Türk Borçlar Kanunu 29. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade bozuklukları
I. Yanılma
1. Yanılmanın hükümleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
19 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2022/6641 E., 2023/940 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin dayanağını; mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci ve 6098 sayılı TBK'nın 29 uncu maddesinden aldığı, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmelerin geçerli olduğu, ön sözleşmenin geçerliliğinin ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı olduğu, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60 ıncı maddesinde noterlerin görevleri aras
7. Hukuk Dairesi 2022/6641 E. , 2023/940 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 14. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; ...Mahallesi, 28 ada, 74 parselde kain gayrimenkuldeki 6/24 hisseyi ... Noterliğinin 19.11.2007 tarih ve 1179 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki gayrımenkul satış vaadi sözleşmesiyle davalıdan satın alıp taşınmazı da fiilen teslim aldığını beyan ederek; davalı adına kayıtlı dava konusu hissenin iptalini ve müvekkili adına tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ...; veraset nedeniyle iştirakli olan tarım arazisi nitelikli taşınmazda paylı bir devir yapılamayacağını, zira ifa olanağı bulunmadığını, bedelin ödenmediğini, zamanaşımı itirazının bulunduğunu, kanunun aradığı şartlar altında yapılmayan satış işleminin geçersiz olduğunu, sözleşme tarihinde 74 yaşında ve sözleşmenin içeriğini kavrama, okuma - yazma yeteneğine sahip olmadığını, sözleşmede adının yazılı olup imzasının bulunmayışının yapılan işlemin aceleye getirilmiş olduğunun kanıtı olduğunu, oysaki Türk Borçlar Kanununa göre kanunun yazılı şekilde yapılmasını öngördüğü sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunmasının şart olduğunu, sözleşmenin yoklukla malul olduğunu beyan ederek; davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2016 tarihli ve 2015/42 E. - 2016/9 K. sayılı kararıyla;
"...Borç altına giren satım vaadi borçlusunun sözleşmede imzasının bulunmadığı, imzanın geçerlilik şartı ve kanunen emredici hüküm niteliğinde olduğu, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığı, batıl bir sözleşmeye dayanılarak tarafların birbirlerini edimlerini yerine getirmeye zorlayamayacağı..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı
vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 31.03.2021 tarih ve 2018/226 Esas, 2021/2328 Karar sayılı ilamında; "...Davaya dayanak 19.11.2007 tarihli satış vaadi sözleşmesinde satış vaadi borçlusu davalı ...'un el yazısıyla isminin altını imzaladığı, sözleşmedeki imzanın noter huzurunda atılmış ve geçerli olduğu, imzanın bulunmadığına dair mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı, diğer taraftan satış bedelinin kendisine ödenmediği davalı tarafça savunulmuş olmakla, satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödendiğinin vaad alacaklısı tarafından kanıtlanması gerektiği, bu nedenle tarafların bedelin ödendiğine ilişkin tüm delilleri toplanarak bedel ödenmemiş veya kısmi ödenmiş ise Borçlar Kanununun 97 nci maddesi uyarınca davacının ödemesi gereken miktar belirlendikten sonra depo ettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi, 07.06.2022 tarih, 2021/101 E., 2022/109 K.sayılı kararında;
"... Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin dayanağını; mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci ve 6098 sayılı TBK'nın 29 uncu maddesinden aldığı, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmelerin geçerli olduğu, ön sözleşmenin geçerliliğinin ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı olduğu, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 60 ıncı maddesinde noterlerin görevleri arasında taşınmaz satış vaadi sözleşmelerini yapmanın da sayıldığı...
Somut olayda; 19/11/2007 tarihli satış vaadi sözleşmesinde vaat borçlusu muris/davalı ...'un noter huzurunda isminin altına el yazısıyla ıslak imzasını attığı, satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin ödendiğinin vaad alacaklısı davacı tarafından kanıtlanamadığı, bunun üzerine Borçlar Kanununun 97. maddesi uyarınca depo kararı verildiği, davacı tarafından 15/03/2022 tarihinde 1.500,00 TL depo bedelinin mahkeme veznesine yatırıldığı, sözleşmenin geçerli olabilmesi için resmi şekilde yapılmış olması gerektiği ve asıl sözleşmenin tabi olduğu sözleşmenin şekil şartlarını haiz olması gerektiği, TBK. nun 12. ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere sözleşmenin yazılı şekilde yapılması gerektiği ve borç altına girenlerin imzaların bulunmasının zorunlu olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin kanuni şekil şartına uygun düzenlendiği ve borç altına girenlerin imzalarının bulunduğu... " gerekçesiyle, davanın kabulüne, Sinop ili, ... İlçesi, Merkez Mahallesi, 28 ada, 74 parsel üzerinde, müteveffa/davalı ...'un 6/24 hissesinin ... adına olan mevcut tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; satış vaadi sözleşmelerinini resmi şekil şartlarını taşıması gerektiğini, davalıların murisinin imzasının bulunmadığını, sadece isminin el yazılı olup 74 yaşında olduğunu, okuma yazması olmayıp hukuki işlem ehliyeti bulunmadığı halde tanıkları da hazır olmadan noterde işlem yapıldığını, mahkemece depo ettirilen 1.500,00 TL'nin günümüz değerlerine uyarlanarak revize edilen bedelin depo ettirilmesi gerektiğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı hüküm bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... temyiz dilekçesinde; satış vaadi sözleşmelerinini resmi şekil şartlarını taşıması gerektiğini, davalıların murisinin imzasının bulunmadığını, sadece isminin el yazılı olup 74 yaşında olduğunu, okuma yazması olmayıp hukuki işlem ehliyeti bulunmadığı halde tanıkları da hazır olmadan noterde işlem yapıldığını, mahkemece depo ettirilen 1.500,00 TL'nin günümüz değerlerine uyarlanarak revize edilen bedelin depo ettirilmesi gerektiğini beyan ederek, usul ve yasaya aykırı hüküm bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ve 716 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29 ve 237 inci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi.
2. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.
3. Değerlendirme
Somut olayda; satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın bedelinin muris/malik ...'a ödenmediği dosya kapsamıyla sabittir. Buna göre davacı tarafça depo edilmesi gereken bedel, malik muris/vaat borçlusu ...'un sahibi olduğu 6/24 hissenin dava tarihindeki rayiç değeri olup bu bedel depo ettirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı olarak satış vaadi sözleşmesinde belirlenen 1.500.00 TL'nin depo ettirilerek bu miktara göre ve yeniden eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple hüküm bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2020/5793 E., 2021/7350 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
tam metni aç
9-Bu konuda TBK’nın 29/1 maddesi uyarınca “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir”.
11. Hukuk Dairesi 2020/5793 E. , 2021/7350 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
BİRLEŞEN DAVA : AYDIN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN 2015/146 ESAS
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.05.2018 gün ve 2017/71 - 2018/373 sayılı kararı onayan - bozan Daire'nin 04.02.2020 gün ve 2018/3654 - 2020/915 sayılı kararı aleyhinde asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında hukuken "taahhüt işlemi" niteliğinde ve bağlayıcı 14.06.2002 tarihinde imzalanan protokole göre, davalının Ege Enerji A.Ş.'de sahip olduğu hisselerini müvekkiline 500.000.-Euro karşılığında devretmeyi taahhüt ettiğini, ardından 14.06.2002 tarihli protokolün tasarruf işlemi olan 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşmeye göre de, davalının sahip olduğu hisselerini davacıya devrettiğini, ödenmesi kararlaştırılan 500.000 Euro'nun bir ödeme planına bağlandığını, ilk iki taksitin ödendiğini, üçüncü taksitin davalı tarafından iade edildiğini, ödemenin tamamının tek seferde yapılmasının ihtar edildiğini, ayrıca 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespiti için Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. sayılı davasının açıldığını, mahkemece 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine ve müvekkili adına olan hisselerin davacı adına tesciline dair verilen kararın kesinleştiğini, icra tehdidi altında müvekkilinin daha önceden davalıdan devraldığı hisseleri tekrar iade ettiğini, 14.06.2002 tarihli protokolün taahhüt işlemi, 07.10.2002 tarihli protokolün ise tasarruf işlemi niteliği taşıdığını, tasarruf işlemi mahiyetindeki 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine karar verilse bile 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolün ayakta olduğunu ileri sürerek 14.06.2002 tarihli protokol gereği kararlaştırılan, davalı adına kayıtlı 2.000 hissenin müvekkiline iadesini, müvekkili adına şirket pay defterine tescilini, 400.000.- Euro'nun müvekkilince depo edilmesini teminen depo kararı verilmesini, bu paranın kesinleşmeye müteakip davalıya ödenmesini talep etmiş, birleşen davada, taraflar arasında düzenlenen 14.06.2002 tarihli protokol ve 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davalıya 100.000.- Euro hisse devir bedeli ödediğini, mahkeme kararı ile 07.10.2002 tarihli hisse devrinin iptal edildiğini, müvekkilinin bu kez 14.06.2002 tarihli taahhüt protokolüne dayanarak hisselerin davacı adına tesciline ilişkin açtığı davanın sonuçlanması gerektiğini, 100.000.-Euro'nun halen
davalı uhdesinde durduğunu, bu haliyle davalının sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin ödemelerinin hukuken geçerli bir nedenden yoksun hale geldiğini, ayrıca hisse devir protokolü tarihinde devir bedeli toplam 500.000.-Euro olarak belirlenmişse de davalının mahkeme kararına istinaden hisseleri geri aldığı tarihte hisselerin çok daha değerli olduklarını, davalının bu değer artışı tutarını da iade borcu altında bulunduğunu, denkleştirici ödeme yapılması gerektiğini, müvekkilinin 07.12.2012 tarihine kadar hisseleri kendine ait sandığını, malik sıfatı ile hareket ettiğini, iyiniyetli zilyedin masrafları isteyebileceğini, müvekkilinin kendi çaba, yetenek, yatırımları ile elde ettiği değerlerin iadesinin gerektiğini, bu kapsamda da bir denkleştirilme yapılmasının hakkaniyetin gereği olduğunu ileri sürerek hisse devir bedeli olarak ödenen 100.000.-Euro'nun ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, hisse devir bedelinin belirlendiği protokol tarihindeki hisse değeri ile davalıya iade edildiği tarihteki değeri arasındaki farkın talebi kapsamında şimdilik 10.000.-TL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, davanın zamanaşımından, kesin hükümden ve esastan reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın kabulüne, davalı adına kayıtlı bulunan Ege Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri Gıda San. A.Ş.'ye ait 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ile şirket pay defterine işlenmesine, karar kesinleştiğinde depo ettirilen 400.000.- Euro'nun işleyecek mevduat faiziyle birlikte ve talep halinde ödenmesi için ilgili bankaya müzekkere yazılmasına, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine asıl davaya ilişkin karar Dairemizce onanmış, birleşen davada verilen karar bozulmuştur.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik karar düzeltme istemlerinin incelenmesine gelince, birleşen dava TBK’nın 77/2. maddesi kapsamında sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak açılmış bir alacak davası niteliğinde olup işbu davada, mahkeme kararı ile geçersiz olduğuna hükmedilen 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesine dayalı olarak davacı tarafından davalıya yapılan toplam 100.000 Euro tutarındaki ödemenin güncellenmiş değerinin davalıdan alınması talep edilmiştir.
Taraflar arasındaki 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine hükmedilen Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. 2010/100 K. sayılı kararı, Dairemizin 29.05.2012 tarih 2010/7847 E. 2012/9160 K. sayılı ilamı ile onanmış, karar düzeltme istemleri de Dairemizin 07.12.2012 tarih 2012/12373 E. 2012/20181 K. sayılı ilamı ile reddedilerek kesinleşmiştir. Anılan sözleşmeye dayalı hisseler ise İzmir 12. İcra Müdürlüğü’nün 2012/8785 E. sayılı dosyası üzerinden yapılan ilamlı icra takibi sonucunda 18/09/2012 tarihinde birleşen davada davalı ... adına tescil edilmiş, 04.10.2012 tarihinde de davalı adına çıplak pay olarak şirketin mahsus defterine kaydedilmiştir.
Bu durumda, anonim şirket paylarının, mahkeme kararıyla uhdesinde bulunduran ...’tan alınarak H.Peter Laub’a verildiği gözetildiğinde, tarafların o tarihteki hukuksal durumları itibariyle, devir için yapılan ödemenin, TBK’nın 77/2. maddesi çerçevesinde, birleşen davada davalı bakımından sebepsiz zenginleşme teşkil ettiğinin ve TBK’nın 82. maddesinde öngörülen iki yıllık dava zamanaşımı başlangıç süresinin en geç 4.10.2012 tarihinde başladığının kabulü gerekir. Her ne kadar, yerel mahkemece zamanaşımı başlangıç tarihinin, geçersizliğe ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi yerinde değilse de bu husus sonuca etkili olmayıp birleşen davanın açıldığı tarih itibariyle yasada öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu açıktır.
Ancak, her davada olduğu gibi, birleşen dava bakımından da, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması gerekmektedir. Bu husus, HMK’nın 114/h bendi uyarınca dava şartı olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen ve ilk itirazlar ile def’ilerden önce gözetilmelidir. Öte yandan, hukuki yararın dava tarihinde bulunması yeterli olmayıp davanın sonuna ve hatta kararın kesinleşmesine kadar varlığını koruması gerekir.
Bu açıdan somut davaya yaklaşıldığında, birleşen davanın, asıl davanın reddi ihtimaline dayalı olarak açıldığının belirtilmesi ve asıl davanın sonucunun beklenmesine işaret edilmiş olması, mahkemece asıl davada varılan sonuca ilişkin olarak, birleşen davada iadesi istenen tutarın hıfzedilerek kalan bakiye tutarın depo edilmesi yolunda ara karar verilmesi, davacı yanca bu lazimeye uyulmuş olması, asıl davada verilen ve bu hususu da içeren kararın isabetli görülerek onanması ve yukarıda (1) nolu bentte belirtildiği üzere karar düzeltme isteminin de reddine karar verilmesiyle asıl davada verilen hükmün (artık) kesinleşmiş olması olguları birlikte değerlendirildiğinde, birleşen davada davacının korunmaya değer bir hukuki yararının kalmadığı ve birleşen davanın bu nedenle reddinin gerektiği açıktır.
Bu durumda, birleşen davaya ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E. 2020/915 K. sayılı ilamının (2) nolu bendinin kaldırılarak birleşen davadaki hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin birleşen davaya ilişkin Dairemiz ilamına yönelik karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E. 2020/915 K. sayılı ilamının 2 nolu bendinin kaldırılarak birleşen davadaki hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,30 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 520,95 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen asıl davaya yönelik - asıl davada davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 22/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1-Asıl dava; 14.06.2002 tarihli anonim şirket hisse devir taahhüt sözleşmesi uyarınca nama yazılı hisselerin devri, birleşen dava ise; hisse devrinin mümkün olmaması halinde, taahhüt sözleşmesinden doğan borcun tasfiyesi istemine ilişkindir.
2-Bozma ilamından önceki kararında mahkemece; 14.06.2002 tarihli protokolün davalıyı anonim şirket hisse devri borcu altına sokan borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, bu sözleşmeden sonra taraflarca yapılan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin, önceki sözleşmenin “tecdidi” niteliğinde olduğu, yeni sözleşmede bedelin ödenme şeklinin değiştirildiği, bu suretle ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, bu nedenle hükümsüz hale gelen ilk sözleşmeye dayalı olarak ifanın (hisse devrinin) talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3-Mahkemenin önceki kararı Dairemizin 28.01.2016 T. ve 2015/2392 E. – 2016/934 K. sayılı kararıyla, 07.10.2002 tarihli sözleşmenin 14.06.2002 tarihli sözleşmenin tecdidi niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, KD istemi ise Dairemizin 16.03.2017 T. ve 2016/14443 E. – 2017/1588 K. sayılı kararıyla, davacı ...’ın, Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasındaki beyanında, 14.06.2002 tarihli sözleşmenin 07.10.2002 tarihli devre ilişkin sözleşme ile hükümden düştüğüne ilişkin ifadesinin bu dosya için ikrar teşkil etmediği ilave gerekçesiyle reddedilmiştir.
4-Bozmadan sonra, davacı tarafça bu kez, hisse devrini sağlamak üzere sözleşme uyarınca ödenen 100.000 € kısmi bedelin güncelleştirilmiş değerinden şimdilik 10.000 TL’nin iadesi istemiyle açılan dava bu dosya üzerinden birleştirilmiştir.
5-Yapılan yargılama sonunda Mahkemece asıl dava yönünden; 14.06.2002 tarihli sözleşme ile davalının şirketteki hisselerinin tamamının (A grubu nama yazılı hisseler) 500.000 € karşılığında davacıya devir borcunu yüklendiği, ancak edimini yerine getirmediği, davalının hisselerin devrini aynen ifa yükümünde olduğu gerekçesiyle, davacının 400.000 € bakiye bedeli depo etmesi karşılığında 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ve hisse defterine işlenmesine, birleşen davanın ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, asıl davanın reddi düşüncesinde olduğumuzdan, Mahkemece asıl davanın kabulüne dair kararın onanmasına ilişkin Daire kararına yönelik davalının karar düzeltme isteminin reddine dair Daire çoğunluk kararına katılmıyoruz. Şöyle ki;
6-Esasen asıl davanın temelini teşkil eden 14.06.2002 tarihli nama yazılı çıplak hisselerin devri taahhüdünü içeren sözleşme, 07.10.2002 tarihli sözleşmeyle ifa edilmiş, hatta icra edilmiş, 2.000 hisse ...’dan ...’a geçmiş, devrin üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra 26.01.2009 tarihinde Aydın 1.AHM’nin 2009/128 E. - sayılı dosyasında açılan davanın yargılaması sonunda, 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli R.G.’de yayınlanan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkında Tebliğ hükümleri uyarınca, yabancı sermaye yatırımı olarak ülkeye giren parayla alınan hisse senetlerinin, ancak Hazine Müsteşarlığından alınacak izinle devredilebileceği, Tebliğ hükümlerince gerektiğinde Hazine tarafından devir bedeline müdahale edilebileceği, buna karşın davaya konu senetler yönünden sözleşme öncesi izin alınmadığı, sözleşmeden 2 gün sonra 09.10.2002 tarihinde izin için Hazine’ye müracaat edilmiş ise de, evrak eksikliği nedeniyle izin verilmediği, bu gerekliliğe uyulmadığı için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğuna 31.03.2010 tarihinde karar verilmiş ve bu karar Dairemizin 29.05.2012 tarih ve 2010/7847 E. – 2012/9160 K. sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi ise 07.12.2012 tarih ve 2012/12373-20181 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmiştir.
7-Gerek 14.06.2002 tarihli ön sözleşme, gerekse 07.10.2002 tarihli asıl sözleşmenin imzalandığı tarihte 22384 sayı ve 24.08.1995 tarihli R.G.’de yayınlanan Hazine Müsteşarlığının 6224 sayılı Kanun’a dayalı olarak çıkardığı Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkındaki 2 No’lu Tebliğ’in 3/2.fıkrasındaki “ (Değişik fıkra: 27.06.1996 - 22679 s. R.G. Tebliğ-Sayı:3-2. md.) TARİHÇE Yabancı ortaklardan, yerli ortaklara ya da Türkiye'de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara yapılacak hisse devirleri izne tabi olup, hisse satış bedelinin tespit edilmesinde taraflar arasında belirlenen değer esastır. Ancak H M Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü gerekli gördüğü hallerde değerlendirme yapabilir veya başka kuruluşlara yaptırabilir. Yapılan değerlendirme neticesinde tespit edilen değer üzerinden satışa izin verilebilir” kuralının cari olduğu, ancak Tebliğ’in dayanağı olan 6224 sayılı Kanun’un, 05.06.2003 tarih ve 4857 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 5/1-c maddesi ile ilga edildiği, hisse devirlerinde Hazine ön izninin kaldırıldığı anlaşılmıştır.
8-Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, adı geçen 2 No’lu Tebliğ, dava tarihi olan 26.01.2009 tarihi itibariyle çoktan yürürlükten kalktığı halde, 07.10.2002
tarihli hisse devir sözleşmesi tarihi itibariyle yürürlükte olduğu gerekçesiyle, davacı ... tarafından, davalı ...’a yapılan devrin iptaline karar verildiği ve kararın bu şekli ile kesinleştiği anlaşılmaktadır. Gelinen aşamada, taraflar arasındaki 14.06.2002 tarihli PROTOKOL başlıklı sözleşmenin “Hisse Devir Sözleşmesi Yapma Taahhüdü” içeren bir ÖN SÖZLEŞME niteliğinde BORÇLANDIRICI işlem olduğu, 07.10.2002 tarihli sözleşmenin ise ASIL SÖZLEŞME niteliğinde TASARRUF işlemi olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Esasen 14.06.2002 tarihli sözleşme yapma taahhüdünün 07.10.2002 tarihli sözleşme ile ifa edildiği, ne var ki, o tarihte geçerli mezkur 2 No’lu Tebliğ hükümleri karşısında mutlak butlanla batıl olması nedeniyle iptal edildiği anlaşılmaktadır.
9-Bu konuda TBK’nın 29/1 maddesi uyarınca “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir”. Ne var ki TBK’nın 29/2 maddesinde yer alan “Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır” hükmü uyarınca, borçlandırıcı işlem mahiyetindeki ön sözleşmenin geçerliliği, tasarrufi işlemi havi sözleşmenin geçerliliğine bağlı kılınmıştır.
10-Bu durumda ilerde bir tasarruf sözleşmesi yapma vaadi içeren borçlandırıcı sözleşme de, vaat edilen tasarruf sözleşmesinin geçerliliğine bağlı olmalıdır. Diğer bir anlatımla, asıl sözleşme butlanla batıl ise, bu sözleşmeyi yapma vaadi içeren ön sözleşmenin de butlanla batıl olduğunu kabul etmek gerekir. Önsözleşmenin geçerli olabilmesi için alacaklıya, borçludan borcunu yerine getirmesini isteyebilme yetkisi vermelidir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin, Ankara-2012, s.313). Sözleşmenin geçerli kabul edilebilmesi için de sözleşme içeriğinin hukuka uygun olması gerekir (F. Eren, s.317 vd).
11-Somut olayda, 14.06.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi yapılması borcunu havi Ön Sözleşme, taraflara ancak hisse devir sözleşmesi yapma borcu yükler, ki borç 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi (ASIL SÖZLEŞME) ile zaten ifa edilmiş, ancak bu sözleşmenin geçersiz olduğu Yargıtay 11. HD’nin onama ve KD ret kararlarıyla kesin hüküm halini almıştır. O halde, 14.06.2002 tarihli ön sözleşmenin, -yapıldığı tarih itibariyle- hukuka uygun şekilde asıl sözleşme yapma borcu doğurmadığının kabulü gerekir. Yapıldığı tarihte borç doğurmayan sözleşmenin, ileride engellerin kalkması ile hukuka uygun hale geldiğini söylemek doğru olmaz. Söz gelimi fiil ehliyeti olmayan 10 yaşındaki bir çocukla yapılan sözleşmenin, çocuğun 18 yaşını doldurması ile hukuka uygun hale dönüşeceği kabul edilemez. Somut olay bağlamında da, sözleşmenin yapıldığı 14.06.2002 tarihi itibariyle Hazine Müsteşarlığı’nın 2 No’lu mezkur Tebliği uyarınca ifası imkansız olan bir hisse devir borcunun, ileriki yıllarda bu yasak kalkınca hukuka uygun hale dönüşeceği ve aynen ifaya imkan tanıyacağını söylemek isabetli ve mümkün görünmemektedir. Öte yandan, Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, dava tarihi itibariyle bu yasak kalkmış olduğu halde, sözleşmenin geçerliliğinin sözleşme yapım tarihindeki maddi hukuk kurallarına çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle dikkate alınmamış ve devir sözleşmesi iptal edilmiştir.
12-2-3 ay gibi çok kısa aralıklarla konusu ve tarafları aynı olan iki ayrı sözleşmeden, tasarrufu içeren sözleşmenin geçersiz olduğu hukuken sabit ve kesin hüküm haline gelmişken, tasarrufi işlem yapma vaadini havi borçlandırıcı işleme konu sözleşmenin aynen ifası mümkün olduğunun söylenmesi, kanımızca açık bir çelişki doğurur ve hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve şeffaflık ilkesini zedeler. Zira, Aydın 1 AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmenin geçersizliğine ilişkin karar, 14.06.2002 tarihli borçlandırıcı işlem içeren taahhüt sözleşmesinin aynen ifayı sağlamayacağı hususunda kuvvetli delil teşkil eder. Bu dosyada aksi sonuca ulaşılması, daha önce kesinleşen kesin hükmün sonucu ile çelişki oluşturacağı kanaatindeyiz.
13-Birleşen dava yönünden Mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu tarafından zamanaşımı süresinin 04.10.2012 tarihinde başladığına ilişkin görüşlerine biz de katılıyoruz. Ancak zamanaşımı süresinin sebepsiz iktisap kurallarına göre TBK 77/2. Maddesi uyarınca 2 yıl olarak uygulanması gerektiği görüşüne katılmıyoruz. Zira Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, hisse senedi alım satımı nedeniyle doğan bedelin iadesi davalarına ilişkin olarak TBK’nın 147/4. Maddesinde yer alan “Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar” düzenlemesi uyarınca, zamanaşımının 5 yıl olarak uygulanması gerektiği ve birleşen davanın bu nedenle bozulması gerektiği kanaatindeyiz.
Anılan nedenlerle, asıl davada karar düzeltme isteminin kabulü ile onama ilamının kaldırılarak yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi için Mahkeme kararının bozulması, birleşen davada da, karar düzeltme isteminin kabulü ile bozma ilamının kaldırılarak yukarıda yazılı gerekçe ile kararın bozulması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun aksi yönde tecelli eden görüşüne katılmıyoruz.
7. Hukuk Dairesi, 2023/5474 E., 2024/4594 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
unun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 706 ve 716 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 29 ve 237 nci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 89 uncu maddesi.
7. Hukuk Dairesi 2023/5474 E. , 2024/4594 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/3033 E., 2023/1890 K.
DAVACILAR : ... vekili Avukat ..., vd.
DAVALILAR : ..., ... vekili Avukat ... vd.
DAVA TARİHİ : 20.05.2016
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/236 E., 2021/47 K.
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın bir kısım davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı bir kısım davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul ili,... ilçesi,...Mahallesi, 17 ada 5 sayılı 358,00-m² alanlı parselin 1/2 hissesinin ... ... oğlu ... adına kayıtlı iken 15.04.2002 tarih 2841 yevmiye no ile iştirak halinde mülkiyet olarak ..., ..., ... ..., ......, ..., ... ..., ... ......, ..., ........., ... ...,... ve...adlarına tescil edildiğini, İstanbul ili,... ilçesi,...Mahallesi, 17 ada 5 sayılı 358,00-m² alanlı parseldeki iştirakçilerden ... ...,... ve...hisselerini ...'a miras payının temliki suretiyle ferağ ettiğini ve bu hisselerin ... adına 15.04.2002 tarih 2842 yevmiye no ile tescil edildiğini,...4. Noterliğince 06.07.1993 tarih 45546 yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi ile ..., ..., ... ..., 40 ada 7 parseldeki toplam 4/16 hisse ve 17 ada 5 parseldeki toplam 80/480 hissesini 200.000.000,00 TL bedelle ...'a satışını vaat ettiklerini, satış vaadinin 01.04.2002 tarih, 2840 yevmiye ile ... tarafından tapuya şerh edildiğini ve taşınmazların bu tarihe kadar ... mirasçıları tarafından kullanıldığını, satış vaadinde bulunanlardan .....un 05.08.2014 tarihinde vefatı üzerine mirasçı olarak davalılar ... ve Gülay Uğur Öztürk'ün kaldığını, satış vaadinde bulunanlardan ... ve ...'ın hayatta bulunduğunu, satış vaadi lehdarı ...'ın 18.07.2012 tarihinde vefat üzerine mirasçı olarak... ..., ..., ..., ... ve ...'ın kaldığı, 40 ada 7 sayılı parsel ile 17 ada 5 sayılı parselin satış vaadinde bulunan ve mirasçıları tarafından tapuda tescil işleminin yapılmadığını, tapuda ferağın verilmesi için davalılara ... 15. Noterliğince 27.04.2016 tarih, 4802 yevmiye no ile tebligat gönderildiğini, ancak herhangi bir cevap alınmadığını belirterek 40 ada 7 sayılı parseldeki 4/16 payı ile 17 ada 5 parseldeki 80/480 payının müvekkilleri adına muris ...'a ait veraset belgesi doğrultusunda tescilini, aksi takdirde davalılara ait payların satış bedelinin satış vaadi sözleşmesi tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılardan Gülay ve ... cevap dilekçelerinde özetle; anneleri müteveffa .....un dava konusu taşınmazların başka bir parselle takas edileceği gerekçesiyle ilgili sözleşmeyi imzaladığını, sözleşme karşılığı herhangi bir bedel almadığını, davacıların taşınmazdaki zilyetliğinin devir sebebinin sözleşme değil miras olduğunu, aradan 23 yıl geçtikten sonra dava açılmasının zamanaşımı süresine uygun olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 40 ada 7 parsel sayılı taşınmazdaki hissede taraflar elbirliği ortaklardan olup üçüncü bir kişiye satış vaadi yapılmadığından sözleşmenin geçerli olduğu ve ifa olanağının bulunduğu, dava konusu 17 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki hissenin ise tüm elbirliği ortaklarınca davacılar murisine satış vaadi konusu edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ile ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar ... ile ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, 40 ada 7 parsel sayılı taşınmazda davacıların zilyetlik iddiasını ispatlayamadığını, yargılama esnasında hakim değiştiğini, eksik incelemeye dayalı olarak hüküm verildiğini, mazeretli olduğu celsede sözlü yargılama safhasına geçilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ilişkin kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ile ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar ... ile ... vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 706 ve 716 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 29 ve 237 nci maddeleri, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 89 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar ... ile ... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.10.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/3765 E., 2024/2890 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 29 ve 237 inci maddeleri.
7. Hukuk Dairesi 2023/3765 E. , 2024/2890 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2068 E., 2023/676 K.
DAVA TARİHİ : 23.02.2018
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine, kararın re’sen kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/119 E., 2021/244 K.
Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, kamu düzenine aykırılık nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulü yönünde yeni hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında Bakırköy .... Noterliğinin 11.11.2016 gün ve 29782 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi düzenlendiğini, buna göre İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkinde kain, tapunun 30 pafta, 848 parsel sayısında kayıtlı arsa vasıflı taşınmazdaki davalı adına kayıtlı hissenin ½ sinin 140.500,00 TL bedelle müvekkiline satılmasının taahhüt edildiğini, düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin 12.12.2016 tarihinde tapuya şerh edildiğini, müvekkilinin davalı tarafı defalarca uyarmasına rağmen davalının devri gerçekleştirmeyip müvekkilini sürekli oyaladığını, davalıdan ... 13. Noterliğinin 08.02.2018 tarih 03441 yevmiye numaralı ihtarı ile satış vaadine konu taşınmazdaki hissenin müvekkili adına tapuda devrinin yapılmasının talep edildiğini ancak davalının devir yapmadığını, bu nedenle davanın kabulü ile tapunun 30 pafta, 848 parsel sayısında kayıtlı arsa vasıflı taşınmazdaki davalı ... adına kayıtlı olan hissenin 1/2 sinin iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde taşınmazın güncel piyasa değerinin tespit edilerek dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, güncel piyasa değeri belli olmadığı takdirde satış bedeli olan 140.000,00 TL nin satış vaadi sözleşmesinin düzenlenme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu edilen İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 30 pafta, 848 parselde kayıtlı gayrimenkulün 86/213 hissesinin müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin bu yeri dava dışı bir şahısla birlikte yarı yarıya ortaklı şeklinde aldığını, bu kişinin tapuda adına kayıt olmadığını, taşınmazın tamamının müvekkili adına kaydedildiğini, ancak şifahen ortak olarak alındığını, davacının bu kişi ile pazarlık yaptığını ve ne miktarla anlaştıklarının taraflarınca da tam olarak bilinmediğini, davacının müvekkiline herhangi bir para ödemediğini, müvekkiline şifahen ortak olan bu şahsa ödeme yaptığını, bu hususun tanık ve yemin gibi her türlü delille ispat edilebileceğini, müvekkilinin devir ve ferağ yapmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, zira taşınmazla ilgili gerek Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/190 Esas sayılı dosyasında açılan dava ve gerekse kendi açtıkları ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/416 Esas sayılı dosyasından dolayı devir işlemi yapılamadığını, müvekkilinin devirden hiçbir şekilde kaçınmadığını tüm bu nedenlerle hukuki menfaatten yoksun ve haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dava konusu arsa nitelikli taşınmazın maliklerinin ..., ve .... olduğu, Bakırköy .... Noterliğinin 11.11.2016 tarih ve 29782 yevmiye No.lu düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin incelenmesinde; arsa niteliğindeki gayrimenkuldeki davalının hak ve hisselerinin 100 hisse itibar edilerek 50 hissesinin 140.500,00 TL bedel mukabilinde satılması - alınması hususunda düzenlendiği, ayrıca sözleşmede satmayı vaad eden ...' e vekaleten ...'in satış vaadi bedelinin alıcısından aynı gün nakten ve tamamen alındığı, başkaca hiçbir hak ve alacağın kalmadığını belirterek taşınmazların kati ferağ takrirlerinin dilediği zaman ve süre içinde alıcı lehine verilmesini taahhüt ettiği, yapılan keşifte, dava konusu taşınmazın tapuda 339,00 m2 yüz ölçümlü arsa niteliğindeki taşınmaz olarak kayıtlı olduğu, tapu kayıtlarına göre davalının taşınmazda 86/213 hissesi bulunduğu, talebin davalının arsasındaki hisselerinin 1/2 si olduğu, satış vaadi sözleşmesine göre davalının taşınmazdaki hisselerinin 1/2 sinin değerinin 140.500,00 TL olduğu, 23.02.2018 dava tarihindeki davalının taşınmazdaki hisselerinin 1/2 sinin değerinin 253.215,49 TL olduğu yönünde rapor düzenlendiği, tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; taraflar arasında satış vaadi sözleşmesinin akdedildiği, davacının bu sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirdiği, davalının sözleşme gereği taşınmazın 1/2'sinin mülkiyetini devretmekle mükellef olduğu, ancak bu görevini yerine getirmediği anlaşılmakla davanın kabulü yönünde, ... Mahallesi, 848 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına olan 86/213 hissesinin 1/2 sinin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu gayrimenkulün 86/213 hissesinin müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin bu yeri dava dışı bir şahısla birlikte yarı yarıya ortaklı şeklinde aldığını, davacının, müvekkiline taşınmazın ½ sini satın aldığını bildirdiğinde müvekkilinin tapuya giderek satışı vaad edilen hisseyi kendisine devretmek istediğini, ancak taşınmazın müvekkilden önceki malikinin açtığı dava sonucu devir işlemlerinin yapılamadığını, müvekkilinin edimini yerine getirmekten kaçınmadığını, aksine davacıya devri yapmak için çabaladığını ancak devam eden davada tedbir kararı kaldırılamadığından edimini hukuki engelden dolayı yerine getiremediğini, ifanın imkansızlığı söz konusu olduğundan devir yapılamadığını, Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/190 Esas sayılı dava dosyasının karara bağlandığını ve kesinleştiğini, davacıya tapu devrinin mümkün hale geldiğini ve müvekkilinin devir yapmaya hazır olduğunu, açıklanan nedenlerle usul ve esas açısından yerinde olmayan kararın kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dava konusu 848 parsel sayılı 339,00 m² yüzölçümlü arsa niteliğindeki taşınmazın ..., Çakı adına hisseli olarak tapuda kayıtlı olduğu, davalı ...'in 86/213 pay sahibi olduğu, bu payın 1/2 sinin iptali ile davacı adına tescilinin talep edildiği, satış vaadi şerhinin 12.12.2016 tarih 43975 yevmiye numaralı kayıt ile tapu kaydına şerh edildiği, taraflar arasında Bakırköy .... Noterliğinin 11.11.2016 gün ve 29782 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin bulunduğu, sözleşme kapsamında satış bedeli olan 140.500,00 TL nin nakden ve tamamen satmayı vaad eden ... tarafından alındığı hususunun yazılı olduğu, davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarname örneğinin dosyaya ibraz edildiği, mahallinde keşif yapıldığı, dava tarihi itibariyle davalının taşınmazdaki hisselerinin 1/2 sinin değerinin 253.215,49 TL olarak belirlendiği, bu değer üzerinden eksik harcın tamamlatıldığı, ancak kamu düzenine aykırılık yönünden re'sen yapılan incelemede yerel mahkemece gerekçeli kararda alınması gereken 17.297,15TL nispi karar ve ilam harcının yazılması gerekirken 14.025,00 TL alınması gereken nispi harç miktarının yazıldığı anlaşılmakla ve bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden gerekçeli kararda hatalı hesaplanan karar ve ilam harcının düzeltilmek suretiyle yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği, bu itibarla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden dosya kapsamına ve hukuka uygun olduğu anlaşılmakla; davalı vekilinin istinaf başvuru gerekçeleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, harç kamu düzenine ilişkin olup re'sen dikkate alınması gerektiğinden gerekçeli kararda hatalı hesaplanan karar ve ilam harcının düzeltilmek suretiyle yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
1. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf itirazlarının değerlendirilmediğini,
2. Tapuda devir yasağı bulunduğundan dolayı müvekkilinin devri yapamadığını, dolayısıyla müvekkilinin inisiyatifinde olmayan bir husustan sorumlu tutulmasının hukuka uygun olmadığını,
3. Müvekkilinin hiçbir zaman devirden kaçınmadığını, bu itirazlarının değerlendirilmediğini, mahkemece devir için kendilerine süre verilmesi gerektiğini, ancak bu sürenin verilmediğini,
4. Gelinen aşamada devre engel olan Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasının kesinleştiğini, devir için engel kalmadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı devre hazır olduğunu,
5. Müvekkilinin kusuruyla dava açılmasına sebebiyet vermediğini bu nedenle maktu harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyanla Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 706 ve 716 inci maddeleri.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 29 ve 237 inci maddeleri.
4. 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2022/7109 E., 2024/1106 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geç
7. Hukuk Dairesi 2022/7109 E. , 2024/1106 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2338 E., 2022/2488 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erbaa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/7 E., 2021/496 K.
Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların murisi ...’nın 444 ada 6 parsel sayılı taşımazın 5.000 m²’lik kısmını Erbaa Noterliğinin 29.05.2008 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davacıya 50.000,00 TL bedelle satarak zilyetliğini devrettiğini ve davalıların devir yükümlülüğünü yerine getirmediklerini belirterek dava konusu taşınmazın davalılar adına kayıtlı 5.000,00 m² miktarına denk gelen hissesinin tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tescilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılardan ... ve devamı vekili cevap dilekçesinde özetle; vekil edenlerinin miras bırakanı ... ile davacı ... arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapıldığını, sözleşme ile tarla vasfındaki taşınmazın imar dışında olması nedeniyle bir kısmının satışının vaat edildiğini, vaat edilen yerin dava dilekçesinde tarif edilen kısım olup bedelin alındığı, talep halinde tapudan devrin verileceği ve tapu masraflarının alıcıya (davacıya) ait olacağının ifade edildiğini, satışa konu yerin 4.000,00 m²’ye tekabül ettiğini, taşınmazın imar sahası dışında olması sebebiyle devretme imkanı olmadığını, davacının kötüniyetli hareket ettiğini ve sözleşmenin hiçbir yerinde 5.000,00 m²'den bahsedilmediğini, ... ’in davalı sıfatı bulunmadığını, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesini ve içeriğinin kabul ettiklerini, alış verişi inkar etmediklerini, aleyhlerine vekalet ücreti ve yargılama gideri yükletilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle;
1. Satış vaadine konu taşınmazın davalıların murisi adına kayıtlı olup vaat borçlusunun bizzat murisin kendisi olduğu,
2. Murisin dava konusu taşınmazın 05/10/2018 havale tarihli fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 4.176,58 m²’ilk kısmına yönelik satış vaadinde bulunduğu ve bu kısmın zilyetliğini de satım ile birlikte davacıya teslim ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 444 ada 6 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile taşınmazın yüzölçümü olan 14.229,00 m²'nin toplam hisse kabul edilerek 4176,58/14229,00 hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, geri kalan 10.052,42 hissenin ise kayıt maliki davalılar murisi Hamit Taşova'nın üzerine ipkasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 5.000 m²’sinin davacı müvekkil tarafından satın alınmış olduğunun tüm yönleriyle ortaya konulduğunu, karara bu yönüyle itiraz ettiklerini ve davacı müvekkil adına 5000 m² hissenin tescilini talep ettiklerini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin yasal olarak devri mümkün olmayan payın davacı adına iptal ve tesciline karar verdiğini, bu durumun kanuna karşı hile teşkil ettiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalıların ve muris babalarının davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, müvekkillerin satış vaadini ve bu haliyle davayı kabul ettiklerini, davacının tapusunu vermek isteyen davalı müvekkillerin kabul beyanlarının dikkate alınmasını, tapuda yapılması mümkün olmayan işlemi yapamamaları sebebiyle satış vaadi şeklinde yapılan işlemde davanın açılmasına sebebiyet vermediklerinin dikkate alınması gerektiğini, yargılama masraflarının davacılar üzerinde bırakılması ve davalılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde tüm harç, masraf ve vekalet ücretinin müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesinin doğru olmadığını, dava konusu yerin keşiften de anlaşılacağı üzere davacıya teslim edilmiş olup halen de onun kullanımında bulunduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekili ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, dosya kapsamındaki beyanlar ve istinaf sebeplerine benzer gerekçeler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
3. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır.
4. Kanun'un “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8 inci maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır.
5. Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı,
6. Asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
7. Bu nedenle birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davalıların murisi ...’nın tam hisse ile maliki olduğu 444 ada 6 parsel sayılı tarla vasıflı 14.229 m² miktarındaki taşımazın fen bilirkişi raporuna göre 4.176,58 m²’lik kısmını Erbaa Noterliğinin 29.05.2008 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davacıya 50.000,00 TL bedelle satmayı vadettiği anlaşılmaktadır.
2. Somut olayda, Erbaa İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün 11.06.2021 tarihli yazısında; "...5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazı Kullanım Kanunu ve bu Kanunda değişiklik yapan 6537 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan değerlendirmede; en küçük alana sahip ve daha fazla küçülmemesi gereken bölünemez parsel büyüklükleri mutlak tarım arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar ve örtü altı tarım yapılan arazilerde 0,3 hektar olarak belirlendiğinden dava konusu olan tarımsal nitelikli taşınmazda ifraz işleminin yapılması uygun değildir. Tarımsal nitelikli taşınmazlarda 3'üncü şahıslara mülkiyet aktarımı, yeni bir hisse oluşturmaksızın aynen devir şeklinde olabilmektedir...” şeklinde görüş bildirmiştir.
3. Dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydının incelenmesinde de halen ''..tarla..'' vasfını koruduğu görülmektedir.
4. Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 8 inci maddesi hükmüne aykırı şekilde taşınmaz satışı vaat edilmesi halinde sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.
5. Aynı şekilde 5403 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince bölünemez büyüklüğün altında kalan tarım arazilerinde tam pay malik olunsa dahi paydaşın payının bir kısmını hisselendirerek satması da mümkün değildir.
6. O halde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, taşınmaz tarım arazisi olup 5403 sayılı Kanun'a ekli 1 sayılı listeye göre Tokat ili, Erbaa ilçesinde yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü (kuru arazide) 150 DA (150.000 m²) dir. Mahkemece, 5403 sayılı Yasa uyarınca asgari bölünemez tarım arazisi büyüklüğü dikkate alınmaksızın dava konusu 444 ada 6 parsel sayılı 14.229,00 m² taşınmazdan 4176,58/14229,00 payın (4.176,58 m²’lik alanın) davalılar murisi adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru olmamıştır.
7. Hâl böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Yargılamanın yenilenmesi talep eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Aşağıdakilerden hangisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen "irade bozuklukları" hallerinden biri değildir?
A) Yanılma (Hata)
B) Aldatma (Hile)
C) Aşırı Yararlanma (Gabin)
D) Korkutma (İkrah)
E) Esaslı yanılma
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.