Türk Borçlar Kanunu 102. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 102- Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.
III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi
1. Borçlunun hakkı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
24 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2332 E., 2021/665 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Davacı alacaklı, bu ödemenin takip ve dava konusu faturaya ilişkin olmadığını, aynı işle ilgili başka bir faturaya ait olduğunu savunmuşsa da, 6098 sayılı TBK'nın 100, 101, 102. maddelerinde, kısmî ödemede ve birden çok borçta mahsubun ne şekilde ve hangi sıra ile yapılacağı düzenlenmiş olup, 102.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2332 E. , 2021/665 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; faturadan kaynaklanan alacağının tahsili için davalı aleyhine başlattığı icra takibine davalının haksız ve kötü niyetle itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ana müteahhit OHL firması ile imzaladığı ''fore kazık imalatı'' sözleşmesine istinaden davacı ile 15.04.2013 tarihinde ''taşeron sözleşmesi'' imzaladığını, sözleşmeye göre Haydarpaşa-... hattı hızlı tren projesi fore kazık imalatı işlerinin yapımını üstlenen davacının muaccel olmayan alacağı için icra takibi başlattığını, davacının müvekkilinden muaccel olmayan ve rakamı henüz netleşmeyen bir alacağı bulunduğunu, fakat asıl müeahhit OHL firması tarafından verilen proje uygulamalarına aykırı çalışmalar tespit edildiğini, ilgili aykırılıklar ve çevreye verilen zararlar tespit edilip %5'lik teminat kesintisi ile beraber gerekli kesintiler yapıldıktan sonra muaccel hâle gelecek olan alacağın davacıya ödeneceğini, muacceliyet tarihi gelmeyen alacağın ve icra inkâr tazminatının talep edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuş; davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. ... 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.03.2015 tarihli ve 2014/519 E., 2015/211 K. sayılı kararı ile; bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacının talebinde haklı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmede fatura kesiminden itibaren kırk beş gün içinde ödeme yapılacağı belirtilmesine rağmen ödeme yapılmadığından davacının alacağının muaccel ve likit hâle geldiği, davacının işini tam ve eksiksiz yaptığı, zira bu hususta davalının ihtarının olmadığı, davalının sorumlu olduğu dava dışı OHL firmasının da davacının yaptığı işlerin eksik ve ayıplı olduğuna ilişkin davalıya gönderdiği herhangi bir ihtarın bulunmadığı, işin bitmediği, eksik veya ayıplı yapıldığına dair davalı tarafça dosyaya sunulan bir delil de bulunmadığından beş ay sonra kesinti yapılacağından bahisle ödememe yönündeki davalı tavrının hakkaniyete aykırı olup kabul edilemeyeceği, bu hususun tarafların imzaladığı sözleşmeye göre ödemenin kırk beş gün içinde yapılacağı şeklinde düzenlenen hükme de aykırı olacağı, davalının banka havalesi ile yaptığı 10.369,67TL ödemenin dava konusu icra takibine ilişkin olduğuna dair havalede bir açıklama bulunmadığı, aksine ticari hesaba ilişkin şerhin bulunduğu, taraflar arasında yapılan işe karşılık kesilen başka faturalar da olduğundan davalının icra takibine yönelik ödeme olduğu iddiasına itibar edilmediği, tarafların tacir olduğu ve davacının faizi doğru uyguladığı, davalının itirazında haksız ve alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 29.03.2016 tarihli ve 2015/5670 E., 2016/1976 K. sayılı kararı ile;
‘‘…Uyuşmazlık, eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, davada, 05.08.2013 tarihli KDV dahil 22.793,61 TL bedelli faturaya dayanılarak ve yapılan kısmi ödeme düşülerek kalan 20.789,66 TL asıl alacak, 158,81 TL işlemiş faiz ve 144,28 TL ihtar masrafından oluşan toplam 21.092,75 TL alacağın tahsili istemiyle başlatılan ilâmsız icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptâli ile takibin devamı ve %20 oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının tahsili istenmiş; mahkemece davanın kabulüne, davalının takibe yönelik itirazının iptâli ile takibin aynı şartlarla devamına, dava değeri üzerinden takdiren %20 oranında hesaplanan 4.218,55 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, karar, davalı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı borçlunun aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davanın açılmasından sonra davalı şirket tarafından davacıya üzerinde “hidrotemel cari hesap ödemesi” şeklinde açıklama bulunan ... Bankası'nın 03.03.2014 tarihli dekontu ile 10.369,67 TL ödeme yapıldığı, takip konusu faturanın anılan cari hesapta yer aldığı, davalı tarafından mahkemeye verilen 12.03.2014 tarihli dilekçeyle de bu ödemenin dava konusu borçtan mahsup edilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Davacı alacaklı, bu ödemenin takip ve dava konusu faturaya ilişkin olmadığını, aynı işle ilgili başka bir faturaya ait olduğunu savunmuşsa da, 6098 sayılı TBK'nın 100, 101, 102. maddelerinde, kısmî ödemede ve birden çok borçta mahsubun ne şekilde ve hangi sıra ile yapılacağı düzenlenmiş olup, 102. madde hükmüne göre, ödemesi yapılan borcun hangi borca ait olduğuna dair borçlu ya da alacaklı tarafından kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı, düzenlenen makbuzda bu yönde açıklık bulunmadığı, birden çok borcun da muaccel olduğu durumlarda ödemenin borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğunun kabulü gerekecektir. Bu madde hükmüne göre mahkemece, davalı borçlu tarafından 03.03.2014 tarihinde yapılan 10.369,67 TL'lik ödemenin takip ve dava konusu borç için yapıldığının kabulü gerekmektedir. Öte yandan itirazın iptâli davaları, itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamak amacıyla açılan davalar olduğundan davadaki haklılık durumu takip tarihi itibariyle belirlenir. Bu nedenle itirazın iptâli davası açıldıktan sonra borçlu tarafından yapılan ödemeler verilecek kararda dikkate alınmaz. Ancak infazda tereddüt hasıl olmaması için dava açıldıktan sonra yapılan ödemelerin tarih ve miktarları mahkemece tespit edilerek bu ödemelerin yargılama sonucu verilecek kararın infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınacağı kararda belirtilir. Mahkemece, dava açıldıktan sonra 03.03.2014 tarihinde yapılan 10.369,67 TL'lik ödemenin takip konusu faturaya ait olduğuna dair banka dekontunda bir açıklama bulunmadığı, aksine ödemenin cari hesaba ilişkin olduğunun dekonta şerh edildiği, taraflar arasında yapılan işle ilgili düzenlenmiş başka faturaların da mevcut olup anılan ödemenin icra takibine yönelik yapıldığının davalı yanca kanıtlanamadığı gerekçeleriyle bu ödemenin icra takip dosyasında dikkate alınamayacağına karar verilmesi yukarıdaki açıklamalara ve yasa maddelerine aykırı olmuştur.
Diğer yandan 2004 sayılı İİK'nın 67/II. maddesi uyarınca takibe itiraz eden borçlunun icra inkâr tazminatı ile sorumlu tutulabilmesi için itirazında haksız olması gerekir. Somut olayda, takip konusu fatura nedeniyle davacının alacaklı olup olmadığı ve talep edilen faiz alacağının miktarı yargılamada alınan bilirkişi raporuyla açıklığa kavuştuğundan davalı borçlunun takibe itirazında haksız olduğu kabul edilemez. Bu durumda mahkemece yasal koşulları oluşmayan icra inkâr tazminatı talebinin reddi yerine kabulü de doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş, takip talebindeki alacak kalemleri yönünden davayı kabul etmek, yasal koşulları oluşmadığından davacının icra inkâr tazminatı istemini reddetmek, dava tarihinden sonra ... Bankası'nın 03.03.2014 tarihli dekontu ile yapılan 10.369,67 TL'lik ödemenin kararın infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınacağına karar vermek olmalıdır.
Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. ... 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.12.2016 tarihli ve 2016/682 E., 2016/877 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçeleri aynen tekrarlanarak direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;
(1) Davada icra inkâr tazminatının yasal koşullarının oluşup oluşmadığı,
(2) İcra takibinden ve davanın açılmasından sonra davalının 03.03.2014 tarihinde ... Bankası vasıtasıyla davacıya gönderdiği 10.369,67TL'lik kısmi ödemenin takip ve dava konusu borca karşılık yapıldığının kabul edilip edilmeyeceği, buradan varılacak sonuca göre takip ve dava tarihinden sonra yapılan 10.369,67TL ödemenin kararın infazı sırasında icra müdürlüğü tarafından dikkate alınmasına karar verilip verilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; temyize konu direnme kararının, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141. maddesinin 3. fıkrası ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesi anlamında direnme gerekçesi ihtiva edip etmediği, dolayısıyla usulüne uygun bir direnme kararının bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış olup, mahkemece verilen kararın gerekçeli olduğu ve usulüne uygun direnme kararının bulunduğu sonucuna varılarak 03.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede ön sorun oy çokluğu ile aşılmak suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; direnme kararının gerekçe içermediği, usulüne uygun direnme kararı olmadığı ve hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
IV. GEREKÇE
(1) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden Yapılan İnceleme:
14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
15. Borç doğuran sözleşmelerden birisi olan "Eser sözleşmesi’" somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde, "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır.
16. Taraflara karşılıklı borç yükleyen eser sözleşmesinde; yüklenici, eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle, iş sahibi de bu çalışma karşılığında yükleniciye bedel ödemekle yükümlüdür.
17. Öte yandan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı, itirazın iptali davasında, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, ... 2013, s. 251). Genel hükümlere göre açılan alacak davalarında, haklılık durumu dava tarihi itibariyle tespit edilebilirse de; itirazın iptali davalarının sonuçları farklılık arz ettiğinden, bu davalarda haklılık durumunun takip tarihi itibari ile belirlenmesi gerekir.
18. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz.
19. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Diğer bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2010 tarihli ve 2010/19-376 E., 2010/397 K.; 23.09.2020 tarihli ve 2017/4-1444 E., 2020/666 K.; 26.02.2020 tarihli ve 2017/13-558 E., 2020/234 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
20. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan 15.04.2013 tarihli “Haydarpaşa-... Hattı Hızlı Tren Projesi Fore Kazık İşleri” sözleşmesi ile akdi ilişkinin kurulduğu ihtilafsız olup, sözleşmenin 6. maddesinde ödemelerin %5 teminat kesintisi yapılarak fatura kesiminden sonraki kırk beş gün içinde nakden ödeneceği kararlaştırılmıştır.
21. Davacı vekili 13.01.2014 havale tarihli açıklama dilekçesinde; müvekkilinin, sözleşme konusu işleri eksiksiz biçimde tamamlayarak 29.05.2013 tarihinde davalıya teslim ettiğini, davacının bu iş nedeniyle toplam 81.966,10Euro+KDV alacağı doğduğunu, davalının, dava dışı asıl yüklenici tarafından yapılan ödemelere göre fatura düzenlenmesini istemesi nedeniyle faturaların davalının belirlediği tarihlere göre tanzim edildiğini, 30.06.2013 tarihli 82.996,05TL tutarındaki faturanın karşılığında davalının 65.000TL ödediğini, ardından bir kısım ödeme yapılacağının belirtilmesi üzerine bu kez 05.08.2013 tarihli 22.793,61TL’lik faturanın düzenlendiğini, sonradan 20.000TL daha ödeyen davalının toplam 85.000TL ödemede bulunduğunu, yapılan ödemeleri mahsup ederek 05.08.2013 tarihli faturadan bakiye 20.789,66TL alacağın ödenmesi için davalıya gönderilen 25.09.2013 tarihli ihtarnamenin 02.10.2013 tarihinde tebliğ edildiğini, davalının 08.10.2013 tarihli cevap ihtarında, faturaya ve bakiye 20.000TL’lik borcuna itiraz etmediğini, ancak haksız olarak %5 teminat kesintisinden bahsettiğini, oysa müvekkilinin işi eksiksiz şekilde tutanakla davalıya teslim ettiğini ve teminat kesintisinin dayanağı olmadığını ileri sürerek kalan fatura alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve takibin devamı ile %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
22. Davalı yüklenici şirket ise, takibe itirazında, davacıya gönderdiği 08.10.2013 tarihli cevap ihtarında ve yargılama aşamasında dosyaya sunduğu beyan dilekçelerinde, davacının ödenmediğini iddia ettiği 20.000TL’ye itiraz etmediğini, ancak alacağın muaccel olmadığını savunmuş; 12.03.2014 havale tarihli dilekçesinde de, davacının açıkladığı gibi fatura kesimlerinin karşılıklı anlaşma ile sağlandığını, davacının 30.06.2013 tarihli 82.996,05TL tutarlı ve 05.08.2013 tarihli 22.793TL’lik faturaları karşılığında toplam 85.000TL ödediğini belirtmiştir.
23. Şu hâlde davalının, davacının 30.06.2013 tarihli faturası ile icra takibinin dayanağı 05.08.2013 tarihli faturasına itiraz etmediği, aksine faturaları benimseyerek 85.000TL ödediği, kalan 20.000TL borcunu da kabul ettiği anlaşılmaktadır.
24. Bu durumda takip ve dava konusu alacak miktarı davalı borçlu tarafından bilindiğinden, “likit” yani muayyen ve belirlenebilir nitelikte olduğu gibi, davalının icra takibine itirazının da haksız olduğu gözetildiğinde, icra inkâr tazminatının yasal koşullarının oluştuğu; mahkemece davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin yerinde ve doğru olduğu sonucuna varılmış, davalının bu yöndeki temyiz itirazları reddedilerek direnme kararı uygun bulunmuştur.
25. Hâl böyle olunca (1) numaralı uyuşmazlık bakımından direnme kararı yerinde ve doğrudur.
(2) Numaralı Uyuşmazlık Yönünden Yapılan İnceleme:
26. Türk Borçlar Kanunu’nun kısmen yapılan ödemede mahsup hakkının düzenlendiği 100. maddesinde;
“Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir” düzenlemesine yer verilmiştir.
27. Aynı Kanun’un 101. maddesinde;
“Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir.
Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır” denilmiş; devamındaki 102. maddede ise;
“Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır” şeklinde hüküm bulunmaktadır.
28. Bu düzenlemeler ile; kanun koyucu, TBK’nın 100 ila 102. maddelerinde para borçlarında kısmen ödeme ve mahsupla ilgili bazı özel hükümler koymuştur. TBK’nın 100/I. maddesine göre borçlu her şeyden önce, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Ancak, bunun için borçlunun faiz ve gider borcunu ödemede gecikmemiş olması gerekir. Borçlu faiz ve giderleri ödemede gecikmiş ise, yapmış olduğu kısmî ödeme ana paraya değil, ödemekte geciktiği faiz ve gider borcuna mahsup edilir. TBK’nın 101. ve 102. maddelerinde de birden çok para borcunda, borçlunun yaptığı ödemenin bunlardan hangisine mahsup edileceği düzenlenmiştir. TBK’nın 102/I. maddesine göre, kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı takdirde ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır.
29. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendiğinde; takipten ve davadan sonra, yargılama aşamasında davalının 12.03.2014 havale tarihli dilekçesinin ekinde dosyaya sunduğu ve dava konusu borçtan mahsup edilmesini istediği, üzerinde “Hidrotemel cari hesap ödemesi” yazılı olan, ... Bankası’na ait 03.03.2014 tarihli dekont ile davacıya ödenen 10.369,67TL tutarındaki kısmî ödemenin, TBK’nın 102. maddesi gereğince takip ve dava konusu borç için yapıldığının kabul edilmesi; itirazın iptali davasında haklılık durumu takip tarihi itibariyle belirlendiğinden, yapılan bu ödemenin kararın infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınmasına karar verilmesi gerekmektedir.
30. O hâlde, (2) numaralı uyuşmazlık bakımından, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
(1) numaralı uyuşmazlık yönünden yukarıda 14 ila 25. paragraflarda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun görüldüğünden, davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE;
(2) numaralı uyuşmazlık yönünden yukarıda 26 ila 31. paragraflarda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 03.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
19. Hukuk Dairesi, 2018/963 E., 2019/3325 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece somut olayda uyuşmazlığın 6098 sayılı TBK’nun 102. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekir.
19. Hukuk Dairesi 2018/963 E. , 2019/3325 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davalı şirketin 09.01.2007 tarihli irsaliyeli fatura ile de sabit olan hayvan yemi alımından kaynaklanan borcunu davacı şirkete ödemediğini, davalıya karşı faturaya bağlı alacağın bakiye kısmının tahsili için...1. İcra Dairesi'nin 2007/4199 esas sayılı dosyası icra takibi başlattıklarını, davalının borca itiraz ederek takibin durdurulduğunu, bu nedenle davalının haksız itirazının iptaline, takibin devamına ve davacı lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya olan borcun ödendiğini, davalının herhangi bir borcunun kalmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu belirterek davanın reddi ile davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Hüküm Dairemizin 2015/18199 esas ve 2016/7679 karar sayılı ve 28.04.2016 tarihli kararıyla davaya konu icra takibinin 09.01.2007 tarihli fatura bedelinin tahsiline ilişkin olduğu, itirazın iptali davasının icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olup incelemenin takip konusu fatura kapsamında yapılması gerektiği, mahkemece bu ilkeden ayrılarak tüm ticari ilişkinin incelenmesi şeklinde düzenlenen raporun hükme esas alınmasının doğru görülmediği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamaya ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı şirket temsilcisinin davacı ile arasındaki borç ilişkisini kabul ettiği, icra takibine konu faturada belirtilen borç miktarını ödediğini ispat yükünün davalı taraf üzerinde olduğu, davalı şirket temsilcisinin ödemeye ilişkin belgeler sunduğu, davalı tarafından yapılan ödeme makbuzları değerlendirilerek, yapılan bu ödemelerin takibe konu faturaya karşılık yapıldığını kabul etmek gerektiği ve bu nedenle takibe konu faturaya ilişkin alacak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı-alacaklı davalı borçlu aleyhine 16.08.2007 tarihinde 09.01.2007 tarihli faturaya dayanarak faturanın ödenmeyen kısmı için ilamsız takip başlatmış itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında davanın kısmen kabulüne yönelik kararın temyizi üzerine Dairemizin 28.04.2016 tarihli bozma kararında itirazın iptali davalarının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğu belirtilerek; davacının takip konusu fatura nedeniyle alacaklı olup olmadığının araştırılması gerekir iken tüm ticari ilişki sonucunda alacaklı olduğunun saptanması üzerine davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak bozma doğrultusunda bilirkişiden ek rapor alınmış ancak yanlış bir hukuki değerlendirme sonucu davanın ret edildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece somut olayda uyuşmazlığın 6098 sayılı TBK’nun 102. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekir. Anılan maddede “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme,muaccel borç için yapılmış olur. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu durumda davalı tarafından yapılan ödemelerin tamamının dava konusu 16.08.2007 tarihli takipten önce yapılmış olması karşısında, davalının açıklamasız olarak yaptığı bu ödemelerin hangi borca yönelik yapıldığı yukarıda açıklanan TBK'nun 102. maddesine göre değerlendirildiğinde bu ödemelerin ilk muaccel faturadan itibaren mevcut borcu söndürmeye başlayacağı açıktır.
Ancak davalının savunması nedeniyle bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle takip konusu yapılmayan diğer faturalardaki malın davalıya teslim edildiğinin ve davacının bu faturalar kadar muaccel alacağa sahip olduğunun davacı tarafından ispat edilmesi gerekir. Salt davacının defterlerinde faturaların kayıtlı olması bu hükmün uygulanması için yeterli değildir.
O halde mahkemece yapılacak iş, TBK'nun 102. maddesinin uygulanabilmesi açısından takip konusu fatura ve diğer faturalar ile davalının sunduğu ödeme belgeleri dışındaki tüm diğer ödeme belgeleri de dosyaya getirtilip, yukarda açıklandığı üzere davacıya ispat imkanı tanınıp, diğer faturalardan kaynaklı alacağın ispatı halinde, davalının ispatladığı ödemelerin TBK'nun 102. maddesine göre hangi muaccel alacakları söndürdüğü saptanıp uyuşmazlığın bu şekilde çözümlenmesinden ibaret olmalıdır. Bu nedenle dairemizin kararına uyulmakla birlikte bilirkişi raporunun hatalı değerlendirilmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2021/2673 E., 2022/1670 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TBK 102. maddesi ‘Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır.
6. Hukuk Dairesi 2021/2673 E. , 2022/1670 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
K A R A R
Davacı vekili, davalının müvekkili kooperatif üyesi iken kooperatife aidat borcu ve gecikme zammı nedeni ile borçlu olduğunu, borcunu ödememesi üzerine kendisine ihtarname keşide edilip, yönetim kurulunun 21.05.2007 gün 84 sayılı kararı ile üyelikten ihraç edildiğini, ancak alacağın yine tahsil edilemediğini, davalının ihraç kararının iptali için açtığı davanın halen derdest olduğunu, müvekkilinin alacağının tahsili için iş bu davanın açılması zarureti doğduğunu ileri sürerek, 40.529,00 TL'nin, aidat alacağı olan 7.166,00 TL'ye faiz yürütülerek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacı kooperatife borcu olmadığını, müvekkiline ait ortaklığın dava dışı ...'a ait olduğunu, bu kişiden 06.01.1999 tarihinde ...'nın üyeliği devraldığını, müvekkilinin ise 09.12.2001 tarihinde ...'dan üyeliği devraldığını, adı geçen dava dışı kişilerin yaptıkları ödemelerin müvekkili tarafından yapıldığının kabulünün gerektiğini, ayrıca gecikme cezası için genel kurulca bu yönde karar alınmasının şart olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak, davalının ilk sahibi dava dışı ...'a ait hisseyi, yine dava dışı ...'dan devraldığı, dava dışı bu kişiler tarafından yapılan bir kısım ödemelerin, hesaba dahil edilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- 5219 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK 427 maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 5236 sayılı Kanun'un 19'ncu maddesiyle HUMK eklenen Ek-Madde 4'te öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında, 2020 yılı için 3.920,00 TL'dir. Davalı vekilince temyize konu yapılan miktar yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığından davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava kooperatif aidat alacağından kaynaklanmaktadır.
TBK 102. maddesi ‘Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.’ hükmünü içermektedir.
Her ne kadar mahkemece bozmaya uyulmuş ise de bozmanın gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Davalının üyeliği devraldığı ...'nın, iki üyeliği bulunduğu ve hangi üyelik için ödeme yaptığını belirtmeden ödemeler yaptığı, yapılan incelemede belirlenmiştir. Hükme esas alınan raporda hangi üyelik için ödemelerin yapıldığı belli olmadığından yapılan ödemelerin davalıya devredilen üyelik için olduğu kabul edilerek miktar hesabı yapılmıştır. Halbuki TBK 102. maddesine göre ödemenin hangi borç için yapıldığı belli değil ise orantılı olarak paylaştırılması gerekir. Mahkemece TBK 102. maddesi göz önünde bulundurularak ...'nın yaptığı ödemelerin iki üyelik için orantılı olarak mahsup edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin mahkeme hükmünün kesin olması nedeni ile reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, temyiz peşin harcın talep halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.03.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/1617 E., 2023/2114 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
e ödemeye ilişkin havale dekontunda ödeme senedinin yer almadığı, kesin hesaba ilişkin bilirkişi heyet raporunda yapılan 646.790,00 TL'lik ödemenin davacı kesin hesap alacağından mahsubu neticesinde 2.877.539,83 TL alacağın bulunduğu, yine TBK 102/1.maddesi gereğince, 646.790,00 TL'lik ödemenin vadesi ilk önce gelmiş olan kesin hesap alacağı için yapılmış olduğunun kabulünün gerektiği nazara alınd
6. Hukuk Dairesi 2022/1617 E. , 2023/2114 K.
"İçtihat Metni"
...
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/518 E., 2022/42 K.
...
...
HÜKÜM/KARAR : Asıl ve Birleşen Dava Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/396 E., 2019/889 K.
Taraflar arasındaki asıl davada itirazın iptali, birleşen davada alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.05.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davalı vekili Avukat ... ve Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davacı vekili Avukat ...'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1-Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin Karayolları Genel Müdürlüğü 9. Bölge Müdürlüğü tarafından 2011/8011 ihale kayıt numarası ile ihale edilen “Diyarbakır-Ergani Yolu (GAP) KM:10+500+45+500 Arası Toprak İşleri (Kavşak Düzenlemeleri) Sanat Yapıları, Üst Yapı ve Bitümlü Sıcak Karışım Kaplama Yapılması İşi”nin ihalesini üstlendiğini ve idare ile arasında 12.04.2012 tarihli sözleşmenin imzalandığını, bu işle ilgili olarak davalı ile müvekkili arasında alt taşeron ilişkisinin kurulduğunu, ilk olarak 10.04.2012 tarihli birim fiyat üzerinden 66.000.000,00 TL’lik sözleşmenin imzalandığını ve işe başlandığını, işin devamı sırasında keşif artışı nedeni ile bu sözleşmenin yerine 31.07.2012 tarihli 82.205.602 TL’lik sözleşme imzalandığını, son olarak yine keşif artışı nedeniyle taraflar arasında 05.12.2016 tarihli 93.450.000 TL tutarında sözleşme imzalandığını, davalı ile müvekkili arasında imzalanan taşeronluk sözleşmesi nedeni ile asıl işveren Karayolları Genel Müdürlüğü 9. Bölge Müdürlüğünün müvekkilinin alt yüklenici olarak çalışmasına olur verdiğini, taraflar arasındaki yüklenici-alt yüklenici ilişkisinin temelinin 05.12.2016 tarihli 93.450.000 TL tutarındaki sözleşme olduğunu, müvekkilinin alt yüklenici olarak üstlendiği işi sözleşme ve eklerine göre yaptığını ve davalı ile arasında 24 adet hakediş düzenlendiğini, 23. hakediş ve ek hakediş ile ilgili düzenlenen tutanak ile 23. hakedişe kadar alacakların ödendiği, bu aşamadan sonra 12.05.2017 tarihli 24. ve kesin hakedişin yapıldığını, hakedişe ait faturanın KDV tevkifatı yapılmak suretiyle 12.512.103,03 TL olarak kesildiğini, bu hakedişten sonra taraflar arasında düzenlenen 30/09/2017 tarihli tutanak ile geçici kabulün 25/03/2017 tarihinde yapıldığı ve 24 kesin hakedişin 18/09/2017 tarihinde yapıldığının açıkça yazıldığını, ihtilafın sadece 24 no.lu hakedişin kısmen ödenmesinden kaynaklandığını, sözleşme kapsamındaki işin tamamlandığını, davalı ile olan ilişki nedeniyle müvekkilinin davalıya makine, araç ve malzeme temin ettiğini, bunun sözleşmeye bağlı olmayan ticari ilişkiden kaynaklandığını, ayrıca taraflar arasında "iş makinesi kiralama tutanağı" düzenlendiğini, belirtilen sözleşme dışındaki bu işler nedeniyle 4 adet fatura düzenlendiğini, faturaların davalı tarafından ödenmediğini, 24 nolu kesin hakedişten ise 8.781.351,64 TL’nin ödendiğini, bakiye 3.730.751,39 TL'nin ödenmediğini, takip konusu alacağın bir kısmının belirtilen bakiye hakediş bedeli olduğunu, diğer kısmının ise belirtilen 4 adet fatura toplamı olan 6.704.058,00 TL olduğunu ileri sürerek, davalının icra takibine yaptığı itirazın haksız olması nedeniyle itirazın iptaline, takibin devamına, davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2-Birleşen 2019/162 Esas sayılı davada davacı vekili dava dilekçesinde, asıl davada belirtilen sözleşme kapsamında taraflar arasında 24 adet hakediş düzenlendiğini, her hakedişte müvekkilinden KDV tevkifatı yapıldığını ve müvekkili adına vergi dairesine yatırıldığını, daha sonra müvekkili şirket adına vergi dairesine ödenen KDV'lerin davalıya iade edildiğini, iade edilen tutarları davalının uhdesinde tuttuğunu ve davacıya iade etmediğini, konu ile ilgili bir araya gelen tarafların 08.01.2018 tarihli tutanağı imzaladığını, işin geçici kabulünün ve kesin kabulünün yapıldığını, davalının 08.01.2018 tarihli tutanakta belirtilen 1.500.000,00 TL'yi arabuluculuk aşamasında ödediğini, bakiye kalan 646.788,44 TL'yi ödemediği gibi tutanakta belirtilen ödemenin hakediş ve müvekkilinin diğer alacaklarındaki ödeme gibi göstermeye çalıştığını, alacağın yazılı belge ile sabit olduğunu ileri sürerek, 08.01.2018 tarihli tutanakta belirtilen 646.788,44 TL'nin arabuluculuğa başvuru tarihinden itibaren, mümkün görülmemesi halinde dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1-Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde, taraflar arasında imzalanan taşeron sözleşmesi kapsamında son hakedişin 24 no'lu hakediş olduğunu, bu hakedişten sonra geçici kabul tutanağının imzalandığını, davacının 24 no'lu hakedişten 3.730.751,39 TL alacağının kaldığını iddia ettiğini, ancak müvekkili kayıtlarında davacının 1.581.098,64 TL alacaklı gözüktüğünü, bu alacağın ise teminat olarak tutulduğunu, teminatın gerekçesinin 08.01.2018 tarihli tutanak olduğunu, zira tutanak ile davacının kesin kabul yapılana kadar 1.500.000,00 TL bedelin teminat olarak tutulmasını kabul ettiğini, müvekkili tarafından tutulan teminat bedeli dikkate alındığında müvekkilinin borcunun olmadığının açık olduğunu, nitekim Karayolları Genel Müdürlüğü'nün 08.05.2018 tarihli yazısı ile müvekkiline imalattan kaynaklı eksik ve kusurlu iş olduğunun bildirildiğini, eksik ve kusurların giderilmesi için davacıya Ankara 10. Noterliği'nin 22.05.2018 tarih ve 9468 yevmiye numaralı ihtarnamesinin gönderildiğini, ancak eksikliklerin giderilmediğini, diğer yandan davacının 4 adet faturadan kaynaklanan 6.704.058,00 TL alacak iddiası ile müvekkili aleyhine takip yaptığını, müvekkilinin anılan faturalara istinaden davacıya borçlu olmadığını, tüm borçların ödendiğini savunarak, davanın reddine, davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2-Birleşen 2019/162 Esas sayılı davada davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında akdedilen tutanağa istinaden müvekkili nezdinde tutulan 1.500.000,00 TL'nin kesin kabulden sonra ödenmesi gerektiğini, davaya konu 646.788,44 TL'nin müvekkili tarafından ödendiğini, davacının 1.500.000,00 TL'lik ödemeyi başka bir alacak kalemi gibi göstermesinin dayanağının olmadığını, KDV Kanunu ve genel tebliğine göre KDV iadesi kendisinden tevkifat yapılan mükellefler tarafından talep edilebileceğinden davacının iddialarının asılsız olduğunu, KDV iadelerinin davacı tarafından vergi dairesinden talep edilmesi gerektiğini, ödeme ile borçların kapandığını beyan ederek, davanın reddine, daha önce arabuluculuk nezdinde düzenlenen tutanağa göre ödenen 1.500.000,00 TL'lik borcun asıl dava yönünden borçtan düşülmesine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, " asıl davada davaya konu 31738 ve 31739 seri numaralı faturalar yönünden davalı şirketin faturaları ticari defterlerine kaydettiği, kaydettikten yaklaşık 1 yıl sonra düzeltme kaydı ile faturaları ticari defterlerinden çıkartığı, bu suretle davalının faturaları ticari defterine kaydetmekle akdi ilişkinin varlığının davacı tarafından kanıtlandığı, davalının süresi içinde faturaya itiraz etmediği ve iade etmediği, faturaların kayıt tarihinden itibaren yaklaşık 1 yıl sonra tek taraflı düzeltme kaydına itibar edilemeyeceği, davalının faturadaki mal ve hizmeti almadığını kanıtlaması gerekirken ispat külfetini yerine getirmediği, aynı zamanda davalının cevap dilekçesinde açıkça anılan faturaların taraflar arasında akdedilen sözleşmeye bağlı olarak yapıldığını ve bu suretle taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında düzenlendiğini ikrar etmesi karşısında süresinde itiraz edilmeyen faturadaki miktarın kesinleştiği ve her iki fatura toplamı olan 3.318.048,00 TL tutarında davacının takip tarihi itibariyle davalıdan alacaklı olduğu, her iki faturanın eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağa ilişkin olması nedeniyle likit olmadığı, bu nedenle icra inkar tazminatı talebinde bulunulamayacağı, hakediş alacağı yönünden ise, mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre davacının 24 nolu kesin hakedişten olan alacağının 2.877.539,83 TL olduğu belirtilmiş ise de, bilirkişi heyeti tarafından davalının hak ediş alacağına ilişkin davalı tarafından yapılan ödemelerde 15.05.2015 tarihli ÖTV fiyat farkı olarak 853.211,56 TL'nin nazara alındığı, taraflar arasında akdedildiği ihtilafsız olan 08.01.2018 tarihli tutanakta davacının KDV alacağı olan 3.000.000,00-TL'nin birinci kısmı olan 1.500.000,00-TL'nin 853.211,56-TL'lik kısmının davalı tarafından Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü'ne ödeneceğinin belirtildiği, bu suretle bilirkişi heyeti tarafından 853.211,56-TL'lik ödemenin hem davacının hakediş alacağından, hem de 08.01.2018 tarihli tutanaktan kaynaklanan alacağından mükerrer mahsup yapıldığı saptanmakla, davacı hakediş alacağı olan 2.877.539,83-TL'ye 853.211,56-TL'nin ilavesi ile bulunan 3.730.751,39-TL tutarında davacının hakediş alacağının bulunduğu, işin kesin kabulünün 19.04.2018 tarihinde dava dışı idare tarafından yapılmış olması karşısında davalının eksik ve ayıplı iş olduğu yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceği, davalının mahsup talebine konu ettiği, davacı kesin hakediş alacağı içerisinde kalan ve haksız olarak davalı tarafından emanet alınan 1.500.000,00-TL tutarındaki teminat iadesinin davalı alacağı değil, davacı alacağı olduğu ve kesin hesabın içerisinde yer aldığı, bu suretle mahsuba konu edilemeyeceği, ancak birleşen dava dilekçesinde davacının açıkça kesin hesabın içerisinde alacak kalemi olarak yer alan 1.500.000,00 TL'yi davalının birleşen dava arabuluculuk tutanağında belirtilen tarihte (22.03.2019 tarihinde) ödediğini belirtmesi karşısında, davadan sonra yapılan ödemenin İcra Müdürlüğünce hükmün infazı sırasında nazara alması gerektiği, davacının takip tarihinden önce davalıyı temerrüde düşürdüğünü iddia ve ispat edemediğinden hakediş alacağı yönünden takip tarihinin temerrüt tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, bu suretle davacının takip öncesi işlemiş faiz alacağının olmadığı, tarafların tacir, ihtilafın ticari iş mahiyetinde olması sebebiyle davacının avans faizi talep edebileceği belirtilerek, hakediş alacağı yönünden taleple bağlı kalınarak davacının takip tarihi itibariyle davalıdan hakediş alacağı için 3.730.749,39 TL, takibe konu 31738 ve 31739 seri numaralı faturalar yönünden 3.318.048,00 TL olmak üzere toplamda 7.048.797,39 TL alacaklı olduğu" gerekçesiyle "davalının Ankara 22. İcra Müdürlüğünün 2018/552 sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 7.048.797,39 TL asıl alacak ile takip talebindeki koşullar ile devamına, davalı tarafından 22.03.2019 tarihinde yapılan 1.500.000,00 TL'lik ödemenin hükmün infazı sırasında İcra Müdürlüğünce nazara alınmasına, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın likit olmaması karşısında davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesi yönündeki davacı isteminin reddine, kötüniyet tazminatı koşulları oluşmadığından reddine", birleşen dava yönünden ise; "davalının 29.01.2018 tarihinde davacıya 646.790,00 TL ödeme yaptığının sabit olduğu, her ne kadar davalı tarafından yapılan bu ödemenin birleşen davada iddia olunan alacağa ilişkin yapıldığı iddia edilmiş ise de, öncelikle ödemeye ilişkin havale dekontunda ödeme senedinin yer almadığı, kesin hesaba ilişkin bilirkişi heyet raporunda yapılan 646.790,00 TL'lik ödemenin davacı kesin hesap alacağından mahsubu neticesinde 2.877.539,83 TL alacağın bulunduğu, yine TBK 102/1.maddesi gereğince, 646.790,00 TL'lik ödemenin vadesi ilk önce gelmiş olan kesin hesap alacağı için yapılmış olduğunun kabulünün gerektiği nazara alındığında, davalının bu savunmasına itibar edilmediği ve 08.01.2018 tarihli tutanakta belirtilen borç için davacının ödeme yapmadığı, bu suretle dava tarihi itibari ile davacının 646.788,44 TL davalıdan alacaklı olduğu, dava tarihinin temerrüt tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, yine tarafların tacir, ihtilafın ticari iş mahiyetinde olması sebebi ile davacının avans faizi isteminde bulunabileceği" gerekçesiyle "646.788,44-TL'nin dava tarihi olan 03.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1-Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, asıl davada, davanın kabulüne dair hüküm kurulması gerekirken fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilerek müvekkili aleyhine vekalet ücreti veya yargılama giderine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece karar verilirken takip konusu olan ve itirazın iptali davası açıldıktan sonra mahkemece hakkında tefrik kararı verilerek sulh hukuk mahkemesine gönderilen iki fatura toplamı olan 3.386.010,00 TL'ye ilişkin kısmın gözden kaçırıldığını ve bu nedenle fazlaya ilişkin istem reddedilirken tefrik kararı verilen kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş gibi davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedildiğini, fazlaya ilişkin istemin reddine ilişkin kısmın karardan çıkarılarak davanın kabulüne karar verilmesi ve davalı yararına gerekçeli kararın 4. ve 5. kısımlarında hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderine ilişkin kısmın kaldırılması gerektiğini, yine asıl davada davalı tarafından ayrı bir belgeye dayalı olarak arabuluculuk aşamasında ödenen 1.500.000,00 TL'nin infaz aşamasında icra müdürlüğünce nazara alınmasına ilişkin kararın hatalı olduğunu, zira bu alacağın asıl davadaki alacak kapsamında olan bir alacak olmadığını, taraflar arasındaki 08/01/2018 tarihli tutanaktan kaynaklandığını ve davalının bu tutanakta 3.000.000,00 TL KDV'yi davacıya ödemeyi kabul ettiğini, tutanaktaki 3.000.000,00 TL'nin 853.211.56'TLsinin Karayolları Şube Müdürlüğüne davacı adına ödendiğini, kalan 2.146.788,44 TL'nin 646.788,44 TL'sinin dava konusu olduğunu, ikinci kısım olan 1.500.000,00 TL'nin ise dava açılmadan önce arabuluculuk aşamasında ödendiğini, 1.500.000,00 TL'lik ödemenin 08/01/2018 tarihli tutanaktan kaynaklanan ayrı bir alacak olup, bunun asıl davada talep edilen alacak içerisinde yer almadığını, asıl davada icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, malzeme teminine ilişkin faturalar yönünden icra inkar tazminatının reddine ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, alacağın faturalardan kaynaklandığını, miktarın belli ve kesin olduğunu, hakediş alacağı yönünden ise 24 no.lu hakediş alacağı olan 12.512.103,03 TL hakediş alacağından ödenmeyen bakiye 3.730.749,39 TL'lik kısmın dava konusu olduğunu, hakedişe ilişkin kesilen faturanın davalının ticari defterinde kayıtlı olduğunu, miktarının da belli olduğunu, bu nedenle de bu alacak yönünden de icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek, mahkemenin asıl dava yönünden gerekçesindeki "fazlaya ilişkin istemin reddine" ilişkin hüküm kısmının çıkartılarak davanın kabulüne, 1.500.000,00 TL'lik ödemenin hükmün infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınmasına ilişkin kısmın kaldırılmasına, asıl alacak miktarı olan 7.048.797,39 TL üzerinden %20 icra inkar tazminatı olan 1.409.759,48 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, dava değerinin tamamı için icra inkar tazminatına hükmedilmemesi halinde ise fatura alacakları yönünden icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile faturaların alacak miktarı olan 3.318.048,00 TL üzerinden %20 icra inkar tazminatı tutarı olan 663.609,60 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini, davalı lehine hükmedilen 99.060,99 TL vekalet ücretine ilişkin kısmın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2-Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden dava konusunun eser sözleşmesi olduğunu, mahkemenin asıl davanın eser sözleşmesinden kaynaklandığını kabul ettiğini ve eser sözleşmesine bağlı olarak düzenlenmiş faturalar olduğunu iddia edilerek dava açıldığını, faturanın, mal teslimi ve hizmet ifasına bağlı olan ve temelde mal ve hizmet ifasıyla illiyet ilişkisi olan bir belge olduğunu, bu bağlamda ortada eser sözleşmesinin olduğu nazara alındığında gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifasının olmadığı yerde de faturanın düzenlenmesinin mümkün olmayacağını, mahkemenin salt faturaya dayalı hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu, yapılması gereken bir yapım işi yani bir eser sözleşmesi olduğu nazara alınarak faturaya dayanak işlerin yapılıp yapılmadığının ve mal teslimi yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi gerektiğini, mahkemece imalat ve mal teslimi olgusuna girilmeden salt faturanın alacağın varlığını ispata yeterli olarak kabul edilmesinin ve faturaya süresinde itiraz edilmemesinin, faturanın BA ve BS formlarına işlenmesinin alacağın varlığının ispatına yeterli bulunmasının hukuken hatalı bir karar olduğunu, bu nedenle mahkeme kararının kaldırılarak yapılan imalatlar, mal teslimi ve hizmet kalemlerinin tek tek karşılaştırılmasına göre bu uyuşmazlığın çözümünün gerektiğini, müvekkili ile davalı şirketin ... ilişkisi içinde sözleşme ilişkisini yürütürken, müvekkili tarafından bu faturalara bakılmadığını, ancak 28.3.2017 tarihinde işin geçici kabulünün yapıldığını, daha sonra faturaların incelendiğini ve yeminli mali müşavir tarafından bu durumun tespit edilip bu faturanın gerçek bir mal teslimi ve hizmet ifası olmadığı anlaşıldıktan sonra faturaların kayıtlardan çıkartılması yoluna gidildiğini, dolayısıyla gerçek olmayan bir faturanın ödenmesini beklemenin hakkaniyete uygun olmadığını, müvekkilinin bu faturaların dayanağının olmadığını anlayınca düzeltme işlemi yaptığını, alınan bilirkişi raporunda da işin bu kaleminin yapılmadığının tespit edildiğini, idareden alınan yazının da bu hususu doğruladığını, hal böyle olunca 1 yıl sonra tespit edilen faturaya müvekkilinin itiraz etmediğini, defterlerine işlediğini ileri sürerek hüküm kurmanın mümkün olmadığını, bu yönden kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, mahkemece, uzmanlık alanında olmadığını düşündüğü dosyada yapılan iş ve imalat kalemleri ve ödeme belgeleri nazara alınarak bir rapor istediğini, bilirkişi raporunda fatura konusu işlerin yapılmadığı kanaatine varılmış iken, mahkemece raporun tam aksi yönünde karar vermesinin hukuka uygun olmadığını belirterek bu yönüyle de mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, birleşen dava yönünden ise, davanın kabulüne dair verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin 646.790,00 TL ödediğinin dekont ile sabit olduğunu, bu dekontta yapılan ödemenin yuvarlandığını, ödeme yapılmak istenen miktarın 646.788,44 olduğunu, mahkemenin bu ödemeyi TBK m. 102/1 gereği olarak vadesi ilk önce gelmiş olan kesin hesap alacağı için yapılmış olduğunu kabul ettiğini, mahkemenin bu ödemeyi BK 102/f.1 gereği ödeme saymasının mümkün olmadığını, mahkemenin 24. hak edişten yapılan ödemeler ile 08.1.2018 tarihli tutanaktaki ödemelerin ayrı ayrı değerlendirdiğini, ancak ödemelerin hepsini Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü’nün uhdesinde yürüyen Diyarbakır-Ergani yolunun yapım işi kapsamında yapılan ödemeler olduğunu, bilirkişi raporunda 3.000.000 TL’lik teminatın tutulmasına ilişkin olarak daha önce 2015 yılında 6.000.000 TL’lik teminat tutulduğu hal böyle olunca ve bu teminat mektubu uzatılmışken, tekrar 3.000.000 TL teminat tutulmasının uygun olmadığının belirtildiğini, mahkeme kararında “davacı kesin hak ediş alacağı içerisinde kalan ve haksız olarak davalı tarafından emanet alınan 1.500.000 TL tutarındaki teminatın davalı alacağı değil, davacı alacağı olduğu ve kesin hesabın içerisinde yer aldığı, bu suretle mahsuba konu edilemeyeceğinden” bahsedildiğini, sözleşme özgürlüğünün olduğu bir hukuk düzeninde tarafların kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, adaba aykırı olmadığı müddetçe istedikleri hükümleri düzenleyebileceklerini, müvekkilinin ek olarak 3 milyonluk teminat dahi tutabileceğini, bunu yasaklayan bir durum olmadığını, nitekim 08.01.2018 tarihli tutanakta açıkça teminat olarak paranın tutulduğunun yazıldığını, müvekkilinin son hak edişten kesin kabule kadar çıkabilecek herhangi bir zimmet, hasardan dolayı 3.000.000,00 TL son hak edişten tutulduğunu, yani davacı hak edişinden bu tutarın kesildiğini, bu 3.000.000,00 TL’nin 853.211,56 TL’sinin ÖTV iadesinden dolayı Karayolları 9. Bölgeye iade edildiğini, kalan tutarın 646.790,00 TL yuvarlanarak dekont karşılığı ödendiğini, kalan 1.500.000 TL ise arabuluculuk tutanağına istinaden ödendiğini, nihayetinde bu tutarın da 24. hakediş olan 2.877,539,83 TL’den düşülmesi gerektiğini, tutanakta kesin kabule kadar çıkacak zimmete ve hasara atıf yapıldığını, ödeme ile borcun kapandığını, 1.500.0000 TL'nin de asıl davadaki borçlarından düşülmesi gerektiğini, bu 1.500.0000 TL’lik tutarın 2.877,539,83 TL’den düşülmesi gerektiğini, çünkü bu tutarın içinde 1.500.000 TL'lik arabuluculuk vasıtasıyla yapılan ödemenin nazar alınmadığını, mahkemenin ulaştığı sonuç ile Tatvan’da inceleme yapan bilirkişi ... ’in raporu arasında çelişki olduğunu, 24. hakedişten 1.500.0000 TL düşüldüğünde 1.377.539,83 TL borcunun olacağını, müvekkilinin 902.290,22 TL borçlu olduğu sonucuna varıldığını, anılan raporda daha fazla bir bedelin ortaya çıkmasını kabul etmediklerini, tevkifata ilişkin KDV iadelerinin davacı tarafından kendi vergi dairesinden talep edilmesi gerekirken, bilirkişilerin bunu borç olarak taraflarına yazdığını, ödeme dekontunun değerlendirmeyip tekrar ödeme çıkartıldığını, bu durumda mükerrer bir ödeme söz konusu olacağını ancak teminat iadesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, ayrıca her ne şekilde kabul edilirse edilsin 646.000,00 TL olarak yapılan ödemenin nazara alınması gerektiğini, bu durumun çelişkisi olarak aynı hesapta 853.211,56 TL nazara alınmışken, 646.000,00 TL’lik ödemeyi nazara almadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "Mahkemece, asıl dava yönünden karar gerekçesinde ve hükümde dosyadan tefrik edilen 30/09/2017 tarih ve 31740 no.lu 1.811.890,00 TL bedelli fatura ile 20/06/2017 tarih ve 31726 no.lu 1.574.120,00 TL bedelli fatura yönünden hüküm tesisine yer olmadığına karar verildiği belirtilerek, diğer 24 no.lu bakiye hakediş alacağı ile iki fatura alacağı toplamı 7.048.797,39 TL'ye ilişkin davalı borçlu itirazının haksız olması nedeniyle dava konusu olan bu miktar yönünden itirazın iptaline karar verilmesine rağmen itirazın kısmen iptaline ve fazlaya ilişkin kısmın reddine denilerek hakkında tefrik kararı verilen faturaların toplam miktarı yönünden davanın reddine karar verilmiş gibi davacı aleyhine vekalet ücreti ile yargılama giderlerine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, doğru olmamıştır. Yine , mahkemece birleşen davada davanın, taraflar arasındaki 08/01/2018 tarihli tutanakla KDV iadesi kapsamında davacıya ödenmesi kararlaştırılan 3.000.000,00 TL alacaktan bakiye ödenmeyen 646.788,44 TL yönünden davanın kabulüne karar verilmiş ise de, taraflarca da kabul edilen 08/01/2018 tarihli tutanakta davacıya ödenmesi kararlaştırılan 1.500,000,00 TL'nin arabuluculuk aşamasında bu tutanak kapsamında davalı tarafından ödendiğinin anlaşılmasına rağmen, bu tutarın asıl dava kapsamında takibe konulan alacaktan mahsubu sonucunu doğuracak şekilde 1.500.000,00 TL'nin asıl davada icra müdürülüğünce infaz aşamasında dikkate alınmasına ilişkin hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır. Diğer yandan, itirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. İcra inkâr tazminatı, hakkındaki icra takibine itiraz ederek durduran ve çabuk sonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likid olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likid olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likid bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir (HGK'nun 07.06.2006 tarih 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı). Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece asıl davada hükmedilen asıl alacak miktarı, taraflarca imzalanan 24 nolu hakedişten kalan bakiye hakediş alacağı ile davalı ticari defterlerinde yapılan inceleme ile de sabit olmuş faturalara dayanılarak varlığı saptanarak hüküm kurulmuştur. Davalı bu miktar borçlu olduğunu kendi ticari defterleri ile dahi bilebilecek durumda iken takibe itiraz etmiş olduğundan hükmedilen miktarın likid bir alacak olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda asıl alacak üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddedilmesi de doğru olmamıştır. Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Asıl davada "davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, asıl davanın kabulü ile davalı borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazın asıl alacak yönünden iptali ile takibin asıl alacak yönünden takipteki koşullarla devamına, takibe konu bakiye hakediş alacağına ilişkin 24 no.lu hakedişin taraflarca ihtilafsız olarak imzalandığı, hakedişe ilişkin faturanın davalının ticari defterinde kayıtlı olduğu, takip konusu iki adet faturanın da davalının ticari defterinde kayıtlı olduğu, taraf ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu anlaşılmakla alacağın likit ve belirlenebilir olduğu dikkate alınarak asıl davada davacı lehine icra inkar tazminatı verilmesine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin koşulları oluşmadığından reddine, birleşen davanın kabulüne" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili süresi içinde temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin temeldeki borç ilişkisinin varlığını hiç önemsemeyip salt faturaya dayalı hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu, gerçek olmayan bir faturanın ödenmesini davalı şirketten beklemenin hakkaniyete uygun olmayacağını, davalı şirketin bu faturaların dayanağının olmadığını anlayınca düzeltme işlemi yaptığını, mahkemece faturalara ilişkin olarak dayanak yapılan hususlar açısından sanki davalının ikrarı varmış gibi hüküm kurulmasının doğru olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin davalı aleyhine hükmettiği icra inkar tazminatının da yerinde olmadığını, birleşen dosya açısından davalı şirketin 646.790,00 TL ödediğinin dekont ile sabit olduğunu, bu dekontta yapılan ödemenin yuvarlandığını, ödeme yapılmak istenen miktarın 646.788,44 TL olduğunu, mahkemenin bu ödemeyi Türk Borçlar Kanunu m.102/1 gereği olarak vadesi ilk önce gelmiş olan kesin hesap alacağı için yapılmış olduğunu kabul ettiğini, ödemenin hukuki yönden bir eylem olduğunu, borç için ödeme yapılacağını, Bölge Adliye Mahkemesinin müvekkilinin itirazlarını tartışmadan karar vermesinin doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, asıl dava eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali, takibin devamı, icra inkar tazminatının tahsili, birleşen dava ise alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı olan şirket vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, istinaf mahkemesince yukarıda yer verilen değerlendirmeler usul ve yasaya uygun olduğundan davalının temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci
fıkrası uyarınca ONANMASINA,
8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen dosya davalısı şirketten alınarak Yargıtay
duruşmasında vekille temsil olunan asıl ve birleşen davada davacı şirkete verilmesine,
Aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2021/2379 E., 2022/1219 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunu'nun 102. maddesinde, “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır.
6. Hukuk Dairesi 2021/2379 E. , 2022/1219 K.
"İçtihat Metni"
İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davacı şirket ile davalı arasında danışmanlık hizmeti bulunduğunu ve bu nedenle davalıya avans olarak ödenen 180.000 USD’nin davalı tarafından tahsil edildiğine ilişkin makbuzun dosyaya sunulduğunu belirterek yapılan avans ödemesinin iadesi için yapılan icra takibine, davalının yaptığı itirazın iptaline ve %20 'den aşağı olmamak üzere hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacı ile arasında danışmanlık hizmeti sözleşmesi bulunmadığını, icra takibine konu parayı almadığını, ayrıca ödemenin kim tarafından yapıldığına ilişkin makbuzda açıklama olmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece dava konusu alacağın dayanağı olan makbuzun, kim tarafından hangi sebep ile düzenlendiği, gerçekte kime avans olarak verildiği, davacı tarafından TMK'nın 6 ve HMK'nın 200 ve devamı maddeleri gereğince, usulüne uygun olarak ispat edilemediği, davacı ticari defter ve kayıtları ve yemin delili ile dava konusu makbuza konu ödemenin davacı şirket tarafından avans olarak kullanıldığını ispat hakkını kullanmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesince, taraflar arasında hizmet ilişkisi kurulsun ya da kurulmasın, ödemenin "maslat tadilat projesi için" yapıldığının belirtildiği, davalının ödemeye konu belge altındaki imzayı kabul ettiği, ancak belgedeki diğer yazıları, yapılan ödemeyi ve davacı ile aralarındaki hukuki ilişkiyi inkar ettiği, makbuzun kaybedildiğine veya çalındığına yönelik herhangi bir soruşturma dosyası olmadığı, Yargıtayın yerleşik içtihatları gereğince açığa imza atanın bunun sonucuna katlanacağı,makbuz aslının davacıda bulunması, davalının imzasını kabul ettiği makbuz içeriğinde, davalıya tadilat projesi için 180.000 USD ödeme yapıldığının ifade edilmesi karşısında, davalıya 180.000,00 USD ödeme yapıldığının sabit olup, davalının imzasını kabul ettiği makbuz içeriğinin aksini de usule uygun delillerle ispatlayamadığından bahisle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne, asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 102. maddesinde, “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.” düzenlemesi yapılmıştır.
Dosyada toplanan deliller ve TBK'nın 102. Maddesi (Mülga BK. 86.madde) dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde, davacı taraf her ne kadar söz konusu makbuzun avans niteliğinde olduğunu beyan etmiş ise de bunu ispatlar nitelikte yazılı delil sunamamıştır. Yukarıda belirtilen kanun maddesi gereğince ödemenin avans niteliğinde yapıldığını ispat yükü davacı tarafta olup, davacı mahkemece verilen süreye rağmen ticari defterlerini sunmamış, yine mahkemece dava konusu makbuzun, avans olarak verilen para için tanzim edilip edilmediği konusunda, temel ilişki ve avans iddiasının ispatı için yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış, 01/06/2017 günlü ara kararda verilen süreye rağmen yemin teklif etme hakkı kullanılmamıştır. Bu durumda davacı dava konusu makbuzun avans ödemesine ilişkin tanzim edildiği iddiasını ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken bölge adliye mahkemesince ispat külfeti yer değiştirilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi Kararının KALDIRILMASINA, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.03.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Bir borçlunun aynı alacaklıya birden fazla borcu varsa ve yaptığı ödeme tüm borçları karşılamıyorsa, ödemenin hangi borca sayılacağı (mahsup) sorunu ortaya çıkar. Borçlu ödeme sırasında bir beyanda bulunmamış ve alacaklı da makbuzda bir açıklama yapmamışsa, kanuni mahsup sırası nasıldır?
A) Önce vadesi gelmemiş olana sayılır.
B) Önce muaccel (vadesi gelmiş) olana; birden çok muaccel varsa hakkında ilk takip yapılana; takip yoksa vadesi ilk gelene; o da aynıysa güvencesi en az olana sayılır.
C) Miktarı en yüksek olan borca sayılır.
D) Alacaklı dilediği borca sayabilir.
E) Borçlar arasında orantılı olarak paylaştırılır.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.