Türk Borçlar Kanunu 116. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
B. Borçlunun temerrüdü
I. Koşulları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
15 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2023/777 E., 2024/476 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 115 ve 116 ncı maddeleri,
Hukuk Genel Kurulu 2023/777 E. , 2024/476 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1328 E., 2022/1159 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.06.2022 tarihli ve
2020/7483 Esas, 2022/4273 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı banka nezdindeki banka hesabından 11.11.2008 tarihinde bilgisi dışında ve sahte imza ile 588.627,00 TL’nin başka bir hesaba havale edildiğini, anılan işlemde müvekkilinin rızasının bulunmadığını, paranın aynı gün müvekkilinin oğlu adına açılan hesaba havalesinin ardından yine başka bir banka hesabına aktarıldığını, bu sebeple müvekkilinin zarara uğradığını ve zararın giderilmesi hususunda davalı banka ile yapılan görüşmelerden sonuç alınamadığını, müvekkilinin anılan işlemden sonradan haberinin olduğunu ve gördüğü şiddet ve aldığı tehditler sebebiyle ilk aşamada müracaat yapılamadığını, ancak açılan kamu davaları, verilen koruma kararları ve kendisini tehdit edip şiddet uygulayan eski eşinden boşanması neticesinde eldeki başvuruyu yapabildiğini, bu hususta ayrıca suç duyurusunda bulunulduğunu, ortaya çıkan zarardan davalı bankanın sorumlu olduğunu ileri sürerek 588.627,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; zamanaşımı definde bulunarak işlem üzerinden uzun süre geçmiş olmasına rağmen davacının müracaatta bulunmamış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, yüklü miktarda paranın hesaptan çıktıktan uzun süre sonra gönderilen kişilerden talep edilmeksizin müvekkilinden talep edilmesinin şüpheli olduğunu, davacının zararını kanıtlaması gerektiğini, davacının aktarılan meblağın hesabına girdiğinden haberdar olmadığını, dava konusu edilen meblağın kendisine ait olduğunu ispatlaması gerektiğini, davacının soruşturma evrakındaki beyanlarında dava konusu edilen tutarın kendisine ait olmadığını beyan ettiğini, bu sebeple bir zararın söz konusu olmadığını, talep edilen paranın davacının hesabına başka hesaba havale işleminin yapıldığı 11.11.2008 tarihinde aktarıldığını, davacının eski eşinin soruşturma evrakındaki beyanlarında dava konusu edilen meblağın davacıya ait olmayıp hesabın davacının eski eşi ile ticari işlerde ortak olarak kullanıldığının da belirtildiğini, paranın aktarıldığı hesabın davacının velâyeti altındaki oğluna ait olduğunu, müvekkili bankanın hukuka aykırı bir işleminin ve bir sorumluluğunun mevcut olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.06.2018 tarihli ve 2014/61 Esas, 2018/455 Karar sayılı kararı ile; dava konusu havale işlemindeki imzanın davacıya ait olmadığının 17.03.2017 tarihli rapor ile tespit edildiği, davacının eski eşi hakkında açılan ceza davası sonucunda verilen Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2016/132 Esas 2016/152 Karar sayılı kararında, hesap sahibinin vekaleti ve izni olmadan sanığın başkasının hesabından para çekmesinin suç olduğu, ancak sanık ile hesap sahibinin evli olduğu, çekilen paranın müşterek çocuklarının hesabına aktarıldığı ve oradan da çekildiği, bunun suç oluşturmadığı, tarafların evli olmaları nedeniyle uyuşmazlığın tamamen hukuki mahiyet arz etmekte olup suçun unsurlarının mevcut olmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verildiği, davacı ... ...'a ait 65889553 numaralı hesabın 07.11.2008 tarihinde açıldığı, 11.11.2008 tarihinde 1.122,92 TL yatırıldığı, 11.11.2008 tarihinde 587.125,00 TL yatırıldığı, 11.11.2008 tarihinde ... ... hesabına 588.627,00 TL'nin havale edildiği, daha sonraki tarihlerde çeşitli meblağlarda paralar yatırıldığı, kira bedellerinin periyodik olarak yatırıldığı, 17.12.2009 tarihinde davacı ... ... tarafından 14.910,00 TL'nin çekilerek hesap bakiyesinin 0,95 TL'ye düşürüldüğü, sonraki süreçte davacıya ait telefon faturalarının bu hesaptan ödendiği, davacı adına kira ödemelerinin bu hesaba yapıldığı, yine 10.06.2010 tarihinde davacı tarafından hesapta bulunan 1.400,00 TL'nin çekildiği ve hesapta 0,92 TL kaldığı, hesabın 31.12.2013 tarihinde bakiyesi sıfırlanarak kapatıldığı, bir güven kurumu olan bankanın işlem yapan kişinin kimliği ile hesap sahibinin kimliğini karşılaştırması ve bu dikkat ve özeni göstererek işlem yapması gerekli olup dikkat ve özeni göstermediği takdirde meydana gelen zarardan sorumlu olacağı, davacının işlemin yapıldığı 2008 yılından davanın açıldığı 2013 yılına kadar beş yıl içerisinde işlemden haberdar olmamasının mümkün olmadığı, işlemlere icazet verdiği ve işlemleri benimsediği anlamına geldiğinden bilgisi, rızası ya da icazeti dışında meydana gelmiş bir işlem ve oluşmuş bir zarar bulunmadığı, bu nedenle davalı bankadan talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 09.07.2020 tarihli ve 2018/2468 Esas, 2020/696 Karar sayılı kararı ile; davalı bankanın Ankara Yenisanayi Şubesi'ndeki şahsi hesabından davacının bilgisi dışında eski eşi ... tarafından sahte imza ile tarafların müşterek çocukları ... ...'ın hesabına 11.11.2008 tarihinde 588.627,00 TL havale edildiği, çocuk ... ...'ın hesabındaki paranın daha sonra değişik tarihlerde üçüncü şahıslara havale edilerek paranın banka hesabından çıkartıldığı, havale işlemindeki dayanak belgedeki imzanın davacıya ait olmadığının da grafoloji raporu ile belirlendiği, davacının 02.10.2012 tarihinde boşandığı eşi aleyhine 15.04.2013 tarihinde, davacıya şiddet ve tehditte bulunmaması konusunda tedbir kararı verildiği, 18.07.2012 tarihinde de eşine yönelik basit etkili eylemden dolayı hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, öte yandan davacının şikâyeti üzerine açılan nitelikli cinsel saldırıcı suçuna ilişkin davada şikâyetten vazgeçme ile kamu davasının düşürülmesine karar verildiği, davacının eşi ile aralarındaki sorunların niteliği, çokluğu ve süreci gözetildiğinde davacının bu süreçte bankaya karşı hak talebinde bulunmamasının yapılan işlemlere icazet verdiği anlamına gelmeyeceği, davacının hesabına yatan para artık davacının tasarrufuna geçtiğinden bankanın bu paranın kaynağınının savunma konusu yapmasının mümkün olmadığı, bu iddianın ancak paranın kendisine ait olduğunu iddia edecek taraf ile davacı arasındaki davada dinlenebileceği, davacının hesabından eski eşi tarafından sahte imza ile yapılan havaleye icazet verdiğinin söylenemeyeceği, güven kurumu olan bankanın mevduat sahiplerine karşı en ufak kusurundan bile sorumlu olduğundan sahtecilikle davacının hesabından çekilen tutardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile 588.627,00 TL'nin 11.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava, davacının rızası dışında sahte imza ile hesabından başka hesaba havale yapıldığı iddiasına dayalı zararın tazmini istemine ilişkindir. Davalı banka nezdinde bulunan davacı hesabından 11/11/2008 tarihli talimatı ile ... ... adına havale yapılmış olup, talimat altındaki imzanın davacının eli ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Havale işleminin davacının daha sonra boşandığı eşi ... tarafından yapıldığı da sabittir. Davacı yan, belgede sahtecilik iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında verdiği beyanında, hesabında bu miktarda para olduğunu bilmediğini bu durumu daha sonra öğrendiğini ifade etmiş; ancak 03/12/2014 tarihli beyanında ise hesapta parayı çocuklarının eğitimi için biriktirdiğini belirtmiştir.
Havale işleminin yapıldığı hesap davacı ile ...’ın reşit olmayan müşterek çocukları ... ...’a ait olup, ... ...’ın hesabındaki paranın vadeli hesapta değerlendirildiği, havale miktarının kaçırılması ya da ikmal edilmesinin söz konusu olmadığı, paranın yine davacının tasarrufunda bulunan başka bir hesaba aktarıldığı, bu durumda davacının zarara uğramasından söz edilemeyeceği ve zarar iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf isteminin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; davacının hesabından çekilen paranın aktarıldığı hesabın davacının eski eşi tarafından dava konusu işlem tarihinde açıldığı, hesapta davacının işleminin bulunmadığı, davacının oğlunun hesabından haberdar olmadığını beyan etmesi karşısında paranın salt oğlunun hesabına aktarılmasının zarar olgusunu ortadan kaldırmayıp illiyet bağını kesmediği, küçüğün hesabının davacının eski eşi tarafından kullanılarak ödemelerin yapıldığı, hesap hareketlerine göre hesaptan para çekimi ile başka hesaplara para aktarılarak zararın giderilme imkânının ortadan kaldırıldığı, eski eşinin bu hesabı kendi işleri lehine yürütüp işlettiği, öte yandan davacının hesaptaki parasının velâyeti altındaki küçük hesabına aktarılması ile iki hesap üzerinde de davacının aynı hukuki haklara sahip olduğu anlamını taşımadığı, davacının velâyeten sahip olduğu hakları yanında borç ve yükümlülüklerinin de olduğu, bu nedenle davacının kendi hesabı ile küçük adına açılan hesabın aynı derecede davacının hukuki kontrolü altında olduğunun söylenemeyeceği, dolayısı ile küçük adına hesap açılması ve nemalandırılmasının açılan hesaptan bilgisi olmayan davacının haklarına etkisinin olmayacağı, kaldı ki çocuk adına olan hesabın eski eş tarafından çeşitli hesap hareketleri ile boşaltıldığı, bu sebeple davacının gerçek anlamda zarara uğradığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; dava konusu işlemin yapıldığı tarihte davacı, eski eşi ve oğlu adına hesaplar açılıp davacının eski eşinin inşaat işi ile alakalı yüklü miktarlarda işlemlerin yapıldığını, bu hesabın eşler arasında ortak kullanıldığını, davacı ile ihbar olunan eski eşinin iş birliği içinde olabileceğini, bedelin tahsili durumunda müvekkilinin kime ne oranda rücu edebileceğinin ve tahsil kabiliyetinin belirsiz olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince savunmaların incelenmediğini, davacının zararının bulunmadığı gibi bunu ispata dair delil sunulmadığını, davacının savcılık aşamasındaki beyanında paradan haberdar olmadığını ikrar ettiğini, davacının sebepsiz olarak zenginleşme amacıyla eldeki davayı açtığını, paranın davacının eski eşinden talep edilmemesinin düşündürücü olduğunu, davacının uzun bir süre sonra talepte bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının işlemden haberdar olduğunu, eski eşi ile muvazaalı bir biçimde hareket etme ihtimalinin bulunduğunu belirterek direnme kararının temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıya ait banka hesabından davacının eski eşinin talimatı ile gerçekleştirilen havale işlemi sebebiyle davacının zarara uğradığına dair iddianın ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının havale edilen bedelden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 3, 6, 60 ve 63 üncü maddeleri,
2. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 99 ve 100 üncü maddeleri,
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 115 ve 116 ncı maddeleri,
4. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 20 nci maddesi,
5. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 18 inci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. 5411 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında; Türkiye'de bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun alacağı kararla izin verileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 3 üncü maddesinde; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para, mevduat olarak tanımlanmış ve anılan Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında; kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği, ticaret unvanları ve kamuya yapacakları açıklamalar ile ilân ve reklamlarında bu izlenimi yaratacak ifade ve deyimleri kullanamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 5411 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi gereğince halkın parasının bankalarca değerlendirilmesi sırasında halka güven vermek için kredi kuruluşları (mevduat bankaları ile katılım bankaları) tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği açıklanmıştır.
3. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Ahmet Battal, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Kanun'un 99/2 ve 100/3 üncü (6098 sayılı Kanun'un 115/3 ve 116/3) maddeleri gereğince, özel yasa ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.
4. 6762 sayılı Kanun'un 20/2 nci (6102 sayılı Kanun m. 18/2) maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Ancak bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklılık arz etmektedir. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir.
5. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının hesabından 11.11.2008 tarihinde gerçekleştirilen havale işleminde kullanılan imzanın davacıya ait olmadığı, anılan işlem ile davacının hesabından 588.627,00 TL'nin davacının oğlunun banka hesabına aktarıldığı, belirtilen işlemin davacının eski eşi tarafından gerçekleştirildiği, davacı ile eski eşi arasında boşanma kararı sonrasında dava tarihine kadar husumetin devam ettiği anlaşılmaktadır.
6. Önemle belirtilmelidir ki; dava konusu 588.627,00 TL'nin davacının banka hesabına girmesini müteakip para davacının tasarrufuna geçmiştir. Dolayısıyla bu meblağın davacının rızası dışında ve sahtecilikle hesabından çekilmesi ile davacının zararının oluştuğu kabul edilmelidir. Taraflar arasındaki sözleşme gereğince ve güven kurumu olması sebebiyle davalı banka, davacının hesabındaki parayı korumakla yükümlü olup anılan paranın sahte imza ile başka bir hesaba aktarılması neticesinde ortaya çıkan zarardan sorumludur. Bu kapsamda davacının hesabına gelen paradan haberdar olup olmaması davalı bankanın sorumluluğu bakımından önem arz etmemektedir. Zira bu husus, eldeki davanın dışında ancak parayı gönderen ile davacı arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlık kapsamında değerlendirilebilir.
7. Her ne kadar Özel Dairece, havale işleminin davacının velâyeti altındaki oğlunun hesabına aktarıldığı, paranın vadeli hesapta değerlendirildiği, paranın yine davacının kontrolü altındaki bir hesaba aktarıldığı, bu sebeple davacının zarara uğramadığı belirtilmiş ise de; paranın aktarıldığı küçüğe ait hesap havale tarihi itibariyle davacının eski eşi tarafından açılmış olup anılan hesapta davacının herhangi bir işlemi bulunmamaktadır. Çocuğun hesabına havale işlemi sonrasında para, davacının eski eşi tarafından değerlendirilmiş ancak sonrasında aynı hesaptan başka hesaplara para aktarımı yapılmış ve davacının zararını giderme imkânı ortadan kaldırılmıştır. Bu anlamda gönderilen para üzerinde davacı, velâyetten doğan haklarını kullanma imkânı bulamamıştır.
8. Öte yandan davacının kendi hesabı üzerindeki hakları ve yetkileri ile velâyeti altındaki oğlunun hesabı üzerindeki hak ve yetkileri aynı değildir. 4721 sayılı Kanun'da düzenlenen velâyete ilişkin hükümler gereğince çocuğun hesabı üzerinde yetkilerinin yanı sıra yükümlülüklerinin ve sorumluluklarının da söz konusu olması karşısında, davacının kendi hesabı ile velâyeti altındaki oğlunun hesabı üzerinde aynı hak ve yetkilere sahip olduğu söylenemez. Dolayısıyla davacının tam anlamıyla kendi kontrolü altındaki hesabından oğlunun hesabına, sahte imza ile gerçekleştirilen havale işlemi neticesinde zarara uğradığı sabit olup ortaya çıkan zarardan güven kurumu olan davalı banka, basiretli tacir gibi davranmayıp gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle sorumludur. Bu anlamda taraflar arasındaki husumetin yoğunluğu nazar alındığında, işlemin gerçekleştiği tarih ile dava tarihi arasında geçen sürede dava açılmaması, davacının dava konusu havale işlemine icazet verdiği şeklinde yorumlanamaz.
9. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davacının adli soruşturmalardaki beyanlarında aktarılan bedelden haberdar olmadığını belirttiği, dava konusu havale işlemi sonrasında davacının kendi hesabından bir çok işlem yaptığı, dava konusu havale işleminden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, işlem tarihi ile dava tarihi arasındaki sürenin uzunluğu nazara alındığında davacının yapılan işlemden haberdar olup icazetinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
10. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
11. Ne var ki taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin diğer temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılması için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
25.09.2024 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/131 E., 2019/1395 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 115/3. ve 116/3.) maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.
Hukuk Genel Kurulu 2017/131 E. , 2019/1395 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.12.2013 tarihli ve 2012/713 E., 2013/736 K. sayılı karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.05.2014 tarihli ve 2014/2090 E., 2014/9226 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili, müvekkilinin muhatabının davalı banka olduğu çek yapraklarını çaldırdığını, bankanın başvuruları sonrası çekleri iptal ettiğini, ancak sonradan müvekkilinin rızası hilafına kötü niyetli 3. kişilere 3.110 TL çek hesabından ödediğini, bankanın kusurlu olduğunu ileri sürerek 3.110 TL'nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, husumetin çek hamiline karşı yöneltilmesi ve hukuki yolların tüketilmesi gerektiğini, keşidecinin ödemeden men talimatı veremeyeceğini, davacının çek karnesini çaldırdığını bildirdiğini, ancak mahkeme kararı veya tedbir kararı ibraz etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına uyularak, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, çekin çalındığı hususunda ilgili zabıta birimlerine müracaat ettiği, davalı bankaya da müracaat ederek önlem alınmasını istediği, 6762 sayılı TTK'nın 711/son maddesi yürürlükten kaldırıldığından davacının bahse konu başvuruları dışında şahsen yapabileceği bir şey olmadığı, bu nedenle davacıya müterafik kusur izafe edilemeyeceği, zararın davalı bankanın özen borcuna aykırı hareketinden kaynaklandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.110,00 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Ancak, davacının tanımadığı kişiyi arabaya almasının kusur teşkil ettiği ve bu oranın tespitinin özel bilgiyi gerektirdiği nazara alınıp kusur oranın tespiti için bilirkişi raporu alınarak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken mahkemece özel bilgiyi gerektirir hususta gerekçe oluşturularak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir…”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda dosya kendisine gönderilen Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, sahte imza ile keşide edilmiş çekin ödenmiş olması nedeniyle bankanın kusuruna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalı banka tarafından müvekkiline verilen çek karnesinin çalındığını, müvekkili tarafından gerekli şikayetlerin yapıldığını ve durumun davalı bankaya bildirildiğini, davalı bankanın bildirim sonrası çekleri iptal ettiğini, ancak çalınan çek yapraklarından biri olan 3022030 numaralı çekin müvekkilinin rızası hilafına kötü niyetli üçüncü kişilere 3.110,00TL olarak çek hesabından ödendiğini, gerekli incelemeleri yapmayan davalı bankanın kusurlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.110,00TL'nın en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; keşidecinin ödemeden men talimatı veremeyeceğini, müvekkiline sadece çek karnesinin çalındığının bildirildiğini, müvekkili bankaya herhangi bir mahkeme kararı veya tedbir kararı ibraz edilmediğini, bu nedenle müvekkiline kusur yüklenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkemece; davacının çekin çalındığı hususunda ilgili birimlerine müracaat ettiği, davalı bankaya da müracaat ederek gerekli önlemlerin alınmasını istediği, 6762 sayılı TTK'nın 711/son maddesi yürürlükten kaldırıldığından davacının bahse konu başvuruları dışında şahsen yapabileceği bir şey olmadığı, bu nedenle davacıya müterafik kusur izafe edilemeyeceği, zararın davalı bankanın özen borcuna aykırı hareketinden kaynaklandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sahte imza ile keşide edilmiş çekin davalı banka tarafından ödenmiş olması karşısında çek karnesini çaldıran davacı çek hesabı sahibine müterafik (ortak) kusur yüklenip yüklenemeyeceği ve buradan varılacak sonuca göre kusur tespitinin bilirkişi tarafından mı yoksa hâkim tarafından mı yapılacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle bankaların sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 6/1. maddesinde; Türkiye'de bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun alacağı kararla izin verileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 3. maddesinde; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para, mevduat olarak tanımlanmış ve anılan Kanun’un 60/1. maddesinde; Kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği, ticaret unvanları ve kamuya yapacakları açıklamalar ile ilân ve reklamlarında bu izlenimi yaratacak ifade ve deyimleri kullanamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 5411 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince halkın parasının bankalarca değerlendirilmesi sırasında halka güven vermek için kredi kuruluşları (mevduat bankaları ile katılım bankaları) tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği açıklanmıştır.
Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 99/2. ve 100/3. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 115/3. ve 116/3.) maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 18/2.) maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Ancak bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklılık arz etmektedir. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152).
Bu aşamada birer güven kurumu olan bankaların kusursuz sorumluluğunu düzenleyen 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi üzerinde durulması gerekmektedir.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi sahte ve tahrif edilmiş çekin ödenmiş olmasından doğan zararın, muhatap bankaya ait olacağını hükme bağlamış; sahteciliğin inandırıcı olup olmadığı, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığı gibi hususlar kanuni unsurlar arasında sayılmamıştır. Gerçekten anılan madde; “Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğer ki, senette keşideci olarak gösterilen kimseye kendisine bırakılan çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun isnadı mümkün olsun” hükmünü haizdir. Buna göre 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi ile öngörülen sorumluluk muhatap banka açısından kusursuz ve kanundan doğan bir sorumluluktur. Ayrıca anılan maddede keşidecinin (düzenleyenin) kusuru hâlinde muhatabın sorumluluktan kurtulacağı öngörülmektedir. Bu durumda keşideci tamamen kusurlu fakat muhatap banka kusursuz ise muhatap banka sorumlu tutulamayacaktır. Ancak tarafların hiçbirinin kusuru olmadığı hâlde banka, sahte veya tahrif edilmiş bir çekin ödenmesinin sorumluluğundan kurtulamayacaktır.
Keşideci ile muhatap arasındaki ilişkiye yönelik olan anılan Kanun maddesinin temel amacı; ödeme aşamasında, çeki inceleme ve muhtemel sahtelik veya tahrifatları belirleme imkânına sahip tek kişi olan muhatap banka karşısında çek keşide eden kişilerin korunmasıdır.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince muhatabın sorumluluğuna yol açan sahte çekten kasıt, esasen çek üzerindeki keşideciye izafe edilen imzanın gerçekte keşideciye veya yetkili temsilcisine ait olmamasıdır. Zira 6762 sayılı TTK’nın 713. (6102 sayılı TTK’nın 801.) maddesi gereğince, cirosu kabil bir çeki ödeyecek muhatap, ciroların arasında muntazam bir teselsülün mevcut olup olmadığını incelemeye mecbur ise de ciranta imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir. Dolayısıyla kambiyo ilişkisine dâhil olanlardan sadece keşidecinin (veya temsilcisinin) imzasının sahtelik hâllerinde bir sahte çekten söz edilebilecektir.
Bununla birlikte geçerli bir temsil ilişkisi bulunmaksızın hesap sahibinin temsilcisi sıfatı ile keşide edilen çeklerde 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi kapsamında sahte çek olarak kabul edilecektir. Ancak belirtilmelidir ki, imzadaki bu sahtelik, muhatabın ödeme yükümlüğünü ortadan kaldıracaksa da, çekin geçerliliğini ve bu anlamda imza sahibinin sorumluluğunu kesinlikle etkilemeyecektir.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince muhatabın sorumluluğuna yol açan tahrif edilmiş çekten kasıt ise çek üzerindeki beyanların, çekin zorunlu ya da ihtiyari unsurlarının ilgililerin rızası olmaksızın değiştirilmesidir. Bu açıdan keşidecinin zararına yol açacak en önemli tahrifat, şüphesiz çekteki bedel kısmında değişiklik yapılaması ve böylece keşidecinin hesabından daha yüksek bir miktarın çekilmesidir. Ayrıca düzenleyenin isminde, ödeme yerinde, düzenlenme yer veya tarihinde yapılacak tahrifat da keşidecinin zararına sonuçlar doğmasına yol açabilir.
Nitekim böyle bir durumda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 207. maddesi gereğince; senetteki çıkıntı, kazıntı veya silinti ayrıca onanmamışsa inkar hâlinde göz önünde tutulamayacaktır. Bununla birlikte 6762 sayılı TTK’nın 730. (6102 sayılı TTK’nın 818.) maddesi atfıyla çeke de uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 660. (6102 sayılı TTK’nın 748.) maddesine göre, bir poliçe metninin tahrif edildiği hâllerde, tahrifattan sonra poliçe üzerine imza koymuş olanlar tahrif edilmiş metin gereğince; tahrifattan önce imza koyanlar ise, eski metne göre sorumlu olurlar. Kanunun bu hükmü, öğretide “imzaların bağımsızlığı” olarak adlandırılan ilkenin gereği ve sonucudur.
Buna göre, bir kambiyo senedinin tüm ilgililerin katılımı olmaksızın sonradan tek taraflı olarak değiştirilmesi (tahrif edilmesi), tahrifattan önce senet üzerine imza koyanların tahrif edilmiş şekle göre sorumluluğunu doğurmayacak; bunlar, önceki metin ne ise ancak o çerçevede sorumluluk altında olacaklardır. Başka bir deyişle; senedin tahrifat ile büründüğü yeni hâl, o senedi tahrifattan önce imza etmiş olanlar bakımından yok hükmündedir; bağlayıcı değildir. Hamilin iyiniyetli olup olmaması da, bu sonucu etkilemeyecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.04.2004 tarihli 2004/19-118 E., 2004/205 K. sayılı kararı). Böylece 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince tahrif edilmiş çeki ödeyen muhatap bankanın tazmini gereken zarar miktarı, eski metindeki bedel ile değişmiş metindeki bedel arasındaki farktan oluşacaktır.
Hemen belirtilmesi gerekir ki; çekin ödenmek üzere, muhatap bankanın çekle işleyen hesabının bulunduğu şubesinden başka bir şubesine ibraz edilmiş olması da muhatabın 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesinde öngörülen özen ve inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacaktır. Aynı durum çekin takas odasına ibrazı olasılığında da geçerlidir. Dolayısıyla sahte veya tahrif edilmiş çekin takas odasına ibraz edilmesi de muhatabın anılan maddeden kaynaklanan sorumluluğunu bertaraf etmeyecektir.
Sonuç olarak sahte veya tahrif edilmiş bir çekin ödenmiş olması durumunda keşidecinin uğrayacağı zararı 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi gereğince muhatap bankanın tazmin etmesi zorunludur. Muhatabın anılan madde kapsamındaki sorumluluğu objektif bir sorumluluk olup, muhatap, bir kusuru bulunmasa dahi, sahte ve tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmaktan kaynaklanan zarara genel olarak katlanmak zorundadır. Başka bir deyişle muhatap sadece kusursuzluğunu ispat etse dahi bu sorumluluktan kurtulamayacaktır. 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi emredici nitelikte olmadığından taraflar arasındaki çek sözleşmelerine muhatap tarafından konulan sorumsuzluk kayıtları; yukarıda bahsedildiği üzere 818 sayılı BK’nın 99/2. ve 100/3. (6098 sayılı TBK’nın 115/3. ve 116/3.) maddeleri gereğince geçersiz olacaktır.
Bununla birlikte zararın doğumuna yol açan sahtelik veya tahrifata ilişkin olarak keşidecinin kusurunun bulunması hâlinde ise muhatabın sorumluluğu bu kusurun ağırlığı ölçüsünde tamamen kalkabilecektir. Başka bir deyişle muhatabın sorumluluktan kurtulabilmesinin tek yolu zarar gören keşidecinin kusurlu olduğunu ispat etmesidir.
6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesinde keşidecinin kusurlu davranışına örnek olarak, kendisine bırakılan çek defterini iyi saklamaması gösterilmektedir. Anılan maddeden de açıkça anlaşılacağı üzere keşidecinin çek defterini iyi saklamaması, keşideciye yüklenebilecek kusurlardan sadece birisidir. Aynı şekilde çek defterini ya da bazı boş yaprakları kaybeden hesap sahibinin zamanında muhatabı durumdan haberdar etmemesi veya çek yaprağını tahrifata elverişli bir şekilde doldurulması da keşidecinin kusurlu davranışına örnek oluşturur.
Zarar gören keşidecinin kusuru muhatabın sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmıyor ise 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesi gereğince zarar görenin müterafik (ortak) kusuru oranında tazminattan indirim yoluna gidilecektir.
Bu aşamada maddi tazminatın indirilmesi sebepleri arasında yer alan müterafik (ortak) kusur kavramından bahsedilmesi yararlı olacaktır.
Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmese idi, zarar gören hangi durumda bulunacak idiyse o durumun yeniden kurulmasıdır. Başka bir deyişle maddi tazminat zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamalı ve zararın tamamını gidermelidir. Zira tazminatın amacı, zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylarda katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 818 sayılı BK ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir.
Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri ise 818 sayılı BK’nın 43. ve 44. (6098 sayılı TBK’nın 51. ve 52.) maddelerinde belirtilen sebeplerdir. Tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira 818 sayılı BK’nın 98. (6098 sayılı TBK’nın 114.) maddesi delaletiyle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerinde de uygulanacaktır.
818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesinin birinci fıkrası; “Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hâl ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere bu fıkra daha çok zarar görenle ilgili olup “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle düzenlenmiştir. Buna göre zarar görenin rızası ile zarar görenin kendi kusuru tazminattan indirim sebebi olarak öngörülmüştür.
Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (Tandoğan, Hâluk: Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara, 1961, s. 318.).
Müterafik (ortak) kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzıdır. Müterafik (ortak) kusur kasdi olabileceği gibi ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin müterafik kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin müterafik (ortak) kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu hâlde zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 791). Başka bir deyişle zarar görenin davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta olup olmadığı tespit edildikten sonra zarar görenin müterafik (ortak) kusuru belirlenerek sorumluluk paylaştırılıp tazminattan indirim yapılacaktır.
818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesinin birinci fıkrası zarar görenin sadece kusurundan söz etmekte ise de bazı hâllerde zarar görenin kusursuz davranışı da zararın ortak sebebi olabilmektedir. Örneğin çalışanını iyi seçmeyerek objektif özen borcunu ihlal eden adam çalıştıranın bu fiili zararın doğmasına veya artmasına ortak sebep olarak katkıda bulunursa, bu durum adam çalıştıranın uğramış olduğu zararın tazmininde indirim sebebi olabilecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu çek defterinde yer alan 23 adet boş çek yaprağının 05.12.2009 tarihinde çalındığı, olayın hemen akabinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, ayrıca davalı bankanın İvedik Şubesine durumun bildirildiği, öte yandan Şube tarafından çeklerin bankanın sistemi üzerinden iptal edildiği ve buna ilişkin ekran görüntüsünün davacıya verildiği, çalınan çek yapraklarından biri olan 3022030 numaralı çekin üçüncü kişiler tarafından sahte imza ile tedavüle sokulduğu ve davalı bankaya ibrazı üzerine 27.04.2010 tarihinde 3.110,00TL olarak çek hesabından ödendiği anlaşılmaktadır.
Davacının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma neticesinde açılan ceza davasında verilen Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.02.2015 tarihli ve 2013/365 E, 2015/57 K. sayılı kararında; dava konusu çekin ön yüzündeki yazılar ve keşideci imzası ile arka yüzündeki “Ades Döküm” içerikli kaşe üzerinde atılı bulunan birinci ciranta imzasının sanık Murat Sarısu’ya ait olduğu bilirkişi raporları ile tespit edildiği belirtilmiştir. Bu durumda dava konusu çekin sahte imza ile tedavüle sokulduğu, başka bir deyişle çekin sahte olduğu dosya kapsamı ile sabittir.
Davalı bankanın İvedik Şubesine çeklerin çalındığının bildirilmesine ve şube tarafından bankanın sistemi üzerinden çeklerin iptal edilmesine rağmen çekin ibrazı üzerine ödeme yapılması, ayrıca en basit tedbirlere dahi başvurulmaması davalı bankanın objektif özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davrandığının ve 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi anlamında sorumlu olduğunun açıkça göstergesidir. Zira davalı banka çalışanları en azından çekteki keşideci imzası ile davacı şirket yetkililerinin bankanın sistemine yüklenmesi gereken imzalarını karşılaştırarak sahteciliği önleyici tedbirler alabilirlerdi. Bu nedenle en basit tedbirlere dahi başvurmayan davalı bankanın davacının oluşan zararından sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bununla birlikte dava konusu çeklerin Mehmet Ades’in cüzdanında bulunduğu, 05.12.2009 tarihinde saat 18.00 sıralarında arabasıyla seyir hâlinde iken yoldaki bir vatandaşın el kaldırması üzerine durduğu ve havanın yağışlı olması nedeniyle vatandaşı otobüs durağına bırakmak için arabasına aldığı, çeklerin de içinde bulunduğu cüzdanın bu şahıs tarafından çalındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut olayda kış mevsiminde ve yağmurlu bir havada ayrıca akşam vakti yardım isteyen bir kişinin otobüs durağına bırakılması için arabaya alınması nedeniyle davacıya kusur izafe edilmesi hakkaniyete uygun olmayacaktır. Ayrıca davalı banka tarafından davacının dava dışı kişilerle birlikte bankayı dolandırmak amacıyla el ve iş birliği içerisinde hareket ettiği de iddia ve ispat edilebilmiş değildir. Bu nedenle somut olay çerçevesinde yukarıda bahsedildiği üzere davacının kendisine bırakılan çek defterini iyi saklamamış olduğu davalı tarafından ispatlanamadığından davacının tazminat miktarından indirim sebebi olan müterafik (ortak) kusurunun bulunduğu söylenemez.
Öte yandan 6762 sayılı TTK’nın 724. (6102 sayılı TTK’nın 812.) maddesi anlamında keşideciye yüklenecek kusurun tespiti bankacılık işlemleriyle ilgili olmadığı için hâkimin hukuki bilgisi ile belirlenebilir bir durumdur. Bu nedenle keşideciye yüklenecek kusurun tespiti sadece hâkimin hukuki bilgisi ile çözümlenebileceği dikkate alınarak 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/3. maddesinde belirtilen “Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” hükmü de göz önüne alındığında bilirkişi incelemesi gerektirmemektedir.
Hâl böyle olunca, davacının müterafik (ortak) kusurunun bulunmadığını ve tüm sorumluluğun davalı bankaya ait olduğunu kabul eden direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece miktar yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, davalı vekilinin miktara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 maddesi gereğince direnme kararına karşı miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.12.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/4030 E., 2024/2349 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 56 ncı, 116 ncı maddesi ile 502 vd.
3. Hukuk Dairesi 2023/4030 E. , 2024/2349 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/168 E., 2023/419 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 1. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi
SAYISI : 2015/1240 E., 2020/159 K.
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen maddi-manevi tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davalılar, birleşen davada davalı ... San. Ve Tic. A.Ş. (... Hastanesi A.Ş.) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı ... vekili tarafından duruşmasız, asıl ve birleşen davada davalı ... Hastanesi A.Ş. vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.09.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen asıl ve birleşen davada davacılar vekili Avukat ..., asıl ve birleşen davada davalı ... vekili Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davalı ... Hastanesi vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacılar vekili ... davada; 28.03.2015 tarihinde müvekkillerinden ...’ın davalı hastanede ...’ı dünyaya getirdiğini, prematüre doğum nedeniyle bebeğin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kuvöze alındığını ve 52 gün burada kaldığını, bu süreçte ... ve tedavisinin davalı hastanede çocuk doktoru olarak görev yapan diğer davalı Dr. ... tarafından takip edildiğini, ancak bebeğin ROP muayenesi ve tedavisinin zamanında yapılmaması nedeniyle görme yetisini kaybettiğini, davalı doktor tarafından 28.04.2015 tarihinde ROP açısından değerlendirilmek üzere göz konsültasyonu istendiğini, ancak aşırı kapak ödemi nedeniyle göz dibinin değerlendirilemediğini ve bir hafta sonra kontrolünün yapılmasının rapor edildiğini, 05.05.2015 tarihinde göz muayenesi yapılması gereken bebeğin hastanede göz doktoru olmaması nedeniyle muayene edilemediğini, bebeğin taburcu edilirken davalı doktor tarafından ... Hastanesinde göz doktoru ...’e yönlendirildiğini, küçüğün 18.05.2015 tarihinde taburcu edildiğini, 25.05.2015 tarihinde yönlendirildikleri doktora bebeği muayene ettirdiklerini ve burada bebeğe ROP evre 2 (+) teşhisi konulduğunu, bir hafta sonra randevu verilerek evlerine gönderildiklerini, ailenin kendi araştırması sonucu randevuyu beklemeyerek en yakın Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittiklerini, burada çok geç kalındığını ve bebeğin görme yetisini kaybettiğinin bildirildiğini, bebeğe billateral plus hastalık evre 4a ROP (+) tanısı ile acil lazer ameliyatı yapılarak hastanın vitroeretinel cerrahi açısından Gazi Üniversitesi Göz Bölümüne sevk edildiğini, son bir umut olarak 12.06.2015 tarihinde göz hastalıkları uzmanı Prof. Dr. ... tarafından ameliyat edildiğini, ancak bebeğin görme yetisi kazanamadığını ileri sürerek küçük ... için 200.000,00 TL, baba ... için 150.000,00 TL, anne Dilek için 150.000,00 TL olmak üzere toplamda 500.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, küçük ...’ın çalışma gücü kaybından dolayı 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 20.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere 21.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 28.05.2019 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ...'ın iş gücü kaybından doğan maddi tazminata ilişkin taleplerini 1.304.346,21 TL arttırarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.
2. Davacılar vekili birleşen davada; İskenderun 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde işgücü kaybı tazminatı, yapılan ameliyata ilişkin tedavi gideri ve manevi tazminata ilişkin açmış oldukları davada davalıların kusurlu olduklarının tespit edildiğini, bu nedenle Küçük ... için yaşam boyu bakıcı gideri tazminatının talebinin gerektiğini, davanın kabulü ile 1.699.355,07 TL bakıcı giderinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili ... davada ; erken doğumlarda ROP riskinin mevcut olduğunu, bu nedenle bebeğin göz doktoru tarafından görülmesi gerektiğini, bu hususta müvekkilinin gerek hastane yetkililerini ve gerekse de hasta yakınlarını uyardığını ve bilgilendirdiğini, bebeği göz doktoruna yönlendirdiğini, davalı hastanede çalışan Dr. ...’ın bebeği kontrol ettiğini, bu safhadan sonra sorumluluğun hastane ve göz doktoruna ait olduğunu, meydana gelen zarar ile müvekkili davranışı arasında illiyet bağı bulunmadığını, göz doktoru ...’ın daha sonra hastaneden ayrıldığını, hastane yetkililerince yeni işe başlayan Dr. ...'den bebeğin ROP kontrolünü yapması istenmiş ise de bu doktorun ROP muayenesi yapmadığını, hastanenin bu nedenle Dr. ... ile temasa geçtiğini, bebeğin doğumundan itibaren hastaneden taburcu edilene kadar ilgililere durumun aciliyetini bildirdiğini, müvekkilinin aynı süreç içerisinde aynı riski taşıyan 5 doğum gerçekleştirdiğini, çalışılan bölümün 3. basamak yoğun bakım ünitesi olduğunu, hastanenin ROP muayenesi yapabilecek göz doktoru bulundurma veya anlaşmalı göz doktoru temin etme yükümlülüğü bulunduğunu, ortada bir kusur var ise bu kusurun hastanede ve göz doktorlarında olduğunu, davanın müvekkiline açılmış olması nedeniyle müvekkilinin tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk poliçesi ile sigortalı olduğunu bu bakımdan davanın Axa Sigorta A.Ş.’ne ihbarını talep ederek neticede davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... Hastanesi A.Ş. vekili; diğer davalı doktorun herhangi bir kusuru olmadığından müvekkili hastanenin de sorumluluğunun bulunmadığını, gerek diğer davalı ve gerekse müvekkili tarafından tıbbi sorumluluğun gerektirdiği tüm yükümlülüğün yerine getirildiğini, davacıların gerek yazılı ve gerekse sözlü olarak bebeğin göz muayenesinin yapılması gerektiği konusunda uyarıldığını, müvekkili hastanede görevli göz doktorunun işten ayrılması nedeniyle bu süreçte davacıların başka göz doktorlarına yönlendirildiğini ve gerekli bilgilendirmenin yapıldığını, davacının en yüksek mevduat faizi talebinin yapılanın ticari iş olmaması nedeniyle yerinde olmadığını, müvekkilinin Sompo Japan Sigorta A.Ş. nezdinde sigortalı olduğunu bu bakımdan davanın bu şirkete ihbarını talep ederek neticede davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Davalı ... vekili birleşen davada; davacı taraf açmış olduğu asıl tazminat davasında bakıcı giderlerini talep etmediğinden zımnen bu hakkından feragat etmiş olduğunu, ayrıca davanın zamanaşımına da uğradığını belirterek, davanın davalı müvekkili yönünden reddine, birleşen bu davanın Axa Sigorta A.Ş'ye ihbar edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
4. Davalı ... Hastanesi A.Ş. vekili birleşen davada; taraflar arasında görülmekte olan ve asıl dava dosyası olan 2015/1240 Esas sayılı dosyasında belirtilen tüm beyan ve itirazlarını tekrar ettiklerini, davalı hastanenin ROP hastalığının tanı ve tedavisi hususunda gerekli hizmeti verdiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte emsal Yargıtay kararları gereğince kişinin her koşulda kendi gelirinden bakım için pay ayırması ve aile içi bakım yardımından yararlanacağı dikkate alınarak hesaplanan bakıcı gideri tazminatından %50 hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirterek, öncelikle asıl dosyada alınan bilirkişi raporunda göz doktorunun da kusurlu olduğu yönünde tespit yapıldığından birleşen davanın da göz doktoru Dr. ...'a ve hastane ile diğer doktorun sigortalı olduğu Axa Sigorta A.Ş, Allianz Sigorta A.Ş, Güneş Sigorta A.Ş, Anadolu Sigorta A.Ş ve Sompo Japan Sigorta A.Ş'ye ihbar edilmesini, bununla birlikte dosyanın üniversitede görev yapan en az doçent ya da profesör unvanında ROP hastalığı alanında uzman bilirkişi heyetinden kusur ve maluliyet raporu alınmasını, neticeten davacının haksız davasının reddine, mahkeme aksi kanaatte ise hesaplanacak bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece ceza dosyası da dosya içine alınarak çelişkilerin giderilmesi amacıyla Hacettepe Üniversitesinden alınan raporda; hekimin üst merkeze sevke geç kaldığı ve bundan sorumlu olduğu hususunun belirtildiğini, alınan tüm raporlarda davalı hastanenin, vermekle yükümlü olduğu bir tedaviyi yerine getirmemesi nedeniyle asli kusurlu bulunduğu, davacıların her bir davalıdan zararın tamamını talep edebilmelerine ve dosya kapsamındaki tüm raporlarda davalıların kusurlu oldukları tespit edildiğine göre rapora itirazların yerinde görülmediği, tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle; asıl dava bakımından; davacı ...'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile, 1.305.346,21 TL ile 175.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ...'ın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 100.000,00 TL'nin, davacı ...'ın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 100.000,00 TL'nin, davacıların tedavi giderine yönelik taleplerinin kısmen kabulü ile 15.000,00 TL'nin olay tarihi olan 28.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, birleşen dava bakımından; davacıların bakıcı giderine yönelik taleplerinin kabulü ile, 1.699.355,00 TL'nin olay tarihi olan 28.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, koşulları oluşmadığından bakıcı giderine yönelik tazminattan indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davalı ... Hastanesi vekili; dava konusu olayla ilgili alınan kusur raporları arasında gerek kusur oranları gerekse kusur atfedilen kişiler bakımından açık çelişki bulunduğunu, mahkemece bu çelişkinin giderilmediğini, davacıların ROP muayenesi hususunda özellikle kontrol bakımından bilgilendirildiğini, davaya konu ROP hastalığının halen dahi sebebi tam olarak belirlenemeyen, birden fazla faktörü, etkeni olan, zamanında müdahale halinde dahi görme kaybı söz konusu olan bir hastalık olduğunu, alınan raporda illiyet bağının mevcut olup olmadığı hususlarının değerlendirilmediğini, müvekkili hastanenin hastaların bilgisi ve izni dahilinde ROP muayenesi bakımından yakın bir hastanede (Özel Doğu Akdeniz hastanesi) Dr. Cengaver Tamer isimli hekime, tüm masraflar müvekkili hastane tarafından karşılanmak üzere sevk edildiğini, müvekkili hastanenin ROP tanı- tedavi yükümlülüğünü yerine getirdiğini, dosya kapsamında maluliyete ilişkin olarak ATK ihtisas kurulundan alınan raporda küçüğün %100 maluliyeti olduğunun kabul edildiğini, ancak dosyada mevcut Mersin Üniversitesi göz hastalıklarının raporunda dava konusu küçüğe gözlük düzenlendiği, obje takibini yapabildiğinin açıkça belirtildiğini, hükme esas alınan ATK raporunun, soyut ve hatalı tespitlere ve eksik incelemeye dayalı olduğunu, davacı lehine 18 yaş öncesi dönemi de kapsayacak şekilde maddi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu küçüğün 18 yaşından itibaren çalışmaya başlayabileceğini, normal şartlarda da bu yaştan itibaren gelir elde edebileceğini, 18 yaş öncesinde iş gücü kaybı oluşmasının söz konusu olmadığını, davacı tarafın tedavi gideri talebi bakımından da haksız davasını ve iddalarını ispatlayamadığını, bu husustaki talebin muhakkak ki teknik inceleme gerektirdiğini, dosyada davacının talebi sebebiyle bilirkişi incelemesinin yapılmadığını, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen manevi tazminat tutarının fahiş derecede yüksek olduğunu, bakıcı gideri tazminatın net asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, zaten bakım ücreti adı altında ödeme alan davacıların bakıcı gideri tazminatı talebinin tümden reddi gerektiğini, aksi kanaat halinde en azından bu ödemenin hesaplanan tazminattan mahsubu gerektiğini, zira aksi durum mükerrer ödemeye sebebiyet vereceğini, davacı çocuğun davacıların yanında olup ailesi tarafından bakımının yapıldığını, aile içi bakım yardımından yararlanacağını, bireyin her koşulda kendi gelirinden bakım için pay ayırması gerektiğini, mahkeme gerekçesinin aksine bu hususların bir varsayım olmayıp dosyadaki veriler ile sabit olduğunu, zira bu hususların bizzat davacı tanık beyanlarından ve Hatay Valiliği Aile Ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nün evde bakım ücreti ödemesine ilişkin yazısından anlaşıldığını, bu nedenlerle ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili; müvekilinin bebek ...'ı hayata tutmak için gerekli tüm tedavileri yaptığını, bu sırada doğumun prematüre olması sebebiyle göz doktoruna sevkini de öngörülen 4-6 hafta içinde gerçekleştirdiğini, ayrıca gerek aileyi gerekse hastane yetkililerini uyardığını, müvekkilinin olayda hiçbir kusuru bulunmadığı halde, mahkemenin kusursuzluğuna ilişkin rapora itibar etmemesi ve bu yöndeki değerlendirmelerin yerinde olmadığını, bebeğin olay göz doktoruna intikal ettikten ilk muayenesi gerçekleşmiş olduktan sonra yanlış tedavi veya tedavisinde gecikme sebepleri ile ROP, göz körlüğü hastalığına yakalanmış ise de müvekkili ile hastalık arasında kusuru ve sorumluluğu doğuracak illiyet bağının kurulamayacağını, müvekkilinin sorumluluğunun hasta bebeğin göz doktoruna görünmesini temin etmek ile sınırlı olduğunu, bildirim yükümlülüğünü yerine getiren ve hasta bebeğin göz doktoruna ilk muayenesini sağlayan müvekkilinin göz doktorunun işini yapamaması, tedaviyi ertelemesi veya başka bir sebep ile uzmanlık alanının dışında bir hastalık sebebiyle sorumlu olduğuna yönelik mahkemenin kararının yerinde olmadığını, mahkemenin brüt değerler üzerinden hüküm kurmasının da yerinde olmadığını, ayrıca bakıcı giderlerinde hakkaniyet indirimine gidilmemesinin de yerinde olmadığını, yüksek maddi tazminat yanında ayrıca yüksek miktarda manevi tazminata da hükmedildiğini, gerek maddi tazminatın gerekse manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, gerek davacılar lehine hükmedilen avukatlık ücreti gerekse, kendilerine hükmedilen avukatlık ücret hesabının yerinde olmadığını belirtip, ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın esastan incelenerek müvekkili ... yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece alınan bilirkişi raporları bütünüyle değerlendirildiğinde, davalı doktorun kusurlu olduğu, davalı hastane bakımından ise olayın meydana gelmesinde gerek organizasyon olarak gerekse çalıştırdığı personelin ihmali nedeniyle zamanında göz muayenesinin yerine getirilmemesi ya da daha donanımlı başkaca bir sağlık kuruluşuna zamanında hastanın sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğu, mahkemesince tarafların kusur durumu ve maluliyet oranı belirlendikten sonra uzman bilirkişi aktüerya bilirkişisinden rapor alınarak bu bedele hükmedilmesinde, küçüğün "görme yetisini" kaybetmesi nedeniyle hayatı boyunca emsallerine oranla daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağı, bu haliyle sürekli iş gücü kaybının on sekiz yaşına kadar "efor tazminatı" olarak hesaplanmasında, sürekli bakıma muhtaç olması dikkate alınarak birleşen dosyada bakıcı giderine hükmedilmesine ve görme yetisi kaybı nedeniyle olayın somut özelliklerine göre bu ücrette hakkaniyet indirimi yapılmaması ve ücretin belirlenmesindeki esaslarda benimsenen gerekçelere göre mahkemenin kabulünde usul ve yasaya aykırı yan olmadığı gerekçesiyle; davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili duruşmasız, davalı ... Hastanesi A.Ş. vekili duruşmalı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı ... Hastanesi A.Ş. vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarına ek olarak, faiz bakımından olay tarihinden itibaren faiz uygulanmasının hatalı olduğunu, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak değil kısmi eda davası olarak açtığını, bu nedenle ıslah edilen kısma ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiğini, kaldı ki tedavi gideri ve bakıcı giderlerine ancak yapıldıkları tarihten itibaren faize hükmedilebileceğini, Bölge Adliye Mahkemesince her bir davalıdan ayrı ayrı harç alınmasına karar verildiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabul edildiği durumlarda bakiye harcın mükerrer ödemeye sebebiyet verecek şekilde ayrı ayrı tahsiline karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklı maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 56 ncı, 116 ncı maddesi ile 502 vd. maddeleri.
2.Dairemizin 15.05.2024 tarihli, 2024/311 E., 2024/1697 K. Sayılı ilamı, 13.02.2024 tarihli, 2023/4972 E., 2024/602 K. Sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2021 tarihli, 2018/(21)10-927 E., 2021/531 K. sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
2.Davalıların kusur ve maluliyet tespitine ilişkin temyiz itirazları yönünden; Mahkemece kusur tespitine ilişkin Üniversite hastanelerinden alınan raporlarda; ''bebeğin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavisinden sorumlu olan doktor ...'ın bebeğin ilk ROP muayenesinin yapılmaya çalışıldığı halde göz dibinin görülememesi nedeniyle bir hafta sonra planlanan kontrol ROP muayenesinin gerçekleşememesi üzerine hastane yönetimine resmi başvuru yapmakta gecikmiş olması ve bebeğin ROP muayenesinin zamanında yapılabilmesi için yenidoğan yoğunbakım ünitesi ve ROP muayenesi yapılabilecek bir göz hastalıkları uzmanının bulunduğu bir üst merkeze sevk talebinde bulunmamış olması nedeniyle, bebeğin ROP hastalığının tanı ve tedavisinde dolaylı olarak gecikmeye neden olduğu için kusurlu olduğu'' hususlarının açıkça belirtildiği, davacı küçüğün bizzat raporu düzenleyen İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi'nde de göz muayenesinin yapıldığı ve raporun olay tarihinde yürürlükte olan 11.10.2008, 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinden yararlanılarak düzenlendiği anlaşılmakla bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
3. Tazminatın amacı zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır. Bu yönüyle TBK’nın 55. maddesindeki “hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.” ibaresi hesaplanan tazminatın yalnızca miktar gözetilerek azaltılamayacağını öngörmek suretiyle zarar görenin mülkiyet hakkı kapsamındaki meşru beklentisini korumaktadır. Öte yandan aynı nedenle tazminat miktarının artırılamamasına ilişkin kural fazla tazminat ödenmesini engellemek suretiyle, zarar verenin mülkiyet hakkını da korumakta, zarar veren ve zarar gören tarafların menfaatlerini adil bir şekilde dengelemektedir.
Kanun koyucunun bedensel zararlar konusunda tarafların yıkımına yol açacak yüksek miktarda tazminat hesaplanmasının dahi hakkaniyet düşüncesiyle indirime konu edilemeyeceği yönündeki tutumu konunun hassasiyetini de ortaya koymaktadır.
TBK’nın 51. ve 52. maddelerinde belirtilen durumların gerçekleşmesi hâlinde ancak hâkim tarafından tazminattan indirim yapılabileceği, ölüm nedeniyle uğranılan zararlarda ve bedensel zararlarda 55. madde ile açık biçimde hakkaniyet düşüncesiyle indirime gidilemeyeceği açıkça düzenlendiği dikkate alındığında zarar görenin aile bireylerinin zarar veren lehine sorumluluğu ve yükümlülüğü olmayacağı gibi zarar verenin sorumluluğunu haksız fiil failine hizmet eder şekilde aile bireylerine yüklemek de doğru değildir. Her ne kadar toplum aile içi bakım dayanışmasını ahlaki ödev olarak görse de, bu durumun zarar sorumlusu lehine yorumlanması mümkün değildir. Tüm bu açıklamalar ile yukarıda yer verilen Hukuk Genel Kurulu kararı ve Dairemiz emsal kararları uyarınca yapılan inceleme sonucu; davacı küçüğün "görme yetisini" kaybetmesi nedeniyle hayatı boyunca emsallerine oranla daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağı, bu haliyle sürekli iş gücü kaybının on sekiz yaşına kadar "efor tazminatı" olarak dikkate alınması gerektiği, brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması gereken bakıcı giderlerinden indirim yapılamayacağı, tedavi giderleri yönünden ise davacıların iddialarını ispatladıkları, davalı hastanenin faiz başlangıcı yönündeki temyiz itirazlarını istinaf aşamasında ileri sürmediği, istinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının da reddine karar verilmiştir.
4. Hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşıyacağından bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.
Somut olayda; olayın oluş şekli, vakanın niteliği, gelecek hayatına etkisi, olay tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarlarının isabetli olduğu anlaşılmakla davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
5. Davacılar lehine hükmedilen tazminatlardan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu kabul edildiği, bu durumda Harçlar Kanunu gereği alınması gereken istinaf karar harcından da müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaları gerekirken, davalılar aleyhine ayrı ayrı istinaf karar ilam harcına hükmedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı ... vekilinin tüm, davalı ... Hastanesi A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışından kalan temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Yukarıda 5. bentte yazılı gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 2 ve 3 numaralı bentlerinin hükümden çıkartılarak, yerine; ''Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 231.892,03 TL istinaf karar harcından davalı ... tarafından peşin yatırılan 57.973,00 TL ve davalı ... Hastanesi A.Ş. tarafından peşin yatırılan 57.918,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 173.851,03 TL'nin (davalı ... 173.796,63 TL'sinden sorumlu olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irat kaydına'' ibarelerinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı . ... Hastanesi Sanayi ve Tic. A.Ş.'ye verilmesine,
Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/2354 E., 2024/338 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
rkeze yerleştirildiği ve davalı şirket ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunduğu, davalı bakım merkezinin bu sözleşmeye aykırı haksız fiil teşkil eden davranışı nedeniyle işbu davanın açıldığı, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 116 ncı madde gereği yardımcı şahısların fiillerinden sorumluluğa dayanılarak açılacak davaların 10 yıll
3. Hukuk Dairesi 2023/2354 E. , 2024/338 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1841 E., 2022/2260 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2021/171 E., 2021/619 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılardan ...Sağlık Rehabilitasyon Eğitim Hizmetleri İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti. vekili ile ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davalı ...Sağlık Rehabilitasyon Eğitim Hizmetleri İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti. vekilinin başvurusunun reddine, davalı ... vekilinin başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ...Sağlık Rehabilitasyon Eğitim Hizmetleri İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti. vekili ile... mirasçılarından ... ve .........., tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, adli yardım talebi ile temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacı ...'nin Konya Numune Hastanesi Sağlık Kurulu raporuna göre %79 oranında zihinsel engelli olduğunu ve Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1846 E., 20111/398 K. sayılı ilamı ile kısıtlanarak kendisine ablası..........,'nün vasi olarak atanmasına karar verildiğini, kısıtlının Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından 11.04.2011 tarihinde davalı şirketin işlettiği Özel ... Bakım Merkezine yerleştirildiğini, kısıtlının bakım merkezinde kalırken 25 haftalık hamile olduğunu belirleyen şirket müdürü tarafından yapılan şikayet sonucu davalı bakım merkezinde çalışan..., ......, ve ......... ile vasinin komşusu olan ..... ile cinsel ilişki yaşadığının anlaşıldığını, Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/270 E. 2014/507 K. sayılı ilamı ile davalıların nitelikli cinsel saldırı suçundan cezalandırılmalarına karar verildiğini, engelli davacının 11.04.2013 tarihinde dünyaya getirdiği erkek çocuğun biyolojik babasının davalılardan... olduğunun ATK raporu ile tespit edildiğini, engelli davacının tutarlı, güvenli ve uygun bir biçimde tedavi edilmediğini ve tıbbi olanaklara erişiminin engellendiğini, kısıtlı ağır şizofreni hastası olması nedeniyle bebeğin sakat ya da anomali ya da erken doğum tehlikesi olduğunun bilinmesine rağmen hamilelikte kullanılması kesinlikle yasak olan ilaçların kullandırıldığını, doğan bebeğin bu nedenlere bağlı olarak bir ay sonra öldüğünü, davalılardan ... ve ...Sağlık Rehabilitasyon Eğitim Merkezinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal etmeleri nedeniyle sorumlu olduklarını ileri sürerek; 300.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1-Davalı ...Sağlık Rehabilitasyon Eğitim Hizmetleri İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti. vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, 3. kişinin ağır kusuru nedeniyle dava konusu olay ile davalı şirketin faliyeti arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını, çalışan elemanların Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının iznine bağlı olarak işe alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2-Davalı Bakanlık vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu olayla ilgili zararın oluşumunda davalının herhangi bir kusurunun bulunmadığını, talep edilen manevi tazminatın yüksek olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
3-Diğer davalılar; davaya cevap vermemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın idarenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zarardan dolayı açılmış olduğundan davanın davalı ... yönünden yargı yolu yokluğundan mahkemenin görevsizliği nedeniyle reddine, davanın davalılar ...yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı ...'ın %79 oranında zihinsel özürlü olan ve kendisine yönelik fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmeyen davacıya cinsel istismarda bulunmak suretiyle davacının ruhsal ve bedeni bütünlüğünü ihlal ettiği, davacının eylem neticesinde endişe hali içerisinde olduğu, ruhsal ve bedeni bütünlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle travma yaşadığı ve bu olayın davacıda manevi yıkıntı, korku yarattığı ve derinden etkilediği gerekçesiyle 150.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan... ve şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurduğundan feragat beyanından sonra davalı ... vekili vekaletname sunduğundan takdiren davalı ... vekiline vekalet ücreti takdir edilmemesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan şirket vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1-Davalı şirket vekili; davanın öncelikle zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazları nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davalı şirketin üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirdiğini, çalışan seçiminde gerekli özenin gösterildiğini, yapılan denetlemelerde söz konusu fiile sebebiyet verecek bir eksikliğin tespit edilmediğini, davacının vücudunda meydana gelen değişikliklerden şüphelenerek sağlık kurumuna götürüp kontrol ettirdiğini, hamile olduğu anlaşıldığında da durumu savcılığa bildirip ihbarda bulunduğunu, diğer davalının özel kastı ile gerçekleştirdiği eylem nedeniyle adam çalıştıran olarak davalı kurumun sorumlu tutulamayacağını, ayrıca hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2-Davalı ... vekili; davalı ... yönünden feragat sebebiyle davanın reddine karar verilmesine ve davalı kendisini vekille temsil ettirmesine rağmen lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, somut olayın özellikleri, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve dosyada toplanan tüm deliller birlikte nazara alındığında Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının çok fazla olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda davacı engelli bireyin, yasal temsilcisinin yerleştirilmeyi talep ettiği merkez ile yapılan sözleşmeye istinaden engelli merkeze yerleştirildiği ve davalı şirket ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunduğu, davalı bakım merkezinin bu sözleşmeye aykırı haksız fiil teşkil eden davranışı nedeniyle işbu davanın açıldığı, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 116 ncı madde gereği yardımcı şahısların fiillerinden sorumluluğa dayanılarak açılacak davaların 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, anılan madde uyarınca sorumlu olan davalı şirketin borca aykırı davranışta kendisinin ve yardımcı şahsın bir kusuru olmadığını ve ayrıca borcu kendisi ifa etseydi kendisinin de kusurlu sayılmayacağını kendi bilgi ve tecrübesinin de sonucu değiştirmeyeceğini ispat edemediğinden itirazın yersiz olduğu, manevi tazminat kriterleri, eylemin niteliği, davacının ruhsal ve bedeni bütünlüğünün ihlali neticesinde meydana gelen zarar, davacının yaşı, sağlık durumu, davalının yaşı, sosyal konumu, tarafların sosyal ekonomik durumları nazara alınarak davacının yaşadığı üzüntü ve acının tatmini amacıyla takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu, ancak davalı ... yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiğine göre lehine maktu vekalet ücreti taktiri gerekirken aksi yönde verilen kararda isabet olmadığı gerekçesiyle; davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile incelenen kararın kaldırılmasına, yeniden davanın davalı ... yönünden yargı yolu yokluğundan mahkemenin görevsizliği nedeniyle reddine, davalılar ...yönünden davanın feragat nedeniyle reddine, 150.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan... ve şirketten alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket vekili ile davalı ... mirasçılarından ... ve ........., temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1- Davalı şirket vekili; istinaf sebeplerini tekar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2-Davalı ... mirasçılarından ... ve ......., ise; tüketici mahkemesi görevli olmadığı halde davaya devam edildiğini, görev yönünden davanın reddi gerektiğini, zamanaşımının dolduğunu, davanın hiçbir aşamasında usule uygun olarak haberdar edilmediklerinden kendilerini savunamadıklarını, sıfat ve husumet yönünden de kararın bozulması gerektiğini, manevi tazminat miktarının çok yüksek olduğunu ve olayla ilgileri bulunmayan kendilerine davanın teşmil edilmesinin kabul edilemeyeceğini, diğer davalılar hakkındaki feragatın davalı .......,'a da teşmil edilmesi gerektiğini, davalı.......,'ın suçsuz olduğuna inandıklarını, mirasçıların mirası red hususunun söz konusu olduğunu, davanın haklı bir yönü bulunmadığını ve reddi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, haksız fiil nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36 ncı maddesi,
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27 ve 114 üncü maddeleri,
3. Değerlendirme
1. Hukuki dinlenilme hakkı, temel dayanağını Anayasa'nın 36 ncı maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne ilişkin düzenlemeden alır. Anılan maddeye göre, herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ... davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Bu düzenlemenin medeni usul hukukundaki yansımasını hukuki dinlenilme hakkı oluşturur. Hukuki dinlenilme hakkının sağlanması aynı zamanda adil yargılamanın da sağlanmasıdır.
2.Yargılama süresince tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip bulunmaları, usul hukukunun temel ilkelerindendir ve dava şartıdır (6100 sayılı Kanun m.114/1-d). Yargılama sırasında taraflardan birinin ölmesi halinde, ölen tarafın ehliyeti sona ereceğinden, ölen kişinin veya kural olarak vekilinin davaya devam etmesi mümkün olmayıp, sadece bu kişinin mirasçıları tarafından (dava konusunun ölenin malvarlığına ilişkin olması ve dava sonunda verilecek hükmün olumlu veya olumsuz bir şekilde mirasçıların haklarını etkilemesi durumunda) davaya devam edilebilir.
3. Bu bağlamda; Mahkemece davalı yan, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmeden ve hukuki dinlenilme hakkının kullanılmasına imkan verilmeden hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır, aksi halde savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağı, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda tartışmasız olarak kabul edilmektedir.
4.Dosyadaki bilgi ve belgelerden; hükümlü davalı ...'ın 20.09.2021 tarihinde ölmüş olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesi kararının 24.11.2021 tarihinde vasisi ...'a tebliğ edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının davalı ...'ın tüm mirasçılarına yöntemince tebliğ edilmesi ve bu suretle karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden istinaf incelemesi yapılarak yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
5. Bozma sebebine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca usulden BOZULMASINA,
2. Bozma sebebine göre, davalıların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/1389 E., 2023/3417 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 116 ve 334 üncü maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/1389 E. , 2023/3417 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre; davada reddedilen ve davacı tarafça temyize konu edilen miktar 60.000,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Temyiz eden davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz isteminin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; 20.07.2007 başlangıç ve 16.01.2016 bitiş tarihli kira sözleşmesi ile davalıya kiraya verilen turizm tesisinin düzenli, eksiksiz, kullanılabilir durumda olduğunu ancak davalının özensiz kullanımı sonucu kiralananın bir çok yerinde zarar meydana geldiğini, kiralananın sözleşmeye uygun olarak teslim edilmemesi ve oluşan zararların tespiti için ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/43 D.... sayılı dosyasıyla delil tespiti talebinde bulunduklarını, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tespit edilen zararın tahsili gerektiğini ileri sürerek, 231.267,75 TL tazminatın ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; yapılan tespite süresinde itiraz ettiklerini, özellikle sözleşmede belirtildiği şekilde normal kullanım dışında özel bir kötü kullanım olmadığını, uzun süreli kullanım nedeniyle tespitte yer alan bir takım malların ekonomik ömrünü doldurduğundan tazminata konu olamayacağını, bir takım malların ise tahliye anında davacıya iade edildiğini ileri sürerek, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hor kullanım ve olağan kullanım ayrımı yapılarak, yıpranma payları dikkate alınmak suretiyle, hor kullanıma bağlı meydana gelen hasarların giderilme bedelinin belirlendiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 171.267,75 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; hem tespit hem de keşif sırasında görüldüğü üzere kiralananın amacına uygun kullanılmadığının açık olduğunu, davalı kiracının teslim anında yapması gereken şeyin; ömrünü tamamlayan eşyaların tamir ve onarımını yapmak olduğunu ileri sürerek, davanın reddedilen kısmına ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, itirazlarını karşılayan rapor alınmadan hüküm kurulduğunu, 16.07.2007 tarihli kira sözleşmesine ek olarak belirtilen menkullerin ekonomik ömürlerini doldurmasına rağmen hala değerini koruyan bir mal gibi değerlendirilerek bedel taktir edilmesinin yanlış olduğunu, bilirkişilerce 60.000,00 TL değer biçilen galvaniz borunun yerinde olduğunu, mal sahibinin teslim almasından sonra tesise hiç bakmaması ve ilk tespit ile son keşif arasında geçen beş senelik zaman içinde tabiat şartları nedeniyle malzemenin kaybolduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yapılan keşif ve toplanan delillere göre, taşınmazda 2 adet restoran-büfe, 1 adet soyunma odası, 2 adet ahşap ... niteliğinde ... bloğu ve ilk yardım bloğunun tadilat yapılarak kullanılabilir durumda olduğu ancak mini golf alanı, ekolojik arıtmalı gölet ve şelale ile satranç alanı, projede gösterilmeyen çim futbol sahası, tenis kortunun kullanılabilir durumda olmadığı, yine teslim edilen demirbaş eşya ve malzemelerin büyük bir bölümünün zeminde bulunmadığı, bulunanların ise kullanılabilecek durumda olmadığı gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kiralananın hor kullanılması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 116 ve 334 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan denetime elverişli nitelikteki bilirkişi raporunda hor kullanım ve olağan kullanım ayrımının tek tek tespit edilerek hor kullanıma bağlı hasar bedelinin belirlendiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Davacı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
2. Davalı vekili tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının davalıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Türk Borçlar Kanunu uyarınca "ifa yardımcısının fiillerinden sorumluluk" hükümleri kapsamında Mert’in sorumluluğu ile ilgili hangisi doğrudur?
A) Mert, yardımcısı Can’ı seçerken ve denetlerken gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse (kurtuluş kanıtı) sorumluluktan kurtulur.
B) Mert, borcun ifasını yardımcılarına bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada Aras’a verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür ve bu sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme imkanı yoktur.
C) Aras, sadece zararı bizzat veren teknik personel Can’a dava açabilir; Mert sorumlu değildir.
D) Mert’in sorumluluğu kusur sorumluluğudur; Aras, Mert'in bizzat kusurlu olduğunu ispat etmelidir.
E) Can ayırt etme gücüne sahipse Mert’in sorumluluğu kendiliğinden sona erer.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.