Ceza Muhakemesi Kanunu 323. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 323 – (1) Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir.
(2) Yargılamanın yenilenmesi istemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa, yeniden verilecek hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez.
(3) Yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararının tamamen veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla kişinin uğradığı maddî ve manevî zararlar bu Kanunun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümlerine göre tazmin edilir.
YEDİNCİ KİTAP
Yargılama Giderleri ve Çeşitli Hükümler
BİRİNCİ KISIM
Yargılama Giderleri
Yargılama giderleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
76 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2022/6336 E., 2023/564 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi
Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile, duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanma
8. Ceza Dairesi 2022/6336 E. , 2023/564 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi
Hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.
Hükümlü müdafiinin 23.10.2017 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesine istinaden Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile, duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir.
Hükümlü müdafiinin 10.02.2020 tarihli temyiz talebi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararı ile;
"...mahkemece yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilerek duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 323/1. maddesi uyarınca önceki hükmün onaylanmasına dair verilen kararın, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra verilmesi nedeniyle istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesindeki 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin temyiz incelemesinde bozulması üzerine mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda kurulacak ikinci hükümlerin de temyiz incelemesine tabi olacağı yönündeki düzenleme gözetildiğinde anılan kararın 8. madde kapsamına girmediği, bu nedenle esası incelenmeyen dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için, incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,"
Şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 - 2020/67341 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü;
Yapılan ön görüşmede Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına kararının temyiz incelemesine tabi olduğu, Yargıtayın temyizen inceleme yapmakla görevli olduğuna ilişkin oyçokluğuyla karar verilerek yapılan incelemede;
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, yargılamanın yenilenmesi davasının önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız dava niteliğinde olmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine verilen kararların hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda açık bir düzenleme olmasa da 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının kıyasen uygulanmak suretiyle bu boşluğun giderilebileceği, bozma ilamı sonrası verilen hükümlerde olduğu gibi bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen ancak daha önceden Yargıtay denetiminden geçen dosyalarda yargılamanın yenilemesi talebi üzerine verilen kararların da temyiz yoluna tabi olması gerektiğinden dosyanın esastan incelenerek Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin
06.02.2020 tarihli 2018/608 Esas 2020/75 Karar sayılı yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair kararın onanması talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
1. Dava dosyasında, hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.
2. Hükümlü müdafii 23.10.2017 havale tarihli dilekçesi ile hükümlünün atılı suçu işlemediği halde devlet kurumlarında özellikle Yargıtay ve TSK'da güçlenen FETÖ mensuplarınca kumpas kurularak ceza almasına neden olunduğu ve hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi başkan ve kararda imzası bulunan üyeler hakkında FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında görevden alındıklarını belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile "sanığın olay tarihinde askeri kişi oluşu, 15 Temmuz 2016 ve sonrasında meydana gelen FETÖ/PDY kapsamında FETÖ örgütünün yapılanma ve eylemlerini özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve Kuvvet Komutanlıklarında yapmış olması sebebiyle" hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği belirlenmiştir.
3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan muhakemede duruşma açılıp yeni delil araştırmasına gidilerek,
a) Hükümlü ve müdafine 5271 sayılı Kanun'un 311 ve devamı maddeleri uyarınca yargılanmanın yenilenmesini gerektiren sebeplerinin nelerden ibaret olduğu konusunda delil bildirmeleri için istekleri üzerine gelecek celseye kadar süre verilmesine,
b) HSK Genel Sekreterliğine müzekkere yazılarak hükmü kuran hakim hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak hakkında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine,
c) Yargıtay Genel Sekreterliğine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak haklarında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine,
d) Hükümlü müdafiinin talebi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılıp Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında başlatılan FETÖ/PDY yapılanmasını konu edinen bir kovuşturma olup olmadığının sorulmasına, akibetinin bildirilmesinin istenilmesine karar verildiği belirlenmiştir.
4. Delil araştırmasına ilişkin yazılan müzekkereler ile gelen cevabi yazılarda,
a) Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 22/03/2019 tarihli ve 2019-4315/14044 sayılı yazısı ile hükümlü hakkında kararı veren hakim hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca verilmiş herhangi bir meslekten çıkarma kararı veya Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince verilmiş bir görevden uzaklaştırma kararı bulunmadığı gibi Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince ilgili hakkında devam eden başkaca herhangi bir soruşturma dosyası ya da verilen disiplin cezasının bulunmadığının belirtildiği,
b) Yargıtay Birinci Başkanlığının 26.03.2019 tarihli ve 4629 sayılı yazısı ile Yargıtay ilamında imzaları bulanan Yargıtay eski üyeleri E.E., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarihli ve 3 sayılı kararı ile “Görevden Çekilmeye Davet” kararının verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği, ilamda imzası bulanan Yargıtay eski üyesi H.A. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 26.07.2016 tarihli ve 261 sayılı kararıyla "Meslekte Kalmasının Uygun Olmadığına ve Meslekten Çıkarılmasına" karar verildiği, Yargıtay eski üyeleri H.Ç., Z.E. ve A.K.'nın Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 01.08.2016 tarihli ve 1372 sayılı kararıyla Yargıtay Tetkik Hâkimliğine atanmış olmaları nedeniyle ilgililer hakkında ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulundan bilgi alınması, Yargıtay eski üyeleri E.E., H.A., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında adli yargılama Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesince yapıldığından, adli soruşturmaya ilişkin bilginin ise ilgili Daireden sorulması gerektiğinin belirtildiği,
c) Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19/07/2019 ve 2019/551 sayılı yazısında, E.E. hakkındaki dava dosyasının halen derdest olduğu, H.Ç. hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, Z.E. hakkında 8 yıl 9 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, A.K. hakkında 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyet karar verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, H.A. hakkında ise Dairede kayıtlı dosya olmadığının belirtildiği belirlenmiştir.
5. Yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile,
"Savunma tarafı, yargılamanın yenilenmesi aşamasında yeni olay ve yeni delil ortaya koymamış, önceki hükme esas herhangi bir belgenin sahteliğini ileri sürmemiş, dinlenen tanıklarla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunduklarına dair bir iddia ortaya koymamıştır. Dayanılan ve aşamalarda ileri sürülen sebep; hüküm tesis eden Hakimin, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak tarafından baskı altına alınarak, FETÖ karşıtlığı nedeniyle mesleki ilerlemesinin önüne geçmek amacıyla kasıtlı olarak bir mahkumiyet hükmü tesis edildiği ve bu hükmün yine FETÖ üyesi Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyeleri tarafından hukuki dayanaktan yoksun olarak onandığıdır.
CMK 311/1-c maddesinde hükümden bahsedilmektedir. Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise yargılamanın yenilenmesi gerekmekte ve yeni hükmün bu sebeple kurulması mümkün olabilmektedir.
Hüküm; CMK 223 maddesinde tanımlanmış olup verilen mahkumiyet kararı hüküm vasfındadır. Hükmü veren Hakim Muharrem Karadağ ise savunma tarafının ileri sürüldüğünün aksine halen görevi başında olup FETÖ / PDY iltisakı tespit edilmemiştir. Hüküm veren hakimin görevini yaparken kusurlu bir davranışı olduğu ise ispatlanamamıştır. Her ne kadar onama kararı veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin FETÖ / PDY iltisakları nedeniyle adli ve idari yönden haklarında hukuki süreç başlatılan kimselerden oldukları tespit edilmiş ise
de; Yargıtayın verdiği onama kararı CMK 223 maddede tanımı yapılan bir hüküm vasfında değildir. Bu sebeple Yargıtay ilgili ceza dairesi Başkan ve Üyelerinin konumu CMK 311/1-c maddesindeki hüküm veren Hakim konumunda değildir.
Yargılanmanın yenilenmesi sebebinin adli hata niteliğinde olması gerektiği, yerel mahkemenin takdir hakkına giren bir hatadan bahisle yargılamanın yenilenmeyeceği öğretide kabul edilmiştir. Doktrinde Kunter'e göre mahkemenin takdir denilen serbest değerlendirme yetkisine dayanarak kanunla çizilmiş hadler arasında tayin ettiği cezanın değiştirilmesi için yenileme kabul edilemez. Yasa takdir hatalarını önemsiz saymaktadır. Hatta daha da ileri giderek böyle bir yetkiye dayanılarak yapılan işlemin hakimden hakime değişebilmesi ve dolayısıyla denetlenememesi, serbest değerlendirme yetkisinin kabulünün mantıki sonucudur ve değerlendirme farklılıklarının hata sayılmadığının kabulü anlamına gelir.
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 14/11/1977 gün 3-2 sayılı kararında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih 2/29-56 sayılı kararında ifade edildiği üzere; olağanüstü yasa yollarında her türlü hukuka aykırılık iddiası gündeme getirelemeyecek bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenlerin için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları temyiz yasa yolundan farklı olarak olağanüstü yasa yollarına konu edilemez.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/10/2016 tarih, 2016/13422 esas 2016/17399 karar sayılı kararında;delillerin değerlendirilmesinin bizatihi mahkemenin takdirine ilişkin bir konu olup yargılamanın yenilenmesi aşamasında inceleme konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.
Doktrindeki görüş ve yukarıya alınan Yargıtay içtihatları çerçevesinden bakıldığında mahkumiyet hükmünü kuran hakimin serbest delil değerlendirme yetkisi dahilinde verdiği mahkumiyet kararının değerlendirme farklılıklarının üzerinde durarak yargılamanın yenilenmesi ve yeni hüküm kurulması sebebi olarak kabul görmeyeceği açıktır.
Sonuç olarak; her ne kadar CMK 311 maddedeki koşulların oluşmadığı düşünülse de nihayetinde verilen bir kabul kararıyla başlayan yargılamanın yenilenmesi sürecinde ileri sürülen sebeplerle bağlı kalınmaksızın maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil araştırması yapılmış, savunma tarafından ileri sürülen hususlar araştırılmış, ilgili birimlerden gelen cevaplar dosyaya ithal edilmiştir.
Hükmü veren hakimin görevini kötüye kullandığını yönünde bir tespite varılamamış, delillerin değerlendirilmesi noktasındaki takdir hakkı inceleme dışı bırakılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin verdikleri onama kararı CMK 223 maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından ve CMK 311/1-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından FETÖ / PDY silahlı terör örgütüne olan iltisakları hükmün ortadan kaldırılmasına ve yeni bir hüküm kurulmasına esas sebep görülmemiştir.
Bu nedenle CMK 323/1 maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile önceki hükmün onaylanmasına karar vermek gerekmiştir."
Şeklindeki gerekçe ile duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir.
6. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecektir. Duruşma açılarak yapılan yargılamada ilk hükmün iptali ile dava hakkında yeniden verilen hüküm ya da önceki hükmün
onaylanmasına ilişkin kararların tabi olacağı kanun yolu ise genel hükümlere göre belirlenmelidir. Buna göre, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine duruşma açılarak verilen kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önce temyiz kanun yoluna tabi olacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra verilmiş olması halinde hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda kanunda bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Konuya ilişkin uyuşmazlığa dair Ceza Genel Kurulunun 02.06.2022 tarihli ve 2019/13-219 Esas, 2022/400 Karar sayılı kararında, yargılamanın yenilenmesi davasının bağımsız bir dava niteliğine sahip olup olmadığı hususu değerlendirmeye konu edilerek, bu davanın önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız bir dava olmadığı, yenileme yargılaması sonrasında verilen önceki hükmün onaylanması ya da iptali ile yeni bir hüküm kurulmasına ilişkin kararın da önceki hükmü denetleyen üst dereceli Yargıtay tarafından incelenmesi gerektiğinin kabul edildiği belirlenmiş olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
7. Yargılamanın yenilenmesi, kesin hükümde yer alan adli hataların düzeltilmesine ve hükümlü hakkında aynı fiil nedeniyle tekrar muhakeme yapılmasına imkan tanıyan yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü kanun yollarının bir çeşidini oluşturmaktadır.
Kesin hüküm, doğruluğu hukuken kabul edilen ve artık tartışılmayan bir mahkeme kararıdır. İstisnai olsa da uyuşmazlığın çözümünde “adli hata” denilen yanlışlıklar yapılmış olduğu sonradan öğrenilebilir. Bazı önemli hataların giderilebilmesi ve hakikatin araştırılması bu şekilde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi “olağanüstü kanun yolu” ile mümkün olabilecektir.
Bu yolun istisnai olarak kabul edilmesinin nedeni, doğruluğu hukuken tartışılmayan “kesin hükmün” temellerinin bazı hallerde sarsılmış olması hükmün artık bu temel üzerinde oturmasının mümkün olmamasına dayanmaktadır. Hukuk barışının ve güvenliğinin sağlanması ne kadar önemli ise de, hukuka olan güvenin sağlanması da en az bu kadar önemlidir. Temelleri olmayan bir hüküm hukuk düzeni tarafından kabul edilemez. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi yolu, sadece çok istisnai hallerde mahkeme kararı ile açılabilmektedir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2016, s. 962).
Yargılamanın yenilenmesi müessesesi, kesin hükmün otoritesi karşısında maddî gerçeğin açığa çıkarılmasındaki kamu yararının üstün gelmesi nedeniyle öngörülmüş ve bizzat kanun koyucu tarafından sebepleri sınırlı şekilde belirlenmiş istisnai bir yoldur. Hükmün kesinleşmesiyle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülmüş olduğundan kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilâf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adlî hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddî olaylar kesin hükmün maddî gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adlî hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddî temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır.
Maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinde verilen ve kesinleşen hükmün sonradan maddi gerçeğe uyumlu olmadığı anlaşıldığı halde, kararın infazının aynı şekilde sürdürülebilmesi adli hatadan vazgeçilmemesi, diğer bir anlatımla yeni ortaya çıkan bu durumların görmemezlikten gelinmesi, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Her şeyden önce kesinleşmiş bir hükmün, doğru ve maddi bir gerçeğe uygun olduğu, yargılamanın hukuka uygun yürütüldüğü, meşru olduğu, adaletin tecelli ettiği varsayımının
bu konudaki inancın kamu vicdanında tahribata uğraması, bozulan hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi ve hukuk barışının yeniden sağlanmasını zorunlu kılar.
5271 sayılı Kanun'un "Yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311 inci maddesinin, inceleme konusu ile ilgili olan birinci fıkrası;
"(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise,
d) Ceza hükmü Hukuk Mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir."
Şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi 5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde sanık veya hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle sanık ya da hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması mümkün değildir (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2016, s. 858).
8. Dava konusu olayda, hükümlü müdafiinin 27.02.2020 tarihli temyiz talebi, mahkeme hakiminin görevde olması ve kişiliğine dair değerlendirmenin, FETÖ terör örgütünün klasik örgütsel yapı ve yönetimlerinden olan tartışmasız itaat ve manevi cebir eylemlerinin, basına da yansıyan hakimlere baskı yapıldığı gerçekliği karşısında yetersiz olduğunu, buna göre kararı veren hakimin meslektaşının hükmünün denetlenemeyeceği ihsasi yorumunun hükümlünün mağduriyeti karşısında yetersiz kaldığı neticesine varıldığına, kararın onanmasına ilişkin Yargıtay ilamında imzası bulunan başkan ve üyelerin 15 Temmuz sürecinde ihraç edilen 140 Yargıtay üyesi arasında olduklarına, yeni yargılama neticesinde hükümlünün beraatine karar verilmesi gerektiğine, yalan tanıklık iddiasına ilişkin konunun müvekkil dışındaki bir kısım üçüncü kişilerin mirasçılık durumunun belirlenmesine ilişkin olduğuna, hükümlünün mirasçı olabilecek kişilerden olmadığına veya bu kişiler ile akrabalık ilişkisi veya herhangi bir çıkar ilişkisinin bulunmadığına, yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığına, dönemin Diyarbakır Başsavcısı olan D.K.'nın açık kaynaklara da yansımış olan hakim ve savcılara olan baskılarının herkes tarafından bilindiğine, bir miras meselesi üzerinden FETÖ mensupları tarafından bertaraf edilme ve mesleki ilerlemesinin önünü kesme operasyonu olduğuna ilişkindir.
9. Yukarıda maddeler halinde yazılı olduğu gibi hükümlü müdafiince yapılan yeniden yargılama talebinin, tüm aşamalarda ileri sürülen iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yazılı "Hükme katılmış olan hâkimlerden
biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise" kapsamında kaldığı belirlenerek yapılan incelemede;
Yargılama sürecinin sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için, hâkimin bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bağımsızlık; hâkimlerin hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan, görevlerini özgürce yapabilmeleridir. Hâkim bağımsızlığını sağlama düşüncesinin altında, onlara statülerinden kaynaklı bir ayrıcalık tanıma yatmamaktadır; burada amaç, hâkimlerin görevlerini gerektiği gibi, huzur ve sükûn içerisinde yapabilmelerini sağlamaktır.
Bağımsızlık ve tarafsızlık iç içe geçmiş kavramlar olduğundan, gerçekten bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız davranması beklenemez. Tarafsızlığın, objektif ve sübjektif olmak üzere iki yönü vardır. Sübjektif tarafsızlık, hâkimin fert olarak tarafsız olması; objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak dışarıdan bakan kişilerde bıraktığı tarafsız görünümdür.
Hükme katılan hâkimin görevini yaparken suç işlemesi hâlinde objektif tarafsızlığı şüpheli hale gelecektir. Bu şekilde bünyesinde hukuki hata barındıran kesinleşmiş hükümdeki adli hataların giderilmesi için, 5271 sayılı Kanun'da, hükme katılan hâkimin görev suçu işlemesi, yargılamanın lehe ve aleyhe yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir.
Yasal düzenleme sadece hükme katılan hâkimin görevini ifada suç işlemiş olması durumunu yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul etmiştir. Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalar sonucunda verilen hükümlere katılan hâkimlerin görevlerini ifada suç işlemeleri hâlinde, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir.
Yargıtay’ın, temyiz mahkemesi olarak işin esasına hükmettiği sınırlı sayıda durum mevcuttur. Bu sebepler, 5271 sayılı Kanun'un “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303 üncü maddesinde sayılmış olup temyiz incelemesini yapan ilgili Yargıtay Ceza Dairesi temyize konu hüküm üzerinde hukuki denetim yapacak ve Kanun’da yazan bu nedenler mevcut ise, davanın esasına hükmedecektir. Şayet temyiz incelemesi sırasında Yargıtay hükmü düzelterek onamak suretiyle hukuka aykırılığı giderirse yahut Kanun’da yazan sınırlı nedenlerle davanın esasına hükmetse dahi, Yargıtay’ın yaptığı hukuki denetim olduğundan ve her hâlükârda esas hükmü veren mahkemeden kaynaklanan adli hata Yargıtay’ın kararına da sirayet edeceğinden, temyize konu ilk hükmü veren hâkimin görev suçu işlemesi yargılamanın yenilenmesi nedeni yapılabilecektir. Belirtilen durumlar dışında kalan hâllerde, Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonunda hüküm onanarak kesinleşmiş olsa dahi, Yargıtay’da hükmü onayan hâkimlerin görev suçu işledikleri gerekçesiyle, yargılamanın yenilenmesi nedenine dayanılması mümkün değildir. Kanun’daki hüküm açıktır ve hükme katılan hâkimler açısından uygulanabilir. Hükme katılan hâkim, bizzat hükmü veren hâkimdir ve temyiz merciinde görev yapan hâkim bu kapsamda değerlendirilemez.
Yargılamanın yenilenmesi nedeninin taşıması gereken şartlardan biri de hükme iştirak etmiş olan hâkimin görülen dava ile alakalı görev suçu işlemiş olmasıdır. Kanun’daki ifadeyle; “Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise” bu nedene dayanarak yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilecektir. Zira, hâkim görevini, görülen dava ile ilgili olarak bir mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılmasını gerektirecek derecede kusurlu hareket etmişse, ortada ceza hukuku anlamında bir suçun mevcut olduğu açıktır. Ayrıca, ceza kovuşturması olmadan mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi söz konusu olamayacağına göre, Kanun’da bu ifadenin de gerekmediği halde kullanıldığı sonucuna varılmaktadır.
Esas No : 2022/6336
Karar No : 2023/564
Tebliğname No : KD - 2020/67341- İtiraz
Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, yeniden yargılama talebi üzerine hükümlünün yeniden yargılanmasının kabulüne karar verilerek yeniden yapılan yargılamada duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair hükümde bir hukuka aykırılık bulunmamış ve hükümlü müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
III. KARAR
A. Usule İlişkin Olarak
Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararının istinaf yoluna tabi olduğu gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 - 2020/67341 sayılı itirazının reddi gerektiğine dair Nevzat Özsoy'un karşı oyu ve oy çokluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,
B. Esasa ilişkin olarak
5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine ilişkin kararın KALDIRILMASINA,
3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararında hükümlü müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden hükümlü müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.02.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında yalan tanıklık suçundan yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 gün, 2012/11619 Esas ve 2013/3709 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilip kesinleşmesinin ardından, hükümlü müdafinin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, mahkemece yargılamanın yenilenmesi
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2019/199 E., 2023/634 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile sanık ...'in bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine;
Ceza Genel Kurulu 2019/199 E. , 2023/634 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2019/17833
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 150-447
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanık ...'in, mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-a-son ve 62/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan aynı Kanun'un 86/1, 86/3-e, 87/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan aynı Kanun'un 13/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, tüm suçlar bakımından TCK'nın 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı hükümlerin, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 tarih ve 14052-36569 sayı ile; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçları bakımından onanmasına, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise hesap hatası nedeniyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Hükümlerin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, sanık ... müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin 27.02.2013 tarihli talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.03.2013 tarih ve 78-68 sayı ile reddedilmesi üzerine bu ek karara sanık ... müdafii tarafından yapılan itirazı inceleyen Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2013 tarih ve 375 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 20.06.2013 tarih ve 39880 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2013 tarih ve 232586 sayı ile; "Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/03/2013 tarihli kararı ile yargılamanın yenilenmesi talebine dair dilekçede belirtilen hususların yargılama ve temyiz aşamasında inceleme konusu yapıldığından bahisle talebin reddine karar verilmiş ise de hükümlü vekilinin 27/02/2013 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde dile getirdiği, sanık ...'in, sanık ...'ı yaralamadığı, sanık ...'in, sanık ...'ı silahla yaraladığı, bu hususun da sanık ... ve sanık ...’in anlatımları ve fizik incelemeler ve kriminalistik bilim uzmanı ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ile saptandığı, aynı zamanda sanık ...'nın kemik kırığına neden olacak şekilde yaralanması eylemini sanık ...'in mi yoksa sanık ...'in mi gerçekleştirdiğinin belirlenmeden her iki sanık hakkında artırım yapıldığı yönündeki gerekçelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesi kapsamında, yapılacak yeni değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak delillerin sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." düşüncesiyle anılan kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.12.2013 tarih ve 17835-30100 sayı ile; "21.01.2013 tarihli fizik inceleme ve kriminalistik bilim uzmanı raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebi ile sunulan delillerin dosyada mevcut delillerle karşılaştırılarak CD'ler arasında atış anına ilişkin saniye veya salise farkı bulunup bulunmadığı, kullanılan tabancaların marka ve özellikleri ile ateş edenler kesin olarak belirlenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine karar verilmiştir.
Sanık ... müdafiinin 24.03.2014 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebi üzerine Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile talebin kabulü ile mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda da dosya 2014/150 esas sırasına kaydedilmiştir.
Sanık ... müdafiinin 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçuna ilişkin yargılamanın yenilenmesi ile infazının durdurulması talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile kabulüne evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda dosya 2015/343 esas sırasına kaydedilmiş, anılan Mahkemenin 23.10.2015 tarihli ve 343-232 sayılı kararı ile de bu davanın, aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2014/150 esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda 08.11.2016 tarih ve 150-447 sayı ile; sanık ... hakkında, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan kurulup Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile sanık ...'in bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçlarından kurulup Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin ise iptalini gerektirecek bir neden bulunmadığından CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onaylanmalarına karar verilmiştir.
Onaylama kararlarının, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.01.2019 tarih ve 10620-563 sayı ile onanmalarına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.03.2019 tarih ve 17833 sayı ile;
"1- Sanık ...'in, mağdur sanık ...'dan aldığı silahı, olay gecesi güvenlik birimlerine teslim etmesi gerekirken suçta kullanıp olay yerinden ayrıldığı, teslim olduğu tarihe kadar üzerinde taşıdığı gerekçesi sanığın 6136 sayılı Yasa'ya muhalif silah taşımak suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanık ..., kendisine ait olmayan ve taşıma kastı olmaksızın diğer sanık ...'dan, kendisinin veya yanında bulunan diğer arkadaşlarına yönelik saldırıda bulunmasını engellemek için aldığı ve kullandığı silahı olaydan hemen sonra atmayarak teslim etmemesi ve daha sonra kendiliğinden teslim etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminde sanığın ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma kastının olmadığı ve bu kasıtla hareket etmediği, bu haliyle atılı suçun unsurlarının oluşmadığı kanatine varıldığı,
2- Sanıklar ..., Süleyman Çeken, Aziz İhsan Aktaş, ... ve şüpheli ... ...'in yanlarında kimlikleri tespit edilemeyen üç şahıs daha bulunduğu halde, suç tarihinde saat 02.00 sıralarında Sapanca Güral Otele geldikleri, bu sırada diğer şüpheliler ..., ..., Mustafa Çatalbaş, Mustafa Esgil, Kemal Diktaş, Yavuz Ural ve Yusuf Ural'ın da otelin giriş kapısında bulundukları, şüpheli ...'in araçtan inerek doğruca ...'ın üzerine yürüyerek ittiği, ... ve birlikte geldiği şüpheliler ile otelde bekleyen şüpheliler arasında yaşanan arbedede şüpheli ...'ın kendisine ait taşıma ruhsatlı adli emanetin 2009/130 sırasında kayıtlı 1 adet 57981 seri nolu Desert Eagle Magnum marka tabanca ile şüpheli ... ...'i bacağından yaraladığı, bunun üzerine ...'in Tolga'nın elinde bulunan silahı alarak önce ...'ı daha sonra ...'ı bacaklarına ateş ederek yaraladığı, öte yandan şüpheli ...'in üzerinde bulunan ruhsatsız olduğu anlaşılan ve ele geçirilemeyen silah ile yine ... ve ... ayaklarına doğru ateş ederek yaraladığı iddia edilen olayda,
a) Sanık ... hakkında ... ve Bülent Çatan'ı yaralamaktan dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında Turgut'a yönelik eyleminden dolayı beraat kararı verildiği halde, Tolga'ya yönelik eylemden dolayı da aynı gerekçelerle beraat kararı verilmesi gerektiği,
b) Mahkemece verilen ilk kararda Turgut'a yönelik TCK'nın 25. ve 27. maddesi tartışıldığı halde, sanık ...'in Tolgaya yönelik eyleminde TCK'nın 25. ve 27. maddelerinin tartışılmadığı, Tolga'nın aracından silahı alarak olay yerine geldiği ve ...'i bacağından vücudunda kemik kırığı olacak şekilde yaraladığından, sanık hakkında TCK'nın 25. maddesinin uygulanmasının gerektiği, Mahkemece TCK'nın 25. maddesinin uygulanmadığına karar verilmesi halinde ise, sanık hakkında TCK'nın 27. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerektiği,
c) Sanık ... beyanlarında, silahı Tolga'nın elinden aldığı sırada patladığını beyan etmesine rağmen bu husus araştırılmadan ve sanık hakkında taksir hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının kararda tartışılmasının gerektiği,
d) Diğer sanıklar Tolga ve Turgut'un, sanık ... ve arkadaşlarına 'PKK 'lılar yine mi geldiniz.' demesi üzerine olayların başladığı ve ilk haksız hareketin Tolga ve diğerlerinden geldiği ve sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinin uygulanmasının gerektiği,
e) Mahkemece, mağdurlar ..., ...'ın beyanları ve sanık Yavuz Ural'ın beyanı nazara alınarak ve sanık ...'in ve yanındakilerin beyan ve savunmasına itibar edilmeyerek hüküm kurulduğu, ancak, mağdurlar ..., ...'ın beyanları ve sanık Yavuz Ural beyanlarının neden üstün tutulduğu, sanık ... ve yanındakilerin beyanlarına neden itibar edilmediğinin tartışılmadan hüküm kurulduğu,
f) ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından Tolga hakkında yaptığı muayene ve inceleme sonrası düzenlediği raporda olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu bildirildiği, ancak Tolga'nın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olan eylemin sanıklar ... ve ...'in hangisinin eylemi soncunda meydana geldiği tam olarak tespit edilmeden eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğu,
Kanaatine varılmıştır.
Sonuç ve istem: ... hükümlü ... hakkındaki onama kararının kaldırılarak bozulmasına karar verilmesi," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Dairesince 04.04.2019 tarih, 8919-4972 sayı ve oy çokluğuyla; "Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan görülmesinin nedeni güvenlik kamera kaydına ilişkin yargılama aşamasındaki bilirkişinin raporundaki hatanın tespit edilmesi ve kayda uygun olarak oluşun tekrar kabulünde, sanıkların hukuki durumunun değişip değişmeyeceği ile sınırlıdır. Bu sınırlama karşısında yerel mahkemece hükmün kesinleşmesinden sonra alınan yeni rapora göre sanıklardan ...’in mağdur ... Çakan’ı vurmadığı belirlenmiş ve beraatına karar verilmiştir. Sanıkların bunun dışında kalan hukuki durumlarında bir değişiklik yaratmadığı kanaatiyle diğer hükümler yönünden onaylanma kararı verilmiştir. Bu tespitler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ortaya çıkan yeni delilin etkilemediği hukuki durumlarda da tartışma yapılmasına yönelik itirazın kabulü mümkün görülmemiştir. Delil değişikliğinin etkilemediği, kesinleşen hükümdeki hatalı görülen kabul ve hukuki değerlendirmelerin yargılanmanın yenilenmesi konusu yapılamayacağı ancak CMK'nın 308. maddesine göre Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.11.2012 tarihli onama ve düzeltilerek onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca lehe itiraz yoluna başvurulabileceği ortadadır. Bu değerlendirme ve sınırlama sonucunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu taleplerinin, yargılamanın yenilenmesi kapsamında ileri sürülemeyeceği cihetle, itiraz talepleri yerinde görülmemiştir." gerekçesi ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı,
2- Sanığın mağdur ...'ya yönelik eyleminin sabit olup olmadığı,
3- Sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında taksir hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı,
4- Taksir hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında TCK’nın 25/1. maddesinde düzenlenen meşru savunma ve aynı Kanun'un 27/2. maddesinde düzenlenen sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı,
5- TCK'nın 25/1 ve 27/2. maddelerinde düzenlenen müesseselerin uygulanma koşullarının oluşmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında;
a- TCK'nın 87. maddesinin uygulanması bakımından eksik araştırma ile karar verilip verilmediği,
b- TCK'nın 29/1. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı,
Hususlarının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; yargılamanın yenilenmesi nedeni dışında kalan ve ilk yargılama sırasında tartışılıp karara bağlanan hususlara ilişkin itirazın Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Kolluk tarafından düzenlenen görüntü inceleme ve tespit tutanağında; 14.10.2008 tarihinde saat 02.15 sıralarında Sapanca ilçesinde bulunan Güral Otel'in giriş kısmında meydana gelen ateşli silahla yaralama olayına ilişkin güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesinde; mağdur ...'nın aracından aldığı silahla siyah renkli pantolon ve siyah renkli ceket giyen bir şahsı ayağından vurduğunun, bunun üzerine karşı grupta yer alan spor giyimli bir erkek şahıs tarafından yere yatırıldığının, daha sonra gri takım elbiseli diğer şahsın kendi belinde bulunan koyu renk silahını çıkartarak inceleme dışı mağdur ...'a ateş ettiğinin ve ayağından yaraladığının, akabinde kimliği meçhul diğer bir şahsın da mağdur ...'nın elinde bulunan silahı alarak öncelikle inceleme dışı mağdur ...'a yönelik bir el, daha sonra mağdur ...'nın ayaklarına doğru birkaç el, son olarak da otel içerisinde bulunan şahıslara bir el ateş ettiğinin belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli ve 9626 sayılı rapora göre; güvenlik kamerası görüntülerinde yer alan ve olay sırasında silahla ateş ettikleri değerlendirilen şahısların tetkik konusu fotoğrafları "Şüpheli 1", "Şüpheli 2" ve "Şüpheli 3"; yine sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve mağdur ...'nın fotoğrafları Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince çekildikten sonra sanık ...'in fotoğrafları "Mukayese 1a, 1b, 1c nolu fotoğraflar", inceleme dışı sanık ...'in fotoğrafları "Mukayese 2a, 2b, 2c nolu fotoğraflar" ve mağdur ...'nın fotoğafları ise "Mukayese 3a, 3b, 3c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılıp kamera görüntülerinden elde edilen tetkik konusu fotoğraflar ile sanık ..., inceleme dışı sanık ... ve mağdur ...'dan elde edilen mukayese konusu fotoğrafların incelenmesi sonucunda:
1- "Şüpheli 1" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın görüntünün 03.04 saniyesinde ilk olarak silahı ateşleyen ve yaralama olayını gerçekleştiren kişi olduğunun,
2- "Şüpheli 2" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın, görüntülerde başka bir şahsa tekme attığı görünen diğer bir şahsın ayak kısımlarını hedef alarak görüntünün 03.14 ve 03.16 saniyelerinde iki el ateş ettiğinin, görüntünün 03.22 saniyesinde ise "Şüpheli 1" şeklinde numarandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan ve silahla ateş ettikten sonra yere düşürülen kişinin uyluk-baldır kısmını hedef alarak bir el ateş ettiğinin,
3- "Şüpheli 3" şeklinde numaralandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın görüntünün 03.22 saniyesinde elindeki silahla "Şüpheli 1" olarak numaralandırılan tetkik konusu fotoğrafta yer alan şahsın bacak kısmını hedef alarak ateş ettiğinin,
4- Bunların dışında silahla atış yapıldığının tespit edilemediğinin,
5- Laboratuvarda dudak okuma yapılmadığının, ayrıca inceleme konusu medyalarda karşılaştırılan görüntü örneklerinden elde edilen verilerin dudak okuma için elverişli olmadığının,
6- Tetkik konusu fotoğraflar ile mukayese konusu fotoğraflar arasında yapılan karşılaştırmalı incelemelerde ise;
- Kafa ve yüz şekli,
- Göz ve yüz şekli,
- Burun, dudak ve çene yapıları,
- Kulak yapısı,
Yönlerinden inceleme konusu medyalarda karşılaştırılan görüntü örneklerinden elde edilen verinin karar vermek için yetersiz (0)* olduğunun,
Belirtildiği,
Mahkemece 11.03.2010 tarihli oturumda; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli raporun ikinci sayfasındaki mukayese konusu fotoğraflar ile huzurda bulunan kişiler karşılaştırıldığında "Mukayese 1a, 1b, 1c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların sanık ...'e, "Mukayese 2a, 2b, 2c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların inceleme dışı sanık ...'e, "Mukayese 3a, 3b, 3c nolu fotoğraflar" şeklinde numaralandırılan fotoğrafların ise mağdur ...'ya ait olduğunun tespit edildiği,
Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı kararının gerekçesinin;
"İddia, sanık savunmaları, mağdur-sanık anlatımları, olay tanıklarının ifadeleri, ATK 2. İhtisas Dairesinin olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğuna dair raporu, Kocaeli ATK Şube Müdürlüğü raporları, ToyotaSa raporu, Sakarya ATK Şube Müdürlüğünün raporu, olay yeri görgü tespit tutanağı, silahların 6136 tabii olduğuna dair ekspertiz raporu, Sakarya Üniversitesi yazı cevabı ile olay yerine ilişkin güvenlik kamerası kayıtları, fotoğraflar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
14.10.2008 günü Sakarya Üniversitesi Rektörlüğünün Temizlik ihalesinin yapılacağı, Sakarya ilinde doğrudan veya dolaylı olarak temizlik şirketleri bulunan sanıklar ..., ..., Yusuf Ural, Yavuz Ural, Mustafa Esgil, Kemal Diktaş ve Mustafa Çatalbaş'ın kapalı usulle yapılacak olan ihaleye girmek istedikleri, yine Ankara ilinde merkezi bulunan sanık ...'in şirket yetkilisi olduğu Tümpa Temizlik şirketinin de bu ihaleye katılmayı planladığı, bu amaçla sanık ...'in yanında şirket çalışanları ... ..., ..., Aziz İhsan Aktaş, Süleyman Çeken ve kimliği tespit edilemeyen bir kısım şahısla ihale saatini beklemek için 3 araç halinde Sapanca ilçesindeki Güral Otel'e geldikleri, olay tarihinde ve saatinde sanıklar ..., Kemal Diktaş, ..., Yavuz Ural, Yusuf Ural, Mustafa Esgil'in otelin giriş kapısında bulundukları esnada sanık ...'in aracı ile otele giriş yaptığı ve doğrudan kalabalık hâlde bulunan sanıklar Turgut ve arkadaşlarına yöneldiği, sanık ... ve Turgut arasında herhangi bir tartışma ve sataşma olmadığı hâlde sanık ...'in mağdur-sanık ...'a yumruk attığı, kavgaya olay yerinde bulunan diğer sanıklar ile sanık ...'le gelen sanıkların da müdahil olduğu, yaşanan bu kargaşada sanık ...'nın aracına yöneldiği, aracında bulunan ruhsatsız silahını alarak olay yerinde gittiği, babası Turgut'un yumruk yemesi ve darp edilmesi nedeni ile tabancayla sanık ...'e ateş ettiği, sanık ...'nın ateş etmesi üzerine sanık ...'in ve yanındaki diğer şahısların sanık ...'ya yöneldikleri, onu etkisiz hâle getirdikleri, bu sırada sanık ...'in Tolga'da bulunan silahı aldığı ve önce Tolga'ya sonra Turgut'a yönelik ateş ettiği, yine olay yerinde bulunan sanık ...'in şoförlüğünü yapan sanık ...'in de üzerinde taşıdığı ruhsatsız silahı ile mağdur sanıklar Turgut ve Tolga'ya ateş ederek ayaklarından yaraladığı, mağdur sanık ...'in yaralanması nedeni ile vücudunda oluşan kırığın yaşamsal fonksiyonlarını 6. derece etkilediği, yine mağdur sanık ...'un 4. derece kemik kırığı oluşacak şekilde, mağdur sanık ...'ın da 5. derece kemik kırığı ve uzuv ve organ zaafı oluşacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.
...
Yine sanık ... yaralama olayına karışmadığını beyan etmiş ise de, müşteki sanıklar ... ve ...'ın beyanları, olay yeri kamera kayıtları, sanık Yavuz Ural'ın beyanı nazara alındığında savunmasına itibar edilmemiştir. Sanık ...'in, mağdur sanık ...'dan aldığı silahı, olay gecesi güvenlik birimlerine teslim etmesi gerekirken suçta kullanıp olay yerinden ayrıldığı, teslim olduğu tarihe kadar üzerinde taşıdığı anlaşıldığında sanığın ayrıca 6136 sayılı Yasa'ya muhalif silah taşımak suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Her ne kadar sanık ... mudafiince; mağdur sanık ...'ta tek bir ateşli silah yaralamasının bulunduğu, bu tek yaralanma nedeni ile sanık ... ve ...'in sorumlu tutulamayacağı belirtilmiş ise de olay sonrası Toyota Hastanesince düzenlenen rapor ve CD görüntüleri nazara alındığında sanık müdafiinin savunmasına itibar edilmemiş, sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'un ayağına doğru ateş etmeleri neticesi mağdurun ayağında meydana gelen ve kemik kırığına neden olan yaralanma nedeni ile sanıkların birlikte sorumlu oldukları kanaatine varılarak her iki sanığın da cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Yine sanıklar ... ve ...'in mağdur ...'ı yaralaması eylemi nedeni ile TCK'nın 86/1, 86/3-e, 87/1-a-son maddeleri gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin benzer içtihatlarında nitelikli yaralamaya ilişkin verilen cezadan TCK'nun 87/1. maddesine göre artırım yapılması ile yetinilmesi gerektiği, ayrıca 87/3 maddesinden artırım yapılmasının fazla ceza tayini olacağı belirtildiğinden emsal alınan kararlar gereği sanıkların cezalarından 87/3. maddesi gereğince ayrıca artırım yapılmamıştır.
Sanıklar ... ve ... müdafii olayda TCK'nın 25. ve 27. maddelerinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de; dosya içinde mevcut CD incelendiğinde sanıklar ... ile sanığın yanında çalışan diğer sanıkların olay yerine 3 araçla giriş yaptıkları, o sırada otelin kapısında beklemekte olan mağdur sanık ... ve arkadaşlarının yanına geldikleri ve mağdur sanık ...'tan kaynaklanan herhangi bir haksız hareket olmadığı hâlde sanık ...'in mağdur ...'a saldırdığı anlaşıldığından TCK'nun 25, 27 ve 29. madde hükümleri uygulanmamıştır.
Sanıklar ... ve ... savunmalarında Güral Otele gittiklerinde kapı önünde bulunan mağdur sanıkların kendilerine 'Pis PKK'lılar yine mi siz geldiniz, burada ne işiniz var.' dediklerini beyan etmişler ise de; bu beyanın olay yerinde bulunan ve haklarında ihaleye fesat karıştırmak suçundan kamu davası açılan sanıklarca ve o sırada olay yerinde güvenlik görevlisi olarak çalışan tanıklarca doğrulanmadığı tespit edildiğinden sanıkların bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Sanık ... grubu ile mağdur sanık ... arasında meydana gelen tartışma ve arbedede sanık ... ve yanında bulunan çalışanlarının mağdur sanık ...'a saldırdıkları sırada babasının darp edildiğini gören mağdur sanık ...'nın aracına yöneldiği, aracında bulunan silahı alarak olay yerinde bulunan mağdur sanık ... ...'i yaraladığı, mağdur sanık ...'nın eylemini sanık ... ile yanında çalışan sanıklar ..., ... ..., Aziz İhsan Aktaş, Süleyman Çeken'in eylemleri neticesi kapıldığı haksız tahrikin etkisi altında işlediği anlaşılmakla mağdur sanık ... hakkında haksız tahrike ilişkin hükümler uygulanmıştır.
Sanıklar ... ve ... müdafiilerince mağdur sanık ...'nın ayağının baştan itibaren aksadığını, yaralanma neticesi herhangi bir uzuv zayıflamasının olmadığını beyan etmişler ise de; mağdurun yaralanma neticesi duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasının olup olmadığının tespiti için mağdur ATK 2. İhtisas Dairesine sevk edilmiş, ATK 2. İhtisas Kurulunun yaptığı muayene ve inceleme sonrası düzenlediği raporda olay nedeni ile mağdur sanık ...'ın organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu bildirilmiş, bu rapor dosya kapsamına ve oluşa uygun görülmekle hükme esas alınmıştır.
..." şeklinde açıklandığı,
Sanık ... müdafiinin 27.02.2013 tarihli dilekçesinde; sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 31.03.2011 tarih ve 78-68 sayı ile mahkûmiyet hükmü verildiği ve bu hükümlerin temyiz inceleme sonucunda kesinleştiği belirtildikten sonra;
"Somut olayda dava dosyası içerisinde bulunan, olayın gerçekleştiği Sapanca İlçesi Güral Otel'e ait güvenlik kamerası görüntülerinin, gerek soruşturma aşamasındaki görüntü tespit tutanağında, gerekse de yargılama esnasında alınan 06.01.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda maddi gerçeğe aykırı olarak ihmali bir davranışla düzenlenmiş olması sebebi ile hükümlü hakkında yanlış ceza tayinine gidilmiş olup ekte sunulan görüntüler ve Uzman Bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor birlikte ele alındığında hükümlü müvekkilin müşteki ...'a karşı silahlı yaralama eyleminde bulunmadığı ortaya çıkacaktır.
1-) 5271 sayılı Yasa'nın 311. maddesinde, kesinleşmiş bir hükümle sonuçlanan davada hangi hallerde yargılamanın yenilenebileceği tahdidi olarak açıkça ifade edilmiştir. Anılan kanun yolu olağan üstü bir kanun yolu olup yasa koyucu yerel mahkeme aşaması ve temyiz incelemesinde gözden kaçabilecek ve yargılamanın esasını etkileyecek, yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmali ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılması durumunda hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi imkânını sağlaması gerektiği açıkça ifade etmektedir.
2-) Sayın Mahkemece Adli Tıp Raporu ve tespit tutanağı hükme esas alınmış, ...'a karşı sanık ...'in eylemi olmamasına, azmettirici, asli veya feri fail olarak nitelendirilmemesine rağmen sayın Mahkemece maddi gerçekliğin aksine asli fail olarak nitelendirilmiş ve neticeden 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Müşteki ... ifadesinde özetle 'Kendisini Bülent'in arkasından gelen tanımadığı bir şahsın yaraladığını' beyan etmektedir. Sanık ... ifadesinde özete 'İsmini sonradan ... olarak öğrendiği kişinin ayaklarına 2-3 el ateş ettiğini' beyan etmektedir. Adli Tıp Kurumu Koceli Şube Müdürlüğünce 29/01/2009 tarihinde düzenlenen raporda özette '...'ın sağ ayak kemik sırtında ateşli silah yaralanmasına bağlı bir adet mermi giriş ve çıkış deliğinin mevcut olduğu' tespit edilmiştir.
3-) Sayın bilirkişi raporunda mukayese fotoğraflarda 1 numarada yer alan müvekkil hakkında, görüntülerin 3.04 saniyesinde ilk atışı yapan ve yaralama olayını gerçekleştiren kişi olarak bahsedilmektedir. Bu durumun maddi gerçeğe aykırı olduğu, ilk atışı yapan ...'ın beyanı ile dahi ortaya çıkmaktadır. Bilirkişi raporu sonucu sayın Mahkeme yanılgıya düşmüş ayağında bir adet yara olan ...'a iki kişinin ayrı ayrı ateş ettiği gerekçesi ile her iki kişiye de ayrı ayı ceza tayinine gidilmiştir. Anılan bu cezanın maddi gerçekliğe uymadığı gibi, vicdanen de adaleti tesis etmediği sabittir. Sağlıklı bir inceleme sonucunda müvekkilin Turgut'a karşı eyleminin bulunmadığı ortaya çıkacaktır.
4-) Somut olayda müşteki-sanık ...'nın gerek sağ gerekse de sol uyluk tarafından yaralandığı, bu atışlardan birinin ... birisinin ise Bülent tarafından yapıldığı sabittir. Adli Tıp Kurumunca hangi atışın kemik kırığına sebebiyet verdiği tespit edilebilecekken bu durum ihmal edilmiş, sayın Mahkemece Yargıtay içtihatlarına aykırı bir şekilde her iki sanığa da ayrı ayrı nitelikli halden ceza tayinine gidilmiştir.
5-) Her türlü yargılamanın amacı maddi gerçeğe ulaşmak, hakkaniyet ve kamu vicdanına uygun bir karar vermektir. Doktrinde hüküm veren hâkim veya heyetinde nihayetinde insan olarak hata yapabileceği, bu hatanın olağan yolla bazen düzelmesine rağmen bazen de hatalı mahkûmiyet kararlarının kesinleşebileceği, bu hataların giderilebilmesi açısından hükümlülere olağanüstü kanun yollarına başvurabilmeleri imkânı tanınması evrensel hukuk ilkesi olarak kabul edilmektedir. Hukuk devletinde her bireyin hukuka ve hükmü veren mahkemeye saygısı adalet duygusundan ve adil yargılamaya olan inançlarında kaynaklanmaktadır.
7-) Somut olayda bir yaralanmaya karşı iki kişiye ayrı ayrı ceza tayini gerek cezaların şahsiliği ilkesine gerekse de maddi gerçekliği aykırı bir karardır, yine eksik inceleme sonucu tespiti mümkün bir kırığa yol açan eylemin tespit edilememesi de sanıklar açısından mağduriyete yol açmaktadır. Sayın heyetinizce ekte sunulan görüntünün incelenmesi sonucunda somut olayda maddi gerçeğe uymayan bir ceza tayin edildiği ve bu cezaya gerekçe olarakta ihmal sonucu düzenlenen raporun esas alındığı anlaşılacaktır.
Sonuç ve istem: Yukarıda arz ve izah edilen ve resen göz önüne alınacak sebeplerden ötürü,
a-) Hükümlü ... hakkındaki infazın uygun görülecek şekilde durdurulmasına,
b-) Yargılamanın yenilenmesi talebimizin kabulü ile duruşmanın açılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim." şeklindeki gerekçe ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulduğu,
Sanık ... müdafi tarafından adli ses ve görüntü analiz uzmanı olan ...'e düzenlettirilen ve yargılamanın yenilenmesi talebine esas olan 21.01.2013 tarihli raporda; Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 06.01.2010 tarihli ve 9626 sayılı raporda görüntünün 03.04'üncü dakikasında ilk olarak silahı ateşleyen ve yaralama olayını gerçekleştiren kişinin sanık olduğu tespit edilse de bu tespitin doğru olmadığının, ilk atışın kaydın 03.04'üncü dakikasında mağdur ... tarafından ... isimli şahsa; ikinci ve üçüncü atışların kaydın 03.14 ve 03.15'inci dakikalarında inceleme dışı sanık ... tarafından inceleme dışı mağdur ...'a; dördüncü atışın kaydın 03.20'nci dakikasında sanık tarafından mağdur ...'ya; beşinci atışın kaydın 03.22'nci dakikasında inceleme dışı sanık ... tarafından mağdur ...'ya yönelik olarak yapıldığının, dördüncü ve beşinci atışların mağdur ...'nın ayağına doğru (2sn farkla) sanık ve inceleme dışı sanık ... tarafından yapılmış olduğunun, ancak kimin tarafından hangi ayağa ateş edildiğinin tespitini yapmanın mümkün olmadığının belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 03.02.2016 tarihli ve 1179-163 sayılı rapor ile ekinde yer alan mukayeseye konu fotoğraflara göre; olay sırasında mağdur ...'nın elinden silahını alan şahsın "1 no.lu şahıs", gri takım elbiseli olup mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a ateş eden şahsın "2 no.lu şahıs", olay sırasında ilk ateş eden şahsın ise "3 no.lu şahıs" olarak numaralandırılmasından sonra, inceleme konusu görüntü dosyalarının kayıt kalitesi ve çözünürlüğünün (görüntüyü oluşturan piksel sayısının) düşük olduğu, kişilerin güvenlik kamerasına uygun pozisyon ve yakınlıkta bulunmadığı, aydınlatmanın elverişli olmadığı, kişilerin yüzüne ait karakteristik yüz hat ve yapılarını (genel yüz ve kafa anatomisi ile alın, kaş, göz, burun, kulak, dudak, çene ve benzeri yapıların) temsil eden görsel bilginin yeterli düzeyde olmadığı, postür ve genel beden yapısı yönlerinden benzerlikler görüldüğü belirtildikten sonra; "1 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile sanık ...'e ait görüntü örneklerinin; "2 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile inceleme dışı sanık ...'e ait görüntü örneklerinin; "3 no.lu şahsa" ait görüntü örnekleri ile mağdur ...'ya ait görüntü örneklerinin mukayeselerinin; "İnceleme konusu medyalardaki analizi yapılan görüntü örnekleri, mukayese konusu görüntü örnekleriyle kısmı benzerlikler göstermekle birlikte karar vermek için yetersizdir(0+)*" şeklinde değerlendirildiği, "clip20081014085240.avi" isimli videonun 03.04'üncü dakikasinda 3 no.lu şahıs tarafından atış yapıldığı, 03.14, 03.15 ve 03.22'nci dakikalarında 2 no.lu şahıs tarafindan atış yapıldığı, 03.20 nci dakikasinda da 1 no.lu şahıs tarafından atış yapıldığı hususlarının tespit edildiği, CD'ler arasında saniye veya salise farkı olup olmadığı hususuyla ilgili yapılan incelemelerde, mevcut CD'lerdeki aynı isimli görüntü dosyalarının birbirlerinin kopyası oldukları ve aralarında bir fark bulunmadığı,
Anlaşılmıştır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Ön Soruna İlişkin Görüşler
CMK'nın "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311. maddesi uygulama tarihi itibarıyla;
"(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür.
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddede hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi mümkün değildir.
Kamu düzeninin sağlanması, davaların bir noktada sona ermesi sonucunu, yani kesin hükmü doğurmuştur. Kesin hükümle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülerek, maddi gerçeğe ulaşıldığından kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilaf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adli hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddi olaylar kesin hükmün maddi gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adli hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddi temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Kesinleşen hükmün, maddi gerçeğe uymadığına ilişkin kanunda belirtilen şartları taşıyan taleplerin değerlendirilmesi ve yapılacak değerlendirme sonucunda şartların oluşması hâlinde kesinleşen hükmün düzeltilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenlerle kanun koyucu bu sorunu çözebilmek için yargılamanın yenilenmesi müessesesinin şartlarını ayrıntılı olarak düzenlemek suretiyle ihdas etmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi ancak kesinleşmiş hükümlerde başvurulacak bir yol olup hukuki niteliği itibarıyla CMK'nın sistematiği, düzenleniş şekli ve düzenlendiği yer dikkate alındığında tereddütsüz olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hâllerin gerçekleşmesi durumunda gerçeğin araştırılması, böylece toplum ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenilenme talebinin dikkate alınması da söz konusu olmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında yargılamanın yenilenmesini; kanunda sınırlı şekilde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin en az birisine dayalı olarak kesinleşmiş bir hükümde adli hata bulunduğu iddiasıyla kural olarak hükmü veren mahkemeye başvurulmasıyla başlayan, hükmü veren hâkimin katılımı olmaksızın, mahkemece başvurunun şekil ve esas açısından kabulüne karar verilmesi hâlinde devam edilerek hükme konu sanık ve fiil hakkında yeniden kovuşturma yapılmasına imkân sağlayan, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlamak mümkündür.
Yargılamanın yenilenmesi, mutlaka istek üzerine yapılabilecek, davasız yargılama olmaz ilkesinin doğal sonucu olarak mahkemece resen yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün olmayacaktır. Hükmün infaz edilmiş olması veya hükümlünün ölümü de yargılamanın yenilenmesine engel teşkil etmeyecektir.
Yargılamanın yenilenmesi başvurusu kural olarak herhangi bir süre sınırlamasına tâbi tutulmamış olup talep hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması kesinleşen hükmün infazını kendiliğinden etkilemeyecek, ancak mahkemenin infazın geri bırakılmasına ya da durdurulmasına karar vermesi mümkün olabilecektir.
Yargılamanın yenilenebilmesi için hükümde önemli bir adli hatanın yapılmış olması gereklidir. Yargılamanın yenilenmesini gerektiren bu hata, hükümlünün lehine ya da aleyhine olarak yapılmış olabileceğinden hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi hem hükümlünün lehine hem de aleyhine olarak başvurulabilecek bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması bakımından yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden olan ve CMK'nın 311. maddesinde hüküm altına alınan yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması hâli üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Delil; ceza muhakemesinin konusu olan olayda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla kullanılan ispat aracı olup ceza muhakemesi hukukunda delil serbestisi ilkesi gereği akılcı ve gerçekçi olmak ve hukuka aykırı bulunmamak şartıyla her beyan, belge veya belirti, delil olarak kabul edilebilecektir.
Olay ise, doğrudan doğruya veya dolayısıyla muhakeme hukuku içinde ispat vasıtası olarak kabul edilen, diğer bir anlatımla doğrudan veya dolaylı olarak ispat aracı olarak kullanılabilecek ve yargılama sonucunu etkileyecek olgulardır.
Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için yeni olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın yeni olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da yeni sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de yeni sayılmaktadır.
Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular yeni değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller yeni delil veya olay kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir.
Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda önemli de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır.
Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp ikame olunan olay ve delillerin önceden ileri sürülmeyen ve tamamen yeni nitelik taşıyan yapıda olması ve tek başına veya diğer deliller birlikte incelendiğinde hükümlü lehine değerlendirmeye ve önceki hükmü değiştirmeye mahkemeyi yönlendirecek ciddiyette bulunması gerekmektedir. Bu özelliği taşımayan iddialarla, sırf şekli unsurların yeterliliğinden bahisle yargılamanın yenilenmesinde delil toplamaya ya da bu safha aşılarak duruşmalı incelemeye yönelmek kanun koyucunun amacıyla ve olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesinin yapısıyla uyuşmamaktadır. Diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilebilmesi için kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılıcak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur.
Buna göre, yargılama aşamasında yerel mahkemece temas edilen, bilgi sahibi olunan, incelenen ve hüküm verilirken gözönüne alınan, temyiz aşamasında da Özel Dairece incelenip değerlendirilen bir delile ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmak mümkün olmadığı gibi, bu tür nedenlere dayalı olarak yapılan taleplerin de kabul edilmemesi gerekmektedir.
Bu nedenle, gerek ilk derece yargılamasında gerekse temyiz aşamasında ileri sürülen, yargılama makamlarının bilgi sahibi olduğu, suçun sübutu ve nitelendirmesi bakımından göz önüne alınan, bu şekilde aşamalarda değerlendirilen olay ve delillere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması durumunda, CMK'nın 318. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir.
Nitekim CGK'nın 05.06.1995 tarihli ve 164-190 sayılı kararında; "Yargılanmanın yenilenmesi bakımından yeni delil ve vakıanın varlığından bahsedebilmek için delil ve olayın daha önce mahkemeye sunulmamış, mahkemenin bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya diğer delillerle birlikte sonuca etkili olması gerekmektedir. Bu nitelikleri taşımayan delil veya olaylara 'yeni delil ve olay' niteliği yüklenemez.", 15.10.1990 tarihli ve 214-236 sayılı kararında; "Yargı kararının verildiği tarihte, mahkemece bilinmeyen ve mahkûmiyet hükmü kurulurken değerlendirme dışı tutulan yeni delil veya yeni olay diye tanımlanabilecek yeni bir durum ortaya çıkmadığından, önceki hükmün tasdikine ilişkin yerel mahkeme kararı ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.", 01.10.1990 tarihli ve 190-212 sayılı kararında; "Yerel mahkeme yargılamanın yenilenmesi davası sırasında, sanığın ileri sürdüğü hususlarda gösterdiği tanıkları dinlemiş, bu tanıkların tümü de sanığın ileri sürdüğü hususları doğrular nitelikte anlatımda bulunmuşlardır. O halde sanığın dilekçesinde ileri sürdüğü hususların doğruluğu kanıtlandığına göre, bu hususların yargılamanın yenilenmesi davasına konu, yargı kararının verildiği tarihte, yargılama heyetinin bilmediği delil veya olay diye tanımlayabileceğimiz yeni delil veya yeni olay olup olmadığına bakılmalı, bu soruya bulunacak cevap olumlu olduğu takdirde, hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren yasa hükmünün uygulanmasını gerektirip gerektirmediğini saptamak gerekecektir.", 27.05.1985 tarihli ve 72-306 sayılı kararında ise; "Öğreti ve uygulamada kabul olunduğu üzere 'yeni vakıa ve delil', evvelce yargıya sunulmamış olan onun bilgisi dışında kalmış olan delildir." sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; "Yeni vakıa, yahut yeni delil mahkemece bilinmeyen yani mahkemenin hüküm verdiği esnada vakıf olmadığı vakıa yahut delil demektir. Yenilik, vakıa veya delilin vukuu zamanına, yani kronolojik bir esasa göre değil, mahkemece bilinmiş olup olmadığına göre tâyin edilir." (Baha Kantar, Ceza Muhakemeleri Usulü Üçüncü Kitap Kanun Yolları, Ankara, 1953, s. 411), "Muhakemenin yenilenmesi için sebep olarak gösterilen vakıa veya delillerin 'yeni' olması şarttır. Hükümlünün bildiği veya bilmesi lâzım geldiği bir vakıa veya delil, mahkemece malûm değil ise, yenilenme sebebi olabilir." (Faruk Erem, Muhakemenin Yenilenmesi Hakkında Genel Bilgiler, AÜHFD, S. 1-4, C.19, Ankara, 1962, s. 25), "Muhakemenin iadesi sebebi olabilmesi için dermeyan edilen vakıaların veya delillerin yeni olması gerekir. Yeni demek, hüküm tesis olunduğu zaman mahkemece bilinmeyen ve failin kusurluluğunu tesbitte tesir icra edebilen ve ilk hüküm tesisinde hiç nazara alınmamış bulunan hususlardır. Bir vakıa veya delil hüküm tesisi zamanında fail tarafından bilinse, fakat mahkemeye ikâme edilmemiş olsa ve bu sebeple de hükümde değerlendirilmemiş veya hükme tesir etmemiş olsa, bu iadei muhakeme sebebi olabilecektir; zira, bahis konusu olan yenilik fail bakımından değil mahkeme bakımından aranmalıdır." (Ayhan Önder, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Yeni Vakalar ve Yeni Deliller Sebebiyle Muhakemenin İadesi, İÜHFM, C. 31, No: 1-4, İstanbul 1966, s. 63), "Hükmü veren mahkemede bildirilmemiş veya bildirilememiş ve bu sebeple hükümde nazara alınmamış olan her türlü vakıa ve deliller, mahkûm tarafından bilinip bilinmemelerinin bir ehemmiyeti olmaksızın yeni sayılırlar. Yani yenilik taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Delil ve vakıaların evvelki duruşmada dermeyan edilmemiş ve neticede mahkemenin malûmatı dışında kalmış olmaları yeni kabul edilmeleri için yeterlidir. Evvelki duruşmada dermeyan edilmiş fakat mahkemece inandırıcı görülmeyerek nazara alınmamış delil ve vakıalar 'yeni' sayılmazlar." (Eralp Özgen, Ceza Muhakemesinin Yenilenmesi, Ankara, 1968, s. 95), "Yargılaşan kararın verildiği tarihte hakimin bilmediği delil veya olay diye tarif edebileceğimiz yeni delil veya olayın yenileme sebebi olabilmesi için yalnız başına veya eskilerle birlikte nazara alındığında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün, yani sonuç cezanın tayininde kullanılması takdire bırakılmayıp, kanun gereği olan normların uygulanması ile mahkum olmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi, 18. Bası, İstanbul, 2010, s. 1493), "Şüphesiz muhakemenin iadesi için ileri sürülen delil veya vakıanın yeni olması gerekir. Buradaki 'yenilik'ten kasıt, daha önce bilinmeyen, bildirilmemiş veya sonradan ortaya çıkan delil veya olay olabileceği gibi, bir tarafça bilinmekle birlikte mahkemece bilinmeyen veya mahkemeye ismen bildirilmekle birlikte incelenmemiş, üzerinde delil veya olay muhakemesi yapılmamış, kısaca hiç dikkate alınıp değerlendirilmemiş hususlar da olabilir. Çünkü buradaki 'yenilik', taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Dermeyan edilmeyip, sadece kendisinden bahsedilerek hiçbir şekilde dikkate alınmayan ve inceleme dışı tutulan delil ve olay arasında fark bulunmamaktadır. Bunlar da kendileri dikkate alınmadan yapılan yargılama açısından 'yenilik' vasıflarını yitirmeyip sürdürürler." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, C. 2, 8. Baskı, Ankara, 2013, s. 494), "Yeni delil, mahkemeye sunulmamış, sunulsa bile mahkemece irdelenmemiş, dikkate alınmamış delildir. Bununla birlikte delil irdelenmiş ancak hükme esas alınmamış ise yeni değildir. Yeni delil aslında önceki hükmün yanlış olduğunu gösteren delildir. Buna göre fiil hakkında mahkemenin verdiği karar hukuksal dayanağını kaybediyor veya eski ispat olgusunda şüphe doğuruyorsa, bunu ortaya koyan vakıa ve/veya delil, yeni vakıa ve delildir." (Veli Özer Özbek-... Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2012, s. 806), "Hükmü veren mahkemeye bildirilmediği için hüküm kurulurken dikkate alınmamış her türlü olgu ve deliller yeni sayılır. Daha önceden mahkemeye bildirilen, ancak mahkemece inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil veya olgular yeni sayılmaz." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s. 793), "Muhakemenin yenilenmesi nedeninin oluşması için olay ve delilin yeni olması gerekmektedir. Kanun koyucu burada yeni kelimesini, oluş tarihinden itibaren çok zaman geçmemiş anlamında değil, daha önce söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş anlamında kullanmıştır. Bu nedenle delilin yeni sayılması için ceza muhakemesi sırasında mahkemece varlığının bilinmemesi veya bilindiği halde olay yada delile ulaşılmaması gerekir." (Ahu Karakurt, Ceza Muhakemesi Hukukunda Muhakemenin Yenilenmesi, Ankara, 2009, s. 111), "Mahkemece yargılama sırasında bilinmeyen, bilindiği halde ulaşılamayan ve bu nedenle de kısmen veya tamamen hükmün kurulmasında dikkate alınmamış olan delil yeni delildir." (İlhan Akbulut, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Muhakemenin İadesi, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 78, 2004/4, s. 1559), "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunların yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olması yargılamanın lehe yenilenme nedenidir." (Sevi Bakım, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Özel Sayı, Prof. Dr. Nur Centel'e Armağan, İstanbul, 2013, s. 933) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Diğer taraftan yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması üzerine uygulanacak usul işlemleri diğer olağanüstü kanun yollarına göre daha ayrıntılı bir şekilde CMK'nın 318-323. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi istemi hükmü veren mahkemeye yapılır. Bu mahkeme istemin kabule değer olup olmadığına duruşma yapmaksızın karar verir. Kanun'da belirlenen şekilde yapılmadığının veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmediğinin veya bunu doğrulayacak delillerin açıklanmadığının tespiti hâlinde bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecek, aksi hâlde istemin kabule değer olduğuna karar verilip yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyecekleri varsa yedi gün içinde bildirmeleri için Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ edilecektir. Tebliğ aşamasından sonra soruşturmaya ilişkin hükümler çerçevesinde delillerin toplanması ve bunların esassız olup olmadıklarının değerlendirilmesi yani bu kanun yolunun ikinci aşamasına geçilecektir. Bu aşamada tanık, bilirkişi dinlenebilir, arama ve elkoyma işlemi, keşif yapılabilir. Sunulan delillerin inandırıcılığını değerlendirmek için mahkeme kendiliğinden uygun gördüğü her türlü delili toplamaya yetkilidir ve bu hususta da soruşturmaya ilişkin hükümler uygulanacaktır. Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenir. Delil toplama işlemi tamamlanıp ilgililere diyecekleri sorulduktan sonra mahkeme bu delilleri dosya kapsamındaki diğer delillerle değerlendirip esas ilişkin bir karar verecektir. Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecek aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilecektir. İstisnai hâllerde ise inceleme duruşmasız olarak yapılacaktır (CMK m. 322/1-2).
Öte yandan, yargılamanın yenilenmesi kararı bir hüküm değildir. Yargılamanın yenilenmesi kararına rağmen hatalı olduğu iddia edilen ilk hüküm hukuki varlığını devam ettirmektedir. Kaldı ki CMK'nın; "Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir." şeklinde düzenlenen 323/1. maddesinden de bu durum açıkça anlaşılmaktadır.
CMK'da yargılamanın yenilenmesi durumunda yapılacak duruşmanın usulüne ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bu duruşma önceki duruşmanın devamı niteliğinde değildir. Bu nedenle de duruşmaya ilişkin kanun hükümlerinin tümünün uygulanması gerekmektedir. Bu durum CMK'nın 323. maddesine ilişkin gerekçesinde; "...Yeni duruşma ilkinden ayrı ve bağımsızdır. Mahkeme, gerek eski delillerin takdirinde gerek yeniden delil toplamada ve bunları birlikte değerlendirmede önceki hükümle bağlı değildir. Bu aşamada duruşmaya ilişkin tüm hükümler uygulanmak suretiyle gerçekleştirilir." şeklinde açıklanmıştır. Öte yandan yargılamanın yenilenmesi de olağanüstü bir kanun yolu olduğundan kesin hüküm otoritesinin korunması açısından iade sebebi olarak ileri sürülen hususla bağlı olarak yeniden duruşma yapılması (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. Baskı, İstanbul, 2018, s. 913), diğer bir ifade ile yenileme yargılamasının önceki karardaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amacıyla sınırlı olması (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Baskı, Beta, İstanbul, 2007, s. 577) gerekmektedir.
B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme
Sanığın, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından mahkûmiyetine ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 tarih ve 14052-36569 sayı ile; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçları bakımından onanmasına, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise hesap hatası nedeniyle düzeltilerek onanmasına karar verildiği, hükümlerin bu şekilde kesinleşmesinden sonra, sanık müdafiinin yargılamanın yenilenmesine ilişkin 27.02.2013 tarihli talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 26.03.2013 tarih ve 78-68 sayı ile reddedilmesi üzerine bu ek karara hükümlü müdafii tarafından yapılan itirazı inceleyen Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 02.04.2013 tarih ve 375 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verildiği, bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığınca 20.06.2013 tarih ve 39880 sayı ile kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2013 tarih ve 232586 sayı ile anılan kararın mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçları bakımından kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.12.2013 tarih ve 17835-30100 sayı ile; "21.01.2013 tarihli fizik inceleme ve kriminalistik bilim uzmanı raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre, yargılamanın yenilenmesi talebi ile sunulan delillerin dosyada mevcut delillerle karşılaştırılarak CD'ler arasında atış anına ilişkin saniye veya salise farkı bulunup bulunmadığı, kullanılan tabancaların marka ve özellikleri ile ateş edenler kesin olarak belirlenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde red kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine karar verildiği, sanık müdafiinin 24.03.2014 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması talebi üzerine Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile talebin kabulü ile mağdur ... ile inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, evrakın yeni bir esasa kaydına karar verildiği, bu karar doğrultusunda dosyanın anılan Mahkemenin 2014/150 esasına kaydedildiği, sanık müdafiinin 18.09.2015 tarihli dilekçesi ile 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçuna ilişkin yargılamanın yenilenmesi ile infazının durdurulması talebinin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile kabulüne evrakın yeni bir esasa kaydına karar verilmesi üzerine bu karar doğrultusunda 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçu bakımından dosyanın 2015/343 esas sırasına kaydedildiği, ardından anılan Mahkemenin 23.10.2015 tarihli ve 343-232 sayılı kararı ile de bu davanın, aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesi ile aynı Mahkemenin 2014/150 esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar verildiği, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda 08.11.2016 tarih ve 150-447 sayı ile; sanık hakkında, inceleme dışı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçundan kurulup Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükmünün CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptali ile hükümlünün bu suçtan aynı Kanun'un 223/2-b maddesi uyarınca beraatine; 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçlarından kurulup Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2011 tarihli ve 78-68 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin ise iptalini gerektirecek bir neden bulunmadığından CMK'nın 323. maddesinin birinci fıkrası uyarınca onaylanmalarına karar verildiği, onaylama kararlarının sanık müdafii tarafından temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.01.2019 tarih ve 10620-563 sayı ile onanmalarına karar verildiği anlaşılan dosyada;
Kamu düzeninin sağlanması ve bu bağlamda kesin hüküm otoritesinin korunması amacıyla hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin CMK'nın 311. maddesinde sınırlı biçimde sayıldığı, bunların dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı cihetle; 21.01.2013 tarihli bilirkişi raporunda Mahkemenin 31.03.2011 tarihli kararında yer alan kabulden farklı olarak sadece inceleme dışı mağdur ...'un olay sırasında sanık ... tarafından ateşli silahla yaralanmadığının tespit edildiği, bu anlamda yeni delil niteliğinde olan bu rapora istinaden sanığın sadece inceleme dışı mağdur ...'a yönelik eylemi bakımından yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ve yeniden yapılacak duruşmanın yenileme sebebi olarak gösterilen hususla bağlı ve önceki karardaki hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amacıyla sınırlı olarak yapılması gerektiği gözetilmeden, geçerli bir yargılamanın yenilenmesi sebebi ileri sürülmeyen, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçu bakımından Yerel Mahkemece 01.10.2015 tarih ve 78-68 sayı ile; sanığın mağdur ...'ya yönelik kasten yaralama suçu bakımından ise Özel Dairenin 26.12.2013 tarihli ve 17835-30100 sayılı kanun yararına bozma kararı sonrasında Yerel Mahkemece 07.04.2014 tarih ve 78-68 sayı ile yargılamanın yenilenmesine karar verilmiş ise de; yeniden yapılan yargılama sonucunda bu suçlara ilişkin kurulan ilk mahkûmiyet hükümlerinde bir hukuka aykırılık bulunmadığını değerlendiren Yerel Mahkemece verilen onaylama kararlarının sonuç itibarıyla isabetli olduğu değerlendirilmekle, yargılamanın yenilenmesi nedeni dışında kalan ve ilk yargılama sırasında tartışılıp karara bağlanan hususlara yönelik itirazın bu aşamada Ceza Genel Kurulunca incelenmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki hukuka aykırı olduğu düşünülüyor ise Özel Dairece verilen 29.11.2012 tarihli karara karşı sanık lehine her zaman olağanüstü itiraz yoluna başvurulabileceği kabulü edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
2. Ceza Dairesi, 2023/10397 E., 2024/21444 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile yeniden yapılan yargılama sonucunda, toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde önceki kararda değiştirilebilecek bir husus bulunmadığının anlaşılması hâlinde, 5271 sayılı Kanun'un 323/1. maddesi uyarınca “Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir.” hükmü gereğince,
2. Ceza Dairesi 2023/10397 E. , 2024/21444 K.
"İçtihat Metni"
Y A R G I L A M A N I N Y E N İ L E N M E S İ
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/535 E., 2022/842 K.
ŞİKÂYETÇİ : ...
HÜKÜMLÜ : ...
SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli, mala zarar verme
HÜKÜM : Önceki karar ile hükmedilen hapis cezalarının aynen infazına
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düzeltilerek onama
Hükümlü hakkında yargılamanın yenilenmesi neticesinde kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak;
Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile yeniden yapılan yargılama sonucunda, toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde önceki kararda değiştirilebilecek bir husus bulunmadığının anlaşılması hâlinde, 5271 sayılı Kanun'un 323/1. maddesi uyarınca “Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir.” hükmü gereğince, kararın 5271 sayılı Kanun'un 323/1.maddesi gereğince onaylanmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde "aynen infazına" dair hükümler kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz istemi bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, ancak bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1.maddesi yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarındaki; "aynen infazına" dair kısımlar hükümden çıkarılarak yerine "5271 sayılı Kanun'un 323/1.maddesi gereğince, Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.12.2022 tarihli ve 2021/535 Esas, 2022/842 Karar sayılı kararının onaylanmasına" cümlesinin eklenmesine karar verilmek suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yz. İşlr. Md. Y. KM/d
5. Ceza Dairesi, 2021/5113 E., 2021/6916 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen ve kesinleşen mahkumiyet hükmünün CMK'nin 323/1. maddesi gereğince iptali ile atılı suçtan adı geçenin beraatine dair hükmün, keza tefrik edilen dosyada suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçlarından sanıklar haklarında verilen beraat hükümleri ile bu suçtan verilen mahkumiyet hükümleri
5. Ceza Dairesi 2021/5113 E. , 2021/6916 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mahkemece, Dairemizin 17/01/2014 tarihli ve 2013/16791 Esas, 2014/516; 26/12/2019 tarihli ve 2017/6360 Esas, 2019/12002 sayılı bozma Kararlarına uyulmuş ise de; bozmadan sonraki yargılamanın yenilenmesine ilişkin yargılamada hükümlü ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen ve kesinleşen mahkumiyet hükmünün CMK'nin 323/1. maddesi gereğince iptali ile atılı suçtan adı geçenin beraatine dair hükmün, keza tefrik edilen dosyada suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçlarından sanıklar haklarında verilen beraat hükümleri ile bu suçtan verilen mahkumiyet hükümleri kesinleşenler hakkında tefrik kararı öncesi yeniden yapılan yargılamada verilen mahkumiyet hükümlerinin CMK'nin 323/1. maddesi gereğince iptali ile atılı suçtan beraate dair hükümlerin kesinleşmesinin yeni delil niteliğinde olduğu, öte yandan katılma isteminin reddine karar verilen Hazine vekili aracılığı ile hükümleri temyiz etmiş ise de ardından vermiş olduğu 09/11/2020 havale tarihli Olur yazısı ekli dilekçesiyle temyizden vazgeçtiği gözetilerek ve Dairemizin 2021/3068 Esasında kayıtlı ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2020 tarihli, 2020/21 Esas ve 2020/209 Karar sayılı davası ile
temyize konu bu dava arasında suç ve sanıklar yönünden fiili, hukuki bağlantı olduğundan birlikte ele alınarak yapılan incelemede;
Hükümlüler ..., ..., ... ve ... haklarında şike ve teşvik primi suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Ceza muhakemesi hukukunda re'sen araştırma ilkesi ve vicdani delil sistemi geçerli olup, amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, hukuka uygun elde edilen her türlü delille ispatlanabilir. Anayasa'ya göre kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz (m.38/6). Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca; delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse, reddolunur (m.206/2-a). Yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir (m.217/2). Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir (m.230/1-b). Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması, hukuka kesin aykırılık sebebidir (m. 289). Açıklanan pozitif hukuk normları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/11/2005 tarihli ve 2005/144 Esas, 2005/150 sayılı ve 17/11/2009 tarihli ve 2009/7-160 Esas, 2009/264 sayılı Kararları ile aynı yöndeki Özel Daire kararları karşısında “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller Türk Ceza Muhakemesi Hukuku sisteminde dikkate alınamaz. Bu husus, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan ve Anayasamıza da eklenen (m. 36) adil yargılanma hakkının da gereğidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/12/2017 tarihli ve 2017/4-291 Esas, 2017/558 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, başka bir suçtan dolayı yapılan iletişimin tespiti sırasında tesadüfen elde edilen delilin CMK'nin 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan birisine ilişkin olmaması halinde yasak delil niteliğindeki telefon görüşmesine ilişkin iletişim tespit tutanağının hükme esas alınmasının mümkün olmadığı,
CMK’nin 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan fakat 135. maddede sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddede sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle kullanılabileceği kabul edilebilir ise de; suç tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nin "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135’inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir" şeklindeki düzenlemeye uygun şekilde hareket edilmesinin zorunlu olduğu, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerektiği, suç tarihi itibarıyla CMK'nin 135. madde kapsamında
bulunmayan suçlara ilişkin dinleme kayıtlarının aynı Kanun'un 138/2. maddesi gereğince bu suçların delili olarak kullanılamayacağı, ceza muhakemesinde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kurallar ihlal edilerek toplanan delillerin hukuka aykırı sayılması, kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığının gözetilmesi ve aykırılığın varlığı durumunda "hukuka aykırılığın mevcudiyetinin" kabul edilmesi gerektiği, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra bilgilendirilme yapıldığı takdirde de tesadüfi delillerin hukuka uygun olduğundan bahsedilemeyeceği,
Dairemizin 17/01/2014 tarihli ve 2013/16791 Esas, 2014/516 sayılı Kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, CMK'nin 135 ve 140. maddeleri uyarınca başvurulan koruma tedbirleri ile somut olayda elde edilen ve hükme esas alınan TAPE kayıtları, fiziki takip tutanakları gibi delillerin Anayasa'nın 38/6, CMK'nin 206/2 ve 217/2 maddeleri uyarınca hukuka uygun olarak elde edildikleri kabul edilmiş ise de; anılan Kararda da belirtildiği gibi;
Hükümlüler ve ana dosyadaki tüm sanıklar haklarındaki hükme esas alınan bütün iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarının suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı alındığı,
14/04/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'dan önce, Türk Ceza Yasası'nda ve ceza hükmü içeren özel yasalarda şike ve teşvik primi fiillerinin bu adla suç olarak tanımlanmadığı,
6222 sayılı Kanun'un 23/2. madde ve fıkra hükmündeki “Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi hükümleri, 11 inci maddede tanımlanan suç bakımından da uygulanır” düzenlemesi uyarınca, şike ve teşvik primi fiillerinin söz konusu Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren CMK'nin 135. maddesindeki katalog suç kapsamına alındığı,
Hükümlü ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen ve Dairemizce onanarak kesinleşen mahkumiyet hükmü sonrasında tefrik kararı öncesinde yapılan yargılama neticesinde anılan suçtan adı geçen hakkında beraat kararı verildiği ve bu kararın da kesinleştiği, hükümlüler ..., ... ve ... haklarında ... liderliğindeki suç örgütüne üye olmak suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar verildiği, bu kararların da CMK'nin 223. maddesine göre hüküm niteliğinin bulunmadığı, tüm dosya kapsamına nazaran CMK'nin 135 ve 140. maddelerinin uygulanmasına dayanak olan örgüt suçundan dolayı ... 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/63 Esas sayılı davasında yargılanan sanıklar haklarında verilmiş bir mahkumiyet hükmü kalmadığı,
Dairemizin 13/01/2021 tarihli ve 2018/5210 Esas, 2021/103 sayılı Kararında da “...bir kısım sanıklar haklarında alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarının tamamının suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK’nin 220. maddesi) suçundan verildiği, bu suçtan TCK'nin 220. maddesi
uyarınca verilen mahkumiyet kararlarının ise yukarıda değinilen gerekçeyle Dairemizce bozulduğu, bozma sonrası sanıklar haklarında beraat kararı verilmesi halinde anılan delillerin ihaleye fesat karıştırma suçları yönünden kullanılamayacağı,...” hususuna vurgu yapıldığı,
Temyize konu somut olayda ise; hükümlüler ve ana dosya sanıkları hakkında şike ve teşvik primi suçlarından verilen 02/07/2012 tarihli mahkumiyet hükümlerine dayanak yapılan CMK'nin 135 ve 140. maddeleri uyarınca başvurulan koruma tedbirlerinin örgüt suçundan alındığı ve bu suçtan verilen beraat hükümlerinin kesinleştiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların da hüküm niteliğinin bulunmadığı anlaşılmakla, söz konusu koruma tedbirleri ile elde edilen kanıtların şike ve teşvik primi veya diğer suçlarda kullanılamayacağı izahtan varestedir.
Öte yandan, Dairemizin 17/01/2014 tarihli ilamında;
"Sanıklar ... ve ...'ın hukuka uygun olarak ve müdafi huzurunda ikrar mahiyetinde anlatımda bulundukları,
Sanık ...'nun müdafi huzurunda C.Savcısına verdiği ifadesinde “...Bana okuduğunuz ... ile ... arasında geçen görüşmede ...'in 'patron siz bu futbolcu vergileri için 250 lira mı istediniz, ne istediniz' dediği, İlhan'ın 'evet evet şey şöyle acil akşam ben gidiyorum, onu alıp gitmem lazım lira değil şey amerika' derken vergiyi kastetmesi mümkün değildir. Vergi Türk parası ödenir. Ayrıca vergi dairesine ödenir. Elden götürülmez, kayden ödenir, ... bazen başkanla başbaşa toplantılar yapardı. Ben bu toplantılarda bulunmazdım. Eğer bu para şike amaçlı kullanılmak üzere kulüpten alınmış ise bunu bilemem. Ancak bu rutin bir para çekme yöntemi değildir. Bu şekilde para alınamaz...... Spora teşvik primi vermesi meselesine gelince; benim bizzat şahit olduğum bir husus yoktur ancak duyumlarım vardır. Benim dışımda bazı yönetim kurulu üyeleri de bu mevzuyu duymuştu. Cihan Kamer ile Murat Özaydın'da bu mevzuyu duymuştur. Ben birileri aracılığıyla Eskişehir Spora teşvik primi gönderildiğini duydum. Ancak kim götürdü, kimlere götürdü, ne kadar götürdü, daha doğrusu götürüldü mü götürülmedi mi bunu bilmiyorum. Ben avukatım hukukçuyum. Teşvik priminin yeni kanunda suç olduğunu biliyorum. Böyle bir şeye karışmam mümkün değildir. Bir buçuk rakamını duydum. Ancak para birimi olarak Türk parası mı döviz mi kastediliyor bilmiyorum.” şeklinde beyanda bulunduğu,
Haklarında düzenlenen iletişimin tespiti tutanakları kendilerine okunan sanıkların bu kayıtların içeriklerine yönelik bir itirazda bulunmayıp, bu konuşmaların içeriklerini doğrular tarzda ve sadece yorumlanma biçimine karşı savunmada bulunduklarının görüldüğü,
Bu itibarla, ... liderliğindeki suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlenen şike ve teşvik primi fiillerine ilişkin olarak Mahkemeden usulüne uygun olarak alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararları üzerine elde edilen TAPE kayıtları ile fiziki takip tutanaklarının usul ve yasaya uygun olarak elde edilmiş deliller olduğu, sanık ...'ın 23/02/2012 günlü oturumda hakkında düzenlenen iletişimin tespiti tutanakları kendisine okunduğunda “Aleyhime olanları kabul etmiyorum, görüşmeleri ben
yaptım bana aittir...” şeklindeki beyanları da nazara alındığında, mahkemece hükme esas alınmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı," şeklindeki ibareye yer verilmiş ise de;
Diğer taraftan, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24/12/2019 tarihli, 2016/5-1440 Esas ve 2019/719 sayılı Kararında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı CMK'nin 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık düzenleme uyarınca katalog suçlardan birinin katalog olmayan bir suça dönüşmesi halinde "iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" tedbiri uygulanmak suretiyle elde edilen delillerin suçun ispatında kullanılmasına ve kurulan hükme dayanak yapılmasına yasal olanak bulunmadığı, bu anlamda kamu davasının katalog suçlardan birinden açılmış olup olmaması veya dönüştürmenin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı veya kovuşturma evresinde mahkeme tarafından yapılması arasında herhangi bir fark bulunmadığı, aksi düşüncenin kabulünün, kanunda yer alan katalog kısıtlamasını dolanmak niyetiyle katalog suç görüntüsü altında tedbire başlanıp deliller elde edildikten sonra bu delillerin katalog dışı bir suç için kullanılması sonucunu doğuracağı hususları birlikte değerlendirildiğinde; 5271 sayılı CMK'nin madde 135/8-a-9 ile 140/1-a-6 fıkra ve bentlerinde yer verilen suç işlemek amacıyla örgüt kurma (5237 sayılı TCK madde 220) suçu yönünden iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme tedbirleri uygulanmasına ilişkin mahkeme kararlarına istinaden gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi ve fiziki takip sırasında elde edilen delillerin, alındığı tarihler itibarıyla TCK'nin 220/1. maddesi kapsamındaki suç yönünden delil olarak kullanılması mümkün ise de katalog suçlar arasında yer verilmeyen şike ve teşvik primi suçlarının ispatında kullanılmasına yasal olanak bulunmadığı, bu itibarla iletişim tespitlerinin ve fiziki takiplerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunun ve 5271 sayılı CMK'nin 217. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükme esas alınamayacağının, yine Ceza Genel Kurulu'nun 26/01/2016 tarihli, 2015/9-669 Esas ve 2016/38 sayılı Kararında işaret edildiği üzere, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, şüpheden arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle, somut olaydaki tevil yollu ikrara havi beyanların delil değerinin ortaya konulması ve ispat sorununun bu şekilde çözümlenmesinin gerektiği dikkate alındığında, iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanaklarına istinaden alınan ikrarın da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak değerlendirilemeyeceği nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanarak mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle hükümlüler ..., ..., ... ve ...'nun atılı şike ve teşvik primi suçlarından mahkumiyetlerine dair hükümlerin CMK'nin 323/1. maddesi gereğince iptali ile hükümlülerin müsnet suçlardan beraatlerine ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılanlar vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibarıyla doğru olan hükümlerin ONANMASINA,
Hükümlü ... hakkında ... FM adlı iş yeri sahibi ...'ye yönelik tehdit suçundan verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Bozmaya uyularak gereği yerine getirilmiş, delillerle iddia ve savunma, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü üzerine yapılan yargılama göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen hükümlü müdafin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA 20/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)3. Ceza Dairesi, 2020/16362 E., 2021/684 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
in kabulüne karar verildikten sonra, yeniden yapılan yargılama sonunda hükümde değişiklik yapılmaması halinde hükmün onaylanması ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeden, infazda tereddüt oluşturacak biçimde yeniden hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 323/1. maddesine aykırı davranılması,
(Kapatılan)3. Ceza Dairesi 2020/16362 E. , 2021/684 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Sanığın mahkumiyetine dair
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
Yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebin kabulüne karar verildikten sonra, yeniden yapılan yargılama sonunda hükümde değişiklik yapılmaması halinde hükmün onaylanması ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeden, infazda tereddüt oluşturacak biçimde yeniden hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 323/1. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, hükümlü müdafiinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK’un 322. maddesi gereğince, hüküm fıkrasındaki “Sanık müdafiince sanık hakkında yapılan yargılamanın yenilenmesi ve mahkememizin 08.03.2012 tarih ve 2011/674 Esas- 2012/152 Karar sayılı ilamının iptaline ilişkin taleplerinin CMK'nin 323/1 maddesi uyarınca REDDİNE, Mahkememizin 08.03.2012 tarih ve 2011/674 Esas- 2012/152 Karar sayılı mahkumiyet hükmünün AYNEN GEÇERLİ OLDUĞUNA,” ibarelerinin hükümden çıkarılarak yerine "Yargılamanın yenilenmesi talebinin 5271 sayılı CMK'nin 323/1. maddesi uyarınca esastan reddi ile hükümlü ... hakkında Bursa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.03.2012 tarihli, 2011/674 Esas ve 2012/152 Karar sayılı ilamı ile kasten yaralama suçundan verilen ve temyizen onanarak kesinleşen hükmün ONAYLANMASINA," ibarelerinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11.01.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Yenilenen duruşma sonucunda verilen hükümlere ilişkin tazminat hakları ve kapsamında koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteme şartları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat kararı, kişiye hiçbir durumda maddi tazminat hakkı tanımaz.
B) Koruma tedbirleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini için sadece Yargıtay’a başvurulabilir.
C) Yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararının infazı nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlar tazmin edilebilir.
D) Tazminat davası açılabilmesi için önceki mahkûmiyet hükmünün en az 5 yıl infaz edilmiş olması şarttır.
E) Sadece haksız tutuklama hallerinde tazminat istenebilir; eşyaya elkonulması nedeniyle tazminat yoluna gidilemez.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.