şüphelinin de isim yazmaksızın paylaşımda bulunduğu ve TCK'nın 126. maddesindeki unsurların bulunmadığı" gerekçesiyle verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının, maddi gerçeğe ulaşma yolunda gerekli soruşturmaya dayandırıldığı, başka bir deyişle, CMK'nın istediği anlamda etkin bir soruşturmanın yapıldığı söylenemez.
Bu itibarla, yetersiz araştırmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın yerinde olmadığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Kanun yararına bozma 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 ve 310 uncu maddelerinde düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun'un 309/1. maddesi gereğince; hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 310. maddesine göre, 309. maddede belirtilen yetki, aynı maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına re'sen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabilmektedir.
Kanun yararına bozma yoluna başvurma yetkisi münhasıran Adalet Bakanlığına tanınmış bir yetkidir.
Tebligat eksikliği ve yanlışlığı, kanun yolu eksikliği, Yargıtay onaması, lehe yasa değerlendirmesi gerekmesi, kararın aynı zamanda temyiz edilmesi, temyiz süresine ilişkin eski hâle getirme ve hükmün temyizi niteliğinde talepte bulunulması, Cumhuriyet Başsavcılıklarınca verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kararlar,
Kararda, şekil ve esas açısından herhangi bir hukuka aykırılık hâli bulunmaması hâlinde, dosya kapsamına, gerekçeye ve mahkemenin takdirine ilişkin hususlar,
Eksik inceleme, delillerin değerlendirilmesi ve mahkemenin takdirine ilişkin hususlar,
Maddi hata, hesap hatası ve yazım yanlışları mahallinde mahkemesince alınabilecek bir kararla düzeltilebileceğinden,
Kanun yararına bozmaya konu edilemezler.
Mahkemenin delillerin takdirinde hataya düştüğü gerekçesiyle kanun yararına bozma başvurusu yapılamaz. Takdir hataları, ancak itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarında değerlendirme konusu yapılabilir.
Kanun yararına bozma, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların istisnaî olarak Yargıtayca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yolu olup olağanüstü ve istisnaî olma özelliğinden dolayı kanun yararına bozma yoluyla bir kararın bozulabilmesi için, mahkemelerin asıl ceza davasını çözmeye devam etmesinin artık imkânsız hale gelmiş olması veya hukuka aykırılığın giderilebilmesi için kanun yararına bozmadan başka imkân kalmamasının gerekli bulunması karşısında, söz konusu dosyalar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmektedir.
Olağanüstü ve istisnaî kanun yolu olan kanun yararına bozmanın aleyhe tesir etmeyeceği ve sonuca etkili bir durum meydana getirmeyeceğinden bahisle söz konusu dosyalar aleyhine kanun yararına bozma konusu edilemez.
Ancak;
- İnfaz Kanunlarına ilişkin kararlar,
- İdari para cezalarına ilişkin kararlar,
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar,
Bu durumun istisnasını oluştururlar.
26.10.1932 tarihli ve 29/32 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere kanun yararına bozma konusu olabilecek kanuna aykırılık hâlleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olup her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından söz konusu dosyalar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemektedir.
Hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay Ceza Dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kanun yararına bozma yasa yoluna istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle, bu yasa yolu dar kapsamlı olup her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. 26.10.1932 tarihli ve 29/32 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da yasaya aykırılık halleri açıklanıp, bunların uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olduğu belirtilmiştir. Şayet yasa yararına bozulan hüküm bir mahkûmiyet hükmü ise ve bozma nedeni de mahkûmiyet hükmünün, davanın esasını çözmeyen yönüne yahut savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, bu durumda hükmü veren mahkemece yeniden yargılama yapılarak hüküm verilecektir.
Şayet yasa yararına bozulan hüküm bir mahkûmiyet hükmü ise ve bozma nedeni de mahkûmiyet hükmünün, davanın esasını çözmeyen yönüne yahut savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, bu durumda hükmü veren mahkemece yeniden yargılama yapılarak hüküm verilecektir.
Mahkûmiyet hükmü, sayılan ayrıksı haller dışında, cezanın kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren diğer hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulmuşsa, bu durumda hükmü veren mahkemede yeniden yargılama yapılmayacak, CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca cezanın kaldırılmasına veya daha hafif cezaya Yargıtayca hükmedilecektir. Bozma aleyhe ise, bu durumda sadece hükmün yasa yararına bozulması ile yetinilecek, yeniden yargılama yapılması söz konusu olmayacaktır.
Yasa yararına bozulan hüküm, mahkûmiyet dışında ve davanın esasını çözer nitelikte diğer bir hükümse ve örneğin; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın düşmesi hükümlerinden biri ise, anılan maddenin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca verilen bozma kararı aleyhte sonuç doğurmayacak ve yeniden yargılama yapılamayacaktır.
Anılan Yasa'nın 309/5. maddesi uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.
Kanun yararına bozma yoluna gidilmesine ilişkin taleplerin reddi hâlinde, Adalet Bakanlığınca tesis edilen işlemin iptali istemiyle idare mahkemelerine açılan davalar sonucunda, idare mahkemeleri; Adalet Bakanlığı işleminin sonuçlarını yargısal alanda doğurduğundan, iptal davasına konu olabilecek bir idari işlem niteliğini haiz bulunmadığından bahisle, idari yargıda dava konusu edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında, şüpheli hakkında hakaret suçundan yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz sonucunda mercince verilen itirazın reddine ilişkin kararın eksik soruşturma sonucu verilip verilmediği hususunun dosya kapsamına, gerekçeye ve mahkemenin takdirine ilişkin hususlar olduğu, Ülke genelinde esaslı yanlışlıkları düzeltmek amaçlı içtihat oluşturulması, olağanüstü kanun yolunun olağan hale getirilmemesi, 26.10.1932 tarihli ve 29/32 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere kanun yararına bozma konusu olabilecek kanuna aykırılık hâlleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları olup her hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından, itirazın bu nedenle reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun düşüncesine karşıyım." gerekçesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesinin 14.09.2020 tarihli ve 441-9306 sayılı kanun yararına bozma talebinin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebinin kabulü ile Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 25.06.2019 tarihli ve 4990 Değişik iş sayılı kararının kanun yararına BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2016/1172 E., 2018/559 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu;
Ceza Genel Kurulu 2016/1172 E. , 2018/559 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
Sayısı : 103-217
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık ...'un 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Dörtyol 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 20.03.2014 tarihli ve 103-217 sayılı hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Bu hükme yönelik Adalet Bakanlığının 28.01.2016 tarihli ve 8759 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.02.2016 tarihli ve 47298 sayılı ihbarnamede;
"...Dosya kapsamına göre;
1) Kayden 10.06.1995 doğumlu olup suç tarihi olan 05.01.2009 tarihinde 12-15 yaş grubunda olduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında tayin olunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31/2. maddesi gereğince indirim yapılmamasında,
2) Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuk hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50/3. maddesi uyarınca anılan maddenin 1. fıkrası bentlerindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
İsabet görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.03.2016 tarih ve 458-2633 sayı ile;
"...Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görüldüğünden, Dörtyol (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.03.2014 tarihli 2013/103 esas, 2014/217 karar sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine..." karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.04.2016 tarih ve 47298 sayı ile;
"Suça sürüklenen çocuk olan hükümlü hakkında, yaş küçüklüğü nedeniyle TCK’nın 31/2. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken indirim yapılmaması ve suç tarihinde 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuk hakkındaki kısa süreli hapis cezasının TCK’nın 50/3. maddesi delaleti ile TCK’nın 50. maddenin 1. fıkrası bendindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiğine ilişkin kanun yararına bozma isteminin kabulü halinde Özel Dairece 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin (d) bendi gereğince mi yoksa aynı fıkranın (b) bendi gereğince mi uygulama yapılacağının belirlenmesine ilişkindir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hakim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur.
5271 sayılı Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm ve kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir.
Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle 'karar' ve 'hüküm' ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Bozma nedenleri;
5271 sayılı Yasa'nın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; karan veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasım çözmeyen yönüne veya savunma hakkım kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca karan veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, 'tekriri muhakeme' yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4'üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, eczanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmekledir.
Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken 'karar' ve 'hüküm' ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Mahkumiyete ilişkin hükmün bozulması üzerine mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektiren durum, 5271 sayılı Ceza muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendinde sınırlı biçimde sayılmıştır. Buna göre, mahkûmiyete ilişkin hükmün bozulması üzerine kararı veren mahkemece yeniden yargılama yapılabilmesi için bozma nedeninin, davanın esasını çözmeyen yönüne, savunma hakkını kaldırma veya kısıtlanma sonucunu doğuran usul hükmüne ilişkin olması gerekmektedir.
Mahkumiyet hükmünde, davanın esasını çözmeyen 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) benci kapsamında kalan bozma nedenlerine, hükmün gerekçe içermemesi, görevsiz mahkemece hükmün kurulması, hakimin davaya bakamayacağı hal mevcut olduğu halde bu hakim tarafından karar verilmesi, Cumhuriyet savcısının duruşmada hazır bulunması gerekliği halde yokluğunda yapılan duruşmada mahkumiyet hükmü kurulması, uzlaşmaya tabi bir suçta uzlaştırma işleminin yapılmaması ve ön ödemeye tabi bir suçta ön ödeme önerisinde bulunulmaması gibi örnekler gösterebiliriz.
Bozma nedeninin, savunma hakkının kaldırılması ya da kısıtlanması sonucunu doğurması hallerine ise, sanığın sorgusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147. maddesine uyan şekilde yapılması, aynı Kanun’un 226. maddesi gereğince sanığa ek savunma hakkı verilmemesi, alt dereceli mahkemece karar verilmesi, son sözün duruşmada hazır bulunan sanığa hatırlatılmaması, müdafii tayin edilmesi zorunlu olduğu halde müdafii atanmadan yapılan duruşma neticesinde mahkûmiyet hükmü kurulması ve duruşma yapılması zorunlu olduğu halde duruşma yapılmadan yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyet hükmü kurulması gibi örnekleri göstermek mümkündür.
Bozma nedeni, netice itibariyle hükümlüye daha az bir cezanın verilmesini ya da cezanın kaldırılması gerektiriyorsa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, bu hafif cezaya veya cezanın kaldırılmasına doğrudan Özel Dairece karar verilmesi gerekmekledir.
Özel Dairece, yeniden yargılama yasağı olduğu halde, daha az cezaya hükmedilmeyip ya da ceza kaldırılmayıp, hukuka aykırılığın giderilmesinin yerel mahkemeye bırakılması halinde, bu aşamada yerel mahkemenin vereceği karar yok hükmünde olacağından, hükümlü lehine sonuç doğuracak olan hukuka aykırılık da yasal olarak giderilmemiş olacaktır.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 2006/151-157, 13.02.2007 gün ve 2006/349, 2007/35, 18.09.2007 gün ve 2007/186-178, 13.05.2008 gün ve 2008/84-111 ile 14.04.2009 gün ve 2009/75-101 esas karar sayılı kararlarında da mahkumiyet hükümlerinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı kabul edilerek, hukuka aykırılıklarının bizzat özel dairelerince giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Somut olayda, suça sürüklenen çocuk olan hükümlü ... hakkında, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan hüküm kurulurken, kayden 10.06.1995 doğumlu olup suç tarihi olan 05,01.2009 tarihinde 12-15 yaş grubunda olduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuk hakkında tayin olunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 31/2. maddesi gereğince indirim yapılması gerekirken, yaş küçüklüğü nedeniyle indirim yapılmaması, ayrıca suç tarihinde 18 yaşından küçük olan suça sürüklenen çocuk hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/3. maddesi uyarınca anılan maddenin l. fıkrası bentlerindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilmemesi nedeniyle yerel mahkeme kararı hukuka aykırıdır. Bu nedenle Özel Dairece, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesi yerindedir. Ancak buradaki bozma nedeni, kullanmak amacıyla uyuşturucu madde satın almak veya bulundurmak suçundan daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiren bozma nedeni olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kalıp, yeniden yargılama yasağı bulunması nedeniyle belirlenen hukuki aykırılığın, bizzat Özel Dairece uygulanması gerektiği gözetilmeden, kararın bozulmasına, bozma nedenine göre müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmesinin isabetli olmadığı..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.05.2016 tarih ve 877-4491 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılğı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; kanun yararına bozma talebi üzerine hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün, suç tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda yer alan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 31/2. maddesinin uygulanmaması ve belirlenen kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50/3. maddesi uyarınca aynı maddenin birinci fıkrasındaki seçenek yaptırımlarından birine çevrilmesi zorunluluğuna uyulmaması isabetsizliklerinden bozulması durumunda, hükmün doğrudan Özel Dairece mi yoksa Yerel Mahkemece mi kurulacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2010 tarihli ve 2685-140 sayılı iddianamesiyle sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK'nın 188/3. maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, 14.07.2010 tarih ve 145-119 sayı ile yetkisizlik kararı ile dosyanın gönderildiği İskenderun Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle Dörtyol Sulh Ceza Mahkemesine görevsizlik kararı verildiği, Dörtyol Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 31.05.2012 tarih ve 859-633 sayı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına dair verilen kararın itiraz edilmeksizin 06.09.2012 tarihinde kesinleştiği, infaz edilmek üzere Kayseri Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğüne gönderilen tedbir kararı, çağrı bildiriminin tebliğine rağmen sanığın ilgili kuruma gelmemesi nedeniyle yeniden karar verilmek üzere Dörtyol Sulh Ceza Mahkemesine gönderildiği, dosyayı yeniden ele alan Dörtyol 1. Sulh Ceza Mahkemesince 20.03.2014 tarih ve 103-217 sayı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan TCK'nın 191/1 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK'nın 231 ile TCK'nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği, kısa süreli hapis cezasına ilişkin bu mahkûmiyet hükmünün temyiz edilmeksizin 16.04.2014 tarihinde kesinleştiği,
Bu hükme karşı Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı ile gönderilen dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.03.2016 tarih ve 458-2633 sayı ile; “...tebliğnamedeki bozma isteği yerinde görüldüğünden, Dörtyol (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.03.2014 tarihli 2013/103 esas, 2014/217 karar sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine...” karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ise, “...Belirlenen hukuki aykırılığın, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince maddesi uyarınca bizzat Özel Dairece giderilmesi gerektiği gözetilmeden, kararın bozularak müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmesinin isabetli olmadığı...” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurduğu,
Sanık ...'un nüfus kaydına göre 10.06.1995 doğumlu olup suç tarihi olan 05.01.2009 tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda olduğu,
Anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "kanun yararına bozma" kanun yolu, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri konularının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK’da ise “yazılı emir” olarak adlandırılan olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.
Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak, bu husus maddenin dördüncü fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrası;
''Bozma nedenleri:
a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.
b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder...'' şeklindedir.
Buna göre bozma nedenleri;
5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığından verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma ya da kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
Aynı Kanun maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere; bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hâllerde Yargıtayın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Uyuşmazlık konusunun çözümü için özellikle CMK’nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendindeki, "davanın esasını çözmeyen yönüne" ve “savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemleri”nden neyin anlaşılması gerektiğinin de açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Mahkûmiyet hükmünün davanın esasını çözmeyen yönüne ilişkin hukuka aykırılıklar, savunma hakkının kısıtlanması ya da kaldırılması sonucunu doğuran işlemler dışında kalan aynı zamanda davanın esasını çözümleyen yönüne ait olmayan aykırılıklardır. Bunlara örnek olarak, görevsiz mahkemece hüküm verilmesi, Cumhuriyet savcısının katılması gereken bir durumda yargılamaya katılmaması gibi hâller gösterilebilir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.06.2009 tarihli ve 94-182 sayılı kararında da bu husus açıkça vurgulanmıştır.
Savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucu doğuran usul işlemlerine ilişkin olarak, sanığın sorgusunun CMK’nın 147. maddesine uygun olarak yapılmaması, suç niteliğinin değişmesi hâlinde anılan Kanun'un 226. maddesine uygun olarak ek savunma hakkının verilmemesi, Kanun'un 216. maddesi uyarınca hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi bu usul işlemlerine örnek olarak verilebilirse de, bentte kastedilen usul işlemleri bunlarla sınırlı değildir. Ancak bendin bu hükmünü, her türlü usul işlemi şeklinde değil, sanığın hukuki durumunu etkileyen veya değiştirme ihtimali bulunan usul işlemi olarak yorumlamak gerekmektedir. Aksi kabul, her türlü kanuna aykırılığı bu kapsamda değerlendirme sonucunu doğurur ki, bu da kanun yararına bozma kurumunun ve kanun koyucunun amacı ile bağdaşmayan bir çözüm olacaktır.
Yine aynı şekilde, hükmün 5271 sayılı CMK'nın 34, 230, 232 ve 289/1-g maddelerine aykırı olarak gerekçeyi içermemesi, hükümde 230. maddesine aykırı olarak sabit kabul edilen olaya ve uygulamaya yer verilmemesi ya da görevsiz mahkemece hüküm kurulmasına ilişkin hukuka aykırılıklar da 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra konu ile ilgisi bakımından 5237 sayılı TCK'nın ''yaş küçüklüğü'' başlığını taşıyan 31. maddesinin ikinci fıkrası ile ''kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar'' başlığını taşıyan 50. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 31. maddesinin ikinci fıkrası;
''(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan onbir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz...'',
5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ise;
''(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir.
(2)...
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir...'' şeklindedir.
5237 sayılı TCK'nın 31. maddesinin 2. fıkrasında; yaş küçüklüğünün ceza sorumluluğuna etkisi, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olanlar ve fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlar olmak üzere iki farklı dönem içerisinde düzenlenmiştir.
Buna göre; fiili işlediği sırada henüz on iki yaşını bitirmemiş olan çocukların ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu yaş grubundaki çocuklar hakkında soruşturma sonucunda eylemin sabit olduğu ve suç teşkil ettiği sonucuna varılırsa, çocuk hâkimince hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluğu işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin varlığına bağlıdır. Bu değerlendirme sonucunda mahkemece çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmediği ve eyleminin sabit olduğu ve suç teşkil ettiğinin tespit edilmesi durumunda, çocuk hakkında 5271 sayılı CMK’nın 223/3-a maddesi uyarınca “kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilip, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Çocuğun işlediği fiille ilgili olarak algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığına kanaat getirilirse, Kanuna göre artık çocuk hakkında cezaya hükmedilecek, ancak bu ceza miktarında, TCK'nın 61. maddedeki sıra ve esaslar dâhilinde, aynı Kanun'un 31. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen miktar ve oranlarda indirim yapılacaktır. Bu konuda hâkime herhangi bir takdir hakkı tanınmamıştır.
Yine, 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında hüküm altına alınan kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlar incelendiğinde; (a) bendinde paraya çevirme yaptırımının, (b) bendinde iade ve tazmin, (c) bendinde meslek edinmeyi sağlama amacıyla bir eğitim kurumuna devam etme, (d) bendinde belirli yerlere gitmekten ve belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma, (e) bendinde ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınması ile belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanma, (f) bendinde ise kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirlerinin öngörüldüğü görülmektedir.
5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezasının, aynı maddenin birinci fıkrasındaki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunlu kılınmış, herhangi bir takdire bağlanmamıştır. Bu nedenle maddede yazılı şartların oluşması hâlinde başka herhangi bir değerlendirme yapılmadan özgürlüğü bağlayıcı ceza seçenek yaptırımlardan birisine dönüştürülecektir.
Yargıtay ilgili dairesince kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlardan birine çevrilirken, (f) bendinde öngörülen kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirinin uygulanması için gönüllü olma koşulu arandığından ve Özel Dairece olağanüstü kanun yolu nedeniyle yapılan inceleme sırasında bu şartın gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilemeyeceğinden, belirtilen bent dışındaki diğer seçeneklerden uygun olanının tercihi yoluna gidilmelidir. Olağan kanun yoluna başvurmayı tercih etmeyerek hakkında kurulan hapis cezasına ilişkin hükme bir itirazı olmayan sanığın olağanüstü kanun yoluna başvurulması nedeniyle yapılan değerlendirme sonucunda belirlenen ve hapis cezasına göre lehe olduğunda tartışma bulunmayan seçenek yaptırıma razı olacağının kabulü gerekmektedir.
Kanun yararına bozma istemi üzerine yapılan değerlendirmede, mahkûmiyet hükmü kurulurken, suç tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda yer alan sanık hakkında hükmolunan hapis cezasından TCK'nın 31. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen oranda indirim yapılması ile aynı Kanun'un 50. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi zorunluluğuna uyulmamış olmasına ilişkin hukuka aykırılıkların, yukarıda yer verilen açıklamalara göre 309. maddenin dördüncü fıkrasının (b) bendinde sayılan mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olduğunun kabulü mümkün değildir. Böyle bir hukuka aykırılığı içerir hüküm, aynı maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendindeki 5271 sayılı Kanunun 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karar ya da (c) bendindeki davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümler kapsamında da değerlendirilemeyecektir. O hâlde, söz konusu hukuka aykırılıklar (d) bendinde sayılan hükümlüye daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiren hâllerden olup, dolayısıyla Yargıtay ilgili dairesince doğrudan uygulama yapılması zorunludur.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.06.2012 tarihli ve 6-215 sayılı ile 27.03.2012 tarihli ve 493-127 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da, CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin üçüncü fıkrasına göre hükmolunan hapis cezasının seçenek yaptırımlara dönüştürülmesine Özel Dairece karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun 13.02.2016 tarihli ve 395-34 sayılı kararında "Kanun yararına bozma nedeninin sanık hakkında bir yıldan az hapis cezası verilmesini gerektirmesi, bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması, seçenek yaptırımlar ve erteleme hükümlerinin uygulanma ihtimalinin ortaya çıkması hâlinde, bu konudaki değerlendirmenin Özel Dairece mi yoksa Yerel Mahkemece mi yapılacağı" ve 25.09.2018 tarihli ve 1066-373 sayılı kararında "Kanun yararına bozma nedeninin sanık hakkında iki yıldan az hapis cezası verilmesini gerektirmesi, bu durumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme hükümlerinin tartışılmasının gerekmesi hâlinde, bu konudaki değerlendirmenin Özel Dairece mi yoksa yerel mahkemece mi yapılacağı" şeklinde belirlenen uyuşmazlık konularının değerlendirilmesinde, kanun yararına bozma yoluna başvurulmasına sebep olan hukuka aykırılıkların Özel Dairece kabulü hâlinde ortaya çıkacak sonuç ceza miktarı itibarıyla kişiselleştirme nedenlerinin uygulanıp uygulanmaması hususunda hâkimin takdir hakkının bulunduğu ve bu konudaki değerlendirmenin mahallinde yapılması gerektiği açıkça belirtilerek, kanun yararına bozma nedenine göre müteakip işlemlerin CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca mahallinde yapılmasına ilişkin Özel Daire kararlarında bir isabetsizlik bulunmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Nüfus kaydına göre 10.06.1995 doğumlu olup 05.01.2009 olan suç tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubuna dahil olan olan hükümlü hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 191. maddesinin 1. fıkrası uyarınca belirlenen temel cezadan, TCK'nın 31. maddesinin 2. fıkrası gereğince 1/2 oranında indirim yapılmaması ile TCK'nın 62. maddesinin uygulanması sonrasında tayin edilen kısa süreli hapis cezasının aynı Kanun'un 50. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddesinin 1. fıkrasında sayılan seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Ancak bu aykırılıklar 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmakta olup, yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, gereken kararın doğrudan Özel Dairece verilmesi gerekmektedir. Söz konusu bu aykırılıkların, Ceza Genel Kurulunun 13.02.2016 tarihli ve 395-34 sayılı ile 25.09.2018 tarihli ve 1066-373 sayılı kararlarında belirtilen hukuka aykırılıklardan farkı, kanun yararına bozma talebine konu hukuka aykırılıklar yönünden kişiselleştirme nedenlerinin uygulanıp uygulanmaması hususunda hâkime bir takdir hakkı tanınmamış olmasıdır.
Bu nedenle, Özel Dairece TCK'nın 31. maddesinin 2. fıkrasının uygulanması gerektiğinin ve kısa süreli hapis cezasının, 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırımdan ya da tedbirlerden birisine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi gerekçesiyle hükmün kanun yararına bozulması isabetli ise de; 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, hükmolunan temel cezadan TCK'nın 31. maddesinin 2. fıkrası uyarınca indirim yapılıp, belirlenen kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50. maddesinin 3. fıkrasındaki zorunluluk nedeni ile aynı maddenin birinci fıkrasında öngörülen seçenek yaptırımlardan birine dönüştürülmesine de karar verilmesi gerekirken, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine karar verilmesinin isabetli olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.03.2016 tarihli ve 458-2633 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca karar verilmesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
20. Ceza Dairesi, 2017/1811 E., 2017/3713 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu;
20. Ceza Dairesi 2017/1811 E. , 2017/3713 K.
"İçtihat Metni"
İtiraz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : 13. Asliye Ceza Mahkemesi 13/12/2016 –
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER:
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık ... hakkında Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 13/12/2016 tarihli ve 2016/742 esas ve 2016/950 karar sayılı beraat hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, söz konusu hükme yönelik Adalet Bakanlığı, kanun yararına bozma isteminde bulunmuş, Dairemizce 20/04/2017 tarihli, 2017/751 esas ve 2017/2537 karar sayılı karar ile kanun yararına bozma istemi yerinde görülerek, talebe konu hükmün "5271 sayılı CMK'nın 309/3. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı Kanun'un 309/4-a bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine " karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 30/05/2017 tarihli itiraz yazısında; "İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan açılan kamu davasında, sanık hakkında, 5271 sayılı CMK'nın 223/8-2. cümlesi uyarınca durma kararı verilmesi gerekirken, CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca "eylemin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu" gerekçe gösterilerek, yazılı şekilde beraat kararı verilmesinin yasaya aykırı olduğunun kabul edilerek, verilen beraat kararının kanun yararına bozulmasına karar verilmesi halinde, Özel Dairece, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca mı, yoksa (c) bendi uyarınca mı işlem yapılacağının, yani sanığın beraatine ilişkin mahkeme kararlarının kanun yararına bozulması durumunda, bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hakim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir.
Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle ‘karar’ ve ‘hüküm’ ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Bozma nedenleri;
5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309.maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hakim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, ‘tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay Ceza Dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkumiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
Yargılamanın değişik aşamalarında gerek hakimlik makamı gerekse mahkemeler tarafından farklı nitelikte kararlar verilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; ‘mahkumiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları’ birer hükümdür. Yine ‘adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları’ da yasa yolu bakımından hüküm sayılır.
Bunlardan mahkumiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir mutabakat bulunmaktadır.
03.06.1936 gün ve 129-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; zamanaşımı, genel af ve davadan vazgeçme gibi düşme nedenlerinden birine dayanılarak verilen mahkeme kararlarının da davanın esasını çözümleyen ve suçlular hakkında kazanılmış hak sağlayan kararlardan olduğu vurgulanmıştır.
Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları, yasa yolu bakımından hüküm sayılmakla birlikte, davanın esasını çözen nitelikteki kararlardan değildir. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinde sayılan hüküm çeşitleri arasında yer almayan durma kararlarının da davanın esasını çözen kararlardan olmadığı açıktır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi gereğince bozma, aynı Kanun’un 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Kararı veren mahkeme veya hakimce bozma doğrultusunda yeniden bir karar verilmesi yasa gereği zorunludur. Ayrıca bu tür kararların kanun yararına bozulmasının ilgililer aleyhine sonuç doğurmayacağına dair bir kurala ilgili maddede yer verilmemiştir. Uygulamada Yargıtay tarafından (a) bendi kapsamına giren kararların kanun yararına bozulmasına ve anılan bent uyarınca bozma kararı doğrultusunda kararı veren hakim veya mahkemece gereken kararın verilmesini sağlamak üzere ‘müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine’ karar verilmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi gereğince kanun yararına bozma istemi, davanın esasını çözüp de mahkumiyet dışında kalan hükümlere ilişkin ise, aleyhe sonuç doğurmaz ve yeniden yargılama da yapılamaz.
Mahkumiyet hükmünde, bozma sonrası yapılacak uygulamalar bozma nedenine göre farklı düzenlendiği halde, mahkumiyet dışındaki davanın esasını çözen kararların bozulmasının sonuçları açısından bozma nedenine göre bir ayrım yapılmamıştır. Mahkumiyet hükmü dışında kalan davanın esasını çözen hükümlerin hangi nedenle olursa olsun kanun yararına bozulması, aleyhe tesir etmeyecek ve yeniden yargılama yapılmasını da gerektirmeyecektir. Bu hükümlerin, kanun yararına bozulmasının aleyhe sonuç doğurmayacağı ve yeniden yargılama yapılmayacağı yasanın açık hükmü gereğidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan açılan kamu davasında, Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 13/12/2016 tarihli, 2016/742 esas ve 2016/950 karar sayılı karar ile, "25/12/2015 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının, itiraz mercii ve süresinin gösterilmemesi nedeniyle 10/05/2016 tarihinde kaldırıldığı, ayrı tarihte yeniden kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verildiği ve bu karar 25/05/2016 tarihinde sanığa tebliğ edildiği halde, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından kararın tebliğ tarihinden önce, dolayısı ile karar kesinleşmeden düzenlenerek tebliğ edilen çağrı ve uyarı yazılarının hukukî sonuç doğurmayacağı" gerekçe gösterilerek, sanık hakkında CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verildiği, söz konusu beraat kararının kanun yoluna başvurulmadan kesinleştiği anlaşıldığından, mahkemece verilen beraat kararının davanın esasını çözmesi ve mahkumiyet hükmü olmaması nedeniyle CMK’nun 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında kaldığının kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Bu itibarla, yerel mahkemece verilen beraat kararının Özel Dairece CMK’nun 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, CMK’nun 309/4-a. maddesi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. " denilerek, Dairemizin 20/04/2017 gün ve 2017/751 esas, 2017/2537 sayılı kararının kaldırılması, Adalet Bakanlığının haklı nedene dayanan kanun yararına bozma isteminin kabulü ile, Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/12/2016 tarih ve 2016/742 Esas, 2016/950 Karar kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca “aleyhe tesir etmemek ve yeniden yargılama yapılmamak üzere bozulmasına; itirazın yerinde görülmemesi halinde ise, dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesine,” karar verilmesi istenmiştir.
C) CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1)Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
"Kanun yaranına bozma" olağanüstü kanun yoluna, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310.maddelerinde belirtildiği üzere, hakim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümler yönünden başvurulabilir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre sınıflandırılmış olup,
Kanun yaranına bozma istemine konu karar;
5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309.maddenin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hakim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Davanın esasını çözen bir karar bulunmadığından, yargılamanın tekrarlanması yasağından, verilecek hüküm veya kararın aleyhe veya lehe sonuç doğurmasından bahsedilemeyecektir.
Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin kanun yararına bozulması durumunda ise CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da yapılamayacaktır.
Somut olayda, kanun yararına bozma istemine konu karar, Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 13/12/2016 tarih, 2016/742 esas ve 2016/950 karar sayılı temyiz edilmeksizin kesinleşen beraat hükmü olup, beraat kararları 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesi uyarınca, davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki hükümler arasında yer aldığından, kanun yararına bozulmaları halinde CMK'nın 309/4-c bendinde yer alan emredici düzenleme gereği, mahkemesince aleyhte sonuç doğurucu yargısal işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama da söz konusu olamayacaktır. Dairemizce, kanun yararına bozma istemine konu edilen beraat hükmünün, CMK'nın 309/4-c bendi uyarınca "aleyhte sonuç doğurmayacak ve yeniden yargılama gerektirmeyecek üzere bozulması" yerine, CMK'nın 309/4-a bendi uyarınca "mahkemesince gerekli işlem yapılmak üzere bozulmasına" karar verildiği anlaşılmış, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
E) KARAR:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulüne,
2-Dairemizin, 20/04/2017 tarih, 2017/751 esas ve 2017/2537 karar sayılı kanun yararına bozma kararının, "Karar: Açıklanan nedenlerle;" başlığından sonra gelen ibarelerin KALDIRILMASINA, yerine "Kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 13/12/2016 tarihli ve 2016/742 esas, 2016/950 karar sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama gerektirmemek üzere, aynı maddenin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA;
dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine," ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTİLMESİNE, 08/06/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 310 ]
Ceza Genel Kurulu 2006/17.HD-293 E., 2006/285 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/17.HD-293 E., 2006/285 K.
- KANUN YARARINA BOZMA
- SANIĞIN YOKLUĞUNDA DURUŞMA- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 309 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 310 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 195 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 223 ]
"İçtihat Metni"
Borçlu H... A…
…'un mal beyanında bulunmama eyleminden dolayı İİY'nın 5358 sayılı Yasa ile değişik 337. maddesi uyarınca 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin S... İcra Ceza Mahkemesince evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen 23.02.2006 gün ve 69-65 sayılı kararına yönelik itirazın S... İcra Ceza Mahkemesince reddi ile kesinleşmesi üzerine, Adalet Bakanı tarafından yasa yararına bozma isteminde bulunulması nedeniyle, dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 21.09.2006 gün ve 4634-7073 sayı ile;
"…
….Yazılı emre dayanan ihbarnamede; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 'muhakeme usulü' başlıklı 349. maddesi ile 'duruşma' başlıklı 350. maddesine nazaran icra mahkemesince duruşma açılarak yargılama yapılması gerektiği gözetilmeden, sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle evrak üzerinden karar verilmesinde isabet görülmediği belirtilerek anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumuna işaret edilmiştir.
Yazılı emre dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca S... İcra Ceza Mahkemesinin 2006/69 Esas, 2006/65 Karar sayılı hükmünün bozulmasına, hükmolunan cezanın çektirilmemesine" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 17.11.2006 gün ve 180188 sayı ile; S... İcra Ceza Mahkemesi kararına yapılan itirazın, itiraz mercii yerine, yetkisiz İcra Ceza Mahkemesince red edilmesi nedeniyle henüz kesinleşmediği, bozma nedenine göre de Yerel Mahkemede yeniden duruşmalı yargılama gerçekleştirilmesi gerektiği, bu itibarla Özel Dairece cezanın çektirilmemesine karar verilemeyeceği görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak yasa yararına bozma isteminin redddine karar verilmesini istemiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Mal beyanında bulunmama eylemi nedeniyle duruşmalı yargılama yapılması gerekirken, evrak üzerinde gerçekleştirilen inceleme sonunda borçlunun disiplin hapsi ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar, S... İcra Ceza Mahkemesince verilen kararın henüz kesinleşip kesinleşmediği, dolayısıyla bu karara karşı yasa yararına bozma yasayoluna başvurulup başvurulamayacağı, kesinleştiğinin kabulü halinde ise mahallinde yeniden yargılama yapılması olanağının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
27.02.2006 tarihinde Yerel C.Başsavcılığına ulaştırılan karara, O Yer C.Savcısınca 07.03.2006 tarihinde itiraz edildiğinde, kararı veren mahkemece itirazın inceleme merciine gönderilerek, bu konuda merciin karar vermesinin sağlanması yerine, karar veren S... İcra Ceza Mahkemesince 08.03.2006 gün ve 69-65 sayılı ek karar ile 7 günlük itiraz süresinin 06.03.2006 tarihinde sona erdiği, bu itibarla 07.03.2006 tarihinde C.Savcısı tarafından yapılan itirazın süresinde olmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş ve süresi geçen itirazın reddine karar verme yetkisini icra ceza mahkemesine veren bir yasal düzenleme olmaması nedeniyle bu işlem usule aykırı düşmüş ise de, yapılan incelemede C.Başsavcılığı itirazının yedi günlük süre içinde yapılmamış olduğu saptandığından, her koşulda reddi gereken bu itiraz hakkında, sonuca etkili olmayacak bir kararın verilmesini beklemek, gereksiz ve yararsız addedilmekle Yargıtay C.Başsavcılığının dosyanın Ağır Ceza Mahkemesine tevdii gereğine işaret eden ve bu nedenle kesinleşmediği savını içeren itirazının isabetli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer itiraz nedenine gelince;
Öğretide "olağanüstü temyiz" olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları "kanun yararına bozma" adı ile 5271 sayılı CYY'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay'ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay'ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bozma nedenleri;
5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, "tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4'üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
İnceleme konusu olayda, mal beyanında bulunmama eylemi nedeniyle borçlunun İİY'nın 349 ve 350. maddeleri hükümlerine aykırı olarak duruşmalı inceleme yöntemine uyulmayarak evrak üzerinde yapılan değerlendirme sonucunda 5358 sayılı Yasa ile değişik 337. maddesi uyarınca 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmesi savunma hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğundan yasaya mutlak aykırılık oluşturmakta ve kararın bu nedenle bozulmasını gerektirmektedir. Ancak CYY'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi kapsamındaki bu bozma nedeni Yerel Mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektirdiğinden ve varlığı saptanan hukuka aykırılık ceza verilmemesi sonucuna ulaştırır nitelik taşımadığından cezanın çektirilmemesine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Unutulmamalıdır ki; 5271 sayılı CYY.nın 309. maddesi uygulamasında, suçu ya da kabahati sabit olan ve eylemi cezai yaptırımı gerektiren kişi hakkında herhangi bir usulî nedenle "cezanın çektirilmemesine" karar verebilmek olanağına yer verilmemiştir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu gerekçelerle kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 21.09.2006 gün ve 4634-7073 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanının isteminin kabulü ile S... İcra Ceza Mahkemesinin 23.02.2006 gün ve 69-65 sayılı kararının CYY'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca YASA YARARINA BOZULMASINA,
4- Mahkemesince İİY'nın 349 ve 350. madde hükümlerine uygun olarak yeniden yargılama yapılmasını teminen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 05.12.2006 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 310 ]
Ceza Genel Kurulu 2006/17.HD-330 E., 2006/312 K.
Ceza Genel Kurulu 2006/17.HD-330 E., 2006/312 K.
- DİSİPLİN HAPSİ
- KANUN YARARINA BOZMA
- MAHAKEME USULÜ
- TEKRİRİ MUHAKEME- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 349 ]
- 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 350 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 309 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 310 ]
"İçtihat Metni"
Borçlu M... A...'ın mal beyanında bulunmama eyleminden dolayı İİY'nın 5358 sayılı Yasa ile değişik 337. maddesi uyarınca 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin S... İcra Ceza Mahkemesince evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen 08.03.2006 gün ve 62-61 sayılı kararına yönelik itirazın S... İcra Ceza Mahkemesince reddi ile kesinleşmesi üzerine, Adalet Bakanı tarafından yasa yararına bozma isteminde bulunulması nedeniyle, dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 12.10.2006 gün ve 4762-7769 sayı ile;
"…
….Yazılı emre dayanan ihbarnamede; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 'muhakeme usulü' başlıklı 349. maddesi ile 'duruşma' başlıklı 350. maddesine nazaran icra mahkemesince duruşma açılarak yargılama yapılması gerektiği gözetilmeden, sanığın savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle evrak üzerinden karar verilmesinde isabet görülmediği belirtilerek anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumuna işaret edilmiştir.
Yazılı emre dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca S... İcra Ceza Mahkemesinin 2006/62 Esas, 2006/61 Karar sayılı hükmünün bozulmasına, hükmolunan cezanın çektirilmemesine" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 13.12.2006 gün ve 180210 sayı ile; S... İcra Ceza Mahkemesi kararına yapılan itirazın, itiraz mercii yerine, yetkisiz İcra Ceza Mahkemesince red edilmesi nedeniyle henüz kesinleşmediği, bozma nedenine göre de Yerel Mahkemede yeniden duruşmalı yargılama gerçekleştirilmesi gerektiği, bu itibarla Özel Dairece cezanın çektirilmemesine karar verilemeyeceği görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak yasa yararına bozma isteminin redddine karar verilmesini istemiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Mal beyanında bulunmama eylemi nedeniyle duruşmalı yargılama yapılması gerekirken, evrak üzerinde gerçekleştirilen inceleme sonunda borçlunun disiplin hapsi ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar, S... İcra Ceza Mahkemesince verilen kararın henüz kesinleşip kesinleşmediği, dolayısıyla bu karara karşı yasa yararına bozma yasayoluna başvurulup başvurulamayacağı, kesinleştiğinin kabulü halinde ise mahallinde yeniden yargılama yapılması olanağının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
27.02.2006 tarihinde Yerel C.Başsavcılığına ulaştırılan karara, O Yer C.Savcısınca 07.03.2006 tarihinde itiraz edildiğinde, kararı veren mahkemece itirazın inceleme merciine gönderilerek, bu konuda merciin karar vermesinin sağlanması yerine, karar veren S... İcra Ceza Mahkemesince 08.03.2006 gün ve 62-61 sayılı ek karar ile 7 günlük itiraz süresinin 06.03.2006 tarihinde sona erdiği, bu itibarla 07.03.2006 tarihinde C.Savcısı tarafından yapılan itirazın süresinde olmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş ve süresi geçen itirazın reddine karar verme yetkisini icra ceza mahkemesine veren bir yasal düzenleme olmaması nedeniyle bu işlem usule aykırı düşmüş ise de, yapılan incelemede C.Başsavcılığı itirazının yedi günlük süre içinde yapılmamış olduğu saptandığından, her koşulda reddi gereken bu itiraz hakkında, sonuca etkili olmayacak bir kararın verilmesini beklemek, gereksiz ve yararsız addedilmekle Yargıtay C.Başsavcılığının dosyanın Ağır Ceza Mahkemesine tevdii gereğine işaret eden ve bu nedenle kesinleşmediği savını içeren itirazının isabetli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer itiraz nedenine gelince;
Öğretide "olağanüstü temyiz" olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları "kanun yararına bozma" adı ile 5271 sayılı CYY'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay'ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay'ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bozma nedenleri;
5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.
Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, "tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.
4'üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
İnceleme konusu olayda, mal beyanında bulunmama eylemi nedeniyle borçlunun İİY'nın 349 ve 350. maddeleri hükümlerine aykırı olarak duruşmalı inceleme yöntemine uyulmayarak evrak üzerinde yapılan değerlendirme sonucunda 5358 sayılı Yasa ile değişik 337. maddesi uyarınca 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmesi savunma hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğundan yasaya mutlak aykırılık oluşturmakta ve kararın bu nedenle bozulmasını gerektirmektedir. Ancak CYY'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi kapsamındaki bu bozma nedeni Yerel Mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektirdiğinden ve varlığı saptanan hukuka aykırılık ceza verilmemesi sonucuna ulaştırır nitelik taşımadığından cezanın çektirilmemesine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Unutulmamalıdır ki; 5271 sayılı CYY.nın 309. maddesi uygulamasında, suçu ya da kabahati sabit olan ve eylemi cezai yaptırımı gerektiren kişi hakkında herhangi bir usulî nedenle "cezanın çektirilmemesine" karar verebilmek olanağına yer verilmemiştir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu gerekçelerle kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 12.10.2006 gün ve 4762-7769 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanının isteminin kabulü ile S... İcra Ceza Mahkemesinin 08.03.2006 gün ve 62-61 sayılı kararının CYY'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca YASA YARARINA BOZULMASINA,
4- Mahkemesince İİY'nın 349 ve 350. madde hükümlerine uygun olarak yeniden yargılama yapılmasını teminen dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 26.12.2006 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Adalet Bakanlığı kanun yararına bozma yoluna başvurduktan sonra bu konuda yetki kime geçer (kim kullanamaz)?
A) Adalet Bakanlığı yetkisini kullanmıştır.
B) Yargıtay C. Başsavcısı da başvurabilir.
C) Yargıtay dairesi ceza kaldıramaz.
D) Adalet Bakanlığı başvurmuşsa Yargıtay C. Başsavcısı artık re'sen başvuramaz.
E) İlk derece mahkemesi direnebilir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.