6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 27

Türk Borçlar Kanunu 27. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

49 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/3436 E., 2024/1548 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
2019724 sayılı kararıyla; "eserin tamamlanmasının da TBK md.27 gereğince başlangıçtan beri objektif olarak imkansız olduğu;
3. Hukuk Dairesi         2023/3436 E.  ,  2024/1548 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp yeniden yargılama yapılması için dosya İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalı idarenin "Gazfree Cihazı Mal Alımı" için ihaleye çıktığını, ihaleyi kazanmaları neticesinde tarafların sözleşme imzaladığını, buna bağlı olarak 3 adet cihazı yurt dışından bu iş için özel üretim yaptırarak taahhüt ettikleri sürede teslim ettiklerini, ancak ihale dokümanı arasında yer alan teknik şartname gereği cihazın "hava ve su soğutmalı" olması gerektiği için cihazın kabul edilmediğini, teknik şartın hatalı olduğunu, dünyada hem hava hem de su soğutmalı bir cihazın üretiminin bulunmadığını, bunu farkeden idarenin şartnameyi "hava veya su soğutmalı" şeklinde değiştirdiğini ve buna rağmen sözleşmenin makul ve hukuken kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın idare tarafından tek taraflı haksız feshedildiği belirterek davacı şirketin uğradığı toplam 598.597,00 TL zararın sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; ihale ve sözleşme aşamasının usul ve yönergelere uygun olarak gerçekleştirildiğini, davacı şirketin tüm bu aşamalarda herhangi bir itirazda bulunmadığını, muayene aşamasında teknik şartnamede belirtilen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, şartnameye uygun mal teslimi yapmadığını ve bu durumun muayene raporları ile de sabit olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 29.01.2019 tarihli ve E. 2017/553, K. 2019724 sayılı kararıyla; "eserin tamamlanmasının da TBK md.27 gereğince başlangıçtan beri objektif olarak imkansız olduğu; kesin hükümsüzlük sebebiyle geçersiz olan bir sözleşmenin taraflarınca hukuken feshedilebilmesinin söz konusu olamayacağı; bu itibarla davalı idarenin sözleşmenin feshinde kusuru olup olmadığı tartışmasının uyuşmazlık çerçevesinde sonuca etkili olmadığı; baştan beri objektif imkansızlıkta, karşılıklı olarak borçların hiç doğmayacağı ve tarafların sözleşmenin geçerli olduğu zannıyla gerçekleştirdikleri edimlerin karşılıklı iadesinin gündeme geleceği;" gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. 2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 29.01.2019 tarihli ve 2019/1218 E., 2021/497 K. sayılı kararıyla; "mahkemece davacının zararın doğmasında müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı var ise oranının tespiti bakımından ek rapor alınmadan verilen karar usul ve yasaya aykırı olup" gerekçesiyle kararın kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "ek raporda özetle davacının sözleşmeyi imzalamadan önce sahra tipi basınçlı yıkama makinesinin hava ve su soğutmalı olarak üretilip üretilmediği hususunu piyasadan kapsamlıca araştırmadığı ve basiretli tacir olarak taahhüt ettiği malı temin edip edemeyeceği noktasında sözleşme öncesi süreçte göstermesi gereken özeni göstermediği, bununla birlikte davalı idarenin de temin etmek istediği ürün yönünden ihale sürecinde gerekli özeni göstermediği ve bu haliyle sözleşme öncesi gösterilmesi gereken özen bakımından her iki tarafın da eşit düzeyde kusurlu olduklarının saptanmasına; söz konusu raporun BAM kaldırma kararında gösterilen hususları karşılar nitelikte, ayrıntılı ve gerekçeli görülmesine; bu haliyle meydana gelen maddi zararın oluşumunda tarafların müşterek kusurlu bulunduğu ve ihtar masrafı haricinde oluşan 598.597,00 TL'lik zararın %50'si olan 299.298,50 TL'sinden davalı idarenin sorumlu olması gerekmesine" gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; fesihte haklılık durumunun açıklığa kavuşturulmadığını, davalının şartnamedeki hatayı fark etmesine rağmen tasfiye yoluna gitmeyip ihaleye devam ettiğini, taraflarına işe devam etmelerinin söylenip sonra malın reddedildiğini, ihalelerden yasaklama kararı verilmediğini ve sözleşmenin devamına güvenerek yapılan tüm masrafların zarara dahil olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili; davacının teknik şartnameyi itirazsız kabul ettiğini, muayene aşamasına kadar teknik şartnamenin eksikliğinin giderilmesi için başvuruda bulunmadığını, yüklenici firma yetkili temsilcisi teknik şartnamenin her sayfasını okuyup anladığını belirterek imzaladığını, davacı ve diğer firmaların gönderdiği katalogla incelenerek sonra ihaleye çıkıldığını, ifasını yerine getirmeyerek kusuru ile idareyi zarara uğratan davacının bu durumdan menfaat sağlamayacağını, teknik şartnamede herhangi bir değişiklik yapılmadığını, bu ihale dışındaki ihaleler için değişikliğin dikkate alınabileceğini ve sulh tekliflerinin reddedildiğini belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "sözleşmenin imzalanması, teknik şartnamenin düzenlenmesi sırasında tarafların hava ve su soğutmalı cihazın üretiminin bulunup bulunmadığı hususunda gerekli özeni göstermedikleri, davalı idare tarafından sözleşme hükümlerine uygun davranılmadığı, imkansızlığa rağmen davacının bunu ileri sürmeyerek işe devam ettiği ve bilirkişi raporunda tespitlerle birlikte tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, tarafların eşit kusurlu olduklarına dair mahkemenin ulaştığı sonuç usul ve yasaya uygun olup" gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri; istinaf sebeplerini tekrarlayarak, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihale sonucunda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin davalı idarece feshi sebebiyle maddi tazminat ve ihtarname masrafı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun kesin hükümsüzlük başlıklı 27 nci maddesi. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ifa imkansızlığı başlıklı 136 ncı maddesi. 3. Yargıtay 8.HD'nin 14.10.2014 tarihli ve E. 2014/6935 K. 18281 sayılı ilamınca "İmkânsızlık, ifa engeli sebeplerinden birini oluşturur. Gerçekten de, imkânsızlık, sürekli, kalıcı, temelli bir ifa engelidir. Bu niteliği ile imkânsızlık, temerrüdün karşıtıdır. İmkânsızlığın pratik önemi borçluya karşı aynen ifanın zorla sağlanamamasında ortaya çıkar (Serozan, Rona, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, 3.Cilt, 4.Bası, İstanbul 2006, s. 163.). İmkânsızlık, bir veya birden çok edimi kapsayabilir. Ayrıca, edimin ifasının imkânsızlığı, asli edimler yanında yan edimler için de söz konusu olabilir. İmkânsızlık genellikle edim sonucuna ilişkin olmalıdır. Ancak, bazı durumlarda imkânsızlık, edim fiiline ilişkin de olabilir. İmkânsızlık bir insan fiilinden veya tabiat olayından doğması yanında, mantıki, hukuki veya fiili sebeplerden de kaynaklanabilir (Eren Fikret, age., s. 295., s. 186.; Bucher, Eugen: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil ohne Delicktrecht, Zürich 1988, s. 417). İmkânsızlık; objektif-sübjektif imkânsızlık, başlangıçtaki-sonraki imkânsızlık, tam-kısmi imkânsızlık, sürekli-geçici imkânsızlık, borçlunun sorumlu olduğu imkânsızlık ve borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık seklinde çeşitli türlere ayrılabilir (Borç İlişkisi Doğuran Sözleşmelerde Başlangıçtaki İmkânsızlık, Hüküm ve Sonuçları Zeynep İpek Yücer, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi s. 22 vd.). Objektif imkânsızlık, BK’nun 20 nci, 96 ncı ve 117 nci maddelerinde (6098 sayılı TBK m.27, 112 ve 136) hüküm altına alınmıştır. Objektif imkânsızlık-sübjektif imkânsızlık ayrımı baştaki imkânsızlık halinde önem kazanmaktadır. Sonraki imkânsızlığın doğurduğu hukuki sonuçlar açısından, objektif imkânsızlık ile sübjektif imkânsızlık arasında bir fark bulunmamaktadır. BK’nun 20 nci maddesine (6098 sayılı TBK m.27) göre başlangıçtaki objektif imkânsızlık bir butlan sebebidir. Önemli olan, edimi sadece borçlunun mu, yoksa herkesin mi yerine getirip getiremeyeceğidir. Buna göre, eğer edim, borçlu da dahil üçüncü kişiler tarafından da yerine getirilemiyorsa, imkânsızlık objektiftir (Eren Fikret, age., s. 295.; Kılıçoğlu, age., s. 116.; Oğuzman/Öz, age., s. 76.; Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 79.; Altunkaya, age., s. 110.; Başpınar, age., s. 119.; Altaş, age., s. 13.; Prof. Dr. Karaaslan, Hakan: Sürekli Borç İlişkileri ve Sürekli Borç İlişkilerinde İfa İmkansızlığı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2003, s. 53.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.4.1984  gün, 139 E., 426 K. sayılı ilamı). Yukarıda açıklandığı üzere, BK’nun 117 nci maddesinde (6098 sayılı TBK m.136) yer alan şekilde, borçluya yükletilemeyen sonraki imkânsızlık hallerinde borçlunun borcu sona ereceğinden, borçlunun karşı taraftan aldığı şeyleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekir. Henüz almadığı şeyleri ise isteme hakkından mahrum olur.". 5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2021 tarihli ve E. 2017/11-2625 K. 2021/766 sayılı kararında sözleşme öncesi sorumluluk; "Sözleşme öncesi sorumluluk (sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk-culpa in contrahendo) genel bir ifadeyle; sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere karşı, aralarında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlâli sonucu meydana gelen sorumluluktur (Eren, s. 1083). Zira sözleşme görüşmelerine başlanmasıyla birlikte taraflar arasında temeli dürüstlük kuralına dayanan bir güven ilişkisi meydana gelir ve bu ilişki koruma yükümlerini de içerir. Güven ilişkisi TMK’nın 2/1 inci maddesinde düzenlenmiş olan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre, görüşmeler esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması ve bu kapsamda yaratılan güveni boşa çıkarmaması gerekir. Eş söyleyişle sözleşme görüşmelerinde taraflardan her biri veya yardımcıları, diğer tarafa veya onun himayesinde bulunan kişilerin şahıs ve mal varlıklarına zarar vermeyi engellemek için gerekli dikkat ile özeni göstermek ve koruma yükümlerine uymak zorundadırlar. Zira koruma yükümleri, ifa menfaati dışında kalan diğer şahıs ve mal varlığı değerlerine zarar vermemeyi ihtiva eder. Sözleşme öncesi koruma yükümlerinin kusurlu bir şekilde ihlali, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğa sebebiyet verir (Tunçomağ, K; Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, İstanbul 1976, s. 211; Eren, s. 1083, 1084; Uygur, s. 247; Kılıçoğlu, s. 82). Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, yalnızca sözleşmenin geçerliliğine güvenden doğan zarardan (menfi zarardan) sorumluluğu değil, TMK’nın 2/1. maddesindeki dürüstlük kurallarına dayanan güven ilkesinden kaynaklanan karşı tarafın kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolundaki davranış yükümüne aykırılıktan doğan sorumluluğu da kapsar. Görüşmeciler bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar (..., s. 1084)." şeklinde açıklanmıştır. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen kararda, bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere sözleşme konusu cihazın, teknik şartnamede belirtilen koşullarda tesliminin mümkün olmadığı, zira bu özelliklere sahip bir cihazın dünya çapında bulunmadığı, dolayısıyla konusu imkansız olan sözleşmenin kesin hükümsüz olduğu açıktır. Dosya kapsamındaki bilgiler nazara alındığında davacının ticaret şirket olduğu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesi gereği ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü altında olduğu, davalı idarenin ise uzmanlık gerektiren bir alanda kamu adına faaliyet yürüttüğü, bu yüzden taraflardan her ikisinin de sözleşmenin geçerliliğine etki edebilecek ve faaliyet alanlarını ilgilendiren hususlarda öngörü sahibi olmaları gerekir. Bu itibarla, her ne kadar ortada kesin hükümsüz bir sözleşme olsa da tarafların sözleşme görüşmeleri kapsamında oluşan zarardan sorumluluklarının tespiti için yapılan değerlendirmede; sözleşmenin imzalanması ve teknik şartnamenin düzenlenmesi sırasında tarafların hava ve su soğutmalı cihazın üretiminin bulunup bulunmadığı hususunda gerekli özeni göstermedikleri, davalı idare tarafından sözleşme hükümlerine uygun davranılmadığı, davacının imkansızlığa rağmen bunu ileri sürmeyerek işe devam ettiği ve bilirkişi raporu ile birlikte tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, tarafların eşit kusurlu olduklarına göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/3214 E., 2024/1487 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
a gerçekleşmediğinden yıllık ödemeye ilişkin talebin kabul edilemeyeceğini; yine sözleşmede taşınmazların 3.000 USD üzerinden bir fiyatla satılması halinde oluşacak farkın %80'inin ilave ücret olarak avukata ödeneceğine ilişkin maddenin de TBK'nın 27 nci maddesinde söz edilen ahlaka aykırılık kavramı içerisinde yer aldığını ve bu durumun da sözleşmeyi kesin hükümsüz hale getirdiğini, talimata aykı
3. Hukuk Dairesi         2023/3214 E.  ,  2024/1487 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekillleri tarafından ayrı ayrı duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.04.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı asıl ... ile vekilleri Avukat .... Avukat... davalı ... Çiemntosu ve Kireci A.Ş. ve diğerleri vekili Avukat ..., davalı asıl ... ve vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra; işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin İstanbul Barosuna bağlı avukat olduğunu, müvekkili ile davalılar arasında 06.12.2013 başlangıç tarihli, 3 yıl süreli, karşılıklı hak ve yükümlülükler içeren bir avukatlık ve danışmanlık sözleşmesi imzalandığını; sözleşme ile müvekkili ve birlikte çalıştığı Global Hukuk Bürosu ekibinin, davalılara, talep etmeleri halinde, istedikleri konularda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vereceği, davalıların sahip olduğu, sözleşmede yazılı olan ve sözleşme dışındaki muhtelif taşınmazların satışı hususunda, hukuksal alt yapı oluşturarak, alıcı müşteriler ile müvekkilin bir araya getirileceği, hukuksal çerçevede organizasyon ve danışmanlık hizmeti verileceğinin; davalılardan ... adına İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 2010/598 Esas sayılı dosyası ile devam eden boşanma davasının ve bu davaya bağlı olan ve İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 2011/772 Esas sayılı dosyası ile devam eden mal paylaşımı davasının takibinin üstlenileceğinin ve bunun karşılığında da davalıların müvekkile sözleşmede ayrı ayrı belirlenen avans, ücret ve masrafları ödeyeceğinin kararlaştırıldığını; bu sözleşme kapsamında müvekkili ve birlikte çalıştığı Global Hukuk Bürosu ekibinin davalılar tarafından vekaletten azledilinceye kadar sözleşmede kendisine yüklenen edimleri tam olarak yerine getirdiğini; ancak davalıların ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediklerini; sözleşme varlığını halen devam ettirdiği halde davalıların müvekkilini sadece vekaletten azlettiklerini, sözleşme taraflarca feshedilmemiş olup özellikle davalıların yükümlülükleri açısından halen yürürlükte olduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan alacağının tespiti ile bu alacağın şimdilik; boşanma davasının ücreti olarak 25.000 TL, yıllık aidat ücreti olarak 25.000 TL, avans ücreti olarak 25.000 TL, gayrimenkul satışlarının sözleşme alt yapısını oluşturacak olan organizasyon ve danışmanlık ücreti olarak 25.000 TL olmak üzere toplam 100.000 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş; 01.02.2022 tarihli beyan dilekçesi ile; ''belirsiz alacak davası olarak açtığımız davada bilirkişi ve ek bilirkişi raporu ile tespit edilen ve tanık anlatımları ile ispatlanan KDV dahil 75.653,760,08 Amerikan Dolarının dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte ve fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı'nın davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak, müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep ederiz.'' demiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacının, davalılardan müvekkil ... ve müvekkili şirket ...ye hiçbir hukuki hizmet vermediğini, davalı müvekkili ...'un ise boşanma davasının son 3 duruşmasına katıldığını ve nerede ise davanın kaybı ile sonuçlanabilecek fahiş bir hata yaptığını, davacının dayandığı “Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi”nin de avukatlık hizmetine ilişkin olmayıp emlak komisyonculuğu, finans danışmanlığı ve komisyonculuğu niteliklerini taşıdığını ve bu durumun 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 11.maddesinde sayılan yasaklı işlerin kapsamına gireceğini, bu nedenle sözleşmenin tümüyle hükümsüz olduğunu; sözleşme hükümsüz olmakla birlikte ayrıca sözleşmede yazılı şart da gerçekleşmediğinden yıllık ödemeye ilişkin talebin kabul edilemeyeceğini; yine sözleşmede taşınmazların 3.000 USD üzerinden bir fiyatla satılması halinde oluşacak farkın %80'inin ilave ücret olarak avukata ödeneceğine ilişkin maddenin de TBK'nın 27 nci maddesinde söz edilen ahlaka aykırılık kavramı içerisinde yer aldığını ve bu durumun da sözleşmeyi kesin hükümsüz hale getirdiğini, talimata aykırı davranışları nedeniyle de davacının azledildiğini savunarak kesin hükümsüzlükle sakat sözleşmeye dayanan davacının haksız taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda, davalılarca yapılan azlin sebep belirtilmeden yapılmış olduğu, yine Aile Mahkemesi dosyasında temyizden feragat dilekçesinin asil tarafından sunulması ile arzulanan hukuki sonucun doğmuş olduğu, yargılamanın takipsiz bırakıldığı iddiasının ispatlanamadığı, yine başkaca iddia edilen azil sebepleri ispatlanamadığından azlin haksız olduğu; İstanbul Barosu'ndan sözleşme açısından görüş alındığı, yine bilirkişi incelemesinin de yapılmış olduğu, uyuşmazlığa konu taşınmazlara ilişkin olarak sözleşmede yer alan ifadeler nazara alındığında, taşınmazlara ilişkin olarak yapılacak işlemlerde tam bir temsil yetkisinin verildiği, bu yetkinin hukuki işlemleri de kapsadığı, yine baro tarafından verilen yazı cevabında da Avukatlık Kanunu'na aykırılığın söz konusu olmadığının belirtilmiş olduğu, sözleşmede tarafların anlaştırılması değil taşınmazı satın almak isteyenlerle iletişime geçilmesi hususunda danışmanlık hizmeti verilmesini içerdiği bu yönüyle de sözleşmenin hukuka aykırı olmadığı kanaatine varıldığı; Sözleşmede yer alan boşanma davasının davacı yan tarafından takip edilmiş olduğu, azlin haklı olduğu ispatlanamadığından, buradaki dava açısından davacının 1 milyon USD talep hakkının olduğu; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-5 nolu maddesinde yıllık 1 milyon USD danışmanlık ücretinin öngörüldüğü, somut olayda sözleşme davacıdan kaynaklı sebeplerle sona ermediğinden, sözleşmede 3 yıllık sürenin öngörülmüş olduğu da anlaşılmakla, her bir yıl açısından 1 milyon USD davacının alacağının olduğu, sözleşmenin haksız azille sona erdiği de gözetilerek belirli süreli sözleşme kapsamında 3 yıl için 3 milyon USD alacağa hak kazandığı; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-3 nolu maddesinde Pendik Ballıca'daki taşınmazın satın alınmasında, satılması veya takas edilmesinde 2 milyon USD'nin öngörüldüğü, taşınmazın satın alınmış olduğu görülmekle bu işlemin hukuki alt yapısı ve danışmanlığına ilişkin edim yerine getirilmiş olduğundan 2 milyon USD'ye hak kazanıldığı; Sözleşmede verilmesi öngörülen 1 milyon USD avansın verildiği hususu ispatlanamadığından 1 milyon USD avans kaynaklı davacı alacağının olduğu; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-1 nolu maddesinde Bakırköy'de bulunan 2 ayrı taşınmazın m2 birim fiyatının 3.000 USD üzeri değere satılması halinde 10 milyon USD alacağın öngörüldüğü, yine bu işlemin de yerine getirilmiş olduğu, alınan bilirkişi raporu kapsamında sözleşmede yer alan koşulun gerçekleşmiş olduğu, sözleşmede 2 ayrı taşınmazın satılması halinde ibaresinin yer aldığı anlaşılmakla, her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı 10 milyon USD'nin öngörülmediği, tek bir ücretin öngörülmüş olduğu anlaşılmakla, sözleşmenin maddesi kapsamında 10 milyon USD alacağın olduğu; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-2 nolu maddesinde ise edimin belirli bir tutar üzerinde gerçekleşmesi halinde ilave bir ödemenin öngörülmüş olduğu, 30.06.2020 tarihli raporda yapılan hesaplamanın sözleşmenin kapsamına uygun olduğu ve denetime elverişli olduğu, bu bağlamda 3.000 USD üzerindeki tutar üzerinden yapılan hesaplamada Bakırköy'deki taşınmazlar açısından ilave farkın yüzde 80'inin 12.958.966 USD olduğu, sözleşme kapsamında edim yerine getirildiğinden bu tutar açısından da alacağın doğduğu, bu kapsamda toplam 29.958.966 USD alacağa davacının hak kazandığı; Diğer alacak istemine konu hususlarda ise, dava açıldığında KDV alacağına ilişkin talep olmadığı gibi, yine KDV mal teslimi veya hizmet ifasının tamamlanması ile doğmakta olup, yine KDV beyannamesine bu hususun dahil edildiğinin ispat edilmesi gerekmekte olduğundan, bu hususta herhangi bir ispat faaliyeti yerine getirilmediği gibi, davaya konu talepte de bu hususun belirtilmemiş olduğu nazara alınarak bu husustaki istemin nazara alınmadığı; Yine, dava dosyasında yer alan Zeytinburnu ilçesinde bulunan taşınmaz açısından ise; tapuya konu işlemler vekalet sözleşmesinden önce gerçekleşmiş olup, işbu taşınmaz yönünden vekalet ilişkisi kurulduktan sonra sözleşme kapsamında gerçekleştirilmiş herhangi bir hizmetin varlığı da ispatlanamadığından buradaki taşınmaz açısından davacının ediminin bulunmadığı ve alacak hakkının doğmadığı, sözleşme kapsamında zamanaşımı süresinin azil ile başlayacağı ve henüz zamanaşımının dolmadığı, sözleşmede yer alan müştereken ve müteselsilen sorumluluğu içeren maddenin de gözetildiği gerekçesiyle, açılan davanın kısmen kabulü ile; 29.958.966,00 USD'nin fiili ödeme günündeki TL karşılığının ve bu miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; yerel mahkemenin KDV alacağına ilişkin red gerekçesinin yerinde olmadığını, dava dilekçesi doğrultusunda tespiti talep edilen belirsiz alacakların bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, ancak mahkemenin eksik inceleme ile dava dilekçesinde KDV alacağına ilişkin talepte bulunulmadığı yönünde hatalı şekilde karar verildiğini, Zeytinburnu ilçesinde bulunan ve keşfe gidilen 774 Ada 53 Parsel sayılı taşınmaz açısından sözleşme öncesinde tapuda gerçekleşmiş bir satış yahut malik değiştirici bir işlem olmadığını, sözleşme imzalandığı dönemde malikin Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. olduğunu, yani bu taşınmazın vekalet sözleşmesi öncesinde ve sonrasında Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. üzerine kayıtlı olup, dava konusu sözleşmeden önce taşınmazın satılması yahut el değiştirmesi, yahut tapuda sözleşme ve vekaletten önce yapılmış bir işlemin söz konusu olmadığını, mahkemenin bu taşınmaz yönündeki değerledirmesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri başlıklı 1. ve 2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, Bakırköy ilçesindeki her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı 10.000.000 USD ve yine her iki taşınmaz açısından m² birim fiyatlarının 3.000 USD üzerinde işlem görmesi halinde her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı aradaki farkın %80 'inin alacak olarak avukata verileceğinin kararlaştırıldığının sözleşmenin yorumundan ve taraf iradelerinden ortaya çıktığını, sayın mahkemenin davacı müvekkil aleyhine hesapladığı vekalet ücreti fazla miktarda olup, mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı Türk Lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hükmedilmesi gerekirken hatalı şekilde karar tarihindeki kur karşılığının hesaplanarak hüküm altına alınmasının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, hem de karar tarihindeki tarifeye göre hesaplanması gerekirken, hatalı şekilde, tarifenin 13. maddesine aykırı olarak, davacı lehine hükmedilenden fazla miktarda karşı taraf vekalet ücreti hesaplanmış olması nedeniyle, kararın istinafen incelenerek bozulması gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalılar vekilleri; sözleşmenin geçersiz olduğuna ilişkin savunmalarının mahkemece gerekçesiz şekilde reddedildiğini, davacının davasını kısmi dava olarak açtığını, dava dilekçesinde talebin belirsiz alacak olduğuna ilişkin hiçbir ibare olmadığını, zaten bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının ıslah dilekçesi ile davasını belirsiz alacak davasına dönüştürmesine de muvafakatları olmadığını, kısmi davalarda ıslahın zamanaşımı süresi içinde yapılması gerektiğini, davacını ıslah dilekçesinde talep ettiği kısımların zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, süresi içinde davacı vekilinin ıslah talebine karşı zamanaşımı savunmasında bulunulduğunu, davacının dava dilekçesinde talebini TBK'nın 99/1 inci maddesi gereğince TL olarak belirttiğini ve seçimini bu yönde yaptığını, bozucun yenilik doğurucu hakkın kullanılması niteliğindeki bu talebin kullanımla sona erdiğini ve sonradan değiştirilmesinin mümkün olmadığını, bilahare bu talebini USD'ye dönüştürmesinin mümkün olmadığını, sözleşmede muğlak ifadelerle tanımlanan taşınmazlardan hangisinin kime ait olduğu, dolayısıyla bir hizmet söz konusu olsa bile kime sunulup kime karşı hangi oranda talep yönlendirilebileceği de değerlendirilmeksizin, tüm kalemlerden her üç davalının müteselsilen sorumlu tutulmasının doğru olmadığını, sözleşmenin genel ahlak kurallarına aykırı olduğu için de geçersiz olduğunu; davalı müvekkillerin, sözleşmeyi feshetmelerinin de takip ettiği davalar bakımından vekaletten azletmelerinin de haklı nedenlere dayandığını, davacıya ödenecek yılık ücretler için, sözleşmede kararlaştırılan ön şartın da gerçekleşmediğini, sözleşmede kararlaştırılan avans ödemesinin ayrı bir alacak kalemi olmadığını, doğması halinde ödenecek alacaklara mahsup edilmek üzere kararlaştırılan bir avans olduğu halde, Mahkemenin doğduğunu düşündüğü diğer alacak kalemlerine dahi mahsup etmeksizin, avans talebine de ayrıca ve müstakilen hükmetmiş olmasının yanlış olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, taraflar arasındaki avukatlık ve danışmanlık sözleşmesini geçerli olduğu, vekalet ücretlerinin doğru hesaplandığı mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının ve davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalılar Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar ederek ve kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, istinaf başvuru harcı ve nisbi harcı ayrıca yatırmayan davalılar ... ve ... yönünden kararın kesinleştirilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili ve davalılar Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. ve ... vekili; davalılar vekili tarafından sunulan istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanları tekrar ederek ve bu beyanlara ek olarak istinaf kararının da gerekçesiz olduğunu ve yargılama aşamasında sunulan hukuki mütalaanın da dikkate alınmadığını beyan ederek, davalı ... vekili ise; kısmi dava olarak açılan ve sonrasında zamanaşımı süresinin dolmasından sonra ıslah talebinde bulunan davacının yatırması gereken harcın artırılan kısmın ıslah tarihindeki değerine göre belirlenmesi gerekirken dava tarihindeki kura göre belirlendiğini ve bu şekilde harcın 14.028.957,46 TL eksik alındığını, yine davacının talebinin kısmen ıslah niteliğinde olduğunu ve HMK'nın 181 inci maddesi gereğince bir haftalık süre verilmesi gerektiği halde mahkemece gelecek celseye kadar süre verildiğini ve davacı vekili tarafından da 01.02.2022 tarihli celseden sonra 25.02.2022 tarihinde tamamlama harcı olarak ödeme yapıldığını, sözleşmede bahsi geçen taşınmazların ... adına hiçbir zaman kayıt ve tescil edilmediğini, dolayısıyla bu taşınmazlar için herhangi bir taahhütte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, yine aynı şekilde davacı avukatın takip ile görevlendirdiğini iddia ettiği davalılardan ...'un boşanma davası ve mal rejiminin tasfiyesi dosyasında müvekkil Zuhal Kurt'un taraf olmadığını, davacı yanca Zuhal Kurt'u temsilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/51300 Soruşturma sayılı dosyası ile şikayet dilekçesi verilmesi dışında Zuhal Kurt adına yürütülen başkaca bir temsil faaliyeti olmadığını, sözleşmenin tarafların müteselsil sorumluluğuna ilişkin bu hükmünün TBK'nun 201 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken borca katılma sözleşmesi olduğunu, anılan sözleşme maddesinin TBK'nın 583/1 maddesindeki şekil şartlarını ihtiva etmediğini, bu nedenle geçerli bir borç doğurucu belge olmadığını, davacının kısmi dava olarak açtığı davasında ıslah edilen kısma dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin doğru olmadığını, yine mahkemenin faiz türünü de karıştırdığını ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a bendi gereğince ''yasal faiz'' ifadesini kullandığını beyan ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen ''avukatlık ve danışmanlık sözleşmesi'' başlıklı sözleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2/1, 11,12 ve 163/2 nci maddeleri. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19/1 inci ve 26, 27/2, 99, 147/5, 148 inci ve 520 nci maddeleri. 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107, 109 ve 190 ıncı maddeleri. 4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi. 5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli, 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K. Sayılı kararı. 6. Dairemizin 20.12.2013 tarihli, 2023/2166 E., 2023/3851 K. Sayılı kararı ve Dairemizin 12.02.2024 tarihli, 2023/440 E., 2024/574 K. Sayılı kararı. 7. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2019/296 E., 2019/7125 K. sayılı kararı, 24.09.2020 tarihli ve 2018/5609 E., 2020/3562 K. sayılı kararı, 11.02.2020 tarihli ve 2018/4145 Esas, 2020/1212 Karar sayılı kararı. 3.Değerlendirme 1. HMK'nın 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almayan, yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. Buna göre, belirsiz alacak davası; davanın açıldığı tarihte alacağın tutarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ya da bunun olanaksız olduğu durumlarda, alacaklının, hukuksal ilişkiyi ve en az bir tutar ya da değeri belirterek açabileceği dava olarak tanımlanabilir. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Alacak belirsiz olduğundan davacı yargılama sırasında HMK’nın 107/2. maddesi çerçevesinde talep sonucunu artırabilir; bu hâlde davanın ıslahı kurumundan bahsedilemez ve artılan talep yönünden davalının zamanaşımı def’î de dinlenmez. Talep artırımında bulunulmaz ise mahkeme alacağın miktarını tespit etmek ve taleple bağlı kalarak dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden alacağa hükmetmek durumundadır. Aynı Kanun'un 109 uncu maddesinde ise; kısmi dava, dava çeşitleri arasında düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir". Kısmi dava ile davacı, mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz., Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, İstanbul 2017, s.1000). Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde “fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla” şeklinde beyanda bulunarak talepte bulunduğu; ancak, dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığına dair bir beyanı bulunmadığı görülmektedir. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. Her ne kadar, 01.02.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davacı vekili ''belirsiz alacak davası olarak açtığımız davada'' şeklinde beyanda bulunmuşsa da davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine imkân bulunmamaktadır. Ayrıca, davacının talepleri taraflar arasında düzenlenmiş sözleşme hükümleri gereği hak kazanıldığı beyan edilen ücretlere ilişkin olup, dava açıldığı tarihte alacağın belirlenmesi mümkün olduğundan, belirsiz alacak davası açılmasına da imkan bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; mahkemece, davacının davasının kısmi dava olarak kabul edilerek, bu doğrultuda inceleme ve araştırma yapılması gerekirken; belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru görülmediğinden bu husus bozmayı gerektirmiştir. 2. Global Hukuk Bürosu adına davacı Avukat ... ile davalılar arasında 06.12.2013 tarihinde ''Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi'' başlıklı dava konusu sözleşme imzalanmıştır. 1136 sayılı Kanun'un "avukatlıkla birleşmeyen işler" başlıklı 11 inci maddesine göre "aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya meslekin onuru ile bağdaşması mümkün olmıyan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.". Kanun'un bu maddesi bir yasaklayıcı hüküm olup, buna göre avukat, aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görevle uğraşamaz; sigorta prodüktörlüğü, tacirlik, esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşmayan başka herhangi bir iş yapamaz. Kanunun diğer maddelerinde, hükmün ihlali idari yaptırıma bağlanmıştır. Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme olup (TBK m.520), simsarın edimi, ücret karşılığında görülen (geniş anlamda) bir hizmet olduğundan bahse konu hüküm kapsamında avukatlıkla birleşmeyen işlerdendir. Keza, 1136 sayılı Kanunun 12. maddesinde avukatlıkla birleşen işler arasında da sayılmamıştır. Simsarlık işi meslek kanununa göre avukata yasak sayılmış ise de, yukarıda açıklandığı üzere yasağın, yapılan borçlandırıcı işlemi (simsarlık sözleşmesini) geçersiz kılıp kılmayacağı bir borçlar hukuku meselesi olup, çözümü hükmün anlam ve amacının yorumlanmasını gerektirir. Yasaklayıcı hükmün takip ettiği amacın gerçekleşmesi ancak, yasaklanan işlemin geçersiz sayılmasıyla sağlanabildiğinden yasağın aynı zamanda işlemi de geçersiz kıldığını kabul etmek gerekir. Ancak TBK'nın 27/2 nci maddesinde düzenlenen sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceğine ilişkin hükmün de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Yine Avukatlık Kanunu'nun 163/2-son cümlesi; yokluk halleri hariç avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz hükmüne amirdir. Sonuç olarak, somut olayda; taraflar arasında imzalanan ''Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin ''Global Hukuk Bürosunun Yükümlülükleri'' bölümünde yer alan müvekkillere ait olan gayrimenkullerle ilgili tüm işlemleri, satış, takas, devir vb. işlemlerin organizasyonunda görev alınacağı, gayrimenkullerin satış, devir ve takas edilmesi sonucunda elde edilecek gelirin yeni yatırımlara dönüştürülmesi, yine listesi verilen gayrimenkullerle ilgili satış, devir, takas ve diğer işlemler konusunda danışmanlık hizmeti verilmesi gibi simsarlık sözleşmesi niteliği taşıyan hükümleri ile ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünde yer alan taşınmazların satımı, takası durumunda avukata ödenecek bedellerin yer aldığı hükümleri davacının avukat olması ve Avukatlık Kanunu'nun 11 inci maddesiyle simsarlığın avukatlıkla birleşmeyen işlerden sayılması nedeniyle hukuka aykırı olduğundan, TBK'nın 27 nci maddesi uyarınca kesin hükümsüz olduğu ve davacının bu hükümler nedeniyle davalılardan herhangi bir talepte bulunamayacağının kabulü ile bu taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması; usul ve kanuna aykırı olup, davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının da kabulü ile kararın bu yönde de bozulması gerekmiştir. 3. Davalıların, azlin haklı olduğuna yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; TMK'nın 6 ncı ve HMK'nın 190 ıncı maddeleri gereği herkes iddiasını ispatla mükellef olup, davalıların davacı avukatın haklı nedenle azledildiği hususunu ispatlayamadığı, davacı avukatın davalı müvekkilleri zararına bir eylemde bulunmadığı ve mahkemenin azlin haksız olduğuna ilişkin değerlendirmesinin yerinde bulunduğu anlaşılmakla; davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 4. Yukarıda 2 numaralı bentte; davacı avukatın sözleşmedeki (simsarlık sözleşmesi mahiyetindeki) taşınmazların satımı, takası vb. hususları içeren maddeleri nedeniyle herhangi bir ücrete hak kazanamayacağı belirtilmekle birlikte, sözleşme tümüyle hükümsüz olmadığından, davacı avukatın müvekkilerinden ... adına takip ettiği boşanma davası nedeniyle sözleşmenin ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünün 9 numaralı bendinde kararlaştırılan vekalet ücretini talep edebileceği; sözleşmede aynı zamanda müvekkillere hukuki danışmanlık verileceği kararlaştırıldığından bu danışmanlık karşılığı yıllık olarak ödeneceği belirlenen aynı bölümün 5 numaralı bendinde belirtilen yıllık ücreti de talep edebileceği kabul edilmeli; ancak, davacının bu talepleri değerlendirilirken yukarıdaki kabule göre davasının kısmi dava niteliğinde bulunduğunun da gözetilmesi gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki TBK'nın 147 nci maddesi gereğince vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, bu sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğrarlar. Öncelikle yukarıdaki 1.bentte açıklandığı üzere eldeki davanın ''kısmi dava'' niteliğinde bulunduğu, kısmi davalarda zamanaşımının yalnızca başlangıçta talep edilen kısım için kesilip, kalan kısım için işlemeye devam ettiği, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı 5 yıl olup, ıslah ile artırılan kısımlar yönünden ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin hem takip edilen boşanma davasından kaynaklı vekalet ücreti alacağı hem de hukuki danışmanlık hizmeti karşılığı sözleşmede yıllık olarak alacağı kararlaştırılan danışmanlık ücreti alacağı yönünden dolduğu ve davalıların süresinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu anlaşılmakla; ıslah edilen kısım yönünden davacının talebinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken zamanaşımı süresinin geçmediğinin değerlendirilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir. 5. Mahkemece, her ne kadar sözleşmede verilmesi öngörülen 1 milyon USD avansın verildiği hususu ispatlanamadığından 1 milyon USD avans kaynaklı davacı alacağının olduğu kabul edilmişse de; sözleşmede de belirtildiği gibi bu kararlaştırmanın avans niteliğinde olduğu ve yıllık belirlenen hukuki danışmanlık ücretinden mahsup edilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemenin avans niteliğindeki bu kararlaştırmayı ayrı bir ücret olarak değerlendirmesi de usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 6. Yine, yukarıda yer verilen Dairemizin 12.02.2024 tarihli, 2023/440 E., 2024/574 K. Sayılı kararı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal kararlarında da bahsedildiği üzere; TBK'nın 99 uncu maddesi uyarınca, konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak, ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise; alacaklı ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak, yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda; dava dilekçesinde açıkça her bir alacak kalemi için TL cinsinden talepte bulunan davacı vekilinin, yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek; sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hem zamanaşımı savunmasına itibar edilmeden hem de yabancı para üzerinden hüküm tesis edilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bu nedenle de bozulması gerekir. 7. Her ne kadar, davalı ... vekili tarafından boşanma davası nedeniyle kendilerinden talepte bulunulamayacağı belirtilmekte ise de; sözleşmenin ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünün 10 numaralı bendinde Kurt Grubu oluşturan taraflardan her birinin bu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri ile ilgili olarak, avukata karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını kabul ettikleri ve bu kabulün TBK'nın 128 inci maddesi kapsamında üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenmek niteliğinde geçerli bir taahhüt olduğu anlaşılmakla; davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 8. Davacı vekilinin KDV alacağına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; yukarıda da belirtildiği şekilde davanın kısmi dava niteliğinde olduğu, dava dilekçesinde açıkça talep edilmeyen bir hususun sonradan bu şekilde talep edilemeyeceği, mahkemenin bu talep yönünden değerlendirmesinin usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazlarının da reddine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesi gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. ''Değerlendirme'' bölümünün 8 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davacı vekilinin KDV alacağına ilişkin temyiz itirazının REDDİNE, 3. ''Değerlendirme'' bölümünün 3 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davalıların azlin haklı olduğuna ilişkin temyiz itirazları ile aynı bölümün 7 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davalı ...'ın temyiz itirazının REDDİNE, 4. İlk Derece Mahkemesi Kararının ''Değerlendirme'' bölümünün 1, 2, 4, 5 ve 6 numaralı bentlerinde yazılı gerekçelerle, 6100 sayılı Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince davalılar lehine BOZULMASINA, 17.100,00 Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/1566 E., 2023/1413 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iddiaları itibariyle ileri sürülen nedenler TBK 27 maddesi kapsamında kesin hükümsüzlük hallerine girmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
6. Hukuk Dairesi         2022/1566 E.  ,  2023/1413 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/917 E., 2022/105 K. DAVA TARİHİ : 10.08.2018 HÜKÜM/KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/737 E., 2019/162 K. Taraflar arasındaki yokluğun sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünün tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile ...,... parselde kayıtlı gayrimenkulün hissedarları dava dışı Seyfi Söylemez ve ... arasında Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri imzalandığı, ancak davacı şirketin ortaklarından olan ...'nun Twitter hesabının hacklenmesi ve kendisine ait olmayan paylaşımlar yapılması neticesi ailesinin ve çalışanlarının ölüm tehditleri aldığı, ortalık yatışana kadar geçici bir süre için bu sözleşmelerin Beşiktaş 15. Noterliğinin 25/03/2016 tarih ve 3454 - 3455 yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Müteahhitlik Devir Sözleşmeleri gereği bedelsiz olarak davalıya devredildiği, karşılıklı edimleri içermeyen devir sözleşmelerinin BK'nın 27 vd.maddelerinde yazılı olduğu üzere mutlak butlanla batıl/kesin hükümsüz/yok hükmünde olduğunu, müvekkili şirketin bu sözleşmelere bağlı olmadığını, sözleşmelerin doğduğu andan itibaren hiçbir hukuki değeri bulunmadığını, sözleşme metinlerinde Borçlar Kanununa aykırı hükümler olduğunu ileri sürerek Beşiktaş 15. Noterliği'nin 25/03/2016 tarih ve 3454 - 3455 yevmiye numaralı iki adet Düzenleme Şeklinde Müteahhitlik Devir Sözleşmeleri'nin mutlak butlanla batıl/kesin hükümsüz olduğunun tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu uyuşmazlığa neden olan ... Ada, 164 parselin her iki hissedarı ile 07.05.2015 ve 22.04.2015 tarihlerinde imzalanan Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin, Beşiktaş 15. Noterliği'nin 25.03.2016 tarih ve 3454 - 3455 yevmiye numaralı iki adet Düzenleme Şeklinde Müteahhitlik Devir Sözleşmeleri ile müvekkiline devredildiğini, davacının ayrıca, müvekkiline devrettiği sözleşmeleri 01.06.2018 tarihinde dava dışı ... İnşaat Tic. A.Ş.'ye de devrettiğini, iki kez farklı şirketlere devredilen sözleşmeler yönünden davacının işbu davada taraf sıfatının bulunmadığını, davacının dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarını ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin devir sözleşmeleri ile arsa sahiplerine karşı sorumluluğu üstlenerek ağır bir yükün altına girdiğini, davacının da arsa sahiplerine olan sorumluluğu nedeniyle işbu sözleşmeleri müvekkiline devrettiğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iddiaları itibariyle ileri sürülen nedenler TBK 27 maddesi kapsamında kesin hükümsüzlük hallerine girmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde, mahkemenin deliller toplanmadan karar verdiğini, taraflar arasındaki müteahhitliğin devrine ilişkin noterden yapılan sözleşmelerin yok hükmünde olduğunu ve hükümsüz olduğunu, milyonlarca para kazanacağı bir işten hiç bir bedel almadan vazgeçmesinin doğru olamayacağını, devir sözleşmeleri incelendiğinde davacının halen sorumluluğunun bulunduğunu, davalı şirketin büyük ortağı ve müdürü olan ...'in davacı şirkete başvurarak arsa sahiplerinin internet medyasındaki bu yayınlardan ürkmemesini ve işin bozulmamasını temin etmek istediğini belirterek ortalığın yatışmasına kadar geçici bir süre için 164 parselle ilgili olarak arsa sahipleri ile yapılan iki adet kat karşılığı inşaat sözleşmesinin devirinin zorunlu olduğunu söylediğini, ...'in endişeli hali ve zorlamasıyla problemin zorlayıcı etkisi nedeniyle ortalık yatışana kadar davalı şirkete 25.03.2016 Beşiktaş 15. Noterliğinin 3454 ve 3455 yevmiye numaralı iki adet düzenleme şeklinde müteahhitlik devir sözleşmesi ile gerçekte bağlayıcılığı olmayan kanunun aradığı şartları dahi taşımayan, geçerli bir devir olmayan, hatta bedeli bile olmayan 164 sayılı parselin müteahhitliğe devir edildiğini, hiçbir bedel almadan yapılan devir sözleşmesi yapıldığını, hiçbir hukuki değeri bulunmayan bir sözleşme olduğunu, sözleşmenin niteliği gereği karşılıklı yükümlülükler içermesi gerektiğini, devir sözleşmesi ile müteahhitlik devir edilmiş olsa da hukuki sorumluluğun devam ettiğini, bilahare 161,162,163 ve 166 nolu parsellerin malikleriyle de müvekkili şirketin kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediğini ve tapuya şerh ettirdiğini, davacı şirketin zor durumda kalmasından davalının yararlanma kastından kaynaklandığını, iki devir sözleşmesinin BK 27 ve devamı maddelerinde yazılı olduğu üzere mutlak butlanla batıl olduğunu, kesin hükümsüz yok hükmünde olduğundan davacı şirketin bağlı olmadığını, diğer hisselere ait sözleşmeleri devir etmiyeceklerini bildirdiklerini, davalı şirketin kötüniyetli davranarak kat katşılığı inşaat sözleşmelerini devraldıklarını tapuya şerh ettirdiğini, davalı şirket diğer parsel malikleri olan ...,... haricindeki diğer hissedarları kışkırtarak tek taraflı olarak sözleşmeleri fesih ettiklerini, ... İnşaat ile ... A.Ş. nin bağlı şirketler olduğunu, her iki şirketin kurucuları aynı olduğunu, 164 no.lu parsel malikleri ile iki ayrı şirket üzerinden sözleşme yapılmasının engel olmadığını, her iki şirketin arsanın imar durumunun iyileştirilmesi için birlikte çalıştıklarını, çalışmalarının sonuna geldiğini, davalı şirketin yok hükmündeki iki adet devir sözleşmesi BK 27 ve devamı maddeleri gereğince mutlak butlanla batıl olduğunu belirterek, mahkeme tarafından verilen davanın reddi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın dayanağını oluşturan TBK'nın 27. maddesi gereğince devir sözleşmesinin kesin hükümsüz olduğunun kabul edilebilmesi için, dava konusu sözleşmelerin kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız sözleşmeler olması gerekmektedir. Somut olayda, davacı tarafça dosyaya sunulan deliller, TBK'nın 27. maddesindeki kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırılık hallerini veya sözleşmenin konusunun imkansız olduğunu ispatlayıcı nitelikte değildir. Dava konusu 164 nolu parsele ilişkin yapılan devir sözleşmelerinde, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğmuş ve doğacak hakların tamamının tüm hukuki vecibeleriyle birlikte bedelsiz olarak devir ve temlik edildiği, sözleşmelerin devrinden dolayı davalıdan kanunen ve hukuken bir alacağın kalmadığı taraflarca noter huzurunda kabul ve beyan edilmiştir. Davacı bir ticaret şirketi olup, basiretli bir tacir olduğu ve üçüncü şahıslarla girdiği ticari ilişkilerde ve düzenlediği sözleşmelerde basiretli tacir olmanın gereği olarak gerekli özen ve dikkati gösterdiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Davacı şirket tarafından sözleşmelerin davalı şirkete bedelsiz devrine engel teşkil edecek yasal bir düzenleme bulunmadığı gibi, sözleşmelerin bedel karşılığı devredildiği de iddia edilmemiştir. Yapılan devir işleminde TBK'nın 27.maddesi kapsamında kesin hükümsüzlük sebeplerinin bulunduğu ispatlanamadığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz sebebi olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bedelsiz olarak yapılan devir sözleşmelerinin TBK'nın 27. maddesi gereğince mutlak butlanla batıl ve kesin hükümsüz olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı TBK'nın 27. maddesinde kanunun emredici hükümlerine aykırı işlemlerin kesin hükümsüz olduğu, aynı Kanunun 1.
Hukuk Genel Kurulu         2021/922 E.  ,  2023/548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/885 E., 2020/1147 K. KARAR : Davanın usulden reddine Taraflar arasında birleştirilerek görülen hisse devir sözleşmesi ve ortakları kurulu kararının hükümsüzlüğü ile hisse devir sözleşmesinin iptali ve tescil davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun her iki dava bakımından esastan reddine, ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalara ilişkin kararlarının resen kaldırılarak asıl ve birleşen davanın aktif dava ehliyet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: ASIL DAVADA I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin babaannesi olan muris ...’ın 14.07.2014 tarihinde vefat ettiğini, müvekkilinin muristen önce vefat eden oğlunun çocuğu olarak muris ...’ın varisi olduğunu, murisin Topkapı Petrol Ltd. Şti.nin ortağı olduğunu ve ½ oranındaki hissesinin 13.03.2013 ve 20.03.2013 tarihli sözleşmeler ile davalı ...'a devredildiğini, anılan hisse devri onayının verildiği 20.03.2013 tarihli ortaklar kurulu toplantısında muris adına düzenlenen vekâletname ile davalı ...'ın bir takım işlemler yaptığını, ancak murisin anılan işlemlerin yapıldığı tarihlerde 87 yaşında olduğunu, 2001 yılında geçirdiği beyin kanaması sebebiyle konuşma ve yürüme yetisini kaybettiğini, vefatından bir yıl öncesinde fiil ehliyetini kaybetmiş olmasına rağmen adına düzenlenen vekâletname ile devir sözleşmelerinin hukuka aykırı olduğunu, varislere malî hakların intikalini önleme amacıyla bu işlemlerin yapıldığını, ayırt etme gücünden yoksunluktan kaynaklı olarak ehliyetsizlik nedeniyle hisse devir sözleşmesi ile 20.03.2013 tarihli ortaklar kurulu kararında yapılan işlemlerin batıl olduğunu ileri sürerek davalı ...'a yapılan hisse devir sözleşmeleri ve 20.03.2013 tarihli ortaklar kurulu kararının da hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili; müvekkilinin hisse devir sözleşmesinin ve ortaklar kurulu kararının hükümsüzlüğü talepleri bakımından pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, muristen vekâletnameler alınırken alınan hastane raporlarında murisin fiil ehliyeti bulunduğunun tespit edildiğini, murisin ayırt etme gücünün bulunduğunu, muris hisse oranının %17 olduğunu, Topkapı Petrol Ltd. Şti.nin zarar eden bir şirket olduğunu, bu sebeple davalı ... ile yapılan hisse devrinin şirketi kâra geçirme amaçlı olduğunu, bu kapsamda şirketin ruhsat sahibi olduğu akaryakıt işletmesinin çalışması için OMV Petrol Ofisi A.Ş. ile on yıllık kira sözleşmesi akdedildiğini, bu sayede ailenin gelir sahibi olduğunu, ayrıca davalı ... ile imzalanan başka bir sözleşme ile de on yıllık kira sözleşmesinin sona erdiği tarihte hisseler ile işyerinin iade edileceği hususunda anlaşma sağlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, dava konusu hisselerin akaryakıt istasyonu işletilmek üzere devralındığını, müvekkili açısından hisse devir sözleşmelerinin geçersiz olduğu iddiasının dayanaksız olduğunu, ortaklar kurulu kararının hükümsüzlüğü talebi bakımından ise müvekkilinin husumet ehliyetinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. BİRLEŞEN DAVADA III. DAVA Davacı vekili; asıl davadaki iddialara ek olarak hisse devir sözleşmesi ve kira sözleşmesi ile mirasçılardan mal kaçırma amacının mevcut olduğunu, davalı varis ...’ın şirket tüzel kişiliğini tek başına ele geçirme amacında olduğunu, müvekkilinin mirastan kaynaklanan haklarının ihlâl edildiğini, hisse satışının görünürdeki işlem olarak geçerli olmayıp asıl amacın kiralama sözleşmesi olduğunu, davalı ...’ın aynı zamanda muristen alınan vekâlet görevini kötüye kullandığını, muris muvazaasının söz konusu olduğunu ileri sürerek muris ...’ın hisselerinin asıl davada davalı ...’e devir için yapılan sözleşmelerin muvazaalı olması nedeniyle iptallerine, müvekkilinin miras payı olan 1/8 oranındaki hissenin müvekkili adına tespit ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. IV. CEVAP 1. Birleşen davada davalı şirket vekili; husumet itirazında bulunarak sözleşmenin bağlayıcı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Dâhili davalı mirasçı ... vekili; müvekkili lehine bir hak doğması durumunda bu haklar saklı tutularak birleşen dava bakımından mirasçı olarak kayda dair ara karardan vazgeçilmesini talep etmiştir. 3. Dâhili davalı mirasçı ... beyanında; tanık olarak alınan beyanlarını tekrar ettiğini belirtmiştir. V. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 01.03.2018 tarihli ve 2014/1093 Esas, 2018/123 Karar sayılı kararıyla; muris ...’ın hisse devir sözleşmeleri ile vekâletnamelerin düzenlendikleri tarihlerde fiil ehliyetini haiz olduğu, asıl davada davalı ...'ın hisse devir sözleşmelerini vekâleten imzalamış olması nedeniyle sözleşmelerin hükümsüzlüğünü talep yönünden anılan davalıya husumet yöneltilemeyeceği, bunun yanında hükümsüzlüğü istenen ortaklar kurulu kararına ilişkin olarak husumetin şirkete yöneltilmesi gerekirken asıl davada davalıların her ikisine de yöneltilemeyeceği, asıl davada davalı ... yöneltilen sözleşmenin hükümsüzlüğüne dair talep bakımından yapılan esas incelemede ise murisin hisse devir sözleşmeleri ve vekâletnamelerin düzenlendikleri tarihlerde fiil ehliyetini haiz olması nedeniyle asıl davada davacı iddialarının yerinde olmadığı, birleşen davadaki talep bakımından husumetin hisse devir sözleşmesi taraflarına yöneltilmesi gerektiğinden husumetin birleşen davada davalı şirkete yöneltilemeyeceği, anılan davalı şirketin de pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle asıl davada ortaklar kurulu kararının hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin talep bakımından her iki davalı yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, hisse devir sözleşmelerinin murisin ehliyet yokluğu nedeniyle hükümsüz olduğunun tespitine dair talebe ilişkin olarak davalı ... hakkındaki talebin pasif husumet yokluğundan reddine, hisse devir sözleşmelerinin murisin ehliyet yokluğu nedeniyle hükümsüz olduğunun tespitine dair talebe ilişkin davalı ... yönünden davanın esastan reddine, birleşen davanın ise pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. VI. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2018/754 Esas. 2019/335 Karar sayılı kararıyla; murisin varisleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu, asıl ve birleşen davada davacının murisin hissesine dair tek başına dava açamayacağı, gerek asıl gerekse birleşen davalar yönünden davacıya, diğer mirasçıların muvafakatlerini alması ya da terekeye temsilci tayin ettirerek temsilci eliyle davaya devam etmesi konusunda süre verilmesi gerektiği, ilk derece mahkemesince bu sürenin 14.04.2014 tarihli duruşmada iki numaralı ara karar ile verildiği, ancak davacı tarafça ara karar gereğinin yerine getirilmediği, davacı tarafça usulüne uygun olarak mirasçıların muvafakatleri alınmadığı gibi tereke temsilcisi atanması için gerekli işlemlerin de yapılmadığı, dosyadaki beyanlara göre diğer mirasçıların davalara muvafakatlerinin bulunmadıklarının anlaşıldığı, sadece mirasçı ...’ın beyanları muvafakat olarak anlaşılabilir ise de diğer mirasçıların muvafakatlerinin bulunmadığı, bu sebeple hem asıl hem de birleşen dava bakımından davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, davacının kendi hissesi için bu davaları açamayacağı, bu sebeplerle asıl ve birleşen davada davacının istinaf itirazlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacının istinaf başvurusunun her iki dava bakımından esastan reddine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33, 114 ve 355 ve 353/1.b.2. maddeleri gereğince ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalara ilişkin kararlarının resen kaldırılarak asıl ve birleşen davanın aktif dava ehliyet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. VII. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1- Birleşen davada, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına, davacının 4271 sayılı MK'nın 640 maddesi uyarınca kendi payına hasren dava açmasının mümkün olmamasına, bu nedenle de tereke temsilcisi tayinine gerek bulunmamasına göre davacı vekilinin birleşen dava yönünden temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; asıl dava davacının murisi adına vekaletname ile yapılan limited şirket hisse devir işlemlerinin murisin fiil ehliyeti olmadığından hükümsüz olduğunun tespitine ve ayrıca hisse devir işlemine onay veren limited şirket ortaklar kurulu kararının da hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, elbirliği mülkiyetine tabi malvarlığı yönünden davacının tek başına dava açamayacağı, diğer mirasçıların da davaya icazet vermedikleri gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 27. maddesinde kanunun emredici hükümlerine aykırı işlemlerin kesin hükümsüz olduğu, aynı Kanunun 1. maddesi uyarınca sözleşme kurulması için taraf iradelerinin arandığı, 4721 sayılı MK'nın 9. maddesinin mefhumu muhalifinden ayırt etme gücüne sahip olmayan kimsenin kendi iradesi ile hak sahibi olamayacağı ve borç altına giremeyeceği anlaşılmaktadır. Ehliyetsizlik nedeniyle hukuki işlemin sakat olması bir kesin hükümsüzlük hali olup, bu durum herkes tarafından ileri sürülebilir. Somut olayda davacı, hisse devir işlemlerine dayanak vekaletnameyi verdiği tarihte murisi ...'nın fiil ehliyeti olmadığından işlemlerin hükümsüzlüğünün tespitini talep etmiş olup, yukarıda yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere bu iddianın hukuki yarar bulunan herkes tarafından ileri sürülmesinin mümkün olduğu gözetilerek deliller toplanıp bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile aktif husumet yokluğu nedeniyle asıl davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin asıl davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; birleşen dava bakımından verilen kararın kesinleştiği, bir hukuki işlemin hükümsüzlüğünün hukuki yararı olan herkes tarafından ileri sürülebileceği doğru olmakla birlikte dava hakkını kullanmak isteyen tarafın aktif dava ehliyetini haiz olması gerektiği, hukuki yarara ilişkin dava şartından önce, tarafa ilişkin dava şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi gerektiği, HMK’nın 114 üncü maddesi gereğince hukuki yararın davanın konusuna dair dava şartı olduğu, dava şartlarının hangi sırayla inceleneceğine dair kanunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte bu konuda, usul ekonomisi gibi, yargılama hukukuna hâkim olan ilkeler yanında, dava şartının niteliğinin de dikkate alınması gerektiği, belli bir dava şartının yokluğu hâlinde diğerlerinin incelenmesine gerek kalmayacak ise ilk önce o dava şartının incelenip karara bağlanması gerektiğinden mahkemeye ilişkin dava şartları en önce, tarafa ilişkin dava şartları ikinci sırada, davanın konusuna ilişkin dava şartları ise en son inceleneceği, dava ehliyetinin hukuki yarardan önce incelendiği, tarafa ilişkin koşul gerçekleşmeksizin dava konusuna dair hukuki yararın değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davanın açılması bir usul işlemi olup davayı açan kişinin taraf veya dava ehliyetinin bulunmaması hâlinde usulüne uygun açılmış bir davanın varlığından da söz edilemeyeceği, böyle bir davada davanın konusuna ilişkin dava şartlarının, yani hukuki yararın incelenmesine geçilemeyeceği, tarafa ilişkin dava koşulu tamamlanmadıkça, davanın konusuna ilişkin dava şartlarının veya davanın esasının incelenemeyeceği, somut olayda tarafa ilişkin dava şartının gerçekleşmediği, ilk derece mahkemesince tarafa ilişkin dava şartı eksikliğinin tamamlanması için verilen sürede gerekli işlemlerin davacı tarafından yerine getirilmediği gerekçesiyle asıl dava yönünden direnme kararı verilmiştir. VIII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili; mirasçıların muvafakatlerinin alınması hususunda mahkemece tesis edilen ara karar gereğinin yerine getirildiğini, ancak mahkemenin muvafakatleri sormadığını, bu hususta müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, birleşen dosya kapsamında alınan bu ara karar sonucunun asıl davada geçerli kabul edilerek usule aykırı bir değerlendirme yapıldığını, mirasçılardan müteveffa ... ...’ın mirasçılarının tespiti için açılan davaların bekletici mesele yapıldıktan sonra bu ara karardan dönüldüğünü, anılan husus sebebiyle müvekkilinin tereke temsilcisi atamama hususunda kusurlu olmadığını, davalı ...’a hisselerin bedelsiz devredildiğini, müvekkili murisinin kira sözleşmesinde imzasının bulunmadığını, murisin iradesinin bu yönde olmadığını, ayrıca murisin fiil ehliyetinin bulunmadığını, vekaletname altında murisin okuma yazması olmasına rağmen imza yerine parmak izinin yer aldığını, bu durumun fiil ehliyetinin bulunmadığı hususuna karine teşkil ettiğini, hisse devir sözleşmesinin murisin gerçek iradesini yansıtmadığını, hükümsüz olduğunu, müvekkilinin asıl dava bakımından aktif dava ehliyetinin bulunduğunu belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada murisin fiil ehliyetinin bulunmadığı iddiasına dayalı olarak hisse devir işlemlerinin hükümsüzlüğüne dair talep bakımından davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 9, 10, 13, 14 ve 15 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26 ve 27 nci maddeleri ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 ve 115 inci maddeleri. 2. Değerlendirme A. Birleşen Dava Yönünden 1. Hukuki yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. 2. Bölge Adliye Mahkemesince birleşen dava yönünden verilen davanın reddine dair kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece anılan davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 3. Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararını birleşen dava yönünden temyiz edip bu istemi Özel Dairece reddedilen asıl ve birleşen davada davacının birleşen dava yönünden kararı temyiz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. 4. O hâlde asıl ve birleşen davada davacı vekilinin birleşen dava bakımından verilen karara yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B. Asıl Dava Yönünden 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 12/1 inci maddesinde herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu düzenlendiği gibi, 48/1 inci maddesinde de herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetinin bulunduğu kabul edilerek kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğu temel ilke olarak benimsenmiştir. Borçlar hukukumuza hâkim olan “sözleşme serbestliği” ilkesinin kaynağı da irade özgürlüğüne dayanmaktadır. 3. Sözleşme serbestliği ve özgürlüğünün; sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini, tipini ve şeklini belirleme, sözleşmenin içeriğini değiştirme ve sözleşmeyi ortadan kaldırma gibi biçimleri bulunmaktadır. 4. 6098 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi maddesinde tarafların kanunda öngörülen sınırlar içinde, sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilecekleri kabul edilmiştir. Sözleşmenin içeriği kavramından anlaşılması gerekenin ne olduğu Kanun’da açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde tarafların yapmış oldukları sözleşme kapsamında, üzerinde anlaşmaya vardıkları her şeyin sözleşmenin içeriğine dâhil olduğu ifade edilmektedir. Tarafların belirlediği edim veya edimler, bu edimlerin nerede ve ne zaman yerine getirileceği, yan edim ve yükümlülükler, sözleşmenin şekli, tarafların yapmaması gereken fiil ve davranışlar ile pek çok şey sözleşmenin içeriğine dâhildir. 5. Sözleşmenin içeriğini belirleme ve serbestçe tayin etme özgürlüğüne getirilen temel sınırlama, davanın dayanağı 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur." şeklinde düzenlenmiştir. 6. Sözleşmenin geçerliliğini önemli ölçüde etkileyen unsurların eksikliği durumunda kesin hükümsüzlük söz konusu olur. Zira bu unsurlar sözleşmenin geçerliliği bağlamında oldukça önem arz etmektedir. Kesin hükümsüzlük yaptırımının söz konusu olduğu hâllerde sözleşmenin kurulmasında aranan unsurlar vazgeçilemez nitelikte olup bu unsurlar sadece sözleşme taraflarının menfaati yanında kamu düzeni için de tesis edilmiş olan geçerlilik koşullarıdırlar. Bu unsurların varlığında taraflar yanında üçüncü kişilerin de sözleşmelere güvenleri için yarar bulunmaktadır. 7. Kesin hükümsüzlük yaptırımı her zaman ileri sürülebilecek nitelikte olup bu unsurların eksikliği nedeniyle kesin hükümsüz olan bir sözleşmenin zamanla geçerli hâle gelme gibi bir durumu söz konusu olamaz. Bu çerçevede kesin hükümsüzlük hâli sadece sözleşmenin tarafları yanında sözleşmenin geçersiz hâle gelmesinde yararı bulunan tüm ilgililer tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemece resen dikkate alınması gerekir. 8. Bu kapsamda bir sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için gerekli olan unsurlardan biri de sözleşme ehliyetidir. Sözleşme ehliyetinin bulunmadığı durumlarda mevcut bir irade açıklaması bulunmasına rağmen bu açıklama sonucu herhangi bir borç doğmaz. Zira sözleşme irade açıklaması ile kurulmakta olup böyle bir irade açıklamasının hukuki sonuç doğrulabilmesi, kanuni anlamda gerekli olan fiil ehliyetini gerektirir. Bu sebeple ehliyet sözleşmenin geçerliliği için gerekli olan bir unsurdur. 9. Sözleşme geçerliliği için aranan ehliyet fiil ehliyeti olup 4721 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesine göre ancak fiil ehliyetine sahip olan kimselerin, kendi fiilleriyle hak edinebilecek ve borç altına girebileceklerdir. Bu anlamda fiil ehliyeti tam olan (kısıtlı olmayan, ergin olan ve ayırt etme gücü olan) kimseler hak ve borç altına girebileceklerdir. Sözleşme ehliyeti ise sözleşmenin her iki tarafı için de aranan bir unsur olup tarafların sözleşmenin kurulduğu anda bu ehliyete haiz olmaları durumunda geçerli bir sözleşme ilişkisi kurulur. Ayrıca taraflardan her ikisinin de ehliyetli olmaları gerekmekte olup tek tarafın ehliyetli olması geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için yeterli değildir. 10. Sözleşmenin geçerliliği için aranan ehliyet unsuru, sadece taraflar açısından değil kamu yararı açısından da aranan bir geçerlilik unsurudur. Bu sebeple ehliyetsizlik hâlinde kesin hükümsüzlük yaptırımı söz konusu olur. Nitekim 4721 sayılı Kanun 15 inci maddesinde; Kanun'da gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı açıkça belirtilmiştir. 11. Buradan hareketle bir sözleşmenin ehliyetsizlik nedeniyle kesin hükümsüz olduğuna ilişkin iddianın hukuki yararı mevcut olan herkes tarafından ileri sürülebilmesi mümkündür. Dolayısıyla ehliyetsizliğe dayalı olarak bir sözleşmenin kesin hükümsüz olduğuna dair iddianın ileri sürülmesinde hukuki yararı bulunan herkesin bu iddia ile açacağı davada aktif husumet ehliyeti mevcuttur. 12. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; asıl davada davacı tarafça, muris ... tarafından davalı ... adına düzenlenen vekâletnameye dayalı olarak gerçekleştirilen limited şirket hisse devir işlemlerinin, vekâletname ve sözleşmelerin düzenlendikleri tarihlerde murisin fiil ehliyeti bulunmadığı iddia edilerek geçersizliklerinin tespiti talep edilmiştir. 13. 4721 sayılı Kanun'un 9 ve 15 inci maddeleri ile 6098 sayılı Kanun'un 26 ve 27 nci maddeleri gereğince ehliyetsiz bir kimsenin vermiş olduğu vekaletname ve bu vekâletnameye dayalı olarak gerçekleştirilen sözleşmeler yukarıdaki kanun hükümleri gereği kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olup bu iddianın hukuki yararı mevcut olan herkes tarafından ileri sürülmesi mümkündür. 14. Bu itibarla her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, el birliği mülkiyetine tâbi mal varlığı yönünden davacının tek başına dava açamayacağı, diğer mirasçıların da davaya icazet vermedikleri gerekçesiyle davacının asıl davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı belirtilmiş ise de; davacı tarafça, asıl davada hisse devir işlemleri sırasında murisi tarafından verilen vekâletnamenin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı, bu sebeple anılan vekâletname ile yapılan işlemlerin kesin hükümsüz olduğu iddiasıyla asıl dava açılmıştır. 15. Asıl davada kesin hükümsüzlük iddiası ile ileri sürülen bu talepler bakımından, davacının varis olması ve kesin hükümsüzlük iddiasının ilgili herkes tarafından ileri sürülebilecek olması nedeniyle davacının asıl davada aktif dava ehliyeti mevcut olup bu anlamda diğer varislerin asıl davaya muvafakatlerinin mevcut olup olmamasının taraf ehliyeti bakımından herhangi bir önemi bulunmamaktadır. 16. Bu itibarla davacının asıl davayı açmakta hem hukuki yararı hem de aktif dava ehliyeti mevcuttur. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesince; asıl dava bakımından dava şartı eksikliği bulunmadığı kabul edilerek işin esasına girilip taraflarca ileri sürülen deliller toplanıp dosya kapsamında sunulan belgelerin incelenmesi ile yapılacak değerlendirme sonrasında hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davacının asıl davada aktif dava ehliyeti bulunmadığından bahisle asıl davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. 17. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. IX. KARAR Açıklanan sebeplerle; A bendinde (§1-4) gösterilen gerekçeyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan REDDİNE oy birliğiyle, B bendinde (§ 1-17) gösterilen gerekçeyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA oy birliğiyle, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.05.2023 tarihinde kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/12111 E., 2018/3973 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin süresiz rekabet yasağı içerdiği ve bu haliyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin maddesinin Anayasa’nın çalışma özgürlüğü ilkesine ve 6098 sayılı TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırı olduğundan geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2016/12111 E.  ,  2018/3973 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/03/2016 tarih ve 2015/1224-2016/248 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı-karşı davalı vekili; müvekkili ile davalının dava dışı ...Kozmetik ve Güzellik Salonu Tic. Ltd. Şti.'nin ortakları olduğunu, davalının “Şirket Hisse Devir ve Neticeleri Protokolü" ile anılan şirketteki % 50 hissesini müvekkiline devrettiğini, protokolün 2.3 maddesi uyarınca; davalının “hisse devrinden önce veya sonra İstanbul İli ... İlçesi sınırları içerisinde aynı iş kolu ve sektör ile ilgili olarak kendi adına veya üçüncü kişi adına açılan yerlerde sigortalı olarak ya da vekil veya müdür olarak görev veya faaliyet yapamayacağının” kararlaştırıldığı, davalının davanın açıldığı tarihte aynı ilçe sınırları içerisinde protokole aykırı olarak faaliyette bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek anılan protokol ile öngörülen cezai şart nedeniyle 50.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline ve müvekkilinin 11/05/2015 vadeli 60.000,00 TL bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiş, karşı davanın reddini istemiştir. Davalı-karşı davacı vekili; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, kararlaştırılan cezai şartın müvekkilinin ekonomik mahvına sebebiyet verecek nitelikte olduğunu, ayrıca süre sınırı içermeyen cezai şartın batıl olduğunu, davalının müvekkiline çalışmış olduğu bazı ayların ücretini ödemediğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL’nin davalıdan tahsilinin talep ve dava etmiş, asıl davanın reddini istemiş, yargılama sırasında karşı davadan feragat etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında düzenlenen protokolün 2.3 maddesinde bir süre belirlenmemesi ve bu haliyle süresiz bir rekabet yasağı içermesi nedeniyle anılan protokol hükmünün Anayasa'nın çalışma özgürlüğü ilkesine aykırı olduğu, bu nedenle cezai şart düzenlemesinin geçersiz olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı- karşı davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Asıl dava, taraflar arasında imzalanan limited şirket hisse devir sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükümlerin ihlali nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen 11.11.2014 tarihli limited şirket hisse devir sözleşmesi gereğince, davalının ...Kozmetik ve Güzellik Salonu Tic. Ltd. Şti.’deki hisselerini davacıya devrettiği, sözleşmenin 2.3 maddesi gereğince, davalı ...’un hisseleri devrettikten sonra ... İlçe sınırları içerisinde aynı iş kolu ve sektör ile ilgili olarak kendi adına veya üçüncü kişi adına açılan yerlerde sigortalı olarak ya da vekil veya müdür olarak görev ve faaliyet yapamayacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin süresiz rekabet yasağı içerdiği ve bu haliyle sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin maddesinin Anayasa’nın çalışma özgürlüğü ilkesine ve 6098 sayılı TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırı olduğundan geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten, ... Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmış, 6098 sayılı TBK'nın 26. maddesinde, bir sözleşmenin içeriğinin kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlenmiş, TBK’nın 27/1. maddesinde ise, Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olacağı belirlenmiştir. Buna göre, somut olayda, her şeyden önce taraflar arasında düzenlenen sözleşmede yer alan rekabet yasağı maddesinin anılan hükümler karşısında geçerli olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Somut olayda, davalının hisse devrinden sonra anılan şirket tarafından işletilen ticari işletme ile aynı sektörde ... İlçe sınırları içerisinde çalışmaya başladığı, bu hususun taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davalının hissesini devrettiği şirketin ticari işletmesinin kurucusu olduğu, davalının yaptığı işin niteliği gereğince müşteri çevresi oluşturduğu, hisse devir bedelinin rekabet yasağı maddesine güvenilerek belirlendiği hususları gözetilerek sözleşmedeki ... İlçe sınırları içerisinde çalışmama yasağının faaliyet konusu itibariyle makul olduğu ve geçersizlik şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir. Ayrıca, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin süresiz olması, bu sözleşmeyi tek başına geçersiz olarak nitelendirmek için yeterli değildir. Gerçekten, süresiz bir rekabet yasağı sözleşmesinin, geçersiz olarak nitelenebilmesi için, süresiz olmasının yanında ayrıca kişinin ekonomik özgürlük alanını ölçüsüz bir risk altına sokup sokmadığına, diğer tarafa bağımlı hale getirip getirmediğine bakılması gerekir. Bu nedenle, bir rekabet yasağı sözleşmesinin muhtevası eğer kişiyi ekonomik yönden ağır yükümlülükler altında bırakmıyorsa tek başına sözleşmenin süresiz olması geçersizlik sebebi sayılamamalıdır. Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırı olmadığı gözetilerek işin esasına girilip davalının cezai şartın fahiş olduğu yönündeki savunması da dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı-karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 28/05/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi KARŞIOY Dava, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağının ihlali nedeniyle, yine sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsili ve bakiye devir bedeli için düzenlenen bonodan ötürü borçlu olmadığının tespiti istemlerine ilişkindir. Ticaret şirketlerinde, kanun yahut anasözleşme ile kararlaştırılan rekabet yasağı, kişiyi şirketle ilişkilendiren belirli hukuki sıfatların (ortak, yönetim kurulu üyesi, ticari mümessil vb.) sona ermesi ile kural olarak ermekteyse de, rekabet yasağının, bu sıfatların kaybından sonra da devamına yönelik olarak sözleşme yapılması mümkündür. Ancak, Türk hukukunda ticaret ortaklıklarına ilişkin düzenlemelerde, sözleşme sonrasına yönelik akdi rekabet yasaklarına ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Şu halde, böyle sözleşmelerin, ancak, TBK'nın 27. maddesi çerçevesinde geçerli olabilecekleri söylenebilir. Öğretide, bu husus, böyle sözleşmelerin sınırının kişilik hakları olacağı belirtilmek suretiyle ifade edilmektedir. Bireyin kişilik hakları, TMK ve ... Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınmış olup kişinin dilediği yerde çalışma, iş kurma ve işi sürdürme hakkının da bu kapsamda olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle, yerel mahkemece, taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin, TBK'nın 27. maddesi dairesinde kesin hükümsüz kabul edilmesinde bir yanlışlık bulunmadığı kanısındayım.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen "kesin hükümsüzlük" (butlan) sebepleri uyarınca bu olayla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Mert, edimini ifa ettiği için Selin’den alacağını mahkeme yoluyla tahsil edebilir.
B) Sözleşmenin konusu ahlaka ve kanuna aykırı olduğu için sözleşme kesin olarak hükümsüzdür.
C) Selin, yanılma hükümlerine dayanarak sözleşmeyi iptal ederse Mert ödediği tazminatı geri alamaz.
D) Bu bir eksik borç niteliğindedir; Selin isterse öder, istemezse dava açılamaz.
E) Sözleşme yazılı yapıldığı için içeriği ne olursa olsun tarafları bağlar.

Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol