6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 31

Türk Borçlar Kanunu 31. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır: 1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa. 2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa. 3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa. 4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa. 5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa. Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir. b. Saikte yanılma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

8 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2022/8141 E., 2023/6236 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tarafından diğer davalı ...'ye satış suretiyle devredildiğini, davalı ...'nin Kangal ilçesinde esnaf olması nedeniyle taşınmazın 180.000 TL'den daha fazla değerde olduğunu bilebilecek konumda olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 31 inci maddesi uyarınca satış işleminin iptali gerektiğini ileri sürerek dava konusu 37 numaralı bağımsız bölümün davalı ...
1. Hukuk Dairesi         2022/8141 E.  ,  2023/6236 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/830 E., 2022/995 K. DAVA TARİHİ : 10.02.2020 HÜKÜM/KARAR : Ret / Esas hakkında Yeniden Hüküm Kurulması Suretiyle Davanın Kısmen Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ: Kangal Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/28 E., 2021/590 K. Taraflar arasındaki hata hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün değilse tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurulması suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, davacı ... Belediyesine ait 259 ada 5 parselde bulunan bağımsız bölümlerin ihale ile satışa çıkarıldığını, ihale sonucu 37 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına satış suretiyle tescil edildiğini, dava konusu taşınmazın niteliğinin depolu dükkan olmasına rağmen tapudan gelen bilgilerde dükkan olarak göründüğünü, toplam yüz ölçümünün 274 m2 olması gerekirken ihale evraklarında 35 nolu bağımsız bölümün yüz ölçümü olan 93 m2 olarak yer aldığını bu nedenle taşınmazın 500.000 TL olan değerinin çok altında bir bedelle 180.000 TL'ye davalı ...'ye ihale edildiğini, davacı Belediyenin 320.000 TL zarara uğradığını, taşınmazın davalı ... tarafından diğer davalı ...'ye satış suretiyle devredildiğini, davalı ...'nin Kangal ilçesinde esnaf olması nedeniyle taşınmazın 180.000 TL'den daha fazla değerde olduğunu bilebilecek konumda olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 31 inci maddesi uyarınca satış işleminin iptali gerektiğini ileri sürerek dava konusu 37 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini; cevaba cevap dilekçesinde, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi halinde taşınmazın gerçek değeri ile ihale değeri arasındaki farkın davalı ...'den tahsilini; ıslah dilekçesi ile öncelikle tapu iptali ve tescilini mümkün olmaması halinde ise 275.272,45 TL alacağın davalı ...'den tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın ihale ile satılmasından haberi olmadığı gibi diğer davalıyı da tanımadığını, taşınmazı iş yerine yakın olması nedeniyle satın aldığını, diğer davalı ile 120.000 TL'lik kısmı nakit, 60.000 TL'lik kısmı da kardeşine ait aracın davalıya devri suretiyle toplam 180.000 TL üzerinden anlaştığını, tapu müdürlüğündeki görevlilerin Belediyeden rayiç bedel talebi üzerine taşınmazın tapuda 53.000 TL bedelle satışının gerçekleştiğini, taşınmazı satın aldıktan sonra birtakım tadilatlar yaptırdığını, davacının kendi kusuruna dayanarak hak talep etmesinin doğru olmadığını, taşınmazın depolu dükkan olduğunun anahtar tesliminde de açıkça görüldüğünü, tapu siciline güvenerek dava konusu taşınmazı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... yargılama sırasında alınan beyanında, dava konusu taşınmazı ihale ile satın aldığını, taşınmazı satın almadan önce Belediyede çalışan görevli ile giderek taşınmazı gördüğünü, davacı ... Belediyesi ile arasında daha önce müteahhitlik işleri olduğunu, Belediyenin kendisine müteahhitlik işlerinden dolayı 500.000 - 600.000 TL borçlu olduğunu, bu borçlara mahsuben kendisinin ihaleye girmesinin istendiğini, yalnızca kendisinin ihaleye katıldığını, alacağına karşılık ve satmak amaçlı depolu dükkanı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının tapu iptali ve tescil talebi yönünden yapılan değerlendirmede, davalı ...'nin diğer davalı ...'ye banka hesabından yaptığı ödeme ve kardeşinin arabasının devri ile taşınmazın bedelinin ödendiğinin anlaşıldığı, davalı ...'nin iyi niyetli üçüncü kişi olduğu gerekçesiyle davanın reddine; tapu iptali ve tescil davasının tapu kayıt malikine karşı açılabileceğinden davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan usulden reddine; davacının alacak talebi yönünden yapılan değerlendirmede, sözleşmenin yanılma nedeniyle iptali halinde sözleşme taraflarının sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği sorumlu olacağı, davalı ... iyi niyetli üçüncü kişi olduğundan herhangi bir iade sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğundan reddine, dava konusu depolu dükkanı ihale ile satışa çıkaranın davacı ... olduğu, davalı ...'nin kötü niyetle hareket ettiğine dair bir tespit yapılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın depolu dükkan olduğunun tespit edilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, davalı ... lehine taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, davalı ...'nin iyi niyetli olduğu belirtilmişse de esnaf olması, ihale tarihi ile satış tarihi arasındaki süre dikkate alındığında Mahkemece yapılan bu tespitin de doğru olmadığını, davalı ...'nin Kangal'da inşaat işleri ile uğraşması nedeniyle dükkanın bedelinin ne kadar olacağını kendisinin bilebilecek konumda bulunduğunu, bu nedenle davalı ...'nin de iyi niyetinden söz edilemeyeceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamından ihalenin feshine dair bir davanın açılmadığı, dolayısıyla ihalenin halen ayakta olduğunun anlaşıldığı ve davalı ...'nin taşınmazı muvazaalı olarak devraldığının iddia edilmediği gerekçesiyle davalı ... yönünden tapu iptali ve tescil ve alacak davasının reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; davacı Belediyenin davaya konu taşınmazın vasıflarında hataya düşerek depolu dükkan vasfındaki taşınmazı deposuz dükkan olarak ihaleye çıkardığı ve ihale sonucunda davalı ... Kunduz (Poyraz)'a satıldığı, davacının ihale bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki farkı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalı ...'den istemesinin mümkün olduğu, sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için, yerine getirilen edim istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebileceği, 02.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın tamamlanmamış haliyle ihale tarihine göre değeri 392.393,20 TL olarak tespit edildiğinden ve istinaf dilekçesinde rapora yönelik bir istinaf bulunmadığından ihale tarihi itibariyle taşınmazın natamam değeri ile ihale edilen bedel arasındaki fark olan 212.193,20 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsiline ve davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği belirtilerek davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, neredeyse 400.000 TL'lik değeri bulunan taşınmazın davalı ... tarafından 53.000 TL bedelle satın alınmasının davalı ...'nin iyi niyetli olmadığını ortaya koyduğunu, davacı ... tarafından 35 numaralı dükkan satılmak istenirken hataen 37 numaralı dükkanın satıldığını bu nedenle taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmesi gerektiğini, diğer yandan taşınmazın ihale bedeli ile dava açıldığı tarihteki natamam değeri üzerinden tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesine rağmen nispi vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. 3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesince ihaleyi ortadan kaldırır şekilde karar verildiğini, ihale şartnamesinin şartlarının açık olmasına rağmen ihalenin feshi davası açılmadığından tapu iptali ve tescil davasının usulden reddi gerektiğini, davalının, taşınmazın Belediye tarafından kendisine gösterilmesi üzerine satın aldığını, ihale zamanı Belediyede çalışan Melih Yıldırım'ın dinlenmesi halinde taşınmazın hataen satılmadığının ortaya çıkacağını, taşınmaz satın alındıktan sonra davalı tarafından masraf yapıldığını, bu masrafların da mahsubu gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hata hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil mümkün olmazsa alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk TBK'nın 30 ila 35 inci maddeleri, TMK'nın 1023 üncü maddesi, 3. Değerlendirme 1.Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. 2. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Elbette bu halde hatanın ileri sürülmesinin TBK'nın 35 inci ve TMK'nın 2 nci maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmaması gerekir. 3. Sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK'nın 35 inci maddesinde öngörüldüğü gibi, hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir. Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir. 4. Davacı ..., Tapu Müdürlüğünden gelen belgelerde dava konusu taşınmazın niteliğinin depolu dükkan yazması gerekirken dükkan yazdığı; taşınmazın yüz ölçümünün de başka bir taşınmazın yüz ölçümü ile karıştırıldığından bahisle eksik bedelle ihale edildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın adlarına tescilini mümkün değilse de tazminat talep etmiştir. 5. Kangal Belediye Başkanlığınca dava konusu bağımsız bölümün de bulunduğu 259 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki 3 tanesi depolu dükkan nitelikli 10 adet bağımsız bölümün 03.05.2019 tarihli Belediye Meclisi kararıyla ihaleyle satışına karar verilmiş; 37 numaralı bağımsız bölüm ihale evrakında dükkan niteliği ve 93 m2 yüz ölçümü ile yer almış ve muhammen bedeli 180.000 TL olarak tespit edilmiştir. 6. 28.06.2019 tarihli açık artırma usulü yapılan ihale sonucu dava konusu bağımsız bölümün 93 m2 olarak dükkan niteliği ile davalı ... (Kunduz) adına 180.200,00 TL bedelle satılmasına karar verilmiş; davalı ... adına 10.07.2019 tarihinde tescil edilmiş; davalı ... tarafından da diğer davalı ...'ye 20.08.2019 tarihinde tapuda 53.000 TL bedelle satış suretiyle devredilmiştir. 7. Dava konusu Kangal ilçesi 259 ada 5 parsel sayılı taşınmazda bulunan tapu kaydında dükkan nitelikli 6700/123780 arsa paylı 37 no.lu bağımsız bölümün, dosya içerisinde bulunan 25.05.2021 tarihli fen bilirkişi raporuna göre dükkan alanı 85 m2, depo alanı 182,00 m2 olarak tespit edilmiştir. 8. Gayrimenkul değerleme uzmanın 02.06.2021 tarihli raporuna göre, bağımsız bölümün davalı ...'ye ihale edildiği tarihteki (28.06.2019) değeri 392.393,20 TL, davanın açıldığı tarihteki değeri (10.02.2020) 419.320,22 TL olarak tespit edilmiştir. 9. Bağımsız bölüm ihale evrakına ilişkin bilgilerde depolu dükkan niteliğiyle yer almadığı gibi yüz ölçümünün de hatalı olduğu, taşınmazın yarı bedelinden daha düşük bedelle davalı ...'ye satıldığı...arafından taşınmazın adına tescilinden 1 ay 10 gün sonra davalı ...'ye satışının gerçekleştiği, davalı ...'nin taşınmazın bedelinin bir kısmını nakit olarak davalı ...'nin kardeşi ...hesabına gönderdiği, bir kısmını ise kendi kardeşine ait (İbrahim Özdal) aracın davalının kardeşi ...a devri ile ödemenin tamamlandığı anlaşılmıştır. 10. Davalı ... yönünden yapılan değerlendirmede; dava konusu bağımsız bölümün deposu bulunmasına rağmen güncel tapu kaydında, davalılara devrine ilişkin resmi senetlerde ve tüm ihale evrakında dükkan niteliği ile hatalı olarak yer aldığı, böylece 182 m2'lik deposuna ihale evrakında yer verilmeden hatalı yüz ölçümü bilgisi sonucu hatalı muhammen bedelle satışa çıkarıldığı, davalı ...'nin bağımsız bölümü satın almadan önce gördüğü, böylece taşınmazın deposunun bulunduğundan haberdar olduğu, kendisinin müteahhitlik işleri ile uğraşmasından dolayı basiretli tacir olarak ihale evrakında 93 m2 olarak görünen taşınmazın yüz ölçümünün hatalı olduğunu anlayabileceği gibi taşınmazın 180.000 TL bedelden daha fazla değerinin olduğunu da bilebilecek yeterlilikte bulunduğu, taşınmazın keşfen belirlenen değeri ile ihale bedeli arasındaki iki katından fazla fark nedeniyle, davacı Belediyenin hataya düşmeseydi deposu ile birlikte 267 m2 olan taşınmazı oldukça düşük bir bedelle satmayacağı anlaşıldığından ihale alıcısı davalı yönünden hatanın varlığı kabul edilmiştir. 11. Dava konusu bağımsız bölümü davalı ...'den satın alan üçüncü kişi konumundaki davalı ... yönünden yapılan değerlendirmede ise; davalı ...'nin bağımsız bölümü satmak amaçlı olarak aldığını iddia ettiği ancak 180.200,00 TL bedelle aldığı taşınmazı 40 gün sonra davalı ...'nin iddiasına göre 180.000,00 TL bedelle satmasının tacir olan satıcı yönünden makul olmadığı, davalı ...'nin bu satın alma işlemine karşı ödemelerinin bir kısmını davalı ...'nin kardeşi Faruk'a yapması, bir kısmını da kardeşinin aracını davalının kardeşine devretmesi ile gerçekleştirmesinin hayatın olağan akışına aykırı göründüğü, davalı ...'nin de ticaretle uğraştığı ve taşınmazın 180.000 TL değerde (resmi senette 53.000 TL) olmayacağını bilebilecek konumda olduğu, sonuç itibariyle taşınmazın devrine ilişkin ödemelerin tarafların kardeşi üzerinden yapılması ve değerinin çok altında olması karşısında, davalı ...'nin TMK'nın 1023 üncü maddesi uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle güvenen üçüncü kişi sayılamayacağı kanaatine varılmıştır. 12. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince davacı Belediyenin asli talebi olan tapu iptali ve tescil yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddedilmesi isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddine, 2.Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, İstek hâlinde peşin alınan temyiz karar harcının ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/2229 E., 2023/7626 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 30 ila 39 uncu maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/2229 E.  ,  2023/7626 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.07.2015-24.01.2019 tarihleri arasında davalının ... Federal Demokratik Cumhuriyeti'ndeki şantiyesinde patlatma formeni olarak ocak ve patlatmalar birim şefliği müdürlüğünde görev yaptığını, müvekkiline ... bitimi sebebi ile çıkışının verileceği, Tanzanya şantiyesine gönderileceği, bu nedenle bir önceki ... sözleşmesinin sonlandıracağının bildirdiğini, davacının, ... görevlendirme yapılacağı hususunda işveren yetkililerinin beyanına inanarak arabuluculuk tutanağını imzaladığını, müvekkiline 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının irade fesadı ve usuli eksiklikler ile baskı altında, hile ve aldatma ile imzalatıldığını ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk tutanığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların ... iradeleri ile katıldıkları müzakerelerin yetkili, tarafsız ve bağımsız arabulucu tarafından, eşitlik ve iradilik ilkelerine dayalı biçimde, interaktif şekilde yürütüldüğünü, ortak irade ile 24.01.2019 tarihli hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk anlaşma belgesi imzalandığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacının, yurda dönüşünün kısıtlandığını belirterek irade fesadına uğradığını ileri sürdüğü tarihin 24.01.2019 olduğunu, bu tarihten sonra yurda döndüğünü ve anlaşma belgesinde belirtilen ödemelerin 11.02.2019 tarihinde yapılmasını beklediğini ve bu süreyi takiben 2 yıl sonra dava açtığını bu nedenle olayların ... olmadığını, irade fesadı iddiası yönünden 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; arabuluculuk sürecinde dosya kapsamına göre davalı işveren tarafından ... sözleşmesi feshedilecek çalışanlara fesih hususu ve arabuluculuk görüşmelerinin yapılacağı yönünde fesih tarihinden önce duyuru yoluyla bildirimde bulunulduğu, bu durumun işyeri uygulaması hâline gelmesi sebebi ile çalışanların Şirket merkezinde arabuluculuk görüşmeleri yapılacağı ve görüşmelerde görüşülecek konulara ilişkin genel bir bilgiye sahip oldukları, arabuluculuk görüşmelerinde çalışanların işverence teklif edilen anlaşma üzerinde düşünmeleri, kendi tekliflerini öne sürmeleri için yeterli zamanın sunulduğu, arabuluculuk tutanağının imzalanması hususunda çalışanlara baskı yapılmadığı, departman müdürlerinin işyerine işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunmadığı, ... bir projede işe alınacak personelin belirlenmesi yetkisinin yönetimde olduğuna dair anlatımları, dosyaya sunulan uçuş bilgilerinin incelenmesinde 27.01.2019 tarihli uçuş için davacı adına bilet alındığı, davalı işverenlikçe arabuluculuk anlaşma tutanağında öngörülen ödemenin 11.02.2019 tarihinde yapılmasının kararlaştırıldığı, bu kapsamda davacının, ...'ye döndüğü, davacının en geç ihtiyari arabuluculuk anlaşması gereğince kararlaştırılan ödeme tarihine kadar beklediği kabul edilse bile her iki tarih yönünden işbu davanın açılmış olduğu 07.09.2020 tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açılmış olduğu, bu itibarla 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalanmasında 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 36 ncı ve 37 nci maddesinde yer ... irade fesadı hâllerinin bulunduğunun davacı tarafça ispat edilemediği ve davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde de açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafça, davacı müvekkiline 24.01.2019 tarihinde ... projede görev verileceği vaadi ile irade fesadı ve usuli eksiklikler ile baskı altında, hile ve aldatma ile ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalatıldığını, taraflar arasında 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanun) hükümlerine ve kanun koyucunun arabuluculuk müessesesini düzenleme amacına uygun olarak yapılmış geçerli bir ihtiyari arabuluculuk görüşmesi ve faaliyeti bulunmadığını, gerek arabulucu gerekse işveren tarafından arabuluculuk süreci hakkında hiçbir bilgilendirme yapılmadan ... ilişkisinin devam edeceğine inandırılarak irade fesadıyla ibraname niteliğindeki sözleşmenin imzalatıldığını, müvekkilinin ihtiyari arabuluculuk başvurusu yapmadığını, işveren tarafından ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalamaya yönlendirildiğini ve zorlandığını, dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde hangi alacak kalemi için ne miktarda ödeme yapılacağının açıkça ve ayrı ayrı kararlaştırılmadığını, müvekkiline ödenecek olan tutar bölümüne yazılan 19.660,23 USD'nin müvekkilin ücret alacağı, kıdem ve ihbar tazminatının toplamı olduğunu, diğer alacak kalemlerine ilişkin hiç ödeme yapılmadığını, pasaportu dahi davalı Şirketin elinde iken ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını, müvekkilinin yeniden işe alınacağı ve Tanzanya'daki şantiyeye gönderilceği vaadi ile aldatıldığını, davacının, işe geri alma vaadinin ... olmadığını anlamasının 17.01.2020 tarihinde olduğunu, dava tarihi 07.09.2020 itibarıyla 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığını, arabuluculuk tutanağının gabin nedeni ile de geçersiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının yeniden işe alınacağı ve Tanzanya'daki şantiyeye gönderileceği vaadi ile aldatıldığı ileri sürülmekte ise de, davacının iradesinin bu şekilde sakatlandığı, kendisine böyle bir vaatte bulunulduğu iddiasını ispata elverişli delil sunulmadığı, yargılama aşamasında davacı asılın bu yöndeki beyanının dosyadaki diğer delillerle desteklenmediği, dolayısı ile davacının aldatıldığını öğrendiği tarihten dava tarihine kadar 1 yıllık hak düşürücü süre dolmadığı iddiasına sonuç bağlanamayacağı, Mahkemenin gerekçesinin oluşa ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 6325 sayılı Kanun'un 1, 2, 3, 8, 9, 11, 13, 15, 17 ve 18 ... maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 30 ila 39 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/3376 E., 2023/6769 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kanunu'nun 14 üncü maddesi, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 30 ila 36 ncı maddeleri, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesi.
9. Hukuk Dairesi         2023/3376 E.  ,  2023/6769 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve katılma yolu ile davacı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun esastan reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 04.03.2003-14.08.2015 tarihleri arasında davalı Şirkette genel müdür yardımcısı unvanıyla çalıştığını, davalı Şirket tarafından istifaya zorlandığını, kendisine istifa etmesi hâlinde kıdem tazminatı tutarında ödeme dâhil işçilik alacaklarının ödeneceği sözünün verildiğini, işten ayrılmak istemediği hâlde kendisine yapılan baskı ve kötü referans verilerek ... bulamayacağı korkusu ile haklarını aldığına dair bir ibraname de imzalayan davacı işçinin yazılı istifasını verdiğini, ancak kendisine taahhüt edilen ödemelerin hiçbirinin yapılmadığını, davalı Şirkette davacı işçi dışında aynı yöntemle istifa ettirilen başka çalışanların da olduğunu, ancak istifa eden diğer işçilere kıdem tazminatları ve diğer hak edişlerinin ödendiğini, davacı işçinin sayısız kez hafta tatili de kullanmadan çalıştığını, haftalık 25-40 saat, aylık 100-160 saat fazla çalışma yaptığını, davacı işçinin tam olarak bilmemekle birlikte kullanmadığı 70 günü ... yıllık izninin bulunduğunu, buna ilişkin yıllık izin ücreti alacağının da ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti alacağı ile fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının istifa etmek suretiyle işten ayrıldığından kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, davacı işçinin davalı Şirkette birinci derece imza yetkili ve işveren vekili olduğunu, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceğini, ücretine fazla çalışma ücretinin de dâhil olduğunu, davacının davalı Şirkette çalıştığı süre boyunca hak ettiği hâlde kullanmadığı yıllık izin hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin 12 yılı ... kıdemi bulunduğu ve prim ödeme ... sayısının 4441 olduğu değerlendirildiğinde, kıdem tazminatı alma hakkı bulunan bir işçinin ... sözleşmesini istifa sureti ile sonlandırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatı almaya hak kazandığı, davacı işçinin operasyondan sorumlu genel müdür yardımcısı sıfatı ile çalıştığı, davalı Şirkette üç ayrı genel müdür yardımcısının bulunduğu, söz konusu kişilerin Yönetim Kuruluna ve genel müdüre bağlı çalıştıkları bir arada değerlendirildiğinde; davacının üst düzey yönetici olmadığı, bu sebeple ispatlanan fazla çalışma süreleri bakımından fazla çalışma ücreti alacağına hak kazandığı, davalı tarafça dosyaya izin bordroları ibraz edilmediğinden davacının izin alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince davalı vekili lehine hükmedilen ret vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını belirterek katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2. Davalı vekili; davacının yaptığı davalı ... zarara uğratan işlemler neticesinde yapılan teftiş incelemesi sonucunda davacının istifa etmek suretiyle ... sözleşmesini feshettiğini, davacının istifa dilekçesinde emeklilik nedeniyle istifa ettiğini belirtmediğini, davalı Şirkete emekliliğe hak kazandığına dair Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından düzenlenen herhangi bir belge de ibraz edilmediğini, davacının 14.08.2015 tarihinde istifa ettikten sonra 09.09.2015 tarihinde SGK'dan sigortalılık ve prim ... sayısını gösteren bir yazıyı temin ederek dosyaya ibraz ettiğini, davacının kıdem tazminatına hak kazanmadığını, davacı ile menfaat birliği içinde olan davacı tanıklarının beyanları doğrultusunda ve ... taraflı olarak hesaplanan fazla çalışma ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının davalı Şirkette genel müdür yardımcısı sıfatıyla ve yüksek ücretle çalıştığını, çalışma saatlerini kendisinin tayin ettiğini, davacının varsa kendi inisiyatifiyle yapmış olduğu fazla çalışmalar bakımından işverenin sorumlu tutulamayacağını, hesaplanan fazla çalışma ücretinin davacıya ödenen primden mahsup edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının davalı Şirket nezdinde yıllık izin alacağının bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hakkındaki soruşturmayı bertaraf etmek için istifa dilekçesi verdiği, istifa dilekçesinde ... bir nedene dayanılmadığı ve dilekçenin genel ibareler içeren bir istifa dilekçesi olduğu, davacının hizmet süresi ve pozisyonu dikkate alındığında istifa dilekçesinin bizzat kendisi tarafından el yazısı ile yazılıp imzalanmış olması nedeniyle el yazılı olarak verdiği istifa dilekçesinin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayabilecek konumda olduğu, nitekim davacı tanıklarının davacının baskıya uğradığına, zorlandığına, bu sebeple istifa dilekçesinin baskı altında alındığına dair beyanlarının bulunmadığı, istifanın haklı bir sebebe dayanmadığı, bu nedenle kıdem tazminatına hak kazanmadığı, davacının pozisyonu itibarıyla hem birinci derecede imza yetkisine sahip üst düzey yönetici pozisyonunda olması, hem görev tanımı belgesindeki görev kapsamı hem de davacı tanıklarının beyanları dikkate alındığında davacının çalışmasını kendisinin ayarladığı, davacıya bu konuda ... ve talimat verildiğine dair delillerin sunulmadığı, fazla çalışma yaptığı yönündeki ispat yükü üzerinde olan davacının bu hususu ispatlayan bir delil sunamadığı, prim almak için yapılan çalışmaların fazla çalışma olarak değerlendirilmeyeceği, üst düzey yönetici olarak görev yapan ve kendi insiyatifinde çalışma zamanını kendisi ayarlayan davacının fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği dikkate alınarak fazla çalışma ücret talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, davacının ödenmeyen yıllık izin ücreti alacağının bulunduğu gerekçeleriyle davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacaklarının reddine; yıllık izin ücreti alacağının kabulüne dair davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkilinin kıdem tazminatını alma olanağına sahip olduğu, davalı Şirkette 12,5 senelik hizmet süresi ve ciddi anlamda birikmiş tazminatı olduğu düşünüldüğünde, kıdem tazminatı almadan istifa yolu ile işten ayrılmasının hayatın olağan akışına uygun bir davranış olmadığı, tanık ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde müvekkilin tazminatlarının ödeneceği vaadiyle irade fesadına uğratıldığı ve istifa ettirildiğinin ... olduğu, davacının yoğun bir şekilde fazla çalışma yaptığı, çalışma saatlerini kendisinin belirlemediğini, primin fazla çalışma ile ilişkisi olmadığının ortaya konduğunu, fazla çalışma alacağından yapılan indirim nedeniyle reddedilen miktar bakımından davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun 41 ve 63 üncü maddeleri ile aynı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı ... Kanunu'nun 14 üncü maddesi, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 30 ila 36 ncı maddeleri, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/668 E., 2023/191 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun’un 30 ila 39 uncu maddeleri arasında “Yanılma, Aldatma ve Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2021/668 E.  ,  2023/191 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin tüm kadının sair istinaf itirazlarının reddine, yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına uyularak İlk Derece Mahkemesi kararının yoksulluk nafakası yönünden kaldırılarak bu konuda yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar davalı-karşı davacı vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-karşı davalı vekili 09.06.2017 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 16.01.2001 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının eşine sözlü ve fiziksel şiddet uyguladığını, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, eşi ve çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkiline hitaben “sen karım değilsin, ölene kadar yatmayacağım senle” şeklinde söylemlerde bulunduğunu, eşler arasında son bir yıldır özel hayatın yaşanmadığını, davalının son olarak 25.02.2017 tarihinde sabaha karşı eve geldiğini, müvekkilinin karnının aç olup olmadığını sorması karşısında “sana ne lan, git başımdan, defol yatağına” boynundaki morluğu soran eşine hayatında başka bir kadın olduğunu söylediğini, bu olaydan sonra ortak eve gelmediğini, evliliğin devamı sırasında davalının ihtiyaç nedeniyle davacıdan ziynet eşyalarını aldığını, bir daha geri vermediğini, müvekkilinin ev hanımı davalının ise ekonomik durumunun iyi olduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 750,00 TL tedbir-iştirak, müvekkili yararına 1.500,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 70.000,00 TL maddi, 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine ve ayrıca belirtilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP VE KARŞI DAVA Davalı-karşı davacı vekili 06.07.2017 tarihli dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin eşi ve özellikle çocuklarına bağlı olduğunu, onları tatillere götürdüğünü, tüm görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini, buna karşılık kadının eşine evliğin ilk gününden itibaren soğuk ve duyarsız davrandığını, duygusal anlamda eşini tatmin etmediğini, birlik görevlerini ihmal ettiğini, kahvaltı dahi hazırlamadığını, aşırı kıskanç tavırlar sergilediğini, sürekli aldatma ile suçladığını, müvekkilinin yoğun iş temposu nedeni ile yaşamış olduğu stresi hafifletmeye çalışmadığını belirterek boşanmayı kabul ettiklerini ve velayetlerin müvekkiline verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2017/350 Esas, 2019/214 Karar sayılı kararı ile boşanmaya sebep olan olaylar değerlendirildiğinde; erkeğin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu ve eşine ait kredi kartını kullanmak suretiyle kadını borca soktuğu, hâl böyle olunca evliliğin bu duruma gelmesinde erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına 500,00 TL tedbir-700,00 TL iştirak, kadın yararına 400,00 TL tedbir-600,00 TL yoksulluk nafakası ile 30.000TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ziynet alacağı davasına yönelik yapılan yargılamada ise talep edilen ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iade mümkün olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.11.2019 tarihli ve 2019/725 Esas, 2019/871 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince yoksulluk nafakası koşulları oluştuğundan kadın eş yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin doğru olduğu ne var ki nafakanın niteliği, tarafların belirlenen ekonomik ve sosyal durumları, tarafların yaşları, evliliğin süresi ve kusur derecelerine göre hüküm altına alınan nafaka miktarının az olduğu gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas., 2020/982 Karar sayılı kararı ile "...1-Davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca "Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar" temyiz edilemez. 02.12.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun'un 44. maddesi ile de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen ek madde 1 uyarınca temyiz parasal sınırlarının (HMK m. 341, 362) Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesine göre her yıl tespit ve ilan edilecek yeniden değerleme oranında artırılması öngörülmüştür. Karar tarihi itibariyle bu miktar "58.800,00 TL" olarak belirlenmiştir. Somut olayda 31.636,00 TL ziynet alacağının ödenmesine karar verilmiş olup, bölge adliye mahkemesince ziynet alacağı davasına yönelik verilen karar kesindir. Bu nedenle davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-Davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. 3- Davacı-karşı davalı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının (TMK m.166/1) yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesince kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden istinaf talebinin kabulü ile tarafların sair istinaf itirazların ise esastan reddine karar verilmiş, istinaf kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından tazminat ve nafaka miktarları yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05/02/2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak davadan feragat, davanın fer'ilerini de kapsar. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas, 2020/469 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı-karşı davalı vekilinin feragat dilekçesinin incelendiği, dilekçesinde müvekkilinin “boşanma talebinden feragat ettiğini, ziynet alacağı davasının devam etmesini ayrıca tarafların halen ayrı yaşayıp çocukların velayetinin annede bırakılmasını ve tedbir nafakalarının devamını” istediğini görüldüğü, tarafların boşanma kararını istinaf etmemeleri nedeniyle boşanma kararının kesinleştiği, bu nedenle feragat beyanının hukuken sonuç doğurmayacağı, boşanma davasından feragat edildiği takdirde feragatin boşanmanın fer'îleri yönünden hukuki sonuç doğuracağı muhakkak ise de davacı tarafın boşanmanın kesinleştiğinden habersiz şekilde yapmış olduğu feragatin boşanmanın fer'îlerini kapsayacağı yönünde yorum yapılamayacağı, asıl iradenin boşanmaktan feragat yönünde ortaya konulduğu, boşanma kesinleştiği için fer'îleri yönünden boşanmadan bağımsız olarak her bir talep için feragat iradesinin açıklanmasının zorunlu olduğu, eldeki davada kadın eşin boşanmanın fer'îleri yönünden feragat iradesi bulunmadığı gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...İlk derece mahkemesince verilen ilk hükme karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesince, davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakasına yönelik istinaf talebi kabul edilmiş, tarafların sair istinaf talepleri ise esastan reddedilmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararının taraflarca temyizi üzerine, Dairemizin 11.02.2020 tarihli ilamıyla; dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekilinin 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan ettiği, kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleştiği, bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmayacağı ancak davadan feragat, davanın ferilerini de kapsadığından bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak hükmün bozulmasına karar verilmiş, davalı-karşı davacı erkeğin temyiz itirazları ise reddedilmiştir. Ancak, bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmeyip davacı-karşı davalı kadın lehine yoksulluk nafakası yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. . D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı-karşı davacı vekili, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamada bozmaya uyulduğu hâlde bozma gereklerinin yerine getirilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; bölge adliye mahkemesince verilen kararın Özel Daire tarafından bozulması üzerine, bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda; bozma ilâmına uyulduğu hâlde, bozma gereklerinin yerine getirilip getirilmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 nci maddesi şöyledir: " Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. 2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310 ve 311 inci maddeleri şöyledir: "Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir." " (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle feragat kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. 2. Bilindiği gibi özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiştir. Özel hukuktan kaynaklanan tasarruf yetkisi, uyuşmazlıktan önce başlayıp uyuşmazlığın yargı organına intikal ettiği ve yargı organı önünde görüldüğü anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. 3. Nitekim 6100 sayılı Kanun’un 307 inci maddesinde feragat tanımlanmış ve davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak ifade edilmiştir. 4. Feragat davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (HMK md. 309/1). Yine feragatin hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK md. 309/2). Ancak feragat, kayıtsız ve şartsız olmalı, kesin ve açık bir irade beyanı ile yapılmalıdır. 5. Davadan feragatin zamanı ise 6100 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinde düzenlenmiş ve feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davadan feragat edilmesi mümkündür. 6. Eldeki davada; ilk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne karşı davanın reddine dair verilen 07.03.2019 tarihli karar; davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından nafaka ve tazminatlar yönünden, davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise her iki dava ve fer'îleri yönünden istinaf edilmiş, bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada erkeğin tüm kadının ise yoksulluk nafakası dışından kalan istinaf itirazlarının reddi ile kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin 01.11.2019 tarihli bu kararı davacı-karşı davalı kadın vekili tarafından nafaka ve tazminatlar yönünden, davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilmiştir. Davacı-karşı davalı kadın vekili 21.04.2019 tarihli istinaf dilekçesinde "Sayın Mahkemece TMK 166/1 maddesi uyarınca verilen boşanma kararına" ilişkin bir itirazımız bulunmamaktadır dediği, buna karşılık davalı-karşı davacı erkek vekilinin de 27.11.2019 tarihli temyiz dilekçesinde "kararı boşanma yönünden temyiz etmiyoruz, boşanmanın kesinleştirilmesini talep ediyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur. Erkek eş vekilinin iş bu temyiz dilekçesi kadın eş vekiline elektronik tebligat yolu ile 02.12.2019 tarihinde tebliğ edildikten sonra ilk derece mahkemesince boşanma yönünden 28.11.2019 tarihinde kesinleştiğine karar verildiği ve bu tarihten sonra davacı-karşı davalı vekilinin dosya Yargıtay'da temyiz aşamasında iken 05.02.2020 tarihli dilekçe ile boşanma talebinden feragat ettiği anlaşılmıştır. 7. Özel Daire tarafından gerçekleştirilen 11.02.2020 tarihli incelemede; erkeğin ziynet alacağı davasına yönelik verilen hükmün miktar itibariyle kesin olduğu belirtilerek bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine, bunun dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; kadın eşin 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiği, her ne kadar boşanma hükmü temyiz kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş ise de davadan feragatin davanın fer'ilerini de kapsayacağı, hal böyle olunca bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulmasına karar verilmiştir. 8. Bölge Adliye Mahkemesince Özel Dairenin yukarıda belirtilen bozma ilâmının taraflara tebliğ edildiği, 25.06.2020 tarihli duruşmada taraf vekillerinin hazır bulunduğu, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas, 2019/982 Karar sayılı bozma ilâmının okunduğu, taraf vekillerinden bozma ilâmına karşı diyeceklerinin sorulduğu, kadın vekilinin bozma ilamına uyulmamasına buna karşılık erkek vekilin bozma ilamına uyulmasına karar verilmesini talep ettiği, sonrasında mahkemece "usul ve yasaya uygun olan bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek tefhimle açık yargılamaya devam olunduğu" anlaşılmaktadır. 9. Bilindiği gibi davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermiş olur. Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez; feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz. 10. Ancak irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir (HMK. md. 311). Çünkü bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. 11. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun’un 30 ila 39 uncu maddeleri arasında “Yanılma, Aldatma ve Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli olmayıp, 6100 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde de açıkça belirtildiği gibi iptal hakkıdır. 12. Davadan feragatin; hata, hile ve ikrah nedenleriyle iptali ayrı bir dava açılarak ileri sürülebileceği gibi irade bozukluğu nedenleriyle feragatin geçersiz olduğu aynı dava içinde de ileri sürülebilir. Bu durumda mahkemece iddiaya ilişkin deliller toplanarak, feragat beyanının hukuki bir sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Ne var ki, böyle bir inceleme yapılıp karar verilebilmesi için öncelikle feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmesi gerekmekte olup, bu konuda mahkemece kendiliğinden inceleme yapılması olanaklı değildir. 13. Bozma sonrası davacı-karşı davalı kadın vekiline bozma ilâmının usulüne uygun tebliğ edildiği hâlde ve ayrıca hazır bulduğu duruşmada, bozma ilâmının yüzüne okunmasına karşın, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan 25.06.2020 tarihli duruşmada vekilin 05.02.2020 tarihli feragat dilekçesi hakkında irade bozukluğu nedenlerinden herhangi biri nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 311 inci maddesi gereğince iptalinin talep edilmediği görülmektedir. Dolayısıyla Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamada, feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülmemiş olduğu eldeki davada, bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada feragat beyanının hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı hakkında kendiliğinden inceleme yapılıp, sonuç olarak feragat beyanının irade bozukluğu nedeniyle geçersiz olduğuna yönelik karar verilmesi mümkün değildir. 14. Öte yandan eldeki davada usuli kazanılmış hak kavramın da açıklanmasında yarar vardır. 15. Usuli kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 16. Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki; gerek 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK), gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. 17. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen usuli kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnası olup, bu husus 04.02.1959 gün ve 1957/13 Esas-1959/5 Karar sayılı YİBK'da “...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,...” şeklinde ifade edilmiştir. 18. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulî, C.V, ..., 2001, s. 4738 vd). 19. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.07.2020 tarihli ve 2017/20-1548 Esas, 2020/572 Karar; 09.07.2020 tarihli ve 2020/4-334 Esas, 2020/580 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 20. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Aynı şekilde mahkemece verilen ilk hükmün temyiz edilmemesi hâlinde, hükmü temyiz etmeyen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). 21. Diğer yandan bir mahkeme kararını temyiz etmeyen taraf hakkında “kararı bu haliyle benimsemiş olduğu” sonucuna ulaşılır. Kararın temyiz edilmeyerek şekli anlamda kesin hükme dönüşmesi karar lehine olan için usuli müktesep hak oluştururken, karar aleyhine olan kimse için de bir katlanma yükümlülüğü meydana getirir. Bu katlanma yükümlülüğünün bir görünümü de yerel mahkemenin direnme suretiyle verdiği karara karşı da temyiz yoluna gidilemeyecek olmasıdır. Zira hüküm ve sonuçları itibariyle direnme kararı, ilgilisi bakımından, temyiz edilmeyerek benimsenmiş önceki kararın aynısıdır. 22. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olaya gelindiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas., 2020/469 Karar sayılı kararı ile Özel Dairenin 11.02.2020 tarihli ve 2019/8470 Esas, 2020/982 Karar sayılı onama ve bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada davacı-karşı davalı kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verildiği, hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin 25.06.2020 tarihli ve 2020/526 Esas, 2020/469 Karar sayılı kararı ile hükmün sadece kadın yararına hükmolunan yoksulluk nafakası yönünden bozulması karşısında eldeki uyuşmazlığın yoksulluk nafakasına ilişkin olduğu anlaşılan uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma kararına uyulması ile erkek yararına usuli kazanılmış hak doğduğu gözetilmeksizin kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi usul ve yasaya uygun değildir. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, fer'îlerin asıla sıkı sıkıya bağlı olduğu durumlarda davanın aslından feragat etmenin fer'îleri de kapsayacağı hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte, boşanmanın kesinleşmiş olması nedeniyle asıl dava olan boşanma bakımından hüküm ve sonuç doğurmayacağı açık olan feragat iradesinin fer'îler için geçerli olduğunu söylemenin ciddi bir adalet sorgulamasına sebebiyet vereceği, bu nedenle direnme gerekçesinin isabetli olduğu, ne var ki davalı-karşı davacı vekilinin miktara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı-karşı davacı vekillinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.03.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda, erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden istinaf talebinin kabulüne, tarafların sair istinaf itirazlarının ise esastan reddine karar verilmiştir. İstinaf kararına karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından tazminat ve nafaka miktarları yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kendi davasının reddi, kusur belirlemesi, tazminat, nafaka, velayet ve ziynet yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kaldığından Dairece bu hükmün kesinleştiği kabul edilmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanının boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmayacağına hükmedilmiştir. Ancak Dairece davadan feragatin, davanın fer'îlerini de kapsadığı belirtilerek bu hususun gözetilip bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafaka yönünden bozulmasına karar verilmiştir. BAM tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılamada, davacı-karşı davalı vekilinin feragat dilekçesinin incelendiği, dilekçesinde müvekkilinin “boşanma talebinden feragat ettiğini,ziynet alacağı davasının devam etmesini, ayrıca tarafların hâlen ayrı yaşayıp çocukların velayetinin annede bırakılmasını ve tedbir nafakalarının devamını” istediğinin görüldüğü, tarafların boşanma kararını istinaf etmemeleri nedeniyle boşanma kararının kesinleştiği, bu nedenle feragat beyanının hukuken sonuç doğurmayacağı, boşanma davasından feragat edildiği takdirde feragatin, boşanmanın fer'îleri yönünden hukuki sonuç doğuracağı muhakkak ise de davacı tarafın boşanmanın kesinleştiğinden habersiz şekilde yapmış olduğu feragatinin boşanmanın fer'îlerini kapsayacağı yönünde yorum yapılamayacağı, asıl iradenin boşanmaktan feragat yönünde ortaya konulduğu, boşanma kesinleştiği için fer'îleri yönünden boşanmadan bağımsız olarak her bir talep için feragat iradesinin açıklanmasının zorunlu olduğu, eldeki davada kadın eşin boşanmanın fer'îleri yönünden feragat iradesi bulunmadığı gerekçesiyle kadın yararına 1.000,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Hükmün davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, “bölge adliye mahkemesince bozmaya uyulduğu halde, bozma gereği yerine getirilmeyip davacı-karşı davalı kadın lehine yoksulluk nafakası yönünden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. BAM tarafından önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, kesinleştiği için feragat edilmesi mümkün olmayan ve Dairece de geçerlilik tanınmayan feragat iradesinin davanın fer'îleri olan nakafa ve tazminat için geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın çoğunluk daire görüşüne uygun olarak boşanma davasından feragat edilmiş ise bu feragat, davanın aslı olan boşanma yönünden hukuki sonuç doğurmasa bile bunun, davanın fer'îleri bakımından hukuki sonuç doğruacağına karar vermiştir. Bu ise boşandığı hâlde davacı kadının hak ettiği nafaka ve tazminatın kendisine verilmemesi anlamına gelmektedir. Sayın çoğunluğun bu görüşüne aşağıda belirteceğimiz nedenlerle katılmamaktayız. BAM kararında da belirtildiği üzere fer'îlerin, asıla sıkı sıkıya bağlı olduğu durumlarda davanın aslından feragat etmenin bunun fer'îlerini de kapsayacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira fer'î talepler, aslın ortaya çıkaracağı maddi ve hukuki sonuçların adeta zorunlu bir tezahürü olarak ortaya çıkmaktadırlar. Bu çerçevede feragat nedeniyle boşanmanın gerçekleşmemesi durumunda evlilik birliği devam ettiği için eşe nafaka veya tazminat ödenmesi akla ve mantığa uygun olmayacaktır. Dolayısıyla boşanmanın feragat nedeniyle gerçekleşmediği mutat durumlarda feragatin fer'îleri de kapsaması son derece makul ve adil bir sonuca tekabül etmektedir. Ancak boşanmanın kesinleşmiş olması nedeniyle asıl için hüküm ve sonuç doğurmayacağı kabul edilen feragat iradesinin, fer'îler için geçerli olduğunu söylemek ciddi bir makuliyet ve adalet sorgulamasına sebebiyet verecektir. Madem ki feragat iradesi sadece boşanma talebine hasredildiği hâlde sırf “feri asıla tabidir” kuralı gereği fer'înin de bundan etkilenmesi gerektiği kabul edilmektedir, bir başka ifadeyle fer'î bağımsız bir talep konusu olmayıp sadece asıla tabi olduğu için aslın kaderine bağlı olduğu veri olarak alınmaktadır, o hâlde asıl için geçersiz kabul edilen bir irade açıklamasının da aynı mantık gereği fer'î için de geçersiz olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle buradaki sorunun “feri asıla tabidir” ilkesinin standart/kurallı olarak (aynı koşullarda aynı sonucu doğurma prensibine uygun) uygulanmamasından kaynaklandığı söylenebilir. Bu çerçevede madem ki geçerli bir feragat hâlinde asıl talep olan boşanmadan vazgeçmek, fer'îler olan tedbir ve tazminattan da vazgeçmek sonucunu doğuruyor ise asıl talep için geçersiz sayılan bir feragatin fer'îler için da geçersiz olduğunun kabul edilmesi gerekir. Öte yandan buradaki sorunun bir başka şekilde çözüme kavuşturulması da düşünülebilir: Bu çerçevede bir bütün olduğu için aynı kurala tabi tutulan asıl ve fer'înin, parçalanması hâlinde aynı kurala tâbi olmayacağı benimsenebilir. Buna göre boşanma olan asıl ile nafaka ve tazminat olan fer'îlerin bütünlüğünün bozulmadığı durumlarda kural olarak “feri asıla tabidir” ilkesinin uygulanması son derece doğal ve makuldür. Eş deyişle, boşanma asılından feragat edildiğinden hem boşanma ve hem fer'îlerinden vazgeçildiğinin kabul edilmesi gerekir. Ancak herhangi bir hukuki veya maddi nedenle bu bütünlüğün bozulduğu istisnai durumlarda, yani boşanma gerçekleşmesine rağmen nafaka ve tazminatın ödenmemesinin söz konusu olduğu durumlarda fer'înin asıla tabi olduğunu söylemek (“feri asıla tabidir” kuralının kendisi bütünlük fikrinden kaynaklandığı için) makul ve hukuka uygun değildir. Somut olaya baktığımızda temyiz aşamasındaki davada taraflar boşanmayı temyiz konusu etmediği için boşanma kararı kesinleşmiştir. Ancak Dairenin önündeki davada nafaka ve tazminata ilişkin davalar devam etmektedir. Kesinleşmeyle birlikte asıl olan boşanmayla fer'î olan tazminat ve nafaka arasındaki bütünlük bozulmuştur. Bu durumda “feri asıla tabidir” kuralı geçerli olmayacak, tarafların fer'îlerden vazgeçmesi için sadece asıldan vazgeçmesi yeterli kabul edilmeyecektir. Fer'î ile asıl arasındaki bütünlük koptuğu için fer'îden vazgeçildiğinin kabul edilebilmesi için fer'îden vazgeçildiği yönünde ayrıca ve açıkça bir irade açılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Nitekim direnen BAM’ın kabulü de bu yöndedir. Aksi durum, somut olayda da görüldüğü üzere kocasının ağır kusuru nedeniyle boşanmak zorunda kalan ev hanımı bir kadının, boşanmanın adeta zorunlu sonucu olan ve hakettiği açık olan nafaka ve tazminat miktarından mahrum kalması gibi hukuk mantığına, adalete ve vicdana sığmayan sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilecektir. Belirtmek gerekir ki çoğu zaman hukuk kuralları soyut olup bunların somut olayın özelliği dikkate alınarak yorum yolu ile somutlaştırılması gerekir. Bu somutlaştırma yapılırken normun konuluş amacına uygun olarak somut olayda adalet nasıl gerçekleşecek ise soyut kural ona göre anlamlandırılmalıdır. Aksi takdirde hukuk ile adalet arasındaki ilişkinin kurulması mümkün olmaz. Bu nedenle de olabildiğince toptancı, genel değerlendirmelerden kaçınarak her hukuki olayın kendine has (unique) ve istisnai özelliklerini dikkate alarak bir sonuca ulaşmak gerekir (bkz. Yelken, Hamit (2016) “Anayasa Mahkemesinin Hukuk Yapımı), içinde Hukuk Politikası, Ali Şafak Balı (Ed.), Ankara, Astana Yayınları s:258 vd). Özellikle bir kuralın adalete uygun olan ve olmayan iki yorumunun yapılması mümkün ise adalete uygun olanın kabul edilmesi, Anayasa’nın 138 inci maddesinde ifadesini bulan hukuka uygun hüküm verme kuralının bir gereği olarak görülmelidir. Bu çerçevede “feri asıla tabidir” kuralının da somut olayın istisnai özellikleri dikkate alındığında bu uyuşmazlıkta yukarıdaki gibi yorumlanması gerektiği açıktır. Son olarak sayın çoğunluk, BAM’ın Dairenin ilk bozma kararından sonra bozmaya uyduğuna karar vermekle artık davalı yararına usuli kazanılmış hak doğduğu gerekçesine de dayanmıştır. Kanaatimizce söz konusu kararında bu şekilde yorumlanması yerinde değildir. Zira Daire şu gerekçe ile kararı bozmuştur: “Dosya Yargıtay aşamasında iken davacı-karşı davalı kadın vekili 05.02.2020 tarihli dilekçesi ile boşanma talebinden feragat ettiklerini beyan etmiştir. Kadının davasında verilen boşanma hükmü temyizin kapsamı dışında kalıp kesinleşmiştir. Bu sebeple kadının feragat beyanı boşanma hükmü yönünden hukuken geçerli sonuç doğurmaz. Ancak davadan feragat, davanın fer'îlerini de kapsar. Bu husus gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün kadın lehine hükmolunan tazminat ve nafakaya yönelik olarak bozulması gerekmiştir...” Görüldüğü üzere Daire feragatin kural olarak fer'îlerini de kapsayacağını kararında belirtmekle birlikte buna dayanarak “kadın davacının feri taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir” şeklinde kesin bir ifade kullanmamış, davadan feragatin gözetilerek bir karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir. BAM da kararında bu hususu gözetmekle kalmamış, kuralı ayrıntılı bir şekilde irdelemiş ve kural olarak asıldan feragatin fer'îlerini de kapsayacağının tereddütsüz olacağını belirtmiştir. Ancak somut olayda boşanma artık kesinleştiği için sırf boşanma bakımından yapılan bir irade açıklamasının artık bu somut olaya uygulanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Bu çerçevede BAM’ın bozma kararına uygun hareket etmediği de söylenemez. Öte yandan görüşmeler sırasında bazı üyelerce bozma kararı verilmesi ve BAM’ın da buna uymasından sonra artık Dairece önceki bozma kararından farklı bir karar verilemeyeceği, bu hususta usuli bir kazanılmış hak doğduğu ifade edilmiş ise de bu görüşlere de katılmak mümkün değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373 üncü maddesinin (6) numaralı fıkrasında “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre bu hüküm uyarınca önceki bozmanın aksi yönde yeni bir bozma yapılabilecek, ne var ki bu son bozmadan sonra verilen kararın denetimi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Buradan hareketle ilk bozmaya uymanın usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı sonucuna varılabilir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu 2017/2620 Esas, 2021/445 Karar sayılı ilamında HMK 373/6 ncı maddesinin usuli kazanılmış hakkın istisnası olduğunu kabul etmiştir. Açıklanan nedenlerle; BAM’ın direnme kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/482 E., 2023/992 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ilâ 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ilâ 39 uncu maddeleri arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2021/482 E.  ,  2023/992 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/3 E., 2020/196 K. KARAR : Davanın kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.06.2019 tarihli ve 2016/983 Esas, 2019/4075 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili; müvekkili ...’in müteveffa kardeşi ... ...’in 20.11.2009 tarihli vasiyetname ile yasal mirasçısı olduğunu, davalı ve dava dışı eşinin ... ... hayatta iken her iki kardeş ile yakınlık kurduklarını, dava dışı ... ...’in vefatından sonra diğer hissedarların paylarının devrine dair bir kısım taşınmaz devir işlemleri sırasında ailenin malvarlığı hakkında malumat sahibi olduklarını, bu işlemlerden sonra 29.11.2010 tarihinde davalının eşi ile birlikte yapılan devir işlemlerinde bir takım düzeltmelerin yapılması gerektiğinden bahisle davacı ve müteveffa kardeşini tapu sicil müdürlüğüne götürdüklerini ancak burada davacı ve müteveffa kardeşinin iradelerini sakatlayarak dava konusu taşınmazlardaki hisseleri üzerindeki çıplak mülkiyetlerini, intifa hakları saklı tutularak değerinin çok altında bir bedelle devrettirdiklerini, davalı ve eşinin müvekkili ve müteveffa kardeşinin ileri yaşlarından, iyiniyetlerinden ve bilgisizliklerinden kötüniyetle istifade ettiklerini, devir sırasında ileri yaşlardaki müvekkili ve müteveffa kardeşinin fiil ehliyetlerine dair raporun yer almadığını, gabin, hata ve aldatma koşullarının gerçekleştiğini, davalı tarafa anılan hükümsüz devir işlemleri ile bağlı olmadıklarının bildirildiğini, devir bedeli olarak herhangi bir bedelin de ödenmediğini ileri sürerek İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 241 ada 1 parselde kayıtlı 22 numaralı bağımsız bölüm ile İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 699 ada 68 parselde kayıtlı 6 numaralı bağımsız bölümün müvekkili ve müteveffa kardeşi adına kayıtlı olan paylarının mülkiyetlerinin davalıya devrine ilişkin işlemlerinin hükümsüzlüğünün tespitine, anılan taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili ve müteveffa kardeşi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; davacı ve müteveffa kardeşinin iradesinin sakatlanmadığını, davacı ve müteveffa kardeşinin müvekkili ve eşi ile çok yakın olduklarını, davacı ve müteveffa kardeşinin vefat eden küçük kardeşlerinin varisleri ile olan anlaşmazlıklarının müvekkili ve eşi tarafından giderilerek anılan varislerin davacı ve müteveffa kardeşine devir işlemlerinin müvekkili ve eşinin yardımları ile tamamlandığını, sonrasında dava konusu taşınmazların devri isteğinin davacı ve müteveffa kardeşi tarafından müvekkiline iletildiğini, teklifin müvekkili ve eşi tarafından uygun bulunduğunu, taşınmazlarının intifa hakkı saklı kalmak kaydıyla davacı ve müteveffa kardeşi tarafından 430.000,00 TL olarak belirlenmesi sonrasında bu bedelin müvekkilince kabul edilerek devirlerin gerçekleştirildiğini, davacı ve müteveffa kardeşinin devir işlemleri sırasında fiil ehliyetini haiz olduklarını, bu devirler sonrasında başka taşınmazlarının da devrinin müvekkili ve eşi yardımıyla sağlandığını, müvekkilinin iyiniyetli olup davacı ve müteveffa kardeşinin iradesini sakatlamaya ihtiyaç duymayacak düzeyde malvarlığı sahibi olduğunu, dava konusu taşınmazların bedelinin ödendiğini, bu bedelden müvekkilinin eşi tarafından davacı ve müteveffa kardeşine yapılan ödeme ve masrafların mahsup edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 6. İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2013 tarihli ve 2011/435 Esas, 2013/157 Karar sayılı kararı ile; tanık beyanlarına göre davalının eşinin davacıya üvey kardeşinin vefatında tapuda yapılan işlemlerde yardımcı olduğu, davacının güvenini kazandığı, tapuda yapılan bu işlemden sonra tapuda eksik imza bulunduğuna davacıyı inandırarak dava konusu taşınmazların satışının gerçekleştirildiği, davacının dava konusu taşınmazların satışı yönünde bir iradesi bulunmadığı gibi satmasını gerektirecek bir durumunun da bulunmadığı, ayrıca satış bedelinin 6 ay içinde aralıklarla taksitler hâlinde ve elden paket içinde ödenmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, hile ile tapuda devir işleminin davalının eşi tarafından gerçekleştirildiği, herhangi bir satış bedelinin de davacıya ödenmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 241 ada 1 parselde bulunan 22 numaralı mesken ile İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 699 ada, 68 parselde bulunan 6 numaralı meskenin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı ve Sonrası 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.09.2014 tarihli ve 2013/13167 Esas, 2014/15146 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazların keşfen belirlenen değerleri üzerinden eksik harcın ikmali sonrasında iddia, savunma ve delillerin değerlendirilerek bir karar verilmesi için karar bozulmuştur. 9. İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.06.2015 tarihli ve 2015/47 Esas, 2015/225 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak ve bozma kararı gereğince eksik harç ikmal edilerek önceki gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.06.2019 tarihli ve 2016/983 Esas, 2019/4075 Karar sayılı kararı ile; “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 241 ada 1 sayılı parseldeki 22 no’lu bağımsız bölümün ¾ payı ..., ¼ payı ... ...; 699 ada 68 sayılı parseldeki 6 no’lu bağımsız bölümün ½ payı ..., ½ payı ... ... adlarına kayıtlı iken, ... ve ...’nin bizzat, anılan payların intifa haklarını üzerlerinde bırakarak çıplak mülkiyetlerini ...’ya satış suretiyle temlik ettikleri, 22 no’lu bağımsız bölüm için toplam 20.000,00 TL ve 6 no’lu bağımsız bölüm için toplam 40.000,00 TL satış bedelinin gösterildiği, hem ...’nin hem de ...’nin satış akdini ‘’ okudum ‘’ yazarak imza ettikleri anlaşılmaktadır. Dayanılan hukuksal nedenler gözetildiğinde davacı ... ile kardeşi ...’nin sosyal ve ekonomik durumlarının incelenmesinde; davacı ...’nin 1924 doğumlu bekar, öğretmen okulundan mezun ve öğretmenlik mesleğinden emekli, temel ihtiyaçlarını karşılayabilen birisi olduğu, kardeşi ...’nin ise 1923 doğumlu bekar, doktorluk mesleğinden (ortopedi uzmanı) emekli olmuş, yaşlılıktan ve şeker hastalığından kaynaklanan rahatsızlıkları bulunan birisi olduğu, ... ve ...’nin gördükleri eğitim, icra ettikleri meslek, edindikleri tecrübe ve birlikte yaşayarak karşılaştıkları durumu müzakere etme olanakları değerlendirildiğinde bilinçli bireyler oldukları sonucuna varılmaktadır. Dinlenen davacı tanıklarının görgüye dayalı bilgiden ziyade ... ve ...’den dinledikleri olayları anlattıkları, ... ve ...’nin çekişmeli taşınmazların devri sırasında davalı veya eşi tarafından aldatıldığına dair aydınlatıcı beyanlarının bulunmadığı görülmüştür. 6100 sayılı HMK’nin 190. ve 4721 sayılı TMK’nın 6. maddeleri uyarınca herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğu kuşkusuzdur. Ne var ki davacı taraf, davalı veya eşinin hangi eylemleri ile dava konusu taşınmazların devri hususunda kendi iradesinde bir yanıltma gerçekleştirdiğini ortaya koyabilmiş değildir. Tüm tanık beyanları değerlendirildiğinde, davacının iradi olarak çekişmeli taşınmazı davalıya devrettiği, davalının ise bu iradenin oluşumu sırasında davacıyı yanıltmadığı, dosya kapsamında aksine bir delilin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Bu tanım ile olaya bakıldığında, gabinin koşullarının da oluştuğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de, davacı ... kardeşi olan ...’nin tüm malvarlığını vasiyetname ile kendisine bıraktığını ileri sürerek onun adına da dava açtığını ve ...’nin devrettiği payların da adına tescilini istemiş ve mahkemece de bu yönde karar verilmiş ise de; ...’nin terekesinden çıkmış dava konusu taşınmazlar yönünden ...’nin tüm mirasçıları tarafından dava açılması gerektiği, davacı ...’nin tek başına dava açmakta aktif dava ehliyeti bulunmadığı, ...’nin dava dışı mirasçılarının da olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması da isabetsizdir …” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 12. İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.09.2020 tarihli ve 2020/3 Esas, 2020/196 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; bozma kararındaki tespitlere rağmen 86 ve 87 yaşlarındaki kişilerin ne kadar bilinçli olurlarsa olsunlar yaşları göz önüne alındığında kandırılmaya daha müsait oldukları, davalının eşinin davacıya üvey kardeşinin vefatında tapuda yapılan işlemlerde yardımcı olduğu, davacının güvenini kazandığı, tapuda yapılan bu işlemden sonra tapuda eksik imza bulunduğuna davacıyı inandırarak dava konusu taşınmazların satışının gerçekleştirildiği, davacının dava konusu taşınmazları satma iradesi bulunmamasına rağmen hile ile tapuda satış işleminin davalının eşi tarafından gerçekleştirildiği, herhangi bir satış bedelinin de ise davacıya ödenmediği, davacının müteveffa kardeşinin devrettiği paylar yönünden davacının yargılama aşamasında vefat etmesi ve mirasçıların davayı takip etmesi nedeniyle husumet ehliyetinin de gerçekleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle dava konusu taşınmazların davalıya devrinde davacı ve müteveffa kardeşinin aldatma yoluyla iradelerinin sakatlandığı ve bu suretle aynı devre dair aşırı yararlanma iddialarının ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 16. Bilindiği üzere, özel hukukta kişilerin irade özgürlüğüne sahip oldukları ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altına girecekleri temel bir ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilkenin doğal sonucu olarak borçlar hukuku alanında sözleşme özgürlüğü ilkesi esastır. Bu ilke sayesinde kişiler özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içerisinde yapacakları sözleşmelerle özgürce düzenleme olanağı bulmaktadır. Bu bağlamda kişilerin işlem (sözleşme) iradelerinin sağlıklı olması ve gerçek iradelerini yansıtması büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü irade açıklaması, bir hukuki işlemin temel kurucu unsurudur. Bu nedenle hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun bir hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle kişinin işlem iradesi oluşum ya da açıklama aşamasında sakatlanabilir. Bu sakatlık, iradenin özgür bir biçimde oluşmadığını veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığını gösterir. 17. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 392). İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ilâ 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ilâ 39 uncu maddeleri arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir. 18. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli değildir. Mülga BK’nın 23 ve devamı maddelerinde “...ilzam olunamaz.” (BK md. 23), “...o akit ile ilzam olunmaz.” (BK md. 28), “...kendi hakkında lüzum ifade etmez” (BK md. 29/I), TBK'da ise “... bağlı olmaz.” (TBK md. 30), “...sözleşmeyle bağlı değildir.” (TBK md. 36 ve md. 37/1) şeklindeki ibareler kullanılmak suretiyle irade bozukluğuyla yapılan sözleşmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi bağlamayacağı öngörülmüş ve bu kişiye belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı tanımıştır. İrade bozukluğu hâlleri, tüm hukuki işlemler yönünden oldukça önem taşımakta ve koşulları oluştuğu takdirde yapılan işlemin iptal edilmesi sonucunu doğurmaktadır. 19. Aldatma da iradeyi sakatlayan sebeplerden biri olup genel olarak, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Görüleceği üzere aldatmada/hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur. Hilede irade sakatlığı iradenin beyanında değil, iradenin oluşumunda meydana gelmektedir. İradenin oluşumundaki sakatlık ise kişinin kendisi dışında başka birinin kasıtlı bir aldatma fiiliyle gerçekleşmektedir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar sayılı, 08.07.2020 tarihli ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararlarında, hilenin; gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılması olduğu vurgulanmıştır. 20. Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart aldatma fiilidir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez. Zira aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart; aldatma kastıdır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmağa sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. 21. Üçüncü şart ise illiyet bağıdır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar sayılı; 08.07.2020 tarihli ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları). Ancak, hile üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Böyle bir durumda kural olarak aldatılan taraf sözleşme ile bağlı ise de üçüncü kişinin hilesini karşı taraf sözleşmenin yapıldığı sırada biliyor ya da bilmesi gerekiyor ise aldatılan taraf sözleşmenin iptalini isteyebilir. 22. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere taraflardan biri diğer tarafı hileyle sözleşme yapmaya yöneltmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı hâlinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. 23. Diğer taraftan, aldatmayı/hileyi ispat yükü, aldatılan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 203/1-ç maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 7 nci maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından, aldatma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür. 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazların davacı ve müteveffa kardeşi ... ... tarafından davalıya devredildiği, taşınmazların devrine ilişkin olarak davalı tarafça elden ödeme yapıldığına dair savunma yapılıp davalı tarafın tanıklarından birinin beyanlarında kapalı zarf teslimi dışında ödemeye dair herhangi bir somut ve açık beyanın mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. 25. Her ne kadar Özel Daire kararında; davacı ve müteveffa kardeşi ...’nin sosyal ve ekonomik durumları ile eğitim seviyeleri ve tecrübelerinden hareketle karşılaştıkları durumu müzakere etme olanakları değerlendirildiğinde bilinçli bireyler oldukları, tanık beyanlarının iradelerinin sakatlandığına dair aydınlatıcı belirlemeler içermediğinden bahisle hile/aldatma iddialarının ispatlanamadığı kabul edilmiş ise de; dava konusu taşınmazların devir tarihlerinde davacının 86, kardeşi müteveffa ... ...’in 87 yaşlarında oldukları sabittir. Dolayısıyla davacı ve müteveffa kardeşinin, eğitim durumları ile sosyal ve ekonomik durumları yanında ileri yaşları da nazara alınarak dava konusu taşınmazların devirleri sırasında iradelerinin sakatlanma ihtimalinin yüksek olduğunun kabulü zorunludur. 26. Dosyada mevcut tanık beyanlarında; davacı ve müteveffa kardeşinin dava konusu taşınmazları devir iradesinde olmadıkları ve devrin öğrenilmesi sonrasında davacının tutumlarındaki olumsuz yöndeki değişiklikler açık bir biçimde belirtilmiştir. Nitekim davacı ve müteveffa kardeşi, murislerinden kalan taşınmazların diğer mirasçılar adına kaydedilen paylarını ödeme yaparak kendi adlarına tapuya kayıt ve tescil ettirmişler ve bu işlemler sırasında da davalı ve eşinin yardımlarından faydalanmışlardır. 27. Bunun yanında devredilen dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak ödeme yapıldığına dair dosyaya herhangi bir delil mevcut olmadığı gibi buna dair davalının dinletmiş olduğu tanık beyanı, ödemenin davacı tarafa yapıldığını ispata yeterli değildir. Davalının savunmasında belirttiği; satış bedelinin tapuda devir tarihinden aylar önce başlamak suretiyle altı ay içinde aralıklarla taksitler hâlinde ve elden paket içinde ödenmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu söylenemez. Ayrıca davalı tarafça yapılan savunmada, taşınmazlar için yapılan ödemelerden daha önce davacı ve kardeşi adına yapılan bir kısım harcamaların mahsup edildiği belirtilmiş olmakla birlikte mahsup edilen miktar ile mahsup sonrası ödenen miktar açık bir biçimde belirtilmemiştir. 28. Buradan hareketle davacının bu taşınmazları devir amacında olmadığına dair tanık beyanları, taşınmazların devir bedelinin ödendiğine dair savunmayı ispata yeterli bir delilin dosyada mevcut olmaması, davalının bu husustaki savunmasının hayatın olağan akışına aykırı olması nazara alındığında davalının, davacı ve müteveffa kardeşi nezdinde oluşturduğu ... ile tapuda yapılan dava dışı taşınmaz devirleri ile alakalı eksik imza bulunduğu hususunda davacıyı inandırıp iradesini sakatlayarak dava konusu taşınmazların devrini gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle dava konusu taşınmazların davalıya devrinde davacı ve müteveffa kardeşinin aldatma/hile yoluyla iradelerinin sakatlandığı sabit olup bu kabule dayalı olarak verilen İlk Derece Mahkeme kararı usul ve yasaya uygundur. 29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; dava konusu taşınmazların devri sırasında; davacı ve mütevaffa kardeşinin devir tarihi itibariyle bilinçli oldukları, davacı tarafın irade sakatlığına dair somut bir delili ortaya koyamadığı, taşınmazların devrinin iradi olduğu, aksine bir delilin dosyada mevcut olmadığı, bu itibarla dava konusu taşınmazların devrinde davacının ve müteveffa kardeşinin iradelerinin hile/aldatma yoluyla sakatlandığına dair iddianın ispatlanamadığı, bu sebeplerle direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 30. Hâl böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Aşağıda dökümü yazılı (24.595,30 TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Bir çelik üreticisi olan (Ü) A.Ş., büyük bir inşaat projesi yürüten (İ) Ltd. Şti.'nin talebi üzerine, özel nitelikli 100 ton inşaat demiri için bir fiyat teklifi hazırlamıştır. (Ü)'nün satış müdürü, ton başına 25.000 TL'lik birim fiyat üzerinden teklif oluşturmayı amaçlamış, ancak teklif metnini kaleme alırken sehven birim fiyatı 2.500 TL olarak yazmıştır. Hazırlanan bu yazılı icap, (İ)'ye gönderilmiş ve (İ)'nin yetkilileri, piyasa koşullarının oldukça altında olan bu teklifi derhal ve yazılı olarak kabul ettiklerini bildirmişlerdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, (Ü) A.Ş.'nin iradesi ile beyanı arasında ortaya çıkan bu uyumsuzluk hali aşağıdaki hukuki durumlardan hangisi ile nitelendirilir?

A) Aşırı yararlanma (gabin)
B) İletmede yanılma
C) Açıklamada yanılma
D) Sözleşmenin konusunda yanılma
E) Temel yanılması

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol