6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 117

Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır. II. Hükümleri 1. Genel olarak a. Gecikme tazminatı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

81 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2024/8736 E., 2024/8343 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 117 nci maddesi.
2. Hukuk Dairesi         2024/8736 E.  ,  2024/8343 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/334 E., 2024/1174 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 4. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/40 E., 2021/753 K. Taraflar arasındaki anlaşmalı boşanma protokolünün uyarlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı belirlenmiştir. Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir. Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalıların babasının anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma protokolüne göre müşterek konutun her iki taraf da ölene kadar ortak olarak kullanılmaya devam edilmesi hususunda anlaşıldığı, evin depremde ağır hasar alıp yıkılması nedeniyle her ay şimdilik tedbiren aylık 1.500,00 TL kira yardımının mütevaffa eşin çocukları olan davalılardan alınarak davacıya verilmesine, kira yardımının her yıl TÜFE oranında artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar ve bir kısım davalılar vekili ayrı ayrı cevap dilekçelerinde; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Protokole ve tüm dosya kapsamına göre davacı taleplerinin uyarlama veya başka bir şekilde davalı mirasçılara yükletilmesi hukuken mümkün bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davanın kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 117 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine ve özellikle 6098 sayılı Kanun'un 117 nci maddesi gereğince verilen kararın doğru olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebi ile başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının Perihan'a yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/3143 E., 2024/1555 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 117 nci maddesi,
3. Hukuk Dairesi         2023/3143 E.  ,  2024/1555 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz inceleme sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili ile davalılardan ... Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. (Özgürkey A.Ş.) vekili tarafından temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin Konya ili, Yunak İlçesi, Saray Mahallesi 199 ada 31 parselde bulunan tarlanın sahibi olduğunu, müvekkilin bu tarlayı ektiği ve elde ettiği ürün hasatları ile geçimini sağladığını, davacı ile davalı ... A.Ş. arasında yapılan anlaşma doğrultusunda anlaşmalı tohum ekimi yapıldığını, davalı ... A.Ş.nin davacının tarlasına ekmesi için patates tohumları temin ederek müvekkiline teslim ettiğini, ekim hasadı yapıldığında bu davalıya satışının yapıldığını, davalı ... A.Ş.nin patates tohumlarını diğer davalı Gömeç Zirai Ürünler Üretim İthalat İhracat A.Ş.(Gömeç A.Ş.)den tedarik ettiğini, davacının patates tohumlarını tarlasına 30.04.2015 tarihinde ektiğini, ekilen tohumlara gerektiği gibi bakmasına rağmen herhangi bir büyüme ve gelişme olmadığını, aldığı tohumların incelenmesi için tespit yaptırdığını, patates tohumlarının "Gümüşi Leke" ve "Kuru Çürüklük" hastalığı ile viral açıdan yapılan incelemeler sonucunda "Patates Y Virüsü" (PVY) tespit edildiğini, zararın 351.337,70 TL olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 200.000,00 TL tazminatın ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Gömeç A.Ş. vekili; şirketin 2014/2015 dönemi için diğer davalı ... A.Ş. ile yapmış olduğu tohumluk patates üretimi tedarikine yönelik anlaşma gereğince bir kısım tohumluk patatesi ... A.Ş.ye sattığını, şirketin ekim döneminde ilgili tohumlukları müvekkil şirketin Nevşehir bölgesinde bulunan depolardan teslim aldığını, ... firmasının tohumlukları kontrol ederek ve kusursuz ve hastalıklardan ari olarak teslim aldığını, davacının hangi çeşit patates tohumu ektiği ve tohumu kimden aldığının belli olmadığını, belirtilen hastalıkların topraktan ve dış çevreden de bulaşabilen hastalıklar olduğunu, bunların tohumla toprağa taşınmış olmasının sadece bir ihtimal olduğunu, davalılardan ... firmasının tohumlardan hastalık olduğunu taraflarına iletmesi neticesinde müvekkil tarafça tarlaların kontrol edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ... A.Ş. vekili; davanın ilgili mevzuat gereği hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, müvekkil şirketin, üretici-davacı ile arasında ikame edilen 14.03.2013 imza tarihli sözleşme ve 10.03.2015 imza tarihli patates üretim sözleşmesi gereği müvekkil şirket tarafından üzerine düşen bütün sorumluluğu eksiksiz ve tam olarak yerine getirdiğini, sözleşmelerde belirtildiği üzere sözleşme konusu patates tohumlarının bakım ve özen yükümlülüğünün tamamen üretici sıfatındaki davacıya ait olduğunu, davacı tarafından iddia edilen söz konusu hastalıkların dış etkenli olması hususunun göz ardı edildiğini, zarar ve tazminat miktarının hiçbir somut veriye dayanmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 21.02.2018 tarihli ve 2016/115 E., 2018/67 K. sayılı kararıyla; hak düşürücü süre içerisinde davanın açılmaması sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.12.2020 tarihli ve 2018/1765 E., 2020/2124 K. sayılı kararıyla; davanın, 5533 sayılı Yasanın 11 inci maddesinde belirtilen 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmaması nedeniyle, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 10.03.2022 tarihli ve 2021/1896 E., 2021/2149 K. sayılı ilamıyla; 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu'nun 11 inci maddesi gereğince, davanın zarara uğrayanın, zarara uğradığının tespit edilmesinden itibaren altı ay içinde, her hâlde zararın meydana gelmesinden itibaren iki yıl içinde açılabileceği, her ne kadar derece Mahkemesince davacının, yetiştirdiği ürüne ilişkin zararının tohumdan kaynaklandığını yaptırdığı tespit sonucu hazırlanan bilirkişi raporunun tebliği ile öğrenmiş olduğu kabul edilmiş ise de bilirkişi raporunun davacıya tebliğ edilmemiş olması nedeniyle öğrenmenin gerçekleştiği kabul edilemeyeceğinden davanın süresinde açıldığının kabulünün gerektiği, hal böyle olunca davanın süresinde açıldığının kabulü ile esasına girilerek sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından davalı şirketten patates tohumu tedarik edildiği, sözleşmeli çiftçilik kapsamında hasat edilen ürünün davalı şirkete satılacağının kararlaştırıldığı, tarlaya ekilen patates ürünü hastalıklı çıktığından ürünün daha yetişme evresinde hastalıklı ve bozuk olarak tarlada filizlendiği, davacının durumu fark etmesi üzerine, tarlayı bozup tarım sezonunu kaçırmamak adına tarlasına fiilen bölerek şeker pancarı ve kuru fasulye ekimi yaptığı, patatesin hastalıklı olduğunun delil tespiti dosyasında alınan numuneler üzerinde yaptırılan laboratuvar ölçümleri ile netlik kazandığı, davacı tarafından somut olayda patates ürününün hastalıklı çıkması nedeniyle patates hasat edilemediği, oluşan zararın tazmini talep edildiği, bilirkişi tarafından davacının tarlayı patates ekimine hazırlamak amacıyla girişilen ekim ve sürüm masrafının 17.573,00 TL olduğu, kuru fasulye ekiminde oluşan verim kaybının 44.319,35 TL olduğu, şeker pancarı ekiminde oluşan verim kaybının 76.106,70 TL olduğu ve oluşan zararın toplam 137.999,00 TL olduğunun kabul edildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüyle, tespit edilen 137.999,00 TL maddi tazminatın tespit tarihi olan 27.08.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili ile davalılardan ... A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B.Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; tespit dosyasında 351.337,70 TL’lik zararın olduğunun bildirildiğini, davacının mahrum olduğu kazançtan davalıların müteselsilen sorumlu olduklarını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, ticari faiz talep edilmesinde rağmen yasal faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zarar tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini belirterek. Kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili; zararın davacının kusurundan kaynaklı olduğunu, sözleşme gereği teslim edilen tohumların sözleşmede belirlenen nitelik, çeşit ve miktarda tam ve uygun olarak davacı tarafça teslim alındığının imza altına alındığını, hükme esas alınan raporun yetersiz ve faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, kararda hangi davalı aleyhine hüküm kurulduğunun anlaşılamadığını, davacının müşterek ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesini talep ettiği halde, kararda tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesi yönünde hüküm kurulduğunu belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ayıplı patates tohumu satımından kaynaklanan tazminatın davalılardan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 117 nci maddesi, 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle satışı yapılan patates tohumlarının ayıplı olduğunun tespit edildiği ve Mahkemece alınan bilirkişi raporuyla da davacının mevcut zararının hesap edildiği anlaşıldığından, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, Mahkemece taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunması ve davacının tüketici olması nedeniyle hükmedilen alacağa ticari faiz yerine yasal faiz uygulanmasına karar verilmiş ise de davacının gelir elde etmek amacıyla tarlasına ekim yaptığı bu anlamda tüketici olmadığı, davacı ile ticari amaçlarla hareket eden davalı şirketler arasındaki ilişkinin ticari iş niteliğinde olduğu, bu durumda hükmedilen miktara ticari faiz uygulanması gerekirken, Mahkemece yasal faiz uygulanması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; TBK'nın 117 nci maddesi gereğince muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri tarafından usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlenmişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Temerrüde esas icra takibi de bulunmuyorsa dava tarihinde temerrüt gerçekleşir. Somut olayda, Mahkemece delil tespiti tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmiş ise de delil tespit raporu davalı taraf tebliğ edilmediğinden davalı taraf açısından temerrüt dava tarihi itibariyle gerçekleşmiştir. Bu durumda hükmedilen miktara dava tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekirken, yazılı şeklide delil tespiti tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. 4. Davacı taraf, 200.000,00 TL tazminatın ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece her iki davalının da oluşan zarardan sorumlu olduğu kabul edildiği halde, hüküm kısmında " davalıdan tahsiline" şeklinde yazılarak HMK'nın 297 nci maddesi gereğince gerekçe ve hüküm arasında çelişki yaratılması da usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, temyiz olunan Mahkeme kararının düzeltilerek onanması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Tarafların sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Mahkeme kararının hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinin hükümden çıkartılarak yerine, “tespit edilen 137.999,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine” cümlesinin yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/232 E., 2021/7096 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14.HUKUK DAİRESİ (İLK DERECE SIFATIYLA)
tam metni aç
maddesine göre temerrüt faizinin ihtarla başlayacağına dair TBK'nın 117. maddesinin ihlal edildiğini, kaldı ki TTK'nın 480.
11. Hukuk Dairesi         2020/232 E.  ,  2021/7096 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14.HUKUK DAİRESİ (İLK DERECE SIFATIYLA) TÜRK MİLLETİ ADINA Milletlerarası Tahkim Divanı Uluslararası Ticaret Odası Heyetince verilen 06.05.2016 gün ve 19237-C-19240 sayılı kararın iptali istemi ile İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Bölge Adliye Mahkemesine açılan davanın yargılaması sonucunda davanın reddine ilişkin verilen 20.11.2019 gün 2019/1-2019/14 sayılı karar, yasal sürede duruşmalı olarak davacılar vekilince temyiz edilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2021 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalılar vekilleri Av. ...... ile Av. ...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Hakem önündeki yargılamada davalı- karşı davacı olan Türk gerçek kişiler ve şirket vekili iptal dava dilekçesinde, ICC Tahkim Mahkemesi’nde karşı tarafça açılan iki ayrı davanın birleştirilerek 19237/MHM sayılı dosya üzerinden tahkim yargılamasının yürütüldüğünü, birleşen 19240/MHM numaralı dava dosyasının Krom Maden Şirketi’nin hissedarları arasındaki ihtilaftan, 19237/MHM sayılı ana davadaki ihtilafın ise Güney Krom ve Kop Krom Şirketleri’nin hissedarları arasındaki ihtilaftan kaynaklandığını, Hakem Mahkemesi’nce 19240/MHM numaralı davadaki taleplerden Tisco'nun ICBC Bankası’ndan şirketler için aldığı krediler nedeniyle yaptığı ödemelerin hisseleri oranında müvekkillerinden tahsiline ve tahkim yargılama giderlerinin müvekkillerine yüklenmesine ilişkin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine 19240/MHM numaralı ve birleşen 19237/MHM numaralı dosyalarıyla birlikte görülen ve kendileri tarafından açılan karşı davanın reddine dair verilen kararın da usul ve yasaya aykırı olduğunu, karşı davada Tisco ve Wanbang'ın hissedarlar sözleşmesini esaslı olarak ihlal etmiş olduklarının, ilgili sözleşmelerin 5.1 (a) maddesi kapsamında temerrüt halinde olduklarının tespitini, hakemdeki davacıların genel olarak her bir hissedarlar sözleşmesini ve buna ilişkin uygulanabilir hukuku ihlal edip etmediğinin ve ihlal edilmiş ise müvekkillerinin bunun sonucunda tazminata hak kazanıp kazanmadıklarının, kazandılar ise tazminat tutarının tespitini, Güney Krom, Kop Krom ve Krom Maden Şirketleri için hissedarlar sözleşmelerinin 6.2. maddesi altında yer alan şartlardan herhangi birinin yerine getirilip getirilmediğinin tespitini, Tisco ve Wanbang'ın piyasa fiyatının çok altında Minmetals ile yaptıkları satış kontratları neticesinde müvekkillerinin uğradığı Güney Krom için 830.286,50 USD, Kop Krom için 413.890,50 USD tutarındaki zararın tazminini, Tisco ve Wanbang'ın doğrudan veya dolaylı eylemleri, ihmalleri ve şirketleri kötü yönetmeleri nedeniyle Krom Maden için 3.156.421 USD, Güney Krom için 2.552.033 USD, Kop Krom için 11.771.393,50 USD kâr kaybı tutarının tahsiline ve avukatlık ücret ve masrafları dahil olmak üzere her türlü tahkim masraf ve harcamasının karşı tarafa yükletilmesini karşı davada talep etmelerine rağmen bu taleplerinin hakemlerce reddedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ve karşı davaya ilişkin bu hükmün de iptalini istediklerini, iptal talebini, 4686 sayılı MTK'nın 15. maddesinde düzenlenen kamu düzenine aykırılık ve talep edilen konularda karar verilmemesi nedenlerine dayalı olarak ileri sürdüklerini, hakem kararının ana davadaki iptal talebine konu ICBC'den kullanılan kredilerle ilgili bölümü yönünden; iptal davasının davalısı olan Tisco'nun, müvekkilleri tarafından verilen kurumsal garantiye dayanarak ICBC Bank'tan hissedarlık sözleşmelerine konu şirketlerce kullanılan 29.743.365,69 ABD Doları tutarındaki kredileri şirketlerin ödememesi nedeniyle ICBC'ye ödemiş olması nedeniyle, Tisco tarafından ana davada talep edilen bu tutarın müvekkillerinden, Türk şirketlerindeki hisseleri oranında tahsiliyle Tisco'ya ödenmesine karar verildiğini, hakem kararının, müvekkillerinin hissedarlar sözleşmesinin 2.9.2.maddesi uyarınca garantör sıfatıyla imzaladıkları gerekçesine dayandırıldığını, bu kararın maddi hukuk açısından kamu düzenine aykırı olduğunu, çünkü, taraflar arasındaki ihtilafa Türk Kanunlarının uygulanacağının kararlaştırılmış olduğunu, bu nedenle Türk kamu düzeninin gözetilmesi gerektiğini, müvekkilleri tarafından, şirketlerin ICBC'den kullandığı kredileri temin etmek üzere şirket hisselerinin rehin olarak verildiğini, rehnin mevcudiyetine rağmen hakem önünde alacak talep edilmesinin İİK'nın 45. maddesindeki önce rehne müracaat zorunluluğunu bertaraf eder nitelikte olduğunu, bu hükmün kamu düzenine ilişkin olduğunu, bu nedenle İİK'nın 45. maddesindeki düzenlemeyi ihlal eden hakem kararının kamu düzenine aykırı olduğunu, ayrıca kredi geri ödemesi nedeniyle müvekkillerinin sorumlu tutulmasının TBK'nın 127. maddesinde belirtilen kanuni halefiyet ilkesine aykırı olduğunu, bunun sonucu olarak İİK'nın 45. maddesine dayalı savunmalarının Tisco'ya karşı da geçerli olduğunu, böylece kamu düzeninin ihlal edilmiş olduğunu, hakem heyetince kredi geri ödemesi nedeniyle müvekkillerinin sorumlu tutulması gerekçesinin hissedarlık sözleşmesi yanında TBK'nın 627/2. maddesine dayandırıldığını, TTK'nın 8. maddesine göre temerrüt faizinin ihtarla başlayacağına dair TBK'nın 117. maddesinin ihlal edildiğini, kaldı ki TTK'nın 480. maddesi uyarınca anonim şirket hissedarlarına sermaye koyma borcu dışında herhangi bir borç yüklenmesinin mümkün olmadığını, bu hükme aykırı olarak müvekkillerinin, şirketlerin kullandığı krediler nedeniyle sorumlu tutulmasının emredici bu yasal düzenlemeye ve kamu düzenine aykırı olduğunu, hakem kararının bu maddi hukuk ve kamu düzeni ihlalleri nedeniyle iptali gerektiğini, hakem kararının usuli açıdan da kamu düzenine aykırı olduğunu, Anayasa'nın 36. maddesinde ve AİHS 6. maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, böylece MTK'nın 15/2.b hükmüne göre kararın iptalinin gerektiğini, hakemler tarafından, müvekkillerinin savunmalarının ve delillerinin incelenmeden ve değerlendirilmeden karar verilmiş olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, özellikle Tisco ve Wanbang'ın yönetimsel kusurundan kaynaklanan nedenlerle şirketlerin ICBC'den aldığı kredilerin geri ödenemediğine ilişkin savunmaların ve buna ilişkin delillerin dikkate alınmadığını, yine ICBC'den kullanılan kredilerin hissedarlar sözleşmelerinin 2.9.2. maddesi kapsamına girmediğine ilişkin savunma ve delillerinin dikkate alınmadığını, müvekkilleri tarafından ispat edilmiş maddi vakıalar göz ardı edilerek ve gerekçede çelişkiye düşülerek hüküm verildiğini, zararın ve kredilerin geri ödenememesinin her üç Türk şirketinde yönetim çoğunluğunu elinde bulunduran Çin Şirketleri’nin kendi kusurlarından yararlanarak tazminat talep haklarının bulunmadığını, ayrıca ICBC Bank ile davalı Tisco'nun aynı devlet fonu tarafından idare edildiğini tespit ettiklerini, şirketlerin kötü yönetimi nedeniyle kredi geri ödemeleri yapılmadığından Tisco'nun rücu hakkının bulunmadığını, hissedarlar sözleşmelerinin 2.9.2. maddelerinde "Hissedarlar, yatırımda bulunmak ve şirketin geliştirilmesini sağlamak amacıyla (eğer varsa) bankalardan alınan krediler için kendi kurumsal garantilerini verme hususunda mutabıktırlar" düzenlemesi yer aldığını, oysa hakem heyetince 14.4 milyonluk kredinin makine yatırımında kullanıldığını, kalan kısmın Aralık 2010'dan önce muaccel olan borçların ödemesinde kullanıldığının tespit edilmesine rağmen kredinin bu sözleşme hükmü kapsamında olmadığının dikkatten kaçırılarak hüküm verildiğini, yani ICBC'den kullanılan kredilerin sözleşmelerin 2.9.2. maddelerinde düzenlenen hususa ilişkin bulunmadığını, çünkü bu hükmün istisnai bir borçlanmaya ilişkin olduğunu, ICBC Bank'a müvekkilleri tarafından rehin olarak verilen hisselerin akıbetinin tahkim yargılaması sırasında araştırıldığını, hisselerin ICBC tarafından Tisco'ya devredildiğinin ve müvekkillerine iade edilmediğinin kanıtlandığını, buna rağmen müvekkillerinin ödemeye mahkum edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, avukatlık ücreti ve masrafların davadaki haklılık oranına göre dağıtılması gerekirken ve davalıların asıl davadaki tüm tazminat talepleri reddedildiği halde reddedilen kısım için müvekkilleri lehine yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle kararın iptali gerektiğini, HMK uyarınca davasının bir kısmından feragat eden davalı Çin Şirketleri’nin bu nedenle de yargılama giderlerine ve avukatlık ücretlerine mahkum edilmesi gerektiğini, bu konudaki taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine ICBC'den kullanılan kredilerle ilgili talebin reddedilen kısmı içinde müvekkilleri lehine yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, karşı davadaki taleplerinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle karşı davaya ilişkin hükmün iptalini istediklerini, bu kararın MTK'nın 15. maddesinin i bendinde düzenlenen kamu düzenine aykırılık ve ii bendinde düzenlenen talep edilen konularda karar verilmemesi nedenleriyle iptali gerektiğini, hakem heyetinin adil ve eşit yargılama ilkesini ihlal ettiğini, bu bağlamda hakem heyetinin müvekkillerinin iddia ve savunmalarını ve delillerini göz ardı ettiğini, maddi vakıalara ilişkin ispat edilen hususların ve karşı tarafın ikrarlarının değerlendirmeye alınmadığını, müvekkillerinin bazı talepleri hakkında karar alınmadığını, tarafların talepleri içinde yer almayan bir kısım konularda karar verildiğini, kararın gerekçelerinin çelişkili olduğunu, kararın bu haliyle Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunu, karşı davada hissedarlık ve ortaklık yükümlülüklerinin ihlalinden kaynaklanan kâr kaybı talebinin reddine ilişkin kararın iptalinin gerektiğini, bu bağlamda müvekkilinin Krom Maden için 3.156.421 USD, Güney Krom için 2.552.033 USD ve Kop Krom için 11.771.393,50 USD tazminat talep ettiklerini, bu zararın davalı Çin Şirketleri’nin doğrudan veya dolaylı eylemleri, ihmalleri ve şirketleri kötü yönetmelerinden kaynaklandığını, hakem heyetince bu talepler listelenerek hüküm verilmiş ise de iddia ve savunmaların değerlendirilmediğini, tanık beyanlarının göz ardı edildiğini, karşı tarafın kötü yönetim eylemlerini, sözleşmelere aykırı eylemlerini kanıtlamalarına rağmen bu hususların dikkate alınmadığını, hakem heyetince karar oluşturulurken TTK'nın 376. maddesi dahil, pek çok emredici ve kamu düzenine aykırı düzenlemelerin göz ardı edildiğini ve ihlal edildiğini, hakem heyetinin Tisco ve Wanbang'ın fiillerini TBK'nın 628. maddesi kapsamında değerlendirmeyerek gerekli incelemeyi yapmadığını, şirket yönetiminde davalı Çin Şirketlerinin çoğunlukta olmasına rağmen ve finansman taahhütlerini yerine getirmemiş olmalarına rağmen ve bu hususlar hakem yargılamasında tespit edilmiş olmasına rağmen Tisco'nun sorumlu olmadığı yönündeki hakem kararının çelişkili olduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 2.9.5. hükmünün ihlalinden kaynaklanan tazminat talebinin reddine dair hükmün iptali gerektiğini, bu bağlamda müvekkillerinin Tisco ve Wanbang'ı temsil eden yönetim kurulu tarafından alınan kararla belirlenen fiyatlar üzerinden Tisco ve Wanbang'a yapılan satışların yönetim kurulu tarafından ortaklara maden satış fiyatının tespiti için alınmış bir karar olmaksızın genel müdür tarafından belirlenen fiyatlarla Tisco ve Wanbang'a yapılan satışların, yine genel müdür tarafından Min Metal'e yapılan satışların hissedarlar sözleşmesinin 2.9.5. maddesine aykırı olduğunu iddia ettiklerini, ancak hakem heyetinin bu iddiayı yeterince değerlendirmediğini, oysa satış fiyatlarının dosyaya sunulduğunu, iddialarının ispat edilmiş olmasına rağmen ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 6.2. maddesi uyarınca hissedarlar sözleşmelerinin usulüne uygun olarak feshedildiğinin tespitini, bu tespit kabul görürse tarafların şirket tasfiyesinde anlaşmaya varmış kabul edilmelerini talep ettiklerini, buna ilişkin iddialarını ispatlamış olmalarına rağmen ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı Çin Şirketlerinin eylemlerinin TBK'nın 628.maddesi kapsamında değerlendirilmemesinin kamu düzenine aykırı olduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 5.1. maddeleri uyarınca temerrüt tespit taleplerinin reddine ilişkin kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu, hakem heyetinin iptal talebine konu kararının MTK'nın 15. maddesinin i ve ii maddeleri uyarınca iptali gerektiğini iddia ederek anılan hakem kararının yukarıda belirtilen hükümlerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Hakem önündeki yargılamada davacı-karşı davalı olan Wanbang ve Tisco vekili cevap dilekçesinde, hissedarlar sözleşmelerinde geçerli bir tahkim şartı bulunduğunu, tahkim yerinin İstanbul olup uyuşmazlığın Türk Hukuku’na göre çözümleneceğinin kararlaştırıldığını, tahkim divanı tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, 4686 sayılı MTK'nın 15. maddesi uyarınca davacının ileri sürdüğü iptal sebeplerini ispatla yükümlü olduğunu, mahkemenin resen gözeteceği hususların uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığı ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olduğunu, hissedarlar sözleşmelerinin 7.4.1. maddelerinde, taraflar arasında çıkacak uyuşmazlıkların Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) kuralları çerçevesinde çözümleneceğinin kararlaştırıldığını, tahkim kararının, tahkim yargılamasının yapıldığı tarihte yürürlükte olan 01 Ocak 2012 tarihli MTO tahkim kuralları çerçevesinde yürütülüp sonuçlandırıldığını, davacıların soyut gerekçelerle iptal talebinde bulunduklarını, ileri sürdükleri iptal sebeplerini ispatla yükümlü olduklarını, iptal davalarında sadece Kanun'da öngörülen iptal sebepleriyle sınırlı olarak inceleme yapılabileceğini ve işin esasına ilişkin değerlendirme yapılamayacağını, iptal davacılarının ileri sürdüğü kamu düzeni kavramının iptal sebeplerini genişletme amacıyla kullanılamayacağını ve sınırlı tutulması gerektiğine dair öğreti görüşleri bulunduğunu, Yargıtay yerleşik içtihadı uyarınca da MTK'nın 15. maddesi kapsamında iptal talebinde bulunan tarafın bunun somut gerekçelerini ortaya koyması gerektiğini, davacıların vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin iptal taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, çünkü tahkim kararına göre davadaki taleplerin kısmen reddedildiğini, davacının MTK'nın 16. maddesine ve Türk Hukuku’na göre davadaki haklılık oranı esas alınarak yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin hesaplanması gerektiğine ilişkin iptal sebebi ileri sürdüğünü, oysa MTK'nın 16/D maddesinde açıkça "Aksi kararlaştırılmadıkça" bu Kanun hükümlerinin uygulanacağının açıkça belirtildiğini, yukarıda açıklandığı üzere hissedarlar sözleşmelerinde uyuşmazlıkların MTO (ICC) tahkim kurallarına göre çözülmesinin kararlaştırıldığını, bu husus dikkate alındığında Kanun'daki aksi kararlaştırılmadıkça ibaresine göre, tarafların aksini kararlaştırmış olduklarının ortaya çıktığını, yani yargılama giderlerinin MTO tahkim kurallarına göre hakem kurulunca belirlenmesinin taraflarca kararlaştırıldığının kabulü gerektiğini, hakem kurulunun da MTO tahkim kuralları çerçevesinde yargılama giderlerini ve avukatlık ücretini değerlendirerek tarafların yükümlülüklerini belirlediğini, esasa ilişkin olarak ileri sürülmüş olan iptal sebepleri yönünden; asıl davada müvekkili Tisco tarafından ICBC Bank'a yapılan ödemenin davalılardan payları oranında tahsiline ilişkin hakem hükmünün doğru olduğunu, çünkü 2010 yılında gerçekleştirilen hissedarlar toplantısında alınan karar doğrultusunda ortaklık konusu şirketler için 14.4 Milyon ABD Doları tutarında makine satın alınması ve ortaklık konusu şirketlerin ödenmesi gereken borçlarının ifası için kullanılmak üzere toplamda 29.743.366 ABD Doları kredi çekildiğini, bu kredilerin geri ödemelerinin şirketler tarafından yapılmaması üzerine müvekkili Tisco tarafından yapılmasının zorunlu hale geldiğini, bu konuda hakem kararının 598. paragrafında açık tespitin yapılmış olduğunu, müvekkilinin tahkim yargılaması kapsamında bu konudaki tahsil talebinin hissedarlar sözleşmelerinin 2.9.2. fıkrası uyarınca kabul edildiğini, anılan maddeye göre hissedarların yatırım yapmak ve şirketin gelişimi için ödünç alınan banka kredileri için garanti vermeyi kabul ve taahhüt ettiklerini, bu garantinin pay oranlarına göre verildiğinin ve sorumluluğun müteselsil olacağının kararlaştırıldığını, bu sözleşme hükmü kapsamında verilen hakem hükmünün yerinde olduğunu, bu konudaki gerekli değerlendirmelerin hakem kararının 601. paragrafında yapıldığını, ICBC Bank'tan çekilen ve müvekkili Tisco tarafından geri ödemesi yapılan kredi nedeniyle işbu iptal davasının davacılarının TBK'nın 627. maddesi uyarınca sorumlu olduklarının hakem kurulunca tespit edildiğini, karşı tarafın İİK'nın 45, TBK'nın 127 ve 117 maddeleri ile TTK'nın 480. maddelerine dayalı olarak ileri sürdüğü iptal gerekçelerinin hukuki dayanağının bulunmadığını, hakem kararının 604. paragrafında İİK'nın 45. maddesine dayalı savunmalarının reddedildiğini, kararda Türk ortakların sorumluluğunun rehnedilen hisselerle sınırlı olacağına dair bir sözleşme hükmü bulunmadığının tespit edildiğini, TTK'nın 480. maddesine dayalı savunmaların hakem kararının 604. paragrafında değerlendirildiğini ve sorumluluğun bu madde ile değil sözleşmenin 2.9.2 maddesiyle TBK'nın 627. maddesinden kaynaklandığının gerekçeli olarak ortaya konulduğunu, bu talebin TBK'nın 127. maddesine herhangi bir aykırılık teşkil etmediğini, Tisco'nun halefiyet hakkının sözleşmenin anılan hükmünden ve adi ortaklığa ilişkin TBK'nın 627. maddesinden kaynaklandığını, hakem heyetinin faize hükmetmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, çünkü faizin 3095 sayılı Kanun'a uygun olarak tespit edildiğini, tahkim masraf ve harcamaları konusunda tesis edilen kararın sözleşme ve MTO tahkim kurallarına uygun olduğunu, hakem kurulunun bu konuda gerekçeli değerlendirmeler yaparak yargılama giderlerini hüküm altına aldığını, tarafların tahkim şartında kararlaştırdığı üzere MTO'nun tahkim kurallarına göre hüküm verilmesinin tarafların iradesine uygun olduğunu, bu konuda ileri sürülen iptal sebeplerinin haksız olduğunu, karşı davadaki tüm taleplerin hakem heyetince reddedilmesinin hukuka uygun olduğunu, kâr kaybı taleplerinin dayanağının bulunmadığını, bu konuda ileri sürülün tüm iddiaların hakem kararında gerekçeli olarak karşılandığını, müvekkillerinin finansman konusunda tek sorumlu olduğuna dair bir taahhüdünün bulunmadığını, dolayısıyla bu nedenle bir sorumluluğun doğmadığını, sözleşmelerden doğan taahhüdünü ihlal etmediğini, hakem kararında tüm delillerin ve vakıaların gerekçeli olarak tartışıldığını, sözleşmenin 2.9.5 maddesinin ihlal edildiğine dair iddiaların ve bu konudaki tazminat taleplerinin hukuki dayanaklarının bulunmadığını, müvekkillerinin ürün satışları konusunda sözleşme hükümlerine aykırı ve tazminatı gerektiren bir davranışlarının bulunmadığının hakem kurulunca tespit edildiğini, bu konuda gerekli değerlendirmelerin hakem kararının 772 ve 773. paragraflarında yapıldığını, diğer usulsüz satış iddialarının da yerinde olmadığının hakem kararının 790 ila 795. maddelerinde gerekçeli olarak ortaya konulduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 6.2. maddesi kapsamında geçerli bir şekilde feshinin söz konusu olmadığını, bu konudaki tespit taleplerinin reddinin isabetli olduğunu, kararın 832. paragrafında yapılan değerlendirmenin yeterli olduğunu, bu konudaki iptal başvurusunun reddi gerektiğini, yine müvekkili şirketlerin temerrüt halinde olduklarına yönelik iddiaların dayanıksız olup ileri sürülen iptal sebebinin haksız olduğunu, tahkim yargılamasında tüm talep ve savunmaların ayrıntılı ve gerekçeli olarak değerlendirildiğini, tüm vakıaların tartışıldığını, davacıların MTK'nın 15. maddesine atıf yaparak ileri sürdüğü iptal sebeplerinin doğru olmadığını, iptal davacılarının adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının ihlal edilmesinin söz konusu olmadığını, yargılamanın tüm aşamalarında iddia ve savunmaların ileri sürüldüğünü ve hakem kurulunca gerekli değerlendirmeler yapılarak hüküm verildiğini, iptal davasında ileri sürülen sebeplerin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nce, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesinin bulunduğu, yabancılık unsuru taşıyan bu tahkim uyuşmazlığının 4686 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu Kanun'a tabi olduğu, bu bağlamda iptal davasının esasının incelenmesi gerektiği, 4686 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, iptal davasının otuz gün içinde açılabileceği, bu sürenin, hakem kararının veya düzeltme, yorum ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacıya gerekçeli hakem kararının tebliğ tarihinin 16.05.2016 olduğu dikkate alındığında, davanın otuz günlük süre içinde açıldığı, 4686 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 6. fıkrası uyarınca iptal isteminin, davaya bakan bölge adliye mahkemesi aksine karar vermedikçe dosya üzerinden incelenerek karara bağlanacağı, eldeki davanın önce İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açıldığı, yargılama devam ederken yürürlüğe giren 7101 sayılı Kanun'un 55. maddesiyle değişik 5235 sayılı Kanun'un 5. maddesi ve 7101 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değişik 4686 sayılı Kanun'un 15/A maddesi uyarınca, iptal davalarına bakma görevinin bölge adliye mahkemelerine verildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesince yargılamanın duruşmalı olarak yapılması nedeniyle yargılamaya duruşmalı olarak devam edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, incelemenin duruşmalı olarak yapılıp sonuçlandırıldığı, hakem yargılamasının davalı- karşı davacılarının, iptal davasında davacı oldukları, 4686 sayılı Kanun'un 15. maddesinde hangi hallerde hakem kararının iptal edilebileceğinin düzenlendiği, bu düzenlemeye göre öncelikle hakem kararına konu uyuşmazlığın Türk Hukuku’na göre tahkime elverişli olup olmadığının ve hakem kararının kamu düzenine aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, uyuşmazlığın, şirket hissedarlığından ve hissedarlık sözleşmelerine aykırılık iddialarına dayalı tazminat, alacak ve tespit taleplerinden kaynaklandığı, tahkime elverişlilik koşulunun gerçekleştiği, davacı vekilinin, hakem kararının İİK'nın 45. maddesine aykırı olduğunu, bu hükmün emredici nitelikte ve kamu düzenine ilişkin bir hüküm olduğunu ileri sürdüğü, İİK'nın 45. maddesinde, önce rehne müracaat kuralı düzenlenmiş olup bu düzenlemeye göre, rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklı yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceği, ancak rehnin tutarı borcu ödemeye yetmezse alacaklının kalan alacağını iflas veya haciz yoluyla takip edebileceği, maddenin lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere, bu yasal düzenlemede öngörülen hususların icra takibine, yani takip hukukuna ilişkin olduğu, maddede dava açma yasağını öngören bir düzenleme bulunmadığı, bir alacak rehinle temin edilmiş olsa bile alacaklının bu alacağını ilama bağlamakta hukuki yararının bulunduğu, İİK'nın 45. maddesindeki yasağın takip aşamasında devreye gireceği, somut olayda bir an için Tisco'nun elinde rehinli hisse senetleri bulunduğu kabul edilse bile İİK'nın 45. maddesine dayalı savunmanın, hakem kararının icrası aşamasında ileri sürülebilecek bir husus olduğu, bu yasal düzenleme dava açma yasağı içermediğinden, iptal davacılarının bu konuda ileri sürdüğü iptal nedenlerinin yerinde olmadığı, davacılar vekili tahkim yargılaması sırasında, ICBC'ye rehin olarak verilen şirket hisselerinin ICBC tarafından Ticso'ya devredildiğinin ve davacılara iade edilmediğinin kanıtlandığını, buna rağmen ödemeye mahkum edilmelerinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşse de yukarıda yapılan açıklamalar nedeniyle bu iptal sebebinin yerinde olmadığı, esasen karşı davada bu rehinli hisselerin kendilerine iade edilmesi yönünde açık bir talepte bulunmadıkları, rehinli hisselerin akıbetinin ayrı bir yargılamanın ve takip aşamasında ileri sürülecek iddiaların konusunu oluşturabileceği, davacılar vekilinin kamu düzenine aykırılık sebebi olarak TTK'nın 480. maddesini gösterdiğini ve anılan yasal düzenlemeye göre anonim şirket hissedarlarına, sermaye koyma borcu dışında herhangi bir borç yüklenmesinin kamu düzenine aykırı olduğunu iddia ettiği, TTK'nın anılan maddesinin anonim şirketlerin ana sözleşmeleri düzenlenirken ve anonim şirket genel kurullarında karar alınırken gözetilmesi gereken bir hüküm olduğu, somut olayda hakem kurulunun asıl davadaki sorumluluğu taraflar arasındaki hissedarlık sözleşmelerine, hissedarlar toplantısında alınan kararlara ve protokollere dayandırdığı, bu protokollerin, ortak girişim, yani, adi ortaklık niteliğinde olduğunu belirlediği ve sorumluluğu TBK'nın 627/2 ve sözleşmenin 2.9.2 maddesine dayandırdığı, somut olayda verilen kararın TTK'nın 480. maddesiyle ilişkilendirilmesinin söz konusu olmadığı, hakem kurulunun maddi hukuk kurallarını hatalı uyguladığına dair bir denetimin, iptal davasında yapılmasının mümkün olmadığı, bu konuda kamu düzenini ihlal eden bir hususun bulunmadığı, davacılar vekilinin temerrüt faizinin başlangıcına ilişkin hakem kararının TBK'nın 117. maddesini ihlal ettiğini belirtmiş olup bu hususun kamu düzenine aykırı olduğunu ileri sürdüğü, anılan düzenlemenin Türk kamu düzeniyle ilgisinin bulunmadığı, hakem kurulunun maddi hukuk uygulamalarına ilişkin olduğu, iptal davasında böyle bir değerlendirme yapılamayacağı, aynı şekilde TBK'nın 127. maddesinde düzenlenen halefiyet hükümlerinin de dikkate alınmadığına dair iddianın kamu düzeniyle doğrudan ilgili olmadığı, kaldı ki hakem kurulunun, davalıların asıl davadaki sorumluluklarını adi ortaklığa ilişkin TBK'nın 627/2. maddesine, hissedarlar kararına ve sözleşme hükümlerine dayandırdığı, bu konudaki iptal sebebinin yerinde görülmediği, davacılar vekilinin müvekkillerinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği, hakem kararının içeriğine, sunulan hakem duruşma tutanaklarına, taraflarca sunulan dilekçelere göre tarafların hukuki dinlenilme haklarının sağlandığı, iddia ve savunma haklarının ve ispat haklarının sağlandığı, gösterilen delil ve vakıaların, tarafların her bir talebi için ayrı ayrı hakem kurulunca değerlendirilip karara bağlandığı, somut olayda temel yargısal hakların ihlal edildiğine dair bir bulgunun tespit edilemediği, kararda Türk kamu düzenini ihlal eden bir hususun bulunmadığı, iptal davasında mahkemenin kanunda sayılan iptal sebepleriyle sınırlı inceleme yapabileceği, hakem heyeti kararının esasının yerinde olup olmadığının, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususların hakem heyeti kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacağı, davacılar vekilinin müvekkillerinin, ICBC'den kullanılan kredilerle ilgili bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu talebin sözleşmenin 2.9.2. maddesi kapsamında olmadığını, kredi kullanım ihtiyacının davalıların şirketin kötü yönetmesinden kaynaklandığını savunduğu, hakem kurulunca davacıların bu ödemeden sorumlu olduklarına ilişkin değerlendirmenin TBK'nın adi ortaklığa ilişkin 627/2. maddesine ve sözleşmenin 2.9.2.maddesine dayandırıldığı, hakem kurulunun maddi hukuk uygulamalarının isabeti, kamu düzenini ilgilendirmediği müddetçe, iptal davasında denetlenemeyeceği, hakem kurulunun dayanaklarını, uzun gerekçelerle ve delilleri tartışarak ortaya koyduğu, bu konudaki iptal sebebinin yerinde görülmediği, davacılar vekilinin protokollere konu üç adet Türk Şirketi’nin yönetiminde davalıların hakim olduklarını, onların şirketi kötü yönettiklerini, taahhütlerini yerinde getirmediklerini, finansman ihtiyaçlarını karşılamayı taahhüt ettikleri halde bu taahhütleri yerine getirmediklerini ileri sürdüğü, hakem kurulunca tüm bu iddiaların değerlendirildiği, davalıların bu konuda bir kötü yönetimi nedeniyle zarar oluştuğunun kanıtlanamadığı, tüm finansmanı karşılayacaklarına dair bir taahhütlerinin bulunduğuna dair iddianın kanıtlanamadığı, davalıların sözleşme ve protokollerden doğan taahhütlerini ihlal ettiğine dair iddiaların kanıtlanamadığının gerekçeli olarak tespit edildiği, hakem kurulunun maddi hukuka ve ispata ilişkin bu kararlarının iptal davası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalıların elinde rehin bulunmasına rağmen ayrıca hakem nezdinde alacak talebinde bulunulmasının hukuka aykırı aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, sözleşmenin 2.9.2. maddesinde sorumluluğun rehin verilen hisselerle sınırlı olacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi sözleşmede ortakların payları oranında sorumlu olduğunun kararlaştırıldığı, hakem kurulunun da bunu esas aldığının anlaşıldığı, bu konudaki iptal talebinin yerinde olmadığı, kaldı ki hakem kurulunun bu konudaki maddi hukuk uygulamalarının iptal davasında denetlenmesinin mümkün olmadığı, davacılar vekili asıl davada ileri sürdükleri savunmaların ve karşı davada ileri sürdükleri iddiaların tamamının değerlendirilmediğini, bazı talep ve savunmaları hakkında karar verilmediğini, dosyadaki tanık beyanlarının ve ikrarların dikkate alınmadan ve çelişkili gerekçelerle hüküm verildiğini ileri sürdüğü, hakem kararında her iki tarafın, gerek asıl gerekse karşı davadaki tüm iddia ve savunmalarının gerekçeli olarak değerlendirildiği, sübut konusunda hakemlerin delilleri yanlış değerlendirdiğine dair iddianın iptal davası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hakem kararında tanık beyanları ve taraf beyanlarının değerlendirildiği, davacılar vekilinin karşı davada ileri sürdüğü her bir talebin hakem kararında paragraf 611'den itibaren ve her bir talep ayrı bir başlık oluşturacak şekilde taraf iddia ve savunmaları ve hakem kurulunun görüşü başlıkları altında gerekçeli olarak değerlendirildiği, tüm taleplerin karara bağlandığı, bu kararların isabetli olup olmadığının ise iptal davası bağlamında değerlendirilebilecek bir husus olmadığı, davacılar vekilinin hissedarlık sözleşmesinin 6.2. maddesi uyarınca hissedarlar sözleşmesinin usulüne uygun olarak feshedildiğinin tespitini istediklerini, bu iddianın ispat edilmiş olmasına rağmen ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı Çin Şirketleri’nin eylemlerinin TBK'nın 628. maddesi kapsamında değerlendirilmemesinin kamu düzenine aykırı olduğunu, yine hissedarlık sözleşmesinin 5.1 maddesi uyarınca temerrüt tespit taleplerinin reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürdüğü, hakem kararındaki ispata ilişkin değerlendirmelerin ve maddi hukuk uygulamalarının, Türk kamu düzenini ilgilendirmediği sürece, mahkemece denetlenmesinin mümkün olmadığı, hakem kurulunca ileri sürülen tespit taleplerinin gerekçeli olarak ve Türk Hukuku uygulanmak suretiyle reddedilmiş olduğu, bu kararlarda ve gerekçelerinde Türk kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, bu konudaki iptal taleplerinin de yerinde görülmediği, davacılar vekili gerek asıl dava gerekse karşı dava yönünden yargılama giderlerinin müvekkilleri üzerinde bırakılmasının Türk kamu düzenine ve MTK'nın 16/D maddesindeki emredici düzenlemeye aykırı olduğunu, her iki davadaki haklılık oranlarına göre yargılama giderlerinin taraflara yüklenmesi gerektiğini, müvekkilleri lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın iptalini istediği, 4686 sayılı MTK'nın 16/D maddesi uyarınca, taraflar aksini kararlaştırmadıkça yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükleneceği, davada her iki taraf da kısmen haklı çıkarsa, yargılama giderlerinin haklılık durumuna göre taraflar arasında paylaştırılacağı, kanunda açıkça bu hükmün, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde uygulanacağının belirtildiği, davalı tarafın davaya cevap dilekçesinde de açıkladığı üzere, tahkim koşulu içeren sözleşme maddesinde yargılamanın MTO Tahkim Kuralları’na göre yapılacağının taraflar kararlaştırıldığı, bu durumda yargılama giderlerinin taraflara yüklenmesi konusunda, tarafların sözleşmeye yansıyan iradeleri esas alınarak MTO Tahkim Kuralları’nın uygulanması gerektiği, nitekim hakemlerce verilen hükümde de MTO Tahkim Kuralları’nın yargılama giderlerine ilişkin hükümlerinin ayrıntılı ve gerekçeli olarak yorumlandığı, bu konudaki tartışmaların masraflar başlığı altında 871 vd. paragraflarda gerekçeli olarak ortaya konulduğu, yargılama giderlerinden hangi tarafın ne miktarda sorumlu olacağının belirlendiği, hakem kurulunun bu kararının gerekçesinin Türk kamu düzenini ihlal eden bir yanı bulunmadığından, isabetli olup olmadığının tartışılmasının iptal davası açısından mümkün olmadığı, kaldı ki ICC (MTO) Tahkim Kuralları’nın 37. maddesinin hakemlere geniş bir takdir alanı bıraktığı, kararda gösterilen gerekçelerle bu takdir hakkının hakemlerce kullanıldığı, bu uygulamanın gerekçelerinin ayrıntılı olarak ortaya konulduğu, bu husus hakem kurulunun takdirinde olan bir husus olup kamu düzenini ihlal eden bir hususun bulunmadığı, davacılar vekilinin gerek asıl davada gerekse karşı davada yargılama giderlerine ve avukatlık ücretine ilişkin ileri sürdüğü iptal sebeplerinin yerinde görülmediği, yine açıklanan gerekçelerle davacılar vekilinin ileri sürdüğü tüm iptal sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılara verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 13/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/1460 E., 2020/1881 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun borçlunun temerrüdünün koşullarını düzenleyen 117. maddesine göre “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
3. Hukuk Dairesi         2020/1460 E.  ,  2020/1881 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının reddine dair verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, dava dilekçesinde özetle; davalıların vekil kıldığı davalı ... ile iki adet dükkan için kira ön sözleşmesi yapıldığını, davalılara 04/03/2016 tarihinde 108.000 TL ödeme yaptığını ancak aradan geçen uzun süreye rağmen kiralananları teslim alamaması nedeniyle davalılara ... Noterliğinin 01/11/2016 tarih ve 8184 yevmiye numaralı ihtarnamesini göndererek ön sözleşmenin geçmişe dönük olarak feshedildiğini ve geçersiz sözleşme nedeniyle ödenen 108.000TL’nin ödeme tarihi olan 04/03/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 15 gün içinde hesabına nakten ve def'aten ödenmesini aksi halde alacak davası açılacağını ihbar ve ihtar ettiklerini, 07/11/2016 tarih ve 8325 yevmiye numaralı cevabi ihtarname ile ihtarnamenin içeriğinin teyit edildiğini, "Çok kısa bir süre içinde yükümlü olduğumuz edim ifa edilerek taşınmaz tamamlanmış ve tarafınıza teslim edilecek hale getirilmiştir." ifadesiyle sözleşme bedelini ödemeyeceklerini bildirdiklerini, ... Sulh Hukuk Mahkemesi 2016/35 D.İş sayılı dosyasında yapılan tespit talebi üzerine 11/11/2016 tarihinde keşif yapıldığını ve keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda binanın ve dükkanların kullanıma ve iskana uygun olmadığı kanaatine varıldığının belirtildiğini, bu durumun fotoğraflar ile de teyit edildiğini, davalıların kiralananı tam ve eksiksiz teslim etme yükümlülüğünü yerine getirmediklerini, haksız olarak sebepsiz zenginleşen davalıların ödenen parayı iade etmediklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları ve müspet-menfi alacak hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 108.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar ..., ..., ..., ..., ... cevap dilekçesinde özetle; kira sözleşmesinde kira başlangıç tarihinin “anahtar teslim tarihi” olarak belirlendiğini, inşaatın ikmalini temin bakımından davacı tarafça bir yıllık kira bedelinin peşin ödendiğini,dava konusu iadesi talep edilen kira bedelinin ödendiği tarihte inşaatın bodrum direklerinin inşaası aşamasında olduğunu, 8-9 aylık bir sürede inşaatın tamamen ikmal edildiğini, inşaatın ikmali ile davacıya teslimini gerektirecek düzeye getirilmesinde doğmuş bir ihmal ve gecikmenin söz konusu olmadığını, iş yerlerinin halen iskanı alınmış vaziyette davacının kullanımına açık olarak bekletildiğini, davacının tek taraflı olarak ileri sürdüğü fesih talebinin kabul edilmediğini, dava sonuna kadar davacının kullanımına açık tutulacak iş yerleri için tahakkuk edecek olan kira bedellerinde davacının sorumluluğunun bulunduğunu, bu nedenlerle öncelikle davanın reddine, sözleşmenin feshi halinde talep ettikleri imalat bedellerinin davacının alacağından tenziline karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; taraf tanıkları dinlenmiş, mahallinde keşif yapılarak bilirkişi raporu aldırılmış, taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinde kiranın başlangıç tarihi olarak belirli bir tarih belirtilmediği, davacı tarafça inşaatın süresinde tamamlanmadığı iddiasında bulunulmuş ise de inşaatın tamamlanmasına ilişkin belirli bir süre bulunmadığından bu iddianın kanıtlanamadığı, alınan bilirkişi raporunda; binanın dava konusu olan dükkanlarının yapı kullanma izin belgesi alınmasından sonra, dava dışı olan bina bölümlerinde yapılabilecek çalışmaların dava konusu dükkanların kullanımını etkilemeyeceğinin belirtildiği, yapılmış olan kira sözleşmesinde dükkanların kiracıya teslim tarihi konusunda ne vaat edildiği bilinememekle birlikte izah edildiği üzere dava konusu dükkanların ve bu dükkanların bulunduğu binanın yapım sürecinin mutat uygulamalardaki süreye uygun olduğu, dükkanların ve binanın yapımında gecikme oluşmadığının rapor edilmiş olması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm; davacı tarafça istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince; yapı kullanma izin belgesinin, dava tarihinden sonraki tarih olan 28.12.2016 tarihinde alındığı, yapı kullanma izin belgesi alınamadığından kiralananın dava tarihine kadar kiracıya teslim edilemediği, yani sözleşmenin ifa sürecine geçilemediği, davacı kiracının fesih bildiriminin geçmişe etkili olacağı, kiracının 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesindeki (mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun106. Maddesi) seçimlik hakkını sözleşmeden dönme yolunda kullandığının kabulü gerektiği, kiracının sözleşmeden dönmekle, sözleşme ilişkisinin geçmişe etkili olarak ortadan kalktığı, dönme ile sona eren sözleşme ilişkisinin artık bir borç doğurmayacağı gibi, önceden doğmuş olan borçlar da son bulacağından tarafların birbirlerine verdikleri şeyler var ise, bunların karşılıklı olarak geri verilmesi gerektiği, bu durumda davacı kiracının döndüğü kira sözleşmesine dayanarak davacıya ödediği kira bedellerini istemesinde bir usulsüzlük bulunmadığı, davacının basiretli davranarak eczane işi için kiraladığı taşınmazın nitelik ve özellikleri konusunda gerek hukuki, gerek fiziki özellikleri yönünden gerekli araştırmayı yapmamasının davanın reddi için gerekçe olamayacağı, zira başlangıçta inşaat halinde bulunan kiralananı davacıya kiralayıp, kiracılık süreci içinde de bu hukuki ayıbı gidermemekle davalı kiraya verenlerin kusurlu davrandığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile 108.000 TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacı kiracıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasında 04.03.2016 tarihli sözleşmenin imzalandığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede kira başlangıç tarihi anahtar teslim tarihi olarak belirlenmiş, kira süresi 7 yıl, aylık kira bedeli ise 9000 TL’dir. Sözleşmenin hususi şartlar kısmının 9. maddesinde kiracının kiralananı boşaltmak istediği takdirde en az 15 gün önceden mal sahibine ulaşacak şekilde bildireceği düzenlenmiştir. Yine kira sözleşmesinde kiralananın durumu “inşaat yapım halinde” ifadesiyle belirtilmiştir. Davacı, .... Noterliği 01.11.2016 tarihli 08184 yevmiye numaralı ihtarname ile anahtar teslimi gerçekleştirilmediğinden ve diğer sebeplere istinaden sözleşmeyi geçmişe dönük olarak feshettiğini, geçersiz sözleşme nedeniyle yapılan 108.000 TL ödemenin ödeme tarihi olan 04.03.2016’dan işleyecek yasal faiziyle 15 gün içinde bildirilen banka hesabına nakden ödemelerini, aksi halde aleyhlerine alacak davası açılacağını ihtar etmiş, ihtarname davalıların her birine ayrı ayrı tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine davalılar, ... Noterliği 07.11.2016 tarihli 08325 yevmiye numaralı cevabi ihtarname ile fesih gerekçesinin haksız ve gerçeğe aykırı olduğunu, kabul etmediklerini, sözleşmede taşınmaz teslimi için bir tarih belirlenmediğini, taşınmazın kısa sürede tamamlandığını ve talep edilmesi halinde derhal teslimin gerçekleştirileceğini, sözleşmenin haksız feshi halinde sözleşme uyarınca yapılmış masrafları ve sözleşmenin ifa edilmemesinden kaynaklı menfi ve müspet zararlarının tazmini haklarını saklı tuttuklarını davacıya bildirimişlerdir. Somut uyuşmazlık davacı kiracının, henüz teslim almadığı kiralanan bakımından peşin ödediği bir yıllık kira bedeli 108.000 TL’nin iadesini talep edip edemeyeceği ve davalı tarafın sözleşmenin haksız feshine dayalı masraf ve zarar talebinin mahsubu gerekip gerekmediği noktalarındadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun borçlunun temerrüdünün koşullarını düzenleyen 117. maddesine göre “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.” İlk derece mahkemesince mahallinde keşif yapılarak, inşaat mühendisi ve gayrımenkul değerleme uzmanı bilirkişilerden rapor alınmış, bilirkişi raporunda; dava konusu dükkanların ve bu dükkanların bulunduğu binanın yapım süresinin mutat uygulamadaki süreye uygun olduğu, dükkanların ve binaların yapımında gecikme olmadığı bildirilmiştir. TBK 117. maddesi de dikkate alındığında davacı tarafça davalılara borcun ifası için uygun bir mehil vermeksizin sözleşmeden dönüldüğü takdirde bu şekilde sözleşmeden dönmenin haklı olduğu söylenemez. Zira kira sözleşmesinde kiralananın inşaat halinde olduğu bildirildiği gibi bilirkişilerce de inşaatın mutat sürede tamamlandığı, gecikme olmadığı belirtilmiştir. Buna göre 01.11.2016 tarihli sözleşmeden dönmeye dair ihtar öncesinde davalılar temerrüde düşürülerek borcun ifa edilmemesi halinde sözleşmeden dönüleceği bildirilmediği takdirde peşin ödenen 108.000 TL kira bedelinden , inşaatın 01.11.2016 tarihinden itibaren ne kadar sürede tamamlanacağı belirlenerek , sözleşmede yer alan 15 günlük ihbar süresi de kiralananın yeniden kiraya verileceği makul süre olarak kabul edilip , inşaatın tamamlanma süresi ile makul süre döneminde işleyecek kira bedeli mahsup edilerek peşin ödenen kiranın iadesi gerekir. Diğer yandan davalı cevap dilekçesiyle iki ayrı dükkanı tek dükkan haline getirmek için masraf yaptığını ve bunun da mahsubunu talep ettiğine göre bu konudaki taraf delilleri değerlendirilerek bilirkişilere bu yönde de inceleme yaptırılarak varsa bakiye alacağa hükmedilmesi gerekirken bölge adliye mahkemesince davacının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasına dayalı olarak tarafların aldıklarını iade etmeleri gerektiği belirtilerek davalı kiraya verenlerin mahsup talebi değerlendirilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nun 371. maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar lehine BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2025/161 E., 2025/1391 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ellemelerin de süreye ilave edilmesi sonucu belirlenecek teslim tarihi dikkate alınarak, bu davacı yönünden hükme varılması gerektiği, diğer yandan, davacıların, davalı yükleniciyi temerrüde düşüren herhangi bir ihtarnamesi bulunmadığından TBK'nın 117. maddesi uyarınca, dava dilekçesi ile talep edilen miktara dava tarihinden, ıslahla talep edilen kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmes
6. Hukuk Dairesi         2025/161 E.  ,  2025/1391 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/29 E., 2021/90 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı asıl davada davacılar vekili ve asıl davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA 1. Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalı kooperatif arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşme uyarınca 10 dairenin ...'e, 4 dairenin de ...'e ruhsat tarihinden itibaren 36 ay içinde teslim edilmesi gerektiğini, süresinde teslim edilmemesi halinde ise rayiç kira bedelinin ödenmesinin kararlaştırıldığını, inşaat ruhsatının 17.03.1997 tarihinde alındığını, halen dahi teslimin yapılmadığını, projeden farklı olarak üst katlara kat ilavesiyle üst katların dubleks dairelere dönüştürülmesinden dolayı paylaşım dengesinin müvekkilleri aleyhine bozulduğunu ileri sürerek, 10.09.1999 olan teslim tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte 10.000,00 TL rayiç kira bedelinin tahsilini, inşaatın müvekkilleri tarafından yapılmasına izin verilmesiyle birlikte noksan kalan ve ayıplı işler bedeli 7.000,00 TL'nin tahsilini ve ilave katlar ile hisse alımı nedeniyle müvekkillerinin daire sayısının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin kooperatifin yaptırdığı inşaatta iş yaptığını ve üyelik aldığını ileri sürerek tazminat ile tapu iptali ve tescil talebinde bulunulmuştur. II. CEVAP Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin, teslim tarihinde fesih iradesinin bildirilmemiş olması ve davacıların uzunca süre suskun kalmaları nedeniyle sözleşmenin süresiz hale dönüşeceğini, inşaatın yapılmakta olduğunu, davacının süre vererek ihtar çekip müvekkilini temerrüte düşürmediğini, bu yüzden gecikme tazminatının istenmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 26.09.2013 tarihli, 2007/419 Esas, 2013/605 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi'nin 18.06.2016 tarihli ve 2015/2414 Esas, 2015/4725 Karar sayılı bozma ilamı ile 10.05.1996 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine göre dava konusu yapının teslimi gereken tarihin 18.03.2000 olarak saptandığı, ancak bir kısım arsa sahipleri ile yüklenici arasında daha sonraki bir tarihte yapıldığı anlaşılan adi yazılı ek sözleşmeyle, asıl sözleşmedeki gecikme tazminatına ilişkin paragraf iptal edilerek, inşaat süresi yeni ruhsat tarihinden itibaren 36 ay olarak belirlenip, yasayla yapılan engellerin inşaat süresine ilave edileceğinin kararlaştırıldığı, her ne kadar, TBK'nın 13. maddesi uyarınca, düzenleme şeklinde yapılması gereken bir sözleşmenin tadilinin de aynı şekle tabi olarak yapılması gerekli olsa da; aynı maddenin devamı hükmüne göre, sözleşme metni ile çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümlerin bu kuralın dışında olduğu, somut uyuşmazlıkta, işin süresinin uzatılmasına ilişkin düzenlemenin arsa malikince kabul edildiği ve yüklenicinin de yükümlülüklerini ağırlaştırmadoğı, bu durumda, bu yan hükümdeki değişikliğin, imzasının sağlıklı olması koşuluyla, ek sözleşmeyi imzalayan arsa sahibi yönünden bağlayıcı olacağının kabulünün gerekeceği, anılan ek sözleşmeyi davacı arsa sahiplerinden ...'in imzaladığı görülmekte ise de; yargılama sırasında sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğü, mahkemece, bu iddianın incelenmesi sonucu, imzanın davacıya ait olduğunun tespiti halinde, sadece bu arsa maliki yönünden bağlayıcı olmak üzere, ek sözleşmeye göre yeni ruhsat tarihinden itibaren süre hesabı yapılarak, yasa gereği yapılan engellemelerin de süreye ilave edilmesi sonucu belirlenecek teslim tarihi dikkate alınarak, bu davacı yönünden hükme varılması gerektiği, diğer yandan, davacıların, davalı yükleniciyi temerrüde düşüren herhangi bir ihtarnamesi bulunmadığından TBK'nın 117. maddesi uyarınca, dava dilekçesi ile talep edilen miktara dava tarihinden, ıslahla talep edilen kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içerisindeki bilirkişi raporlarına göre, inşaat yasakları dikkate alındığında ve inşaatın en geç 15.11.2011 tarihinde bitirilmesi gerektiği, dava tarihi olan 28.09.2007 tarihi itibariyle davacılardan ... açısından doğmuş bir gecikme tazminatı bulunmadığı, diğer arsa sahibi hissedarlar ile birlikte kendi adına asaleten ...'e vekaleten ... ile davalı arasında Alanya ... Kasabası 1424 no'lu parsele ilişkin olarak Alanya 2. Noterliği'nin 10.05.1996 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığı, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ...'in isticvap edildiği ve ek sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul ettiği bu nedenle imza incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle birleşen davanın açılmamış sayılmasına, asıl dosyada davacı ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile; 1.095,23 TL eksik iş bedeli ve 124.156,90 TL kira gelir mahrumiyetinden kaynaklanan zarar olmak üzere toplam 125.252,13 TL'nin 11.095,23 TL'nin dava tarihinden, bakiye miktara ıslah tarihinden itibaren reeskont faizi uygulanmak suretiyle davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Asıl davada davacılar vekili temyiz dilekçesinde; ek sözleşmedeki imzanın müvekkil Hüseyin'e ait olup olmadığınun imza incelemesi yoluyla tespit edilmesi gerektiğini, ek Sözleşme olarak dosyaya sunulan iki sayfadan ibaret olan belgenin ilk sayfasını kabul etmediklerini, ek sözleşme aslının karşı tarafça dosyaya sunulmasını sağlanması, imza, sayfalar arasındaki yazı karekteri farklılıklarının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırtılması talebinin reddinin hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir. 2. Asıl davada davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı ...'in ek sözleşmeye göre bağımsız bölümler kazanıp haklar elde ederken, gecikme tazminatına ilişkin ek sözleşme maddesinin ...’i bağlamayacağını ve ...’in 1996 tarihli kök kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre gecikme tazminatı isteyebileceğinin hüküm altına alınması kabulü mümkün olmayan bir çelişki olduğunu, davacı ...'in noterden yapılan asıl sözleşmeyi sözleşmeye eklenen vekaletnamesi kapsamında ...’i temsilen imzaladığı gibi ek sözleşmeyi de asıl sözleşmeye istinaden yine eşi bulunan diğer davacı ... adına vekaleten imzaladığını, ek sözleşmenin davacı ... bakımından da bağlayıcı olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Asıl dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı gecikme tazminatı ve eksik iş bedeninin tahsili istemine ilişkindir. 1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 427 nci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olduğu anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden asıl davada davacılar ile asıl ve birleşen davada davalı S.S. Taşkent Yapı Kooperatifi'ne yükletilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Makine üreticisi (Ü) ile tekstil fabrikası işleten (T) arasında, ticari bir işletme için yapılan satış sözleşmesinde, (Ü)'nün imal edeceği özel bir dokuma makinesinin en geç 30 Eylül 2023 tarihinde (T)'nin fabrika sahasına teslim edileceği kararlaştırılmıştır. Belirlenen günün mesai bitimine kadar teslimat gerçekleşmeyince, (T) ertesi gün (Ü) ile herhangi bir hukuki işlem tesis etmeden veya bildirimde bulunmadan, gecikme sebebiyle uğrayabileceği zararları ve alternatif tedarik imkanlarını değerlendirmeye başlamıştır. Bu durumda, borçlu (Ü)'nün temerrüdü açısından aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Taraflar arasındaki sözleşmenin ticari satış niteliğinde olması sebebiyle, Türk Borçlar Kanunu'nun özel hükümleri gereği temerrüt olgusunun gerçekleşmesi için (T)'nin, ifayı talep ettiğini (Ü)'ye derhal bildirmesi zorunludur.
B) Sözleşmede borcun ifa edileceği günün taraflarca birlikte belirlenmiş olması nedeniyle, borçlu (Ü), bu tarihin geçmesiyle herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden temerrüde düşmüştür.
C) Kararlaştırılan vadenin kesin vade niteliği taşımaması ve borcun niteliği gereği, (Ü)'nün hukuken temerrüde düşmüş sayılabilmesi için (T)’nin ona ifa için uygun bir ek süre (mehil) vermesi gerekmektedir.
D) Alıcı (T)’nin teslimatı almak üzere fabrika sahasında hazır olduğunu borçlu (Ü)’ye bildirmemesi, ifaya katılım yükümlülüğünün ihlali sayılarak alacaklı temerrüdünü oluşturur ve borçlu temerrüdünün meydana gelmesini engeller.
E) (T)'nin vade bitiminde derhal ifayı talep ettiğini bildirmemesi üzerine, Türk Borçlar Kanunu'nun ticari satışlara ilişkin özel hükmü (TBK m. 212) uyarınca sözleşme, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ermiş sayılır.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol