5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 331

Ceza Muhakemesi Kanunu 331. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 331 – (1) (Değişik: 8/8/2011-KHK-650/27 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 18/7/2012 tarihli ve E.: 2011/113 K.: 2012/108 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 27/6/2013-6494/25 md.) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adlî tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır. Bilgi isteme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

33 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2021/319 E., 2022/846 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
a sonunda hükümle birlikte Sanık ...’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının sanık müdafiine 21.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, 5271 Sayılı CMK’nun 331 maddesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/272 Esas ve 2013/524 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere adli tatilde görülebilen
Ceza Genel Kurulu         2021/319 E.  ,  2022/846 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 6. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1302-1547 Katılanlar : 1- ..., 2- ... Nitelikli yağma suçundan sanık ...’nin TCK'nın 149/1-c, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.02.2020 tarihli ve 229-35 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 14.07.2020 tarih ve 1302-1547 sayı ile; hükme "Yabancı uyruklu olan sanıkların dosyada mevcut parmak izi ve fotoğrafının karara eklenmesine" ibaresi eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen aynı Dairece, temyiz isteminin kanuni süresinden sonra yapıldığından bahisle CMK'nın 296/1-a maddesi uyarınca sanık müdafisinin temyiz isteminin reddine dair ek karar verilmiş, bu ek kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.03.2021 tarih, 2583-3859 sayı ve oy çokluğu ile temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ... ise ; "İlk derece Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda hükümle birlikte Sanık ...’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının sanık müdafiine 21.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, 5271 Sayılı CMK’nun 331 maddesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/272 Esas ve 2013/524 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere adli tatilde görülebilen tutuklu işlere ilişkin sürelerin adli tatil içinde de işleyeceği nazara alındığında, sanık müdafiinin temyiz başvurusunun 15 günlük yasal süresinden sonra yapıldığı anlaşıldığından CMK 296/1-a maddesi gereğince temyiz isteminin süre yönünden reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun temyiz başvurusunun esastan incelenerek onanmasına dair 2 numaralı onama kararına katılmıyorum." şeklinde karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2018 tarih ve 59308 sayı ile; "İncelenen dosya kapsamından; yokluğunda verilen 14.07.2020 günlü İstanbul Bölge Adliye 7 Ceza Dairesinin kararının tutuklu sanık ... müdafiine adli tatil içerisinde 21.07.2020 günü tebliğ edildiği, sanık ... müdafiinin hükmü 02.09.2020 günü temyiz ettiği anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK'nun 331. maddesi hüküm tarihinde; ‘(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır’ şeklindedir. Maddenin 1. fıkrasında, ceza işlerini gören makam ve mahkemelerin her yıl temmuzun yirmisinden ağustosun otuz birine kadar tatil olunacağı, 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 4. fıkrasında ise, adlî tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı ifade edilmiştir. Bu düzenlemelere göre, adlî tatil içinde görülebilen işler yönünden 4. fıkra hükmü uygulanmayacak, bu tür dava ve işlerle ilgili süreler adlî tatil içinde de işleyecektir. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, adlî tatil içinde görülemeyen dava ve işlerle ilgili kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adlî tatil içinde sona ermesi gerekir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın, süre, adlî tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 sayı gün ve 47/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de; adlî tatilde görülemeyen davalarla ilgili kararların, adlî tatile rastlayan dönemde tebliği geçerlidir. Ancak tatilde süre işlemeyeceği için, bu durumda mehil adlî tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Somut olayda yargılaması tutuklu olması nedeniyle adlî tatil içinde yapılan bir davaya ilişkin gerekçeli karar 21.07.2020 tarihinde sanık müdafisine tebliğ edilmiş olup, sanık müdafisi 15 günlük temyiz süresinin sonunda 02.09.2020 tarihinde hükmü temyiz etmiştir. Dolayısıyla tutuklu işlerde temyiz süresi işleyeceğinden sanık ... müdafiinin temyiz başvurusu kanuni süreden sonra yapılmıştır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.06.2021 tarih, 12962-11978 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyip işlemeyeceği hususuna ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesince 07.02.2020 tarihinde, sanığa nitelikli yağma suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası verildiği, Bu hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından Bölge Adliye Mahkemesine başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, 16.06.2017 tarihinde CMK'nın 280/1-d maddesi uyarınca düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 21.07.2020 tarihinde, sanık müdafisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafisinin kararı 02.09.2020 tarihinde temyiz ettiği, Bölge Adliye Mahkemesi 07.09.2020 tarih ve 1302-1547 sayı ile; “Dairemizce verilen kararın sanık müdafi Av. ... 21.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük yasal temyiz süresinin 05.08.2020 tarihinde sona erdiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/272 Esas 2013/524 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere adlî tatil içinde görülebilen işlerle ilgili sürelerin adlî tatil içinde de işleyeceği ve dosyanın tutuklu iş olması hususları nazara alınarak sanık ... müdafinin temyiz isteminin kanuni sürenin geçmesinden sonra yapıldığı anlaşıldığından,” şeklindeki gerekçe ile CMK'nın 296/1-a maddesi uyarınca sanık müdafinin temyiz isteminin reddine karar verdiği, Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının 14.09.2020 tarihinde, sanık müdafisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafisinin kararı 16.09.2020 tarihinde temyiz ettiği, Anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi; "(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır", Şeklinde iken, 26.08.2011 tarihli ve 28037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.08.2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesi ile maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler." şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesince 18.07.2012 tarih ve 2012-108 sayı ile CMK'nın 331. maddesinin 650 sayılı KHK ile değişik birinci fıkrasının iptaline karar verilmiş ancak söz konusu iptal hükmü 01 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte 27.06.2013 tarihli ve 6494 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesinde değişiklik yapılmış ve maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler." şeklindeki son hâlini almıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 3. fıkrasında Yargıtayın, yalnız tutuklu işlere ilişkin veya 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapacağı, 4. fıkrasında ise, adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adli tatil içinde sona ermesi gerekmektedir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de kararların, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olmakla birlikte, tatilde süre işlemeyeceği için bu durumda temyiz süresi adli tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır; HMK'nın 104. maddesinde; ''Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemeye göre adli tatile tabi olmayan işlerde sürelerin işleyeceği anlaşılmakta olup bu husus kanunun gerekçesinde de açık şekilde ifade edilmiştir. Uyuşmazlık konusu CMK'nın 331. maddesinde, HMK'nın 104. maddesine benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasından kaynaklanmakta olup, konunun aydınlatılabilmesi için CMK'nın kanun yollarına başvuru şart, usul ve sürelerini düzenleyen hükümleri yanında, adil yargılanma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; "Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..." düzenlemesi yer almıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı adil yargılanma hakkının kullanılabilmesinin zorunlu bir unsuru olarak öne çıkmaktadır. Şöyle ki; AİHS 7 nolu ek protokolünün ''Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı'' başlıklı 2. maddesi uyarınca; ''Kural olarak herkes aleyhine verilen mahkumiyet hükmünü yüksek bir mahkeme de yeniden inceletebilme hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'da itiraz ve temyiz kanun yollarına başvuru düzenlenmiştir. CMK'nın 35. maddesi kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ edileceğini ve ilgili tutuklu ise usulünü, CMK'nın 39. maddesi sürelerin başlangıcı ve hesaplanması hususlarını, CMK'nın 273. maddesi istinaf başvuru usul ve süresini, CMK'nın 291. maddesi ise temyiz başvuru usul ve süresini yoruma yer bırakmayacak şekilde açık ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmiştir. Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4.baskı s.838.) Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasa ve yasalardaki emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gereklidir. Kanun koyucu Anayasadaki emredici düzenlemeye paralel, ilgililerin “kanun yolunda” başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacı hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da; Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, iç hukuktaki usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir. Bilindiği üzere usul hükümlerinde kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte, açık düzenleme bulunmayan hallerde hakkı kısıtlayıcı şekilde yorum yapılamayacaktır. CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenleme adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer vermiştir. Madde metninde kuralın açık bir istisnası yoktur. Kuralın getirilme nedeni mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmamaktır. Adli tatil süresince tutuklu bulunan işlerin görülebilmesine yönelik düzenleme ise özünde adil yargılama için getirilmiş bir tedbir olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanmasının önüne geçme isteğidir. Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulü, ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olup, tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe bir yorumdur. İtiraz ve temyiz hakkının kullanılması ve sürelerle ilgili her hususu ayrıntılı şekilde düzenleyen kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olması, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayacak aleyhe bir yorum yukarıda ifade edilen temel haklar çerçevesinde de hukuka uygun kabul edilemeyecektir. Diğer taraftan adli tatil döneminde sürelerin işleyip işlemeyeceği konusunda Yargıtay Ceza Dairelerin farklı kararlarının bulunması yasanın belirlilik ilkesinde sorun olduğu kabulüne götürecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık müdafisinin kendisine 21.07.2020 tarihinde, adli tatil içerisinde ve usulüne uygun tebliğ olunan hükme yönelik temyiz dilekçesini 02.09.2020 tarihinde verdiği olayda; CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenlemede adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer verildiği ve bu kuralın açık bir istisnası bulunmamasının mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmama gerekçesiyle yapıldığı, Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulünün ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olduğu ancak bu yorumun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe olacağı ve bu itibarla kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olmasının, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayarak hukuka uygun kabul edilemeyeceğinden tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işlemeyeceği, sanık müdafisinin temyiz talebinin süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.12.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2018/566 E., 2021/274 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı Kanun'un "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi;
Ceza Genel Kurulu         2018/566 E.  ,  2021/274 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1205-1539 Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.03.2017 tarihli ve 20-51 sayılı hükme yönelik sanık müdafisince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 16.06.2017 tarih ve 1205-1539 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16.Ceza Dairesince 19.03.2018 tarih ve 3960-804 sayı ile temyiz talebinin süresinden sonra yapıldığı gerekçesiyle CMK'nın 291. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2018 tarih ve 59308 sayı ile; "... Yüksek Yargıtayın uygulamaları ile işin tutuklu olması karşısında, Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 19.03.2018 tarih ve 2017/3960 esas, 2018/804 karar sayılı kararında yer verilen 'kararı Adli tatilin bitiminden itibaren 7 gün içinde kanun yoluna başvurmasının gerekliliği,' ibaresinin maddi hataya müsteniden yazılmış olduğu düşünüldüğünden, anılan hatanın düzeltilmesini talep etmek gerekmiştir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.09.2018 tarih ve 2523-3149 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyip işlemeyeceği hususuna ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.03.2017 tarihinde, sanığa silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası verildiği, Bu hükme yönelik sanık müdafisi tarafından Bölge Adliye Mahkemesine başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, 16.06.2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 27.07.2017 tarihinde, sanık müdafisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafisinin kararı 11.09.2017 tarihinde temyiz ettiği, Anlaşılmaktadır. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin temyiz talebini süresinden sonra yapıldığından reddettiği, Ceza Genel Kurulunca öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ''Maddi Hatanın Düzeltilmesi İstemi'' başlıklı itirazının Daire gönderme kararı da dikkate alındığında itiraz mahiyetinde olduğu ve kararın gerekçesine yönelik itirazın mümkün bulunduğu kabul edilerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi; "(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır", Şeklinde iken, 26.08.2011 tarihli ve 28037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.08.2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesi ile maddenin birinci fıkrası; “Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler” şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesince 18.07.2012 tarih ve 2012-108 sayı ile CMK'nın 331. maddesinin 650 sayılı KHK ile değişik birinci fıkrasının iptaline karar verilmiş ancak söz konusu iptal hükmü 1 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte 27.06.2013 tarihli ve 6494 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesinde değişiklik yapılmış ve maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler" şeklindeki son hâlini almıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 3. fıkrasında Yargıtayın, yalnız tutuklu işlere ilişkin veya 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapacağı, 4. fıkrasında ise, adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adli tatil içinde sona ermesi gerekmektedir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de kararların, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olmakla birlikte, tatilde süre işlemeyeceği için bu durumda temyiz süresi adli tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır; HMK'nın 104. maddesinde; '' Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemeye göre adli tatile tabi olmayan işlerde sürelerin işleyeceği anlaşılmakta olup bu husus kanunun gerekçesinde de açık şekilde ifade edilmiştir. Uyuşmazlık konusu CMK'nın 331. maddesinde, HMK'nın 104. maddesine benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasından kaynaklanmakta olup, konunun aydınlatılabilmesi için CMK'nın kanun yollarına başvuru şart, usul ve sürelerini düzenleyen hükümleri yanında, adil yargılanma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmesi gerekmektedir. T.C. Anayasanın 36. maddesinde ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; ‘Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...’' düzenlemesi yer almıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı adil yargılanma hakkının kullanılabilmesinin zorunlu bir unsuru olarak öne çıkmaktadır. Şöyle ki; AİHS 7 nolu ek protokolünün '' Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı'' başlıklı 2. maddesi uyarınca; '' kural olarak herkes aleyhine verilen mahkumiyet hükmünü yüksek bir mahkeme de yeniden inceletebilme hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'da itiraz ve temyiz kanun yollarına başvuru düzenlenmiştir. CMK'nın 35. maddesi kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ edileceğini ve ilgili tutuklu ise usulünü, CMK'nın 39. maddesi sürelerin başlangıcı ve hesaplanması hususlarını, CMK'nın 273. maddesi istinaf başvuru usul ve süresini, CMK'nın 291. maddesi ise temyiz başvuru usul ve süresini yoruma yer bırakmayacak şekilde açık ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmiştir. Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir.. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4.baskı s.838) Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasa ve yasalardaki emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gereklidir. Kanun koyucu Anayasadaki emredici düzenlemeye paralel, ilgililerin “kanun yolunda” başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacı hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da; Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, iç hukuktaki usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir. Bilindiği üzere usul hükümlerinde kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte, açık düzenleme bulunmayan hallerde hakkı kısıtlayıcı şekilde yorum yapılamayacaktır. CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenleme adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer vermiştir. Madde metninde kuralın açık bir istisnası yoktur. Kuralın getirilme nedeni mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmamaktır. Adli tatil süresince tutuklu bulunan işlerin görülebilmesine yönelik düzenleme ise özünde adil yargılama için getirilmiş bir tedbir olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanmasının önüne geçme isteğidir. Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulü, ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olup, tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe bir yorumdur. İtiraz ve temyiz hakkının kullanılması ve sürelerle ilgili her hususu ayrıntılı şekilde düzenleyen kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olması, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayacak aleyhe bir yorum yukarıda ifade edilen temel haklar çerçevesinde de hukuka uygun kabul edilemeyecektir. Diğer taraftan adli tatil döneminde sürelerin işleyip işlemeyeceği konusunda Yargıtay Ceza Dairelerin farklı kararlarının bulunması yasanın belirlilik ilkesinde sorun olduğu kabulüne götürecektir. Nitekim somut olayda sanık müdafisi maddedeki hükmü adli tatilde sürelerinin işlemeyeceği şeklinde değerlendirerek kanun yoluna adli tatil sonrasında başvurduğu görülmektedir. Bu açıklamalara göre Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin itiraza konu kararında yer alan "kararı Adli tatilin bitiminden itibaren 7 gün içinde kanun yoluna başvurmasının gerekliliği," ifadelerinin çıkarılmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık müdafisinin kendisine 27.07.2017 tarihinde ve adli tatil içerisinde usulüne uygun tebliğ olunan hükme yönelik, adli tatilin bitiminden itibaren hesaplanması gereken ve karar tarihinde geçerli bulunan yedi günlük sürenin son günü olan 07.09.2017 tarihinden sonra 11.09.2017 tarihinde bulunduğu temyiz talebi süresinden sonra yapılmış bulunmakla, temyiz süresinin adli tatilden sonra başlaması gerektiğine işaret ederek temyiz talebini reddeden daire kararına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine, dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi, tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyeceği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.06.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/292 E., 2021/275 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 331. maddesi hüküm tarihinde;
Ceza Genel Kurulu         2019/292 E.  ,  2021/275 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1218-1444 Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'nin TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 5 yıl 22 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 30.03.2018 tarihli ve 553-274 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 13.07.2018 tarih ve 1218-1444 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık ve müdafisince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16.Ceza Dairesince 24.01.2019 tarih ve 3729-408 sayı ile temyiz talebinin süresinden sonra yapıldığından bahisle sanığın temyiz isteminin reddine, sanık müdafisinin temyizine yönelik yapılan incelemede ise hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.02.2019 tarih ve 71062 sayı ile; "Tutuklu sanık hakkındaki gerekçeli kararın sanık müdafisine 25/07/2018 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen 5271 sayılı CMK'nın 291/1. maddesinde öngörülen 15 günlük süre geçtikten sonra 17/08/2018 tarihinde sanık müdafi, 05/09/2018 tarihinde sanık tarafından temyiz başvurusunda bulunulduğu dosya kapsamı ile sabittir. İşin tutuklu olması nedeniyle adli tatil içinde görülen işlerden olması karşısında, CMK'nın 331/4. maddesindeki düzenlemeye veya 14/02/1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararındaki kabule göre temyiz süresinin adli tatil içinde işleyip işlemeyeceği ihtilafın konusudur. 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesi hüküm tarihinde; '(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır' şeklindedir. Maddenin 1. fıkrasında, ceza işlerini gören makam ve mahkemelerin her yıl Temmuzun yirmisinden Ağustosun otuzbirine kadar tatil olunacağı, 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 4. fıkrasında ise, adlî tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı ifade edilmiştir. Bu düzenlemelere göre, adlî tatil içinde görülebilen işler yönünden 4. fıkra hükmü uygulanmayacak, bu tür dava ve işlerle ilgili süreler adlî tatil içinde de işleyecektir. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, adlî tatil içinde görülemeyen dava ve işlerle ilgili kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adlî tatil içinde sona ermesi gerekir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın, süre, adlî tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14/02/1934 sayı gün ve 47/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de; adlî tatilde görülemeyen davalarla ilgili kararların, adlî tatile rastlayan dönemde tebliği geçerlidir. Ancak tatilde süre işlemeyeceği için, bu durumda mehil adlî tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/11/2013 tarih ve 272-524 sayılı kararı da bu yöndedir. Yüksek Dairenin uygulamasının kabul görmesi hâlinde, gerekçeli kararın adli tatil içinde tebliği nedeniyle temyiz süresinin adli tatil bitiminden itibaren işlemeye başlaması gerekeceğinden, sanığın temyiz isteminin de süresinde kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak işin tutuklu olması nedeniyle adli tatil içinde görülebilen işlerden olması karşısında, sanık müdafiine gerekçeli kararın tebliğ tarihi olan 25/07/2018 gününden itibaren CMK'nın 291/1. maddesinde yazılı 15 günlük temyiz süresinin işlemeye başladığı, sanık müdafiinin 17/08/2018, sanığın 05/09/2018 tarihli temyizlerinin süresinden sonra olduğu bu nedenle temyiz isteminin reddi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. Maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.01.2019 tarih ve 3021-2068 sayı ile; sanığın temyiz talebinin reddine ilişkin önceki karar kaldırılarak, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin, adli tatilde temyiz sürelerinin işlememesi nedeniyle süresinde yapıldığından bahisle itiraz yerinde görülmemiş ve bozma kararı verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyip işlemeyeceği, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin süresinde yapılıp yapılmadığına ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.03.2018 tarihli kararı ile sanık ...'nin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5 yıl 22 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi sonucu sanık ve müdafisi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 13.07.2018 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve bu kararın da 25.07.2018 tarihinde sanık müdafisine tebliğ edildiği, sanık müdafisinin 17.08.2018 tarihinde, sanığın ise 05.09.2018 tarihinde hükmü ayrı ayrı temyiz ettikleri anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi; "(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır", Şeklinde iken, 26.08.2011 tarihli ve 28037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.08.2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesi ile maddenin birinci fıkrası; “Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler” şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesince 18.07.2012 tarih ve 2012-108 sayı ile CMK'nın 331. maddesinin 650 sayılı KHK ile değişik birinci fıkrasının iptaline karar verilmiş ancak söz konusu iptal hükmü 1 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte 27.06.2013 tarihli ve 6494 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesinde değişiklik yapılmış ve maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler" şeklindeki son hâlini almıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 3. fıkrasında Yargıtayın, yalnız tutuklu işlere ilişkin veya 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapacağı, 4. fıkrasında ise, adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adli tatil içinde sona ermesi gerekmektedir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de kararların, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olmakla birlikte, tatilde süre işlemeyeceği için bu durumda temyiz süresi adli tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır; HMK'nın 104. maddesinde; '' Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemeye göre adli tatile tabi olmayan işlerde sürelerin işleyeceği anlaşılmakta olup bu husus kanunun gerekçesinde de açık şekilde ifade edilmiştir. Uyuşmazlık konusu CMK'nın 331. maddesinde, HMK'nın 104. maddesine benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasından kaynaklanmakta olup, konunun aydınlatılabilmesi için CMK'nın kanun yollarına başvuru şart, usul ve sürelerini düzenleyen hükümleri yanında, adil yargılanma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmesi gerekmektedir. T.C. Anayasanın 36. maddesinde ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiş, AİHS'nin 6. maddesinde de '' Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; ‘Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...’' düzenlemesi yer almıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı adil yargılanma hakkının kullanılabilmesinin zorunlu bir unsuru olarak öne çıkmaktadır. Şöyle ki AİHS 7 nolu ek protokolünün '' Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı'' başlıklı 2. Maddesi uyarınca; '' kural olarak herkes aleyhine verilen mahkumiyet hükmünü yüksek bir mahkeme de yeniden inceletebilme hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'da itiraz ve temyiz kanun yollarına başvuru hakları ayrıntılı şekilde düzenlemiştir. CMK'nın 35. maddesi kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ edileceğini ve ilgili tutuklu ise usulünü, CMK'nın 39. maddesi sürelerin başlangıcı ve hesaplanması hususlarını, CMK'nın 273. maddesi istinaf başvuru usul ve süresini, CMK'nın 291. maddesi ise temyiz başvuru usul ve süresini yoruma yer bırakmayacak şekilde açık ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmiştir. Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir.. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4.baskı s.838) Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasa ve yasalardaki emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gereklidir. Kanun koyucu Anayasadaki emredici düzenlemeye paralel, ilgililerin “kanun yolunda” başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacı hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da; Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, iç hukuktaki usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir. Bilindiği üzere usul hükümlerinde kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte, açık düzenleme bulunmayan hallerde hakkı kısıtlayıcı şekilde yorum yapılamayacaktır. CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenleme adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer vermiştir. Madde metninde kuralın açık bir istisnası yoktur. Kuralın getirilme nedeni mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmamaktır. Adli tatil süresince tutuklu bulunan işlerin görülebilmesine yönelik düzenleme ise özünde adil yargılama için getirilmiş bir tedbir olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanmasının önüne geçme isteğidir. Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulü, ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olup, tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe bir yorumdur. İtiraz ve temyiz hakkının kullanılması ve sürelerle ilgili her hususu ayrıntılı şekilde düzenleyen kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olması, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayacak aleyhe bir yorum yukarıda ifade edilen temel haklar çerçevesinde de hukuka uygun kabul edilemeyecektir. Diğer taraftan adli tatil döneminde sürelerin işleyip işlemeyeceği konusunda Yargıtay Ceza Dairelerin farklı kararlarının bulunması yasanın belirlilik ilkesinde sorun olduğu kabulüne götürecektir. Nitekim somut olayda sanık müdafisi maddedeki hükmü adli tatilde sürelerinin işlemeyeceği şeklinde değerlendirerek kanun yoluna adli tatil sonrasında başvurduğu görülmektedir. Bu açıklamalara göre adli tatilde tutuklu işlerde de temyiz süresinin işlemeyeceği kabul edilmeli ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin kararına yapılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık müdafinin kendisine 25.07.2018 tarihinde, adli tatil içerisinde ve usulüne uygun tebliğ olunan hükme yönelik temyiz dilekçesini 17.08.2018 tarihinde süresinde, sanığın ise 05.09.2018 tarihinde ve yine süresinde verdikleri; CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenlemede adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer verildiği ve bu kuralın açık bir istisnası bulunmamasının mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmama gerekçesiyle yapıldığı, Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulünün ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olduğu ancak bu yorumun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe olacağı ve bu itibarla kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olmasının, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayarak hukuka uygun kabul edilemeyeceğinden tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işlemeyeceği, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi, tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyeceği, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin süresinde olmadığı düşüncesiyle itirazın kabul edilmesi yönünde oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.06.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2023/17418 E., 2025/4556 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının 06.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük itiraz süresinin son gününün adli tatile rastlaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 331/4. maddesi uyarınca tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı, bu durumda 06.09.2018 tarihli eylem erteleme süresi içerisinde işlendiğinden ihlal niteliğinde olduğu, 12.09.2018 tarihli eylemin ise zi
10. Ceza Dairesi         2023/17418 E.  ,  2025/4556 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/121 E., 2019/420 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR: Tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5560 sayılı Kanun ile değişik 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararın, itiraz edilmeksizin usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 17.08.2023 tarihli ve 2023/15465 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.09.2023 tarihli ve KYB-2023/94979 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.09.2023 tarihli ve KYB-2023/94979 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli kararı müteakip, sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uyduğundan bahisle 5237 sayılı Kanun’un 191/5. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine ilişkin Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli ve 2019/121 esas, 2019/420 sayılı kararının, Küçükçekmece 15.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2019/121 esas, 2019/420 sayılı kararın kanun yararına bozulması halinde yok hükmünde olacağı değerlendirilerek yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre, sanığın 06.04.2018 ve 11.03.2018 tarihli eylemlerinden dolayı Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamu davası açılmasının ertelenmesi kararı verildiği, bu kararın 06.07.2018 tarihinde tebliğ edilmesi sonrası erteleme süresi içerisinde yeniden uyuşturucu madde kullanması nedeniyle 06.09.2018 tarihli eylemi ihlal kabul edilerek 11.02.2019 tarihinde Küçükçekmece 15.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/121 esas sayılı dosyasına kamu davasının açıldığı, 12.09.2018 tarihli eylemin kovuşturma aşamasında bu dosya ile birleştirildiği, mahkemesince yapılan yargılama sonunda, sanık hakkındaki kamu davası açılmasının ertelenmesi kararının 19.10.2018 tarihinde kesinleştiği, 06.09.2018 ve 12.09.2018 tarihli eylemlerin ihlal olamayacağı gerekçesi ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verdiği anlaşılmış ise de; 5721 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. fıkrasında yer alan, "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklindeki düzenlemeye göre, mahkemece kovuşturma şartının henüz gerçekleşmediği kanaatine varılması durumunda 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca durma kararı verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, somut incelemeye konu dosyada, mahkemesince açılan kamu davası hakkında durma kararı verilerek yükümlü hakkında hükmolunan denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Şüpheli hakkında, 11.03.2018 ve 06.04.2018 tarihlerinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 11.06.2018 tarihli ve 2018/19404 Soruşturma, 2018/982 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi ya da tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması durumunda hakkında kamu davası açılacağının ihtarına karar verildiği, kararın şüpheliye 06.07.2018 tarihinde tebliğ edilerek 19.10.2018 tarihinde infazı için Bakırköy Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, B. Şüphelinin 06.09.2018 tarihinde yeniden kullanmak için uyuşturucu madde bulundurması nedeniyle erteleme kararının kaldırılarak Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2019 tarihli ve 2018/19404 Soruşturma, 2019/2643 Esas, 2019/2463 sayılı iddianamesi ile Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, C. Yine şüpheli hakkında, 12.09.2018 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2019 tarihli ve 2019/20204 Soruşturma, 2019/7496 Esas, 2019/6922 sayılı idddianamesi ile birleştirme talepli açılan kamu davasının, Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.05.2019 tarihli ve 2019/343 Esas, 2019/332 Karar sayılı birleştirme kararı ile 2019/121 Esas sayılı dava ile birleştirilmesine karar verildiği, D. Yapılan yargılama sonucunda, Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 18.06.2019 tarihli ve 2019/121 Esas, 2019/420 Karar sayılı kararı ile, 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK'nın 191/1-2-3. maddesi dikkate alınarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri altına alınmasına karar verildiği, kararın 05.07.2019 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği ve infaza gönderildiği, E. Bakırköy Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 29.04.2021 tarihli ve 201976895 DS sayılı yazısı ile infazın 28.04.2021 tarihinde tamamlandığının bildirilmesi üzerine, Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli ek kararı ile, TCK'nın 191/5. maddesi uyarınca davanın düşmesine karar verildiği, düşme kararının 30.06.2021 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. F. Dosya kapsamına göre, sanığın 11.03.2018 ve 06.04.2018 tarihli eylemlerinden dolayı Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı 06.07.2018 tarihinde tebliğ edilmiş, erteleme süresi içerisinde yeniden uyuşturucu madde bulundurması nedeniyle 06.09.2018 tarihli eylemi ihlâl kabul edilerek açılan kamu davası ile 12.09.2018 tarihli eylem nedeniyle açılan davanın birleştirilmesine karar verilmiştir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, kamu davası açılmasının ertelenmesi kararının 19.10.2018 tarihinde kesinleştiği, 06.09.2018 ve 12.09.2018 tarihli eylemlerin ihlâl olamayacağı gerekçesiyle tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş ise de; Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının 06.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük itiraz süresinin son gününün adli tatile rastlaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 331/4. maddesi uyarınca tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı, bu durumda 06.09.2018 tarihli eylem erteleme süresi içerisinde işlendiğinden ihlal niteliğinde olduğu, 12.09.2018 tarihli eylemin ise zincirleme suç oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, Kabule göre de; 5721 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinde yer alan, "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklindeki düzenlemeye göre, mahkemece kovuşturma şartının henüz gerçekleşmediği kanaatine varılması durumunda 5271 CMK'nın 223/8. maddesinin 2.cümlesi uyarınca durma kararı verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, incelemeye konu dosyada, "durma" kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırı ise de; Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazının tamamlanmasını takiben, Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli ek kararı ile, sanığın yükümlülüklerine uygun davrandığı gerekçesiyle TCK'nın 191/5. maddesi uyarınca davanın düşmesine karar verildiğinin ve düşme kararının kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, kamu davasının düşmesine ilişkin kararın yok hükmünde sayılamayacağı, kesinleşen bir hükmün, ancak yargılamanın yenilenmesi veya sonradan yürürlüğe giren ve sanık lehine olan kanun gereğince uyarlama yapılması veya Yargıtay tarafından kanun yararına bozulması ya da kanunun açık bir hükmü gereğince değiştirilebileceği, bu nedenle "düşme" kararının hukuki değerden yoksun sayılamayacağı, kaldı ki; düşme kararına karşı kanun yararına bozma talep edilmiş olsa bile, sanık lehine verilmiş olan ve davanın esasını çözen bu karardan dolayı yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere, hukuka aykırılığa işaret edilerek kanun yararına bozulmasına karar verileceğinin anlaşılması karşısında, düşme kararı ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı hukuki geçerliliğini yitireceğinden sanığın sonraki aynı nev'i eylemi nedeniyle yeni bir erteleme kararı verilmesi gerektiği de gözetildiğinde, Küçükçekmece 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2019/121 Esas, 2019/420 Karar sayılı kararının kanun yararına bozulmasında hukuki yarar kalmadığından, Kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2025 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2022/2684 E., 2024/16992 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, gerekçeli kararın sanık müdafiine 06.07.2021 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz süresinin son gününün adli tatile denk geldiği, 5271 sayılı Kanun'un 331. maddesi gereğince adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği ve tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağından, 02.
4. Ceza Dairesi         2022/2684 E.  ,  2024/16992 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Hakaret HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, gerekçeli kararın sanık müdafiine 06.07.2021 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz süresinin son gününün adli tatile denk geldiği, 5271 sayılı Kanun'un 331. maddesi gereğince adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği ve tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağından, 02.09.2021 tarihinde yapılan temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi; yargılamanın eksik incelemeyle usulsüz yapıldığına, sadece katılan ile arkadaşlarının dinlenildiğine, olayın tanığı başka hükümlüler dinlenilmeden karar verildiğine, dosya kapsamında müvekkilinin cezai sorumluluğunun tespiti için alınan rapor gereğince 5237 sayılı Kanun'un 32/1. maddesinden yararlanması ve ceza verilmemesi gerektiğine, lehe hükümlerin uygulanmadığına, bu nedenlerle hükmün bozulması talebine yöneliktir. III. GEREKÇE Sanığın savunmalarına, katılanın aşamalardaki uyumlu beyanları ile tanık M.K.'nın beyanlarına göre atılı suçu işlediği, Prof Dr. ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nden alınan 27.02.2021 tarihli Sağlık Kurulu Raporu'nda, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 32/2. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği tespiti yapıldığından, cezasından indirim yapılmasına, engel sabıkası nedeniyle hakkında 5237 sayılı Kanun'un 50, 51. ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddelerinin uygulanmaması yönünde Yerel Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı, Anlaşıldığından, Yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Denizli 17. Asliye Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2024 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

I. Gün ile belirlenen süreler, tebligatın yapıldığının ertesi günü işlemeye başlar. II. Son gün bir tatile rastlarsa süre, tatilin ertesi günü biter. III. Son gün adli tatile rastlarsa süre, adli tatilin bittiği günden itibaren 3 gün uzatılmış sayılır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre sürelerin hesaplanmasıyla ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri doğrudur?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I, II ve III
D) II ve III
E) I ve II

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol