6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 159

Türk Borçlar Kanunu 159. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 159- Alacağın bir taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel olmaz; bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam eder. G. Zamanaşımından feragat

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2023/6618 E., 2024/1867 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/6618 E.  ,  2024/1867 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2751 E., 2022/239 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2011/604 E., 2021/352 K. Taraflar arasında meslek hastalığından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ... davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kesinlikten, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; dosyanın duruşmaya tabi işlerden olduğu anlaşılmakla murafa yapılmak üzere tayin olunan 14.02.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av..... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek aynı gün yapılan incelemede noksan tespit edilen hususların ikmali için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verildikten, noksan ikmal edilerek dosya dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili 12.05.2011 tarihli asıl dava dilekçesinde özetle; sigortalı ...’in 1985- 2009 yılları arasında davalı ... Ereğli Demir ve Çelik A.Ş.’de çalışması nedeniyle meslek hastalığı olarak tespit edilen işitme kaybı rahatsızlığı nedeniyle 26.11.2010 tarihinde %20,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1,00 TL maddi tazminat alacağının 26.11.2010 tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle dava dilekçesinde %20,2 olarak belirttikleri sürekli iş göremezlik oranını %32,2 olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir. 3. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli birleşen dava dilekçesinde; aynı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının 08.04.2021 tarihinde onanan sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve gelir bağlanması istemli dava neticesinde %32,2 olarak tespit edildiğini bu orana göre hesap edilen 118.154,00 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın meslek hastalığı tespit tarihi olan 01.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili asıl dava dilekçesine cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesinin zorunlu olduğunu, mesleki hastalığı işten ayrıldıktan sonra meydana gelmiş ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise sigortalının bu kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması için 6 aydan daha uzun bir zamanın geçmemiş olmasının şart olduğunu, davacının 31.03.2009 tarihinde müvekkili işyerinden ayrılmış olduğundan 6 aylık yükümlülük süresinin geçtiğini, Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü Meslek Hastalıkları Listesi E-3 Gürültü Sonucu İşitme Kaybı Bölümünde belirtilen hususlara göre, davacının çalıştığı müvekkili işyerinde, gürültü şiddetinin 85 desibeli aşmadığından sözkonusu hastalığın meslek hastalığı sayılamayacağını, müvekkili işverenin gürültülü işyerlerinde yapılan çalışmalar için İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili gerekli her türlü önlemi aldığını, meslek hastalığının kesin tanısı için işyerinde sağlığa zarar verecek derecede gürültü bulunduğunun saptanmasının gerektiğini, bu şekilde bir saptamanın müvekkili işyerinde yapılmadığını, davacının dosyaya sunduğu sağlık raporunun mevzuata aykırı bir şekilde düzenlendiğinin açık olduğunu, söz konusu raporun davacının iddiasına dayanak olamayacağını, müvekkili şirkette tüm işçilerin her yıl periyodik sağlık muayenesinden geçirildiğini, davacının da işe girdiği tarihten itibaren bu kontrollere tabi tutulduğunu, söz konusu kontrol sonuçlarından yararlanılmadan düzenlenen raporun bu nedenle de dayanak olamayacağını, yapılan periyodik muayenelerde davacının kulakları ile ilgili herhangi bir sağlık probleminin bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı vekili ıslah dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 03.09.2021 tarihinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 3. Davalı vekili birleşen dava dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 15.09.2021 tarihli cevep dilekçesi ile asıl davaya sunduğu cevap dilekçesini tekrarla zamanaşımı def'in de bulunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle;" Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinin 2019/265 E. 2020/101 K. sayılı dosyasında alınan ve istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen kararında dayanılan ATK 2. Üst Kurulu 24.12.2019 üst yazı tarihli raporunda açıkça davacının %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren var olduğunun bildirilmesi karşısında, davacının maluliyetinde gelişen ve değişen bir durum olmadığının anlaşıldığı, ayrıca Mahkememizce alınan 01.02.2018 tarihli ATK 2. Üst Kurulu raporunda da Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, ilgili raporda da görüldüğü üzere farklı maluliyet oranlarının davacının maluliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesindeki öznellikten doğduğu Mahkememizce tespit edilmiş; dava konusu talep edilen maddi tazminat bakımından davacının meslek hastalığı tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu, davacı vekilinin ise ıslah dilekçesi ile ek dava dilekçesini 21.07.2019 tarihinden sonra sunduğu, davalı vekilinin hem ıslah dilekçesine hem de birleştirilen ek davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunduğu gözetilerek zamanaşamına uğramayan 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne karar verilmiş, bu miktarın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Diğer yandan davacı yanın manevi tazminat istemine ilişkin olarak yapılan değerlendirme sonucunda ise; davacının manevi tazminat talebinin de on yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin, müvekkilinin esasen %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren zaten var olduğunu ancak maluliyetinin değişiklik göstermesinin nedeni olarak "Davacının maluliyetinin gelişen ve değişen durumdan kaynaklanmayıp, Yüksek SağlıK Kurulu ve ATK 3. İhtisas kurulu raporları arasındaki farkın, odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığı" şeklinde açıklandığını, bu şekildeki teknik bir konunun taraflarınca bilinmemesinin müvekkili aleyhine yorumlanamayacağını, kendileri ile birlikte Mahkemenin de bu farkın nedeninin 19.03.2018 tarihindeki Adli Tıp Üst Kurulu raporu ile öğrendiğini, bu kapsamda zamanaşımının öğrenme tarihinden itibaren başladığının kabulü gerektiğini, kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hesap raporunda kamu düzeni kapsamında yeni asgari ücretlerin re'sen uygulanması gerektiğini, manevi tazminat istemlerinin de kabulü gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olmadığından müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldığını müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın kabul edilen miktar açısından istinaf kanun yoluna başvurma sınırının altında olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 341 ve 352 nci maddeleri gereğince kesinlik sebebi ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya sürekli iş göremezlik tayinine esas alınan meslek hastalığı bakımından dosya kapsamına göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, meslek hastalıklarında zamanaşımının meslek hastalığının tespit tarihinden başlayacağı, bu duruma göre somut olayda davacının meslek hastalığının ilk kez tespit edildiği 29.04.2011 tarihi dikkate alındığında 20.08.2021 ek dava tarihinde yasanın öngördüğü 10 yıllık sürenin geçtiği, hal böyle olunca, süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabul edilerek ek dava konusu maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı vekili tarafından hükme esas alınan hesap raporuna itirazda bulunulmuş ise de, raporun incelenmesinde hesaplamaya esas alınan unsurların dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu anlaşıldığından davacının bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerektiğine işaretle davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince açıklanan gerekçesinin tekrar edildiğini, ayrıca Yüksek Sağlık Kurulu İle Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu Arasındaki raporlar arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her iki incelemenin teknik nedenlerler farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, farklı malüliyet oranlarının davacının malüliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesi meslek hastalığının tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının Adli Tıp Kurumu raporları ile tespit edildiğinden bu rapor tarihinin dikkate alınması gerektiğini, sürekli iş göremezlik oranı kesinleşmeden zamanaşımının başladığının kabul edilemeyeceğini, sürekli iş göremezlik oranının Yargıtay onama kararıyla belirlendiğini, Bölge Adliye Mahkemesince taleplerine rağmen duruşma yapılmadan karar verilmesinin savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının meslek hastalığı neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Zamanaşımı" açısından meslek hastalığının tespiti tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu meslek hastalığı iddiasıyla ilgili Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 03.05.2011 tarihli raporuna göre davacının 26.11.2010 tarihinde tespit edilen "bilateral hafif sinirsel işitme kaybının" mesleki olup sürekli iş göremezlik oranının %20,2 olarak tespit edildiği ve 26.11.2012 tarihinde kontrol muayenesinin öngörüldüğü, kontrol neticesinde aynı merkez tarafından düzenlenen 16.12.2012 tarihli raporda sigortalının meslek hastalığının iyileştiği belirtilerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığına karar verilerek kontrol muayenesinin kaldırıldığı, davacı itirazı üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 07.06.2013 ve Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 26.05.2014 tarihli raporlarında da aynı kanaatin benimsenerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığının tespit edildiği, davacı itirazı üzerine alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 13.02.2017 tarihli raporda ise; 2009 yılına kadarki odyometrik inceleme ve peryodik muayeneleri doğal olduğu, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin 26.11.2010 tarihli raporunda odyometride sağ AC/BC 40/35, sol AC/BC 38/32 bilateral hafif sinirsel işitme kaybı tarif edildiği, yapılan odyometrik incelemede tariflenen sensörinoral işitme kaybının mevut bilimsel veriler ışığında iyileşme ihtimalinin olmadığı, odyometrik incelemelerin subjektif bir test olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabileceği, Kurulumuzda yapılan 03.08.2016 tarihli odyometrik incelemede hastanın işitme eşiklerinin normal olmadığı, yüksek frekanslarda daha fazla olmak üzere ortalama sağ kulakta 59 dB sol kulakta 52 dB işitme kaybı tespit edildiği, işitme kaybının kontrolasyonu ve şekli itibariyle mesleki işitme kaybı şekli ile uyumlu olduğu, bulgularına işaretle % 32.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, SGK'nın raporu ile oluşan farkın kurulca yapılan odyometrik incelemede bulunan saf ses ortalamalarının farklı olmasından kaynaklandığı belirtildiği, davacı tarafından Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinde açılan dava dosyasında alınan Adli Tıp 2. Üst Kurulunun 28.11.2019 tarihli raporuyla da meslek hastalığı nedeniyle iş göremezlik oranının %32,2 olarak belirlendiği ve Mahkemenin 19.02.2020 tarih ve 2019/265 E - 2020/101 K ile sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olarak tespit edildiği ve iş bu kararın Dairemizin 08.04.2021 tarih ve 2021/268 E- 2021/4998 K sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. 11. Bu açıklamalara göre davacı vekilinin mesleki olduğunu iddia ettiği işitme kaybı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olduğunu ilk kez Adli Tıp Kurumunun 13.02.2017 tarihli raporuyla öğrendiği ve giderek aynı oranın tespit davası kapsamında Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan 28.11.2019 tarihli raporla doğrulandığı ve sürekli iş göremezlik oranın %32,2 olarak tespitine dair Mahkeme kararının 08.04.2021 tarihinde onama ilamıyla kesinleştiği gözetildiğinde, davacı vekilinin 20.08.2021 tarihli ıslah ve birleşen davasının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının ıslah ve birleşen davası kapsamındaki tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur. 12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1-a) Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 3. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak 17.100 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (3)

3. Hukuk Dairesi, 2023/2150 E., 2024/461 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146-161 nci maddeleri
3. Hukuk Dairesi         2023/2150 E.  ,  2024/461 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/351 E., 2022/975 K. Taraflar arasında görülen kurum işleminin iptali davasının İlk Derece Mahkemesince kabulüne dair verilen karar hakkında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, vekil edeninin Kafkas Eczanesi’nin sahibi olduğunu, Kuruma fatura ettiği bir kısım reçetelerde 430 adet sahte ilaç kupürü bulunduğu gerekçesiyle sözleşmesinin 3 yıl süre ile feshedildiğini ve ilaç tutarlarının 10 katı ceza kesileceğinin bildirildiğini, davalı kurum tarafından sahte olduğu iddia edilen ilaçların Türkiye'nin en büyük ve kurumsal ecza depolarından alındığını, kurum incelemeleri ve ödemeleri yapılmış reçete kupürlerinin aylar sonra sahte olduğu iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu nedenlerle davalı Kurum tarafından uygulanan 26/03/2008 tarihli B13.2.SSK.4.42.02.00/XVII-03175 sayılı haksız fesih kararının iptaline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili, vekil edeni kurumun eczane ile yaptığı sözleşme hükümlerine göre hareket ettiğini ve sözleşmesini feshettiğini, bu fesih işleminin ortadan kaldırılmasına ilişkin ihtiyat-i tedbir kararı verilmesinin kurumu zarara soktuğunu, SGK kapsamındaki kişilerin TEB üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2007 eczane protokolünün 6.3.24. maddesi uyarınca sözleşmenin feshedildiğini, davacının sözleşme hükümlerine aykırı hareket ederek vekil edeni kurumu zarara uğrattığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.02.2021 tarihli kararıyla, davacının Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/179 esas sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği, sahtecilik işlemine dahli ve kastı olduğuna dair dosya içeriğinde herhangi bir bilgi, belge ve ifadeye rastlanamadığı gerekçesiyle davacının davasının kabulüne; ... Konya Sağlık İşleri İl Müdürlüğü'nün 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili, davacının protokol hükümlerine aykırı davranarak vekil edeni kurumu zarar uğratması sebebiyle bu işlemlerin yapıldığını, protokolün karşılıklı olarak imza altına alındığı dikkate alındığında davacı tarafından açılan davanın mesnetsiz olduğunu ancak Mahkeme tarafından davacının Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/179 E. Sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği bu nedenle davacının sahtecilik eylemine dahli ve kastı olduğunun somut, ispatı mümkün ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya dökülmesi gerektiği gerekçesiyle eksik inceleme ve değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verildiğini, davacı hakkında verilen beraat kararının bir bağlayıcılığının olmadığını, davacı ile ilgili yapılan işlemlerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından fatura edilen bir kısım ilaç kupürünün sahte olduğu tespit edilmişse de, kurum tarafından uygulanan 2007 protokolünün 6.3.24. maddesinin değiştirilerek sonraki tüm protokollerde; eczacı yada eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespitinin zorunlu hale getirildiği, dosya kapsamından davacı veya çalışanlarının Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura ettiğinin ispatlanamadığı gibi kasten bu eylemlerde bulunduğunun ileri sürülmediği, kaldı ki ceza yargılamasında da davacının beraat ettiği nazara alınarak istinaf sebeplerine göre İlk Derece Mahkemesi hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 24.03.2022 tarih ve 2021/5630 E., 2022/2698 K. sayılı ilamı ile; ''1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Dava, davacı tarafından kuruma faturalandırılan reçetelerde sahte ilaç kupürü bulunması nedeniyle Kurum tarafından davacı hakkında uygulanan cezai işlemlerden 3 yıl süreyle sözleşmenin feshi işleminin iptaline ilişkindir. HMK 26.maddesi (HUMK’nun 74. maddesi) hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından dava dilekçesinde; Kurumun 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı yazı ile hakkında 19.237,41 TL reçete bedeli iadesi, 192.374,10 TL cezai şart tahsili ve sözleşmesinin 3 yıl süreyle feshi işlemi uyguladığını belirterek bu işlemlerden sadece sözleşmenin feshi işleminin iptalini istemiş ve dava açılışında da maktu harç yatırmıştır. Ancak mahkemece tüm cezai işlemin iptaline karar verilerek HMK'nın 26’ncı maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı davranılmıştır. O halde; mahkemece, taleple bağlılık kuralı gereğince Kurum tarafından 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı yazı ile uygulanan 3 yıl süreyle sözleşmenin feshi işleminin iptaline dair hüküm kurulması gerekirken taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.'' hususlarına değinerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Bozma ilamı doğrultusunda davacı tarafından reçete bedelinin iadesi ve cezai şartın tahsili davası açıldığından bozma kararından önceki gerekçeler ile davanın ve birleşen davanın kabulü ile ... Konya Sağlık İşleri İl Müdürlüğü'nün 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, mahkeme tarafından kurulan gerekçeli kararda hangi gerekçe ile davanın kabulüne karar verildiği hususunun belirtilmediğini, davacı tarafından Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/179 E. Sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği ileri sürülmüşse de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74 üncü maddesi uyarınca; "Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığını, vekil edeni kurum tarafından 2007 Yılı Eczane Protokolü maddeleri uygulanarak davacı ile ilgili yapılan işlemlerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu, davaya konu olaya 2009 yılı eczane protokolünün uygulanması koşullarının oluşmadığı da dikkate alındığında davacının haksız davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için aksi düşünülse dahi davacının dava dilekçesinde serbest eczacılık mesleğini bıraktığını beyan ettiğini, bu nedenle davacının işbu davaları açmakta hukuki yararı bulunmadığını, asıl ve birleşen davanın konusu aynı kurum işleminden kaynaklı olduğunu, davacı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kurum işleminin iptali ve menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146-161 nci maddeleri 2.Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). 3. Değerlendirme 1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesine göre, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları koşulu ile birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurmaktadır. Diğer bir anlatımla, asıl ve birleşen davalar birbirinden bağımsız davalardır. Bu nedenle, asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı karara bağlanması gerekmektedir. Buna göre, Mahkemece; asıl ve birleşen dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, açıklanan kural gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. 2.Zamanaşımı def'i, bir hakkın istenebilirliğini önlediği için öncelikle ve ön sorun olarak çözümlenmesi, zamanaşımının gerçekleştiğinin anlaşılması halinde işin esasına girilmeden davanın sonuçlandırılması gerekir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 142 nci maddesinde "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ileri inceleyerek karara bağlar." hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece asıl dava dosyası ile birleştirilerek görülen Konya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/334 E. dosyasında ki davalının zamanaşımı def'i hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden işin esası hakkında hüküm tesis edilmiş olması doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/4 üncü maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.02.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/3794 E., 2024/8883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/3794 E.  ,  2024/8883 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/184 E., 2022/195 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezlik nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti.'nin işçisi olarak diğer davalı ... Proje İnşaat A.Ş.'ne ait işyerinde tesisatçı olarak çalışmakta iken 20.01.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu malul kaldığını, iş bu kazanın meydana gelmesinde müvekkiline atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını, kusurun tamamının gerekli iş güvenliği tedbirlerini almayan, alınan tedbirlere riayeti sağlamayan davalı işverenlikte olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminat alacağının iş kazasının vuku bulduğu 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında 26.05.2021 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 25.000 TL'ye artırırken, başvurma harcını da yatırmak suretiyle manevi tazminat istemini 5.000 TL olarak talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesi ile davacının müvekkili şirketin yüklenici sıfatıyla yürüttüğü bir işin yapılması sırasında bu işte çalışmak üzere 6 ay süreli sözleşmeyle işe alındığını, SGK primlerinin ödendiğini, yapacağı iş nedeniyle kullanılması gereken kişisel koruyucu donanım malzemelerinin kendisine teslim edildiğini ve nasıl kullanılacağına ilişkin bilgi verildiğini, davacının işçi sağlığı ve iş güvenliği talimatnamesini okuduğunu ve teslim aldığını, çalışmak üzere 30.10.2009 tarihinde işe alındığı şantiyede işin sona erdiğini, müvekkili şirketin bu adresteki işyerinin 28.02.2010 tarihinde kapandığını ve davacının bu sebeple işten çıkışının SGK'ya bildirildiğini, davacının çalışmaya devam etmek istediğini belirtmesi üzerine bu kez 28.03.2010 tarihinde merkez ofis adresinde işe başladığını ancak istirahat süresinin uzatıldığına ilişkin rapor aslı getirilmediğini ve davacının da işinin başında olmadığı dikkate alınarak 22.05.2010 tarihinde iş akdine son verildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Proje İnş. Turz. San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile müvekkili şirketin işyeri kayıtları incelendiğinde davacının müvekkili şirkette çalışmadığının anlaşıldığını, davacının diğer davalı ... İnşaat'ın çalışanı olduğunu, ... İnşaat'ın müvekkili şirket ile yüklenici sözleşmesi yaptığını, davacının müvekkili çalışanı olmadığı için müvekkiline husumet tevcih edilemeyeceğini, dava dilekçesinde davacının nasıl bir kaza geçirdiği ve maluliyetinin ne olduğunun açık olmadığını, müvekkili şirketin eğer bir kaza olmuş ise bile bunda herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. BOZMA ÖNCESİ VE BOZMA KARARI A) İlk Mahkeme Kararı Mahkemenin 31.03.2016 tarih, 2013/195 Esas, 2016/105 Karar sayılı kararı ilk kararında özetle; Davalı ... Proje İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.'nin asıl işveren diğer davalı ... İnşaat Müh. ve Mimarlık San. Tic. Ltd. Şti.'nin ise alt işveren olarak faaliyet gösterdiği inşaat işyerinde mekanik tesisat işçisi olarak görev yapmış olan davacının 20.01.2010 tarihinde iskeleden düşerek yaralandığı, hükme esas alınan 29.07.2013 tarihli bilirkişi raporunda meydana gelen kaza sebebiyle davalı ... İnşaat'ın %40, diğer davalının %20, davacının ise %40 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, alınan raporun ve belirlenen kusur oranlarının dosyada mevcut tahkikat raporu ve olayın oluş şekli ile uyum arzettiği, davacının maluliyet oranının tespiti yönünden yapılan tahkikat sonucunun beklenildiği, Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen yazı cevabına göre davacının İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 23.07.2014 tarih ve 1945 sayılı sağlık kurulu raporunda 15.06.2010 tarihinden itibaren çalışır kararı verildiğinden maluliyet işlemlerinin başlatılmadığının ve 23.01.2010 - 10.03.2010 tarihleri arası 47 gün karşılığı 749,25-TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğinin bildirildiği, maddi tazminat hesabı için dosyanın tevdii edildiği bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davacının nihai maddi zararının 541,97-TL olup, kurum tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ile maddi zararının karşılandığının belirtildiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. B) Bozma Kararı Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 19.03.2018 tarih ve 2016/18303 E- 2018/2432 K sayılı ilamında özetle; "somut olayda, davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurumca tespit edilmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılacak iş; davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının tespit edilip edilmediğini Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sormak, Kurumdan gelecek belgelere göre sürekli iş göremezlik oranına ilişkin çelişki oluşması halinde yukarıda açıklanan usüle göre resen tespit etmek ve sürekli iş göremezlik oranı kesinleştikten sonra dosyadaki tüm delilleri bir bütün halinde değerlendirerek bir karar verilmekten ibarettir." gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA KARARI SONRASI YARGILAMA SÜRECİ VE KARAR Bozma kararına uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen son kararda özetle; "tüm dosya kapsamı, celp ve ibraz edilen belgeler, tanık beyanları, bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; davanın iş kazası nedeniyle maddi manevi tazminat talepli olduğu, mahkememizce verilen davanın reddine ilişkin kararın Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 2016/18303 esas sayılı kararı ile bozulduğu, Yüksek Sağlık Kurulunca 11.11.2011 tarihli raporda maluliyetin yüzde 0 belirlendiği, 13.04.2020 tarihli raporda da tespitin değişmediği maluliyetin gerekmediğine karar verildiği, mahkememizce dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, ATK tarafından hazırlanan raporda davacının yeniden muayenesinin talep edildiği, davacının muayenesi sonucu hazırlanan 06.11.2020 tarihli raporda yüzde 2.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu raporları arasında çelişki meydana gelmesi sebebiyle dosyanın ATK üst kurula gönderildiği, 20.01.2022 tarihli raporda maluliyet oranının yüzde 1.1 olarak belirlendiği ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının belirlendiği anlaşılmakla maluliyetin bu şekilde kesinleştiği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce dosya hesap bilirkişisine tevdii edilmiş hazırlanan 17.10.2022 tarihli rapor güncel içtihatlara ve kanun hükümlerine uygun bulunarak hükme esas alınmıştır. Davanın kısmi dava olarak 02.04.2010 tarihinde açıldığı, kazanın 20.01.2010 tarihinde meydana geldiği, ıslah dilekçesinin 26.05.2021 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır. Islah dilekçesine karşı davalının zamanaşımı itirazı mahkememizce değerlendirilmiştir." gerekçeleriyle "davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına," karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Islahın zamanaşımından reddinin hatalı olduğunu, daire emsal karaları kapsamında ıslahın zamanaşımına uğramadığını, Davalı ... Proje Şirketinin ıslaha karşı zamanaşımı defi olmamasına karşın zamanaşımı def’i varmış gibi kabul edilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkin olmakla beraber temyiz itirazlarının maddi tazminata ilişkin istemin ıslahın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesi" açısından 6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleri, "Tazminat alacaklarının belirlenmesi ve sorumluluk" açısından zararın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 ve 420.maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, "Zamanaşımı" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu 20.01.2010 tarihli iş kazası nedeniyle SGK Sağlık Kurulunun 20.05.2019 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun 13.04.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 06.11.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %2,2 olarak belirlendiği, davalı ... Şirketi vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 20.01.2022 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %1 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. 11. Mahkeme kararında ıslah talebinin, kaza tarihinden sonra 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde sunulmadığı ileri sürülerek davalılar vekillerinin zamanaşımı def'ilerinin kabulüyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç hatalı olmuştur. 12. Bu açıklamalara göre mahkemece yapılacak iş, davacının sürekli iş göremezlik oranın Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunca düzenlenen 20.01.2022 tarihli raporuyla kesin olarak bilinebilir hale geldiği, bu oranın iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün olmadığından ayrıca 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun 177/2 nci maddesinde bozmadan sonra ıslaha cevaz veren yasal düzenlemenin varlığı kapsamında ıslahla talep olunan maddi tazminat isteminin esası değerlendirilerek taraf talep ve itirazları gözetilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 13. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları nedeniyle sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin HUMK'nun 428 inci maddesi gereğince Mahkeme kararının BOZULMASINA, 2. Temyiz harcının istem halinde ilgiliye iadesine, 3. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1457 E., 2018/988 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146-161.) maddeleri arasında düzenlenen genel zamanaşımı hükümlerine göre alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yok
Hukuk Genel Kurulu         2017/1457 E.  ,  2018/988 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 03.12.2013 gün ve 2013/131 E. 2013/547 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2014 gün ve 2014/1883 E., 2014/2729 K. sayılı kararı ile, (...Dava, kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalının kaleme aldığı Türkiye'de Öğretmen Örgütlenmesi adlı kitabında kendisi hakkında yazdıklarıyla kişilik haklarını ihlal ettiğini belirterek; manevi tazminat istemiştir. Davalı, zamanaşımı def'inde bulunmuş; kitapta geçen ibarelerin davacının kişilik haklarını ihlal etmediğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme, davanın zamanaşımından reddine karar vermiştir. BK'nun 60/1 maddesi uyarınca, davacının saldırıyı ve failini öğrendiği andan itibaren 1 yıl içerisinde davayı açması gerekir. Yine, BK'nun 60/2 maddesi uyarınca, eğer dava konusu fiil aynı zamanda suç niteliğindeyse ceza kanunundaki zamanaşımı süresi, tazminat davasında da uygulanır. Dosya kapsamından; davacı, kitabın 2008 yılında yapılmış 2. baskı bir nüshasını 2013 yılında tesadüfen okuduğunu ve kişilik haklarına saldırıldığından bu şekilde haberdar olduğunu iddia etmiş; davalı tarafından iddia edilen saldırıyı davacının daha önce öğrendiği ispatlanamamıştır. Davacı, öğrendiğini iddia ettiği tarihten itibaren bir sene içinde davayı açmıştır. Kaldı ki, yasal unsurlarının oluşması halinde, davalının eylemi basın yoluyla hakaret suçunu oluşturacaktır. Suç tarihi olan 2008 yılı dikkate alındığında ceza zamanaşımı süresi de dolmamıştır. Şu durumda; mahkemece, süresinde açılmış davanın esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiği ettiği halde, zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; hükmün, bu nedenle bozulması gerekmiştir.) gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili tarafların emekli öğretmen olup Eğitim-İş Sendikası'nın kurucularından olduklarını, davalının Eğitim-İş Sendikasının Genel Başkanlığı, müvekkilinin ise genel saymanlık görevine getirildiğini, davalının 2008 yılında Ürün Yayınları tarafından ikinci baskısı yapılan “Türkiye’de Öğretmen Örgütlenmesi (1908-2008)” adlı bir kitap yazdığını, müvekkilinin 2013 yılı Ocak ayı içerisinde kitaptan haberdar olduğunu, davalının Eğitim-İş Sendikası ile ilgili yazdıklarını okurken kitabın 272. sayfasının 1. paragrafında ve dip notunda, kendisini küçük düşürecek metinler yazmış olduğunu gördüğünü, davalının kitabında sözü edilen olayların gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkilini öğretmen arkadaşlarının gözünde küçük düşürme amacıyla yazı yazdığını, bu eylemi ile müvekkilinin kişilik haklarına basın yoluyla zarar verdiğini ileri sürerek 5.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili davaya dayanak olan kitabın birinci baskı tarihinin 1998, ikinci baskı tarihinin ise 2008 olduğunu, birinci baskının yayın tarihi üzerinden onbeş yıl, ikinci baskının yayın tarihi üzerinden beş yıldan fazla zaman geçtiği için davanın zamanaşımına uğradığını, davacının yapılan yayını arkadaşının bürosunda öğrendiği savının da gerçekçi olmadığını, Eğitim-İş Sendikası’nın kuruluş çalışmalarının sürdürüldüğü Eğit-Der adlı derneğe gelip gittiğini, aynı sendikada birlikte çalıştığı emekli öğretmen arkadaşları ile dışarıda veya dernekte sıkça görüştüğünü, bu çevrede fazlaca konuşulduğu için dava konusu yayından ilk yayın tarihinde haberdar olmamasının mümkün olmadığını; davacının dava dilekçesinin hiçbir yerinde yapılan yayının ceza davasını gerek­tirir şekilde hakaret içerdiğini de ileri sürmediğini, bu nedenle davada ceza zamanaşımından söz edilemeyeceğini, müvekkilinin kitapta davacıyı küçük düşürücü herhangi bir tabir kullanmadığını, yazılanların gerçek ve doğru olduğunu, toplumun bilgilendirildiğini, kitabın gerçeklik, kamu yararı, güncellik, konuyla anlatım arasında düşünsel bağlılık yönünden basın özgür­lüğü sınırları içinde özgün bir çalışmanın ürünü olduğunu belirterek davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle, zamanaşımı itirazı kabul edilmediği takdirde esastan reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davacı vekili tarafından davalının yazdığı kitapta yer alan müvekkilini küçük düşürecek metinler nedeniyle manevi tazminat istendiği, davalı vekilinin zamanaşımı itirazında bulunduğu, kitabın ilk basımının 1998, ikinci basımının 2008 yılında yapıldığının anlaşıldığı, ilk basım tarihinden itibaren 15 yıl, ikinci basım tarihinden itibaren de yaklaşık 5 yıllık bir sürenin geçtiği, taraflar arasında bir ceza davasının olmadığının beyanlarından anlaşıldığı, kitabın ilk basım tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımının dolduğu, kitabın ikinci basım tarihi göz önüne alınarak zamanaşımının dolmadığı yönündeki davacı vekilinin itirazları yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın zamanaşımı ilk itirazı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: zarara neden olan haksız eylemin devam etmesi durumunda zamanaşımı süresinin başlayıp başlamayacağı, buradan varılacak sonuca göre eldeki davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, direnme kararının usulüne uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinin üçüncü fıkrasında, “hükmün tefhimi her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı HMK'nın 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Bu yasal düzenlemelerin ışığında somut olaya gelince, yerel mahkemenin ilk kararında davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, Özel Dairece davanın zamanaşımına uğramadığı belirtilerek kararın bozulduğu, bozma üzerine mahkemece direnme kararının verildiği duruşma zaptında "Mahkememizin 3.12.2013 tarihli 2013/131-547 sayılı kararında direnilmesine, yerinde görülmeyen davanın zamanaşımı ilk itirazı nedeniyle reddine" şeklinde ve direnmeye ilişkin gerekçeli kararda "Mahkememizin 03.12.2013 tarihli 2013/131-547 sayılı kararında direnilmesine, yerinde görülmeyen davanın reddine" şeklinde hüküm kurulduğu görülmüştür. Ayrıca yerel mahkemenin direnme kararının gerekçe kısmında ise “Dosya içeriğine kararın dayandığı kanıtlara göre mahkememizce verilen önceki karar yerindedir. Şöyle ki, taraflar arasında bir ceza davası bulunmamaktadır. Ayrıca davacının iddiasını ispat yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu nedenle sonradan öğrendiği yönündeki iddia kanıtlanamadığı gibi bu nedenle de zamanaşımı dolmuştur, Bu nedenle önceki kararda direnilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” ifadelerine yer verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, direnme kararının hüküm fıkrasının gerek direnilen önceki kararın numarası da yazılmak suretiyle atıf yapılmış olması gerekse direnme hükmünün gerekçe kısmından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olduğunun anlaşılması karşısında hüküm fıkraları arasında çelişki bulunmadığı anlaşıldığından direnme kararının usulüne uygun olduğuna oy birliği ile karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İşin esasının incelenmesinde; Görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir. Bu nedenle haksız fiil ve zamanaşımı kavramları ile bu hukuki müesseselerin yasal düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.” şeklinde tanımlanmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde de aynı yönde “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Buna göre haksız fiil hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiilden söz edilebilmesi için şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez. Öte yandan özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125-140. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146-161.) maddeleri arasında düzenlenen genel zamanaşımı hükümlerine göre alacak hakkı alacaklı tarafından yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir defide bulunması gerekir (HGK’nın 05.05.2010 gün ve E:2010/8-231, K:255 sayılı kararı). Bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle maddi hukuktan kaynaklanan bir defi olup, usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr. A.: Borçlar Hukuku, C. I-II, Ankara 1983, C.Edege çev., s.688 vd.; Canbolat, F: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, s.255 vd.; HGK’nun 06.04.2011 gün ve 2010/9-629 E., 2011/70 K. sayılı kararı). Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde haksız fiilden zarar görenin, zararının tazmini istemiyle açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri ayrıca düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her hâlde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren 10 sene mürurundan sonra istima olunmaz.” denildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir.” hükmü getirilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve eldeki dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillerde zamanaşımını düzenleyen 72. maddesi ise; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.” hükmünü içermektedir. Görülmektedir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinden farklı olarak 1 yıllık kısa zamanaşımı süresi 2 yıla çıkarılmıştır. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar zarar görenin ‘zararı’ ve ‘tazminat yükümlüsünü’ öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 2 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin ‘işlendiği tarihten’ itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin birinci fıkrasına göre haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesinden itibaren başlayacak ve iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacaktır. Dolayısıyla haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında zarar gören, zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece zamanaşımı süresi başlamayacaktır. İki yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, her ikisini de öğrenmiş olması gerekir. Bunlardan sadece birinin öğrenilmesi kısa zamanaşımı süresinin işlemesi için yeterli değildir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmamaktadır. Zarar ve tazminat yükümlüsünden hangisi daha sonra öğrenilirse zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenmesi gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 22.10.2003 gün ve 2003/4-603 E.-594 K.; 16.02.2005 gün, 2004/4-764 E., 2005/75 K.; 12.07.2006 gün, 2006/4518 E.-526 K. sayılı kararları, Karahasan M.R.: Tazminat Hukuku, C.II, s.457, 467, Von Tuhr. A.: Borçlar Hukuku, C. I-II, Ankara 1983, C.Edege çev., s.697). Bunun yanında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresi zarar görenin, zararın varlığını ve zarar vereni öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar ise de zarara neden olan haksız eylem devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin başladığından söz edilemez. Tüm bu açıklamalar ve ortaya konulan yasal düzenlemeler ışığında somut olayın incelenmesinde; Davacı, davalının yazmış olduğu “Türkiye’de Öğretmen Örgütlenmesi (1908-2008)” adlı kitabın 2008 yılında yapılmış 2. baskı bir nüshasını 2013 yılı Ocak ayında arkadaşının bürosunda tesadüfen görüp okuduğunu ve kitabın içeriğindeki kişilik haklarına saldırı teşkil eden ifadelerden bu şekilde haberdar olduğunu iddia etmiştir. Davalı taraf davacının kitaptan ilk yayın tarihinde haberdar olması gerektiği, bu tarihten itibaren de zamanaşımı süresinin geçmiş olduğunu belirterek zamanaşımı savunmasında bulunmuş ise de, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak ifadeler içerdiği iddia olunan dava konusu kitabın ilk baskısının 1998 yılında yapıldığı, kitabın 2008 yılında yapılan ikinci baskısında da aynı ifadelerin bulunduğu görülmektedir. Davaya konu ifadelerin yer aldığı kitap piyasada yer almaya ve okurlara ulaşmaya devam ettiği sürece zarara neden olan haksız eylem devam etmiş olacağından zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. O hâlde yerel mahkemece, yukarıda yapılan hukuki ve maddi saptamalar ile davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olduğu gözetilerek, işin esasına girilip, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde hukuken geçerli tüm deliller toplanarak, ortaya çıkacak uygun hukuksal sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir. Hâl böyle olunca yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki Özel Dairenin bozma kararında dava konusu kitabın satışının devam ettiği sürece davacı açısından zararın devam ettiği ve bu nedenle zamanaşımı süresinin başlamadığı hususuna değinilmemiş olduğu anlaşılmakla Özel Dairenin bozma kararına açıklanan ilave gerekçelerin eklenmesi gerekmektedir. Bu durumda direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen bu ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.04.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Teslime bağlı rehin ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Rehin konusu malın ferdileştirilmiş olması gerekir.
B) Teminat altına alınan alacağın miktarının en azından belirlenebilir nitelikte olması şarttır.
C) Aynı taşınır üzerinde birden fazla rehin kurulması halinde, rehin hakları arasında kuruluş anına göre bir öncelik sırası oluşur.
D) Borçlu tarafından alacak için rehin tesis edilmesi, borcun ikrarı niteliğinde olduğundan zamanaşımı süresini keser.
E) Rehin hakkı devam ettiği sürece, bu rehinle güvence altına alınmış olan alacak zamanaşımına uğramaz.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol