6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 123

Türk Borçlar Kanunu 123. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 123- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir. b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2022/4256 E., 2023/3843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
aşvuru dilekçesinde; davanın ve ıslah ile arttırılan kısmın zamanaşımına uğradığını, imar uygulaması nedeniyle dükkanının inşa edilemediğini, müvekkilinin bu hususta bir kusuru bulunmadığını, öte yandan davadan önce gönderilen ihtarnamenin TBK 123 üncü maddesi kapsamında mehil niteliğinde olduğunu, bundan kısa bir süre sonra dava açıldığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
6. Hukuk Dairesi         2022/4256 E.  ,  2023/3843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/623 E., 2022/989 K. DAVA TARİHİ : 13.02.2018 HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/69 E., 2022/60 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.11.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen günde gelen davalı vekili Avukat Ebru Küçükcici ile davacı vekilleri Avukat ... ve Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde 7 adet daire ve 1 adet dükkanın, arsa sahibi olan müvekkiline 2009 yılının Haziran ayına kadar teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, 7 adet dairenin teslim edildiğini, dükkanın ise henüz teslim edilmediğini, müvekkilinin bu nedenle kira kaybına uğradığını ve cezai şart alacağı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, bir adet dükkanın teslimine, teslim mümkün olmadığı takdirde rayiç değerinin tespiti ile şimdilik 450.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline, bu dükkan için 2011 yılı Haziran ayından itibaren toplam 50.000,00 TL kira bedelinin davalıdan tahsiline ve 10.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla kira bedeli talebini 101.351,88 TL’ye, ceai şart bedeli talebini 270.480,00 TL’ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, dükkanın teslim edilmemesinde yüklenicinin kusuru bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenici sözleşmede teslimi kararlaştırılan dükkanı süre içerisinde teslim etmediğinden, davacı arsa sahibinin bu dükkanın rayiç bedelini talep edebileceği, sözleşmede tarafların yükümlülüklerine aykırı hareket etmeleri halinde, diğer tarafa yapım bedelinin iki katı kadar cezai şart ödeyeceklerinin düzenlendiği, ceza yanında ayrıca gecikme tazminatı (kira tazminatı) istenebileceğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığından, davacı arsa sahibinin ancak cezayı ve varsa cezayı aşan zararını talep edebileceği, davacının aşan zararını ispat edemediği, bu durumda dükkanın yapım maliyetinin (135.500,00 TL) iki kadar cezai şart isteyebileceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile dükkanın rayiç değeri olarak tespit edilen 240.000,00 TL’nin teslimi gereken tarihten (02.06.2009) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, cezai şart alacağının karşılığı olarak 271.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının gecikme tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dükkan bedelinin düşük belirlendiğini, tespit olunan kira bedelinin de düşük kaldığını, kira bedeli cezai şart miktarını aştığından kira bedeline de hükmedilmesi gerektiğini, sözleşme uyarınca tüm bina maliyetinin iki kadar cezai şart verilmesi gerekirken mahkemece dükkanın yapım maliyetinin iki kadar cezaya hükmedildiğini ileri sürmüştür. 2.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; imar durumu değişikliği nedeniyle dükkan yapılamadığını, bunda müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın seçimlik cezai şart olduğunu, aynen ifa ve seçimlik cezai şartın birlikte istenemeyeceğini, dükkan bedeline ilişkin faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini, cezai şart miktarının fahiş olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenicinin dükkanı teslim etmediği sabit olduğundan, dükkan bedelinin davalı yükleniciden tahsiline hükmedilmesinin isabetli olduğu; fakat bununla birlikte dava tarihinden önce temerrüde düşürülmediğinden, bu alacak yönünden dava tarihinden itibaren faizi hükmedilmesi gerektiği, dava tarihi itibariyle henüz teslim gerçekleşmediğinden davacı yararına teslimi gereken tarihten dava tarihine kadar gecikme tazminatına hükmedilmesi gerektiği, sözleşmede kararlaştırılan cezanın TBK 179/1 inci maddesinde ifade edilen seçimlik ceza olduğunu, sözleşmenin aynı ifası kapsamında dükkan bedelini isteyen davacının, sözleşmede aksine hüküm bulunmadığından, seçimlik ceza isteyemeyeceği gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesis edilerek, buna göre; davanın kısmen kabulü ile 240.000,00 TL dükkan bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 101.500,00 TL gecikme tazminatının, 50.000,00 TL’sinin dava, kalan kısmın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının cezai şart alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; taşınmaz bedelinin ve mahrum kalınan kira bedelinin düşük belirlendiğini, cezai şartı aşan kira kaybı zararı bulunduğunu, sözleşmede kararlaştırılan cezanın seçimlik ceza değil ifaya ekli ceza olduğunu, bu nedenle dükkan bedeli ile birlikte istenebileceğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; davanın ve ıslah ile arttırılan kısmın zamanaşımına uğradığını, imar uygulaması nedeniyle dükkanının inşa edilemediğini, müvekkilinin bu hususta bir kusuru bulunmadığını, öte yandan davadan önce gönderilen ihtarnamenin TBK 123 üncü maddesi kapsamında mehil niteliğinde olduğunu, bundan kısa bir süre sonra dava açıldığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı alacak, cezai şart ve gecikme tazminatı ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Borçlar Kanununun 125, 149, 179, 478 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1.1. Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı aynen ifa ya da bedelinin tahsili, cezai şart ve gecikme tazminatı istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesine göre “Taraflar sözleşme hükümlerine aykırı hareket etme durumlarında buna sebebiyet veren taraf mahkeme tarafından tespit edilecek, bina maliyetinin iki katı cezaya çarptırılmakla yükümlü tutulacaktır." hükmüne yer verilmiştir. Burada kararlaştırılan cezai şart türü, sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçları Kanunu’nun 158/1 inci maddesinde (TBK’nın 179/1) düzenlenen seçimlik cezadır. Anılan düzenleme uyarınca, bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Bir başka deyişle sözleşmenin ifasını isteyen taraf aksi sözleşmede açıkça yazılı olmadığı sürece cezayı, ceza isteyen ise ifayı isteyemez. Alacaklı, seçimlik hakkını kullandığında artık bununla bağlıdır. Yenilik doğurucu hak niteliğinde olduğundan seçim hakkını kullanma halinde bu haktan diğer tarafın rızası olmadığı sürece vazgeçilmesi mümkün değildir. Somut olayda, sözleşmeye konu dükkanın teslimi, bu olmazsa rayiç bedelinin tahsili talep edildiğinden, artık seçimlik ceza talep edilebilmesi mümkün değildir. Davacı arsa sahibi seçim hakkını borcun ifası yönünde kullanmıştır. İstinaf dairesince, bu husus gözetilerek, cezai şart talebinin reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. 1.2. Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.1. Davalı tarafın, diğer temyiz itirazlarına gelince; 2.2. Davalı taraf hem dava dilekçesine ve hem de ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 2.3.Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi, eser sözleşmesi ile birlikte satış vaadi sözleşmesinden oluşan karma bir akit olup eksik işler ve ayıplı imalâtların giderim bedeli, gecikme tazminatı ve cezai şart alacaklarında zamanaşımı süresi genel kural olarak sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 126/4 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6 ncı maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. 2.4.Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, inşaatın kararlaştırılan tarihte tesliminin gerçekleştirilememesi durumunda, yüklenici borçlu temerrüdüne düşer ve arsa sahibinin TBK’nın 125 inci (BK’nın 106/2) maddesince seçimlik hakkı doğar. Arsa sahibi bu seçimlik hakkını, geciken ifayı beklemek ve gecikme tazminatını istemek yönünde kullanmış ise sözleşmeyi feshetmeden, ileride olası eksik-ayıplı işlere ilişkin alacağının muacceliyetini fiili teslime kadar erteleyerek, gecikme tazminatı alacağını her ay sonu itibariyle talep veya dava ederek, eserin teslimini bekleyebilir. Başka bir anlatımla, bu alacaklarını talep veya dava etmek için eserin yüklenici tarafından teslimini beklemek zorunda değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamaz. Nitekim, TBK’nın 149 uncu maddesi, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten başlayacağını açık bir şekilde belirtmiştir. 2.5.Zamanaşımının, eserin tesliminde başlatılmasını öngören TBK’nın 478 inci maddesi (BK’nın 363), gecikme tazminatına değil, kusura ve dolayısıyla eksik işlere ilişkin olup, madde metninde bu açıkça belirtilmiştir. Bu kural doğrudur; zira, ayıplı ve eksik işler alacağı, ancak teslim tarihinde muaccel (dava edilebilir) hale gelir. Çünkü, ayıp ve eksik işlerin parasal karşılıklarını istemek için, TBK’nın 125 inci maddesinde belirtilen ilk seçimlik hak doğrultusunda, eserin teslimini beklemek gerekir ki, eser teslim edilir edilmez mutâd sürede o eseri muayene edip, eksik-ayıplı işler var mı, yok mu, varsa parasal karşılıklarının ne olduğu tespit edilebilsin. Sonuç olarak gecikme tazminatında zamanaşımı süresi bağımsız bölümün teslim edildiği tarihten değil, teslim edilmesi gereken tarihten itibaren başlar. O halde arsa sahibi teslim edilmesi gereken tarihteki gecikilen her ay için zararını davayla isteyebileceğine göre her geçen ay zararı o ayın sona ermesiyle istenebilir bir başka deyişle muaccel hale gelir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 gün 2013/8510 E; 1907 K. sayılı ilamı da bu yöndedir. 2.6.İstinaf dairesince hükme esas alınan 20.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda, dairelerin teslim edilmesi gereken tarih olarak belirlenen Haziran 2009 ile dava tarihi olan 13.02.2018 tarihleri arası için toplam 101.351,88 TL gecikme tazminatı hesaplanmıştır. 2.7. Dava 13.02.2018 tarihinde açılmış olup, yukarıdaki açıklamalara göre bu tarihten geriye doğru 5 yılın sona erdiği 13.02.2013 tarihinden öncesi döneme ilişkin gecikme tazminatı alacakları zamanaşımına uğramıştır. Öte yandan, dava 02.09.2021 tarihinde ıslah edilmiş olup, bu tarihten geriye doğru 5 yılın sona erdiği 02.09.2016 tarihi itibariyle de ıslah edilen kısımlar yönünden alacak zamanaşımına uğramıştır. 2.8. Bu durumda, hükme esas alınan 20.08.2021 tarihli bilirkişi raporunun üçüncü sayfasında gösterilen tabloya göre, hesap edilen toplam 101.351,88 tutarındaki gecikme tazminatının, 13.02.2013 tarihinden öncesine ilişkin toplam 35.697,00 TL’lik kısmı dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramıştır. Davacının, dava tarihi itibariyle talep edebileceği toplam tutar 65.654,88 TL olup, bunun 50.000,00 TL’sinin dava, geriye kalan 15.564,88 TL’sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi gerekir. İstinaf dairesince, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı tarafın tüm, davalı tarafın diğer temyiz itriazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı tarafın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Soykaya İnşaat Mekanik Tesisat İmalat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi'ne iadesine, Aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (3)

3. Hukuk Dairesi, 2022/8308 E., 2023/1314 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
kme cezasının ise müspet zarar kalemleri arasında olduğu, sözleşme serbestisi uyarınca taraflar arasında her iki zarar kalemin seçimlik olarak değil, aynı anda istenebileceğinin kararlaştırılabileceği, nitekim taraflar arasında da bu yönde TBK'nın 123'üncü maddesinin aksinin kararlaştırıldığı, davacının kendisine yapılan 327.500 TL ödemeden, fatura ettiği müspet zararını da mahsup edebileceği, her
3. Hukuk Dairesi         2022/8308 E.  ,  2023/1314 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/514 E., 2022/1510 K. DAVA TARİHİ : 19.07.2016 KARAR : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceylanpınar Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi SAYISI : 2016/320 E., 2019/257 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; 18.12.2015 tarihinde açık artırma usulü ile satış ihalesi yapıldığını, ihale şartnamesine göre ürünlerin 5 parti halinde satışa çıkartıldığını, davalının bunlardan 2 partiyi en yüksek teklif vererek aldığını, ihalenin akabinde ihaleyi kazanan davalı ile davacı arasında 23.12.2015 tarihinde toplam 350 ton mercimeğin satışına dair 1.458.100 TL tutarlı sözleşme imzalandığını, ihalede satılan mercimeklere ait son ödeme gününün 29.12.2015 tarihi olmasına rağmen davalı son ödeme tarihinde mercimek bedelini yatırmadığından sözleşmenin feshedildiğini, tekrardan ihaleye gidilerek ilk ihalenin feshi tarihinden yaklaşık 1 ay sonra 22.04.2016 tarihinde Şanlıurfa Ticaret Borsasında pazarlık usulü ile ilk ihaleden kalan toplam 350 ton mahsul temiz mercimeğin işletmelerinin ihale komisyonun kararı ile dava dışı Yamanoğlu Gıda Tar. San. Tic. Ltd. şirketine ihale edildiğini, bu ikinci ihalenin usulüne uygun olarak karşılıklı taahhütlerin yerine getirilmesiyle kesinleşip sona erdiğini, iki ihale arasındaki fiyat farkının 247.800 TL olduğunu, davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacaklı olduğunu, ihaleler arasında oluşan fiyat farkından ihale şartnamesi hükümlerine göre davalının sorumlu olduğunu belirterek, şimdilik 158.559,04 TL'nin 20.05.2016 tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı, 350 ton ürün satın aldığını, ihaleye girmeden önce şartnamede belirlenen bedelin %10 oranı tutarında kati teminat yatırdığını, ekonomik anlamda dara düştüğünü, almış olduğu ürünlerin fiyatlarında yüksek miktarda düşüşler yaşanması üzerine iflasın eşiğine geldiğini, olumsuz koşullar nedeni ile sözleşmeden vazgeçtiğini, ihaleden çok önce Siverek 1. Noterliğinden vermiş olduğu vekaletname ile yetkilendirilen ....'in kendisinden habersiz ihaleye girdiğini, talebin dayanağı olarak gösterilen İhale Şartnamesinin 13/a-b maddelerinin hiç bir hukuki dayanağının bulunmadığını, ayrıca gecikme bedelinin fahiş olduğunu, iyi niyeti ile 18.12.2015 tarihinde Akbank Şanlıurfa Şubesinden Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü hesabına ödeme yaptığını, yine 29.12.2015 tarihinde Akbank Siverek Şubesinden Tarım İşletmeleri hesabına 275.000 TL ödeme yaptığını, davacıya borcu kalmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 2015 yılı mahsulü olan 350 ton temiz mercimek satışı için 18.12.2015 tarihinde ihale açtığı, yapılan ihalenin 1.458.100 TL bedel üzerinden davalının üzerinde kaldığı, davalı belirlenen süre içerisinde taahüdünü yerine getirmediğinden davacı kurum tarafından ihale feshedilerek yeniden ihale yapıldığı, bu ihalenin de 1.210.300 TL bedelle dava dışı şirket uhdesinde kaldığı, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre davacı kurumun birinci ihale ile ikinci ihale arasındaki bedel farkından dolayı oluşan zararını talep edebilmesi için davalının teklifinden sonraki en iyi ikinci teklifi ile ikinci ihale arasındaki farkın esas alınması ve zararın buna göre tespit edilmesi gerektiği dikkate alınarak, birinci ihalede davalıdan sonra en iyi teklifin 1.423.100 TL olduğu, bu bedelden ikinci ihale sonucu 1.210.300 TL ile yapılan ihale bedeli çıkarıldığında 212.800,00 TL bedel farkı hesaplandığı, ayrıca davalı sözleşmeye aykırı davranmasaydı tekrardan 8.296,60 TL karar pulu, 18.12.2015 tarihinde yapılan taahhütname gereğince kesilen 13.822,80 TL damga vergisi ve 09.03.2016 tarihinde sözleşmenin feshi neticesinde kesilen 27.558,10 TL damga vergisini ödemeyeceğinden toplamda 49.677,50 TL'nin de menfi zarar kalemi içerisinde yer alacağı, davacının 212.800,00 TL ve 49.677,50 TL olmak üzere toplamda 262.477,50 TL menfi zararının olduğu, davalının davacı hesabına yatırdığı toplamda 327.500 TL'nin menfi zarardan mahsubunun gerektiği, davacının 14.03.2016 tarihli 1288 sayılı yazısı sonucu davalı ile olan ihale feshedilerek 145.810 TL kati teminatın cezai şart olarak kaydedildiği, ihale şartnamesinin 8'inci maddesine göre ihalenin onaylanmasından sonra ihale tutarının %10'u üzerinden kati teminat alınacağı, kati teminatın mal bedelinden sayılmayacağı, müşterinin taahhüdünü yerine getirmesi durumunda iade edileceği, buna uyulmadığı takdirde protesto çekmeye ve hüküm ihtihsaline gerek kalmaksızın müşterinin taahhüdünü feshederek geçici teminatın cezai şart olarak kaydedileceği hükmü dikkate alındığında, bu hükmün sözleşmeye uymamanın müeyyidesi olduğu dolayısıyla menfi zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, menfi zarardan ayrı olarak istenebileceği, yine ihale sözleşmesinin 3'üncü maddesi ve ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre tespit edilen süre içerisinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağını, bu gecikmenin on günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatım talebi olmaması halinde mevcut kati teminatın irad olarak kaydedileceği ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye takabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartı ile işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminat cezai şart olarak irat kaydedilir hükmünün yer aldığı, görüleceği üzere, ihale şartnamesinin 13/c ve satış sözleşmesinin 3/c maddesinde hem gecikme cezası hem de cezai şart ibaresinin ayrı ayrı yer aldığı, taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağı, bu gecikmenin 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı uzatım talebi olmaması halinde ise mevcut kat-i teminatın cezai şart olarak irad kaydedileceği açıkça belirtilmiş, dava konusu olayda yüklenicinin fatura bedellerini ödemede gecikme göstermesi nedeniyle, idare tarafından şartname ve sözleşme gereği uyguladığı ceza, cezai şart olmayıp TBK'nın 125'inci maddesinin 1'inci fıkrası kapsamında gecikme tazminatı kapsamında değerlendirildiği, davalı ...'nın 26.01.2016 tarihli yazısında 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak 102.771,54 TL davalıdan istediği, davacı idarenin 14.03.2016 tarihli 23494983/1288 sayılı yazısı tetkikinde 23.12.2015 tarihinde yapılan sözleşmenin feshedilerek, kati teminatın ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre ceza-i şart olarak irat kaydedildiğini belirttiği, davacı idarenin son ödeme tarihinin 29.12.2015 tarihi olan sözleşmenin, davacının 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği dikkate alındığında, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak kesmiş olduğı 102.771,54 TL gecikme cezasının, müspet zarar içerisinde yer aldığı dolayısıyla menfi zarar kalemi içerisinde yer almadığı, davalının yatırmış olduğu 327.500,00TL'den 145.810 TL olan kati teminat çıkarıldığında davalının 181.690 TL'sinin davacı uhdesinde kaldığı, davacının 262.488,50 TL olan menfi zararından 181.690,00 TL çıkarıldığında davacının 80.798,50 TL menfi zararının olduğu kanaatine varılarak davanın kısmen kabulü ile 80.798,50 TL'nin temerrüt tarihi olan 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davalı taraftan mal bedeline yönelik olmayan ve ihale şartnamesi uyarınca çeşitli maksatlarla 298.259,04 TL tahsil edildiğini, ancak davalının toplamda müvekkili idarenin hesabına 327.500,00 TL yatırmış olması nedeniyle bu miktardan 298.259,04 TL tenzil edildiğini ve davalının müvekkili idare uhdesinde davalıya geri ödenmesi gereken 29.240,96 TL kaldığını, ilk ihalenin tasfiyesinin bu şekilde gerçekleştiğini, davalının yüklendiği ilk ihale bedeli 1.458.100,00 TL olduğuna göre bu miktardan ikinci ihale bedeli düşüldüğünde iki ihale arasında 247.800,00 TL bedel farkı bulunduğunu, yerel mahkemenin, gerekçeli kararda belirtildiği üzere öncelikle mezkur şartname maddesinin dışına çıkarak ilk ihalede davalının teklifinden sonra gelen en iyi teklifi esas alarak iki ihale arasındaki bedel farkını hesapladığını, davalının da katıldığı ilk ihalede davalıdan sonra gelen en iyi teklif 1.423.100 TL olduğu için bu miktardan ikinci ihalenin verildiği fiyat olan 1.210.300 TL tenzil edilerek 212.800,00 TL fark hesaplaması yapıldığını, oysaki bu uygulamanın hiçbir dayanağının olmadığını, iki ihale arasındaki bedel farkını yanlış hesapladığını, daha sonra ise taleplerinin dışına çıkarak taraflar arasındaki bütün hukuki ilişkiyi değerlendirme cihetine gittiğini, bu bağlamda menfi zarar değerlendirmesi yaptığını, bu durumun taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davalının müvekkili idare uhdesinde kalan parasının 181.690 TL olmayıp 29.240,96 TL olduğunu, iki ihale arasındaki bedel farkının ise 247.800 TL olduğunu, 247.800,00 TL davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacağı olduğunun tartışmasız olduğunu, bir an için herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilk ihaledeki en iyi ikinci teklif esas alınsa bile bu fark 212.800 TL olduğuna göre bu miktardan 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin davalıdan alacaklı olduğu miktarın 183.559,04 TL olarak hesaplanması gerektiğini, aksi şekilde hukukta ve şartnamede yeri olmadığı halde müvekkili idarenin şartname hükümlerini tatbik etmek suretiyle davalıdan almış olduğu gecikme cezası bedeli olan 102.771,54 TL'nin hiçe sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle verilen kısmen kabul kararının kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; gecikme bedelinin fahiş miktarda olduğunu, idareye toplam 327.500,00 TL ödeme yaptıklarını ve başkaca borçlarının kalmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve hatalı hesaplamalar yapıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kural olarak müspet zarar ile menfi zararın aynı anda istenemeyeceği, hak sahibi tarafından seçimlik haklardan birinin kullanılması gerekirse de sözleşmede bunun aksinin kararlaştırılabileceği, eş söyleyişle, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmayıp dolgu hüküm niteliğinde olduğu, taraflarca aksi durumun her zaman kararlaştırılabileceği, gerçekten de somut olayda, sözleşmenin eki mahiyetindeki şartnamenin 13'üncü maddesinde; ihale bedelinin yatırılmaması halinde (a) bendi gereğince cezai şart olarak kat'i teminatın davacı idare üzerinde kalacağı kararlaştırıldığı gibi (b) bendinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde iki ihale arasındaki fark bedelinin istenebileceği, (c) bendinde ise süresinde ihale bedeli ödenmemesi halinde gecikilen her gün başına 0,0015 oranında gecikme cezası alınacağı süre uzatım talebi halinde 30 günden fazla olmamak üzere cezalı ek süre verilebileceği ya da uygun görülmeyerek var olan mevcut kat'i teminatın irad kaydedileceğinin düzenlendiği, şartname hükümleri kapsamında ihale farkı bedeli menfi zarar kalemleri kapsamında olup, kat'i teminatın cezai şart kalemi, gecikme cezasının ise müspet zarar kalemleri arasında olduğu, sözleşme serbestisi uyarınca taraflar arasında her iki zarar kalemin seçimlik olarak değil, aynı anda istenebileceğinin kararlaştırılabileceği, nitekim taraflar arasında da bu yönde TBK'nın 123'üncü maddesinin aksinin kararlaştırıldığı, davacının kendisine yapılan 327.500 TL ödemeden, fatura ettiği müspet zararını da mahsup edebileceği, her ne kadar gecikme cezası 102.771,54 TL müspet zarar kalemleri arasında ise de, davalının yaptığı ödemeden bu miktar tenzil edilerek menfi zarar kalemi olan ihale fark bedelini istemesinde herhangi bir engel bulunmadığı, eş söyleyişle, davacı davalının yaptığı ödemeden şartname gereğince isteyebileceği müspet zarar kalemlerini düşmek suretiyle, yani TBK'nın 139'uncu maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca gecikme cezası alacağı ile takas etmek suretiyle bakiye menfi zararını, yani ihale fark bedelini isteyebileceği, nitekim, davacı vekilince takas mahsup iradesi gösterilerek bakiye 29.240,96 TL'in mahsubu suretiyle bakiye zararların talep edildiğinin belirtildiği, buna göre davalının yaptığı 327.500 TL ödemeden, davacının takas mahsup konusu yaptığı 102.771,54 TL şartnamenin (c) bendi gereğince gecikme cezası, 145.810,00 TL şartnamenin (a) bendi gereğince cezai şart, ilk ihale masrafları olarak 8.296,60 TL karar pulu, 13.822,80 TL damga vergisi, 27.558,10 TL damga vergisi olmak üzere cem'an 298.259,04 TL bedelin mahsubu neticesinde davacı nezdinde (327.500,00 TL - 298.259,04 TL =) 29.240,96 TL kaldığının anlaşıldığı, yukarıdaki paragraftaki ilkeler ışığında tespit olunan ihale fark bedeli 212.800 TL'den davacı nezdinde kalan 29.240,96 TL bedel tenzil edildiğinde talebi mümkün ihale fark bedeli menfi zarar kaleminin 183.559,04 TL olacağı sonucuna varıldığı, ilk derece mahkemesince davacının takas mahsup hakkı olduğu gözetilmeksizin müspet zarar kalemlerinin ayrıştırılarak 102.771,54 TL gecikme cezasının değerlendirme dışı bırakılmak suretiyle hatalı bir şekilde davacı alacağının eksik tespit edilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin istinaf başvurusu bu yönüyle yerinde görülerek kabul edildiği, eldeki davada ise talep edilen miktar 158.559,04 TL olduğundan HMK'nın 26'ıncı maddesince taleple bağlılık gözetilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; Ceylanpınar Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 03.12.2019 tarihli 2016/320 Esas, 2019/257 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile; ihale farkı bakiye bedeli(taleple bağlı kalarak) 158.559,04 TL'nin temerrüt tarihi 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf mahkemesinin kaldırma kararının temelinde, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmadığı ve taraflarca serbestçe değerlendirilebileceği, bu kapsamında menfi ve müspet zararın aynı anda istenebileceği kanaatinde bulunulduğu, işbu tespitin hatalı olduğunu, temerrüt durumunda hem menfi hem müspet zararın aynı anda istenebilmesinin mümkün olmadığı, kanunun sağladığı serbestinin sadece seçimlik hakların seçilmesi bağlamında söz konusu olabileceği, aksi bir kanaatin kanunun emredici hükmüne aykırılık oluşturacağını, davacının iddiasının somut olay bakımından haklı olup olmadığının tespiti için dava konusu ihalenin şartları, tarafların hak ve yükümlülükleri, ihalenin sona ermesinin sebepleri, bu sona ermede kimlerin kusurlu oldukları vb. çok çeşitli etmenlerin incelenmesinin gerektiğini, davalının ödemiş olduğu tutardan iki ihale arasındaki fark mahsup edildiğinde müvekkil lehine 114.700 TL tutarın ortaya çıktığını, müvekkil lehine kati teminat gelir olarak kaydedildiği halde yapılan hesaplamada kati teminat tutarının müvekkil aleyhine eksi değer olarak hesaplandığı, bilirkişi ek raporunda ise kati teminatın gelir olarak kaydedilemeyeceğinin belirtildiğini, eksik ve hatalı hesaplanan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve istinaf mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini, yine bilirkişi kök raporunda müvekkil tarafından yapılan ödemelerden iki ihale arasındaki fark mahsup edildikten sonra müvekkil lehine olan tutardan damga vergisi tutarı olarak 13.822,80 TL ve damga vergisi olarak ise 27.558,10 TL şeklinde iki farklı tutarın mahsup edildiğini, bilirkişi ek raporunda damga vergisinin mükerrer şekilde yazıldığını ve tutarların değişkenliği hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve yanlış değerlendirme yapıldığını, yerel mahkeme ve istinaf merciinin eksik rapora göre hüküm kurduğunu, davalı tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında, menfi ve müsbet zararların birlikte istenemeyeceği düşünüldüğünde, davalının, davacı idareye herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, iki ihale arasındaki farktan doğan zararın istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179 ila 182 nci maddelerinde düzenlenen ceza koşulu, borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle ceza koşulu, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının miktarını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Ceza koşulunun kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir. (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, TEKİNAY/AKMAN/ BURCUOĞLU/ALTOP, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 341-343). 2. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125'inci maddesinin birinci fıkrası hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Ceza koşulunun esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, ceza koşulunun diğer bir amacı da, ifayı engelleyen ceza koşulunda (dönme/fesih cezasında), borçlunun ceza koşulu ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır . 3. 6098 sayılı Kanunun "Ceza koşulu" üst başlığı altında düzenlenen "Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi" başlıklı 179'uncu maddesinde; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.” hükmünü içermektedir. Maddenin birinci fıkrasında seçimlik ceza koşulu düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere ceza koşulu kararlaştırılmış ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep eder. Seçimlik ceza koşulunda, aksi sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini isteyemeyecektir. İkinci fıkrada düzenlenen ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen ceza koşulu ise maddenin üçüncü fıkrasında hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat etme hakkı saklı tutulmuştur. Ceza koşuluna ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlâl durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya ekli ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür. İstisnası cezanın indirilmesiyle ilgili TBK’nın 182 nci maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde: “Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” denilmek suretiyle, bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. 3.Değerlendirme 1.Taraflar arasında imzalanan 18.12.2015 tarihli Mahsul Temiz Mercimek Tekrar Satış İhale Sözleşmesinin "Taahhüdün Süresi" başlıklı 3'üncü maddesinin (c) bendinde ve İhale Şartnamesinin "Taahhüdün Yapılmaması veya Eksik Yapılması" başlıklı 13'üncü maddesinin (c) bendinde; "Kabul edilen zorlayıcı sebepler dışında taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015(onbindeonbeş) gecikme cezası alınır. Bu gecikme 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatımı talebi olmaması halinde mevcut kati teminat cezai şart olarak irad kaydedilir. Ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye tekabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartıyla işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminatı cezai şart olarak irat kaydedilir." denilmiştir. 2. Somut olayda davacı, eldeki davada hem ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki gecikme cezasını hem de sözleşmeyi feshederek cezai şart olarak nitelendirdikleri kati teminat tutarının tahsilini istemiştir. Sözleşmede görüldüğü üzere taahhüdün süresinde yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015 (onbindeonbeş) gecikme cezası alınacağı veya süre uzatımı talebi olmaması, müşterinin talebinin uygun görülmemesi hallerinde mevcut kati teminatın cezai şart olarak irat kaydedileceği belirtilmiştir. Davacı sözleşmeyi feshettiğine göre artık aynı sözleşmeye dayanarak davalıdan ifaya ekli cezai şart talebinde bulunması mümkün değildir. O halde mahkemece davacının cezai şart olarak kararlaştırılan gecikme cezası olan 102.771,54 TL'ye yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlenirme ile bu talebin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Pesin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/844 E., 2023/7426 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
ğunu, temerrüt oluşsa bile, temerrüt ihtarının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nunda öngörülen noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla yapılması zorunlu şartlara uyulmadan yapıldığını, yine karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 123 üncü maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun)106 ncı maddesi) gereğince uygun bir s
11. Hukuk Dairesi         2023/844 E.  ,  2023/7426 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/529 Esas, 2022/542 Karar DAVALILAR : 1. ... 2. ... vekili Avukat ... Müveveffa ... Mirasçıları; 3. ... 4. ... 5. ... DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı Total Oil Türkiye A.Ş. ile imzalanan 18.03.2011 varlık devir sözleşmesine istinaden devir ve temlik mutabakatı imzalandığını, bu şekilde tüm hak ve yükümlülüklerin devir alındığını, davalılar hakkında oluşan alacağın tahsili için ipoteğin ilamsız paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçildiğini, davalıların itirazı ile takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve % 20 oranında icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Davalılar vekili cevap dilekçesinde: davacı tarafın icra takibi ve dava açma hakkının bulunmadığını, ipoteğin devri ile ilgili resmi bir işlemin Tapu Sicil Memurluğu huzurunda yapılmadığını, davacı tarafın Total Oil A.Ş. ile akdedilen sözleşme hükümlerine bağlı kalmayarak sözleşme hükümlerini ihlal ettiğini, salt varlık devri protokolüne dayalı olarak bir hak ve talepte bulunmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, ayrıca sözleşmenin tarafı olan ... tarafından davacı firma aleyhine açılan ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/181E. sayılı dosyasının da bekletici mesele yapılması gerektiğini, prim esaslarını uygulamamak için gaz sevkiyatı yapmadığını, sözleşmede belirtilen diğer hususları da ihlal ederek bu yönde muazara yaratarak sözleşmeyi ihlal ettiğini, bu hususta ... tarafından dava açıldığını, davanın açılmasından sonra icra takibi yapıldığını, Total Oil ile ... arasında akdedilen sözleşmelerde ton başına 380,00 TL Katma Değer Vergisi (KDV) prim bedeli olduğunu, Aygaz firması devir alana kadar sözleşmeye uygun şekilde Total Oil firmasından alımlarının yaparak prim faturalarının tanzim etmiş ve alacaklardan düşülmüş olduğunu, devir sonrası firmanın gaz sevkiyatı yapmadığını, taleplerinin geri çevrilerek, ton başına ödenen prim ödemelerinin yapmama amacında olduklarını, maddi ve manevi olarak zarara uğradıklarını, Aygaz firmasının devri aldığı tarihten sonra oluşan bir borç bulunmadığını, dolayısıyla 26.08.2012 tarihinden sonra likit olmuş muaccel hale gelmiş alacakları olmadığını, Total Oil Türkiye firması ile devri öncesi protokoller ile yapılan düzenlemede davacı tarafın alacak olarak ileri sürdüğü çek ve bonoların bedelsiz kaldığını, faize faiz işleterek, yüksek faiz oranı uygulamış olduğunu, alacaklı taraf ile cari hesap sözleşmesi olmadığını, Total Oil firması ile akdedilen protokoller ile ton başına primler ile borcun ödenmesinin kararlaştırıldığını, ancak Aygaz firmasının tasfiye protokollerini uymadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2016 tarih, 2013/192E. ve 2016/181K. sayılı kararı ile taşınmaz maliki ipotek borçluları ... ve ...’in, ...’in Total … A.Ş. nezdinde doğmuş ve doğacak borçları için taşınmaz rehni verdikleri, bu sebeple ipotek limitleri ile sorumlu oldukları, mahkemece bilirkişi raporunun alındığı, ... tarafından verilen 250.000,00 TL bedelli ipoteklerde, ipotekli alacağa % 10 oranında faiz uygulanacağının kararlaştırıldığı, ... tarafından verilen diğer ipoteklerde faiz kaydının bulunmadığı, ancak asıl borçlunun % 6 oranında gecikme faizi ödeyeceğinin sözleşmede kararlaştırıldığı, bu sebeple 250.000,00 TL için %10 ve kalan borç için % 6 oranında gecikme faizi hesaplanması gerektiği, bilirkişi raporunda asıl borçlu için borcun tamamı üzerinden temerrüt faizi hesaplanmış ise de, 250.000,00 TL düşülerek kalan borç için aylık % 6 üzerinden temerrüt faizi hesaplanması gerektiği, bu yanlışlığın ek rapor alınmaksızın mahkemece yapılan hesaplama ile giderildiği, ...’in 565.000,00 TL ipotek limiti aşılmamak üzere borçtan sorumlu olduğu, asıl borçlu ...’in 23.10.2012 tarihinde temerrüde düştüğü, bu şekilde asıl borçlu ...’in toplam 70.038,39 TL işlemiş faizden sorumlu olduğu, vade farkı asıl alacak hükmünde olduğundan faize faiz yürütülmesinin söz konusu olmadığı, alacağın tamamına % 120 faiz işletilmesinin söz konusu olamayacağı, limit ipoteği söz konusu olduğundan limitin aşılamayacağı, toplam ipotek limitinin 625.000,00 TL olduğu, ancak 651.150,00 TL borç için takip yapıldığı, limiti aşan kısım için itirazın iptali isteminin reddi gerektiği, davalılardan ...’nın takibe itirazının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. Davalılar ... ve ... vekilince temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Kapatılan 19. Hukuk Dairesinin 07.03.2019 tarih, 2018/61E. ve 2019/1473K. sayılı kararı ile“..Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu incelemesi davacı ...Ş. ile devir eden dava dışı Total Oil Türkiye A.Ş.’nin ticari defterleri üzerinde yapılmıştır. Yalnızca davacı ...Ş. ile devir eden dava dışı Total Oil A.Ş.’nin ticari defterlerine dayalı olarak yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınamaz. Bu sebeple mahkemece tarafların (davacı ...Ş., devir eden dava dışı Total Oil Türkiye A.Ş. ve davalı ...’in) ticari defterlerini karşılıklı inceleyen, davalı ... tarafından ticari defterlerin sunulmaması halinde davacı ...Ş. ile devir eden dava dışı Total Oil Türkiye A.Ş.’nin ticari defterlerindeki kayıtların dayanaklarını gösteren, taraf beyanlarını, dosyaya sunulan tüm delilleri, ipotek belgelerini ve içeriklerini, rapora itirazları, ödeme emrinde faiz oranı belirtilmemiş olmasını değerlendiren, varsa davacı alacağını belirleyen ... veya ek bir bilirkişi raporu alınarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu .. ” gerekçesiyle karar bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile borçlular ..., ... ve ...'ya icra takibi yapıldığı, 562.953,00TL asıl alacak 88.196,11TL geçmiş gün faizi olmak üzere toplam 651.150,01TL takip yapıldığı, ödeme emrinin ...'e 21.12.2012, ...'e 04.01.2013, ... ...'ya 27.12.2012 tarihinde tebliğ edildiği, borçlulardan Altuna ve ... yönünden 24.12.2012'de süresi içerisinde borca itiraz ettiği, diğer borçlu ... ... yönünden dosya kapsamında icra takibine itirazda bulunulmadığı, takibin bu borçlu yönünden kesinleştiği, borca itirazla birlikte takibin durduğu, durdurma kararının alacaklı vekiline tebliğ edilmediği, davalının ticari defterlerinin 02.11.2020 tarihli ek rapor ile incelendiği, davalı tarafın ticari defterlerinin incelenmesinde 2006-2011 yılları arası yevmiye defterleri, 2010-2011 yılları envanter defterlerinin yasal süresi içinde kapanışlarının yapılmadığı, 2006-2009 yılları arası kebir defterlerini ve 2006-2009 yılları arası envanter defterlerini sunmadığı, ayrıca davalı defterlerinde davacı veya Total Oil şirketine ilişkin hesap kodunun bulunmadığı, ana hesabın alt kırılımı yapılmadan kayıt yapıldığı, kebir defterleri ve kebir muavini defterlerin sunulmadığı gibi yevmiye kayıtlarının 10'ar günlük ara ile tüm alım ve satımların ... bir yevmiye kaydı ile kayıtlandırıldığından 23.05.2022 tarihli ek raporda açıkça belirtildiği üzere davalının ticari defter ve kayıtlarının karşılaştırma yapılmasına imkan tanımadığı, mukayeseli bir değerlendirme yapılamayacağı, Total Oil AŞ ile davalı ... arasında 27.11.2011 tarihinde Tüplü LPG Bayilik sözleşmesi akdedildiği, Total Oil AŞ ile Aygaz A.Ş. arasında tanzim olunan 18.03.2011 tarihli devir ve temlik mutabakatına göre ekte yer ... listede yazılı lpg bayilerine ait her bir bayilik sözleşmesi ve genel şartnamesinde yer ... Aygaz'a tüm hak ve yükümlülükleriyle birlikte devir edildiği, ekli listede davalı ...'in bayiliğinin de varlık devir sözleşmesi gereği Total Oil'in tüm hak ve sorumluluklarının davacı tarafından devir alındığı, davalı ile Total Oil arasında imzalanan 27.11.2011 tarihli sözleşmenin 6. maddesi gereğince hak kazanılacak bayi destek primi ile bu sözleşmedeki bono miktarı borcun ödenmiş kabul edileceği ve bu anlaşma gereğince Total Oil'in davalıya vermeyi taahhüt ettiği 500 ton LPG'nin aslında bedelsiz olduğu iddiası yönünden 27.01.2011 tarihli sözleşmenin 6. maddesi açık olup, davalının iddiasının aksine bir hibe bulunmadığı, bu ek sözleşmede bir mahsuplaşma sisteminin düzenlendiği, davaya konu alacağın nedeni olan senetlerin, 'bayi destek primi' ile mahsuplaşılabilmesi için Total'in yazılı onayının gerektiği, yine bu yazılı onayın verilmemesi halinde ise Total'e ödemiş (ödeyeceği) olduğu senetler için Total'den tazmin talebinde bulunmayacağının net bir şekilde kararlaştırıldığı, davalı ile davacı arasında Total'ın devri sonrası alıma ilişkin ticari ilişki bulunsa da, devir sonrası taraflar arasında davacı lehine ... alacaklar ödenmiş olduğundan dava konusu alacakların Total'in davacıya devrettiği alacaklar olduğu, taşınmaz maliki ipotek borçluları ... ve ...'in ...'in Total AŞ nezdinde doğmuş ve doğacak borçları için taşınmaz rehni verdiklerinden ... ve ...'nın ipotek limiti dahilinde borçtan sorumlu bulundukları, ...'e ait taşınmazların 250.000TL'si için düzenlenen resmi senetlerde ipotekli alacağa aylık %10 oranında faiz uygulanacağının düzenlendiği, diğerlerinde ise faiz kaydının olmadığı, ipotek akdinde temerrüt faizi bulunmayan ipotekler açısından sözleşmenin 19/b maddesi gereğince temerrüt faizi talebi ödeme emrinde bulunmadığından işlemiş faiz hesabının 312.899,89 TL açısından gerekmediği, asıl borçlu ...'in temerrüdünün 23.10.2012 tarihinde başladığı, takip tarihinin 11.12.2012 tarihi olduğu, ... bakımından belirlenen asıl alacak 562.899,89TL den ; %10 faiz kaydı mevcut olan 250.000,00TL için %120 orandan hesaplanan 40.000,00TL işlemiş faizi talep edilebileceği, vade farkı asıl alacak hükmünde olduğundan faize faiz işletilmesinin sözkonusu olmadığı, alacağın tamamına %120 oranında işlemiş temerrüt faiz işletilemeyeceği, takipte zaten işleyecek temerrüt faizi talebinin bulunmadığı ve davalı ...'nın ise takibe itirazı olmadığı gerekçesiyle davalılar ... ... ve ...'in itirazlarının kısmen iptaline, ... bakımından 592.938,28 TL, davalı ...'in de 565.000,00TL ipotek limiti ile sınırlı olarak takibin devamına, ipotek limitini aşan fazla istemin reddine, her iki davalıların sorumlulukları kapsamında %20 oranda hesaplanan 118.587,65TL (Davalı ... 113.587,65TL ile sorumludur.) icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline, davalı ... takibe itiraz etmediğinden fuzulen açılan davanın reddine ilişkin önceki kararımız kesinleştiğinden bu hususta yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davacının alacaklı olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshedildiğini ve bu fesih nedeni ile zarara uğratıldığını, kâr mahrumiyetinin olduğu ve 27.01.2011 tarihli sözleşme ile müvekkiline sağlanan imkânın haksız ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak kullandırılmaması iddiası ile, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/13 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, dosyanın beklenmesi ve birleştirme talep edilmişse de bu taleplerinin ret edildiğini, her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmenin yorumunu bilirkişiler yapmışsa da sözleşmelerin yorumunun doğrudan hakim tarafından yapılması gerektiğini, davacının müvekkili ile ek sözleşmeye konu borcun ödenmesini teminen, müvekkilini 3 yıl 8 ay 23 gün bayilik sözleşmesi ile bağlı tutarak borcun ödenmesini garanti altına aldığını ve bu süre ile müvekkilinin de bayi olarak kalacağı inancı yarattığını, davacı, müvekkiline 3 yıl 8 ay 23 gün içerisinde, her ay en az 500 ton almak kaydı ile, 515.945,00 TL'lik LPG vereceğini ve müvekkilinin de, aylık alım taahhüdünün gerçekleştiği oranda "bayi destek primi" faturası düzenleyerek davacıdan alacaklı olacağını (davacıyı borçlu kılacağını) ve fakat bayi destek prim faturasının tablo halinde verilen senetlerden fazla olamayacağını, önceden kalan borcun tasfiyesinin amaçlandığını, bilirkişilerin, 27.01.2011 tarihli ek sözleşmenin 6. Maddesi; "ilgili tarihe denk gelen senet tutarına karşın, aylık alım tahhüdüne gerçekleşen alımın oranlaması ile bulunacak olan ve en fazla senet tutarı kadar "bayi destek primi" faturası kesecektir." hükmünden, senet bedellerinin alınan ürün miktarı kadar karşılıksız kalacağına ilişkin bir anlam çıkmadığı kanaatine vardıklarını, oysaki, aynı tarihli bayilik sözleşmesi ve ek sözleşme birlikte değerlendirildiğinde, tam da bu sonucun çıktığını, kaldı ki, davacının defterlerinde, bu ek sözleşmede geçen bonoların "Hibe senet virmanı" olarak yer aldığını, ve ... kayıt yapılmak suretiyle, müvekkilinin borçlu gösterildiğini, Mahkemece, davacının yazılı onayı olmadığı yönündeki gerekçesinin, davacının faturalara itiraz etmemesi, davacının yarattığı ... ilişkisi ve inanç karşısında yetersiz olduğunu, her ay bedeli ödenerek alınan ürün kadar, alınan ürünün faturası dışında, sözleşmede yer ... bono miktarlarını aşmamak kaydı ile "bayi destek primi" adı altında düzenlenecek faturanın bir hibe olmadığı yönündeki gerekçesininde dosya kapsamına aykırı olduğunu, her ne kadar, davacı, ödemelerin yapılmadığını iddia etmekte ise de, devir sonrasında alınan her ürünün bedelinin ödendiğini, sözleşme ve ek sözleşmelerin yapıldığı tarihte, müvekkilinin peşin bedel ile ürün alma şartı olmadığı gibi, ürünlerini de Samsun'dan aldığını, ancak; davacının, şartları sonrada güçleştirerek müvekkilinin ek sözleşmedeki aylık alım tahhüdünü sağlamasını engellediğini, bu nedenle temerrüt sebebiyle yapılan feshin haksız bir fesih olduğunu, temerrüt oluşsa bile, temerrüt ihtarının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nunda öngörülen noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla yapılması zorunlu şartlara uyulmadan yapıldığını, yine karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 123 üncü maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun)106 ncı maddesi) gereğince uygun bir süre verilmeden sözleşme feshedildiğinden davacının feshinin ve fesih nedeniyle yapılan ipoteğin paraya çevrilmesi talebinin haksız olduğunu, dava konusu alacak miktarı likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olmadığını, ayrıca dava kısmen kabul edilmekle müvekkilleri lehine haksız ve kötü niyetle yapılan takip yapıldığından tazminata hükmedilmesi gerekirken hükmedilmemesinin de hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere salt bilirkişi raporu çerçevesinde 02.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda, davacının 457.841,39 TL alacaklı olduğu kabul edildiği halde, mahkemece müvekkili ...'den 592.938,28 TL ve ...'den ise, 565.000,00TL alacaklı olduğu şeklindeki kabule karar vermesinin dosya kapsamına uygun olmadığını, müvekkili ... aleyhinde yapılan 651.150,01 TL tutarlı icra takibi yapıldığı ve mahkemece 565.000,00 TL yönünden takibin devamına karar verildiği halde müvekkili lehine takdir olunan vekâlet ücretine hükmolunmadığını, alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi talebinde bulunduğu taşınmazların akit tablolarını takip talebine eklemesi gerektiğini ve takibin yalnız bu taşınmazlar için söz konusu olduğunu, takip talebi 5 no.lu bentte, ipoteğe konu taşınmazlar ve ipotek akit tabloları yazılmış ise de ve bu açıklamanın D) bendinde, 5 no.lu bağımsız bölüm üzerinde, 1. Derece, aylık %10 faizli 100.000,00 TL bedelli ipotek verilmemesine rağmen takibe konu edildiğini, takip talebi ekinde, 2 no.lu taşınmaza ait 90.000,00 TL bedelli 2.derece ipotek belgesinin alacaklı-davacıya tapuda temlik edildiğine dair ipotek belgesinin bulunmadığını, aynı şekilde takip talebi ekinde 3 nolu taşınmaza ait 100.000,00 TL bedelli 2. Derece ipotek belgesinin alacaklı-davacıya tapuda temlik edildiğine dair ipotek belgesinin de bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesi uyarınca ödenmeyen borçlar nedeniyle yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 3.Değerlendirme Dava, taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesinden kaynaklanan ödenmeyen borçlara ilişkin yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, Mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamı sonrasında alınan 02.11.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre davalının borcunun 2011 yılına kadar toplam ödenmeyen kısma ilişkin alınan senetler ve çekler sebebiyle devam ettiği, Aygaz Döneminde ... borç oluşmadığı, ancak devir alınan davalı bayinin devam eden önceki dönem borcunun Aygaz kayıtlarında olduğu şekilde görüş bildirildiği, 23.05.2022 tarihli farklı heyetten oluşan bilirkişi raporunun 7. sayfasında ise davacı yanın takibe konu etmiş olduğu alacak tutarının, devir tarihinden sonra taraflar arasında gerçekleşen ticari ilişkiden kaynaklı alacaklar ile ödenmemiş senetlerden oluştuğu şeklinde farklı bir görüş bildirilmiş olup, raporlar arasındaki bu çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru olmamıştır. Çelişkiyi giderecek ve raporlara itirazları değerlendiren ... bir heyetten bilirkişi raporu alınarak, bundan sonra bozma ilamında belirtildiği gibi ipotek resmi senetleri, içerikleri ve faiz oranları ile ödeme emrinde faiz oranı belirtilmediği de nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2021/3665 E., 2021/9580 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 8. SULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Ancak kiracının kiralanandaki ayıbı veya eksikliği, TBK'nın 123 ve 125. maddeleri gereğince uygun bir sürede kiraya verene ihbar etmesi gerekir.
3. Hukuk Dairesi         2021/3665 E.  ,  2021/9580 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen istirdat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar; davalı ile imzalattıkları, 05/07/2006 başlangıç tarihli ve 17 yıl süreli gayrimenkul kiralama ve akaryakıt satış istasyonu inşaat sözleşmesi gereğince; ... İlçesi, ... Mevkiinde bulunan 791 ada 10 parsel sayılı arsa vasfındaki taşınmazın 17 yıl süreyle kiralanarak üzerinde akaryakıt istasyonu inşaatı yapılacağının, kiralanan gayrimenkulün üzerinde akaryakıt istasyonu yapılabilmesi için yan parsel olan 17 parselin satın alınarak her iki parselin tevhit edilmesi gerektiğini, satın alma ve tevhid işleminin, gerçekleştirilmesi için vekalet vermenin davalı kiraya veren tarafından gerçekleştirileceğinin kararlaştırıldığını kiraya veren davalının sözleşme tarihinden sonra üzerine düşen hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediğini, kira sözleşmesinin kiraya verene yüklediği asli edim olan kiralanan gayrimenkulü davacılara teslim etme yükümünü yerine getirmediğini, kira ilişkileri devam ederken davalının 01/07/2007 tarihinde dava dışı ... ... Peyzaj Bakım Organizasyon Tic Ltd Şti isimli şirkete söz konusu yeri oğlu Ahmet Aydın üzerinden kiraya verdiğini, bu arada da haklarında kira alacağı için icra takipleri başlattığını, söz konusu takiplere itiraz ettikleri gibi, İstanbul 19.Asliye Ticaret Mahkemesinde 2011/81 E.sayılı dosya ile menfi tespit davası açtıklarını, takip edilmediğinden bahisle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, davalının, kiralanmış olan arsa ve üzerindeki binayı defalarca ikaz edilmesine rağmen sözleşmenin imzalandığı tarih olan 05/07/2006 tarihi itibariyle boşaltarak teslim etmediğini, sözleşme gereği satın alması gereken yan parsel ile ilgili işlemleri yapmadığını ileri sürerek, borçlu olmamalarına rağmen icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldıkları 118.102,00TL'nin son kısmının icra veznesine yatırıldığı tarihten itibaren ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep etmişlerdir. Davalı; derdestlik itirazlarının olduğunu, davacılar tarafından açılmış İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/81 esas sayılı menfi tespit ve istirdat davasının mevcut olduğunu, bu dava dosyası ile birleştirilen İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/276 Esas sayılı, dava değeri 63.602 TL olan istirdat davasının da bulunduğunu, açılmamış sayılmasına ilişkin kararın temyiz aşamasında olduğunu, mahkemenin görevli olmadığını, davacıların talep ettiği 118.102 TL'nin açıklamasını yapmadıkları, davacıların bu davadaki talepleri ile diğer davalardaki talepleri arasında bir uyuşmazlık ve çelişki olduğunu, davacıların aleyhine yürütülen icra takiplerine itiraz ettiklerini ancak bu itirazların kaldırılması yönünde kararlar verildiğini, davacılar ile imzaladığı sözleşmenin tarihinin 05/07/2006 olduğunu, sözleşmenin tüm hükümleriyle iptal edildiğini, sözleşmenin 4.6 maddesine göre davacının 20 ay içinde inşaat ruhsatı alamazsa sözleşme tüm maddeleriyle şartsız olarak iptal edilmiş sayılacağını, bu konuda davacılara ihtarname keşide edildiğini ve 05/03/2008 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacılar ile arasındaki akdin kendiliğinden sona erdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, davacıların davalıya İstanbul 12. İcra Müdürlüğünün 2007/16184 sayılı, İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün (2007/18904 eski) 2009/6199 sayılı, İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2008/19579 sayılı takipleri nedeniyle toplam 112.905 TL borlu olmadığının tespitine, bu icra takip dosyalarına ödedikleri toplam 112.905 TL'nin 06/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6098 Sayılı TBK'nın 301. maddesine göre; kiraya veren kiralananı kullanım amacına uygun tam ve eksiksiz bir şekilde kiracıya teslim etmek ve kira müddeti boyunca bu halde bulundurmakla mükelleftir. Kiraya verenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde, kiracı TBK.nun 304, 305 ve 306 maddeleri gereğince akdi feshedebileceği gibi aynı Kanunun 307. maddesi gereğince kira bedelinin indirilmesini de isteyebilir. Ancak kiracının kiralanandaki ayıbı veya eksikliği, TBK'nın 123 ve 125. maddeleri gereğince uygun bir sürede kiraya verene ihbar etmesi gerekir. Davada dayanılan ve hükme esas alınan 05/07/2006 başlangıç tarihli ve 17 yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin 2.1. maddesinde; işbu sözleşmenin konusunun satın alınacak İstanbul İli ... İlçesi ... mevkiinde kain 791 ada, 17 parsel sayılı arsa ile İstanbul İli ... İlçesi ... mevkiinde kain tapuda 791 ada, 10 parselde kiralayan adına kayıtlı arsaları birleştirecek olan mal sahibi ...'ın arsaları kiracıya kiraya vermesi ve bu tevhid edilen arsa üzerine kiracı tarafından statü ve teknik şartnamelere uygun akaryakıt istasyonu inşaatının yapılarak çalışma ruhsatı alınıp işletmeye açılmasını kapsadığı, satın alınacak 17 parseldeki arsayı, kiraya veren ...'ın alacağı, bu işle ilgili satın alma ve tapunun intikaline dair vekaletnamenin ... A.Ş. veya gösterdiği kişi adına verileceği, 4.1 maddesinde; kiracının sözleşme konusu gayrimenkulde tüm masraf ve giderleri kendisine ait olmak üzere standartlara uygun bir akaryakıt satış istasyonu inşa edeceği, kiracının akaryakıt istasyonu inşası için gerekli ön çalışmaları yaparak ilgili yerlerden gerekli plân değişikliklerini yaptırarak, gerekli tüm ruhsatları alacağı, akaryakıt ve servis istasyonu için müracaatları yapacağı, bu işlemlerin icrası için gerekli olacak her türlü vekâletnamenin işbu sözleşmenin imzalanmasından sonra kiraya veren tarafından kiracıya verileceği; 4.5 maddesinde; kiracının, inşaat ruhsatını sözleşmenin imzalanmasından itibaren azami yirmi ay içinde alacağı, bu sürenin kesin olup, mücbir sebepler de dahil olmak üzere ek süre talep edilemeyeceği, plân değişiklikleri, ruhsat alınması gibi işlemlerde meydana gelebilecek değişikliklerin, gecikmelerin, akaryakıt ve servis istasyonunun müracaatıyla ilgili teknik ve bürokrasiden kaynaklanan gecikmelerin kiracının sorumluluğunda olup, bu işlemlerin gecikmesi, gerekli değişikliklerin yapılmaması veya ruhsatların alınmaması durumunda kiracının, kiraya verenden hiçbir talepte bulunamayacağı ve kira bedelinden indirim talep edemeyeceği; 5.1 maddesinde; işbu sözleşmedeki 17 yıllık kiralama akdinin 15 ayının kirasız olup, 189 ayı için kira bedeli ödeneceği, kira ödemelerinin 01/10/2007 tarihinde başlayacağı, arsanın tevhid edilmemesi halinde, kiracının kira bedelinden indirim talep edemeyeceği, 5.3 maddesinde; kiracının bu sözleşmeyi Opet'e devredebileceği, bu çerçevede Opet, kira sözleşmesi ile yetinmeyip intifa hakkını istediğinden, kiracının isteği ile kiralayan tarafından Opet'e 100.000YTL bedel karşılığında intifa hakkı verileceği, 7.1 maddesinde; kiracının fesih tarihine kadar arsaya ait aylık kiraları ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Kira sözleşmesi karşılıklı anlaşma veya bir mahkeme kararı ile feshedilmediği sürece tüm hükümleri ile geçerli olup tarafları bağlar. Ayakta olan sözleşme gereğince kiracı, kiralanın kiralama amacına uygun kullanılamadığından bahisle kira bedelini ödemekten kaçınamaz. Taraflar arasında 05/07/2006 başlangıç tarihli kira sözleşmesi bulunduğu, yapılan kira sözleşmesi gereğince kiraya veren tarafından bahse konu vekaletnamenin verildiği gibi yine sözleşmede kararlaştırılan intifa hakkı tesisisinin de sağlandığı, öte yandan, davalı kiraya verenin oğlu tarafından dava dışı üçüncü şahısla kira sözleşmesi düzenlendiği yönündeki iddianın, dava konusu taşınmazda oluştuğu iddia edilen ayıbın giderilmesine ilişkin davacı kiracılar tarafından davalı kiraya verene herhangi bir ihtar gönderilmediği, bu nedenle iddianın bu davada ileri sürülemeyeceği de nazara alındığında, kira sözleşmesinin; işbu istirdat davasına dayanak icra takiplerine konu kira bedellerinin ilişkin olduğu dönem itibariyle, ayakta olup taraflar arasında geçerli bulunduğu, bu itibarla ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının isabetli olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; davacıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve gerekçeyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK'nın 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Tacir (S), bir otel inşaatında kullanılmak üzere ihtiyaç duyduğu özel nitelikli mermerlerin temini için tacir (A) ile bir satım sözleşmesi akdetmiştir. Sözleşmede, mermerlerin en geç 1 Mayıs tarihinde (A)'nın şantiyesine teslim edileceği kesin bir vade olarak kararlaştırılmıştır. Satıcı (S), kararlaştırılan vadede edimini ifa etmeyerek temerrüde düşmüştür. Bu durumda alacaklı (A)'nın, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenen "ifadan vazgeçerek müspet zararın tazmini" veya "sözleşmeden dönme" şeklindeki seçimlik haklarını kullanabilmesi için, kural olarak başvurması gereken hukuki yol aşağıdakilerden hangisidir?

A) Borçlu (S)'ye, borcunu ifa etmesi için kanuna uygun bir ek süre tanımak.
B) Gecikme tazminatı ile birlikte edimin aynen ifası talebiyle derhal dava açmak.
C) Sözleşmenin ticari satım niteliğini ileri sürerek ifa isteminden vazgeçtiğini ve zararını talep ettiğini derhal bildirmek.
D) Temerrüt olgusunu ispatlamak suretiyle, ifa menfaatinin ortadan kalktığını ileri sürerek doğrudan tazminat davası açmak.
E) Borçlunun temerrüdünü hukuken tespit ettirmek amacıyla noter kanalıyla bir ihtarname göndermek.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol