Türk Borçlar Kanunu 167. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 167- Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.
Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.
2. Alacaklıya halef olma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2021/162 E., 2021/10736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TBK.m.167/2) Bu şekilde belirlenen hak o borçlunun rücu hakkıdır.
3. Hukuk Dairesi 2021/162 E. , 2021/10736 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın davalı ... yönünden kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine yönelik olarak verilen hüküm, davalı ... vekili tarafından duruşmalı, davacılar vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 02/11/2021 tarihinde davalı ... vekili Av. ..., davalı ... ... vekili Av. ... ve davalı asil ... geldiler. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan asilin ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; murisleri ...'ın 11/07/2010 tarihinde elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdiğini, olayın meydana gelmesinde davalıların kusurlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik davacılardan her biri için 1.000’er TL maddi, ... için 60.000 TL manevi, diğer davacıların her biri için 20.000’er TL manevi tazminatın; 1.000 TL hastane giderinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmişler; 16/07/2020 tarihli dilekçe ile maddi tazminat taleplerini toplam 78.609,35 TL olarak belirlemişlerdir.
Davalılar ... ve ...; olay tarihinden yaklaşık 9 yıl önce ...’ta elektrik mühendisi olarak çalıştıkları sırada, davaya konu elektrik tesisinin geçici kabulünün yönetmeliğe uygun olarak özel trafo sahibi davalı ...’a yapıldığını, geçici kabulle birlikte sorumluluklarının sona erdiğini, elektrik nakil hattının tüm bakım, onarım ve denetiminin işletme sahibine ait olduğunu, olayın meydana gelmesinde alkollü olarak elektrik direğine çıkan davacıların murisinin tamamen kusurlu olduğunu, taraflarına kusur atfedilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Davalı ...; davaya konu elektrik tesisinin sahibi olsa da işleteni olmadığını, işletmenin dava dışı ... Süt Mamülleri San. A.Ş.ye kiraya verildiğini, geçici kabul tarihinde de işletmede kiracı sıfatıyla bahse konu şirketin bulunduğunu, olayın meydana gelmesinde davacıların murisinin kusurlu olduğunu, bu sebeplerle sorumluluğuna gidilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... ...; olayın meydana geldiği elektrik direğinin özel müşteri mülkiyetinde bulunduğunu, elektrik nakil hattının tüm bakım, onarım ve denetiminden özel trafo sahibi davalı ...’ın sorumlu olduğunu, gerçekleşen olayda sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davalı gerçek kişilerin sanık olarak yargılandığı ceza davasında, gerçekleşen ölüm olayında kusurlarının bulunmadığından bahisle beraatlerine karar verildiği, olayın meydana gelmesinde davacıların murisinin kusurlu olduğu, davalı gerçek kişilere kusur atfedilemeyeceği, bu nedenle adam çalıştıran olarak davalı şirketin de sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar, davacının temyizi üzerine; Dairece verilen 02/05/2017 tarihli ve 2015/19894 E. - 2017/6304 K. sayılı kararla;
“...Somut olayda bilirkişi raporları arasında çelişki vardır. Mahkemece çelişkiler giderilmeksizin davacıların itirazına uğrayan anılan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
Bu durumda mahkemece; konusunda uzman işgüvenliği ve elektrik mühendislerinden oluşacak bilirkişi kurulundan, denetime elverişli rapor alınarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun kusursuz sorumluluk başlığı altında düzenlenen yapı malikinin sorumluluğu ilkeleri gereğince davalı kurumun, diğer davalıların durumu, vefat edenin bölüşük kusuru değerlendirilip, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyan mahkemece; 20/12/2019 tarihli bilirkişi heyeti raporu hükme esas alınarak, davaya konu enerji nakil hattının geçici kabulünün yapılmasından sonra gerçekleşen olaylar nedeniyle davalı şirket ve çalışanlarının sorumluluğuna gidilemeyeceği, olayın meydana geldiği elektrik direğinde ölüm tehlike levhası ve tırmanma engelinin bulunmadığı, olayın meydana gelmesinde tesisatı yaptıran davalı ...’ın bina maliki olarak kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, alkollü olarak elektrik direğine çıkan muris Feyyaz’ın ise % 75 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle; davanın davalı ... yönünden kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden reddi ile davacılardan ... için 69.058,50 TL maddi, İrem için 7.062,50 TL maddi, ... için 1.488,35 TL maddi ve davacıların her biri için 7.000’er TL manevi tazminatın, 1.000 TL hastane giderinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...’tan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, özellikle gerekçeli kararın başlık kısmında davacı olarak sadece ...'un gösterilmiş olmasının mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğunun anlaşılmasına göre, davacılar vekili ile davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Müteselsil borçluluk niteliği itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu bir borçluluk türü olup, borçlulardan birinin edimin tümünü ifa ederek alacaklıyı tatmin etmesi halinde, evvelce mevcut olmasa dahi ifayı gerçekleştiren borçlu ile diğer borçlular arasında bir hukuki ilişki doğacaktır. Alacaklıyı tatmin eden bir borçlu, kendisine isabet eden paydan daha fazla bir ödemede bulunduğu takdirde bu fazlalık ölçüsünde diğer borçlulara başvurabilecektir. Bu durum bir borçlunun alacaklıyı tatmin etmesi halinde diğer borçluların da alacaklı karşısında alacaklının tatmin edilmesi ölçüsünde borçtan kurtulmalarının (TBK. m. 166/1) doğal bir sonucudur. Buna
bağlı olarak yasa koyucu da alacaklıyı tatmin eden borçlunun kendi payından fazla ödemede bulunması durumunda bu fazlalık ölçüsünde diğer borçlulara başvurabileceğini açıkça düzenlemiştir. (TBK.m.167/2) Bu şekilde belirlenen hak o borçlunun rücu hakkıdır. Yasa koyucu kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçluya tanıdığı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla halefiyete de yer vermiştir.
Zira sorumluluk davasındaki bilirkişi raporları, kesin delil; sorumluluk davasındaki karar, kesin hüküm oluşturmaz ise de rücu davası yönünden sorumluluk davasının kararı güçlü delil oluşturmaktadır. Hakkında güçlü delil oluşan davalının rücu davası yönünden sorumluluk davası hükmünü diğer müteselsil borçlular aleyhine temyiz etmesinde hukuki yararı vardır (HGK’nın 04/11/2009 tarihli ve 2009/16-428 E. 2009/483 K. sayılı kararı).
Öte yandan; bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür (818 sayılı BK. m58).
Bina malikinin sorumluluğu, bir bina ya da yapı inşa eserinden kaynaklanan bir nedenle oluşan zarardan sorumluluğu kapsamakta olup, niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk türlerinden "olağan sebep sorumluluğu"dur. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.
Enerji nakil hatları da yapı eseri niteliğinde olup, bölgede elektrik enerjisinin dağıtımını yerine getirmektedir. Bu faaliyet, varlığı ve niteliği itibariyle bir tehlike ve dolayısı ile zarar ihtimali taşıdığından, davalı şirketin sorumluluğu, bir sebep sorumluluğu olan kusursuz (objektif) sorumluluktur.
Elektrik enerjisinin taşındığı enerji nakil hattı ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması sorumluluk için yeterlidir. Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, çoğu zaman zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek sorundadır (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15).
Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 5. Maddesinde; kuvvetli akım tesislerinin, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Bu bağlamda; elektrik dağıtım şirketleri, elektrik verdiği ve abonelik tesis ettiği hatları denetlemek ve kontrol etmekle yükümlüdür. Şayet özel hat olması gereken gibi tesis edilmemişse bunu düzelttirmek, gerektiğinde elektriğini kesmek zorundadır. Elektrik dağıtım şirketi, kontrol ve denetim görevini yerine getirmezse doğan zarardan müteselsil olarak sorumlu olacaktır.
Somut olayda; davacıların murisi ...’ın 11/07/2010 tarihinde ölüm tehlike levhası ve tırmanma engeli bulunmayan elektrik direğine çıkması sonucu, elektrik akımına kapılarak öldüğü anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece; davalı ... şirketinin, elektrik verdiği ve abonelik tesis ettiği hatları kontrol etmekle yükümlü olduğu ve 818 sayılı BK'nın 58. maddesine göre kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, davacıların murisinin ölümünün enerji nakil hattından kaynaklandığı, dolayısıyla uygun illiyet bağının bulunduğu dikkate alınarak, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli yeniden kusur raporu alınması ve diğer deliller ile birlikte değerlendirilmek suretiyle, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince temyiz edenler yararına BOZULMASINA, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalı şirketten alınarak davalı ...'a verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/11/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi
Diğer kararlar (2)
11. Hukuk Dairesi, 2015/5301 E., 2016/2248 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTARİHİ : 05/11/2014
tam metni aç
maddeleri ile 818 sayılı BK'nın 146 (TBK'nın 167.) maddelerine göre değerlendirilip tartışılması gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
11. Hukuk Dairesi 2015/5301 E. , 2016/2248 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :
TARİHİ : 05/11/2014
NUMARASI : 2012/584-2014/607
Taraflar arasında görülen davada .... .. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/11/2014 tarih ve 2012/584-2014/607 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 01/03/2016 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Av. ... ... ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Av. ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl ve birleşen davada, davalı ile 15.06.2009 tarihli hisse devir sözleşmesi imzalandığını, buna göre sözleşmenin imzalanmasından önce veya sonra ortaya çıkabilecek her türlü kamu, vergi, stopaj gibi ödemelerin devirden önceki paylar oranında ödeneceğini, bu kapsamda müvekkilinin 01.10.2012 tarihinde vergi dairesine 54.554,59 TL, 21.05.2012 tarihinde 59.115,60 TL damga vergisi ve cezası ödediğini, davalının yapılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, asıl davada ...... 23 İcra Müdürlüğü'nün 2012/9483 takip sayılı dosyası yönünden, birleşen davada ise aynı icra müdürlüğünün 2012/14621 takip sayılı dosyası yönünden itirazın iptalini, icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında 12.06.2009 tarihli protokol imzalandığını, damga vergisi tahakkukunun protokol kapsamında olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki protokolde devre konu .... Tıbbi Cihaz Ltd'nin hisse devrinden önce ve sonraki borçlarından, eski ve yeni ortakların payları oranında sorumlu olduğunun düzenlendiği, davacının vegi dairesine ödemede bulunduğu, davalının hissesi oranında sorumlu olduğu gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, itirazın iptaline, icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin vergi dairesine damga vergisi ve vergi ziyai cezası ödediğini, taraflar arasındaki 15.06.2009 tarihli hisse devir sözleşmesi uyarınca davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek iş bu davayı açmış, mahkemece hisse devrinden önceki ve sonraki vergi vs. borçlardan ortakların devirden önceki payları oranında sorumlu olduğu gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa, somut olaydaki alacak talebinin, taraflar arasında düzenlenen 22.04.2003 tarihli taahhüt sözleşmesinin, daha önceden feragatla sonuçlanan şirket fesih davasına ibraz edilmesi, mahkemece vergi dairesine Damga Vergisi Kanunu kapsamında ihbarda bulunulması, vergi dairesi tarafından belgeyi ibraz eden davacı hakkında vergi ve vergi ziyai cezası tahakkuk ettirilmesi neticesi doğduğu anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki 15.06.2009 tarihli hisse devir sözleşmesi hükmünün dava konusu olaya tatbik edilerek, davalının sorumlu tutulması mümkün değildir. Bir başka deyişle, davacının alacak kaleminin Damga Vergisi Kanunu ve Borçlar Kanunu müteselsil sorumluluk hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Nitekim, anılan kanunun 3. maddesi damga vergisinin mükellefi kağıtları imza edenlerdir, aynı Yasa'nın 24. maddesi birden fazla kişi tarafından imza edilen kağıtlara ait vergi ve cezanın tamamından imza edenler müteselsilen sorumludur, hükmünü haizdir.
Bu itibarla, mahkemece taraflar arasında müteselsil sorumluluktan kaynaklanan rücu talebinin, Damga Vergisi Kanunu 3, 24. maddeleri ile 818 sayılı BK'nın 146 (TBK'nın 167.) maddelerine göre değerlendirilip tartışılması gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün anılan taraf yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2014/19439 E., 2014/17958 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(6098 sayılı TBK. madde 167) maddesi uyarınca, sorumluluların iç ilişkide kusur oranına göre, birbirlerine rücu hakları da mevcuttur.
17. Hukuk Dairesi 2014/19439 E. , 2014/17958 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/05/2014
NUMARASI : 2011/438-2014/255
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davalı Beytullah ve S.. K.. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili; davalılardan E.. M..'ın sevk ve idaresinde olan hizmet aracının diğer davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu araçla çarpışması sonucu meydana gelen kazada hizmet aracının hasarlandığını belirterek, 13.562,85 TL hasar bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı B.. K.. vekili, kazanın meydana gelmesinde müvekkiline ait aracın sürücüsü olan Selami'nin kusurunun bulunmadığını, tazminat isteminin fahiş olduğunu öne sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı S.. K.. ve E.. M.. davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; bilirkişi raporu benimsenerek, her iki araç sürücüsünün %50'şer kusurlu ve aracın hasarının 13.500 TL olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne, 13.500 TL'nin 27.5.2009 kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı Beytullah ve S.. K.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı İ.. B.. vekili jandarma komutanlığına ait araçta meydana gelen hasarın müştereken ve müteselsilen tahsili için kendi araç sürücüsü E.. M.. ile diğer aracın işleteni B.. K.. ve sürücüsü S.. K.. aleyhine dava açmıştır.
818 sayılı BK.'nun 50 ve 51. maddeleri (6098 sayılı TBK. Madde 61 ve 62) ile müteselsil sorumluluk esaslarına göre, davacı idarenin sürücüsü olan E.. M.. davacı aracındaki zararın tamanından, davalı işleten B.. K.. 2918 sayılı KTK.nun 86. maddesi, davalı S.. K.. ise 818 sayılı BK.'nun 41 (6098 sayılı TBK. madde 49) ve devamı maddeleri uyarınca zarardan müteselsilen sorumludurlar.
Müteselsil sorumlulukta kural olarak, borçlulardan her biri, 818 sayılı BK.'nun 141 ve 142. maddelerine (6098 sayılı TBK. madde 162 ve 163) göre, borcun tamamından sorumludur. Nitekim, 2918 sayılı KTK.nun 88/1 maddesinde trafik olayı nedeniyle müteselsil sorumluluk öngörülmüştür. 818 sayılı BK.'nun 146. (6098 sayılı TBK. madde 167) maddesi uyarınca, sorumluluların iç ilişkide kusur oranına göre, birbirlerine rücu hakları da mevcuttur.
Bu durumda, mahkemece davacı aracın sürücüsü zararın tamamından, diğer davalılar ise, %50 oranındaki kendi kusurlarına isabet eden miktardan müteselsilen sorumlu tutulmaları gerekirken, bu durum gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Beytullah ve Selami vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar B.. K.. ve Selima Kirazcı'ya geri verilmesine, 8.12.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Sinan, Melis ve Kaya, alacaklı Aras'a karşı 150.000 TL borçtan "müteselsil borçlu" olarak sorumludurlar. Sinan, borcun tamamı olan 150.000 TL'yi ödemiştir. Borçluların kendi aralarındaki iç ilişkideki payları aksi kararlaştırılmadığı için eşittir. Ancak borçlulardan Kaya'nın tamamen ödeme güçsüzlüğü (aciz) içinde olduğu mahkemece tespit edilmiştir.
Müteselsil borçlulukta "rücu" hükümleri uyarınca Sinan, Melis'ten en fazla kaç TL talep edebilir?
A) 50.000 TL (Sadece Melis'in kendi payı)
B) 75.000 TL (Melis'in payı + Ödeme güçsüzlüğü içindeki Kaya'nın payının yarısı)
C) 100.000 TL (Melis ve Kaya'nın toplam payı)
D) 150.000 TL (Tüm tutar)
E) Sinan ödeme yaptığı için kimseden bir şey talep edemez.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.