6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 299

Türk Borçlar Kanunu 299. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 299- Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Kira süresi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

12 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2024/4303 E., 2025/3385 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye, TBK m.299'da yapılan tanım uyarınca taraflar arasındaki protokolün 6.
3. Hukuk Dairesi         2024/4303 E.  ,  2025/3385 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/465 E., 2024/2778 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 5. Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/1025 E., 2023/1744 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; evli ve ikisi de eczacı olan tarafların müşterek olarak eczane işletmekte iken tasfiyeye ve birbirlerinden olan alacakların düzenlenmesine ilişkin 03.09.2010 tarihli protokolü imzaladıklarını, davalının protokolün (6.) maddesindeki şartları tam olarak yerine getirmediğini, 300.000,00 TL eksik ödeme yaparak protokole aykırı davrandığını, protokolün (6.) ve (10.) maddelerine aykırı davranan davalı aleyhine (6.) madde uyarınca eksik ödenen 300.000,00 TL ile (10.) madde uyarınca protokole aykırı davranması sebebiyle ödemesi gereken cezai şart bedeli 100.000 USD'nin tahsili için ayrı ayrı icra takipleri başlatıldığını, cezai şartın tahsili istemine ilişkin takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; alacağının zamanaşımına uğradığını, davalının davacıya kira borcu bulunmadığını, eczanenin kurulduğu günden itibaren davalıya ait olduğunu, aralarındaki sıkıntılı süreç ve boşanma davası sonrasında tarafların sulh olarak 03.09.2010 tarihli protokolü imzaladığını, bir çok kişi huzurunda protokolün sona erdiğini ve alacak vereceğin kapandığını söyleyen davacının davalının ikinci evliliğini yapması üzerine 11 yıldan uzun bir süre önce imzalanan protokolü tekrar gündeme getirdiğini, protokolün (1.) maddesinin göz ardı edildiğini, alacağın likit olmadığını, tazminat talebinin yerinde olmadığını savunarak, davanın reddine ve davacı kötüniyetli olduğundan kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında imzalanan 03.09.2010 tarihli protokolün (6.) maddesinde "... Eczanesini işletmeye devam ettiği sürece bir yıl boyunca her ay ...'ün ... Bankası ... Şubesi ... nolu hesabına 5.000,00 TL ödeme yapacaktır. Sonraki yıl aylık ödemeleri ise 6.000,00 TL olacaktır. İlk altı ay ücret (Eylül, Ekim, Kasım, Aralık 2010, Ocak Şubat 2011 ayları) olan 30.000,00 TL peşin olarak ödenecektir. Sonraki yıllarda TEFE, ÜFE ortalaması oranı baz alınacaktır." hükmüne, (10.) maddesinde ise "Taraflardan biri iş bu protokole aykırı davranır ise karşı tarafa 100.000,00 USD tazminat ödeyecektir" düzenlemesine yer verildiği, icra takibinin 100.000 USD cezai şarta ilişkin olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) kiracı aleyhine düzenleme yasağına ilişkin 346. maddesinde yer alan "Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir." hükmü uyarınca cezai şartın kiracı aleyhine düzenleme yasağına tabi olacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; protokol içeriğine göre eczanenin kullanımının aylık bir bedel karşılığında davalıya bırakılması nedeniyle protokolün (2.) ve (6.) maddeleri kapsamında taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi niteliğinde olduğu, protokolün ihlal edildiği iddiası, protokolün kiraya ilişkin kısımlarına yönelik olduğundan, cezai şartın kira sözleşmesi bakımından geçerli olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; protokolün mal rejimi tasfiyesine ilişkin olduğunu, kira sözleşmesi olmadığını, uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklı bir alacağa değil adi bir cezai şart alacağına ilişkin olduğunu, cezai şart hükmünün geçerli olduğunu ve tahsili gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, cezai şart alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye, TBK m.299'da yapılan tanım uyarınca taraflar arasındaki protokolün 6. maddesinde "... Eczanesini işletmeye devam ettiği sürece bir yıl boyunca her ay ...'ün ... Bankası ... Şubesi ... nolu hesabına 5.000,00 TL ödeme yapacaktır. Sonraki yıl aylık ödemeleri ise 6.000,00 TL olacaktır. İlk altı ay ücret (Eylül, Ekim, Kasım, Aralık 2010, Ocak Şubat 2011 ayları) olan 30.000,00 TL peşin olarak ödenecektir. Sonraki yıllarda TEFE, ÜFE ortalaması oranı baz alınacaktır" şeklindeki hükmün kira sözleşmesi niteliğinde olmasına, buna göre protokole aykırı davranılması halinde karşı tarafa 100.000 USD tazminat ödeneceğine dair cezai şart hükmünün kiracı aleyhine düzenleme yasağı kapsamında geçersiz olduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/2940 E., 2024/3368 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 299, 305, 306 ve 308 inci maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2023/2940 E.  ,  2024/3368 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 03.05.2023 SAYISI : 2021/3041 E., 2023/728 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/118 E., 2021/1309 K. Taraflar arasında birleştirilerek görülen alacak, istirdat ve menfi tespit davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince; asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen 2016/716 E. sayılı davanın kabulüne, birleşen 2015/257 E. ve 2017/63 E. sayılı davaların reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden asıl davanın ve birleşen 2015/257 E., birleşen 2016/716 E. sayılı davaların reddine, birleşen 2017/63 E. sayılı davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı/birleşen davada davalı kiracı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Birleşen 2015/257 E. sayılı davada; reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktarın 103.575,37 TL, 2016/716 E. sayılı davada; reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktarın 47.800,00 TL, 2017/63 E. sayılı davada; davacı kiraya veren tarafından kısmi dava açıldığı, toplam 2.000,00 TL yönünden kabul kararı verilmiş ise de karar gerekçesinde davalı kiracının sorumluluğunun 6.962,00 TL yıkım masrafı ile 2015 yılı Mart, Nisan, Mayıs kira bedelleri toplamı 45.000,00 TL olduğunun belirlendiği, Birleşen davalarda, hüküm altına alınan ve temyize konu edilen toplam alacak miktarının Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 238.730,00 TL'nin altında kaldığı anlaşılmakla, davacı kiracı vekilinin bu davalara yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı/birleşen davada davalı kiracı vekilinin, asıl davaya yönelik gerekli şartlar taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, 08.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı/birleşen davada davalı vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, Yargıtay Kanunu'nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin 30.10.2014 günü saat 14.00’e bırakılması uygun görüldü. Belirli gün ve saatte dosyadaki bütün kâğıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl davada; taraflar arasında düzenlenen 01.09.2013 başlangıç tarihli kira sözleşmesi uyarınca; spor salonu, kapalı basketbol salonu, açık ve kapalı havuz, kreş, cafe, restauran, bar, kuaför, spa ve güzellik merkezi, sanat ve kültür merkezi, market ve kiralanabilir dükkanların, inşaatı yarım olanların davacı tarafından tamamlanması, hiç yapılmamış olanların ise davacı tarafından inşa edilerek kullanıma açılması ve belirlenen kira bedelinin davalıya ödenmesinin kararlaştırıldığını, protokolün (16) maddesi uyarınca yapı ile ilgili ruhsatların alınmasının davalının yükümlülüğünde olduğunu, kira sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra müvekkilinin yapının inşasına başladığını, inşa edilen yapıların tamamının davalının talimatları doğrultusunda gösterdiği yerlerde yapıldığını ancak davalının yapı ruhsatlarını almadığını, davalıdan ruhsatların tamamlanması istenildiğinde, belediyenin söz konusu yapıya projeye aykırılık sebebiyle ruhsat vermediğini öğrendiğini, davalının yapı ruhsatlarını almaması nedeniyle müvekkilinin işletmeyi faaliyete geçiremediğini, Yenimahalle Belediye Başkanlığının 28.11.2013 tarihli yazısı ile davalı firmaya idari para cezası kesildiğini ve yıkım kararı verildiğini, ayrıca spor salonunun mühürlendiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin uğradığı zararın tespiti ile şimdilik; yapı inşa bedeli olarak 35.000,00 TL, sözleşmede kararlaştırılan cafe/restaurant ve dükkan kira gelirleri bakımından 5.000,00 TL, yapılan reklam giderleri için 5.000,00 TL, iptal edilen üyelik işlemleri için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 23.02.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile yapı inşa bedeli talebini 1.276.385,85 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasındaki 01.09.2013 tarihli kira sözleşmesine göre kiralanan yerde yapılacak tüm masrafların kiracının sorumluluğunda olduğunu, davacının yaptığı imalatların imara aykırı olup haklarında yıkım kararı verildiği kiralanan taşınmazların iskan izinlerinin 26.07.2013 tarihinde müvekkili şirket tarafından alındığını, müvekkilinin kira sözleşmesine göre iskan izni alma edimini kira başlangıç tarihi olan 01.09.2013 tarihinden önce yerine getirdiğini, davacının işyeri açma ve çalışma ruhsatı almadan faaliyetlerine başladığı için iş yerlerinin mühürlenerek kapatıldığını, davacının müvekilinin talimatlarıyla imalatların yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının kendi işletmesinin ihtiyaçlarına göre hangi imalatları yapacağını basiretli tacir olarak bileceğini, müvekkili şirketin bu hususlarda hiçbir talebinin olmadığını, imalatların yıkım kararı karşısında mali değeri olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kira sözleşmesinin başlangıcında kiraya veren tarafından kiracının kullanım amacı için yapacağı kabul edilen değişiklik ve yapıların projesine aykırı olduğunun bilindiği, yapı ruhsatlarının işletmenin açılacağı kabul edilen Eylül 2013 sonuna kadar alınacağının taahhüt edildiği, davacı kiracı tarafından işletme ve çalışma ruhsatı alınmadan Eylül ve Ekim 2013 aylarında üyelik yapılarak işletmenin faaliyete geçirildiğinin tespiti üzerine işletmenin mühürlenerek ve faaliyetten men edildiği, kiralananda faaliyetine devam edememesinin kiraya veren tarafından alınacağı kabul edilen yapı ruhsatının alınamamış olmasından kaynaklandığı, davacı kiracının kiralama amacına uygun olarak mecurda yapmış olduğu ve alıp götüremeyeceği tadilat ve değişikliklere ilişkin harcama tutarlarını zarar kapsamında talep edebileceği, mahrum kalınan kâr ve reklam giderleri yönündeki taleplerin yerinde olmadığı gerekçesiyle; asıl davanın kısmen kabulüne, yapı inşaat bedeli 35.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren, geri kalan 1.266.834,76 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı tarafından talep edilen mahrum kalınan kar ve reklam giderleri yönündeki taleplerin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen asıl davaya ilişkin kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili; dava dilekçesinde açıkça avans faizi talep edildiğini, davanın taraflarının tacir olduklarını, Mahkemece yasal faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, faiz türünün avans olarak düzeltilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili; davacının taşınmazda yaptığı tamirat ve tadilatlar için müvekkilinin onayını almadan, ruhsatsız şekilde Eylül 2013 tarihinde işyerini faaliyete geçirdiğini ve yıkım tarihine kadar taşınmazı tahliye etmeden kira ilişkisini sürdürdüğünü, davacı şirketin kiralananda yapmış olduğu tüm tadilatları kira sözleşmesinde açık hüküm bulunmasına karşın müvekkili şirketten onay almadan yaptığını, müvekkili şirketin davacının işbu imara aykırı yapımları nedeni ile para cezası ile karşı karşıya kaldığında durumdan haberdar olduğunu ve ihtarname keşide ederek derhal durumu düzeltmesi gerektiğini bildirdiğini, davacının işletme ruhsatı alamamasının ve diğer uğradığını iddia ettiği zararların müsebbibinin kendisi olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmede kiracının kararlaştırılan hükümlere bağlı kalmak ve de kiralayanın onayını almak kaydıyla, kiralanan alanlarda her türlü değişikliği yapabileceğinin kabul edildiği yapılan imalatlar için kiraya veren davalıdan alınan izin bulunmadığı, davacı kiracının taşınmazda yapı ruhsatı ve eklerine aykırı tadilat ve imalat yaparak kendi kusuru ile işletmesini faaliyete geçiremediği, yıkım ve uğradığını belirttiği zararlar yönünden davacının kusuru bulunmadığı gerekçesiyle; asıl ve birleşen 2015/257 E. sayılı davalar yönünden davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen diğer davalar yönünden davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kiracı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı kiracı vekili; kiraya verenin, kiralanan yerlerin ruhsatsız olduğunu bile bile kiraladığının açık olduğunu, davalı tarafından yapı ruhsatı alınamadığından işletme ruhsatı alınamadığını, bu durumun davalının kusurundan kaynaklandığını, müvekkili tarafından davalının projesine ve kira sözleşmesine göre tadilat ve tamiratlar yapıldığını, proje dışı işler yapılmadığını, sözleşme dikkate alındığında kiraya veren tarafından onay alınmadan yapıldığı iddia edilen yapıların projeye aykırı olduğu bilinmesine rağmen yapı ruhsatının Eylül 2013 tarihine kadar alınacağının taahhüt edildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kiralananın ayıplı olması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 299, 305, 306 ve 308 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa yukarıda yer verilen kanun maddesinin doğru şekilde uygulandığı, tacir olan davacı kiracı tarafından yapılan imalatların, imara aykırı olması sebebiyle yıkımına karar verildiği, ruhsata aykırı imalatlar yapan davacının kusurlu olduğu gibi davalının kiralananın ayıplı hale gelmesinde kusurunun olmadığı anlaşılmakla; davacının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacının, birleşen 2015/257 E., 2016/716 E. ve 2017/63 E. sayılı davalara ilişkin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2. Asıl dava yönünden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/8612 E., 2019/5171 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Kira sözleşmesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 299. maddesinde, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.
3. Hukuk Dairesi         2017/8612 E.  ,  2019/5171 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, mahkemenin görevsizliğine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar, davalının bulunduğu taşınmazı satın aldıklarını, davalıya mecuru terk etmesi ve kendilerine ödeme yapmasını ihtar ettiklerini, ancak davalının dava dışı kişi ile yapılan kira sözleşmesi nedeniyle işgale devam edeceklerini bildirdiğini, pay ve paydaş çoğunluğuna dayanmayan kira sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davalının fuzuli şagil olarak bulunduğunu belirterek; davalının müdahalesinin men’ine, tahliyesine ve fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla 02/09/2015 tarihinden itibaren 2016 ocak ayına kadar toplam 27.500,00 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; taşınmazın dava dışı maliklerden ... ile yapılan 01/10/2014 tarihli 6 yıllık kira sözleşmesine istinaden kullanıldığını, akit tarihinde paydaş olan maliklerin izninin alındığını, kira bedellerinin de maliklere ödendiğini, müvekkilinin kiracı sıfatına haiz olduğunu, kiralananın her hangi bir sebeple el değiştirmesi durumunda yeni malikin taraf olduğunu, haksız işgalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; dava konusu yerin davalı tarafından dava dışı önceki malik ... 'dan 01/10/2014 tarihli kira sözleşmesine istinaden 6 yıl süre ile kiralandığı, daha sonra taşınmazın davacılar tarafından devralındığı, BK'nın 310 maddesine göre; sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olacağı hükme bağlandığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı, bu hali ile uyuşmazlığın 6100 Sayılı HMK'nın 4. Maddesine göre Sulh Hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle dava şartı (görev) yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir. Ecrimisil ise gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Nitekim TMK'nın 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Kira sözleşmesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 299. maddesinde, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Görüleceği üzere ecrimisilde; bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımı söz konusu iken, kira ilişkisinde kiralayan ile kiracının karşılıklı anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı söz konusudur. Ayrıca medeni usul hukuku alanında tasarruf ilkesi gereğince davacının davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerektiği gibi HMK'nın "dava dilekçesinin içeriği" ile ilgili düzenleme içeren 119/1-d maddesi uyarınca da "dava konusu"nun dava dilekçesinde gösterilmesi gerekmektedir. Aynı maddenin (e) bendinde "davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri", (g) bendinde "dayanılan hukuki sebepler" ve (ğ) bendinde ise "açık bir şekilde talep sonucu" dava dilekçesinde yer alması gereken diğer unsurlar arasında sayılmıştır. Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK. m.194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Dayanılan vakıalara uygulanacak hukuki sebeplerde dava dilekçesinin zorunlu olmayan unsurları arasında sayılmıştır. Türk hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkim (HMK. m. 33) için gösterilen hukuki sebepler bağlayıcı değilse de vakıalara uygun hukuki nitelendirmenin doğru yapılmasının uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştıracağı açıktır. Talep sonucu kısmında ise talebin ne olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK. m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir. Açıklanan tüm bu yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, dava dilekçesinde çekişme konusu taşınmazda davalının fuzuli şagil durumunda oldukları ileri sürülerek taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteminde bulunulmuş, talep sonucu kısmında da bu istem tekrar edilmiştir. Görüleceği üzere dava dilekçesinde açıklanan maddi vakıalar, davalılar arasındaki kira sözleşmesinin davacı yönünden bağlayıcı olmadığı iddiasını da içermekte olup, hukuki nitelendirme de davacı tarafından bu iddiaya (maddi vakıaya) uygun olarak yapılmış ve açık bir şekilde TMK'nın 683 ve 995. maddeleri uyarınca taşınmaza el atmanın önlenmesi ile ecrimisil istenilmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere kira sözleşmesi 6098 sayılı TBK'nda düzenlenmiş olup, davalılar arasında yapılan kira sözleşmesinin kendisi yönünden bağlayıcı olmadığını ileri süren davacı bakımından açtığı davanın, farklı yasa ve koşullara tabi bulunan kiralananın tahliyesi ve kira alacağı istemine ilişkin olduğunu kabul etmek mümkün değildir. (Hukuk Genel Kurulunun ... esas 2018/1568 karar sayılı 25/10/2018 tarihli ilamı) Bu durumda, anılan bu isteğin 4721 sayılı TMK hükümlerinden kaynaklandığı ve uyuşmazlığın çözümünün 6100 sayılı HMK'nın 2/1. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde bulunduğu açıktır. O halde, mahkemece işin esasının incelenerek davalının ibraz ettiği kira sözleşmesinin davacı bakımından da geçerli ve bağlayıcı olup olmadığının tartışılması, hukuken geçerli bir kira ilişkisinin varlığının saptanması hâlinde işgal ve kötü niyetli bir kullanım durumu olmayacağından davanın reddedilmesi, aksi hâlde ise el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istekleri yönünden bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde görev nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2018/7771 E., 2019/6309 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Öncelikle belirtmek gerekir ki, kira parası, Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesinde yer alan, kira akdinin esaslı unsurlarındandır.
3. Hukuk Dairesi         2018/7771 E.  ,  2019/6309 K. "İçtihat Metni" Dâvacı Tasfiye Halinde ... Ticaret Koll.şti. ile dâvâlı ... aralarındaki uyarlama dâvasına dair ... Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 15/04/2015 günlü ve 2012/1347 E. - 2015/505 K. sayılı hükmün bozulması hakkında dairece verilen, 24.04.2018 günlü ve 2018/2141 E. - 2018/4334 K. sayılı ilâma karşı davalı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı ile aralarında 03.10.2001 başlangıç ve 31.12.2004 bitiş tarihli kira sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmede kira bedelinin ay sonunda KDV dahil 4000Litre motorin bedeli karşılığı olarak belirlendiğini, kira bedelinin emsal kira bedelleri karşısında çok düşük kaldığını belirterek yeni dönem olan 19.12.2012 tarihinden itibaren KDV dahil ay sonunda 6000Litre motorin bedeli olarak tespitini istemiştir. Davalı, dava konusu kiralananın akaryakıt istasyonu olduğunu ve niteliği itibariyle hasılat kirası hükümlerine tabi olması sebebiyle kira bedelinin tespiti davası açılamayacağını, kira bedelinin motorin fiyatına endeksli olduğunu akaryakıt fiyatlarındaki artışa bağlı olarak her ay artırılarak ödendiğini, sözleşmede artış şartı olmadığından kira bedelinin tespitine ilişkin dönemin de doğru olmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davaya konu olan 03.10.2001 başlangıç tarihli sözleşme uyarınca 4000 Litre olarak belirlenen kira bedelinin 01.01.2013 tarihinden geçerli olmak üzere aylık kira bedelinin 4327 Litre motorin bedeline uyarlanmasına karar verilmiş, hükmün davacı ve davalı mirasçıları tarafından temyizi üzerine; Dairemizin 24.04.2018 günlü ve 2018/2141 - 2018/4334 esas-karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına karşı davalılar karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Davada dayanılan ve hükme esas alınan 03.10.2001 başlangıç ve 31.12.2004 bitiş tarihli kira sözleşmesi bulunduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede kiralanan "çalışır durumda akaryakıt istasyonu" olarak belirtilmiş, KDV dahil ay sonunda motorin satış fiyatı üzerinden 4000 litre yakıt bedeli aylık kira bedeli olarak kararlaştırılmış ve demirbaşları ile kiraya verilmiştir. Taraflar arasında görülen aynı kira sözleşmesinden kaynaklı ve taşınmazın tahliyesine ilişkin davada davanın reddine dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.09.2008 tarihli ve 2008/8024 -2008/10005 esas-karar sayılı ilamı ile dava konusu kira sözleşmesinin 818 Sayılı Borçlar Kanununun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen hasılat kirası hükümlerine tabi olduğu belirlenmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın hasılat kirası hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kira parası, Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesinde yer alan, kira akdinin esaslı unsurlarındandır. Yine, kiralanan taşınmazın, niteliği itibarı ile çatılı (musakkaf) bulunması durumunda asıl olan, kira müddetinin sonunda da kira akdinin devam etmesidir. Ancak, kira parasına ilişkin olarak, tarafların ihtilafa düşmeleri halinde sözleşmede doğan bu boşluk, 18/11/1964 tarih 2/4 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uyarınca hakim tarafından doldurulur. Türk Borçlar Kanunu Genel Hükümlere ve Ürün Kirasına tabi olan yerlerde ise akit kural olarak sözleşmede öngörülen süre hitamında sona erer ve mecurun kira parası hakkında taraflar arasında anlaşmazlık bulunması durumunda kira akdinin asli unsurlarından olan kira bedeli konusundaki uyuşmazlık nedeniyle artık devam eden bir kira sözleşmesinin varlığından söz etme olanağı yoktur. Somut olayda; Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.09.2008 tarihli ve 2008/8024 -2008/10005 esas-karar sayılı ilamı ile dava konusu kira sözleşmesinin 818 Sayılı Borçlar Kanununun 270 (TBK'nun 357.) ve devamı maddelerinde düzenlenen hasılat/ürün kirası hükümlerine tabi olduğu belirlenmiştir. Bu durumda ortada devam ettiğinden söz edilebilecek bir kira akdi bulunmadığına göre ürün kirasına tabi olan kiralananlara yönelik kira tespiti ve uyarlama da talep edilemez. Uyuşmazlığa konu olan kiralanan Türk Borçlar Kanunu'nun ürün kirası hükümlerine tabi bir taşınmaz kirası olup konut ve çatılı işyeri kiralarına uygulanan TBK.nun 339. 344. maddesi ve devamı maddeleri hükümlerinden faydalanamaz. Buna göre mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verildiği bu seferki incelemeden anlaşılmakla bozma ilamının kaldırılarak, hükmün bu nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nun 440. maddesi gereğince davacıların karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin24.04.2018 günlü ve 2018/2141 - 2018/4334 esas-karar sayılı bozma ilamının kaldırılarak hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 05.07.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/8177 E., 2018/331 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Kiralanan yerin gayri musakkaf vasıfta olması halinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenen Genel hükümlere tabi yerlere ilişkin kira sözleşmesi hükümleri, kiralanan yerin musakkaf vasıfta olması halinde ise aynı kanunun 339.
3. Hukuk Dairesi         2017/8177 E.  ,  2018/331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki kiracılık sıfatının tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davaya konu kaynak suyunu kiraladıklarını, davalının daha sonradan sözleşmenin tarafı haline geldiğini, davalının 26.01.2016 tarihinde faaliyet durdurma kararı aldığı ve 08.02.2016 tarihinde tesisi mühürlediğini, davalının haksız yere sözleşmeyi feshettiğini ileri sürerek, mühürleme işleminin iptali ile tesisin işletmeye devam etmesinin sağlanmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı; taşınmazda tespit yaptırdıklarını, davacı kiracının sözleşmeye aykırı olarak kiralananı dava dışı ... firmasına devretmiş olduğunu, ruhsatın da ... firmasına ait olduğunu, aralarında kira sözleşmesi yapılmış olduğunu, bu nedenle sözleşmeyi feshettiklerini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; davacı kiracının sözleşmeye aykırı hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dışı İl Özel İdaresi ile davacı arasında düzenlenen 21.07.2008 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesinin 2886 Sayılı Yasaya göre kiraya verildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmeye göre doğal kaynak suyu işletmesi davacıya verilmiş, davalı 2560 sayılı yasa uyarınca sözleşmenin tarafı haline gelmiştir. Sözleşmenin genel şartlar 6. maddesinde; "kiracı idarenin bilgisi dışında işletme hakkını devredemez, ortak alamaz, kiraya veremez" düzenlemesi bulunmaktadır. Davalı, 26.01.2016 tarihinde sözleşmeyi feshetme kararı almış, davaya konu taşınmazı da 08.02.2016 tarihinde mühürlemiştir. Türk Borçlar Kanununun 316. maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranması durumunda sözleşmeye aykırılık nedeniyle tahliyesine karar verilebilmesi için kiraya verenin konut ve çatılı işyeri kirasında kiracıya en az otuz gün süre vererek aykırılığın giderilmesini, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı olarak bildirmesi ve tanınan bu süre içerisinde de akde aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 818 Sayılı Borçlar Kanunu ve 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, bu Kanunlardaki kira ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflara ilişkin düzenlemeler, Kanunun dördüncü bölümünde sıralanmıştır. Kiralanan yerin gayri musakkaf vasıfta olması halinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenen Genel hükümlere tabi yerlere ilişkin kira sözleşmesi hükümleri, kiralanan yerin musakkaf vasıfta olması halinde ise aynı kanunun 339. ve devamı maddelerinde düzenlenen konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine ilişkin kanun maddeleri uygulanacaktır. TBK' nun 357. maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir." düzenlemesi bulunmaktadır. Ürün (Hâsılat) kirasında kiraya konu olan mal, bağ, bahçe, tarla gibi hâsılat veren bir taşınmaz mal yahut kara, deniz avı, su kaynağı işletmesi, kaplıca işletmesi, gibi bir haktır. Yine ürün (hasılat) kirasında ücret, bir miktar para olabileceği gibi devşirilecek hasılatın, semerelerinin bir hissesi de olabilir. Dosyadaki belgelerden taşınmazın ihale ile doğal kaynak suyu işletmesi olarak kiraya verildiği anlaşılmaktadır. Kiralananın TBK' nun 339. ve devamı maddeleri uyarınca çatılı işyeri olarak kabul edilmesi halinde, davalı kiraya verenin tek taraflı olarak akdi feshedemeyeceği, tarafların ortak iradesi veya yargı kararı ile sözleşme sona erdirilmedikçe geçerliliğini koruyacağı kabul edilmektedir. Kiralananın, TBK' nun 357. maddesi uyarınca ürün kirası hükümlerine tabi olduğunun anlaşılması halinde ise akde aykırılık nedeniyle TBK 316/2 son cümle uyarınca kiraya veren derhal sözleşmeyi feshedebilecektir. Mahkemece; davacı kiracının akde aykırı olarak kiralananı 3. kişiye devrettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davaya konu taşınmazın TBK' nun 357. Maddesinde düzenlenen ürün kirası hükümlerine tabi olup olmadığı üzerinde durularak, taşınmazın niteliği tespit edildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

(A), sahibi olduğu dairesini (B)’ye, (B)’nin her ayın sonunda 10.000 TL ödemesi ve daireyi mesken olarak kullanması şartıyla bırakmıştır. (A), dairenin anahtarını teslim ederken (B)’ye; "Daireyi dilediğin gibi kullanabilirsin ama mülkiyet bende kalacak" demiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre bu olayla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) (A), bu sözleşme ile dairenin mülkiyetini (B)’ye geçici bir süreliğine devretmeyi üstlenmiş sayılır.
B) (A), dairesinin kullanılmasını (B)’ye bırakmayı, (B) ise buna karşılık kira bedeli ödemeyi üstlendiği için ilişki kurulmuştur.
C) (B), kira bedelini ödediği sürece (A)’dan dairenin mülkiyetinin adına tescil edilmesini talep edebilir.
D) (A), daireyi teslim ettiği an (B)’nin kullanım hakkı "ayni bir hak" olarak tapuya tescil edilmedikçe sözleşme kurulmaz.
E) (B), dairede oturmaya başladığı an sözleşme "kullanım ödüncü" hükümlerine tabi olur.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol