Türk Borçlar Kanunu 122. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.
4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
a. Süre verilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
4 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/1730 E., 2024/5132 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
omik koşullardaki olumsuzluklardan bahisle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığının ileri sürüldüğü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukla
11. Hukuk Dairesi 2023/1730 E. , 2024/5132 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1618 Esas, 2022/1825 Karar
HÜKÜM : Yeniden hüküm kurulmak suretiyle dava ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2017/299 E., 2019/763 K.
Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın devraldığı dava dışı Egebank A.Ş.'ye 12.10.1999 tarihinde 65.350,00 TL yatırdığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. ve 2010/410 K. sayılı kararı ile yatırılan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılması ile kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yapıldığının tespit edildiğini, müvekkillerinin İstanbul (kapatılan) 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 esasına kayden açtığı dava sonucu 14 yıl 7 ay 25 gün sonra, 06.06.2014 tarihinde alacağına kavuştuğunu, davacılar hakkına işletilen temerrüt faizinin 530.430,85 TL olduğunu, ancak davacıların 1999 tarihinde 65.350,00 TL ile Bursa ilinin gözde caddelerinden Fatih Sultan Mehmet Caddesinde 16 adet apartman dairesi alabilecek iken, şu an kendilerine ödenen 415.780,85 TL ile bunun mümkün olmadığı, enflasyonun varlığı ve iadenin 14 yıl 7 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebebin bulunmadığını, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlunun asıl borcun ödenmesinde temerrüde düşmesindeki kusur olduğunu, borçlunun ancak temerrüde düşmekte kusurunun olmadığını ispatla sorumluluktan kurtulabileceğini, somut olayda davalı bankanın geri ödemeyi geç yapmakta neden geç kaldığını gösteremeyeceğini, dolayısıyla zararının oluştuğunu, davalı banka yöneticileri tarafından davacıların banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıldığını, bu hususun kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olduğunu, munzam zarar koşullarının oluştuğunu, sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ekonomilerde para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinin alacaklıyı her zaman tazmini gereken zarar uğrattığını, temerrüt faizinin sadece ana paraya işletilerek hesap edildiğini, bileşik değil basit faize göre hesaplama yapıldığını, müvekkilleri davalı banka tarafından dolandırılmasaydı, banka hesaplarında bulunan paraya işletilen faiz tutarı tekrar ana paraya eklenerek ana para+ faiz tutarının toplamına yeniden faiz işletileceğini, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davacılara miras payları oranında bölüştürülerek verilmesine, 5.000,00 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davacı ...'a verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili, 09.09.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 220.209,18 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davacılara miras payları oranında bölüştürülerek verilmesine;102.018,09 TL'nin ise 06.06.2014 tarihinden itibaren tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davacı ...'a verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde, hisse devir sözleşmesi gereği 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden TMSF'nin sorumlu olduğundan müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, zaman aşımı itirazlarının olduğunu, dava konusu olayda munzam zarar koşullarının oluşmadığını, davacı talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafik kusurunun bulunduğunu, davanın OYAK ve TMSF'ye ihbarı taleplerinin olduğunu, davacı taleplerinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili dilekçesinde; munzam zarar iddiasının somutlaştırılarak hesaplanabilir veriler ortaya konulması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zaman aşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, dava şartlarının bulunmadığını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarı ispatlamadığını, munzam zararın muhtemel kar ya da farz edilen gelir olmadığından zararın ortaya konulamadığını, faiz oranının vadesiz mevduat faizi olması gerektiğinden faiz talebinin yasaya aykırı olduğunu, benzer olaylar nedeniyle verilen emsal kararlarda davanın reddedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Fer'i Müdahil OYAK vekili dilekçesinde; 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin müvekkili kurumu davalı bankanın belirttiği şekilde taahhüt altına sokmadığını, huzurdaki uyuşmazlığın TMSF'ye devrolan bankaların Off Shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açtığı tazminat davası olduğunu ve bu konuda davalı banka aleyhinde onlarca karar verildiğini, bu davalarda TMSF borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiğinden borcu üstlenen sıfatıyla TMSF aleyhinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle davada husumetin asıl muhatap TMSF'ye tevcihi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacı tarafın, muris ...'ın 12.10.1999 tarihinde Egebank A.Ş.'ye yatırdığı toplam 65.350,80 TL'nin usulsüz olarak off shore hesaplarına aktarıldığını, müteaddit başvuruya rağmen ödenmeyen paranın tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 15 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa enflasyon nedeniyle uğranılan zararın daha yüksek olduğunu bildirerek huzurdaki davayı açtığı, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamuca az veya çok herkes tarafından bilindiği, en önemlisi gerekli olduğu takdirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerektiği, -kararda belirtilen- emsal kararın da bu yönde olduğu, bu nedenlerle davacının munzam zarar tahsili talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kısmi dava açılmasının ve ıslah dilekçesi verilmesinin borçlunun temerrüt koşullarını değiştirmediğini, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte temerrüdün oluştuğunu, temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının temerrüt faizi yönünden kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın ıslahla arttırılan miktar yönünden zamanaşımına uğradığını, hükmün Off Shore davaları ile munzam zarar davalarındaki içtihatlara aykırı olduğunu, zararın ispatlanması gerektiğini, zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, müvekkilinin munzam zararın muhatabı olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir
3.Fer'i Müdahil TMSF vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın doğru olmadığını, munzam zarar adı altında bir farkın ortaya çıkmayacağını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, kusurunun olmadığını, davacının iddia ettiği zarar ve miktarı ispatlayamadığını, munzam zararın oluşmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davacılar tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddianın, kendilerince satın alınabileceği düşünülen Bursa ilinde altı adet apartman dairesinin geç ödenen 415.780,85 TL ile satın alınmasının mümkün olmadığı, iadenin 14 yıl 7 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebeplerin olmadığı gerekçesi ile zararlarının oluştuğu olduğu, yani davacılar tarafından, Ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareket edildiği, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan bahisle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığının ileri sürüldüğü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacıların durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, burada kanıtlanacak olguların; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacıların şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğu, davacılari taşınmazları satın alamamaları nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürmüş ise de davacılar tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun yasal çerçevede ispatlanmadığı, ilk derece mahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın, somut olarak davacılar tarafından kendi durumlarına özgü şekilde ödenen para yanında temerrüt faizini aşan zarar olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; T.C. Merkez Bankasından, Türkiye İstatistik Kurumundan ve Borsa İstanbul A.Ş.'den bir takım ekonomik verilerin celbinin talep edildiği ve bu verilerin dava dosyasına girdiğini, ancak bu verilerin müvekkilinin alacağına kavuşamadığı sürede enflasyonun varlığını gösterip göstermediği yönünde bir değerlendirmede bulunulmadığını, İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 E. ve 2012/172 K. sayılı dosyasında müvekkilinin dolandırılıp dolandırılmadığı, 12.10.1999 tarihinde gerçekleştirdiği 65.350,00 TL bedelli bankacılık işleminin geçerli olup olmadığı, bu işlemin hangi şartlar altında gerçekleştiği hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. sayılı dosyasından verilen kesinleşmiş kararında izah edildiği gibi dolandırıcılık eylemini baştan beri bilen ve bu eylemin içine araç olarak katılan, eylemin gerçekleşmesi için personel dahil şubelerinin tüm imkanlarını seferber eden davalı bankanın müvekkilinin iradesini ortadan kaldırdığını, dolandırıcılık karşısında oluşan iradenin geçerli olmadığını, hukuka uygun şekilde iradesi oluşmayan müvekkilinin önlem almasının beklenemeyeceğini, dolandırıcılık karşısında mağdurların önlem almasını beklemenin dolandırıcılık eylemini meşru göstereceğini, Devlet iç borçlanma senetleri faizleri, TL ve dövize uygulanan faiz oranları, fiyat endeksleri ve altının değerinin 12.10.1999-06.06.12014 arası enflasyonu gösterdiğini, müvekkillerinin dayandığı fiili karine karşılığına denk gelen enflasyon olgusu değerlendirilse idi ispat yükü yer değiştireceğinden zarara uğranılmadığı ispat yükünün davalı bankaya geçmiş olacağını, bilirkişi raporunda müvekkillerinin munzam zararının olduğunun tespit edildiğini, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla bankaya başvurduğunu, müvekkilleri dolandırılmasaydı birikimlerini başka bir bankada değerlendireceğini, dolandırmasaydılar bahsedilen tarihler arasında enflasyonun varlığından etkilenmemek için gerekli tedbirleri almış olacaklarını, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlu'nun asıl borcun ödenmesinde temerrüde düşmekteki kusuru olduğunu, borçlunun ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu ispatlamakla sorumluluktan kurtulabileceğini, somut olayda davalının geri ödemeyi yapmakta neden geç kaldığını gösteremediğini, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre munzam zararın ayrıca ve özellikle ispatını beklemenin katı bir yorum olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.04.2019 tarihli ve 2018/1512 E., 2019/3201 K. sayılı ilamının da aynı yönde olduğunu, taşınmaz alım gücüne ilişkin hususun enflasyonun ve davacılar zararının bir göstergesi olduğunu, davanın tümden reddine karar verildiği halde davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi hükmüne dayalı olarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi,
3. 03.09.2022 tarihli ve 31942 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında, "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
" düzenlemesine yer verilmiş olup, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde Asliye Mahkemelerinde görülen davalar için 9.200,00 TL ücret belirlenmiştir.
Somut olayda, talep olunan alacak hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı olup, davanın tümden reddine karar verildiğine göre, yukarıda belirtilen düzenleme uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 3. maddesinde yer alan "Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kendisini vekille temsil eden davalı yararına 48.111,82 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine" ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine "Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereği, kendisini vekille temsil eden davalı yararına 9.200,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava; 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez.
Anayasa Mahkemesinin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir.
Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 187 nci maddesinin ikinci fıkrasında herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile davacının munzam zarar talebinin değerlendirilmesi gerekir.
Diğer kararlar (3)
11. Hukuk Dairesi, 2021/6204 E., 2023/1610 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi.
11. Hukuk Dairesi 2021/6204 E. , 2023/1610 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1800 Esas, 2021/953 Karar
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2017/313 E., 2019/272 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili, davalı vekili ve duruşma istemli olarak fer'i müdahil TMSF vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.03.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av...... ile davalı ...Ş. vekili Av. ..... ile fer'i müdahil TMSF vekili Av. .....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin, davalı bankanın devraldığı Egebank A.Ş.'ne 01.12.1999 tarihinde 12.000,00 TL, 21.12.1999 tarihinde ise 10.795,00 TL, yatırdığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. ve 2010/410 K. sayılı kararı ile yatınlan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılmasını temin için kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yaptıklarının tespit edildiğini, müvekkilinin de kapatılan İstanbul 44. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davadan elde ettiği ilamı takibe koyarak alacağına 04.07.2014 tarihinde kavuştuğunu, böylece 12.000,00 TL'si îçin 61.079,51 TL temerrüt faizi ve 10,795 TL'si için de 54.317,74 TL temerrüt faizi tahsil ettiğini, müvekkilinin 1999 tarihinde 22.795,00 TL ile Eskişehir'in gözde caddelerinden Hastane caddesinde 4 adet apartman dairesi alabilecek iken şu an kendisine ödenen 138.192,25 TL ile bunun mümkün olmadığını, zira enflasyonun varlığından dolayı 14 yıl sonra zarar oluştuğundan bu davanın açılma gereğinin doğduğunu, ağır ceza mahkemesinin kararı ile davalı banka yönetiminin müvekkilini dolandırdığının kesinleşmiş bir husus olduğu, munzam zarar koşullarının oluştuğu ve temerrüt faizi basit faize göre hesaplanmakta iken, alacağın bir banka hesabına yatırılması halinde, gelen faizlerin de eklenmesi ile oluşacak tutara faiz işleyecek olduğunu, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini, bu nedenlerle şimdilik 5.000,00 TL'sinin 05.06.2013 tarihinden, 5.000,00 TL'sinin ise 04.07.2014 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline ve yargılama giderlerinin bankaya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; hisse devir sözleşmesi gereğince 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden TMSF'nin sorumlu olduğundan müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, re'sen taraf değişikliği yapılması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zira talep edilen zararın ortaya konulmasını engelleyen hiçbir imkânsızlık ve belirsizlik bulunmadığını, talebin zaman aşımına uğradığını ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, off shore hesaplarına yatan paralara ilişkin olarak açılmış olan munzam zarar davasının müvekkili açısından reddedildiği ve Yargıtay tarafından da onandığını, davacının munzam zarar iddiasının afakî olduğunu, munzam zarar talebi koşullarının oluşmadığını, davacı talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafik kusuru bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, hisse devir sözleşmesi gereğince mahkemece re'sen taraf değişikliğine gidilmesine, davanın husumetten reddine, davanın OYAK ve TMSF'ye ihbar edilmesine, esas yönünden davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Ferî Müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde özetle: munzam zarar iddiasının somutlaştırılarak hesaplanabilir veriler ortaya konulması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zaman aşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, dava şartlarının bulunmadığını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarının kanıtlanamamış olduğunu, munzam zararın muhtemel kar ya da farz edilen gelir olmadığından zararın ortaya konulamadığını, faiz oranının vadesiz mevduat faizi olması gerektiğinden faiz talebinin yasaya aykırı olduğunu, benzer olaylar nedeniyle verilen emsal kararlarda davanın reddedildiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın usul ve esastan reddine, vekâlet ücreti ve yargılama masrafları ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Ferî Müdahil OYAK vekili cevap dilekçesinde özetle; 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin müvekkili kurumu davalı yanın belirttiği şekilde taahhüt altına sokmadığını, huzurdaki uyuşmazlığın TMSF ye devrolan bankaların Off Shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açtığı tazminat davası olduğunu ve bu konuda davalı banka aleyhinde onlarca davada karar verildiğini ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, bu davalarda TMSF nin borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiğinden borcu üstlenen sıfatıyla TMSF aleyhinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle davada husumetin asıl muhatap TMSF ye tevcih edilmesini ve davalı yanında ferii müdahil olarak davaya kabul edilmelerini talep ettiklerini, usul ve yasaya aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının biriktirdiği para karşılığı almayı düşündüğü evin fiyatlarının arttığı iddiasının munzam-aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği, somut ilişkinin davalı tarafından ihlali ile doğrudan bağlantı kurulamayan zararın, munzam-aşkın zarar olarak somut uyuşmazlık açısından hukuken geçerli kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin değerlendirilmediğini, dosya içerisinde bulunan devlet iç borçlanma senetleri faizlerinin, Türk parasına ve yabancı paraya uygulanan faiz oranları, fiyat endesksi ve altının değerleri 01.12.1999 - 04.07.2014 tarihleri arasında enflasyonun varlığını gösterdiğini, davacının dayandığı fiili karine temeline karşılık gelen enflasyon olgusu değerlendirilse idi zarara uğramadığının ispat yükünün davalı bankaya geçeceğini, bilirkişi raporunda tespit edilen 165.190,96 TL tutarlı munzam zarar tespiti karşısında davacının zararının olmadığını ifade etmenin hukuka aykırı olduğunu, banka yetkililerinin dolandırma suretiyle birikimlerini gasp etmesiyle zaten zarara uğradığını, davalı bankanın aracılığı ile davalı bankanın yönetimi tarafından davacının dolandırıldığının kesinleştiğini, dolandırılarak elde edilen paranın hangi sebeple olursa olsun iade edilmemesinin kusurlu olunduğunun açık göstergesi olduğunu, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla zaten bir bankaya başvurduğunu, banka yetkilileri dolandırma suretiyle birikimlerini gasp etmeseydi bir başka bankaya veya başkaca tasarruf değerlendirme yollarına başvurarak birikimlerini değerlendireceğini, munzam zararın oluşmadığının söylenmesi ve buna yönelik özel bir ispat şartı aranmasının hem Hukuk Genel Kurulu'nun hem de Anayasa Mahkemesinin verdiği karara aykırılık teşkil ettiğini, ileri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacının, davalı bankaya yatırdığı paranın iadesi gereken tarihten, mahkeme kararı ile parasını aldığı tarihe kadar geçen süre içinde ülkemizin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle normal bir kişinin parasını atıl tutmayacağı, değerini korumak için girişimlerde bulunacağı, vadeli mevduata, dövize veya diğer yatırım araçlarına (altın, devlet tahvili gibi) yöneleceğinin karine olarak kabulü gerektiği, dosyada alınan bilirkişi raporları ile sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılmış olduğundan bilirkişi raporunda tespit edilen munzam zarar miktarı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi kanaatle davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle özetle; 78.138,08 TL'ye 05.06.2013 tarihinden, 86.872,88 TL'ye ise 04.07.2014 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına hükmedilmesi gerekirken ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı banka vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayla birebir aynı olan davalarda munzam zararın ispat edilemediği gerekçesiyle ret kararı verildiğini, ret kararlarının onandığını, davacıya avans faiz oranları üzerinden faiz ödendiğini, davacının munzam zararı oluşmadığını, munzam zarar talep etme koşullarının da oluşmadığını, davalı bankanın kusuru bulunmadığını, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
3.Dahili davalı TMSF vekili temyiz dilekçesinde, munzam zarar hesabında enflasyonun olduğu ve olmadığı dönem şeklinde ayrım yapılarak karar verilmesi gerektiğini, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, zararın oluşmasında bankanın kusuru bulunmadığını, munzam zararın somut kanıtlarla ispatı gerektiğini, belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Dava, davalı ...Ş.'nin külli halefi olduğu Egebank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği, gönderilen paranın mahkeme kararı ile davacı tarafından geri alındığı, dava ve icra takibi sonucu geçen süreçte davacı parasını temerrüt faizi ile tahsil etmişse de davacının tahsil ettiği paranın enflasyon karşısında eridiği, bu itibarla davacının temerrüt faizini aşan munzam zarara uğradığı iddiasına dayalı alacak davasıdır. Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Aşkın (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, 6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla, alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu kapsamda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Davacı, dava dilekçesi ile bankaya yatırdığı parayı mahkeme kararı ve icra dosyası vasıtasıyla geç tahsil etmesi nedeniyle paranın enflasyon karşısında eridiğini ileri sürmüş olup, somut bir maddi zarara uğradığını ileri sürmemiş ve parasını geç tahsil ettiği için temerrüt faizini aşan somut bir maddi zarara uğradığını ispat edememiştir. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davacının başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ve fer’i müdahil TMSF vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekili ve fer'i müdahil vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ve fer'i müdahil TMSF'ye verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava; 818 sayılı Borçlar Kanunu 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez.
Anayasa Mahkemesinin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187/2 maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu TCMB'nin değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan ilkelere uygun olarak oluşturulan kararın onanması gerektiğinden aksi yöndeki çoğunluk bozma gerekçelerine katılmıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2022/4907 E., 2023/6982 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
yattığı tarihten itibaren avans faizi işletildiğini, müvekkilinin munzam zararının meydana geldiğini, açılan işbu davanın yalnızca müvekkilinin Egebank A.Ş.'ye yatırdığı 108.431,11 TL, 133.654,97 TL ve 37.000,00 TL mevduat alacakları için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde düzenlenen munzam zararın tazmini için açıldığını belirterek müvekkilinin Egebank A.Ş.
11. Hukuk Dairesi 2022/4907 E. , 2023/6982 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2212 Esas, 2022/801 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2019/397 E., 2021/435 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 28.11.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı Ing Bank A.Ş. vekili Avukat ... ile fer'i müdahil TMSF vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'in Egebank A.Ş.'nin Altunizade Şubesine 08.10.1999 tarihinde 108.431,11 TL, 19.10.1999 tarihinde 37.000,00 TL, 20.10.1999 tarihinde 200.000,00 USD ve 25.11.1999 tarihinde 133.654,97 TL parasını vadeli olarak yatırdığını, yatırılan paranın davalı bankanın kasıtlı yönlendirmesiyle KKTC'de paravan olarak kurulan Egebank Off Shore Ltd. adlı bankaya ait hesaba aktarıldığını, 21.12.1999 tarihinde BBDK tarafından banka yönetimine el konularak Egebank A.Ş.'nin bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığını, Egebank A.Ş.'nin önce Sümerbank A.Ş. ile birleştiğini, Sümerbank A.Ş.'nin çatısı altında birleşen bankalarla birlikte Oyakbank A.Ş.'ye satıldığını, Oyakbank A.Ş.'nin de davalı ...Ş.'ye devredildiğini, bankaya el konulmasından sonra dava dışı temlik eden Ali Kalındudak'ın mevduatının "Egebank Off Shore Ltd." adlı bankaya aktarıldığı ve off shore mevduatlarının sigorta kapsamında olmadığı gerekçesiyle ödenmediğini, kanuni halef olan İng Bank A.Ş.'ye karşı tazminat davaları açıldığını, açılan davaların kabul edildiğini, kararın harçlar yönünden düzelterek onandığını, alacakların 17.11.2014 tarihinde tahsil edildiğini, müvekkilinin davalı bankadan olan alacağını, temerrüt tarihinden yaklaşık 15 yıl sonra tahsil edilebildiğini, Mahkeme tarafından hükme bağlanan alacağın sadece asıl alacak kısmına bankaya yattığı tarihten itibaren avans faizi işletildiğini, müvekkilinin munzam zararının meydana geldiğini, açılan işbu davanın yalnızca müvekkilinin Egebank A.Ş.'ye yatırdığı 108.431,11 TL, 133.654,97 TL ve 37.000,00 TL mevduat alacakları için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde düzenlenen munzam zararın tazmini için açıldığını belirterek müvekkilinin Egebank A.Ş.'nin Altunizade Şubesi'ne 08.10.1999 tarihinde yatırdığı 108.431,11 TL, 19.10.1999 tarihinde yatırdığı 37.000,00 TL ve 25.11.1999 tarihinde yatırdığı 133.654,97 TL'nin o tarihteki satın alma gücü ile daha önce hüküm altına alınan ve tahsil edilebilen tutar bakımından oluşan munzam zararın tespitiyle şimdilik 1.000,00 TL'nin davalı bankadan hükmen tahsiline, hüküm altına alınan alacağa tahsil edildiği tarih olan 17.11.2014'ten itibaren temerrüt faizi işletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre itirazlarında bulunduklarını, hisse devir tarihinden önceki işlemlerden kaynaklanabilecek her türlü borcun TMSF tarafından üstlenilmesi sebebiyle sorumlu olmadığını, davacının müvekkili bankaya yönelttiği taraf sıfatını TMSF'ye yönelterek müvekkili bankanın taraf sıfatından çıkartılarak müvekkili yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, off shore hesaplarına yatan paralara ilişkin olarak açılmış olan munzam zarar davalarının müvekkili açısından reddedilerek Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından onandığını, icra dosyalarında borcun ödendiğini, davacının munzam zarar talebini sadece enflasyona dayandırdığını ve başka bir zarar nedeni göstermediği gibi zararın ispatına yönelik de herhangi bir kanıt sunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde; davacının iddia ettiği zararı ve miktarını kanıtlamadığını, zararın dayanağını açıklamadığını, Mahkemece davacıya ödenmesine hükmedilen tutarın ödendiğini, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Fer'i Müdahil OYAK vekili cevap dilekçesinde; davacının muhtemel kâr ya da farz edilen gelir gibi somut olay gerçekliğine dayanmayan bir takım tespitlerin kapsamında talep ettiği munzam zararının gerçekliğe dayanmadığını, davanın asıl muhatap olan TMSF'ye tevcih edilmesi gerektiğini savunarak reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, devralan bankaya yatırdığı paranın geç ödenmesinden doğan somut ve şahsi bir zararın varlığına dayanmadığı, salt paranın yatırıldığı tarihte elde edilmesi muhtemel olduğu ileri sürülen mal varlığının yaşanan yüksek enflasyon sebebiyle artık edinilememesine, yani genel olguya dayalı olarak davasını açtığı, o hâlde davacının geç ödenen para sebebiyle somut bir zararının doğduğunu kanıtlayamadığı, davacının davasında haklı dayanak bulunmadığı, iddia edilen munzam zarar koşullarının oluştuğunun ispat bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine, 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin, karar kesinleştiğinde davacıdan tahsili ile Devlet Hazinesi'ne gelir kaydına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yargıtay kararlarında, enflasyonist ortamda bireyin parasını atıl vaziyette tutmayacağının karine olarak kabul edilmesi gerektiğinin, somut ispat rejiminin aranmaması gerektiğinin, enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının istikrar kazandığı dönemde ise somut ispat rejiminin aranması gerektiğinin belirtildiğini, 1999 yılında yatırılan para ile 2014 yılında tahsil edilen paranın satın alma gücünün aynı olmadığını, munzam zararın oluştuğunu, adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlâl edildiğini, Anayasa Mahkemesi kararının değerlendirilmediğini belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının zararın ne şekilde oluştuğunu somut olarak ispat etmesi gerektiği, mevduatı zamanında almış olsaydı, farklı yatırım araçlarında değerlendirileceği, daha fazla bir miktara ulaşacağı gibi bir takım farazi varsayımlar üzerinden davanın kabul edilmesi gerektiği yönündeki talebin, hukuk normuna ve normun uygulanışına uygun olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi hükmüne dayalı olarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davacı harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/1608 E., 2024/5762 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
li birleşen dava dilekçesinde; davalıların şirketten usulsüzce çektikleri paralar nedeniyle şirketin tasfiye haline girmesinden kaynaklı ticari kayıplarından dolayı şimdilik 175.000,00 TL ve faiz ile karşılanamayan munzam zararına karşı da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi uyarınca şimdilik 175.000,00 TL toplam 350.000,00 TL'nin avans faizi ile birlikte davalı
11. Hukuk Dairesi 2024/1608 E. , 2024/5762 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/51 Esas, 2021/742 Karar
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın reddi
Taraflar arasındaki yöneticilerin sorumluluğu nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalılardan ...'ün müvekkili şirketin ortağı olduğunu, aynı zamanda mali işlerini yönettiği dönemde şirket müdürlüğüne atanan davalı ... ve ... ile anlaştığını, davalıların şirketin parasını bankalardan tahsil ederek zimmetlerine geçirdiklerini, şirketin mallarını da şirketin Atatürk Hava Limanı Serbest Bölgesi Şubesi'ne göndermiş gibi gösterip, yine aynı şubeden BNB AkDresdner Finansal Kiralama A.Ş.'ye satışını yaparak, anılan şubeden fatura keşide ettiklerini, faturayı şirket kayıtlarına intikal ettirmediklerini, satış yapılan şirketten gelen bedelleri ise şirketin hesabı olmakla birlikte aktif olarak kullanmadıkları Anadolu Bankası ... Şubesi'ne 08.09.2004 tarihinde 570.403,00 USD'yi 13.09.2004 tarihinde 600.000,00 USD'yi transfer ederek, yine 08.09.2004 ve 13.09.2004 tarihlerinde anılan bankadan nakden çekmek sureti ile zimmetlerine geçirdiklerini, davalıların toplam 1.170.403,00 USD'yi kendi aralarında pay ettiklerini ve şirket hesaplarına intikal ettirmediklerini ileri sürerek, 1.170.403,00 USD'nin davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davalıların şirketten usulsüzce çektikleri paralar nedeniyle şirketin tasfiye haline girmesinden kaynaklı ticari kayıplarından dolayı şimdilik 175.000,00 TL ve faiz ile karşılanamayan munzam zararına karşı da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi uyarınca şimdilik 175.000,00 TL toplam 350.000,00 TL'nin avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalılar vekili cevap dilekçesinde; şirketin zararı bulunmadığını, dava konusu paraların şirket kayıtlarına girdiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Birleşen davada davalılardan ... ve ... cevap dilekçesinde; yetki ve zamanaşımı itirazı yanında iddia edilen zararın oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Diğer davalı ... usulüne uygun tebliğe rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılardan ...'in 08.04.2002 tarihli yönetim kurulu kararı ile mali işlerden sorumlu genel müdür olarak atandığı, 26.06.2003 tarihli genel kurul toplantısında ...'in 1 yıl süre ile denetçi seçildiği, yönetim kurulunun 30.03.2004 tarihli 2004/03 no.lu kararı ile ... ile ...'ın şirkete müdür olarak atandıkları ve müşterek imzaları ile her hususta şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, bu kararın sicil gazetesinde 06.04.2004 tarihinde ilan edildiği, 27.08.2004 tarihli yönetim kurulu kararıyla hava limanı serbest bölgesi için ... ve ...'ın 3 yıl süre ile müdür olarak atandıkları, 12.11.2004 tarihinde ise müdürlükten alındıklarını, davalı ...'ün 11.05.2004 tarihli genel kurulda tespit edilen yeni ortak ve paylara göre ortaklığa girdiği, şirket yönetiminde bulunmadığı ve müdür olarak çalışmadığı, ancak şirket ortağı olan dava dışı Aytaç Biter ve H. ... Özer adlı kişiler ile "18.11.2004 tarihli müşavirlik sözleşmesi" ve aynı tarihli "hisse devir sözleşmesi" tanzim edildiği, davalı ...'ün sözleşme nedeniyle davacı şirketi zarara uğrattığına dair bir bulgu, tespit ya da belgeye rastlanmadığı, Ayrıca İstanbul 1.Ağır Ceza Mahkemesi 2007/392 E. sayılı dosyasına sunulan 25.10.2010 tarihli bilirkişi raporunda, 20.01.2009 tarihli Masak raporunda 13 parti halinde çekilen paraların şirkete getirilmediği, ..., ... Gür, ... ve ... tarafından paylaşılarak kendilerinin ve yakınlarının hesaplarına yatırıldığı iddialarını doğrulayacak yeterli ve somut kanıt bulunamadığının belirlendiği, bankadan çekilen toplam 1.170.403,00 USD'nin şirket kayıtlarına intikal ettiği, kasa besabına alınması gerekirken avans hesabına alındığı, Masak raporu ve dava dosyasındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde bu tutarın gizli ortaklara pay dağıtımı niteliğinde olduğu, şirket kayıtlarından nasıl çıkarıldığının somut olarak tespit edilemediği, ancak dosyada mevcut delil ve belgelerin incelenmesi sonucunda şirketi zarara uğrattıklarına dair somut bir duruma ulaşılmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Yargıtay Kararı
Dairenin 17.07.2023 tarih, 2022/4461 E. ve 2023/4517 K. sayılı kararıyla, mahkemece uyulan Dairemizin 29.05.2014 tarih, 2013/2776 E. ve 2014/10008 K. sayılı bozma ilamında davalı ...'in de diğer iki davalının sorumluluğunu üstlendiğinin açıkça belirtildiği, bozmaya uyulmakla davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, davalılardan Zeynel'in diğer davalıların sorumluluklarını üstlendiği gözetildiğinde (müşavirlik sözleşmesi) tüm davalıların sorumluluklarının aynı esaslara göre değerlendirilmesi gerektiği, davacı şirket yöneticisi olan davalılar ... ve ... tarafından imzalanan ödeme talimatları doğrultusunda banka nezdindeki şirket hesabından 570.403,00 USD 08.09.2004 tarihinde, 600.000,00 USD 13.09.2004 tarihinde davalı ... tarafından çekildiği, şirket kayıtlarında bu paranın sipariş avansı olarak verildiği gösterilmiş olmasına rağmen, karşılığında herhangi bir mal alındığına dair kayıt ve belge tespit edilemediği, hal böyle olunca davacı şirketin zarar gördüğünü ispatladığının kabulü gerektiği, ancak davalıların zararın meydana gelmesinde kusurlarının bulunmadığını ispatlayamadığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulmasna karar verilmiştir.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ile davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
1.Davalı ... vekili; davacının iddia ettiği gibi şirket zararının söz konusu olmadığını, bankadan çekilen paranın şirket hesaplarına girdiğini, ortakların talebiyle onlara dağıtıldığını, Masak raporunda ve ceza dosyasında bulunan bilirkişi raporunda da ifade edildiği gibi paranın müvekkili zimmetinde bulunmadığını, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın düzeltilmesini ve Mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili; şirket zararının söz konusu olmadığını, bankadan çekilen paranın şirket hesaplarına girdiğini, ortakların talebiyle onlara dağıtıldığını, Masak raporunda ve ceza dosyasında bulunan bilirkişi raporunda da ifade edildiği gibi paranın müvekkili zimmetinde bulunmadığını, şirketin muhasebe kayıtlarının geçmişe dönük olarak değiştirildiğini, müvekkilinin yönetici yada müdür olmadığını, sözleşmelerle müdürlerin işlemlerinin sorumluluğunu üstlendiğinin söylenemeyeceğini, kaldı ki müşavirlik sözleşmesinin de feshedilmiş olduğunu, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın düzeltilmesini ve Mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 342 nci maddesi uyarınca açılan sorumluluk davası, birleşen dava davalıların eylemleri nedeniyle uğranılan sair ticari zararlar ve munzam zarar istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, davacı şirket yöneticisi olan davalılar ... ve ...'ın davacı şirketin zararına sebep olup olmadıkları, öyleyse şirket yöneticisi olan davalıların zarardan sorumlu olup olmadıkları ile diğer davalı ...'ün yöneticilerin sorumluluğunu üstlenip üstlenmediği ve dolayısıyla bu davalının da yöneticilerle birlikte şirkete karşı sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 342 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Alınması gereken karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına ve 3506 sayılı Kanun ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 2.505,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenlerden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine,
10.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Tacir (T), ticari işletmesi için makine üreticisi (Ü)'den 500.000 TL bedelle bir makine satın almıştır. Sözleşme uyarınca (T), bedeli 1 Mart tarihinde ödemesi gerekirken ödememiş ve ihtar üzerine temerrüde düşmüştür. Alacaklı (Ü), (T)’nin temerrüdü sebebiyle bu parayı ticari faaliyetlerinde kullanamamış ve bu süreçte ülkedeki yüksek enflasyon oranları ile kaçırdığı yatırım fırsatları nedeniyle, yasal olarak talep edebileceği temerrüt faizinin çok üzerinde bir zarara uğradığını mahkemede ispatlamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve kaynak metinlerdeki hukuki muhakeme dikkate alındığında, alacaklı (Ü)'nün temerrüt faiziyle karşılanamayan bu ek zararını talep etmesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Munzam zarar olarak adlandırılan bu talep için (Ü)'nün, (T)'nin temerrüde düşmekte ağır kusurlu olduğunu ayrıca ispatlaması gerekir.
B) Aşkın zarar talebi, temerrüdün kusura bağlı bir sonucu olduğundan, borçlu (T) temerrüde düşmekte kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat ederek bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir.
C) Alacaklı (Ü), ticari işlerde uygulanan avans faiz oranının zaten yüksek olması sebebiyle, temerrüt faizini aşan zararını ancak sözleşmede bu yönde açık bir hüküm (ceza koşulu) varsa talep edebilir.
D) Gecikme tazminatı niteliğindeki bu zarar, temerrüt faizi gibi borçlunun kusurundan bağımsız, objektif bir sorumluluk doğurur ve alacaklının sadece zararını ispatlaması yeterlidir.
E) Borçlu (T)'nin temerrüdü sebebiyle ana para borcu sona erse dahi, munzam zarar alacağı bağımsız bir talep hakkı olarak varlığını sürdürür, ancak bu alacak için ayrıca temerrüt faizi işletilemez.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.