6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 22

Türk Borçlar Kanunu 22. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 22- Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. III. Yorumlanması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2024/1312 E., 2025/539 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Üniversiteden muvafakat alabilmek için talep edilen borç senedi/kefaletname belgesini imzalamak mecburiyetinde kaldığını, bunun üzerine Anadolu Üniversitesine geçişine muvafakat edildiğini, bu hususun Anayasada düzenlenen angarya yasağına, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 23. maddelerine aykırı olduğunu, sözleşme hükmünün geçersiz olduğunu, taksitlendirilen borçtan süreç içerisinde 30.40
3. Hukuk Dairesi         2024/1312 E.  ,  2025/539 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1209 E., 2023/2768 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adıyaman 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/110 E., 2021/679 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı Üniversitede araştırma görevlisi iken Anadolu Üniversitesinin açtığı doktora sınavını kazandığını ve geçiş için muvafakat istediğini, davalı Üniversiteden muvafakat alabilmek için talep edilen borç senedi/kefaletname belgesini imzalamak mecburiyetinde kaldığını, bunun üzerine Anadolu Üniversitesine geçişine muvafakat edildiğini, bu hususun Anayasada düzenlenen angarya yasağına, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 23. maddelerine aykırı olduğunu, sözleşme hükmünün geçersiz olduğunu, taksitlendirilen borçtan süreç içerisinde 30.409,41 TL'sinin ödendiğini ileri sürerek; müvekkilinin bakiye 577.778,79 TL'den borçlu olmadığının tespiti ile tahsil edilen 30.409,41 TL bedelin faizi ile birlikte davalıdan istirdadına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; menfi tespit ve istirdat davasının aynı dava içinde açılmasının usule aykırı olduğunu, borç ödendikten sonra ancak istirdat davası açılabileceğini, işlemin yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri doğrultusunda tesis edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu'nun (2547 sayılı Kanun) 35. maddesi gereğince Adıyaman Üniversitesi bünyesinde mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmediği, Anadolu Üniversitesinde girmeye hak kazandığı öğretim görevlisi kadrosuna geçebilmek için Adıyaman Üniversitesinden istifa ederek davaya konu kefalet senedini imzaladığı, mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerden kefalet senedi alınacağına ilişkin kanunda düzenleme bulunmadığı, bu yaptırımın Yönetmelikle düzenlendiği dikkate alındığında yerleşik Yargıtay kararları gereğince mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerden ancak maaş ve maaşa bağlı ödemeler haricindeki ödemelerin talep edilebileceği, mecburi hizmetle yükümlü davacının çalışarak hak ettiği maaşlarının ve kendisine yapılan maaşa bağlı ödemelerin geri alınmasının angarya yasağının ihlali anlamına geleceği, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporundan davacıya yapılan ve kefalet senedi ile geri istenilen ödemelerin tümünün emeğinin karşılığı olan maaş ve maaşa bağlı ödemeler olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne, davacının kefaletnameden dolayı davalı Üniversiteye borçlu olmadığının tespitine, ödenen 30.439,41 TL'nın dava tarihinden işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerekçeli, denetime elverişli bilirkişi heyeti raporu gözetildiğinde Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğinin anlaşıldığı, gerekçede yazan "davanın reddine" yönelik ibarenin yazım hatası olduğu, verilen kararda esas yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı Üniversite harçtan muaf olmasına rağmen Mahkemece harç alınmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; istinaf başvurusunun reddine, resen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kabulü ile davacının davaya konu Eskişehir .... Noterliğince düzenlenen 17.06.2020 tarihli ve 12673 yevmiye nolu kefaletnameden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, davaya konu kefaletname dolayısıyla davacı tarafından davalıya ödenen 30.409,41 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı Üniversite harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; aynı davada hem menfi tespit hem istirdat davası açılamayacağını, borç ödendikten sonra ancak istirdat davası açılabileceğini, müvekkili üniversitenin yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre hareket ettiğini, konunun Yönetmelikte düzenlenmesinin yeterli olduğunu, Yönetmeliğin kanuna aykırı olmadığını, davacının taahhütnameyi kendi hür iradesi ile imzaladığını, davacı tarafından mecburi hizmet yükümlülüğü yerine getirilmediğinden tahakkuk ettirilen tutarı ödemesi gerektiğini, vekalet ücretinin nispi olarak hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 2547 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca imzalanan kefalet senedinden kaynaklı menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. 1. 2547 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi; “Yükseköğretim kurumları; kendilerinin ve yeni kurulmuş ve kurulacak diğer yükseköğretim kurumlarının ihtiyacı için yurt içinde ve dışında, kalkınma planı ilke ve hedeflerine ve Yükseköğretim Kurulunun belirteceği ihtiyaca ve esaslara göre öğretim elemanı yetiştirirler. (Ek fıkra: 17/8/1983 - 2880/18 md.) Öğretim elemanı yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerin araştırma görevlisi kadroları, araştırma veya doktora çalışmaları yaptırmak üzere başka bir üniversiteye, Yükseköğretim Kurulunca geçici olarak tahsis edilebilir. Bu şekilde doktora veya tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik payesi alanlar, bu eğitimin sonunda kadrolarıyla birlikte kendi üniversitelerine dönerler. (Ek fıkra: 17/8/1983 - 2880/18 md.) Yurt içi veya yurt dışında yetiştirilen öğretim elemanları, genel hükümlere göre bağlı oldukları yükseköğretim kurumlarında mecburi hizmetlerini yerine getirmek zorundadırlar. (Ek cümle: 19/11/2014-6569/26 md.) Bu mecburi hizmet, eş durumu ve sağlık mazeretleri hariç olmak üzere başka yükseköğretim kurumlarında ve kamu kurum ve kuruluşlarında yerine getirilemez. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükseköğretim kurumlarında görev verilmez. Özel kanunlarla getirilen mecburi hizmet çalışmaları bu hüküm dışındadır." şeklinde düzenlenmiştir. 2. Bir Üniversite Adına Bir Diğer Üniversitede Lisansüstü Eğitim Gören Araştırma Görevlileri Hakkında Yönetmelik’in 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “Görevlendirme veya atama işlemlerinden önce adaylardan, kendilerine kadrosu tahsis edilen üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsünde 2547 sayılı Kanun'un 35. maddesi şartları içinde lisansüstü eğitim-öğretim süresi kadar mecburi hizmeti yerine getirmek zorunda bulunduklarına dair bir taahhüt ve kefalet senedi alınır. Bu senette ilgili araştırma görevlisinin lisansüstü eğitim-öğretimlerini tamamlamasından sonra ne kadar süre sonra kadroyu tahsis eden üniversiteye veya yüksek teknoloji enstitüsüne döneceğinin belirten bir hüküm de yer alır.'' hükmü düzenlenmiştir. 3. Açıklanan bu mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; davacı araştırma görevlisine mecburi hizmet çalışması karşılığında yapılan maaş ve katkı payı ödemelerinin iadesi halinde Anayasa’nın 18. maddesinde zorla çalıştırma yasağı ile birlikte düzenlenen angarya yasağına aykırı olarak ücret ödenmeksizin çalışmış olacağı, dava konusu taahhütname ve kefalet senetlerinde aksi yönde yer alan düzenlemenin ise zorla çalıştırma ve angarya yasağının ihlâli niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

11. Hukuk Dairesi, 2023/3262 E., 2023/3685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 25 inci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi         2023/3262 E.  ,  2023/3685 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2022/2 Esas, 2023/1 Karar HÜKÜM :Davanın reddi Taraflar arasında görülen hakem heyeti kararının iptali davasında Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi sıfatıyla verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalının arasında 24.06.2013 tarihli franchising sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşme kapsamında 09.07.2013 tarihinde davalıya 40.000,00 USD ödeme yapıldığını, ancak sözleşmeye konu iş yerinin açılamaması nedeniyle davalıya ödenen 40.000,00 USD'nin iadesinin istendiğini, sonuç alınamayınca tahkim yoluna başvurulduğunu, ancak oy çokluğu ile talebin reddine karar verildiğini, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin franchising sözleşmesinden kaynaklandığını, bu sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı düzenlendiğini, finansal açıdan kuvvetli olan davalı tarafından önceden düzenlenmiş matbu sözleşmeyi imzalamak durumunda kaldığını, ödenen bedelin irad kabul edileceği ve iade edilmeyeceğine ilişkin sözleşmenin üçüncü hükmünün geçerli olmadığını, hakem heyeti tarafından sözleşme hükmünün genel işlem koşulları açısından denetiminin yapılmamış olmasının kamu düzeni, kamu menfaati ve adil yargılama ilkelerine aykırı olduğunu, davacı tarafından davalıya yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını ileri sürerek tahkim kararının iptalini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 439 uncu maddesi gereğince hakem kararının iptali şartlarının oluşmadığını, davada hukuki yararın bulunmadığını, hakem heyeti kararının esasının bu davada incelenemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına aykırı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2023 tarih, 2022/2 E. ve 2023/1 K. sayılı kararıyla hakem kararının iptaline ilişkin hükümlerin 6100 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinde sınırlı olarak düzenlendiği, davacının hakem kararında sözleşmenin hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmediğini, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğunu ileri sürdüğü, 6100 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesi gereğince hakem yargılamasında mahkemelerin rolünün sınırlandırılmış olduğu, tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak uyuşmazlığın taraflarının uyuşmazlık hakkında karar verme yetkisini hakemlere verdiği, hakemin esasa ilişkin değerlendirmeleri yönünden mahkemenin bir denetleme yapmasının mümkün olmadığı gibi somut olayda hakem kararında kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediği, davacının sözleşme maddelerinin hakem heyeti tarafında re'sen değerlendirilmesi gerektiğini, sözleşmenin genel işlem şartlarına aykırılık teşkil ettiğini ve bu hususun kamu düzenine aykırılık oluşturduğunu ileri sürdüğü, ancak mahkemece bu hususun incelenmesinin hakem kararının esasının denetlenmesi ve yerindelik denetimi anlamına geleceğinden bu yöndeki iddianın yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin franchising sözleşmesinden kaynaklandığını, bu sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı düzenlendiğini, finansal açıdan kuvvetli olan davalı tarafından önceden düzenlenmiş matbu sözleşmeyi imzalamak durumunda kaldığını, ödenen bedelin irad kabul edileceği ve iade edilmeyeceğine ilişkin sözleşmenin üçüncü hükmünün geçerli olmadığını, hakem heyeti tarafından sözleşme hükmünün genel işlem koşulları açısından denetiminin yapılmamış olmasının kamu düzeni, kamu menfaati ve adil yargılama ilkelerine aykırı olduğunu, davacı tarafından davalıya yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye ilişkin hakem heyeti kararının iptali şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 25 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/9304 E., 2022/8811 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
Diğer yandan genel işlem koşulları; 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 ila 25 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2022/9304 E.  ,  2022/8811 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :... Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 12.01.2022 tarihli ve 2021/12960 Esas, 2022/155 Karar sayılı kararı ile davacının ....12.2011-13.07.2017 tarihleri arasındaki tüm çalışma dönemi bakımından açık bir hukuk seçimi mevcut olduğundan uyuşmazlığa Umman hukuku uygulanarak konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınıp değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin bozulmuştur. Dairemiz bozma kararına karşı Bölge Adliye Mahkemesince direnilmesi üzerine karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede; 12.01.2022 tarihli ve 2021/12960 Esas, 2022/155 Karar sayılı bozma kararına direnilmiş ise de yabancı unsurlu ... sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkta yabancı hukukun uygulanması taraflar açısından öngörülebilir bir durumdur. Taraflar bir hukuk seçimi yapmamış olsalar dahi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (5718 sayılı Kanun) 27 nci maddesinin ikinci fıkrası düzenlemesi doğrultusunda uyuşmazlıkta yabancı hukukun uygulanması mümkün olabilmektedir. Belirtmek gerekir ki 5718 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin birinci fıkrasında hâkimin, ... kanunlar ihtilafı kurallarını ve yetkili olan yabancı hukuku resen uygulayacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesine göre ise hâkim, ... hukukunu resen uygulamak durumundadır. Bu durumda daha önce farklı Yargıtay uygulamalarının bulunmasının, açık kanun hükümlerinin göz ardı edilmesine gerekçe olarak gösterilemeyeceği değerlendirilmiştir. Diğer yandan genel işlem koşulları; 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 ila 25 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Somut olayda ise taraflar arasında imzalanan yurt dışı ... sözleşmesinin mülga 818 sayılı ... Borçlar Kanunu’nun yürürlükte olduğu tarihte düzenlendiği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Bu nedenle yurt dışı ... sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibarıyla 6098 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler somut olaya uygulanamayacağı gibi bu hükümlerin, 6101 sayılı ... Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 2 nci maddesi gereğince kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin bir kural niteliğinde bulunmaması nedeniyle geçmişe etkili şekilde somut olaya uygulanması da mümkün değildir. Nitekim belirtilen ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2021 tarihli ve 2018/(19)11-1109 Esas, 2021/1718 Karar sayılı kararı ile 12.03.2020 tarihli ve 2017/11-36 Esas, 2020/290 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. 6098 sayılı Kanun'un genel işlem koşullarına ilişkin hükümlerinin bir an için somut olaya uygulanabilirliği kabul edilse dahi bu hükümlerin, hukuk seçimi anlaşmasının geçersizliğine gerekçe olamayacağını da belirtmek gerekir. Söz konusu hükümler, hukuk seçimi anlaşmasına uygulanacak hukukun ... hukuku olması hâlinde işlev görebilir. Bunun dışında 6098 sayılı Kanun’un bahsi geçen hükümleri, bunların doğrudan uygulanan kural niteliğinde kabul edilmeleri yahut yabancı hukukun ilgili hükümlerinin uygulanmasının ... kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde uygulanabilir (Rifat Erten, Yurt Dışında Çalışan ... Vatandaşı İşçilerin ...’de Açtıkları İşçi Alacaklarına Dair Davalarda Milletlerarası Yetki ve Uygulanacak Hukuk Meseleleri, Prof. Dr. Rıza Ayhan’a Armağan, C.I, ... 2022, s. 244). Yine yurt dışı ... sözleşmelerinde, işverenin bilgi verme yükümlülüğüne yönelik maddelere de rastlamak mümkündür. Maddeye aykırı davranışın yaptırımının açıklanmadığı bu tür sözleşme maddelerinin düzenleniş amacının, çalışılan ülke mevzuatına aykırı işveren uygulamasının önüne geçmek olduğu kabul edilmelidir. Bir başka anlatımla bu tür maddeler; işverenin çalışılan ülke mevzuatına uygun hareket etmesini sağlamaya bu bağlamda işçinin çalışılan ülke mevzuatına uygun olarak hak ve alacaklarını ... altına almaya yöneliktir. Dolayısıyla işverenin bilgi verme yükümlüğünü ihlâl etmesi, uyuşmazlığa çalışılan ülke mevzuatının uygulanmasını engeller mahiyette değerlendirilmemiştir. Somut uyuşmazlıkta, işçinin çalıştığı süre boyunca işini kararlaştırılan ülkede sürekli olarak yaptığı ve ...'de bir çalışmasının olmadığı; dolayısıyla geçici olarak başka bir ülkede çalıştığından söz edilemeyeceği kanısına varılmıştır. Açıkça hukuk seçimi yapılan dönem bakımından daha sıkı ilişkili hukuk değerlendirmesi yapılması, 5718 sayılı Kanun hükümleri karşısında mümkün değildir. Öte yandan işverence, açık hukuk seçimine karşın kararlaştırılan ülke hukukunun uygulanmamış olması ise tarafların fiili olarak ... hukukuna göre uygulama yapılmasını kararlaştırdığını değil sözleşmenin tek yanlı olarak uygulanmadığını gösterir. Açık olmayan ... mevzuatı kurallarının yorumlanmasında, işçi lehine yorum yöntemine başvurulması mümkündür. Ancak yorum gerektirmeyecek kadar açık olan hükümler işçi lehine de olsa yorumlanamazlar. İşçi lehine yorum ilkesi, yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlıklarda; ancak uygulanacak hukuk açıkça seçilmediğinde ve daha sıkı ilişkili hukukun tespiti bakımından gerektiğinde uygulanabilir. Şu hâlde direnmeye konu uyuşmazlıkta bu ilkeden hareketle sonuca varılması mümkün değildir. Kanunlar ihtilâfı hukukundaki kamu düzeni anlayışı ise, iç hukukun kamu düzeni anlayışından farklı ve daha dar kapsamlıdır. ... mahkemelerinin görevine ilişkin tahkim anlaşması ile uyuşmazlığa uygulanacak maddi hukuka ilişkin hukuk seçimi arasında bir bağlantı ya da benzerlik bulunmadığından aynı değerlendirme kriterlerine göre geçerliliklerin irdelenmesi de doğru değildir. ... sözleşmesi ile açık hukuk seçimi yapılmamış olsa bile daha sıkı ilişkili hukuk olarak yabancı ülke hukukunun uygulanmasının mümkün hâle gelebileceğinin gözetilmesi gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta yurt dışı ... sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, düzenlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuatın cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı; dolayısıyla taraflar arasında imzalanan yurt dışı ... sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Diğer yandan, direnme kararında Dairemizin 12.01.2022 tarihli bozma kararından sonra hangi gerekçe ile Umman hukukunun uygulanmadığı açıklanarak bozma kararı karşılanmaya çalışılmakla somut olayda yeni hüküm bulunmadığı değerlendirilmiştir. Belirtilen ve bozma kararında açıklanan diğer sebeplerle Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeple; Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 12.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Bir finansal kiralama şirketi, müşterisi olan KOBİ ile imzaladığı standart form sözleşmeye, "Kiracının temerrüdü halinde, şirketin sözleşmeyi feshetmesi durumunda, kalan tüm kira bedelleri muaccel olacağı gibi, kiralanan malın iadesine rağmen malın ikinci el satış değerinin muaccel olan borcu karşılamaması halinde dahi şirket, aradaki fark için kiracıya rücu etmeyecektir" şeklinde bir hüküm eklemiştir. Ancak bu hükmün devamında, neredeyse fark edilmeyecek küçüklükte bir puntoyla, bu kuralın sadece şirketin yazılı ve özel onayı ile uygulanabileceği belirtilmiştir. Mahkeme, bu hükmü, dürüstlük kurallarına aykırı olarak diğer tarafın aleyhine, onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte bulmuş ve genel işlem koşullarının içerik denetimi kapsamında "yazılmamış sayılmasına" karar vermiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, bu kararın sözleşmenin bütünlüğüne olan etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Yazılmamış sayılan bu hüküm haricinde, sözleşmenin diğer hükümleri geçerliliğini korur.
B) Kısmi hükümsüzlüğe ilişkin genel kural uyarınca, söz konusu hüküm olmaksızın tarafların sözleşmeyi yapmayacakları anlaşılıyorsa sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.
C) Sözleşmenin tamamı, dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle iptal edilebilir hale gelir ve KOBİ'nin bu hakkını kullanması beklenir.
D) Finansal kiralama şirketi, bu hüküm olmasaydı sözleşmeyi mevcut şartlarla yapmayacağını ispat ederek sözleşmenin tamamının kesin hükümsüzlüğünü ileri sürebilir.
E) Yazılmamış sayılan hükmün yarattığı boşluk, hâkim tarafından tarafların farazi iradeleri ve hakkaniyet çerçevesinde yeni bir düzenleme yapılarak doldurulur.