6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 26

Türk Borçlar Kanunu 26. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 26- Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. II. Kesin hükümsüzlük

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

97 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 9, 10, 13, 14 ve 15 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26 ve 27 nci maddeleri ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 ve 115 inci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu         2021/922 E.  ,  2023/548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/885 E., 2020/1147 K. KARAR : Davanın usulden reddine Taraflar arasında birleştirilerek görülen hisse devir sözleşmesi ve ortakları kurulu kararının hükümsüzlüğü ile hisse devir sözleşmesinin iptali ve tescil davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun her iki dava bakımından esastan reddine, ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalara ilişkin kararlarının resen kaldırılarak asıl ve birleşen davanın aktif dava ehliyet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: ASIL DAVADA I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin babaannesi olan muris ...’ın 14.07.2014 tarihinde vefat ettiğini, müvekkilinin muristen önce vefat eden oğlunun çocuğu olarak muris ...’ın varisi olduğunu, murisin Topkapı Petrol Ltd. Şti.nin ortağı olduğunu ve ½ oranındaki hissesinin 13.03.2013 ve 20.03.2013 tarihli sözleşmeler ile davalı ...'a devredildiğini, anılan hisse devri onayının verildiği 20.03.2013 tarihli ortaklar kurulu toplantısında muris adına düzenlenen vekâletname ile davalı ...'ın bir takım işlemler yaptığını, ancak murisin anılan işlemlerin yapıldığı tarihlerde 87 yaşında olduğunu, 2001 yılında geçirdiği beyin kanaması sebebiyle konuşma ve yürüme yetisini kaybettiğini, vefatından bir yıl öncesinde fiil ehliyetini kaybetmiş olmasına rağmen adına düzenlenen vekâletname ile devir sözleşmelerinin hukuka aykırı olduğunu, varislere malî hakların intikalini önleme amacıyla bu işlemlerin yapıldığını, ayırt etme gücünden yoksunluktan kaynaklı olarak ehliyetsizlik nedeniyle hisse devir sözleşmesi ile 20.03.2013 tarihli ortaklar kurulu kararında yapılan işlemlerin batıl olduğunu ileri sürerek davalı ...'a yapılan hisse devir sözleşmeleri ve 20.03.2013 tarihli ortaklar kurulu kararının da hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili; müvekkilinin hisse devir sözleşmesinin ve ortaklar kurulu kararının hükümsüzlüğü talepleri bakımından pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, muristen vekâletnameler alınırken alınan hastane raporlarında murisin fiil ehliyeti bulunduğunun tespit edildiğini, murisin ayırt etme gücünün bulunduğunu, muris hisse oranının %17 olduğunu, Topkapı Petrol Ltd. Şti.nin zarar eden bir şirket olduğunu, bu sebeple davalı ... ile yapılan hisse devrinin şirketi kâra geçirme amaçlı olduğunu, bu kapsamda şirketin ruhsat sahibi olduğu akaryakıt işletmesinin çalışması için OMV Petrol Ofisi A.Ş. ile on yıllık kira sözleşmesi akdedildiğini, bu sayede ailenin gelir sahibi olduğunu, ayrıca davalı ... ile imzalanan başka bir sözleşme ile de on yıllık kira sözleşmesinin sona erdiği tarihte hisseler ile işyerinin iade edileceği hususunda anlaşma sağlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu hisselerin akaryakıt istasyonu işletilmek üzere devralındığını, müvekkili açısından hisse devir sözleşmelerinin geçersiz olduğu iddiasının dayanaksız olduğunu, ortaklar kurulu kararının hükümsüzlüğü talebi bakımından ise müvekkilinin husumet ehliyetinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. BİRLEŞEN DAVADA III. DAVA Davacı vekili; asıl davadaki iddialara ek olarak hisse devir sözleşmesi ve kira sözleşmesi ile mirasçılardan mal kaçırma amacının mevcut olduğunu, davalı varis ...’ın şirket tüzel kişiliğini tek başına ele geçirme amacında olduğunu, müvekkilinin mirastan kaynaklanan haklarının ihlâl edildiğini, hisse satışının görünürdeki işlem olarak geçerli olmayıp asıl amacın kiralama sözleşmesi olduğunu, davalı ...’ın aynı zamanda muristen alınan vekâlet görevini kötüye kullandığını, muris muvazaasının söz konusu olduğunu ileri sürerek muris ...’ın hisselerinin asıl davada davalı ...’e devir için yapılan sözleşmelerin muvazaalı olması nedeniyle iptallerine, müvekkilinin miras payı olan 1/8 oranındaki hissenin müvekkili adına tespit ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. IV. CEVAP 1. Birleşen davada davalı şirket vekili; husumet itirazında bulunarak sözleşmenin bağlayıcı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Dâhili davalı mirasçı ... vekili; müvekkili lehine bir hak doğması durumunda bu haklar saklı tutularak birleşen dava bakımından mirasçı olarak kayda dair ara karardan vazgeçilmesini talep etmiştir. 3. Dâhili davalı mirasçı ... beyanında; tanık olarak alınan beyanlarını tekrar ettiğini belirtmiştir. V. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 01.03.2018 tarihli ve 2014/1093 Esas, 2018/123 Karar sayılı kararıyla; muris ...’ın hisse devir sözleşmeleri ile vekâletnamelerin düzenlendikleri tarihlerde fiil ehliyetini haiz olduğu, asıl davada davalı ...'ın hisse devir sözleşmelerini vekâleten imzalamış olması nedeniyle sözleşmelerin hükümsüzlüğünü talep yönünden anılan davalıya husumet yöneltilemeyeceği, bunun yanında hükümsüzlüğü istenen ortaklar kurulu kararına ilişkin olarak husumetin şirkete yöneltilmesi gerekirken asıl davada davalıların her ikisine de yöneltilemeyeceği, asıl davada davalı ... yöneltilen sözleşmenin hükümsüzlüğüne dair talep bakımından yapılan esas incelemede ise murisin hisse devir sözleşmeleri ve vekâletnamelerin düzenlendikleri tarihlerde fiil ehliyetini haiz olması nedeniyle asıl davada davacı iddialarının yerinde olmadığı, birleşen davadaki talep bakımından husumetin hisse devir sözleşmesi taraflarına yöneltilmesi gerektiğinden husumetin birleşen davada davalı şirkete yöneltilemeyeceği, anılan davalı şirketin de pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle asıl davada ortaklar kurulu kararının hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin talep bakımından her iki davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, hisse devir sözleşmelerinin murisin ehliyet yokluğu nedeniyle hükümsüz olduğunun tespitine dair talebe ilişkin olarak davalı ... hakkındaki talebin pasif husumet yokluğundan reddine, hisse devir sözleşmelerinin murisin ehliyet yokluğu nedeniyle hükümsüz olduğunun tespitine dair talebe ilişkin davalı ... yönünden davanın esastan reddine, birleşen davanın ise pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. VI. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2018/754 Esas. 2019/335 Karar sayılı kararıyla; murisin varisleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu, asıl ve birleşen davada davacının murisin hissesine dair tek başına dava açamayacağı, gerek asıl gerekse birleşen davalar yönünden davacıya, diğer mirasçıların muvafakatlerini alması ya da terekeye temsilci tayin ettirerek temsilci eliyle davaya devam etmesi konusunda süre verilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince bu sürenin 14.04.2014 tarihli duruşmada iki numaralı ara karar ile verildiği, ancak davacı tarafça ara karar gereğinin yerine getirilmediği, davacı tarafça usulüne uygun olarak mirasçıların muvafakatleri alınmadığı gibi tereke temsilcisi atanması için gerekli işlemlerin de yapılmadığı, dosyadaki beyanlara göre diğer mirasçıların davalara muvafakatlerinin bulunmadıklarının anlaşıldığı, sadece mirasçı ...’ın beyanları muvafakat olarak anlaşılabilir ise de diğer mirasçıların muvafakatlerinin bulunmadığı, bu sebeple hem asıl hem de birleşen dava bakımından davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, davacının kendi hissesi için bu davaları açamayacağı, bu sebeplerle asıl ve birleşen davada davacının istinaf itirazlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacının istinaf başvurusunun her iki dava bakımından esastan reddine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33, 114 ve 355 ve 353/1.b.2. maddeleri gereğince ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalara ilişkin kararlarının resen kaldırılarak asıl ve birleşen davanın aktif dava ehliyet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. VII. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1- Birleşen davada, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına, davacının 4271 sayılı MK'nın 640 maddesi uyarınca kendi payına hasren dava açmasının mümkün olmamasına, bu nedenle de tereke temsilcisi tayinine gerek bulunmamasına göre davacı vekilinin birleşen dava yönünden temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; asıl dava davacının murisi adına vekaletname ile yapılan limited şirket hisse devir işlemlerinin murisin fiil ehliyeti olmadığından hükümsüz olduğunun tespitine ve ayrıca hisse devir işlemine onay veren limited şirket ortaklar kurulu kararının da hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, elbirliği mülkiyetine tabi malvarlığı yönünden davacının tek başına dava açamayacağı, diğer mirasçıların da davaya icazet vermedikleri gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 27. maddesinde kanunun emredici hükümlerine aykırı işlemlerin kesin hükümsüz olduğu, aynı Kanunun 1. maddesi uyarınca sözleşme kurulması için taraf iradelerinin arandığı, 4721 sayılı MK'nın 9. maddesinin mefhumu muhalifinden ayırt etme gücüne sahip olmayan kimsenin kendi iradesi ile hak sahibi olamayacağı ve borç altına giremeyeceği anlaşılmaktadır. Ehliyetsizlik nedeniyle hukuki işlemin sakat olması bir kesin hükümsüzlük hali olup, bu durum herkes tarafından ileri sürülebilir. Somut olayda davacı, hisse devir işlemlerine dayanak vekaletnameyi verdiği tarihte murisi ...'nın fiil ehliyeti olmadığından işlemlerin hükümsüzlüğünün tespitini talep etmiş olup, yukarıda yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere bu iddianın hukuki yarar bulunan herkes tarafından ileri sürülmesinin mümkün olduğu gözetilerek deliller toplanıp bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile aktif husumet yokluğu nedeniyle asıl davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin asıl davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; birleşen dava bakımından verilen kararın kesinleştiği, bir hukuki işlemin hükümsüzlüğünün hukuki yararı olan herkes tarafından ileri sürülebileceği doğru olmakla birlikte dava hakkını kullanmak isteyen tarafın aktif dava ehliyetini haiz olması gerektiği, hukuki yarara ilişkin dava şartından önce, tarafa ilişkin dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerektiği, HMK’nın 114 üncü maddesi gereğince hukuki yararın davanın konusuna dair dava şartı olduğu, dava şartlarının hangi sırayla inceleneceğine dair kanunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte bu konuda, usul ekonomisi gibi, yargılama hukukuna hâkim olan ilkeler yanında, dava şartının niteliğinin de dikkate alınması gerektiği, belli bir dava şartının yokluğu hâlinde diğerlerinin incelenmesine gerek kalmayacak ise ilk önce o dava şartının incelenip karara bağlanması gerektiğinden mahkemeye ilişkin dava şartları en önce, tarafa ilişkin dava şartları ikinci sırada, davanın konusuna ilişkin dava şartları ise en son inceleneceği, dava ehliyetinin hukuki yarardan önce incelendiği, tarafa ilişkin koşul gerçekleşmeksizin dava konusuna dair hukuki yararın değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davanın açılması bir usul işlemi olup davayı açan kişinin taraf veya dava ehliyetinin bulunmaması hâlinde usulüne uygun açılmış bir davanın varlığından da söz edilemeyeceği, böyle bir davada davanın konusuna ilişkin dava şartlarının, yani hukuki yararın incelenmesine geçilemeyeceği, tarafa ilişkin dava koşulu tamamlanmadıkça, davanın konusuna ilişkin dava şartlarının veya davanın esasının incelenemeyeceği, somut olayda tarafa ilişkin dava şartının gerçekleşmediği, ilk derece mahkemesince tarafa ilişkin dava şartı eksikliğinin tamamlanması için verilen sürede gerekli işlemlerin davacı tarafından yerine getirilmediği gerekçesiyle asıl dava yönünden direnme kararı verilmiştir. VIII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili; mirasçıların muvafakatlerinin alınması hususunda mahkemece tesis edilen ara karar gereğinin yerine getirildiğini, ancak mahkemenin muvafakatleri sormadığını, bu hususta müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, birleşen dosya kapsamında alınan bu ara karar sonucunun asıl davada geçerli kabul edilerek usule aykırı bir değerlendirme yapıldığını, mirasçılardan müteveffa ... ...’ın mirasçılarının tespiti için açılan davaların bekletici mesele yapıldıktan sonra bu ara karardan dönüldüğünü, anılan husus sebebiyle müvekkilinin tereke temsilcisi atamama hususunda kusurlu olmadığını, davalı ...’a hisselerin bedelsiz devredildiğini, müvekkili murisinin kira sözleşmesinde imzasının bulunmadığını, murisin iradesinin bu yönde olmadığını, ayrıca murisin fiil ehliyetinin bulunmadığını, vekaletname altında murisin okuma yazması olmasına rağmen imza yerine parmak izinin yer aldığını, bu durumun fiil ehliyetinin bulunmadığı hususuna karine teşkil ettiğini, hisse devir sözleşmesinin murisin gerçek iradesini yansıtmadığını, hükümsüz olduğunu, müvekkilinin asıl dava bakımından aktif dava ehliyetinin bulunduğunu belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada murisin fiil ehliyetinin bulunmadığı iddiasına dayalı olarak hisse devir işlemlerinin hükümsüzlüğüne dair talep bakımından davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 9, 10, 13, 14 ve 15 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26 ve 27 nci maddeleri ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 ve 115 inci maddeleri. 2. Değerlendirme A. Birleşen Dava Yönünden 1. Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. 2. Bölge Adliye Mahkemesince birleşen dava yönünden verilen davanın reddine dair kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece anılan davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 3. Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararını birleşen dava yönünden temyiz edip bu istemi Özel Dairece reddedilen asıl ve birleşen davada davacının birleşen dava yönünden kararı temyiz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. 4. O hâlde asıl ve birleşen davada davacı vekilinin birleşen dava bakımından verilen karara yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B. Asıl Dava Yönünden 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 12/1 inci maddesinde herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu düzenlendiği gibi, 48/1 inci maddesinde de herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetinin bulunduğu kabul edilerek kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğu temel ilke olarak benimsenmiştir. Borçlar hukukumuza hâkim olan “sözleşme serbestliği” ilkesinin kaynağı da irade özgürlüğüne dayanmaktadır. 3. Sözleşme serbestliği ve özgürlüğünün; sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini, tipini ve şeklini belirleme, sözleşmenin içeriğini değiştirme ve sözleşmeyi ortadan kaldırma gibi biçimleri bulunmaktadır. 4. 6098 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi maddesinde tarafların kanunda öngörülen sınırlar içinde, sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilecekleri kabul edilmiştir. Sözleşmenin içeriği kavramından anlaşılması gerekenin ne olduğu Kanun’da açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde tarafların yapmış oldukları sözleşme kapsamında, üzerinde anlaşmaya vardıkları her şeyin sözleşmenin içeriğine dâhil olduğu ifade edilmektedir. Tarafların belirlediği edim veya edimler, bu edimlerin nerede ve ne zaman yerine getirileceği, yan edim ve yükümlülükler, sözleşmenin şekli, tarafların yapmaması gereken fiil ve davranışlar ile pek çok şey sözleşmenin içeriğine dâhildir. 5. Sözleşmenin içeriğini belirleme ve serbestçe tayin etme özgürlüğüne getirilen temel sınırlama, davanın dayanağı 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur." şeklinde düzenlenmiştir. 6. Sözleşmenin geçerliliğini önemli ölçüde etkileyen unsurların eksikliği durumunda kesin hükümsüzlük söz konusu olur. Zira bu unsurlar sözleşmenin geçerliliği bağlamında oldukça önem arz etmektedir. Kesin hükümsüzlük yaptırımının söz konusu olduğu hâllerde sözleşmenin kurulmasında aranan unsurlar vazgeçilemez nitelikte olup bu unsurlar sadece sözleşme taraflarının menfaati yanında kamu düzeni için de tesis edilmiş olan geçerlilik koşullarıdırlar. Bu unsurların varlığında taraflar yanında üçüncü kişilerin de sözleşmelere güvenleri için yarar bulunmaktadır. 7. Kesin hükümsüzlük yaptırımı her zaman ileri sürülebilecek nitelikte olup bu unsurların eksikliği nedeniyle kesin hükümsüz olan bir sözleşmenin zamanla geçerli hâle gelme gibi bir durumu söz konusu olamaz. Bu çerçevede kesin hükümsüzlük hâli sadece sözleşmenin tarafları yanında sözleşmenin geçersiz hâle gelmesinde yararı bulunan tüm ilgililer tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemece resen dikkate alınması gerekir. 8. Bu kapsamda bir sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için gerekli olan unsurlardan biri de sözleşme ehliyetidir. Sözleşme ehliyetinin bulunmadığı durumlarda mevcut bir irade açıklaması bulunmasına rağmen bu açıklama sonucu herhangi bir borç doğmaz. Zira sözleşme irade açıklaması ile kurulmakta olup böyle bir irade açıklamasının hukuki sonuç doğrulabilmesi, kanuni anlamda gerekli olan fiil ehliyetini gerektirir. Bu sebeple ehliyet sözleşmenin geçerliliği için gerekli olan bir unsurdur. 9. Sözleşme geçerliliği için aranan ehliyet fiil ehliyeti olup 4721 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesine göre ancak fiil ehliyetine sahip olan kimselerin, kendi fiilleriyle hak edinebilecek ve borç altına girebileceklerdir. Bu anlamda fiil ehliyeti tam olan (kısıtlı olmayan, ergin olan ve ayırt etme gücü olan) kimseler hak ve borç altına girebileceklerdir. Sözleşme ehliyeti ise sözleşmenin her iki tarafı için de aranan bir unsur olup tarafların sözleşmenin kurulduğu anda bu ehliyete haiz olmaları durumunda geçerli bir sözleşme ilişkisi kurulur. Ayrıca taraflardan her ikisinin de ehliyetli olmaları gerekmekte olup tek tarafın ehliyetli olması geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için yeterli değildir. 10. Sözleşmenin geçerliliği için aranan ehliyet unsuru, sadece taraflar açısından değil kamu yararı açısından da aranan bir geçerlilik unsurudur. Bu sebeple ehliyetsizlik hâlinde kesin hükümsüzlük yaptırımı söz konusu olur. Nitekim 4721 sayılı Kanun 15 inci maddesinde; Kanun'da gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı açıkça belirtilmiştir. 11. Buradan hareketle bir sözleşmenin ehliyetsizlik nedeniyle kesin hükümsüz olduğuna ilişkin iddianın hukuki yararı mevcut olan herkes tarafından ileri sürülebilmesi mümkündür. Dolayısıyla ehliyetsizliğe dayalı olarak bir sözleşmenin kesin hükümsüz olduğuna dair iddianın ileri sürülmesinde hukuki yararı bulunan herkesin bu iddia ile açacağı davada aktif husumet ehliyeti mevcuttur. 12. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; asıl davada davacı tarafça, muris ... tarafından davalı ... adına düzenlenen vekâletnameye dayalı olarak gerçekleştirilen limited şirket hisse devir işlemlerinin, vekâletname ve sözleşmelerin düzenlendikleri tarihlerde murisin fiil ehliyeti bulunmadığı iddia edilerek geçersizliklerinin tespiti talep edilmiştir. 13. 4721 sayılı Kanun'un 9 ve 15 inci maddeleri ile 6098 sayılı Kanun'un 26 ve 27 nci maddeleri gereğince ehliyetsiz bir kimsenin vermiş olduğu vekaletname ve bu vekâletnameye dayalı olarak gerçekleştirilen sözleşmeler yukarıdaki kanun hükümleri gereği kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olup bu iddianın hukuki yararı mevcut olan herkes tarafından ileri sürülmesi mümkündür. 14. Bu itibarla her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, el birliği mülkiyetine tâbi mal varlığı yönünden davacının tek başına dava açamayacağı, diğer mirasçıların da davaya icazet vermedikleri gerekçesiyle davacının asıl davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı belirtilmiş ise de; davacı tarafça, asıl davada hisse devir işlemleri sırasında murisi tarafından verilen vekâletnamenin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı, bu sebeple anılan vekâletname ile yapılan işlemlerin kesin hükümsüz olduğu iddiasıyla asıl dava açılmıştır. 15. Asıl davada kesin hükümsüzlük iddiası ile ileri sürülen bu talepler bakımından, davacının varis olması ve kesin hükümsüzlük iddiasının ilgili herkes tarafından ileri sürülebilecek olması nedeniyle davacının asıl davada aktif dava ehliyeti mevcut olup bu anlamda diğer varislerin asıl davaya muvafakatlerinin mevcut olup olmamasının taraf ehliyeti bakımından herhangi bir önemi bulunmamaktadır. 16. Bu itibarla davacının asıl davayı açmakta hem hukuki yararı hem de aktif dava ehliyeti mevcuttur. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesince; asıl dava bakımından dava şartı eksikliği bulunmadığı kabul edilerek işin esasına girilip taraflarca ileri sürülen deliller toplanıp dosya kapsamında sunulan belgelerin incelenmesi ile yapılacak değerlendirme sonrasında hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davacının asıl davada aktif dava ehliyeti bulunmadığından bahisle asıl davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. 17. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. IX. KARAR Açıklanan sebeplerle; A bendinde (§1-4) gösterilen gerekçeyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE oy birliğiyle, B bendinde (§ 1-17) gösterilen gerekçeyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.05.2023 tarihinde kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2016/12111 E., 2018/3973 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin süresiz rekabet yasağı içerdiği ve bu haliyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin maddesinin Anayasa’nın çalışma özgürlüğü ilkesine ve 6098 sayılı TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırı olduğundan geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2016/12111 E.  ,  2018/3973 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/03/2016 tarih ve 2015/1224-2016/248 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı-karşı davalı vekili; müvekkili ile davalının dava dışı ...Kozmetik ve Güzellik Salonu Tic. Ltd. Şti.'nin ortakları olduğunu, davalının “Şirket Hisse Devir ve Neticeleri Protokolü" ile anılan şirketteki % 50 hissesini müvekkiline devrettiğini, protokolün 2.3 maddesi uyarınca; davalının “hisse devrinden önce veya sonra İstanbul İli ... İlçesi sınırları içerisinde aynı iş kolu ve sektör ile ilgili olarak kendi adına veya üçüncü kişi adına açılan yerlerde sigortalı olarak ya da vekil veya müdür olarak görev veya faaliyet yapamayacağının” kararlaştırıldığı, davalının davanın açıldığı tarihte aynı ilçe sınırları içerisinde protokole aykırı olarak faaliyette bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek anılan protokol ile öngörülen cezai şart nedeniyle 50.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline ve müvekkilinin 11/05/2015 vadeli 60.000,00 TL bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiş, karşı davanın reddini istemiştir. Davalı-karşı davacı vekili; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, kararlaştırılan cezai şartın müvekkilinin ekonomik mahvına sebebiyet verecek nitelikte olduğunu, ayrıca süre sınırı içermeyen cezai şartın batıl olduğunu, davalının müvekkiline çalışmış olduğu bazı ayların ücretini ödemediğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL’nin davalıdan tahsilinin talep ve dava etmiş, asıl davanın reddini istemiş, yargılama sırasında karşı davadan feragat etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen protokolün 2.3 maddesinde bir süre belirlenmemesi ve bu haliyle süresiz bir rekabet yasağı içermesi nedeniyle anılan protokol hükmünün Anayasa'nın çalışma özgürlüğü ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle cezai şart düzenlemesinin geçersiz olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı- karşı davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Asıl dava, taraflar arasında imzalanan limited şirket hisse devir sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükümlerin ihlali nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen 11.11.2014 tarihli limited şirket hisse devir sözleşmesi gereğince, davalının ...Kozmetik ve Güzellik Salonu Tic. Ltd. Şti.’deki hisselerini davacıya devrettiği, sözleşmenin 2.3 maddesi gereğince, davalı ...’un hisseleri devrettikten sonra ... İlçe sınırları içerisinde aynı iş kolu ve sektör ile ilgili olarak kendi adına veya üçüncü kişi adına açılan yerlerde sigortalı olarak ya da vekil veya müdür olarak görev ve faaliyet yapamayacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin süresiz rekabet yasağı içerdiği ve bu haliyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin maddesinin Anayasa’nın çalışma özgürlüğü ilkesine ve 6098 sayılı TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırı olduğundan geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten, ... Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmış, 6098 sayılı TBK'nın 26. maddesinde, bir sözleşmenin içeriğinin kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlenmiş, TBK’nın 27/1. maddesinde ise, Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olacağı belirlenmiştir. Buna göre, somut olayda, her şeyden önce taraflar arasında düzenlenen sözleşmede yer alan rekabet yasağı maddesinin anılan hükümler karşısında geçerli olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Somut olayda, davalının hisse devrinden sonra anılan şirket tarafından işletilen ticari işletme ile aynı sektörde ... İlçe sınırları içerisinde çalışmaya başladığı, bu hususun taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davalının hissesini devrettiği şirketin ticari işletmesinin kurucusu olduğu, davalının yaptığı işin niteliği gereğince müşteri çevresi oluşturduğu, hisse devir bedelinin rekabet yasağı maddesine güvenilerek belirlendiği hususları gözetilerek sözleşmedeki ... İlçe sınırları içerisinde çalışmama yasağının faaliyet konusu itibariyle makul olduğu ve geçersizlik şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir. Ayrıca, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin süresiz olması, bu sözleşmeyi tek başına geçersiz olarak nitelendirmek için yeterli değildir. Gerçekten, süresiz bir rekabet yasağı sözleşmesinin, geçersiz olarak nitelenebilmesi için, süresiz olmasının yanında ayrıca kişinin ekonomik özgürlük alanını ölçüsüz bir risk altına sokup sokmadığına, diğer tarafa bağımlı hale getirip getirmediğine bakılması gerekir. Bu nedenle, bir rekabet yasağı sözleşmesinin muhtevası eğer kişiyi ekonomik yönden ağır yükümlülükler altında bırakmıyorsa tek başına sözleşmenin süresiz olması geçersizlik sebebi sayılamamalıdır. Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırı olmadığı gözetilerek işin esasına girilip davalının cezai şartın fahiş olduğu yönündeki savunması da dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı-karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 28/05/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi KARŞIOY Dava, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağının ihlali nedeniyle, yine sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsili ve bakiye devir bedeli için düzenlenen bonodan ötürü borçlu olmadığının tespiti istemlerine ilişkindir. Ticaret şirketlerinde, kanun yahut anasözleşme ile kararlaştırılan rekabet yasağı, kişiyi şirketle ilişkilendiren belirli hukuki sıfatların (ortak, yönetim kurulu üyesi, ticari mümessil vb.) sona ermesi ile kural olarak ermekteyse de, rekabet yasağının, bu sıfatların kaybından sonra da devamına yönelik olarak sözleşme yapılması mümkündür. Ancak, Türk hukukunda ticaret ortaklıklarına ilişkin düzenlemelerde, sözleşme sonrasına yönelik akdi rekabet yasaklarına ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Şu halde, böyle sözleşmelerin, ancak, TBK'nın 27. maddesi çerçevesinde geçerli olabilecekleri söylenebilir. Öğretide, bu husus, böyle sözleşmelerin sınırının kişilik hakları olacağı belirtilmek suretiyle ifade edilmektedir. Bireyin kişilik hakları, TMK ve ... Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınmış olup kişinin dilediği yerde çalışma, iş kurma ve işi sürdürme hakkının da bu kapsamda olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle, yerel mahkemece, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin, TBK'nın 27. maddesi dairesinde kesin hükümsüz kabul edilmesinde bir yanlışlık bulunmadığı kanısındayım.
3. Hukuk Dairesi, 2023/5616 E., 2024/3683 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26 ve 27 nci maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2023/5616 E.  ,  2024/3683 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/133 E., 2023/2204 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/111 E., 2020/304 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalı ... ile .... Noterliğinin 20.12.2017 tarih, 24885 yevmiye nosu ile vekalet sözleşmesi yaptıklarını, sözleşme konusunun "İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüne ait İstanbul ili, ... İlçesi, ... Mh, ... mevkinde bulunan 852 ada, 92 Parsel"de kain "17 dükkan ve 34 bürosu olan işhanı" vasıflı taşınmazın "yapma veya onarım karşılığı kiralama" çerçevesinde ihale işlemine tabi tutulması, taşınmazın ihaleye çıkartılması için gerekli başvuruların ve görüşmelerin yapılması, sürecin takibi, vekil edenin en iyi şekilde temsil edilmesi ve neticede kiralama işleminin vekil edene ihale edilmesinin sağlanması olduğunu, vekil eden ...'nin bu iş karşılığında 500.000,00 USD vekalet ücreti ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, taşınmazın davalı şirkete 11.09.2018 tarihinde ihale edildiğini, ihalenin 20.09.2018 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin edimini yerine getirdiğini, davalılara gönderilen ihtarnameye rağmen davalıların bakiye 490.000,00 USD vekalet bedeli ödemediklerini, 490.000,00 USD karşılığı 2.616.943,00 TL alacağının bulunduğunu, kısmi olarak şimdilik 100.000,00 TL bedelin temerrüt tarihi 27.11.2018 tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacının müvekkillerinden ihale işlemlerini takip etmek için ayrı ayrı vekaletname aldığını, ancak vekaletin gereklerini yerine getirmediğini bu nedenle bizzat müvekkili ...'nin Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğünün 2018 yılı Eylül ayında söz konusu taşınmazın yapımı karşılığında 25 yıllığına kiralanması ihalesine 500,00 TL ödeyerek şartnameyi satın alıp giriş başvurusunu yaptığını, geçici teminat bedelini bizzat kendisinin yatırdığını, davacının özenle yapmadığı vekalet görevinde davalıdan aldığı masrafları nereye harcadığını dahi kanıtlayamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 20.12.2017 tarihte vekalet sözleşmesi yapılırken, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait bir taşınmazın, davacının beşeri ve sosyal ilişkilerini kullanmak suretiyle, bu taşınmazı ihaleye çıkartılacağının bilindiği, davacıya verilmesi vaad edilen paranın bu iş için olduğunun bilindiği, her ne kadar davalı tarafça, yapılan işin değerinin bu miktar kadar olmadığı ifade edilmiş ise de başlangıçta davalı tarafın lehine yapılacak ihale nedeniyle, menfaat elde edeceği ve bu nedenle bir bedel ödemeyi baştan kabul ettiği, dava açıldıktan sonra TMK 2.maddesi kapsamında iyi niyetli davranmadığı, tarafların özgür iradeleri ile bu sözleşmeyi yaptıkları, sözleşme kapsamının gayri ahlaki ve hukuka ve yasalara aykırı olduğunun da davalı tarafından ispat edilemediği, 22.07.2020 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda taraflar arasındaki 20.12.2017 tarihte vekalet sözleşmesinin geçerli olduğu ve davacı tarafın sözleşme kapsamında edimini yerine getirdiği kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili, mahkemece gerekçeli kararda sözleşmeye taraf olmayan davalı şirketle ilgili açıklama yapılmadığını, Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruyu davacının vekaleten değil kendi adına yaptığını, mahkemece vekalet görevinin yerine getirildiğine ilişkin tanık beyanları esas alınmasının doğru olmadığını, sözleşmenin gayri ahlaki ve kanuna aykırı nitelikte bulunduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının hizmet verdiğinin tespiti için dinlettiği tanıkların beyanları ve dosya kapsamı gereği, davacının sözleşme kapsamında edimini yerine getirdiği ve belirlenen ücrete hak kazandığı anlaşıldığından istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili, davalı şirketin sözleşmenin tarafı bulunmadığı, davacının işlemleri kendi adına yaptığını, davacının vekalet görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26 ve 27 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. 6098 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." hükmüne yer verilmekte, aynı Kanun'un 27/1 inci maddesinde ise; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin, kesin olarak hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. 2. 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinin "Kesin hükümsüzlük" kenar başlıklı birinci fıkrası şöyledir; "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelere kesin olarak hükümsüzdür." Kesin hükümsüz, yani batıl bir sözleşme, başlangıçtan itibaren geçersiz bir hukuki işlem olup hiçbir zaman geçerlilik kazanamayacağı gibi, hiçbir hukuki sonuç da doğuramaz. Bu nedenle butlan, zamanla ortadan kalkmaz, sözleşme taraflarca onansa veya teyit ya da edimler ifa edilse bile, sağlık kazanmaz. Butlan sebebi ilerde ortadan kalksa dahi sonuç değişmez (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 350, 351). 3. Somut olayda; davacı ile davalı arasında 20.12.2017 tarihli vekaletname ile aynı tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşmede aynen "İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğü nezdinde ... ilçesi ... mevkiinde bulunan 852 ada 92 parselde bulunan parselin proje karşılığı yap işlet devret sistemi ile yapılması ve topluma faydalı hale getirilerek devlete de katma değer kazandırılacak şekile getirilmesi için yap işlet devret sisteminin uygulanmasının sağlanmasının yapılabilmesi amacıyla ...'ı vekil tayin eden ... bu işlemin bitimi itibarıyla ...'a "500.000" (beşyüzbin dolar) vermeyi taahhüt eder. İşlemlerin sağlıklı bir şekilde yürümesi için Mahmet Karguli den iş bitiminde hesaptan düşmek üzere 10.000 Onbin dolar alınmıştır. Bu para masraflara istinaden alınmış olup, Resmi bir sorun yaşandığı ve işlemlerin yapılamadığı takdirde on bin dolar olarak ta iade edilecektir." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Sözleşmeye göre, davalının 500.000,00 USD (Amerikan Doları) ödemesi karşılığında davacının ediminin kapsamı net değildir. Dosya kapsamındaki dava ve cevap dilekçelerinden, tarafların asıl maksadının dava dışı kurum tarafından henüz ihale süreci başlamamış bir tasarruf hakkında davacının şahsi ilişkilerini kullanmak suretiyle bahse konu taşınmazın yapımı ve onarımı karşılığı kiralama ihalesi işlemine tabi tutularak ihalenin davalı şirket üzerinde bırakılmasının sağlanması olduğu tarafların kabulündedir. 4. Kamu ihale hukukuna hâkim olan temel ilkeler arasında saydamlık, rekabet, eşit muamele, güvenilirlik, gizlilik, kamuoyu denetimi, ihtiyaçların uygun şartlarla zamanında karşılanması, kaynakların verimli kullanılması ilkesi ve ihale sürecinin hukuka uygunluğunu sağlamak üzere öngörülen yasaklar bulunmaktadır. Temel ilkeler, ihale hukukunun referans değerlerini temsil ettiğinden, hem ihale sürecini düzenleyen diğer teknik nitelikli hükümlerin bu ilkeleri güvence altına alacak bir içeriğe sahip olması hem de uygulayıcıların her türlü iş ve işlemlerinde temel ilkelerin amacına uygun bir davranış ve tutum içinde bulunmaları gerekmektedir. Demokratik bir hukuk devletinde anılan ilkelerin güvence altına alınması kamu düzeninin gereğidir. Taraflar imzaladıkları sözleşmeyle ortak amacı yasalar ile güvence altına alınmış ihale öncesi veya sonrası süreçte şahsi ilişkiler kullanılarak söz konusu taşınmazın yapımı ve onarımı karşılığı kiralanması işinin üstlenilmesidir. Tarafların ortak amacının kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle başlangıçtan itibaren geçersiz bir hukuki işlem olduğundan anılan sözleşmenin hukuki bir sonuç doğurması mümkün değildir. 5. Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; hukuka, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olması nedeniyle geçersiz olan davaya konu 20.12.2017 tarihli sözleşmeden dolayı davacının ücret alacağı söz konusu olmayacaktır. Mahkemece, 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi uyarınca kesin hükümsüz olduğu ve davacının bu hükümler nedeniyle davalılardan herhangi bir talepte bulunamayacağının kabulü ile bu taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek, sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı gerekçeyle BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.11.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2024/3798 E., 2024/7244 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 Sayılı TBK'nın 26’ncı maddesinde;
12. Hukuk Dairesi         2024/3798 E.  ,  2024/7244 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 427,60 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 16.09.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı: İcra ve İflas Kanunu'nun 269/2. maddesi hükmü gereğince ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde itiraz sebeplerini aynı yasanın 62. maddesi hükümleri dâhilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmez ise, akdi kabul etmiş sayılır. Borçlunun kira ilişkisine açıkça karşı çıkmaması karşısında İİK'nın 269/2. maddesi gereğince kira ilişkisinin kesinleştiğinin kabulü gerekir. 6098 Sayılı TBK'nın 26’ncı maddesinde; "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." hükmüne yer verilmekle, aynı kanunun 27/1. maddesinde ise; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin, kesin olarak hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. İşbu kanun hükümleri ışığında; 12.09.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı, 06.10.2018 tarihli Resmi Gazete'de Yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 16.11.2018 tarihli Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 13.10.2020 tarihli Duyurusu ve meri yasal mevzuat birlikte değerlendirilmelidir. Sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri, döviz cinsinden ve dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerin 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 Sayılı Tebliğin 27. maddesinde; “Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedellerin 32 sayılı Kararın Geçici 8'inci maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenmesi zorunludur.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 28. maddesinde; “Bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller 32 sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenirken mutabakata varılamazsa; akdedilen sözleşmelerde döviz veya dövize endeksli olarak belirlenen bedeller, söz konusu bedellerin 2/1/2018 tarihinde belirlenen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kuru kullanılarak hesaplanan Türk parası cinsinden karşılığının 2/1/2018 tarihinden bedellerin yeniden belirlendiği tarihe kadar Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak artırılması suretiyle belirlenir." hükmü düzenlenmiştir. Anılan maddeler uyarınca işbu kararın yürürlük tarihinden önce taraflar arasında akdedilen sözleşmelerde döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan kira bedelinin belirtilen istisnalar dışında taraflarca yeniden belirleneceği, yeniden belirleme konusunda taraflar arasında mutabakata varılmazsa yukarıda yer alan düzenlemeye göre kira bedelinin tespit edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. TBK'nın 26’ncı maddesinde; "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." hükmüne yer verilmekle aynı kanunun 27/1. maddesinde ise; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir. Söz konusu kararnamelerle, döviz cinsinden ve dövize endeksli olarak sözleşme yapma özürlüğüne sınırlama getirilmekte olup, ekonomik kamu düzeninin korunması amaçlanmaktadır. Anılan hükümler, borçlunun kira borcuna itiraz etmesi halinde mahkemece kendiliğinden uygulanacağından ayrıca borçlunun bu tebliğ hükümlerinin uygulanmasını talep etmesi de gerekmez. Bu hükümler kamu yararı düşüncesi ile çıkartılmış emredici nitelikte hükümler olduğundan aksine yapılan düzenlemeler ya da uygulamalar geçersizdir. Somut olayda, takibe konu kira sözleşmesinin 02.02.2005 tarihli olduğu, kira sözleşmesi altındaki imzaya itiraz edilmediği, sözleşme bedelinin aylık brüt 64.000 ABD Doları olarak belirlendiği, istenen kira bedellerinin 2021 yılı ağustos ayı kirası 66.291,04 USD ve faizlerinden ibaret olduğu dolayısı ile istemin, yukarıda yapılan açıklamalar gereği, dövizle sözleşme yasağı kapsamında kaldığı ve tebliğin yürürlüğe girdiği 13.09.2018 tarihinden itibaren 30 gün içinde de Türk parası olarak kira bedelinin belirlenmesi konusunda tarafların mutabakata vardığına dair de dosyada herhangi bir açıklama bulunmadığı, bu haliyle kira sözleşmesinde belirlenen aylık kira bedellerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılmasının aylık kira alacağını belirsiz hale getirdiği, borçluların icra dairesine verdikleri itiraz dilekçesinde kira bedelinin taraflarca kira bedelinin TL olarak belirlenmediğini, aylık kiranın belirsiz olduğunu kira sözleşmesinin uyarlama davasına konu edildiğini ileri sürerek aylık kiraya ve tüm takibe konu borca ve faizlerine itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen tebliğin yürürlük tarihi olan 13.09.2018 tarihinden önce yapılan kira sözleşmesinde dolar cinsinden kira parasının belirlendiği için bu tebliğ kapsamında olup bu tebliğin yürürlüğe girdiği 13.09.2018 den itibaren 30 gün içinde kira bedelinin Türk parası olarak belirlenmesi konusunda tarafların mutabakata varamadığı görülmektedir. Tebliğin 8.maddesinin 20.fıkrasına göre 02.01.2018 tarih itibariyle belirlenen TCMB efektif satış kuruna göre hesaplanan Türk parası cinsinden karşılığına en fazla iki yıllık süre boyunca TÜFE oranlarına göre artırılması suretiyle kira parası TL olarak belirlenebilir. Somut olayda ise 2021 Ağustos ayı kirası istenmekte olup bu dönem yönünden kira sözleşmesinde yabancı para üzerinden belirli aylık kira bedeli ekonomik kamu düzeninin korunmasını amaçlayan hükümler karşısında geçersizdir. Takibe konu döviz cinsinden istenen kira alacağının İİK 269/2 maddesi gereğince kira akdindeki imza inkar edilmediği için akdi kabul etmiş sayılır hükmüne dayanılarak kira sözleşmesinde yazılı döviz cinsinden kira bedelinin kesinleştiğinden söz edilemez. Öte yandan takip talebinde USD (Dolar) olarak istenilen alacağın harca esas değeri gösterilmiş ise de İİK 58/3 maddesi gereğince alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmemiş olup bu talep alacağın USD (Dolar) olarak aynen tahsilinin istendiği anlamına gelir ki bu durum İİK 58/2 maddesinde yazılı düzenlemeye aykırıdır. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup resen dikkate alınmalıdır. (Emsal 12.HD’nin 2024/801 E - 2024/5521 K., 29.05.2024 tarihli kararı). Borçlu aylık kira bedeline ve borca itiraz etmiş olup itirazın kaldırılması ve tahliye isteminin reddi yerine itirazın kaldırılmasına ve temerrüt nedeniyle borçlu kiralanandan tahliyesine karar verilmesi isabetsizdir. Bölge Adliye Mahkeme kararının bu gerekçelerle bozulması görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararın onanması yönündeki görüşüne katılamıyorum.16.09.2024
3. Hukuk Dairesi, 2022/7531 E., 2023/2843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddelerinde düzenlenen taşınmazın müşterek mülkiyet payına bağlı bir hak olup, bu hak gayrimenkul hisse devri vaadi de içerdiğinden devrin anılan yasa hükmü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 706 ncı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci, Tapu Kanunu'nun 26 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddeleri gereğince resmi şekilde yapılması zorunlu olup, haricen düzenlenen satış sözleşmeleri g
3. Hukuk Dairesi         2022/7531 E.  ,  2023/2843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/569 E., 2019/1586 K. DAVA TARİHİ : 27.03.2015 İLK DERECE MAHKEMESİ : ... ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/71 E., 2017/315 K. Taraflar arasındaki devre mülk hisse devri sözleşmesinden dönme ve bedel iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf taleplerinin reddine, davalının istinaf talebinin kabulü ile, ... ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.07.2017 tarihli ve 2017/71 E., 2017/315 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davacının davasının reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; davalı ile ... 3. Noterliğinin 10.05.2012 tarih ve 15278 yevmiye no.lu devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesi imzaladığını, davalı kendisine ait ve ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi (...) 4-5-7/1 pafta, 46 ada, 1 parselde bulunan arsa üzerinde ... ... Gayrimenkul Yatırım Turizm ve İnşaat Ticaret Ltd. Şti. tarafından inşaa edilen 27.02.2011 tarih ve ... nolu sözleşme ile 1019-03-26 devre no.lu, 1019 bağımsız no.lu, 26-03/09-04 tarihleri arasındaki devre mülkün devrini yükümlendiğini, her ne kadar devre mülk hisse devir sözleşmesinde daha az miktar yazılmış olsa da 63.000,00 TL'yi davalıya ödemeyi taahhüt ettiğini, bu miktarın 30.000,00 TL'sini 10.05.2012 tarihinde davalının talebi üzerine ... ... Bankası A.Ş ... Şubesi üzerinden davalıya ödenmek üzerine Nurset Işık'ın hesabına havale ettiğini, geriye kalan 33.000,00 TL de davalıya imzası karşılığında elden teslim edildiğini, sözleşmeyle yükümlenen edimlerini yerine getirmiş olmasına rağmen davalı tarafından belirtilen devre mülkün teslim edilmediğini ve adına tapu tescili yapılmadığını, müteaddit defalar gerek mail, gerekse telefon etmek suretiyle teslim talep edildiğini, davalı edimini yerine getirmediğini, bunun üzerine Beşiktaş 20. Noterliğinin 28.01.2015 tarih ve 526 yevmiye no.lu ihtarnamesini keşide ettiğini, buna rağmen davalı tarafından davaya konu devre mülkün tescili gerçekleştirilmediğini, ödediği toplam 63.000,00 TL iade edilmediğini belirterek taraflar arasında imzalanan ... 3. Noterliğinin 10.05.2012 tarih ve 15278 yevmiye no.lu devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesinden dönme ve ödenen 63.000,00 TL'nin iadesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı; taşınmaz üzerindeki haklarını hisse devir yoluyla noter senedi ile iktisap ettiğini ve aynı yol ile kullanımına bırakılan gayrimenkul üzerindeki hakların tamamının davacı tarafa bıraktığını, haklarının tamamının sözleşme ile devir etmiş olduğu için tapuya tescil edilmemiş olması ile ilgili hiçbir dahlinin olmayacağını, taşınmaz üzerinde ilgili tapu dairesinde yetkili görünen kişi kim ise davanın kendisine yöneltilmesi gerektiğini, bu bağlamda davanın dava dışı ... ... Gayrimenkul Turizm İnşaat Ltd. Şti.ye ihbar edilmesi gerektiğini, gayrimenkul tapuda dava dışı şirket adına kayıtlı olduğu için davacı tarafa gayrimenkulün tescilini sağlayacak olan dava dışı ... ... şirketi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemesinin 19.04.2016 tarihli ve 2015/118 E., 2016/162 K. sayılı kararıyla; taraflar arasındaki uyuşmazlığın noterde düzenlenen devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesinden doğduğu, tüketici işleminin söz konusu olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın görevli ve nöbetçi ... ... Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMA SONRASI YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararı süresinde davacı tarafından temyiz edilmiştir. 2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 23.12.2016 tarihli ve 2016/23363 E., 2016/24166 K. Sayılı ilamıyla; davalının ticari ve mesleki faaliyet ile hareket etmediği, taraflardan her ikisinin de 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da (6502 sayılı Kanun) tanımlanan tüketici sıfatını taşımadığı ve taraflar arasındaki ilişkinin 6502 sayılı Kanun kapsamı dışında kaldığı, davaya bakma hususunda genel mahkemelerin görevli olduğu, mahkemenin işin esasına girerek hasıl olacak sonuca uygun karar vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Bozmaya Uyularak Verilen Mahkeme Kararı Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davanın dayanağı olan ... 3. Noterliğinde düzenlenen 10.05.2012 tarihli devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesi incelendiğinde noterde düzenlendiği, devir edenin ..., devir alanın ... olduğu, devir bedelinin tamamının nakit olarak alındığı, adı geçen otele otelde tarafına ait devir sözleşmesinde yazılı devre mülk haklarından hiçbir hak ve hukukunun kalmadığı, tüm tasarruf hakkının alıcıya devir olduğu bildirildiği, devre mülk hakkını ilgili belediyeler sair kurum ve kuruluşlara müracaatla devir alanın kendi adına kayıt ve tescil etmesine muvafakat verildiği, bu tarihten itibaren devre mülk hakkı ile ilgili olarak yasal sorumlulukların tamamının devir alana ait olacağının devir eden tarafından kabul ve beyan edildiği, devir alanın dönemleri ve bağımsız bölümü belirtilen devremülk haklarını devredenden tüm aktif ve pasifi ile birlikte toplam 3.000,00 TL bedel mukabilinde devir ve temlik aldığı, devir bedelini nakit olarak ve tamamını ödediği, devir edenin bu devre mülk hakkı ile hiçbir hak ve alakasının kalmadığı, tasarruf hakkının tamamen devir alana ait olduğunu, bu üyelik hakkını ilgili belediyeler sair kurum ve kuruluşlara müracaat ile kendi adına kayıt ve tescilini yaptıracağını, sözleşmenin bu şekilde yapılmasını kabul ettiğini beyan ettiği, devir sözleşmesinde devre mülk hakkı ile ilgili tescil talep yükümlülüğünün davacı alıcıya yüklendiği, davanın dayanağı olan devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesinin noterde düzenlenmiş olduğundan geçerli olduğu, davacı tarafından davalıya gönderilen e-mailde Şubat 2014 tarihine kadar kira ödemesi yapıldığı, sonra kesildiği, bu mailin içeriğinden bu sebeple sözleşmeden dönmek istediğinin anlaşıldığı, böyle bir sebebin sözleşmenin feshi nedeni olmadığı, davanın sözleşmenin üzerinden 3 yıla yakın bir süre geçtikten sonra açıldığı, davacı tarafın davanın dayanağı olan sözleşmede yani hisse devir sözleşmesinde belirtilen kendisine yüklenen devre mülk hakkı ile ilgili kurum ve kuruluşlara başvuru yaptığını ispatlayamadığı, zaten böyle bir iddiasının da olmadığı, ... ... şirketinin müzekkere cevabında; davalı tarafın almış olduğu devre mülkü 10.05.2012 tarihinde davacıya devrettiğinin ve davacıya 26.03.2013 tarihinde hediye tatil ödemesi başladığının, toplamda davacı tarafa 26.03.2014 tarihine kadar 11.999,46 TL hediye tatil ödemesi yapıldığının bildirildiği, davacı tarafın kira ödemeleri kesilince sözleşmeyi sona erdirmek istediği, kaldı ki hediye tatil ve kira ödemelerini alan davacı tarafın sözleşmeden dönmek istemesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu, edimler yerine getirildikten sonra sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.1979 gün ve 14/190-799 sayılı kararında; bir sözleşmenin taraflarından birinin o sözleşmenin ifa olunacağı hususunda o güne kadar süre gelen davranışları ile karşı tarafa tam bir güvence vermiş ve karşı taraf da sözleşmenin yerine getirileceği inancına iyi niyetle bağlanarak kendisine düşen edimleri yerine getirmiş ise, artık sözleşmenin şekil yönünden geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliği taşır ve bu husus yasal himayeden yoksun kalır. Bu durumlarda sözleşmenin geçersizliğine dayanılarak akdin icrasından kaçınılamaz ibaresinin mevcut olduğu, sonuç olarak davacı alıcının borcunu ifa ettiği ve devredenin de dava konusu hakkı devir ve temlik ettiği, davacı tarafın da bu hakkı malik gibi kullanmış olduğu, bu durumda geçersizliği ileri sürmenin dürüst davranma ilkesi ile bağdaşmadığı, davacı alıcının sözleşme geçerliymiş gibi davrandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve katılma yoluyla davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı; ilk derece mahkemesi kararının yerinde olmadığını, mahkemece taraflar arasındaki akdi ilişkide asli edim yükümlülüğünün ne olduğunu tespit edilemediğini, davalının asli edim yükümlülüğünü yerine getirmediğini, yani tapu kaydını üzerine geçirmediğini, temel ilişkinin yanlış tespit edildiğini, davalının devre mülk hakkını devretmeyi vaat ettiğini, bunun da tapuda resmi şekilde yapılmış olması gerektiğini, kira ödemelerinin dava ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, açılan davanın dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediğini ve Yargıtay kararları ile de haklılığının ortaya konulduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı katılma suretiyle istinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesince hükmedilen vekalet ücretinin yanlış olduğunu, dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek istinaf talebinde bulunmuş ve davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının uyuşmazlık konusu olmayan sözleşme kapsamında dava dışı şirketin cevabi yazısı da nazara alındığında, davacıya 26.03.2014 tarihine kadar hediye tatil ödemesi yapıldığı ve davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi benimsediği, davacının devredilen devre mülk hisse hakkının tapuda devir işlemlerinin yapılmadığı gerekçesiyle sözleşmeden dönmek istediği, tapunun davalı adına olmadığı, davalının sadece sözleşmeden doğan hakkını devrettiği, bu nedenle de tescile ilişkin işlemlerin tapu malikinden talep edilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kuralına uymak zorunda olduğu, davacı davalının tapu maliki olduğunu ispatlayamadığı gibi sözleşme ile devraldığı devre mülk hakkına yönelik ilgili kurum ve kuruluşlara da başvuru yaptığına ilişkin herhangi bir delil sunmadığı, davacının istinaf talebinin reddi gerektiği, davanın konusunun bir miktar paranın ödenmesine yönelik olması nedeniyle nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davacının istinaf taleplerinin reddine, davalının istinaf talebinin kabulü ile, ... ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.07.2017 tarihli ve 2017/71 E., 2017/315 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davacının davasının reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebeplerini tekrarlayarak kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında noterde imzalanan devre mülk hakkının devri sözleşmesinden dönme ve bedel iadesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 637 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun (634 sayılı Kanun) Devre Mülk Hakkı başlıklı 57 nci maddesi şöyledir: "Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir ... veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu ... veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir." 2. Devre mülk hakkı, 10.06.1985 tarihli 3227 sayılı Kanun’la 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na eklenen hükümlerle kabul edilmiştir. Anılan Kanun'un 58 inci maddesinde devre mülk hakkının, ancak mesken nitelikli, kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş yahut müstakil yapılarda kurulabileceği belirtilmiştir. Buna göre, devre mülk hakkının kurulabilmesi için yapının kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş bir bağımsız bölüm veya müstakil bir ... olması ya da müstakil bir ... söz konusu ise, bu yapının paylı mülkiyet şeklinde mülkiyet konusu olması gerekir. Çünkü, devre mülk “müşterek mülkiyet payına bağlı” bir irtifak hakkı (yararlanma hakkı) olarak kurulabilir. Devre mülk hakkının kurulabilmesi için Tapu Sicil Muhafızlığında resmi senet düzenlenmesi zorunlu olup (KMK m 60 ve 61), devre mülk hakkının yılın belli dönemlerine ayrılması ve 15 günden daha az süreli olmaması gerekir (KMK. M. 59). 3. Nitekim ... Devre Mülk ve Devre Tatil Sektörlerinde Yaşanan Mağduriyet İddialarının Araştırılması ve Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonunun 08.01.2019 tarihli tutanaklarına göre de (www...gov.tr /develop/owa/ komisyon\_tutanakları), komisyonda görüş bildiren yetkililer devre tatil sözleşmesinin şahsi hak olarak nitelendirilebilecek olanlarının devre tatil sistemleri, diğerlerinin de ayni hak tanıyan, kişiye mülkiyet hakkı tanıyan ve onun üzerinde sınırsız tasarruf imkânı veren devre mülk sistemleri olarak iki ana gruba ayrıldığını, devre mülk sistemlerinin de kendi içerisinde devre mülk, ya da müşterek mülkiyet payına bağlı olarak paylı sistem, dönem mülk veya hisseli gayrimenkul olarak tanımlandığını açıklamışlardır. 4. Devre mülk hakkı 634 sayılı Kanun'un 57 vd. maddelerinde düzenlenen taşınmazın müşterek mülkiyet payına bağlı bir hak olup, bu hak gayrimenkul hisse devri vaadi de içerdiğinden devrin anılan yasa hükmü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un 706 ncı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci, Tapu Kanunu'nun 26 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddeleri gereğince resmi şekilde yapılması zorunlu olup, haricen düzenlenen satış sözleşmeleri geçersizdir. Geçersiz sözleşmenin bulunması halinde taraflar birbirlerine verdiklerinin iadesini her zaman talep edebilirler. Ancak taraflar arasında haricen düzenlenen sözleşme sonucunda tapuda devir yapılmış ise, geçersiz sözleşme geçerli hale gelecektir. 5. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) Dürüst davranma başlık 2 nci maddesi; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." şeklinde düzenlenmiştir. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle dava dosyasının incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 10.05.2012 tarihli noterde devre mülk hakkının hissesinin devrine ilişkin sözleşme imzalandığı, söz konusu sözleşmenin devre mülk hakkından doğan haklarının devri niteliğinde olduğu, ilgili yasal düzenlemeler gereğince geçerli olduğu, ancak tapu devrinin davacıya yapılmadığı, taraflar arasında akdedilen 10.05.2012 tarihli noterde düzenlenen sözleşmede davacının "Devredenin bu devre mülk hakkı ile hiçbir hak ve alakasının kalmadığını, tasarruf hakkının tamamen tarafıma ait olduğunu, bu üyelik hakkını ilgili belediyeler, sair kurum ve kuruluşlara müracaatla kendi adıma kayıt ve tescilini yaptıracağımı, sözleşmenin bu şekilde yapılmasına kabul ettiğim beyan ederim." şeklinde beyanı ve imzasının yer aldığı, söz konusu sözleşme ile her türlü hakkın ve tapu için gerekli işlemlerin yapılmasının da davacı tarafından üstlenildiği, devre mülkün hissesinin devrine ilişkin 10.05.2012 tarihli sözleşmenin dava dışı ... Gayrmenkul Yat. Tur. Ve İnş. Tic. Ltd. Şti.ne bildirildiğinin ... Gayrmenkul Yat. Tur. Ve İnş. Tic. Ltd. Şti.nin 09.12.2015 havale tarihli dosya içerisinde yer alan dilekçesinden anlaşıldığı, kullanım hakkının davacıda olduğunun bildirildiği, bölge adliye mahkemesi gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davacının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalının yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI GÖRÜŞ Dava, devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesinden dönme ve ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, , devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesinin yerine getirilmemesi nedeniyle dönme talep edilip edilemeyeceğine ilişkindir. Devre mülk hakkı, 10.6.1985 tarihli 3227 sayılı Kanun’la 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na eklenen hükümlerle kabul edilmiştir. Anılan Yasa’nın 58. maddesinde devre mülk hakkının, ancak mesken nitelikli, kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş yahut müstakil yapılarda kurulabileceği belirtilmiştir. Buna göre, devre mülk hakkının kurulabilmesi için yapının kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş bir bağımsız bölüm veya müstakil bir ... olması ya da müstakil bir ... söz konusu ise, bu yapının paylı mülkiyet şeklinde mülkiyet konusu olması gerekir. Çünkü, devre mülk “müşterek mülkiyet payına bağlı” bir irtifak hakkı (yararlanma hakkı) olarak kurulabilir. Devre mülk hakkının kurulabilmesi için Tapu Sicil Muhafızlığında resmi senet düzenlenmesi zorunlu olup (KMK m 60 ve 61), devre mülk hakkının yılın belli dönemlerine ayrılması ve 15 günden daha az süreli olmaması gerekir (KMK. M. 59). Tüketici hukukunda ise 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ilk hâlinde devre tatille ilgili bir hükme yer verilmemiş, bu husustaki boşluk, Yargıtay’ın bu tür sözleşmeleri kapıdan satış olduğu ve tüketicinin cayma hakkının bulunduğu yönünde verdiği kararlarla doldurulmuştur. 4822 sayılı Kanun’la Haziran 2003 tarihinde yapılan değişiklik ile 4077 sayılı Kanun’un 6/B maddesi çerçevesinde devre tatil sözleşmeleri hakkında sadece tanım öngören madde eklenmiş, konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallar kanun kapsamına alınmıştır. Devre tatil ve uzun süreli tatil sözleşmeleri ilk defa 7.11.2013 tarihli 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’unda ve bu kanuna dayalı olarak çıkartılan ve 14.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Devre Tatil Ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği’nde düzenlenmiştir. 6502 sayılı TKHK ile Devre Tatil Ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği’nde genel olarak devre tatil sözleşmesi düzenlenmiş, ayni hakka dayalı sözleşmeler devre mülk, dönem mülk, paylı mülkiyet veya hisseli gayrimenkul sözleşmesi olarak, şahsi hakka dayalı sözleşmeler ise, devre tatil sözleşmesi olarak nitelendirilmiştir. Nitekim ... Devre Mülk ve Devre Tatil Sektörlerinde Yaşanan Mağduriyet İddialarının Araştırılması ve Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonunun 08/01/2019 tarihli tutanaklarına göre de (www...gov.tr /develop/owa/ komisyon\_tutanakları), komisyonda görüş bildiren yetkililer devre tatil sözleşmesinin şahsi hak olarak nitelendirilebilecek olanlarının devre tatil sistemleri, diğerlerinin de ayni hak tanıyan, kişiye mülkiyet hakkı tanıyan ve onun üzerinde sınırsız tasarruf imkânı veren devre mülk sistemleri olarak iki ana gruba ayrıldığını, devre mülk sistemlerinin de kendi içerisinde devre mülk, ya da müşterek mülkiyet payına bağlı olarak paylı sistem, dönem mülk veya hisseli gayrimenkul olarak tanımlandığını açıklamışlardır. 6502 sayılı Kanun’un 50.maddesinin birinci fıkrasında devre tatil sözleşmesinin tanımı yapıldıktan sonra ikinci fıkrada devre tatil sözleşmesi ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni hak olmasının bu maddenin uygulanmasını engellemeyeceği düzenlenmiştir. Bu kanunun 50. ve 84. maddelerine dayanılarak çıkartılan Devre Tatil Yönetmeliğinin 1. maddesinde, yönetmeliğin amacının, taşınmazların yılın belirli bir dönemine ilişkin kullanım hakkının devrine ya da devri taahhüdüne ilişkin sözleşmelere uygulanacak usul ve esasları düzenlemek olduğu, kapsam başlıklı ikinci maddesinde ise, bu yönetmeliğin devre tatil, ön ödemeli devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti, değişim ve yeniden satış sözleşmelerini kapsadığı, devre tatil sözleşmeleri ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni bir hak olmasının yönetmelik hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği, bu yönetmeliğin uygulanmasında, devre mülk, dönem mülk, paylı mülkiyet, hisseli gayrimenkul satışı ve benzeri isimler altında yapılan ve tapu tesciline konu edilen satışlara ilişkin sözleşmelerin, bir yıldan uzun süre için kurulması ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı tanıması halinde devre tatil sözleşmesi olarak kabul edileceği belirtilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, ilgili yönetmeliğin sadece devre tatil sözleşmelerine değil, aynı zamanda devre mülk sözleşmelerine ve diğer devre tatil temelli sözleşmelere de uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Tanımlar bölümündeki 4.maddenin (ç) bendinde ise devre mülk hakkı 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı KMK’nun Devre Mülk Hakkı başlıklı sekizinci bölümünde düzenlenen hak olarak tanımlanmıştır. Taraflar arasında imzalanan Devre Mülk Hakkı Hisse Devir Satış Sözleşmesi başlıklı satış sözleşmesinin tapuda pay devrini içeren bir devre mülk sözleşmesi olduğu, bu sözleşmenin devre tatil sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Devre mülk hakkı 634 sayılı KMK’nun 57 vd. maddelerinde düzenlenen taşınmazın müşterek mülkiyet payına bağlı bir hak olup, bu hak gayrimenkul hisse devri vaadi de içerdiğinden devrin anılan yasa hükmü ile TMK'nun 706, TBK'nun 237, Tapu Kanunu'nun 26. ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddeleri gereğince resmi şekilde yapılması zorunlu olup, haricen düzenlenen satış sözleşmeleri geçersizdir. Geçersiz sözleşmenin bulunması halinde taraflar birbirlerine verdiklerinin iadesini her zaman talep edebilirler. Ancak taraflar arasında haricen düzenlenen sözleşme sonucunda tapuda devir işlemi yapılmış ise, geçersiz sözleşme geçerli hale gelecektir. Uyuşmazlık konusu devre mülk hakkı hisse devir sözleşmesinin davacı ve davalı arasında noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesi şeklinde yapıldığı, bunun noterde gayrimenkul satış vaadi şeklinde düzenlenmemesi nedeni ile geçersiz olduğu, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi olarak kabul edilip geçerlilik tanınsa bile dosya münderecatından tapu devrinin yapılamayacağının anlaşıldığı, bu hali ile davacının öncelikle kendi akidine gitmesinin doğal bir yol olup, bu hakkını kullanan davacının akidine başvuramayacağının kabul edilmesinin sözleşme hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğundan dosya içeriği gereğince davacının temyiz talebinin kabulü ile kararın bozulması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılamıyorum

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda benimsenen "Sözleşme Özgürlüğü" ilkesinin bir görünümü olarak, taraflar kanunda düzenlenmiş sözleşme tiplerine bağlı kalmak zorunda değildir. Tarafların, kanunda yer alan sözleşme tiplerini birleştirerek veya tamamen yeni içerikler üreterek "isimsiz sözleşmeler" (Örn: Arsa payı karşılığı inşaat, faktoring) yapabilmesine olanak sağlayan hukuk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Numerus Clausus (Sınırlı sayı) ilkesinin reddi
B) Nispilik ilkesi
C) Dürüstlük ilkesi
D) Kusur sorumluluğu ilkesi
E) Ahde vefa ilkesi

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol