5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 311

Ceza Muhakemesi Kanunu 311. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 311 – (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür: a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa. b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa. c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa. f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.[146] (2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır. İnfazın geri bırakılması veya durdurulması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

50 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2022/6336 E., 2023/564 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi
CMK 311/1-c maddesinde hükümden bahsedilmektedir.
8. Ceza Dairesi         2022/6336 E.  ,  2023/564 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi Hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir. Hükümlü müdafiinin 23.10.2017 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesine istinaden Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile, duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir. Hükümlü müdafiinin 10.02.2020 tarihli temyiz talebi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararı ile; "...mahkemece yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilerek duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 323/1. maddesi uyarınca önceki hükmün onaylanmasına dair verilen kararın, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra verilmesi nedeniyle istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesindeki 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin temyiz incelemesinde bozulması üzerine mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda kurulacak ikinci hükümlerin de temyiz incelemesine tabi olacağı yönündeki düzenleme gözetildiğinde anılan kararın 8. madde kapsamına girmediği, bu nedenle esası incelenmeyen dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için, incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE," Şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 - 2020/67341 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü; Yapılan ön görüşmede Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına kararının temyiz incelemesine tabi olduğu, Yargıtayın temyizen inceleme yapmakla görevli olduğuna ilişkin oyçokluğuyla karar verilerek yapılan incelemede; I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, yargılamanın yenilenmesi davasının önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız dava niteliğinde olmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine verilen kararların hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda açık bir düzenleme olmasa da 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının kıyasen uygulanmak suretiyle bu boşluğun giderilebileceği, bozma ilamı sonrası verilen hükümlerde olduğu gibi bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen ancak daha önceden Yargıtay denetiminden geçen dosyalarda yargılamanın yenilemesi talebi üzerine verilen kararların da temyiz yoluna tabi olması gerektiğinden dosyanın esastan incelenerek Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli 2018/608 Esas 2020/75 Karar sayılı yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair kararın onanması talebine ilişkindir. II. GEREKÇE 1. Dava dosyasında, hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir. 2. Hükümlü müdafii 23.10.2017 havale tarihli dilekçesi ile hükümlünün atılı suçu işlemediği halde devlet kurumlarında özellikle Yargıtay ve TSK'da güçlenen FETÖ mensuplarınca kumpas kurularak ceza almasına neden olunduğu ve hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi başkan ve kararda imzası bulunan üyeler hakkında FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında görevden alındıklarını belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile "sanığın olay tarihinde askeri kişi oluşu, 15 Temmuz 2016 ve sonrasında meydana gelen FETÖ/PDY kapsamında FETÖ örgütünün yapılanma ve eylemlerini özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve Kuvvet Komutanlıklarında yapmış olması sebebiyle" hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği belirlenmiştir. 3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan muhakemede duruşma açılıp yeni delil araştırmasına gidilerek, a) Hükümlü ve müdafine 5271 sayılı Kanun'un 311 ve devamı maddeleri uyarınca yargılanmanın yenilenmesini gerektiren sebeplerinin nelerden ibaret olduğu konusunda delil bildirmeleri için istekleri üzerine gelecek celseye kadar süre verilmesine, b) HSK Genel Sekreterliğine müzekkere yazılarak hükmü kuran hakim hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak hakkında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine, c) Yargıtay Genel Sekreterliğine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak haklarında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine, d) Hükümlü müdafiinin talebi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılıp Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında başlatılan FETÖ/PDY yapılanmasını konu edinen bir kovuşturma olup olmadığının sorulmasına, akibetinin bildirilmesinin istenilmesine karar verildiği belirlenmiştir. 4. Delil araştırmasına ilişkin yazılan müzekkereler ile gelen cevabi yazılarda, a) Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 22/03/2019 tarihli ve 2019-4315/14044 sayılı yazısı ile hükümlü hakkında kararı veren hakim hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca verilmiş herhangi bir meslekten çıkarma kararı veya Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince verilmiş bir görevden uzaklaştırma kararı bulunmadığı gibi Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince ilgili hakkında devam eden başkaca herhangi bir soruşturma dosyası ya da verilen disiplin cezasının bulunmadığının belirtildiği, b) Yargıtay Birinci Başkanlığının 26.03.2019 tarihli ve 4629 sayılı yazısı ile Yargıtay ilamında imzaları bulanan Yargıtay eski üyeleri E.E., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarihli ve 3 sayılı kararı ile “Görevden Çekilmeye Davet” kararının verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği, ilamda imzası bulanan Yargıtay eski üyesi H.A. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 26.07.2016 tarihli ve 261 sayılı kararıyla "Meslekte Kalmasının Uygun Olmadığına ve Meslekten Çıkarılmasına" karar verildiği, Yargıtay eski üyeleri H.Ç., Z.E. ve A.K.'nın Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 01.08.2016 tarihli ve 1372 sayılı kararıyla Yargıtay Tetkik Hâkimliğine atanmış olmaları nedeniyle ilgililer hakkında ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulundan bilgi alınması, Yargıtay eski üyeleri E.E., H.A., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında adli yargılama Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesince yapıldığından, adli soruşturmaya ilişkin bilginin ise ilgili Daireden sorulması gerektiğinin belirtildiği, c) Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19/07/2019 ve 2019/551 sayılı yazısında, E.E. hakkındaki dava dosyasının halen derdest olduğu, H.Ç. hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, Z.E. hakkında 8 yıl 9 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, A.K. hakkında 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyet karar verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, H.A. hakkında ise Dairede kayıtlı dosya olmadığının belirtildiği belirlenmiştir. 5. Yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile, "Savunma tarafı, yargılamanın yenilenmesi aşamasında yeni olay ve yeni delil ortaya koymamış, önceki hükme esas herhangi bir belgenin sahteliğini ileri sürmemiş, dinlenen tanıklarla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunduklarına dair bir iddia ortaya koymamıştır. Dayanılan ve aşamalarda ileri sürülen sebep; hüküm tesis eden Hakimin, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak tarafından baskı altına alınarak, FETÖ karşıtlığı nedeniyle mesleki ilerlemesinin önüne geçmek amacıyla kasıtlı olarak bir mahkumiyet hükmü tesis edildiği ve bu hükmün yine FETÖ üyesi Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyeleri tarafından hukuki dayanaktan yoksun olarak onandığıdır. CMK 311/1-c maddesinde hükümden bahsedilmektedir. Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise yargılamanın yenilenmesi gerekmekte ve yeni hükmün bu sebeple kurulması mümkün olabilmektedir. Hüküm; CMK 223 maddesinde tanımlanmış olup verilen mahkumiyet kararı hüküm vasfındadır. Hükmü veren Hakim Muharrem Karadağ ise savunma tarafının ileri sürüldüğünün aksine halen görevi başında olup FETÖ / PDY iltisakı tespit edilmemiştir. Hüküm veren hakimin görevini yaparken kusurlu bir davranışı olduğu ise ispatlanamamıştır. Her ne kadar onama kararı veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin FETÖ / PDY iltisakları nedeniyle adli ve idari yönden haklarında hukuki süreç başlatılan kimselerden oldukları tespit edilmiş ise de; Yargıtayın verdiği onama kararı CMK 223 maddede tanımı yapılan bir hüküm vasfında değildir. Bu sebeple Yargıtay ilgili ceza dairesi Başkan ve Üyelerinin konumu CMK 311/1-c maddesindeki hüküm veren Hakim konumunda değildir. Yargılanmanın yenilenmesi sebebinin adli hata niteliğinde olması gerektiği, yerel mahkemenin takdir hakkına giren bir hatadan bahisle yargılamanın yenilenmeyeceği öğretide kabul edilmiştir. Doktrinde Kunter'e göre mahkemenin takdir denilen serbest değerlendirme yetkisine dayanarak kanunla çizilmiş hadler arasında tayin ettiği cezanın değiştirilmesi için yenileme kabul edilemez. Yasa takdir hatalarını önemsiz saymaktadır. Hatta daha da ileri giderek böyle bir yetkiye dayanılarak yapılan işlemin hakimden hakime değişebilmesi ve dolayısıyla denetlenememesi, serbest değerlendirme yetkisinin kabulünün mantıki sonucudur ve değerlendirme farklılıklarının hata sayılmadığının kabulü anlamına gelir. Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 14/11/1977 gün 3-2 sayılı kararında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih 2/29-56 sayılı kararında ifade edildiği üzere; olağanüstü yasa yollarında her türlü hukuka aykırılık iddiası gündeme getirelemeyecek bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenlerin için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları temyiz yasa yolundan farklı olarak olağanüstü yasa yollarına konu edilemez. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/10/2016 tarih, 2016/13422 esas 2016/17399 karar sayılı kararında;delillerin değerlendirilmesinin bizatihi mahkemenin takdirine ilişkin bir konu olup yargılamanın yenilenmesi aşamasında inceleme konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. Doktrindeki görüş ve yukarıya alınan Yargıtay içtihatları çerçevesinden bakıldığında mahkumiyet hükmünü kuran hakimin serbest delil değerlendirme yetkisi dahilinde verdiği mahkumiyet kararının değerlendirme farklılıklarının üzerinde durarak yargılamanın yenilenmesi ve yeni hüküm kurulması sebebi olarak kabul görmeyeceği açıktır. Sonuç olarak; her ne kadar CMK 311 maddedeki koşulların oluşmadığı düşünülse de nihayetinde verilen bir kabul kararıyla başlayan yargılamanın yenilenmesi sürecinde ileri sürülen sebeplerle bağlı kalınmaksızın maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil araştırması yapılmış, savunma tarafından ileri sürülen hususlar araştırılmış, ilgili birimlerden gelen cevaplar dosyaya ithal edilmiştir. Hükmü veren hakimin görevini kötüye kullandığını yönünde bir tespite varılamamış, delillerin değerlendirilmesi noktasındaki takdir hakkı inceleme dışı bırakılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin verdikleri onama kararı CMK 223 maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından ve CMK 311/1-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından FETÖ / PDY silahlı terör örgütüne olan iltisakları hükmün ortadan kaldırılmasına ve yeni bir hüküm kurulmasına esas sebep görülmemiştir. Bu nedenle CMK 323/1 maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile önceki hükmün onaylanmasına karar vermek gerekmiştir." Şeklindeki gerekçe ile duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir. 6. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecektir. Duruşma açılarak yapılan yargılamada ilk hükmün iptali ile dava hakkında yeniden verilen hüküm ya da önceki hükmün onaylanmasına ilişkin kararların tabi olacağı kanun yolu ise genel hükümlere göre belirlenmelidir. Buna göre, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine duruşma açılarak verilen kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önce temyiz kanun yoluna tabi olacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra verilmiş olması halinde hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda kanunda bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Konuya ilişkin uyuşmazlığa dair Ceza Genel Kurulunun 02.06.2022 tarihli ve 2019/13-219 Esas, 2022/400 Karar sayılı kararında, yargılamanın yenilenmesi davasının bağımsız bir dava niteliğine sahip olup olmadığı hususu değerlendirmeye konu edilerek, bu davanın önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız bir dava olmadığı, yenileme yargılaması sonrasında verilen önceki hükmün onaylanması ya da iptali ile yeni bir hüküm kurulmasına ilişkin kararın da önceki hükmü denetleyen üst dereceli Yargıtay tarafından incelenmesi gerektiğinin kabul edildiği belirlenmiş olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. 7. Yargılamanın yenilenmesi, kesin hükümde yer alan adli hataların düzeltilmesine ve hükümlü hakkında aynı fiil nedeniyle tekrar muhakeme yapılmasına imkan tanıyan yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü kanun yollarının bir çeşidini oluşturmaktadır. Kesin hüküm, doğruluğu hukuken kabul edilen ve artık tartışılmayan bir mahkeme kararıdır. İstisnai olsa da uyuşmazlığın çözümünde “adli hata” denilen yanlışlıklar yapılmış olduğu sonradan öğrenilebilir. Bazı önemli hataların giderilebilmesi ve hakikatin araştırılması bu şekilde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi “olağanüstü kanun yolu” ile mümkün olabilecektir. Bu yolun istisnai olarak kabul edilmesinin nedeni, doğruluğu hukuken tartışılmayan “kesin hükmün” temellerinin bazı hallerde sarsılmış olması hükmün artık bu temel üzerinde oturmasının mümkün olmamasına dayanmaktadır. Hukuk barışının ve güvenliğinin sağlanması ne kadar önemli ise de, hukuka olan güvenin sağlanması da en az bu kadar önemlidir. Temelleri olmayan bir hüküm hukuk düzeni tarafından kabul edilemez. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi yolu, sadece çok istisnai hallerde mahkeme kararı ile açılabilmektedir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2016, s. 962). Yargılamanın yenilenmesi müessesesi, kesin hükmün otoritesi karşısında maddî gerçeğin açığa çıkarılmasındaki kamu yararının üstün gelmesi nedeniyle öngörülmüş ve bizzat kanun koyucu tarafından sebepleri sınırlı şekilde belirlenmiş istisnai bir yoldur. Hükmün kesinleşmesiyle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülmüş olduğundan kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilâf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adlî hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddî olaylar kesin hükmün maddî gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adlî hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddî temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinde verilen ve kesinleşen hükmün sonradan maddi gerçeğe uyumlu olmadığı anlaşıldığı halde, kararın infazının aynı şekilde sürdürülebilmesi adli hatadan vazgeçilmemesi, diğer bir anlatımla yeni ortaya çıkan bu durumların görmemezlikten gelinmesi, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Her şeyden önce kesinleşmiş bir hükmün, doğru ve maddi bir gerçeğe uygun olduğu, yargılamanın hukuka uygun yürütüldüğü, meşru olduğu, adaletin tecelli ettiği varsayımının bu konudaki inancın kamu vicdanında tahribata uğraması, bozulan hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi ve hukuk barışının yeniden sağlanmasını zorunlu kılar. 5271 sayılı Kanun'un "Yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311 inci maddesinin, inceleme konusu ile ilgili olan birinci fıkrası; "(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür: a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa. b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa. c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise, d) Ceza hükmü Hukuk Mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa. f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir." Şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi 5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde sanık veya hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle sanık ya da hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması mümkün değildir (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2016, s. 858). 8. Dava konusu olayda, hükümlü müdafiinin 27.02.2020 tarihli temyiz talebi, mahkeme hakiminin görevde olması ve kişiliğine dair değerlendirmenin, FETÖ terör örgütünün klasik örgütsel yapı ve yönetimlerinden olan tartışmasız itaat ve manevi cebir eylemlerinin, basına da yansıyan hakimlere baskı yapıldığı gerçekliği karşısında yetersiz olduğunu, buna göre kararı veren hakimin meslektaşının hükmünün denetlenemeyeceği ihsasi yorumunun hükümlünün mağduriyeti karşısında yetersiz kaldığı neticesine varıldığına, kararın onanmasına ilişkin Yargıtay ilamında imzası bulunan başkan ve üyelerin 15 Temmuz sürecinde ihraç edilen 140 Yargıtay üyesi arasında olduklarına, yeni yargılama neticesinde hükümlünün beraatine karar verilmesi gerektiğine, yalan tanıklık iddiasına ilişkin konunun müvekkil dışındaki bir kısım üçüncü kişilerin mirasçılık durumunun belirlenmesine ilişkin olduğuna, hükümlünün mirasçı olabilecek kişilerden olmadığına veya bu kişiler ile akrabalık ilişkisi veya herhangi bir çıkar ilişkisinin bulunmadığına, yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığına, dönemin Diyarbakır Başsavcısı olan D.K.'nın açık kaynaklara da yansımış olan hakim ve savcılara olan baskılarının herkes tarafından bilindiğine, bir miras meselesi üzerinden FETÖ mensupları tarafından bertaraf edilme ve mesleki ilerlemesinin önünü kesme operasyonu olduğuna ilişkindir. 9. Yukarıda maddeler halinde yazılı olduğu gibi hükümlü müdafiince yapılan yeniden yargılama talebinin, tüm aşamalarda ileri sürülen iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yazılı "Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise" kapsamında kaldığı belirlenerek yapılan incelemede; Yargılama sürecinin sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için, hâkimin bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bağımsızlık; hâkimlerin hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan, görevlerini özgürce yapabilmeleridir. Hâkim bağımsızlığını sağlama düşüncesinin altında, onlara statülerinden kaynaklı bir ayrıcalık tanıma yatmamaktadır; burada amaç, hâkimlerin görevlerini gerektiği gibi, huzur ve sükûn içerisinde yapabilmelerini sağlamaktır. Bağımsızlık ve tarafsızlık iç içe geçmiş kavramlar olduğundan, gerçekten bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız davranması beklenemez. Tarafsızlığın, objektif ve sübjektif olmak üzere iki yönü vardır. Sübjektif tarafsızlık, hâkimin fert olarak tarafsız olması; objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak dışarıdan bakan kişilerde bıraktığı tarafsız görünümdür. Hükme katılan hâkimin görevini yaparken suç işlemesi hâlinde objektif tarafsızlığı şüpheli hale gelecektir. Bu şekilde bünyesinde hukuki hata barındıran kesinleşmiş hükümdeki adli hataların giderilmesi için, 5271 sayılı Kanun'da, hükme katılan hâkimin görev suçu işlemesi, yargılamanın lehe ve aleyhe yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir. Yasal düzenleme sadece hükme katılan hâkimin görevini ifada suç işlemiş olması durumunu yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul etmiştir. Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalar sonucunda verilen hükümlere katılan hâkimlerin görevlerini ifada suç işlemeleri hâlinde, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir. Yargıtay’ın, temyiz mahkemesi olarak işin esasına hükmettiği sınırlı sayıda durum mevcuttur. Bu sebepler, 5271 sayılı Kanun'un “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303 üncü maddesinde sayılmış olup temyiz incelemesini yapan ilgili Yargıtay Ceza Dairesi temyize konu hüküm üzerinde hukuki denetim yapacak ve Kanun’da yazan bu nedenler mevcut ise, davanın esasına hükmedecektir. Şayet temyiz incelemesi sırasında Yargıtay hükmü düzelterek onamak suretiyle hukuka aykırılığı giderirse yahut Kanun’da yazan sınırlı nedenlerle davanın esasına hükmetse dahi, Yargıtay’ın yaptığı hukuki denetim olduğundan ve her hâlükârda esas hükmü veren mahkemeden kaynaklanan adli hata Yargıtay’ın kararına da sirayet edeceğinden, temyize konu ilk hükmü veren hâkimin görev suçu işlemesi yargılamanın yenilenmesi nedeni yapılabilecektir. Belirtilen durumlar dışında kalan hâllerde, Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonunda hüküm onanarak kesinleşmiş olsa dahi, Yargıtay’da hükmü onayan hâkimlerin görev suçu işledikleri gerekçesiyle, yargılamanın yenilenmesi nedenine dayanılması mümkün değildir. Kanun’daki hüküm açıktır ve hükme katılan hâkimler açısından uygulanabilir. Hükme katılan hâkim, bizzat hükmü veren hâkimdir ve temyiz merciinde görev yapan hâkim bu kapsamda değerlendirilemez. Yargılamanın yenilenmesi nedeninin taşıması gereken şartlardan biri de hükme iştirak etmiş olan hâkimin görülen dava ile alakalı görev suçu işlemiş olmasıdır. Kanun’daki ifadeyle; “Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise” bu nedene dayanarak yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilecektir. Zira, hâkim görevini, görülen dava ile ilgili olarak bir mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılmasını gerektirecek derecede kusurlu hareket etmişse, ortada ceza hukuku anlamında bir suçun mevcut olduğu açıktır. Ayrıca, ceza kovuşturması olmadan mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi söz konusu olamayacağına göre, Kanun’da bu ifadenin de gerekmediği halde kullanıldığı sonucuna varılmaktadır. Esas No : 2022/6336 Karar No : 2023/564 Tebliğname No : KD - 2020/67341- İtiraz Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, yeniden yargılama talebi üzerine hükümlünün yeniden yargılanmasının kabulüne karar verilerek yeniden yapılan yargılamada duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair hükümde bir hukuka aykırılık bulunmamış ve hükümlü müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri de reddedilmiştir. III. KARAR A. Usule İlişkin Olarak Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararının istinaf yoluna tabi olduğu gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 - 2020/67341 sayılı itirazının reddi gerektiğine dair Nevzat Özsoy'un karşı oyu ve oy çokluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, B. Esasa ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine ilişkin kararın KALDIRILMASINA, 3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararında hükümlü müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden hükümlü müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.02.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında yalan tanıklık suçundan yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 gün, 2012/11619 Esas ve 2013/3709 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilip kesinleşmesinin ardından, hükümlü müdafinin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, mahkemece yargılamanın yenilenmesi

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2019/199 E., 2023/634 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
u ile saptandığı, aynı zamanda sanık ...'nın kemik kırığına neden olacak şekilde yaralanması eylemini sanık ...'in mi yoksa sanık ...'in mi gerçekleştirdiğinin belirlenmeden her iki sanık hakkında artırım yapıldığı yönündeki gerekçelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesi kapsamında, yapılacak yeni değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak delillerin sanık lehine kabule değer olabi
Ceza Genel Kurulu         2019/199 E.  ,  2023/634 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2019/17833 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 150-447 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanık ...'in, mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-a-son ve 62/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan aynı Kanun'un 86/1, 86/3-e, 87/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan aynı Kanun'un 13/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, tüm suçlar bakımından TCK'nın 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı hükümlerin, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 tarih ve 14052-36569 sayı ile; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçları bakımından onanmasına, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise hesap hatası nedeniyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Hükümlerin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, sanık ... müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin 27.02.2013 tarihli talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.03.2013 tarih ve 78-68 sayı ile reddedilmesi üzerine bu ek karara sanık ... müdafii tarafından yapılan itirazı inceleyen Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2013 tarih ve 375 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 20.06.2013 tarih ve 39880 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2013 tarih ve 232586 sayı ile; "Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/03/2013 tarihli kararı ile yargılamanın yenilenmesi talebine dair dilekçede belirtilen hususların yargılama ve temyiz aşamasında inceleme konusu yapıldığından bahisle talebin reddine karar verilmiş ise de hükümlü vekilinin 27/02/2013 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde dile getirdiği, sanık ...'in, sanık ...'ı yaralamadığı, sanık ...'in, sanık ...'ı silahla yaraladığı, bu hususun da sanık ... ve sanık ...’in anlatımları ve fizik incelemeler ve kriminalistik bilim uzmanı ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ile saptandığı, aynı zamanda sanık ...'nın kemik kırığına neden olacak şekilde yaralanması eylemini sanık ...'in mi yoksa sanık ...'in mi gerçekleştirdiğinin belirlenmeden her iki sanık hakkında artırım yapıldığı yönündeki gerekçelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesi kapsamında, yapılacak yeni değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak delillerin sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle anılan kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.12.2013 tarih ve 17835-30100 sayı ile; "21.01.2013 tarihli fizik inceleme ve kriminalistik bilim uzmanı raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebi ile sunulan delillerin dosyada mevcut delillerle karşılaştırılarak CD'ler arasında atış anına ilişkin saniye veya salise farkı bulunup bulunmadığı, kullanılan tabancaların marka ve özellikleri ile ateş edenler kesin olarak belirlenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmiştir. Sanık ... müdafiinin 24.03.2014 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebi üzerine Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile talebin kabulü ile mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda da dosya 2014/150 esas sırasına kaydedilmiştir. Sanık ... müdafiinin 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçuna ilişkin yargılamanın yenilenmesi ile infazının durdurulması talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile kabulüne evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda dosya 2015/343 esas sırasına kaydedilmiş, anılan Mahkemenin 23.10.2015 tarihli ve 343-232 sayılı kararı ile de bu davanın, aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2014/150 esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda 08.11.2016 tarih ve 150-447 sayı ile; sanık ... hakkında, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan kurulup Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile sanık ...'in bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçlarından kurulup Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin ise iptalini gerektirecek bir neden bulunmadığından CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onaylanmalarına karar verilmiştir. Onaylama kararlarının, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.01.2019 tarih ve 10620-563 sayı ile onanmalarına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.03.2019 tarih ve 17833 sayı ile; "1- Sanık ...'in, mağdur sanık ...'dan aldığı silahı, olay gecesi güvenlik birimlerine teslim etmesi gerekirken suçta kullanıp olay yerinden ayrıldığı, teslim olduğu tarihe kadar üzerinde taşıdığı gerekçesi sanığın 6136 sayılı Yasa'ya muhalif silah taşımak suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanık ..., kendisine ait olmayan ve taşıma kastı olmaksızın diğer sanık ...'dan, kendisinin veya yanında bulunan diğer arkadaşlarına yönelik saldırıda bulunmasını engellemek için aldığı ve kullandığı silahı olaydan hemen sonra atmayarak teslim etmemesi ve daha sonra kendiliğinden teslim etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminde sanığın ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma kastının olmadığı ve bu kasıtla hareket etmediği, bu haliyle atılı suçun unsurlarının oluşmadığı kanatine varıldığı, 2- Sanıklar ..., Süleyman Çeken, Aziz İhsan Aktaş, ... ve şüpheli ... ...'in yanlarında kimlikleri tespit edilemeyen üç şahıs daha bulunduğu halde, suç tarihinde saat 02.00 sıralarında Sapanca Güral Otele geldikleri, bu sırada diğer şüpheliler ..., ..., Mustafa Çatalbaş, Mustafa Esgil, Kemal Diktaş, Yavuz Ural ve Yusuf Ural'ın da otelin giriş kapısında bulundukları, şüpheli ...'in araçtan inerek doğruca ...'ın üzerine yürüyerek ittiği, ... ve birlikte geldiği şüpheliler ile otelde bekleyen şüpheliler arasında yaşanan arbedede şüpheli ...'ın kendisine ait taşıma ruhsatlı adli emanetin 2009/130 sırasında kayıtlı 1 adet 57981 seri nolu Desert Eagle Magnum marka tabanca ile şüpheli ... ...'i bacağından yaraladığı, bunun üzerine ...'in Tolga'nın elinde bulunan silahı alarak önce ...'ı daha sonra ...'ı bacaklarına ateş ederek yaraladığı, öte yandan şüpheli ...'in üzerinde bulunan ruhsatsız olduğu anlaşılan ve ele geçirilemeyen silah ile yine ... ve ... ayaklarına doğru ateş ederek yaraladığı iddia edilen olayda, a) Sanık ... hakkında ... ve Bülent Çatan'ı yaralamaktan dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında Turgut'a yönelik eyleminden dolayı beraat kararı verildiği halde, Tolga'ya yönelik eylemden dolayı da aynı gerekçelerle beraat kararı verilmesi gerektiği, b) Mahkemece verilen ilk kararda Turgut'a yönelik TCK'nın 25. ve 27. maddesi tartışıldığı halde, sanık ...'in Tolgaya yönelik eyleminde TCK'nın 25. ve 27. maddelerinin tartışılmadığı, Tolga'nın aracından silahı alarak olay yerine geldiği ve ...'i bacağından vücudunda kemik kırığı olacak şekilde yaraladığından, sanık hakkında TCK'nın 25. maddesinin uygulanmasının gerektiği, Mahkemece TCK'nın 25. maddesinin uygulanmadığına karar verilmesi halinde ise, sanık hakkında TCK'nın 27. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerektiği, c) Sanık ... beyanlarında, silahı Tolga'nın elinden aldığı sırada patladığını beyan etmesine rağmen bu husus araştırılmadan ve sanık hakkında taksir hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerektiği, d) Diğer sanıklar Tolga ve Turgut'un, sanık ... ve arkadaşlarına 'PKK 'lılar yine mi geldiniz.' demesi üzerine olayların başladığı ve ilk haksız hareketin Tolga ve diğerlerinden geldiği ve sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinin uygulanmasının gerektiği, e) Mahkemece, mağdurlar ..., ...'ın beyanları ve sanık Yavuz Ural'ın beyanı nazara alınarak ve sanık ...'in ve yanındakilerin beyan ve savunmasına itibar edilmeyerek hüküm kurulduğu, ancak, mağdurlar ..., ...'ın beyanları ve sanık Yavuz Ural beyanlarının neden üstün tutulduğu, sanık ... ve yanındakilerin beyanlarına neden itibar edilmediğinin tartışılmadan hüküm kurulduğu, f) ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından Tolga hakkında yaptığı muayene ve inceleme sonrası düzenlediği raporda olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu bildirildiği, ancak Tolga'nın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olan eylemin sanıklar ... ve ...'in hangisinin eylemi soncunda meydana geldiği tam olarak tespit edilmeden eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğu, Kanaatine varılmıştır. Sonuç ve istem: ... hükümlü ... hakkındaki onama kararının kaldırılarak bozulmasına karar verilmesi," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Dairesince 04.04.2019 tarih, 8919-4972 sayı ve oy çokluğuyla; "Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan görülmesinin nedeni güvenlik kamera kaydına ilişkin yargılama aşamasındaki bilirkişinin raporundaki hatanın tespit edilmesi ve kayda uygun olarak oluşun tekrar kabulünde, sanıkların hukuki durumunun değişip değişmeyeceği ile sınırlıdır. Bu sınırlama karşısında yerel mahkemece hükmün kesinleşmesinden sonra alınan yeni rapora göre sanıklardan ...’in mağdur ... Çakan’ı vurmadığı belirlenmiş ve beraatına karar verilmiştir. Sanıkların bunun dışında kalan hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmadığı kanaatiyle diğer hükümler yönünden onaylanma kararı verilmiştir. Bu tespitler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ortaya çıkan yeni delilin etkilemediği hukuki durumlarda da tartışma yapılmasına yönelik itirazın kabulü mümkün görülmemiştir. Delil değişikliğinin etkilemediği, kesinleşen hükümdeki hatalı görülen kabul ve hukuki değerlendirmelerin yargılanmanın yenilenmesi konusu yapılamayacağı ancak CMK'nın 308. maddesine göre Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.11.2012 tarihli onama ve düzeltilerek onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca lehe itiraz yoluna başvurulabileceği ortadadır. Bu değerlendirme ve sınırlama sonucunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu taleplerinin, yargılamanın yenilenmesi kapsamında ileri sürülemeyeceği cihetle, itiraz talepleri yerinde görülmemiştir." gerekçesi ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığa atılı 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı, 2- Sanığın mağdur ...'ya yönelik eyleminin sabit olup olmadığı, 3- Sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında taksir hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı, 4- Taksir hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında TCK’nın 25/1. maddesinde düzenlenen meşru savunma ve aynı Kanun'un 27/2. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı, 5- TCK'nın 25/1 ve 27/2. maddelerinde düzenlenen müesseselerin uygulanma koşullarının oluşmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında; a- TCK'nın 87. maddesinin uygulanması bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediği, b- TCK'nın 29/1. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; yargılamanın yenilenmesi nedeni dışında kalan ve ilk yargılama sırasında tartışılıp karara bağlanan hususlara ilişkin itirazın Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Kolluk tarafından düzenlenen görüntü inceleme ve tespit tutanağında; 14.10.2008 tarihinde saat 02.15 sıralarında Sapanca ilçesinde bulunan Güral Otel'in giriş kısmında meydana gelen ateşli silahla yaralama olayına ilişkin güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesinde; mağdur ...'nın aracından aldığı silahla siyah renkli pantolon ve siyah renkli ceket giyen bir şahsı ayağından vurduğunun, bunun üzerine karşı grupta yer alan spor giyimli bir erkek şahıs tarafından yere yatırıldığının, daha sonra gri takım elbiseli diğer şahsın kendi belinde bulunan koyu renk silahını çıkartarak inceleme dışı mağdur ...'a ateş ettiğinin ve ayağından yaraladığının, akabinde kimliği meçhul diğer bir şahsın da mağdur ...'nın elinde bulunan silahı alarak öncelikle inceleme dışı mağdur ...'a yönelik bir el, daha sonra mağdur ...'nın ayaklarına doğru birkaç el, son olarak da otel içerisinde bulunan şahıslara bir el ateş ettiğinin belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli ve 9626 sayılı rapora göre; güvenlik kamerası görüntülerinde yer alan ve olay sırasında silahla ateş ettikleri değerlendirilen şahısların tetkik konusu fotoğrafları "Şüpheli 1", "Şüpheli 2" ve "Şüpheli 3"; yine sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve mağdur ...'nın fotoğrafları Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince çekildikten sonra sanık ...'in fotoğrafları "Mukayese 1a, 1b, 1c nolu fotoğraflar", inceleme dışı sanık ...'in fotoğrafları "Mukayese 2a, 2b, 2c nolu fotoğraflar" ve mağdur ...'nın fotoğafları ise "Mukayese 3a, 3b, 3c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılıp kamera görüntülerinden elde edilen tetkik konusu fotoğraflar ile sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve mağdur ...'dan elde edilen mukayese konusu fotoğrafların incelenmesi sonucunda: 1- "Şüpheli 1" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın görüntünün 03.04 saniyesinde ilk olarak silahı ateşleyen ve yaralama olayını gerçekleştiren kişi olduğunun, 2- "Şüpheli 2" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın, görüntülerde başka bir şahsa tekme attığı görünen diğer bir şahsın ayak kısımlarını hedef alarak görüntünün 03.14 ve 03.16 saniyelerinde iki el ateş ettiğinin, görüntünün 03.22 saniyesinde ise "Şüpheli 1" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan ve silahla ateş ettikten sonra yere düşürülen kişinin uyluk-baldır kısmını hedef alarak bir el ateş ettiğinin, 3- "Şüpheli 3" şeklinde numaralandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın görüntünün 03.22 saniyesinde elindeki silahla "Şüpheli 1" olarak numaralandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın bacak kısmını hedef alarak ateş ettiğinin, 4- Bunların dışında silahla atış yapıldığının tespit edilemediğinin, 5- Laboratuvarda dudak okuma yapılmadığının, ayrıca inceleme konusu medyalarda karşılaştırılan görüntü örneklerinden elde edilen verilerin dudak okuma için elverişli olmadığının, 6- Tetkik konusu fotoğraflar ile mukayese konusu fotoğraflar arasında yapılan karşılaştırmalı incelemelerde ise; - Kafa ve yüz şekli, - Göz ve yüz şekli, - Burun, dudak ve çene yapıları, - Kulak yapısı, Yönlerinden inceleme konusu medyalarda karşılaştırılan görüntü örneklerinden elde edilen verinin karar vermek için yetersiz (0)* olduğunun, Belirtildiği, Mahkemece 11.03.2010 tarihli oturumda; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli raporun ikinci sayfasındaki mukayese konusu fotoğraflar ile huzurda bulunan kişiler karşılaştırıldığında "Mukayese 1a, 1b, 1c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların sanık ...'e, "Mukayese 2a, 2b, 2c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların inceleme dışı sanık ...'e, "Mukayese 3a, 3b, 3c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların ise mağdur ...'ya ait olduğunun tespit edildiği, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı kararının gerekçesinin; "İddia, sanık savunmaları, mağdur-sanık anlatımları, olay tanıklarının ifadeleri, ATK 2. İhtisas Dairesinin olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğuna dair raporu, Kocaeli ATK Şube Müdürlüğü raporları, ToyotaSa raporu, Sakarya ATK Şube Müdürlüğünün raporu, olay yeri görgü tespit tutanağı, silahların 6136 tabii olduğuna dair ekspertiz raporu, Sakarya Üniversitesi yazı cevabı ile olay yerine ilişkin güvenlik kamerası kayıtları, fotoğraflar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 14.10.2008 günü Sakarya Üniversitesi Rektörlüğünün Temizlik ihalesinin yapılacağı, Sakarya ilinde doğrudan veya dolaylı olarak temizlik şirketleri bulunan sanıklar ..., ..., Yusuf Ural, Yavuz Ural, Mustafa Esgil, Kemal Diktaş ve Mustafa Çatalbaş'ın kapalı usulle yapılacak olan ihaleye girmek istedikleri, yine Ankara ilinde merkezi bulunan sanık ...'in şirket yetkilisi olduğu Tümpa Temizlik şirketinin de bu ihaleye katılmayı planladığı, bu amaçla sanık ...'in yanında şirket çalışanları ... ..., ..., Aziz İhsan Aktaş, Süleyman Çeken ve kimliği tespit edilemeyen bir kısım şahısla ihale saatini beklemek için 3 araç halinde Sapanca ilçesindeki Güral Otel'e geldikleri, olay tarihinde ve saatinde sanıklar ..., Kemal Diktaş, ..., Yavuz Ural, Yusuf Ural, Mustafa Esgil'in otelin giriş kapısında bulundukları esnada sanık ...'in aracı ile otele giriş yaptığı ve doğrudan kalabalık hâlde bulunan sanıklar Turgut ve arkadaşlarına yöneldiği, sanık ... ve Turgut arasında herhangi bir tartışma ve sataşma olmadığı hâlde sanık ...'in mağdur-sanık ...'a yumruk attığı, kavgaya olay yerinde bulunan diğer sanıklar ile sanık ...'le gelen sanıkların da müdahil olduğu, yaşanan bu kargaşada sanık ...'nın aracına yöneldiği, aracında bulunan ruhsatsız silahını alarak olay yerinde gittiği, babası Turgut'un yumruk yemesi ve darp edilmesi nedeni ile tabancayla sanık ...'e ateş ettiği, sanık ...'nın ateş etmesi üzerine sanık ...'in ve yanındaki diğer şahısların sanık ...'ya yöneldikleri, onu etkisiz hâle getirdikleri, bu sırada sanık ...'in Tolga'da bulunan silahı aldığı ve önce Tolga'ya sonra Turgut'a yönelik ateş ettiği, yine olay yerinde bulunan sanık ...'in şoförlüğünü yapan sanık ...'in de üzerinde taşıdığı ruhsatsız silahı ile mağdur sanıklar Turgut ve Tolga'ya ateş ederek ayaklarından yaraladığı, mağdur sanık ...'in yaralanması nedeni ile vücudunda oluşan kırığın yaşamsal fonksiyonlarını 6. derece etkilediği, yine mağdur sanık ...'un 4. derece kemik kırığı oluşacak şekilde, mağdur sanık ...'ın da 5. derece kemik kırığı ve uzuv ve organ zaafı oluşacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır. ... Yine sanık ... yaralama olayına karışmadığını beyan etmiş ise de, müşteki sanıklar ... ve ...'ın beyanları, olay yeri kamera kayıtları, sanık Yavuz Ural'ın beyanı nazara alındığında savunmasına itibar edilmemiştir. Sanık ...'in, mağdur sanık ...'dan aldığı silahı, olay gecesi güvenlik birimlerine teslim etmesi gerekirken suçta kullanıp olay yerinden ayrıldığı, teslim olduğu tarihe kadar üzerinde taşıdığı anlaşıldığında sanığın ayrıca 6136 sayılı Yasa'ya muhalif silah taşımak suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Her ne kadar sanık ... mudafiince; mağdur sanık ...'ta tek bir ateşli silah yaralamasının bulunduğu, bu tek yaralanma nedeni ile sanık ... ve ...'in sorumlu tutulamayacağı belirtilmiş ise de olay sonrası Toyota Hastanesince düzenlenen rapor ve CD görüntüleri nazara alındığında sanık müdafiinin savunmasına itibar edilmemiş, sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'un ayağına doğru ateş etmeleri neticesi mağdurun ayağında meydana gelen ve kemik kırığına neden olan yaralanma nedeni ile sanıkların birlikte sorumlu oldukları kanaatine varılarak her iki sanığın da cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Yine sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'ı yaralaması eylemi nedeni ile TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-a-son maddeleri gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin benzer içtihatlarında nitelikli yaralamaya ilişkin verilen cezadan TCK'nun 87/1. maddesine göre artırım yapılması ile yetinilmesi gerektiği, ayrıca 87/3 maddesinden artırım yapılmasının fazla ceza tayini olacağı belirtildiğinden emsal alınan kararlar gereği sanıkların cezalarından 87/3. maddesi gereğince ayrıca artırım yapılmamıştır. Sanıklar ... ve ... müdafii olayda TCK'nın 25. ve 27. maddelerinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de; dosya içinde mevcut CD incelendiğinde sanıklar ... ile sanığın yanında çalışan diğer sanıkların olay yerine 3 araçla giriş yaptıkları, o sırada otelin kapısında beklemekte olan mağdur sanık ... ve arkadaşlarının yanına geldikleri ve mağdur sanık ...'tan kaynaklanan herhangi bir haksız hareket olmadığı hâlde sanık ...'in mağdur ...'a saldırdığı anlaşıldığından TCK'nun 25, 27 ve 29. madde hükümleri uygulanmamıştır. Sanıklar ... ve ... savunmalarında Güral Otele gittiklerinde kapı önünde bulunan mağdur sanıkların kendilerine 'Pis PKK'lılar yine mi siz geldiniz, burada ne işiniz var.' dediklerini beyan etmişler ise de; bu beyanın olay yerinde bulunan ve haklarında ihaleye fesat karıştırmak suçundan kamu davası açılan sanıklarca ve o sırada olay yerinde güvenlik görevlisi olarak çalışan tanıklarca doğrulanmadığı tespit edildiğinden sanıkların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir. Sanık ... grubu ile mağdur sanık ... arasında meydana gelen tartışma ve arbedede sanık ... ve yanında bulunan çalışanlarının mağdur sanık ...'a saldırdıkları sırada babasının darp edildiğini gören mağdur sanık ...'nın aracına yöneldiği, aracında bulunan silahı alarak olay yerinde bulunan mağdur sanık ... ...'i yaraladığı, mağdur sanık ...'nın eylemini sanık ... ile yanında çalışan sanıklar ..., ... ..., Aziz İhsan Aktaş, Süleyman Çeken'in eylemleri neticesi kapıldığı haksız tahrikin etkisi altında işlediği anlaşılmakla mağdur sanık ... hakkında haksız tahrike ilişkin hükümler uygulanmıştır. Sanıklar ... ve ... müdafiilerince mağdur sanık ...'nın ayağının baştan itibaren aksadığını, yaralanma neticesi herhangi bir uzuv zayıflamasının olmadığını beyan etmişler ise de; mağdurun yaralanma neticesi duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasının olup olmadığının tespiti için mağdur ATK 2. İhtisas Dairesine sevk edilmiş, ATK 2. İhtisas Kurulunun yaptığı muayene ve inceleme sonrası düzenlediği raporda olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu bildirilmiş, bu rapor dosya kapsamına ve oluşa uygun görülmekle hükme esas alınmıştır. ..." şeklinde açıklandığı, Sanık ... müdafiinin 27.02.2013 tarihli dilekçesinde; sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 31.03.2011 tarih ve 78-68 sayı ile mahkûmiyet hükmü verildiği ve bu hükümlerin temyiz inceleme sonucunda kesinleştiği belirtildikten sonra; "Somut olayda dava dosyası içerisinde bulunan, olayın gerçekleştiği Sapanca İlçesi Güral Otel'e ait güvenlik kamerası görüntülerinin, gerek soruşturma aşamasındaki görüntü tespit tutanağında, gerekse de yargılama esnasında alınan 06.01.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda maddi gerçeğe aykırı olarak ihmali bir davranışla düzenlenmiş olması sebebi ile hükümlü hakkında yanlış ceza tayinine gidilmiş olup ekte sunulan görüntüler ve Uzman Bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor birlikte ele alındığında hükümlü müvekkilin müşteki ...'a karşı silahlı yaralama eyleminde bulunmadığı ortaya çıkacaktır. 1-) 5271 sayılı Yasa'nın 311. maddesinde, kesinleşmiş bir hükümle sonuçlanan davada hangi hallerde yargılamanın yenilenebileceği tahdidi olarak açıkça ifade edilmiştir. Anılan kanun yolu olağan üstü bir kanun yolu olup yasa koyucu yerel mahkeme aşaması ve temyiz incelemesinde gözden kaçabilecek ve yargılamanın esasını etkileyecek, yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmali ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılması durumunda hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi imkânını sağlaması gerektiği açıkça ifade etmektedir. 2-) Sayın Mahkemece Adli Tıp Raporu ve tespit tutanağı hükme esas alınmış, ...'a karşı sanık ...'in eylemi olmamasına, azmettirici, asli veya feri fail olarak nitelendirilmemesine rağmen sayın Mahkemece maddi gerçekliğin aksine asli fail olarak nitelendirilmiş ve neticeden 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Müşteki ... ifadesinde özetle 'Kendisini Bülent'in arkasından gelen tanımadığı bir şahsın yaraladığını' beyan etmektedir. Sanık ... ifadesinde özete 'İsmini sonradan ... olarak öğrendiği kişinin ayaklarına 2-3 el ateş ettiğini' beyan etmektedir. Adli Tıp Kurumu Koceli Şube Müdürlüğünce 29/01/2009 tarihinde düzenlenen raporda özette '...'ın sağ ayak kemik sırtında ateşli silah yaralanmasına bağlı bir adet mermi giriş ve çıkış deliğinin mevcut olduğu' tespit edilmiştir. 3-) Sayın bilirkişi raporunda mukayese fotoğraflarda 1 numarada yer alan müvekkil hakkında, görüntülerin 3.04 saniyesinde ilk atışı yapan ve yaralama olayını gerçekleştiren kişi olarak bahsedilmektedir. Bu durumun maddi gerçeğe aykırı olduğu, ilk atışı yapan ...'ın beyanı ile dahi ortaya çıkmaktadır. Bilirkişi raporu sonucu sayın Mahkeme yanılgıya düşmüş ayağında bir adet yara olan ...'a iki kişinin ayrı ayrı ateş ettiği gerekçesi ile her iki kişiye de ayrı ayı ceza tayinine gidilmiştir. Anılan bu cezanın maddi gerçekliğe uymadığı gibi, vicdanen de adaleti tesis etmediği sabittir. Sağlıklı bir inceleme sonucunda müvekkilin Turgut'a karşı eyleminin bulunmadığı ortaya çıkacaktır. 4-) Somut olayda müşteki-sanık ...'nın gerek sağ gerekse de sol uyluk tarafından yaralandığı, bu atışlardan birinin ... birisinin ise Bülent tarafından yapıldığı sabittir. Adli Tıp Kurumunca hangi atışın kemik kırığına sebebiyet verdiği tespit edilebilecekken bu durum ihmal edilmiş, sayın Mahkemece Yargıtay içtihatlarına aykırı bir şekilde her iki sanığa da ayrı ayrı nitelikli halden ceza tayinine gidilmiştir. 5-) Her türlü yargılamanın amacı maddi gerçeğe ulaşmak, hakkaniyet ve kamu vicdanına uygun bir karar vermektir. Doktrinde hüküm veren hâkim veya heyetinde nihayetinde insan olarak hata yapabileceği, bu hatanın olağan yolla bazen düzelmesine rağmen bazen de hatalı mahkûmiyet kararlarının kesinleşebileceği, bu hataların giderilebilmesi açısından hükümlülere olağanüstü kanun yollarına başvurabilmeleri imkânı tanınması evrensel hukuk ilkesi olarak kabul edilmektedir. Hukuk devletinde her bireyin hukuka ve hükmü veren mahkemeye saygısı adalet duygusundan ve adil yargılamaya olan inançlarında kaynaklanmaktadır. 7-) Somut olayda bir yaralanmaya karşı iki kişiye ayrı ayrı ceza tayini gerek cezaların şahsiliği ilkesine gerekse de maddi gerçekliği aykırı bir karardır, yine eksik inceleme sonucu tespiti mümkün bir kırığa yol açan eylemin tespit edilememesi de sanıklar açısından mağduriyete yol açmaktadır. Sayın heyetinizce ekte sunulan görüntünün incelenmesi sonucunda somut olayda maddi gerçeğe uymayan bir ceza tayin edildiği ve bu cezaya gerekçe olarakta ihmal sonucu düzenlenen raporun esas alındığı anlaşılacaktır. Sonuç ve istem: Yukarıda arz ve izah edilen ve resen göz önüne alınacak sebeplerden ötürü, a-) Hükümlü ... hakkındaki infazın uygun görülecek şekilde durdurulmasına, b-) Yargılamanın yenilenmesi talebimizin kabulü ile duruşmanın açılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim." şeklindeki gerekçe ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulduğu, Sanık ... müdafi tarafından adli ses ve görüntü analiz uzmanı olan ...'e düzenlettirilen ve yargılamanın yenilenmesi talebine esas olan 21.01.2013 tarihli raporda; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli ve 9626 sayılı raporda görüntünün 03.04'üncü dakikasında ilk olarak silahı ateşleyen ve yaralama olayını gerçekleştiren kişinin sanık olduğu tespit edilse de bu tespitin doğru olmadığının, ilk atışın kaydın 03.04'üncü dakikasında mağdur ... tarafından ... isimli şahsa; ikinci ve üçüncü atışların kaydın 03.14 ve 03.15'inci dakikalarında inceleme dışı sanık ... tarafından inceleme dışı mağdur ...'a; dördüncü atışın kaydın 03.20'nci dakikasında sanık tarafından mağdur ...'ya; beşinci atışın kaydın 03.22'nci dakikasında inceleme dışı sanık ... tarafından mağdur ...'ya yönelik olarak yapıldığının, dördüncü ve beşinci atışların mağdur ...'nın ayağına doğru (2sn farkla) sanık ve inceleme dışı sanık ... tarafından yapılmış olduğunun, ancak kimin tarafından hangi ayağa ateş edildiğinin tespitini yapmanın mümkün olmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 03.02.2016 tarihli ve 1179-163 sayılı rapor ile ekinde yer alan mukayeseye konu fotoğraflara göre; olay sırasında mağdur ...'nın elinden silahını alan şahsın "1 no.lu şahıs", gri takım elbiseli olup mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a ateş eden şahsın "2 no.lu şahıs", olay sırasında ilk ateş eden şahsın ise "3 no.lu şahıs" olarak numaralandırılmasından sonra, inceleme konusu görüntü dosyalarının kayıt kalitesi ve çözünürlüğünün (görüntüyü oluşturan piksel sayısının) düşük olduğu, kişilerin güvenlik kamerasına uygun pozisyon ve yakınlıkta bulunmadığı, aydınlatmanın elverişli olmadığı, kişilerin yüzüne ait karakteristik yüz hat ve yapılarını (genel yüz ve kafa anatomisi ile alın, kaş, göz, burun, kulak, dudak, çene ve benzeri yapıların) temsil eden görsel bilginin yeterli düzeyde olmadığı, postür ve genel beden yapısı yönlerinden benzerlikler görüldüğü belirtildikten sonra; "1 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile sanık ...'e ait görüntü örneklerinin; "2 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile inceleme dışı sanık ...'e ait görüntü örneklerinin; "3 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile mağdur ...'ya ait görüntü örneklerinin mukayeselerinin; "İnceleme konusu medyalardaki analizi yapılan görüntü örnekleri, mukayese konusu görüntü örnekleriyle kısmı benzerlikler göstermekle birlikte karar vermek için yetersizdir(0+)*" şeklinde değerlendirildiği, "clip20081014085240.avi" isimli videonun 03.04'üncü dakikasinda 3 no.lu şahıs tarafından atış yapıldığı, 03.14, 03.15 ve 03.22'nci dakikalarında 2 no.lu şahıs tarafindan atış yapıldığı, 03.20 nci dakikasinda da 1 no.lu şahıs tarafından atış yapıldığı hususlarının tespit edildiği, CD'ler arasında saniye veya salise farkı olup olmadığı hususuyla ilgili yapılan incelemelerde, mevcut CD'lerdeki aynı isimli görüntü dosyalarının birbirlerinin kopyası oldukları ve aralarında bir fark bulunmadığı, Anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler CMK'nın "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311. maddesi uygulama tarihi itibarıyla; "(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür. a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa. b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa. c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa. f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir. (2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddede hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi mümkün değildir. Kamu düzeninin sağlanması, davaların bir noktada sona ermesi sonucunu, yani kesin hükmü doğurmuştur. Kesin hükümle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülerek, maddi gerçeğe ulaşıldığından kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilaf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adli hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddi olaylar kesin hükmün maddi gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adli hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddi temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Kesinleşen hükmün, maddi gerçeğe uymadığına ilişkin kanunda belirtilen şartları taşıyan taleplerin değerlendirilmesi ve yapılacak değerlendirme sonucunda şartların oluşması hâlinde kesinleşen hükmün düzeltilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenlerle kanun koyucu bu sorunu çözebilmek için yargılamanın yenilenmesi müessesesinin şartlarını ayrıntılı olarak düzenlemek suretiyle ihdas etmiştir. Yargılamanın yenilenmesi ancak kesinleşmiş hükümlerde başvurulacak bir yol olup hukuki niteliği itibarıyla CMK'nın sistematiği, düzenleniş şekli ve düzenlendiği yer dikkate alındığında tereddütsüz olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hâllerin gerçekleşmesi durumunda gerçeğin araştırılması, böylece toplum ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenilenme talebinin dikkate alınması da söz konusu olmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında yargılamanın yenilenmesini; kanunda sınırlı şekilde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin en az birisine dayalı olarak kesinleşmiş bir hükümde adli hata bulunduğu iddiasıyla kural olarak hükmü veren mahkemeye başvurulmasıyla başlayan, hükmü veren hâkimin katılımı olmaksızın, mahkemece başvurunun şekil ve esas açısından kabulüne karar verilmesi hâlinde devam edilerek hükme konu sanık ve fiil hakkında yeniden kovuşturma yapılmasına imkân sağlayan, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlamak mümkündür. Yargılamanın yenilenmesi, mutlaka istek üzerine yapılabilecek, davasız yargılama olmaz ilkesinin doğal sonucu olarak mahkemece resen yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün olmayacaktır. Hükmün infaz edilmiş olması veya hükümlünün ölümü de yargılamanın yenilenmesine engel teşkil etmeyecektir. Yargılamanın yenilenmesi başvurusu kural olarak herhangi bir süre sınırlamasına tâbi tutulmamış olup talep hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması kesinleşen hükmün infazını kendiliğinden etkilemeyecek, ancak mahkemenin infazın geri bırakılmasına ya da durdurulmasına karar vermesi mümkün olabilecektir. Yargılamanın yenilenebilmesi için hükümde önemli bir adli hatanın yapılmış olması gereklidir. Yargılamanın yenilenmesini gerektiren bu hata, hükümlünün lehine ya da aleyhine olarak yapılmış olabileceğinden hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi hem hükümlünün lehine hem de aleyhine olarak başvurulabilecek bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması bakımından yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden olan ve CMK'nın 311. maddesinde hüküm altına alınan yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması hâli üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Delil; ceza muhakemesinin konusu olan olayda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla kullanılan ispat aracı olup ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi gereği akılcı ve gerçekçi olmak ve hukuka aykırı bulunmamak şartıyla her beyan, belge veya belirti, delil olarak kabul edilebilecektir. Olay ise, doğrudan doğruya veya dolayısıyla muhakeme hukuku içinde ispat vasıtası olarak kabul edilen, diğer bir anlatımla doğrudan veya dolaylı olarak ispat aracı olarak kullanılabilecek ve yargılama sonucunu etkileyecek olgulardır. Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için yeni olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın yeni olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da yeni sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de yeni sayılmaktadır. Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular yeni değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller yeni delil veya olay kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir. Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda önemli de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır. Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp ikame olunan olay ve delillerin önceden ileri sürülmeyen ve tamamen yeni nitelik taşıyan yapıda olması ve tek başına veya diğer deliller birlikte incelendiğinde hükümlü lehine değerlendirmeye ve önceki hükmü değiştirmeye mahkemeyi yönlendirecek ciddiyette bulunması gerekmektedir. Bu özelliği taşımayan iddialarla, sırf şekli unsurların yeterliliğinden bahisle yargılamanın yenilenmesinde delil toplamaya ya da bu safha aşılarak duruşmalı incelemeye yönelmek kanun koyucunun amacıyla ve olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesinin yapısıyla uyuşmamaktadır. Diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilebilmesi için kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılıcak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur. Buna göre, yargılama aşamasında yerel mahkemece temas edilen, bilgi sahibi olunan, incelenen ve hüküm verilirken gözönüne alınan, temyiz aşamasında da Özel Dairece incelenip değerlendirilen bir delile ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmak mümkün olmadığı gibi, bu tür nedenlere dayalı olarak yapılan taleplerin de kabul edilmemesi gerekmektedir. Bu nedenle, gerek ilk derece yargılamasında gerekse temyiz aşamasında ileri sürülen, yargılama makamlarının bilgi sahibi olduğu, suçun sübutu ve nitelendirmesi bakımından göz önüne alınan, bu şekilde aşamalarda değerlendirilen olay ve delillere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması durumunda, CMK'nın 318. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Nitekim CGK'nın 05.06.1995 tarihli ve 164-190 sayılı kararında; "Yargılanmanın yenilenmesi bakımından yeni delil ve vakıanın varlığından bahsedebilmek için delil ve olayın daha önce mahkemeye sunulmamış, mahkemenin bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya diğer delillerle birlikte sonuca etkili olması gerekmektedir. Bu nitelikleri taşımayan delil veya olaylara 'yeni delil ve olay' niteliği yüklenemez.", 15.10.1990 tarihli ve 214-236 sayılı kararında; "Yargı kararının verildiği tarihte, mahkemece bilinmeyen ve mahkûmiyet hükmü kurulurken değerlendirme dışı tutulan yeni delil veya yeni olay diye tanımlanabilecek yeni bir durum ortaya çıkmadığından, önceki hükmün tasdikine ilişkin yerel mahkeme kararı ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.", 01.10.1990 tarihli ve 190-212 sayılı kararında; "Yerel mahkeme yargılamanın yenilenmesi davası sırasında, sanığın ileri sürdüğü hususlarda gösterdiği tanıkları dinlemiş, bu tanıkların tümü de sanığın ileri sürdüğü hususları doğrular nitelikte anlatımda bulunmuşlardır. O halde sanığın dilekçesinde ileri sürdüğü hususların doğruluğu kanıtlandığına göre, bu hususların yargılamanın yenilenmesi davasına konu, yargı kararının verildiği tarihte, yargılama heyetinin bilmediği delil veya olay diye tanımlayabileceğimiz yeni delil veya yeni olay olup olmadığına bakılmalı, bu soruya bulunacak cevap olumlu olduğu takdirde, hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren yasa hükmünün uygulanmasını gerektirip gerektirmediğini saptamak gerekecektir.", 27.05.1985 tarihli ve 72-306 sayılı kararında ise; "Öğreti ve uygulamada kabul olunduğu üzere 'yeni vakıa ve delil', evvelce yargıya sunulmamış olan onun bilgisi dışında kalmış olan delildir." sonucuna ulaşılmıştır. Öğretide de; "Yeni vakıa, yahut yeni delil mahkemece bilinmeyen yani mahkemenin hüküm verdiği esnada vakıf olmadığı vakıa yahut delil demektir. Yenilik, vakıa veya delilin vukuu zamanına, yani kronolojik bir esasa göre değil, mahkemece bilinmiş olup olmadığına göre tâyin edilir." (Baha Kantar, Ceza Muhakemeleri Usulü Üçüncü Kitap Kanun Yolları, Ankara, 1953, s. 411), "Muhakemenin yenilenmesi için sebep olarak gösterilen vakıa veya delillerin 'yeni' olması şarttır. Hükümlünün bildiği veya bilmesi lâzım geldiği bir vakıa veya delil, mahkemece malûm değil ise, yenilenme sebebi olabilir." (Faruk Erem, Muhakemenin Yenilenmesi Hakkında Genel Bilgiler, AÜHFD, S. 1-4, C.19, Ankara, 1962, s. 25), "Muhakemenin iadesi sebebi olabilmesi için dermeyan edilen vakıaların veya delillerin yeni olması gerekir. Yeni demek, hüküm tesis olunduğu zaman mahkemece bilinmeyen ve failin kusurluluğunu tesbitte tesir icra edebilen ve ilk hüküm tesisinde hiç nazara alınmamış bulunan hususlardır. Bir vakıa veya delil hüküm tesisi zamanında fail tarafından bilinse, fakat mahkemeye ikâme edilmemiş olsa ve bu sebeple de hükümde değerlendirilmemiş veya hükme tesir etmemiş olsa, bu iadei muhakeme sebebi olabilecektir; zira, bahis konusu olan yenilik fail bakımından değil mahkeme bakımından aranmalıdır." (Ayhan Önder, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Yeni Vakalar ve Yeni Deliller Sebebiyle Muhakemenin İadesi, İÜHFM, C. 31, No: 1-4, İstanbul 1966, s. 63), "Hükmü veren mahkemede bildirilmemiş veya bildirilememiş ve bu sebeple hükümde nazara alınmamış olan her türlü vakıa ve deliller, mahkûm tarafından bilinip bilinmemelerinin bir ehemmiyeti olmaksızın yeni sayılırlar. Yani yenilik taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Delil ve vakıaların evvelki duruşmada dermeyan edilmemiş ve neticede mahkemenin malûmatı dışında kalmış olmaları yeni kabul edilmeleri için yeterlidir. Evvelki duruşmada dermeyan edilmiş fakat mahkemece inandırıcı görülmeyerek nazara alınmamış delil ve vakıalar 'yeni' sayılmazlar." (Eralp Özgen, Ceza Muhakemesinin Yenilenmesi, Ankara, 1968, s. 95), "Yargılaşan kararın verildiği tarihte hakimin bilmediği delil veya olay diye tarif edebileceğimiz yeni delil veya olayın yenileme sebebi olabilmesi için yalnız başına veya eskilerle birlikte nazara alındığında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün, yani sonuç cezanın tayininde kullanılması takdire bırakılmayıp, kanun gereği olan normların uygulanması ile mahkum olmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi, 18. Bası, İstanbul, 2010, s. 1493), "Şüphesiz muhakemenin iadesi için ileri sürülen delil veya vakıanın yeni olması gerekir. Buradaki 'yenilik'ten kasıt, daha önce bilinmeyen, bildirilmemiş veya sonradan ortaya çıkan delil veya olay olabileceği gibi, bir tarafça bilinmekle birlikte mahkemece bilinmeyen veya mahkemeye ismen bildirilmekle birlikte incelenmemiş, üzerinde delil veya olay muhakemesi yapılmamış, kısaca hiç dikkate alınıp değerlendirilmemiş hususlar da olabilir. Çünkü buradaki 'yenilik', taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Dermeyan edilmeyip, sadece kendisinden bahsedilerek hiçbir şekilde dikkate alınmayan ve inceleme dışı tutulan delil ve olay arasında fark bulunmamaktadır. Bunlar da kendileri dikkate alınmadan yapılan yargılama açısından 'yenilik' vasıflarını yitirmeyip sürdürürler." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, C. 2, 8. Baskı, Ankara, 2013, s. 494), "Yeni delil, mahkemeye sunulmamış, sunulsa bile mahkemece irdelenmemiş, dikkate alınmamış delildir. Bununla birlikte delil irdelenmiş ancak hükme esas alınmamış ise yeni değildir. Yeni delil aslında önceki hükmün yanlış olduğunu gösteren delildir. Buna göre fiil hakkında mahkemenin verdiği karar hukuksal dayanağını kaybediyor veya eski ispat olgusunda şüphe doğuruyorsa, bunu ortaya koyan vakıa ve/veya delil, yeni vakıa ve delildir." (Veli Özer Özbek-... Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2012, s. 806), "Hükmü veren mahkemeye bildirilmediği için hüküm kurulurken dikkate alınmamış her türlü olgu ve deliller yeni sayılır. Daha önceden mahkemeye bildirilen, ancak mahkemece inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil veya olgular yeni sayılmaz." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s. 793), "Muhakemenin yenilenmesi nedeninin oluşması için olay ve delilin yeni olması gerekmektedir. Kanun koyucu burada yeni kelimesini, oluş tarihinden itibaren çok zaman geçmemiş anlamında değil, daha önce söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş anlamında kullanmıştır. Bu nedenle delilin yeni sayılması için ceza muhakemesi sırasında mahkemece varlığının bilinmemesi veya bilindiği halde olay yada delile ulaşılmaması gerekir." (Ahu Karakurt, Ceza Muhakemesi Hukukunda Muhakemenin Yenilenmesi, Ankara, 2009, s. 111), "Mahkemece yargılama sırasında bilinmeyen, bilindiği halde ulaşılamayan ve bu nedenle de kısmen veya tamamen hükmün kurulmasında dikkate alınmamış olan delil yeni delildir." (İlhan Akbulut, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Muhakemenin İadesi, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 78, 2004/4, s. 1559), "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunların yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olması yargılamanın lehe yenilenme nedenidir." (Sevi Bakım, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Özel Sayı, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, İstanbul, 2013, s. 933) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Diğer taraftan yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması üzerine uygulanacak usul işlemleri diğer olağanüstü kanun yollarına göre daha ayrıntılı bir şekilde CMK'nın 318-323. maddelerinde düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmü veren mahkemeye yapılır. Bu mahkeme istemin kabule değer olup olmadığına duruşma yapmaksızın karar verir. Kanun'da belirlenen şekilde yapılmadığının veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmediğinin veya bunu doğrulayacak delillerin açıklanmadığının tespiti hâlinde bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecek, aksi hâlde istemin kabule değer olduğuna karar verilip yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri için Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ edilecektir. Tebliğ aşamasından sonra soruşturmaya ilişkin hükümler çerçevesinde delillerin toplanması ve bunların esassız olup olmadıklarının değerlendirilmesi yani bu kanun yolunun ikinci aşamasına geçilecektir. Bu aşamada tanık, bilirkişi dinlenebilir, arama ve elkoyma işlemi, keşif yapılabilir. Sunulan delillerin inandırıcılığını değerlendirmek için mahkeme kendiliğinden uygun gördüğü her türlü delili toplamaya yetkilidir ve bu hususta da soruşturmaya ilişkin hükümler uygulanacaktır. Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir. Delil toplama işlemi tamamlanıp ilgililere diyecekleri sorulduktan sonra mahkeme bu delilleri dosya kapsamındaki diğer delillerle değerlendirip esas ilişkin bir karar verecektir. Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecek aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilecektir. İstisnai hâllerde ise inceleme duruşmasız olarak yapılacaktır (CMK m. 322/1-2). Öte yandan, yargılamanın yenilenmesi kararı bir hüküm değildir. Yargılamanın yenilenmesi kararına rağmen hatalı olduğu iddia edilen ilk hüküm hukuki varlığını devam ettirmektedir. Kaldı ki CMK'nın; "Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir." şeklinde düzenlenen 323/1. maddesinden de bu durum açıkça anlaşılmaktadır. CMK'da yargılamanın yenilenmesi durumunda yapılacak duruşmanın usulüne ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bu duruşma önceki duruşmanın devamı niteliğinde değildir. Bu nedenle de duruşmaya ilişkin kanun hükümlerinin tümünün uygulanması gerekmektedir. Bu durum CMK'nın 323. maddesine ilişkin gerekçesinde; "...Yeni duruşma ilkinden ayrı ve bağımsızdır. Mahkeme, gerek eski delillerin takdirinde gerek yeniden delil toplamada ve bunları birlikte değerlendirmede önceki hükümle bağlı değildir. Bu aşamada duruşmaya ilişkin tüm hükümler uygulanmak suretiyle gerçekleştirilir." şeklinde açıklanmıştır. Öte yandan yargılamanın yenilenmesi de olağanüstü bir kanun yolu olduğundan kesin hüküm otoritesinin korunması açısından iade sebebi olarak ileri sürülen hususla bağlı olarak yeniden duruşma yapılması (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. Baskı, İstanbul, 2018, s. 913), diğer bir ifade ile yenileme yargılamasının önceki karardaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amacıyla sınırlı olması (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Baskı, Beta, İstanbul, 2007, s. 577) gerekmektedir. B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Sanığın, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından mahkûmiyetine ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 tarih ve 14052-36569 sayı ile; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçları bakımından onanmasına, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise hesap hatası nedeniyle düzeltilerek onanmasına karar verildiği, hükümlerin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, sanık müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin 27.02.2013 tarihli talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.03.2013 tarih ve 78-68 sayı ile reddedilmesi üzerine bu ek karara hükümlü müdafii tarafından yapılan itirazı inceleyen Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2013 tarih ve 375 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verildiği, bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 20.06.2013 tarih ve 39880 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2013 tarih ve 232586 sayı ile anılan kararın mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçları bakımından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.12.2013 tarih ve 17835-30100 sayı ile; "21.01.2013 tarihli fizik inceleme ve kriminalistik bilim uzmanı raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebi ile sunulan delillerin dosyada mevcut delillerle karşılaştırılarak CD'ler arasında atış anına ilişkin saniye veya salise farkı bulunup bulunmadığı, kullanılan tabancaların marka ve özellikleri ile ateş edenler kesin olarak belirlenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde red kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine karar verildiği, sanık müdafiinin 24.03.2014 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebi üzerine Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile talebin kabulü ile mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, evrakın yeni bir esasa kaydına karar verildiği, bu karar doğrultusunda dosyanın anılan Mahkemenin 2014/150 esasına kaydedildiği, sanık müdafiinin 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçuna ilişkin yargılamanın yenilenmesi ile infazının durdurulması talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile kabulüne evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmesi üzerine bu karar doğrultusunda 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçu bakımından dosyanın 2015/343 esas sırasına kaydedildiği, ardından anılan Mahkemenin 23.10.2015 tarihli ve 343-232 sayılı kararı ile de bu davanın, aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2014/150 esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verildiği, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda 08.11.2016 tarih ve 150-447 sayı ile; sanık hakkında, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan kurulup Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile hükümlünün bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçlarından kurulup Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin ise iptalini gerektirecek bir neden bulunmadığından CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onaylanmalarına karar verildiği, onaylama kararlarının sanık müdafii tarafından temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.01.2019 tarih ve 10620-563 sayı ile onanmalarına karar verildiği anlaşılan dosyada; Kamu düzeninin sağlanması ve bu bağlamda kesin hüküm otoritesinin korunması amacıyla hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin CMK'nın 311. maddesinde sınırlı biçimde sayıldığı, bunların dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı cihetle; 21.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda Mahkemenin 31.03.2011 tarihli kararında yer alan kabulden farklı olarak sadece inceleme dışı mağdur ...'un olay sırasında sanık ... tarafından ateşli silahla yaralanmadığının tespit edildiği, bu anlamda yeni delil niteliğinde olan bu rapora istinaden sanığın sadece inceleme dışı mağdur ...'a yönelik eylemi bakımından yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ve yeniden yapılacak duruşmanın yenileme sebebi olarak gösterilen hususla bağlı ve önceki karardaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amacıyla sınırlı olarak yapılması gerektiği gözetilmeden, geçerli bir yargılamanın yenilenmesi sebebi ileri sürülmeyen, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçu bakımından Yerel Mahkemece 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile; sanığın mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise Özel Dairenin 26.12.2013 tarihli ve 17835-30100 sayılı kanun yararına bozma kararı sonrasında Yerel Mahkemece 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile yargılamanın yenilenmesine karar verilmiş ise de; yeniden yapılan yargılama sonucunda bu suçlara ilişkin kurulan ilk mahkûmiyet hükümlerinde bir hukuka aykırılık bulunmadığını değerlendiren Yerel Mahkemece verilen onaylama kararlarının sonuç itibarıyla isabetli olduğu değerlendirilmekle, yargılamanın yenilenmesi nedeni dışında kalan ve ilk yargılama sırasında tartışılıp karara bağlanan hususlara yönelik itirazın bu aşamada Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki hukuka aykırı olduğu düşünülüyor ise Özel Dairece verilen 29.11.2012 tarihli karara karşı sanık lehine her zaman olağanüstü itiraz yoluna başvurulabileceği kabulü edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/94 E., 2021/530 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın ‘Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri’ başlıklı 311. maddesi;
Ceza Genel Kurulu         2021/94 E.  ,  2021/530 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sanık ...'nın katılan mağdureye yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/1-2.cümle, 102/3-b, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis; cinsel taciz suçundan TCK’nın 105/1-1.cümle, 105/2-a-b-c, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis; cezaları ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.11.2019 tarihli ve 91-696 sayılı hükümlerin sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından ise sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçu yönünden istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 21.02.2020 tarih ve 296-487 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve hükümler kesinleşmiştir. Hükmün kesinleşmesinden sonra sanık müdafisinin, yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebinin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2020 tarih ve 91-696 sayı ile kabule değer olmadığına ve reddine ilişkin karara yönelik itirazının, itiraz mercisi ... 6. Ağır Ceza Mahkemesince 09.07.2020 tarih ve 2020/648 Değişik ... sayı ile; "İlk kararı veren hâkim dışında bir hâkimin görevlendirilerek yargılanmanın yenilenmesi talebinin değerlendirilmesi gerektiği," şeklindeki değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmiş, merci kararının gereği yerine getirilerek ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 17.07.2020 tarih ve 91-696 sayı ile yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebin kabule değer olmadığına ve reddine karar verilmiş, bu karara yönelik sanık müdafisi tarafından yapılan itirazın itiraz mercisi ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince 11.08.2020 tarih ve 2020/709 Değişik ... sayı ile reddine karar verilmiştir. Merci kararına karşı ... Bakanlığınca 20.10.2020 tarih ve 14561 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.10.2020 tarih ve 95239 sayı ile; "...Somut olayda, her ne kadar tanık ... kovuşturma aşamasında 19/11/2019 tarihli oturumda, sanığın müştekiye hitaben söylemlerini duyduğu ve sanığın müştekiye yönelik birtakım eylemleri olduğunu gördüğüne dair beyanda bulunmuş ise de; ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/11/2019 tarihli kararının ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 21/02/2020 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi sonucu kesinleşmesini takiben, tanık Ahsen'in mahkemeye sunduğu dilekçelerinde kovuşturma aşamasındaki beyanlarından döndüğünü, sanığın gerek müştekiye gerekse kendilerine yönelik yanlış bir hareketini görmediğini, müşteki istediği için sanık aleyhinde beyanda bulunduğunu bildirdiği, yine ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 21/02/2020 tarihli kararı sonrasında, soruşturma ve kovuşturma aşamasında beyanına başvurulmayan, olay kapsamında bilgi sahibi olan ...'in dilekçesinde özetle, ... İlçe ... Müdürlüğünde hizmetli olarak çalıştığı, müştekinin staj yaptığı süre zarfında lakayt davranışları nedeniyle sanığın birden çok kez müştekiyi uyardığı, müştekinin sanık hakkında ‘bana taktı, stajımı yakıp başıma ... açacak, ama ben onun başına bir çorap öreyim onu yakayım da görsün’ şeklinde konuştuğu, söz konusu konuşma üzerinden bir süre geçtikten sonra müştekinin kendisini arayarak, planını uyguladığını ve staj müdürlüğüne giderek ...Ocaklı'nın kendisine cinsel sarkıntılıkta bulunduğuna dair şikâyette bulunduğunu beyan ettiği anlaşılmakla, yargılamanın yenilenmesi talebi olarak ileri sürülen delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 318 ilâ 321. maddeleri uyarınca yargılamanın yenilenmesini gerektirecek mahiyette olup olmadıklarının tespiti bakımından, kabule değer görülerek, toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, yargılamanın yenilenmesinin kabul veya reddine karar verilmesinin uygun olacağı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle hükmün kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 03.12.2020 tarih ve 8981-5603 sayı ile; "...Tüm dosya içeriği nazara alındığında, kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediği," gerekçesiyle kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 31.12.2020 tarih ve 95239 sayı ile; "...İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi talebi olarak ileri sürülen delillerin yargılamanın yenilenmesini gerektirecek mahiyette olup olmadığının tespiti bakımından, toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, yargılamanın yenilenmesinin kabul veya reddine karar verilmesinin uygun olup olmayacağının tespitine, kısaca yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için yargılamanın yenilenmesi müessesesinin kanuni dayanağı ve şartları üzerinde durulması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın ‘Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri’ başlıklı 311. maddesi; '(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür. a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa. b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa. c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa. f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir. (2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır’ biçiminde düzenlenmiştir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarihli 2012/3-909 esas, 2014/121 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, 5271 sayılı CMK'nın 311. maddesinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi mümkün değildir. Kamu düzeninin sağlanması, davaların bir noktada sona ermesi sonucunu, yani kesin hükmü doğurmuştur. Kesin hükümle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülerek, maddi gerçeğe ulaşıldığından kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilaf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adli hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddi olaylar kesin hükmün maddi gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adli hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen gözardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddi temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Kesinleşen hükmün, maddi gerçeğe uymadığına ilişkin kanunda belirtilen şartları taşıyan taleplerin değerlendirilmesi ve yapılacak değerlendirme sonucunda şartların oluşması halinde kesinleşen hükmün düzeltilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenlerle kanun koyucu bu sorunu çözebilmek için yargılamanın yenilenmesi müessesesini şartlarını ayrıntılı olarak düzenlemek suretiyle ihdas etmiştir. Yargılamanın yenilenmesi ancak kesinleşmiş hükümlerde başvurulacak bir yol olup hukuki niteliği itibarıyla CMK'nın sistematiği, düzenleniş şekli ve düzenlendiği yer dikkate alındığında tereddütsüz olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hallerin gerçekleşmesi halinde gerçeğin araştırılması, böylece toplum ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenilenme talebinin dikkate alınması da söz konusu olmayacaktır. da yargılamanın yenilenmesini; kanunda sınırlı şekilde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin en az birisine dayalı olarak kesinleşmiş bir hükümde adli hata bulunduğu iddiasıyla kural olarak hükmü veren mahkemeye başvurulmasıyla başlayan, hükmü veren hakimin katılımı olmaksızın, mahkemece başvurunun şekil ve esas açısından kabulüne karar verilmesi halinde devam edilerek hükme konu sanık ve fiil hakkında yeniden kovuşturma yapılmasına imkan sağlayan, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlamak mümkündür. ‘Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması’na ilişkin yenileme nedeni CMK'nun 311. maddesinin 1 fıkrasının (e) bendinde; ‘Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa’ şeklinde düzenlenmiştir. Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için ‘yeni’ olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın ‘yeni’ olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da ‘yeni’ sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de ‘yeni’ sayılmaktadır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller ‘yeni delil veya olay’ kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 5271 sayılı CMK'nın 311/1-e maddesine göre, ‘yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa’ yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi gerekmektedir. Somut olayda, her ne kadar tanık ... kovuşturma evresinde 19.11.2019 tarihli oturumda sanığın olay günü müştekiye yönelik söylemlerini duyduğu ve müştekiye yönelik bir takım eylemleri olduğunu gördüğü şeklinde beyanda bulunmuş ise de, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2019 tarihli kararının ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 21.02.2020 günlü istinaf başvurusunun esastan reddine dair kurulan hükümle kesinleşmesini takiben, tanık Ahsen'in mahkemeye sunduğu dilekçelerinde kovuşturma evresindeki beyanlarından döndüğü, sanığın gerek müştekiye gerekse kendilerine yönelik yanlış bir hareketini görmediğini ve müşteki istediği için sanık aleyhinde beyanda bulunduğunu bildirdiği, yine ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 21.02.2020 tarihli kararı sonrasında, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde beyanına başvurulmayıp, olay kapsamında bilgi sahibi olan ...'in dilekçesinde özetle, ... İlçe ... Müdürlüğünde hizmetli olarak çalıştığını, müştekinin staj yaptığı süre zarfında lakayt davranışları nedeniyle sanığın bir çok kez uyarması üzerine müştekinin yetkili konumundaki sanık hakkında ‘bana taktı, stajımı yakıp başıma ... açacak, ama ben onun başına bir çorap öreyim onu yakayım da görsün’ şeklinde konuştuğunu, söz konusu konuşma üzerinden bir süre geçtikten sonra müştekinin kendisini arayıp, planını uyguladığını ve staj müdürlüğüne giderek ...Ocaklı'nın kendisine sarkıntılıkta bulunduğuna dair şikayetçi olduğunu beyan ettiği anlaşılmakla, yargılamanın yenilenmesi talebi olarak ileri sürülen delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 318 ile 321. maddeleri uyarınca yargılamanın yenilenmesini gerektirecek mahiyette olup olmadıklarının tespiti bakımından kabule değer görülüp, toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirilip mahkemece gerekçelendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.08.2020 tarihli ve 2020/709 değişik ... sayılı kararını inceleyen Yüksek Dairece kanun yararına bozma talebinin kabul edilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 04.03.2021 tarih ve 7-1811 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire İle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına ilişkin verilen karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca mağdure ve tanık ...'in alınan beyanları ile sanığın savunmasına yer verilerek 16.01.2019 tarihli ve 97-96 sayılı iddianamenin düzenlendiği, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 07.05.2019 tarihinde yapılan duruşmada mağdurenin beyanının alındığı ve sanığın sorgusunun yapıldığı, 09.07.2019 tarihinde yapılan duruşmada tanıklar ve ... ...'in dinlendikleri, bir sonraki celse ...'in ve ...in tanık olarak ifadelerine başvurulması amacıyla ara karar kurulduğu, 19.11.2019 tarihinde yapılan duruşmada tanıklar ... ve ...'ın beyanlarının alındığı, 25.11.2019 tarihinde yapılan duruşmada sanığın sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı ve cinsel taciz suçlarından mahkûmiyetine karar verildiği, gerekçeli kararda; sanık savunması, tanıklar ... ..., ... ve ...'in beyanlarının değerlendirildiği, gerekçe kısmında; "...Sanık savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiş ise de; savunmasını somut olaya şahitlik eden tanıklara değil, müştekinin ahlakı ve yaşantısı yönünde beyanda bulunacak sanıklara dayandırdığı, katılan ile aralarında husumet olduğundan bahisle üzerine bu suçlamaların atıldığının savunulduğu, bunlara karşılık katılanın olay tarihi itibariyle 18 yaşını tamamlamış olması, kendisini rahatlıkla ifade edebilecek durumda olduğu, katılanın anlatımlarının çelişkiye mahal vermediği, iftira atılmasına mümkün olmayacak kadar ayrıntılı anlatımların mevcut olduğu, sanığın bizzat katılana verdiği staj notunun yüksek olmasından bahisle aralarında husumet bulunmadığının desteklendiği, dinlenen katılan tanığı Ahsen'in şikayete sebebiyet veren son olayın hemen ardından katılanın korkmuş vaziyette göründüğünü ifade ettiği ve beyanlarının katılan ile sanık arasında yaşananlara kuvvetli delil oluşturduğu, yine tanığın sanık tarafından katılana yönelik söylenen "rujun çok tahrik edici, senin fındığını yerim, önce öp sonra imza atarsın, önce öp, dur güzelmiş bir bakayım, sütyenine bakayım güzel mi'' şeklindeki sözlerine tanıklık ettiği, ayrıca savunma dilekçesinde yer verilen 'kurum çalışanı M....Ocaklı'nın sert, otoriter ve disiplinli olması nedeniyle stajyer sorumlusu olarak görevlendirildiğini,satajyerleri gerek mesai disiplini,gerek kurum içi davranışlar açısından bir çok kere sert bir şekilde uyardığı, hatta bu durumun devam etmesi durumunda ailelerine durumun bildirileceğini söylediği' beyanları ile de suçun niteliği itibariyle katılanın zincirleme şeklinde devam eden eylemlere şikayet tarihine kadar sessiz kalmasının bu sebeple açıklanabileceği..." şeklinde değerlendirmeye yer verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 21.02.2020 tarihli ve 296-487 sayılı kararı ile; "...Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşıldığından, İstinaf başvurusunda bulunanların ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmemiş olmakla, CMK'nın 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine," karar verildiği, 25.02.2020 havale tarihli, tanık ... tarafından ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine hitaben el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış dilekçenin ilgili bölümlerinde; "İkinci dönem başladıktan kısa bir süre sonra...abla bundan sonra giriş çıkış imzalarımızı ...Bey takip edecek dedi. (Satır arasına el yazısıyla eklenmiş biçimde ‘Resmi yazışmaları...hanım yapıcaktı. Asıl sorumlumuz...hanımdı.’ içeriğinde bir ibare bulunmaktadır.) Sebebini sorduğumuzda ilçe müdürünü öyle söylediğini belirtti. Bizde ...Beyin odasına sadece imzalarımızı atmaya gidiyorduk. Biz stajyerlerin bulunduğumuz oda ...beyin yan odasıydı. ...bey bir gün bizim odaya gelmişti. ... ile fındık yiyip gazoz içiyorduk. Kendisine de ikram ettik. (Satır arasına el yazısıyla eklenmiş biçimde ‘Masamızda çeşitli kuruyemiş vardı. ...Bey de birkaç tane fındığınızdan alayım diyip çıktı.’ içeriğinde bir ibare bulunmaktadır.) ...beyde fındıklardan alıp odadan çıktı. Başka bir muhabbet geçmedi. Olayın yaşandığının iddia edildiği gün ... izin almak için ...Beyin odasında gitmişti. Odada olduğu süreç içerisinde ben yan odadaydım hiçbir bağırış ve ses duymadım. Gözümle hiçbir yanlış harekete şahit olmadım. ...Beyin çalıştığımız süre boyunca bana karşıda yanlış bir hareketi bulunmamıştır. ...Beyin bu davadan ceza aldığını duyunca üzüldüm. Olayların buraya geleceğini düşünemedim. Benimde psikolojim böyle bir durumun içinde yer aldığım için etkilenmiştir. Bu durumdan dolayı bu dilekçeyi yazıyorum. Dilekçeyi kendi isteğimle yazmış bulunmaktayım." şeklinde içerik bulunduğu, 20.04.2020 havale tarihli, tanık ... tarafından yazılan dilekçede; "Birinci dönem stajımızı çok rahat yaptık....abla bize çok karışmıyordu. Kendisi süt izni kullanıyordu....abla saat I6:00'da çıkınca bizde çıkıyorduk. Mesai saatleri çok sorun olmuyordu. Bizim oturduğumuz oda ...abinin oturduğu odanın bitişiğindeydi İkinci dönem...abla giriş- çıkışta imzaladığımız imza defterini ...ahiye vermiş. Bize de Müdür beyin talimatı ile imzalarımızı ...abinin yanında atacağımızı söyledi. ...abi sinirli biriydi. Bize bundan böyle sabah 8:30 da gelip Akşam 17:30 da çıkacaksınız stajınızı doğru dürüst yapın diye İlk günden uyarmaya başladı. Bize en ufak bir şeyde kızıyordu. Bir keresinde bizim odaya geldi. Bizde o sırada... ile kuruyemiş yiyip gazoz içiyorduk. Ona da kuruyemiş ikram ettik. O da fındık severim deyip fındıklardan biraz alıp çıktı. Başkaca bir muhabbet olmadı. Bir gün ...abi bize laubalilik yapmayın sık sık İzin istiyorsunuz, rapor getiriyorsunuz stajınızı doğru dürüst yapın diye kızdı....'nun dayısı ve annesini tanıyordu. Ona çok kızdı Laubalilik yapıyor ve sık sık izin alıyor diye kızdı. Annesine ve dayısına söylerim demişti.... ailesine bir şey der diye çok korkuyordu. Bir gün... izin almak için ...abinin yanına gitti. Geldiğinde ağlamaklı bir şekildeydi, ne oldu diye sorduğumda ...abinin odanın kapısını kilitleyip onu duvara yapıştırıp mahkemede söylediği şeyleri ona yaptığını söyledi. Bende ona ‘manyakmısın kanka’ ben adamın hiç yanlışını görmedim dedim. Söylediklerine inanmadım ama inanmış gibi görünüp oralı olmadım.... Okul Müdürlüğüne staj yerinin değişmesi için söyleyeceğim dedi. Benim bu aşamada farklı bir şey söylemem söz konusu olmadı. Yani ben...ya karşı bir ters hareketini görmedim. Böyle bir şey olsa bağırırdı, üstü başı dağınık olurdu. Böyle bir durum yoktu. Ben Emniyetteki ifade de söyledim. ...abinin bana karşı hiçbir yanlış hareketi olmadı. Bu işlerde karışmak istemediğimi belirtmiştim. Ancak... istediği için ifade verdim. Mahkemeden sonra ...abinin bu kadar ceza aldığını duyunca çok rahatsız oldum. Geceleri aklıma geldikçe uyuyamaz oldum psikolojim olumsuz etkilenmeye başladı. Daha önce ...'daki Mahkemeye verdiğim dilekçede olduğu gibi sizlere bu doğruyu açıklama kararı aldım ve bu dilekçeyi yazıyorum. ...abinin bizim geleceğimizi düşünüp disiplin etmeye yönelik gayretinden başka bir şey olmamıştır. Cinsel içerikli söz ve davranıştan olsaydı... onun odasına yalnız girmezdi ...abi...'ya gerçekten saldırıda bulunsaydı, oda bağırsaydı odalar bitişik ses duyulurdu. Bağırmak bir tarafa yüksek sesli konuşmalar bile koridorda duyuluyor. Böyle bir bağırma olsaydı herkes oraya koşardı. Ayrıca Kaymakamlığın girişinde 2 tane polis sürekli nöbet tutuyordu. Daire zemin katta odaların pencereleri yola bakıyordu. Sürekli insanlar önünden geçiyordu. Sonuç olarak ben böyle bir olaya şahit olmadım. bence ... bir anlık panik ve kızgınlıkta böyle bir suçlamada bulundu ve işin bu boyuta ulaşacağını tahmin etmedi. Gerçeklerin saklanmasına vicdanım el vermedi. Bu dilekçeyi kendi isteğimle yazdım ve mahkemeye verdim." şeklinde içerik bulunduğu, Kolluk görevlilerince düzenlenen 19.07.2018 tarihli tutanakta; ...’in bir hafta önce evrakta sahtecilik suçundan tutuklandığının belirtildiği, 08.06.2020 havale tarihli, ... tarafından yazılan dilekçede; "Ben 21 yıldan beri ... İlçe ... Müdürlüğü’nde hizmetli olarak görev yapıyorum 2017 2018 Öğretim yılında staj yapmak üzere iki bayan bir erkek öğrenci geldi. Müdürümüz stajyerlere oturmaları için boş bir oda gösterdi. Bende boş kalınca onların odasına gidip oturup sohbet edip zaman zaman da dış görevlere çıkıyorduk. Bu sırada stajyerlerle de samimiyetimiz git gide ilerledi. Tarihi tam olarak hatırlamıyorum ama 2018 yılının şubat ayının sonlarına doğruydu galiba, akşam mesaiden sonra bira içmeye gidecektik. Başka kurumda çalışan arabası olan bir erkek arkadaşı gelecekti vaktin geçmesini ve havanın kararması için mesai bittikten sonra arka bahçede yaklaşık 1-1,5 saat...yla bekledik. Tam arka bahçe kapısından koridora girdiğimizde mesai sonu olduğu için ışıkların çoğu sönüktü. İlçe Müdürü ... Beyin odasının kapısı açıldı ve içerden Dr. ... bey ve ...bey çıktı. Bize bu saatte ne arıyorsunuz diye sordular ben bir şey unuttum dedim.... da internet, paketim bitti kurumun wifı sinin çekeceği yere gidiyorum ki arkadaşıma whatsap mesajı atacağım diyerek geçiştirdik. Ertesi gün ...bey beni odasına çağırdı ve ‘bana utanmıyor musun stajyerlerle akşama kadar odada kakara kikiri arka bahçede laubali davranışlarınız yetmez gibi birde mesai dışında yasak olduğunu bildiğin halde kurum içinde saklanıyorsunuz. Ohal dönemindeyiz mesai sonunda kurumda bulunmanın amirin iznine bağlı olduğunu bilmiyor musun’ diyip bana bir hayli bozuk attı. Stajyerlerin odası ...beyin hemen odasının bitişiğinde olduğundan içerdeki konuşma ve gülüşme seslerimizi ...bey duyuyormuş. Stajyer... stajı çok önemsemeyen, bir an önce bitsin de nasıl biterse bitsin deyip işi ciddiye almıyordu. Bunun lakayıt tavırları, umursamazlığı herkesin dikkatini çekiyordu. Defalarca kızıp ikaz etmesine rağmen dayısının arkadaşı diye ...beyi ciddiye almıyordu. En son çağırıp hareketlerine dikkat etmezse stajının yanması için İlçe ... Müdürüne söyleyeceğim demiş. O gün... çok korkmuştu stajı yanarsa Sınıfta kalacaktı. Özel okulda okuduğu için birde okul parası eklenecekti, bu yüzden çok korkmuştu. Kafasının bozuk olduğu akşam gidip bira içelim mi dedi bende tamam dedim. Mezarlığın üstündeki barajın arkasında ormanlık alana gittik. İçerken biryandan da ...beye kızıyordu ‘o orospu çocuğu bana taktı stajımı yalap başıma ... açacak ama ben onun başına bir çorap öreyim onu yakayım da görsün’ dedi. ...beye iftira atacağını anlayınca ‘kızım manyak mısın dairede onu sevmeyen yok hiç kimseyi inandıramazsın basma dert açarsın’ dedim. Sonra biralarımızı bitirdikten sonra çakır kafa ayrılıp gittik. Stajyerler ..., perşembe, ... günleri geliyordu. Tarihini tam hatırlamıyorum. Bir pazartesi günü öğleden sonra şoför Uğur abi ile İzmit’ten dönerken beni aradı. Planını uyguladığını. Okula ve ... müdürlüğüne gidip ...beyin cinsel sarkıntılıkta bulunduğunu ve staj yerinin değiştirilmesini istemiş. Onlarda buna inanıp nerde staj yapmak istediğini sormuşlar... da bana Körfezde en rahat nerde staj yaparım diye sordu. Ben de ASM’ler rahattır dedim. O hafta ... günü ... Devlet Hastanesinde staja başladıklarını duvdum. Bizim kurumda sadece ... isimli stajyer kalmıştı....’nun bu hareketlerinden gözüm korktu. Benimde başıma çorap örer diye görüşmelerimi kestim. ...beyde konuyu herhalde duyulmasın diye gizli tuttuğu için ben gelişmelerden haberdar olmadım. Başkalarından ...beyin bir iftiradan dolayı uzun bir hapis cezası aldığım duyunca şaşırıp kaldım. Bana çok kızıp bağırdığı için ona çok kızgındım.... ile görünce bana çok ağır laflar kullanmıştı. Gerçekleri zamanında gidip ...beye veya Dr. ... beye söylemediğim için çok pişmanım. Adama vicdanım sızladığı için size bu dilekçeyi yazmaya karar verdim. Hakim bey gerekirse beni çağırın ifademi alın böyle bir olay kesinlikle olmamıştır. ...bey böyle birisi değil. Dairede bayanların birisine böyle bir şey değil kötü bir laf söylediği bile duyulmamıştır. Böyle bir şey yapması kesinlikle mümkün değildir....’dan iyi ki uzaklaşmışım. Beni Allah kurtarmış." şeklinde içerik bulunduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin kararından sonra sanık müdafisinin talepleri ve ilgili mercilerin kararlarının safahatı; 26.02.2020 havale tarihli ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere ... 1. Asliye Ceza Mahkemesine sanık tarafından sunulan dilekçede; sanığın, aleyhine verilen hükmün Başsavcılıkça itiraz yoluna gidilerek kaldırılmasını talep ettiği, 03.03.2020 tarihli ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderdiği yazıda; sanığın talep dilekçesinde belirttiği hususların istinaf incelemesi sırasında Dairece değerlendirildiği, itiraz edilen kararda usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmadığı, CMK’nın 308/A maddesi uyarınca karara itiraz edilmesini gerektirir maddi ve hukuki bir sebep bulunmadığından itiraz yoluna gidilmediğinin belirtildiği, 21.05.2020 havale tarihli dilekçede; sanık müdafisinin tanık Ahsen ... Şahin’in vermiş olduğu dilekçe nedeniyle infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararının kaldırılarak beraat kararı verilmesi talebinde bulunduğu, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 21.05.2020 tarih ve 91-696 sayı ile; "Yargılamanın yenilenmesi talep olunan somut olayda; Mahkememiz 25/11/2019 tarihli ilamı ile sanığın mahkumiyetine karar verildiği, sanık müdafiinin istinaf başvurusunda bulunduğu, dosyanın henüz istinaf incelemesinde olduğu anlaşıldığından, kesinleşmeyen ceza dava dosyası hakkındaki talebin yargılamanın yenilenmesinin kabule değer olamayacağı anlaşılmakla, mahkememizce yapılan değerlendirme neticesinde CMK'nın 311. maddesindeki şartlar oluşmadığından CMK madde 319 uyarınca yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine," karar verildiği, 19.06.2020 havale tarihli dilekçede; sanık müdafisinin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2020 tarihli ve 91-696 sayılı kararına "... Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf talebimizi, 21.02.2020 tarihinde reddetmiştir. Böylece usulen Mahkeme kararı, 21.02.2020 tarihinde kesinleşmiştir. Bütün bu sebeplerle, gerekçeli yeniden yargılama dilekçemizi tekrar ederek, usule ve esasa aykırı bu karar itiraz edilmesi zorunluluğu doğmuştur." gerekçesiyle itiraz ettiği, 19.06.2020 havale tarihli dilekçede; sanık müdafisinin infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararının kaldırılarak beraat kararı verilmesi talebinde bulunduğu, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2020 tarih ve 91-696 sayı ile; "…Yargılanmanın yenilenmesi sebebi olarak gösterilen ve yeni delil niteliğindeki tanıklar ... ve ...'in beyanlarının sanığı doğrular nitelikte olduğu iddia edilse de, tanıkların beyanlarının somut olayın oluşuna ilişkin olmayıp, maddi gerçeğin aydınlatılmasına ışıl tutacak nitelikte olmadığı, tanıklardan ...'in Mahkememiz duruşmasında yeminli olarak dinlendiği, bu tanık için ayrıca derdest veya sonuçlanmış yalan tanıklık suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın bulunmadığının anlaşıldığı, tanıkların katılanın husumet beslediği yönündeki beyanlarına ilişkin Mahkememiz yargılamasında taraflar arasında staj ilişkisinden kaynaklı husumet bulunmadığının tartışıldığı ve Mahkememiz ilamının onandığı, dosyaya karar verildikten sonra eklenen tanık ifadelerinin hayatın olağan akışına uygun beyanlar olarak kabul edilemeyeceği, savunmayı kuvvetlendiren delillerin bulunmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak yeni delillere göre, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığı anlaşılmıştır." şeklindeki gerekçeyle talebin reddine karar verildiği, 24.06.2020 havale tarihli dilekçede; sanık müdafisinin infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararının kaldırılarak beraat kararı verilmesi talebinde bulunduğu, ... 6. Ağır Ceza Mahkemesince 09.07.2020 tarih ve 648 sayı ile; "…İlk kararı veren hakimin olayla ilgili kanaatinin oluştuğu, görüşünün ilk hükümle belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair verilecek kararda, önceki kanaat ve görüşünün etkisi altında kalabileceği, bu sebeple adil yargılanma hakkının bir uzantısı olarak olaya tamamen yabancı, farklı bir hakimin yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği belirtilmekle; sanık müdafi tarafından ek karara yapılan itirazın bu gerekçe ile kabulüne, Yargılamanın yenilenmesinin kabul edilip edilmeyeceğine dair hakim görevlendirmesi hususunun ilgili mahkemece ... İlk Derece Adli Yargı ... Komiyonu Başkanlığı'ndan sorulmasına, dosyanın mahkemesine iadesine," karar verildiği, 13.07.2020 ve 17.07.2020 havale tarihli dilekçelerde; sanık müdafisinin infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararının kaldırılarak beraat kararı verilmesi talebinde bulunduğu, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 17.07.2020 tarih ve 91-696 sayı ile; "Yargılanmanın yenilenmesi sebebi olarak gösterilen ve yeni delil niteliğindeki tanıklar ... ve ...'in beyanlarının sanığı doğrular nitelikte olduğu iddia edilse de, tanıklardan ...'in Mahkememiz duruşmasında yeminli olarak dinlendiği, bu tanık için ayrıca derdest veya sonuçlanmış yalan tanıklık suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın bulunmadığının anlaşıldığı, tanıkların katılanın husumet beslediği yönündeki beyanlarına ilişkin Mahkememiz yargılamasında taraflar arasında staj ilişkisinden kaynaklı husumet bulunmadığının tartışıldığı ve Mahkememiz ilamının onandığı, dosyaya karar verildikten sonra eklenen tanık ifadelerinin hayatın olağan akışına uygun beyanlar olarak kabul edilemeyeceği, savunmayı kuvvetlendiren delillerin bulunmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak yeni delillere göre, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığı anlaşıldığı," gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği, 23.07.2020 havale tarihli dilekçede; sanık müdafisinin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 17.07.2020 tarihli ve 91-696 sayılı kararına itiraz ederek infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararının kaldırılarak beraat kararı verilmesi talebinde bulunduğu, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince 11.08.2020 tarih ve 709 değişik ... sayı ile; "Sanık ... müdafii Av. ...'un 23.07.2020 havale tarihli dilekçesinde ... 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli ek kararına itiraz ettiği, dilekçesinde dosya tanığı ...'in beyanından dönmesi ve ...'in sanığı doğrular şekilde beyanda bulunduğu tanıklık dilekçesi vermesi sebebiyle CMK m.311/1-b,e bentleri gereğince yeniden yargılama talep ettiği anlaşılmış olup, CMK m.311/1-b hükmünde yer alan 'Yemin verdilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.' ifadesinden hareketle; her ne kadar tanık Ahsen'in beyanları hükmü etkiler nitelikte ise de tanığın gerçek dışı beyanlarda bulunduğunu gösterir bir delil bulunmadığı, tanık hakkında yalan tanıklık suçundan alınmış bir mahkumiyet kararının bulunmadığı, tanığın verdiği bir dilekçe ile anılan hükmün tatbik edilmesinin mümkün olmadığı, CMK m.311/1-e hükmünde yer alan 'Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirilerek sanığın beraatine veya daha az cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.' ifadesinden hareketle; dosyaya tanıklık dilekçesi sunan ... isimli şahsın beyanlarının, dosyada önceden mevcut delillerle birlikte değerlendirildiğinde dosyaya bir yenilik katmayacağı, dolayısıyla sanık hakkında verilen hükmü etkilemeyeceği kanaatiyle yargılamanın yenilenmesinin yasal şartları oluşmadığından, usul ve yasaya uygun olarak verilen karara yapılan itirazın reddine," karar verildiği, Anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311. maddesi; "(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür. a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa. b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa. c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa. f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir. (2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır." biçiminde düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 311. maddesinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi mümkün değildir. Kamu düzeninin sağlanması, davaların bir noktada sona ermesi sonucunu, yani kesin hükmü doğurmuştur. Kesin hükümle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülerek, maddi gerçeğe ulaşıldığından kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilaf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adli hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddi olaylar kesin hükmün maddi gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adli hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen gözardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddi temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Kesinleşen hükmün, maddi gerçeğe uymadığına ilişkin kanunda belirtilen şartları taşıyan taleplerin değerlendirilmesi ve yapılacak değerlendirme sonucunda şartların oluşması halinde kesinleşen hükmün düzeltilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenlerle kanun koyucu bu sorunu çözebilmek için yargılamanın yenilenmesi müessesesinin şartlarını ayrıntılı olarak düzenlemek suretiyle ihdas etmiştir. Yargılamanın yenilenmesi ancak kesinleşmiş hükümlerde başvurulacak bir yol olup hukuki niteliği itibarıyla CMK'nın sistematiği, düzenleniş şekli ve düzenlendiği yer dikkate alındığında tereddütsüz olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hallerin gerçekleşmesi halinde gerçeğin araştırılması, böylece toplum ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenilenme talebinin dikkate alınması da söz konusu olmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında yargılamanın yenilenmesini; kanunda sınırlı şekilde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin en az birisine dayalı olarak kesinleşmiş bir hükümde adli hata bulunduğu iddiasıyla kural olarak hükmü veren mahkemeye başvurulmasıyla başlayan, hükmü veren hakimin katılımı olmaksızın, mahkemece başvurunun şekil ve esas açısından kabulüne karar verilmesi hâlinde devam edilerek hükme konu sanık ve fiil hakkında yeniden kovuşturma yapılmasına imkan sağlayan, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlamak mümkündür. Yargılamanın yenilenmesi, mutlaka istek üzerine yapılabilecek, davasız yargılama olmaz ilkesinin doğal sonucu olarak mahkemece resen yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün olmayacaktır. Hükmün infaz edilmiş olması veya hükümlünün ölümü de yargılamanın yenilenmesine engel teşkil etmeyecektir. Yargılamanın yenilenmesi başvurusu kural olarak herhangi bir süre sınırlamasına tâbi tutulmamış olup, talep hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması kesinleşen hükmün infazını kendiliğinden etkilemeyecek, ancak mahkemenin infazın geri bırakılmasına ya da durdurulmasına karar vermesi mümkün olabilecektir. Yargılamanın yenilenebilmesi için hükümde önemli bir adli hatanın yapılmış olması gereklidir. Yargılamanın yenilenmesini gerektiren bu hata, hükümlünün lehine ya da aleyhine olarak yapılmış olabileceğinden hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi hem hükümlünün lehine hem de aleyhine olarak başvurulabilecek bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması bakımından yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden olan "yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması"nın üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır. "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması"na ilişkin yenileme nedeni CMK'nın 311. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa" şeklinde düzenlenmiştir. Delil; ceza muhakemesinin konusu olan olayda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla kullanılan ispat aracı olup ceza muhakemesi hukukunda "delil serbestisi" ilkesi gereği akılcı ve gerçekçi olmak ve hukuka aykırı bulunmamak şartıyla her beyan, belge veya belirti, delil olarak kabul edilebilecektir. Olay ise, doğrudan doğruya veya dolayısıyla muhakeme hukuku içinde ispat vasıtası olarak kabul edilen, diğer bir anlatımla doğrudan veya dolaylı olarak ispat aracı olarak kullanılabilecek ve yargılama sonucunu etkileyecek olgulardır. Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için "yeni" olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın "yeni" olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da "yeni" sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de "yeni" sayılmaktadır. Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular "yeni" değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller "yeni delil veya olay" kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir. Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda "önemli" de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.06.1995 tarihli ve 164-190 sayılı kararında; "Yargılanmanın yenilenmesi bakımından yeni delil ve vakıanın varlığından bahsedebilmek için delil ve olayın daha önce mahkemeye sunulmamış, mahkemenin bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya diğer delillerle birlikte sonuca etkili olması gerekmektedir. Bu nitelikleri taşımayan delil veya olaylara 'yeni delil ve olay' niteliği yüklenemez", sonucuna ulaşılmıştır. Öğretide de; "Muhakemenin yenilenmesi için sebep olarak gösterilen vakıa veya delillerin 'yeni' olması şarttır. Hükümlünün bildiği veya bilmesi lâzım geldiği bir vakıa veya delil, mahkemece malûm değil ise, yenilenme sebebi olabilir" (Faruk Erem, Muhakemenin Yenilenmesi Hakkında Genel Bilgiler, AÜHFD, S. 1-4, C.19, ..., 1962, s. 25.), "Muhakemenin iadesi sebebi olabilmesi için dermeyan edilen vakıaların veya delillerin yeni olması gerekir. Yeni demek, hüküm tesis olunduğu zaman mahkemece bilinmeyen ve failin kusurluluğunu tesbitte tesir icra edebilen ve ilk hüküm tesisinde hiç nazara alınmamış bulunan hususlardır. Bir vakıa veya delil hüküm tesisi zamanında fail tarafından bilinse, fakat mahkemeye ikâme edilmemiş olsa ve bu sebeple de hükümde değerlendirilmemiş veya hükme tesir etmemiş olsa, bu iadei muhakeme sebebi olabilecektir; zira, bahis konusu olan yenilik fail bakımından değil mahkeme bakımından aranmalıdır" (Ayhan Önder, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Yeni Vakalar ve Yeni Deliller Sebebiyle Muhakemenin İadesi, İÜHFM, C. 31, No: 1-4, ... 1966, s. 63), "Yargılaşan kararın verildiği tarihte hakimin bilmediği delil veya olay diye tarif edebileceğimiz yeni delil veya olayın yenileme sebebi olabilmesi için yalnız başına veya eskilerle birlikte nazara alındığında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün, yani sonuç cezanın tayininde kullanılması takdire bırakılmayıp, kanun gereği olan normların uygulanması ile mahkum olmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir" (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-... Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi, 18. Bası, ..., 2010, s. 1493), "Hükmü veren mahkemeye bildirilmediği için hüküm kurulurken dikkate alınmamış her türlü olgu ve deliller yeni sayılır. Daha önceden mahkemeye bildirilen, ancak mahkemece inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil veya olgular yeni sayılmaz" (... Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, ..., 2013, s. 793), Yargılamanın yenilenmesi talebini alan mahkemenin takip edeceği usul ve vereceği kararlar, 5271 sayılı CMK’da şu şekilde gösterilmiştir: Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, duruşma yapmaksızın istemin kabule değer olup olmadığına karar verir (Madde 318/1-3). Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise, bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilir (Madde 319/1). Aksi hâlde yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunur (Madde 319/2). Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi istemini yerinde bulursa delillerin toplanması için bir naip hâkimi veya istinabe olunan mahkemeyi görevlendirebileceği gibi; kendisi de bu hususları yerine getirebilir (Madde 320/1). Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir. (Madde 320/3) Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311'inci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314'üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilir (Madde 321/1). Aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verir (Madde 321/2). Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir (Madde 323/1). Bu yasal düzenlemelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebini alan mahkemenin öncelikle davanın kabule değer olup olmadığını duruşmasız olarak incelemesi, kabule değer bulmazsa reddetmesi (Madde 319/1), kabule şayan bulursa dayanılan delilleri toplaması, tarafların görüşlerini de alarak ya, yargılamanın yenilenmesi istemini esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddetmesi (Madde 321/1), ya da yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar vermesi (Madde 321/2) gerekir. Yargılamanın yenilenmesine karar vermişse bu kez serbestlik kuralı gereğince yeni bir yargılama yapacak, toplanan delilleri mevcut delillerle birlikte tartışıp değerlendirerek maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacak ve sonuçta, önceki hükmü onaylayacak veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verecektir (Madde 323/1). Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık hakkında düzenlenen iddianame neticesinde Yerel Mahkemece sanığın mağdureye yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/1-2.cümle, 102/3-b, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis; cinsel taciz suçundan TCK’nın 105/1-1.cümle, 105/2-a-b-c, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis; cezaları ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlerin sanık müdafisi, sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçu yönünden ise Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleştiği, sanık müdafisinin infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararının kaldırılarak beraat kararı verilmesi talebinde bulunduğu, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği, söz konusu karara yapılan itiraz üzerine itiraz merciince itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince suçun sübutuna esas alınan deliller mağdur beyanı ile tanık ...'in yeminli anlatımıdır. Ancak hüküm kesinleştikten sonra tanık Ahsen ...'un 25.02.2020 ve 20.04.2020 tarihlerinde mahkemeye sunmuş olduğu dilekçelerde olayın oluşuna ilişkin farklı bir anlatımda bulunduğu görülmektedir. Yalan tanıklık suçu tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunmakla oluşacağı gözetilerek tanığın mahkemeye çağrılarak tanıklığın hukuki ve cezai sorumluluğu hatırlatıldıktan sonra yeminli olarak beyanına başvurulması, önceki beyanından esaslı noktalarda farklı anlatımda bulunması halinde bu beyanın suçun sübutunu etkileyip etkilemeyeceği değerlendirilmelidir. Diğer taraftan hakkında yalan tanıklık suçundan suç duyurusunda bulunulduğuna göre yargısal sürecin sonucunun da beklenmesi gereklidir. Ayrıca, daha önce beyanına başvurulmayan ...'in 08.06.2020 havale tarihli dilekçesinde olayın esasını etkileyecek şekilde beyanda bulunduğu gözetilerek duruşmaya çağrılıp yeminli olarak ifadesine başvurularak yeni delil niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle dosya kapsamındaki delillerle birlikte toplanan bu deliller hükümlü hakkında verilen mahkumiyet hükmünü etkileyip etkilemediği değerlendirilmek yerine yeniden yargılama talebinin esassız olduğu gerekçesiyle reddine karar verilerek CMK'nın 318. ve müteakip maddelere muhalefet edilmesi yasaya aykırı olup haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Özel Daire ret kararının KALDIRILMASINA, 3- ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.08.2020 tarihli, 2020/709 değişik ... sayılı kararının, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına ilişkin verilen karara karşı yapılan itiraz üzerine mercisince, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna karar verilip delillerin toplanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire ret kararının kaldırılıp ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.08.2020 tarihli, 2020/709 değişik ... sayılı kararının bozulması nedeniyle, sanık hakkındaki cezanın infazına başlanmış ise İNFAZIN DURDURULMASINA, sanığın bu suçtan cezaevine alınmış olması ihtimali bulunduğundan, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse DERHAL SERBEST BIRAKILMASI için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.09.2021 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 04.11.2021 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2016/2658 E., 2016/4291 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Savcısının ise açığa alınmasının bu dosya ile bir ilgisinin bulunmadığı, mahkeme başkanı hakkında CMK 311/1-c maddesi anlamında bir kovuşturma bulunmadığı, bu sebeple CMK 311/1-c maddesinde belirtilen hükümlü aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş olma şartının kanunun aradığı anla
10. Ceza Dairesi         2016/2658 E.  ,  2016/4291 K. "İçtihat Metni" Adalet Bakanlığı'nın, 07/06/2016 tarihli yazısı ile; "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" ve "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçlarından sanık ... hakkında ... (...) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) tarafından 01/04/2009 tarihinde 2007/376 esas ve 2009/54 karar sayı ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 18/05/2010 tarihli, 2009/21635 esas ve 2010/11716 karar sayılı ilamı ile "sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi" gerekçesiyle bozulmasının ardından, yeniden yapılan yargılamada ... (...) 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) 15/09/2010 tarihinde 2010/219 esas ve 2010/249 karar sayı ile sanık ... hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin bozulması kararına direnilmesine ve sanık ...'in her iki suçtan mahkûmiyetine ilişkin kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 31/10/2012 tarihli, 2011/10-577 esas ve 2012/1821 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesi sonrasında; ... (...) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) tarafından 01/10/2015 tarihinde 2010/219 esas ve 2010/249 karar sayı ile "sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine" ilişkin verilen ek karara yönelik vaki itirazın reddine dair ... 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 05/11/2015 tarihinde 2015/743 değişik iş sayı ile verilen kararın kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 17/06/2016 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: A) Konuyla İlgili Bilgiler: 1- Sanık ... hakkında, 11.08.2007 tarihinde ve öncesinde işlediği iddia olunan "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" ve "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçlarından İstanbul(Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 01/04/2009 tarihinde 2007/376 esas ve 2009/54 karar sayı ile; "Uyuşturucu madde ticareti yapma" suçu bakımından, TCK'nın 188. maddesinin 3, 4 ve 5. fıkraları ile 62. maddesi gereğince 11 yıl 3 ay hapis ve 375 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 52. maddesi gereğince adlî para cezasının günlüğü 20 TL'den 7.500 TL adlî para cezasına dönüştürülmesine, "Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" suçu bakımından, TCK'nın 220. maddesinin 2. fıkrası ve 62. maddesi gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, Karar verildiği, 2- Hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce 18/05/2010 tarihinde 2009/21635 esas ve 2010/11716 karar sayısı ile "Kendilerinde uyuşturucu madde ele geçmeyen sanıkların, diğer sanıklarda yakalanan uyuşturucu maddeler ile ilgilerinin saptanamadığı, telefon konuşmalarında geçen ve ticaretini yaptıkları ileri sürülen maddelerin bulunmaması nedeniyle, uyuşturucu veya uyarıcı nitelikte olup olmadığının teknik yöntemlerle belirlenemediği, böylece sanıklar ... ve ... hakkında teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde, sanık Bayram’ın ise bireysel olarak uyuşturucu madde ticareti yaptıklarına ilişkin yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden, beraatleri yerine, mahkûmiyetlerine karar verilmesi, Yasaya aykırı..." gerekçesiyle bozulduğu, 3- Bozma üzerine İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) 15/09/2010 tarihinde 2010/219 esas ve 2010/249 karar sayı ile bozma kararına direnilmesine karar verilerek, sanık hakkında; "Uyuşturucu madde ticareti yapma" suçu bakımından, TCK'nın 188. maddesinin 3, 4 ve 5. fıkraları ile 62. maddesi gereğince 11 yıl 3 ay hapis ve 375 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 52. maddesi gereğince adlî para cezasının günlüğü 20 TL'den 7.500 TL adlî para cezasına dönüştürülmesine, "Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" suçu bakımından, TCK'nın 220. maddesinin 2. fıkrası ve 62. maddesi gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, Karar verildiği, 4- Direnme kararı üzerine; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca 31/10/2012 tarihinde, 2011/10-577 esas ve 2012/1821 karar sayı ile "İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.09.2010 gün ve 219-249 sayılı direnme hükmünün sanıklar ... ... ve ... hakkındaki suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti suçları yönünden usul ve yasaya uygun bulunduğundan ONANMASINA" karar verildiği, 5- Sanık müdafii tarafından, 13.07.2015 tarihinde, sanığın yargılandığı dönemdeki mahkeme başkanının tutuklandığı ve Cumhuriyet savcısının açığa alınması sebebiyle yeni delil ve olayların ortaya çıktığından bahisle yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebinde bulunduğu, 6- İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) tarafından 01/10/2015 tarihinde 2010/219 esas ve 2010/249 karar sayı ile "Hükümlünün talep dilekçesinde yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak dayandığı yargılandığı dönemdeki mahkeme başkanının yapılan soruşturma sonucunda tutuklanmasının ve C. Savcısının ise açığa alınmasının bu dosya ile bir ilgisinin bulunmadığı, mahkeme başkanı hakkında CMK 311/1-c maddesi anlamında bir kovuşturma bulunmadığı, bu sebeple CMK 311/1-c maddesinde belirtilen hükümlü aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş olma şartının kanunun aradığı anlamda gerçekleşmediği, mahkeme başkanının ve C.Savcısının yukarıda değerlendirilen mevcut durumları nedeniyle, hükümlünün adil yargılanmadığına dair soyut yazılı talebinin, yeniden yargılama müessesesi anlamında CMK 311. Maddesinde sayılan hükümlü lehine yeniden yargılama sebeplerinden bulunmadığı, yeni delil veya yeni olgu olarak kabul edilebilecek bir hususun da bulunmadığı, kaldı ki hükümlü müdafıinin dilekçesinde belirttiği sebeplerin gerek yargılama gerekse temyiz aşamasında Yargıtay tarafından irdelendiği anlaşılmakla, hükümlü müdafıinin infazın durdurulması ve yargılamanın yenilenmesi talepleri kabule değer görülmediği" gerekçesiyle sanık müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebinin reddine karar verildiği, 7- Sanık müdafiinin itirazı üzerine; İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 05/11/2015 tarihinde 2015/743 değişik iş sayı ile "İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 01/10/2015 tarihli ve 2010/219 esas, 2010/249 karar sayılı yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebinin reddine dair kararına yapılan itirazın yasal dayanağı olmadığından ve yargılama konusu ile ilgili yeni bir delil ya da olay söz konusu olmadığından hükümlünün yapmış olduğu itirazın REDDİNE," karar verildiği, Anlaşılmıştır. B) Kanun Yararına Bozma Talebi: Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1 c ve e. maddelerinde yer alan" (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür: ... c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. ...e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa." şeklindeki düzenlemeler ile hükümlü müdafıinin 13/07/2015 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talep dilekçesi ve 24/05/2016 tarihli kanun yararına bozma talep dilekçesinde, fezleke savcısı ... ..., iddianame savcısı ... ..., duruşma savcısı ... ..., ilk derece mahkemesi hakimleri ... ... ve ... ... haklarında ... ve ... Yüksek Kurulu tarafından soruşturmalar başlatılmış olduğunun belirtilerek yargılamanın yenilenmesi talep edilmiş olması karşısında, İstanbul (kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 01/10/2015 tarihli kararı ile adı geçen hakim ve savcılar haklarındaki soruşturmaların yargılama konusu dosya ile ilgili olmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiş ise de, adı geçen hakim ve savcılara ilişkin mevcut ise bütün adli veya idari soruşturmaların konusu itibariyle hangi hususlara ilişkin olduğunun açıklığa kavuşturulması bakımından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılıklarından sorularak sonucuna göre yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilerek, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 05/11/2015 tarihli ve 2015/743 değişik iş sayılı kararının bozulması istenmiştir. C) Konunun Değerlendirilmesi: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinde: (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür: c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise. e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 312. maddesinde: "(1) Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını ertelemez. Ancak mahkeme, infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir. " ; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 318. maddesinde: "(1) Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir. (2) 303 üncü Madde gereğince Yargıtayın doğrudan hüküm kurduğu hâllerde de hükmü vermiş olan mahkemeye başvurulur. (3) Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olup olmadığına dair olan karar, duruşma yapılmaksızın verilir." ; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 319. maddesinde: "(1) Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise, bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilir. (2) Aksi hâlde yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunur. (3) Bu Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir." ; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 320. maddesinde: "(1) Mahkeme, yargılamanın yenilenmesi istemini yerinde bulursa delillerin toplanması için bir naip hâkimi veya istinabe olunan mahkemeyi görevlendirebileceği gibi; kendisi de bu hususları yerine getirebilir. (2) Delillerin mahkemece veya naip hâkim tarafından veya istinabe suretiyle toplanması sırasında, soruşturmaya ilişkin hükümler uygulanır. (3) Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir." ; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 321. maddesinde: "(1) Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311 inci Maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314 üncü Maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilir. (2) Aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verir. (3) Bu Madde gereğince verilen kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir." ; İfade olunmaktadır. Bu madde ve fıkralar ışığında; kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, 5271 sayılı CMK'nın 311. maddesinde belirtilen hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmekte olup, yargılanmanın yenilenmesi talebi üç aşamalı incelemeyi gerektirmektedir: Birinci aşama; CMK'nın 318. maddesi uyarınca "kabule değer olup olmadığının mahkemesince duruşma yapmaksızın evrak üzerinden incelenmesi"; İkinci aşama; CMK'nın 319. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi talebi kabule değer görülmesi halinde, CMK'nın 320.maddesi uyarınca "delillerin toplanması"; Üçüncü aşama ise; toplanan delillerin yargılamanın yenilenmesini gerektirip gerektirmeyeceği belirlendikten sonra, şayet yargılamanın yenilenmesini gerektiriyor ise CMK'nın 321. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi ve son duruşmanın açılmasıdır. Somut olayda; Hükümlü ... müdafii, hükme katılan ilk derece mahkemesi hakimleri ... ... ve ... ... ile fezlekeyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı ... ..., iddianameyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı ... ..., duruşmaya katılan Cumhuriyet savcısı ... .... haklarında aleyhlerine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur ettiklerinden bahisle CMK'nın 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtilen "Hükme katılmış olan hâkimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmesi" hâli ile (e) bendinde belirtilen "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olması" hâli kapsamında yeniden yargılama talep etmektedir. Hükümlü ... müdafii, kanun yararına bozma incelemesine esas olmak üzere Daire'ye sunmuş olduğu 24.05.2016 ve 18.10.2016 havale tarihli dilekçelerinde özetle; hükme katılmış olan Hâkimler ile Cumhuriyet savcıları aleyhine ceza kovuşturması başlatıldığı, hakimler ve savcıların bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur ettiklerini, bu hususta 15 Temmuz darbe girişimiyle yeni olaylar ve delillerin ortaya çıktığını, FETÖ terör örgütünün müvekkilinden himmet adı altında para talep ettiğini, FETÖ mensuplarının "cemaate" bağış yapması konusunda baskı uyguladığını, halen tutuklu bulunan MNS mobilya sahibi ... ... ve diğer kişilerden gelen bu baskılara müvekkilinin boyun eğmemesi üzerine adı geçen terör örgütünce hedef alındığını, FETÖ/PYD örgütünün emniyet ve yargı içinde bulunan mensupları vasıtasıyla müvekkiline yönelik düzenlenen kurmaca operasyon ve kurmaca delillerle kumpas kurularak bu dosyada müvekkilinin haksız yere mahkûm olmasının sağlandığını, müvekkili hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma aşamasında ve dosyanın Yargıtay aşamasında görev alan Cumhuriyet savcıları ve hâkimlerin FETÖ terör örgütü mensubu olup olmadıklarının Emniyet Genel Müdürlüğü'nden ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılıklarından sorularak açıklığa kavuşturulması gerektiğini; duyumlarına göre, soruşturmayı fezleke aşamasına kadar sürdüren Cumhuriyet savcısı ..., İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi .. ..., Direnme Kararının onanması yönünde oy kullanan Yargıtay Ceza Genel Kurulu Üye Hakimleri ..., ... ..., ... ..., ......, .. ..r, ..., ..., ..., ... ...r, ..., ... ve ....r'in FETÖ olaylarından dolayı cezaevinde bulunduğunu; iddianameyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı ... ve duruşmalara katılan Cumhuriyet savcısı ...'nın FETÖ olaylarından dolayı kırmızı bülten ile aranmakta olduğunu; iletişimin dinlenmesi ve tespiti kararını veren Cumhuriyet savcısı ... ve İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi ... FETÖ olaylarından dolayı açıkta bulunduğunu; soruşturma ve yargılamanın kumpas şüphesi taşıdığını, beyan etmektedir. Hükümlü müdafiinin esas itibariyle yargılamanın yenilenmesi yönündeki talebinin, öncelikle yukarıda değinilen aşamalardan birinci aşama olan "kabule değer olup olmadığı" bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir: 1-) Olağanüstü kanun yollarından olan yargılamanın yenilenmesi müessesesinde, istemin kabule değer olup olmadığı konusundaki değerlendirme yapılırken, davanın biçimsel koşullara uyup uymadığı, dilekçede yenileme nedenleri olarak gösterilen nedenlerin bu nitelikte olup olmadıkları, bunları kuvvetlendirecek delillerin ileri sürülüp sürülmediği, hükmü veren mahkeme tarafından duruşma yapılmaksızın incelenecektir. Bu incelemelerin sonunda yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise, bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecek, aksi hâlde ikinci aşama olan delil toplama aşamasına geçilecektir. 2-) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtilen "Hükme katılmış olan hâkimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmesi" hâlinin yargılamanın yenilenmesi nedeni olması için, hükme katılmış hâkimlerden birinin aleyhine ceza kovuşturması veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek görevine ilişkin kusuru ile yeniden yargılama talep edilen dava arasında bir bağlantının bulunması gerekmektedir. Aksi halde, bu durumun yalnız başına CMK'nın 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Örneğin bir dava dosyasında verdiği hüküm kesinleşen bir hâkimin, daha sonrasında başka bir dava dosyasının yargılamasında görevini kötüye kullandığından bahisle hakkında ceza kovuşturması başlatılması veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılması hâlinde, bu durumun yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmesi mümkün olmayacaktır. 3-) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde belirtilen "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olması" hâlinin yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabule değer olması için, yasa metninde de belirtildiği üzere yargılamanın yenilenmesi talebinde ileri sürülen yeni olaylar veya yeni delillerin yalnız veya önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde mahkûmun beraatini veya daha hafif bir suçtan cezalandırılmasını gerektirecek nitelikte olması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, somut olay ve talep değerlendirildiğinde; Hükümlü ... müdafii, hükmü veren mahkemeye yapmış olduğu yargılamanın yenilenmesi talebinde hükme katılan ilk derece mahkemesi hakimleri ... ve ...r ile fezlekeyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı ... iddianameyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı Cihan Kansız, duruşmaya katılan Cumhuriyet savcısı... haklarında aleyhlerine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur ettiklerinden bahisle CMK'nın 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtilen "Hükme katılmış olan hâkimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmesi" hâli kapsamında yargılamanın yenilenmesini talep etmişse de, bahse konu Cumhuriyet savcısı ve hakimler hakkında mevcut ise adli veya idari soruşturmaların konusu itibariyle, hükümlü hakkındaki yargılamayla ilişkili olduğuna dair CMK'nın 318. ve 319. maddesi anlamında doğrulayacak somut hiçbir delil sunulmadığı, İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) tarafından 01/10/2015 tarihinde 2010/219 esas ve 2010/249 karar sayı ile "sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine" ilişkin verilen ek kararda "Hükümlünün talep dilekçesinde yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak dayandığı yargılandığı dönemdeki mahkeme başkanının yapılan soruşturma sonucunda tutuklanmasının ve C. Savcısının ise açığa alınmasının bu dosya ile bir ilgisinin bulunmadığı" belirtildiği ve bu durumun aksini doğrulayacak somut hiçbir delil sunulmadığı, kanun yararına bozma aşamasında Daire'ye sunulan dilekçelerindeki FETÖ terör örgütü mensuplarının müvekkiline himmet adı altında para talep ederek baskı yaptığı ve müvekkilinin kabul etmemesi üzerine adı geçen terör örgütünce hedef alındığı, yönündeki beyanın soyut iddiadan ibaret olduğu ve bu yönüyle de doğrulayacak delillerin açıklanmadığı, 15 Temmuz darbe girişimi olayları ile bu olayın öncesi ve sonrasında hükümlü hakkındaki yargılamada görev almış bir kısım Cumhuriyet savcısı ve hâkim hakkında adlî ve/veya idarî soruşturma başlatılması durumunun yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olmadığı, bu bakımdan hükümlü müdafiinin talebinin, CMK'nın 311. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (e) bentleri kapsamında yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabule değer olmadığı anlaşıldığından, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiştir. D) Karar : Açıklanan nedenlerle; İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK'nın 250. maddesiyle görevli) tarafından 01/10/2015 tarihinde 2010/219 esas ve 2010/249 karar sayı ile "sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine" ilişkin verilen ek karara yönelik vaki itirazın reddine dair İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 05/11/2015 tarihinde 2015/743 değişik iş sayı ile verilen karara yönelik kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığı'na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, 26.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
7. Ceza Dairesi, 2022/3551 E., 2022/17038 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-e maddesinde yer alan “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm ed
7. Ceza Dairesi         2022/3551 E.  ,  2022/17038 K. "İçtihat Metni" Çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan sanık ...'un, 5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 52/2. maddeleri uyarınca 27.900,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Kula İcra Ceza Mahkemesinin 14/06/2009 tarihli ve 2019/8 esas, 2019/103 sayılı kararının İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/03/2020 tarihli ve 2019/3169 esas, 2020/894 sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Kula İcra Ceza Mahkemesinin 05/02/2021 tarihli ve 2019/8 esas, 2019/103 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair KULA Asliye Ceza Mahkemesinin 11/03/2021 tarihli ve 2021/33 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 01.04.2022 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.04.2022 tarihli ve KYB. 2022/53372 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, Kula İcra Ceza Mahkemesinin 14/06/2009 tarihli ve 2019/8 esas, 2019/103 sayılı kararı ile Denizbank Uşak Bulvar Şubesinin 27/12/2018 tarihli 29.500,00 Türk lirası bedelli keşidecisi ... olan E-12021797 seri numaralı çekin karşılıksız çıkması sonucu adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, mahkumiyete konu çek hakkında sanık müdafii tarafından Kula İcra Hukuk Mahkemesine başvurularak imzaya itiraz edildiği, anılan Mahkemenin 14/12/2020 tarihli ve 2019/12 esas, 2020/51 sayılı kararında bahse konu çekşn davacının eli ürünü olup olmadığı yönünde Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından hazırlanan raporda söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalara kıyasla ...'un eli ürünü olmadığı kanaatine varıldığı anlaşılmakla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-e maddesinde yer alan “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa” şeklindeki düzenleme uyarınca, kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan ve yukarıda bahsedildiği gibi yargılamanın yenilenmesi talebinde belirtilen iddiaların diğer deliller ile birlikte değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Kanunu’nun 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi sebebi olabileceği nazara alınarak, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olduğuna karar verildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; 5941 sayılı Yasanın 5. maddesinin birinci fıkrasında, sanığın üzerine atılı suçun failinin “… çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi …” şeklinde belirlendiği, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki “Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir…” ve üçüncü fıkrasındaki “Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.” şeklindeki düzenlemelerle gerçek kişiler açısından suçun failinin çek hesabı sahibi olduğu,CMK’nun 63/1. maddesinde, sanığa bilirkişi incelemesi yapılmasını isteme imkanı tanınırken, bir taraftan da “…karar verilebilir” ifadesiyle bu konuda mahkemeye takdir hakkı tanındığı, bunun yanında CMK’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Sanık, tanık veya bilirkişinin davetini veya savunma delillerinin toplanmasını istediğinde, bunların ilişkin olduğu olayları göstermek suretiyle bu husustaki dilekçesini duruşma gününden en az beş gün önce mahkeme başkanına veya hâkime verir.” şeklindeki düzenlemelerle, bir yandan sanığın toplanmasını istediği bir delilin irtibatlı olduğu maddi olayları göstermesi gerektiğinin altı çizilirken, bir yandan da yine bu konuda hakim ya da mahkemeye takdir yetkisi tanınarak, delilin toplanıp toplanmayacağına onun karar vereceğine işaret edildiği, nitekim CMK’nun 206/2. maddesinde de ortaya konulması istenen delilin, kanuna aykırı olarak elde edilmesi, ispat edilmek istenilen olayın karara etkisinin olmaması, istemin sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılması hallerinde reddedilebileceğinin belirtildiği, Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, çek hesabı sahibi olan gerçek kişi sanığın, yargılamanın başından itibaren aşamalardaki savunma ve beyanlarında soyut imza inkarında bulunduğu ve fakat kendisine ait çek hesabından keşide edilen çekin, ne şekilde kendisine ait olmayan bir imza ile tedavüle çıktığı konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadığı, nitekim sanığın mahkumiyetine dair 14/06/2019 tarihli kararın istinaf incelemesi neticesi verilen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 05/03/2020 tarihli kararında bu hususun tartışıldığı ve sanığın bu itirazının esasa müessir olmayacağı kanısına varıldığı, Her ne kadar kanun yararına bozma ihbarnamesinde, 5271 sayılı CMK’nun 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule şayan olduğuna karar verilmesi gerektiği görüşüne yer verilmiş ise de; anılan düzenleme “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.” şeklinde olup, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, Mahkemenin, suçun niteliği ve dosya kapsamına göre yeni ortaya konulan delilin sonuca müessir olmayacağı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığı yönündeki kabule dayanan 05/02/2021 tarihli ek kararında ve bu karara yapılan itirazın reddine dair, kanun yararına bozma istemine konu, 11/03/2021 tarihli merci kararında bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden, CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin REDDİNE, 28/11/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre aşağıdakilerden hangisi sanık veya hükümlünün aleyhine yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden biri değildir?

A) Duruşmada sanık lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliğinin anlaşılması
B) Sanık lehine hükme etkili olacak şekilde gerçeğe aykırı bilirkişi raporu düzenlendiğinin anlaşılması
C) Hükme katılmış olan hâkimlerden birinin, sanık lehine görevini kusurlu yaptığının anlaşılması
D) Sanığın beraat ettikten sonra suçla ilgili olarak hâkim önünde güvenilebilir nitelikte ikrarda bulunması
E) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanığın, hükümlü aleyhine kasten gerçek dışı tanıklıkta bulunduğunun anlaşılması

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol