6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 127

Türk Borçlar Kanunu 127. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 127- Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur: 1. Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde. 2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde. Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır. B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2020/232 E., 2021/7096 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14.HUKUK DAİRESİ (İLK DERECE SIFATIYLA)
maddesindeki düzenlemeyi ihlal eden hakem kararının kamu düzenine aykırı olduğunu, ayrıca kredi geri ödemesi nedeniyle müvekkillerinin sorumlu tutulmasının TBK'nın 127. maddesinde belirtilen kanuni halefiyet ilkesine aykırı olduğunu, bunun sonucu olarak İİK'nın 45.
11. Hukuk Dairesi         2020/232 E.  ,  2021/7096 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14.HUKUK DAİRESİ (İLK DERECE SIFATIYLA) TÜRK MİLLETİ ADINA Milletlerarası Tahkim Divanı Uluslararası Ticaret Odası Heyetince verilen 06.05.2016 gün ve 19237-C-19240 sayılı kararın iptali istemi ile İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Bölge Adliye Mahkemesine açılan davanın yargılaması sonucunda davanın reddine ilişkin verilen 20.11.2019 gün 2019/1-2019/14 sayılı karar, yasal sürede duruşmalı olarak davacılar vekilince temyiz edilmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2021 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalılar vekilleri Av. ...... ile Av. ...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Hakem önündeki yargılamada davalı- karşı davacı olan Türk gerçek kişiler ve şirket vekili iptal dava dilekçesinde, ICC Tahkim Mahkemesi’nde karşı tarafça açılan iki ayrı davanın birleştirilerek 19237/MHM sayılı dosya üzerinden tahkim yargılamasının yürütüldüğünü, birleşen 19240/MHM numaralı dava dosyasının Krom Maden Şirketi’nin hissedarları arasındaki ihtilaftan, 19237/MHM sayılı ana davadaki ihtilafın ise Güney Krom ve Kop Krom Şirketleri’nin hissedarları arasındaki ihtilaftan kaynaklandığını, Hakem Mahkemesi’nce 19240/MHM numaralı davadaki taleplerden Tisco'nun ICBC Bankası’ndan şirketler için aldığı krediler nedeniyle yaptığı ödemelerin hisseleri oranında müvekkillerinden tahsiline ve tahkim yargılama giderlerinin müvekkillerine yüklenmesine ilişkin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine 19240/MHM numaralı ve birleşen 19237/MHM numaralı dosyalarıyla birlikte görülen ve kendileri tarafından açılan karşı davanın reddine dair verilen kararın da usul ve yasaya aykırı olduğunu, karşı davada Tisco ve Wanbang'ın hissedarlar sözleşmesini esaslı olarak ihlal etmiş olduklarının, ilgili sözleşmelerin 5.1 (a) maddesi kapsamında temerrüt halinde olduklarının tespitini, hakemdeki davacıların genel olarak her bir hissedarlar sözleşmesini ve buna ilişkin uygulanabilir hukuku ihlal edip etmediğinin ve ihlal edilmiş ise müvekkillerinin bunun sonucunda tazminata hak kazanıp kazanmadıklarının, kazandılar ise tazminat tutarının tespitini, Güney Krom, Kop Krom ve Krom Maden Şirketleri için hissedarlar sözleşmelerinin 6.2. maddesi altında yer alan şartlardan herhangi birinin yerine getirilip getirilmediğinin tespitini, Tisco ve Wanbang'ın piyasa fiyatının çok altında Minmetals ile yaptıkları satış kontratları neticesinde müvekkillerinin uğradığı Güney Krom için 830.286,50 USD, Kop Krom için 413.890,50 USD tutarındaki zararın tazminini, Tisco ve Wanbang'ın doğrudan veya dolaylı eylemleri, ihmalleri ve şirketleri kötü yönetmeleri nedeniyle Krom Maden için 3.156.421 USD, Güney Krom için 2.552.033 USD, Kop Krom için 11.771.393,50 USD kâr kaybı tutarının tahsiline ve avukatlık ücret ve masrafları dahil olmak üzere her türlü tahkim masraf ve harcamasının karşı tarafa yükletilmesini karşı davada talep etmelerine rağmen bu taleplerinin hakemlerce reddedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ve karşı davaya ilişkin bu hükmün de iptalini istediklerini, iptal talebini, 4686 sayılı MTK'nın 15. maddesinde düzenlenen kamu düzenine aykırılık ve talep edilen konularda karar verilmemesi nedenlerine dayalı olarak ileri sürdüklerini, hakem kararının ana davadaki iptal talebine konu ICBC'den kullanılan kredilerle ilgili bölümü yönünden; iptal davasının davalısı olan Tisco'nun, müvekkilleri tarafından verilen kurumsal garantiye dayanarak ICBC Bank'tan hissedarlık sözleşmelerine konu şirketlerce kullanılan 29.743.365,69 ABD Doları tutarındaki kredileri şirketlerin ödememesi nedeniyle ICBC'ye ödemiş olması nedeniyle, Tisco tarafından ana davada talep edilen bu tutarın müvekkillerinden, Türk şirketlerindeki hisseleri oranında tahsiliyle Tisco'ya ödenmesine karar verildiğini, hakem kararının, müvekkillerinin hissedarlar sözleşmesinin 2.9.2.maddesi uyarınca garantör sıfatıyla imzaladıkları gerekçesine dayandırıldığını, bu kararın maddi hukuk açısından kamu düzenine aykırı olduğunu, çünkü, taraflar arasındaki ihtilafa Türk Kanunlarının uygulanacağının kararlaştırılmış olduğunu, bu nedenle Türk kamu düzeninin gözetilmesi gerektiğini, müvekkilleri tarafından, şirketlerin ICBC'den kullandığı kredileri temin etmek üzere şirket hisselerinin rehin olarak verildiğini, rehnin mevcudiyetine rağmen hakem önünde alacak talep edilmesinin İİK'nın 45. maddesindeki önce rehne müracaat zorunluluğunu bertaraf eder nitelikte olduğunu, bu hükmün kamu düzenine ilişkin olduğunu, bu nedenle İİK'nın 45. maddesindeki düzenlemeyi ihlal eden hakem kararının kamu düzenine aykırı olduğunu, ayrıca kredi geri ödemesi nedeniyle müvekkillerinin sorumlu tutulmasının TBK'nın 127. maddesinde belirtilen kanuni halefiyet ilkesine aykırı olduğunu, bunun sonucu olarak İİK'nın 45. maddesine dayalı savunmalarının Tisco'ya karşı da geçerli olduğunu, böylece kamu düzeninin ihlal edilmiş olduğunu, hakem heyetince kredi geri ödemesi nedeniyle müvekkillerinin sorumlu tutulması gerekçesinin hissedarlık sözleşmesi yanında TBK'nın 627/2. maddesine dayandırıldığını, TTK'nın 8. maddesine göre temerrüt faizinin ihtarla başlayacağına dair TBK'nın 117. maddesinin ihlal edildiğini, kaldı ki TTK'nın 480. maddesi uyarınca anonim şirket hissedarlarına sermaye koyma borcu dışında herhangi bir borç yüklenmesinin mümkün olmadığını, bu hükme aykırı olarak müvekkillerinin, şirketlerin kullandığı krediler nedeniyle sorumlu tutulmasının emredici bu yasal düzenlemeye ve kamu düzenine aykırı olduğunu, hakem kararının bu maddi hukuk ve kamu düzeni ihlalleri nedeniyle iptali gerektiğini, hakem kararının usuli açıdan da kamu düzenine aykırı olduğunu, Anayasa'nın 36. maddesinde ve AİHS 6. maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, böylece MTK'nın 15/2.b hükmüne göre kararın iptalinin gerektiğini, hakemler tarafından, müvekkillerinin savunmalarının ve delillerinin incelenmeden ve değerlendirilmeden karar verilmiş olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, özellikle Tisco ve Wanbang'ın yönetimsel kusurundan kaynaklanan nedenlerle şirketlerin ICBC'den aldığı kredilerin geri ödenemediğine ilişkin savunmaların ve buna ilişkin delillerin dikkate alınmadığını, yine ICBC'den kullanılan kredilerin hissedarlar sözleşmelerinin 2.9.2. maddesi kapsamına girmediğine ilişkin savunma ve delillerinin dikkate alınmadığını, müvekkilleri tarafından ispat edilmiş maddi vakıalar göz ardı edilerek ve gerekçede çelişkiye düşülerek hüküm verildiğini, zararın ve kredilerin geri ödenememesinin her üç Türk şirketinde yönetim çoğunluğunu elinde bulunduran Çin Şirketleri’nin kendi kusurlarından yararlanarak tazminat talep haklarının bulunmadığını, ayrıca ICBC Bank ile davalı Tisco'nun aynı devlet fonu tarafından idare edildiğini tespit ettiklerini, şirketlerin kötü yönetimi nedeniyle kredi geri ödemeleri yapılmadığından Tisco'nun rücu hakkının bulunmadığını, hissedarlar sözleşmelerinin 2.9.2. maddelerinde "Hissedarlar, yatırımda bulunmak ve şirketin geliştirilmesini sağlamak amacıyla (eğer varsa) bankalardan alınan krediler için kendi kurumsal garantilerini verme hususunda mutabıktırlar" düzenlemesi yer aldığını, oysa hakem heyetince 14.4 milyonluk kredinin makine yatırımında kullanıldığını, kalan kısmın Aralık 2010'dan önce muaccel olan borçların ödemesinde kullanıldığının tespit edilmesine rağmen kredinin bu sözleşme hükmü kapsamında olmadığının dikkatten kaçırılarak hüküm verildiğini, yani ICBC'den kullanılan kredilerin sözleşmelerin 2.9.2. maddelerinde düzenlenen hususa ilişkin bulunmadığını, çünkü bu hükmün istisnai bir borçlanmaya ilişkin olduğunu, ICBC Bank'a müvekkilleri tarafından rehin olarak verilen hisselerin akıbetinin tahkim yargılaması sırasında araştırıldığını, hisselerin ICBC tarafından Tisco'ya devredildiğinin ve müvekkillerine iade edilmediğinin kanıtlandığını, buna rağmen müvekkillerinin ödemeye mahkum edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, avukatlık ücreti ve masrafların davadaki haklılık oranına göre dağıtılması gerekirken ve davalıların asıl davadaki tüm tazminat talepleri reddedildiği halde reddedilen kısım için müvekkilleri lehine yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle kararın iptali gerektiğini, HMK uyarınca davasının bir kısmından feragat eden davalı Çin Şirketleri’nin bu nedenle de yargılama giderlerine ve avukatlık ücretlerine mahkum edilmesi gerektiğini, bu konudaki taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine ICBC'den kullanılan kredilerle ilgili talebin reddedilen kısmı içinde müvekkilleri lehine yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, karşı davadaki taleplerinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle karşı davaya ilişkin hükmün iptalini istediklerini, bu kararın MTK'nın 15. maddesinin i bendinde düzenlenen kamu düzenine aykırılık ve ii bendinde düzenlenen talep edilen konularda karar verilmemesi nedenleriyle iptali gerektiğini, hakem heyetinin adil ve eşit yargılama ilkesini ihlal ettiğini, bu bağlamda hakem heyetinin müvekkillerinin iddia ve savunmalarını ve delillerini göz ardı ettiğini, maddi vakıalara ilişkin ispat edilen hususların ve karşı tarafın ikrarlarının değerlendirmeye alınmadığını, müvekkillerinin bazı talepleri hakkında karar alınmadığını, tarafların talepleri içinde yer almayan bir kısım konularda karar verildiğini, kararın gerekçelerinin çelişkili olduğunu, kararın bu haliyle Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunu, karşı davada hissedarlık ve ortaklık yükümlülüklerinin ihlalinden kaynaklanan kâr kaybı talebinin reddine ilişkin kararın iptalinin gerektiğini, bu bağlamda müvekkilinin Krom Maden için 3.156.421 USD, Güney Krom için 2.552.033 USD ve Kop Krom için 11.771.393,50 USD tazminat talep ettiklerini, bu zararın davalı Çin Şirketleri’nin doğrudan veya dolaylı eylemleri, ihmalleri ve şirketleri kötü yönetmelerinden kaynaklandığını, hakem heyetince bu talepler listelenerek hüküm verilmiş ise de iddia ve savunmaların değerlendirilmediğini, tanık beyanlarının göz ardı edildiğini, karşı tarafın kötü yönetim eylemlerini, sözleşmelere aykırı eylemlerini kanıtlamalarına rağmen bu hususların dikkate alınmadığını, hakem heyetince karar oluşturulurken TTK'nın 376. maddesi dahil, pek çok emredici ve kamu düzenine aykırı düzenlemelerin göz ardı edildiğini ve ihlal edildiğini, hakem heyetinin Tisco ve Wanbang'ın fiillerini TBK'nın 628. maddesi kapsamında değerlendirmeyerek gerekli incelemeyi yapmadığını, şirket yönetiminde davalı Çin Şirketlerinin çoğunlukta olmasına rağmen ve finansman taahhütlerini yerine getirmemiş olmalarına rağmen ve bu hususlar hakem yargılamasında tespit edilmiş olmasına rağmen Tisco'nun sorumlu olmadığı yönündeki hakem kararının çelişkili olduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 2.9.5. hükmünün ihlalinden kaynaklanan tazminat talebinin reddine dair hükmün iptali gerektiğini, bu bağlamda müvekkillerinin Tisco ve Wanbang'ı temsil eden yönetim kurulu tarafından alınan kararla belirlenen fiyatlar üzerinden Tisco ve Wanbang'a yapılan satışların yönetim kurulu tarafından ortaklara maden satış fiyatının tespiti için alınmış bir karar olmaksızın genel müdür tarafından belirlenen fiyatlarla Tisco ve Wanbang'a yapılan satışların, yine genel müdür tarafından Min Metal'e yapılan satışların hissedarlar sözleşmesinin 2.9.5. maddesine aykırı olduğunu iddia ettiklerini, ancak hakem heyetinin bu iddiayı yeterince değerlendirmediğini, oysa satış fiyatlarının dosyaya sunulduğunu, iddialarının ispat edilmiş olmasına rağmen ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 6.2. maddesi uyarınca hissedarlar sözleşmelerinin usulüne uygun olarak feshedildiğinin tespitini, bu tespit kabul görürse tarafların şirket tasfiyesinde anlaşmaya varmış kabul edilmelerini talep ettiklerini, buna ilişkin iddialarını ispatlamış olmalarına rağmen ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı Çin Şirketlerinin eylemlerinin TBK'nın 628.maddesi kapsamında değerlendirilmemesinin kamu düzenine aykırı olduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 5.1. maddeleri uyarınca temerrüt tespit taleplerinin reddine ilişkin kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu, hakem heyetinin iptal talebine konu kararının MTK'nın 15. maddesinin i ve ii maddeleri uyarınca iptali gerektiğini iddia ederek anılan hakem kararının yukarıda belirtilen hükümlerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Hakem önündeki yargılamada davacı-karşı davalı olan Wanbang ve Tisco vekili cevap dilekçesinde, hissedarlar sözleşmelerinde geçerli bir tahkim şartı bulunduğunu, tahkim yerinin İstanbul olup uyuşmazlığın Türk Hukuku’na göre çözümleneceğinin kararlaştırıldığını, tahkim divanı tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, 4686 sayılı MTK'nın 15. maddesi uyarınca davacının ileri sürdüğü iptal sebeplerini ispatla yükümlü olduğunu, mahkemenin resen gözeteceği hususların uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığı ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olduğunu, hissedarlar sözleşmelerinin 7.4.1. maddelerinde, taraflar arasında çıkacak uyuşmazlıkların Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) kuralları çerçevesinde çözümleneceğinin kararlaştırıldığını, tahkim kararının, tahkim yargılamasının yapıldığı tarihte yürürlükte olan 01 Ocak 2012 tarihli MTO tahkim kuralları çerçevesinde yürütülüp sonuçlandırıldığını, davacıların soyut gerekçelerle iptal talebinde bulunduklarını, ileri sürdükleri iptal sebeplerini ispatla yükümlü olduklarını, iptal davalarında sadece Kanun'da öngörülen iptal sebepleriyle sınırlı olarak inceleme yapılabileceğini ve işin esasına ilişkin değerlendirme yapılamayacağını, iptal davacılarının ileri sürdüğü kamu düzeni kavramının iptal sebeplerini genişletme amacıyla kullanılamayacağını ve sınırlı tutulması gerektiğine dair öğreti görüşleri bulunduğunu, Yargıtay yerleşik içtihadı uyarınca da MTK'nın 15. maddesi kapsamında iptal talebinde bulunan tarafın bunun somut gerekçelerini ortaya koyması gerektiğini, davacıların vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin iptal taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, çünkü tahkim kararına göre davadaki taleplerin kısmen reddedildiğini, davacının MTK'nın 16. maddesine ve Türk Hukuku’na göre davadaki haklılık oranı esas alınarak yargılama giderlerinin ve avukatlık ücretinin hesaplanması gerektiğine ilişkin iptal sebebi ileri sürdüğünü, oysa MTK'nın 16/D maddesinde açıkça "Aksi kararlaştırılmadıkça" bu Kanun hükümlerinin uygulanacağının açıkça belirtildiğini, yukarıda açıklandığı üzere hissedarlar sözleşmelerinde uyuşmazlıkların MTO (ICC) tahkim kurallarına göre çözülmesinin kararlaştırıldığını, bu husus dikkate alındığında Kanun'daki aksi kararlaştırılmadıkça ibaresine göre, tarafların aksini kararlaştırmış olduklarının ortaya çıktığını, yani yargılama giderlerinin MTO tahkim kurallarına göre hakem kurulunca belirlenmesinin taraflarca kararlaştırıldığının kabulü gerektiğini, hakem kurulunun da MTO tahkim kuralları çerçevesinde yargılama giderlerini ve avukatlık ücretini değerlendirerek tarafların yükümlülüklerini belirlediğini, esasa ilişkin olarak ileri sürülmüş olan iptal sebepleri yönünden; asıl davada müvekkili Tisco tarafından ICBC Bank'a yapılan ödemenin davalılardan payları oranında tahsiline ilişkin hakem hükmünün doğru olduğunu, çünkü 2010 yılında gerçekleştirilen hissedarlar toplantısında alınan karar doğrultusunda ortaklık konusu şirketler için 14.4 Milyon ABD Doları tutarında makine satın alınması ve ortaklık konusu şirketlerin ödenmesi gereken borçlarının ifası için kullanılmak üzere toplamda 29.743.366 ABD Doları kredi çekildiğini, bu kredilerin geri ödemelerinin şirketler tarafından yapılmaması üzerine müvekkili Tisco tarafından yapılmasının zorunlu hale geldiğini, bu konuda hakem kararının 598. paragrafında açık tespitin yapılmış olduğunu, müvekkilinin tahkim yargılaması kapsamında bu konudaki tahsil talebinin hissedarlar sözleşmelerinin 2.9.2. fıkrası uyarınca kabul edildiğini, anılan maddeye göre hissedarların yatırım yapmak ve şirketin gelişimi için ödünç alınan banka kredileri için garanti vermeyi kabul ve taahhüt ettiklerini, bu garantinin pay oranlarına göre verildiğinin ve sorumluluğun müteselsil olacağının kararlaştırıldığını, bu sözleşme hükmü kapsamında verilen hakem hükmünün yerinde olduğunu, bu konudaki gerekli değerlendirmelerin hakem kararının 601. paragrafında yapıldığını, ICBC Bank'tan çekilen ve müvekkili Tisco tarafından geri ödemesi yapılan kredi nedeniyle işbu iptal davasının davacılarının TBK'nın 627. maddesi uyarınca sorumlu olduklarının hakem kurulunca tespit edildiğini, karşı tarafın İİK'nın 45, TBK'nın 127 ve 117 maddeleri ile TTK'nın 480. maddelerine dayalı olarak ileri sürdüğü iptal gerekçelerinin hukuki dayanağının bulunmadığını, hakem kararının 604. paragrafında İİK'nın 45. maddesine dayalı savunmalarının reddedildiğini, kararda Türk ortakların sorumluluğunun rehnedilen hisselerle sınırlı olacağına dair bir sözleşme hükmü bulunmadığının tespit edildiğini, TTK'nın 480. maddesine dayalı savunmaların hakem kararının 604. paragrafında değerlendirildiğini ve sorumluluğun bu madde ile değil sözleşmenin 2.9.2 maddesiyle TBK'nın 627. maddesinden kaynaklandığının gerekçeli olarak ortaya konulduğunu, bu talebin TBK'nın 127. maddesine herhangi bir aykırılık teşkil etmediğini, Tisco'nun halefiyet hakkının sözleşmenin anılan hükmünden ve adi ortaklığa ilişkin TBK'nın 627. maddesinden kaynaklandığını, hakem heyetinin faize hükmetmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, çünkü faizin 3095 sayılı Kanun'a uygun olarak tespit edildiğini, tahkim masraf ve harcamaları konusunda tesis edilen kararın sözleşme ve MTO tahkim kurallarına uygun olduğunu, hakem kurulunun bu konuda gerekçeli değerlendirmeler yaparak yargılama giderlerini hüküm altına aldığını, tarafların tahkim şartında kararlaştırdığı üzere MTO'nun tahkim kurallarına göre hüküm verilmesinin tarafların iradesine uygun olduğunu, bu konuda ileri sürülen iptal sebeplerinin haksız olduğunu, karşı davadaki tüm taleplerin hakem heyetince reddedilmesinin hukuka uygun olduğunu, kâr kaybı taleplerinin dayanağının bulunmadığını, bu konuda ileri sürülün tüm iddiaların hakem kararında gerekçeli olarak karşılandığını, müvekkillerinin finansman konusunda tek sorumlu olduğuna dair bir taahhüdünün bulunmadığını, dolayısıyla bu nedenle bir sorumluluğun doğmadığını, sözleşmelerden doğan taahhüdünü ihlal etmediğini, hakem kararında tüm delillerin ve vakıaların gerekçeli olarak tartışıldığını, sözleşmenin 2.9.5 maddesinin ihlal edildiğine dair iddiaların ve bu konudaki tazminat taleplerinin hukuki dayanaklarının bulunmadığını, müvekkillerinin ürün satışları konusunda sözleşme hükümlerine aykırı ve tazminatı gerektiren bir davranışlarının bulunmadığının hakem kurulunca tespit edildiğini, bu konuda gerekli değerlendirmelerin hakem kararının 772 ve 773. paragraflarında yapıldığını, diğer usulsüz satış iddialarının da yerinde olmadığının hakem kararının 790 ila 795. maddelerinde gerekçeli olarak ortaya konulduğunu, hissedarlık sözleşmelerinin 6.2. maddesi kapsamında geçerli bir şekilde feshinin söz konusu olmadığını, bu konudaki tespit taleplerinin reddinin isabetli olduğunu, kararın 832. paragrafında yapılan değerlendirmenin yeterli olduğunu, bu konudaki iptal başvurusunun reddi gerektiğini, yine müvekkili şirketlerin temerrüt halinde olduklarına yönelik iddiaların dayanıksız olup ileri sürülen iptal sebebinin haksız olduğunu, tahkim yargılamasında tüm talep ve savunmaların ayrıntılı ve gerekçeli olarak değerlendirildiğini, tüm vakıaların tartışıldığını, davacıların MTK'nın 15. maddesine atıf yaparak ileri sürdüğü iptal sebeplerinin doğru olmadığını, iptal davacılarının adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının ihlal edilmesinin söz konusu olmadığını, yargılamanın tüm aşamalarında iddia ve savunmaların ileri sürüldüğünü ve hakem kurulunca gerekli değerlendirmeler yapılarak hüküm verildiğini, iptal davasında ileri sürülen sebeplerin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nce, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesinin bulunduğu, yabancılık unsuru taşıyan bu tahkim uyuşmazlığının 4686 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu Kanun'a tabi olduğu, bu bağlamda iptal davasının esasının incelenmesi gerektiği, 4686 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, iptal davasının otuz gün içinde açılabileceği, bu sürenin, hakem kararının veya düzeltme, yorum ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacıya gerekçeli hakem kararının tebliğ tarihinin 16.05.2016 olduğu dikkate alındığında, davanın otuz günlük süre içinde açıldığı, 4686 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 6. fıkrası uyarınca iptal isteminin, davaya bakan bölge adliye mahkemesi aksine karar vermedikçe dosya üzerinden incelenerek karara bağlanacağı, eldeki davanın önce İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açıldığı, yargılama devam ederken yürürlüğe giren 7101 sayılı Kanun'un 55. maddesiyle değişik 5235 sayılı Kanun'un 5. maddesi ve 7101 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle değişik 4686 sayılı Kanun'un 15/A maddesi uyarınca, iptal davalarına bakma görevinin bölge adliye mahkemelerine verildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesince yargılamanın duruşmalı olarak yapılması nedeniyle yargılamaya duruşmalı olarak devam edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, incelemenin duruşmalı olarak yapılıp sonuçlandırıldığı, hakem yargılamasının davalı- karşı davacılarının, iptal davasında davacı oldukları, 4686 sayılı Kanun'un 15. maddesinde hangi hallerde hakem kararının iptal edilebileceğinin düzenlendiği, bu düzenlemeye göre öncelikle hakem kararına konu uyuşmazlığın Türk Hukuku’na göre tahkime elverişli olup olmadığının ve hakem kararının kamu düzenine aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, uyuşmazlığın, şirket hissedarlığından ve hissedarlık sözleşmelerine aykırılık iddialarına dayalı tazminat, alacak ve tespit taleplerinden kaynaklandığı, tahkime elverişlilik koşulunun gerçekleştiği, davacı vekilinin, hakem kararının İİK'nın 45. maddesine aykırı olduğunu, bu hükmün emredici nitelikte ve kamu düzenine ilişkin bir hüküm olduğunu ileri sürdüğü, İİK'nın 45. maddesinde, önce rehne müracaat kuralı düzenlenmiş olup bu düzenlemeye göre, rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklı yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceği, ancak rehnin tutarı borcu ödemeye yetmezse alacaklının kalan alacağını iflas veya haciz yoluyla takip edebileceği, maddenin lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere, bu yasal düzenlemede öngörülen hususların icra takibine, yani takip hukukuna ilişkin olduğu, maddede dava açma yasağını öngören bir düzenleme bulunmadığı, bir alacak rehinle temin edilmiş olsa bile alacaklının bu alacağını ilama bağlamakta hukuki yararının bulunduğu, İİK'nın 45. maddesindeki yasağın takip aşamasında devreye gireceği, somut olayda bir an için Tisco'nun elinde rehinli hisse senetleri bulunduğu kabul edilse bile İİK'nın 45. maddesine dayalı savunmanın, hakem kararının icrası aşamasında ileri sürülebilecek bir husus olduğu, bu yasal düzenleme dava açma yasağı içermediğinden, iptal davacılarının bu konuda ileri sürdüğü iptal nedenlerinin yerinde olmadığı, davacılar vekili tahkim yargılaması sırasında, ICBC'ye rehin olarak verilen şirket hisselerinin ICBC tarafından Ticso'ya devredildiğinin ve davacılara iade edilmediğinin kanıtlandığını, buna rağmen ödemeye mahkum edilmelerinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşse de yukarıda yapılan açıklamalar nedeniyle bu iptal sebebinin yerinde olmadığı, esasen karşı davada bu rehinli hisselerin kendilerine iade edilmesi yönünde açık bir talepte bulunmadıkları, rehinli hisselerin akıbetinin ayrı bir yargılamanın ve takip aşamasında ileri sürülecek iddiaların konusunu oluşturabileceği, davacılar vekilinin kamu düzenine aykırılık sebebi olarak TTK'nın 480. maddesini gösterdiğini ve anılan yasal düzenlemeye göre anonim şirket hissedarlarına, sermaye koyma borcu dışında herhangi bir borç yüklenmesinin kamu düzenine aykırı olduğunu iddia ettiği, TTK'nın anılan maddesinin anonim şirketlerin ana sözleşmeleri düzenlenirken ve anonim şirket genel kurullarında karar alınırken gözetilmesi gereken bir hüküm olduğu, somut olayda hakem kurulunun asıl davadaki sorumluluğu taraflar arasındaki hissedarlık sözleşmelerine, hissedarlar toplantısında alınan kararlara ve protokollere dayandırdığı, bu protokollerin, ortak girişim, yani, adi ortaklık niteliğinde olduğunu belirlediği ve sorumluluğu TBK'nın 627/2 ve sözleşmenin 2.9.2 maddesine dayandırdığı, somut olayda verilen kararın TTK'nın 480. maddesiyle ilişkilendirilmesinin söz konusu olmadığı, hakem kurulunun maddi hukuk kurallarını hatalı uyguladığına dair bir denetimin, iptal davasında yapılmasının mümkün olmadığı, bu konuda kamu düzenini ihlal eden bir hususun bulunmadığı, davacılar vekilinin temerrüt faizinin başlangıcına ilişkin hakem kararının TBK'nın 117. maddesini ihlal ettiğini belirtmiş olup bu hususun kamu düzenine aykırı olduğunu ileri sürdüğü, anılan düzenlemenin Türk kamu düzeniyle ilgisinin bulunmadığı, hakem kurulunun maddi hukuk uygulamalarına ilişkin olduğu, iptal davasında böyle bir değerlendirme yapılamayacağı, aynı şekilde TBK'nın 127. maddesinde düzenlenen halefiyet hükümlerinin de dikkate alınmadığına dair iddianın kamu düzeniyle doğrudan ilgili olmadığı, kaldı ki hakem kurulunun, davalıların asıl davadaki sorumluluklarını adi ortaklığa ilişkin TBK'nın 627/2. maddesine, hissedarlar kararına ve sözleşme hükümlerine dayandırdığı, bu konudaki iptal sebebinin yerinde görülmediği, davacılar vekilinin müvekkillerinin hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği, hakem kararının içeriğine, sunulan hakem duruşma tutanaklarına, taraflarca sunulan dilekçelere göre tarafların hukuki dinlenilme haklarının sağlandığı, iddia ve savunma haklarının ve ispat haklarının sağlandığı, gösterilen delil ve vakıaların, tarafların her bir talebi için ayrı ayrı hakem kurulunca değerlendirilip karara bağlandığı, somut olayda temel yargısal hakların ihlal edildiğine dair bir bulgunun tespit edilemediği, kararda Türk kamu düzenini ihlal eden bir hususun bulunmadığı, iptal davasında mahkemenin kanunda sayılan iptal sebepleriyle sınırlı inceleme yapabileceği, hakem heyeti kararının esasının yerinde olup olmadığının, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususların hakem heyeti kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacağı, davacılar vekilinin müvekkillerinin, ICBC'den kullanılan kredilerle ilgili bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu talebin sözleşmenin 2.9.2. maddesi kapsamında olmadığını, kredi kullanım ihtiyacının davalıların şirketin kötü yönetmesinden kaynaklandığını savunduğu, hakem kurulunca davacıların bu ödemeden sorumlu olduklarına ilişkin değerlendirmenin TBK'nın adi ortaklığa ilişkin 627/2. maddesine ve sözleşmenin 2.9.2.maddesine dayandırıldığı, hakem kurulunun maddi hukuk uygulamalarının isabeti, kamu düzenini ilgilendirmediği müddetçe, iptal davasında denetlenemeyeceği, hakem kurulunun dayanaklarını, uzun gerekçelerle ve delilleri tartışarak ortaya koyduğu, bu konudaki iptal sebebinin yerinde görülmediği, davacılar vekilinin protokollere konu üç adet Türk Şirketi’nin yönetiminde davalıların hakim olduklarını, onların şirketi kötü yönettiklerini, taahhütlerini yerinde getirmediklerini, finansman ihtiyaçlarını karşılamayı taahhüt ettikleri halde bu taahhütleri yerine getirmediklerini ileri sürdüğü, hakem kurulunca tüm bu iddiaların değerlendirildiği, davalıların bu konuda bir kötü yönetimi nedeniyle zarar oluştuğunun kanıtlanamadığı, tüm finansmanı karşılayacaklarına dair bir taahhütlerinin bulunduğuna dair iddianın kanıtlanamadığı, davalıların sözleşme ve protokollerden doğan taahhütlerini ihlal ettiğine dair iddiaların kanıtlanamadığının gerekçeli olarak tespit edildiği, hakem kurulunun maddi hukuka ve ispata ilişkin bu kararlarının iptal davası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalıların elinde rehin bulunmasına rağmen ayrıca hakem nezdinde alacak talebinde bulunulmasının hukuka aykırı aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, sözleşmenin 2.9.2. maddesinde sorumluluğun rehin verilen hisselerle sınırlı olacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi sözleşmede ortakların payları oranında sorumlu olduğunun kararlaştırıldığı, hakem kurulunun da bunu esas aldığının anlaşıldığı, bu konudaki iptal talebinin yerinde olmadığı, kaldı ki hakem kurulunun bu konudaki maddi hukuk uygulamalarının iptal davasında denetlenmesinin mümkün olmadığı, davacılar vekili asıl davada ileri sürdükleri savunmaların ve karşı davada ileri sürdükleri iddiaların tamamının değerlendirilmediğini, bazı talep ve savunmaları hakkında karar verilmediğini, dosyadaki tanık beyanlarının ve ikrarların dikkate alınmadan ve çelişkili gerekçelerle hüküm verildiğini ileri sürdüğü, hakem kararında her iki tarafın, gerek asıl gerekse karşı davadaki tüm iddia ve savunmalarının gerekçeli olarak değerlendirildiği, sübut konusunda hakemlerin delilleri yanlış değerlendirdiğine dair iddianın iptal davası kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hakem kararında tanık beyanları ve taraf beyanlarının değerlendirildiği, davacılar vekilinin karşı davada ileri sürdüğü her bir talebin hakem kararında paragraf 611'den itibaren ve her bir talep ayrı bir başlık oluşturacak şekilde taraf iddia ve savunmaları ve hakem kurulunun görüşü başlıkları altında gerekçeli olarak değerlendirildiği, tüm taleplerin karara bağlandığı, bu kararların isabetli olup olmadığının ise iptal davası bağlamında değerlendirilebilecek bir husus olmadığı, davacılar vekilinin hissedarlık sözleşmesinin 6.2. maddesi uyarınca hissedarlar sözleşmesinin usulüne uygun olarak feshedildiğinin tespitini istediklerini, bu iddianın ispat edilmiş olmasına rağmen ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı Çin Şirketleri’nin eylemlerinin TBK'nın 628. maddesi kapsamında değerlendirilmemesinin kamu düzenine aykırı olduğunu, yine hissedarlık sözleşmesinin 5.1 maddesi uyarınca temerrüt tespit taleplerinin reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürdüğü, hakem kararındaki ispata ilişkin değerlendirmelerin ve maddi hukuk uygulamalarının, Türk kamu düzenini ilgilendirmediği sürece, mahkemece denetlenmesinin mümkün olmadığı, hakem kurulunca ileri sürülen tespit taleplerinin gerekçeli olarak ve Türk Hukuku uygulanmak suretiyle reddedilmiş olduğu, bu kararlarda ve gerekçelerinde Türk kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, bu konudaki iptal taleplerinin de yerinde görülmediği, davacılar vekili gerek asıl dava gerekse karşı dava yönünden yargılama giderlerinin müvekkilleri üzerinde bırakılmasının Türk kamu düzenine ve MTK'nın 16/D maddesindeki emredici düzenlemeye aykırı olduğunu, her iki davadaki haklılık oranlarına göre yargılama giderlerinin taraflara yüklenmesi gerektiğini, müvekkilleri lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın iptalini istediği, 4686 sayılı MTK'nın 16/D maddesi uyarınca, taraflar aksini kararlaştırmadıkça yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükleneceği, davada her iki taraf da kısmen haklı çıkarsa, yargılama giderlerinin haklılık durumuna göre taraflar arasında paylaştırılacağı, kanunda açıkça bu hükmün, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde uygulanacağının belirtildiği, davalı tarafın davaya cevap dilekçesinde de açıkladığı üzere, tahkim koşulu içeren sözleşme maddesinde yargılamanın MTO Tahkim Kuralları’na göre yapılacağının taraflar kararlaştırıldığı, bu durumda yargılama giderlerinin taraflara yüklenmesi konusunda, tarafların sözleşmeye yansıyan iradeleri esas alınarak MTO Tahkim Kuralları’nın uygulanması gerektiği, nitekim hakemlerce verilen hükümde de MTO Tahkim Kuralları’nın yargılama giderlerine ilişkin hükümlerinin ayrıntılı ve gerekçeli olarak yorumlandığı, bu konudaki tartışmaların masraflar başlığı altında 871 vd. paragraflarda gerekçeli olarak ortaya konulduğu, yargılama giderlerinden hangi tarafın ne miktarda sorumlu olacağının belirlendiği, hakem kurulunun bu kararının gerekçesinin Türk kamu düzenini ihlal eden bir yanı bulunmadığından, isabetli olup olmadığının tartışılmasının iptal davası açısından mümkün olmadığı, kaldı ki ICC (MTO) Tahkim Kuralları’nın 37. maddesinin hakemlere geniş bir takdir alanı bıraktığı, kararda gösterilen gerekçelerle bu takdir hakkının hakemlerce kullanıldığı, bu uygulamanın gerekçelerinin ayrıntılı olarak ortaya konulduğu, bu husus hakem kurulunun takdirinde olan bir husus olup kamu düzenini ihlal eden bir hususun bulunmadığı, davacılar vekilinin gerek asıl davada gerekse karşı davada yargılama giderlerine ve avukatlık ücretine ilişkin ileri sürdüğü iptal sebeplerinin yerinde görülmediği, yine açıklanan gerekçelerle davacılar vekilinin ileri sürdüğü tüm iptal sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalılara verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 13/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2023/6618 E., 2024/1867 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/6618 E.  ,  2024/1867 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2751 E., 2022/239 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2011/604 E., 2021/352 K. Taraflar arasında meslek hastalığından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ... davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kesinlikten, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; dosyanın duruşmaya tabi işlerden olduğu anlaşılmakla murafa yapılmak üzere tayin olunan 14.02.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av..... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek aynı gün yapılan incelemede noksan tespit edilen hususların ikmali için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verildikten, noksan ikmal edilerek dosya dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili 12.05.2011 tarihli asıl dava dilekçesinde özetle; sigortalı ...’in 1985- 2009 yılları arasında davalı ... Ereğli Demir ve Çelik A.Ş.’de çalışması nedeniyle meslek hastalığı olarak tespit edilen işitme kaybı rahatsızlığı nedeniyle 26.11.2010 tarihinde %20,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1,00 TL maddi tazminat alacağının 26.11.2010 tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle dava dilekçesinde %20,2 olarak belirttikleri sürekli iş göremezlik oranını %32,2 olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir. 3. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli birleşen dava dilekçesinde; aynı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının 08.04.2021 tarihinde onanan sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve gelir bağlanması istemli dava neticesinde %32,2 olarak tespit edildiğini bu orana göre hesap edilen 118.154,00 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın meslek hastalığı tespit tarihi olan 01.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili asıl dava dilekçesine cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesinin zorunlu olduğunu, mesleki hastalığı işten ayrıldıktan sonra meydana gelmiş ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise sigortalının bu kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması için 6 aydan daha uzun bir zamanın geçmemiş olmasının şart olduğunu, davacının 31.03.2009 tarihinde müvekkili işyerinden ayrılmış olduğundan 6 aylık yükümlülük süresinin geçtiğini, Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü Meslek Hastalıkları Listesi E-3 Gürültü Sonucu İşitme Kaybı Bölümünde belirtilen hususlara göre, davacının çalıştığı müvekkili işyerinde, gürültü şiddetinin 85 desibeli aşmadığından sözkonusu hastalığın meslek hastalığı sayılamayacağını, müvekkili işverenin gürültülü işyerlerinde yapılan çalışmalar için İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili gerekli her türlü önlemi aldığını, meslek hastalığının kesin tanısı için işyerinde sağlığa zarar verecek derecede gürültü bulunduğunun saptanmasının gerektiğini, bu şekilde bir saptamanın müvekkili işyerinde yapılmadığını, davacının dosyaya sunduğu sağlık raporunun mevzuata aykırı bir şekilde düzenlendiğinin açık olduğunu, söz konusu raporun davacının iddiasına dayanak olamayacağını, müvekkili şirkette tüm işçilerin her yıl periyodik sağlık muayenesinden geçirildiğini, davacının da işe girdiği tarihten itibaren bu kontrollere tabi tutulduğunu, söz konusu kontrol sonuçlarından yararlanılmadan düzenlenen raporun bu nedenle de dayanak olamayacağını, yapılan periyodik muayenelerde davacının kulakları ile ilgili herhangi bir sağlık probleminin bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı vekili ıslah dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 03.09.2021 tarihinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 3. Davalı vekili birleşen dava dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 15.09.2021 tarihli cevep dilekçesi ile asıl davaya sunduğu cevap dilekçesini tekrarla zamanaşımı def'in de bulunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle;" Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinin 2019/265 E. 2020/101 K. sayılı dosyasında alınan ve istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen kararında dayanılan ATK 2. Üst Kurulu 24.12.2019 üst yazı tarihli raporunda açıkça davacının %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren var olduğunun bildirilmesi karşısında, davacının maluliyetinde gelişen ve değişen bir durum olmadığının anlaşıldığı, ayrıca Mahkememizce alınan 01.02.2018 tarihli ATK 2. Üst Kurulu raporunda da Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, ilgili raporda da görüldüğü üzere farklı maluliyet oranlarının davacının maluliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesindeki öznellikten doğduğu Mahkememizce tespit edilmiş; dava konusu talep edilen maddi tazminat bakımından davacının meslek hastalığı tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu, davacı vekilinin ise ıslah dilekçesi ile ek dava dilekçesini 21.07.2019 tarihinden sonra sunduğu, davalı vekilinin hem ıslah dilekçesine hem de birleştirilen ek davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunduğu gözetilerek zamanaşamına uğramayan 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne karar verilmiş, bu miktarın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Diğer yandan davacı yanın manevi tazminat istemine ilişkin olarak yapılan değerlendirme sonucunda ise; davacının manevi tazminat talebinin de on yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin, müvekkilinin esasen %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren zaten var olduğunu ancak maluliyetinin değişiklik göstermesinin nedeni olarak "Davacının maluliyetinin gelişen ve değişen durumdan kaynaklanmayıp, Yüksek SağlıK Kurulu ve ATK 3. İhtisas kurulu raporları arasındaki farkın, odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığı" şeklinde açıklandığını, bu şekildeki teknik bir konunun taraflarınca bilinmemesinin müvekkili aleyhine yorumlanamayacağını, kendileri ile birlikte Mahkemenin de bu farkın nedeninin 19.03.2018 tarihindeki Adli Tıp Üst Kurulu raporu ile öğrendiğini, bu kapsamda zamanaşımının öğrenme tarihinden itibaren başladığının kabulü gerektiğini, kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hesap raporunda kamu düzeni kapsamında yeni asgari ücretlerin re'sen uygulanması gerektiğini, manevi tazminat istemlerinin de kabulü gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olmadığından müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldığını müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın kabul edilen miktar açısından istinaf kanun yoluna başvurma sınırının altında olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 341 ve 352 nci maddeleri gereğince kesinlik sebebi ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya sürekli iş göremezlik tayinine esas alınan meslek hastalığı bakımından dosya kapsamına göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, meslek hastalıklarında zamanaşımının meslek hastalığının tespit tarihinden başlayacağı, bu duruma göre somut olayda davacının meslek hastalığının ilk kez tespit edildiği 29.04.2011 tarihi dikkate alındığında 20.08.2021 ek dava tarihinde yasanın öngördüğü 10 yıllık sürenin geçtiği, hal böyle olunca, süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabul edilerek ek dava konusu maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı vekili tarafından hükme esas alınan hesap raporuna itirazda bulunulmuş ise de, raporun incelenmesinde hesaplamaya esas alınan unsurların dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu anlaşıldığından davacının bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerektiğine işaretle davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince açıklanan gerekçesinin tekrar edildiğini, ayrıca Yüksek Sağlık Kurulu İle Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu Arasındaki raporlar arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her iki incelemenin teknik nedenlerler farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, farklı malüliyet oranlarının davacının malüliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesi meslek hastalığının tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının Adli Tıp Kurumu raporları ile tespit edildiğinden bu rapor tarihinin dikkate alınması gerektiğini, sürekli iş göremezlik oranı kesinleşmeden zamanaşımının başladığının kabul edilemeyeceğini, sürekli iş göremezlik oranının Yargıtay onama kararıyla belirlendiğini, Bölge Adliye Mahkemesince taleplerine rağmen duruşma yapılmadan karar verilmesinin savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının meslek hastalığı neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Zamanaşımı" açısından meslek hastalığının tespiti tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu meslek hastalığı iddiasıyla ilgili Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 03.05.2011 tarihli raporuna göre davacının 26.11.2010 tarihinde tespit edilen "bilateral hafif sinirsel işitme kaybının" mesleki olup sürekli iş göremezlik oranının %20,2 olarak tespit edildiği ve 26.11.2012 tarihinde kontrol muayenesinin öngörüldüğü, kontrol neticesinde aynı merkez tarafından düzenlenen 16.12.2012 tarihli raporda sigortalının meslek hastalığının iyileştiği belirtilerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığına karar verilerek kontrol muayenesinin kaldırıldığı, davacı itirazı üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 07.06.2013 ve Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 26.05.2014 tarihli raporlarında da aynı kanaatin benimsenerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığının tespit edildiği, davacı itirazı üzerine alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 13.02.2017 tarihli raporda ise; 2009 yılına kadarki odyometrik inceleme ve peryodik muayeneleri doğal olduğu, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin 26.11.2010 tarihli raporunda odyometride sağ AC/BC 40/35, sol AC/BC 38/32 bilateral hafif sinirsel işitme kaybı tarif edildiği, yapılan odyometrik incelemede tariflenen sensörinoral işitme kaybının mevut bilimsel veriler ışığında iyileşme ihtimalinin olmadığı, odyometrik incelemelerin subjektif bir test olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabileceği, Kurulumuzda yapılan 03.08.2016 tarihli odyometrik incelemede hastanın işitme eşiklerinin normal olmadığı, yüksek frekanslarda daha fazla olmak üzere ortalama sağ kulakta 59 dB sol kulakta 52 dB işitme kaybı tespit edildiği, işitme kaybının kontrolasyonu ve şekli itibariyle mesleki işitme kaybı şekli ile uyumlu olduğu, bulgularına işaretle % 32.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, SGK'nın raporu ile oluşan farkın kurulca yapılan odyometrik incelemede bulunan saf ses ortalamalarının farklı olmasından kaynaklandığı belirtildiği, davacı tarafından Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinde açılan dava dosyasında alınan Adli Tıp 2. Üst Kurulunun 28.11.2019 tarihli raporuyla da meslek hastalığı nedeniyle iş göremezlik oranının %32,2 olarak belirlendiği ve Mahkemenin 19.02.2020 tarih ve 2019/265 E - 2020/101 K ile sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olarak tespit edildiği ve iş bu kararın Dairemizin 08.04.2021 tarih ve 2021/268 E- 2021/4998 K sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. 11. Bu açıklamalara göre davacı vekilinin mesleki olduğunu iddia ettiği işitme kaybı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olduğunu ilk kez Adli Tıp Kurumunun 13.02.2017 tarihli raporuyla öğrendiği ve giderek aynı oranın tespit davası kapsamında Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan 28.11.2019 tarihli raporla doğrulandığı ve sürekli iş göremezlik oranın %32,2 olarak tespitine dair Mahkeme kararının 08.04.2021 tarihinde onama ilamıyla kesinleştiği gözetildiğinde, davacı vekilinin 20.08.2021 tarihli ıslah ve birleşen davasının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının ıslah ve birleşen davası kapsamındaki tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur. 12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1-a) Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 3. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak 17.100 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/3794 E., 2024/8883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/3794 E.  ,  2024/8883 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/184 E., 2022/195 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezlik nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti.'nin işçisi olarak diğer davalı ... Proje İnşaat A.Ş.'ne ait işyerinde tesisatçı olarak çalışmakta iken 20.01.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu malul kaldığını, iş bu kazanın meydana gelmesinde müvekkiline atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını, kusurun tamamının gerekli iş güvenliği tedbirlerini almayan, alınan tedbirlere riayeti sağlamayan davalı işverenlikte olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminat alacağının iş kazasının vuku bulduğu 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında 26.05.2021 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 25.000 TL'ye artırırken, başvurma harcını da yatırmak suretiyle manevi tazminat istemini 5.000 TL olarak talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesi ile davacının müvekkili şirketin yüklenici sıfatıyla yürüttüğü bir işin yapılması sırasında bu işte çalışmak üzere 6 ay süreli sözleşmeyle işe alındığını, SGK primlerinin ödendiğini, yapacağı iş nedeniyle kullanılması gereken kişisel koruyucu donanım malzemelerinin kendisine teslim edildiğini ve nasıl kullanılacağına ilişkin bilgi verildiğini, davacının işçi sağlığı ve iş güvenliği talimatnamesini okuduğunu ve teslim aldığını, çalışmak üzere 30.10.2009 tarihinde işe alındığı şantiyede işin sona erdiğini, müvekkili şirketin bu adresteki işyerinin 28.02.2010 tarihinde kapandığını ve davacının bu sebeple işten çıkışının SGK'ya bildirildiğini, davacının çalışmaya devam etmek istediğini belirtmesi üzerine bu kez 28.03.2010 tarihinde merkez ofis adresinde işe başladığını ancak istirahat süresinin uzatıldığına ilişkin rapor aslı getirilmediğini ve davacının da işinin başında olmadığı dikkate alınarak 22.05.2010 tarihinde iş akdine son verildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Proje İnş. Turz. San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile müvekkili şirketin işyeri kayıtları incelendiğinde davacının müvekkili şirkette çalışmadığının anlaşıldığını, davacının diğer davalı ... İnşaat'ın çalışanı olduğunu, ... İnşaat'ın müvekkili şirket ile yüklenici sözleşmesi yaptığını, davacının müvekkili çalışanı olmadığı için müvekkiline husumet tevcih edilemeyeceğini, dava dilekçesinde davacının nasıl bir kaza geçirdiği ve maluliyetinin ne olduğunun açık olmadığını, müvekkili şirketin eğer bir kaza olmuş ise bile bunda herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. BOZMA ÖNCESİ VE BOZMA KARARI A) İlk Mahkeme Kararı Mahkemenin 31.03.2016 tarih, 2013/195 Esas, 2016/105 Karar sayılı kararı ilk kararında özetle; Davalı ... Proje İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.'nin asıl işveren diğer davalı ... İnşaat Müh. ve Mimarlık San. Tic. Ltd. Şti.'nin ise alt işveren olarak faaliyet gösterdiği inşaat işyerinde mekanik tesisat işçisi olarak görev yapmış olan davacının 20.01.2010 tarihinde iskeleden düşerek yaralandığı, hükme esas alınan 29.07.2013 tarihli bilirkişi raporunda meydana gelen kaza sebebiyle davalı ... İnşaat'ın %40, diğer davalının %20, davacının ise %40 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, alınan raporun ve belirlenen kusur oranlarının dosyada mevcut tahkikat raporu ve olayın oluş şekli ile uyum arzettiği, davacının maluliyet oranının tespiti yönünden yapılan tahkikat sonucunun beklenildiği, Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen yazı cevabına göre davacının İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 23.07.2014 tarih ve 1945 sayılı sağlık kurulu raporunda 15.06.2010 tarihinden itibaren çalışır kararı verildiğinden maluliyet işlemlerinin başlatılmadığının ve 23.01.2010 - 10.03.2010 tarihleri arası 47 gün karşılığı 749,25-TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğinin bildirildiği, maddi tazminat hesabı için dosyanın tevdii edildiği bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davacının nihai maddi zararının 541,97-TL olup, kurum tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ile maddi zararının karşılandığının belirtildiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. B) Bozma Kararı Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 19.03.2018 tarih ve 2016/18303 E- 2018/2432 K sayılı ilamında özetle; "somut olayda, davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurumca tespit edilmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılacak iş; davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının tespit edilip edilmediğini Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sormak, Kurumdan gelecek belgelere göre sürekli iş göremezlik oranına ilişkin çelişki oluşması halinde yukarıda açıklanan usüle göre resen tespit etmek ve sürekli iş göremezlik oranı kesinleştikten sonra dosyadaki tüm delilleri bir bütün halinde değerlendirerek bir karar verilmekten ibarettir." gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA KARARI SONRASI YARGILAMA SÜRECİ VE KARAR Bozma kararına uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen son kararda özetle; "tüm dosya kapsamı, celp ve ibraz edilen belgeler, tanık beyanları, bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; davanın iş kazası nedeniyle maddi manevi tazminat talepli olduğu, mahkememizce verilen davanın reddine ilişkin kararın Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 2016/18303 esas sayılı kararı ile bozulduğu, Yüksek Sağlık Kurulunca 11.11.2011 tarihli raporda maluliyetin yüzde 0 belirlendiği, 13.04.2020 tarihli raporda da tespitin değişmediği maluliyetin gerekmediğine karar verildiği, mahkememizce dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, ATK tarafından hazırlanan raporda davacının yeniden muayenesinin talep edildiği, davacının muayenesi sonucu hazırlanan 06.11.2020 tarihli raporda yüzde 2.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu raporları arasında çelişki meydana gelmesi sebebiyle dosyanın ATK üst kurula gönderildiği, 20.01.2022 tarihli raporda maluliyet oranının yüzde 1.1 olarak belirlendiği ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının belirlendiği anlaşılmakla maluliyetin bu şekilde kesinleştiği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce dosya hesap bilirkişisine tevdii edilmiş hazırlanan 17.10.2022 tarihli rapor güncel içtihatlara ve kanun hükümlerine uygun bulunarak hükme esas alınmıştır. Davanın kısmi dava olarak 02.04.2010 tarihinde açıldığı, kazanın 20.01.2010 tarihinde meydana geldiği, ıslah dilekçesinin 26.05.2021 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır. Islah dilekçesine karşı davalının zamanaşımı itirazı mahkememizce değerlendirilmiştir." gerekçeleriyle "davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına," karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Islahın zamanaşımından reddinin hatalı olduğunu, daire emsal karaları kapsamında ıslahın zamanaşımına uğramadığını, Davalı ... Proje Şirketinin ıslaha karşı zamanaşımı defi olmamasına karşın zamanaşımı def’i varmış gibi kabul edilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkin olmakla beraber temyiz itirazlarının maddi tazminata ilişkin istemin ıslahın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesi" açısından 6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleri, "Tazminat alacaklarının belirlenmesi ve sorumluluk" açısından zararın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 ve 420.maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, "Zamanaşımı" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu 20.01.2010 tarihli iş kazası nedeniyle SGK Sağlık Kurulunun 20.05.2019 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun 13.04.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 06.11.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %2,2 olarak belirlendiği, davalı ... Şirketi vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 20.01.2022 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %1 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. 11. Mahkeme kararında ıslah talebinin, kaza tarihinden sonra 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde sunulmadığı ileri sürülerek davalılar vekillerinin zamanaşımı def'ilerinin kabulüyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç hatalı olmuştur. 12. Bu açıklamalara göre mahkemece yapılacak iş, davacının sürekli iş göremezlik oranın Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunca düzenlenen 20.01.2022 tarihli raporuyla kesin olarak bilinebilir hale geldiği, bu oranın iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün olmadığından ayrıca 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun 177/2 nci maddesinde bozmadan sonra ıslaha cevaz veren yasal düzenlemenin varlığı kapsamında ıslahla talep olunan maddi tazminat isteminin esası değerlendirilerek taraf talep ve itirazları gözetilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 13. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları nedeniyle sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin HUMK'nun 428 inci maddesi gereğince Mahkeme kararının BOZULMASINA, 2. Temyiz harcının istem halinde ilgiliye iadesine, 3. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/982 E., 2023/4218 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 127 nci, 596 ncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 884 üncü maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2023/982 E.  ,  2023/4218 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/350 Esas, 2020/669 Karar HÜKÜM : Kabul KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Davacı vekili Taraflar arasındaki rücuan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. (Asel A.Ş.) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin davalı Koç-Ak Temizlik Gıda Nak.ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin (Koç-Ak Ltd. Şti.) ortağı iken şirketin dava dışı bankalardan kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere taşınmazlarını ipotek verdiğini, kredi borcunun müvekkilinin ortak olduğu dönemde düzenli ödendiğini, müvekkilinin hissesini 19.10.2012 tarihli sözleşme ile davalı Asel A.Ş.'ye devrettiğini, sözleşmenin 6/1-h ve 6/2. bendine göre imza tarihinde bilançoda yer alan tüm aktif ve pasiflerin devredildiğini, kullanılan krediye ilişkin kayıtların şirket bilançolarında yer aldığını, kredi borçlarının ödenmemesi nedeniyle bankalarca yapılan ihtar üzerine müvekkilince davalı Asel A.Ş.'ye borçların ödenerek taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin kaldırılmasının ihtar edildiğini, ihtarnamenin sonuçsuz kalması üzerine müvekkilinin taşınmazlarının paraya çevrilmesini önlemek için dava dışı bankalara toplam 71.875,00 TL ödediğini, müvekkilinin 19.10.2012 tarihli sözleşme hükümlerine göre bankalara yapılan ödeme tutarında bankaların haklarına halef olduğunu ileri sürerek 71.875,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Asel A.Ş. vekili, müvekkilinin söz konusu şirket hisselerini yalnızca 6 ay süreyle elinde bulundurduğunu, ne şirketin borçlarından ne de kefilin rücu hakkından sorumlu tutulamayacağını, davacının Koç-Ak Ltd. Şti.'nin banka hesaplarından sürekli para çektiğini, şirketin borçlarını ödeyemez hale düştüğünü, müvekkilinin şirketi sürekli finanse ettiğini ve diğer davalı şirketten alacaklı olduğunu, sözleşmenin 6/2 nci maddesi uyarınca davacının Koç-Ak Ltd. Şti.’den alacaklı olduğunu taahhüt ettiğini, sözleşmenin 12 nci maddesi uyarınca da bu alacağını müvekkiline temlik ettiğini ancak şirket kayıtlarında davacının bu kadar alacaklı olmadığının anlaşıldığını, davacının müvekkilinden talep edebileceği bir tutar çıkması halinde ise müvekkilinin cari alacaklarının davacının olası alacaklarından takas/mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalı şirket davaya cevap vermemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Koç-Ak Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan 71.875,00 TL borcunun davacı tarafından ödendiği, bu alacağı anılan şirketten talep edebileceği, davalı Asel A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli sözleşmenin 12 nci maddesinde "Bununla birlikte satıcı işbu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında davalı Asel A.Ş.’nin de davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Asel A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Yargıtay Kararı Dairenin 03.11.2022 tarih, 2021/2233 E. ve 2022/7744 K. sayılı kararıyla davalı Asel A.Ş.’nin kredi sözleşmesi/sözleşmelerinden asıl borçlu, kefil ya da rehin veren sıfatıyla herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, davacı ile davalı Asel A.Ş. arasında kanundan kaynaklanan bir halefiyet ilişkisi bulunmadığından, davacının ödediği bedelleri halefiyet ilkesi gereğince davalı Asel A.Ş.’den talep etmesinin mümkün olmadığı, esasen davacının da davalı Asel A.Ş. yönünden davasını, taraflar arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesine dayandırdığı, davacının dava dışı bankalara şirket ortağı olması dolayısıyla değil, davalı Koç-Ak Ltd.Şti.'nin kullandığı kredilere dayanak kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması ya da bu kredi sözleşmelerine teminat olarak ipotek vermesi sebebiyle ödemede bulunduğu, davacının şirketteki hisselerinin devri ile kredi veren bankalara olan yükümlülüğünün devredilmediği, davacı ile davalı Asel A.Ş. arasında akdedilen sözleşmenin maddeleri irdelendiğinde davalı Asel A.Ş.'nin hisselerini devraldığı Koç-Ak Ltd.Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarını ödeyeceğine, bu borçları üstlendiğine ya da bu borçlara katıldığına dair bir sözleşme hükmünün bulunmadığının anlaşıldığı, Mahkemenin gerekçesinde davalı Asel A.Ş. bakımından davanın kabulüne dayanak kıldığı devir sözleşmesinin 12 nci maddesinde yer alan hükmünde davalı Asel A.Ş.'ye herhangi bir yükümlülük getirmediği aksine hak verdiği, davalı Asel A.Ş.’nin davacının yaptığı ödemeler dolayısıyla sorumluluğu olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuştur. V. KARAR DÜZELTME A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. B. Karar Düzeltme Sebepleri Davacı vekili; müvekkili ile davalı Asel A.Ş. arasındaki sözleşmenin 6 ncı maddesinin 1.h bendinde "İmza tarihinde, bilançoda yer alan yükümlülükler haricinde Şirket'in doğrudan veya dolaylı, bilinen veya bilinmeyen, vadesi gelmiş veya gelmemiş, tahakkuk etmiş, kesinleşmiş, muhtemel veya başka türlü ve mali tablolara yansıtılması gerekli veya gerekli olmayan hiçbir borcu ve/veya başka türlü ve mali tablolara yansıtılması gerekli veya gerekli olmayan hiç bir borcu ve /veya üçüncü kişi lehine verilmiş bir kefalet veya sair garanti yükümlülüğü bulunmamaktadır." denildiğini, müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı banka borcunun bu madde belirtilen bilançodaki borçlardan olduğunu, davalının sözleşmenin bu hükmü ile Koç-Ak Ltd.Şti.'nin imza tarihinde bilançosunda yer alan tüm sorumluluklarını (kefalet veya sair garanti yükümlülükleri) ödemeyi taahhüt ettiğini, bozma ilamında sözleşmenin 12/2 fıkrasındaki şartın davalı Asel A.Ş.'ye herhangi bir yükümlülük getirmediği aksine hak verdiği belirtilmiş ise de davanın sözleşmesel dayanağının sözleşmenin 6/1.h bendi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 12/2 maddesine göre değerlendirme yapılıp kararın bozulmasının hatalı olduğunu ileri sürerek ve resen nazara alınacak sebeplerle Mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı Koç-Ak Ltd. Şti.’nin kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerin teminatı olarak davacı tarafından verilen ipoteklerin paraya çevrilmesinin önlenmesi için davacı tarafından dava dışı bankalara ödenen bedellerin davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 127 nci, 596 ncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 884 üncü maddesi. 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE, Karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 1.581,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 06.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/2233 E., 2022/7744 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 127. maddesi;
11. Hukuk Dairesi         2021/2233 E.  ,  2022/7744 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.12.2020 tarih ve 2020/350 E. - 2020/669 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 01.11.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı Asel Temizlik Tic. A.Ş. vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacının maliki olduğu Sakarya İli, ... İlçesi, ...Mevkii’nde kayıtlı gayrimenkulü ile İzmit İli’nde kayıtlı gayrimenkullerini T. Garanti Bankası’ndan, Kocaeli Körfezi'nde bulunan taşınmazını ise T. Vakıflar Bankası’ndan alınan kredilerin teminatı olarak gösterdiğini, davacının davalı... Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin ortağı iken kullanılan kredilere ilişkin ödemelerin düzenli bir şekilde yapıldığını, davacının hissesini 19.10.2012 tarihinde devrettiğini, kullanılan krediye ilişkin kayıtların şirket bilançolarında yer aldığını, devredilen şirketin faaliyetlerinin halen devam ettiğini, devir sonrasında devralan diğer davalı şirkete çıkartılan ihtarname ile kredilerin ödenmemesi sebebiyle bankaların icra işlemlerine başlama aşamasına geldikleri, bu sebeple borçların ödenerek taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin kaldırılmasının ihtar edildiğini, ancak gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz bırakıldığını, alacaklı Vakıflar Bankası tarafından 55.150,98 TL borcun bir gün içinde ödenmesi, ödeme yapılmaması durumunda yasal yollara başvurulacağı hususunda Beyoğlu 35. Noterliği'nin 28.11.2013 tarih ve 45853 yevmiye sayılı ihtarnamesi yollandığını, bu ihtarname üzerine davacı tarafından kredi borç tutarının ödenmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı hususunun davalı yanlara 06.12.2013 tarihli, ... 27. Noterliği'nin 38705 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile ihtar edildiğini, Garanti Bankası tarafından ise İstanbul 31. Noterliği'nin 25.12.2013 tarih ve 16643 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile hem davacıya hem de davalı şirkete 10.000,00 TL bedelin bankaya depo edilmesi hususunda ihtar gönderildiğini, ancak davalı Koç Ak Temizlik tarafından teminat mektubu tutarının garanti veren bankaya depo edilmediğini, teminat mektubunun paraya çevrilmek üzere bankaya ibraz edilmesi neticesinde taşınmazlarının paraya çevrilmesini önlemek isteyen davacı tarafından 10.400,00 TL bedelin 10.01.2014 tarihinde bankaya ödendiğini, yine T. Vakıflar Bankası'na olan kredi borcu için de 61.475,00 TL borcun davacı tarafından ödendiğini, davalı şirketlerin borcuna karşılık alacaklı bankalara yapılan ödemelerin davalı şirketlerden tahsil edilemediğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ödenen 71.875,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ve temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekili, davada vekil edeninin husumetinin bulunmadığını, vekil edeninin Koç Ak Ltd. Şti. hisselerini yalnızca 6 ay süreyle elinde bulundurduğunu, dolayısıyla ne bu şirketin borçlarından ne de kefilin rücu hakkından sorumlu tutulamayacaklarını, Koç Ak Ltd. Şti. kayıtlarının davacı tarafından saklandığını ve üzerinde oynama yapıldığını, bu nedenle vekil edeni şirketin zarara uğratıldığını, davacının Koç Ak Ltd. Şti'nin banka hesaplarından sürekli para çekimi yaptığını, bu nedenle şirketin borçlarını ödeyemez hale düştüğünü, vekil edeninin diğer davalı şirketi sürekli finanse ettiğini ve vekil edeni şirketin halen de bu şirketten alacaklı konumda olduğunu, bir an için davacının vekil edeni şirketten talep edebileceği bir tutar çıkması halinde ise tüm bu kapsamda vekil edeninin cari alacaklarının da davacının olası alacaklarından takas/mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı şirket davaya cevap vermemiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarının davacı tarafından ödendiği, ödenen miktarın 71.875,00 TL olduğu, bu alacağı davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.’nden talep edebileceği, davalılardan Asel Temizlik Enerji Üretim Sanayi ve Tic. A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli devir sözleşmesinin 12. maddesinde, "Bununla birlikte satıcı iş bu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında, kredi sözleşme borçlusu davalı Koç Ak Temizlik Şirketi gibi davalı Asel Temizlik Şirketi’nin davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı tarafından davalılar aleyhine açılan dava nedeniyle 71.875,00 TL’nin 61.475,00 TL’sinin 11.02.2014 tarihinden itibaren 10.400,00 TL’sinin 08.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Karar, davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir. Dava, davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerin teminatı olarak davacı tarafından verilen ipoteklerin paraya çevrilmesinin önlenmesi için davacı tarafından dava dışı bankalara ödenen bedellerin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı şekilde Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarının davacı tarafından ödendiği, ödenen miktarın 71.875,00 TL olduğu, bu alacağı davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kimyasal Ürün Ticaret Ltd. Şti.’nden talep edebileceği, davalılardan Asel Temizlik Enerji Üretim Sanayi ve Tic. A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli devir sözleşmesinin 12. maddesinde, "Bununla birlikte satıcı iş bu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında, kredi sözleşme borçlusu davalı Koç Ak Temizlik Şirketi gibi davalı Asel Temizlik Şirketi’nin davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davacı tarafından davalılar aleyhine açılan dava nedeniyle 71.875,00 TL’nin 61.475,00 TL’sinin 11.02.2014 tarihinden itibaren 10.400,00 TL’sinin 08.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 127. maddesi; “Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur: 1.Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde. 2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde. Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” düzenlemesini, 596. maddesi; “Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır. Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur.” düzenlemesini, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 884. maddesi ise; “Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. Alacak, borcu ödeyen malike geçer.” düzenlemesini içermektedir. Yukarıya metni alınan kanun hükümleri hep birlikte değerlendirildiğinde, kredi müşterisi olan davalı Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin dava dışı bankalara kredi borcunu ödeyen davacı, ödediği bedelleri davalı kredi müşterisi Koç Ak Temizlik Gıda Nakliye ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nden tahsil edebilecektir. Her ne kadar mahkemece davacının ödediği bedelleri diğer davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’den de tahsil edebileceği yönünde hüküm kurulmuş ise de, davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’nin kredi sözleşmesi/sözleşmelerinden asıl borçlu, kefil ya da rehin veren sıfatıyla herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı ile davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. arasında kanundan kaynaklanan bir halefiyet ilişkisi bulunmadığından, davacının ödediği bedelleri halefiyet ilkesi gereğince davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’den talep etmesi mümkün değildir. Esasen davacı da bu davalı (Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.) yönünden davasını, taraflar arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesine dayandırmıştır. Davacı, dava dışı bankalara şirket ortağı olması dolayısıyla değil, davalı Koçak şirketinin kullandığı kredilere dayanak kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması ya da bu kredi sözleşmelerine teminat olarak ipotek vermesi sebebiyle ödemede bulunmuştur. Davacının şirketteki hisselerini devri ile kredi veren bankalara olan yükümlülüğü devredilmemektedir. Davacı ile davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesinin maddeleri irdelendiğinde ise, davalı Asel’in hisselerini devraldığı Koçak Şirketi’nin dava dışı bankalara olan borçlarını ödeyeceğine, bu borçları üstlendiğine ya da bu borçlara katıldığına dair bir sözleşme hükmünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan mahkemenin gerekçesinde davalı Asel bakımından davanın kabulüne dayanak kıldığı devir sözleşmesinin 12. maddesinde yer alan, "Bununla birlikte satıcı iş bu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı da davalı Asel’e herhangi bir yükümlülük getirmemekte aksine hak vermektedir. Mahkemece yukarıda açıklanan kanun hükümleri ve olgular çerçevesinde, davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.’nin davacının yaptığı ödemeler dolayısıyla sorumluluğu olmadığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.'ye verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş.'ye iadesine, 03/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Borcun üçüncü bir kişi tarafından ifa edilmesi kural olarak mümkündür. Ancak üçüncü kişinin borcu ödemesi, her durumda onun alacaklıya halef olması (alacaklının yerine geçmesi) sonucunu doğurmaz. Aşağıdaki hallerden hangisinde, borcu ödeyen üçüncü kişi, alacaklının haklarına kanunen halef olmaz?

A) Başkasının borcu için rehin veren kişinin borcu ödemesi
B) Kefilin asıl borcu ödemesi
C) Müteselsil borçlulardan birinin kendi payını aşan kısmı ödemesi
D) Borçlu ile anlaşan üçüncü kişinin, alacaklının rızasıyla borcu üstlenmesi (Dış üstlenme)
E) Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağının, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirilmesi