Türk Borçlar Kanunu 114. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 114- Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.
Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
2. Sorumsuzluk anlaşması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
36 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2022/3739 E., 2024/1111 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
TBK’nın 46/1, 52 ve 114 üncü maddeleri.
6. Hukuk Dairesi 2022/3739 E. , 2024/1111 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/806 E., 2022/824 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/37 E., 2022/139 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı taşeron vekili dava dilekçesinde özetle; davalı yüklenici ile dava dışı arsa sahipleri arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, 21.10.2016 tarihinde davalının kalfası ile imzalanan sözleşme ile binanın sıva, yalıtım, mantolama, alçıpan vs. işlerinin yapımını üstlendiğini, yapılacak iş karşılığında davalı yükleniciye verilmesi taahhüt edilen 11 nolu taşınmazın müvekkiline devredileceğinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin sözleşmeye konu işi tamamlamasına rağmen vaad edilen taşınmazın müvekkiline teslim edilmediğini ve bir bedel de ödenmediğini, davalının kalfasının davalı adına sözleşmeyi imzaladığını, müvekkiline verileceği taahhüt edilen bağımsız bölümün müvekkiline değil, davalı yükleniciye devredildiğini, müvekkil tarafından yapılan iş bedelinin bilirkişi marifetiyle tespitine, tespit edilen bedelin sözleşme bitiş tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı yüklenici vekili cevap dilekçesinde özetle; 21.10.2016 tarihli sözleşmede müvekkilinin imzası olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2022/37 Esas, 2022/139 Karar sayılı kararı ile özetle; davacının imalatları yerine getirdiği, davalı yüklenicinin Kocaeli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2019/113 Esas sayılı dosyasında dosyamız davacısına karşı açmış olduğu men'i müdahale davasından da anlaşılacağı üzere davacı tarafından yapılan işten haberdar olduğu, yapılan işe zımni icazet verdiği, sözleşmeyi imzalayan ...’ın 2016/11-2012/12 yıl/ay dönemleri arasında davalı yanında ... işyeri numarası ve bildirimiyle çalıştığı, davalı menfaatine iş görüldüğü, iş karşılığı verilmesi kararlaştırılan 11 no.lu bağımsız bölümün dava dışı arsa sahipleri tarafından 05.06.2018 tarihinde davalıya devredildiği, bilirkişi raporu ile yapılan iş bedeli dava tarihi itibariyle 636.694,00 TL hesaplandığı gerekçesiyle ıslah da dikkate alınarak davanın kabulü ile 636.694,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresinde davalı vekili istinaf etmiştir.
B. İstinaf Nedenleri
Davalı vekili istinaf başvurusunda özetle; taraflar arasında imzalandığı öne sürülen 21.10.2016 tarihli sözleşmede davalı müvekkilinin imzasının olmadığını, sözleşmenin taraflarının belli olduğunu, bu nedenle sözleşmeyi ve alacak miktarını kabul etmediklerini, davacının işi yaptığını ispat edemediğini belirterek, kararı istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; 6098 sayılı TBK'nın 40. maddesi hükmünce yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar ise de; temsilcinin yetkili olmaması halinde yapılan işlem temsil olunanı bağlamayacaktır. Ancak yetkili bir temsilci tarafından yapılmamış olsa dahi yapılan işlem temsil olunanı bağlaması aynı Yasa'nın 46. maddesi koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Buna göre TBK'nın 46/I. fıkrası gereğince yetkili olmayan temsilcinin yaptığı hukuki işlemin temsil olunan tarafından benimsenmesi ya da onanması halinde temsil olunanı bağlayacaktır. Mahkemece sözleşmede imzası bulunan dava dışı ...'ın SGK kayıtları ile davalının sigortalı çalışanı olduğu belirlenerek vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca mahkemenin verdiği kabul kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresinde davalı vekili temyiz etmiştir.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, istinaf dilekçesinde belirtilen gerekçelerle kararı temyiz etmiştir.
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
TBK’nın 46/1, 52 ve 114 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
3.Mahkemece yapılan yargılama sırasında yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, davacı taşeron tarafından yapılan imalat bedeli, sözleşmede belirlenen birim fiyatlarla 357.564,68 TL hesaplanmış, söz konusu bedel TÜİK verileriyle 03.02.2020 dava tarihine güncellenerek 636.694,00 TL bulunmuş, mahkemece ıslah dikkate alınarak 636.694,00 TL’ye hükmedilmiştir. Somut olayda, TBK’nın 114. maddesi delaletiyle 52. maddesi uyarınca davacı taşeron dava tarihine kadar beklemek suretiyle zararın artmasına sebebiyet verdiğinden ve kendi kusurundan faydalanamayacağından mahkemece sözleşme birim fiyatlarıyla yapılan iş miktarının çarpımı sonucu bulunan 357.564,68 TL imalat bedeline hükmedilmesi gerekirken, dava tarihi itibariyle güncellenen imalat bedeline hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Değerlendirme bölümünün “2 inci” bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, “3” üncü bendinde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
2. Dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
21. Hukuk Dairesi, 2018/6371 E., 2019/4728 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci fıkrasına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağı öngörülmüştür.
21. Hukuk Dairesi 2018/6371 E. , 2019/4728 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kanuni gerektirici nedenler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının ( anne, baba ve on iki kardeş) maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir
Mahkemece, davalı ... Halinde ... yönünden davanın reddine, davacı babanın maddi zararının SGK ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat isteminin reddine, davacı kardeşlerin maddi tazminat isteminin reddine, davacı anne için 6.146,20 TL maddi, davacı anne ve baba için takdiren 4.000,00 er TL manevi, kardeşler için takdiren 3.500,00 er TL manevi tazminatın 29/05/2004 kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
1-Dosya kapsamından, davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi İle Davalı ...arasında davalı kooperatifin sahibi olduğu arsa üzerinde inşaat projesine uygun olarak inşaatların yapılması konusunda inşaat yapım sözleşmesinin tanzim edildiği, davalı ...nin bu inşaatın sıva işçiliğini diğer davalı ...'ya verdiği, kazalı müteveffa ...'in bu ünvanlı inşaat işyerinde sıvacı olarak çalıştığı esnada, inşaatın 7. katında bulunduğu sırada asansör boşluğuna düşerek vefat ettiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık, hakkında davanın reddine karar verilen davalı ... ile sigortalının işvereni arasında müteselsil sorumluluğu gerektiren asıl işveren-alt işveren(taşeron) ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi İle Davalı ...arasında tanzim edilen sözleşmenin konusunun "kaba inşaatın dış iç sıvasının asansör ve merdivenlerin daire giriş kapısı elektrik ve su kaba tesisatının yapılması” olduğu, ayrıca sözleşmede “isteyen üyeler örnek dairede mütehitle daire içi ince işçiliği için üyelerimizle anlaşarak yapmasında kopperatifimizce uygun bulunmuştur” şeklinde maddenin yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, davalı Kooperatifçe yaptırılan inşaat işinin parçalara bölündüğü, işi bütünüyle devretmediği anlaşılmaktadır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere işin bütününün başka bir işverene bırakılması halinde o işin anahtar teslimi olarak bir başkasına devrinden söz edilebilir. Eldeki davada olduğu gibi işin parçalara bölünmesi ve iş sahibinin işe müdahil olması halinde ise anahtar teslimi verilmiş bir işten söz etme imkanı bulunmamaktadır.
O halde Davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi’nin asıl işveren olarak hükmedilen tazminatlardan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, iş bu davalı hakkında yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
2- Diğer taraftan, Mahkemece, davacı babanın maddi zararının hesaplandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tahsislerinin hesaplanan maddi zararı aştığı, böylelikle davacı babanın maddi zarar alacağı kalmadığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, çocukların anne babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, anneye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, annenin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek anneye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci bölümünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meydana gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır.
Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ...: Ölüm Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı).
Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. Özellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meydana gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde;
“Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde;
“Ölüm halinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1 - Cenaze giderleri.
2 - Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ölüm hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ...: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydalananların ölüm nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ... 2015, s. 116).
Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ölüm gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S.... /S. Akman / H. Burcuoğlu /A. Altop: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 1993, s. 620; M.K.Oğuzman / M. T. Öz: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ... 2003, s. 1301; K. ...: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. Tandoğan: Türk Mesuliyet Hukuku, ... 2010, s. 300; ..., s. 146.; A. Havutçu / K. E. Gökyayla: Karayolları Trafik Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ... 2018, s. 460; G. B. Seratlı: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı).
Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve gözetiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı).
Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (..., s. 64 vd.; ..., s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; Tandoğan, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları).
Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ölüm olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir.
Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (..., s. 20; Oğuzman / Öz, s. 565; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 622; Tandoğan, s. 301; ..., s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89).
Diğer taraftan bir kimse ancak ölümden önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (..., s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir.
Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ölümün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydalanan için destek sayılamayacaktır.
Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir.
Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydalanan kimseyi söz konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydalanan kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (..., s. 21; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 622; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 148; Gökyayla; s. 106; Seratlı s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (Karahasan Tazminat, s. 264).
İsviçre Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararlananın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararlanan kimsenin tazminata hak kazanabilmesi için, desteğin ölümünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. Dalamanlı / F. Kazancı / M. Kazancı, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ... 1990, s. 680).
Destekten faydalananın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydalananın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (..., s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı).
Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. Ölüm olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek söz konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ölüm zamanına kadar desteğin destekten faydalanana sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (Tandoğan, s. 300; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 621; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 146; Eren, s. 780; Seratlı s. 86).
Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. Ölüm meydana geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (Tandoğan, s. 303; ..., s. 16; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 621; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan çocukların ileride anne - babasına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer sözleşme dışı sorumluluk sebepleri”, “Sözleşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir.
Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ölümüne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ölüme sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (..., s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, Özellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887).
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi sözleşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da sözleşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “sözleşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ölümün sorumlusu arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut ise ve ölüm sözleşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydalananlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci fıkrasında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır.
Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci fıkrasına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağı öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci fıkrasına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca sözleşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacak, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir.
Sözleşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma sözleşmesinden kaynaklanabileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre taşıyıcı, taşıma sözleşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ölüm gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydalananlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ölümü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir.
İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı işverenin özen borcuna aykırı davranması sonucu meydana gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini gözetme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (Sarper, 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak gözetme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ölümü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (Sarper, s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ).
İşverenin gözetme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi;
“İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
(EK Fıkra: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre;
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”.
Görüldüğü üzere maddenin son fıkrasında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. Fıkrada, sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır.
Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin gözetme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ölümü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygulanacak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygulanacağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ölüm meydana gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da söz konusu olabilecektir.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydalananın desteğin ölümü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meydana gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (Oğuzman / Öz, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meydana gelmesi şarttır. Desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun gözetiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887).
Destekten faydalananların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydalananlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (P. Zen - Ruffinen: İsviçre Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, H. Burcuoğlu, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360).
Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;
“Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”.
Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer özel yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır.
TBK 55 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci fıkrasının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesaplanan tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, hâkimin, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır.
Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygulanacağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır.
Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kalana ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kalana ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ölüm olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ölümden sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler göz önünde tutulur (..., s. 125).
Tazminatın saptanmasında göz önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ölümünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki sosyal durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin olanakları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK).
Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ölüm nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme olanağı tanımaktır.
Kusurun derecesi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemeleridir. Sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır.
Sosyal Güvenlik Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde;
“İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesince;
“Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağlanan gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağlanan gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, sosyal güvenlik kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi sosyal hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı).
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek sosyal güvenlik ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci fıkrasında;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir.
Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir.
Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar sosyal devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda sosyal hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (Anayasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı).
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ölüm geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ... / Ö. ...: Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ... 2017, s. 413).
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, anne ve baba hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ölümü durumunda kendilerine gelir bağlanacak hak sahipleri içerisinde anne - babası da belirtilmiştir. Ancak anne - babanın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır.
Sigortalının ölümü üzerine anne ve babaya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli;
“Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez.
Sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile;
“Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez.
Sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir.
1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte anne ve babanın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir.
Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “sosyal güvenlik kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda anne babaya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk fıkrasında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır.
5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci fıkrasının “d” bendinde anne babanın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre;
“Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25' i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”.
5510 sayılı Kanun uyarınca anne - babanın ölüm gelirine hak kazanabilmesi için sigortalının ölüm tarihinde eş ve çocuklara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (A. ... / A. R. Okur / N. ...: Sosyal Güvenlik Hukuku, 16. Baskı, ... 2016, s. 383 - 384). Eğer anne - baba Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ölüm gelirine de hak kazanamayacaklardır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ölümün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ölümünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.).
Diğer taraftan, sosyal güvenlik ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ...: Sosyal Güvenlik Kavramı ve Sosyal Sigortalar, 5. baskı, ... 1990, s. 5). Sosyal güvenlik, her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (... / ..., s. 5).
Sosyal güvenliğin insanları sosyal risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve Anayasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (K. Arıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle sosyal güvenlik hakkı ortaya çıkabilecek sosyal riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.).
Uluslararası Çalışma Örgütü (...) tarafından oluşturulan 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında Sözleşmede sosyal riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer sosyal risk olarak nitelendirilmiştir.
Bir sosyal risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ölümü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde sosyal güvenlik hakkından yararlanarak ölüm geliri bağlanmasına hak kazanabileceklerdir.
Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendinde belirtilmiş olup, anne - baba da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle çocuklarının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ölümü hâlinde, ölüm tarihinde yürürlükte olan sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca anneye - babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ölüm geliri bağlanabilecektir. Bu hâliyle annenin-babanın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ölüm geliri sosyal güvenlik hakkının bir yansıması olup tamamen sosyal güvenlik hukuku ve mevzuatına ilişkindir.
Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde anneye - babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için sigortalının ölümü tarihinde yürürlükte olan sosyal güvenlik mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise anne - baba ölüm gelirine de hak kazanamayacaktır.
Hemen belirtilmelidir ki anne - babaya bağlanacak ölüm geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle annenin - babanın ölüm gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ölüm gelirine hak kazanamaması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ölüm geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da aranan bir şart değildir.
Gerçekten de, anneye - babaya ölüm geliri bağlanmamış olması annenin - babanın çocuklarının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. Annenin - babanın diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ölüm gelirine hak kazanamaması çocuğunun ölümü nedeniyle anne - babanın kendi sosyal seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, çocuklarının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle anneye-babaya ölüm geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir.
Kaldı ki anne - babaya ölüm geliri bağlanmış olması da çocuk ile anne - baba arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve annenin - babanın destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır.
Diğer bir ifadeyle anneye - babaya ölüm geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen sosyal güvenlik mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak gözetilemeyecektir. Anne ve babanın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır.
Hâl böyle olunca anne - baba tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak annesine - babasına bakan veya eğer ölüm gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan çocuklar anne - babası için destektirler.
Çocuk ile anne - baba arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler”.
Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, çocuklarının ölümü ile anne veya babanın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (..., s. 149).
Çocuğun, anne - babasının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun annesine - babasına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması annesine - babasına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır.
Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun annesine - babasına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, sosyal ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez.
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak anne - babanın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan çocuk tarafından bakılan anne - babanın, çocuklarının ölümü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, sosyal hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ölümü sonucunda, tazminat talep eden annenin - babanın kendi sosyal seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir.
Anne - babanın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. Annenin - babanın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum annenin - babanın, çocuğun ölümü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, sosyal seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her annenin - babanın, çocuğun ölümü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir.
Sonuç itibariyle çocuk az ya da çok sürekli ve düzenli olarak anne - babasının desteğidir. Çocuğun ölümü üzerine anne - baba onun desteğinden mahrum kalacaktır.
Hâl böyle olunca anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, çocukların anne - babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir.
Sonuç olarak anne - babanın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır.
Anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, çocukların anne - babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve / veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve / veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur.
Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (..., İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı babaya kurumca bağlanan gelirin düşülmesi nedeniyle babanın isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle maddi tazminatın reddi kararı ...' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde babanın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine
25/06/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ölümünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
İlk derece mahkemesi, davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı anne yönünden kabulüne, davacı baba yönünden olay nedeni ile tüm zararı SGK tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebinin reddine, diğer davacı kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve tüm davacıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Yüksek Özel Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde babanın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.“ gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur.
Yüksek Özel Dairenin bozma kararına aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyoruz.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.
Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır".
Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.
Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde ana ve/veya babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ölümü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağlanan gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve/veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve/veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur.
Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (..., İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı babaya kurumca bağlanan gelirin düşülmesi nedeniyle babanın isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle maddi tazminatın reddine kararı, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunca ''davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekir'' gerekçesi ile bozulması kararı ...' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır.
Bu durumda; davacı baba yönünden maddi tazminat isteminin reddine kararı verilmesi gerekirken, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, ''davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekir''' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz.
21. Hukuk Dairesi, 2017/4376 E., 2019/1029 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci ......sında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci ......sına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla s......leşmeye aykırılık hâllerine de uygul......cağı öngör
21. Hukuk Dairesi 2017/4376 E. , 2019/1029 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ......ünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar ile davalılardan ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davalılardan ... vekili tarafından duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, topl......n delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacılar ile davalılardan ... vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı ......nin maddi zararının ...... ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacı ......nın maddi tazminat isteminin kendisine iş kazası ...... geliri bağlanmadığından, davacı kardeşlerin maddi tazminat istemlerinin ise murisin desteği kapsamında olmadıklarından bahisle reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
3-Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ...... ve/veya ......nın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için ......'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında ......ların ...... ve/veya ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.
Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “...... halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ...... olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır".
Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ...... olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ...... olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararl......n kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ...... olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ......ünden önceki yaşamlarındaki ...... ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.
Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ...... ve/veya ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25'i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”.
......... Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ......ü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler".
...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve/veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur.
Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (......, İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir.
Somut olaya gelince; davacı ......ya ......... Kurumunca ...... geliri bağlanmadığı açıktır. Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre maddi delillerle hesapl......bilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. Maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
4-Davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacılar ile davalılardan ...'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıkl......n nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılar ile davalılardan ...'ya iadesine, 18/02/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M) (M)
KARŞI OY
Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ......ünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
İlk derece mahkemesi, dosya kapsamı ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı ...... yönünden olay nedeni ile tüm zararı ...... tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar ...... ile kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve davalıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve ...... durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacılar ile davalılardan ... vekillerince temyiz edilmiştir.
Yüksek ......el Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi, davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur'' gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur.
Yüksek ......el Dairenin bozma kararına aşağıda açıkl......n nedenlerle katılmıyoruz.
Uyuşmazlık, ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, ......ların ...... ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, ......ye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, ......nin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek ......ye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci b......ünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meyd...... gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır.
Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ......: ...... Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ...... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı).
Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. ......ellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meyd...... gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ...... nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde;
“Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. ......, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. ...... neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü ......sında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ...... hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde;
“...... halinde uğranılan zararlar ......ellikle şunlardır:
1 - Cenaze giderleri.
2 - ...... hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ...... hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydal......nlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ......: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, .........si Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydal......nların ...... nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ...... 2015, s. 116).
Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S....... /S. ...... / H. ...... /A. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ...... 1993, s. 620; ......... / M. T. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ...... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ...... 2003, s. 1301; K. ......: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ...... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. ......: Türk Mesuliyet Hukuku, ...... 2010, s. 300; ......, s. 146.; A. ...... /......: ...... ...... Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ...... 2018, s. 460; G. B. ......: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı).
Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve g......etiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı).
Destekten yoksun kalanların meyd...... gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (......, s. 64 vd.; ......, s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ...... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; ......, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları).
Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ...... olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir.
Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (......, s. 20; ...... / ......, s. 565; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ......, s. 301; ......, s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89).
Diğer taraftan bir kimse ancak ......den önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (......, s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir.
Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ......ün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydal......n için destek sayılamayacaktır.
Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir.
Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydal......n kimseyi s...... konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydal......n kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (......, s. 21; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ...... / ......, s. 566; ......, s. 148; ...; s. 106; ...... s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (...... Tazminat, s. 264).
...... Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararl......nın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararl......n kimsenin tazminata hak kaz......bilmesi için, desteğin ......ünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. ...... / F. ...... / M. ......, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ...... 1990, s. 680).
Destekten faydal......nın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, ...... düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli ol......klardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ...... yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydal......nın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (......, s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı).
Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. ...... olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek s...... konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ...... zamanına kadar desteğin destekten faydal......na sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (......, s. 300; ...... / ...... / ...... / ......, s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 146; ......, s. 780; ...... s. 86).
Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. ...... meyd...... geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (......, s. 303; ......, s. 16; ...... /...... s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan ......ların ileride ...... - ......sına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer s......leşme dışı sorumluluk sebepleri”, “S......leşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir.
Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ......üne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ......e sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (......, s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, ......ellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887).
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi s......leşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, ...... ...... Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da s......leşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “s......leşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ......ün sorumlusu arasında bir s......leşme ilişkisi mevcut ise ve ...... s......leşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci ......sında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır.
Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci ......sında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci ......sına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla s......leşmeye aykırılık hâllerine de uygul......cağı öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci ......sına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca s......leşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygul......cak, s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir.
S......leşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma s......leşmesinden kaynakl......bileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci ......sına göre taşıyıcı, taşıma s......leşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ...... gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ......ü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir.
İş kazası veya meslek hastalığından kaynakl......n destekten yoksun kalma tazminatı işverenin ......en borcuna aykırı davranması sonucu meyd...... gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini g......etme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (..., 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak g......etme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (..., s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ).
İşverenin g......etme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi;
“İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
(EK ......: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki ...... hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan 1 ...... 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre;
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, ......ellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve s......leşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ......ü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”.
Görüldüğü üzere maddenin son ......sında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. ......da, s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır.
Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin g......etme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygul......cak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygul......cağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ...... meyd...... gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da s...... konusu olabilecektir.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydal......nın desteğin ......ü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meyd...... gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (...... / ......, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meyd...... gelmesi şarttır. Desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun g......etiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887).
Destekten faydal......nların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydal......nlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (...... Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, ......, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360).
Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;
“Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde g......etilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesapl......n tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ......üne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”.
Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci ......sının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygul......cağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer ......el yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygul......caktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “......, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır.
TBK 55 inci maddenin birinci ......sının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci ......sının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesapl......n tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, ......in, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır.
Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygul......cağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır.
Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kal...... ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kal...... ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ...... olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ......den sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler g...... önünde tutulur (......, s. 125).
Tazminatın saptanmasında g...... önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ......ünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki ...... durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin ol......kları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK).
Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ...... nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ......ünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme ol......ğı tanımaktır.
Kusurun derecesi, ......... Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen ......... ödemeleridir. ......... ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır.
......... Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde;
“İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede s......ü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesapl......cak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin ......yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle ......yasa Mahkemesince;
“Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağl......n gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağl......n gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, ......... kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi ...... hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (......yasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı).
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek ......... ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci ......sında;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meyd...... gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağl......n gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir.
Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen ......... ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen ......... ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir.
Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar ...... devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen ......... ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda ...... hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (......yasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı).
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ...... geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ...... / Ö. ......: ......... Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ...... 2017, s. 413).
5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ......ü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kaz......n eş, ......, ...... ve ...... hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ......ü durumunda kendilerine gelir bağl......cak hak sahipleri içerisinde ...... - ......sı da belirtilmiştir. Ancak ...... - ......nın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır.
Sigortalının ......ü üzerine ...... ve ......ya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli;
“Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez.
Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile;
“Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez.
Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir.
1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte ...... ve ......nın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir.
Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “......... kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağl......n aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı ...... Kanunu’nda ...... ......ya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk ......sında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci ......sına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır.
5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “...... aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci ......sının “d” bendinde ...... ......nın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre;
“Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25' i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”.
5510 sayılı Kanun uyarınca ...... - ......nın ...... gelirine hak kaz......bilmesi için sigortalının ...... tarihinde eş ve ......lara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (...... / N. ......: ......... Hukuku, 16. Baskı, ...... 2016, s. 383 - 384). Eğer ...... - ...... Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ...... gelirine de hak kaz......mayacaklardır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ......ün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ......ünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik ...... karakterde ve kendine ......gü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.).
Diğer taraftan, ......... ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli ...... riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ......: ......... Kavramı ve ...... Sigortalar, 5. baskı, ...... 1990, s. 5). ........., her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (...... / ......, s. 5).
...... güvenliğin insanları ...... risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve ......yasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan ......... hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (......, Türk ......... Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle ......... hakkı ortaya çıkabilecek ...... riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.).
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından oluşturulan 102 sayılı ...... Güvenliğin Asgari Normları Hakkında S......leşmede ...... riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer ...... risk olarak nitelendirilmiştir.
Bir ...... risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ......ü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde ......... hakkından yararl......rak ...... geliri bağlanmasına hak kaz......bileceklerdir.
Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde belirtilmiş olup, ...... - ...... da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle ......larının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ......ü hâlinde, ...... tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatı uyarınca ......ye - ......ya ......... Kurumu tarafından ...... geliri bağl......bilecektir. Bu hâliyle ......nin-......nın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ...... geliri ......... hakkının bir yansıması olup tamamen ......... hukuku ve mevzuatına ilişkindir.
Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ......ye - ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için sigortalının ......ü tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise ...... - ...... ...... gelirine de hak kaz......mayacaktır.
Hemen belirtilmelidir ki ...... - ......ya bağl......cak ...... geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle ......nin - ......nın ...... gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ...... gelirine hak kaz......maması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ...... geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da ar......n bir şart değildir.
Gerçekten de, ......ye - ......ya ...... geliri bağlanmamış olması ......nin - ......nın ......larının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. ......nin - ......nın diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ...... gelirine hak kaz......maması çocuğunun ......ü nedeniyle ...... - ......nın kendi ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, ......larının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle ......ye-......ya ...... geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir.
Kaldı ki ...... - ......ya ...... geliri bağlanmış olması da ...... ile ...... - ...... arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve ......nin - ......nın destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır.
Diğer bir ifadeyle ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen ......... mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak g......etilemeyecektir. ...... ve ......nın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır.
Bununla birlikte ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın hesabında dikkate alınacaktır. ......... Kurumu tarafından ......larının ......ü nedeniyle yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma tazminatından indirilecektir.
Hâl böyle olunca ...... - ...... tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve k......atine varılmıştır.
Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak ......sine - ......sına bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan ......lar ...... - ......sı için destektirler.
...... ile ...... - ...... arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “......, ...... ve ......, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu g......etmekle yükümlüdürler”.
Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, ......larının ......ü ile ...... veya ......nın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (......, s. 149).
Çocuğun, ...... - ......sının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun ......sine - ......sına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması ......sine - ......sına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır.
Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun ......sine - ......sına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, ...... ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez.
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak ...... - ......nın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan ...... tarafından bakılan ...... - ......nın, ......larının ......ü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, ...... hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ......ü sonucunda, tazminat talep eden ......nin - ......nın kendi ...... seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir.
...... - ......nın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. ......nin - ......nın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum ......nin - ......nın, çocuğun ......ü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her ......nin - ......nın, çocuğun ......ü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir.
Sonuç itibariyle ...... az ya da çok sürekli ve düzenli olarak ...... - ......sının desteğidir. Çocuğun ......ü üzerine ...... - ...... onun desteğinden mahrum kalacaktır.
Hâl böyle olunca ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir.
Sonuç olarak ...... - ......nın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır.
...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler".
...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve / veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve / veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur.
Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı ......nın, kendisine Kurumca gelir bağlanmadığından dolayı destekten yoksun kalma tazminat talebi reddedilmiştir. Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun ''......ya muhik bir destekten yoksunluk tazminatı ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı doğrudur. Ancak ilk derece mahkemesince, davacı ......ye kurumca bağl......n gelirin düşülmesi nedeniyle ......nin isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair kararı, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunca ''...... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı YİBBGK' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun, ''Davacı ...... yönünden davanın reddedilmesi gerekir'' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz. 18/02/2019
3. Hukuk Dairesi, 2024/2207 E., 2025/3085 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
,98 TL fazladan tahsilat yapmış olduğu, ancak doğru tarifenin uygulanması için gereken dikkat ve özenin gösterilmemesi, sayaç okumalarında fark edilmemesi gibi sebeplerden dolayı davalı ile birlikte davacının da kusurlu olduğu, dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 114. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 52.
3. Hukuk Dairesi 2024/2207 E. , 2025/3085 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/78 E., 2024/583 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bodrum 3. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi
SAYISI : 2022/236 E., 2022/503 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; 27.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekilleri Avukat ..., Avukat ... ve Avukat ...'nun sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının otel mahiyetindeki taşınmazı kiracı sıfatıyla kullandığını ve davalı ile akdettiği abonelik sözleşmesi ile 6202246 no.lu tesisat üzerinden 01.05.2014 tarihinden, otelin satılarak tahliye edildiği 30.10.2019 tarihine kadar olan dönemde bedel karşılığı elektrik hizmeti satın aldığını, davacının bu dönemde davalı tarafından adına tahakkuk ettirilen 63 adet fatura karşılığı toplamda KDV dahil 4.525.219,96 TL elektrik tüketim bedeli ödediğini ve kiracısı olduğu otelin satılması sonrası akdettiği abonelik sözleşmesini davalıya müracaatla feshettiğini, aboneliğe ait tesisatın kurulu bulunduğu otelin yeni kiracısı olan dava dışı ... Turizm Otelcilik Taş. Yat. İnş. Gıda. San. ve Tic. A.Ş.nin davacının davalı ile abonelik sözleşmesini feshettiği aynı gün davalı ile abonelik sözleşmesi akdederek yine 6202246 no.lu tesisat ve bu tesisatın bağlı bulunduğu trafo üzerinden bedeli karşılığı elektrik hizmeti almaya başladığını, adı geçen dava dışı şirketin otelin kış aylarında kapalı olmasına rağmen gelen elektrik faturalarının kullanıma nazaran yüksek tutarda tahakkuk etmesi sebebiyle davalı şirkete yaptığı müracaat sonucunda, davalı şirket teknik personeli tarafından 22.06.2020 tarihinde trafoda yapılan kontrollerde "6202246 no.lu tesisatın bağlı bulunduğu trafoda bulunan 15/5 ve 30/5 bağlantılarının davalı tarafından daha trafo kurulurken yanlış yapıldığı hatta davalı tarafından ESİTAŞ firmasından alınan trafo içerisindeki makinedeki 15/5 ve 30/5 etiketlerinin yanlış yapıştırıldığı, bağlantının bu etikete göre yapıldığı ancak bağlantı sonrası kontrolün yapılmadığı, Raytech akım tip test cihazıyla yapılan ölçümler neticesinde bağlantı hatası sebebiyle hata oranının %50,20 olduğu ve sayacın esasen kullanılan/tüketilen elektrik miktarının neredeyse iki katı oranında hesaplama yaptığı" tespitinde bulunulduğunu, davacının elektrik hizmeti aldığı süreç içerisinde trafo ve sayaç hiç değiştirilmediği gibi, trafoya da hiç müdahale edilmemiş olduğunu, kontrol protokolünden de sabit olacağı üzere trafodaki kurulum hatasının trafonun kurulumundan, kurulumdaki hatanın tespit edildiği 22.06.2020 tarihine değin süregeldiğini, davacının hizmet almaya başladığı 01.05.2014 tarihinden hizmet alımını sonlandırdığı 30.10.2019 tarihine kadar olan dönemde neredeyse iki katı oranında elektrik faturası ödemiş olduğunu ileri sürerek; fazladan ödenen bedelin şimdilik 2.000.000,00 TL'nin her bir fatura için yapılan ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 17.06.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak miktarını 2.262.609,98TL ana para ve 1.020.177,22 TL işlemiş ticari temerrüt faizi olmak üzere toplam 3.282.787,20 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacı tarafın trafo bakım, denetim yükümlülüğünün davalı şirkette olduğu iddiasının doğru olmadığını, davalı şirket EPDK tarafından verilen perakende satış faaliyeti lisansına sahip tedarik şirketi olduğundan trafo bakım ve denetim sorumluluğu bulunmadığını, dava dışı dağıtım şirketinin 03.09.2020 tarihli ve 32021 sayılı yazısı ile 6202246 tesisat için 2019/08-09-10-11 dönem tüketim faturalarında akım trafolarının iç yapısındaki bağlantı şeklinin hatalı/ters olması nedeniyle, fazla hesaplanan tutar olan 303.848,94 TL'nin iade edilmesi konusunda davacıyla irtibata geçildiği ve iade işlemleri için iptal edilen 4 dönem faturasının iade kesilmesi gerektiği bilgisi verilmiş olmasına karşın, davacı tarafından iptal işlemi için gerekli olan iade faturasının kesilmemesi nedeniyle dağıtım şirketi tarafından belirtilen miktardaki bedelin davacıya iade edilememiş olduğunu, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nin "faturalarda ve faturalandırmaya esas unsurlarda hata tespiti" başlıklı 36/2. maddesinde; "Bu madde kapsamındaki hatalara karşı, tüketici tarafından ödeme bildiriminin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde tedarikçiye itiraz edilebileceği’’ hükmü düzenlenmiş olup davacının ödeme bildirimi yapıldığı tarihten 1 yıl öncesine yönelik yapmış olduğu itiraz ve iade talebinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca davacı yanca ihtirazi kayıt olmadan yapılan ödemenin istirdadının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahallinde yapılan keşif ile aldırılan bilirkişi raporuna göre davacı şirketin davaya konu tüketimin yapıldığı oteli kiracı olarak kullandığı, otel tesisinin elektrik enerjisinin 202246 tesisat numaralı 800 KVA trafo ile sağlandığı, kullanılan elektriğin ölçü hücresi olarak tanımlanan ve içerisinde üçer adet akım ve gerilim trafosu bulunan bölümde ölçüldüğü, bu bölümün bakım kontrol ve denetiminin bölgede elektrik faaliyeti yürüten dava dışı ... Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından yapıldığı, dışarıdan yapılabilecek müdahalelere mani olmak için bu bölümün mühürlenmesi gerektiği, keşif sırasında da bu ölçü hücresinin kapakları kapalı, mühürlü, müdahaleye kapalı ve sistemin normal çalıştığının görüldüğü, dava dışı ... Tur. Ltd. Şti.nin talebi doğrultusunda ... Elektrik yetkilileri tarafından 22.06.2020 tarihinde tesiste yapılan kontrolde Sayaç Ölçü ve Kontrol Prtokolünde belirtildiği gibi akım trafolarının gövdesi üzerinde 30-15/5 çevirme oranları ve buna ilişkin bağlantı içeren plakalar olduğu, söz konusu protokolde Raytech marka akım trafosu test cihazı ile yapılan ölçümde tüketimlerin halihazırdaki bağlantı şekli ile %50,20 fazla ölçüldüğün tespit edilerek ters bağlantı değiştirilerek hatalı ölçümün düzeltildiği, ters bağlantı ile çarpan hatası oluşmasıyla tüketilen elektriğin faturalara %50 fazladan yansımış olduğu, bu suretle davalının 2.262.609,98 TL fazladan tahsilat yapmış olduğu, ancak doğru tarifenin uygulanması için gereken dikkat ve özenin gösterilmemesi, sayaç okumalarında fark edilmemesi gibi sebeplerden dolayı davalı ile birlikte davacının da kusurlu olduğu, dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 114. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 52. maddesi uyarınca davalı ile birlikte davacı da müterafık (%50) kusurlu olup, tarafların eşit kusurlu olduğu ve davalı ... şirketinin de kusuru oranında (%50) sorumlu tutularak, bilirkişi heyetince tespit edilen hatalı tarife farkı alacağı olan 2.262.609,98 TL'den indirim yapılması suretiyle belirlenen 1.131.304,99 TL'sinden sorumlu olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 1.131.034,99 TL'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı şirketin akım trafosunun primer sargılarının hatalı klemense bağlanması nedenine dayalı olarak çarpan değerinin hatalı uygulaması nedeniyle davaya konu uyuşmazlığın doğduğunun dosyadaki belgelerle sabit olduğu gibi bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık da bulunmadığı, davacı, davalı şirketin abonesi olup, hatalı tarife uygulanması suretiyle fazladan tahakkuk ettirilip tahsil edilen fatura bedellerinin istirdadı istemiyle açılan eldeki davada, akım trafosunun hatalı etiketleme sonucu primer sargılarının hatalı klemense bağlanması nedeniyle fazla tüketim faturalandırılmasında, gerekli dikkat ve özeni göstermeyen davalı şirketin kusurlu olduğu açık olmakla birlikte, trafonun ilk kurulumundan itibaren var olan primer sargılarının hatalı klemense bağlanması nedeniyle fazla tüketim faturalandırılmasında davacı abonenin müterafik kusurlu olduğundan söz edilemeyeceği, öte yandan, 6098 sayılı Kanun'un 117/2. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre borçludan faiz talep edilebilmesi için iyiniyetli zenginleşenin bir ihtar ile ya da aleyhine bir takip ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerektiği, borçlunun temerrüdünün borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren oluşacağı, iade talebinde bulunulmadan temerrüt faizi işlemeyeceği, davacı tarafından davalıya yazılan 05.08.2020 tarihli yazıda "... arıza ve hata oranı dikkate alınarak tarafınıza fazladan ödenen tüketim bedellerinin tüm vergi, katkı payı, harç ve kesenekleri de dikkate alınmak suretiyle hesap edilerek ... banka hesabına iadesi," ifadesi kullanıldığı anlaşılmakla söz konusu yazıda dava konusu talebe ilişkin herhangi bir miktarın açıkça belirtilip davalıdan talep edilmediği, bu nedenle söz konusu yazı usulüne uygun bir temerrüt ihtarı olarak değerlendirilemeyeceğinden, dava tarihinden önce davalının temerrüte düşürülmediği, İlk Derece Mahkemesince fazladan tahsil edilen 2.262.609,98 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle; istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kabulü ile 2.262.609,98 TL alacağın, 2.000.000,00 TL'sinin dava tarihinden, 262.609,98 TL'sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; davalının dava tarihine değin işlemiş ticari avans faizinden mesul olmasına rağmen Derece Mahkemelerince haksız ve hatalı değerlendirmeyle dava tarihine kadar işlemiş faiz tutarı olan 1.020.177,22 TL istemlerinin reddedildiğini, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'nin 36/5.2-b bendi uyarınca davalının tüketimdeki farkı gecikme faizi ile birlikte iade ile yükümlü olduğunu, "gasp eden sürekli temerrüt halindedir" ilkesi gereği iktisap anından iade talep edilen ana kadar temerrüt faizi yürütülmesi gerektiğini, davalının dava tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilerek dava tarihine kadar işemiş ticari temerrüt faizi isteminin reddedilmesinin Yüksek Yargı kararlarına aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; husumet itirazlarının bulunduğunu, ölçü devresi kontrol, muayene ve sayaç okuma işlemleri dağıtım şirketi tarafından yapılmakta olup bu işlemlerin sonuçlarına göre yine dağıtım şirketi tarafından hesaplanan tüketim miktarının davalı tarafından fatura edildiğini, görevli dağıtım şirketinin hatasından kaynaklanan zararların davalıya ödetilmesinin hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile "akım trafolarında tespit edilmiş olan sargı - eteket uyumsuzluğunun imalat aşamasında meydana gelmiş olduğunu ve işbu kabule bağlı olarak hatalı ölçümün davacının kiracı olarak faaliyete başladığı tarihten itibaren var olduğu" tespit edildiğini, keşif sırasında davaya konu trafonun mühürlü olması nedeni ile yerinde inceleme yapılamadığının belirtilmesine rağmen, ilgili tespitin hangi verilere dayanılarak yapıldığının izah edilmediğini, bilirkişi heyetinin sayacın üretim tarihinden itibaren bozuk olduğu varsayımına dayanak olarak gösterdiği dava dışı ... Elektrik Dağıtım A.Ş.nin Bodrum İşletmesine göndermiş olduğu yazıda trafoda mevcut hatanın imalat tarihinden itibaren var olduğunu gösteren hiçbir bilgi ve belge bulunmadığını, aksine gönderilmiş olan yazıda trafodan kaynaklı hatalı ölçümün 31.07.2019 - 06.01.2020 dönemleri arasını kapsayan süreçte mevcut olduğunun beyan edildiğini, objektif değerlendirmelere dayanmayan bilirkişi raporunca yapılan hesaplamaların da doğru olmayacağı açık olduğundan verilen kararın hatalı olduğunu, davacının amacı kâr olan işletmesinin giderlerini hesapladıktan sonra yatırımlarını yönettiğini, netice itibariyle basiretli olması gereken davacının söz konusu zararın artmasını engellemek anlamında hiç bir girişimde bulunmadığını, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi tarafından takdiri indirim yapılmasında herhangi bir hukuka aykırı durum yokken, Bölge Adliye Mahkemesinin takdiri indirimi kaldırmasının hatalı olduğunu, davacının mevzuat açısından yapmış olduğu usulüne uygun bir itirazı bulunmadığı gibi, ödemelerinde de ihtirazi kayıt bulunmadığını, davacının Gelir İdaresi Başkanlığı Denizli Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 18.06.2014 tarihli yazısına istinaden iade faturası kesmesi gerekmesine rağmen fatura kesmeyerek iadeyi engellediğini, iade için gerekli prosedürü yerine getirmeyen davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hatalı bağlantı nedeniyle fazladan ödenen elektrik bedelinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşme ilişkisinden kaynaklanması sebebiyle davalının temerrüde düşmesi için davacının borca yönelik ihtarının bulunmasının gerekmesine, sayaçta bulunan uyumsuzluğun imalat aşamasında meydana gelmiş olduğu tespit edildiğinden hatalı ölçümün davacının aboneliği süresince kabul edilmesinin yerinde olduğu gibi davacının müterafik kusurundan bahsedilemeyecek olmasına göre; taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/10271 E., 2024/13136 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
"Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleridir.
10. Hukuk Dairesi 2023/10271 E. , 2024/13136 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/928 E., 2020/1500 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/280 E., 2017/422 K.
Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı tazminat istemli davadan dolayı yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davalılar vekilleri tarafından istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda dosyanın geri çevrilmesine karar verilmiş, geri çevirme kararı gereği yerine getirildikten sonra; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; asıl işvereninin ..., alt işverenin ise diğer davalı ... İnşaat Maden Kim. Nak. Gıda San. Tic. Ltd. Şti. olduğunu, davacının davalılara ait işyerinde çalışırken 07.06.2012 tarihinde iş kazası sonucu ağır derecede yaralandığını ve tedavi altına alındığını, maluliyetinin gündelik işlerini yapmakta bile zorlanacak derecede olduğunu, kazanın işverenin kusurundan dolayı meydana geldiğini belirterek 300 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini davalı ... İnşaat Şirketi yönünden 87.961,21 TL’ye arttırmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının zararını ve sorumlu kişileri de öğrendiği tarihten üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen istememiş olduğu tazminat alacağının zamanaşımına uğradığını, müvekkili iadarenin dava konusu kazanın meydana geldiği yerde ve tarihte herhangi bir iş yaptırmamakta veya yüklenici çalıştırmamakta olduğu için, diğer davalı ... İnşaat Maden Kim. Nak. Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'nin kazanın meydana geldiği işte yüklenici olmadığını, yüklenici olan firmaların alt işverenlere işi veremeyeceğine ilişkin sözleşme bulunduğunu, bu nedenle husumet yokluğu olduğunu, davacının ceza soruşturması kapsamında hiç kimseden davacı ve şikayetçi olmadığını beyan ederek meydana gelen iş kazasında kendi kusurunun kazaya sebebiyet verdiğini açıkça kabul ettiğini belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
2. ... İnşaat Maden Kim. Nak. Gıda San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; yaşanan talihsiz kazanın davacının kendi kusuru ve tedbirli olmayışından kaynaklandığını, kazanın meydana geldiği gün finişer cihazının tıra yüklenmesi amacıyla çalışma yapıldığını, Tırın ayakları yukarı kaldırılmadan trafiğe çıkmasının mümkün olmadığını, bu ayakları kaldıran hidrolik yağını taşıyan hortumun yırtıldığının fark edilmesi üzerine şirket yetkililerine ve şantiye şefine bilgi verildiğini, şantiye şefinin tırın güvenli bir yerde olması sebebiyle etrafını dubalarla çevrilerek gece olması sebebiyle de sabahın beklenmesi talimatını verdiğini, davacının kendi inisiyatifiyle tırın ayağını kaldırdığını ve kazanın bu sebeple meydana geldiğini, davacının kusurlu olmasına rağmen müvekkili firmanın davacının tedavisiyle bizzat ilgilenerek hatta kaza nedeniyle işine son bile vermediğini, davacı tarafından talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası yazılı kararında özetle; "Somut olayın dosyadaki delillerle birlikte değerlendirilmesinde; 07.06.2012 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl, davalı şirketin alt işveren olduğu köprülü kavşak yapım işinde asfaltlama işi yapıldığı sırada iş makinası taşımada kullanılan tır kamyonunun rampa ayaklarının bozuk olması nedeniyle rampa ayaklarının kepçeyle kaldırılıp halatla bağlanması sırasında halatın kopması sonucu rampa ayaklarından binin davacının üzerine düşmesi nedeniyle davacının yaralandığı, davalı şirketin gerekli disiplin kontrol ve denetim mekanizmasını doğru kurmaması sebebiyle %80 oranında kusurlu olduğu, davalı işçinin ise yeterli bilgi ve tecrübeye rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermemesi sebebiyle %20 oranında kusurlu olduğu dosyada bulunan diğer evraklarla bilirkişi raporunda dağıtılan kusurun dosya ile uyumlu olduğu görülmüş, dosya Aktüel hesaplama bilirkişisine tevdi edilmiş, davacının %55 oranında meslekten kazanma gücünü yitirdiği, asgari ücretle çalıştığı, SGK'da yapılan ödemelerin kusur oranına göre düştüğü ve davacının kusur oranının yapılan hesaplamada dikkate alındığı, neticeten tazminat hesabının usul ve yasaya uygun yapılması nedeniyle hükme esas alınmış, davacının işyerinde geçirdiği iş kazası neticesinde söz konusu bilirkişi raporu da dikkate alınarak maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir (Islah dilekçesiyle davalı şirket yönünden davanın ıslah edilmesi göz önüne alınmıştır). Davacıya karşı davalıların yaptıkları eylem nedeniyle maddi zararlardan sorumlu olacakları gibi manevi zararlardan da sorumludurlar. Davacının talebi maddi ve manevi zararlarına yöneliktir. Olayın oluş şekli, davalıların ağır kusurlu hareketleri, davacının olayın içindeki yeri ve etkisi, davacının kişilik haklarının uğradığı saldırının yoğunluğu ve ağırlığı, davacının ruhen acılar çekmesi nedenleriyle tarafların sebepsiz zenginleşmesine sebep olmayacak ve manevi tazminatı arzu edilir seviyeye çıkarmayacak bir miktar manevi tazminata hükmetmek gerekmiş olup, paranın alım gücü, tarafların sosyo ekonomik durumları, iş kazasının davacı üzerinde oluşturacağı etki davacının bütün yaşantısını etkileyecek şekilde söz konusu iş kazasını atlatması nazara alındığında bunun da miktarının 25.000,00 TL olmasının hakkaniyete uygun olduğu yönünde mahkememize tam bir vicdani kanaat oluştuğundan bu miktar manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verildiği" belirtilerek "Maddi Tazminat İsteminin Kabulü ile 87.961,21 TL'nin (ıslahta maddi tazminat yönünden talep bulunmaması nedeniyle 300,00 TL sinden davalı ... sınırlı sorumlu olarak) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine, işbu alacağın olay tarihi olan 07.06.2012 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine, iş bu alacağın olay tarihi olan 07.06.2012 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine" dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili idare ile yüklenici firmalar arasında asıl- alt işveren ilişkisi olmadığını, işin ihale ile verildiğini, işçinin şirket tarafından işe alındığını tüm talimatların şirket tarafından verildiğini, işin bağımsız olarak yürütüldüğünü, işin anahtar teslim olarak verildiğini, asli ve tek sorumlunun yüklenici olduğunu, müvekkilinin bu işte işçi çalıştırmadığından asıl işveren sıfatı olmadığını, davacı işçinin ağır kusuru ile illiyet bağının kesildiğini, davacının lowbet ayaklarını halatla bağlama işini yaparak ağır kusurlu hareket ettiği, verilecek eğitimin bu duruma engel olmayacağı gözetilerek soyut ifadelerle verilen kusurun yerinde olmadığını, sürekli iş göremezlik oranı tespitinin Adli Tıp Kurumundan yapılması gerektiğini, bilimselliğe uygun olmayan rapora itibarla düzenlenen rapora itibar edilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminatın fahiş olduğunu, olay tarihinden değil dava tarihinden faize hükmedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlığın iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Dava yığılması (objektif dava birleşmesi)" açısından aynı Kanunun 110 uncu maddesidir. "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleridir. "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında işyerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı Kanun'un maddeleridir.
3. Değerlendirme
A) Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 03.12.2020 karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kesinlik sınırının 72.070,00 TL olup, manevi tazminat hükmünün, maddi tazminat hükmünden bağımsız bir dava olarak değerlendirildiğinde, kısmen kabul edilen manevi tazminat miktarının kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
B) Davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle olayın iş kazası olarak tespitinin, hükme esas alınan kusur raporu ile kusur oran ve aidiyetlerinin, hesap raporundaki tespitlerin dosya kapsamı ile Dairemizce benimsenen ilkelere uygun olmasına ve davalı taraf vekillerinin temyiz itirazı olarak ileri sürdüğü sebeplerin, istinaf itirazları olarak da ileri sürüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında karşılanarak gerekçe oluşturulduğu da dikkate alındığında temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, maddi tazminat hükmüne yönelik tüm temyiz itirazlarının reddiyle, maddi tazminat hükmünün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı ... vekilinin, manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2. Davalı ... vekilinin, maddi tazminat hükmüne yönelik tüm temyiz itirazlarının; temyiz edenin sıfatına kapsam ve nedenlerine göre reddiyle maddi tazminata ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
3. Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç tahsiline yer olmadığına,
4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Ahmet, arkadaşı Burak'ı "hatır için" (ücretsiz olarak) arabasıyla evine bırakırken, hafif kusuru sonucu kaza yapmış ve Burak yaralanmıştır. Burak, Ahmet'e tazminat davası açmıştır. Bu olayda hâkimin tazminatı belirlerken uygulayacağı kural aşağıdakilerden hangisidir?
A) Hatır taşıması olduğu için Ahmet tazminat ödemez, dava reddedilir.
B) Hâkim, Ahmet'in hafif kusurlu olması ve işin hatır için yapılması nedeniyle tazminattan indirim yapabilir.
C) Bedensel zarar olduğu için hatır ilişkisi dikkate alınmaz, tam tazminata hükmedilir.
D) Ahmet sadece tedavi giderlerini öder, manevi tazminat ödemez.
E) Burak araca kendi isteğiyle bindiği için "zarar görenin rızası" vardır, hukuka aykırılık kalkar.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.