Türk Borçlar Kanunu 112. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
2. Yapma ve yapmama borçlarında
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
35 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2014/6935 E., 2014/18281 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
maddesi (6098 sayılı TBK m.112), “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat edemedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmünü taşımaktadır.
8. Hukuk Dairesi 2014/6935 E. , 2014/18281 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil (Esasen alacak)
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil (esasen alacak) davasının reddine dair ... Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.10.2013 gün ve 333/566 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.10.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalılardan ... bizzat geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, davacı ile davalıların muris ...'in mirasçıları olduklarını, muristen kalan taşınmazların öncelikle mirasçılık belgesine göre intikallerinin yapıldığını, sonra kendi aralarında fiili taksim ve denkleştirme gereği paylaşmaya başladıklarını, bu paylaşıma göre ...’daki ortak binanın satılarak parasının paylaşıldığını, yine ...’da 4 katlı binanın mirasçılardan ...’e satıldığını ve ...’in ...’daki tüm paylarını diğer mirasçılara devrettiğini, ...’deki dairenin anne ... adına tescil edildiğini, Kızıltoprak’taki dairenin ...’a, ...’deki dairenin de ...’e satış gösterildiğini, son üç dairenin değerleri oldukça fazla olduğu için dava konusu taşınmazın bulunduğu yer, bina kalitesi ve diğer eksikleri nedeniyle diğerlerine göre değeri oldukça düşük olduğundan dava konusu binadaki hak sahiplerinin denkleştirme gereği binanın apartman daireleri girişindeki 1 ve 2 nolu taşınmazları davacıya sattıklarını, davacının değerler tam denkleşmemişse de sorun çıkarmadığını, bu şekilde dava konusu satış vaadi sözleşmesinin imzalandığını, 1 ve 2 nolu dairelerin satış vaadi gereği davacı tarafından teslim alınarak kiraya verildiğini, davacının asker dönüşü tapuda 1 ve 2 nolu dairelerin tapusunu almak istediğini ancak davalıların bazen işlerini bazen belediyedeki bazı sorunları ileri sürerek devre yanaşmadıklarını, davalılardan ...’in de payını davacı yerine diğer mirasçılara devrettiğini, oysa 1 ve 2 nolu dairelerdeki miras haklarının noterde düzenlenen 23.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satışının vaat edildiğini, 5396 ada 12 parsel üzerinde iki paralel binada toplam 16 bağımsız bölüm bulunduğunu, bunlardan giriş
kapısına göre sağ ve soldaki 1 ve 2 numaralı dairelerin dava konusu yapıldığını açıklayarak tüm talepleri bakımından ayrı ayrı olmak üzere fazlaya,dava açmaya ve ıslaha dair hakları saklı kalmak üzere ... 16. Noterliği'nin 23.01.2002 tarihli düzenleme şeklinde satış sözleşmesine istinaden öncelikle, mirasçılardan ...’in satış vaadi sözleşmesine aykırı olarak ... İlçesi 5396 ada 12 parselde davacının 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler üzerindeki hakkını vermeden paylarını diğer mirasçılara devretmesi sebebiyle 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlere denk gelen diğer mirasçılara yapılan satışın iptali ile bu kısmın davacı adına tesciline, 23.01.2002 tarihli satış sözleşmesine istinaden 5396 ada 12 parselin daire kısmının giriş kapısına göre sağ ve solundaki 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davalılardan alınarak davacı adına tesciline, bağımsız bölümlerin tescili mümkün değilse 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler üzerinde paylarını devreden davalıların tüm taşınmaz içindeki paylarından 1 ve 2 nolu taşınmaza düşen kısmın tespiti ile davalılardan alınarak davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, 15.01.2009 tarihli açıklama dilekçesinde de, öncelikle 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümlerin davalılardan alınarak davacı adına tesciline, terditli olarak da tapuda arsa olarak göründüğünden bağımsız bölümlerin iptal ve tescili kabul edilmez ise tüm talepleri bakımından ayrı ayrı olmak üzere fazlaya dair ve ıslaha dair hakları saklı kalmak şartı ile 23.01.2002 tarihli satışa istinaden 5396 ada 12 parseldeki daire kısmından giriş kapısına göre 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin tüm taşınmaz içerisindeki her birinin pay oranı tespit edilerek bu bağımsız bölümlere düşen arsa payı oranında davalılardan alınarak davacı adına tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sırasında davalıların taşınmazı 12.01.2009 tarihinde başkalarına devrettiğini tapu kayıtlarından öğrendiklerini açıklayarak Mahkemenin ara kararı üzerine 31.05.2011 tarihli dilekçe ile seçimlik haklarını tazminat yönünde kullandıklarını, 1 ve 2 nolu taşınmazların davacı adına tesciline engel oldukları 12.01.2009 tarihi itibarıyla gerçek zararının tespiti ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da yatırdığı 11.07.2012 tarihli dilekçe ile talebini 400.000 TL'nin aynen ifanın mümkün olmadığı ve taşınmazın 3. kişilere satıldığı 12.01.2009 tarihinden itibaren faizi ile davalılardan tahsili şeklinde ıslah etmiştir. Davacı vekili 30.11.2012 tarihli dilekçesinde, ıslah edilen bedel 400.000 TL'den davalı ...’e düşen kısımla ilgili herhangi bir talepleri bulunmadığını, davalılardan ...’den 133.333,33 TL'nin ...’dan da 133.333,33 TL alacak talebinde bulunduklarını bildirmiştir.
Davalı ... vekili, öncelikle satış vaadi sözleşmesinin miras taksim sözleşmesinden önce miras paylaşımına ilişkin yapılan bir sözleşme olduğunu, miras kalan tüm malların paylaşımının ve intikalinin miras paylaşımına göre yapıldığını, miras sözleşmesi ile mirasçıların birbirlerini gayrikabili rücu ibra ettiklerini, davacının kötüniyetli olup dava konusu taşınmazda kiracıların ödediği kira ile ilgili davalı ...’in ihtarına verdiği 27.06.2008 tarihli cevapta yıllar önce yapılan taksim anlaşması, satışlar ve fiili uygulamada hangi bölümlerin kime ait olduğunun belli durumda bulunduğunu kabul ettiğini, taşınmazın tapuda arsa olup mirasçıların miras hisseleri ve taksim sözleşmesine göre malik olduklarını, üzerindeki kaçak ve kamu düzenine aykırı binanın ekonomik değerinden bahsedilemeyeceğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., tarihsiz miras taksim sözleşmesi sunarak dava konusu taşınmazda satış vaadi düzenlendiği sırada 5 kişinin hissedar olmasına rağmen üç kişinin satış vaadinde bulunduğunu, hissedarlardan ...'in satış vaadinde bulunmadığını, arsa tapusu olduğundan daireler ve işyerlerinin resmi olarak bölünmediklerini, herkesin kiracıları olduğunu, iyiniyetlerinden dolayı davacının iki daireden fazladan kira aldığını, dava dilekçesinde yazılı diğer dört parça yerin herkesin rızası ve imzası ile karşılıklı olarak tapuda devredildiğini ve konu ile ilgileri olmadığını, davacıya muristen kalan nakit yaklaşık 40 milyarın elden verildiğini, ...’taki özel okul masraflarının 7 yıl kendileri tarafından karşılandığını, 5396 ada 12 parselin miras taksim sözleşmesine göre paylaşıldığını, hisselerin devredilip tapunun değiştiğini, davacının hakkı olsa idi satış yapmaması gerektiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., duruşmada, davacının oğlu olup davanın sonuçlanmasını istediğini, ayrıca kendisine çocukları ... ve ...'in aldığı daireyi de bedelsiz olarak ...'a verdiğini bildirmiştir.
Mahkemece, davalı ... ... yönünden davanın feragat nedeniyle, diğer davalılar yönünden ise esastan reddine karar verilmesi üzerine hüküm, ... ... ve ...’la ilgili redde ilişkin bölümü yönünden davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme red gerekçesinde; davanın satış vaadine dayandığı, tapu iptali ve tescil istekli açılmış ise de yargılama sırasında davalılara ait paylar üçüncü kişilere devredildiğinden tescil imkanı kalmadığı, davacı vekilinin seçimlik hakkını kullanarak davaya tazminat olarak devam edilmesini istediği, her ne kadar önce denkleştirici adalete göre ödenen paranın iadesi düşünülmüş ise de satış vaadi sözleşmesinin noterde düzenlendiği ve geçerli olduğu, ifa imkanı kalmadığı, BK’nın 96. maddesine göre gerçek zararın karşılanması gerektiği, bilirkişi tarafından 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin gerçek değerlerinin dava tarihi itibarıyla toplam 400.000 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin davalı ... yönünden bir talepleri olmadığını bildirmesi sebebiyle bu davalı yönünden feragat sebebiyle ret gerektiği, 70.000 TL değer ile açılan davada ıslah ile davalılardan ... ve ...’ten 133.333,33’er TL istendiği, davalılardan ... vekili tarafından ıslaha karşı zamanaşımı def’in de bulunulduğu, satış vaadi sözleşmesi tarihi ile ıslah tarihi arasında BK’nın 125. maddesinde yazılı 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, ... hakkındaki davanın ıslah edilen bölümü yönünden reddi gerektiği, ayrıca taraflar arasında miras taksim sözleşmesi bulunduğu, satış vaadi sözleşmesinin de bu taksim doğrultusunda düzenlendiği, itiraz edilmeyen taksim sözleşmesine göre murisin mirasının taksim edildiği, sözleşmenin 1. maddesinin tarafları bağlayacağı, miras taksim sözleşmesinde diğer taşınmazlarla ilgili bir açıklama olmadığı açıklanarak tüm davalılar yönünden de davanın reddi gerektiği kanaatine varılmış, yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Dava, ... 16. Noterliği'nin 23.01.2002 tarihli düzenleme şeklindeki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan müspet zararın tazmini isteğine ilişkindir. Mahkeme gerekçesinde de açıklandığı üzere, davada önce tapu iptali ve tescil istenmiş ise de yargılama sırasında davalılara ait payların tapuda dava dışı gerçek kişilere devredilmesi üzerine Mahkemece davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılmış, davacı vekili tarafından davaya tazminat yönünden devam edileceği bildirilmiş ve harcı da yatırılarak dava davalılar ... ve ... ...’den 133.333,33’er TL'nin tahsili şeklinde ıslah edilmiştir.
Öncelikle; taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin hukuki nitelikleri, unsurları, tabi oldukları şekil şartları ve bu şartlara uyulmamasının sonuçları üzerinde durmakta yarar vardır:
Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, Türk hukuku'na getirdiği yeniliklerdendir ve daha çok da koşulları henüz gerçekleşmediği için kurulması olanaksız olan asıl satım sözleşmesinin görevini yerine getirmek üzere kolay ve güvenli bir yol olarak görülüp, tercih edilen bir sözleşme türüdür.
818 sayılı Borçlar Kanunu, kural olarak sözleşmelerde şekil serbestisini benimsemiştir. Bu husus Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasında açıkça belirtilmiş, ancak
yasada tersine kural bulunması halinde şekle bağlılık kabul edilmiştir. Nitekim, 11. maddenin 2. fıkrasında (6098 sayılı TBK m.12/2), yasaca bir biçim öngörülmüşse ve bu biçimin kapsam ve sonuçları için başkaca kural konulmamışsa, sözleşmenin bu biçime uyulmadıkça geçerli olmayacağı hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun'un “Akit Yapmak Vaadi” başlığını taşıyan 22. maddesinde ise; “Bir akdin ileride inşa edilmesine dair mukavele muteberdir. Kanun iki tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet etmeye tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de tatbik olunur.” Hükmü yer almaktadır. Görülmektedir ki, bir akdin sıhhati hangi şekle tabi ise vaadinin bu şekle uyularak yapılması gerekir.
Taşınmaz mülkiyetini devir borcunu doğuran sözleşmelere ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Hukuki İşlem” başlıklı 706. maddesinde: “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tabidir.” Düzenlemesi yer almaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 213. maddesinde de (6098 sayılı TBK m.237/2) sözleşmenin biçimi başlığı altında; taşınmaz satımının geçerli olması için getirilen resmi senede bağlanması şartı, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri için de öngörülmüştür.
Bu bağlamda 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddesi taşınmaz satışları için tapu sicil muhafız ya da memurlarını yetkili kılmışken, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60/3 ve 89. maddeleri taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterlerce düzenleme şeklinde(resen) yapılacağı kuralını getirmiştir.
Bu açık hükümler göstermektedir ki, resmi senede bağlanmayan tapuda kayıtlı taşınmaz satımları ile noterde düzenleme biçiminde (resen) yapılmamış olan taşınmaz satış vaadine ilişkin sözleşmeler geçersizdir.
Burada Kanunun öngördüğü şeklin bir geçerlilik (sıhhat) şartı olarak düzenlendiğini, buna uyulmadan yapılan sözleşmelerin “geçersizlik” müeyyidesine bağlandığını, bunun hukuki mahiyet olarak emredici nitelikte olduğunu, bu nedenle de “geçersizlik” müeyyidesine bağlanan şekil eksikliğinin hakim tarafından taraflar ileri sürmeseler dahi, yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması gerektiğini belirtmekte yarar vardır.
Diğer taraftan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 12. maddesi (6098 sayılı TBK m.13) gereğince; yasaca yazılı olması gereken bir sözleşmenin değiştirilmesinin de yazılı olması gerekir. Şu kadar ki; bu sözleşmeye aykırı olmayan veya onu değiştirmeyen tamamlayıcı yan şartlar bu kuralın dışındadır.
2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesinin 7 ve 8. fıkralarında da; noterlikçe düzenlenen satış vaadi sözleşmelerinin taraflardan biri isterse taşınmaz siciline şerh verileceği, şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa,..tapuya tescil edilmezse bu şerhin tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından re’sen terkin olunacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hakka, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilme gücü verilmiştir.
Özünde kendine özgü yapısıyla şahsi hak niteliğinde olan satış vaadi sözleşmeleri getirilen bu tapuya şerh olanağı ile güçlendirilmiş bulunmaktadır. Sözleşmenin sağladığı şahsi hakkı ayni hakka dönüştürmemekle birlikte “ayni tesir” kazandıran bu şerhin geçerliliği de satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğine bağlıdır. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak tapuya işlenen şerhin geçerliliğinden ve koruyuculuğundan da söz edilemez.
Özetle ifade edilecek olursa; kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden (6098 sayılı TBK m.29) alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi (6098 sayılı TBK m.237) ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 706 ve Noterlik Kanunu'nun
89. maddeleri hükmü uyarınca, noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmelerdendir.
Kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması için vaad borçlusunun satış vaadinin yapıldığı tarihte tapuda kayıtlı taşınmazın maliki olması gerekmez. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez (Karahasan, Mustafa Reşit, Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.4, s.308) .
Resmi şekilde düzenlenmesi gereken ve tam iki tarafa borç yükleyen satış vaadi sözleşmelerinde, edimini yerine getiren taraf, karşı tarafın da edimini yerine getirmesini isteyebilir.
Hemen burada, ifa imkânsızlığı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında da yarar vardır;
818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 20/I. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre: “Bir akdin mevzuu gayrı mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka mugayir olursa o akit batıldır.” Aynı şekilde, BK’nun 96. maddesi (6098 sayılı TBK m.112), “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat edemedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmünü taşımaktadır. Keza, BK’nun 117. maddesi (6098 sayılı TBK m.136) “Borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.”, demek suretiyle, imkânsızlık kavramını düzenlemiştir.
İmkânsızlık, ifa engeli sebeplerinden birini oluşturur. Gerçekten de, imkânsızlık, sürekli, kalıcı, temelli bir ifa engelidir. Bu niteliği ile imkânsızlık, temerrüdün karşıtıdır. İmkânsızlığın pratik önemi borçluya karşı aynen ifanın zorla sağlanamamasında ortaya çıkar (Serozan, Rona, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, 3.Cilt, 4.Bası, ... 2006, s. 163.).
Diğer bir ifadeyle imkânsızlık, borçlanılan edimin ya baştan itibaren geçerli olarak doğmasını ya da sonradan borçlu veya diğer herhangi bir kimse tarafından objektif, sürekli ve kesin olarak yerine getirilmesini önleyen, fiili veya hukuki engellere verilen isim olarak tarif edilebilir (Eren, Fikret: age., s. 270.; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, ... 1988, s. 483.; İnan, Ali Naim, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1984, s. 503; Ayan, Mehmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.Bası, Konya 2002, s. 325; Akıntürk, Turgut, Satım Akdinde Hasarın İntikali, Ankara 1966, s. 33; Velidedeoğlu, Veldet/Özdemir, Refet, Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 1987, s. 52; Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 2005, s. 77).
İmkânsızlık, bir veya birden çok edimi kapsayabilir. Ayrıca, edimin ifasının imkânsızlığı, asli edimler yanında yan edimler için de söz konusu olabilir. İmkânsızlık genellikle edim sonucuna ilişkin olmalıdır. Ancak, bazı durumlarda imkânsızlık, edim fiiline ilişkin de olabilir. İmkânsızlık bir insan fiilinden veya tabiat olayından doğması yanında, mantıki, hukuki veya fiili sebeplerden de kaynaklanabilir (Eren Fikret, age., s. 295., s. 186.; Bucher, Eugen: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil ohne Delicktrecht, Zürich 1988, s. 417).
BK’nun 20. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre, bir akdin konusu mümkün değilse, o akit imkânsızdır. Burada söz konusu olan imkânsızlık, başlangıçtaki, yani sözleşme yapıldığı sırada mevcut olan imkânsızlıktır (objektif imkansızlık). Bu halde, konusu hukuki veya fiili sebeplerden dolayı imkânsız olan sözleşme butlan yaptırımına tabidir ve başlangıçtan itibaren geçersizdir. Burada geçerli olan butlan yaptırımından bahsedebilmek için, imkânsızlık sözleşmenin konusu ile ilgili olmalı ve yalnız borçlu bakımından değil, objektif mahiyette ve herkes için söz konusu olmalıdır. Batıl bir sözleşme baştan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Fakat, sözleşme yapılırken taraflardan biri imkânsızlığı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa ve buna rağmen diğer tarafı bundan haberdar etmemişse, bu durumda karşı tarafın uğradığı menfi zararı karşılamakla yükümlüdür (Eren Fikret, age., s. 299.; Reisoğlu, Safa, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Bası, ... 2006, s.116; Serozan Rona, age , s. 162.; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, age., s. 1208).
BK’nun 117. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) göre, edimin yerine getirilmesi sözleşme yapıldıktan sonra imkânsız olursa ve bu imkânsızlıkta borçlunun kusuru bulunmazsa, borçlu borcundan kurtulur. Burada sözleşme, başlangıçtaki imkânsızlık gibi butlan yaptırımına tabi olmamakla birlikte, borçlu borcundan kurtulmaktadır. Borçluyu borcundan kurtaran imkânsızlığın objektif veya sübjektif olması önemli değildir. Sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan imkânsızlık, ister objektif ister sübjektif olsun, borçlunun kusuruna dayanmadıkça, borçlu borcundan kurtulur. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık, borçlunun kusuruna dayanıyorsa, borçlu bundan sorumlu olur. Sonraki imkânsızlık, ister objektif ister sübjektif mahiyette olsun, borçlunun kusuru söz konusu olursa, borçlu bundan sorumlu olur. Bu takdirde, borca aykırılığı konu alan BK’nun 96. maddesindeki genel hüküm uygulama alanı bulur (Eren Fikret, age., s. 298.; Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, s. 77.; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s. 1210).
İmkânsızlık; objektif-sübjektif imkânsızlık, başlangıçtaki-sonraki imkânsızlık, tam-kısmi imkânsızlık, sürekli-geçici imkânsızlık, borçlunun sorumlu olduğu imkânsızlık ve borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık seklinde çeşitli türlere ayrılabilir (Borç İlişkisi Doğuran Sözleşmelerde Başlangıçtaki İmkânsızlık, Hüküm Ve Sonuçları Zeynep İpek Yücer, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi s. 22 vd.).
Objektif imkânsızlık, BK’nun 20, 96. ve 117. maddelerinde (6098 sayılı TBK m.27, 112 ve 136) hüküm altına alınmıştır. Objektif imkânsızlık-sübjektif imkânsızlık ayrımı baştaki imkânsızlık halinde önem kazanmaktadır. Sonraki imkânsızlığın doğurduğu hukuki sonuçlar açısından, objektif imkânsızlık ile sübjektif imkânsızlık arasında bir fark bulunmamaktadır. BK’nun 20. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre başlangıçtaki objektif imkânsızlık bir butlan sebebidir. Önemli olan, edimi sadece borçlunun mu, yoksa herkesin mi yerine getirip getiremeyeceğidir. Buna göre, eğer edim, borçlu da dahil üçüncü kişiler tarafından da yerine getirilemiyorsa, imkânsızlık objektiftir (Eren Fikret, age., s. 295.; Kılıçoğlu, age., s. 116.; Oğuzman/Öz, age., s. 76.; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 79.; Altunkaya, age., s. 110.; Başpınar, age., s. 119.; Altaş, age., s. 13.; Prof. Dr. Karaaslan, Hakan: Sürekli Borç İlişkileri ve Sürekli Borç İlişkilerinde İfa İmkansızlığı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ... 2003, s. 53.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.4.1984 gün, 139 E., 426 K. sayılı ilamı).
Yukarıda açıklandığı üzere, BK’nun 117. maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) yer alan şekilde, borçluya yükletilemeyen sonraki imkânsızlık hallerinde borçlunun borcu sona ereceğinden, borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekir. Henüz almadığı şeyleri ise isteme hakkından mahrum olur. Ancak, bu durumda da istisnai olarak BK’nun 117/II. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) göre; taraflar aralarında yaptıkları sözleşme ile borçluya yüklenemeyen imkânsızlık halinde borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri muhafaza edeceğini kararlaştırabilirler.
Ayrıca BK’nun, “Halin icabından veya hususi şartlardan mütevellit istisnaların maadasından, satılan şeyin nefi ve hasarı akdin inikadı anından itibaren alıcıya intikal eder.” şeklinde düzenlenen 183. maddesi (6098 sayılı TBK m.208) ve “ Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi, hastalıktan, askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet için ücret istemeye hakkı vardır” şeklinde hüküm altına alınan 328. maddesi (6098 sayılı TBK m.409), BK’nun 117. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) istisna getiren özel hükümlerdir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık halinde borçlunun kusuru söz konusu ise daha önce de belirtildiği gibi, BK’nun 96. maddesindeki (6098 sayılı TBK m.112) genel hüküm uygulanır. Bu durumda, borç sona ermez, borçlu, alacaklı zarara uğramışsa, bunu tazmin etmek zorunda kalır.
İmkansızlık, borçlunun kusuruna dayanıp dayanmamasına değil, genel olarak borçlunun bu imkânsızlıktan sorumlu tutulup tutulmayacağına göre tasnif edilmelidir. Nitekim, BK’nun 117. maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) kullanılan tabirler de bu görüşü desteklemektedir. Yani, kanun kusursuz olmayı değil, sorumlu olmamayı aramaktadır.( Eren Fikret, age., s. 1251.; Altunkaya, age., s. 139; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 110)
Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural "ahde vefa, söze sadakat" ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/15-193- 235 sayılı ilamı).
Bilindiği gibi, genelde temlik borcu doğuran sözleşmelerden olan satım sözleşmelerinde satış konusu olan malın, sözleşmenin yapıldığı anda mevcut olmasına ya da satıcının malvarlığında bulunmasına gerek yoktur. Bu itibarla ilerde yapılacak veya üretilecek yahut hâsıl olacak şeyler de satışa konu teşkil edebilirler. Bir başka anlatımla, satıcı başkasına ait şeyleri de satabilir. Eğer satıcı başkasına ait şeyi satmış ve ifa zamanına kadar da o şey üzerinde tasarruf yetkisini elde edememişse ve bu yüzden borcunu yerine getiremiyorsa, ademi ifa nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir (818 sayılı BK. 96) (6098 sayılı TBK m.112).
Kural olarak, başkasına ait tapuda kayıtlı taşınmazların noter tarafından düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile satışı, kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle geçerlidir. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez (Karahasan, Mustafa Reşit, Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.4, s.308). Maliki olmadığı bir taşınmazı satmış bulunan kişi aleyhine açılacak (ifa ve mülkiyetin alıcıya geçirilmesi) davasının redde müncer olması, böyle bir satışın BK.’nun 20. maddesinde (6098 sayılı TBK m.27) öngörülen afakî imkânsızlık (objektif imkânsızlık) nedeniyle geçersiz sayılmasını gerektirmez. Çünkü, böyle bir sözleşme, “borç doğuran” bir sözleşme olarak geçerlidir ve sonuçta sübjektif imkânsızlık nedeniyle tasarrufi işlemin, yani ifanın yerine getirilememesi sonunda meydana gelen zararın tazmini, BK.’nun 96. maddesi (6098 sayılı TBK m.112) gereğince satıcıdan istenebileceği gibi, eğer bir ceza şartı kararlaştırılmış ise bunun da ödetilmesi yine BK.’nun 158. maddesi (6098 sayılı TBK m.179) uyarınca alıcı tarafından istenebilir (Yargıtay HGK.'nun, 22.12.1982 T., 13-1905 E., 966 K. sayılı ilamı).
Diğer yandan, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi (6098 sayılı TBK m.146) hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması TMK'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma” kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
Borçlar Kanunu'nun 128. maddesine (6098 sayılı TBK m.149) göre; “müruruzaman, alacağın muaccel olduğu zamandan başlar; alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruruzaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.” Görülüyor ki, kural zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten başlamasıdır. Alacağın muaccel olması, ifa zamanının gelmiş, ifaya engel bir durumun kalmamış olması demektir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Her ne kadar taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesi noterde resmi şekilde düzenlendiğinden geçerli ve iki taraf için de borç doğurmakta olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 20/I. ve 96. maddeleri (6098 sayılı TBK m.27 ve 112) göre davalıların, sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirmemeleri sebebiyle davacının bundan doğacak müspet (gerçek) zararını gidermeleri gerektiği sonucu ortaya çıkmakta ise de, toplanan deliller, tanık beyanları, satış vaadi ve taksim sözleşmelerine konu 29.09.1998 tarihinde ölen muris Salih ... adına kayıtlı 5396 ada 12 parselde 20.05.1999 tarihinde tarafların da içinde yer aldığı mirasçılar adına yapılan miras payları oranında intikalden sonra taksim sözleşmesine uygun şekilde 25.02.2005 tarihinde mirasçılardan ...’in paylarını üç kardeşine, anne ...’in de 28.12.2005 tarihinde miras payını üç çocuğuna devretmeleri, sonrasında davacının da kendi payını önce kısmen sonra tamamen dava dışı gerçek kişilere satması, tapudaki tedavüllerin miras taksim sözleşmesine uygun olarak yerine getirilmesi karşısında tüm mirasçıların katılımı ile yapılan tarihsiz miras taksim sözleşmesinin davada dayanılan 23.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesinden sonra düzenlendiğinin, bu durumda da satış vaadi sözleşmesi ile taraflara yüklenen yükümlülüklerin, daha sonra tüm mirasçıların katılımı ve özgür iradeleri ile düzenlendiği anlaşılan ve tapuda da devirlere konu edilen miras taksim sözleşmesi ile ortadan kalktığının, tarafların miras taksim sözleşmesi ile satış vaadi sözleşmesinden caydıklarının (vazgeçtiklerinin), satış vaadi sözleşmesinin bozulduğunun kabulü gerekir. Artık tarafların ortak ve özgür iradeleri ile düzenlenen miras taksim sözleşmesi sebebiyle satış vaadi sözleşmesinden sonra davalıların kusuru olmaksızın ortaya çıkan imkansızlık nedeniyle davalılar borçlarından kurtulduklarından, davacı tarafın caydığı (vazgeçtiği) satış vaadi sözleşmesine dayanarak gerek mülkiyet gerek tazminat isteme hakkı ortadan kalkmış, davacı taraf lehine hüküm kurulma imkanı kalmamıştır.
Diğer yandan; Davada dava konusu 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davacı tarafın tasarrufuna verilerek kiralarının da davacı tarafça tahsil edilmesi karşısında zilyetlik davacı tarafa devredildiğinden davalıların zamanaşımı savunması az yukarıda açıklanan dürüst davranma kurallarına uygun düşmez. Aksi halde dahi imkansızlığın da en erken ancak davalıların tapudaki paylarını devrettikleri 2005 yılından itibaren hesaplanabileceği gözetildiğinde gerek dava ve ıslah tarihi itibarıyla akdin ifasının imkansız hale geldiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımının geçmediği de açıktır.
Bu durumda Mahkemece satış vaadi sözleşmesinin miras taksim sözleşmesinden daha sonra düzenlendiği kabul edilerek yazılı bir takım gerekçelerle davanın kısmen esastan, kısmen de zamanaşımından reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de az yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan gerekçelerle Mahkemenin ret kararı sonucu itibarıyla doğru olduğundan, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün gerekçeleri değiştirilerek ONANMASINA, taraflarca HUMK'nın 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nın 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, 14.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
10. Hukuk Dairesi, 2024/8090 E., 2024/7889 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
alınarak davadan feragat edilmiş sayılarak davanın reddi gerektiğini, davacı ile yapılan ibranamenin değerlendirilmediğini, uzlaştırmanın malulen emekliliğe ait istihdam şartının fiili ve hukuki imkansızlık nedeniyle yerine gedilmediğini, TBK'nun 112 ve 136 ıncı maddesi gereğince sorumluluğun belirlenmesi borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebepten dolayı imkânsızlaştığından müvekkil
10. Hukuk Dairesi 2024/8090 E. , 2024/7889 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/233 E., 2024/42 K.
KARAR : Kısmen Kabul, Kısmen Ret
Taraflar arasındaki iş kazasından maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince Dairemizce verilen bozma kararına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş Taah Nak. Tic. Ve San Ltd Şti vekilleri tarafından temyiz edildiği, davacı vekili temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep etmiş ise de, duruşma isteminden feragat etmesi nedeniyle duruşma isteminin reddine karar verilerek; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 12.09.2013 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğradığını beyanla, belirsiz alacak davası niteliğinde şimdilik kaydıyla 1.000 TL maddi tazminat ve manevi tazminat olarak 30.000 TL’nin kaza tarihinden itibaren
faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
2. Davacı vekili talep artırım dilekçesiyle sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat istemini 360.813,48 TL’ye, bakıcı gideri olarak istemini 810.117,67 TL’ye artırmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin dava dilekçesinde sunduğu aleyhe olan hususları kabul etmediklerini, dava konusu kaza sonucunda davacının şikayetçi olması üzerine, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/112994 numaralı dosyası ile soruşturma başlatıldığını, ancak hem müvekkilinin hem de davacının uzlaşma isteği doğrultusunda, aralarında uzlaşma sağlandığını, müvekkilinin hakkında açılan soruşturma dosyasında iyi niyetli davrandığını ve davacının mağduriyetini biran önce karşılamak gailesi ile uzlaşma yoluna gittiğini, yapılan uzlaşma protokolüne istinaden, 16.09.2013 tarihinde 2.000.00 TL, yine uzlaşma protokolüne istinaden 01.11.2013 tarihinde davacının askerlik borçlanması olarak 5.883,34 TL’yi SGK’ya, iş kazasından dolayı protez ve hastane masrafı olan 1.500,00 TL’yi ...’ın kardeşi ... Yıldırım’a elden ödediğini, ayrıca müvekkilinin tekerlekli sandalye alımı için, 15.01.2014 tarihinde 650,00 TL ödemiş olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... Hafriyat İnş Taahhüt Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili duruşmadaki beyanında, açılan davayı kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Diğer davalı ... Müh. İnş. Tur. Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. adına usulüne uygun davetiye tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya gelmediği, herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşılmıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN İLK KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2020 tarihli ve 2018/191 Esas, 2020/189 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile; 24.000,00 TL manevi, 360.813,48 TL maddi zarar ile davacının bakım gideri olarak bilirkişi raporu ile tespit edilen alacağının davacının bakiye ömür süresinde aile içi destekten yararlanacağı gözetilerek 1/3 hakkaniyet indirimi yapılmak sureti ile tutarın 540.078,45 TL olarak tespiti ile 540.078,45 TL bakım gideri alacağının olay tarihi olan 12.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine fazla talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.06.2021 tarihli ve 2021/173 E-2021/1104 K
sayılı kararıyla; dosya kapsamı, dosyadaki yazı, bilgi ve belgeler, kanuni gerektirici sebepler, toplanan deliller ile davacının uzlaşma tarihinde maluliyet oranının belli olmayışı, uzlaşmada belirtilen 1800 işgünü ve SGK gün sayısını dolduruncaya kadar davacının işyerinde özürlü kadrosunda çalışma ve sonunda malulen emekli olma koşulunun gerçekleşmesinin mümkün bulunmaması karşısında uzlaşmanın nazara alınamayacağına yönelik İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik itirazların yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesince aldırılan raporlar içeriği ve dosya kapsamı ile gerek Kurumun meslekte kazanma gücüne ilişkin raporunda, gerek aldırılan Yüksek Sağlık Kurulu raporunda, gerekse aldırılan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporunda meslekte kazanma gücü, maluliyeti %100 oranında tespit edilmekle, raporların birbirini teyit etmesi ile de davalı tarafın maluliyete yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, yine dosyada mevcut SGK teftiş raporu, Mahkemece aldırılan bilirkişi ve heyet raporları içeriği, İş Sağlığı ve Güvenliğe yönelik hükümler, dosya kapsamı, raporların birbirini teyit etmesi ile %80 işveren, %20 işçi kusuruna yönelik tespite ilişkin itirazların da yerinde olmadığı, delil durumu, denetime açık rapor ile hesaplamalara ilişkin itirazların yerinde görülmediği, dosya kapsamı ile yapılan hakkaniyet indirimine yönelik itirazların da yerinde olmadığı, yine maluliyet durumu, olay tarihi, paranın satın alma gücü, dava dilekçesinde talep edilen miktar, kusur durumu, delil durumu ile İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan manevi tazminata bu kapsamda AAÜT hükümleri ile hükmolunan vekalet ücretine yönelik itirazların da yerinde olmadığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararına karşı tüm istinaf itirazlarının esastan reddine dair karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 01.03.2022 tarih ve 2021/8739 E- 2022/2727 K sayılı ilamıyla bakıcı giderinin tespiti açısından kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek, hükme esas alınan 17.09.2019 tarihli hesap raporunda bilinen dönem sonu olarak esas alınan 31.12.2019 tarihini gözeterek bu tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücretleri rapora yansıtmamak, bilinen bu dönem boyunca bilinen asgari ücretlerin brüt tutarı üzerinden hesap yapmak, bilinen dönem sonundan itibaren ise progresif rant sistemiyle %5 artırım ve %5 iskontolama suretiyle bilinmeyen dönemde davacının hak edeceği bakıcı giderini tespit etmek, öte yandan tespit edilen bu tutardan davacının %20 oranındaki kusuru gözetilerek indirim yapmak, devamla davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde bakıcı giderinden 1/3 oranında hakkaniyet indirimi yapmak, sonuç olarak hesap edilecek bakıcı gideri miktarına göre iş bu temyize konu kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek, hesap edilecek miktar iş bu kararda bakıcı gideri olarak hüküm altına alınan 540.078,45 TL’den az ise o miktara, yüksek ise şimdiki gibi hüküm altına alınan 540.078,45 TL’ye hükmederek sonucuna göre usuli kazanılmış hakları gözeterek bir karar verilmesi yönünden ilk derece mahkemesi bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar
İlk Derece Mahkemesinin 15.09.2022 tarih ve 2022/184 E., 2022/302 K sayılı ilamı ile; davanın kısmen kabulü ile 24.000,00 TL manevi, 360.813,48 TL maddi zarar ile davacının bakım gideri olarak bilirkişi raporu ile tespit edilen alacağının davacının bakiye ömür süresinde aile içi destekten yararlanacağı gözetilerek 1/3 hakkaniyet indirimi yapılmak sureti ile tutarın 526.596,75 TL olarak tespiti ile 526.596,75 TL bakım gideri alacağının olay tarihi olan 12.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine Fazla talebin reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş. Taahhüt Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. Vekilleri tarafından temyiz isteminde bunulmuştur.
2.Dairemizin 09.05.2023 tarih ve 2023/1568 E- 2023/5081 K sayılı ilamıyla; Davacı vekilinin, davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. yönünden kısmen reddolan bakıcı giderine yönelik temyiz itirazları ile Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine, davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazları yönünden ise; Somut olayda davalılardan ... ve ... Müh. İnş. Tur. Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti.'nin önceki kararı temyiz etmemiş olmaları nedeniyle bozma kararından önce hükmedilen bakıcı gideri olan 540.078,45 TL yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın bozma kararından sonra kurulan hükümde gözetilmemesinin hatalı olduğu öte yandan bozma kararında işaret edildiği şekilde bilirkişiden alınan hesap raporunda brüt asgari ücretten hesap yapılması, (bilinen) işlemiş devre sonu olarak 31.12.2019 tarihinin esas alınması ve davacı kusuru oranında bakıcı giderinden indirim yapılması yerinde ise de, 31.12.2019 tarihinden sonrası için yapılan bilinmeyen (işleyecek) devre hesabının bozma kararında işaret edildiği gibi progresif rant sistemiyle %5 artırım ve %5 iskontolama suretiyle yapılması gerekirken buna aykırı olarak %10 artırım ve %10 iskontolama suretiyle yapılmış olmasının da hatalı olduğu belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz sebepleri olarak özetle; bakıcı giderinden yapılan hakkaniyet indiriminin kanuna uygun olmadığını, işlemiş devre hesabının son karar tarihine çekilmesi asgari ücret değişiklikleri rapora yansıtılması gerektiğini müvekkilinin enflasyon karşısında uğradığı zararın da hükmedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz sebepleri olarak özetle; bakıcı giderinin dava dilekçesinde istenmeyip talep artırımla istenmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davanın genişletilmesi yasağına tabi olduğunu, ıslah ile artırılan istemler için faize ıslah tarihinden hükmedilmesi gerektiğini, bakıcı gideri hesabında bozmaya aykırı olarak %5 artırım ve iskontolama yerine %10 artırım ve iskontolama uygulanmasının bozmaya aykırı olduğunu, bakıcı giderinden reddolan kısımdan nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken maktu vekalet ücret takdirinin hatalı olduğunu, manevi tazminat bozma kapsamı dışında kalıp kesinleştiğini ve Kemalpaşa İcra Müdürlüğüne depo edilen nakit teminattan 20.05.2022 tarihinde ödeme yapıldığından bu hususla ilgili karar verilip vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, Ceza Dosyasında uzlaştırma raporunun CMK 253/19 gereği dikkate alınarak davadan feragat edilmiş sayılarak davanın reddi gerektiğini, davacı ile yapılan ibranamenin değerlendirilmediğini, uzlaştırmanın malulen emekliliğe ait istihdam şartının fiili ve hukuki imkansızlık nedeniyle yerine gedilmediğini, TBK'nun 112 ve 136 ıncı maddesi gereğince sorumluluğun belirlenmesi borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebepten dolayı imkânsızlaştığından müvekkiline kusur verilemeyeceğini, davacının askerlik borçlanması dahil 1.262 gün SGK’ya sigorta pirimi olduğunu 1.800 prim gününden 538 gün eksiği olduğundan TBK 112 inci maddesi kapsamında oranlama yapılarak kusur belirlenmesi, bu şekilde 538 prim gününe ilişkin sigorta pirimi ödenmek suretiyle sorumluluğunun sona erdirilmesini 31.10.2013 tarihli ibranamenin değerlendirilmediğini, tazminatın hatalı tespit edildiğini, sürekli iş göremezliğin Adli Tıp Genel Kurulundan tespiti gerektiğini, Cumhuriyet Savcılığı dosyasında alınan kusur raporunda davacının asli kusurlu kabul edildiğini, bu dosyada bilirkişilerin soyut kanaat bildridiğini, tanıkların kendilerine emniyet kemeri verildiğine dair kabulünün dikkate alınmadığını, davalılara müştereken % 80 kusur verilmesinin hatalı olduğunu, SGK'dan bağlanan gelirin ilk peşin değerinin 50 artırımlı olarak tenzil edilmemesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalını maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Dava yığılması (objektif dava birleşmesi)" açısından aynı kanunun 110 uncu maddesidir. "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleridir. "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında işyerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı Kanunun maddeleridir.
3. Değerlendirme
a) Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 inci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ıncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Öte yandan Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf başvuruları hakkında 353/1-b/1.maddesi kapsamında vermiş olduğu başvuruların esastan reddine ilişkin kararların temyiz incelemesi üzerine Yargıtay incelemesinde ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması durumunda İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilecek kararlar ile 6100 sayılı HMK'da ayrı bir kesinlik sınırı öngörülmemiş olmakla bu kararlar hakkında da temyiz incelemesinde uygulanması gereken kesinlik sınırının aynı kanunun 362/2 nci maddesinde belirlenen temyiz kesinlik sınırı olması gerektiği açıktır.
4. Bu açıklamalar doğrultusunda İlk Derece Mahkemesinin bozma üzerine verdiği, 28.02.2024 karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırının 378.290 TL olup davacı lehine hüküm altına alınan 24.000 TL tutarındaki manevi tazminatın anılan kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazının miktardan reddine karar verilmiştir.
b) Davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarıyla uyulan bozma kararı kapsamında taraflar lehine usuli kazanılmış hak teşkil eden yönlerin yeniden incelenerek bozma sebebi yapılamayacak olmasına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan kusur raporunda kusur oran ve aidiyetlerinin, sürekli iş göremezlik oranının ve hesap raporundaki tespitlerin dosya kapsamı ile dairemizce benimsenen ilkelere uygun olmasına, taraf vekillerinin temyiz itirazı olarak ileri sürdüğü sebeplerin istinaf itirazları olarak da ileri sürüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında karşılanarak gerekçe oluşturulduğu da dikkate alındığında davacı ve davalı vekilerinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının reddiyle maddi tazminat hükmünün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti.vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2. Davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekillerinin maddi tazminat hükmüne yönelik tüm temyiz itirazlarının reddiyle bu hüküme ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
3. Peşin alınan temyiz karar harcının mahsubu ile bakiye karar ve ilam harcının ilgililerden tahsiline,
4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
09.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/45 E., 2024/3744 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
cevap vermeleri üzerine arabuluculuk ve dava yoluna gidildiğini, davanın 6098 sayılı Kanun’un 220 nci maddesinde sayılan ikinci ihtimale, yani satıcının ağır kusuruna dayandığını, anılan hükümlerinin uygulama alanı bulunmasa dahi davalının 6098 sayılı Kanun’un 49 ve 112 nci madde hükümlerine göre sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
11. Hukuk Dairesi 2023/45 E. , 2024/3744 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/713 Esas, 2022/1590 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Akçadağ Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2020/102 E., 2021/29 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde; 08.02.2020 tarihinde davalıdan 4350 adet tavuk aldığını, teslim edildiği gün 133 adedinin telef olduğunu, davalıya bildirdiğinde nakliye esnasında bu şekildeki ölümlerin normal olduğunu söylediğini, ancak tavukların telef olmaya devam ettiğini, davalının bu kez çeşitli bahaneler ürettiğini, gönderdiği ilaçların da fayda vermediğini, akabinde Elazığ Veteriner Kontrol Enstitüsü Müdürlüğünce yapılan numune analizi sonucu tavuklara “mycplazma synaviae mikroorganizmal” hastalığı teşhisi konulduğunu, 13.04.2020 tarihinde Akçadağ İlçe Tarım Müdürlüğü’nün bilgilendirmesi ile tavukların ölüm sebebini öğrendiğini, tavuklarda gizli ayıp bulunduğunu, bunu resmi kurumun bildirmesi neticesi kesin olarak öğrendiğinden itibaren süresi içinde yasal girişimleri yaptığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 229 uncu maddesinin kendisine tanıdığı sözleşmeden dönme hakkını kullandığını ileri sürerek 155.347,50 TL’nin ticari faizi ile birlikte tahsilini, elinde kalan 350- 400’e kadar tavuğun işletmesinden alınmasını, tavukların alınmaması halinde Mahkemece tevdi mahalli tayinini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının önce 4.350 adet tavuk istediğini, sonradan tavuk sayısını 2.700 adede düşürdüğünü, parça parça olmak üzere toplam 54.950,00 TL ödediğini, teslim günü olan 08.02.2020 tarihinde davacının tavukları indirmek için yeterli eleman ayarlamaması, kümesin önünde uzun süre bekletmesi, soğuk hava koşulları sebebiyle 145 adet tavuğun telef olduğunu, bu tavukların ücretlerinin davacıdan istenmediğini, teslimattan sonra müvekkilinin veterinerini arayan davacının 2.000 adet tavuğu bir kümese, 550 adet tavuğu başka kümese yerleştirdiğini, 550 adetlik kümesteki tavuklarda ölüm yaşandığını söylediğini, müvekkilinin veterinerinin altlıkların ıslak olduğunu, kümeste çamurların bulunduğunu, yeterli ısı ve ışık sağlanmadığını, bu olumsuzlukların giderilmesini söylediğini, davacının gönderdiği video kayıtlarında kümes koşullarının açıkça göründüğünü, “mycplazma synaviae mikroorganizmal” hastalığının kalıtsal olmadığını, müvekkilinin sağlıklı tavuk teslim ettiğini, bir ölüm varsa davacının kümes koşullarının sebebiyet verdiğini, canlı hayvan satışlarında satıcının ayıptan sorumlu tutulması için 6098 sayılı Kanun’un 220 ve 224 üncü maddesindeki şartların sağlanması gerektiğini, davacının ayıbı yasal süresi olan 9 gün içinde bildirmediği gibi gözden geçirme için mahkemeye de başvurmadığını, teslimden 30 gün sonra müvekkilinin veterinerini aradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun’un 224 üncü maddesindeki ayıp ihbarına ilişkin sürenin hak düşürücü süre niteliği taşıdığını, satıcının ayıptan kaynaklı sorumluluğuna yönelik koşulların resen gözetileceği, hayvan satışına ilişkin dosya kapsamındaki fatura ve benzeri belgelerin haricinde yazılı bir sözleşmenin ve davalı satıcının ayıp sebebiyle sorumlu olacağı yönünde yazılı bir taahhüdünün bulunmadığı, davalı satıcının sorumlu olacağı sürenin yazılı olarak belirlenmemesi ve ayıbın da hayvanın gebeliğine ilişkin olmaması karşısında, ihtarın 17.04.2020 tarihinde davalıya çekilmiş olmasına göre, hayvanların teslim edildiği 08.02.2020 tarihinden itibaren 9 gün içinde ayıp ihbarının yapılmadığı, hayvanların bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makam olan mahkemeden istenmediği, hak düşürücü sürenin geçtiği, davacının davasını ispat olanağı kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ağır kusur halinde satıcının süresinde dava açılmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağını, müvekkilinin bildirim ve tespit zorunluluğunun bulunmadığını, dosyaya sunulan delillerle tavuklarda ırsi nitelikteki “mycplazma synaviae mikroorganizmal” hastalığının bulunduğunun sabit olduğunu, kusur belirlenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, 6098 sayılı Kanun’un 224 üncü maddesinin uygulanamayacağını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; nispi yerine maktu vekalet ücreti taktirinin yerinde olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre, Mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, yargılamanın usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, davanın reddine ilişkin kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, ancak davalı lehine nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar, 6098 Kanun’un 220 nci maddesinde hayvan satışındaki ayıbın maddi şartları özel olarak düzenlenmişse de konusu hayvan satışı olmayan diğer satış sözleşmelerindeki sözleşme konusu şeyde çıkan ayıpların maddi şartlarının da belli ölçüde hayvan satışına uygulanması gerektiğini, satıcının hayvandaki ayıpla ilgili ağır kusuru varsa süresi içinde dava açılmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağını, müvekkiline ait işletmenin Devlet destekli olduğunu, her zaman uzman, veterinerler tarafından düzenli olarak tetkik edildiğini, durumun davalının iddia ettiği gibi olmadığının resmi kurumlarının incelemesi neticesinde kayıt ve rapor altına alındığını, Elazığ Veteriner Kontrol Enstitüsü Müdürlüğünce yapılan numune analizi sonucunda davalının gönderdiği tavuklara “mycplazma synoviae mikroorganizmal” hastalığı teşhisi konulduğunun dosya içinde mevcut deliller ile sabit olduğunu, hastalığın, anaç tavuklardan geçtiğini, irsi nitelik taşıdığını, davalının ağır kusurlu hareket ettiğini, tavukların anılan hastalıktan öldüğünü, deliller toplanmadan ve uzman bilirkişilerden rapor aldırılmadan davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, davalının ağır kusuru sebebiyle davalıya bir bildirimde bulunma veya dava açıp bir tespit yaptırma zorunluluğunun müvekkili hakkında uygulanamayacağını, kesin ölüm sebebinin resmi kurumdan öğrenmesinden itibaren davalıya noter kanalı ile ihtar çekildiğini, olumsuz cevap vermeleri üzerine arabuluculuk ve dava yoluna gidildiğini, davanın 6098 sayılı Kanun’un 220 nci maddesinde sayılan ikinci ihtimale, yani satıcının ağır kusuruna dayandığını, anılan hükümlerinin uygulama alanı bulunmasa dahi davalının 6098 sayılı Kanun’un 49 ve 112 nci madde hükümlerine göre sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 112, 220, 224, 225, 227 ve 229 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/1568 E., 2023/5081 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
alınarak davadan feragat edilmiş sayılarak davanın reddi gerektiğini, davacı ile yapılan ibranamenin değerlendirilmediğini, uzlaştırmanın malulen emekliliğe ait istihdam şartının fiili ve hukuki imkansızlık nedeniyle yerine gedilmediğini, TBK'nun 112 ve 136 ıncı maddesi gereğince sorumluluğun belirlenmesi borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebepten dolayı imkânsızlaştığından müvekkil
10. Hukuk Dairesi 2023/1568 E. , 2023/5081 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
HÜKÜM/KARAR: Kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş Taahhüt Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilleri tarafından tarafından temyiz edildiği, davalı vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep ettiği tayin olunan 09.05.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafaalı temyiz eden davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. adına Av.... ile davacı adına Av. ... geldikleri Davalı Verim Müh. İnş. Turz. Tem. Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve davalı ... adına gelen olmadığı anlaşıldıktan ve gelenlerin yüzlerine karşı murafaaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra murafaaya son verilerek, aynı gün yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 12.09.2013 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğradığını beyanla, belirsiz alacak davası niteliğinde şimdilik kaydıyla 1.000 TL maddi tazminat ve manevi tazminat olarak 30.000 TL’nin kaza tarihinden itibaren faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
2. Davacı vekili talep artırım dilekçesiyle sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat istemini 360.813,48 TL’ye, bakıcı gideri olarak istemini 810.117,67 TL’ye artırmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin dava dilekçesinde sunduğu aleyhe olan hususları kabul etmediklerini, dava konusu kaza sonucunda davacının şikayetçi olması üzerine, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/112994 numaralı dosyası ile soruşturma başlatıldığını, ancak hem müvekkilinin hem de davacının uzlaşma isteği doğrultusunda, aralarında uzlaşma sağlandığını, müvekkilinin hakkında açılan soruşturma dosyasında iyi niyetli davrandığını ve davacının mağduriyetini biran önce karşılamak gailesi ile uzlaşma yoluna gittiğini, yapılan uzlaşma protokolüne istinaden, 16.09.2013 tarihinde 2.000.00 TL, yine uzlaşma protokolüne istinaden 01.11.2013 tarihinde davacının askerlik borçlanması olarak 5.883,34 TL’yi SGK’ya, iş kazasından dolayı protez ve hastane masrafı olan 1.500,00 TL’yi ...’ın kardeşi ...’a elden ödediğini, ayrıca müvekkilinin tekerlekli sandalye alımı için, 15.01.2014 tarihinde 650,00 TL ödemiş olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... Hafriyat İnş Taahhüt Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili duruşmadaki beyanında, açılan davayı kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Diğer davalı Verim Müh. İnş. Tur. Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. adına usulüne uygun davetiye tebliğ edilmesine rağmen duruşmaya gelmediği, herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşılmıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2020 tarihli ve 2018/191 Esas, 2020/189 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile; 24.000,00 TL manevi, 360.813,48 TL maddi zarar ile davacının bakım gideri olarak bilirkişi raporu ile tespit edilen alacağının davacının bakiye ömür süresinde aile içi destekten yararlanacağı gözetilerek 1/3 hakkaniyet indirimi yapılmak sureti ile tutarın 540.078,45 TL olarak tespiti ile 540.078,45 TL bakım gideri alacağının olay tarihi olan 12.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine fazla talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.06.2021 tarihli ve 2021/173 E-2021/1104 K
sayılı kararıyla; dosya kapsamı, dosyadaki yazı, bilgi ve belgeler, kanuni gerektirici sebepler, toplanan deliller ile davacının uzlaşma tarihinde maluliyet oranının belli olmayışı, uzlaşmada belirtilen 1800 işgünü ve SGK gün sayısını dolduruncaya kadar davacının işyerinde özürlü kadrosunda çalışma ve sonunda malulen emekli olma koşulunun gerçekleşmesinin mümkün bulunmaması karşısında uzlaşmanın nazara alınamayacağına yönelik İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik itirazların yerinde olmadığı, İlk Derece Mahkemesince aldırılan raporlar içeriği ve dosya kapsamı ile gerek Kurumun meslekte kazanma gücüne ilişkin raporunda, gerek aldırılan Yüksek Sağlık Kurulu raporunda, gerekse aldırılan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporunda meslekte kazanma gücü, maluliyeti %100 oranında tespit edilmekle, raporların birbirini teyit etmesi ile de davalı tarafın maluliyete yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, yine dosyada mevcut SGK teftiş raporu, Mahkemece aldırılan bilirkişi ve heyet raporları içeriği, İş Sağlığı ve Güvenliğe yönelik hükümler, dosya kapsamı, raporların birbirini teyit etmesi ile %80 işveren, %20 işçi kusuruna yönelik tespite ilişkin itirazların da yerinde olmadığı, delil durumu, denetime açık rapor ile hesaplamalara ilişkin itirazların yerinde görülmediği, dosya kapsamı ile yapılan hakkaniyet indirimine yönelik itirazların da yerinde olmadığı, yine maluliyet durumu, olay tarihi, paranın satın alma gücü, dava dilekçesinde talep edilen miktar, kusur durumu, delil durumu ile İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan manevi tazminata bu kapsamda AAÜT hükümleri ile hükmolunan vekalet ücretine yönelik itirazların da yerinde olmadığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararına karşı tüm istinaf itirazlarının esastan reddine dair karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 01.03.2022 tarih ve 2021/8739 E- 2022/2727 K sayılı ilamıyla bakıcı giderinin tespiti açısından kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek, hükme esas alınan 17.09.2019 tarihli hesap raporunda bilinen dönem sonu olarak esas alınan 31.12.2019 tarihini gözeterek bu tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücretleri rapora yansıtmamak, bilinen bu dönem boyunca bilinen asgari ücretlerin brüt tutarı üzerinden hesap yapmak, bilinen dönem sonundan itibaren ise progresif rant sistemiyle %5 artırım ve %5 iskontolama suretiyle bilinmeyen dönemde davacının hak edeceği bakıcı giderini tespit etmek, öte yandan tespit edilen bu tutardan davacının %20 oranındaki kusuru gözetilerek indirim yapmak, devamla davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde bakıcı giderinden 1/3 oranında hakkaniyet indirimi yapmak, sonuç olarak hesap edilecek bakıcı gideri miktarına göre iş bu temyize konu kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek, hesap edilecek miktar iş bu kararda bakıcı gideri olarak hüküm altına alınan 540.078,45 TL’den az ise o miktara, yüksek ise şimdiki gibi hüküm altına alınan 540.078,45 TL’ye hükmederek sonucuna göre usuli kazanılmış hakları gözeterek bir karar verilmesi yönünden ilk derece mahkemesi bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kısmen kabulü ile 24.000,00 TL manevi, 360.813,48 TL maddi zarar ile davacının bakım gideri olarak bilirkişi raporu ile tespit edilen alacağının davacının bakiye ömür süresinde aile içi destekten yararlanacağı gözetilerek 1/3 hakkaniyet indirimi yapılmak sureti ile tutarın 526.596,75 TL olarak tespiti ile 526.596,75 TL bakım gideri alacağının olay tarihi olan 12.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine Fazla talebin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz sebepleri olarak özetle; önceki kararı sadece ... Hafriyat İnş.Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. temyiz etmiş olup, davalı taraflar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olması nedeniyle ... Hafriyat Şirketinin temyiz başvurusundan diğer davalıların da faydalanması mümkün olmadığından diğer davalılar yönünden bozma öncesi kararın yeniden kurulması gerektiğini, bakıcı giderinden yapılan hakkaniyet indiriminin kanuna uygun olmadığını, müvekkilinin enflasyon karşısında uğradığı zararın da hükmedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz sebepleri olarak özetle; bakıcı giderinin dava dilekçesinde istenmeyip talep artırımla istenmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davanın genişletilmesi yasağına tabi olduğunu, ıslah ile artırılan istemler için faize ıslah tarihinden hükmedilmesi gerektiğini, bakıcı gideri hesabında bozmaya aykırı olarak %5 artırım ve iskontolama yerine %10 artırım ve iskontolama uygulanmasının bozmaya aykırı olduğunu, bakıcı giderinden reddolan kısımdan nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken maktu vekalet ücret takdirinin hatalı olduğunu, manevi tazminat bozma kapsamı dışında kalıp kesinleştiğini ve Kemalpaşa İcra Müdürlüğüne depo edilen nakit teminattan 20.05.2022 tarihinde ödeme yapıldığından bu hususla ilgili karar verilip vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini, Ceza Dosyasında uzlaştırma raporunun CMK 253/19 gereği dikkate alınarak davadan feragat edilmiş sayılarak davanın reddi gerektiğini, davacı ile yapılan ibranamenin değerlendirilmediğini, uzlaştırmanın malulen emekliliğe ait istihdam şartının fiili ve hukuki imkansızlık nedeniyle yerine gedilmediğini, TBK'nun 112 ve 136 ıncı maddesi gereğince sorumluluğun belirlenmesi borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebepten dolayı imkânsızlaştığından müvekkiline kusur verilemeyeceğini, davacının askerlik borçlanması dahil 1.262 gün SGK’ya sigorta pirimi olduğunu 1.800 prim gününden 538 gün eksiği olduğundan TBK 112 inci maddesi kapsamında oranlama yapılarak kusur belirlenmesi, bu şekilde 538 prim gününe ilişkin sigorta pirimi ödenmek suretiyle sorumluluğunun sona erdirilmesini 31.10.2013 tarihli ibranamenin değerlendirilmediğini, tazminatın hatalı tespit edildiğini, sürekli iş göremezliğin Adli Tıp Genel Kurulundan tespiti gerektiğini, Cumhuriyet Savcılığı dosyasında alınan kusur raporunda davacının asli kusurlu kabul edildiğini, bu dosyada bilirkişilerin soyut kanaat bildridiğini, tanıkların kendilerine emniyet kemeri verildiğine dair kabulünün dikkate alınmadığını, davalılara müştereken % 80 kusur verilmesinin hatalı olduğunu, SGK'dan bağlanan gelirin ilk peşin değerinin 50 artırımlı olarak tenzil edilmemesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
C.A. Davacı vekilinin, davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti yönünden kısmen reddolan bakıcı giderine yönelik temyiz itirazları ile Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 inci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ıncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Dosya içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2020 tarihli ilk kararında davacı lehine 360.813,48 TL sürekli iş göremezlik ve 540.078,45 TL bakıcı gideri tazminatı ile 24.000 TL manevi tazminata hükmedildiği bu karara karşı davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekillerinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 17.06.2021 tarihli kararıyla istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği, kararın davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin 01.03.2022 tarihli kararıyla bozulduğu, iş bu temyize konu 15.09.2022 tarihli kararda ise Davacı lehine 360.813,48 TL sürekli iş göremezlik ve 526.596,75 TL bakıcı gideri tazminatı ile 24.000 TL manevi tazminata hükmedildiği anlaşılmıştır.
4. Bu açıklamalar doğrultusunda davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. yönünden reddolan bakıcı giderine yönelik temyiz itirazı ile davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti'nin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekillerinin bu hükümlere yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.
C.B. Davacı ve Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi tazminat alacağına kazanıp kazanamadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanun'un 77, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 51, 52, 54, 55 ve 417 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un,13, 16,19 ve 21 inci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı kararıdır.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle bozmaya uyulmakla taraflar yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı dikkate alınarak, temyiz edenlerin sıfatlarına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacı vekili ile davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı Kararı).
3. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.)
4. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
5. Somut olayda davalılardan ... ve Verim Müh. İnş. Tur. Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti.'nin önceki kararı temyiz etmemiş olmaları nedeniyle bozma kararından önce hükmedilen bakıcı gideri olan 540.078,45 TL yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın bozma kararından sonra kurulan hükümde gözetilmemesi, hatalı olmuştur.
6. Öte yandan bozma kararında işaret edildiği şekilde bilirkişiden alınan hesap raporunda brüt asgari ücretten hesap yapılması, (bilinen) işlemiş devre sonu olarak 31.12.2019 tarihinin esas alınması ve davacı kusuru oranında bakıcı giderinden indirim yapılması yerinde ise de, 31.12.2019 tarihinden sonrası için yapılan bilinmeyen (işleyecek) devre hesabının bozma kararında işaret edildiği gibi progresif rant sistemiyle %5 artırım ve %5 iskontolama suretiyle yapılması gerekirken buna aykırı olarak %10 artırım ve %10 iskontolama suretiyle yapılmış olması da hatalı olmuştur.
7. Bu açıklamalar doğrultusunda, Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklamalar gözetilerek bakıcı giderinin hesabında işlemiş devre sonunu ileri çekmemek, mevcut hesap raporunda bilinmeyen (işleyecek) devre hesabını progresif rant sistemiyle %5 artırım ve %5 iskontolama yapmak suretiyle düzenlenecek hesap bilirkişi raporunu hükme esas almak ve davacının ilk kararı temyiz etmeyen davalılar ... ve Verim Müh. İnş. Tur. Temizlik Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. yönünden lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek bir karar karar vermekten ibarettir.
8. O halde, davacı ve davalılardan ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin, davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. yönünden kısmen reddolan bakıcı giderine yönelik temyiz itirazları ile Davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2. Davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazları nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
4. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı ve davalı ... Hafriyat İnş. Taah. Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti kendilerini vekille temsil ettirmiş olmaları nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan tarife üzerinden 8.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile iş bu davalıya, 8.400,00 TL vekalet ücretinin ise davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine,
5. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 09.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2015/12566 E., 2016/3833 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTüketici Mahkemesi
tam metni aç
Tüketici Hukuku yönünden öncelikle ayıplı ifa-eksik ifa ayrımı yapılmalı eksik ifa halinde TBK.m.112vd.
13. Hukuk Dairesi 2015/12566 E. , 2016/3833 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki ayıplı ifa davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı TOKİ'nin, dava dışı müteahhit ....' ne inşa ettireceği “İstanbul Halkalı Toplu Konut Projesi”' nden 17.07.2006 tarihinde satın alınan bağımsız bölümün 23.08.2008 tarihinde tesliminden sonra gerek kendi konutu gerekse blok ve site ortak yerleri ile ilgili ayıp ve eksiklikler bulunduğunu öğrendiğini ileri sürerek eksik ve ayıplı işlerden dolayı ortaya çıkan bedel farkının (semen tenzili) tespit edilerek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dilemiştir.
Davalı, dava konusu dairenin davacıya eksiksiz olarak teslim edildiğini, ayıp ve eksik bulunmadığını, kaldı ki ayıp ihbar mükellefiyetinin de süresinde yerine getirilmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bilirkişi rapor ve ek raporu hükme esas alınarak eksik ifa ve gizli ayıp bedeli olmak üzere toplam 18.837.00.TL' nın davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davalının, mahkemece gizli ayıp olarak nitelendirilen ayıplarla ilgili temyiz itirazı yönünden; Dava tarihi olan 06.02.2013 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK.’nun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’ da gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Öyle olunca, 4077 sayılı TKHK’nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun bu konudaki 223. maddesi uygulanacaktır. Anılan maddeye göre, alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya uygun süre içinde ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da hemen satıcıya bildirmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. O halde, gizli ayıpların, dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra hemen (dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede), ihbar edilmesi; ayıbın açık mı, yoksa gizli mi olduğunun tayininde ise, ortalama (vasat) bir tüketicinin bilgisinin dikkate alınması, gerekmektedir. 6098 sayılı TBK.’ nun 223. maddesinde öngörülen süre içinde ihbar edilmeyen ayıplar için dava açılamaz.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; 17.07.2006 tarihinde satın alınan bağımsız bölümün 23.08.2008 tarihinde teslim edildiği ve davacının da gerek kendi konutu gerekse blok ve site ortak yerleri ile ilgili ayıp ve eksiklikler bulunduğu yönünde 06.02.2013 tarihinde bu davayı açtığı dosya kapsamı ile sabittir.
Hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporunda “gizli ayıp”lı olarak belirtilen imalatlar ile ilgili olarak; bu ayıpların “açık” yada “gizli” olup olmadığı ve “gizli ayıp” olarak nitelendirilen bu ayıplar yönünden (mesela projeye aykırı inşa edilen kanalizasyon sistemi ve buna bağlı tıkanma sorunları, Radyatör borularının zemine saplandığı boru çevresinde yalıtımın sağlanamaması gibi ayıplar ile diğer ayıpların kullanım ve mevsimlerdeki yağmur, kar, güneş ve ısı durumları dikkate alınarak ne zaman oluştuğu yada oluşacağı ve bunu normal vasıflardaki tüketicinin ne zaman farkedebileceği ile bağımsız bölümün teslim tarihi ve varsa ihbar, tespit tarihi de göz önünde bulundurularak) yasal süresi içinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı hususlarına yeterince yer verilmediği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK.’nun 223. maddesi hükmü ile gizli ayıplar yönünden kendisine yüklenen “hemen ihbar” mükellefiyetini yerine getirip getirmediğini ispat yükü davacıdadır. Site yönetiminin ve diğer tüketicilerin, tüketici adına ayıp ihbarında bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Hal böyle olunca mahkemece, bilirkişi heyetinden, “gizli ayıp” olarak nitelendirilen imalatların, “açık” yada “gizli” ayıplı olup olmadığı ayrıca bu ayıpların ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda ayıpların niteliği ve ortaya çıktıkları (kullanım ve mevsimlerdeki yağmur, kar, güneş ve ısı durumları dikkate alınarak bu ayıpların ne zaman oluştuğu yada oluşacağı ve bunu normal vasıflardaki bir tüketicinin ne zaman farkedebileceği, teslim ve varsa ihbar tarihleri de gözönünde bulundurularak ) zaman dilimi de dikkate alınarak taraf ve yargı denetimine esas olacak şekilde ek rapor tanzimi sağlanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken bu konuda gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Davalının, mahkemece eksik ifa olarak nitelendirilen eksik işlerle ilgili temyiz itirazı yönünden; Her ne kadar mahkemece hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarında, kartonpiyerin yapılmaması, balkonda elektrik prizi, mutfakta Tv anten prizi ve telefon prizinin bulunmaması, gergi sistemi, gölgelikler, pergola ile açık – kapalı kafeterya, sosyal donatı alanı ve müştemilatının yapılmaması eksik ifa olarak nitelendirilmiş ve buna göre davacının talebi kabul edilmiş ise de; Bu eksiklikler, davacının satın aldığı bağımsız bölümün ekonomik değerini düşüren açık ayıp niteliğinde olduğu, davalının bu ayıbı gizlemek için de herhangi bir hileye başvurmadığı, davacının bu ayıplardan bağımsız bölümü teslim aldığı tarihte kolayca bilgi sahibi olabileceği kuşkusuzdur. Davacının teslim aldığı bağımsız bölüm nedeniyle, 4077 sayılı Kanun’un 4.maddesi gereğince malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde davalıya ayıp ihbarında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bu eksikliklerin açık ayıp niteliğinde olmasından ve süresinde ayıp ihbarında bulunulmamasından dolayı bu taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve yazılı gerekçe ile bu talebin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3-Bozma nedenlerine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1., ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 3. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/02/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
Muhalefet Şerhi
Tüketici Hukuku yönünden öncelikle ayıplı ifa-eksik ifa ayrımı yapılmalı eksik ifa halinde TBK.m.112vd. (BK.96) hükümleri uygulanmalıdır.
Eksik ifa halinde eksikliğin değeri bulunmalıdır. HGK'nın 20.02.2013 tarih ve 2012/13-751 Esas ve 2013/265 sayılı kararıda bu yöndedir.
İfa tam olarak yerine getirilmemesi halinde eksik ifadan söz edilir. Bir şeyin teslimini konu alan borçlarda teslimin eksik yapılması yapma borçlarında yapılması gereken şeyin tam olarak yapılmaması eksik ifadır. Ayrıca yapılması taahhüt edilen işin tam olarak yapılmamasıda eksik ifadır. Ayıplı ifadan söz edebilmek için eserin tamamlanarak teslim edilmesi gerekir. Bu halde de tüketici TBK 112.maddesine göre uğradığı zararın tazmini isteyebilir. Bu da eksik ifa halinde eksikliğin değeri bulunarak tazminata karar verilmesidir. Taraflar arasında da bir tüketici işlemi bulunduğundan tüketici lehine yorum ilkesi kabulü gerekir.
Mahkemece eksik ifa olarak nitelendirilen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda kartonpiyer, balkonda elektrik prizi, mutfakta TV anten prizi ve telefon prizinin, interkom sistemini yapılmamış, daire duvarlarına boya altına saten alçı sıva çekilmemiş, sitenin çevre duvarları yapılmamış, aydınlık ve mazgal demirlerinin antipas boya ile boyanmamış ve pergola, açık – kapalı kafeterya, sosyal donatı alanı ve müştemilatının yapılmaması eksik ifa olarak kabulü gerekir. Mahkemece eksik ifa kabul edilen kısım yönünden ilk derecesi mahkemesi kararının onanması gerekirken çoğunluğun yukarıda sayılan eksiklikleri açık ayıp olarak kabulü yönündeki bozma görüşüne katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Elektronik bileşen ticareti yapan (A) Ltd. Şti., düzenleyeceği bir ürün lansmanı için ihtiyaç duyduğu özel üretim LED ekranları, imalatçı (B) A.Ş.'den satın almak üzere bir sözleşme yapmıştır. Sözleşmede, ekranların en geç 15 Mayıs'ta teslim edilmesi kararlaştırılmış ve bu tarih kesin vade olarak belirlenmiştir. Ancak (B) A.Ş., başka bir müşteriden daha yüksek bir teklif aldığı için 15 Mayıs'ta ekranları (A) Ltd. Şti.'ye teslim etmekten kaçınmış ve borcunu hiç ifa etmemiştir. Bunun üzerine (A) Ltd. Şti., lansmanını iptal etmemek için aynı nitelikteki ekranları başka bir firmadan daha yüksek bir bedelle ikame etmek zorunda kalmış ve ek masraflara katlanmıştır. Bu durumda, (A) Ltd. Şti.'nin borcun hiç ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı müspet zararın tazminini talep etme hakkının dayandığı *temel hukuki düzenleme* aşağıdakilerden hangisidir?
A) Türk Borçlar Kanunu m. 118'de düzenlenen, temerrüde düşen borçlunun gecikme zararından sorumluluğu
B) Türk Borçlar Kanunu m. 212'de düzenlenen, ticari satışlarda satıcının temerrüdüne ilişkin özel hüküm
C) Türk Borçlar Kanunu m. 112'de düzenlenen, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan genel tazminat sorumluluğu
D) Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklının, ifadan vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini isteme hakkı
E) Sözleşmeye aykırılığın aynı zamanda haksız fiil teşkil etmesi nedeniyle, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin genel hükümler