6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 125

Türk Borçlar Kanunu 125. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 125- Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. d. Sürekli edimli sözleşmelerde

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

30 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2022/8308 E., 2023/1314 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
-i teminatın cezai şart olarak irad kaydedileceği açıkça belirtilmiş, dava konusu olayda yüklenicinin fatura bedellerini ödemede gecikme göstermesi nedeniyle, idare tarafından şartname ve sözleşme gereği uyguladığı ceza, cezai şart olmayıp TBK'nın 125'inci maddesinin 1'inci fıkrası kapsamında gecikme tazminatı kapsamında değerlendirildiği, davalı ...'nın 26.01.2016 tarihli yazısında 28.02.2016 tar
3. Hukuk Dairesi         2022/8308 E.  ,  2023/1314 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/514 E., 2022/1510 K. DAVA TARİHİ : 19.07.2016 KARAR : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceylanpınar Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi SAYISI : 2016/320 E., 2019/257 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; 18.12.2015 tarihinde açık artırma usulü ile satış ihalesi yapıldığını, ihale şartnamesine göre ürünlerin 5 parti halinde satışa çıkartıldığını, davalının bunlardan 2 partiyi en yüksek teklif vererek aldığını, ihalenin akabinde ihaleyi kazanan davalı ile davacı arasında 23.12.2015 tarihinde toplam 350 ton mercimeğin satışına dair 1.458.100 TL tutarlı sözleşme imzalandığını, ihalede satılan mercimeklere ait son ödeme gününün 29.12.2015 tarihi olmasına rağmen davalı son ödeme tarihinde mercimek bedelini yatırmadığından sözleşmenin feshedildiğini, tekrardan ihaleye gidilerek ilk ihalenin feshi tarihinden yaklaşık 1 ay sonra 22.04.2016 tarihinde Şanlıurfa Ticaret Borsasında pazarlık usulü ile ilk ihaleden kalan toplam 350 ton mahsul temiz mercimeğin işletmelerinin ihale komisyonun kararı ile dava dışı Yamanoğlu Gıda Tar. San. Tic. Ltd. şirketine ihale edildiğini, bu ikinci ihalenin usulüne uygun olarak karşılıklı taahhütlerin yerine getirilmesiyle kesinleşip sona erdiğini, iki ihale arasındaki fiyat farkının 247.800 TL olduğunu, davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacaklı olduğunu, ihaleler arasında oluşan fiyat farkından ihale şartnamesi hükümlerine göre davalının sorumlu olduğunu belirterek, şimdilik 158.559,04 TL'nin 20.05.2016 tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı, 350 ton ürün satın aldığını, ihaleye girmeden önce şartnamede belirlenen bedelin %10 oranı tutarında kati teminat yatırdığını, ekonomik anlamda dara düştüğünü, almış olduğu ürünlerin fiyatlarında yüksek miktarda düşüşler yaşanması üzerine iflasın eşiğine geldiğini, olumsuz koşullar nedeni ile sözleşmeden vazgeçtiğini, ihaleden çok önce Siverek 1. Noterliğinden vermiş olduğu vekaletname ile yetkilendirilen ....'in kendisinden habersiz ihaleye girdiğini, talebin dayanağı olarak gösterilen İhale Şartnamesinin 13/a-b maddelerinin hiç bir hukuki dayanağının bulunmadığını, ayrıca gecikme bedelinin fahiş olduğunu, iyi niyeti ile 18.12.2015 tarihinde Akbank Şanlıurfa Şubesinden Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü hesabına ödeme yaptığını, yine 29.12.2015 tarihinde Akbank Siverek Şubesinden Tarım İşletmeleri hesabına 275.000 TL ödeme yaptığını, davacıya borcu kalmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 2015 yılı mahsulü olan 350 ton temiz mercimek satışı için 18.12.2015 tarihinde ihale açtığı, yapılan ihalenin 1.458.100 TL bedel üzerinden davalının üzerinde kaldığı, davalı belirlenen süre içerisinde taahüdünü yerine getirmediğinden davacı kurum tarafından ihale feshedilerek yeniden ihale yapıldığı, bu ihalenin de 1.210.300 TL bedelle dava dışı şirket uhdesinde kaldığı, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre davacı kurumun birinci ihale ile ikinci ihale arasındaki bedel farkından dolayı oluşan zararını talep edebilmesi için davalının teklifinden sonraki en iyi ikinci teklifi ile ikinci ihale arasındaki farkın esas alınması ve zararın buna göre tespit edilmesi gerektiği dikkate alınarak, birinci ihalede davalıdan sonra en iyi teklifin 1.423.100 TL olduğu, bu bedelden ikinci ihale sonucu 1.210.300 TL ile yapılan ihale bedeli çıkarıldığında 212.800,00 TL bedel farkı hesaplandığı, ayrıca davalı sözleşmeye aykırı davranmasaydı tekrardan 8.296,60 TL karar pulu, 18.12.2015 tarihinde yapılan taahhütname gereğince kesilen 13.822,80 TL damga vergisi ve 09.03.2016 tarihinde sözleşmenin feshi neticesinde kesilen 27.558,10 TL damga vergisini ödemeyeceğinden toplamda 49.677,50 TL'nin de menfi zarar kalemi içerisinde yer alacağı, davacının 212.800,00 TL ve 49.677,50 TL olmak üzere toplamda 262.477,50 TL menfi zararının olduğu, davalının davacı hesabına yatırdığı toplamda 327.500 TL'nin menfi zarardan mahsubunun gerektiği, davacının 14.03.2016 tarihli 1288 sayılı yazısı sonucu davalı ile olan ihale feshedilerek 145.810 TL kati teminatın cezai şart olarak kaydedildiği, ihale şartnamesinin 8'inci maddesine göre ihalenin onaylanmasından sonra ihale tutarının %10'u üzerinden kati teminat alınacağı, kati teminatın mal bedelinden sayılmayacağı, müşterinin taahhüdünü yerine getirmesi durumunda iade edileceği, buna uyulmadığı takdirde protesto çekmeye ve hüküm ihtihsaline gerek kalmaksızın müşterinin taahhüdünü feshederek geçici teminatın cezai şart olarak kaydedileceği hükmü dikkate alındığında, bu hükmün sözleşmeye uymamanın müeyyidesi olduğu dolayısıyla menfi zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, menfi zarardan ayrı olarak istenebileceği, yine ihale sözleşmesinin 3'üncü maddesi ve ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre tespit edilen süre içerisinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağını, bu gecikmenin on günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatım talebi olmaması halinde mevcut kati teminatın irad olarak kaydedileceği ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye takabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartı ile işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminat cezai şart olarak irat kaydedilir hükmünün yer aldığı, görüleceği üzere, ihale şartnamesinin 13/c ve satış sözleşmesinin 3/c maddesinde hem gecikme cezası hem de cezai şart ibaresinin ayrı ayrı yer aldığı, taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağı, bu gecikmenin 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı uzatım talebi olmaması halinde ise mevcut kat-i teminatın cezai şart olarak irad kaydedileceği açıkça belirtilmiş, dava konusu olayda yüklenicinin fatura bedellerini ödemede gecikme göstermesi nedeniyle, idare tarafından şartname ve sözleşme gereği uyguladığı ceza, cezai şart olmayıp TBK'nın 125'inci maddesinin 1'inci fıkrası kapsamında gecikme tazminatı kapsamında değerlendirildiği, davalı ...'nın 26.01.2016 tarihli yazısında 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak 102.771,54 TL davalıdan istediği, davacı idarenin 14.03.2016 tarihli 23494983/1288 sayılı yazısı tetkikinde 23.12.2015 tarihinde yapılan sözleşmenin feshedilerek, kati teminatın ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre ceza-i şart olarak irat kaydedildiğini belirttiği, davacı idarenin son ödeme tarihinin 29.12.2015 tarihi olan sözleşmenin, davacının 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği dikkate alındığında, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak kesmiş olduğı 102.771,54 TL gecikme cezasının, müspet zarar içerisinde yer aldığı dolayısıyla menfi zarar kalemi içerisinde yer almadığı, davalının yatırmış olduğu 327.500,00TL'den 145.810 TL olan kati teminat çıkarıldığında davalının 181.690 TL'sinin davacı uhdesinde kaldığı, davacının 262.488,50 TL olan menfi zararından 181.690,00 TL çıkarıldığında davacının 80.798,50 TL menfi zararının olduğu kanaatine varılarak davanın kısmen kabulü ile 80.798,50 TL'nin temerrüt tarihi olan 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davalı taraftan mal bedeline yönelik olmayan ve ihale şartnamesi uyarınca çeşitli maksatlarla 298.259,04 TL tahsil edildiğini, ancak davalının toplamda müvekkili idarenin hesabına 327.500,00 TL yatırmış olması nedeniyle bu miktardan 298.259,04 TL tenzil edildiğini ve davalının müvekkili idare uhdesinde davalıya geri ödenmesi gereken 29.240,96 TL kaldığını, ilk ihalenin tasfiyesinin bu şekilde gerçekleştiğini, davalının yüklendiği ilk ihale bedeli 1.458.100,00 TL olduğuna göre bu miktardan ikinci ihale bedeli düşüldüğünde iki ihale arasında 247.800,00 TL bedel farkı bulunduğunu, yerel mahkemenin, gerekçeli kararda belirtildiği üzere öncelikle mezkur şartname maddesinin dışına çıkarak ilk ihalede davalının teklifinden sonra gelen en iyi teklifi esas alarak iki ihale arasındaki bedel farkını hesapladığını, davalının da katıldığı ilk ihalede davalıdan sonra gelen en iyi teklif 1.423.100 TL olduğu için bu miktardan ikinci ihalenin verildiği fiyat olan 1.210.300 TL tenzil edilerek 212.800,00 TL fark hesaplaması yapıldığını, oysaki bu uygulamanın hiçbir dayanağının olmadığını, iki ihale arasındaki bedel farkını yanlış hesapladığını, daha sonra ise taleplerinin dışına çıkarak taraflar arasındaki bütün hukuki ilişkiyi değerlendirme cihetine gittiğini, bu bağlamda menfi zarar değerlendirmesi yaptığını, bu durumun taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davalının müvekkili idare uhdesinde kalan parasının 181.690 TL olmayıp 29.240,96 TL olduğunu, iki ihale arasındaki bedel farkının ise 247.800 TL olduğunu, 247.800,00 TL davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacağı olduğunun tartışmasız olduğunu, bir an için herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilk ihaledeki en iyi ikinci teklif esas alınsa bile bu fark 212.800 TL olduğuna göre bu miktardan 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin davalıdan alacaklı olduğu miktarın 183.559,04 TL olarak hesaplanması gerektiğini, aksi şekilde hukukta ve şartnamede yeri olmadığı halde müvekkili idarenin şartname hükümlerini tatbik etmek suretiyle davalıdan almış olduğu gecikme cezası bedeli olan 102.771,54 TL'nin hiçe sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle verilen kısmen kabul kararının kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; gecikme bedelinin fahiş miktarda olduğunu, idareye toplam 327.500,00 TL ödeme yaptıklarını ve başkaca borçlarının kalmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve hatalı hesaplamalar yapıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kural olarak müspet zarar ile menfi zararın aynı anda istenemeyeceği, hak sahibi tarafından seçimlik haklardan birinin kullanılması gerekirse de sözleşmede bunun aksinin kararlaştırılabileceği, eş söyleyişle, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmayıp dolgu hüküm niteliğinde olduğu, taraflarca aksi durumun her zaman kararlaştırılabileceği, gerçekten de somut olayda, sözleşmenin eki mahiyetindeki şartnamenin 13'üncü maddesinde; ihale bedelinin yatırılmaması halinde (a) bendi gereğince cezai şart olarak kat'i teminatın davacı idare üzerinde kalacağı kararlaştırıldığı gibi (b) bendinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde iki ihale arasındaki fark bedelinin istenebileceği, (c) bendinde ise süresinde ihale bedeli ödenmemesi halinde gecikilen her gün başına 0,0015 oranında gecikme cezası alınacağı süre uzatım talebi halinde 30 günden fazla olmamak üzere cezalı ek süre verilebileceği ya da uygun görülmeyerek var olan mevcut kat'i teminatın irad kaydedileceğinin düzenlendiği, şartname hükümleri kapsamında ihale farkı bedeli menfi zarar kalemleri kapsamında olup, kat'i teminatın cezai şart kalemi, gecikme cezasının ise müspet zarar kalemleri arasında olduğu, sözleşme serbestisi uyarınca taraflar arasında her iki zarar kalemin seçimlik olarak değil, aynı anda istenebileceğinin kararlaştırılabileceği, nitekim taraflar arasında da bu yönde TBK'nın 123'üncü maddesinin aksinin kararlaştırıldığı, davacının kendisine yapılan 327.500 TL ödemeden, fatura ettiği müspet zararını da mahsup edebileceği, her ne kadar gecikme cezası 102.771,54 TL müspet zarar kalemleri arasında ise de, davalının yaptığı ödemeden bu miktar tenzil edilerek menfi zarar kalemi olan ihale fark bedelini istemesinde herhangi bir engel bulunmadığı, eş söyleyişle, davacı davalının yaptığı ödemeden şartname gereğince isteyebileceği müspet zarar kalemlerini düşmek suretiyle, yani TBK'nın 139'uncu maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca gecikme cezası alacağı ile takas etmek suretiyle bakiye menfi zararını, yani ihale fark bedelini isteyebileceği, nitekim, davacı vekilince takas mahsup iradesi gösterilerek bakiye 29.240,96 TL'in mahsubu suretiyle bakiye zararların talep edildiğinin belirtildiği, buna göre davalının yaptığı 327.500 TL ödemeden, davacının takas mahsup konusu yaptığı 102.771,54 TL şartnamenin (c) bendi gereğince gecikme cezası, 145.810,00 TL şartnamenin (a) bendi gereğince cezai şart, ilk ihale masrafları olarak 8.296,60 TL karar pulu, 13.822,80 TL damga vergisi, 27.558,10 TL damga vergisi olmak üzere cem'an 298.259,04 TL bedelin mahsubu neticesinde davacı nezdinde (327.500,00 TL - 298.259,04 TL =) 29.240,96 TL kaldığının anlaşıldığı, yukarıdaki paragraftaki ilkeler ışığında tespit olunan ihale fark bedeli 212.800 TL'den davacı nezdinde kalan 29.240,96 TL bedel tenzil edildiğinde talebi mümkün ihale fark bedeli menfi zarar kaleminin 183.559,04 TL olacağı sonucuna varıldığı, ilk derece mahkemesince davacının takas mahsup hakkı olduğu gözetilmeksizin müspet zarar kalemlerinin ayrıştırılarak 102.771,54 TL gecikme cezasının değerlendirme dışı bırakılmak suretiyle hatalı bir şekilde davacı alacağının eksik tespit edilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin istinaf başvurusu bu yönüyle yerinde görülerek kabul edildiği, eldeki davada ise talep edilen miktar 158.559,04 TL olduğundan HMK'nın 26'ıncı maddesince taleple bağlılık gözetilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; Ceylanpınar Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 03.12.2019 tarihli 2016/320 Esas, 2019/257 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile; ihale farkı bakiye bedeli(taleple bağlı kalarak) 158.559,04 TL'nin temerrüt tarihi 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf mahkemesinin kaldırma kararının temelinde, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmadığı ve taraflarca serbestçe değerlendirilebileceği, bu kapsamında menfi ve müspet zararın aynı anda istenebileceği kanaatinde bulunulduğu, işbu tespitin hatalı olduğunu, temerrüt durumunda hem menfi hem müspet zararın aynı anda istenebilmesinin mümkün olmadığı, kanunun sağladığı serbestinin sadece seçimlik hakların seçilmesi bağlamında söz konusu olabileceği, aksi bir kanaatin kanunun emredici hükmüne aykırılık oluşturacağını, davacının iddiasının somut olay bakımından haklı olup olmadığının tespiti için dava konusu ihalenin şartları, tarafların hak ve yükümlülükleri, ihalenin sona ermesinin sebepleri, bu sona ermede kimlerin kusurlu oldukları vb. çok çeşitli etmenlerin incelenmesinin gerektiğini, davalının ödemiş olduğu tutardan iki ihale arasındaki fark mahsup edildiğinde müvekkil lehine 114.700 TL tutarın ortaya çıktığını, müvekkil lehine kati teminat gelir olarak kaydedildiği halde yapılan hesaplamada kati teminat tutarının müvekkil aleyhine eksi değer olarak hesaplandığı, bilirkişi ek raporunda ise kati teminatın gelir olarak kaydedilemeyeceğinin belirtildiğini, eksik ve hatalı hesaplanan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve istinaf mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini, yine bilirkişi kök raporunda müvekkil tarafından yapılan ödemelerden iki ihale arasındaki fark mahsup edildikten sonra müvekkil lehine olan tutardan damga vergisi tutarı olarak 13.822,80 TL ve damga vergisi olarak ise 27.558,10 TL şeklinde iki farklı tutarın mahsup edildiğini, bilirkişi ek raporunda damga vergisinin mükerrer şekilde yazıldığını ve tutarların değişkenliği hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve yanlış değerlendirme yapıldığını, yerel mahkeme ve istinaf merciinin eksik rapora göre hüküm kurduğunu, davalı tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında, menfi ve müsbet zararların birlikte istenemeyeceği düşünüldüğünde, davalının, davacı idareye herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, iki ihale arasındaki farktan doğan zararın istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179 ila 182 nci maddelerinde düzenlenen ceza koşulu, borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle ceza koşulu, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının miktarını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Ceza koşulunun kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir. (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, TEKİNAY/AKMAN/ BURCUOĞLU/ALTOP, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 341-343). 2. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125'inci maddesinin birinci fıkrası hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Ceza koşulunun esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, ceza koşulunun diğer bir amacı da, ifayı engelleyen ceza koşulunda (dönme/fesih cezasında), borçlunun ceza koşulu ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır . 3. 6098 sayılı Kanunun "Ceza koşulu" üst başlığı altında düzenlenen "Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi" başlıklı 179'uncu maddesinde; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.” hükmünü içermektedir. Maddenin birinci fıkrasında seçimlik ceza koşulu düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere ceza koşulu kararlaştırılmış ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep eder. Seçimlik ceza koşulunda, aksi sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini isteyemeyecektir. İkinci fıkrada düzenlenen ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen ceza koşulu ise maddenin üçüncü fıkrasında hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat etme hakkı saklı tutulmuştur. Ceza koşuluna ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlâl durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya ekli ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür. İstisnası cezanın indirilmesiyle ilgili TBK’nın 182 nci maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde: “Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” denilmek suretiyle, bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. 3.Değerlendirme 1.Taraflar arasında imzalanan 18.12.2015 tarihli Mahsul Temiz Mercimek Tekrar Satış İhale Sözleşmesinin "Taahhüdün Süresi" başlıklı 3'üncü maddesinin (c) bendinde ve İhale Şartnamesinin "Taahhüdün Yapılmaması veya Eksik Yapılması" başlıklı 13'üncü maddesinin (c) bendinde; "Kabul edilen zorlayıcı sebepler dışında taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015(onbindeonbeş) gecikme cezası alınır. Bu gecikme 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatımı talebi olmaması halinde mevcut kati teminat cezai şart olarak irad kaydedilir. Ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye tekabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartıyla işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminatı cezai şart olarak irat kaydedilir." denilmiştir. 2. Somut olayda davacı, eldeki davada hem ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki gecikme cezasını hem de sözleşmeyi feshederek cezai şart olarak nitelendirdikleri kati teminat tutarının tahsilini istemiştir. Sözleşmede görüldüğü üzere taahhüdün süresinde yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015 (onbindeonbeş) gecikme cezası alınacağı veya süre uzatımı talebi olmaması, müşterinin talebinin uygun görülmemesi hallerinde mevcut kati teminatın cezai şart olarak irat kaydedileceği belirtilmiştir. Davacı sözleşmeyi feshettiğine göre artık aynı sözleşmeye dayanarak davalıdan ifaya ekli cezai şart talebinde bulunması mümkün değildir. O halde mahkemece davacının cezai şart olarak kararlaştırılan gecikme cezası olan 102.771,54 TL'ye yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlenirme ile bu talebin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Pesin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2023/6618 E., 2024/1867 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/6618 E.  ,  2024/1867 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2751 E., 2022/239 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2011/604 E., 2021/352 K. Taraflar arasında meslek hastalığından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ... davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kesinlikten, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; dosyanın duruşmaya tabi işlerden olduğu anlaşılmakla murafa yapılmak üzere tayin olunan 14.02.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av..... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek aynı gün yapılan incelemede noksan tespit edilen hususların ikmali için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verildikten, noksan ikmal edilerek dosya dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili 12.05.2011 tarihli asıl dava dilekçesinde özetle; sigortalı ...’in 1985- 2009 yılları arasında davalı ... Ereğli Demir ve Çelik A.Ş.’de çalışması nedeniyle meslek hastalığı olarak tespit edilen işitme kaybı rahatsızlığı nedeniyle 26.11.2010 tarihinde %20,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1,00 TL maddi tazminat alacağının 26.11.2010 tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle dava dilekçesinde %20,2 olarak belirttikleri sürekli iş göremezlik oranını %32,2 olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir. 3. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli birleşen dava dilekçesinde; aynı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının 08.04.2021 tarihinde onanan sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve gelir bağlanması istemli dava neticesinde %32,2 olarak tespit edildiğini bu orana göre hesap edilen 118.154,00 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın meslek hastalığı tespit tarihi olan 01.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili asıl dava dilekçesine cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesinin zorunlu olduğunu, mesleki hastalığı işten ayrıldıktan sonra meydana gelmiş ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise sigortalının bu kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması için 6 aydan daha uzun bir zamanın geçmemiş olmasının şart olduğunu, davacının 31.03.2009 tarihinde müvekkili işyerinden ayrılmış olduğundan 6 aylık yükümlülük süresinin geçtiğini, Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü Meslek Hastalıkları Listesi E-3 Gürültü Sonucu İşitme Kaybı Bölümünde belirtilen hususlara göre, davacının çalıştığı müvekkili işyerinde, gürültü şiddetinin 85 desibeli aşmadığından sözkonusu hastalığın meslek hastalığı sayılamayacağını, müvekkili işverenin gürültülü işyerlerinde yapılan çalışmalar için İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili gerekli her türlü önlemi aldığını, meslek hastalığının kesin tanısı için işyerinde sağlığa zarar verecek derecede gürültü bulunduğunun saptanmasının gerektiğini, bu şekilde bir saptamanın müvekkili işyerinde yapılmadığını, davacının dosyaya sunduğu sağlık raporunun mevzuata aykırı bir şekilde düzenlendiğinin açık olduğunu, söz konusu raporun davacının iddiasına dayanak olamayacağını, müvekkili şirkette tüm işçilerin her yıl periyodik sağlık muayenesinden geçirildiğini, davacının da işe girdiği tarihten itibaren bu kontrollere tabi tutulduğunu, söz konusu kontrol sonuçlarından yararlanılmadan düzenlenen raporun bu nedenle de dayanak olamayacağını, yapılan periyodik muayenelerde davacının kulakları ile ilgili herhangi bir sağlık probleminin bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı vekili ıslah dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 03.09.2021 tarihinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 3. Davalı vekili birleşen dava dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 15.09.2021 tarihli cevep dilekçesi ile asıl davaya sunduğu cevap dilekçesini tekrarla zamanaşımı def'in de bulunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle;" Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinin 2019/265 E. 2020/101 K. sayılı dosyasında alınan ve istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen kararında dayanılan ATK 2. Üst Kurulu 24.12.2019 üst yazı tarihli raporunda açıkça davacının %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren var olduğunun bildirilmesi karşısında, davacının maluliyetinde gelişen ve değişen bir durum olmadığının anlaşıldığı, ayrıca Mahkememizce alınan 01.02.2018 tarihli ATK 2. Üst Kurulu raporunda da Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, ilgili raporda da görüldüğü üzere farklı maluliyet oranlarının davacının maluliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesindeki öznellikten doğduğu Mahkememizce tespit edilmiş; dava konusu talep edilen maddi tazminat bakımından davacının meslek hastalığı tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu, davacı vekilinin ise ıslah dilekçesi ile ek dava dilekçesini 21.07.2019 tarihinden sonra sunduğu, davalı vekilinin hem ıslah dilekçesine hem de birleştirilen ek davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunduğu gözetilerek zamanaşamına uğramayan 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne karar verilmiş, bu miktarın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Diğer yandan davacı yanın manevi tazminat istemine ilişkin olarak yapılan değerlendirme sonucunda ise; davacının manevi tazminat talebinin de on yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin, müvekkilinin esasen %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren zaten var olduğunu ancak maluliyetinin değişiklik göstermesinin nedeni olarak "Davacının maluliyetinin gelişen ve değişen durumdan kaynaklanmayıp, Yüksek SağlıK Kurulu ve ATK 3. İhtisas kurulu raporları arasındaki farkın, odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığı" şeklinde açıklandığını, bu şekildeki teknik bir konunun taraflarınca bilinmemesinin müvekkili aleyhine yorumlanamayacağını, kendileri ile birlikte Mahkemenin de bu farkın nedeninin 19.03.2018 tarihindeki Adli Tıp Üst Kurulu raporu ile öğrendiğini, bu kapsamda zamanaşımının öğrenme tarihinden itibaren başladığının kabulü gerektiğini, kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hesap raporunda kamu düzeni kapsamında yeni asgari ücretlerin re'sen uygulanması gerektiğini, manevi tazminat istemlerinin de kabulü gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olmadığından müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldığını müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın kabul edilen miktar açısından istinaf kanun yoluna başvurma sınırının altında olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 341 ve 352 nci maddeleri gereğince kesinlik sebebi ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya sürekli iş göremezlik tayinine esas alınan meslek hastalığı bakımından dosya kapsamına göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, meslek hastalıklarında zamanaşımının meslek hastalığının tespit tarihinden başlayacağı, bu duruma göre somut olayda davacının meslek hastalığının ilk kez tespit edildiği 29.04.2011 tarihi dikkate alındığında 20.08.2021 ek dava tarihinde yasanın öngördüğü 10 yıllık sürenin geçtiği, hal böyle olunca, süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabul edilerek ek dava konusu maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı vekili tarafından hükme esas alınan hesap raporuna itirazda bulunulmuş ise de, raporun incelenmesinde hesaplamaya esas alınan unsurların dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu anlaşıldığından davacının bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerektiğine işaretle davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince açıklanan gerekçesinin tekrar edildiğini, ayrıca Yüksek Sağlık Kurulu İle Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu Arasındaki raporlar arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her iki incelemenin teknik nedenlerler farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, farklı malüliyet oranlarının davacının malüliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesi meslek hastalığının tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının Adli Tıp Kurumu raporları ile tespit edildiğinden bu rapor tarihinin dikkate alınması gerektiğini, sürekli iş göremezlik oranı kesinleşmeden zamanaşımının başladığının kabul edilemeyeceğini, sürekli iş göremezlik oranının Yargıtay onama kararıyla belirlendiğini, Bölge Adliye Mahkemesince taleplerine rağmen duruşma yapılmadan karar verilmesinin savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının meslek hastalığı neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Zamanaşımı" açısından meslek hastalığının tespiti tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu meslek hastalığı iddiasıyla ilgili Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 03.05.2011 tarihli raporuna göre davacının 26.11.2010 tarihinde tespit edilen "bilateral hafif sinirsel işitme kaybının" mesleki olup sürekli iş göremezlik oranının %20,2 olarak tespit edildiği ve 26.11.2012 tarihinde kontrol muayenesinin öngörüldüğü, kontrol neticesinde aynı merkez tarafından düzenlenen 16.12.2012 tarihli raporda sigortalının meslek hastalığının iyileştiği belirtilerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığına karar verilerek kontrol muayenesinin kaldırıldığı, davacı itirazı üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 07.06.2013 ve Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 26.05.2014 tarihli raporlarında da aynı kanaatin benimsenerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığının tespit edildiği, davacı itirazı üzerine alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 13.02.2017 tarihli raporda ise; 2009 yılına kadarki odyometrik inceleme ve peryodik muayeneleri doğal olduğu, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin 26.11.2010 tarihli raporunda odyometride sağ AC/BC 40/35, sol AC/BC 38/32 bilateral hafif sinirsel işitme kaybı tarif edildiği, yapılan odyometrik incelemede tariflenen sensörinoral işitme kaybının mevut bilimsel veriler ışığında iyileşme ihtimalinin olmadığı, odyometrik incelemelerin subjektif bir test olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabileceği, Kurulumuzda yapılan 03.08.2016 tarihli odyometrik incelemede hastanın işitme eşiklerinin normal olmadığı, yüksek frekanslarda daha fazla olmak üzere ortalama sağ kulakta 59 dB sol kulakta 52 dB işitme kaybı tespit edildiği, işitme kaybının kontrolasyonu ve şekli itibariyle mesleki işitme kaybı şekli ile uyumlu olduğu, bulgularına işaretle % 32.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, SGK'nın raporu ile oluşan farkın kurulca yapılan odyometrik incelemede bulunan saf ses ortalamalarının farklı olmasından kaynaklandığı belirtildiği, davacı tarafından Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinde açılan dava dosyasında alınan Adli Tıp 2. Üst Kurulunun 28.11.2019 tarihli raporuyla da meslek hastalığı nedeniyle iş göremezlik oranının %32,2 olarak belirlendiği ve Mahkemenin 19.02.2020 tarih ve 2019/265 E - 2020/101 K ile sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olarak tespit edildiği ve iş bu kararın Dairemizin 08.04.2021 tarih ve 2021/268 E- 2021/4998 K sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. 11. Bu açıklamalara göre davacı vekilinin mesleki olduğunu iddia ettiği işitme kaybı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olduğunu ilk kez Adli Tıp Kurumunun 13.02.2017 tarihli raporuyla öğrendiği ve giderek aynı oranın tespit davası kapsamında Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan 28.11.2019 tarihli raporla doğrulandığı ve sürekli iş göremezlik oranın %32,2 olarak tespitine dair Mahkeme kararının 08.04.2021 tarihinde onama ilamıyla kesinleştiği gözetildiğinde, davacı vekilinin 20.08.2021 tarihli ıslah ve birleşen davasının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının ıslah ve birleşen davası kapsamındaki tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur. 12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1-a) Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 3. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak 17.100 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/3794 E., 2024/8883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/3794 E.  ,  2024/8883 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/184 E., 2022/195 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezlik nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti.'nin işçisi olarak diğer davalı ... Proje İnşaat A.Ş.'ne ait işyerinde tesisatçı olarak çalışmakta iken 20.01.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu malul kaldığını, iş bu kazanın meydana gelmesinde müvekkiline atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını, kusurun tamamının gerekli iş güvenliği tedbirlerini almayan, alınan tedbirlere riayeti sağlamayan davalı işverenlikte olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminat alacağının iş kazasının vuku bulduğu 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında 26.05.2021 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 25.000 TL'ye artırırken, başvurma harcını da yatırmak suretiyle manevi tazminat istemini 5.000 TL olarak talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesi ile davacının müvekkili şirketin yüklenici sıfatıyla yürüttüğü bir işin yapılması sırasında bu işte çalışmak üzere 6 ay süreli sözleşmeyle işe alındığını, SGK primlerinin ödendiğini, yapacağı iş nedeniyle kullanılması gereken kişisel koruyucu donanım malzemelerinin kendisine teslim edildiğini ve nasıl kullanılacağına ilişkin bilgi verildiğini, davacının işçi sağlığı ve iş güvenliği talimatnamesini okuduğunu ve teslim aldığını, çalışmak üzere 30.10.2009 tarihinde işe alındığı şantiyede işin sona erdiğini, müvekkili şirketin bu adresteki işyerinin 28.02.2010 tarihinde kapandığını ve davacının bu sebeple işten çıkışının SGK'ya bildirildiğini, davacının çalışmaya devam etmek istediğini belirtmesi üzerine bu kez 28.03.2010 tarihinde merkez ofis adresinde işe başladığını ancak istirahat süresinin uzatıldığına ilişkin rapor aslı getirilmediğini ve davacının da işinin başında olmadığı dikkate alınarak 22.05.2010 tarihinde iş akdine son verildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Proje İnş. Turz. San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile müvekkili şirketin işyeri kayıtları incelendiğinde davacının müvekkili şirkette çalışmadığının anlaşıldığını, davacının diğer davalı ... İnşaat'ın çalışanı olduğunu, ... İnşaat'ın müvekkili şirket ile yüklenici sözleşmesi yaptığını, davacının müvekkili çalışanı olmadığı için müvekkiline husumet tevcih edilemeyeceğini, dava dilekçesinde davacının nasıl bir kaza geçirdiği ve maluliyetinin ne olduğunun açık olmadığını, müvekkili şirketin eğer bir kaza olmuş ise bile bunda herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. BOZMA ÖNCESİ VE BOZMA KARARI A) İlk Mahkeme Kararı Mahkemenin 31.03.2016 tarih, 2013/195 Esas, 2016/105 Karar sayılı kararı ilk kararında özetle; Davalı ... Proje İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.'nin asıl işveren diğer davalı ... İnşaat Müh. ve Mimarlık San. Tic. Ltd. Şti.'nin ise alt işveren olarak faaliyet gösterdiği inşaat işyerinde mekanik tesisat işçisi olarak görev yapmış olan davacının 20.01.2010 tarihinde iskeleden düşerek yaralandığı, hükme esas alınan 29.07.2013 tarihli bilirkişi raporunda meydana gelen kaza sebebiyle davalı ... İnşaat'ın %40, diğer davalının %20, davacının ise %40 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, alınan raporun ve belirlenen kusur oranlarının dosyada mevcut tahkikat raporu ve olayın oluş şekli ile uyum arzettiği, davacının maluliyet oranının tespiti yönünden yapılan tahkikat sonucunun beklenildiği, Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen yazı cevabına göre davacının İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 23.07.2014 tarih ve 1945 sayılı sağlık kurulu raporunda 15.06.2010 tarihinden itibaren çalışır kararı verildiğinden maluliyet işlemlerinin başlatılmadığının ve 23.01.2010 - 10.03.2010 tarihleri arası 47 gün karşılığı 749,25-TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğinin bildirildiği, maddi tazminat hesabı için dosyanın tevdii edildiği bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davacının nihai maddi zararının 541,97-TL olup, kurum tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ile maddi zararının karşılandığının belirtildiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. B) Bozma Kararı Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 19.03.2018 tarih ve 2016/18303 E- 2018/2432 K sayılı ilamında özetle; "somut olayda, davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurumca tespit edilmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılacak iş; davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının tespit edilip edilmediğini Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sormak, Kurumdan gelecek belgelere göre sürekli iş göremezlik oranına ilişkin çelişki oluşması halinde yukarıda açıklanan usüle göre resen tespit etmek ve sürekli iş göremezlik oranı kesinleştikten sonra dosyadaki tüm delilleri bir bütün halinde değerlendirerek bir karar verilmekten ibarettir." gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA KARARI SONRASI YARGILAMA SÜRECİ VE KARAR Bozma kararına uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen son kararda özetle; "tüm dosya kapsamı, celp ve ibraz edilen belgeler, tanık beyanları, bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; davanın iş kazası nedeniyle maddi manevi tazminat talepli olduğu, mahkememizce verilen davanın reddine ilişkin kararın Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 2016/18303 esas sayılı kararı ile bozulduğu, Yüksek Sağlık Kurulunca 11.11.2011 tarihli raporda maluliyetin yüzde 0 belirlendiği, 13.04.2020 tarihli raporda da tespitin değişmediği maluliyetin gerekmediğine karar verildiği, mahkememizce dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, ATK tarafından hazırlanan raporda davacının yeniden muayenesinin talep edildiği, davacının muayenesi sonucu hazırlanan 06.11.2020 tarihli raporda yüzde 2.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu raporları arasında çelişki meydana gelmesi sebebiyle dosyanın ATK üst kurula gönderildiği, 20.01.2022 tarihli raporda maluliyet oranının yüzde 1.1 olarak belirlendiği ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının belirlendiği anlaşılmakla maluliyetin bu şekilde kesinleştiği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce dosya hesap bilirkişisine tevdii edilmiş hazırlanan 17.10.2022 tarihli rapor güncel içtihatlara ve kanun hükümlerine uygun bulunarak hükme esas alınmıştır. Davanın kısmi dava olarak 02.04.2010 tarihinde açıldığı, kazanın 20.01.2010 tarihinde meydana geldiği, ıslah dilekçesinin 26.05.2021 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır. Islah dilekçesine karşı davalının zamanaşımı itirazı mahkememizce değerlendirilmiştir." gerekçeleriyle "davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına," karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Islahın zamanaşımından reddinin hatalı olduğunu, daire emsal karaları kapsamında ıslahın zamanaşımına uğramadığını, Davalı ... Proje Şirketinin ıslaha karşı zamanaşımı defi olmamasına karşın zamanaşımı def’i varmış gibi kabul edilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkin olmakla beraber temyiz itirazlarının maddi tazminata ilişkin istemin ıslahın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesi" açısından 6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleri, "Tazminat alacaklarının belirlenmesi ve sorumluluk" açısından zararın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 ve 420.maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, "Zamanaşımı" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu 20.01.2010 tarihli iş kazası nedeniyle SGK Sağlık Kurulunun 20.05.2019 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun 13.04.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 06.11.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %2,2 olarak belirlendiği, davalı ... Şirketi vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 20.01.2022 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %1 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. 11. Mahkeme kararında ıslah talebinin, kaza tarihinden sonra 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde sunulmadığı ileri sürülerek davalılar vekillerinin zamanaşımı def'ilerinin kabulüyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç hatalı olmuştur. 12. Bu açıklamalara göre mahkemece yapılacak iş, davacının sürekli iş göremezlik oranın Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunca düzenlenen 20.01.2022 tarihli raporuyla kesin olarak bilinebilir hale geldiği, bu oranın iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün olmadığından ayrıca 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun 177/2 nci maddesinde bozmadan sonra ıslaha cevaz veren yasal düzenlemenin varlığı kapsamında ıslahla talep olunan maddi tazminat isteminin esası değerlendirilerek taraf talep ve itirazları gözetilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 13. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları nedeniyle sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin HUMK'nun 428 inci maddesi gereğince Mahkeme kararının BOZULMASINA, 2. Temyiz harcının istem halinde ilgiliye iadesine, 3. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4256 E., 2023/3843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Borçlar Kanununun 125, 149, 179, 478 inci maddeleri
6. Hukuk Dairesi         2022/4256 E.  ,  2023/3843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/623 E., 2022/989 K. DAVA TARİHİ : 13.02.2018 HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/69 E., 2022/60 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.11.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen günde gelen davalı vekili Avukat Ebru Küçükcici ile davacı vekilleri Avukat ... ve Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde 7 adet daire ve 1 adet dükkanın, arsa sahibi olan müvekkiline 2009 yılının Haziran ayına kadar teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, 7 adet dairenin teslim edildiğini, dükkanın ise henüz teslim edilmediğini, müvekkilinin bu nedenle kira kaybına uğradığını ve cezai şart alacağı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, bir adet dükkanın teslimine, teslim mümkün olmadığı takdirde rayiç değerinin tespiti ile şimdilik 450.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline, bu dükkan için 2011 yılı Haziran ayından itibaren toplam 50.000,00 TL kira bedelinin davalıdan tahsiline ve 10.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla kira bedeli talebini 101.351,88 TL’ye, ceai şart bedeli talebini 270.480,00 TL’ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, dükkanın teslim edilmemesinde yüklenicinin kusuru bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenici sözleşmede teslimi kararlaştırılan dükkanı süre içerisinde teslim etmediğinden, davacı arsa sahibinin bu dükkanın rayiç bedelini talep edebileceği, sözleşmede tarafların yükümlülüklerine aykırı hareket etmeleri halinde, diğer tarafa yapım bedelinin iki katı kadar cezai şart ödeyeceklerinin düzenlendiği, ceza yanında ayrıca gecikme tazminatı (kira tazminatı) istenebileceğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığından, davacı arsa sahibinin ancak cezayı ve varsa cezayı aşan zararını talep edebileceği, davacının aşan zararını ispat edemediği, bu durumda dükkanın yapım maliyetinin (135.500,00 TL) iki kadar cezai şart isteyebileceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile dükkanın rayiç değeri olarak tespit edilen 240.000,00 TL’nin teslimi gereken tarihten (02.06.2009) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, cezai şart alacağının karşılığı olarak 271.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının gecikme tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dükkan bedelinin düşük belirlendiğini, tespit olunan kira bedelinin de düşük kaldığını, kira bedeli cezai şart miktarını aştığından kira bedeline de hükmedilmesi gerektiğini, sözleşme uyarınca tüm bina maliyetinin iki kadar cezai şart verilmesi gerekirken mahkemece dükkanın yapım maliyetinin iki kadar cezaya hükmedildiğini ileri sürmüştür. 2.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; imar durumu değişikliği nedeniyle dükkan yapılamadığını, bunda müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın seçimlik cezai şart olduğunu, aynen ifa ve seçimlik cezai şartın birlikte istenemeyeceğini, dükkan bedeline ilişkin faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini, cezai şart miktarının fahiş olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenicinin dükkanı teslim etmediği sabit olduğundan, dükkan bedelinin davalı yükleniciden tahsiline hükmedilmesinin isabetli olduğu; fakat bununla birlikte dava tarihinden önce temerrüde düşürülmediğinden, bu alacak yönünden dava tarihinden itibaren faizi hükmedilmesi gerektiği, dava tarihi itibariyle henüz teslim gerçekleşmediğinden davacı yararına teslimi gereken tarihten dava tarihine kadar gecikme tazminatına hükmedilmesi gerektiği, sözleşmede kararlaştırılan cezanın TBK 179/1 inci maddesinde ifade edilen seçimlik ceza olduğunu, sözleşmenin aynı ifası kapsamında dükkan bedelini isteyen davacının, sözleşmede aksine hüküm bulunmadığından, seçimlik ceza isteyemeyeceği gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesis edilerek, buna göre; davanın kısmen kabulü ile 240.000,00 TL dükkan bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 101.500,00 TL gecikme tazminatının, 50.000,00 TL’sinin dava, kalan kısmın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının cezai şart alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; taşınmaz bedelinin ve mahrum kalınan kira bedelinin düşük belirlendiğini, cezai şartı aşan kira kaybı zararı bulunduğunu, sözleşmede kararlaştırılan cezanın seçimlik ceza değil ifaya ekli ceza olduğunu, bu nedenle dükkan bedeli ile birlikte istenebileceğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; davanın ve ıslah ile arttırılan kısmın zamanaşımına uğradığını, imar uygulaması nedeniyle dükkanının inşa edilemediğini, müvekkilinin bu hususta bir kusuru bulunmadığını, öte yandan davadan önce gönderilen ihtarnamenin TBK 123 üncü maddesi kapsamında mehil niteliğinde olduğunu, bundan kısa bir süre sonra dava açıldığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı alacak, cezai şart ve gecikme tazminatı ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Borçlar Kanununun 125, 149, 179, 478 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1.1. Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı aynen ifa ya da bedelinin tahsili, cezai şart ve gecikme tazminatı istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesine göre “Taraflar sözleşme hükümlerine aykırı hareket etme durumlarında buna sebebiyet veren taraf mahkeme tarafından tespit edilecek, bina maliyetinin iki katı cezaya çarptırılmakla yükümlü tutulacaktır." hükmüne yer verilmiştir. Burada kararlaştırılan cezai şart türü, sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçları Kanunu’nun 158/1 inci maddesinde (TBK’nın 179/1) düzenlenen seçimlik cezadır. Anılan düzenleme uyarınca, bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Bir başka deyişle sözleşmenin ifasını isteyen taraf aksi sözleşmede açıkça yazılı olmadığı sürece cezayı, ceza isteyen ise ifayı isteyemez. Alacaklı, seçimlik hakkını kullandığında artık bununla bağlıdır. Yenilik doğurucu hak niteliğinde olduğundan seçim hakkını kullanma halinde bu haktan diğer tarafın rızası olmadığı sürece vazgeçilmesi mümkün değildir. Somut olayda, sözleşmeye konu dükkanın teslimi, bu olmazsa rayiç bedelinin tahsili talep edildiğinden, artık seçimlik ceza talep edilebilmesi mümkün değildir. Davacı arsa sahibi seçim hakkını borcun ifası yönünde kullanmıştır. İstinaf dairesince, bu husus gözetilerek, cezai şart talebinin reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. 1.2. Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.1. Davalı tarafın, diğer temyiz itirazlarına gelince; 2.2. Davalı taraf hem dava dilekçesine ve hem de ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 2.3.Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi, eser sözleşmesi ile birlikte satış vaadi sözleşmesinden oluşan karma bir akit olup eksik işler ve ayıplı imalâtların giderim bedeli, gecikme tazminatı ve cezai şart alacaklarında zamanaşımı süresi genel kural olarak sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 126/4 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6 ncı maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. 2.4.Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, inşaatın kararlaştırılan tarihte tesliminin gerçekleştirilememesi durumunda, yüklenici borçlu temerrüdüne düşer ve arsa sahibinin TBK’nın 125 inci (BK’nın 106/2) maddesince seçimlik hakkı doğar. Arsa sahibi bu seçimlik hakkını, geciken ifayı beklemek ve gecikme tazminatını istemek yönünde kullanmış ise sözleşmeyi feshetmeden, ileride olası eksik-ayıplı işlere ilişkin alacağının muacceliyetini fiili teslime kadar erteleyerek, gecikme tazminatı alacağını her ay sonu itibariyle talep veya dava ederek, eserin teslimini bekleyebilir. Başka bir anlatımla, bu alacaklarını talep veya dava etmek için eserin yüklenici tarafından teslimini beklemek zorunda değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamaz. Nitekim, TBK’nın 149 uncu maddesi, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten başlayacağını açık bir şekilde belirtmiştir. 2.5.Zamanaşımının, eserin tesliminde başlatılmasını öngören TBK’nın 478 inci maddesi (BK’nın 363), gecikme tazminatına değil, kusura ve dolayısıyla eksik işlere ilişkin olup, madde metninde bu açıkça belirtilmiştir. Bu kural doğrudur; zira, ayıplı ve eksik işler alacağı, ancak teslim tarihinde muaccel (dava edilebilir) hale gelir. Çünkü, ayıp ve eksik işlerin parasal karşılıklarını istemek için, TBK’nın 125 inci maddesinde belirtilen ilk seçimlik hak doğrultusunda, eserin teslimini beklemek gerekir ki, eser teslim edilir edilmez mutâd sürede o eseri muayene edip, eksik-ayıplı işler var mı, yok mu, varsa parasal karşılıklarının ne olduğu tespit edilebilsin. Sonuç olarak gecikme tazminatında zamanaşımı süresi bağımsız bölümün teslim edildiği tarihten değil, teslim edilmesi gereken tarihten itibaren başlar. O halde arsa sahibi teslim edilmesi gereken tarihteki gecikilen her ay için zararını davayla isteyebileceğine göre her geçen ay zararı o ayın sona ermesiyle istenebilir bir başka deyişle muaccel hale gelir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 gün 2013/8510 E; 1907 K. sayılı ilamı da bu yöndedir. 2.6.İstinaf dairesince hükme esas alınan 20.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda, dairelerin teslim edilmesi gereken tarih olarak belirlenen Haziran 2009 ile dava tarihi olan 13.02.2018 tarihleri arası için toplam 101.351,88 TL gecikme tazminatı hesaplanmıştır. 2.7. Dava 13.02.2018 tarihinde açılmış olup, yukarıdaki açıklamalara göre bu tarihten geriye doğru 5 yılın sona erdiği 13.02.2013 tarihinden öncesi döneme ilişkin gecikme tazminatı alacakları zamanaşımına uğramıştır. Öte yandan, dava 02.09.2021 tarihinde ıslah edilmiş olup, bu tarihten geriye doğru 5 yılın sona erdiği 02.09.2016 tarihi itibariyle de ıslah edilen kısımlar yönünden alacak zamanaşımına uğramıştır. 2.8. Bu durumda, hükme esas alınan 20.08.2021 tarihli bilirkişi raporunun üçüncü sayfasında gösterilen tabloya göre, hesap edilen toplam 101.351,88 tutarındaki gecikme tazminatının, 13.02.2013 tarihinden öncesine ilişkin toplam 35.697,00 TL’lik kısmı dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramıştır. Davacının, dava tarihi itibariyle talep edebileceği toplam tutar 65.654,88 TL olup, bunun 50.000,00 TL’sinin dava, geriye kalan 15.564,88 TL’sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi gerekir. İstinaf dairesince, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı tarafın tüm, davalı tarafın diğer temyiz itriazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı tarafın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Soykaya İnşaat Mekanik Tesisat İmalat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi'ne iadesine, Aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2015/127 E., 2015/5939 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya 1. Asliye Hukuk Hakimliği
tam metni aç
Bununla birlikte davalı iş sahibi, yüklenicinin temerrüdünden sonra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125/2. maddesine göre “derhal fesih” hakkını kullanmamış, sözleşmeden döndüğünü yasal delillerle kanıtlayamamıştır.
15. Hukuk Dairesi         2015/127 E.  ,  2015/5939 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Konya 1. Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :25.09.2014 Numarası :2014/83-2014/518 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat E.. O.. ile davalı vekili Avukat M. T.. geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan, iş bedelinin tahsili ve edimin iş sahibine teslimi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı, davalı ile düzenlenen 22.04.2013 tarihli "Komel Bilo 1000 Kombine Silaj Streçleme Makinesi"nin 230.000,00 TL bedel karşılığında satımı hususundaki sözleşmede teslim tarihinin 15.08.2013 olarak kararlaştırıldığını, mal teslime hazır edilmesine rağmen teslim alınmadığını belirterek; makine bedeli olan 230.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, teslime hazır makinenin davalı yana teslimini talep etmiştir. Davalı, makinenin Eylül-Ekim aylarında yapılacak olan hasat için sipariş edildiğini, sözleşmede belirlenen tarihte teslim edilmeyince sözleşmenin sözlü olarak feshedildiğini, teslim tarihinden 4 ay gibi bir süre geçtikten sonra dava açılmasının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; sözleşmeye konu işin belirtilen tarihte teslime hazır olduğunun davacı yüklenici tarafından kanıtlanmaması, işin teslimine yakın veya teslim tarihinden sonra makûl süre içerisinde teslim yönünde, davalı iş sahibinin temerrüde düşürülmemesi, yüklenicinin edimini ifa etmemesi nedeniyle, davalı iş sahibinin de kendi edimini ifadan kaçınabileceği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında 22.05.2013 tarihli "Komel Bilo 1000 Kombine Silaj Streçleme Makinesi"nin 230.000,00 TL bedel karşılığında imal ve teslimi hususunda sözleşme düzenlenmiştir. Sözleşmede teslim tarihi 15.08.2013 kabul edilerek kesin vade belirlenmiştir. Bu tarihte ve sonrasında makinenin teslim edilmediği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, temerrüde ilk düşen tarafın kim olduğu hususundadır. Taraflar arasındaki sözleşmede vade kesin olarak belirlendiğinden ve davacı yüklenici kararlaştırılan sürede edimini tamamlayıp teslim etmediğinden temerrüde düşmüştür. Bununla birlikte davalı iş sahibi, yüklenicinin temerrüdünden sonra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125/2. maddesine göre “derhal fesih” hakkını kullanmamış, sözleşmeden döndüğünü yasal delillerle kanıtlayamamıştır. Buna rağmen davacı yüklenici işe devam ederek eseri tamamlamış, Konya 1. Noterliği’nin 12.12.2013 gün ve 17256 yevmiyeli ihtarı ile makinenin teslime hazır olduğunu belirterek, teslim alınması ve iş bedelinin ödenmesi ihtarında bulunmuştur. Bu ihtara karşılık olarak, davalı iş sahibi tarafından Konya 8. Noterliği’nin 16.12.2013 gün ve 27777 yevmiyeli ihtarı ile, edimin süresinde ifa edilmediği ve sözleşmenin şahitler huzurunda feshedildiği bildirilmiştir. Bu durumda iş sahibi sözleşmeyi derhal feshetmeyerek gecikmiş ifayı beklediğinden taraflar arasındaki sözleşme süresiz hale gelmiştir. Gecikmiş ifayı kabul eden iş sahibinin beklemekten vazgeçip sözleşmeyi feshedebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125/1. maddesine göre, süre verip, bu süre içinde edimin ifa edilmemesi halinde sözleşmeden dönmesi gerekir. Davalı bu gerekliliğe uymadığından kabulden kaçınmakta haksızdır. Bu halde mahkemece dava konusu makine üzerinde keşif yapılarak, sözleşme koşulları ve tekniğine uygun olarak yapıldığının tespiti halinde, davalıya teslimi koşulu ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yüklenicinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 23.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede (Örn: Satış), borçlunun temerrüde düşmesi halinde alacaklıya tanınan "seçimlik haklar" vardır. Alacaklı, borçluya uygun bir süre (mehil) verdikten sonra bu hakları kullanabilir. Aşağıdakilerden hangisi alacaklının kullanabileceği seçimlik haklardan biri değildir?

A) Aynen ifayı ve gecikme tazminatını istemek
B) Aynen ifadan vazgeçip müspet zararını (ifadan beklenen yararı) istemek
C) Sözleşmeden dönüp menfi zararını (sözleşme hiç yapılmasaydı uğramayacağı zararı) istemek
D) Sözleşmeyi feshedip sebepsiz zenginleşme davası açmak (Ani edimli sözleşmelerde)
E) Borçlunun hapis cezası ile cezalandırılmasını istemek

Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol