Türk Borçlar Kanunu 227. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 227- Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.
b. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
17 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/5424 E., 2024/1867 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının ayıptan kaynaklı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde alıcıya tanınan hakları yenilik doğurucu yani tüketilen haklardan olup alıcı bunlardan ancak birini kullanabilecek, başka bir anlatımla terditli olarak talepte bulunamayacağı, verilen kesin sürede seçimlik hakkını kullanmayan
11. Hukuk Dairesi 2022/5424 E. , 2024/1867 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/802 Esas, 2022/660 Karar
DAVALILAR : 1. Mengerler Ticaret Türk A.Ş. vekili Avukat ...
2. ...Türk A.Ş. vekili ...
DAVA TARİHİ :
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/556 E., 2022/74 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 166.600,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 08.06.2017 tarihinde davalı ...Ş.'den almış olduğu 2017 model ...Marka aracın teslim tarihinden sonra bir hafta geçmeden 13.06.2017 tarihinde motor soğukken araç rölantide ve seyir halinde titreme şikayeti ile aracı servise verdiğini, yazılım güncellemesi yapılmış olmasına rağmen 03.07.2017 tarihinde arıza sebebi ile aracın tekrar servise verildiğini, yine yazılım güncellemesi yapıldığını, fakat 12.07.2017 tekrar aracı servise götürüldüğünü, birden fazla servise götürülmüş olan araçta her defasında elektronik düzenin kontrol edilmesi amcı ile yazılım güncellemesi yapıldığını, araçta üretim hatası bulunuduğunun aşikar olduğunu, aracın hala serviste bulunduğunu, müvekkilinin dava konusu aracı ticari faaliyetinde kullanmak için aldığını, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile, ödemiş olduğu satış bedelinin faiziyle birlikte geri verilmesi, satılanın tamamen zaptında olduğu gibi yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesine, ayıplı maldan doğan doğrudan zararın giderilmesine, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesine, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme ile bedelinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde, davacının muayene ve ihbar mükellefiyetini süresi içinde ifa etmediğini ve kanunun kendisine yüklediği hususları yerine getirmediğini ve aracı bu haliyle kabul etmiş olduğundan bu konudaki tüm dava ve talep haklarının düştüğünü, dava dilekçesinde yer alan talep sonucun kanunda düzenlenen şartları taşımadığını, dava konusu araçta herhangi bir imalat hatası veya açık/gizli aybın söz konusu olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ...-Benz Türk A.Ş. vekili cevap dilekçesinde, dava konusu taleplerin açıklattırılması ve bu hususa ilişkin verilmiş süreye riayet edilmemesi durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın mezkur araçtaki şikayetlerinin varlığı kabul edilse dahi, davacının mevzuatın aradığı süreler dahilinde usulüne uygun ve süresinde bir ayıp ihbarında bulunmadığını, davanın dava konusu talep için kanunun aradığı şartlar bulunmadığından reddi gerektiğini, davacının sahip olduğu seçimlik haklarından onarım hakkını kullanmasından sonra ikame ettiği dava ile terditli olarak aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine ve aracın teslimi ile bedelinin iade edilmesine dair talepte bulunmasının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiğini, davada talep edilen maddi ve manevi tazminat taleplerinin maddi ve hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek, davanın görevsizlik nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, davanın hak düşürücü sürelere riayet edilmemiş olması nedeniyle usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının ayıptan kaynaklı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde alıcıya tanınan hakları yenilik doğurucu yani tüketilen haklardan olup alıcı bunlardan ancak birini kullanabilecek, başka bir anlatımla terditli olarak talepte bulunamayacağı, verilen kesin sürede seçimlik hakkını kullanmayan davacının lehine bir seçimlik hakka öncelik tanıyarak yargılamaya devam edilmesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 25 ve 26 ncı maddelerine açıkça aykırı olacağı, yasal ihtarata uygun olarak huzurdaki davacının 6100 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin birinci fıkrası (ğ) bendi uyarınca açık bir talep sonucu barındırmadığı gerekçesiyle aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/123 E. sayılı dosyasında ön inceleme tutanağında taraflarına talep sonucunu açık bir şekilde belirtmeleri için tebliğden itibaren bir haftalık kesin süre verildiğini, bahsi geçen eksikliğin tamamlanmaması durumunda davanın açılmamış sayılacağının ihtar edilmesine karar verildiğini, söz konusu ihtaratın taraflarına tebliğ edildiğini, 04.07.2018 tarihli dilekçede; asıl taleplerinin malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, terditli yardımcı taleplerinin bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme ile birlikte bedelin iadesi, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesi, yardımcı taleplerinin; yargılama giderleriyle satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi ile ayıplı maldan doğan doğrudan zararın giderilmesi hususlarını kapsadığı şekilde beyanda bulunulduğunu, İlk Derece Mahkemesinin 15.05.2018 tarihli tensip ara kararları gereğince ek bir dilekçeyle söz konusu taleplerin taraflarınca yeniden bildirildiğini, ancak bu aşamadan sonra İlk Derece Mahkemesince görevsizlik nedeniyle usulden red kararı verildiğini, görevli mahkemede görülmeye başlanan davanın öncekinin devamı niteliğinde olduğunu, görevli mahkemece araç üzerinde yeniden keşif yapılmasına karar verildiğini, keşif esnasında aracın çalıştırılamadığını, davacının verilen sürede araç bakımını yapmış olması sebebiyle tekrar keşif yapılmasına karar verildiğini bu kez de keşif usulüne uygun yapılmadığından taraflarınca itiraz edildiğini, bu aşamada taleplerini açıklamaları hususunda ilk derece mahkemesince taraflara süre verildiğini bunun üzerine 04.07.2018 tarihli dilekçeyi sunduklarını, mahkemenin görevsizlik kararının istinaf incelemesi neticesi kaldırıldığını, kararın kaldırılmasından sonraki 17.12.2019 tarihli celsede davanın usulden reddine karar verildiğini, halbuki görevsiz mahkemede yapılan usuli işlemlerin, görevli mahkemede de geçerli olduğunu, bu bağlamda 04.07.2018 tarihli dilekçeyle talep ettiklerini hatta sonrasında ek dilekçe de verdiklerini, feri talepler ile ilgili olarak inceleme yapılabilmesi için asıl talebin reddedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde alıcıya tanınan haklar yenilik doğurucu, yani tüketilen haklardan olup alıcı bunlardan ancak birini kullanabilecek, başka bir anlatımla terditli olarak talepte bulunamayacağı, kanun, alıcıya genel hükümlere göre tazminat talebinde bulunma hakkını tanıdığı gibi, maddenin 4 üncü fıkrasında hâkime, sözleşmenin feshi yerine bedelden indirim ya da satılanın onarılmasına karar verme konusunda seçimlik yetki tanındığı, bu nedenle, davanın terditli açılmasının mümkün olmadığı, mahkemece dava dilekçesinde talep sonucunun açık olmaması sebebi ile 6100 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin birinci fıkrası (ğ) bendi gereğince davacıya talep sonucunu açıklaması için bir haftalık kesin süre verildiği, aksi takdirde davanın açılmamış sayılacağının ihtar edildiği, davacı vekili tarafından söz konusu eksiklik tamamlanmadığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesi uyarınca satım sözleşmesine konu aracın ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak; satış bedelinin faiziyle birlikte geri verilmesi, yargılama giderleri ile satılan için yapılmış giderlerin ödenmesi, ayıplı araçtan doğan doğrudan zararın giderilmesi, olmadığı takdire malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
3. Değerlendirme
6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesine göre alıcı, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanbilir. Davacı vekili 23.05.2018 tarihli dilekçesinde öncelikle ayıplı malın misliyle değiştirilmesi talebinde bulunmuş olup belirtilen maddeye göre hakim satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Davacı vekilinin mehil verilmesi üzerine asıl talebini belirttiği, olmadığı takdirde sözleşmeden dönme ile bedelin iadesine hükmedilmesini talep ettiği anlaşılmakla davacı vekilinin bu beyanı; 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesine göre asıl talep olmadığı takdirde mahkemece de asıl talebin yerine hükmedilebilecek hususlara ilişkin olmakla mahkemece işin esasına girilerek inceleme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2022/2892 E., 2023/6671 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde yer alan seçimlik haklardan, sözleşmeden dönme ve genel hükümlere göre uğramış olduğu zararlan talep etme hakkının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacı tarafın sözleşmeden dönmeye yönelik talebinin
11. Hukuk Dairesi 2022/2892 E. , 2023/6671 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI :2019/1782 Esas, 2022/157 Karar
HÜKÜM :Yeniden hüküm tesis ile davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2016/1300 E., 2019/146 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 19.09.2014 tarihli 139.020,00 TL bedelli fatura karşılığında davalı şirketten 4 adet kum filtresi satın aldığını, filtrelerin ihbar olunan şirket tarafından 2015 yılı Ocak ayında müvekkiline teslim edildiğini, sonrasında üründe sorunlar çıktığını, defalarca yapılan tamir işlemine rağmen üründeki sorunların giderilemediğini, müvekkilinin maddi olarak zarara uğradığını, davalıya bilgi verilmesine rağmen sorunların giderilemediğini, kum filtrelerinin davalı tarafından taahhüt edilen niteliklere sahip olmadığı ve gizli ayıplı olduğu tespit edilerek 05.04.2016 tarihli ihtarname ile davalıya ayıp ihbarında bulunulduğunu, buna rağmen arızaların giderilmemesi üzerine ürünün yenisi ile değiştirilmesi için delil tespiti yaptırıldığını, ürünlerin gizli ayıplı olduğunun tespit edildiğini ileri sürerek sözleşmeden dönme hakkı kullanılarak ürün bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte iadesine, ayıplı mal nedeniyle uğranılan şimdilik 1.000,00 TL zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 31.10.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle, dava değerini 173.114,08 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ayıp ihbarının süresinde olmadığını, müvekkilinin üretici olmadığını, davacının istediği kum filtrelerinin dava dışı üretici ihbar olunan şirketten alındığını, müvekkilinin ihbar olunan şirketten satın aldığı kum filtrelerini davacıya sattığını, kum filtrelerinin üretici firma tarafından davacının işletmesine getirilerek devreye alındığını, davacının ürünlerin sorunlu olduğunu bildirmesi üzerine, davacının üretici firmaya yönlendirildiğini, üretici firmanın teknik servis göndermesine rağmen sorunların kısa bir süre sonra tekrarlandığını, sonrasında 2 defa daha tekrar servis gönderilmesine rağmen sorunların tekrarladığını, bunun üzerine üretici firmaya 16.03.2016 tarihinde, satılan malın ayıplı olduğu kabul edilerek tamir edilmesi hususunda ihtarname keşide edildiğini, ancak üretici firmanın ayıbı gidermediğini, oluşan zarardan üretici firmanın sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde yer alan seçimlik haklardan, sözleşmeden dönme ve genel hükümlere göre uğramış olduğu zararlan talep etme hakkının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacı tarafın sözleşmeden dönmeye yönelik talebinin kabulü ile sözleşme konusu 4 adet filtrenin davalı tarafa iadesi koşulu ile iade edilecek ürün bedeli olarak 117.814,08 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının ayıplı maldan dolayı zararı olarak hesaplanan tuzlu su bedeli 14.500,00 TL, onarım bedeli 11.800,00 TL ve ayıplı ürünlerin çıkarılıp yeni ürünleri yerleştirilmesi sebebiyle hesaplanan 29.000,00 TL olmak üzere toplam 55.300,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin yalnızca dava konusu kum filtrelerinin kağıt üzerinde satışını yaptığını, filtrelerin üretiminin dava dışı şirket tarafından yapılarak doğrudan davacı adresine teslim edildiğini, filtrelerin akvaryuma taşınması ve montajının ise bizzat davacı tarafından yapılarak montaj işlemlerinin hepsinin, dava dışı ihbar olunan şirket tarafından onaylandığını, müvekkilinin, filtrelerin üretim sürecine, nakliyesine ve montajına dahil olmadığını, filtrelerdeki gizli ayıplara sebep olamayacağını, üretici firmanın kontrol yapmasına rağmen tespit edemediği bir ayıptan, malın yalnızca satışını sağlayan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davanın kısmi açıldığını, dava konusu alacağa ıslah harcının yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi işletilmesi gerektiğini, belirsiz alacak davası olarak kabul edilemeyeceğini, zira davacının davayı açmadan önce zararını tespit ettirerek dava dilekçesinde zararını kalem kalem yazdığını, zarara üretici firmanın neden olduğu kanıtlanmasına rağmen hangi gerekçeyle zararın müvekkiline yüklendiğinin gerekçede açıklanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 6098 sayılı Kanun'un 223 ncü maddesinin ikinci fıkrasında ayıbın niteliğine göre satıcıya ihbar sürelerinin belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde satılanın ayıplı olması halinde alıcının seçimlik haklarının, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme olarak belirlendiği, somut olayda, dava konusu kum filtrelerinin davalı tarafından dava dışı üretici şirketten satın alınarak 19.09.2014 tarihli fatura ile KDV dahil 139.020,00 TL bedelle davacıya satışının yapıldığı, kum filtrelerinin 2015 yılı Ocak ayında davacıya teslim edildiği ve montajının yapıldığı, ancak montajdan sonra 2015 yılı Eylül ayından itibaren arızalanarak akvaryuma kum sızdırmaya başladığı, birden fazla olmak üzere onarım yapılmasına rağmen arızaların giderilemediği, yarılmalar nedeniyle su baskınına neden olduğu, davacının mail yazışmalarıyla süresinde ayıpları davalı satıcıya ihbar ettiği, sonrasında da 05.04.2016 tarihli ihtarname ile yine ayıp ihbarında bulunduğu, dolayısıyla ayıp ihbarının süresinde olduğu, bu hususun davalının da kabulünde olduğu, davacı tarafından yaptırılan delil tespiti sonrası düzenlenen bilirkişi raporu ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda ayıbın üretimden kaynaklanan gizli ayıp olduğu, kullanımdan kaynaklanmadığının belirlendiği, ayıplı ürünler nedeniyle davacının 14.500,00 TL+KDV tuzlu su kaybı, 11.800,00 TL+KDV onarım bedeli ve 29.000,00 TL+KDV filtrelerin yerleştirilmesi ve sökülmesi sırasında yıkılarak yeniden yapılması gereken duvara ilişkin bedel olmak üzere toplam 55.300,00 TL KDV hariç zarara uğradığı, davalı satıcının 6098 sayılı Kanun'un 219 uncu maddesi hükmü gereği satılanın ayıplı olması nedeniyle oluşan zararlardan alıcıya karşı sorumlu olduğu, satılandaki ayıbın üretim hatasından kaynaklanmasının davalı satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, bu nedenle Mahkemece, davacının sözleşmeden dönme seçimlik hakkını kullanması sonucunda ayıplı malın iadesi ile bedeline ve ayıplı ürünler nedeniyle oluşan zararın davalıdan tazminine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sözleşmeden dönme halinde birlikte ifa kuralı gereği, ayıplı malların davalılara fiilen iadesi tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin doğru görülmediği, davanın 1.000,00 TL dava değeri üzerinden kısmi dava olarak açıldığı, 01.11.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile de satış bedeli ve oluşan zarar kalemleri bakımından dava değerinin ıslah edildiği, davacı tarafça dava öncesinde 05.04.2016 tarihinde ihtarname keşide edilmişse de ihtarnamede ödeme talebi bulunmadığı, dava açılır iken ayıp nedeniyle uğranılan zarar kalemine faiz talep edilmediği, ıslah ile de arttırılan kısım için ödeme tarihlerinden itibaren faiz talep edildiği, dava açılması saklı tutulan haklar yönünden temerrüt oluşturmadığından, ıslah dilekçesi ile talep edilen miktar yönünden temerrüdün, ıslah harcının yatırıldığı 01.11.2018 tarihinde gerçekleştiği, bu durumda 1.000,00 TL tazminat bakımından faize hükmedilmemesi, ıslahla artırılan 54.300,00 TL yönünden de ıslah tarihi olan 01.11.2018 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeninden hüküm tesisine, davanın kabulüne, davacı tarafın sözleşmeden dönmeye yönelik talebinin kabulü ile sözleşme konusu olan 4 adet filtrenin davalı tarafa iadesi koşulu ile iade edilecek ürün bedeli olarak 117.814,08 TL'nin satım konusu malların fiilen iade edildiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının ayıplı maldan dolayı zararı olarak hesaplanan 14.500,00 TL tuzlu su bedeli, 11.800,00 TL onarım bedeli ve 29.000,00 TL filtrelerin yerleştirilmesi ve sökülmesi sırasında yıkılarak yeniden yapılması gereken duvar bedeli olmak üzere toplam 55.300,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen tazminatın ıslah ile artırılan 54.300,00 TL kısmına ıslah tarihi olan 01.11.2018 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kağıt üzerinde satış yapan müvekkilinin üretici firmadan kaynaklanan gizli ayıptan sorumlu tutulamayacağını, davada öncelikle zararın kaynağı tespit edilerek husumetin buna göre belirlenmesi gerektiğini, davanın davacıya satılan malların garantisini veren dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğini, zararın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığı kanıtlandığı halde hangi gerekçe ile kusurun müvekkiline yüklendiğinin açıklanmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava taraflar arasındaki satış sözleşmesi sonrası davacıya teslim edilen ürünün ayıplı olduğundan bahisle oluşan zararın tazmini ve sözleşmeden dönerek ürün bedelinin iadesi talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi.
3. 6098 sayılı Kanun'un 219, 223 ve 227 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/4691 E., 2023/524 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
eye yönelik olarak kabulü gerektiği, davalının sattığı malzemeler için 2 yıl garanti verdiği; ancak bu süreden önce renklerinde solma meydana geldiği, satıma konu malın ayıplı olduğu, ayıptan sorumluluk halinde alıcının seçimlik haklarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde düzenlendiği, davacının da ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini genel hükümlere
11. Hukuk Dairesi 2021/4691 E. , 2023/524 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki ayıplı satıma dayalı alacak ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 24.01.2023 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Marshall firmasının satış noktalarındaki yeni tabelaların imal ve montaj işini üstlendiğini, bununla ilgili olarak malzeme tedarik amaçlı davalı ile 09.12.2011 tarihinde bir sözleşme akdettiğini, davacının Marshall'a karşı edimini ifa ettikten sonra teslim ve montajdan itibaren bir yıl geçmemiş olmasına karşın, beyaz renkli PS malzemelerin çoğunda solma ve kararma tespit edildiğine dair bildirim aldığını, 11.06.2013 günlü ihtarla ayıp bildiriminde bulunduğunu, davalının malzemelerle ilgili olarak 2 yıl garanti vermesine karşın gerekeni yapmadığını, ortaya çıkan maddi zararın kapsamının yapılan araştırmalardan sonra meydana çıkabileceğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 50.000,00 TL manevi tazminat ve alacaklı olduğu 6.500,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talep artırımında bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekeçesinde; davacı ile arasında bağlayıcılığı olan bir yazılı akit olmadığını, davacının gönderdiğini ileri sürdüğü ihtarnamenin de müvekkiline ulaşmadığını, müvekkilinin davacıya ürünler ile ilgili bir garanti vermediğini bilakis davacının PS malzemenin yapısını ve sararacağını bilerek bu ürünü talep ettiğini, davacıya karşı bir sorumluluğunun olmadığını ayrıca davacının ayıp bildirimini de yasada öngörülen sürede yapmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulduğu, davalının ayıplı mal teslim ettiği, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davacının ayıplı ürünler nedeniyle yaptığı harcamaların tespit edildiği, ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğunu ayrıca ticari defterlere göre davalıdan alacaklı bulunduğu; ancak manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; belirsiz alacak davası açtıklarını ve ıslah talebinde bulunulmadığını, aksine talep artırımı dilekçesiyle müddeabihin arttırıldığını, artırılan kısmın da kabul edilmesi gerektiğini, itibar kaybına uğrayan ve buna bağlı olarak ticari faaliyetine son vermek durumunda kalan müvekkilinin manevi tazminat talebinin reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ürünlerin ayıplı olmadığını, davacının ucuz ürün tercih ettiğini, müvekkilinin davacıya malzemenin zamanla sararma yapacağını bildirdiğini, bilirkişilerce hiçbir ürün incelenmeden dosya üzerinden yapılan incelemeyle görüş bildirildiğini, ayıp ihbarının süresinde olmadığını, delil tespiti dosyasındaki bilirkişi raporu müvekkiline tebliğ edilmediğinden delil değeri bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava açılması ile kesilmiş olan zamanaşımı süresi tüm alacak için geçerli olup davacının da bilirkişi raporu ile talep edebileceği alacak miktarı belirlendikten sonra harcını yatırmak suretiyle bedel artırımı yaptığı, Mahkemece davacının bedel artırımının ıslah kabul edilmesinin hatalı olduğu, davacının istinaf başvurusunun gerekçeye yönelik olarak kabulü gerektiği, davalının sattığı malzemeler için 2 yıl garanti verdiği; ancak bu süreden önce renklerinde solma meydana geldiği, satıma konu malın ayıplı olduğu, ayıptan sorumluluk halinde alıcının seçimlik haklarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde düzenlendiği, davacının da ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini genel hükümlere göre talep ettiği, dava tarihi itibarıyla henüz ortada davacı açısından gerçekleşmiş somut bir zarar bulunmadığı, alacağın dava tarihi itibarıyla muaccel olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin gerekçeye yönelik olarak kısmen, davalının istinaf talebinin maddi tazminata yönelik olarak kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile davanın kısmen kabulüne, 6.500,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ayıp nedeniyle seçimlik haklardan sözleşmenin feshi ve bedel iadesi talep ettiklerini, sadece uğranılan zararın tazmini talep edilmiş gibi değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, kök rapora itiraz dilekçesinde de bu taleplerin ifade edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ticari satıma konu malların ayıplı olması nedeniyle alacak ve maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup uyuşmazlık, zararın ne kadar olduğu, belirsiz alacak davası açmanın mümkün olup olmadığı ve ıslah tarihinde zamanaşımının dolup dolmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun’un 219 uncu, 227 nci ve 231 inci madderi
3. Değerlendirme
1.Davacı, ticari ilişki kapsamında davalıdan aldığı malların ayıplı olduğunu iddia etmekte ve belirsiz alacak davası olarak açılan davada maddi zararının tespiti ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 6.500,00 TL cari hesap bakiyesi alacağı ve 50.000,00 TL manevi tazminat talep etmektedir. Davacı vekili bilirkişi raporu sonrası, 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talebini arttırmış ve maddi tazminat talebini 148.835.00 TL olarak beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının 05.11.2018 tarihli dilekçesi ıslah olarak kabul edilmiş ve zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle maddi tazminat olarak 1.000,00 TL’ye hükmedilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince bu dilekçenin ıslah değil talep artırım dilekçesi olduğu; ancak henüz zararın doğmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
2.Esasen davacının, tabela imal ettiği bazı müşterilerinden tabelaların gün ışığından kaynaklı olarak sarardığı yönünde bildirimler gelmesi üzerine zararının henüz ne boyutta olduğu ortaya çıkmadan dava açma yoluna giden davacı, zararım artmaya devam ediyor diyerek dava dilekçesinde şimdilik 1.000,00 TL tazminat talep etmiştir. Davacının belirsiz alacak davası açması somut olay gözetildiğinde mümkün olmadığı gibi dava tarihinden sonra ortaya çıkacak ve tespit edilecek zararların işbu davanın kapsamına dahil edilmesi de mümkün değildir. Ancak dava tarihi itibarıyla doğmuş zararlarının tazminini talep edebilecektir. Bununla birlikte davacı, ayıp nedeniyle davalının zarardan sorumlu olduğunu ileri sürmüş ise de 6098 sayılı Kanun’un 231 inci maddesine göre satıcının satılandaki ayıptan sorumluluğu satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Dava tarihi itibarıyla iki yıllık zamanaşımı süresi geçmemiş olup davacı 6098 sayılı Kanun’un 227 nci maddesinde sayılan seçimlik haklardan, sözleşmeden dönme ve semenin iadesini talep etmiştir. Alınan bilirkişi raporları sonrası 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talep artırımında bulunmuş ise de bu tarih itibarıyla artık iki yıllık zamanaşımı süresinin de geçmiş olduğu anlaşıldığından, Mahkemece davacının dava dilekçesinde harçlandırdığı maddi tazminat talebinin 1.000,00 TL olduğu gözetilerek bu talep yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle maddi tazminat talebinin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
( Muhalefet Şerhi)
K A R Ş I O Y
Belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmek suretiyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması kaydı ile 1.000.00 TL'nin tahsiline yönelik maddi tazminat davasında
a) İptal edilen satış kapsamında davalıya ödenen bedelin iadesi,
b) Ayıplı malla üretilmiş olmakla solan tabelaların değişimleri nedeniyle düçar olunan zararın tazmini istenmektedir.
Davalıya ödenen bedelin iadesi istemi yönünden bu kalem alacak davacının ticari defterlerinde kayıtlı olup davacı davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebileceğinden bu istem yönünden HMK 107 maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının koşulları gerçekleşmemiştir.
Sayın çoğunluğun bu kalem istem yönünden belirsiz alacak davası açılamayacağına ilişkin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak davacı ayıplı malla üretildiği için solan tabelaların değişimi nedeniyle de aynı alacak kalemi içinde maddi tazminat isteminde bulunmuş olup çoğunluğun bu talebinde belirsiz alacak davasına konu olamayacağına ilişkin kabulüne katılmak mümkün değildir.
6100 sayılı HMK 107/1 maddesinde "Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değer belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği" düzenlenmiştir.
Ayıplı ve davaya konu malzeme, davacı tarafından davalıdan 09.12.2011 tarihinde satın alınarak, dava dışı Marshall ile arasındaki 27.12.2011 tarihli sözleşmeye göre imal edilmiştir.
Dava konusu PS levhaların 1 sene içinde sarardığı 11.07.2013 tarihli tespit bilirkişi raporu ve dosyada alınan raporlar ile sabittir.
Nitekim ayıp ihbarı, dava açılmadan önce davacı tarafından keşide edilen ihtarname ve e-mailler ile yapılmış olup artık dava tarihi itibari ile davacının zararı sabittir.
Davacının, Marshall ile arasındaki 27.12.2011 tarihli sözleşmeye göre yeniden imalat yaparak teslim etmesi gerekmektedir.
Davacı tarafından yeniden imal ve montaj edilecek tabelaların sayısı ve bulundukları yerler ile bu uğurda sarf edeceği gideri dava tarihi itibariyle tam ve kesin olarak belirleyebilmesi mümkün değildir.
Bu hususta davacının yaptığı giderler, dava açıldıktan sonra 3. kişi şirketlerce düzenlenen faturalara göre 143.853.87 TL'dir.
Davacı zararının, yargılama sırasında düzenlenen faturalarla belirli olması, dava açıldığı tarih itibariyle zararın davacı yönünden tam ve kesin olduğunu kabule yeterli değildir.
Bu halde, davacının ayıplı malla üretilmiş olmakla solan tabelaların değişimleri nedeniyle düçar olunan zararın tazmini talebi HMK 107 maddesinde ifade edilen belirsiz alacak davası niteliğindedir.
Sayın çoğunluğun, bu kalem tazminat talebinin belirsiz alacak davasına konu olamayacağına ilişkin görüşüne açıklanan nedenlerle katılamıyorum.
MUHALEFET ŞERHİ
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki fikir ayrılığı, somut dava sebebine göre, belirsiz alacak davası açılması şartlarını taşımadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan davanın harçlandırılan bölümünün kısmî dava kabul edilerek yargılamaya bu kısım bakımından devam edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Belirsiz alacak davası hukuk sistemimize ilk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile girmiştir. HMK'nın 107. maddesinde belirsiz alacak davası açılmasının şartları düzenlenmiştir.
Niteliği itibariyle bir eda davası olan belirsiz alacak davasında tam eda davasından farklı olarak dava dilekçesinde tespit edilebildiği ölçüde geçici bir talep sonucunun belirtilmesi yeterlidir.
Belirsiz alacak davasının amaçlarından birisi, davanın başında talep sonucunu tam olarak belirleyemeyen davacının yüksek yargılama giderine mahkum olma riskinin giderilmesidir. Dava açarken alacak miktarını tam olarak bilemeyen ve bu nedenle talep sonucunu tam olarak yazamayan davacı, talep sonucunu yüksek tutarsa, alacağının kabul edilmeyen bölümü için, davada haksız çıkmış olacak ve bu miktar için yüksek bir yargılama giderine mahkum edilebilecektir. Belirsiz alacak davası, davacının alacağını tahkikat aşamasında belirlenmesinden sonra, belirlemesi ve talep etmesine imkan tanıyarak bu riski ortadan kaldırmaktadır.
Belirsiz alacak davası ile davacı yanlış ya da düşük talepte bulunma riskinden de kurtulmuş olacaktır. Davacı yüksek yargılama giderlerinden korkarak talebini az ileri sürerse, maddi hukuk açısından haklı olduğundan daha az bir alacağa sahip olacaktır.
Belirsiz alacak davası, kısmi davanın ardından talep sonucunun artırılması halinde zamanaşımı süresinin dolması riskini de bertaraf etmektedir. Zamanaşımı süresi, belirsiz alacak davasının açılması ile tüm alacak için kesildiğinden, davacının belirleyemediği alacağının zamanaşımına uğraması riski bulunmamaktadır.
Belirsiz alacak davası, davacının gereksiz masraf yapmasına, ikinci bir dava açmasına ve çelişik hüküm verilmesine engel olmaktadır. Bu aslında usûl ekonomisine de uygundur. Böylelikle ikinci bir dava açılmasına ya da aynı davada ıslah yoluna başvurulmasına gerek kalmamakta, dolayısıyla zaman ve masraf yönünden tasarruf sağlamaktadır.
Talep sonucunun belirli olması, alacağın dava açılırken belirlenebildiği hallerde zorunlu bir unsur olarak aranmalıdır. Buna karşılık, alacağın belirlenemediği hallerde davacıdan mutlaka talep sonucunu belirlemesi beklenmemelidir. Ancak bu sayede usûl hukukunun amacı olan subjektif hakların gerçekleşmesi sağlanabilir.
Belirsiz alacak davasının kabul edilmesinin bir başka nedeni, alacaklının dava açarken talep sonucunu tam olarak belirleyemediği hâllerde, davacıya hakka ulaşmasını sağlayan bir imkân tanınmak istenmesidir. Bu durum özellikle maddi tazminat davalarında ortaya çıkmaktadır.
Belirsiz alacak davası bu gibi hallerde alacaklının dava dilekçesinde alacağını belirlemek yerine, dava açarken belirleyebildiği kadarını talep ederek, geri kalan kısmını daha sonra belirlenebildiği zaman isteyebilme imkânını tanımaktadır. Usûl hukuku maddi hukuka hizmet etmelidir. Belirsiz alacak davası usûl hukukundaki talep sonucunun mutlaka belirli olmasının istisnasıdır ve böylelikle maddi hukuka ilişkin hakların tam olarak elde edilebilmesini ve usûl hukukundaki şeklilik sebebiyle hak kaybının önlenmesini sağlamaktadır.
Belirsiz alacak davası genel olarak hak arama özgürlüğü önündeki engelin de kaldırılmasını sağlamaktadır. Zira dava açarken alacağını belirleyemeyen davacı, belirsiz alacak davası sayesinde herhangi bir sınırlama olmaksızın hakkını dava edebilmekte ve elde edebilmektedir. Bu aynı zamanda etkin hukuki korumanın da bir gereğidir.
Belirsiz alacak davasının bütün olumlu yönlerine rağmen, aslında tam bir eda davası olarak açılabilecek davaların şartları mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılmasına izin verilmemesi gerekmektedir. Zira belirsiz alacak davası asıl olarak alacaklının menfaati esas alınarak kabul edilmiş bir davadır. Bu açıdan davalı tarafa getirdiği bazı olumsuzlukları mevcuttur.
Davalı taraf talep sonucunu tam olarak bilemediğinden savunma hakkını kısıtlı olarak kullanabilmektedir. Tahkikat boyunca davacının talep sonucu değişebileceğinden, sulh olma, davayı kabul yönünden ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle Kanun'daki şartların mevcut olmadığı hallerde belirsiz alacak davasının açılmasına izin verilmemelidir (Bkz: Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ, Belirsiz Alacak Davasının İş Hukukunda Uygulanması, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt 15, Özel Sayı 2013 s. 933-968).
Belirsiz alacak davasının şartları HMK md. 107'de belirtilmiştir. Buna göre; talep sonucunun belirlenmesinin imkansız veya davacıdan beklenemeyecek olması gerekir. Bu imkansızlık alacaklının kim olduğuna göre, onun subjektif niteliklerine göre değişkenlik göstermeyen objektif bir imkansızlıktır. Alacaklı hukuki ilişkiyi somut olarak ortaya koymalıdır. Başka bir anlatımla belirsiz alacak davası açan davacı talep sonucunu dayandırdığı tüm vakıaları eksiksiz olarak belirlemelidir. Madde de belirtilen hukuki ilişkiden maksat talep sonucunun dayandığı tüm vakıalardır. Bundan başka alacaklı dava dilekçesinde geçici talep sonucunu da belirtmelidir.
Yukarıda da değinildiği üzere belirsiz alacak davası niteliği itibariyle bir eda davası olmakla birlikte tam eda davasından davanın yürütülmesi ve karara bağlanması açısından önemli farklılıkları bulunmaktadır. İddiayı genişletme yasağı engeline takılmadan ve karşı tarafın rızası ile ıslaha ihtiyaç duymadan talep sonucunun artırılabilmesi, alacağın tamamı için davanın açıldığı andan itibaren faize hükmedilebilmesi, alacağın tamamı için davanın açıldığı anda zamanaşımının kesilmesi belirsiz alacak davasını tam eda davasından ayıran önemli farklılıklardandır.
Yukarıda amacı, şartları ve tam eda davasından farkları ayrıntılı bir şekilde açıklanan belirsiz alacak davası nitelik olarak bir eda davası ise de, genel eda davasına oranla istisnaî nitelikte bir dava olduğunun unutulmaması gerekir. Mahkeme belirsiz alacak davasının istinaîlik niteliğini daima göz önünde bulundurmalıdır. Dolayısıyla mahkemeye yöneltilen her eda talebinin, belirsiz alacak davası şekilde açılması mümkün değildir.
Kanunda öngörülen şartlar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması halinde, mahkemenin davacıya HMK 119/2 hükmüne göre süre vermesi mümkün değildir. Zira HMK m. 119/2 hükmünün uygulanabilmesi için dava dilekçesinin zorunlu unsurlarında bir eksikliğin bulunması gerekir. Oysa belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılan hallerde, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu belirttiğine göre, m. 119/2 hükmünün uygulanmasını gerektiren bir eksiklikten söz edilemez.
Şartları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası açılan hallerde, mahkemenin m. 115/2 hükmüne göre de davacıya süre vermesi mümkün değildir. Zira m. 115/2 hükmü, tamamlanması mümkün olan dava şartı noksanlıklarında uygulanabilecek bir hükümdür. Alacak belirli olduğu için mahkemenin süre vermesi halinde alacak belirsiz hale gelecek de değildir. Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Çünkü kanun belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararı, onun koşullarının gerçekleşmiş olmasında görmüştür. Dolayısıyla ancak bu koşulların gerçekleşmesi halinde davacının tam eda davasında sahip olmadığı bazı avantajlardan yararlanabilmesi mümkün olacaktır.
Hukuki yarar davanın açıldığı ana göre tespit edilir. Bundan dolayıdır ki davanın açıldığı anda noksan olan hukuki yararın sonradan tamamlanması da mümkün değildir. Mahkemenin koşullarını taşımayan bir belirsiz alacak davasındaki hukuki yarar noksanlığını gidermesi ve davayı başka bir davaya dönüştürmesi için davacıya süre vermesi söz konusu olamaz. Mahkemenin böyle bir yola başvurması tarafa yol göstermek (m.36/1-a) anlamına geleceği gibi hakimin ihsası reyde bulunması (m.36/1-b) anlamına da gelebilir ve bu durumlar hakimin reddi sebebi teşkil eder. Yine bu şekilde davranış davacının aslında istemediği bir davayı açmaya zorlamak anlamına geleceğinden tasarruf ilkesine (m.24/2), davacının söylemediği bir şeyi (alacağın belirli olduğunu) veya vakıaları hakim kendiliğinden dikkate almış olacağından taraflarca getirilme ilkesine (m. 25/1) ve davacının talep etmediği bir hususu re'sen gözetmiş olacağından taleple bağlılık ilkesine (m.26) de aykırılık teşkil edecektir.
Şartlar oluşmadan açılan belirsiz alacak davasının, hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde tam eda davasına dönüştürülmesi de mümkün değildir. Mahkemenin davayı aydınlatma ödevini gerekçe göstererek, talebini tam eda davasına dönüştürmesi için davacıya süre vermesi söz konusu olamaz. Davacının talebi, çelişkili ya da müphem olmadığına göre, burada hakimin davayı aydınlatma görevine ilişkin hükmün (m.31) uygulanmasını gerektiren bir durum yoktur.
Şartlar oluşmadan açılmış olan bir belirsiz alacak davasının yukarıda belirtilen gerekçelerle mahkemece kendiliğinden tam eda davası olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. Zira davacının iradesi tam eda davası açmak değil belirsiz alacak davası açmaktır. Mahkeme kendiliğinden davacının iradesinin yerine geçerek ona yol gösterici davranışlarda bulunamaz. Ayrıca belirli bir alacak için açılmış olan böyle bir davaya kısmi davanın şartlarını taşımayacağı için kısmî dava olarak da devam edilemez.
Sonuç olarak, HMK m. 107 hükmünde belirtilen koşulları taşımadığı halde belirsiz alacak davası şeklinde dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Hukuki yarar m. 114 hükmüne göre dava şartı teşkil etmektedir. Dava şartı olan hukuki yararın m. 115/2 hükmüne göre mahkemece süre verilerek tamamlanması da mümkün değildir. Bu nedenle, şartları oluşmadan belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle mahkemece usulden reddedilmesi gerekir (Yrd. Doç. Dr. ... , Yrd. Doç. Dr.... , Yrd. Doç. Dr. ... Z, Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davasında Mahkemece Verilecek Karar, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.16 Özel Sayı 2014 s. 975-1024 - Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi CİH 2 s. 1594).
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan bilgiler ışığında somut uyuşmazlığa gelirsek, dava konusu alacağın belirli ve belirlenebilir olduğu hususunda sayın çoğunlukla aramızda görüş farklılığı yoktur. Bu durumda yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, harçlandırılan bölümün kısmî dava kabul edilip bu kısım bakımından yargılamaya devam edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2022/1712 E., 2022/9402 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde TBK’nun 227. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmas
3. Hukuk Dairesi 2022/1712 E. , 2022/9402 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen ayıplı maldan kaynaklanan misliyle değişim davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yeniden esas hakkında davanın kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 13/12/2022 tarihinde davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, 11/06/2015 tarihinde ... plakalı Audi A6 aracı ikinci el olarak aldığını, aracın ithalatçısının da satıcısının da davalı şirket olduğunu, aracın alındığı günden beri sürekli şanzıman hata ve arızası ile motor yağı eksiltme arızası verdiğini, aracın ilk şanzıman arızasının 11/04/2013 tarihinde 82.051 km'de aracın 1. Vitesten 2. Vitese ve 2. Vitesten 3. Vitese geçerken titreme şikayeti ile başladığını, aracın daha garantisi dolmadan bu arızayı verdiğini ve yetkili servisin aracın şanzımanında birtakım işlemler yaparak arızayı gidermeye çalıştığını, 03/02/2015 tarihinde 145.858 km'de aynı arızayı verdiğini yine yetkili servisin şanzımanda kavramayı değiştirerek sorunu çözmeye çalıştığını, 07/07/2015 tarihinde aynı arızayı verdiğini, 06/02/2016 tarihinde 162.487 km'de iken aracın yolda kaldığını, çekici ile yetkili servise götürüldüğünü ve aracın kavramasının tekrar değiştirildiğini, en son 14/08/2017 tarihinde 185.000 km'de iken aynı şikayet ve motorun su eksiltme şikayeti ile yetkili servise teslim edildiğini, yaklaşık 1,5 ay geçtikten sonra aracın 02/10/2017 de tarafına teslim edildiğini, aracın gizli ayıplı olduğunu ileri sürerek; aracın ayıpsız sıfır km misliyle değiştirilmesini istemiştir.
Davalı, davacının davaya konu aracın ilk sahibi olmadığını, aracın ilk olarak ... Filo Yönetim Hizmetleri AŞ'ye satıldığını, davacının davalıdan bir mal veya hizmet alarak tüketici sıfatını kazanmadığını, şirkete husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, talebin zamanaşamına uğradığını, aracın ilk satışının iki tacir arasında yapıldığını, TTK 23. maddeye göre ve TBK 223/2. maddesine göre hak düşürücü sürenin geçtiğini, ayıp ihbarının yapılmadığını, aracın ayıplı olmadığını, misliyle değişimin koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; davanın kabulüne dair verilen karara yönelik davalı tarafından istinaf yoluna başvuruşması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultunda bilirkişi raporları alınarak aracın gizli ayıplı olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne, davaya konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince; davacının araca ilişkin şikayetleri halen devam etmekte olup ayıbın niteliği gereği araçtan beklenen faydalanmayı ortadan kaldıran nitelikte olması, davacı tarafından ikinci el bir araç satın alınmış dahi olsa gizli ayıplı olması nedeniyle alınmasındaki amaç ve beklentilerin karşılanmadığı hususları dikkate alındığında davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin iyiniyet kurallarına aykırı olmayacağı, davacının ayıpsız misli değişim talebinin kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, ancak araçta hasar kaydı bulunduğu, bilirkişi raporuna göre aracın değerinde 5.000,00TL değer düşüklüğü oluşturduğu, bu miktarın davacıdan alınarak davalıya verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle; davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 38 EF 476 plakalı 2011 Model Audi A6 3,0 Turbo FSI quattro 300 Hp S Tronic model otomobilin, araçta meydana gelen hasar nedeniyle oluşan değer kaybı bedeli 5.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesi koşulu ile ayıpsız misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, satıma konu araçta ortaya çıkan ayıplardan kaynaklı zararın tazminine yönelik olup, davacı söz konusu satış işleminde tüketici konumunda olmadığı gibi davaya da genel mahkeme sıfatıyla bakıldığından, davada, davacı tarafından aracın alındığı tarih olan 11/06/2015 tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ''ayıptan sorumluluğa'' ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.
Anılan Kanunun “Ayıptan Sorumluluk”a ilişkin 219.maddesinde: “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” hükmü yer almaktadır.
Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca ... etmese bile, bu borç kanunen mevcuttur. Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur.
Ayıba karşı tekeffül borcuna ait 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir.
Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde TBK’nun 227. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakları mevcuttur. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 229. maddesi 1. bendi gereği, satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada davacı, aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesini istemiştir. Dosya kapsamından aracın ilk olarak 01/08/2011 tarihinde dava dışı ... Filo Yönetim Hizmetleri A.Ş. tarafından satın alındığı, akabinde davacının da 11/06/2015 tarihinde aracı adı geçen dava dışı şirketten satın aldığı, bu haliyle taraflar arasında bir alım satım ilişkisi olmadığı anlaşılmakla olayımızda TBK’nın 227. maddesinin uygulanması mümkün değildir. O halde davacının talebini akidine yöneltmesi gerektiği, davacının aracı satın alırken servis kayıtlarından araçtaki ayıbı bilebilecek durumda olduğu da açıktır. TBK’ya göre ayıptan alıcıya karşı sadece satıcı sorumludur. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 13/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/6155 E., 2024/3270 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tanık dinletme sınırı bulunmadığını, hatalı değerlendirme ile mahsup talebinin reddedildiğini, bunun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'un (6098 sayılı Kanun) 139 uncu maddesine aykırılık teşkil ettiğini, Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları da 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde düzenlenen hakların da takas veyahut mahsup iddiasıyla ileri sürülebileceği yönünde olduğunu, bu bağlamda ayrı bir dava a
11. Hukuk Dairesi 2022/6155 E. , 2024/3270 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/513 Esas, 2022/1121 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Turgutlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2018/333 E., 2020/208 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı mirasçıları vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı mirasçıları vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre, davacı mirasçıları vekilinin temyizine konu aracın dava tarihi itibariyle değeri 82.293,20 TL olduğu anlaşılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesince reddedilen ve davacı mirasçıları vekilince temyize konu edilen toplam miktar 82.293,20 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığından davacı mirasçıları vekilinin temyiz isteminin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı ... vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ... ile davalı ... arasında yapılan 02.05.20018 tarihli limited şirket hisse devri sözleşmesine istinaden müvekkilinin davalı şirketteki 16.000 paya karşılık gelen 400.000,00 TL'lik sermaye hak ve hissesinin tamamının 1.550,00,00 TL bedel karşılığında davalı ...'e devredildiğini, aynı gün noterlikte hisse devri sözleşmesi düzenlendiğini, pay devrinin 10.05.2018 tarihinde ilan edildiğini, sözleşmede hisse bedelinden şirketin mevcut borçlarının mahsup edilmesiyle bakiye 812.399,00 TL devir bedeli olarak belirlendiğini, 250.000,00 TL'nin nakit ödenmesi kararlaştırılarak bu ödemenin teminatı için 1 adet 26.06.2018 vade tarihli 250.000,00 TL meblağlı teminat senedi verildiğini, geriye kalan borç içinse çekler verildiğini, yine sözleşmede zilyetliği müvekkilinde olan aracın da şirket tarafından sözleşmenin aktedildiği tarihten itibaren 20 gün içerisinde müvekkiline bedelsiz olarak resmen devredileceğinin kararlaştırıldığını, davalı ...'in 250.000,00 TL'yi ödemediğini, yine aracın devrinin de belirtilen tarihte gerçekleştirilmediğini, bunun üzerine davalı ...'e 06.07.2018 tarihli noter ihtarnamesi gönderilerek üç iş günü içinde teminat senedini ödemesi, aracın devrini gerçekleştirmesi, aksi takdirde hisse devrine ilişkin takip eden tüm alacakların sözleşme gereği muacceliyet kesbedeceği ve de yasal yollara başvurulacağı ihtaren bildirildiğini, ihtarnameden sonuç alınamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100.000,00 TL'nin 20.07.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'ten tahsili ile davalı şirket adına kayıtlı aracın müvekkili adına tüm takdiyatlardan ari olarak tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle alacak talebini toplam 228.484,56 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın dava konusu alacakla ilgili olarak gerek müvekkili ... gerekse kefiller hakkında icra takibi başlattığını, Turgutlu İcra Hukuk Mahkemesince takibin iptaline karar verildiğini, kararın istinaf aşamasında olduğunu, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, hisse devir sözleşmesinde müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu olmadığı için husumet yöneltilemeyeceğini, müvekkili ...'in 02.05.2018 tarihli hisse devir sözleşmesi sonrası şirkete ait işletmeyi teslim aldığını, davacının yetiştirme sürecinde olan hayvanlarını aldıktan sonra yapılan temizlik ve kontrollerde davacının iddia ettiği işletmenin niteliği itibariyle zorunlu olan bazı özelliklerinin mevcut olmadığı veya çalışmadığının tespit edildiğini, 05.07.2018 tarihli noter ihtarnamesiyle devir sonrası ortaya çıkan borçlar ile işletmedeki ayıplı hususların davacıya bildirildiğini, davacının faal ve denetime uygun olduğunu iddia ettiği kanalizasyon sisteminin hiç bulunmadığını, su sisteminin sadece kümes tavanlarında bulunan su bidonları ile görüntüde mevcut olduğunu, kümeslerin ısıtması için kullanılan sobaların yangın tehlikesi çıkaracak derecede arızalı bulunduğunu, müvekkilinin göndermiş olduğu ihtarnamede belirtilen 391.493,00 TL alacağın bazılarının devir öncesinden kaynaklanan davacının borçları, bazıları ise davacının ayıplı teslim sebebiyle ortaya çıkan borçlarından oluştuğunu, davacı protokollere rağmen müvekkiline gönderdiği cevabi ihtarname ile mahsup yapmaksızın ödeme talep ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkette mevcut hissesini davalı ... ile yaptığı hisse devir sözleşmesi ile devrettiği, 02.05.2018 tarihli sözleşmeye göre davalı şirket adına kayıtlı olan aracın da davacıya devredilmesinin kararlaştırıldığı, aracın devredilmemesi ve davalı ... Erek tarafından 250.000,00 TL bedelli çekin ödenmemesi nedeni ile davacının 06.07.2018 tarihli noter ihtarnamesiyle aracın devri ve ödenmeyen 250.000,00 TL'nin ödenmesi aksi takdirde hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan bütün borçların muacceliyet kesbedeceğinin bildirildiği, 3 iş günü süre verildiği, davalılar vekilinin ise devredilen işletmenin ayıplı olarak devredildiği bu nedenle alacaklı konumunda olup tanık dinletmek istediği, işletmenin ayıplı olarak teslimi nedeniyle uğranılan zarara ilişkin iddiaların ve zarar miktarının davalı tarafından bu hususta açılacak ayrı bir davada incelenmesi gerektiği, bilirkişi raporunda davacının davalı ...'ten 250.000,00 TL alacağının bulunduğu, sözleşme öncesinde yer almayan 21.515,54 TL şirket borcunun davacı alacağından mahsubuna karar verilirse davacının davalı ...'ten 228.464,46 TL alacaklı olduğunun bildirildiği, davacı vekilinin bu miktar üzerinden davasını ıslah ettiği, aracın ise davalı şirket adına kayıtlı olduğu, yapılan hisse devri sözleşmesinde şirketin taraf olmadığı, şirketin devir alan ve devir edenden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğu gözetilerek davalı şirkete karşı açılan araç tescili istemli davada davanın pasif husumeti bulunmadığı gerekçesiyle davacının davalı ... Tavukçuluk Hayvancılık Nakliyat Gıda Day. Tük. Malları İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti'ne karşı açtığı davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının davalı ...'e karşı açtığı davanın kabulü ile 228.484,46 TL'nin 20.07.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...'ten alınarak mirasçılık belgesine göre davacılara miras payları oranında verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı mirasçıları vekili ve davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı mirasçıları vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin kurucusu ve yetkilisi olan müvekkillerinin murisinin şirketi tümüyle devrettiğini, davalı ...'in de şirketiyle tümüyle devir alan temsilci olduğunu, ortak irade olarak şirket aracının devrinin bulunduğunu, mahkemenin sözleşmede şirketin taraf olmadığı gerekçesiyle araç devriyle ilgili taleplerini reddetmesinin yanlış olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; tanıkların ayıba dayalı olarak dinletilmek istendiğini, ayıbın ileri sürüldüğü ve taraflarınca keşide edilen Turgutlu 2. Noterliğinin 05.07.2018 tarih ihtarnamesinin dayanak olarak gösterildiğini, söz konusu ihtarnamenin dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini, delil dilekçesinde ihtarnamenin yeri ve ulaşılmasını sağlayacak bilgiler bulunmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince ne ilgili noterlikte belge istendiğini ne de kendilerine açıklama yaptırıldığını, Turgutlu İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/154 E. sayılı birleşen dosyasının dava dilekçesi mahkeme dosyasına gönderilmediğini, bu davadaki dava dilekçesinin ekinde söz konusu ihtarnamenin yer aldığını, böylelikle yazılı delil başlangıcının mahkemeye sunulduğu, kaldı ki, ayıba karşı tanık dinletme sınırı bulunmadığını, hatalı değerlendirme ile mahsup talebinin reddedildiğini, bunun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'un (6098 sayılı Kanun) 139 uncu maddesine aykırılık teşkil ettiğini, Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları da 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde düzenlenen hakların da takas veyahut mahsup iddiasıyla ileri sürülebileceği yönünde olduğunu, bu bağlamda ayrı bir dava açmaksızın cevap dilekçesinde savunma olarak da ileri sürülebilen mahsup iddiasının incelenmemesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 02.05.2018 tarihli protokol davacı ... ve davalı ... arasında imzalanmış olup bu protokolle şirketin tüm hisselerinin devri kararlaştırılmış olsa da şirketin ayrı tüzel kişiliği bulunup şirket kaşesiyle sözleşme müdür sıfatıyla imzalanmamış ve bu yönde bir açıklamaya da yer verilmemiş olmakla ayrı bir tüzel kişilik olan davalı şirketi bağlamayacağı, zira hisse devri şirket yönünden değil hisse devir alan ve devredenler yönünden alacak ve borç doğuracağı, davalı ... vekili, şirkete ait işletmenin ayıplı olarak teslim edildiğini sonradan tespit ettiğini, hisse devir bedelinden mahsup yapılması gerektiğini savunmuş ise de dava konusu 02.05.2018 tarihli protokolde şirkete ait işletmenin durumuna ve işletmenin devrine dair açık bir hükme yer verilmediği, işletmenin devir ve tesliminin eski yönetici ile yeni yönetici arasında düzenlenecek tutanak veya sözleşme ile mümkün olacağı, davalının dayandığı 05.07.2018 tarihli noter ihtarnamesi de şirket adına düzenlendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde ayıplı teslime ilişkin uğranılan zararın ayrı bir davanın konusunu oluşturacağı gerekçesiyle davacı mirasçıları vekili ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı mirasçıları vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili ve sözleşme gereğince davacı adına tescili gerektiği iddia olunan aracın davacı adına tescili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. Davacı Mirasçılarının Temyizi Yönünden
Davacı mirasçıları vekillerinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
B. Davalı ... vekilinin Temyizi Yönünden
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalı ...'e yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacı mirasçılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
İşletmeci Caner, mutfağı için satın aldığı profesyonel fırının ısıyı eşit dağıtmadığını ve pişirme sırasında sürekli söndüğünü fark etmiştir. Caner, bu durumu satıcı firmaya süresi içinde bildirmiştir.
Satış sözleşmesinde "ayıptan sorumluluk" hükümleri uyarınca Caner’in sahip olduğu seçimlik haklarla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Caner, sözleşmeden dönerek ödediği satış bedelinin faiziyle birlikte geri verilmesini isteyebilir.
B) Caner, fırını alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteyebilir.
C) Fırının değeri, ayıplı haliyle satış bedeline çok yakın ise Caner sadece ücretsiz onarım hakkını kullanabilir.
D) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, fırının ücretsiz onarılmasını talep edebilir.
E) İmkân varsa, fırının ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.