5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 45

Ceza Muhakemesi Kanunu 45. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 45 – (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler. Meslek ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

44 karar eşleşti
9. Ceza Dairesi, 2012/8309 E., 2013/4336 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizce “Sanıkların kardeşi olan ve beyanı hükme esas alınan tanık Yaşar Tülekaslan'a tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması suretiyle CMK'nın 45. maddesine muhalefet edilmesi” kanuna aykırı görüldüğünden bozulmasına karar verilmiştir.
9. Ceza Dairesi         2012/8309 E.  ,  2013/4336 K. "İçtihat Metni" İtiraz eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtiraz yazısının tarihi : 07.08.2012 İtiraz edilen daire kararı : 22.05.2012 tarih ve 2011/2885 – 2012/6594 sayılı bozma kararı İtirazla ilgili mahkeme kararı : İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2007 tarih, 2006/199-2007/407 sayılı kararı İtiraza konu olan sanıklar : 1- ... 2- ... İtirazla ilgili hüküm : 1- Sanık ... hakkında; a- TCK'nın 265/1-4, 62, 63, 58, 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet b- TCK'nın 125/3-a, 4, 43, 62, 63, 58, 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet c- TCK'nın 152/1-a, 168/2, 62, 63, 58, 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet 2- Sanık ... hakkında; TCK'nın 152/1-a, 62, 63, 58, 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet Suç : Mala zarar verme, hakaret, görevi yaptırmamak için direnme Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve ekindeki dava dosyası, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun”un 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendi: Sanıklar hakkında mala zarar verme, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından açılan davanın yargılaması sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizce “Sanıkların kardeşi olan ve beyanı hükme esas alınan tanık Yaşar Tülekaslan'a tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması suretiyle CMK'nın 45. maddesine muhalefet edilmesi” kanuna aykırı görüldüğünden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 07.08.2012 tarihli itiraz dilekçesinde; “5271 sayılı CYY’nın “Delilleri Takdir Yetkisi” başlıklı 217. maddesinde; 1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. 2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” hükmü yer almaktadır. Buna göre, vicdani kanıt sisteminin geçerli bulunduğu ceza yargılaması hukukumuzda, özgür iradeye dayalı olan tanık beyanlarının da dosyada varlığını koruyan diğer tüm kanıtlar gibi hâkim tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerekmektedir. Hakim sadece tanık beyanı ile yetinmeyecek, müştekilerin beyanları ve dosyadaki tüm delilleri değerlendirecektir. Somut olayımızda, Mahkemece tanık olarak dinlenen sanıkların anneleri bir kardeş’i tanık Yaşar Tülekaslan'a 5271 sayılı tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması suretiyle CMK'nın 45. maddesine muhalefet edilmişse de, tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması sonuca etkili değildir. Zira, Tanık olarak beyanı alınırken tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı hatırlatılmamak suretiyle CMK'nın 45 ve 51. maddelerine aykırı davranılmış ise de, hükmün bu tanığın beyanları dışındaki delillere göre de (kısaca müşteki beyanları, 27/06/2006 tarihli ekspertiz raporu, vs.) isabetli olduğunun anlaşılması karşısında, bahsedilen eksiklik sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılamayacağı” ileri sürülerek Dairemiz bozma kararına karşı itirazda bulunulmuş ve hükmün onanması talep edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık, sanıkların kardeşi olan ve beyanı hükme esas alınan tanık Yaşar Tülekaslan'a tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması suretiyle CMK'nın 45. maddesine muhalefet edilmesinin bozmayı gerektirecek bir kanuna aykırılık oluşturup oluşturmadığı ve hükmün anılan tanık beyanı dışındaki delillere göre isabetli olup olmadığına karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir. İtiraz, 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde; Sanıkların atılı suçları işledikleri tanık Yaşar Tülekaslan'ın beyanı dışında mağdur anlatımları ve olay tutanakları ile de sübuta erdiği, ayrıca dosya ve tanık Yaşar Tülekaslan'ın ifadesine göre, tanığın sanık ... tarafından karakoldaki ecza dolabının kırılması ve sanık ... tarafından polis aracının tekmelenmesi eylemlerini görmediği de nazara alındığında itiraz yerinde görülerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Dosya incelenerek gereği düşünüldü: KARAR: 1- Dairemizin itiraz edilen bozma kararının kaldırılmasına, 2- Sanıklar müdafilerinin temyizlerinin incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 12.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2013/255 E., 2014/180 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun 45. maddesinde ise;
Ceza Genel Kurulu         2013/255 E.  ,  2014/180 K. * SON SÖZÜN SANIĞA VE MÜDAFİİNE VERİLMEMESİ * SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI * TANIKLIKTAN ÇEKİNME * SUÇSUZLUK KARİNESİ * ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ * 1982 ANAYASASI (2709) Madde 36 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 2 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 45 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 210 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 216 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 226 * TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 31 * TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 33 * TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 59 * TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 449 * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 47 * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 101 * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 150 * CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 247 "İçtihat Metni" Kasten öldürme suçundan sanık İ.. Ç..’ın 765 sayılı TCK’nun 449/1, 59, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.01.2006 gün ve 80-3 sayılı re’sen temyize tâbi olan hükmün, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.06.2007 gün ve 7197-5238 sayı ile; “Olay günü maktulun evinde ölü olarak bulunduğu, 24.03.2004 tarihli ölü muayene tutanağına göre saat 22.00–23.00 arasında ölmüş olabileceğinin belirtildiği, tanık beyanlarına göre muhtemelen ölüm saatinde sanığın kardeşleri ile birlikte işlettiği lokantada ve tanık Suat'ın büfesinde olduğu, saat 23.00 civarında maktulün eve gelen çocuklarının cesedi bulduğu, yengeleri olan tanık Dursel'e haber verdikleri, tanık Dursel'in, ilk bakışta maktulün düştüğünü sanması üzerine sanığın çalıştığı lokantaya telefon açtığı, sanığın kardeşi Abdullah'a eve gelmelerini söylediği, bu sırada lokantada olan sanığın da ölüm olayından bu şekilde haberdar olduğu, sanığın aşamalardaki inkâra yönelik savunmalarına, savunmayı doğrulayan tanık beyanlarına, fenni kanıtlara, sanığın oğlu olan 8 yaşındaki tanık Halil ...'ın 27.06.2005 tarihli keşifte tanıklıktan çekildiği, önceki beyanlarının birbirleriyle çelişkili olduğu, olayın görgü tanığı olmadığı gibi maktulün tırnak arası svaplarından alınan numunenin, sanık ve maktulden başka üçüncü bir kişiye ait olduğunun belirlendiği, sanığın eşi olan maktulü öldürdüğüne dair mahkûmiyetine yetecek kesin ve inandırıcı delil de olmadığı anlaşılmakla beraatına karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçelerle mahkûmiyetine karar verilmesi...” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece 29.11.2007 gün ve 96-248 sayı ile direnilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 17.02.2009 gün ve 172-26 sayı ile; "Resmi nikâhlı eşi S.. Ç..’ı kasten öldürme suçundan sanık İ.. Ç..’ın, mahkûmiyetine karar verilen somut olayda çözümü gereken uyuşmazlık, sanığın atılı suçu işleyip işlemediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlık konusu değerlendirilmeden önce, direnme kararının usulüne uygun olarak verilip verilmediğinin saptanması gerekir. İncelenen dosya içeriğine göre; Bozmadan sonra sanık ve katılana usulüne uygun olarak davetiye tebliğ edilmiş, sanık 30.10.2007 tarihli oturuma katılarak müdafii huzurunda bozma ilamına uyulmasını talep etmiştir. Oturum C.Savcısının dosyayı inceleyip mütalaa beyanı için 29.11.2009 tarihine ertelenmiştir. Bu oturuma sanık katılmamış, sanık müdafii ve katılan vekili iştirak etmiştir. Mahkeme önce sanık müdafiine, sonra katılan vekiline, en son da C.Savcısına bozma konusunda diyeceklerini sorarak bozma ilamına direnilmesine ara karar şeklinde karar vermiş, sonra da kimseye söz vermeden duruşmayı bitirerek direnme hükmü kurmuştur. 1412 sayılı CYUY’nın 251. maddesine paralel bir düzenleme getiren 5271 sayılı CYY’nın 'Delillerin tartışılması' başlıklı 216. maddesinde; '(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir' hükmü bulunmaktadır. Bu maddenin birinci fıkrasında ortaya konulan kanıtlarla ilgili tartışmada hazır bulunan taraflara hangi sıraya göre söz verileceği, ikinci fıkrada taraflara tanınan karşılıklı cevap hakkı düzenlenmiş, son fıkrada da son sözün sanığa verileceği kuralı getirilmiş bulunmaktadır. Savunma hakkı Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınarak, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sanık bu hakkını bizzat kullanabileceği gibi müdafii ile de kullanabilir. Nitekim ülkemizin de kabul ettiği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin adil yargılanma hakkının asgari koşullarını gösteren 6. maddesinin 3/c bendinde; sanığın, müdafii tayin etme yetkisi ile belirli koşullarda müdafiiden ücretsiz yararlanabilme hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Bu açıdan, savunma hakkı 'meşru bir yol', müdafii de savunma hakkının kullanılması bakımından 'meşru bir araçtır'. 5271 sayılı CYY’nın 2/1-c maddesinde; şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savun-masını yapan avukat olarak tanımlanan müdafii, ceza yargılamasını yürüten makamlar önünde şüpheli veya sanığın savunulması görevini üstlenen ve bazı niteliklere sahip olması gereken şüp¬heli veya sanığın yardımcısıdır (Center/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. bası, Beta Yayınları, İstanbul, 2008, s.159, Öztürk/Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. bası, Seçkin Yayınları, Ankara, 2006, s.310-311). 1412 sayılı CYUY kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafiilik sistemini benimsemiş, sınırlı bazı hallerde ise kişilerin kendilerini yeterince savunamayacakları ve kamusal bir kurum olan savunmanın zaafa uğrayacağı kabulünden hareketle zorunlu müdafiilik sistemini getirmiştir. 5271 sayılı CYY ise zorunlu müdafiilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek derecede genişletmiştir. Bu Yasaya göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları nedeniyle hazır bulunması halinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/3. md.) hallerinde müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Aynı Yasanın, 147. maddesinde; şüphelinin müdafii seçme hakkının bulunduğu, onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceğini kendisine bildirilmesi gerektiği, 148. maddesinde; müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı, 149. maddesinde; şüphelinin, soruşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabileceği, avukatın şüpheli ile görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkının engellenemeyeceği ve kısıtlanamayacağı, 153. maddesinde; müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği, şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve şüphelinin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adlî işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında kısıtlama yapılamayacağı, 154. maddesinde; şüphelinin vekâletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan CYY’nın suç niteliğinin değişmesi durumunda ek savunma hakkı verilmesine ilişkin 226. maddesinin 4. fıkrasında, ek savunma hakkına ilişkin yazılı bildirimlerin varsa müdafie yapılacağı belirtildikten sonra 'müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır' hükmü getirilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın yokluğunda ya da yanında, duruşmada onu temsil eden müdafiine 'son söz hakkı' verileceğine ilişkin açık bir usul kuralı, gerek 1412 sayılı CYUY’nda gerekse 5271 sayılı CYY’nda yer almamaktadır. Ancak ceza yargılaması yasasının her konuyu ayrıntısıyla düzen-lemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usûl yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulabilmektedir. 5271 sayılı CYY’nın 226/4. maddesinde ek savunma hakkının verilmesi konusunda, müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanmasına ilişkin getirilen kuralın, olayımızda da kıyasen uygulanma olanağı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak ta CYY’nın 216/3. maddesi uyarınca sanığın oturumda hazır bulunmaması halinde hükümden önce son sözün, hazır bulunan müdafie verilmesi zorunludur. Savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu zorunluluğa uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiçbir şekilde kısıtlanamaz. Bu itibarla, sanığın hazır bulunmadığı son oturumda C.Savcısının beyanının tespitinden sonra hazır bulunan sanık müdafiine son sözün verilmemesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin, belirtilen usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesince 17.11.2009 gün ve 136-227 sayı ile; sanığın yine 765 sayılı TCK’nun 449/1, 59, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, re'sen temyize tâbi olan bu hükmün sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.12.2011 gün ve 3895–8720 sayı ile; “1-) 17.11.2009 olan karar tarihinin gerekçeli karar başlığında 29.11.2007 olarak gösterilmesi mahallince düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak görülmüştür. 2-) Olay günü, maktulün evinde ölü olarak bulunduğu, 24.03.2004 tarihli ölü muayene tutanağına göre tahminen 5 ile 7 saat önce yani saat 21.00-22.00 sıralarında ölmüş olabileceğinin belirtildiği, tanık beyanlarına göre muhtemelen ölüm saatinde sanığın kardeşleri ile birlikte işlettiği lokantada ve tanık Suat'ın büfesinde olduğu, saat: 23.00 civarında maktulün eve gelen çocuklarının cesedi bulduğu, yengeleri olan tanık Durnel'e haber verdikleri, tanık Durnel'in ilk bakışta maktulün düştüğünü sanması üzerine sanığın çalıştığı lokantaya telefon açtığı, sanığın kardeşi Abdullah'a eve gelmelerini söylediği, bu sırada lokantada olan sanığın da ölüm olayından, bu şekilde haberdar olduğu Dairemizin 28/06/2007 günlü bozma kararımızda açıklandığı gibi, sanığın olay anında işyerinde çalıştığı konusunda yaptığı savunma tanıklarca doğrulandığı, öldürülenle sanığın ortak çocukları olan küçük tanık Halil ..'in anlatımlarına tek başına başka bir anlatımla diğer delillerle desteklenmeden itibar edilemeyeceği, esasen bu tanığın açıklamalarının çelişkili bulunduğu gibi tanık Sebile.. yanında iken ifadesinin tespit edildiği, öldürülenin tırnak aralarında yer alan dokuların muhtemelen boğuşma sırasında oluşup üçüncü kişiye ait olduğu, sanıkla bir ilgisinin bulunmadığı, öldürülenin aile dışı gizli ilişkilerinin bulunduğunun ifade edildiği, böylece sanığın atılı suçu işlediği konusu büyük ölçüde kuşkulu kaldığı, kuşkudan sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine karar vermek gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmuştur. Yerel mahkemece 29.03.2012 gün ve 65-58 sayı ile ; "Mahkememiz önceki kararlarında Halil ...'ın sanığı suçlayan ifadelerinin neden hükme esas alınması gerektiğini gerekçeleriyle ortaya koymuştur. Olay tarihinde 8 yaşında bulunan maktule ve sanığın müşterek çocukları Halil .. 24.03.2004 tarihinde saat 19:25 sıralarında olaydan yaklaşık 21 saat sonra alınan beyanında annesini Duygu ablasının sevgilisinin öldürdüğünü söylemiş, bu yönde araştırmalar yapıldıktan sonra bunun gerçek olmadığı kesin olarak ortaya konulduğunda polisler tarafından tanık Halil ...'ın 02.04.2004 tarihinde ek ifadesi alınmış, yine 03.04.2004 tarihinde Cumhuriyet Savcılığında ifadesi alınmış, hem 02.04.2004 tarihli beyanında hem de 03.04.2004 tarihli beyanında annesini sanık olan babasının öldürdüğünü söylediği görülmüştür. Tanık Halil ... mahkemedeki beyanında hiçbir şey görmediğini söylemiş, keşifte ise tanıklıktan çekilmiştir. Mahkememizin ilk hükmünde de belirtildiği gibi olay tarihinde 8 yaşında olan Halil . olaydan 21 saat sonra alınan ifadesinde 'Duygu ablamın sevgilisi öldürdü' yalanını kimler söyletmiştir. Bunu irdelemek gerekmektedir. Gerçekten de yaşı itibari ile böyle bir yalanı uydurması ve kurgulaması mümkün olmayan tanığa ifadesi ezberletilmiş, tahkikat yanlış yöne sevk edilmiştir. Tahkikatın yanlış yöne sevk edilmesi sonucunda İ.. Ç.. başlangıçta şüpheliler listesinden çıkmış, mağdur konumunda görülmüştür. Halil ..'ın ilk ifadesi sonucunda yapılan araştırmada ifadenin doğru olmadığı ortaya çıkınca olayı gördüğüne dair beyanda bulunan tanık Halil ... polisler tarafından yeniden dinlenilmiş, olayı tüm ayrıntılarıyla anlatmış, babasının annesini öldürdüğünü söylemiştir. Tanık Cumhuriyet Savcılığında da babasının annesini öldürdüğünü anlatmıştır. Bu aşamada da Emniyet Müdürlüğüne 30.03.2004 tarihinde isminin Halil Ü... olduğunu söyleyen bir şahıs tarafından İlyas ... isimli kişinin maktuleyi öldürdüğü ihbarı yapılmış, bu yönde de polisler araştırmalar yapmışlar ve tahkikat bilinçli olarak yanlış yönlere sanıktan başka kişilere yönlendirilmiştir. Tanık Halil ...'ın duruşmada hiçbir şey görmediğini söylediği, keşifte de tanıklıktan çekildiği görülmektedir. Tanığın çelişkili beyanlarda bulunduğu sabittir. Ancak bu çelişkilerin hangi sebeplere dayalı olduğu tartışılmalı beyanlarının tamamını yok saymak yerine olaya uygun düşen beyanları değerlendirilmelidir. Tanığın yaşı itibari ile görmediği bir olayı kurgulaması ve anlatması beklenemez. Ancak yönlendirme yapıldığında yapılan yönlendirmeye uygun olarak beyanda bulunması düşünülebilir. Olayımızda da tanığın ilk alınan ifadesinin açık açık yönlendirildiği ve tahkikatın yanlış yöne sevk edilmek istendiği görülmektedir. Poliste alınan ikinci ifadesinde ve Cumhuriyet Savcılığında alınan ifadesinde tanık olayı bütün çıplaklığıyla anlatmıştır. Tanığın beyanını doğrulayan mahkememizin ilk hükmünde tartışılan deliller de mevcuttur. Maktulenin evde kanlar içinde yatarken bulunması üzerine polis ve ambulans aranmaksızın aile büyükleri aranmış, onların olay yerine gelmeleri sağlanmış, deliller karartılmıştır. Maktulenin tırnak arasından alınan svapları da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Resmi bir sıfatı olmayan aile dostu Mehmet.. çağrıldığı halde ambulans ve polise haber verilmemesi düşündürücüdür. Mehmet..'ın da olayı başından beri yanlış yöne sevk ettiği ve beyanlarının doğru olmadığı sabittir. Maktulenin düşüp kafasını vurduğu ya da halının kaydığı şeklinde bildirimlerde bulunulmuş, resmi sağlık görevlileri yanıltılmak istenmiştir. Maktulenin bulunduğu yere gelen görevliler maktulenin öldüğünü olay yerinde tespit etmişler ancak hayata döndürebilmek amacıyla maktuleyi ambulansa almışlardır. Buradan maktuleyi hastaneye götürmüşler, üzerini soyduklarında bıçak darbelerini görmüşler, öldürüldüğünü söylediklerinde maktulenin akrabaları hastaneden kaçışmışlardır.Maktulenin eşi olan sanık hastaneye hiç gitmemiş, cenazeye dahi katılmamıştır. Sanığın akrabalarının bu tür garip davranışlar sergilemelerinin arkasında yatan gerçeğin Halil ...'ın ifadesinde belirtildiği gibi maktuleyi sanığın öldürülmesi olduğu anlaşılmaktadır. Tanık Halil.. ...'ın davanın bütün aşamalarında beyanlarının akrabaları tarafından yönlendirilmeye çalışıldığı 8 yaşındaki çocuğa önce Duygu ablamın sevgilisi öldürdü senaryo ezberletildiği, daha sonra duruşmada hiçbir şey görmediğine dair beyanda bulunmasının sağlandığı, kesif mahallinde de mahkememizin ara kararında belirtilmemiş olmasına rağmen naip hakim tarafından dinlenilmek istenildiğinde yaşı itibariyle tanıklıktan çekilmenin anlamını bilemeyecek durumda olan çocuğun hata yapıp ağzından bir söz kaçırır düşüncesiyle tanıklıktan çekilmesinin sağlandığı görülmektedir. Mahkememizce tanığın beyanları çelişkili olsa da yukarıda belirtilen gerekçelere nazaran babasının öldürdüğüne dair beyanlarına itibar etmek gerektiği kanaatine varılmıştır" gerekçesiyle direnilerek sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına hükmolunmuştur. Re’sen temyize tâbi olan bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 01.03.2013 gün ve 179042 sayılı “onama” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Sanığın resmi nikahlı eşini kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın atılı suçu işleyip işlemediği noktasında toplanmakta ise de, öncelikle maktûle ve sanığın müşterek çocuğu olan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında önce çekinme hakkını kullanmayan ancak daha sonra yapılan keşifte tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık Halil ..’ın önceki beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Maktûle ve sanığın müşterek çocuğu olan, soruşturma ve kovuşturma aşamasında önce çekinme hakkını kullanmayan ancak daha sonra yapılan keşifte tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık Halil M..’ın önceki beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağına ilişkin önsorunun değerlendirilmesinde: İncelenen dosya kapsamından; Olay gecesi saat 00.15 sıralarında polise yapılan bir ihbar üzerine maktulün öldürülmesine ilişkin olarak soruşturmaya başlanıldığı, olaya ilişkin bilgisi olan diğer kişilerle birlikte maktûle ve sanığın ortak çocukları olan 1996 doğumlu Halil ..'ın da kolluk tarafından olaydan bir gün sonra 24.03.2004 tarihinde ifade sahibi sıfatıyla beyanının alındığı, tanığın bu beyanında annesini aile dostları olan Mehmet .. isimli şahsın kızı Duygu'nun sevgilisinin öldürdüğünü söylediği, bu beyan üzerine tespit edilen kişilerin 02.04.2004 günü saat 18.35 sıralarında emniyette tanık Halil ...'e teşhis ettirildiği, kendisine gösterilen kişiler arasında annesini öldüren kişinin olmadığını ve gerçeği anlatacağını beyan etmesi üzerine aynı gün 21.00 sıralarında yine ifade sahibi olarak ek ifadesinin alındığı, Cumhuriyet savcısı tarafından da 03.04.2004 günü çekinme hakkı hatırlatılmak suretiyle tanık olarak ifadesinin tespit edildiği, tanık Halil ..'in annesini babası olan sanığın öldürdüğüne ilişkin anlatımda bulunduğu, Kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda 02.06.2004 tarihinde tanıklıktan çekinme hakkının hatırlatılmasına karşın tanık sıfatıyla ifade verdiği, naip hakim vasıtasıyla 27.06.2005 tarihinde yapılan keşifte ise kendisine hatırlatılması üzerine çekinme hakkını kullanarak tanıklık yapmayacağını beyan ettiği, Yerel mahkemece; “olayın tek görgü tanığı olan Halil ... keşif sırasında tanıklık yapmayacağını beyan etmiş ise de, tanık daha önce emniyet müdürlüğü, C.savcılığı ve ağır ceza mahkemesi huzurunda tanık olarak ifade vermiştir. Bu tanık mahkemede beyanda bulunmuş olduğundan 5271 sayılı CMK’nın 210/2 ve 1412 sayılı CMUK’nın 245. maddesindeki tanığın beyanının hükme esas alınmayacağına ilişkin düzenlemenin bir anlamı bulunmamaktadır. Tanık mahkemede çekinme hakkını kullanmadığına göre beyanlarının hükme esas alınabileceği kanaatine varılmıştır” gerekçesiyle tanık Halil ..'in beyanının hükme esas alındığı, Anlaşılmaktadır. Tanık Halil ..'ın soruşturma aşamasındaki tanıklığı 1412 sayılı CMUK'nun yürürlüğü zamanında başlayıp kovuşturma aşamasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra da devam etmiş olması nedeniyle ön soruna ilişkin uyuşmazlık her iki kanun yönünden de ele alınmalıdır. Tanıklıktan çekinme 1412 sayılı CMUK’nun 47. maddesinde; "Aşağıdaki kimseler şahitlikten çekinebilirler: 1 - Maznunun nişanlısı, 2 - Evlilik bağı kalmasa bile karısı veya kocası, 3 - Maznunun nesepten veya sebepten usul ve füruu yahut üçüncü dereceye kadar (Bu derece dahil) nesepten veya kendisiyle sıhriyet hasıl olan evlilik bağı kalmasa bile ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sebepten civar hısımları ve maznun ile aralarında evlatlık bağı bulunanlar. Yukarda yazılı kimselere dinlenmezden evvel şahitlikten çekinmek hakları olduğu bildirilir. Bu hakkı istimalden vazgeçenler dinlenirken dahi vazgeçmelerini geri alabilirler", 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun 45. maddesinde ise; "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler" biçiminde düzenlenmiştir. Benzer şekilde düzenlenmiş olan maddeler arasındaki tek farklılık 5271 sayılı CMK'nun 45/2. maddesinde getirilen, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanların, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilecekleri yönündeki hükümdür. Başlangıçta tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayan tanıkların daha sonra kovuşturma aşamasında tanıklıktan çekinme haklarını kullanmaları 1412 sayılı CMUK'nun "Şahitlikten çekinme hakkını sonradan kullanan şahidin ifadesi" başlıklı 245. maddesinde; "Duruşmadan önce dinlenipte ilk defa olarak duruşma esnasında şahitlik etmekten çekinmek hakkını kullanan şahidin yazılı ifadesi dahi okunmaz" şeklinde düzenlemiş iken 5271 sayılı CMK'nun "Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı 210. maddesinin ikinci fıkrasında; "Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz" biçiminde düzenlenmiş, aynı kanunun 217. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde; "Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir” ve "Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar" başlıklı 209. maddesinin ilk fıkrasında; "Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur" hükümleri getirilmiştir. Böylece 5271 sayılı Kanunun 210. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olmasına karşın daha önce bu hakkını kullanmayan bir tanık duruşmada tanıklıktan çekindiğinde önceki ifadesine ilişkin tutanaklar da okunamayacak, 217. maddenin birinci fıkrasındaki hüküm uyarınca, hakim kararını duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceği için tanığın daha önceki aşamada tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayarak verdiği beyanlar hükme esas alınamayacaktır. Bu açıklamalar ışığında önsoruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; Gerek 1412 sayılı CMUK'nun 47, gerekse 5271 sayılı CMK'nun 45. maddeleri uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunan, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı ve kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayarak tanıklık yapan, ancak duruşmanın devamı niteliğindeki keşifte tanıklıktan çekinme hakkını kullanan, maktûle ve sanığın ortak çocukları 1996 doğumlu Halil...'ın tanıklıktan çekinmiş olması nedeniyle önceki beyanlarının 5271 sayılı CMK'nun 210 ve 217. maddeleri uyarınca hükme esas alınmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, tanık Halil ..'ın beyanlarını hükme esas alan yerel mahkeme uygulamasında isabet bulunmamaktadır. Önsoruna ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı; "Maktule ve sanığın müşterek çocukları olan tanık Halil .., mahkemede dinlendiği sırada o sırada yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 47. maddesine göre usulüne uygun biçimde çekinme hakkının hatırlatılmasına rağmen bu hakkını kullanmamıştır. Tanığın mahkeme huzurunda ilk kez ifade verdiği sırada tanıklıktan çekinmiş olması halinde 1412 sayılı CMUK'nun 245 ve 5271 sayılı CMK'nun 210/2 maddelerinin açık anlatımı karşısında, soruşturma aşamasında verdiği ifadeler okunamayacak dolayısıyla da 5271 sayılı CMK’nun 217/1. maddesi uyarınca bu beyanlar duruşmaya getirilmediği ve tartışılmadığı için hükme esas olamayacaktır. Ancak olayımızda farklı bir durum olarak, tanık önce mahkeme huzurunda kendisine tanıklıktan çekinme hakkı hatırlatılmasına karşın tanıklıktan çekinmeyerek tanıklık yapmış ve önceki ifadeleri de duruşmada okunmuştur. Bu aşamadan sonra keşif sırasında tanıklıktan çekinmesi, eski beyanlarının hükme esas alınamayacağı anlamına gelmemelidir. Çünkü önceki beyanları zaten tarafların tartışması için duruşmada okunmuş yani mahkemenin önüne getirilmiştir. Buna göre artık bu beyanların 5271 sayılı CMK'nun 217/1 maddesi gereğince hükme esas alınmasında kanuni bir engel bulunmamaktadır. Öte yandan 5271 sayılı CMK’nun 45/3. maddesindeki; 'Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler' ifadesi beyanların alındığı sırada da çekinmenin mümkün olduğunu, ancak dinlenme bittikten sonra çekinmenin sözkonusu olmayacağına işaret etmektedir. Somut olayda tanık zaten önceki aşamada ve mahkeme huzurunda bildiklerini anlatıp tanıklık yaptığı için keşifte dinlenilmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır. Aksinin kabulü halinde tanıklıktan çekinme hakkı bulunup da bu hakkını kullanmayıp tanıklık yapan kişilerin hükmün kesinleşmesine kadar her zaman mahkemeye gelerek tanıklıktan çekinme haklarını kullanmak istediklerini beyan etmeleri ve böylece önceki beyanların hükme esas alınamaması ihtimali doğabilecektir. Bu nedenle, kovuşturma aşamasında önce çekinme hakkını kullanmayan tanığın daha sonra çekinme hakkını kullanması halinde önceki beyanlarının hükme esas alınabileceğine karar verilmelidir" düşüncesiyle, Önsoruna ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle tanığın beyanının hükme esas alınabileceği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Önsoruna ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesinin, karşı oy düşüncesine ise esasa ilişkin uyuşmazlığın altında yer verilmiştir. Tanık Halil ..'ın beyanlarının hükme esas alınmaması gerektiğine karar verilmiş olması nedeniyle bu beyanlar dışındaki deliller gözönüne alınarak sanığın olay tarihinde resmi nikâhlı eşini öldürüp öldürmediği, yani suçun sübutuna ilişkin uyuşmazlığın değerlendirilmesine gelince: İncelenen dosya kapsamından; 1960 doğumlu olan sanık ile 1970 doğumlu olan maktulenin 14 yıllık evli oldukları ve bu evlilikten Reha .., Zeliha .., Halil .. ve Nermin .. isimli müşterek 4 çocuklarının bulunduğu, 23.03.2004 günü saat 22.00 sıralarında maktulenin Adil .. isimli komşularına süt almak için gönderdiği çocuğu Reha ..’nin eve gelerek kapıyı çaldığı, salonun ışıklarının yanmasına ve zile basmasına rağmen kapıyı açan kimsenin olmadığı, bunun üzerine Reha ..’nin yakında bulunan amcalarının eşleri olan Durnel ve Asiye'ye annesini sorduğu, maktuleden haberlerinin olmadığını söylemeleri üzerine yarım saat kadar orada oyalandıktan sonra Asiye isimli yengesinde bulunan kardeşi Zeliha ..'u da alarak tekrar evlerine geldiği, çocuk odasının ışıklarının yandığını gördükleri, zile basmalarına rağmen kapı açılmayınca bir sopa ile demir dış kapının kilidini itmek suretiyle açarak içeriye girdikleri, içeride holde anneleri maktuleyi çamaşır makinesinin önünde yatar vaziyette gördükleri, bağırmaları üzerine oturma odasında uyuyan kardeşleri Halil .. ve Nermin., Reha ..'nin koşarak bu durumu yengelerine haber verdiği, onların da saat 23.00 sıralarında sanığın ve kardeşlerinin işlettiği Osmaniye ili Musa .. Bulvarı üzerinde sebze hali yakınlarında bulunan Güney .. telefon ederek sanık ve kardeşlerine olayı “yengem düşmüş” şeklinde ilettikleri, sanık ve yanındaki arkadaşı Mehmet ..’ın eve geldikleri, ancak bu aşamadan sonra 112 acil servise Mehmet.. tarafından saat 23.13' te haber verildiği, saat 23.16'da acil servis ekibi geldiğinde olay yerinin aşırı şekilde kalabalık olduğu, maktulenin nefes almadığını tespit etmelerine rağmen vücudunun sıcak olması nedeniyle müdahale etmeye çalıştıkları, olay yerinde yetersiz ışık bulunmasından maktuleyi ambulansa taşıyarak müdahale ettikleri ve saat 23.26'da Osmaniye Devlet Hastanesi acil servisine ulaştırdıkları, sanığın bu sırada hastaneye gelmeyerek evde kaldığı, maktuleye müdahale etmek için üzerindeki eşyalar çıkartıldığında bıçaklanarak öldürüldüğünün ortaya çıktığı, maktulenin öldürüldüğünün anlaşılmasından sonra hastaneye gelen yakınlarının da hemen oradan ayrıldıkları, maktuleyi morga indirmek için yakınlarından kimsenin bulunamamasının hastane p
Ceza Genel Kurulu, 2017/1087 E., 2018/211 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
5271 sayılı CMK’nun 45. maddesi;
Ceza Genel Kurulu         2017/1087 E.  ,  2018/211 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Günü : 23.03.2015 Sayısı : 221-153 Kasten nitelikli öldürme suçundan sanık ...'ın, TCK’nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 82/1-g, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.03.2015 gün ve 221-153 sayılı resen temyize tabi hükmün, sanık ve müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.07.2017 gün ve 2373-2576 sayı ile, TCK'nun 53. maddesinin uygulanması yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.09.2017 gün ve 50889 sayı ile; "...Sanık ...'nin oğlu, sanık ...'ın ise kardeşi olan....'ın, 23.06.2012 tarihinde uyuşturucu alışverişinden doğan bir alacak nedeniyle öldürüldüğü, ....'i öldürdüğünden bahisle hakkında dava açılan ...'nın yargılamasının Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde sürdüğü, anılan yargılamanın 07.03.2013 tarihinde yapılan ilk oturumunda tutuklu olan sanık ...'nın, öldürme olayı ile ilgili suç teşkil edecek bir eylemi bulunmadığını savunarak ...'nun olaya tanık olduğunu anlattığı, 07.03.2013 tarihli oturuma gelmeyen Seyit hakkında tanık sıfatıyla zorla getirme kararı verilerek duruşmanın 30.04.2013 tarihine ertelendiği, 30.04.2013 tarihinde yapılacak duruşmaya katılmak üzere .... ve ...'ın adliyeye gittikleri, ....'nin yanında bıçak olduğunu sanık ...'a söylediği, adliyede sanıklar .... ve ...'a akrabaları olan sanık ...'nın da katıldığı, saat 15.00 sıralarında duruşma salonunun önünde tanıklık yapmak için bekleyen maktul ...'i gören ....'nin maktul ile konuşmaya başladığı, maktulün tanıklığının 23.06.2012 tarihli olayda yargılanan ...'nın lehine olduğunu düşünen ....'nin bağırarak 'ifade vermeyeceksin' dediği, maktulün tanıklık yapmaktan vazgeçmemesi üzerine sanıklar ve kimlikleri tam olarak tespit edilemeyen yakınlarının maktulün üzerine yürüyerek onu 'sol kaş, burun sol kanat, burun sağ kanat, sağ ve sol elmacık kemiği, sağ boyun ve sol boyun' bölgelerinde ekimoz ve cildi sıyrıklar oluşturacak şekilde darbettikleri, bu sırada sanık ...'nin üzerinde sakladığı bıçağı çıkartarak aşağıdan yukarıya seyirli olacak şekilde maktulün sol göğüs bölgesine bir bıçak darbesi vurduğu, olayı gören polis memurlarının müdahale edip biber gazı sıkmasıyla arbedenin son bulduğu ve kalabalığın dağıldığı, maktulün iç organ yaralanması ve kan kaybı nedeniyle öldüğü olayda; sanık ...'nin fiili doğrudan doğruya gerçekleştiren kişi olduğu hususunda bir şüphe bulunmamaktadır. İddianamede sanık ...'ın eyleme yardım ettiğinden bahisle hakkında TCK'nun 39. maddesinin uygulanması talep edilmiş ise de, annesi olan sanık ...'de bıçak olduğunu bilen sanık ...'ın tartışma sırasında doğrudan maktulün üzerine yürümesi ve onun hareket serbestisini kaldırması karşısında, annesi ....'nin bıçaklı eylemini gerçekleştirmesini sağlayarak öldürme eylemini birlikte gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Diğer sanık ...'nın hukuki durumu ise kanaatimizce gerek mahkemece gerekse Yüksek Yargıtay tarafından hatalı değerlendirilmiştir. Sanık ...'nın, maktule bıçak vurarak ölüm sonucunu doğuran eylemi gerçekleştiren sanık ...'de bıçak olduğunu bildiğine dair dosya kapsamında hiçbir delile rastlanmamıştır. Adliyeye girişte sanık ...'nin X-Ray cihazından geçmesine rağmen üzerindeki bıçağın tespit edilememesi karşısında sanık ...'nın, ....'de bıçak olduğunu bilebilecek durumda olduğunun kabulü de mümkün değildir. Aksine bir düşünce şüphenin sanık aleyhine sonuç doğurmasına neden olacaktır. İnceleme konusu olayda, adliye koridorunda duruşma beklerken sanık ... ile maktul arasındaki konuşmalara şahit olan sanık ...'nın, ani gelişen kavgaya karışarak tanıklık yapmasını istemediği Seyit'i darp ettiği anlaşıldığından eylemine uyan kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaralama suçundan cezalandırılması gerekmektedir. Kabule göre de; hükmün gerekçesinde 'Bir suçun failine, onun haberi olmaksızın, tek taraflı iradeyle, suçun işlenmesine başlamadan önce veya suçun icrası sırasında yardım edilmesi hâlinde, müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak sorumlu tutulmak gerekir' şeklinde açıklama yapılmasına rağmen, bu gerekçe ile bağdaşmayacak şekilde sanık ...'nin üzerinde bıçak bulundurduğunu bilmeyen ve bilebilecek durumda da bulunmayan sanık ...'nın, ....'nin öldürme eylemine fail olarak katıldığının kabul edilmemesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ve dosya arasında bulunan hükme esas alınabilecek deliller değerlendirildiğinde; sanık ...'nın, ani gelişen kavga sırasında maktulü yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten yaraladığı kanaatine varılmakla, darp sonucu maktulün boyun ve yüz bölgelerindeki yaraların niteliği tespit edildikten sonra eylemine uyan TCK'nun 86/1 veya 2. ve aynı Kanunun 86/3-c maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması kanuna aykırıdır" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.10.2017 gün ve 1860-3089 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıklar ... ve ... hakkında kasten nitelikli öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kasten nitelikli öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten nitelikli öldürme suçunu mu, yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce Ceza Genel Kurulu Başkanınca, soruşturma aşamasında tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayan ancak kovuşturma aşamasında tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık ...'ın önceki beyanları ile inceleme dışı sanık ... tarafından sonradan kabul edilmeyen ve müdafii bulunmadan düzenlenen 30.04.2013 tarihli tutanağın hükme esas alınıp alınamayacağının belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu konunun değerlendirilmesi gerekmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'nın ablası ve inceleme dışı sanık ...'nin gelini olan tanık ...'ın olay günü kolluk tarafından alınan beyanında; yaklaşık bir yıl önce öldürülen....’ın eşi olduğunu, bu olay nedeniyle Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davada ifade vermek üzere olay günü adliyeye geldiğini, inceleme dışı sanıklar .... ve ...ile birlikte koridorda banklarda oturduklarını, bu sırada inceleme dışı sanık ...’nin bir erkekle tartışmaya başladığını, kucağında çocuğu olduğu için tartışmaya karışmadığını, bir müddet sonra inceleme dışı sanık ... ile kayınlarının, tartıştıkları bu şahıs ile kavga etmeye başladıklarını, kavgaya müdahale eden polislerin biber gazı sıktıklarını, olaydan sonra eve gittiğinde birlikte oturdukları kayınvalidesi olan inceleme dışı sanık ...’ye ait çamaşırların yıkanmış hâlde makinede bulunduğunu, kendisinin eve gelinceye kadar kayınvalidesinin eve gelerek kıyafetlerini değiştirmiş olduğunu, olay esnasında sanıkların bıçak kullanıp kullanmadıklarını görmediğini beyan ettiği, Kovuşturma aşamasında Enez Asliye Ceza Mahkemesince istinabe yoluyla yapılan 12.12.2014 gün ve 2014/69 sayılı duruşmada, tanık ...'ın tanıklıktan çekinme hakkını kullanmak istediğini beyan ettiği, 30.04.2013 tarihli tutanakta ise; olaydan hemen sonra adliye içinde yakalanan inceleme dışı sanık ...'la polis arama noktasında bulunan odada polis memurlarınca müdafii olmadan yapılan ön mülakatta, bir yıl önce öldürülen kardeşi....’ın duruşması için ağabeyi ...., annesi ..., dayısı ... ve dayısının oğulları Eyüp ve ... ile birlikte adliyeye geldiklerini, duruşmayı bekledikleri esnada tanık sıfatı ile ifade vermek için duruşma salonu dışında bekleyen ... ile kavga etmeye başladıklarını, adliyeye kavga amaçlı gelmediklerini fakat annesi olan sanık ...’nin adliyeye girmeden önce düşmanları olduğu için üzerine bıçak aldığını ve bu bıçağı adliye binasına sokacağından kendilerinin de bilgisi olmasını istediğini, bıçaklama olayını annesi ....’nin gerçekleştirdiğini, kendisinin de suçu üzerine alacağını söylediğini, doktor raporu alındıktan sonra Cinayet Büro Amirliğinde devam eden mülakatta sanığın aynı ifadeleri tekrarladığını ve annesi olan sanık ...’nin olaydan önce adliyeye nasıl bıçak sokabileceğini sorduğunu beyan ettiğinin belirtildiği, İnceleme dışı sanık ...'ın, 01.05.2013 tarihli savcılık ifadesinde ve 28.04.2014 tarihli oturumdaki savunmasında; 30.04.2013 tarihli tutanak içeriğini kabul etmediğini beyan ettiği, Yerel mahkemece, ...'ın soruşturma aşamasındaki beyanı ile 30.04.2013 tarihli tutanağın hükme esas alındığı, Anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK’nun 45. maddesi; "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler" biçiminde düzenlenmiştir. Soruşturma aşamasında çekinme hakkını kullanmayan tanıkların kovuşturma aşamasında tanıklıktan çekinme haklarını kullanmaları, 5271 sayılı CMK'nun "Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı 210. maddesinin ikinci fıkrasında; "Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz" biçiminde düzenlenmiş, aynı Kanunun 217. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde; "Hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir” ve "Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar" başlıklı 209. maddesinin ilk fıkrasında; "Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur" hükümleri getirilmiştir. Böylece 5271 sayılı Kanunun 210. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olmasına karşın daha önce bu hakkını kullanmayan bir tanık duruşmada tanıklıktan çekindiğinde önceki ifadesine ilişkin tutanaklar da okunamayacak, 217. maddenin birinci fıkrasındaki hüküm uyarınca, hâkim kararını duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceği için tanığın daha önceki aşamada tanıklıktan çekinme hakkını kullanmayarak verdiği beyanlar hükme esas alınamayacaktır. Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nun "İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesinin dördüncü fıkrası; "Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Ceza Genel Kurulunun 18.06.2013 gün 59-302 ve 16.05.2006 gün 137-142 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, ceza muhakemesi hukukunda vicdani delil sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen, hem delil serbestliği, hem de delillerin değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza muhakemesinde somut gerçek arandığından, hâkimi bu gerçeğe götürebilecek her şey delil olabilir. Ancak, hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza muhakemesinde şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını yaralayacaktır. Bu bağlamda, şüpheli veya sanığın kolluk ifadesi de bir delildir. Ancak müdafii hazır olmaksızın alınan ifade şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Şüpheli veya sanık, hâkim veya mahkeme huzurunda, müdafisiz alınan kolluk ifadesini doğruladığı takdirde, hükme esas alınabilir. Şüpheli veya sanığın, müdafii olmadan alınan kolluk ifadesini Cumhuriyet savcılığında doğrulaması, hükme esas alınması için yeterli olmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; 5271 sayılı CMK'nun 45. maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunan ve soruşturma aşamasında kolluk tarafından beyanı alınıp istinabe yoluyla yapılan duruşmada tanıklıktan çekinme hakkını kullanan sanık ...'nın ablası ve inceleme dışı sanık ...'nin gelini olan tanık ...'ın önceki beyanları ile olayın hemen ardından polis memurlarınca müdafii bulundurulmaksızın yapılan ön mülakat sonucu beyanlarının yazıya aktarılması suretiyle düzenlenen ve sonradan inceleme dışı sanık ... tarafından doğrulanmayan 30.04.2013 tarihli tutanağın, 5271 sayılı CMK'nun 148/4, 210 ve 217. maddeleri uyarınca hükme esas alınmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, tanık ...'ın soruşturma aşamasındaki beyanını ve 30.04.2013 tarihli tutanağı hükme esas alan yerel mahkeme uygulamasında isabet bulunmamaktadır. Ön sorunun bu şekilde çözümlenmesinden sonra, tanık ...'ın soruşturma aşamasındaki beyanı ile 30.04.2013 tarihli tutanak dışındaki mevcut delillere göre sanık ...'nın eyleminin kasten nitelikli öldürme suçunu mu, yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğuna ilişkin uyuşmazlık konusu ele alındığında; İncelenen dosya kapsamından; İnceleme dışı sanıklardan ...’ın oğlu, ...’ın kardeşi ve aynı zamanda sanık ...’ın da eniştesi olan....’ın uyuşturucu madde satışından kaynaklanan alacak meselesi nedeniyle öldürüldüğü olaya ilişkin Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/72 esas sırasında görülmekte olan kamu davasında, mahkemece 07.03.2013 tarihli ara kararla maktul ...’nun tanık olarak dinlenmek üzere 30.04.2013 tarihinde yapılacak oturuma zorla getirilmesine karar verildiği, inceleme dışı sanık ..., tanık ... ve soruşturma aşamasında evrakı tefrik edilen ....’ın 07.03.2013 tarihli oturumda katılan sıfatıyla hazır bulundukları ve maktul ...’nun bir sonraki oturuma zorla getirileceğinden haberdar oldukları, 30.04.2013 tarihli olay yeri inceleme raporunda; Diyarbakır Adliyesinin zemin katında bulunan 3. Ağır Ceza Mahkemesi ile 4. Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki koridor üzerinde bir şahsın kesici, delici aletle yaralanarak Devlet Hastanesi Acil Servisine kaldırıldığı ve burada öldüğünün anlaşılması üzerine yapılan inceleme ve araştırmada, adliye binası zemin kat koridor üzerinde kırmızı renkte kana benzer leke, bir adet yarım litrelik pet su şişesi, bir adet mavi renkte kenarları kırmızı oyalı bayan eşarbı ve gri renkte uzun kollu çocuk yeleği olduğu, ayrıca olayla ilgili olarak ... isimli şüpheli şahsın yakalandığı, olayda kullanılan bıçağın erkekler tuvaletinde tuvalet deliği içerisinde bulunduğunun bildirilmesi üzerine, tuvalet deliğinde metal bir cisim görüldüğü ve tuvalet deliğinden kabza uzunluğu 10 cm, namlu uzunluğu 9 cm olan, namlu ucu sivri ve namluda çentik bulunan, siyah kabzalı ve kapalı vaziyette bulunan bıçağın ele geçirildiğinin belirtildiği, Ekspertiz raporunda; ele geçirilen bıçak üzerinde herhangi bir vücut izine rastlanılmadığının bildirildiği, 30.04.2013 tarihli tutanakta; adliye binasında bulunan güvenlik kamera kayıtları incelendiğinde, inceleme dışı sanık ...'nin erkekler tuvaletine kamera saatine göre 15.16.18'de girdiği ve 15.17.27'de çıktığına dair tespitte bulunulduğu, 30.04.2013 tarihli tutanakta; inceleme dışı sanık ...’ın polisler tarafından yakalandığında, bahse konu yere ..., ... ve .... isimli kişilerle geldiğini söylemesi üzerine, telefon numarasını verdiği sanık ...’ın polis memurlarınca arandığının ve adliyeye gelmesi gerektiğinin söylendiğinin, ardından saat 17.59'da sanık ...’ın aynı telefon numarasını arayıp "Siz kimsiniz, beni neden aradınız" dedikten sonra telefonu kapattığının ve adliyeye gelmediğinin tutanak altına alındığı, 30.04.2013 tarihli ev arama tutanağında; inceleme dışı sanık ...'nin evinde çamaşır makinesinin içinde bulunan ıslak vaziyetteki “Rumeysa” ibareli siyah renkli etek ile “Berra” ibareli mor renkli penye kıyafet üzerinde kana benzer lekeler görüldüğünün, mini buzdolabının üzerinde tanık beyanlarında bahsi geçen kırmızı renkli poşete benzer “Bayer Health” ibareli kırmızı, beyaz renkli poşet ile kıyafetlerin muhafaza altına alındığının bildirildiği, 30.04.2013 tarihli genel adli muayene raporunda; inceleme dışı sanık ...'ın sol maksillada 0,5 cm uzunluğunda çizik, sol skapulada 3 adet 4 cm uzunluğunda abrazyon olduğunun ve yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olduğunun tespit edildiği, 30.04.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; maktulün sağ kaş üzerinde 2 cm, burun sağ kanadında 1 cm, burun sol kanadında 1 cm, birbiri ile ilişkili sağ ve sol elmacık kemiği üzerinde sırasıyla 1,5 ve 1 cm, boyun sağ yanda 2,5 cm uzunluğunda ekimozlar olduğu ve sağ yanak üzerinde 0,5 cm uzunluğunda kenarları düzgün cilt kesisi bulunduğu; maktulün vücudunda, sol göğüs ön yüzde bulunan bir adet kesici delici alet yarasının müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, kesici delici alet yarası cilt, cilt altı bulgularına göre suçta kullanılan aletin aletin bir kenarının keskin, diğer kenarının küt olduğu, kişinin ölümünün kesici delici alet yarasına bağlı iç organ delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu bilgilerine yer verildiği, 30.04.2013 tarihli canlı teşhis tutanağında; tanıklar ..., ... ve ...’nin, inceleme dışı sanık ...’ın maktulü darbettiğini ve yüzünü tırmaladığını, ancak elinde bir şey olup olmadığını görmediklerini beyan ederek bu kişiyi kesin ve net olarak teşhis ettiklerinin; 27.05.2013 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında ise, tanıklar ...ile ...’ın sanık ...’ı kesin ve net olarak teşhis ederek sanığın, maktulü darbettiğini, ancak elinde bir şey görmediklerini beyan ettiklerinin ve tanık ...’nin kendisine gösterilen fotoğraflardan kimseyi teşhis edemediğini ifade ettiğinin belirtildiği, Adliye Sarayı güvenlik kameralarındaki görüntüler incelendikten sonra düzenlenen 01.05.2013 tarihli görüntü inceleme tutanağında; saat 13.45.35 sıralarında inceleme dışı sanık ...’nin adliye bahçesinden misafir girişine doğru hareket ettiği ve kamera saatine göre 13.45.44 sıralarında adliyeye girdikten sonra X-Ray cihazından geçtiği, sonrasında 13.46.02’ta ağır ceza mahkemeleri duruşma salonlarının bulunduğu alana doğru hareket hâlinde olduğu ve koridorda bulunan kalabalığa karıştığı; saat 13.50.48 sıralarında inceleme dışı sanık ...’ın adliye bahçesinden misafir girişine doğru hareket ettiği ve kamera saatine göre 13.51.19 sıralarında adliye içerisine girdikten sonra X-Ray cihazından geçtiği, sonrasında saat 13.52.40’ta ağır ceza mahkemeleri duruşma salonlarının bulunduğu alana doğru hareket hâlinde olduğu ve koridorda bulunan kalabalığa karıştığı; saat 15.14.50 sıralarında kalabalık içerisinde hareketlenme olduğu ve bu gruba doğru resmi kıyafetli polislerin müdahale ettiği, kalabalıkta bulunan bazı vatandaşların kaçıştığı, ancak kalabalıkta meydana gelen olay ve olaya karışan şahısların net olarak tespit edilemediği, kalabalık içerisinden kamera saatine göre saat 15.16.10 sıralarında inceleme dışı sanık ...’ın polis memurları tarafından yakalanarak götürüldüğü bilgilerine yer verildiği, 10.06.2013 tarihli tutanakta; sanık ...'ın yaklaşık 1 ay kadar önce Irak'a çalışmaya gittiğinin ve adresinin belli olmadığının bildirildiği, 05.08.2013 tarihli yakalama tutanağında; sanık ...’ın 05.08.2013 tarihinde saat 08.20 sıralarında Habur Kara Hudut Kapısı Yolcu Giriş Peronuna Irak'tan giriş yaptığı sırada pasaport kontrolü esnasında yakalandığının belirtildiği, 23.09.2013 tarihli dosya inceleme tutanağında; Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/72 esas sırasında görülmekte olan dosyanın incelenmesinde,.... ile Musa Doğan isimli şahısların 23.06.2012 tarihinde öldürülmeleri olayı ile ilgili olarak maktul ...’nun 25.06.2012 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla ifadesinin alındığı, soruşturma sonucunda ... ve İrfan Uğurlayan isimli şahıslar hakkında kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kamu davası açıldığı, soruşturma aşamasında alınan ifadesinde ...'nın, maktul ...'nun diğer kişiler ile birlikte tanık olarak dinlenmesini talep ettiği, ...’nın duruşmada alınan savunmasında da aynı şekilde ...'nun olayla ilgili tanık olarak dinlenmesini talep ettiği, bu nedenle mahkemece ...'nun 30.04.2013 tarihinde yapılacak duruşmaya zorla getirilmesine karar verildiği tespitlerine yer verildiği, Kovuşturma aşamasında alınan 20.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda; güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesinde; olay öncesinde Diyarbakır Adliye Sarayı vatandaş giriş kapısının önündeki bahçede sağ tarafta ağaç altında oturan 6-7 kişi olduğu, kamera saatine göre 13.45.30’da inceleme dışı sanık ...’ın ayağa kalkarak vatandaş giriş kapısına doğru gelip adliyeye girdiği, 13.51.00’da bahçede oturan gruptan iki kişi ile bir çocuğun ayrılarak aynı girişe geldikleri, arkalarından da bir kadının aynı şekilde adliye binasına giriş yaptığı, bu şahıslardan kırmızı renkli kazak ve üzerine siyah renkli ceket giyen kişinin inceleme dışı sanık ... olduğu, bahçede oturan gruptan geriye kalan 3 kişi birlikte kalkarak saat 13.55.33’te vatandaş giriş kapısına yöneldikleri; saat 13.45.54’te inceleme dışı sanık ...’ın, X-Ray cihazından, cihaz uyarı vermeden elinde küçük bir poşetle geçerek adliye girdiği, saat 13.51.51’de bahçede beraber oturan gruptan ayrılarak gelen inceleme dışı sanık ... ve yanındaki yeşil tişört giyen şahıs ile erkek çocuğun ve arkalarından gelen kadının, X-Ray cihazından geçtikleri, koyu yeşil tişört giyen şahısta ilk geçişte cihaz ışığının yanmadığı, ancak önündeki kişinin geçmesi için cihazın tarama alanına geri yaklaştığında X-Ray cihazının orta bölümündeki kırmızı ışıkların yandığı, arkalarından gelen kadının, elindeki poşeti giriş kapısındaki görevliye verdiği ve görevlinin poşetin ağız kısmını açarak içine baktıktan sonra poşeti kadına geri verdiği, şahısların daha sonra adliye duruşma salonlarının bulunduğu koridora yöneldikleri; kamera saatine göre 13.45.56’da inceleme dışı sanık ...’nin, iç kısıma doğru ilerlediği, saat 13.52.13’te de inceleme dışı sanık ... ve beraberinde bulunan yeşil tişörtlü şahsın pantolon kemerlerini taktığı ve bayan şahıs ile çocuğun onları beklediği, sonrasında birlikte iç kısma yöneldikleri; saat 13.46.02’de inceleme dışı sanık ...’nin 4. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunun bulunduğu yöne doğru ilerlediği, saat 13.52.43’te inceleme dışı sanık ... ve yeşil tişörtlü şahıs ile bayan şahsın, inceleme dışı sanık ...’nin gittiği yöne doğru yöneldikleri; kamera saatine göre 15.14.56’da resmi giyimli polis memurlarının 3 ve 4. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonlarının arasında kalan yere doğru koştukları ve polis memurlarının gittiği yönde bulunan kalabalıkta bir kargaşa olduğu, saat 15.16.26’da inceleme dışı sanık ...’ın polisler tarafından adliye nezarethanesine doğru götürüldüğü, saat 15.24.24’te sol göğüs kısmına kompres yapılan bir şahsın sedyeyle vatandaş giriş kapısına doğru götürüldüğü, aynı zamanda yeşil renkli tişört giyen şahıs ile bayan şahsın da kargaşanın yaşandığı yerden sedyeyi takip ederek geldikleri, 15.26.48’de yaşlı bir kadının kargaşanın yaşandığı kısımdan gelip bayan şahıs ile konuştukları ve ayakkabılarını değiştirdikleri, 15.26.52’de yaşlı kadın, bayan şahıs ve yeşil tişört giyen şahsın beraber kalabalığın olduğu kısma doğru ilerledikleri; saat 15.16.06’da yeşil tişörtlü şahsın olayın olduğu yönden gelerek 5 ve 6. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonlarının olduğu yöne doğru gittiği, bu esnada ellerini silkelediği, 15.16.14’te tekrar olayın olduğu yöne doğru gittiği, saat 15.17.55’te yeşil tişörtlü şahsın geri gelerek bankın yanında beklediği, saat 15.18.19’da tekrar olayın olduğu yere doğru yöneldiği, saat 15.18.48’de yeşil tişörtlü şahsın geri dönüp siyah gömlekli şahıs ile beraber 6. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunun olduğu yöne doğru ilerledikleri ve yeşil tişörtlü şahsın olayın olduğu yöne doğru baktığı, 15.19.17’de her iki şahsın beraber olayın olduğu yöne doğru giderek görüntüden çıktıkları; saat 15.16.15’te açık renkli uzun kollu gömlek giyen sakallı şahıs ile inceleme dışı sanık ...’nin olayın olduğu taraftan ara koridora gelerek tuvaletlerin bulunduğu koridora döndükleri, inceleme dışı sanık ...’nin sol elinin yelek cebinde bulunduğu, .... ile bu şahsın kısa bir konuşma yaptıkları ve ....’nin bu şahsa yönelik olarak sağ eliyle "git" manasına gelecek bir işaret yaptığı, sonrasında saat 15.16.21’de erkekler tuvaletine girdiği, açık renk gömlekli sakallı şahsın ise personel girişi ve çıkışın olduğu bölgeye doğru acele bir şekilde gömleğinin düğmesini ilikleyerek ve saçını düzelterek yürümeye devam ettiği, saat 15.17.28’de inceleme dışı sanık ...’nin tuvaletten çıkarak tekrar duruşma salonlarının bulunduğu koridora doğru gittiği, saat 15.18.28’de geri dönerek elinde kırmızı renkli bir poşetle çıkışa yöneldiği; sonuç olarak kronolojik zaman çizelgesine göre, olayın saat 15.14.54 ile inceleme dışı sanık ...’ın polisler tarafından götürüldüğü 15.16.13 arasında olduğu ve açık renkli gömlek giyen sakallı şahıs, siyah gömlekli şahıs, bayan şahıs, yeşil tişörtlü şahıs, ... ile ...'ın olayın meydana geldiği zaman diliminde olay yerinde bulundukları, olay anından hemen sonra ilk olarak olay yerini terk eden kişinin açık renkli gömlek giyen sakallı şahıs olduğu, hemen sonrasında inceleme dışı sanık ...’nin adliye binasından ayrıldığı, daha sonra siyah gömlek giyen şahıs, bayan şahıs ve yeşil tişörtlü şahsın adliye binasından çıktıkları bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık ... kollukta; olay günü adliyede ağabeyinin duruşması için koridorda beklediğini, sol tarafında biraz ileride maktulün oturduğunu, hemen yan taraftaki duruşma salonu kapısı önünde bulunan 4-5 kişinin, maktul ile yüksek sesle konuşmaya başladıklarını, ancak ne konuştuklarını duymadığını, 5-10 dakika boyunca yüksek sesle tartıştıktan sonra, bu kişilerin maktule saldırıp darbettiklerini, saldıran bu kişilerden sadece birinin eşkâlini hatırladığını, bu kişinin 170 cm boylarında, 30-32 yaşlarında, üzerinde siyah ceket, ceketin altında kırmızı kazak bulunan şahıs olduğunu, bu kişiyi teşhis edebileceğini, bu kişinin maktulü sürekli darbederek tartakladığını, hatta maktulün yüzünü tırmalayarak gözünü çıkarmaya çalıştığını, bu şahsın elinde bıçak görmediğini, o sırada kavgaya müdahale eden polislerin biber gazı sıktıklarını, maktulün sandalyeye oturtulduğunu, üzerinin kanlı olduğunu, Kovuşturma aşamasında mahkemeye ibraz ettiği dilekçeyle can güvenliğinden endişe ettiğini, taraflarla aynı ortamda bulunmak istemediğini belirtmesi üzerine, resen açılan ve tarafların bulunmadığı celsede dinlenen tanık ...; teşhisteki beyanlarının doğru olduğunu, Yine kovuşturma aşamasında mahkemeye ibraz ettiği dilekçeyle can güvenliğinden endişe ettiğini, taraflarla aynı ortamda bulunmak istemediğini belirten, adresi tespit edilemediği için mahkemece ifadesinin alınmasından vazgeçilen ve soruşturma aşamasındaki teşhis beyanları duruşmada okunan tanık ... kollukta; olay günü diğer tanık ... ile birlikte adliyede duruşma saatini beklediklerini, yanındaki bankın üzerinde oturan daha önce tanımadığı başı örtülü yaşlıca bir kadının, koridorun karşısında ayakta bekleyen, 50-55 yaşlarında, kır saçlı, takım elbiseli olan maktule "Sen tanık olarak mı geldin? İfade vermeyeceksin" diye bağırması üzerine, bu kişinin etrafında kalabalık bir grubun toplandığını, bu kadın ile kalabalık grubun maktule saldırdıklarını, maktulün kendisini hiçbir şekilde savunmadığını, sadece yalvararak "Benim bir şeyden haberim yok. Mahkemeden evime kâğıt gelmiş, beni çağırmışlar, neden çağırdıklarını ben de bilmiyorum" dediğini, bunun üzerine bu kalabalık grubun, "ifade vermeye girmeyeceksin" diyerek maktulü darbettiklerini, yaşlı kadının elinde bir poşet bulunduğunu, maktule tekme ve yumruklarla saldırdıklarını, maktulün karşılık vermeden "Ben suçsuzum. Benim hiçbir şeyden haberim yok" dediğini, polislerin gelip kavgaya müdahale ettikleri sırada inceleme dışı sanık ...’ın maktulün yüzünü tırnağıyla yaraladığını, kavga aralandıktan sonra maktulün banka oturtulduğunu, maktulün üst tarafının kanlar içinde olduğunu, kalabalığa talimat veren baş örtülü 55 yaşlarındaki kadın ile maktulü darbeden kırmızı tişörtlü şahsı teşhis edebileceğini, Kovuşturma aşamasında adresi tespit edilemediği için beyanı alınamayan tanık ..., tanık ...’nin beyanlarına ek olarak kollukta; maktulü darbeden kalabalık grup içerisinde kırmızı tişörtlü şahsın yanında uzun boylu, 30 yaşlarında, siyah takım elbiseli, siyah gömlekli, seyrek saçlı, esmer tenli bir şahsın bulunduğunu, 22.12.2014 tarihli dilekçeyle mahkemeye müracaat eden katılan vekilinin, olayı gören ancak can güvenliğinden endişe ettiği için gizli olarak ifade vermek isteyen bir adliye çalışanı olduğunu belirtmesi üzerine mahkemece; 23.12.2014 tarihinde resen açılan celsede tarafların yokluğunda dinlenen gizli tanık "gölge adam"; maktulün 50-55 yaşlarında olduğunu, koridorda duruşma salonunun karşısında tek başına bankta oturduğunu, yaşlı bir kadının maktule yanaştığını, bu yaşlı kadının kendisine fotoğrafı gösterilen inceleme dışı sanık ... olduğunu, maktule “Tanıklık yapmayacaksın” dediğini, maktulün ise "Ben ne gördüysem onu söylerim" dediğini, inceleme dışı sanık ...’nin yanında 3 kişinin daha olduğunu, bu kişilerin bir anda maktulün üzerine çullandıklarını, kendisine fotoğrafları gösterilen kişilerden ...., ..., ... ve olayla alakası bulunmayan bir kişiyi de teşhis ederek bu kişilerin inceleme dışı sanık ...’nin yanında bulunduklarını, bu dört kişinin maktulün üzerine çullandıklarını, inceleme dışı sanık ...’nin bu sırada iki parmağını maktulün gözüne sokarak gözlerini çıkarmaya çalıştığını, diğerlerinin de maktulü darbettiklerini, bıçağın soruşturma aşamasında evrakı tefrik edilen ....’ın elinde olduğunu, polis müdahale ettikten sonra ....’ın bıçağı inceleme dışı sanık ...’ye verdiğini, ....’nin de tuvalete gittiğini, bıçağı maktule saplayan kişinin .... olduğunu, yine kendisine gösterilen fotoğraflardan teşhis ettiği ... ve ... ile birlikte olayla alakası bulunmayan teşhis sırasında manken olarak yer alan bulunan iki kişinin de olaya karışmış olduklarını, polis müdahalesinden sonra maktulün banka oturtulduğunu, iki dakika sonra maktulün yere düştüğünü, İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; yaklaşık bir sene önce öldürülen oğlunun duruşması için gelini ... ile birlikte adliyeye geldiğini, diğer oğlu ...’ın da yanlarında bulunduğunu, duruşma sırası beklerken yanlarına ceketli, kravatlı bir kişinin yaklaştığını, daha önce hiç görmediği bu kişinin kendisine kimin duruşmasına geldiğini sorduğunu, öldürülen oğlu....’ın duruşmasına geldiğini söyleyince, bu kişinin “Ben de o dosya için geldim. Benim adım Seyithan, adamım çoktur, senin sağ kalan 2 oğlunu da öldüreceğim. Devlet benim arkamdadır. Ben devlet için çalışıyorum. Bismil’den geldim” dediğini, bu arada maktul ile oğlu ...arasında tartışma çıktığını, maktulün, ...’ın yüzüne yumruk attığını, ...’ın da maktulü ittirdiğini, maktulün yere düştüğünü, bu sırada polislerin olaya müdahale ettiğini, maktulün nasıl bıçaklandığını bilmediğini, tartışma sırasında yanında sadece gelini Emine ve oğlu ...’ın olduğunu, sanık ...’ı görmediğini, olay sırasında yanında olmadığını, olaydan sonra adliyede tuvalete girmiş olabileceğini, adliyeden çıkıp eve gittiğini, oğlunun karakola götürülmüş olduğunu öğrenince kendisinin de karakola gitmek istediğini, bu nedenle 15 gündür giydiği kıyafetlerini değiştirdiğini, duruşmada yalnız başına ifade veren sanık ...’nın beyanlarının doğru olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, İnceleme dışı sanık ... kollukta; olay günü yaklaşık bir yıl önce öldürülen kardeşi....’ın duruşması olduğunu, saat 13.30 sıralarında adliyenin önüne geldiğinde bahçede annesi ...., yengesi Emine, dayısının oğulları Yahya ve Eyüp ile dayısı Mehmet’i gördüğünü, ... ile birlikte girişte aranarak adliyeye girdiklerini, duruşma salonunun önünde beklerken annesi, dayısı ve dayısının oğlu Eyüp’ün geldiğini, hep birlikte bankta oturduklarını, annesine kardeşini kimin öldürdüğünü sorduğunu, bu sırada annesinin koridorun karşısında ayakta duran takım elbiseli, 50 yaşındaki bir şahsa hitaben "Oğlum senin yüzünden öldürüldü, iki kişiyi öldürdünüz, neden geldiniz buraya" dediğini, bu kişinin de annesine "Ben şahidim. Beni mahkeme çağırdı, bunun için geldim. Sen benim kim olduğumu biliyor musun" demesi üzerine, annesine yapılan hakarete dayanamayarak maktulün üzerine yürüdüğünü, aralarında kavga çıktığını, annesi, dayısı ve dayısının oğullarının kavgaya karışmadıklarını, polislerin geldiğini ve kendisini gözaltına aldıklarını, maktulün nasıl bıçaklandığını bilmediğini, annesinde bıçak olduğunu bilmediğini, suçlamayı kabul etmediğini, Savcılık ve mahkemede bu ifadesinden farklı olarak; maktulü tanımadığını, olay günü ilk defa gördüğünü, annesinin maktule hitaben “Oğlum sizin yüzünüzden öldürüldü” diye bir şey söylemediğini, olayın şoku ile böyle ifade verdiğini, annesinin maktule ifade vermemesine yönelik herhangi bir şey söylemediğini, olaydan hemen sonra polislerce tutulan tutanağı kabul etmediğini, içeriğinde geçen sözleri söylemediğini, o konuşmaların 7-8 ay öncesine ait başka bir konuya ilişkin olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık ... savcılıkta ve 28.04.2014 tarihli oturumda; olay günü muayene olmak için hastaneye gittiğini, hastane çıkışında babası ...’ı aradığını, babasının adliyede olduğunu öğrenmesi üzerine adliyeye gittiğini, duruşma salonunun önünde oturmaya başladığını, bir süre sonra kavga çıktığını, kavganın kimler arasında çıktığını anlamadığını, kavgaya karışmadığını, bu sırada yerde bir adamı yaralı hâlde gördüğünü, panikleyerek adliyeden çıkmaya çalıştığını, bu esnada ablası Emine’yi gördüğünü, birlikte adliyeden çıktıklarını, olaydan yaklaşık 9 gün sonra Irak'a çalışmaya gittiğini, hakkında yakalama kararı olduğunu öğrenince geri döndüğünü, suçlamayı kabul etmediğini, 11.06.2014 tarihli oturumda; kamera görüntülerindeki inceleme dışı sanık ...'ın yanındaki küçük çocuğun elini tutarak adliyeye giren (yeşil tişörtlü şahıs) ve X-ray cihazından geçerken ...'ın arkasında bulunan kişinin kendisi olduğunu, 24.12.2014 tarihli oturumda isteği üzerine yalnız başına dinlenen sanık ...; olayın içerisinde olmadığını, olayla alakası bulunmadığını ancak olaydan sonra ailesinden duyduğu şeyleri söylemek istediğini, duruşma salonunun dışında beklerken ....’ın maktule “Kardeşimi sen götürdün, öldürdün” dediğini, bundan sonra tartışma çıktığını, bu söz üzerine ...’ın da oğlunu maktulün öldürdüğünü düşündüğünden boynunda asılı olan cüzdanının içinden bıçak çıkarttığını ve rastgele bu kişiye sapladığını, daha sonra bıçağı tuvalete attığını, ablası Emine ve abisi Eyüp ile birlikte ticari taksiye binerek adliyeden ayrıldıklarını, yolda giderken ....’ı görüp araca aldıklarını, ....’ın arabadayken “Annem yanlış kişiyi öldürdü, başımızı belaya soktu” dediğini, sanık ...’nin bıçağı koltuk altında saklayarak adliyeye soktuğunu, kilolu olması nedeniyle cihazdan fark edilmeden geçtiğini, tartışmayı maktulün başlattığını, kendisinin olaya karışmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, 19.01.2015 tarihli oturumda ise; gizli tanığın polis olması durumunda beyanlarını kabul ettiğini, polis olmaması hâlinde ise beyanlarını kabul etmediğini, Savunmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. Kanunun 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. "Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nun 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı" da aynı kanunun 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nun 39. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaat etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İnceleme dışı sanık ...’ın oğlu, inceleme dışı sanık ...’ın da kardeşi olan....'ın, uyuşturucu madde satışından kaynaklanan alacak nedeniyle öldürüldüğü olaya ilişkin Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, inceleme dışı sanık ... ile tanık ...’ın katılan sıfatıyla bulundukları 07.03.2013 tarihli oturumda mahkemece maktul ...’nun tanık olarak dinlenmek üzere 30.04.2013 tarihli oturuma zorla getirilmesine karar verildiği, 30.04.2013 tarihinde yapılacak olan oturum için, inceleme dışı sanıklar ... ile ..., sanık ..., soruşturma aşamasında evrakı tefrik edilen ...., Yahya’nın babası ve ağabeyi olup haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen ... ve ... ile Yahya’nın ablası olan tanık ...’ın Diyarbakır Adliyesine geldikleri, maktul ...’nun duruşma salonu önünde beklemekte olduğu, inceleme dışı sanık ...’nin, tanık olduğunu öğrendiği maktule, oğlu ....’i öldürenler lehine tanıklık yapacağı düşüncesiyle “İfade vermeyeceksin” diye bağırdığı, ardından aralarında sanıklar ...ile Yahya’nın da bulunduğu 4-5 kişilik grubun tanıklık yapacağını söyleyen maktule saldırarak vurmaya başladıkları, bu sırada maktulün inceleme dışı sanık ...’nin olay öncesinde gizlice adliyeye sokmuş olduğu bıçak ile yaralandığı, polislerce kavgaya müdahale edilip biber gazı sıkıldıktan sonra maktulün kanlar içinde olduğunun fark edildiği, olayın hemen ardından inceleme dışı sanık ...’nin suçta kullanılan bıçağı erkekler tuvaletinin deliğine attığı, inceleme dışı sanık ...’ın polislerce yakalanarak adliye nezarethanesine götürüldüğü, inceleme dışı sanık ... ve sanık ... ile diğer kişilerin adliye binasından ayrıldıkları, hastaneye kaldırılan ve yüzünde çok sayıda ekimoz ile sıyrık bulunan maktulün göğüs üst bölgesinden aldığı bıçak darbesi nedeniyle iç organ yaralanmasına bağlı iç kanama sonucu öldüğü olayda; adliyenin çeşitli yerlerinde bulunan güvenlik kameralarındaki görüntüler ile buna ilişkin bilirkişi raporuna göre, sanık ...’nın, inceleme dışı sanıklar ve ailesiyle birlikte adliyeye girmeden önce bir süre adliye bahçesinde oturduktan sonra, bu kişilerin yaklaşık beşer dakika arayla 2-3 kişilik gruplar hâlinde adliyeye girmeleri, sanık ...’nın olayın meydana gelmiş olduğu iki dakikalık süre içerisinde kavga yerinde olduğunun sabit olması, tanıklar ... ve ...’nin maktulü darbeden kişiler arasında sanık ...’nın da bulunduğuna ilişkin kesin ve net teşhisleri, gizli tanık "gölge adam'ın" maktulün üzerine çullanan kişiler arasında sanık ...'nın da bulunduğunu beyan etmesi, otopsi tutanağında maktulün yüzünde tespit edilen sıyrık ve lezyonlara göre maktulün olay esnasında darbedildiğinin anlaşılması, kamera saatine göre 15.16.16’da kavgadan hemen sonra görüntüye giren sanık ...’nın, ellerini silkeleyip iki yana doğru sallaması, ayrıca olay günü polislerce aranan sanık ...’nın, adliyeye çağrılmasına rağmen gelmeyip dokuz gün sonra Irak'a gitmesi ve inceleme dışı sanık ...’nin, maktule hitaben “Tanıklık yapmayacaksın” diye bağırmasının ardından sanık ... ile inceleme dışı diğer sanık ...’ın birlikte maktule saldırmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; CMK'nun 148/4, 210 ve 217. maddeleri uyarınca hükme esas alınamayacak tanık ...'ın beyanı ile 30.04.2013 tarihli tutanağın mahkemece hükme esas alınması, yukarıda belirtilen deliller karşısında sonuca etkili görülmemiş olup, hükme esas alınmaması gereken bu deliller dışındaki diğer delillere göre, maktulün karşı taraf lehine tanıklık yapmasını başka türlü engelleyemeyeceklerini anlayan inceleme dışı sanıklar ile sanık ...'nın, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aldıkları suç işleme kararı çerçevesinde ve suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurarak maktule saldırıp yere düşürdükten sonra, sanık ...’nin de elindeki bıçağı kendisine karşı koyamayacak durumda bulunan maktule saplayarak ölümüne neden olduğu anlaşıldığından, sanık ...’nın, inceleme dışı diğer sanıkların kasten öldürme eylemine TCK’nun 37. maddesinin birinci fıkrası anlamında müşterek fail olarak katıldığının kabulü gerekmektedir. Öte yandan, yerel mahkemece gerekçeli kararda “müşterek faillik” ile “yardım eden” kavramlarına ilişkin, bu kavramları açıklayıcı nitelikte bilgilere yer verildiği, bu açıklamaların mahkemenin kabulü olmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin mahkûmiyet kararına ilişkin gerekçesi ile kabulü arasında çelişki bulunmadığı da kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.05.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 45 ]
5. Ceza Dairesi 2011/9879 E., 2011/25469 K. 5. Ceza Dairesi 2011/9879 E., 2011/25469 K. - MÜHÜR BOZMA - SANIKTAN SON SÖZÜNÜN SORULMAMASI - SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI - SEÇİMLİK CEZA- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 50 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 52 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 203 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 45 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 176 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 190 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 216 ] "İçtihat Metni" Mühür bozma suçundan sanık B… …. Y… ….'ın yapılan yargılanması sonunda; atılı suçtan mahkümiyetine dair, Şişli 5. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 19.06.2008 gün ve 2006/1437 Esas, 2008/718 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek 4. Ceza Dairesi'nden gönderme kararı ile daireye verilmekle incelenerek gereği düşünüldü: Sanığın işlediği kabul edilen mühür bozma suçunun temas ettiği 5237 sayılı TCK.nun 203/1. maddesinde seçimlik ceza öngörülmesi ve aynı Kanunun 50/2. maddesinde ise, "hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez" hükmünün yer alması nedeniyle, tercih ve tayin edilecek hürriyeti bağlayıcı ceza sonradan paraya çevrilemeyeceği için sanığa para cezası verilmesi düşünülüyor ise adli para cezasının 52 ve 61. maddelerdeki esaslara göre doğrudan tayin ve tespiti yerine anılan düzenlemelere aykırı biçimde önce hürriyeti bağlayıcı ceza verilip müteakiben 52/2. madde 50/1-a uyarınca bu cezanın paraya çevrilmesi, sanığa hapis cezası verilmesi düşünülüyor ise de aynı Yasanın 50/2. maddesindeki kısıtlama nedeniyle sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının aynı maddenin 2. ve 3. fıkra hükümleri gereğince adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi hususunun tartışılması gerektiğinin düşünülmemesi, Karar başlığında suç tarihinin 09/06/2005 yerine, 02/08/2005 olarak gösterilmesi, CMK.nun 216/3. maddesine aykırı olarak son oturumda hazır bulunan sanıktan son sözünün sorulmaması, İddianame ekli duruşma gününün bildirildiği davetiyenin tebliğ edilmemiş olması ve zorla getirme kararı ile duruşmaya getirilerek sanığın savunmasının alınması karşısında, ilk defa sorgusu sırasında okunan iddianame ile sorgu arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği yönündeki CMK.nun 176/4. maddesine aykırı davranıldığı gibi duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunun da hatırlatılmaması suretiyle CMK.nun 176/4 ve 190/2. maddelerine uyulmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, Sanığın amcası olan tanık C… …. Y… …..'ın 5271 sayılı CMK.nun 45/d maddesi uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı kendisine hatırlatılmadan, yönteme aykırı biçimde dinlenmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 135/2 ve 45. maddelerinin âmir hükümleri uyarınca, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinme hakkı olanlarla yaptığı görüşmeler kayıt altına alınamaz, kayda alındığının sonradan anlaşılması hâlinde ise;
Ceza Genel Kurulu         2011/5.MD-137 E.  ,  2013/58 K. * AVUKATLIK ASGARİ ÜCRET TARİFESİNE GÖRE MAKTU VEKÂLET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİ * RÜŞVET ALMAYA TEŞEBBÜS SUÇUNA İŞTİRAK * SUÇÜSTÜ HALİ * GİZLİ SORUŞTURMACI * İLETİŞİMİN TESPİTİ, DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI * SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA KURULAN ÖRGÜTE YARDIM ETME SUÇU * YASAL DELİL * HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU (2802) Madde 94 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 250 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 324 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 51 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 231 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 252 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 35 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 139 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 45 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 135 * CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 2 "İçtihat Metni" İrtikap Ve Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Yardım Etme Suçlarından sanık A.Korkut ile irtikap suçundan sanıklar M. Korkut, H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek'in yapılan yargılamaları sonucunda Yargıtay 5. Ceza Dairesince 05.06.2009 gün ve 1-5 sayı ile; 1- Sanık A. Korkut’un suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme, sanıklar H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek’in ise irtikâp suçlarından beraatlerine, 2- Sanık A. Korkut’un rüşvet alma suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK'nun 252/1-2, 35/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK'nun 231/5 maddesi uyarınca hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 3- Sanık Mehmet Korkut’un rüşvet alma suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK’nun 252/1, 35/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sabıkası nedeniyle hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına, 2918 sayılı Kanunun 119/2. maddesi uyarınca sürücü belgesinin 3 ay süre ile geri alınmasına, hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nun 51/1-a maddesi uyarına ertelenmesine karar verilmiş, Sanık A. Korkut müdafiinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yapmış olduğu itiraz Yargıtay 6. Ceza Dairesince 30.09.2009 gün ve 5-5 sayı ile reddedilmiştir. Beraat eden sanıklar müdafilerinin; beraat etmeleri nedeniyle kendilerini müdafii ile temsil ettiren sanıklar lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yazılı maktu vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle beraat, mahkûm olan sanık M. Korkut müdafiinin ise; mahkûmiyet kararını temyiz etmeleri üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 02.02.2010 gün ve 217-11 sayı ile; “S. A. Korkut’un suç örgütüne bilerek yardım etme, sanıklar Hamza Korkut,  Ramazan Süzek ve Hasan Şimşek’in irtikâp suçlarından beraatlerine, sanık Mehmet Korkut’un ise rüşvet almaya teşebbüs suçundan mahkûmiyetine karar verilen somut olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Beraat eden ve kendilerini müdafii ile temsil ettiren sanıklar lehine ve hazine aleyhine yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediğine, 2- Sanık M. Korkut hakkında rüşvet almaya teşebbüs suçuna iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığına  ilişkin ise de; Yargılama aşamasında sanık A. Korkut hakkında davaya katılma isteminde bulunan ve bu istemi Özel Dairece reddedilen H. Beşyıldız ile yine sanık A. hakkındaki davaya katılma isteminde bulunmasına karşın bu konuda olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmemiş bulunan Ş. İpkıran’a gerekçeli kararın tebliğinin gerekip gerekmediği hususları Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca önsorun olarak öncelikle değerlendirilmiştir. Temyiz incelemesi yapılabilmesi için temyiz yasa yoluna başvuru hakkı olanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmeleri yasal bir zorunluluktur. Nitekim 5271 sayılı CYY’nın 'Kararların açıklanması ve tebliği' başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; 'Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur' hükmü yer almaktadır. CYY’nın 260/1. maddesinde ise; 'Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır...' denilmek suretiyle davaya katılma istemi reddedilenler ile katılma isteği karara bağlanmamış olanların da yasa yoluna başvuru haklarının bulunduğu açıkça kabul edilmiştir İncelemeye konu dosyada; H. Beşyıldız vekilinin 17.04.2009 havale tarihli dilekçe ile sanık A.Korkut hakkındaki davaya katılma isteminde bulunduğu, Özel Daire tarafından bu istemin 08.05.2009 tarihli oturumda reddine karar verildiği, Ş. İpkıran’ın ise yine sanık A. hakkındaki davaya katılma istemini içeren 19.03.2009 havale tarihli dilekçesinde tarih ve imza olmaması ile cezaevinde olan bu kişinin dilekçeyi harici posta ile göndermesi nedeniyle Özel Dairece 20.03.2009 tarihli celsenin 13 nolu ara kararıyla; 'Ş. İpkıran’a ait olduğu bildirilen müdahillik talebi ile ilgili dilekçenin imza ve tarihinin ikmaline, keza dilekçenin kendisine ait olup olmadığının sorulması için Yargıtay C. Başsavcılığına yazı yazılmasına, ikmalinden sonra katılma hususunda bir karar verilmesine' karar verildiği, eksikliklerin giderilerek cezaevi idaresince tasdik edilen dilekçe örneğinin 09.06.2009 havale tarihli olarak karardan sonra dosyaya girdiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, öncelikle Özel Daire hükmünün katılma istemi reddedilen H. Beşyıldız vekili ile katılma istemi konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmeyen Ş. İpkıran’a tebliği, verdikleri takdirde temyiz dilekçelerinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 316/1. maddesi hükmü gereğince sanık A. Korkut müdafiine tebliğ edilmesi ve yapılacak tebligata ilişkin evrakın eklenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye iadesine ve belirtilen eksiklik tamamlandıktan sonra dosyanın Ceza Genel Kuruluna iadesi kaydıyla Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine” karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulu kararı uyarınca gerekçeli karar H. Beşyıldız vekili ile Ş. İpkıran’a tebliğ edilmiş ise de adı geçenler tarafından hüküm temyiz edilmemiştir. Bu arada sanık A. Korkut müdafii tarafından 6008 sayılı Kanunun 7 ve geçici 2. maddeleri hükümleri uyarınca yargılamaya devam edilmesi isteminde bulunulması üzerine, bu sanık hakkında rüşvet suçuna teşebbüsten verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak yargılamaya devam eden Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.02.2011 gün ve 1-5 sayılı ek karar ile; Sanık A.Korkut'un TCK'nun 252/1-2, 35/2, 62, 53 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık Asım Korkut tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının "onama" istekli 13.05.2011 gün ve 9592 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık A. Erpek hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sanık İ. C. Varol hakkında verilen beraat hükmüne karşı kanun yoluna başvurulmadığından inceleme; sanıklar M. Korkut, A. Korkut, H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1) Özel Dairenin 05.06.2009 gün ve 1-5 sayılı kararına ilişkin olarak; a- Beraat eden ve kendilerini müdafii ile temsil ettiren sanıklar A. Korkut, H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek lehine yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği, bu bağlamda aynı davada yargılandığı bir suçtan mahkumiyetine, bir suçtan ise beraatine karar verilen sanık A. Korkut lehine de vekalet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceği, b- Sanık M. Korkut hakkında rüşvet alma suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığı, 2) Özel Dairenin 02.02.2011 gün ve 1-5 sayılı kararına ilişkin olarak; Sanık A. Korkut hakkında rüşvet alma suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığı, Noktalarında toplanmakta ise de, sanıklar M. Korkut ve A. Korkut hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesine geçilmeden önce; a) Birinci sınıf hakim olan sanık A. Korkut hakkında, suçüstü hükümlerine göre doğrudan yürütülen soruşturmanın usulüne uygun olup olmadığı, b) Sanık A. Korkut ile yeğeni olan sanık M. Korkut ve kardeşi olan H. Korkut arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmalarının yasal delil olup olamayacağı, c) CMK'nun 139. maddesi uyarınca görevlendirilen gizli soruşturmacı vasıtasıyla elde edilen delillerin, iddianame ve görevsizlik kararında irtikap, Özel Dairece rüşvet  olarak vasıflandırılan bu suçta kullanılıp kullanılamayacağı, Hususlarının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. 1) Özel Dairenin 05.06.2009 gün ve 1-5 sayılı kararına ilişkin olarak; beraat eden ve kendilerini müdafii ile temsil ettiren sanıklar A. Korkut, H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek lehine yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerekip gerekmediği, bu bağlamda aynı davada yargılandığı bir suçtan mahkumiyetine bir suçtan ise beraatine karar verilen sanık A. Korkut lehine de vekalet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceğinin değerlendirilmesinde: 5271 sayılı CMK'nun "Yargılama giderleri" başlıklı 324. maddesi; "(1) Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir. (2) Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir..." şeklinde düzenlenerek, avukatlık ücretlerinin yargılama giderleri kapsamında olduğu açıkça belirtilmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununu 168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan ve 23.12.2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2007 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesinde; "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir" şeklinde düzenlemeye yer verilmiş, bu tarihten sonra yayımlanan asgari ücret tarifelerinde de aynı hükme yer verilmeye devam edilmiştir. Konuyla ilgili 26.05.1935 gün ve 111-7 sayılı İçtihadi Birleştirme Kararında ise; "Ceza davalarındaki yargılama giderlerinin hükmün tamamlayıcı bir parçası olduğu" sonucuna ulaşılmıştır. Kanuni düzenlemeler ve içtihadı birleştirme kararı ışığında, hükmün tamamlayıcı parçası olan yargılama giderlerinin hüküm ve kararlarda gösterilmesi, giderlerin kim tarafından karşılanacağının belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece yargılama giderleri içerisinde bulunan avukatlık ücretleri de kararda gösterilmeli ve ücretlerin hangi tarafça karşılanacağı belirtilmelidir. Aksine bir uygulama 5271 sayılı CMK'nun 324. maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 gün ve 301-1800 sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır. Diğer taraftan, aynı davada yargılandığı bir suçtan beraat eden, diğer suçtan ise mahkum olan sanık hakkında, müdafii tarafından sunulan avukatlık hizmetinin bölünmesi mümkün olmadığından beraat ettiği suç açısından da vekalet ücretine hükmedilmesine gerek yoktur. Bu açıklamalara göre uyuşmazlık konusu ele alındığında; Aynı dava kapsamında yargılandığı rüşvet alma suçuna teşebbüsten mahkum olan sanık A. Korkut lehine, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme suçundan verilen beraat kararı yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince vekalet ücretine hükmedilmemesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak yargılandıkları tek suçtan beraat eden sanıklar H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek lehine hükümde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka aykırıdır. Bununla birlikte ilk derece sıfatıyla yargılamayı yapan Özel Dairece hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin tarife ile belirlenmiş olması ve yeniden yargılamayı gerektirmemesi nedeniyle bu hususun tek başına bozma nedeni yapılmayıp, hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi yerinde bir uygulama olacaktır. Bu itibarla, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 05.06.2009 günlü kararına ilişkin olarak: Sanık A. Korkut'un suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme suçundan verilen beraat kararının onanmasına, Kendilerini müdafi ile temsil ettiren ve yargılandıkları suçtan beraat eden sanıklar H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek'in lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmemesi isabetsizliğinden haklarındaki hükmün bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün olduğundan, Özel Dairenin 05.06.2009 günlü kararının hüküm fıkrasına; "19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre Yargıtay'da ilk derecede görülen davalar için belirlenen 1.250 Lira maktu vekalet ücretinin hazineden alınarak sanıklar H. Korkut, R. Süzek ve H. Şimşek'e ayrı ayrı verilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. Sanıklar M. ve A. Korkut hakkında rüşvet alma suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesine geçilmeden önce belirlenen ön sorunlar üzerinde durulmalıdır. a) Birinci sınıf hakim olan sanık A. Korkut hakkında, suçüstü hükümlerine göre doğrudan yürütülen soruşturmanın usulüne uygun olup olmadığının değerlendirilmesinde; Birinci sınıf hakim olan sanık A. Korkut olay tarihinde 5271 sayılı CMK'nun 250. maddesi uyarınca kurulan İzmir Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak  görev yapmaktadır. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda, hakim ve Cumhuriyet savcıların işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında düzenlenen "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde düzenlenen "kişisel suçlar" ve 94. maddesinde düzenlenen "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" olmak üzere üç  farklı hal öngörülmüştür. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun konumuzla ilgili olan "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri" başlıklı 94. maddesi; "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur" şeklinde olup, “Suça katılma” başlıklı 86. maddesinde ise; “Hakim ve savcıların suçlarına iştirak edenler aynı soruşturma ve kovuşturma mercilerine tabidirler” hükmü bulunmaktadır. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun tanımlar başlıklı 2. maddesinde SUÇÜSTÜ HALİ; “j) Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” biçiminde tanımlanmıştır. Buna göre, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halinde, herhangi bir izin sistemi getirilmediği gibi, suçun türüne veya yapılan göreve ya da sahip olunan ünvana ilişkin herhangi bir ayırım yapılmadığından hakim ve Cumhuriyet savcılarının soruşturması genel hükümlere göre yapılacaktır. Somut olayda; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen bir ihbar mektubunda, bir kısım avukatların örgütlü bir şekilde İzmir F Tipi  Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan tutuklu kişilerle temas kurup, tahliye ettirmek için büyük miktarda para talep ettikleri, aksi taktirde tahliye olmalarının mümkün olmadığını söyleyerek baskı kurduklarının belirtilmesi üzerine İzmir C.Başsavcılığınca 2008/48 sayı ile soruşturma başlatıldığı, Bu soruşturmanın devam ettiği sırada suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve tefecilik suçundan İzmir F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan müşteki V. O. Çelenk’in başvurusu nedeniyle 27.03.2008 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde; para karşılığı tahliye edilmesi konusunda kendisine birçok avukatın gelip teklifte bulunduğunu beyan etmesi üzerine, 5271 sayılı CMK'nun 250. maddesi uyarınca kurulan İzmir Özel Yetkili Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesinin 30.06.2008 gün ve 703 sayılı kararıyla CMK'nun 139. maddesine göre; “suç örgütünün faaliyetlerinin ortaya çıkartılabilmesi amacıyla” GS 211 kod numaralı görevlinin "Avukat K. Korkmaz" ismiyle gizli soruşturmacı olarak görevlendirildiği, Elde edilen deliller üzerine 18.10.2008 tarihinde sanıklar A. Erpek, İ. C. Varol, H. Korkut ve H. Şimşek’in, 20.10.2008 tarihinde de sanık M. Korkut'un telefonlarının CMK'nun 135 ve 140. maddeleri uyarınca dinlenip tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, teknik araçlarla gizli olarak izlenmelerine, ses ve görüntü kayıtlarının alınmasına karar verildiği, Daha sonra meydana gelen gelişmeler nedeniyle müşteki V.'nin tahliyesi konusunda sanık A. Korkut'un da suça katıldığı yolunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması gerekçesiyle 20.10.2008 tarihinde kullandığı 5 adet telefonunun CMK'nun 135. maddesi gereğince dinlenip tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, bir gün sonra da başka bir telefonunun dinlenilmesine ve aynı kanunun 140. maddesi gereğince teknik araçlarla gizli olarak izlenmesine, ses ve görüntü kayıtlarının alınmasına karar verildiği, 22.10.2008 günü İzmir C.Başsavcılığının 12451 sayılı yazısı üzerine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından aynı gün ve 11536 sayı ile; “A. Korkut hakkında ihbar yazısı ve eklerinde belirtilen konular ve mahallinde ortaya çıkabilecek sair hususlarla ilgili olarak C.Başsavcı Vekili M. Doğar’ın soruşturma için görevlendirildiği” hususunun bildirildiği, 22.10.2008 günü yapılan duruşmada müşteki V. O. Çelenk'in yargılandığı suçlardan oyçokluğuyla tahliyesine karar verildiği, sanık A. Korkut'un da müştekinin tahliyesi yönünde oy kullandığı, tahliye sonrasında tahliye nedeniyle verilmesi kararlaştırılan 350.000 Liranın sanık M. Korkut'a Dalaman'da gizli soruşturmacı tarafından teslim edildiği sırada bu sanığın, sanık A. Erpek ile birlikte görevlilerce yakalandığı, aynı gün saat 22.15 sıralarında sanık A. Korkut'un usulüne uygun olarak gözaltına alındığı anlaşılmakla; sanık A. Korkut hakkındaki soruşturmanın, suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmesi ve CMK'nun 2. maddesi kapsamında suçüstü halinin mevcut olması nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesi uyarınca genel hükümlere göre yapılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. b) Sanık A. Korkut ile yeğeni sanık M.Korkut ve kardeşi olan sanık H. Korkut arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmalarının yasal delil olarak kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesinde: Soruşturma sırasında CMK'nun 250. maddesi ile kurulan İzmir Özel Yetkili Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesince; 18.10.2008 gün ve 1123, 1127, 1129 sayı ile, sanık H.  Korkut’un telefonlarının dinlenip tespiti, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, teknik araçlarla gizli olarak izlenmesine, ses ve görüntü kayıtlarının alınmasına dair Cumhuriyet savcısının 17.10.2008 tarihli kararının onanmasına, 20.10.2008 gün ve 1134 sayı ile, Asım Korkut’a ait 5 adet telefonun 3 ay süreyle telekominikasyon yoluyla yapılan iletişiminin dinlenip tespiti ve kayda alınmasına, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, yine kararda yazılı telefonların karar tarihinden geriye dönük 3 aylık arayan, aranan telefonlar ile bunların abone ve adres bilgileri ile baz istasyonlarını gösterir bilgilerin alınmasına, 21.10.2008 tarih 1141 sayı ile, sanık A. Korkut’un başka bir telefonu hakkında iletişimin tespiti ile sanığın işyerleri ve kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin 4 hafta süre ile teknik araçlarla gizli olarak izlenmesine, ses ve görüntü kayıtlarının alınmasına, 21.10.2008 gün ve 1138 sayı ile;  sanık M. Korkut'un kullandığı telefonların 3 ay süreyle tespitiyle kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, teknik araçlarla gizli olarak izlenmesine dair Cumhuriyet savcısı tarafından 20.10.2008 tarihinde verilen kararın onanmasına, Karar verildiği anlaşılmaktadır. CMK'nun "iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı  135. maddesinde; "(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir...", "Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45. maddesinde de; "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler" şeklinde hükümler yer almaktadır. CMK'nun 135/2. maddesinde yer alan düzenlemeden ne anlaşılması gerektiği ve tanıklıktan çekinme hakkına sahip olmalarına karşın, bu hükmün şüphelilerle birlikte aynı suçu işleme kuşkusu altında bulunan kişiler arasındaki görüşmeleri de kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi gerekmektedir. CMK'nun 135/1 maddesine göre; şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Aynı maddenin 2. fıkrasında getirilen sınırlama sadece iletişimin kayda alınması işlemine ilişkin olup, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi bu kapsamda bulunmamaktadır. "Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin" 4-e maddesinde iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması; "telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemler" olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç işleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında doğmaktadır. Öğretide aksine görüşler bulunmakla birlikte, CMK'nun 135/2. maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun 135/2. maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir. (Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme-Gizli Soruşturmacı-X Muhbiri, s.162-163, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2011; Murat Yardımcı,  Türk Hukukunda İletişimin Denetlenmesi, s.211, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2009) Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele alındığında; Sanık A. Korkut ile yeğeni olan sanık M. Korkut ve kardeşi olan sanık H. Korkut arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suça katıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkında da  mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikte işlemelerinin kanun koyucu tarafından  himaye edildiği sonucuna ulaşılır ki bunun  kabulü de mümkün değildir. Bu itibarla, sanıklar A. Korkut, M. Korkut ve H. Korkut arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen iletişime ait tutanakların Özel Daire tarafından kanuni delil olarak değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu konudaki çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi V. Dirim; "Uyuşmazlık; hakkında dinleme kararı alınan kişilerin,  tanıklıktan çekinme hakkı olanlarla yaptığı görüşmelerin, hangi koşullarda hukuka uygun bir delil olarak kabul edilebileceği konusundadır. Şüpheli ya da sanık olan kişilerin her biri hakkında ayrı ayrı dinleme kararı alınmışsa,  bu kişiler birbirleriyle olan yakınlıkları sebebiyle tanıklıktan çekinme hakkına sahip olsalar bile, sorun yoktur. Yapılan görüşmelerin yasal delil olduğunda kuşku bulunmasa gerekir... 5271 sayılı CMK'nın 135/2 ve 45. maddelerinin âmir hükümleri uyarınca, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinme hakkı olanlarla yaptığı görüşmeler kayıt altına alınamaz, kayda alındığının sonradan anlaşılması hâlinde ise; alınan kayıtlar derhal yok edilir. Dolayısıyla şüpheli ya da sanığın tanıklıktan çekinme hakkı olanlarla iletişiminin dinlenememesi gerekir. Hakkında dinleme kararı verilen şüpheli ya da sanığın, önceden şüpheli ya da sanık sıfatını almamış ve tanıklıktan çekinme hakkı olan yakınlarıyla yaptığı görüşmeler ile ilgili olarak mutlak delil yasağı bulunduğu düşüncesindeyiz. Somut olayımızda; A.K.'nin kardeşi olan ve beraat eden H.K.'ye ilişkin olarak 18.10.2008 tarihinde, amca – yeğen olan sanıklar M.K. ve A.K.'ye ilişkin olarak ise;  20.10.2008 tarihinde dinleme kararları alınmıştır. Dosya içinde mevcut delillere göre, mahkeme başkanı olan A.K.'nin, aleyhine dinleme kararının verildiği 20.10.2008 tarihinden önce, şüpheli sıfatını aldığına dair herhangi bir bilgi veya belge yoktur. Bu sebeple A.K.'nin şüpheli sıfatını, 20.10.2008 tarihinden itibaren aldığını kabul etmek gerekir.  Hakkında dinleme kararı verilen beraat eden H.K. ile H.K.'nin kardeşi olan A.K.'nin henüz şüpheli sıfatını almadığı 18.10.2008 ilâ 20.10.2008 tarihleri arasında birbirleriyle yaptıkları telefon görüşmeleri hukuka aykırı delil olduğu için, 5271 sayılı CMK'nın 45/1-d, 135/2, 206/2  ve 217/2. madde hükümleri uyarınca hükme esas alınamaz. Açıklanan sebeplerle, çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Ancak; bu delil yok sayıldığında da, CD kaydı, diğer telefon görüşmelerine ilişkin dinleme kayıtları, tutanaklar, yeminli tanık beyanları ve çelişkili sanık anlatımları gibi kararda irdelenen diğer delillerle, çoğunluk görüşü doğrultusunda sanık A.K.’nin rüşvete teşebbüs suçunun sabit olduğu kanaatine varılmıştır" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. c) CMK'nun 139. maddesi uyarınca görevlendirilen gizli soruşturmacı vasıtasıyla elde edilen delillerin, iddianame ve görevsizlik kararında irtikap, Özel Dairece rüşvet  olarak vasıflandırılan bu suçta kullanılıp kullanılamayacağının değerlendirilmesinde: CMK'nun "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139. maddesinin konumuza ilişkin hükümleri; “...(4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. (5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. (6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. (7) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), 3. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315). b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları. c) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar” şeklindedir. Gizli soruşturmacının üstleneceği görevin kapsamı öğretide her zaman tartışma konusu olmuş, bu konuda çok çeşitli görüşler ileri sürülmüştür (Prof. Dr. Faruk Erem, Kışkırtıcı Ajan, AÜHF Dergisi, 1975; Necati Meran, İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı, Teknik Takip, s.359-393, Adalet Yayınevi, Ankara 2013; Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, C.1, s.604-610, Adalet Yayınevi, Ankara,

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

I. Eşi II. Eski eşi III. Dedesi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre bir tanık, yukarıdakilerden hangisini/hangilerini ceza kovuşturmasına uğratabilecek sorularda, bu sorulara cevap vermekten çekinebilir?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) I ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol