6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 237

Türk Borçlar Kanunu 237. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. B. Satış ilişkisi doğuran haklar I. Süresi ve şerhi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

65 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2024/1598 E., 2024/6847 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
ından, taşınmazın yapı kullanım ruhsatının taahhüt edilen süreden 5 ay gecikmeli olarak almasından kaynaklanan cezai şart istemine dayanak teşkil eden 23.11.2015 tarihli gayrimenkul alım satım sözleşmesinin adi yazılı şekilde düzenlendiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi gereği düzenlenme anında resmi şekilde yapılmamış olan taşınmaz satışına ilişkin sözleşmenin geçerli kabul
11. Hukuk Dairesi         2024/1598 E.  ,  2024/6847 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/774 Esas, 2024/50 Karar HÜKÜM : Ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket tarafından yeni şirket merkezi olarak kullanılmak amacıyla davalı ile 23.11.2015 tarihinde "Gayrimenkul Alım Satım Sözleşmesi"nin imzalandığını, sözleşme kapsamında davalı satıcı tarafından İstanbul İli Pendik İlçesi Kurtköy Mah. Airport Projesi dahilinde bulunan 17 ve 18 numaralı iki adet bağımsız bölümün eksikliklerinin tamamlanması, iskanının ve kat mülkiyeti tapusunun alınması ve gayrimenkulün satışının yapılması karşılığında davacının Katma Değer Vergisi dahil toplam 12.000.000,00 TL ödeme yapmasının kararlaştırıldığını, davacının taşınmazların bedelini davalıya ödediğini, ancak davalının sözleşmenin (F) maddesinde kararlaştırılan taşınmazın satışından itibaren 5 ay içinde iskan alınması edimini zamanında yerine getirmediğini, maddenin devamında kararlaştırılan iskân alınmaması halinde gecikilen her ay için 100.000,00 TL cezai şart ödeme taahhüdünde bulunulduğunu, bu nedenle beş ay için 500.000,00 TL cezai şart ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerektiğini, davacının en geç 02.05.2016 tarihinde tamamlaması gereken iskan işlerini beş ay gecikmeli olarak 14.10.2016 tarihinde gerçekleştirdiğini, bunun dışında davacının elektrik dağıtım şirketi ile enerji dağıtım sözleşmesi yapılmaması nedeniyle müvekkili şirkete elektrik dağıtımı yapılamadığını ileri sürerek mahalinde keşif yapılmak suretiyle davalının ilgili mecura sözleşmeye ve projeye uygun jeneratör ve elektrik dağıtım bağlantısını sağlayıp sağlamadığının tespiti ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 500.000,00 TL'nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme kapsamındaki iş için 14.10.2016 tarihinde sözleşmeye konu bağımsız bölümlere yapı kullanım izninin alınmış olduğunu, her ne kadar sözleşmede kararlaştırılan tarihte taahhüt yerine getirilmemiş olsa da bu durumun, davalının iradesi dışında meydana gelen sebeplerden ötürü oluştuğunu, ayrıca ilgili sözleşme maddesinde de mücbir sebep halinde sorumlu olunmayacağının kabul edildiğini, davalı şirketin, davacılara tapu devrini sağladıktan sonra Pendik Belediye Başkanlığına gerekli başvuruyu yaptığını, belediye nezdinde kaynaklanan gecikmeler dolayısıyla idari işlemlerin sonuçlanmasının 14.10.2016 tarihine sarktığını, davacı şirketin tarafların yapmış olduğu sözleşmenin tüm şartlarını yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacının taraflar arasındaki satım sözleşmesi gereğince davalı tarafından, taşınmazın yapı kullanım ruhsatının taahhüt edilen süreden 5 ay gecikmeli olarak almasından kaynaklanan cezai şart istemine dayanak teşkil eden 23.11.2015 tarihli gayrimenkul alım satım sözleşmesinin adi yazılı şekilde düzenlendiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi gereği düzenlenme anında resmi şekilde yapılmamış olan taşınmaz satışına ilişkin sözleşmenin geçerli kabul edilemeyeceği, öngörülen şekle uyulmadan yapılan sözleşmenin hüküm doğurmayacağı, sözleşmenin cezai şarta ilişkin hükümlerinin de geçerli kabul edilemeyeceği, tapuda resmi şekilde yapılan devir sırasında alıcı davacı tarafından tapu siciline 23.11.2015 tarihli adi şekilde yapılan sözleşmeye ilişkin bir ihtirazi kayıt da konulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; taraflar arasında akdedilen gayrimenkul alım satım sözleşmesi ile belirlenen gecikme cezası istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanunun 237 nci maddesi. 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. V. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Hukuk Dairesi, 2022/6641 E., 2023/940 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ve 716 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29 ve 237 inci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi.
7. Hukuk Dairesi         2022/6641 E.  ,  2023/940 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; ...Mahallesi, 28 ada, 74 parselde kain gayrimenkuldeki 6/24 hisseyi ... Noterliğinin 19.11.2007 tarih ve 1179 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki gayrımenkul satış vaadi sözleşmesiyle davalıdan satın alıp taşınmazı da fiilen teslim aldığını beyan ederek; davalı adına kayıtlı dava konusu hissenin iptalini ve müvekkili adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ...; veraset nedeniyle iştirakli olan tarım arazisi nitelikli taşınmazda paylı bir devir yapılamayacağını, zira ifa olanağı bulunmadığını, bedelin ödenmediğini, zamanaşımı itirazının bulunduğunu, kanunun aradığı şartlar altında yapılmayan satış işleminin geçersiz olduğunu, sözleşme tarihinde 74 yaşında ve sözleşmenin içeriğini kavrama, okuma - yazma yeteneğine sahip olmadığını, sözleşmede adının yazılı olup imzasının bulunmayışının yapılan işlemin aceleye getirilmiş olduğunun kanıtı olduğunu, oysaki Türk Borçlar Kanununa göre kanunun yazılı şekilde yapılmasını öngördüğü sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunmasının şart olduğunu, sözleşmenin yoklukla malul olduğunu beyan ederek; davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2016 tarihli ve 2015/42 E. - 2016/9 K. sayılı kararıyla; "...Borç altına giren satım vaadi borçlusunun sözleşmede imzasının bulunmadığı, imzanın geçerlilik şartı ve kanunen emredici hüküm niteliğinde olduğu, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığı, batıl bir sözleşmeye dayanılarak tarafların birbirlerini edimlerini yerine getirmeye zorlayamayacağı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 31.03.2021 tarih ve 2018/226 Esas, 2021/2328 Karar sayılı ilamında; "...Davaya dayanak 19.11.2007 tarihli satış vaadi sözleşmesinde satış vaadi borçlusu davalı ...'un el yazısıyla isminin altını imzaladığı, sözleşmedeki imzanın noter huzurunda atılmış ve geçerli olduğu, imzanın bulunmadığına dair mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı, diğer taraftan satış bedelinin kendisine ödenmediği davalı tarafça savunulmuş olmakla, satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödendiğinin vaad alacaklısı tarafından kanıtlanması gerektiği, bu nedenle tarafların bedelin ödendiğine ilişkin tüm delilleri toplanarak bedel ödenmemiş veya kısmi ödenmiş ise Borçlar Kanununun 97 nci maddesi uyarınca davacının ödemesi gereken miktar belirlendikten sonra depo ettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesi, 07.06.2022 tarih, 2021/101 E., 2022/109 K.sayılı kararında; "... Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin dayanağını; mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci ve 6098 sayılı TBK'nın 29 uncu maddesinden aldığı, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmelerin geçerli olduğu, ön sözleşmenin geçerliliğinin ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı olduğu, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60 ıncı maddesinde noterlerin görevleri arasında taşınmaz satış vaadi sözleşmelerini yapmanın da sayıldığı... Somut olayda; 19/11/2007 tarihli satış vaadi sözleşmesinde vaat borçlusu muris/davalı ...'un noter huzurunda isminin altına el yazısıyla ıslak imzasını attığı, satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödendiğinin vaad alacaklısı davacı tarafından kanıtlanamadığı, bunun üzerine Borçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca depo kararı verildiği, davacı tarafından 15/03/2022 tarihinde 1.500,00 TL depo bedelinin mahkeme veznesine yatırıldığı, sözleşmenin geçerli olabilmesi için resmi şekilde yapılmış olması gerektiği ve asıl sözleşmenin tabi olduğu sözleşmenin şekil şartlarını haiz olması gerektiği, TBK. nun 12. ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere sözleşmenin yazılı şekilde yapılması gerektiği ve borç altına girenlerin imzaların bulunmasının zorunlu olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin kanuni şekil şartına uygun düzenlendiği ve borç altına girenlerin imzalarının bulunduğu... " gerekçesiyle, davanın kabulüne, Sinop ili, ... İlçesi, Merkez Mahallesi, 28 ada, 74 parsel üzerinde, müteveffa/davalı ...'un 6/24 hissesinin ... adına olan mevcut tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; satış vaadi sözleşmelerinini resmi şekil şartlarını taşıması gerektiğini, davalıların murisinin imzasının bulunmadığını, sadece isminin el yazılı olup 74 yaşında olduğunu, okuma yazması olmayıp hukuki işlem ehliyeti bulunmadığı halde tanıkları da hazır olmadan noterde işlem yapıldığını, mahkemece depo ettirilen 1.500,00 TL'nin günümüz değerlerine uyarlanarak revize edilen bedelin depo ettirilmesi gerektiğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı hüküm bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... temyiz dilekçesinde; satış vaadi sözleşmelerinini resmi şekil şartlarını taşıması gerektiğini, davalıların murisinin imzasının bulunmadığını, sadece isminin el yazılı olup 74 yaşında olduğunu, okuma yazması olmayıp hukuki işlem ehliyeti bulunmadığı halde tanıkları da hazır olmadan noterde işlem yapıldığını, mahkemece depo ettirilen 1.500,00 TL'nin günümüz değerlerine uyarlanarak revize edilen bedelin depo ettirilmesi gerektiğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı hüküm bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ve 716 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29 ve 237 inci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi. 2. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez. 3. Değerlendirme Somut olayda; satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın bedelinin muris/malik ...'a ödenmediği dosya kapsamıyla sabittir. Buna göre davacı tarafça depo edilmesi gereken bedel, malik muris/vaat borçlusu ...'un sahibi olduğu 6/24 hissenin dava tarihindeki rayiç değeri olup bu bedel depo ettirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı olarak satış vaadi sözleşmesinde belirlenen 1.500.00 TL'nin depo ettirilerek bu miktara göre ve yeniden eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple hüküm bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/7582 E., 2023/6382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu’nun 706/1 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 ve 237 nci maddeleri, Tapu Kanunu’nun 21 inci ve 26 ncı maddeleri.
1. Hukuk Dairesi         2022/7582 E.  ,  2023/6382 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1677 E., 2022/1339 K. DAVA TARİHİ : 01.12.2017 HÜKÜM/KARAR : Kabul/Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/121 E., 2021/57 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacılar; mirasbırakanları ...'nun, kardeşi olan davalı ...'e; ... Gıda Tar. Teks. Tohum Güb. Tic. Paz. Ltd. Şti. ile yine Ceyyum Tavukçuluk Tic. Paz. Ltd. Şti.'nin ortakları olmaları nedeniyle şirketin işleri ve kredileri için işlem yapmak üzere uzunca süre önce vekalet verdiğini, mirasbırakanlarının 2014 yılında ağır hastalandığını, fazla bir şeyin bilincinde olmadığını, davalı vekil ...'in mirasbırakana ait dava konusu 760 parsel sayılı taşınmazı 10.12.2014 tarihinde oğlu olan diğer davalı Muhammed'e devrettiğini, 05.02.2015 tarihinde de taşınmazı adına tescil ettirdiğini, 10.07.2017 tarihinde ise tarafları tanıyan, sürekli şirkette duran ve herşeyden haberdar olan davalı ...'ya taşınmazın devredildiğini, mirasbırakanları...'dan alınan vekaletnamenin mirasbırakanın bilincinin dahi yerinde olmadığı bir dönemde kötüye kullanıldığını, davalı ... ile mirasbırakanın arasının iyi olmadığını, davalı vekil ...'in yine mirasbırakana ait başka bir taşınmazı benzer şekilde üzerine geçirdiğini, bu taşınmaza ilişkin de dava açtıklarını, mirasbırakanın satışa ihtiyacı olmadığını, herhangi bir ödeme de yapılmadığını, temliklerin muvazaalı olduğunu, davalıların mirasbırakanın hastanede ve kötü durumda olduğu bir zamanda planlı ve kötüniyetli olarak işlem yaptıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. 2. Davacı ... Yiğit, Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağı temlik aldığını bildirmiş, davacı olarak yargılamaya devam etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ...; iddiaların gerçeği yansıtmadığını, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, satış bedelini de banka kanalı ile ödediğini, ... ve kardeşi...'ı çiftçilik yapmaları nedeni ile tanıdığını, zaman zaman da ödünç para verdiğini, ancak bir ortaklıkları bulunmadığını, ortak bir iş yapmadıklarını, işlerinin durumunu ve aile ilişkilerini bilmesinin mümkün olmadığını, Mayıs 2017'de ...'e verdiği ödünç paraları istediğini, ...'in teklifi üzerine taşınmazı satın aldığını, diğer davalı ... ile aralarının bozuk olduğunu, verdiği ödünç paraları istemesi üzerine aralarının açıldığını, dava konusu taşınmazı gerçek değeri üzerinden satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalılar ... ve Muhammed Tahsin, mirasbırakan ile davalı kardeşi ...'in aralarının çok iyi olduğunu, kardeşlerin bütün işleri birlikte yaptığını ve birbirlerinin üstüne taşınır-taşınmaz mal alıp, sattıklarını, birlikte bir şirket yönettiklerini, birbirlerine karşı büyük bir güven ilişkisi içerisinde olduklarını, ... tarafından davalı ...'e verilen farklı vekaletnameler bulunduğunu, bu vekaletnamelerle davalı ...'in... adına çok sayıda taşınır ve taşınmaz satın aldığını, dava konusu taşınmazın ise davalı ... adına satın alınacağını, ancak kredi çıkmaması ve kredinin... adına çıkarılabilmesi nedeniyle satışın da... adına yapıldığını, taşınmaz bedelinin nakit kısmının davalı ... tarafından ödendiğini, kredi borç ve taksitlerinin de ... tarafından ödendiğini ve halen ödenmeye devam edildiğini, aniden rahatsızlanması ve hastaneye yatırılması ile kanserin ileri seviyesinde olduğunun öğrenilmesi üzerine...'ın davalı ...'e ait taşınmazların devrini istediğini, hem alıcı hem satıcı olup tek başına işlem yapamadığından, önce diğer davalı oğlu Muhammed Tahsin'e, sonra da ...'e devirlerin yapıldığını, davalı ...'in borçlarını ödeyememesi nedeni ile bir kısım borçlarına karşılık olarak dava konusu taşınmazı iyi niyetli üçüncü kişiye sattığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.06.2019 tarihli ve 2017/654 Esas, 2019/456 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazı satın alan davalının iyi niyetli üçüncü kişi olduğu, tapu siciline güven ilkesi gereğince davalının iyi niyetli mülkiyet kazanımının korunması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Kaldırma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 23.03.2020 tarihli ve 2019/1769 Esas, 2020/437 Karar sayılı kararıyla; davalı ...'in taşınmaz devrine ilişkin... ile aralarında yapıldığını ileri sürdüğü inanç sözleşmesine dayandığı, mirasbırakan... tarafından çekildiği ileri sürülen kredinin taksitlerinin kim tarafından ödendiğinin ilgili bankadan sorulup araştırılarak mirasbırakan ile davalı ... arasında inanç sözleşmesi olup olmadığının tespit edilmesi, davalılar ... ve Mehmet arasında yapılan satış sözleşmesine ilişkin resmi senet örneğinin istenerek senette gösterilen satış bedelinin bilirkişi raporundaki miktara uyup uymadığı, davalı ...'in raporda belirtilen miktar düzeyinde davalı ...'e banka aracılığıyla ödemede bulunup bulunmadığının tespitinin yapılması, davalı ...'nın mirasbırakan ve davalıyı yakından tanıması ve yakın ilişki içerisinde olması hususları dikkate alınarak bir karar verilmesi gerektiği; kabule göre de, davalılar lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 ncı maddesi gereğince tarafların istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesince Kaldırma Kararı Sonrasında Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2020/121 Esas, 2021/57 Karar sayılı kararıyla; davalıların savunmalarını ispatlayamadığı, yazılı deliller ile destekleyemedikleri, davalı ...'nın tarafları tanıdığı, aralarındaki ilişkiyi bilebilecek olduğu, davanın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. D. Kaldırma Kararı Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. E. İstinaf Sebepleri Davalılar vekilleri (ayrı ayrı verdikleri) istinaf dilekçelerinde özetle; kararın hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, kredi veren Ziraat Bankasından gelen yazı cevabında kredinin... değil ... tarafından çekildiğinin ve kredi bedelinin de ... tarafından ödendiğinin açıkça görüldüğünü, taşınmazın satın alınması için kredinin ... tarafından çekildiğini ve çekilen kredi ile aynı tarihte dava konusu taşınmazın satın alındığını, tanık beyanları ve delillerle iddialarının ispatlandığını, gerekçeli kararda hiç bir gerekçe sunulmadığını, davalı ... tarafından satış bedelinin ödendiğini, dosyaya sunulan bono senetleri ile de davalı ...'in diğer davalı ...'e borçlandığının ve borçlarını ödeyemediğinin, bu nedenle taşınmazın satıldığının görüleceğini, davalı ...’nın kötü niyetli olarak bu yeri satın aldığı konusunda davacı tarafın hiçbir delil sunmadığını, davalı ...'in samimi arkadaş olduğu mirasbırakakan... aleyhine işlem yapmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalı ...'in yalnızca tarafları tanıdığından davanın kabulüne karar verilmesinin hukukla bağdaşmadığını, kredi sözleşmesi ve geri ödenmesi ile ilgili belgeler, tapu kayıtları, banka dekontları incelendiği zaman delil başlangıcının bulunduğunu, bu durumda tanık dinlenebileceğini ve dinlenen tanıkların iddialarını doğruladığını, yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu, davacının davasını ispatlayamadığını, davalı ...'in iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir. F. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2022 tarihli ve 2021/1677 Esas, 2022/1339 Karar sayılı kararı ile; davalı vekil ... ile diğer davalıların ...'nu zarara uğratmak kastıyla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek dava konusu taşınmazı davalı ... üzerine geçirdikleri, davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde oldukları, verilen kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekilleri temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçelerindeki itiraz nedenlerini yineleyip kararın hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, taşınmazın davalı ... tarafından çekilen kredi ile mirasbırakan... adına satın alındığını, hatalı olarak kredinin... tarafından çekildiğinin bildirildiğini, savunmanın yanlış olduğu şeklinde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu bildirerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. Türk Medeni Kanunu’nun 706/1 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 ve 237 nci maddeleri, Tapu Kanunu’nun 21 inci ve 26 ncı maddeleri. 2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2022/1-851 Esas, 2022/1557 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme 1. Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; ...'nun Ceyhan 3. Noterliğinin 09.07.2001 tarihli vekaletnamesi ile davalı ...'nu vekil tayin ettiği, dava konusu 760 parsel sayılı taşınmazın ... adına kayıtlı iken davalı vekil ... tarafından 10.12.2014 tarihinde diğer davalı Muhammed Tahsin ...'na, Muhammed Tahsin tarafından da 05.02.2015 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle devredildiği, ...'in ise taşınmazı 10.07.2017 tarihinde davalı ...'ya temlik ettiği kayden sabittir. ...'nun 31.01.2015 tarihinde ölümü ile geride eşi ... ile kızları Gözde, Gönen ve Gülşah'ın mirasçı olarak kaldıkları anlaşılmaktadır. Eldeki dava ise mirasbırakan...'ın anılan mirasçıları tarafından tapu iptali ve tescil isteğiyle açılmış, bilahare... mirasçıları davacılar Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli sözleşmesi ile eldeki davadaki müddeabihin tamamını, her türlü hak ve alacaklarını temlik ettiklerine dair ... Yiğit ile sözleşme yapmışlardır. 2. Hemen belirtilmelidir ki; taşınmazların devrine ilişkin kurallar yukarıdaki kanun hükümleri ile belirlenerek, tapu müdürü veya tapu görevlileri tarafından tanzim edilecek şekil koşullarına bağlandığından, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davalar sırasında davacının, hukuk yargılamasında uygulanacak hükümlerin düzenlendiği HMK’nın 125/2 nci maddesine dayanarak dava konusu taşınmazdaki mülkiyet ya da aynî hakkını alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye devretmesi olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan, TBK’nın 183 üncü maddesine göre bir hakkın alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye temliki için işin niteliğinin buna engel olmaması gerekir. Bu tür davalarda, alacağın temliki yoluyla devri mümkün olan bir hak bulunmamaktadır. Herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliğindeki aynî hakların bu şekilde devri mümkün olmadığından, temlik alanın mülkiyet hakkı sahibi davacının yerine geçerek taraf sıfatını kazandığından da söz edilemez. Aksi takdirde, davacı tapu kaydını henüz kendi adına geçirmeden, dava sırasında varlığını ileri sürdüğü mülkiyet hakkını alacağın temliki yoluyla temlik alana geçirmiş olacaktır. Ayrıca, maddi hukuka ilişkin kanun hükümleri kapsamında hakkın devri için resmî şekil koşulunun geçerlilik koşulu olarak öngörüldüğü bir konu hakkında HMK’nın 125/2 nci maddesi ile bir istisna getirildiğini söylemek de isabetli olmayacaktır. Maddi hukuk kuralları kişilerin sahip oldukları hak, yetki, ödev ve borçları düzenlerken usul kuralları mahkemeler önündeki bir davanın çözüm yöntemi ve işleyişiyle ilgili şekli kuralları düzenlemekte, davaların belirlenen bu şekil, süre ve usullere uygun olarak çözümlenmesini hedeflemektedir. Bu nedenle maddi hukukun hüküm ve sonuç bağlamadığı olgulara usul hukuku anlamında geçerlilik tanınarak aynî hakkın devredildiği kabul edilemez. Esasen dava konusunun devri, maddi hukuk düzeyinde ortaya çıkan değişikliklerin usul hukuku düzeyinde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen bir kurumdur. 3. Somut olaya gelince; yargılama sırasında ... Yiğit vekili tarafından Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağın devralındığı bildirilmiş, bunun üzerine Mahkemece HMK madde 125/2 gereği dava konusu devredildiğinden, devir alan ... Yiğit'in davacı olarak kaydının yapılmasına karar verilerek bu suretle yargılamaya devam edilmiştir. Ancak bahsedildiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen "alacağın temliki" müessesesinde devri mümkün olan hak, bir alacağa ilişkindir. Oysa, eldeki davada yapılan temlikin, koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyet hakkından kaynaklanan tapu iptali-tescile yönelik sonuç doğuracağı, başka bir deyişle, mülkiyetin nakline yol açacağı açıktır. Mülkiyetin nakline ilişkin Türk Medeni Kanunu′nun 706, Türk Borçlar Kanunu′nun 237 ve Tapu Kanunu′nun 26 ncı maddeleri dikkate alındığında, Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli sözleşmenin yasal olduğunu ve hukuki sonuç doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur. Bu nedenle temlik alan ... Yiğit'in davada yasal açıdan sıfatının varlığı kabul edilemez. 4. Hal böyle olunca; tapu sicilinde tasarruf yetkisi bulunmayan davacıların yaptığı temlik sözleşmesi ile mülkiyet veya aynî hakkını temlik alana kazandırdığının kabul edilemeyeceğinin gözetilmesi gerekirken temlik alan ... Yiğit'in davacı taraf yerine geçtiği kabul edilmek suretiyle yargılama yapılıp yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmektedir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davalılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. - KARŞI OY - Dava, tapu iptali ve tescil davasıdır. Yargılama devam ederken davacı taraf 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125 inci maddesinin 2 numaralı fıkrası uyarınca dava konusu hakkını devretmiş, dava devralan tarafından sürdürülmüştür. Yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) de başvuru esastan reddedilmiştir. Dairemzin Sayın Çoğunluğunca ise özetle; 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinin 2 numaralı fıkrasının taşınmaz mülkiyetine ilişkin müdabbihleri kapsamadığı, mülkiyet hakkından kaynaklanan ve tapu iptal ve tescile yönelik sonuç doğuracak temliklerin mülkiyetin nakline yol açacağı, bunun ise kanunlarda gayrimenkulun devrini şekil şartına bağlayan kurallara aykırılık teşkil edeceğini belirtmek suretiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, davacı tarafın yargılama sırasında tapu iptal ve tescil talebine ilişkin dava konusunu devredip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 6100 Sayılı Kanunun "dava konusunun devri" başlıklı 125. maddesinin 2 numaralı fıkrası şöyledir: "(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur." Anılan fıkra metinden açıkça anlaşılacağı üzere kanun koyucu davanın açılmasında sonra dava konusunun devredilmesine izin vermiş ve devralanın davacının yerine geçerek davanın kaldığı yerden devam edeceğine hükmetmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyi yaparken dava konusunun taşınmaz olması durumunda anılan devrin yapılamayacağına ilişkin bir kayıt veya sınırlamaya da yer vermemiştir. Buna göre davacı tarafın tapu iptali ve tescil talep etme hakkını devralana devretmesinin önünde yasal bir engel bulunmamakta olup gerek İDM gerekse de BAM tarafından 6100 sayılı Kanun'un anılan hükmüne dayanılarak dava konusunun devrinin geçerli olduğunu kabul etmesinde hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı açıktır. Her ne kadar Sayın Çoğunlukça söz konusu noter sözleşmesi ile dava konusunun devredilmesine geçerlilik tanınmasının gayrimenkullerin satışını ancak tapu memuru önünde yapılacak resmi satış ile gerçekleşebileceği yönündeki şekli koşulu bertaraf edeceği ve tapu sicilinin bypass edilerek mülkiyet devrine neden olacağını değerlendirmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün görünmemektedir. Zira davacı tarafın noter huzurunda dava konusunu devretmesi ile mülkiyet devralana geçmemekte sadece mülkiyetin devir borcu doğmaktadır. Devralan devraldığı hakkın hukukça korunması gereken bir menfaat bulunduğunu kanıtladıktan sonra mülkiyetin nakli mahkeme kararıyla gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dava konusunun devredilmisiyle mülkiyet naklinin gerçekleştiğinden veya tapu sicilinin bypass edilerek tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan herhangi bir kamusal yararın ihlal edildiğinden söz edilemez. Aksi kabul kanun koyucunun 6100 sayılı Kanunun 125. maddesinin 2 numaralı fıkrasıyla ortaya koyduğu açık iradeyle çelişecektir. 8. Öte yandan yukarıdaki değerlendirmemizin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde bir hakkın alacağın devri yoluyla devredilebilmesi için işin niteliğinin buna engel olmaması gerektiği hükmüyle bağdaşmayan bir tarafı da bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle gayrimenkullerin devrinin işin niteliği gereği ancak resmi memur önünde gerçekleşebileceğinden bahisle de davacı tarafın dava konusunu devralana devredemeyeceği ileri sürülemez. Zira somut olayda, mülkiyet noterde yapılan devir sözleşmesiyle devredilmemekte, mülkiyet hakkından kaynaklanan dava hakkının üçüncü kişiye devredilmesi söz konusu olmaktadır. Yargılamada dava konusunu devreden kişinin hukuken korunması gereken bir mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, bulunduğu tespit edildikten sonra ise bunun usulüne uygun olarak devralana devredilip devredilmediği, mahkemece denetlenmekte ve koşulları oluşmuş ise tıpkı diğer tapu iptali ve tescil davalarında olduğu gibi mahkeme kararıyla tesis edilmektedir. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un anılan hükmü bakımından da devre engel bir durumun bulunmadığı açıktır. 9. Açıklanan nedenlerle, dava konusunun devredilmesinde hukuka aykırı bir durum bulunmadığından işin esasıyla ilgili bir değerlendirme yapılarak temyiz incelemesinin sonuçlandırılması gerekirken yukarıda belirtilen gerekçelerle bozma yapılması yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak edilememiştir.
8. Hukuk Dairesi, 2014/6935 E., 2014/18281 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde de (6098 sayılı TBK m.237/2) sözleşmenin biçimi başlığı altında;
8. Hukuk Dairesi         2014/6935 E.  ,  2014/18281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil (Esasen alacak) ... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil (esasen alacak) davasının reddine dair ... Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.10.2013 gün ve 333/566 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.10.2014 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalılardan ... bizzat geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ... vekili, davacı ile davalıların muris ...'in mirasçıları olduklarını, muristen kalan taşınmazların öncelikle mirasçılık belgesine göre intikallerinin yapıldığını, sonra kendi aralarında fiili taksim ve denkleştirme gereği paylaşmaya başladıklarını, bu paylaşıma göre ...’daki ortak binanın satılarak parasının paylaşıldığını, yine ...’da 4 katlı binanın mirasçılardan ...’e satıldığını ve ...’in ...’daki tüm paylarını diğer mirasçılara devrettiğini, ...’deki dairenin anne ... adına tescil edildiğini, Kızıltoprak’taki dairenin ...’a, ...’deki dairenin de ...’e satış gösterildiğini, son üç dairenin değerleri oldukça fazla olduğu için dava konusu taşınmazın bulunduğu yer, bina kalitesi ve diğer eksikleri nedeniyle diğerlerine göre değeri oldukça düşük olduğundan dava konusu binadaki hak sahiplerinin denkleştirme gereği binanın apartman daireleri girişindeki 1 ve 2 nolu taşınmazları davacıya sattıklarını, davacının değerler tam denkleşmemişse de sorun çıkarmadığını, bu şekilde dava konusu satış vaadi sözleşmesinin imzalandığını, 1 ve 2 nolu dairelerin satış vaadi gereği davacı tarafından teslim alınarak kiraya verildiğini, davacının asker dönüşü tapuda 1 ve 2 nolu dairelerin tapusunu almak istediğini ancak davalıların bazen işlerini bazen belediyedeki bazı sorunları ileri sürerek devre yanaşmadıklarını, davalılardan ...’in de payını davacı yerine diğer mirasçılara devrettiğini, oysa 1 ve 2 nolu dairelerdeki miras haklarının noterde düzenlenen 23.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satışının vaat edildiğini, 5396 ada 12 parsel üzerinde iki paralel binada toplam 16 bağımsız bölüm bulunduğunu, bunlardan giriş kapısına göre sağ ve soldaki 1 ve 2 numaralı dairelerin dava konusu yapıldığını açıklayarak tüm talepleri bakımından ayrı ayrı olmak üzere fazlaya,dava açmaya ve ıslaha dair hakları saklı kalmak üzere ... 16. Noterliği'nin 23.01.2002 tarihli düzenleme şeklinde satış sözleşmesine istinaden öncelikle, mirasçılardan ...’in satış vaadi sözleşmesine aykırı olarak ... İlçesi 5396 ada 12 parselde davacının 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler üzerindeki hakkını vermeden paylarını diğer mirasçılara devretmesi sebebiyle 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlere denk gelen diğer mirasçılara yapılan satışın iptali ile bu kısmın davacı adına tesciline, 23.01.2002 tarihli satış sözleşmesine istinaden 5396 ada 12 parselin daire kısmının giriş kapısına göre sağ ve solundaki 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davalılardan alınarak davacı adına tesciline, bağımsız bölümlerin tescili mümkün değilse 1 ve 2 nolu bağımsız bölümler üzerinde paylarını devreden davalıların tüm taşınmaz içindeki paylarından 1 ve 2 nolu taşınmaza düşen kısmın tespiti ile davalılardan alınarak davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, 15.01.2009 tarihli açıklama dilekçesinde de, öncelikle 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümlerin davalılardan alınarak davacı adına tesciline, terditli olarak da tapuda arsa olarak göründüğünden bağımsız bölümlerin iptal ve tescili kabul edilmez ise tüm talepleri bakımından ayrı ayrı olmak üzere fazlaya dair ve ıslaha dair hakları saklı kalmak şartı ile 23.01.2002 tarihli satışa istinaden 5396 ada 12 parseldeki daire kısmından giriş kapısına göre 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin tüm taşınmaz içerisindeki her birinin pay oranı tespit edilerek bu bağımsız bölümlere düşen arsa payı oranında davalılardan alınarak davacı adına tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sırasında davalıların taşınmazı 12.01.2009 tarihinde başkalarına devrettiğini tapu kayıtlarından öğrendiklerini açıklayarak Mahkemenin ara kararı üzerine 31.05.2011 tarihli dilekçe ile seçimlik haklarını tazminat yönünde kullandıklarını, 1 ve 2 nolu taşınmazların davacı adına tesciline engel oldukları 12.01.2009 tarihi itibarıyla gerçek zararının tespiti ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, harcını da yatırdığı 11.07.2012 tarihli dilekçe ile talebini 400.000 TL'nin aynen ifanın mümkün olmadığı ve taşınmazın 3. kişilere satıldığı 12.01.2009 tarihinden itibaren faizi ile davalılardan tahsili şeklinde ıslah etmiştir. Davacı vekili 30.11.2012 tarihli dilekçesinde, ıslah edilen bedel 400.000 TL'den davalı ...’e düşen kısımla ilgili herhangi bir talepleri bulunmadığını, davalılardan ...’den 133.333,33 TL'nin ...’dan da 133.333,33 TL alacak talebinde bulunduklarını bildirmiştir. Davalı ... vekili, öncelikle satış vaadi sözleşmesinin miras taksim sözleşmesinden önce miras paylaşımına ilişkin yapılan bir sözleşme olduğunu, miras kalan tüm malların paylaşımının ve intikalinin miras paylaşımına göre yapıldığını, miras sözleşmesi ile mirasçıların birbirlerini gayrikabili rücu ibra ettiklerini, davacının kötüniyetli olup dava konusu taşınmazda kiracıların ödediği kira ile ilgili davalı ...’in ihtarına verdiği 27.06.2008 tarihli cevapta yıllar önce yapılan taksim anlaşması, satışlar ve fiili uygulamada hangi bölümlerin kime ait olduğunun belli durumda bulunduğunu kabul ettiğini, taşınmazın tapuda arsa olup mirasçıların miras hisseleri ve taksim sözleşmesine göre malik olduklarını, üzerindeki kaçak ve kamu düzenine aykırı binanın ekonomik değerinden bahsedilemeyeceğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., tarihsiz miras taksim sözleşmesi sunarak dava konusu taşınmazda satış vaadi düzenlendiği sırada 5 kişinin hissedar olmasına rağmen üç kişinin satış vaadinde bulunduğunu, hissedarlardan ...'in satış vaadinde bulunmadığını, arsa tapusu olduğundan daireler ve işyerlerinin resmi olarak bölünmediklerini, herkesin kiracıları olduğunu, iyiniyetlerinden dolayı davacının iki daireden fazladan kira aldığını, dava dilekçesinde yazılı diğer dört parça yerin herkesin rızası ve imzası ile karşılıklı olarak tapuda devredildiğini ve konu ile ilgileri olmadığını, davacıya muristen kalan nakit yaklaşık 40 milyarın elden verildiğini, ...’taki özel okul masraflarının 7 yıl kendileri tarafından karşılandığını, 5396 ada 12 parselin miras taksim sözleşmesine göre paylaşıldığını, hisselerin devredilip tapunun değiştiğini, davacının hakkı olsa idi satış yapmaması gerektiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., duruşmada, davacının oğlu olup davanın sonuçlanmasını istediğini, ayrıca kendisine çocukları ... ve ...'in aldığı daireyi de bedelsiz olarak ...'a verdiğini bildirmiştir. Mahkemece, davalı ... ... yönünden davanın feragat nedeniyle, diğer davalılar yönünden ise esastan reddine karar verilmesi üzerine hüküm, ... ... ve ...’la ilgili redde ilişkin bölümü yönünden davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkeme red gerekçesinde; davanın satış vaadine dayandığı, tapu iptali ve tescil istekli açılmış ise de yargılama sırasında davalılara ait paylar üçüncü kişilere devredildiğinden tescil imkanı kalmadığı, davacı vekilinin seçimlik hakkını kullanarak davaya tazminat olarak devam edilmesini istediği, her ne kadar önce denkleştirici adalete göre ödenen paranın iadesi düşünülmüş ise de satış vaadi sözleşmesinin noterde düzenlendiği ve geçerli olduğu, ifa imkanı kalmadığı, BK’nın 96. maddesine göre gerçek zararın karşılanması gerektiği, bilirkişi tarafından 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin gerçek değerlerinin dava tarihi itibarıyla toplam 400.000 TL olarak belirlendiği, davacı vekilinin davalı ... yönünden bir talepleri olmadığını bildirmesi sebebiyle bu davalı yönünden feragat sebebiyle ret gerektiği, 70.000 TL değer ile açılan davada ıslah ile davalılardan ... ve ...’ten 133.333,33’er TL istendiği, davalılardan ... vekili tarafından ıslaha karşı zamanaşımı def’in de bulunulduğu, satış vaadi sözleşmesi tarihi ile ıslah tarihi arasında BK’nın 125. maddesinde yazılı 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, ... hakkındaki davanın ıslah edilen bölümü yönünden reddi gerektiği, ayrıca taraflar arasında miras taksim sözleşmesi bulunduğu, satış vaadi sözleşmesinin de bu taksim doğrultusunda düzenlendiği, itiraz edilmeyen taksim sözleşmesine göre murisin mirasının taksim edildiği, sözleşmenin 1. maddesinin tarafları bağlayacağı, miras taksim sözleşmesinde diğer taşınmazlarla ilgili bir açıklama olmadığı açıklanarak tüm davalılar yönünden de davanın reddi gerektiği kanaatine varılmış, yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Dava, ... 16. Noterliği'nin 23.01.2002 tarihli düzenleme şeklindeki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan müspet zararın tazmini isteğine ilişkindir. Mahkeme gerekçesinde de açıklandığı üzere, davada önce tapu iptali ve tescil istenmiş ise de yargılama sırasında davalılara ait payların tapuda dava dışı gerçek kişilere devredilmesi üzerine Mahkemece davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılmış, davacı vekili tarafından davaya tazminat yönünden devam edileceği bildirilmiş ve harcı da yatırılarak dava davalılar ... ve ... ...’den 133.333,33’er TL'nin tahsili şeklinde ıslah edilmiştir. Öncelikle; taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin hukuki nitelikleri, unsurları, tabi oldukları şekil şartları ve bu şartlara uyulmamasının sonuçları üzerinde durmakta yarar vardır: Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun, Türk hukuku'na getirdiği yeniliklerdendir ve daha çok da koşulları henüz gerçekleşmediği için kurulması olanaksız olan asıl satım sözleşmesinin görevini yerine getirmek üzere kolay ve güvenli bir yol olarak görülüp, tercih edilen bir sözleşme türüdür. 818 sayılı Borçlar Kanunu, kural olarak sözleşmelerde şekil serbestisini benimsemiştir. Bu husus Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasında açıkça belirtilmiş, ancak yasada tersine kural bulunması halinde şekle bağlılık kabul edilmiştir. Nitekim, 11. maddenin 2. fıkrasında (6098 sayılı TBK m.12/2), yasaca bir biçim öngörülmüşse ve bu biçimin kapsam ve sonuçları için başkaca kural konulmamışsa, sözleşmenin bu biçime uyulmadıkça geçerli olmayacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun'un “Akit Yapmak Vaadi” başlığını taşıyan 22. maddesinde ise; “Bir akdin ileride inşa edilmesine dair mukavele muteberdir. Kanun iki tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet etmeye tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de tatbik olunur.” Hükmü yer almaktadır. Görülmektedir ki, bir akdin sıhhati hangi şekle tabi ise vaadinin bu şekle uyularak yapılması gerekir. Taşınmaz mülkiyetini devir borcunu doğuran sözleşmelere ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Hukuki İşlem” başlıklı 706. maddesinde: “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tabidir.” Düzenlemesi yer almaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 213. maddesinde de  (6098 sayılı TBK m.237/2) sözleşmenin biçimi başlığı altında; taşınmaz satımının geçerli olması için getirilen resmi senede bağlanması şartı, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri için de öngörülmüştür. Bu bağlamda 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddesi taşınmaz satışları için tapu sicil muhafız ya da memurlarını yetkili kılmışken, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60/3 ve 89. maddeleri taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterlerce düzenleme şeklinde(resen) yapılacağı kuralını getirmiştir. Bu açık hükümler göstermektedir ki, resmi senede bağlanmayan tapuda kayıtlı taşınmaz satımları ile noterde düzenleme biçiminde (resen) yapılmamış olan taşınmaz satış vaadine ilişkin sözleşmeler geçersizdir. Burada Kanunun öngördüğü şeklin bir geçerlilik (sıhhat)  şartı olarak düzenlendiğini, buna uyulmadan yapılan sözleşmelerin “geçersizlik” müeyyidesine bağlandığını, bunun hukuki mahiyet olarak emredici nitelikte olduğunu, bu nedenle de “geçersizlik” müeyyidesine bağlanan şekil eksikliğinin hakim tarafından taraflar ileri sürmeseler dahi, yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınması gerektiğini belirtmekte yarar vardır. Diğer taraftan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 12. maddesi (6098 sayılı TBK m.13) gereğince; yasaca yazılı olması gereken bir sözleşmenin değiştirilmesinin de yazılı olması gerekir. Şu kadar ki; bu sözleşmeye aykırı olmayan veya onu değiştirmeyen tamamlayıcı yan şartlar bu kuralın dışındadır. 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesinin 7 ve 8. fıkralarında da; noterlikçe düzenlenen satış vaadi sözleşmelerinin taraflardan biri isterse taşınmaz siciline şerh verileceği, şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa,..tapuya tescil edilmezse bu şerhin tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından re’sen terkin olunacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hakka, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilme gücü verilmiştir. Özünde kendine özgü yapısıyla şahsi hak niteliğinde olan satış vaadi sözleşmeleri getirilen bu tapuya şerh olanağı ile güçlendirilmiş bulunmaktadır. Sözleşmenin sağladığı şahsi hakkı ayni hakka dönüştürmemekle birlikte “ayni tesir” kazandıran bu şerhin geçerliliği de satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğine bağlıdır. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak tapuya işlenen şerhin geçerliliğinden ve koruyuculuğundan da söz edilemez. Özetle ifade edilecek olursa; kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden (6098 sayılı TBK m.29) alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi (6098 sayılı TBK m.237) ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 706 ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddeleri hükmü uyarınca, noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmelerdendir. Kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle satış vaadi sözleşmesinin geçerli olması için vaad borçlusunun satış vaadinin yapıldığı tarihte tapuda kayıtlı taşınmazın maliki olması gerekmez. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez (Karahasan, Mustafa Reşit, Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.4, s.308) . Resmi şekilde düzenlenmesi gereken ve tam iki tarafa borç yükleyen satış vaadi  sözleşmelerinde, edimini yerine getiren taraf, karşı tarafın da edimini yerine getirmesini isteyebilir. Hemen burada, ifa imkânsızlığı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında da yarar vardır; 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 20/I. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre: “Bir akdin mevzuu gayrı mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka mugayir olursa o akit batıldır.” Aynı şekilde, BK’nun 96. maddesi (6098 sayılı TBK m.112), “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat edemedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmünü taşımaktadır. Keza, BK’nun 117. maddesi (6098 sayılı TBK m.136) “Borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.”, demek suretiyle, imkânsızlık kavramını düzenlemiştir. İmkânsızlık, ifa engeli sebeplerinden birini oluşturur. Gerçekten de, imkânsızlık, sürekli, kalıcı, temelli bir ifa engelidir. Bu niteliği ile imkânsızlık, temerrüdün karşıtıdır. İmkânsızlığın pratik önemi borçluya karşı aynen ifanın zorla sağlanamamasında ortaya çıkar (Serozan, Rona, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, 3.Cilt, 4.Bası, ... 2006, s. 163.). Diğer bir ifadeyle imkânsızlık, borçlanılan edimin ya baştan itibaren geçerli olarak doğmasını ya da sonradan borçlu veya diğer herhangi bir kimse tarafından objektif, sürekli ve kesin olarak yerine getirilmesini önleyen, fiili veya hukuki engellere verilen isim olarak tarif edilebilir (Eren, Fikret: age., s. 270.; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, ... 1988, s. 483.; İnan, Ali Naim, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1984, s. 503; Ayan, Mehmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 3.Bası, Konya 2002, s. 325; Akıntürk, Turgut, Satım Akdinde Hasarın İntikali, Ankara 1966, s. 33; Velidedeoğlu, Veldet/Özdemir, Refet, Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 1987, s. 52; Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 2005, s. 77). İmkânsızlık, bir veya birden çok edimi kapsayabilir. Ayrıca, edimin ifasının imkânsızlığı, asli edimler yanında yan edimler için de söz konusu olabilir. İmkânsızlık genellikle edim sonucuna ilişkin olmalıdır. Ancak, bazı durumlarda imkânsızlık, edim fiiline ilişkin de olabilir. İmkânsızlık bir insan fiilinden veya tabiat olayından doğması yanında, mantıki, hukuki veya fiili sebeplerden de kaynaklanabilir (Eren Fikret, age., s. 295., s. 186.; Bucher, Eugen: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil ohne Delicktrecht, Zürich 1988, s. 417). BK’nun 20. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre, bir akdin konusu mümkün değilse, o akit imkânsızdır. Burada söz konusu olan imkânsızlık, başlangıçtaki, yani sözleşme yapıldığı sırada mevcut olan imkânsızlıktır (objektif imkansızlık). Bu halde, konusu hukuki veya fiili sebeplerden dolayı imkânsız olan sözleşme butlan yaptırımına tabidir ve başlangıçtan itibaren geçersizdir. Burada geçerli olan butlan yaptırımından bahsedebilmek için, imkânsızlık sözleşmenin konusu ile ilgili olmalı ve yalnız borçlu bakımından değil, objektif mahiyette ve herkes için söz konusu olmalıdır. Batıl bir sözleşme baştan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Fakat, sözleşme yapılırken taraflardan biri imkânsızlığı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa ve buna rağmen diğer tarafı bundan haberdar etmemişse, bu durumda karşı tarafın uğradığı menfi zararı karşılamakla yükümlüdür (Eren Fikret, age., s. 299.; Reisoğlu, Safa, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 18. Bası, ... 2006, s.116; Serozan Rona, age , s. 162.; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, age., s. 1208). BK’nun 117. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) göre, edimin yerine getirilmesi sözleşme yapıldıktan sonra imkânsız olursa ve bu imkânsızlıkta borçlunun kusuru bulunmazsa, borçlu borcundan kurtulur. Burada sözleşme, başlangıçtaki imkânsızlık gibi butlan yaptırımına tabi olmamakla birlikte, borçlu borcundan kurtulmaktadır. Borçluyu borcundan kurtaran imkânsızlığın objektif veya sübjektif olması önemli değildir. Sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan imkânsızlık, ister objektif ister sübjektif olsun, borçlunun kusuruna dayanmadıkça, borçlu borcundan kurtulur. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık, borçlunun kusuruna dayanıyorsa, borçlu bundan sorumlu olur. Sonraki imkânsızlık, ister objektif ister sübjektif mahiyette olsun, borçlunun kusuru söz konusu olursa, borçlu bundan sorumlu olur. Bu takdirde, borca aykırılığı konu alan BK’nun 96. maddesindeki genel hüküm uygulama alanı bulur (Eren Fikret, age., s. 298.; Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, s. 77.; Tekinay/ Akman/ Burcuoğlu/ Altop, s. 1210). İmkânsızlık; objektif-sübjektif imkânsızlık, başlangıçtaki-sonraki imkânsızlık, tam-kısmi imkânsızlık, sürekli-geçici imkânsızlık, borçlunun sorumlu olduğu imkânsızlık ve borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık seklinde çeşitli türlere ayrılabilir (Borç İlişkisi Doğuran Sözleşmelerde Başlangıçtaki İmkânsızlık, Hüküm Ve Sonuçları Zeynep İpek Yücer, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi s. 22 vd.). Objektif imkânsızlık, BK’nun 20, 96. ve 117. maddelerinde (6098 sayılı TBK m.27, 112 ve 136) hüküm altına alınmıştır. Objektif imkânsızlık-sübjektif imkânsızlık ayrımı baştaki imkânsızlık halinde önem kazanmaktadır. Sonraki imkânsızlığın doğurduğu hukuki sonuçlar açısından, objektif imkânsızlık ile sübjektif imkânsızlık arasında bir fark bulunmamaktadır. BK’nun 20. maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre başlangıçtaki objektif imkânsızlık bir butlan sebebidir. Önemli olan, edimi sadece borçlunun mu, yoksa herkesin mi yerine getirip getiremeyeceğidir. Buna göre, eğer edim, borçlu da dahil üçüncü kişiler tarafından da yerine getirilemiyorsa, imkânsızlık objektiftir (Eren Fikret, age., s. 295.; Kılıçoğlu, age., s. 116.; Oğuzman/Öz, age., s. 76.; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 79.; Altunkaya, age., s. 110.; Başpınar, age., s. 119.; Altaş, age., s. 13.; Prof. Dr. Karaaslan, Hakan: Sürekli Borç İlişkileri ve Sürekli Borç İlişkilerinde İfa İmkansızlığı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ... 2003, s. 53.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.4.1984  gün, 139 E., 426 K. sayılı ilamı). Yukarıda açıklandığı üzere, BK’nun 117. maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) yer alan şekilde, borçluya yükletilemeyen sonraki imkânsızlık hallerinde borçlunun borcu sona ereceğinden, borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekir. Henüz almadığı şeyleri ise isteme hakkından mahrum olur. Ancak, bu durumda da istisnai olarak BK’nun 117/II. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) göre; taraflar aralarında yaptıkları sözleşme ile borçluya yüklenemeyen imkânsızlık halinde borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri muhafaza edeceğini kararlaştırabilirler. Ayrıca BK’nun, “Halin icabından veya hususi şartlardan mütevellit istisnaların maadasından, satılan şeyin nefi ve hasarı akdin inikadı anından itibaren alıcıya intikal eder.” şeklinde düzenlenen 183. maddesi (6098 sayılı TBK m.208) ve “ Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi, hastalıktan, askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet için ücret istemeye hakkı vardır” şeklinde hüküm altına alınan 328. maddesi (6098 sayılı TBK m.409), BK’nun 117. maddesine (6098 sayılı TBK m.136) istisna getiren özel hükümlerdir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık halinde borçlunun kusuru söz konusu ise daha önce de belirtildiği gibi, BK’nun 96. maddesindeki (6098 sayılı TBK m.112) genel hüküm uygulanır. Bu durumda, borç sona ermez, borçlu, alacaklı zarara uğramışsa, bunu tazmin etmek zorunda kalır. İmkansızlık, borçlunun kusuruna dayanıp dayanmamasına değil, genel olarak borçlunun bu imkânsızlıktan sorumlu tutulup tutulmayacağına göre tasnif edilmelidir. Nitekim, BK’nun 117. maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) kullanılan tabirler de bu görüşü desteklemektedir. Yani, kanun kusursuz olmayı değil, sorumlu olmamayı aramaktadır.( Eren Fikret, age., s. 1251.; Altunkaya, age., s. 139; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 110) Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural "ahde vefa, söze sadakat" ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/15-193- 235 sayılı ilamı). Bilindiği gibi, genelde temlik borcu doğuran sözleşmelerden olan satım sözleşmelerinde satış konusu olan malın, sözleşmenin yapıldığı anda mevcut olmasına ya da satıcının malvarlığında bulunmasına gerek yoktur. Bu itibarla ilerde yapılacak veya üretilecek yahut hâsıl olacak şeyler de satışa konu teşkil edebilirler. Bir başka anlatımla, satıcı başkasına ait şeyleri de satabilir. Eğer satıcı başkasına ait şeyi satmış ve ifa zamanına kadar da o şey üzerinde tasarruf yetkisini elde edememişse ve bu yüzden borcunu yerine getiremiyorsa, ademi ifa nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir (818 sayılı BK. 96) (6098 sayılı TBK m.112). Kural olarak, başkasına ait tapuda kayıtlı taşınmazların noter tarafından düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile satışı, kişisel borç doğuran bir sözleşme olması nedeniyle geçerlidir. Bir başka deyimle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Vaatte bulunanın, satış vaadinin konusunu oluşturan taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin varlığını aramak da gerekmez (Karahasan, Mustafa Reşit, Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.4, s.308). Maliki olmadığı bir taşınmazı satmış bulunan kişi aleyhine açılacak (ifa ve mülkiyetin alıcıya geçirilmesi) davasının redde müncer olması, böyle bir satışın BK.’nun 20. maddesinde (6098 sayılı TBK m.27) öngörülen afakî imkânsızlık (objektif imkânsızlık) nedeniyle geçersiz sayılmasını gerektirmez. Çünkü, böyle bir sözleşme, “borç doğuran” bir sözleşme olarak geçerlidir ve sonuçta sübjektif imkânsızlık nedeniyle tasarrufi işlemin, yani ifanın yerine getirilememesi sonunda meydana gelen zararın tazmini, BK.’nun 96. maddesi (6098 sayılı TBK m.112) gereğince satıcıdan istenebileceği gibi, eğer bir ceza şartı kararlaştırılmış ise bunun da ödetilmesi yine BK.’nun 158. maddesi (6098 sayılı TBK m.179) uyarınca alıcı tarafından istenebilir (Yargıtay HGK.'nun, 22.12.1982 T., 13-1905 E., 966 K. sayılı ilamı). Diğer yandan, taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi (6098 sayılı TBK m.146) hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması TMK'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma” kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenmez. Borçlar Kanunu'nun 128. maddesine (6098 sayılı TBK m.149) göre; “müruruzaman, alacağın muaccel olduğu zamandan başlar; alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruruzaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.” Görülüyor ki, kural zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten başlamasıdır. Alacağın muaccel olması, ifa zamanının gelmiş, ifaya engel bir durumun kalmamış olması demektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Her ne kadar taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesi noterde resmi şekilde düzenlendiğinden geçerli ve iki taraf için de borç doğurmakta olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 20/I. ve 96. maddeleri (6098 sayılı TBK m.27 ve 112) göre davalıların, sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirmemeleri sebebiyle davacının bundan doğacak müspet (gerçek) zararını gidermeleri gerektiği sonucu ortaya çıkmakta ise de, toplanan deliller, tanık beyanları, satış vaadi ve taksim sözleşmelerine konu 29.09.1998 tarihinde ölen muris Salih ... adına kayıtlı 5396 ada 12 parselde 20.05.1999 tarihinde tarafların da içinde yer aldığı mirasçılar adına yapılan miras payları oranında intikalden sonra taksim sözleşmesine uygun şekilde 25.02.2005 tarihinde mirasçılardan ...’in paylarını üç kardeşine, anne ...’in de 28.12.2005 tarihinde miras payını üç çocuğuna devretmeleri, sonrasında davacının da kendi payını önce kısmen sonra tamamen dava dışı gerçek kişilere satması, tapudaki tedavüllerin miras taksim sözleşmesine uygun olarak yerine getirilmesi karşısında tüm mirasçıların katılımı ile yapılan tarihsiz miras taksim sözleşmesinin davada dayanılan 23.01.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesinden sonra düzenlendiğinin, bu durumda da satış vaadi sözleşmesi ile taraflara yüklenen yükümlülüklerin, daha sonra tüm mirasçıların katılımı ve özgür iradeleri ile düzenlendiği anlaşılan ve tapuda da devirlere konu edilen miras taksim sözleşmesi ile ortadan kalktığının, tarafların miras taksim sözleşmesi ile satış vaadi sözleşmesinden caydıklarının (vazgeçtiklerinin), satış vaadi sözleşmesinin bozulduğunun kabulü gerekir. Artık tarafların ortak ve özgür iradeleri ile düzenlenen miras taksim sözleşmesi sebebiyle satış vaadi sözleşmesinden sonra davalıların kusuru olmaksızın ortaya çıkan imkansızlık nedeniyle davalılar borçlarından kurtulduklarından, davacı tarafın caydığı (vazgeçtiği) satış vaadi sözleşmesine dayanarak gerek mülkiyet gerek tazminat isteme hakkı ortadan kalkmış, davacı taraf lehine hüküm kurulma imkanı kalmamıştır. Diğer yandan; Davada dava konusu 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin davacı tarafın tasarrufuna verilerek kiralarının da davacı tarafça tahsil edilmesi karşısında zilyetlik davacı tarafa devredildiğinden davalıların zamanaşımı savunması az yukarıda açıklanan dürüst davranma kurallarına uygun düşmez. Aksi halde dahi imkansızlığın da en erken ancak davalıların tapudaki paylarını devrettikleri 2005 yılından itibaren hesaplanabileceği gözetildiğinde gerek dava ve ıslah tarihi itibarıyla akdin ifasının imkansız hale geldiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımının geçmediği de açıktır. Bu durumda Mahkemece satış vaadi sözleşmesinin miras taksim sözleşmesinden daha sonra düzenlendiği kabul edilerek yazılı bir takım gerekçelerle davanın kısmen esastan, kısmen de zamanaşımından reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de az yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan gerekçelerle Mahkemenin ret kararı sonucu itibarıyla doğru olduğundan, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün gerekçeleri değiştirilerek ONANMASINA, taraflarca HUMK'nın 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nın 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına, 14.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/2183 E., 2024/3226 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı maddesi; Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi;
1. Hukuk Dairesi         2023/2183 E.  ,  2024/3226 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/710 E., 2023/592 K. HÜKÜM/KARAR : Ret/Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/50 E., 2021/577 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; mirasbırakanın ecza ticareti ile uğraşırken ticari işlerinin kötüye gitmesi ve alacaklıların haciz koymamaları için dava konusu taşınmazın önce tanıdıkları bir başka şahısa muvazaalı olarak satıldığı, sonrasında davalı ...’a muvazaalı olarak devrettiğini, işlemler yapıldığı anda esas amaç davacıyı miras dışı bırakmak olmamasına rağmen muvazaalı satış nedeniyle ilk sahibi ...'a ait olan evin, muvazaa yoluyla eşi ...'a geçtiğini, mirasbırakanı ağabey'inin vefatı sonrası 1/2'sine sahip olması gereken gayrimenkul payından mahrum kaldığını ileri sürerek taşınmazın tapusunun iptal edilerek tapunun 1/2 oranında hisseler ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili taşınmazın müvekkili ve müteveffa eşi tarafından 1996 yılında, evliliklerinden sonraki bir tarihte birlikte satın alındığını, 1996 tarihinde taşınmazın ½ sinin müteveffa ... adına ½ sinin de müvekkil adına kaydedildiğini, davacının iddia ettiği gibi mirasbırakanın taşınmaz üzerindeki payının müvekkile 2010 yılından sonra devredilmediğini, mirasbırakanın ... Ecza Deposuna borçlu olduğu yıllar (taşınmazın borç dolayısıyla hacizli olduğu yıllar) 2006-2008 yılları iken davacının iddia ettiği gibi dava konusu taşınmazın mirasbırakana ait kısmının borçtan çok sonra olan 2010 yılında muvazaalı olarak devredildiğini kabul etmenin hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacağını, bu devir üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçtiğini, müvekkili lehine yapılan bu devir dolayısıyla edindiği mülkiyet hakkının artık itiraz edilemez nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mirasbırakanın davalıya yaptığı temlikin taşınmazın cebren satışının engellenmesi, yani başka bir ifade ile taşınmazın alacaklılarca haczedilmemesi için yapıldığı hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, mirasbırakanın çekişme konusu taşınmazı borçları sebebiyle alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla devrettiği, mirasbırakanın gerçek irade ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırma olmadığı belirlenerek muris muvazaasına dayalı davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Nedenleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı ile davalının terekenin 1/2 oranında bölüşümünde anlaştıklarını, dava konusu evin üzerinde Ziraat Bankası Kaynarca Şubesince konulan 525.000,00 TL mirasbırakanın ipotek borcu olduğunu, dava safahatı içinde davalının hiçbir gelir kaynağını, maddi varlığını ispat edemediğini, dosyaya ibraz edilen deliller ve dinlenen şahit beyanları nazara alındığında Mahkemenin davanın kabulüne karar vermesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kararda gösterilen yasal ve yeterli gerekçeye göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin yerinde olmadığı belirlenerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; istinaf dilekçesini tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muris muvaazası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı maddesi; Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi; Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddelesi; 6100 sayılı HMK’nın 190 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Mirasbırakanın 30.03.2018 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak geriye davacı kardeşi ve davalı eşinin kaldığı, İstanbul ili, Fatih ilçesi, ... Mahallesi 1233 ada 24 parsel sayılı ahşap ev vasıflı taşınmazın 16.10.1996 tarihinde satış işlemi ile 1/2 hissenin mirasbırakan adına, 1/2 hissenin davalı adına tescil edildiği, mirasbırakan adına kayıtlı 1/2 hissenin 17.12.2008 tarihinde satış işlemi ile davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır. 2.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Tapuda kendi adına kayıtlı bir konutun maliki (M), alıcı (A) ile 2.500.000 TL bedel karşılığında satış için anlaşmıştır. Taraflar, bir emlak ofisinde, "Taşınmaz Satış Sözleşmesi" başlığı altında adi yazılı bir belge düzenlemiş ve imzalamışlardır. Sözleşmeye göre, (A) sözleşme anında 100.000 TL peşinat ödemiş ve tapu devrinin bir ay içinde yapılacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmede ayrıca, "Taraflardan birinin kusurlu olarak sözleşmeden cayması halinde, diğer tarafa 200.000 TL cezai şart ödeyecektir." şeklinde bir hükme yer verilmiştir. Kararlaştırılan devir tarihinden önce konutun değerinin piyasada beklenmedik şekilde artması üzerine (M), devir işleminden vazgeçtiğini (A)’ya bildirmiş ve aldığı 100.000 TL'yi iade etmeyi teklif etmiştir. (A) ise sözleşmenin geçerli olduğunu ileri sürerek tapu devrini, bu mümkün olmazsa ödediği peşinat ile cezai şartın kendisine ödenmesini talep ederek dava açmıştır. Bu hukuki uyuşmazlığa ilişkin Yargıtay içtihatları ve ilgili kanun hükümleri göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Satış sözleşmesi şekle aykırı olduğu için geçersiz olsa da, sözleşmeye duyulan güvenle kararlaştırılan cezai şart hükmü bağımsız bir taahhüt niteliğinde olduğundan, (M)’nin bu bedeli ödemesi gerekir.
B) Tapuda kayıtlı taşınmazın devrini konu alan sözleşme, kanunda öngörülen resmi şekle uyulmadığından kesin hükümsüzdür. Asıl sözleşme geçersiz olduğundan, fer'i nitelikteki cezai şart da geçersiz olup, (A) yalnızca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ödediği 100.000 TL’nin iadesini talep edebilir.
C) (M)’nin sırf taşınmazın değerinin artması nedeniyle sözleşmeden dönmesi Türk Medeni Kanunu m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder; bu nedenle hâkim, şekil eksikliğini göz ardı ederek sözleşmenin ayakta tutulmasına ve tapunun (A) adına tesciline karar vermelidir.
D) Taraflar arasındaki adi yazılı sözleşme, bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi olarak yorumlanmalı ve (M)'nin ifadan kaçınması nedeniyle (A) lehine uğradığı müspet zararın tazminine hükmedilmelidir.
E) Sözleşmenin geçersizliği (M) tarafından ileri sürülemeyeceğinden, (A) seçimlik hakkını kullanarak ya tapu devrini ya da ödediği peşinat ile birlikte cezai şartın tamamının ödenmesini talep edebilir.

Bu maddeyle ilgili 13 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol