Türk Borçlar Kanunu 25. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 25- Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin içeriği
I. Sözleşme özgürlüğü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
19. Hukuk Dairesi, 2017/4326 E., 2019/1858 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Bu işlem 6098 sayılı TBK’nun 25.maddesi gereğince yasaklanmış olduğundan, mutlak butlanla batıldır.
19. Hukuk Dairesi 2017/4326 E. , 2019/1858 K.
"İçtihat Metni"
Davacı-birleşen davada davalı ... vek. Av. ... ile davalı-birleşen davada davacı Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. vek. Av. ... arasında görülen dava hakkında ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 19/01/2016 gün ve 2013/604 E. - 2016/31 K. sayılı hükmün bozulmasına ilişkin Dairemizin 15/02/2017 gün ve 2016/12894 E. - 2017/1143 K. sayılı ilamına karşı davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan davacı-birleşen davada davalı vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, 27,10-TL harç ve takdiren 384,00-TL para cezasının karar düzeltme isteyen davacı-birleşen davada davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 20/03/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Asıl dava, ipotek senedinde yer alan kefalet kaydının geçersizliğine dayalı menfi tespit davasıdır.
Kural olarak banka kredilerinin teminatı için verilen ipotek senedi tapu sicil müdürlüğünde, kefalet sözleşmesi ise bankada düzenlenip imzalanır.
Banka tarafından verilecek kredi için sınırlı bir teminat vermek isteyen kişiye tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen ipotek senedi içine bir kefalet kaydı yerleştirerek imzalatılması halinde bu kefalet kaydı sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem şartı olup 6098 sayılı TBK’nun 21/2.maddesi gereğince yazılmamış sayılır.
Ayrıca banka tarafından düzenlettirilen ipotek senedinde kullandırılan krediye sadece ipotek ile sınırlı bir teminat vermek isteyen kişi aleyhine ipotek senedine ayrıca kefalet kaydı eklenmesi dürüstlük kuralına aykırı olarak onun aleyhine ve onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte bir genel işlem şartıdır. Bu işlem 6098 sayılı TBK’nun 25.maddesi gereğince yasaklanmış olduğundan, mutlak butlanla batıldır.
Davaya dayanak yapılan ipotek senedi TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenmiştir.
Ancak 6101 sayılı TBK’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2.ve 7.maddeleri gereğince TBK’nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın görülmekte olan davalarda da uygulanır.
Banka tarafından verilecek bir krediye hem ipotek vererek hem de kefil olarak teminat vermek isteyen kişiye ipotek senedi tapu sicil müdürlüğünde, kefalet sözleşmesi ise bankada imzalatılmalıdır. Nitekim ipotek vermeyen kişiler kefalet sözleşmesini bankada imzalamaktadırlar.
Bir krediye sadece ipotek teminatı veren kişiye tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen ipotek senedi içine bir cümle kefalet kaydı eklenerek onun banka kredisine kefil yapılmak istenmesi ipoteğin tesisi amacına aykırıdır.
Böyle bir davranışın bir itibar ve güven müessesesi olan bankalar tarafından yapılmış olması hukuk düzenince kabul edilemez.
Somut olayda TBK’nun 21/1 ve 25.maddeleri gereğince hem yazılmamış sayılma (yokluk), hem de mutlak butlan (hükümsüzlük) nedenleriyle hukuki kıymeti bulunmayan ipotek senedinde yer alan kefalet kaydına değer verilmesi mümkün değildir.
Bu itibarla, yerel mahkemece hukuki kıymeti bulunmayan ipotek senedinde yer alan kefalet kaydına değer verilmeyerek asıl davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesini ve bu kararın Dairemizce onanmasını doğru bulmadığımdan, davacının asıl davaya yönelik karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme kararının bu yönden bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan saygıdeğer çoğunluğun davacının karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararına muhalifim. 20.03.2019
Diğer kararlar (4)
19. Hukuk Dairesi, 2017/2603 E., 2018/4681 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bu işlem 6098 sayılı TBK’nun 25.maddesi gereğince yasaklanmış olduğundan, mutlak butlanla batıldır.
19. Hukuk Dairesi 2017/2603 E. , 2018/4681 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davalı takip alacaklısı bankaya davacının borcu olmamasına rağmen davacı aleyhinde icra takibi başlattığını, davacının takibe dayanak olan sözleşmede herhangi bir imzasının bulunmadığını, bu sebeple davacının davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti ile yapılan icra takibinin davacı yönünden iptal edilmesini, davalının haksız ve kötüniyetli icra takibi yapmış olması sebebiyle dava değerinin % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili, davadışı Beyiş Canta Kundura Ltd. Şti.nin davalı bankadan kredi kullandığını, davacının da söz konusu kredinin teminatı olarak taşınmazını ipotek verdiğini, ipotek senedinin 2. maddesinde ipotek limiti miktarınca borçtan müşterek müteselsil borçlu ve müteselsil kefil olarak yer aldığını savunarak, davanın reddi ile davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama, benimsenen bilirkişi raporu ve toplanan delillere göre; davalı bankanın kredi sözleşmesi uyarınca alacak miktarının 101.484,50 TL olarak tespit edildiği, ipotek tesisine ilişkin resmi akdin 2. maddesi uyarınca davacının ipotek limiti olan 150.000 TL ile sınırlı olarak borca müştereken ve müteselsilen kefil olunduğunu kabul ettiği, hesaplanan borç miktarının davacı borçlunun sorumlu tutulduğu miktarı (150.000,00 TL) aşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 02/10/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava, ipotek senedinde yer alan kefalet kaydına dayalı ilamsız takibe karşı açılmış, menfi tespit davasıdır.
Kural olarak banka kredilerinin teminatı için verilen ipotek senedi tapu sicil müdürlüğünde, kefalet sözleşmesi ise bankada düzenlenip imzalanır.
Banka tarafından verilecek kredi için sınırlı bir teminat vermek isteyen kişiye tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen ipotek senedi içine bir kefalet kaydı yerleştirerek imzalatılması halinde bu kefalet kaydı sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem şartı olup 6098 sayılı TBK’nun 21/2.maddesi gereğince yazılmamış sayılır.
Ayrıca banka tarafından düzenlettirilen ipotek senedinde kullandırılan krediye sadece ipotek ile sınırlı bir teminat vermek isteyen kişi aleyhine ipotek senedine ayrıca kefalet kaydı eklenmesi dürüstlük kuralına aykırı olarak onun aleyhine ve onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte bir genel işlem şartıdır. Bu işlem 6098 sayılı TBK’nun 25.maddesi gereğince yasaklanmış olduğundan, mutlak butlanla batıldır.
Davaya dayanak yapılan ipotek senedi TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenmiştir.
Ancak 6101 sayılı TBK’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2.ve 7.maddeleri gereğince TBK’nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın görülmekte olan davalarda da uygulanır.
Banka tarafından verilecek bir krediye hem ipotek vererek hem de kefil olarak teminat vermek isteyen kişiye ipotek senedi tapu sicil müdürlüğünde, kefalet sözleşmesi ise bankada imzalatılmalıdır. Nitekim ipotek vermeyen kişiler kefalet sözleşmesini bankada imzalamaktadırlar.
Bir krediye sadece ipotek teminatı veren kişiye tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen ipotek senedi içine bir cümle kefalet kaydı eklenerek onun banka kredisine kefil yapılmak istenmesi ipoteğin tesisi amacına aykırıdır.
Böyle bir davranışın bir itibar ve ... müessesesi olan bankalar tarafından yapılmış olması hukuk düzenince kabul edilemez.
Somut olayda TBK’nun 21/1 ve 25.maddeleri gereğince hem yazılmamış sayılma (yokluk), hem de mutlak butlan (hükümsüzlük) nedenleriyle hukuki kıymeti bulunmayan ipotek senedinde yer alan kefalet kaydına değer verilmesi mümkün değildir.
Bu itibarla bu hususları dikkate almayan yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan saygıdeğer çoğunluğun onama kararına muhalifim. 02.10.2018
19. Hukuk Dairesi, 2016/15199 E., 2018/1308 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bu işlem 6098 sayılı TBK’nun 25. maddesi gereğince yasaklanmış olduğundan, mutlak butlanla batıldır.
19. Hukuk Dairesi 2016/15199 E. , 2018/1308 K.
"İçtihat Metni"
Davacı ... A.Ş. vek. Av. ... ile davalı ... vek. Av. ... arasında görülen dava hakkında ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden verilen 08/07/2015 gün ve 2014/932 E. - 2015/603 K. sayılı hükmün bozulmasına ilişkin Dairemizin 23/03/2016 gün ve 2015/12903 E. - 2016/5230 K. sayılı ilamına karşı davalı vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan davalı vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, 14,00-TL harç ve takdiren 315,00-TL para cezasının karar düzeltme isteyen davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 19/03/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, ipotek senedinde yer alan kefalet kaydına dayalı itirazın iptali davasıdır.
Kural olarak banka kredilerinin teminatı için verilen ipotek senedi tapu sicil müdürlüğünde, kefalet sözleşmesi ise bankada düzenlenip imzalanır.
Banka tarafından verilecek kredi için sınırlı bir teminat vermek isteyen kişiye tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen ipotek senedi içine bir kefalet kaydı yerleştirerek imzalatılması halinde bu kefalet kaydı sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem şartı olup 6098 sayılı TBK’nun 21/2. maddesi gereğince yazılmamış sayılır.
Ayrıca banka tarafından düzenlettirilen ipotek senedinde kullandırılan krediye sadece ipotek ile sınırlı bir teminat vermek isteyen kişi aleyhine ipotek senedine ayrıca kefalet kaydı eklenmesi dürüstlük kuralına aykırı olarak onun aleyhine ve onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte bir genel işlem şartıdır. Bu işlem 6098 sayılı TBK’nun 25. maddesi gereğince yasaklanmış olduğundan, mutlak butlanla batıldır.
Davaya dayanak yapılan ipotek senedi TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenmiştir.
Ancak 6101 sayılı TBK’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2. ve 7. maddeleri gereğince TBK’nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın görülmekte olan davalarda da uygulanır.
Banka tarafından verilecek bir krediye hem ipotek vererek hem de kefil olarak teminat vermek isteyen kişiye ipotek senedi tapu sicil müdürlüğünde, kefalet sözleşmesi ise bankada imzalatılmalıdır. Nitekim ipotek vermeyen kişiler kefalet sözleşmesini bankada imzalamaktadırlar.
Bir krediye sadece ipotek teminatı veren kişiye tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen ipotek senedi içine bir cümle kefalet kaydı eklenerek onun banka kredisine kefil yapılmak istenmesi ipoteğin tesisi amacına aykırıdır.
Böyle bir davranışın bir itibar ve güven müessesesi olan bankalar tarafından yapılmış olması hukuk düzenince kabul edilemez.
Somut olayda TBK’nun 21/1. ve 25. maddeleri gereğince hem yazılmamış sayılma (yokluk), hem de mutlak butlan (hükümsüzlük) nedenleriyle hukuki kıymeti bulunmayan ipotek senedinde yer alan kefalet kaydına değer verilmesi mümkün değildir.
Bu itibarla karar düzeltme talebinin kabulüyle yerel mahkeme kararının gerekçesi düzeltilerek onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan saygıdeğer çoğunluğun davalının karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararına muhalifim.19.03.2018
11. Hukuk Dairesi, 2023/3262 E., 2023/3685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 25 inci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi 2023/3262 E. , 2023/3685 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
(İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2022/2 Esas, 2023/1 Karar
HÜKÜM :Davanın reddi
Taraflar arasında görülen hakem heyeti kararının iptali davasında Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi sıfatıyla verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalının arasında 24.06.2013 tarihli franchising sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşme kapsamında 09.07.2013 tarihinde davalıya 40.000,00 USD ödeme yapıldığını, ancak sözleşmeye konu iş yerinin açılamaması nedeniyle davalıya ödenen 40.000,00 USD'nin iadesinin istendiğini, sonuç alınamayınca tahkim yoluna başvurulduğunu, ancak oy çokluğu ile talebin reddine karar verildiğini, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin franchising sözleşmesinden kaynaklandığını, bu sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı düzenlendiğini, finansal açıdan kuvvetli olan davalı tarafından önceden düzenlenmiş matbu sözleşmeyi imzalamak durumunda kaldığını, ödenen bedelin irad kabul edileceği ve iade edilmeyeceğine ilişkin sözleşmenin üçüncü hükmünün geçerli olmadığını, hakem heyeti tarafından sözleşme hükmünün genel işlem koşulları açısından denetiminin yapılmamış olmasının kamu düzeni, kamu menfaati ve adil yargılama ilkelerine aykırı olduğunu, davacı tarafından davalıya yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını ileri sürerek tahkim kararının iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 439 uncu maddesi gereğince hakem kararının iptali şartlarının oluşmadığını, davada hukuki yararın bulunmadığını, hakem heyeti kararının esasının bu davada incelenemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşme hükümlerinin genel işlem şartlarına aykırı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2023 tarih, 2022/2 E. ve 2023/1 K. sayılı kararıyla hakem kararının iptaline ilişkin hükümlerin 6100 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinde sınırlı olarak düzenlendiği, davacının hakem kararında sözleşmenin hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmediğini, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğunu ileri sürdüğü, 6100 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesi gereğince hakem yargılamasında mahkemelerin rolünün sınırlandırılmış olduğu, tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak uyuşmazlığın taraflarının uyuşmazlık hakkında karar verme yetkisini hakemlere verdiği, hakemin esasa ilişkin değerlendirmeleri yönünden mahkemenin bir denetleme yapmasının mümkün olmadığı gibi somut olayda hakem kararında kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediği, davacının sözleşme maddelerinin hakem heyeti tarafında re'sen değerlendirilmesi gerektiğini, sözleşmenin genel işlem şartlarına aykırılık teşkil ettiğini ve bu hususun kamu düzenine aykırılık oluşturduğunu ileri sürdüğü, ancak mahkemece bu hususun incelenmesinin hakem kararının esasının denetlenmesi ve yerindelik denetimi anlamına geleceğinden bu yöndeki iddianın yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin franchising sözleşmesinden kaynaklandığını, bu sözleşmenin genel işlem koşullarına aykırı düzenlendiğini, finansal açıdan kuvvetli olan davalı tarafından önceden düzenlenmiş matbu sözleşmeyi imzalamak durumunda kaldığını, ödenen bedelin irad kabul edileceği ve iade edilmeyeceğine ilişkin sözleşmenin üçüncü hükmünün geçerli olmadığını, hakem heyeti tarafından sözleşme hükmünün genel işlem koşulları açısından denetiminin yapılmamış olmasının kamu düzeni, kamu menfaati ve adil yargılama ilkelerine aykırı olduğunu, davacı tarafından davalıya yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşmeye yol açtığını savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye ilişkin hakem heyeti kararının iptali şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 25 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/9304 E., 2022/8811 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
Diğer yandan genel işlem koşulları; 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 ila 25 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
9. Hukuk Dairesi 2022/9304 E. , 2022/8811 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 12.01.2022 tarihli ve 2021/12960 Esas, 2022/155 Karar sayılı kararı ile davacının ....12.2011-13.07.2017 tarihleri arasındaki tüm çalışma dönemi bakımından açık bir hukuk seçimi mevcut olduğundan uyuşmazlığa Umman hukuku uygulanarak konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınıp değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle sair yönler incelenmeksizin bozulmuştur.
Dairemiz bozma kararına karşı Bölge Adliye Mahkemesince direnilmesi üzerine karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede;
12.01.2022 tarihli ve 2021/12960 Esas, 2022/155 Karar sayılı bozma kararına direnilmiş ise de yabancı unsurlu ... sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkta yabancı hukukun uygulanması taraflar açısından öngörülebilir bir durumdur. Taraflar bir hukuk seçimi yapmamış olsalar dahi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (5718 sayılı Kanun) 27 nci maddesinin ikinci fıkrası düzenlemesi doğrultusunda uyuşmazlıkta yabancı hukukun uygulanması mümkün olabilmektedir.
Belirtmek gerekir ki 5718 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin birinci fıkrasında hâkimin, ... kanunlar ihtilafı kurallarını ve yetkili olan yabancı hukuku resen uygulayacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesine göre ise hâkim, ... hukukunu resen uygulamak durumundadır. Bu durumda daha önce farklı Yargıtay uygulamalarının bulunmasının, açık kanun hükümlerinin göz ardı edilmesine gerekçe olarak gösterilemeyeceği değerlendirilmiştir.
Diğer yandan genel işlem koşulları; 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 ila 25 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Somut olayda ise taraflar arasında imzalanan yurt dışı ... sözleşmesinin mülga 818 sayılı ... Borçlar Kanunu’nun yürürlükte olduğu tarihte düzenlendiği hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Bu nedenle yurt dışı ... sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibarıyla 6098 sayılı Kanun yürürlükte olmadığından genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler somut olaya uygulanamayacağı gibi bu hükümlerin, 6101 sayılı ... Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 2 nci maddesi gereğince kamu düzeni ve genel ahlâka ilişkin bir kural niteliğinde bulunmaması nedeniyle geçmişe etkili şekilde somut olaya uygulanması da mümkün değildir. Nitekim belirtilen ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2021 tarihli ve 2018/(19)11-1109 Esas, 2021/1718 Karar sayılı kararı ile 12.03.2020 tarihli ve 2017/11-36 Esas, 2020/290 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.
6098 sayılı Kanun'un genel işlem koşullarına ilişkin hükümlerinin bir an için somut olaya uygulanabilirliği kabul edilse dahi bu hükümlerin, hukuk seçimi anlaşmasının geçersizliğine gerekçe olamayacağını da belirtmek gerekir. Söz konusu hükümler, hukuk seçimi anlaşmasına uygulanacak hukukun ... hukuku olması hâlinde işlev görebilir. Bunun dışında 6098 sayılı Kanun’un bahsi geçen hükümleri, bunların doğrudan uygulanan kural niteliğinde kabul edilmeleri yahut yabancı hukukun ilgili hükümlerinin uygulanmasının ... kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde uygulanabilir (Rifat Erten, Yurt Dışında Çalışan ... Vatandaşı İşçilerin ...’de Açtıkları İşçi Alacaklarına Dair Davalarda Milletlerarası Yetki ve Uygulanacak Hukuk Meseleleri, Prof. Dr. Rıza Ayhan’a Armağan, C.I, ... 2022, s. 244).
Yine yurt dışı ... sözleşmelerinde, işverenin bilgi verme yükümlülüğüne yönelik maddelere de rastlamak mümkündür. Maddeye aykırı davranışın yaptırımının açıklanmadığı bu tür sözleşme maddelerinin düzenleniş amacının, çalışılan ülke mevzuatına aykırı işveren uygulamasının önüne geçmek olduğu kabul edilmelidir. Bir başka anlatımla bu tür maddeler; işverenin çalışılan ülke mevzuatına uygun hareket etmesini sağlamaya bu bağlamda işçinin çalışılan ülke mevzuatına uygun olarak hak ve alacaklarını ... altına almaya yöneliktir. Dolayısıyla işverenin bilgi verme yükümlüğünü ihlâl etmesi, uyuşmazlığa çalışılan ülke mevzuatının uygulanmasını engeller mahiyette değerlendirilmemiştir.
Somut uyuşmazlıkta, işçinin çalıştığı süre boyunca işini kararlaştırılan ülkede sürekli olarak yaptığı ve ...'de bir çalışmasının olmadığı; dolayısıyla geçici olarak başka bir ülkede çalıştığından söz edilemeyeceği kanısına varılmıştır.
Açıkça hukuk seçimi yapılan dönem bakımından daha sıkı ilişkili hukuk değerlendirmesi yapılması, 5718 sayılı Kanun hükümleri karşısında mümkün değildir. Öte yandan işverence, açık hukuk seçimine karşın kararlaştırılan ülke hukukunun uygulanmamış olması ise tarafların fiili olarak ... hukukuna göre uygulama yapılmasını kararlaştırdığını değil sözleşmenin tek yanlı olarak uygulanmadığını gösterir.
Açık olmayan ... mevzuatı kurallarının yorumlanmasında, işçi lehine yorum yöntemine başvurulması mümkündür. Ancak yorum gerektirmeyecek kadar açık olan hükümler işçi lehine de olsa yorumlanamazlar. İşçi lehine yorum ilkesi, yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlıklarda; ancak uygulanacak hukuk açıkça seçilmediğinde ve daha sıkı ilişkili hukukun tespiti bakımından gerektiğinde uygulanabilir. Şu hâlde direnmeye konu uyuşmazlıkta bu ilkeden hareketle sonuca varılması mümkün değildir.
Kanunlar ihtilâfı hukukundaki kamu düzeni anlayışı ise, iç hukukun kamu düzeni anlayışından farklı ve daha dar kapsamlıdır.
... mahkemelerinin görevine ilişkin tahkim anlaşması ile uyuşmazlığa uygulanacak maddi hukuka ilişkin hukuk seçimi arasında bir bağlantı ya da benzerlik bulunmadığından aynı değerlendirme kriterlerine göre geçerliliklerin irdelenmesi de doğru değildir. ... sözleşmesi ile açık hukuk seçimi yapılmamış olsa bile daha sıkı ilişkili hukuk olarak yabancı ülke hukukunun uygulanmasının mümkün hâle gelebileceğinin gözetilmesi gerekmektedir.
Somut uyuşmazlıkta yurt dışı ... sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, düzenlendiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuatın cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı; dolayısıyla taraflar arasında imzalanan yurt dışı ... sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Diğer yandan, direnme kararında Dairemizin 12.01.2022 tarihli bozma kararından sonra hangi gerekçe ile Umman hukukunun uygulanmadığı açıklanarak bozma kararı karşılanmaya çalışılmakla somut olayda yeni hüküm bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Belirtilen ve bozma kararında açıklanan diğer sebeplerle Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşıldığından, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE,
12.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Türkiye çapında faaliyet gösteren kargo şirketi (K), standart taşıma sözleşmelerinde yer alan ve önceden hazırlanmış bir maddede, "Taşıyıcının hafif kusurundan kaynaklananlar da dâhil olmak üzere, gönderiye gelebilecek her türlü ziya ve hasardan doğan sorumluluk, KDV dâhil taşıma ücretinin iki katı ile sınırlıdır." şeklinde bir düzenlemeye yer vermiştir. Müşteri (M)'nin gönderisi, (K)'nin çalışanının hafif kusurlu bir eylemi sonucunda hasar görmüş ve (M)'nin uğradığı fiili zarar, taşıma ücretinin on katı olarak tespit edilmiştir. Bu durumda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun genel işlem koşullarına ilişkin hükümleri çerçevesinde, sözleşmedeki bu sorumluluk sınırlaması kaydına ilişkin aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
A) Bu hüküm, dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olduğundan, içerik denetimi kapsamında TBK m. 25 uyarınca kesin hükümsüzdür.
B) Taşıma sözleşmelerinde sorumluluğun bu denli sınırlandırılması beklenmedik bir koşul olduğundan, sözleşmenin niteliğine yabancı olan bu hüküm TBK m. 21/2 uyarınca yazılmamış sayılır.
C) Tarafların irade serbestisi ilkesi gereğince, (M) sözleşmeyi imzalarken bu hükmün varlığı hakkında açıkça bilgilendirildiği ve içeriğini öğrenme imkânı bulduğu için hüküm geçerli kabul edilir.
D) Sorumluluk kaydı sözleşmenin esaslı bir unsurunu teşkil ettiğinden, bu kaydın geçersizliği TBK m. 27 uyarınca sözleşmenin tamamının kesin hükümsüz sayılması sonucunu doğurur.
E) Hükümdeki 'hafif kusur' ibaresi yoruma açık olduğundan, yorum denetimi kapsamında düzenleyen (K) aleyhine yorumlanarak ağır kusuru kapsamadığı sonucuna varılır ve bu kapsamda geçerliliğini korur.