6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 136

Türk Borçlar Kanunu 136. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. II. Kısmi ifa imkânsızlığı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2022/3043 E., 2022/5665 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
2.400,00 TL'lik iki taksitini ödemediğini, bu iki taksit toplamı olan 3.600,00 TL'nin pandemi döneminde velisi olduğu ...'ın okula gidemediği gerekçesiyle iptali için tüketici hakem heyetine başvurduğunu,Zonguldak Tüketici Hakem Heyetinin Türk Borçlar Kanununun 136. madde hükmüne dayanarak borcun sona erdiği gerekçesiyle tüketicinin başvurusunu kabul ettiğini,davalının sözleşmeden dönerek son iki
3. Hukuk Dairesi         2022/3043 E.  ,  2022/5665 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki hakem heyeti kararının iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması neticesinde davanın reddine dair kesin olarak verilen hükmün ... Bakanlığınca kanun yararına bozulması istenilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı ile arasında 24/09/2019 tarihinde velisi olduğu ... adına franchise sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme kapsamında 14.000,00 TL eğitim, 900,00 TL kitap ve 100,00 TL takviye olmak üzere toplamda 15.000,00 TL karşılığında anlaşıldığını, sözleşme kapsamında davalının talebi doğrultusunda tüketici ile toplamda 10 taksit üzerinden anlaşma yapıldığını, davalının 01/06/2020 tarihinde 1.200,00 TL ve 30/06/2020 tarihinde 2.400,00 TL'lik iki taksitini ödemediğini, bu iki taksit toplamı olan 3.600,00 TL'nin pandemi döneminde velisi olduğu ...'ın okula gidemediği gerekçesiyle iptali için tüketici hakem heyetine başvurduğunu,Zonguldak Tüketici Hakem Heyetinin Türk Borçlar Kanununun 136. madde hükmüne dayanarak borcun sona erdiği gerekçesiyle tüketicinin başvurusunu kabul ettiğini,davalının sözleşmeden dönerek son iki taksidi istemesinin Türk Medeni Kanunun 3. madde gereğince iyiniyet kuralına aykırılık teşkil edeceğini belirterek Zonguldak İl Tüketici Hakem Heyetinin 22948929.67.0111/0014783 sayı 011120200003863 numaralı tüketici hakem heyeti kararının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı, Covid-19 salgınının hukuken mücbir-sebep olarak kabul edilmesi ve imkânsız hale gelen ifanın karşılığı olan özel okul ücretinin ifa edilmeyen kısmı için ödenmemesi gerektiğini, uzaktan eğitimin ... Bakanlığı tarafından geliştirilen ... sistemi üzerinden yapıldığını, özel okulların uzaktan eğitim vermeleri ... Bakanlığı mevzuatına göre yasal olmadığını, ... Bakanlığı mevzuat değişikliği yaparak özel okullara bu yönde bir yetki verse de, davacı ile yapılan kayıt sözleşmesinde bu yönde bir hüküm olmadığını, sözleşmenin esaslı unsurunun “örgün eğitim” olduğunu, davacının vermemiş olduğu örgün eğitime ilişkin ücret talebinin açıkça mevzuata ve sözleşmeye aykırılık teşkil ettiğini belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, covid-19 nedeniyle 2019-2020 eğitim yılının kapanmayı kapsadığı tarihlerde davacı kurumca mevzuata uygun bir şekilde internet üzerinden derslerin devam ettiğini,bu süre içerisinde sadece öğretim faaliyetinin devam ettiği bunun dışında spor, sosyal etkinlik, beslenme gibi faaliyetlerin söz konusu olmadığını, bu faaliyetlerin de eğitim amacıyla yapıldığını, sözleşme kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğini pandemi döneminin borçların ifasında her iki taraf açısında da mücbir sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini, taraflar arasında hakkaniyet gereği bir paylaştırmanın yapılması gerekeceğini belirterek toplam bedelin %24 ü kadarlık bir kısmından davalı tüketicinin borçlu olunmadığına karar verildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. ... Bakanlığının 30/03/2022 tarihli yazısında, eğitim hizmetinin şekil ve kapsamının kamu otoritesi tarafından belirlendiğini, davacı tarafından pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada dava dışı çocuğa ... Bakanlığının almış olduğu karar gereğince belirlenen şartlarda eğitimin uzaktan verildiği sabit olup, eğitim hizmetine ilişkin borcun yerine getirilmesinde kısmen veya tamamen imkansızlık yahut aşırı ifa güçlüğü söz konusu olmadığını, ara verilen döneme ilişkin servis, yemek, barınma ücreti gibi diğer yan ücretlerin davaya konu edilmediği ve uzaktan eğitimin ayıplı hizmet anlamında eksik veya kusurlu ifa edildiği hususunda da bir iddia bulunmadığına göre, davacının eğitim hizmetine ilişkin sözleşmeden doğan edimini uzaktan eğitim vermek suretiyle yerine getirdiğini ileri sürerek mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğu ileri sürülerek; kararın, 6100 sayılı HMK’nin 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanun yararına bozulması talep edilmiştir. Eldeki dava, davalının çocuğunu davacının işlettiği özel okula 2019/2020 eğitim ve öğretim yılı için kaydettirdiği, pandemi döneminde eğitime ara verilen dönem için 3.600,00 TL' lik eğitim ücretinin iptali için Zonguldak İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığına yaptığı başvuru üzerine, Zonguldak İl Tüketici Hakem Heyeti tarafından talebin kabulüne dair verilen kararın itirazen incelenerek iptali istemine ilişkindir. Zonguldak İl Tüketici Hakem Heyeti kararında , taraflar arasında kurulan senede dayanarak doğan hak ve yükümlülüklerin Covid-19 salgın nedeniyle yerine getirilemediğini her iki tarafin kusurunun bulunmadığ, borçlunun kusuru bulunmaksızın borcun ifasının imkansiz hale gelmesi halinde TBK'nin 136.maddesi uyarınca sona ereceği, her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde bir tarafin borcu onun sorumlu olmadıgı nedenlerden dolayı imkansız hale gelmiş ise hem o borç hem de karşı tarafin borcu sona erdiği, böylelikle karşılıklı alacakların ve borçların sona erdiğini, bunun sonucu olarak borcu imkansız hale gelen taraf karşı taraftan elde etigi edimleri iade etmekle yükümlü olup, henüz elde etmediği edimler bakımından ise talep hakkını kaybettiği hükmüne göre tüketicinin başvurusunda haklı olduğuna karar verilmiştir. (Covid-19) salgını nedeniyle alınan tedbirler doğrultusunda, 5580 sayılı ... Kurumları Kanunu kapsamında faaliyette bulunan özel anaokulları, ilkokullar, ortaokullar, ortaöğretim okulları, çeşitli kurslar, ... kursları, sosyal etkinlik merkezleri, özel ulaştırma hizmetleri mesleki eğitim ve geliştirme kursları, uzaktan öğretim yapan kuruluşlar, motorlu taşıt sürücüleri kursları, iş makineleri sürücü eğitim kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri ... kurumlarında 16 Mart - 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında eğitim ve öğretime ara verilmiş, daha sonra 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı bitimine kadar uzaktan eğitime devam edileceği, özel okulların ihtiyaç duyulan alanlarda en erken 15.08.2020 tarihinden sonra başlayarak Ağustos ve Eylül aylarında en az üç haftalık yüz yüze telafi eğitimi yapabileceği ... Bakanlığı tarafından kararlaştırılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 136. maddesinde; " Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür." düzenlenmiş, Kanunun 137 nci maddesinde; “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.”denilmiş, Kanunun 138 inci maddesinde; “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” hükmü düzenlenmiştir. Mücbir sebebin varlığından söz edilebilmesi için borcun ifasının imkânsiz hale gelmesi gerekmektedir. Türk Borçlar Kanununun 136 ve 137 nci maddelerinde düzenlenen ifa imkansızlığı hükümleri bu durumda uygulama alanı bulacaktır. İfa imkansızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkansız hale gelmesi olarak açıklanabilir. Eğer ifa imkansızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuşsa buna da subjektif imkansızlık denir. İfa imkansızlığı sözleşme yapılmadan önce var ve bu olgu herkes bakımından aynı sonucu meydana getirmekte ise sözleşme geçersizdir. Bununla birlikte, borcun ifasının güçleşmesi halinde, mücbir sebebe dayanarak borç sona ermemektedir. Bu durumda Türk Borçlar Kanununun aşırı ifa güçlüğünü düzenleyen 138. maddesi hükmü uyarınca sözleşmenin uyarlanması yoluna gidilebilecektir. Dava dosyasının incelenmesinde; 2019-2020 eğitim dönemi için davalının velisi olduğu öğrencinin davacı okula kaydına ilişkin taraflar arasında 24/09/2019 tarihinde sözleşme yapıldığı, 14.000,00 TL eğitim ücreti, 900,00 TL kitap ücreti ve 100,00 TL takviye ücreti olmak üzere toplam 15.000,00 TL olarak eğitim öğretim ücreti belirlendiği, belirlenen ücretin 10 taksit şeklinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, pandemi döneminde yüz yüze eğitime ara verilen döneme ilişkin son iki taksidi olan 3.600,00 TL eğitim ücretinin iptali istemiyle tüketici hakem heyetine başvurusu neticesinde davalının isteminin kabulüne yönelik kararın dava konusu yapıldığı ve online eğitimin davacı şirket tarafından davalı tarafa verildiği anlaşılmıştır. Eğitim hizmetinin şekil ve kapsamının kamu otoritesi tarafından belirlendiği, davacı tarafından pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada dava dışı çocuğa ... Bakanlığının almış olduğu karar gereğince belirlenen şartlarda eğitimin uzaktan verildiği sabit olup, eğitim hizmetine ilişkin borcun yerine getirilmesinde kısmen veya tamamen imkansızlık yahut aşırı ifa güçlüğü söz konusu değildir. Bu durumda, ara verilen döneme ilişkin servis, yemek, barınma ücreti gibi diğer yan ücretlerin davaya konu edilmediği ve uzaktan eğitimin ayıplı hizmet anlamında eksik veya kusurlu ifa edildiği husunda da bir iddia bulunmadığına göre, davacının eğitim hizmetine ilişkin sözleşmeden doğan edimini uzaktan eğitim vermek suretiyle yerine getirdiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan ... Bakanlığı’nın bu yöne ilişen kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ... Bakanlığının kanun yararına bozma talebinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK' nin 363. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gereği yapılmak üzere bozma kararının bir örneğinin ve dava dosyasının ... Bakanlığına gönderilmesine, 09.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2014/6935 E., 2014/18281 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi (6098 sayılı TBK m.136) “Borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.”, demek suretiyle, imkânsızlık kavramını düzenlemiştir.
8. Hukuk Dairesi         2014/6935 E.  ,  2014/18281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil (Esasen alacak) ... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil (esasen alacak) davasının reddine dair ... Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.10.2013 gün ve 333/566 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.10.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalılardan ... bizzat geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili, davacı ile davalıların muris ...'in mirasçıları olduklarını, muristen kalan taşınmazların öncelikle mirasçılık belgesine göre intikallerinin yapıldığını, sonra kendi aralarında fiili taksim ve denkleştirme gereği paylaşmaya başladıklarını, bu paylaşıma göre ...’daki ortak binanın satılarak parasının paylaşıldığını, yine ...’da 4 katlı binanın mirasçılardan ...’e satıldığını ve ...’in ...’daki tüm paylarını diğer mirasçılara devrettiğini, ...’deki dairenin anne ... adına tescil edildiğini, Kızıltoprak’taki dairenin ...’a, ...’deki dairenin de ...’e satış gösterildiğini, son üç dairenin değerleri oldukça fazla olduğu için dava konusu taşınmazın bulunduğu yer, bina kalitesi ve diğer eksikleri nedeniyle diğerlerine göre değeri oldukça düşük olduğundan dava konusu binadaki hak sahiplerinin denkleştirme gereği binanın apartman daireleri girişindeki 1 ve 2 nolu taşınmazları davacıya sattıklarını, davacının değerler tam denkleşmemişse de sorun çıkarmadığını, bu şekilde dava konusu satış vaadi sözleşmesinin imzalandığını, 1 ve 2 nolu dairelerin satış vaadi gereği davacı tarafından teslim alınarak kiraya verildiğini, davacının asker dönüşü tapuda 1 ve 2 nolu dairelerin tapusunu almak istediğini ancak davalıların bazen işlerini bazen belediyedeki bazı sorunları ileri sürerek devre yanaşmadıklarını, davalılardan ...’in de payını davacı yerine diğer mirasçılara devrettiğini, oysa 1 ve 2 nolu dairelerdeki miras haklarının noterde düzenlenen 23.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satışının vaat edildiğini, 5396 ada 12 parsel üzerinde iki paralel binada toplam 16 bağımsız bölüm bulunduğunu, bunlardan giriş kapısına göre sağ ve soldaki 1 ve 2 numaralı dairelerin dava konusu yapıldığını açıklayarak tüm talepleri bakımından ayrı ayrı olmak üzere fazlaya,dava açmaya ve ıslaha dair hakları saklı kalmak üzere ... 16. Noterliği'nin 23.01.2002 tarihli düzenleme şeklinde satış sözleşmesine istinaden öncelikle, mirasçılardan ...’in satış vaadi sözleşmesine aykırı olarak ... İlçesi 5396 ada 12 parselde davacının 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler üzerindeki hakkını vermeden paylarını diğer mirasçılara devretmesi sebebiyle 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlere denk gelen diğer mirasçılara yapılan satışın iptali ile bu kısmın davacı adına tesciline, 23.01.2002 tarihli satış sözleşmesine istinaden 5396 ada 12 parselin daire kısmının giriş kapısına göre sağ ve solundaki 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davalılardan alınarak davacı adına tesciline, bağımsız bölümlerin tescili mümkün değilse 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler üzerinde paylarını devreden davalıların tüm taşınmaz içindeki paylarından 1 ve 2 nolu taşınmaza düşen kısmın tespiti ile davalılardan alınarak davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, 15.01.2009 tarihli açıklama dilekçesinde de, öncelikle 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümlerin davalılardan alınarak davacı adına tesciline, terditli olarak da tapuda arsa olarak göründüğünden bağımsız bölümlerin iptal ve tescili kabul edilmez ise tüm talepleri bakımından ayrı ayrı olmak üzere fazlaya dair ve ıslaha dair hakları saklı kalmak şartı ile 23.01.2002 tarihli satışa istinaden 5396 ada 12 parseldeki daire kısmından giriş kapısına göre 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin tüm taşınmaz içerisindeki her birinin pay oranı tespit edilerek bu bağımsız bölümlere düşen arsa payı oranında davalılardan alınarak davacı adına tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sırasında davalıların taşınmazı 12.01.2009 tarihinde başkalarına devrettiğini tapu kayıtlarından öğrendiklerini açıklayarak Mahkemenin ara kararı üzerine 31.05.2011 tarihli dilekçe ile seçimlik haklarını tazminat yönünde kullandıklarını, 1 ve 2 nolu taşınmazların davacı adına tesciline engel oldukları 12.01.2009 tarihi itibarıyla gerçek zararının tespiti ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da yatırdığı 11.07.2012 tarihli dilekçe ile talebini 400.000 TL'nin aynen ifanın mümkün olmadığı ve taşınmazın 3. kişilere satıldığı 12.01.2009 tarihinden itibaren faizi ile davalılardan tahsili şeklinde ıslah etmiştir. Davacı vekili 30.11.2012 tarihli dilekçesinde, ıslah edilen bedel 400.000 TL'den davalı ...’e düşen kısımla ilgili herhangi bir talepleri bulunmadığını, davalılardan ...’den 133.333,33 TL'nin ...’dan da 133.333,33 TL alacak talebinde bulunduklarını bildirmiştir. Davalı ... vekili, öncelikle satış vaadi sözleşmesinin miras taksim sözleşmesinden önce miras paylaşımına ilişkin yapılan bir sözleşme olduğunu, miras kalan tüm malların paylaşımının ve intikalinin miras paylaşımına göre yapıldığını, miras sözleşmesi ile mirasçıların birbirlerini gayrikabili rücu ibra ettiklerini, davacının kötüniyetli olup dava konusu taşınmazda kiracıların ödediği kira ile ilgili davalı ...’in ihtarına verdiği 27.06.2008 tarihli cevapta yıllar önce yapılan taksim anlaşması, satışlar ve fiili uygulamada hangi bölümlerin kime ait olduğunun belli durumda bulunduğunu kabul ettiğini, taşınmazın tapuda arsa olup mirasçıların miras hisseleri ve taksim sözleşmesine göre malik olduklarını, üzerindeki kaçak ve kamu düzenine aykırı binanın ekonomik değerinden bahsedilemeyeceğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., tarihsiz miras taksim sözleşmesi sunarak dava konusu taşınmazda satış vaadi düzenlendiği sırada 5 kişinin hissedar olmasına rağmen üç kişinin satış vaadinde bulunduğunu, hissedarlardan ...'in satış vaadinde bulunmadığını, arsa tapusu olduğundan daireler ve işyerlerinin resmi olarak bölünmediklerini, herkesin kiracıları olduğunu, iyiniyetlerinden dolayı davacının iki daireden fazladan kira aldığını, dava dilekçesinde yazılı diğer dört parça yerin herkesin rızası ve imzası ile karşılıklı olarak tapuda devredildiğini ve konu ile ilgileri olmadığını, davacıya muristen kalan nakit yaklaşık 40 milyarın elden verildiğini, ...’taki özel okul masraflarının 7 yıl kendileri tarafından karşılandığını, 5396 ada 12 parselin miras taksim sözleşmesine göre paylaşıldığını, hisselerin devredilip tapunun değiştiğini, davacının hakkı olsa idi satış yapmaması gerektiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., duruşmada, davacının oğlu olup davanın sonuçlanmasını istediğini, ayrıca kendisine çocukları ... ve ...'in aldığı daireyi de bedelsiz olarak ...'a verdiğini bildirmiştir. Mahkemece, davalı ... ... yönünden davanın feragat nedeniyle, diğer davalılar yönünden ise esastan reddine karar verilmesi üzerine hüküm, ... ... ve ...’la ilgili redde ilişkin bölümü yönünden davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkeme red gerekçesinde; davanın satış vaadine dayandığı, tapu iptali ve tescil istekli açılmış ise de yargılama sırasında davalılara ait paylar üçüncü kişilere devredildiğinden tescil imkanı kalmadığı, davacı vekilinin seçimlik hakkını kullanarak davaya tazminat olarak devam edilmesini istediği, her ne kadar önce denkleştirici adalete göre ödenen paranın iadesi düşünülmüş ise de satış vaadi sözleşmesinin noterde düzenlendiği ve geçerli olduğu, ifa imkanı kalmadığı, BK’nın 96. maddesine göre gerçek zararın karşılanması gerektiği, bilirkişi tarafından 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin gerçek değerlerinin dava tarihi itibarıyla toplam 400.000 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin davalı ... yönünden bir talepleri olmadığını bildirmesi sebebiyle bu davalı yönünden feragat sebebiyle ret gerektiği, 70.000 TL değer ile açılan davada ıslah ile davalılardan ... ve ...’ten 133.333,33’er TL istendiği, davalılardan ... vekili tarafından ıslaha karşı zamanaşımı def’in de bulunulduğu, satış vaadi sözleşmesi tarihi ile ıslah tarihi arasında BK’nın 125. maddesinde yazılı 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, ... hakkındaki davanın ıslah edilen bölümü yönünden reddi gerektiği, ayrıca taraflar arasında miras taksim sözleşmesi bulunduğu, satış vaadi sözleşmesinin de bu taksim doğrultusunda düzenlendiği, itiraz edilmeyen taksim sözleşmesine göre murisin mirasının taksim edildiği, sözleşmenin 1. maddesinin tarafları bağlayacağı, miras taksim sözleşmesinde diğer taşınmazlarla ilgili bir açıklama olmadığı açıklanarak tüm davalılar yönünden de davanın reddi gerektiği kanaatine varılmış, yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Dava, ... 16. Noterliği'nin 23.01.2002 tarihli düzenleme şeklindeki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan müspet zararın tazmini isteğine ilişkindir. Mahkeme gerekçesinde de açıklandığı üzere, davada önce tapu iptali ve tescil istenmiş ise de yargılama sırasında davalılara ait payların tapuda dava dışı gerçek kişilere devredilmesi üzerine Mahkemece davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılmış, davacı vekili tarafından davaya tazminat yönünden devam edileceği bildirilmiş ve harcı da yatırılarak dava davalılar ... ve ... ...’den 133.333,33’er TL'nin tahsili şeklinde ıslah edilmiştir. Öncelikle; taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin hukuki nitelikleri, unsurları, tabi oldukları şekil şartları ve bu şartlara uyulmamasının sonuçları üzerinde durmakta yarar vardır: Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, Türk hukuku'na getirdiği yeniliklerdendir ve daha çok da koşulları henüz gerçekleşmediği için kurulması olanaksız olan asıl satım sözleşmesinin görevini yerine getirmek üzere kolay ve güvenli bir yol olarak görülüp, tercih edilen bir sözleşme türüdür. 818 sayılı Borçlar Kanunu, kural olarak sözleşmelerde şekil serbestisini benimsemiştir. Bu husus Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasında açıkça belirtilmiş, ancak yasada tersine kural bulunması halinde şekle bağlılık kabul edilmiştir. Nitekim, 11. maddenin 2. fıkrasında (6098 sayılı TBK m.12/2), yasaca bir biçim öngörülmüşse ve bu biçimin kapsam ve sonuçları için başkaca kural konulmamışsa, sözleşmenin bu biçime uyulmadıkça geçerli olmayacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun'un “Akit Yapmak Vaadi” başlığını taşıyan 22. maddesinde ise; “Bir akdin ileride inşa edilmesine dair mukavele muteberdir. Kanun iki tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet etmeye tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de tatbik olunur.” Hükmü yer almaktadır. Görülmektedir ki, bir akdin sıhhati hangi şekle tabi ise vaadinin bu şekle uyularak yapılması gerekir. Taşınmaz mülkiyetini devir borcunu doğuran sözleşmelere ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Hukuki İşlem” başlıklı 706. maddesinde: “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tabidir.” Düzenlemesi yer almaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 213. maddesinde de  (6098 sayılı TBK m.237/2) sözleşmenin biçimi başlığı altında; taşınmaz satımının geçerli olması için getirilen resmi senede bağlanması şartı, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri için de öngörülmüştür. Bu bağlamda 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddesi taşınmaz satışları için tapu sicil muhafız ya da memurlarını yetkili kılmışken, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60/3 ve 89. maddeleri taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterlerce düzenleme şeklinde(resen) yapılacağı kuralını getirmiştir. Bu açık hükümler göstermektedir ki, resmi senede bağlanmayan tapuda kayıtlı taşınmaz satımları ile noterde düzenleme biçiminde (resen) yapılmamış olan taşınmaz satış vaadine ilişkin sözleşmeler geçersizdir. Burada Kanunun öngördüğü şeklin bir geçerlilik (sıhhat)  şartı olarak düzenlendiğini, buna uyulmadan yapılan sözleşmelerin “geçersizlik” müeyyidesine bağlandığını, bunun hukuki mahiyet olarak emredici nitelikte olduğunu, bu nedenle de “geçersizlik” müeyyidesine bağlanan şekil eksikliğinin hakim tarafından taraflar ileri sürmeseler dahi, yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması gerektiğini belirtmekte yarar vardır. Diğer taraftan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 12. maddesi (6098 sayılı TBK m.13) gereğince; yasaca yazılı olması gereken bir sözleşmenin değiştirilmesinin de yazılı olması gerekir. Şu kadar ki; bu sözleşmeye aykırı olmayan veya onu değiştirmeyen tamamlayıcı yan şartlar bu kuralın dışındadır. 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesinin 7 ve 8. fıkralarında da; noterlikçe düzenlenen satış vaadi sözleşmelerinin taraflardan biri isterse taşınmaz siciline şerh verileceği, şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa,..tapuya tescil edilmezse bu şerhin tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından re’sen terkin olunacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hakka, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilme gücü verilmiştir. Özünde kendine özgü yapısıyla şahsi hak niteliğinde olan satış vaadi sözleşmeleri getirilen bu tapuya şerh olanağı ile güçlendirilmiş bulunmaktadır. Sözleşmenin sağladığı şahsi hakkı ayni hakka dönüştürmemekle birlikte “ayni tesir” kazandıran bu şerhin geçerliliği de satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğine bağlıdır. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak tapuya işlenen şerhin geçerliliğinden ve koruyuculuğundan da söz edilemez. Özetle ifade edilecek olursa; kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden (6098 sayılı TBK m.29) alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi (6098 sayılı TBK m.237) ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 706 ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddeleri hükmü uyarınca, noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmelerdendir. Kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması için vaad borçlusunun satış vaadinin yapıldığı tarihte tapuda kayıtlı taşınmazın maliki olması gerekmez. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez (Karahasan, Mustafa Reşit, Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.4, s.308) . Resmi şekilde düzenlenmesi gereken ve tam iki tarafa borç yükleyen satış vaadi  sözleşmelerinde, edimini yerine getiren taraf, karşı tarafın da edimini yerine getirmesini isteyebilir. Hemen burada, ifa imkânsızlığı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında da yarar vardır; 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 20/I. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre: “Bir akdin mevzuu gayrı mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka mugayir olursa o akit batıldır.” Aynı şekilde, BK’nun 96. maddesi (6098 sayılı TBK m.112), “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat edemedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmünü taşımaktadır. Keza, BK’nun 117. maddesi (6098 sayılı TBK m.136) “Borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.”, demek suretiyle, imkânsızlık kavramını düzenlemiştir. İmkânsızlık, ifa engeli sebeplerinden birini oluşturur. Gerçekten de, imkânsızlık, sürekli, kalıcı, temelli bir ifa engelidir. Bu niteliği ile imkânsızlık, temerrüdün karşıtıdır. İmkânsızlığın pratik önemi borçluya karşı aynen ifanın zorla sağlanamamasında ortaya çıkar (Serozan, Rona, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, 3.Cilt, 4.Bası, ... 2006, s. 163.). Diğer bir ifadeyle imkânsızlık, borçlanılan edimin ya baştan itibaren geçerli olarak doğmasını ya da sonradan borçlu veya diğer herhangi bir kimse tarafından objektif, sürekli ve kesin olarak yerine getirilmesini önleyen, fiili veya hukuki engellere verilen isim olarak tarif edilebilir (Eren, Fikret: age., s. 270.; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, ... 1988, s. 483.; İnan, Ali Naim, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1984, s. 503; Ayan, Mehmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.Bası, Konya 2002, s. 325; Akıntürk, Turgut, Satım Akdinde Hasarın İntikali, Ankara 1966, s. 33; Velidedeoğlu, Veldet/Özdemir, Refet, Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 1987, s. 52; Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 2005, s. 77). İmkânsızlık, bir veya birden çok edimi kapsayabilir. Ayrıca, edimin ifasının imkânsızlığı, asli edimler yanında yan edimler için de söz konusu olabilir. İmkânsızlık genellikle edim sonucuna ilişkin olmalıdır. Ancak, bazı durumlarda imkânsızlık, edim fiiline ilişkin de olabilir. İmkânsızlık bir insan fiilinden veya tabiat olayından doğması yanında, mantıki, hukuki veya fiili sebeplerden de kaynaklanabilir (Eren Fikret, age., s. 295., s. 186.; Bucher, Eugen: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil ohne Delicktrecht, Zürich 1988, s. 417). BK’nun 20. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre, bir akdin konusu mümkün değilse, o akit imkânsızdır. Burada söz konusu olan imkânsızlık, başlangıçtaki, yani sözleşme yapıldığı sırada mevcut olan imkânsızlıktır (objektif imkansızlık). Bu halde, konusu hukuki veya fiili sebeplerden dolayı imkânsız olan sözleşme butlan yaptırımına tabidir ve başlangıçtan itibaren geçersizdir. Burada geçerli olan butlan yaptırımından bahsedebilmek için, imkânsızlık sözleşmenin konusu ile ilgili olmalı ve yalnız borçlu bakımından değil, objektif mahiyette ve herkes için söz konusu olmalıdır. Batıl bir sözleşme baştan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Fakat, sözleşme yapılırken taraflardan biri imkânsızlığı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa ve buna rağmen diğer tarafı bundan haberdar etmemişse, bu durumda karşı tarafın uğradığı menfi zararı karşılamakla yükümlüdür (Eren Fikret, age., s. 299.; Reisoğlu, Safa, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Bası, ... 2006, s.116; Serozan Rona, age , s. 162.; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, age., s. 1208). BK’nun 117. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) göre, edimin yerine getirilmesi sözleşme yapıldıktan sonra imkânsız olursa ve bu imkânsızlıkta borçlunun kusuru bulunmazsa, borçlu borcundan kurtulur. Burada sözleşme, başlangıçtaki imkânsızlık gibi butlan yaptırımına tabi olmamakla birlikte, borçlu borcundan kurtulmaktadır. Borçluyu borcundan kurtaran imkânsızlığın objektif veya sübjektif olması önemli değildir. Sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan imkânsızlık, ister objektif ister sübjektif olsun, borçlunun kusuruna dayanmadıkça, borçlu borcundan kurtulur. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık, borçlunun kusuruna dayanıyorsa, borçlu bundan sorumlu olur. Sonraki imkânsızlık, ister objektif ister sübjektif mahiyette olsun, borçlunun kusuru söz konusu olursa, borçlu bundan sorumlu olur. Bu takdirde, borca aykırılığı konu alan BK’nun 96. maddesindeki genel hüküm uygulama alanı bulur (Eren Fikret, age., s. 298.; Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, s. 77.; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s. 1210). İmkânsızlık; objektif-sübjektif imkânsızlık, başlangıçtaki-sonraki imkânsızlık, tam-kısmi imkânsızlık, sürekli-geçici imkânsızlık, borçlunun sorumlu olduğu imkânsızlık ve borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık seklinde çeşitli türlere ayrılabilir (Borç İlişkisi Doğuran Sözleşmelerde Başlangıçtaki İmkânsızlık, Hüküm Ve Sonuçları Zeynep İpek Yücer, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi s. 22 vd.). Objektif imkânsızlık, BK’nun 20, 96. ve 117. maddelerinde (6098 sayılı TBK m.27, 112 ve 136) hüküm altına alınmıştır. Objektif imkânsızlık-sübjektif imkânsızlık ayrımı baştaki imkânsızlık halinde önem kazanmaktadır. Sonraki imkânsızlığın doğurduğu hukuki sonuçlar açısından, objektif imkânsızlık ile sübjektif imkânsızlık arasında bir fark bulunmamaktadır. BK’nun 20. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre başlangıçtaki objektif imkânsızlık bir butlan sebebidir. Önemli olan, edimi sadece borçlunun mu, yoksa herkesin mi yerine getirip getiremeyeceğidir. Buna göre, eğer edim, borçlu da dahil üçüncü kişiler tarafından da yerine getirilemiyorsa, imkânsızlık objektiftir (Eren Fikret, age., s. 295.; Kılıçoğlu, age., s. 116.; Oğuzman/Öz, age., s. 76.; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 79.; Altunkaya, age., s. 110.; Başpınar, age., s. 119.; Altaş, age., s. 13.; Prof. Dr. Karaaslan, Hakan: Sürekli Borç İlişkileri ve Sürekli Borç İlişkilerinde İfa İmkansızlığı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ... 2003, s. 53.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.4.1984  gün, 139 E., 426 K. sayılı ilamı). Yukarıda açıklandığı üzere, BK’nun 117. maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) yer alan şekilde, borçluya yükletilemeyen sonraki imkânsızlık hallerinde borçlunun borcu sona ereceğinden, borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekir. Henüz almadığı şeyleri ise isteme hakkından mahrum olur. Ancak, bu durumda da istisnai olarak BK’nun 117/II. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) göre; taraflar aralarında yaptıkları sözleşme ile borçluya yüklenemeyen imkânsızlık halinde borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri muhafaza edeceğini kararlaştırabilirler. Ayrıca BK’nun, “Halin icabından veya hususi şartlardan mütevellit istisnaların maadasından, satılan şeyin nefi ve hasarı akdin inikadı anından itibaren alıcıya intikal eder.” şeklinde düzenlenen 183. maddesi (6098 sayılı TBK m.208) ve “ Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi, hastalıktan, askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet için ücret istemeye hakkı vardır” şeklinde hüküm altına alınan 328. maddesi (6098 sayılı TBK m.409), BK’nun 117. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) istisna getiren özel hükümlerdir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık halinde borçlunun kusuru söz konusu ise daha önce de belirtildiği gibi, BK’nun 96. maddesindeki (6098 sayılı TBK m.112) genel hüküm uygulanır. Bu durumda, borç sona ermez, borçlu, alacaklı zarara uğramışsa, bunu tazmin etmek zorunda kalır. İmkansızlık, borçlunun kusuruna dayanıp dayanmamasına değil, genel olarak borçlunun bu imkânsızlıktan sorumlu tutulup tutulmayacağına göre tasnif edilmelidir. Nitekim, BK’nun 117. maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) kullanılan tabirler de bu görüşü desteklemektedir. Yani, kanun kusursuz olmayı değil, sorumlu olmamayı aramaktadır.( Eren Fikret, age., s. 1251.; Altunkaya, age., s. 139; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 110) Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural "ahde vefa, söze sadakat" ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/15-193- 235 sayılı ilamı). Bilindiği gibi, genelde temlik borcu doğuran sözleşmelerden olan satım sözleşmelerinde satış konusu olan malın, sözleşmenin yapıldığı anda mevcut olmasına ya da satıcının malvarlığında bulunmasına gerek yoktur. Bu itibarla ilerde yapılacak veya üretilecek yahut hâsıl olacak şeyler de satışa konu teşkil edebilirler. Bir başka anlatımla, satıcı başkasına ait şeyleri de satabilir. Eğer satıcı başkasına ait şeyi satmış ve ifa zamanına kadar da o şey üzerinde tasarruf yetkisini elde edememişse ve bu yüzden borcunu yerine getiremiyorsa, ademi ifa nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir (818 sayılı BK. 96) (6098 sayılı TBK m.112). Kural olarak, başkasına ait tapuda kayıtlı taşınmazların noter tarafından düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile satışı, kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle geçerlidir. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez (Karahasan, Mustafa Reşit, Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.4, s.308). Maliki olmadığı bir taşınmazı satmış bulunan kişi aleyhine açılacak (ifa ve mülkiyetin alıcıya geçirilmesi) davasının redde müncer olması, böyle bir satışın BK.’nun 20. maddesinde (6098 sayılı TBK m.27) öngörülen afakî imkânsızlık (objektif imkânsızlık) nedeniyle geçersiz sayılmasını gerektirmez. Çünkü, böyle bir sözleşme, “borç doğuran” bir sözleşme olarak geçerlidir ve sonuçta sübjektif imkânsızlık nedeniyle tasarrufi işlemin, yani ifanın yerine getirilememesi sonunda meydana gelen zararın tazmini, BK.’nun 96. maddesi (6098 sayılı TBK m.112) gereğince satıcıdan istenebileceği gibi, eğer bir ceza şartı kararlaştırılmış ise bunun da ödetilmesi yine BK.’nun 158. maddesi (6098 sayılı TBK m.179) uyarınca alıcı tarafından istenebilir (Yargıtay HGK.'nun, 22.12.1982 T., 13-1905 E., 966 K. sayılı ilamı). Diğer yandan, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi (6098 sayılı TBK m.146) hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması TMK'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma” kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenmez. Borçlar Kanunu'nun 128. maddesine (6098 sayılı TBK m.149) göre; “müruruzaman, alacağın muaccel olduğu zamandan başlar; alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruruzaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.” Görülüyor ki, kural zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten başlamasıdır. Alacağın muaccel olması, ifa zamanının gelmiş, ifaya engel bir durumun kalmamış olması demektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Her ne kadar taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesi noterde resmi şekilde düzenlendiğinden geçerli ve iki taraf için de borç doğurmakta olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 20/I. ve 96. maddeleri (6098 sayılı TBK m.27 ve 112) göre davalıların, sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirmemeleri sebebiyle davacının bundan doğacak müspet (gerçek) zararını gidermeleri gerektiği sonucu ortaya çıkmakta ise de, toplanan deliller, tanık beyanları, satış vaadi ve taksim sözleşmelerine konu 29.09.1998 tarihinde ölen muris Salih ... adına kayıtlı 5396 ada 12 parselde 20.05.1999 tarihinde tarafların da içinde yer aldığı mirasçılar adına yapılan miras payları oranında intikalden sonra taksim sözleşmesine uygun şekilde 25.02.2005 tarihinde mirasçılardan ...’in paylarını üç kardeşine, anne ...’in de 28.12.2005 tarihinde miras payını üç çocuğuna devretmeleri, sonrasında davacının da kendi payını önce kısmen sonra tamamen dava dışı gerçek kişilere satması, tapudaki tedavüllerin miras taksim sözleşmesine uygun olarak yerine getirilmesi karşısında tüm mirasçıların katılımı ile yapılan tarihsiz miras taksim sözleşmesinin davada dayanılan 23.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesinden sonra düzenlendiğinin, bu durumda da satış vaadi sözleşmesi ile taraflara yüklenen yükümlülüklerin, daha sonra tüm mirasçıların katılımı ve özgür iradeleri ile düzenlendiği anlaşılan ve tapuda da devirlere konu edilen miras taksim sözleşmesi ile ortadan kalktığının, tarafların miras taksim sözleşmesi ile satış vaadi sözleşmesinden caydıklarının (vazgeçtiklerinin), satış vaadi sözleşmesinin bozulduğunun kabulü gerekir. Artık tarafların ortak ve özgür iradeleri ile düzenlenen miras taksim sözleşmesi sebebiyle satış vaadi sözleşmesinden sonra davalıların kusuru olmaksızın ortaya çıkan imkansızlık nedeniyle davalılar borçlarından kurtulduklarından, davacı tarafın caydığı (vazgeçtiği) satış vaadi sözleşmesine dayanarak gerek mülkiyet gerek tazminat isteme hakkı ortadan kalkmış, davacı taraf lehine hüküm kurulma imkanı kalmamıştır. Diğer yandan; Davada dava konusu 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davacı tarafın tasarrufuna verilerek kiralarının da davacı tarafça tahsil edilmesi karşısında zilyetlik davacı tarafa devredildiğinden davalıların zamanaşımı savunması az yukarıda açıklanan dürüst davranma kurallarına uygun düşmez. Aksi halde dahi imkansızlığın da en erken ancak davalıların tapudaki paylarını devrettikleri 2005 yılından itibaren hesaplanabileceği gözetildiğinde gerek dava ve ıslah tarihi itibarıyla akdin ifasının imkansız hale geldiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımının geçmediği de açıktır. Bu durumda Mahkemece satış vaadi sözleşmesinin miras taksim sözleşmesinden daha sonra düzenlendiği kabul edilerek yazılı bir takım gerekçelerle davanın kısmen esastan, kısmen de zamanaşımından reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de az yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan gerekçelerle Mahkemenin ret kararı sonucu itibarıyla doğru olduğundan, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün gerekçeleri değiştirilerek ONANMASINA, taraflarca HUMK'nın 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nın 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, 14.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/3436 E., 2024/1548 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ifa imkansızlığı başlıklı 136 ncı maddesi.
3. Hukuk Dairesi         2023/3436 E.  ,  2024/1548 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden yargılama yapılması için dosya İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalı idarenin "Gazfree Cihazı Mal Alımı" için ihaleye çıktığını, ihaleyi kazanmaları neticesinde tarafların sözleşme imzaladığını, buna bağlı olarak 3 adet cihazı yurt dışından bu iş için özel üretim yaptırarak taahhüt ettikleri sürede teslim ettiklerini, ancak ihale dokümanı arasında yer alan teknik şartname gereği cihazın "hava ve su soğutmalı" olması gerektiği için cihazın kabul edilmediğini, teknik şartın hatalı olduğunu, dünyada hem hava hem de su soğutmalı bir cihazın üretiminin bulunmadığını, bunu farkeden idarenin şartnameyi "hava veya su soğutmalı" şeklinde değiştirdiğini ve buna rağmen sözleşmenin makul ve hukuken kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın idare tarafından tek taraflı haksız feshedildiği belirterek davacı şirketin uğradığı toplam 598.597,00 TL zararın sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; ihale ve sözleşme aşamasının usul ve yönergelere uygun olarak gerçekleştirildiğini, davacı şirketin tüm bu aşamalarda herhangi bir itirazda bulunmadığını, muayene aşamasında teknik şartnamede belirtilen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, şartnameye uygun mal teslimi yapmadığını ve bu durumun muayene raporları ile de sabit olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 29.01.2019 tarihli ve E. 2017/553, K. 2019724 sayılı kararıyla; "eserin tamamlanmasının da TBK md.27 gereğince başlangıçtan beri objektif olarak imkansız olduğu; kesin hükümsüzlük sebebiyle geçersiz olan bir sözleşmenin taraflarınca hukuken feshedilebilmesinin söz konusu olamayacağı; bu itibarla davalı idarenin sözleşmenin feshinde kusuru olup olmadığı tartışmasının uyuşmazlık çerçevesinde sonuca etkili olmadığı; baştan beri objektif imkansızlıkta, karşılıklı olarak borçların hiç doğmayacağı ve tarafların sözleşmenin geçerli olduğu zannıyla gerçekleştirdikleri edimlerin karşılıklı iadesinin gündeme geleceği;" gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. 2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 29.01.2019 tarihli ve 2019/1218 E., 2021/497 K. sayılı kararıyla; "mahkemece davacının zararın doğmasında müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı var ise oranının tespiti bakımından ek rapor alınmadan verilen karar usul ve yasaya aykırı olup" gerekçesiyle kararın kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "ek raporda özetle davacının sözleşmeyi imzalamadan önce sahra tipi basınçlı yıkama makinesinin hava ve su soğutmalı olarak üretilip üretilmediği hususunu piyasadan kapsamlıca araştırmadığı ve basiretli tacir olarak taahhüt ettiği malı temin edip edemeyeceği noktasında sözleşme öncesi süreçte göstermesi gereken özeni göstermediği, bununla birlikte davalı idarenin de temin etmek istediği ürün yönünden ihale sürecinde gerekli özeni göstermediği ve bu haliyle sözleşme öncesi gösterilmesi gereken özen bakımından her iki tarafın da eşit düzeyde kusurlu olduklarının saptanmasına; söz konusu raporun BAM kaldırma kararında gösterilen hususları karşılar nitelikte, ayrıntılı ve gerekçeli görülmesine; bu haliyle meydana gelen maddi zararın oluşumunda tarafların müşterek kusurlu bulunduğu ve ihtar masrafı haricinde oluşan 598.597,00 TL'lik zararın %50'si olan 299.298,50 TL'sinden davalı idarenin sorumlu olması gerekmesine" gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; fesihte haklılık durumunun açıklığa kavuşturulmadığını, davalının şartnamedeki hatayı fark etmesine rağmen tasfiye yoluna gitmeyip ihaleye devam ettiğini, taraflarına işe devam etmelerinin söylenip sonra malın reddedildiğini, ihalelerden yasaklama kararı verilmediğini ve sözleşmenin devamına güvenerek yapılan tüm masrafların zarara dahil olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili; davacının teknik şartnameyi itirazsız kabul ettiğini, muayene aşamasına kadar teknik şartnamenin eksikliğinin giderilmesi için başvuruda bulunmadığını, yüklenici firma yetkili temsilcisi teknik şartnamenin her sayfasını okuyup anladığını belirterek imzaladığını, davacı ve diğer firmaların gönderdiği katalogla incelenerek sonra ihaleye çıkıldığını, ifasını yerine getirmeyerek kusuru ile idareyi zarara uğratan davacının bu durumdan menfaat sağlamayacağını, teknik şartnamede herhangi bir değişiklik yapılmadığını, bu ihale dışındaki ihaleler için değişikliğin dikkate alınabileceğini ve sulh tekliflerinin reddedildiğini belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "sözleşmenin imzalanması, teknik şartnamenin düzenlenmesi sırasında tarafların hava ve su soğutmalı cihazın üretiminin bulunup bulunmadığı hususunda gerekli özeni göstermedikleri, davalı idare tarafından sözleşme hükümlerine uygun davranılmadığı, imkansızlığa rağmen davacının bunu ileri sürmeyerek işe devam ettiği ve bilirkişi raporunda tespitlerle birlikte tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, tarafların eşit kusurlu olduklarına dair mahkemenin ulaştığı sonuç usul ve yasaya uygun olup" gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri; istinaf sebeplerini tekrarlayarak, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihale sonucunda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davalı idarece feshi sebebiyle maddi tazminat ve ihtarname masrafı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kesin hükümsüzlük başlıklı 27 nci maddesi. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ifa imkansızlığı başlıklı 136 ncı maddesi. 3. Yargıtay 8.HD'nin 14.10.2014 tarihli ve E. 2014/6935 K. 18281 sayılı ilamınca "İmkânsızlık, ifa engeli sebeplerinden birini oluşturur. Gerçekten de, imkânsızlık, sürekli, kalıcı, temelli bir ifa engelidir. Bu niteliği ile imkânsızlık, temerrüdün karşıtıdır. İmkânsızlığın pratik önemi borçluya karşı aynen ifanın zorla sağlanamamasında ortaya çıkar (Serozan, Rona, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, 3.Cilt, 4.Bası, İstanbul 2006, s. 163.). İmkânsızlık, bir veya birden çok edimi kapsayabilir. Ayrıca, edimin ifasının imkânsızlığı, asli edimler yanında yan edimler için de söz konusu olabilir. İmkânsızlık genellikle edim sonucuna ilişkin olmalıdır. Ancak, bazı durumlarda imkânsızlık, edim fiiline ilişkin de olabilir. İmkânsızlık bir insan fiilinden veya tabiat olayından doğması yanında, mantıki, hukuki veya fiili sebeplerden de kaynaklanabilir (Eren Fikret, age., s. 295., s. 186.; Bucher, Eugen: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil ohne Delicktrecht, Zürich 1988, s. 417). İmkânsızlık; objektif-sübjektif imkânsızlık, başlangıçtaki-sonraki imkânsızlık, tam-kısmi imkânsızlık, sürekli-geçici imkânsızlık, borçlunun sorumlu olduğu imkânsızlık ve borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık seklinde çeşitli türlere ayrılabilir (Borç İlişkisi Doğuran Sözleşmelerde Başlangıçtaki İmkânsızlık, Hüküm ve Sonuçları Zeynep İpek Yücer, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi s. 22 vd.). Objektif imkânsızlık, BK’nun 20 nci, 96 ncı ve 117 nci maddelerinde (6098 sayılı TBK m.27, 112 ve 136) hüküm altına alınmıştır. Objektif imkânsızlık-sübjektif imkânsızlık ayrımı baştaki imkânsızlık halinde önem kazanmaktadır. Sonraki imkânsızlığın doğurduğu hukuki sonuçlar açısından, objektif imkânsızlık ile sübjektif imkânsızlık arasında bir fark bulunmamaktadır. BK’nun 20 nci maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre başlangıçtaki objektif imkânsızlık bir butlan sebebidir. Önemli olan, edimi sadece borçlunun mu, yoksa herkesin mi yerine getirip getiremeyeceğidir. Buna göre, eğer edim, borçlu da dahil üçüncü kişiler tarafından da yerine getirilemiyorsa, imkânsızlık objektiftir (Eren Fikret, age., s. 295.; Kılıçoğlu, age., s. 116.; Oğuzman/Öz, age., s. 76.; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 79.; Altunkaya, age., s. 110.; Başpınar, age., s. 119.; Altaş, age., s. 13.; Prof. Dr. Karaaslan, Hakan: Sürekli Borç İlişkileri ve Sürekli Borç İlişkilerinde İfa İmkansızlığı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2003, s. 53.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.4.1984  gün, 139 E., 426 K. sayılı ilamı). Yukarıda açıklandığı üzere, BK’nun 117 nci maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) yer alan şekilde, borçluya yükletilemeyen sonraki imkânsızlık hallerinde borçlunun borcu sona ereceğinden, borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekir. Henüz almadığı şeyleri ise isteme hakkından mahrum olur.". 5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2021 tarihli ve E. 2017/11-2625 K. 2021/766 sayılı kararında sözleşme öncesi sorumluluk; "Sözleşme öncesi sorumluluk (sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk-culpa in contrahendo) genel bir ifadeyle; sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere karşı, aralarında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlâli sonucu meydana gelen sorumluluktur (Eren, s. 1083). Zira sözleşme görüşmelerine başlanmasıyla birlikte taraflar arasında temeli dürüstlük kuralına dayanan bir güven ilişkisi meydana gelir ve bu ilişki koruma yükümlerini de içerir. Güven ilişkisi TMK’nın 2/1 inci maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre, görüşmeler esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması ve bu kapsamda yaratılan güveni boşa çıkarmaması gerekir. Eş söyleyişle sözleşme görüşmelerinde taraflardan her biri veya yardımcıları, diğer tarafa veya onun himayesinde bulunan kişilerin şahıs ve mal varlıklarına zarar vermeyi engellemek için gerekli dikkat ile özeni göstermek ve koruma yükümlerine uymak zorundadırlar. Zira koruma yükümleri, ifa menfaati dışında kalan diğer şahıs ve mal varlığı değerlerine zarar vermemeyi ihtiva eder. Sözleşme öncesi koruma yükümlerinin kusurlu bir şekilde ihlali, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğa sebebiyet verir (Tunçomağ, K; Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, İstanbul 1976, s. 211; Eren, s. 1083, 1084; Uygur, s. 247; Kılıçoğlu, s. 82). Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, yalnızca sözleşmenin geçerliliğine güvenden doğan zarardan (menfi zarardan) sorumluluğu değil, TMK’nın 2/1. maddesindeki dürüstlük kurallarına dayanan güven ilkesinden kaynaklanan karşı tarafın kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolundaki davranış yükümüne aykırılıktan doğan sorumluluğu da kapsar. Görüşmeciler bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar (..., s. 1084)." şeklinde açıklanmıştır. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen kararda, bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere sözleşme konusu cihazın, teknik şartnamede belirtilen koşullarda tesliminin mümkün olmadığı, zira bu özelliklere sahip bir cihazın dünya çapında bulunmadığı, dolayısıyla konusu imkansız olan sözleşmenin kesin hükümsüz olduğu açıktır. Dosya kapsamındaki bilgiler nazara alındığında davacının ticaret şirket olduğu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesi gereği ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü altında olduğu, davalı idarenin ise uzmanlık gerektiren bir alanda kamu adına faaliyet yürüttüğü, bu yüzden taraflardan her ikisinin de sözleşmenin geçerliliğine etki edebilecek ve faaliyet alanlarını ilgilendiren hususlarda öngörü sahibi olmaları gerekir. Bu itibarla, her ne kadar ortada kesin hükümsüz bir sözleşme olsa da tarafların sözleşme görüşmeleri kapsamında oluşan zarardan sorumluluklarının tespiti için yapılan değerlendirmede; sözleşmenin imzalanması ve teknik şartnamenin düzenlenmesi sırasında tarafların hava ve su soğutmalı cihazın üretiminin bulunup bulunmadığı hususunda gerekli özeni göstermedikleri, davalı idare tarafından sözleşme hükümlerine uygun davranılmadığı, davacının imkansızlığa rağmen bunu ileri sürmeyerek işe devam ettiği ve bilirkişi raporu ile birlikte tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, tarafların eşit kusurlu olduklarına göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4612 E., 2024/555 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
köyünde bulunan eve yönelik talep yönüyle; kaldırma ilamında belirtildiği üzere; taraflar arasında imzalanan sözleşme baştan itibaren imkansız olup 6098 sayılı TBK'nın 27, 112 ve 136. maddeleri uyarınca ifa yükümlülüğünden kurtulan davalı yüklenici haksız iktisap kurallarına göre aldıklarını iade etme yükümlülüğü altında olduğu, taraflar arasındaki eser sözleşmesi ile 31.000,00 TL karşılığı ...
6. Hukuk Dairesi         2022/4612 E.  ,  2024/555 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflar vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısman kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... ile davalı şirket yetkilisi arasında kat karşılığı arsa satış sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeye göre arsa sahibine 4. katta 2 adet daire (75’er m²), 5. katta bu dairenin dubleksini teşkil eden yaklaşık 90 m²'lik daire eklentisinin toplamı, zemin katta 1 tane dükkan (30 m²) verileceğini, bu sözleşmeye ek olarak öncesinde bir de harici bir sözleşme yapıldığını, bu harici sözleşmede kat karşılığı arsa satış sözleşmesine konu arsanın diğer hissedarları olan... ve müşterekleri ile davacı ...'ın aralarında yapmış olduğu satış sözleşmesine istinaden...'un 208 m²'lik hissesinin 150.000,00 TL karşılığında müteahhit firma adına tapuda satış yapılacağı, arsa sahibi davacı ...'ın...'a peşinat olarak ödediği 31.000,00 TL'nin, ...'a müteahhit firma tarafından ödenecek 150.000,00 TL'den düşüleceğini ve...'a 208 m² hissesi karşılığında 119.000,00 TL ödeneceğini, müvekkili tarafından...'a müteahhit firma adına peşinat olarak ödenen ve müteahhit firmada kalacak olan 31.000,00 TL'lik tutara karşılık ise arsa sahibi ...'ın köyündeki evinin 1. katına tadilat yapılacağını ve 2. katının sözleşme ve ekinde belirlenen özelliklerine göre yeniden yapılacağını, ayrıca arsa sahibine 5.000,00 TL nakit ödeme yapılacağını ve inşaat başladığında, bina bitene kadar aylık 250,00 TL kira yardımı yapılacağının kararlaştırıldığını, ancak davalı müteahhit firmanın edimlerin tamamını yerine getirmediğini, davalı firmanın davacıya 22,03 m²'lik dükkan teslim ettiğini, kendisine ise 42 m²'lik iki dükkan ve 19 m²'lik dükkan aldıklarını, köydeki evin yapımına hiç başlamadıklarını ileri sürerek öncelikle; sözleşmenin aynen ifası ile dükkanın ve köye yapılması kararlaştırılan evlerin sözleşmede belirtilen niteliklerde tadilat ve yapımının tamamlanması ve belirsiz meblağın belirli hale gelmesinden sonra oluşacak her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile geç teslim ve gecikmeden doğan tüm zarar kalemleri için şimdilik 25.000,00 TL'nin ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesini, bu talep mahkemece mümkün görülmez ise belirsiz meblağın belirli hale gelmesinden sonra oluşacak her türlü talep, dava ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; dükkanın sözleşmede belirlenen büyüklükte teslim edilmemesinden kaynaklanan dükkan değer farkı, dükkanın sözleşmede belirlenen büyüklükte teslim edilmemesinden kaynaklanan kira farkı, gecikmeden doğan her türlü zarar, dükkanın sözleşmede belirlenen büyüklükte teslim edilmemesinden kaynaklanan ileriye doğru etki ederek müvekkilin maddi kaybına neden olacak kira farkı, köyde yapılması kararlaştırılan evin sözleşmede belirlenen nitelikte yapılması için gerekli olan ve bilirkişice hesaplanacak bugünkü maliyeti ile evin davacı tarafından kullanılmamasından doğan zararların (anahtar teslim fiyatına göre hesaplanacak) şimdilik 25.000,00 TL'sinin zararın oluştuğu tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile, ayrıca davacının yaşamış olduğu üzüntü sebebiyle de 10.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalıdan tazminini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmeye göre davacıya verilmesi kararlaştırılan 2 adet 75 m² ile bunlardan birine ait çatı katının, imar uygulaması ve izin verilen proje çalışmaları nedeniyle verilemediğini, bu nedenle 3 adet 90 m²'lik daire verildiğini, verilen fazlalık nedeniyle bir talepte bulunulmadığını, dairelerden birine davacının taahhüt edilen sürede taşındığını, diğer iki daireyi ve dükkanı da teslim aldığını, sözleşmenin yapıldığı tarihte uygulama projeleri ve arsa ölçüleri net olmadığı için sözleşmede dükkan için yaklaşık 30 m² ibaresinin kullanıldığını, davacının teslim aldığı dükkana çıktığı kaçak asma kat ile m²'sini zaten 44.06'ya çıkardığını, ruhsat tarihi 12.11.2013 iken teslim tarihinin 12.11.2014 olduğunu, binada hiçbir eksiklik bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan üstünde ekstra imalat yapıldığını, davacının daireleri teslim almasına rağmen 13.01.2015 tarihine kadar hiçbir itirazda bulunmadığını, noter huzurunda yapılan sözleşmenin ileri tarihli olması nedeniyle diğer sözleşmeyi geçersiz hale getirdiğini, ancak yine de yüklenicinin her iki sözleşmeyi de kabul ettiğini, köydeki evi yapmaya da hazır olduğunu, ancak köydeki evin statik açıdan ikinci bir katı kaldıramayacağını, kaldırabileceğine ilişkin raporun alınması halinde yapıma hazır olduklarını, kira yardımının sözleşmede kararlaştırılandan fazla şekilde ödendiğini, davacının kendisine düşen dükkan ile yükleniciye düşen dükkanları karşılaştırması neticesinde ortaya çıkan tespitlerinin birbiri ile çelişkili olduğunu, davalıya bırakılan bağımsız bölüm alanlarında büyüme ve vasıf değişikliğinden dolayı bir değer artışının söz konusu olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile manevi tazminat ve dükkanın 30 m² olarak aynen teslimine ilişkin talebe yönelik 19/09/2019 tarihinde verilen kararda ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin kaldırma kararı bulunmadığından gerekçe kısmında yeniden bir değerlendirme yapılmadığı, eksik ifa talebi yönüyle; kaldırma ilamı sonrasında bilirkişilerden; inşaatın teslim edilmesi gereken tarihten dava tarihine kadar bölge adliye mahkemesi karar ilamı doğrultusunda hesap yapılması için ek rapor aldırıldığı, raporda 7,97 m² yönüyle hesap yapılmışsa da eksik teslim edilen miktarın 7,96 m² olduğu buna göre 2700*0,54*7,96=11.605,68 TL olduğu anlaşılmakla bu miktar üzerinden karar verildiği, ticari faiz talep edildiğinden ticari faize hükmedildiği, ... köyünde bulunan eve yönelik talep yönüyle; kaldırma ilamında belirtildiği üzere; taraflar arasında imzalanan sözleşme baştan itibaren imkansız olup 6098 sayılı TBK'nın 27, 112 ve 136. maddeleri uyarınca ifa yükümlülüğünden kurtulan davalı yüklenici haksız iktisap kurallarına göre aldıklarını iade etme yükümlülüğü altında olduğu, taraflar arasındaki eser sözleşmesi ile 31.000,00 TL karşılığı ... yapılması kararlaştırıldığından, 31.000,00 TL'nin denkleştirici adalet ilkesine göre tazmini gerektiği, bu bedelin, uyarlama ve denkleştirici adelet kuralları ile 10.07.1940 tarih ve 1939/2 C, 1940/77 ve 07.06.1939 tarih, 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı ... kararlarının kapsamları ve TEFE-TÜFE endeksleri, altın-döviz kurlarındaki artışlar, memur ve işçi ücretlerindeki artışlar gözetilerek dava tarihine kadar ulaştığı değerin saptanması, bu konuda uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiği, dava dilekçesinde sözleşme tarihinin 12/12/2012 olduğunun ileri sürüldüğü, cevap dilekçesinde de itiraz bulunmadığından 12/12/2012 tarihinden dava tarihine kadar 31.000,00 TL'nin uyarlanma suretiyle vardığı değerin 38.101,38 TL olarak belirlendiği bilirkişi ek raporunun gerekçeli, karşılaştırmalı, tarafların ve Yargıtayın denetimine elverişli olduğu anlaşıldığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne; dava konusu ... ili Merkez ilçesi ... Mahallesi 3744 ada 21 parsel 10 numaralı bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazın; ... Belediyesinin 22.01.2019 tarihli yazısınında belirtilen tüm kat maliklerinin muvafakatı alınmaksızın ve imzasına gerek olmaksızın kat irtifakı terkin işlemi yapılarak, tadilat projesinin yapılıp tadilat ruhsatının alınarak ve diğer işlemlerin tamamlanarak komşu 9 numaralı bağımsız bölümden 7,97 m²'lik kısmın alınması suretiyle sözleşmeye uygun hale getirilerek 30 m²'ye tamamlanmasına, projeler ve ruhsatlar alındıktan sonra 30 m² olarak muris ...'ın ... 3. Noterliğinin 16/04/2018 tarih 9323 yevmiye numaralı veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, ... ili Merkez ilçesi ... Mahallesi 3744 ada 21 parsel 9 numaralı bağımsız bölümün geri kalan kısmının davalı adına tapuya kayıt ve tesciline, ... Belediyesinin 22.01.2019 tarihli yazısının kararın eki sayılmasına, ... ili Merkez ilçesi ... Köyü içinde bulunan evin tadilatının sözleşme kurulduğu anda imkansız olduğundan sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince 38.101,38 TL'den; 24.960,00 TL'sinin dava tarihi olan 28/05/2015 tarihinden, 13.141,38 TL'sinin ıslah tarihi olan 23/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 11.605,68 TL geç teslimden dolayı kira kaybı tazminatının dava tarihi olan 28/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; aynen ifa ile ilgili hükme bir itirazlarının olmadığını, kararın diğer kısımları olan tazminat ve alacaklara ilişkin kısmın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dükkanın büyütülmesine ilişkin aynen ifa talebi kabul edilmesine rağmen geç teslimden kaynaklanan kira kaybının 11.605,68 TL olarak tespit edildiğini, tespit edilen bu değerin kabulünün mümkün olmadığını, inşaatın anahtar teslim tarihinin 12/11/2014 tarihi olduğunu, müvekkillerinin bu tarihten beri dükkanlarını 7,97 m² daha küçük olarak kiraya vermiş ve kira bedelini de bu tarihten itibaren olması gereken bedelin altında tahsil etmiş olduklarını, müvekkillerinin geç teslimden kaynaklanan kira kaybı tespit edilirken (bilirkişilerce tespit edilen m² kira bedellerini kabul anlamına gelmemek üzere) yalnızca m²'ye göre tespit edilen kira bedelleri kullanılarak hesaplama yapılmış olup, kullanım amacı kriterine göre bir hesaplama yapılmadığını, buna göre müvekkillerinin kendilerine teslim edilen dükkanı büfe yerine bir medikale kiraya vermiş olsa idi çok daha fazla kira geliri elde edeceğini, müvekkillerinin halen davaya konu dükkanı eksik m² ile kullanmakta/kiraya vermekte oldukları için zararlarının da 12/11/2014 teslim tarihinden bugüne dek devam etmekte (karar kesinleşinceye dek de devam edecek) iken geç teslimden kaynaklanan kira kaybı tazminatının dava tarihine kadar hesaplanmasının da doğru olmadığını, dava tarihinden karar kesinleşene dek devam edecek kira kaybının da mahrum kalınan kâr olarak hesaplanmalı ve hesaplanan bu tutarın davalılardan tahsili gerektiğini, ifa imkansızlığı ile ... köyüne yapılması kararlaştırılan iki katlı evin yapım bedeline ve davalılar yerine müvekkillerce ödenen 31.000,00 TL'nin güncellenmesine ilişkin düzenlenen bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, tespit edilen denkleştirme tutarının inşaat maliyetleri düşünüldüğünde hayli düşük olduğunu ve zararı karşılayacak tutarda olmadığını, davalı şirketin müvekkillerinin murisinin yaşlılığından ve tecrübesizliğinden yaralanmış, kötüniyetle hareket etmiş, köye yapılması vaad edilen evlerin yapılma ihtimalinin bulunmadığını dahi müvekkiller murisine söylenmeden alelacele sözleşme hazırlanarak imzalattığını, murisin, sözleşmenin yapıldığı tarihte sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki tadilatı ve var olan evin üzerine yapılacak ikinci katı 31.000,00 TL'ye yaptırabilecek iken bugünün koşullarında aynı tutarla aynı tadilatın yapılmasının imkansız olduğunu, bu nedenle denkleştirmenin altın, döviz, TEFE ve TÜFE'ye göre değil inşaat malzemeleri maliyetine göre yapılması daha adil olacağını, ayrıca yine dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin de usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, tüm bu anlatılanlara, yerel mahkemeye sunulan beyanlarda da yer verildiğini; ancak mahkemece müvekkiller murisinin sözleşmeyi yaparken ki iradesinin hiçe sayılmış ve köye yapılması 200.000,00 TL'yi bulan ev için yalnızca müvekkilin davalıya ... olduğu 31.000,00 TL'lik tutarın güncellenen tutarı olan 38.101,38 TL'nin iadesine karar verilmiş olduğunu, murisin ... Merkez ... köyü 450 parsele, ... ili ... Mahallesi 3744 ada 21 parseldeki meskenlerle aynı özellikleri taşıyacak iki adet daire yapılacağı inancıyla bu sözleşmeyi imzaladığını, müvekkillerinin murisi ...'ın 80'li yaşlarda olmasına rağmen ... bu davayı açmakla sürekli adliyeye gelip gitmek zorunda kaldığını, huzurlu ve rahat bir şekilde geçirmesi gereken son günlerini huzursuzluk ve uğraşla geçirdiğini, davalı müteahhitin şirketin aldırmaz, umursamaz tavırlarına maruz kaldığını, son dönemlerinde oturmayı planladığı köydeki baba ocağı evinin de yapıldığını görmeye ömrünün yetmediğini, tüm bunlarla birlikte değerlendirildiğinde müvekkillerinin manevi olarak zarara uğradığı, su götürmez bir gerçek iken Yerel Mahkemenin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin anlaşılamadığı belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması talep edilmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların kira kaybının söz konusu olmadığını, kira kaybı ya da kira alacağı dükkanın eczane olacağı düşüncesiyle hesap edildiğini, dükkan 30 m²'ye tamamlanmış olsa dahi dükkanın eczane olmasının mümkün olmadığını, bir dükkanın eczane olması için 35 m² olması gerektiğini, eczanelerin kirası üzerinden hesaplanmasının doğru olmadığını, davacının daireleri ve dükkanını fiilen teslim aldığını, tasarrufa başladığını, 13/01/2015 tarihine kadar da herhangi bir itirazda bulunmadığını, ruhsat tarihinin 12/11/2013 olup teslim tarihinin ise 12/11/2014 olduğunu, bu tarih itibariyle hiçbir eksiklik olmayıp sözleşmede belirtilen imalat özelliklerininde üzerinde ekstra imalatlar yapılarak dükkan ve dairenin teslim edildiğini, davacıya aylık 250,00 TL tutarında kira yardımı yapılacağının taahhüt edildiğini, ancak bu kiraların 350,00 TL ve son dönemde 400,00 TL olarak ödendiğini, mahkemenin tapu iptal ve tescil kararının yerinde olmadığını, müvekkiline atfedilebilecek kasıt ya da kusur bulunmadığını, sözleşme hükümlerine uyduğunu, davacıya 110 m²'lik arsayı davacıya devrettiğini, sözleşmede belirtilen şekilde davacıya verilmesi kararlaştırışan iki adet 75 m²'lik daire ve bu dairelerden birinin çatısı arası 90 m² dubleks eklenti ve 30 m²'lik dükkanın sözleşme oluşturulduğu anda resmi projeler ve ölçüler netleşmediği için davacı lehine olmak üzere 90 m²'lik 3 adet daire verildiğini, Belediyenin çatı arası dubleks yapımına imkan vermediğini, sözleşmede davacıya verilecek dükkan için yaklaşık 30 m² ifadesinin kullanıldığını, bu ifadenin sözleşmenin yapıldığı tarihte uygulama projesinin ve arsa ölçülerinin net olmamasından kaynaklandığını, 75 m² daire yerine 90 m² daire verilmesinin de bu olduğunu, kaldı ki yaklaşık 30 m² ifadenin 20 m² üstü 30 m² altı anlamına geldiğini, davacıya 22,03 m² teslim edildiğini, dükkanın içerisinde tadilat yapıldığını, asma kat çıkıldığını, dükkanın böylece 4406 m² ölçümüne geldiğini, ayrıca ... Belediye Başkanlığı tarafından 22.01.2019 tarih ve ruhsat ve imar durumu başlıklı yazıda "ortak duvarlardan birinin ötelenerek 10 numaralı bağımsız bölümün 30 metrekareye çıkarılabileceği, ancak bunun için tüm kat maliklerinin muvafakati ile kat irtifakı terkin işlemlerinin yapılması gerektiği ve belediyemizden yine tüm maliklerin imzası ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün 13.04.2018 tarih ve 62930 sayılı görüş sayılı yazısına istinaden yürürlükteki tüm mevzuatlara (imar yönetmeliği, deprem yönetmeliği, yangın yönetmeliği, enerji performans yönetmeliği vb. gibi) uygun olarak tadilat projelerinin hazırlanması ve ... ruhsatının alınması gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, mahkemece verilen karar doğru olmadığı gibi infazının da mümkün olmadığını, mahkeme kararı sorunu çözmemiş, kat maliklerini de işin içine katacak şekilde daha büyük bir hukuksal sorun doğurduğunu, yine davalı ... lehine davanın kısmen kabulü ve kısmen reddine dair verilen kararda avukatlık ücretine hükmedilmişse de hükmedilen avukatlık ücretinin eksik olduğunu, artan oranlarda avukatlık ücretinin yanlış hesap edildiğini, reddedilen miktar artmış, bu arada Avukatlık Ücret Tarifesi de değişmiş olmasına rağmen mahkemenin takdir ettiği avukatlık ücretinin, ilk kararından daha az bir miktar olduğunu belirterek belirtilen yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tamamen reddine karar verilmesi talep edilmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmede teslim edilecek dükkanın yüzölçümü "yaklaşık 30 m²" olarak belirtildiği, davalıya 30,38 m², 19,90 m² ve 42,63 m² yüzölçümlü 3 adet dükkan verildiği, bilirkişi raporuna göre proje aşamasında davalı tarafından davacıya verilecek dükkan 30 m² olarak projelendirme imkanı varken davacı dükkanının 22,03 m² olarak projelendirildiği, davalıya verilen dükkanların yüzölçümleri ve sözleşme hükmü birlikte değerlendirildiğinde davacıya teslim edilmesi gereken dükkanın yüzölçümünün 30 m² olması gerektiği, davalı tarafından 22,03 m²'lik dükkanın davalıya teslim edilmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere davalı tarafından ifanın eksik olarak ifa edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, ... Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 22/01/2019 tarihli yazısında ve bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere tadilat projesi ve ... ruhsatı alınması durumunda aynen ifanın mümkün olduğunun belirtilmesi karşısında İlk Derece Mahkemesinin davacının aynen ifa talebinin kabulüne ilişkin hükmün 1 no.lu kararı usul ve yasaya uygun ise de; Belediye yazısında "ortak duvarlardan birinin ötelenerek 10 numaralı bağımsız bölümün 30 metrekareye çıkarılabileceği, ancak bunun için tüm kat maliklerinin muvafakati ile kat irtifakı terkin işlemlerinin yapılması gerektiği ve belediyemizden yine tüm maliklerin imzası ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün 13.04.2018 tarih ve 62930 sayılı görüş sayılı yazısına istinaden yürürlükteki tüm mevzuatlara (imar yönetmeliği, deprem yönetmeliği, yangın yönetmeliği, enerji performans yönetmeliği vb. gibi) uygun olarak tadilat projelerinin hazırlanması ve ... ruhsatının alınması gerektiği" bildirildiği, yani yapılacak işlemlerin tüm kat maliklerinin muvafakatini gerektirdiği belirtilmiş ise de; mahkemece tüm kat maliklerinin muvafakatı alınmaksızın ve imzasına gerek olmaksızın kat irtifakı terkin işlemi yapılmasına karar verilmiş olmakla, davalı tarafın söz konusu hükmün infaz kabiliyeti olmadığına yönelik istinafının yerinde olmadığı, eksik teslim edilen 7,97 m² dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, halbuki davacıya 22,04 m²'lik bir dükkan teslim edildiği, davacı zararının 22,04 m²'lik bir dükkanın kira bedeli ile 30 m²'lik bir dükkanın kiralama bedeli arasındaki fark kadar olacağı, hesaplamanın bu şekilde yapılması için dosyanın geri çevrildiği, geri çevirme kararı uyarınca alınan ek raporlar neticesinde oluşan farkın ve davacının talep edebileceği miktarın 11.575,00 TL olduğunun tespit edildiği, köydeki ev inşaatına ilişkin olarak bilirkişi raporunda belirtildiği üzere yığma ... tekniğine uygun olarak yapılmayan ... üzerine bir kat daha ilave edilmesinin mümkün olmadığı, mahkeme tarafından sözleşme tarihi 12/12/2012 olarak tespit edildiği, denkleştirici adalet kuralları da göz önünde bulundurularak 31.000,00 TL'nin uyarlanma suretiyle dava tarihinde vardığı değer 38.101,38 TL olarak belirlendiği, bunun yerinde olduğu, manevi tazminat isteminin reddinin doğru olduğu, davacının reddedilen talep tutarı 262.032,68 TL olduğundan davalı lehine hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin de 26.792,29 TL olacağı belirtilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile dava konusu ... ili Merkez ilçesi ... Mahallesi 3744 ada 21 parsel 10 numaralı bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazın; ... Belediyesinin 22.01.2019 tarihli yazısında belirtilen tüm kat maliklerinin muvafakatı alınmaksızın ve imzasına gerek olmaksızın kat irtifakı terkin işlemi yapılarak, tadilat projesinin yapılıp tadilat ruhsatının alınarak ve diğer işlemlerin tamamlanarak komşu 9 numaralı bağımsız bölümden 7,97 m²'lik kısmın alınması suretiyle sözleşmeye uygun hale getirilerek 30 m²'ye tamamlanmasına, projeler ve ruhsatlar alındıktan sonra 30 m² olarak muris ...'ın ... 3. Noterliğinin 16/04/2018 tarih 9323 yevmiye numaralı veraset ilamındaki payları oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, ... ili Merkez ilçesi ... Mahallesi 3744 ada 21 parsel 9 numaralı bağımsız bölümün geri kalan kısmının davalı adına tapuya kayıt ve tesciline, ... Belediyesinin 22.01.2019 tarihli yazısının kararın eki sayılmasına, ... ili Merkez ilçesi ... Köyü içinde bulunan evin tadilatının sözleşme kurulduğu anda imkansız olduğundan sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince 38.101,38 TL'den; 24.960,00 TL'sinin dava tarihi olan 28/05/2015 tarihinden, 13.141,38 TL'sinin ıslah tarihi olan 23/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 11.575,00 TL geç teslimden dolayı kira kaybı tazminatının dava tarihi olan 28/05/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; (1) Kararın aynen ifaya yönelik kısmına katıldıklarını ancak tazminat ve alacak istemlerinin kısmen kabulüne karşı itiraz ettiklerini, (2) Eksik ifanın varlığının kabulüne rağmen geç teslimden kaynaklanan kira kaybının 11.575,00 TL hesaplanmasına itiraz ettiklerini, kira kayıplarının daha fazla olduğunu, hesaplama yapılırken sadece m²'nin esas alındığını, kiralanan yerin niteliğinin, kullanım amacının da değerlendirmeye alınması gerektiğini, geç teslimden kaynaklanan kira kaybının hala daha devam ettiğini, hesaplamanın dava tarihine kadar yapılmasının hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, kira kaybı dava tarihine kadar hesaplanacak ise dava tarihinden karar kesinleşene kadar ki zaman için de mahrum kalınan kârın hesaplanması gerektiğini, (3) İfa imkansızlığı ile ... köyüne yapılması kararlaştırılan iki katlı evin yapım bedeline ve davalılar yerine davacıların murisince ödenen 31.000,00 TL'nin güncellenmesi neticesinde mahkemenin hükmettiği 38.101,38 TL’nin inşaat maliyetleri düşünüldüğünde çok düşük tespit edildiğini, her ne kadar TEFE-TÜFE, gram altın ve döviz kurları üzerinden hesaplanan denkleştirme tutarlarının ortalaması alınmış ise de bu tutarın davacıların zararını karşılayacak tutarda olmadığını, davalı şirketin kötü niyetle ikinci katın yapılamayacağını sakladığını, yapılan hesaplamanın hakkaniyete aykırı olduğunu, bugünkü koşullarla birinci katın tadilatı ve ikinci katın çıkılması işlerini 31.000,00 TL’ye yaptıramayacaklarını, ayrıca tespit edilen rakama dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin de hatalı olduğunu, imkansızlık nedeniyle ödenmesine karar verilen 38.101,38 TL’nin hakkaniyetle bağdaşmadığını, bunun yerine bilirkişilerce hesaplanan tadilat ve yapım işleri değeri 200.000,00 TL’nin ödenmesi gerektiğini, (4) Manevi tazminat taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, (5) Red sebebiyle aleyhlerine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, hem dükkanı küçük teslim eden, hem de imkansız sözleşmeyi yapan kötü niyetli davalı şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1.Davacıların kira kaybının söz konusu olmadığını, kira kaybının dükkanın eczane olacağı düşüncesiyle hesap edildiğini, ancak dükkan 30 m²'ye tamamlanmış olsa dahi bu dükkanın eczane olmasına yasal engel bulunduğunu, bir dükkanın eczane olabilmesi için 35 m² olması şartı arandığını, bu nedenle eczanelerin kirası üzerinden hesap yapılmasının doğru olmadığını, davacının dükkan ve daireleri teslim almasına rağmen herhangi bir itirazda bulunmadığını, 2.Tapunun iptal ve tescil kararının yerinde olmadığını, davalıya atfedilecek kasıt ya da kusur bulunmadığını, ekstra imalat yaptığını, sözleşmede belirlenen daireden fazla daireyi davacıya teslim ettiğini, niteliği daha iyi koşullarda dükkan yüksekliği inşaa ettiğini, davacıların murisine fazladan kira ödediğini, 3.Sözleşmede davacıya verilecek dükkan için yaklaşık 30 metrekare ifadesi kullanıldığını, yaklaşık 30 metrekarenin, 20 metrekarenin üstü 30 metrekarenin altı anlamına geldiğini, davacının dükkanın içerisinde tadilat yaptığını, dükkanın içerisine aynı metrekare büyüklüğünde bir asma kat çıktığını, dükkan böylece 44.06 metrekare ölçümüne geldiğini, 4.... Belediye Başkanlığı tarafından 22.01.2019 tarih ve ruhsat ve imar durumu başlıklı yazıda "ortak duvarlardan birinin ötelenerek 10 numaralı bağımsız bölümün 30 metrekareye çıkarılabileceği, ancak bunun için tüm kat maliklerinin muvafakati ile kat irtifakı terkin işlemlerinin yapılması gerektiği ve belediyemizden yine tüm maliklerin imzası ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün 13.04.2018 tarih ve 62930 sayılı görüş sayılı yazısına istinaden yürürlükteki tüm mevzuatlara (imar yönetmeliği, deprem yönetmeliği, yangın yönetmeliği, enerji performans yönetmeliği vb. gibi) uygun olarak tadilat projelerinin hazırlanması ve ... ruhsatının alınması” gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, Mahkemece verilen karar doğru olmadığı gibi infazının da mümkün görülmediğini, davacıların davasının reddi gerekirken kabulüne karar verildiğini, hükmün bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin eksik ifası nedeniyle doğan zararın tazmini ve aynen ifa istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369, 370 ve 371. maddeleri, 6098 sayılı TBK'nın 470-486. maddeleri, 3. Değerlendirme 1.Dava arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan eksik işlerin aynen ifası ve tazminat istemine ilişkin olup davacı arsa sahibi davalı yüklenicidir. 2.Taraflar arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine göre arsa sahibine 2 daire ve bir üst katta dairenin dubleksini teşkil eden eklenti ile yaklaşık 30 m² büyüklüğünde bir adet dükkan verileceği kararlaştırılmıştır. Bunun yanında yapılan adi yazılı diğer sözleşme ile davalı, davacının ... köyündeki evinin de 1. kat tadilatını ve 2. katını yapmayı yüklenmiştir. Davacı eksik ifanın aynen tazminini ve eksik ifadan doğan zararının giderilmesini, mümkün değilse eksik ifadan doğan değer kaybı ile kira kaybını ve manevi zararının tazmini istemlerinde bulunmuştur. Mahkemece dava konusu 10 no.lu dükkanın eksik metrekaresinin tamamlanması suretiyle tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline, ... köyündeki evin tadilatının baştan itibaren imkansız olması nedeniyle sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde 38.101,38 TL güncellenmiş değer üzerinden davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 11.605,68 TL kira kaybı tazminatının ödenmesine ve fazlaya ilişkin istemin ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Taraflarca kararın istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak 10 no.lu dükkan için tüm kat maliklerinin muvafakatı alınmaksızın ve imzasına gerek olmaksızın kat irtifakı terkin işlemi yapılarak, tadilat projesinin yapılıp tadilat ruhsatının alınarak ve diğer işlemlerin tamamlanarak komşu 9 numaralı bağımsız bölümden 7,97 m²'lik kısmın alınması suretiyle sözleşmeye uygun hale getirilerek 30 m²'ye tamamlanmasına, projeler ve ruhsatlar alındıktan sonra 30 m² olarak mirasçıların payları oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, 9 numaralı bağımsız bölümün geri kalan kısmının davalı adına tapuya kayıt ve tesciline, ... Köyü içinde bulunan evin tadilatının sözleşme kurulduğu anda imkansız olduğundan sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince 38.101,38 TL'nin tazminine, 11.575,00 TL geç teslimden dolayı kira kaybı tazminatının tahsiline, fazlaya ilişkin istemin ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Taraf vekilleri temyiz talebinde bulunmuştur. 3.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 4.Dava konusu ve davacı arsa malikine bırakılan 10 numaralı bağımsız bölüm olan dükkanı 7,97 m² eksik inşa ederek kendi dükkanlarını genişleten davalı yüklenici ağır kusurludur. Bu nedenle yüklenicinin anılan şekilde kusur ve temerrüdü nedeniyle arsa sahibine karşı sorumlu tutulmasına karar veren mahkeme kararı usul ve yasaya uygundur. Nitekim gerek Belediye Başkanlığının 22.01.2019 tarihli yazısında gerek dosyada alınan bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere tadilat projesi ve tadilat ruhsatının alınarak ortak duvarın ötelenmesi suretiyle aynen ifanın mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Ancak 10 no.lu dükkanın sözleşmeye uygun hale getirilmesi için verilen aynen ifa kararının bu haliyle infazı kabil değildir. 5.Bu nedenle mahkemece yapılacak ...; sözleşmeye uygun olarak tadilat projesi, tadilat ruhsatı ve bildirilecek diğer ... ve işlemleri yapmak üzere davalı yükleniciye makul ve kesin süre verilerek tadilat işlemlerinin tamamlanması, davalı tarafından bu işlemler yerine getirilmezse masrafı davalıya ait olmak kaydıyla bu kez aynı hususta davacıya yetki ve süre verilmesine, tadilat projesinin hazırlanması ve tadilat ruhsatının alınması işlemlerinin tamamlanmasının ardından, dava konusu dükkan ile metrekaresi azaltılacak komşu dükkanın kat irtifakına esas arsa paylarının bu konuda uzman bilirkişiden alınacak raporla bilirkişiye hesaplattırılması ve bu arsa payları belirtilmek suretiyle murisin veraset ilamındaki payları oranında davacılar lehine tapu iptâli ve tesciline karar verilmesi, bu işlemlerin arsa sahibi tarafından da yerine getirilmemesi halinde davacı arsa sahibinin bedele ilişkin taleplerinin değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar verildiğinden, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacılar ile davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/3299 E., 2024/4736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ından davacı ile TEİAŞ arasında sözleşme imzalanmadığı, bu nedenle mahkemenin hukuki şart ve imkansızlık şeklindeki nitelendirmesinin ve protokolün uygulanamayacağına yönelik gerekçesinin hatalı olduğu, her ne kadar ilk derece mahkemesince TBK'nın 136/1 maddesi kapsamında, davacının protokol öncesi enerji nakil sözleşmesi yapılmamış olmasının geçici hukuki imkansızlık oluşturduğu, bu durumda aynen
6. Hukuk Dairesi         2023/3299 E.  ,  2024/4736 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/136 E., 2023/553 K. HÜKÜM/KARAR : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/980 E., 2022/584 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.12.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davalı vekili Avukat ... ile davacı vekilleri Avukat ..., Avukat....'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan davalı tarafça inşa edilen enerji nakil hattının davacıya ait olduğunun tespiti ve bu aidiyet nedeniyle davalıya tahakkuk ettirilmesi gereken dağıtım bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir. Davacı, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun 12/e bendi gereğince su, elektrik ve doğalgaz, sosyal tesis arıtma ve benzeri işletme gelirlerini davacının elde edebileceğini, Kanun'un 20. maddesine göre sanayi bölgelerinin ihtiyacı olan elektrik tesislerinin işletilmesi, kamu ve özel kuruluşlardan satın alınarak dağıtım ve satışının yapılması, üretim tesislerinin kurulması ve işletme hakkının sadece organize sanayi bölgelerinin yetki ve sorumluluğunda olduğunu, 20.07.2009 protokol ile davalının ihtiyacı olan organize sanayi bölgesi sınırları içindeki trafo merkezi ile tesisi arasındaki 34,5 KV'lık enerji nakil hattını davacı müvekkili adına inşa ederek enerjinin teminini sağlayıp, geçici kabul sonrasında bu enerji nakil hattını müvekkiline devretmesi ve dağıtım bedeli ödemeye başlamasının ve davalının yaptığı inşa maliyetlerinin de bu dağıtım bedelinden mahsup edilerek hesaplaşılmasının kararlaştırıldığını, davalının protokol kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirterek, davalı tarafından inşa edilen enerji nakil hattının davacıya ait olduğunun tespitine, bu aidiyet nedeniyle 10.01.2011 tarihinden itibaren davacının, davalıya tahakkuk ettirmesi gereken ve tutarı belirsiz dağıtım bedeli ve KDV'sinden oluşan asgari 100.000,00 TL olan alacağın tespiti ve KDV'si ile davalıdan tahsiline karar verilmesini, 16.06.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile talep tutarını 910.086,43 TL'ye çıkararak bu bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, imzalanan protokolde sadece 380/34,5 KV trafo merkezinden müvekkilinin fabrikasına kadar olan 34,5 KV hattın davacı ... bölgesine devrinin öngörüldüğünü, bu devir işleminin EPDK mevzuatı gereği kamu düzeniyle ilgili olduğundan ifasının imkansız hale geldiğini, BK'nın 117 ve 20. maddeleri gereğince batıl olduğunu, davacının bu durumu bilmesine rağmen müvekkilinin kendi imkanlarıyla sağladığı elektrik sarfiyatı üzerinden dağıtım bedeli almaya çalıştığını, organize sanayi bölgesinin TEİAŞ ile bağlantı ve sistem kullanım anlaşması imzalayarak söz konusu trafo merkezinin OG seviyesinde abonelik tesis edilmesi ve Diler A.Ş.'nin de tüketim tesisi girişinden organize sanayi bölgesi abonesi olması halinde organize sanayi bölgesinin Diler A.Ş.'den organize sanayi bölgesi dağıtım bedeli almasının mümkün olacağı, bu nedenle sözleşmenin buna ilişkin hükmünün uygulanmasının imkansız hale geldiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince; karşılıklı akitlerde kural olarak borcun aynı anda ifa edilmesi gerektiği, sözleşmede önce ifaya ilişkin bir madde yoksa taraflardan birinin karşı tarafın edimini ifasını talep edebilmesi için kendisinin, borcunu ifa etmiş ya da ifasını teklif etmiş olması gerektiği, somut olayda, devir ve sözleşme imzalanması koşulları gerçekleşmediğinden (davacı tesis ve hattı devralmadığından ve devralmayı teklif dahi etmediğinden) dağıtım bedeli talep hakkı bulunmadığı, OSB'lerin dağıtım bedeli alma hakkının dağıtım lisansı almalarına (EPK'nın 13/2) ve dağıtım lisansı sahibi olarak diğer mevzuat hükümlerini yerine getirmesi şartına bağlı bulunduğu, salt lisans sahibi olmanın dağıtım bedeli talep hakkı vermeyeceğinden kendi yükümlülüğünü yerine getirmeyen OSB'nin EPK'nın 13/2. maddesinde belirtildiği şekilde dağıtım lisansına dayanan haklarını (dağıtım bedeli talebi) OSB katılımcısına karşı ileri süremeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nce; taraflar arasındaki protokolde trafo merkezinin organize sanayi bölgesine devri öngörülmeyip, sadece enerji nakil hattının devrinin kararlaştırıldığı, trafo merkezinin TEİAŞ'a devrinin de mümkün olduğu, davacı tarafın devralmaya zorlanamayacağının EPDK'nın yazılarından anlaşıldığı, EPDK yazıları ve elektrik piyasası faaliyetlerine ilişkin yönetmelik hükümleri gereğince Dilovası OSB'nin faliyet sahası içerisinde EPDK'nın verdiği lisans yetkisine istinaden elektrik dağıtım yapma yetkisinin bulunduğu, bu durumda, davacının eldeki davayı açma ve nakil hattının kendisine devrini talep etmekte haklı olduğu, enerji nakil hattını devri sonrasında Dilovası OSB tarafından TEİAŞ ile iletim sistemi kullanım anlaşması yapılabileceğinin dosyaya gelen yazı cevaplarından anlaşıldığı, dosyaya celp edilen EPDK ve TEİAŞ yazı cevaplarına göre bölgesinde lisans verilen davacı OSB tarafından mevzuat gereğince enerji nakil hattı kullanımına ilişkin sözleşme yapılmasının mümkün olduğu, bu durumda, enerji nakil hattının devri halinde TEİAŞ ile nakil hattı sözleşmesi imzalanabilecek olup, davalı tarafça nakil hattının davacıya devri yapılmadığından davacı ile TEİAŞ arasında sözleşme imzalanmadığı, bu nedenle mahkemenin hukuki şart ve imkansızlık şeklindeki nitelendirmesinin ve protokolün uygulanamayacağına yönelik gerekçesinin hatalı olduğu, her ne kadar ilk derece mahkemesince TBK'nın 136/1 maddesi kapsamında, davacının protokol öncesi enerji nakil sözleşmesi yapılmamış olmasının geçici hukuki imkansızlık oluşturduğu, bu durumda aynen ifa borcunun sona ermediği, ancak hukuki engel var olduğu sürece erteleneceği, bu sebeple hukuki imkansızlık durumu ortadan kalkmadığı sürece davacının talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemece hukuki imkansızlık ve hukuki şart olarak kabul edilen hususun davalının protokol kapsamında devir edimini yerine getirerek nakil hattını davacı tarafa devretmesi halinde ortadan kalkacağının açık olduğu, bu durumda, davacının taraflar arasındaki protokol hükümleri uyarınca nakil hattının devrini talep etmekte haklı olduğundan ve davacı taraf kendisine nakil hattı devredilmeden sözleşme imzalayamayacağından mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince kaldırılarak, taraflar arasında imzalanan 20.07.2009 tarihli protokol uyarınca tesis edilmiş olan Enerji Nakil Hattının işletme hakkının davacıya ait olduğunun tespitine, bilirkişi raporunda dağıtım bedeli olarak belirlenen 1.045.608,84 TL dağıtım bedelinden taleple bağlı kalınarak ve davacının ıslahı gözetilerek 771.259,69 TL + KDV = 910.086,43 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya duruşmalı olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 15. maddesinde yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nisbi esas üzerinden alınacağı düzenlenmiştir. Bu tarife gereğince konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda dava açılırken değerin gösterilip bu değer üzerinden tarifeye göre hesaplanacak nisbi ilam harcının 1/4’ünün peşin olarak ödenmesi zorunludur. Yargılama sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen ya da harca esas kabul edilen değerden fazla olduğunun anlaşılması halinde yalnız o oturum için yargılamaya devam olunacak, takip eden oturuma kadar değer üzerinden noksan peşin ilam ve karar harcı tamamlanıncaya kadar yargılamaya devam olunmayacaktır. Bu halde dava dosyası HMK’nın 150.maddesi uyarınca işlemden kaldırılacaktır. HMK’nın 150. maddesinde gösterilen süre içerisinde dosyanın yeniden işleme konulması noksan harcın ödenmesine bağlıdır (Harçlar Kanunu madde 30). Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince yargı işlemlerinden alıncak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılması mümkün değildir. Harçla ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflarca ileri sürülmese dahi görevi gereği mahkemeler ve temyiz halinde Yargıtayca da kendiliğinden gözetilir. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelindiğinde; davacının dava dilekçesinde harca esas değeri 100.000,00 TL olarak gösterip harçtan muaf olunduğu gerekçesi ile harç yatırmadığı, davacının dağıtım bedeli talebi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesine göre nispi harca tabi olup, dava açılırken değere tabi davalarda karar ve ilâm harçlarının 1/4'ünün peşin olarak yatırılması gerekirken eksik harç tamamlattırılmadan karar verilmesi ve 4562 sayılı Yasa'nın 21. maddesindeki muafiyetin yargı harçlarından muafiyeti kapsamayıp, kurumun 4562 sayılı Yasa ile ilgili diğer işlemleriyle sınırlı olup, kurumun yargı harçlarından muaf olduğuna dair açık bir yasa hükmü bulunmadığından mahkemece dava değeri üzerinden harç alınmadan karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre: dava açılırken maktu başvuru harcı ile dava değerine göre 1/4 peşin nispi harcın yatırılması zorunlu olduğundan mahkemece bu harçlar davacı tarafa yatırtıldıktan sonra işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi, yatırılmaması halinde, Harçlar Kanunu'nun 30. ve 32. maddeleri ve HMK'nın 150. maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken harç alınmaksızın davaya devamla sonuçlandırılması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın re'sen BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, bozma nedenine göre duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine, 10.12.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

(A), (B)'ye ait olan ve özel olarak sipariş üzerine yapılmış antika bir piyanoyu satın almak için anlaşmıştır. Piyano, (B) tarafından (A)'ya teslim edilmeden önce, (B)'nin deposunda çıkan ve (B)'nin kusuru olmayan bir yangın sonucu tamamen yanmıştır. Bu durumda (A) ve (B) arasındaki borç ilişkisi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) (B)'nin borcu sona erer; (A) ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri ister.
B) (B)'nin borcu sona erer; ancak (A) ödediği bedeli geri isteyemez.
C) (B)'nin borcu devam eder; (B) piyanonun aynısını bulup (A)'ya teslim etmelidir.
D) (B)'nin borcu tazminat borcuna dönüşür.
E) Sözleşme, başlangıçtaki imkansızlık nedeniyle kesin hükümsüzdür.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol