6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 19

Türk Borçlar Kanunu 19. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

141 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2024/4663 E., 2024/5834 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
aleyhine dava açtıklarından iptal isteklerinin dinlenemeyeceği, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı, ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan ...
1. Hukuk Dairesi         2024/4663 E.  ,  2024/5834 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/332 E., 2017/193 K. HÜKÜM : Davanın kısmen kabulüne-Direnme Taraflar arasında birleştirilerek görülen araç kaydının iptal ve tescili, olmadığı takdirde bedel, olmazsa tenkis ve asıl davada ecrimisil davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davanın tenkis talebi bakımından kısmen kabulüne ilişkin karar davacılar ve davalı ... vekillerinin temyizi üzerine Dairece yapılan inceleme sonunda bozulmuş, bozma kararına karşı davacılardan ... ... ve ... ... ile davalı ... vekillerinin karar düzeltme istemi üzerine hüküm farklı bir gerekçe ile bozulmuş, Mahkemece birleştirilen dava tefrik edildikten sonra eldeki dava esasına kaydedilmiş ve ilk bozma kararına karşı direnilmiştir. Karar yasal süre içerisinde duruşma istekli olarak davacılar vekili tarafından ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; (dava dosyası 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile eklenen 6100 sayılı Kanun’un geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmekle) duruşma günü olarak saptanan 22.11.2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davacılar ... vd. vekili Avukat ... geldiler. Davetiye tebliğine rağmen davalı ... gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyanın Dairenin 22.11.2022 tarih 2022/5580 E.,7681 K.sayılı kararı ile 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Kanun’un 373/5 maddesi gereğince Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş, Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2024 tarih 2023-1-264 E., 2024/37 K sayılı kararı ile, kararın gerçek anlamda bir direnme olmadığından bahisle temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmekle, dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacılar ... ve ... ile birleştirilen davada davacılar ... ve ...; mirasbırakanları ...'ın maliki olduğu Kadıköy - Pendik hattında çalışan 34 M 0614 plakalı ticari minübüsü satış göstermek suretiyle oğlu olan davalı ...'ye 23.12.2003 tarihinde muvazaalı olarak temlik ettiğini, ...'nin de arkadaşı ...'a, ...'ın ise birleştirilen davada davalı ...'a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek birleştirilen davada anılan minibüsün sicil kaydının iptali ile terekeye iadesini, olmazsa bedelinin terekeye iadesini, olmazsa tenkis (asıl davada ayrıca ecrimisil) isteklerinde bulunmuşlar, davacılar vekili 08.10.2009 tarihli celsede talebini miras payına hasretmiştir. II. CEVAP Davalı ..., terekeye iade istendiğinden diğer mirasçıların da dahil edilmesi gerektiğini, liseden sonra murisle gece gündüz dolmuşta çalıştığını, 1987 yılında murisin bıraktığını, kendisinin devam ettiğini, ailesine baktığını, kardeşlerini okutup evlendirdiğini, satış bedelini iki daire satarak ve biriktirdiği para ile ödediğini, murisin aldığı para ile 8 daireli bina yaptırdığını, çocuklarına daire bırakmak için hattı sattığını, annelerinin hasta olduğunu, davacıların ilgilenmediğini, ...’a sattıktan sonra yanında sigortalı olarak çalıştığını, halen bizzat işlettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... cevap vermemiş; 06.01.2012 tarihli dilekçe ile, muvazaalı işlem olmadığını, bedeli ile satın aldığını, biraz çalıştırdığını ve dava dışı İsmail Akyüz’e sattığını belirtmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08.10.2012 tarihli ve 2008/383 E., 2012/543 K. sayılı kararıyla; birleştirilen davada davalı ...'ın muvazaalı satışı bilebilecek konumda olmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, asıl ve birleştirilen davada davalı ... yönünden tenkis ve ecrimisil isteklerinin kısmen kabulüne, 52.007,14'er TL ile 7.114,98 'er TL semere'nin 19.12.2008 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı kararıyla; taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, dava konusu ticari minibüste olduğu gibi hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işleminin hukuken geçerli olduğu, bu sebeple iptal ve tescil isteğinin reddinin doğru olduğu, ancak murisin tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunların gözetilmediği, murisin terekesindeki tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi, davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. V. KARAR DÜZELTME 1.Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı kararıyla; asıl davada davacılar ... ve ...’ın kayıt maliki ...'ü taraf göstermeyip... aleyhine dava açtıklarından iptal isteklerinin dinlenemeyeceği, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı, ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan ... ve ... yönünden miras payları oranında bedele hükmedilmesi, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan muris tarafından davalı ...'ye yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması halinde davacılardan ... .. ve ... 'un ecrimisile de hak kazanacakları, ... ve ... yararına takdir edilen ecrimisil yönünden davalı ...'nin temyiz itirazı bulunmadığı belirtilerek davalı ...’nin karar düzeltme isteğinin reddine, asıl davada davacıların karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairenin önceki bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve kararın açıklanan nedenden ötürü bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemece Verilen Direnme Kararı Mahkemenin 20.04.2017 tarihli ve 2016/332 E., 2017/193 K. sayılı kararıyla; birleştirilen dava dosyasının tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilerek eldeki dava esasına kaydedilmiş, birleştirilen davada davacılar ... ve ... yönünden yargılamaya bu dosya üzerinden devam edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı bozma kararı ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 Esas, 2014/7396 Karar sayılı karar düzeltme ilamları arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerektiği, kararların farklı ve çelişkili olmasının mahkemelere olan güven ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle 08.10.2012 tarihli ve 2008/383 Esas, 2012/543 Karar sayılı birleştirilen dosya hakkındaki kararında direnilmesine karar verilmiştir. 4. Direnme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili duruşmalı temyiz isteminde bulunmuştur. A. Temyiz Nedenleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; semerenin düşük hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; birleştirilen davada davacıların karar düzeltme istemedikleri ilk bozma ilamında direnilmesinin usul kurallarına aykırı, çelişkili bir durum yarattığını, ilk kararın hatalı bulduğunu, tüm davacılar bakımından farklı kararlar verilmemesi adına direnme hükmü kurulduğunu gerekçesinde ifade ederek amacının önceki kararda direnmek değil, karar düzeltme istemeyen davacıların durumunu iyileştirmek olduğunu, davalının usuli kazanılmış haklarının elinden alındığını, kararın gerekçesiz yazıldığını, dava konusu işlemin gerçek bir satış olduğunu, tanıkların satışların gerçek olduğunu doğruladığını, şahsi bir hak olan hattın devrinin resmi bir şekle bağlı olmadığını, davacıların ecrimisil talep etmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun gerekçesiz ve dayanaksız olduğunu, harç, vekalet ücreti ve faizin de yanlış hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Hukuk Genel Kurulu Kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 31.01.2024 tarih 2023-1-264 E., 2024/37 K. sayılı kararı ile; Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş yeni bir gerekçe ve olguya dayalı olarak kurulan hükmün yeni hüküm niteliğinde olduğu, temyiz incelemesinin Dairece yapılması gerektiği belirtilerek Daireye gönderilmesine karar verilmiş, karar taraflara tebliğ edilmiş, karar düzeltme yoluna başvurulmamıştır. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muvazaa nedeniyle trafik sicil kaydının iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, olmazsa tenkis istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesi, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297. maddesi 3. Değerlendirme Dosya içeriği ve toplanan tüm delillerden; muris ...'in Kadıköy-Pendik hattında çalışan dava konusu.... plakalı ticari minibüsünü 30.12.2003 tarihinde davalı oğlu...'ye satış suretiyle devrettiği, davalının da 27.04.2006 tarihinde dava dışı ...'a, onun da 20.08.2008 tarihinde davalı ...'a aktardığı, muris ...'in 21.03.2008 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak çocukları asıl davada davacı ... ve ..., birleştirilen eldeki davada davacılar ... ve ... ile davalı oğlu..., dava dışı kızları ..., ... ile eşi ...'nin kaldığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, HMK'nın 297/2. maddesi gereğince taleplerden her biri hakkında verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ve hakların sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekir. Ne var ki; dosyaya toplanan belgeler ve deliller, bozma ilamının açıklanması ve asıl davaya ilişkin karar düzeltme incelemesi üzerine verilen bozma ilamının eldeki davada çelişki oluşturduğu belirtmesinin ötesinde dosyanın esasına ilişkin gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Bilindiği üzere; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. O halde muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, ancak gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse muvazaadan söz edilir. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır. Mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Taraflar ister sadece bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Şu halde, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır. Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir. Nitekim bu ilke, 7.10.1953 günlü ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında çok açık bir şekilde dile getirilmiş; tapuda kayıtlı taşınmaz malın muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimselerin dava hakkına ilişkin uyuşmazlığın irdelendiği 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, tüm mirasçıların görünüşteki satış sözleşmesinin Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesine dayanarak muvazaalı olduğu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır. Taşınmaz mallar dışındaki değerlerde, eş söyleyişle taşınır mal, alacak ve haklarda, zilyetliğin geçişi yollarından olan kısa elden teslim, zilyetliğin havalesi ve hükmen teslim ile bağışlama yapılabileceği, burada özel olarak bir biçim öngörülmediği kuşkusuzdur. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 289.maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.” hükmünü amirdir. Şu durumda, taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. O halde; taşınır mal, alacak ve haklarda muvazaa iddiasının dinlenmesi olanaklı değildir. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü; somut olayda olduğu gibi, yapısı itibariyle bir taşınır mal olmasına karşın, trafikte kayıtlı bir aracın mülkiyetinin devrinin bir taşınır, hatta taşınmaz maldan daha farklı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olmasının, araçlarla ilgili temlikte Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı'nın uygulanmasını gerektirip gerektirmediği sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesinde, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterlerce ya da trafik şubeleri ve bürolarındaki yetkililerce yapılacağı belirtilmiştir. Şu düzenlemeye göre aracın satış yoluyla mülkiyetinin geçmesi için noterlerce ve trafik bürolarınca bir sözleşmenin yapılması gerektiği öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, böyle bir sözleşmenin geçerli olmasının resmi biçim koşuluna bağlı olduğu kuşkusuzdur. Yasa koyucu bir aracın mülkiyetinin geçişi için noterde resmi bir sözleşme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Demek oluyor ki, böyle bir devir işleminin hukuki sonuç doğurması için o sözleşmenin resmi biçimde yapılması bir geçerlilik koşuludur. Diğer bir anlatımla, alıcı ve satıcının iradelerinin hukuki sonuç doğurabilmesi için TBK'nın 12. maddesindeki düzenleme ve 2918 sayılı Kanun'un 20/d maddesi gereğince resmi biçimde yapılması gerekmektedir. Ancak bu halde yanların iradelerine hukuki sonuç bağlanabilecektir. Burada; yasa koyucunun, iradelerin ancak yasada öngörüldüğü biçimde birleşmeleri durumunda bir değer ifade edebileceğini, aksi halde sonuç doğurmayacağını ve geçersiz olduğunu düzenleme altına almak istediği açıktır. Görüldüğü gibi trafikte kayıtlı araçlar, yapıları itibariyle taşınır mal da olsalar mülkiyetlerinin geçişi taşınır ve taşınmazlardan farklı olarak özel ve kendine özgü bir düzenleme koşuluna bağlanmıştır. Bunun sonucu olarak, alıcı ancak satış senedinde belirtilen hukuki neden gereğince aracın mülkiyetini kazanabilecektir. O nedenle satış ise satış, bağış ise bağış gereğince gerçekleşebilecektir. Eğer bu konuda yanlar arasında bir danışıklık varsa, gerçekten bağış satış gibi gösterilmişse, gerçek iradeleri resmi senette birleşmemiş olması nedeniyle mülkiyet de geçmeyecektir. Yanların gerçek iradeleri ile senede yansıyan iradeleri birleşmediğinden, geçerli hukuki bir sonuç ortaya çıkmış sayılmayacak, delillerin imkân vermesi koşulu ile danışıklı bir işlemin varlığının kabul edilmesi gündeme gelecektir. Bu sonucun işlemin iptaline neden olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1999 gün ve E:1999/4-286 K:1999/293 sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir. Somut olaya gelince; birleştirilen davada davacılar ... ve ..., muris ...'ın maliki olduğu ... hattında çalışan .... plakalı ticari minübüsü muvazaalı olarak oğlu olan...'ye 30.12.2003 tarihinde temlik ettiğini, ...'nin de arkadaşı ...'a, ...'ın ise ...'a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı muvazaalı olduğunu ileri sürerek minibüsün sicil kaydının iptali, olmazsa bedel, olmazsa tenkis isteklerinde bulunmuşlardır. O halde, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 1.4.1974 tarih, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince araştırma ve inceleme yapılması, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Kabule göre de; temyize konu eldeki davada ecrimisil isteği bulunmadığı, davanın 30.000TL değer üzerinden açıldığı ve harç ikmali yapılmadığı, davacılar ... ve ... tarafından açılan asıl davanın eldeki dava ile bağlantılı bulunduğunun gözetilmesi gerektiği gibi, murisin temlik dışı taşınmazları ve otomobili bulunduğu halde tenkis hesaplaması yapılırken bunlar terekeye dahil edilmeden murisin terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifler araştırılmadan tenkis hesaplaması yapılması da doğru değildir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin değinilen yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, 22.11.2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen/eden davacılar vekili ve davalı ... vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşılıklı alınıp verilmesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2021/24724 E., 2023/5446 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Taraflar arasında görülen 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19 uncu maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17.
4. Hukuk Dairesi         2021/24724 E.  ,  2023/5446 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/14 E., 2021/244 K. DAVACILAR : 1... İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. 2.... ... ... San. ve Tic. Ltd. Şti vekilleri ... ... DAVALILAR : 1.... 2.... 3.SS ... Konut ... Kooperatifi HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulüne Taraflar arasında görülen 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 19 uncu maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili ile davalı kooperatif arasında 24.....1994 tarihli inşaat sözleşmesi yapıldığını, davalının sözleşmeden kaynaklı edimlerini yerine getirmediğini, 25.04.2004 tarihinde Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/262 esas sayılı dosyasında alacak davası açtıklarını, ... bu dosyanın Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/754 esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini, yargılama sonunda 53.805.03 TL'nin davalıdan tahsili ile davacı ... İnşaat Ltd Şti'e ödenmesine karar verildiğini, asıl davada ise red edilen kısım üzerinden yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacı ... ... Ltd Şti’ne ödenmesine karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini, karara istinaden ... Ltd. Şti'nin alacağının tahsili için ... 25 İcra Müdürlüğünün 2009/897 esas sayılı dosyası ile ... ... Ltd. Şirketinin alacağının tahsili için ise ... 25. İcra Müdürlüğünün 2009/898 esas sayılı dosyasından takip başlattıklarını, yapılan haciz esnasında borçlunun hacze kabil malının tespit edilemediğini, borçlu adına kayıtlı Pendik İlçesi, ... Mahallesinde kain 3994 ada, 2 parseldeki E blok 16 nolu bağımsız bölümün haczedildiğini, ancak üzerinde birden çok haciz olup taşınmazın kıymet takdirinin bu taşınmazla müvekkillerinin alacağının karşılanamayacağını ortaya koyduğunu, borçlu kooperatifin dava devam ederken borcunu ödemeden ferdileşmeye geçerek ortaklarına muvazaalı olarak adına kayıtlı taşınmazların tamamını devrettiğini, kooperatifin borcunu ödemeden ferdileşmeye geçmesinin alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olup davacıların alacağının tahsilini önlemek amacıyla yapıldığını, diğer davalıların da kooperatifin üyeleri olup borcun varlığını bilebilecek kişiler olduklarını, davalı kooperatif üyelerinin davalı borçlunun müvekkilinden mal kaçırmak için mevcudunu eksilttiğini bilmekte olduklarını, TBK nın 19 uncu maddesine dayalı olarak muvazaalı bu devir işlemlerinin müvekkili yönünden geçersiz olduğunun tespiti için bu davayı açtıklarını belirterek davalı borçlu kooperatife ait iken diğer davalı kooperatif üyelerine muvazaalı şekilde devredilen, davalı ... adına kayıtlı olan E Blok 11 nolu bağımsız bölüm ile davalı ... ... adına olan 15 numaralı bağımsız bölümün devir işlemlerinin geçersiz olduğunun tespiti ile müvekkillerinden ... İnşaat Şirketinin ... 25. İcra Müd. 2009/897 sayılı dosyası üzeriden takibe giren 85.828,81 TL alacağının, müvekkillerinden ... ... ... San. şirketinin ... 25. İcra Müd. 2009/898 sayılı dosyası üzerinden takibe giren 15.478,68 TL alacağının tahsili için anılan taşınmazların haciz ve satışına izin verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacıların yaptıkları icra takibi ile kooperatife ait bir dairesinin satılarak borcun tahsil edildiğini, ferdileşmeye geçilmesinde muvazaalı bir yön olmadığını, kooperatifin parasının olmaması nedeniyle davacılara olan borcun ödenemediğini, üye olan davalıların ferdileşme sonucu diğer üyeler gibi kendilerine düşen daireleri teslim aldıklarını, hileli ve kötüniyetli bir işlem bulunmadığını, iki üyeye yöneltilen talebin eşitlik ile bağdaşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 12.02.2015 tarihli ve 2014/241 Esas, 2015/42 Karar sayılı kararı ile "Ferdileşme işleminin kooperatifin amacının gerçekleşmesi üzerine, üyelerine düşen dairelerin belirlenmesi ve üyeler adına tesciline ilişkin olduğu, ferdileştime işlemi kanundan ve kooperatif ana sözleşmesinden kaynaklanan bir işlem olduğundan davalıların kötüniyetli ve muvazaalı olarak devralmalarından söz edilemeyeceği, kooperatifin halen tasfiyesinin tamamlanmamış olması da göz önüne alınarak bilirkişi raporuna göre 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 63 üncü maddesi gereğince ara bilanço tanzimi ile ana sözleşme çerçevesinde tüm üyeler mesul olmak kaydı ile borçların ödenmesi gerektiği, aksi halde sadece davalılar ... ve ...'in kooperatif borcundan sorumlu tutulmasının ve tasarrufu iptal etmenin kooperatifteki eşitlik ve hak ve nesafet ilkesine de aykırı düşeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 21.02.2018 tarihli ve 2015/11991 Esas, 2018/1205 Karar sayılı ilamıyla; "...Somut olayda, dava dilekçesindeki ... sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre davanın niteliği itibarıyla TBK'nın 19 uncu maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu, öte yandan bu davanın görülebilmesi için de davacıların borçlu kooperatiften alacaklarını tahsil etmemiş olmaları gerektiği, dosya içeriğinden borçluya ait 16 nolu bağımsız bölümle ilgili olarak satış işlemlerinin başladığı ancak sonucuna ilişkin bilgi olmadığının görüldüğü, bu durumda mahkemece, 16 nolu bağımsız bölümün satışından ve giderek alacağın tahsil edilmemiş olmasının saptanması halinde, davanın esasına girilerek satışın muvazaalı olup olmadığının araştırılması ve varlığının saptanması halinde ise İİK'nun 283/1 inci maddesi kıyasen uygulanarak alacağın tahsiline imkan verilecek şekilde hüküm tesis edilmesi, aksi durumda yani davacının bir alacağın olmadığının anlaşılması halinde ise dava ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Dairenin 18.09.2019 tarihli ve 2018/2879 Esas, 2019/8215 Karar sayılı ilamı ile davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..Bozma ilamında belirtilen 16 nolu bağımsız bölümün davacılar tarafından satılmadığı, davalılar ... ve ...'nın davalı kooperatifin üyeleri iken ferdileştirme ile 11 ve 15 nolu taşınmazlara ... oldukları, ancak ferdileştirme işlemi yapılırken kooperatifin tüm borçlarının ödenmesi gerektiği, davacıların ise davalı kooperatiften alacaklı oldukları, kooperatif üyelerinin alacaklılara karşı üçüncü kişi sayılamayacağı, kooperatifin borçlarını bilebilecek konumda oldukları, davalı kooperatifin tüzel kişiliği devam etmekte olup kesinleşmiş borçlarını ödemeden ortaklarına ferdileştirme ile devir yapması ve borcunu ödememesinin doğru görülmediği, üye olan diğer davalıların da kooperatifin borcunu bilebilecek durumda oldukları göz önüne alınarak ferdileştirme işleminin muvazaalı olarak yapıldığının kabulü gerektiği, davalılar ... ve ...'nın borç ödendikten sonra payları oranında diğer kooperatif üyelerine veya kooperatife rücu edebileceği" gerekçesiyle davanın kabulü ile davaya konu 11 ve 15 nolu bağımsız bölümlere ilişkin davalılar arasındaki tasarrufun (ferdileştirme işleminin) davacılar yönünden icra takip dosyalarındaki asıl alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere iptali ile alacağın tahsili için taşınmazların ... satışına izin verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; kooperatif defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik ara kararından dönülmesinin yerinde olmadığını, inşaatlar tamamlandıktan sonra 2004 yılında dairelerin üyelere tahsisi için yönetim kurulu kararı alındığını, 02.08.2004 tarihinde noterde kur'a çekiliş zaptı ile üyelere kanuna uygun şekilde dağıtıldığını, davalı üyelerin ise diğer üyelerden ayrılarak dairelerinin satışına karar verilmesinin eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, muvazaalı bir işlem bulunmadığını belirtmiştir. C. Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davacılara borçlu olan davalı kooperatifin, mal kaçırmak amacıyla ferdileşmeye geçerek kooperatif üyesi olan diğer davalılara yaptığı muvazaalı devir işlemlerinin geçersiz olduğunun tespiti ile haciz ve satış yetkisi verilmesi talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 283 üncü maddesinin birinci fıkrası, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 23 vd. maddeleri. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, özellikle davalı kooperatifin kesinleşmiş borcunu ödemeden ortaklarına devir yapmasının iyiniyetli bir davranış olarak kabul edilememesi, davalı kooperatif ortaklarının borcun varlığını bilmesi gereken kişiler olması gözetildiğinde davanın kabulünün dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ... sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 24.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/172 E., 2020/934 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla TBK 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır.
Hukuk Genel Kurulu         2018/172 E.  ,  2020/934 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “sıra cetvelinin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın değişik kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararıdavalı vekilitarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili 22.06.2012 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin ilama dayalı alacağından dolayı Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 takip sayılı dosyası ile borçlular ... ile...a yönelik olarak icra takibi başlattıklarını, takibin kesinleştiğini, borçlu ...’ın ücretinden bir defa kesinti yapılarak icra dosyasına yatırılması üzerine borçlu ...’in çalıştığı işyerinden hemen ayrılarak başka bir işyerinde çalışmaya başladığını, maaş haczi için yeniden yazı yazılarak işlem yapıldığını, ancak borçlu ...’ın yapılan takibi boşa çıkartmak amacıyla muvazaalı olarak kendisini davalı ...’a borçlu gibi göstererek ihtiyati haciz kararı aldırdığını ve Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2334 takip sayılı dosyası ile takibe geçip maaş haciz yazısı yazdırdığını ve borçlu ...’ın kendisine ödeme emri tebliğ edilmeden 21.03.2012 tarihinde İcra Dairesine gelip borcu kabul ederek teminatın çekilmesine muvafakat ettiğini, ödeme emrinin borçlu ...’e 04.04.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, takip yapılan senedin kambiyo senedi olmadığı gibi senet niteliği de taşımadığını, sahte senet düzenlendiğini, senette gösterilen keşide tarihinin 01.12.2012 olduğunu, tüm bu hususların borcun takibi sonuçsuz bırakmak için muvazaalı olarak yapıldığını gösterdiğini, senette bedelin malen ahz olunduğu belirtildiğine göre senet alacaklısının borçluya ne verdiğinin kanıtlanması gerektiğini, müvekkillerinin alacağın ve takibin iptalinde bir çıkarı olmadığı için, ancak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 142. maddesine göre sıra cetveline itiraz davası açma haklarının bulunduğunu, bu nedenle Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2334 takip sayılı dosyasının, müvekkillerinin alacaklı oldukları Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 takip sayılı dosya önünde olan maaş haciz ve sırasına itiraz ettiklerini ve iptalini talep ettiklerini ileri sürerek Kahramanmaraş 2. İcra Dairesi dosyasının vekil edenlerinin alacaklı olduğu Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 takip sayılı dosyası önündeki haciz sırasının iptaline ve tedbiren ödenmesi durdurulan paraların müvekkillerinin alacaklı olduğu takip dosyasına gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 16.07.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde; ihtiyati haciz kararına dayalı olarak dava dışı borçlu hakkında takip yaptıklarını, senedin sahteliğinin borçlu tarafından ileri sürülebileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Kahramanmaraş 2. Asliye HukukMahkemesinin 26.12.2012 tarihli ve 2012/155 E., 2012/590 K. sayılı kararı ile; davalı ...’ın dava dışı ... hakkında alacaklı sıfatıyla işlem yaptığı senedin tanzim tarihinin 01.12.2012 tarihi olduğu, senet alacaklısı olarak gözüken davalı ...’ın bu senede bağlı olarak borçlu ...’a yönelik olarak Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2234 E. sayılı dosyasında 19.03.2012 tarihinde örnek no:10 ile icra takibi başlattığı, eş söyleyişle senet tanzim edilmeden icra takibinin yapıldığı, ayrıca gerek ihtiyati haciz gerekse icra takip tarihi itibariyle (21.03.2012) senet borçlusu ...’ın aynı gün icra dairesine gelerek teminatın iadesine muvafakat ettiği, bu hususlar senet alacaklısı davalı tarafa hatırlatılmasına rağmen olumlu ya da olumsuz bir cevap alınamadığı, mevcut duruma göre Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2234 E. sayılı takip dosyasında işleme konulan senedin davacının ...’dan Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 E. sayılı dosyadaki alacak takibini sonuçsuz bırakmak gayesiyle yapılan danışıklı takip olduğu, takip tarihine göre de davacının takibinin önce olduğu gerekçesiyle; davanın değişik kabulü ile Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 E. sayılı takip dosyasının haciz infaz sırasının Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2234 E. takip sayılı dosyadan önce olduğuna ve Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2234 takip sayılı dosyaya sağlanan paraların Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 takip sayılı dosyaya aktarılmasına karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 18.11.2014 tarihli ve 2013/12520 E., 2014/16153 K. sayılı kararı ile; “…Bir davada taraflarca ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hâkimin doğrudan görevidir. Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla TBK 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkân verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın dava konusu şeyin aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının dava konusu şeyi haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de taraf teşkili sağlanmadan kurulan hüküm isabetli görülmemiştir. Mahkemece yapılması gereken iş davacıların alacaklı olduğu dava dışı borçlu ...'a dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması, bildireceği delillerin toplanması ve sonucuna göre yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dava konusu 1.12.2012 tanzim 11.3.2012 vadeli 25.000 TL meblağlı senet ile bu senede dayalı olarak yapılan 2012/2234 sayılı takip dosyasının muvazaalı olup olmadığının belirlenmesi, muvazaalı olduğu belirlendiği takdirde İİK 283/1 madde kıyasen uygulanarak davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak dava konusu muvazaalı senet ve bu senede dayalı takibin iptali ile muvazaalı senede dayalı takip dosyasından yapılan tahsilatın davacılara ödenmesi; aksi takdirde yani muvazaanın ispatlanamaması halinde davanın reddine karar vermekten ibarettir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2015/233 E., 2015/642 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak eldeki davanın takibin iptali davası olmayıp sıra cetvelinin iptali (düzeltilmesi) davası olduğu, bu nedenle, dava dışı ...'a davada taraf sıfatı olmayacağından davada taraf olarak yer almasının sağlanması ya da keyfiyetin ihbarı cihetine gidilmediği, dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre haciz sıra cetvelinin uygun görülmediği, rapor doğrultusunda Kahramanmaraş 3. İcra Dairesine ait 2011/2884 takip sayılı dosyadaki haciz sırasının Kahramanmaraş 2. İcra Dairesine ait 2012/2234 takip sayılı dosyadan önce olduğunun karara bağlanmasının gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın niteliği itibari ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesinde yer alan muvazaa hukuksal nedenine göre açılan iptal davası mı yoksa sıra cetvelinin iptali (düzeltilmesi) davası mı olduğu, burada varılacak sonuca göre borçlu ...'a dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliği ile taraf teşkilinin sağlanarak, bildireceği delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, mahkemece sıra cetvelinin iptali (düzeltilmesi), Özel Dairece 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesinde tanımlanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemi olarak nitelendirilmiştir. 13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 33. maddesinde yer alan “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.” ilkesi uyarınca maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak hâkime ait bir görevdir. Hukuksal nitelendirmenin yapılabilmesi için bir yandan dava dilekçesinde öne sürülen maddi olgular tespit edilmeli, bir yandan da davacının talebi ve davayı açmaktaki amacı doğru bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu noktada 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık kuralına da kısaca değinmek gerekmektedir. Maddeye göre, hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar bir kenara bırakılacak olursa talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Fakat hâkimin duruma göre talep sonucundan daha azına karar vermesinin önünde engel yoktur. Taleple bağlılık ilkesi özü itibariyle hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olduğunu ifade eder. İlkenin taşıdığı ilk anlam; tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceğidir. Buna göre tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu tespitin konusunu, istenilen hukuki sonuç oluşturur. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur. Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ikinci anlam ise tarafın talebinden fazlasına mahkemece karar verilememesidir. Taleple bağlı olma, yargılama sonucunda davacının talep ettiği haktan daha azına sahip olduğunun belirlenmesi durumunda uygulanmaz (HMK m. 26). Talepten azına karar verme “çoğun içinde az da vardır” esasına dayanmaktadır. Bu kural ise davacının talep sonucu ile aynı nitelikte olan daha azına karar vermeyi ifade etmektedir. Nitekim dava açıldığında davacının talebi maddi hukukta karşılığa sahip olduğu oranda mahkemeden hukuki koruma sağlanmasıdır (Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2018 tarihli ve 2017/23-2539 E., 2018/1149 K. sayılı kararı). 14. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü ve öne sürülen maddi olguların doğru bir şekilde nitelendirilmesi amacıyla her iki dava hakkında kısaca açıklama yapmakta fayda bulunmaktadır. 15. 818 sayılı BK’nın 18. (6098 sayılı TBK 19.) maddesinde; “Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır. Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz.” hükmü ile genel muvazaa düzenlenmiştir. Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa; “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.” Muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesi bulunmalıdır. 16. Muvazaa, mutlak muvazaa, nispi muvazaa gibi çeşitli türlere ayrılır. Tarafların gerçekte bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla, işlem yapmış gibi gözükmek için, görünürde bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” denir. Nispi muvazaada ise; taraflar aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi kendi iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Eş söyleyişle, nispi muvazaada taraflar görünürdeki işlem arkasında gerçek iradelerine uygun olmayan gizli bir işlem yaparlar. TBK’nın 19. maddesi ile sadece nispi muvazaa düzenlenmiş olup, bu maddede mutlak muvazaa hükme bağlanmamıştır ( Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 370). 17. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören üçüncü kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Üçüncü kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Muvazaalı işlemler ile kendisinin zararlandırıldığını ileri süren davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Çünkü muvazaa onlara karşı işlenmiş haksız eylem niteliğindedir. Muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağı, muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zaman geçmesiyle görünüşteki işlemin geçerli hâle gelmeyeceği kuşkusuz bulunduğundan muvazaa iddialarında zamanaşımı söz konusu olmaz. Davacının iddiasını kanıtlaması hâlinde iddianın dava konusu şeyin aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK’nın 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının dava konusu şeyi haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekmektedir. 18. İİK’nın 83/2. maddesine göre; maaş veya ücret üzerinde haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Maaş veya ücret üzerinde birden fazla haciz var ise bunlar icra müdürlüğünce sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. 19. Sıra cetveli İİK’nın 140 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bahsi geçen maddeler incelenecek olursa; “Sıra cetveli” başlıklı 140. maddede; “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar. Alacaklılar 206 ncı madde mucibince iflas halinde hangi sıraya girmeleri lazım geliyorsa o sıraya kabul olunurlar. Bununla beraber ilk üç sıraya kayıt için muteber olan tarih haciz talebi tarihidir.” “Cetvel suretlerinin tebliği” başlıklı 141. maddede; “Sıra cetvelinin birer sureti icra dairesi tarafından alakadarlara tebliğ edilir.” “Cetvele itiraz” başlıklı 142. madde de ise; “Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir. Dava basit yargılama usulüyle görülür. İtiraz alacağın esas ve miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dairse şikayetyoliyle icra mahkemesine arzolunur.” hükümlerine yer verildiği görülecektir. 20. Sıra cetveline karşı koymak isteyen alacaklı (bu konudaki takip hukuku kurallarının yanlış uygulandığını iddia etmeyip) sıra cetveline alınmış olan bir alacaklının alacağına veya onun sırasına (veya hem alacağına hem de onun sırasına ) itiraz etmek istiyorsa, o zaman sıra cetveline karşı, mahkemede itiraz yoluna başvurması, yani o alacaklıya karşı genel mahkemede dava açmalıdır (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, 2013, s. 730 vd.). Sıra cetveline itiraz davasında takip borçlusunun davalı sıfatı yoktur. İtiraz, alacağın esas ve miktarına yönelik ise dava yoluyla genel mahkemede ileri sürülmelidir. Muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraz davalarında davacı tarafça, kural olarak, borçlu ile davalı alacaklının anlaşmalı (muvazaalı) biçimde borç ilişkisi oluşturarak, diğer alacaklılardan mal kaçırma amacı ile hareket ettikleri ileri sürülmektedir. Muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükü, kural olarak, davalı alacaklıdadır. İstisnai durumlarda ispat yükü yer değiştirir. 21. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava takip alacaklısına karşı açılmış olup, dava dilekçesinde açıkça “müvekkillerinin alacağın ve takibin iptalinde bir çıkarı olmadığı için, ancak İİK’nın 142. maddesine göre sıra cetveline itiraz davası açma haklarının bulunduğu” belirtilmiştir. 08.10.2015 tarihli celsede, davacı vekilince sıra cetvelinin iptali davası açtıkları hususu vurgulanmıştır. Maaş haczine ilişkin işlemler sıra cetveli hükmünde olup, dava dilekçesinde ileri sürülen maddi olgulara göre açılan dava İİK hükümleri kapsamında muvazaa nedenine dayalı sıra cetveline itiraz davasıdır. Bu nedenle yerel mahkemece davanın niteliğine ve takip borçlusunun davada yer almasına gerek olmadığına dair belirlemesi yerindedir. 22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, somut olayda satış sonucu dosyaya bir para girişi olduğundan bahsedilemeyeceği, İİK’nın 83/2. maddesi uyarınca maaş üzerinde birden fazla haciz varsa bunların sıraya konulacağı, sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe diğerine geçilemeyeceği, maaş hacizleri ile ilgili yapılan bu sıralamanın İİK’nın 140. maddesinde tanımlanan sıra cetveli niteliğinde olmadığından davanın da İİK’nın 142. maddesi uyarınca açılan itiraz davası olarak nitelendirilemeyeceği, dava dilekçesinde yapılan açıklamanın da bu sonucu değiştirmeyeceği, zira hâkimin kanunları resen uygulamakla ve hukuki nitelendirmeyi bizzat yapmakla yükümlü olduğu, davanın 818 sayılı BK’nın 18. (6098 sayılı TBK’nın 19.) maddesinde yer alan muvazaa nedenine dayalı iptal davası olduğundan öncelikle taraf teşkilinin sağlanarak genel hükümlere ve ispat kurallarına göre yargılama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi amacıyla direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 23. Hâl böyle olunca, direnme uygun olup, işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun olup, davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.11.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacılar vekili; müvekkillerinin ilama dayalı alacağından dolayı borçlular ... ile...a yönelik olarak icra takibi başlattıklarını, takibin kesinleştiğini, borçlu ...’ın yapılan takibi boşa çıkartmak amacıyla muvazaalı senet düzenleyerek, kendisini davalı...’a borçlu gibi göstererek ihtiyati haciz kararı aldırdığını ve Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2334 takip sayılı dosyası ile takibe geçip maaş haciz yazısı yazdırdığını ve borçlu ...’ın kendisine ödeme emri tebliğ edilmeden 21.03.2012 tarihinde İcra Dairesine gelip borcu kabul ederek teminatın çekilmesine muvafakat ettiğini, K.Maraş 3.İcra Müdürlüğünün 2011/2884 esas sayılı dosyada ki maaş haciz sırasına itiraz ederek iptalini talep etmiştir. Mahkemece; Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2234 E. sayılı takip dosyasında işleme konulan senedin davacının ...’dan 3. İcra Dairesinin 2011/2884 E. sayılı dosyadaki alacak takibini sonuçsuz bırakmak gayesiyle yapılan danışıklı takip olduğu, kaldı ki takip tarihine göre davacının takibinin önce olduğu gerekçesi ile Kahramanmaraş 2. İcra Dairesinin 2012/2234 takip sayılı dosyaya sağlanan paraların Kahramanmaraş 3. İcra Dairesinin 2011/2884 takip sayılı dosyaya aktarılmasına karar verilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince; ...'a dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması, bildireceği delillerin toplanması ve sonucuna göre yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dava konusu 1.12.2012 tanzim 11.3.2012 vadeli 25.000TL meblağlı senet ile bu senede dayalı olarak yapılan 2012/2234 sayılı takip dosyasının muvazaalı olup olmadığının belirlenmesi, muvazaalı olduğu belirlendiği takdirde İİK 283/1 madde kıyasen uygulanarak davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak dava konusu muvazaalı senet ve bu senede dayalı takibin iptali ile muvazaalı senede dayalı takip dosyasından yapılan tahsilatın davacılara ödenmesi; aksi takdirde yani muvazaanın ispatlanamaması hâlinde davanın reddine karar vermesi gerektiği gerekçesi ile karar bozulmuştur. Mahkemece; davanın takip iptal davası olmayıp sıra cetvelinin iptali (düzeltilmesi) davası olduğu, bu nedenle, dava dışı ...'a davada taraf sıfatı olmayacağından davada taraf olarak yer almasının sağlanması ya da keyfiyetin ihbarı cihetine gidilmediği, dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre haciz sıra cetveli uygun görülmediği, rapor doğrultusunda Kahramanmaraş 3. İcra Müdürlüğüne ait 2011/2884 takip sayılı dosyadaki haciz sırasının Kahramanmaraş 2. İcra Müdürlüğüne ait 2012/2234 takip sayılı dosyadan önce olduğunun karara bağlanmasının gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Mahkeme ile Yüksek Daire arasında ki uyuşmazlığın konusu davanın niteliği itibari ile TBK’nın 19. maddesinde yer alan muvazaa hukuksal nedenine göre açılan iptal davası mı yoksa sıra cetvelinin iptali davası mı olduğu, buradan varılacak sonuca göre borçlu ...'a dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliği ile taraf teşkilinin sağlanarak, bildireceği delillerin toplanması ve sonucuna göre yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dava konusu 01.12.2012 tanzim 11.03.2012 vadeli 25.000,00TL meblağlı senet ile bu senede dayalı olarak yapılan 2012/2234 sayılı takip dosyasının muvazaalı olup olmadığının belirlenmesi ve muvazaalı olduğu belirlendiği takdirde İİK’nın 283/1 madde kıyasen uygulanarak davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak dava konusu muvazaalı senet ve bu senede dayalı takibin iptali ile muvazaalı senede dayalı takip dosyasından yapılan tahsilatın davacılara ödenmesine, muvazaanın ispatlanamaması hâlinde ise davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Sıra cetveli İİK 140 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İİK 140. maddesinde; “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemiye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar.” Düzenlemesi ve 141. maddesinde; “Sıra cetvelinin birer sureti icra dairesi tarafından alakadarlara tebliğ edilir.” Düzenlemesi ve 142. maddesinde ki “Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir. Dava basit yargılama usulüyle görülür. İtiraz alacağın esas ve miktarına taallük etmeyip yalnız sıraya dairse şikayet yoliyle icra mahkemesine arzolunur.” Düzenlemeleri birlikte değerlendirildiğinde İİK 142. maddeye dayalı sıra cetveline itiraz davasından bahsedebilmek için öncelikle borçlunun haczedilen mallarından satış nedeniyle dosya içerisine bir para girişi olmalıdır. Satış sonucu dosyaya giren bu para alacaklıların alacağının tamamını ödemeye yetmemesi durumunda icra memuru tarafından bu paranın alacaklılara dağıtılması için bir sıra cetveli düzenlemesi gerekir. Düzenlenen bu sıra cetveli alacaklılara tebliğ edilmesi sonucu alacaklılar sıra cetvelindeki kendisinden önce gelen sıradaki alacaklının alacağının esasına ilişkin itirazı varsa genel mahkemelerde sıra cetveline itiraz davası açacaktır. Somut dosyada satış sonucu dosyaya bir para girişinden bahsetmek mümkün olmadığı gibi, icra memuru tarafından bir sıra cetveli de düzenlenmiş ve taraflara tebliğ edilmiş değildir. Dosyada hacze konu borçlunun maaş haczine ilişkindir. Maaş haczi İİK 83. maddesinde “Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre borçlunun maaşının ancak dörtte biri haczedilebilecektir. Maaşın haczedilen dörtte biri haciz koydurma sırasına göre ilk önce ilk haczi koyduran alacaklının alacağının tamamı ödendikten sonra ikinci sıradaki alacaklının alacağı için maaşın dörtte biri haczedilerek ödenecektir. Maaş haczinde İİK 140 ve devamı maddelerinde belirtildiği gibi dosya içerisine satış sonucu giren paranın alacaklılar arasında paylaşılmasına ilişkin usul kabul edilmemiştir. Bir başka anlatımla maaş haczinde alacaklıların iştirakı kabul edilmemiştir. Ancak ilk sıradaki alacaklının alacağının tamamı ödendikten sonra diğerine geçilmesi kabul edildiğinden burada İİK 140. maddesi anlamında icra memurunca bir sıra cetveli yapılma imkânı bulunmamaktadır. Böyle bir sıra cetvelinden bahsedilemeyeceğine göre maaş haczine ilişkin olarak sıra cetveline itiraz davası açılması da mümkün değildir. Maaş haczinde ki kendisinden önce gelen haczin temelini oluşturan alacağın esasına ilişkin itiraz ancak haciz sırasına itiraz edilen takibin iptali ile mümkündür. Davacı her ne kadar dava dilekçesinde “Bizim, alacağın ve takibin iptalinde bir çıkarımız olmadığı için, Ancak İİK 142 maddesine göre sıra\_cetveline itiraz davası açma hakkımız vardır Bu nedenle Kahramanmaraş 2. İcra "Müdürlüğünün 2012/2334 takıp sayılı dosyasının bizim alacaklı olduğumuz K.Maraş 3.İcra Müdürlüğünün 2011/2884 esas sayılı dosyamız önünde olan maaş haciz sırasına itiraz ediyor ve iptalini istiyoruz.” ifadesi ile İİK 142. maddesine göre dava açtığını beyan etmiş olsa da hâkim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki nitelendirme ile bağlı olmayıp, HMK 33. maddesi gereği hakim kanunları re'sen uygular. Bu ilke çerçevesinde davacının “dosyamız önünde olan maaş haciz sırasına itiraz ediyor ve iptalini istiyoruz” ifadesinin hukuki nitelendirilmesi yapıldığında davacı maaş haczinde kendisinden önce gelen hacze ilişkin alacağın temelini oluşturan senedin dava dışı borçlu Hasan Çam ile davalının danışıklı (muvazaalı) olarak düzenlendiği iddiasına dayalı olarak bu takibin iptalini ve bu dosyada tahsil edilen paranın kendi dosyasına aktarılmasını istemektedir. Davalının icra dosyasında ki borçlunun maaşından haczedilen paranın davacının icra dosyasına aktarılabilmesi için zorunlu olarak davalının borçludan alacağına esas senedin muvazaalı olarak düzenlendiğinin ispat edilmesine bağlıdır. Bu ise tamamen muvazaaya dayalı senedin düzenlenmesinden ibaret tasarrufun iptali ile mümkündür. Senedin muvazaalı düzenlenmesine ilişkin tasarrufun iptali davasında ise borçlu davalı üçüncü kişi ile birlikte zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Bu nedenle mahkemece verilen direnme kararı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin kararında belirtildiği gibi ...'a dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması, bildireceği delillerin toplanması ve sonucuna göre dava konusu 1.12.2012 tanzim 11.3.2012 vadeli 25.000TL meblağlı senet ile bu senede dayalı olarak yapılan 2012/2234 sayılı takip dosyasının muvazaalı olup olmadığının belirlenmesi, muvazaalı olduğu belirlendiği takdirde İİK 283/1 madde kıyasen uygulanarak davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak dava konusu muvazaalı senet ve bu senede dayalı takibin iptali ile muvazaalı senede dayalı takip dosyasından yapılan tahsilatın davacılara ödenmesi; aksi takdirde yani muvazaanın ispatlanamaması hâlinde davanın reddine karar vermelisi şeklinde bozulmalıdır. Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının yüksek dairenin belirttiği gerekçeler ile bozulması gerekirken onanması yönünde ki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
1. Hukuk Dairesi, 2022/5580 E., 2022/7681 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bu durumda, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan ...
1. Hukuk Dairesi         2022/5580 E.  ,  2022/7681 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen trafik sicil kaydının iptali ve tescil davasında mahkemece verilen hükmün Dairece bozulması üzerine, verilen direnme kararı; yasal süre içerisinde duruşma istekli olarak davacılar vekili tarafından ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; (dava dosyası 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile eklenen 6100 sayılı HMK'nın geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmekle) duruşma günü olarak saptanan 22/11/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davacılar ... vd. vekili Avukat ... geldiler. Davetiye tebliğine rağmen davalı ... gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacılar ... ve ... ile birleştirilen davada davacılar ... ve ....; mirasbırakanları ...'ın maliki olduğu Kadıköy - Pendik hattında çalışan ....plakalı ticari minübüsü satış göstermek suretiyle oğlu olan davalı ...'ye 23.12.2003 tarihinde muvazaalı olarak temlik ettiğini, ...'nin de arkadaşı....'ın ise birleştirilen davada davalı ...'a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, anılan minibüsün sicil kaydının iptal-tescili, miras payları oranında bedel, olmazsa tenkis ve ecrimisil isteklerinde bulunmuşlardır. II. CEVAP Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08/10/2012 tarihli ve 2008/383 E., 2012/543 K. sayılı kararıyla; birleştirilen davada davalı ...'ın muvazaalı satışı bilebilecek konumda olmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, asıl ve birleştirilen davada davalı ... yönünden tenkis ve ecrimisil isteklerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı kararıyla; ''taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, dava konusu ticari minibüste olduğu gibi hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işleminin hukuken geçerli olduğu, bu sebeple iptal ve tescil isteğinin reddinin doğru olduğu, ancak miras bırakanın tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunların gözetilmediği, murisin terekesindeki tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi, davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi'' gerektiğinden bahisle mahkeme kararı bozulmuştur. V. KARAR DÜZELTME 1.Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 08/04/2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı kararıyla; ''Bilindiği üzere sicil kayının iptali ve tescil istekli davaların kayıt maliki aleyhine açılacağı asıldır. Davacılar ... ve ...; kayıt maliki ...'ü taraf göstermeyip ... aleyhine dava açtıklarından iptal istekleri dinlenemez. Bu durumda, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan ... ve ... yönünden miras payları oranında bedele hükmedilmesi, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Öte yandan miras bırakan tarafından davalı ...'ye yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması halinde davacılardan ... Bodur ve ...'un ecrimisile de hak kazanacakları kuşkusuzdur. Kaldı ki ... ve ... yararına takdir edilen ecrimisil yönünden davalı ...'nin temyiz itirazı bulunmamaktadır. Dairece maddi yanılgıya dayalı olarak davanın mahiyeti gereği ecrimisil takdir edilemeyeceği yönünde bozma yapılmıştır. Kabule göre de; miras bırakanın temlik dışı taşınmazları ve otomobili bulunduğu halde tenkis hesaplaması yapılırken bunlar terekeye dahil edilmeden miras bırakanın terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifler araştırılmadan tenkis hesaplaması yapılmasıda doğru değildir.'' gerekçesiyle Dairenin önceki bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve mahkeme kararının açıklanan nedenden ötürü bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemece Verilen Direnme Kararı Mahkemenin 20/04/2017 tarihli ve 2016/332 E., 2017/193 K. sayılı kararıyla; birleştirilen dava dosyasının tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilerek eldeki dava esasına kaydedilmiş, (birleştirilen davada) davacılar ... ve Nurten yönünden yargılamaya bu dosya üzerinden devam edilmiş, karar düzeltme yoluna başvurmayan birleştirilen 2009/2 Esas sayılı dosyanın davacıları yönünden Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı bozma kararına uyulup uyulmayacağı yönünde herhangi bir karar verilmediği, bu aşamada Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı bozma kararı ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08/04/2014 tarihli ve 2013/18769 Esas, 2014/7396 Karar sayılı karar düzeltme ilamları arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerektiği, kararların farklı ve çelişkili olmasının mahkemelere olan güven ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle mahkemenin 08/10/2012 tarihli ve 2008/383 Esas, 2012/543 Karar sayılı kararındaki birleştirilen dosya hakkındaki kararında (önceki kararda) direnilmesine karar verilmiştir. 4. Direnme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri 5.1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; semerenin düşük hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 5.2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; birleştirilen davada davacıların karar düzeltme istemedikleri ilk bozma ilamında direnilmesinin usul kurallarına aykırı, çelişkili bir durum yarattığını, mahkemenin verdiği ilk kararı hatalı bulduğunu, tüm davacılar bakımından farklı kararlar verilmemesi adına direnme hükmü kurduğunu gerekçesinde ifade ederek, amacının önceki kararda direnmek değil, karar düzeltme istemeyen davacıların durumunu iyileştirmek olduğunu, davalının usulü kazanılmış haklarının elinden alındığını, kararın gerekçesiz yazıldığını, dava konusu işlemin gerçek bir satış olduğunu, tanıkların satışların gerçek olduğunu doğruladığını, şahsi bir hak olan hattın devrinin resmi bir şekle bağlı olmadığını, davacıların ecrimisil talep etmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun gerekçesiz ve dayanaksız olduğunu, harç, vekalet ücreti ve faizin de yanlış hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; muris muvazaası hukuki nedenine dayalı trafik sicil kaydının iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir. 6.2. İlgili Hukuk Bilindiği üzere; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. O halde muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide, gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Şu halde, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun, muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır. Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa, görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir. Nitekim bu ilke, 7.10.1953 tarihli ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında çok açık bir şekilde dile getirilmiş; tapuda kayıtlı taşınmaz malın muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimselerin dava hakkına ilişkin uyuşmazlığın irdelendiği 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, tüm mirasçıların görünüşteki satış sözleşmesinin Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesine dayanarak muvazaalı olduğu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır. Hemen belirtilmelidir ki; taşınmaz mallar dışındaki değerlerde, eş söyleyişle taşınır mal, alacak ve haklarda, zilyetliğin geçişi yollarından olan kısa elden teslim, zilyetliğin havalesi ve hükmen teslim ile bağışlama yapılabileceği, burada özel olarak bir biçim öngörülmediği kuşkusuzdur. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 289. maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.” hükmünü amirdir. Şu durumda, taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde; taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. 6.3. Değerlendirme 6.3.1. Dosya içeriğine göre; tefrik edilen eldeki dosyada Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.04.2017 tarihli ve 2016/332 E., 2017/193 K. sayılı kararıyla önceki hükümde direnilmesine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Dairece 08/10/2019 tarihli ve 2017/4087 E., 2019/5116 K. sayılı gönderme kararı ile; asıl dava dosyasının taraflarınca yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine verilen 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu, mahkemece verilen direnme kararının ise yerinde olmadığı belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği, ne var ki, mahkemece Dairenin daha önceki 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararına karşı direnildiği, ancak Dairece anılan bozma ilamı değil de eldeki dosyanın tarafları bakımından bağlayıcı olmayan 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı bozma kararı esas alınarak, direnme kararının yerinde olup olmadığı hususunun değerlendirildiği, bunun üzerine Hukuk Genel Kurulunca 21/06/2022 tarihli ve 2019/1-692 E., 2022/956 K. sayılı gönderme kararı ile; direnme kararının yerinde olup olmadığı hususu hakkında direnme kararı verilen 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararı bakımından değerlendirilmesi için dosyanın yeniden Daireye gönderildiği anlaşılmaktadır. 6.3.2. Somut olayda, iptal ve tescil isteminin reddine karar verilmesinin doğru olduğu, bahsedilen ilkeler uyarınca bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmadığı, mirasbırakanın tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunların gözetilmediği, hal böyle olunca, mirasbırakanın terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi ve davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin de reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki Dairenin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararı yerindedir. VI. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Dairenin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararının düzeltilmesine gerek görülmediğinden, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca görevli YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2020/921 E., 2020/4133 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ava konusu taşınmazın kötüniyetli ve muvazaalı olarak devrediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğin
4. Hukuk Dairesi         2020/921 E.  ,  2020/4133 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... ve diğerleri aleyhine 27/12/2012 gününde verilen dilekçe ile muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18/09/2014 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalılar ... ve ... vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 24/11/2020 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine taraflardan kimsenin gelmediği görüldü, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacı vekili, müvekkili ile davalı ...'nın evli olduklarını, davalının aile konutu olarak kullanılan ... Mah., ...mevkii 800 ada 7 parsel sayılı taşınmazı müvekkilinin haberi olmadan 05/04/2012 tarihinde davalı ...’e düşük bir bedelle sattığını, yine ...’in de taşınmazı 24/04/2012 tarihinde diğer davalı ...’e düşük bir bedelle sattığını, yapılan satış işlemlerinin muvazaalı olduğunu belirterek muvazaa nedeniyle tapunun iptaline taşınmazın davalı ... adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.Mahkemece, dava konusu taşınmazın kötüniyetli ve muvazaalı olarak devrediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmüne yer verilmiştir.Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir.Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.Dava konusu olaya gelince; dava TBK'nın 19.maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı ile davalı ... arasında ...1 AHM'de 2012/370 E sayılı dosyası üzerinden açılan boşanma davasının karar tarihi itibariyle devam ettiği anlaşılmaktadır. Şu halde, mahkemece, anılan boşanma davasının sonucu beklenerek, bu dava sonunda davacının bir alacağı olmadığının anlaşılması halinde davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, aksi durumda yani bir alacağın var olması halinde ise boşanma dosyası da değerlendirilmek suretiyle davalılar arasındaki akrabalık ve tanışıklık da göz önünde tutularak TBK’nun 19.maddesine göre muvazaa olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği irdelendikten sonra, muvazaanın ispatı durumunda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı ve eksik değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24/11/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Muvazaa (danışıklılık), kural olarak her türlü borçlandırıcı ve tasarruf işleminde yapılabilir. Ancak hukuk mantığı gereği, "karşı tarafa ulaşması gerekmeyen" bazı tek taraflı işlemlerde muvazaa mümkün değildir. Aşağıdakilerden hangisi **muvazaanın yapılamayacağı** hukuki işlemlerden biridir?

A) Kira sözleşmesinin feshi
B) Yetkisiz temsilciye icazet verilmesi
C) Vasiyetname düzenlenmesi
D) Alacağın temliki
E) İbra sözleşmesi

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol