TBK Madde 18C. Borç tanıması

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

Yürürlükte

Bu metin, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içerir.

Kısaca

Borcun sebebini içermeyen borç tanımasının geçerliliğini düzenler; borç tanıması ile alacağı kazanan üçüncü kişinin muvazaa savunmasına karşı korunmasını da kapsar. Soyut borç tanımasının bir sözleşme olduğu ve geçerlilik için şekil aranmadığı, Türk hukukunda borç tanımasının sebep gösterilmeden yapılabilmesi anlamına gelir. Maddenin kapsamı, borcun sebebini gösteren borç ilişkilerini ve sözleşmelerin yorumunu düzenlemez; sözleşmelerin yorumu (m.19) ve muvazaa hükümleri (m.19) ayrı maddededir.

Bu açıklama madde metninin yerini tutmaz; bağlayıcı olan aşağıdaki metindir.

Borcun sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerlidir.

Kanun metninde bu maddeHam metin
Madde gerekçesi

818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesini karşılamaktadır. Tasarının tek fıkradan oluşan 18 inci maddesinde, borcun sebebini içermeyen borç tanıması düzenlenmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Borcun sebebi" şeklindeki ibare, madde içeriğiyle uyumlu hâle getirilerek, "C. Borç tanıması" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinde kullanılan "...borç ikrarı muteberdir." şek lindeki ibare yerine, Tasarının 18 inci maddesinde, "Borç tanıması... geçerlidir." şeklindeki ibarenin kullanılması, teorik esaslara daha uygun görülmüştür. Gerçekten, söz konusu maddeyle, medenî yargılama usulünde, davanın tarafları arasında bir çekişmenin varlığını gerektiren bir borç ikrarının düzenlenmesi amaçlanmamıştır. Tasarının 18 inci maddesinde, borcun sebebi (ifa sebebi, alacak se bebi, bağışlama sebebi veya rücu alacağına sahip olma sebebi) belirtilmemiş olsa bile, böyle bir borç tanımasının geçerli olduğu kabul edilmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 236 nci ve onu izleyen maddelerinde düzenlenen "ikrar" terimiyle karıştırılmaması için, "borç ikrarı" yerine, "borç tanıması" teriminin kullanılması tercih edilmiştir. Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.

Gerekçe kanun koyucunun açıklamasıdır, hüküm değildir; çelişirse madde metni esastır. Kaynak belge

Bu maddedeki kavramlar

Bağlantılı kavramın sözlükte tanımı, geçtiği öteki maddeler ve örnek kararları var.

Bu maddenin ders anlatımı

  • Sözleşmelerde Şekil
    Borclar Hukuku · 2.1 Borcun Kaynakları - Sözleşme · 9:02
  • Borç Tanıması
    Borclar Hukuku · 2.1 Borcun Kaynakları - Sözleşme · 13:13
Ders videosunu platformda izle

Bu maddeye özel soru

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Tekstil tüccarı (T) ile müteahhit (M) arasında süregelen bir ticari uyuşmazlığın çözümü amacıyla (T), kendi el yazısıyla "Müteahhit (M)'ye olan 200.000 TL tutarındaki borcumu kabul ve beyan ederim." şeklinde bir belge düzenleyip imzalayarak (M)'ye vermiştir. Belgede borcun kaynağına ilişkin herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bir süre sonra (T) ödeme yapmayı reddetmiş ve borcun, iddia edildiği gibi 200.000 TL olmadığını, aslında malzeme teslimatları ve inşaat kusurlarından kaynaklanan karmaşık bir hesaplaşma sonucu daha düşük olduğunu ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır. Bu olayda, (T) tarafından imzalanan belgenin hukuki niteliği ve ispat yükünün dağılımı hakkında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

  1. A) Söz konusu belge, sebepten soyut bir borç tanıması niteliğinde olup, borcun varlığına dair bir karine teşkil eder; bu nedenle menfi tespit davasında, belgede yazılı miktarda borçlu olmadığını ispat yükü davacı (T)'nin üzerindedir.
  2. B) Belge, altında yatan hukuki ilişki belirtilmediği için mücerret borç ikrarı gücünden yoksundur; bu nedenle alacağın varlığını ve miktarını ispat yükü, davalı alacaklı (M)'nin üzerindedir.
  3. C) Taraflar arasındaki karmaşık ticari ilişki göz önüne alındığında, bu kadar basit bir belgenin düzenlenmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, belge şüpheli kabul edilmeli ve alacaklı (M), alacağın kaynağını başkaca kesin delillerle ispatlamalıdır.
  4. D) Sebepten soyut borç tanıması, borcun varlığına ilişkin kesin bir delil teşkil ettiğinden, (T)'nin artık borcun mevcut olmadığı yönünde bir iddiada bulunması veya aksini ispat etmesi hukuken mümkün değildir.
  5. E) (T)'nin borcun daha az olduğunu iddia etmesi bağlantılı bileşik ikrar niteliğindedir ve ikrarın bölünmezliği ilkesi gereği, ispat yükü yer değiştirdiğinden (M)'nin alacağını ancak (T)'nin kabul ettiği iddialar çerçevesinde yeniden ispatlaması gerekir.