Türk Borçlar Kanunu 36. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
20 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3996 E., 2024/7298 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
8 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ve 39 uyarınca öncelikle devir ile bağlı olmadığının tespiti ile hisselerinin iadesini talep etmek durumunda kaldığını, terditli olarak da hisse bedelinin tahsilinin talep edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39 ncu madde hükümlerinin aldatma ve irade bozukluğunun giderilmesi hükümleri çerçevesinde davacının davalının profesyonelce sergiled
11. Hukuk Dairesi 2023/3996 E. , 2024/7298 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1613 Esas, 2023/331 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/904 E., 2019/923 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.10.2024 günü hazır bulunan asıl davada davacı vekilleri Avukat Meltem Deniz ile Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Avukat Sinem Ateş Altan dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl davada dava dilekçesinde; ... Tavukçuluk Tarım Ürünleri Yem San. ve Tic. A.Ş.'nin 2001 yılında davacının eşi ... ... tarafından aile şirketi olarak kurulduğunu, davalının yarattığı sorunlar baş gösterene dek şirket ortaklarının davacı ..., eşi ... ... ve oğulları ... olduğunu, davacının 2016 yılı ortasında şirketin mali yapısının sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi sebebi ve amacı ile şirkete dışarıdan ortak alma sürecine girilmesi üzerine o anda hiç bir devir bedeli almadan hisselerini davalıya devrettiğini, devir sırasında ... ...' in şirkette ortak olarak kaldığını, yönetim kurulu başkanı sıfatı ile şirketin imza yetkisini devam ettirdiğini, devir bedelinin hala ödenmediğini, ticari ve finansal gereklilikler nedeni ile şirketin mali yapısının daha da sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi için eş zamanlı olarak hem ... hem de ... ...'in şirket hisselerinin bir kısmını 2016 yılı ortası ve 2017 yılında davalı ...' ya hiç bir bedel almaksızın devir ettiklerini, hisse devirleri sonucunda davacı ve oğlu ...'in şirkette hissesi kalmadığını, sadece ... ...'in %25 hisse ile ortaklığı devam ettiğini, 15.08.2016 tarihli 2016/7 sayılı yönetim kurulu kararı tarihinden başlayarak ...' nın şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı sıfatı ile yönetim kuruluna dahil olduğunu, davalının bir süre sonra şirketi sadece kendi şahsi menfaatlerine ve şahsi/ ailevi bağlantılarına hizmet eder hale getirmeye yeltendiğini, şirketin içini boşaltmaya çalıştığını, ... Servis' in şirkete gizli ortak olduğunun sonradan ortaya çıktığını, şirketin güçlendirilmesi için konulması gereken nakit bedellerin ... değil ... Servis üzerinden şirkete konulduğunu, davacı ve oğlu ...'in hisselerini o anda bedel almadan devrettiğini, ... ...'in kendi payına şirketi iyileştirmek adına gayri menkul satarak şirkete 4.000.000,00 TL nakdi tutarı hemen koyduğu halde diğer ortak adına iyileştirme amacıyla şirkete gelen paraların ay ve zamana yayılarak geldiğini, böylece taraflarca anlaşılan mutabakatın aksine ... ve gizli ortak ... Servis tarafından şirkete bir öz kaynak değil dış kaynak getirildiğini, bu durumun oldu bittiye getirilerek sonra sahte imza ile elde edilen tek imza yetkisi ile de bir banka kredisi şekline dönüştürüldüğünü, gizli faizler alındığını hatta anlaşma o yönde olmamak ile birlikte şirkete koydukları nakitleri şirketin ödeme gücünün çok üstündeki aylık çekler ile geri almaya başladıklarını, finansal yapısı zayıf olan bir şirkette ortakların kararlaştırdıkları bir bedeli kaydi bilanço zararının kapatmak amacıyla şirkete koyabilecekleri ayrıca bu konuda karar alıp bu tutarları bilançoda borç değil bir iç fon/ kaynak halinde izleyip daha sonra süreç içinde şirket kar ederek bilanço zararını kapattıktan sonra bu kaynağı yine bir karar alarak ortaklarına faizsiz olarak iade edebileceklerini ancak ...'nın anlaşılanın aksine bu kaynağı kendisi değil ... Servis A.Ş. üzerinden koyduğu gibi sonra da sahtecilikle elde ettiği tek imza yetkisi ile bu bedeli şirketin hala bilanço zararı içindeyken iade etmeye kalktığını, davalının eylemlerinin davacının daha en başından aldatıldığını ortaya çıkardığını, davacı tarafça öncelikle İzmir 5 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde şirketin feshi, çıkma talepli dava açıldığını, davada şirkete yönetim kayyumu atandığını, davalı tarafça olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldığını, genel kurulun 21.06.2018 ve 05.07.2018 tarihlerinde yapıldığını, gerçekleşen genel kurulda davalı tarafından genel kurula gayri ciddi ve gayri hakiki bilgiler içeren bilançolar sunulduğunu, davalının genel kurul toplantı tutanağına şerh koymayı yasakladığını, davacının hisse devir bedelini davalıdan talep ettiğini, davalının verdiği cevap ile durumu çarpıtarak inkar yoluna gittiğini, ancak davacının başından beri aldatıldığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ve 39 uyarınca öncelikle devir ile bağlı olmadığının tespiti ile hisselerinin iadesini talep etmek durumunda kaldığını, terditli olarak da hisse bedelinin tahsilinin talep edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39 ncu madde hükümlerinin aldatma ve irade bozukluğunun giderilmesi hükümleri çerçevesinde davacının davalının profesyonelce sergilediği aldatma ve şirket içinin boşaltılması eylemleri sebebiyle hisse devri ile bağlı olmadığının tespitini ve bu hisselerin kendisine iadesini talep ettiğini, terditli olarak davacının davalıya devir ettiği 23.000 adet 575.000,00 TL devir bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen davada dava dilekçesinde; ... Tavukçuluk Tarım Ürünleri Yem San. ve Tic. A.Ş.'nin 2001 yılında davacının babası ... ... tarafından aile şirketi olarak kurulduğunu, davalının yarattığı sorunlar baş gösterene dek şirket ortaklarının davacı ..., babası ... ... ve annesi ... olduğunu, davacının 2016 yılı ortasında şirketin mali yapısının sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi sebebi ve amacı ile şirkete dışarıdan ortak alma sürecine girilmesi üzerine o anda hiç bir devir bedeli almadan hisselerini davalıya devrrettiğini, devir sırasında ... ...'in şirkette ortak olarak kaldığını, yönetim kurulu başkanı sıfatı ile şirketin imza yetkisini devam ettirdiğinı, devir bedelinin hala ödenmediğini, ticari ve finansal gereklilikler nedeni ile şirketin mali yapısının daha da sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi için eş zamanlı olarak hem ... hem de ... ...'in şirket hisselerini davalı ...'ya hiç bir bedel almaksızın devir ettiklerini, 15.08.2016 tarihli 2016/7 sayılı yönetim kurulu kararı tarihinden başlayarak ...' nın şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı sıfatı ile yönetim kuruluna dahil olduğunu, davalının bir süre sonra şirketi sadece kendi şahsi menfaatlerine ve şahsi/ailevi bağlantılarına hizmet eder hale getirmeye yeltendiğini, mali açıdan benzer olan tüm şirketlerde bu parayı koymanın zorunlu hale geldiğini hatta ortakların bu parayı geri almalarının yasaklandığını ancak o tarihte böyle açık bir düzenleme bulunmadığını, ancak Mustafa Yalçınkaya'nın bu kaynağı görünürde ortak ettiği ... üzerinden değil anlaşmanın aksine bu kez de sözde üçüncü kişi ... Servis A.Ş. üzerinden koyduğu gibi sonra da ...'nın sahtecilikle elde ettiği tek imza yetkisi ile bu bedeli şirketin hala bilanço zararı içindeyken iade etmeye kalktığını, Mustafa Yalçınkaya adına hareket eden davalının eylemlerinin davacının daha en başından aldatıldığını ortaya çıkardığını, bu olup bitenler sırasında ... ...'in şirket hisselerini üç kuruşa ...'ya devretmediği bir zamanda asıl ortak Mustafa Yalçınkaya'nın şirket ortağı görünen ...'nın yanından Skayp üzerinden arayarak davacının babasına tehditler ve küfürler savurduğunu, hisseleri devir etmesi yönünde baskı yaptığını, bu durumu babasına hali hazırda dahi iletemeyen davacının çareyi haklı nedenle işini bırakmada bulduğu, zira artık o şirkette ne kendisine ne de ailesine saygı duyulmadığını, hisselerinin aldatılarak ellerinden alındığını, şirketlerinin gasp edildiğini, davacının bu durumu o gün tüm açıklığıyla gördüğünü, kendisi ve ailesinin alenen sataşılır ve tehdit edilir bir hale geldiğini, davacının küfür ve tehdidi nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının' 2018/112363 soruşturma nolu dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının babası ... ...'in öncelikle İzmir 5 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde şirketin feshi, çıkma talepli dava açtığını, davada şirkete yönetim kayyumu atandığını, davalı tarafça olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldığını, genel kurulun 21.06.2018 ve 05.07.2018 tarihlerinde yapıldığını, gerçekleşen genel kurulda davalı tarafından genel kurula gayri ciddi ve gayri hakiki bilgiler içeren bilançolar sunulduğunu, davalının genel kurul toplantı tutanağına şerh koymayı yasakladığını, yaşanan olaylar sonrasında davacının davalı ... ve asıl ortak Mustafa Yalçınkaya' nın başından beri bir ortaklık değil ortaklığın içini boşaltma operasyonu olduğunu aldatıldığını anladığını, davacının hisse devir bedelini davalıdan talep ettiğini, davalının verdiği cevap ile durumu çarpıtarak inkar yoluna gittiğini, ancak davacının başından beri aldatıldığından 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39 ncu maddeleri uyarınca öncelikle devir ile bağlı olmadığının tespiti ile hisselerinin iadesini talep etmek durumunda kaldığını, öncelikle bu çerçevede asli talep olarak sözleşme ile bağlı olunmadığının tespiti ve hisselerin iadesinin talep edildiğini, terditli olarak davacının davalıya devir ettiği 92.000 adet hissenin 2.300.000,00 TL devir bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl ve birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafça pay devir sözleşmelerinin 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39. maddeleri uyarınca aldatma sebebiyle geçersiz olduğu iddiası ile davanın açıldığı, dava dilekçesindeki iddialar göz önüne alındığında aldatmaya yönelik; davalının önce dava dışı ortak ... ...'i şirkete almamaya başlaması, davalının, davacı ...'un eşi, davacı ...'in babası dava dışı ortak ... ... adına sahte imza atarak dava dışı ortak ... ...'in şirketteki imza yetkisini sahte imza ile ortadan kaldırması, davalı tarafından dava dışı ortak ... ...'in imzası sahte olarak taklit edilmek suretiyle yönetim kurulu karar defterine atılan sahte bir imza ile ... ...'in şirket yönetimindeki müşterek imza hak ve yetkisinin gasp edilmesi, bunun sonrasında davalının şirketi her türlü işlemde tek başına temsil ve idare edebilir hale gelmesi, davalının şirketin içini boşaltmaya devam etmesi, şirketin Kemalpaşa'daki çiftliğinin üçüncü kişilere satılması, şirketin üç adet iş yerinin maliyet değerinin altında fiyatlarla davalının ağabeyi Mustafa Yalçınkaya'nın şirketi ... Servis A.Ş.'ye satılması eylemlerinin pay devir sözleşme tarihi olan 10.03.2017'den sonra gerçekleştiği, aldatma kastı ile ortaya konan fiillerin sözleşmenin kuruluş aşamasından önce veya kuruluş aşamasında gerçekleşmediği ve mevcut olmadığı, aldatma kastı ile ortaya konan eylemlerin pay devir sözleşmesinin imzalanmasından sonra gerçekleştiği bu sebeple 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesindeki şartların oluşmadığı ve davacıların pay devir sözleşmesinin geçersiz olduğuna yönelik taleplerinin reddinin gerektiği, dava ve birleşen dosya davacılarının ikincil taleplerinin söz konusu pay devir sözleşmelerinin bedelsiz yapıldığından bahisle pay devir bedellerinin ödenmesi olduğu ancak dava ve birleşen dava yönünden davacıların davalı ... ile düzenledikleri Anonim Şirket Pay Devir Sözleşmelerinin noter huzurunda düzenlendiği, her iki sözleşmede de payların belirtilen bedel karşılığında devir alındığının belirtildiği ayrıca söz konusu devir sözleşmesi doğrultusunda pay devirlerinin pay senedine de işlendiği, bedelin ödenmediğine yönelik iddianın dava ve birleşen davacı yönünden usulüne uygun deliller ile kanıtlanamadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava, davacıların pay devir sözleşmesi ile bağlı olmadığının tespiti ve hisselerinin iadesi bu talebin kabul edilmemesi halinde pay devir bedellerinin ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davacılardan alınarak asıl ve birleşen davada davalıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
10.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2023/1061 E., 2023/2206 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
eceğini, yani davalının bu şirketteki hisselerinin tamamını daha önce devrettiği halde, gerçeğe aykırı beyanda ve taahhütlerde bulunmak suretiyle müvekkilinin aldattığını, müvekkilinin iradesinin davalının hilesi nedeniyle sakatlandığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca işbu protokolün geçersiz olduğunu, protokol hile nedeniyle ge
2. Hukuk Dairesi 2023/1061 E. , 2023/2206 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1396 E., 2022/2053 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Foça Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2021/18 E., 2022/76 K.
Taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı kaıdn vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 03.05.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davacı asıl ... ve karşı taraf davalı ... vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; davalının Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'nin % 40'ına sahip olduğunu, tarafların evlilik birliği devam ederken davalının bu şirketten pay alarak şirketin ortaklarından biri olduğunu, davalının şirketteki ortaklığının ilk olarak 24.11.2017 tarihinde tescil edildiğini ve 29.11.2017 tarihli, 9462 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, Çiğli Su Teknolojileri A.Ş ise, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin tek pay sahibi olduğunu, ... Makina San. ve Tic. A.Ş. yine tarafların evlilik birliği içinde, 03.10.2007 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilerek kurulduğunu, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin de ... Makina Montaj ve Pazarlama A.Ş.'nin tek pay sahibi olduğunu, bahse konu bu 3 şirketin de doğrudan ve dolaylı olarak sahiplerinden birinin davalı olduğunu, davalı adına alınan tüm hisselerin evlilik birliği içinde taraflarca birlikte edinildiğinden edinilmiş mal olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu Çiğli Su Teknolojileri A.Ş. ve onun da sahibi olduğu ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'deki hisselerin tamamının 108 Milyon Dolar karşılığında ''EBARA'' adlı Japon firmaya satılacağını, anlaşmanın imzalandığı ancak devir için Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 10 uncu maddesi gereğince Rekabet Kurumu kararının beklendiğinin haricen öğrenildiğini, ... Makina San. ve Tic. A.Ş'nin Facebook'taki kendi duyurusu ve internetteki haber sitelerinin de bu durumu doğruladığını, dava sırasında Rekabet Kurulunun devri onaylaması halinde davalının şirketlerini devretmesinin ardından yurt dışına kaçacağını ve mal kaçırma hazırlığında olduğunu, müvekkili ile davalının 22.08.1997 tarihinde evlendiklerini ve 03.10.2018 tarihli anlaşmalı boşanma protokolünü imzaladıklarını, Foça Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/277 Esas, 2018/248 Karar sayılı dosyasıyla boşanmalarına karar verildiğini ve kararın 25.10.2018 tarihinde kesinleştiğini, tarafların evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ve sair değerler bakımından gerekli düzenlemeyi kendi aralarında yaptıklarını, tarafların anlaşmalı boşanma davasındaki iradesinin ve isteminin anlaşarak boşanma ile boşanmanın fer'ilerine ilişkin olduğunu, anlaşmalı boşanma protokolünün 6 ncı maddesinde ’tarafların evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ve sair değerler bakımından gerekli düzenlemeyi kendi aralarında yapacakları' hususunun açıkça yer aldığını, taraflar arasında 04.10.2018 tarihli bir protokol daha imzalandığını, bu protokolün konusunun 'katkı payına ilişkin hükümlerinin düzenlenmesi' olduğunu, ne var ki davalının bu protokoldeki hilesinin müvekkili tarafından henüz öğrenildiğini, davalının hilesi nedeniyle müvekkilinin 04.10.2018 tarihli protokolle bağlı olmadığını, davalının haricen yapılan 04.10.2018 tarihli protokolün 4 No'lu maddesinde de 'İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün 134487 numaralı sicilinde kayıtlı ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'de bulunan hisselerinin tamamı veya bir kısmının üçüncü kişilere satılması halinde, satış bedelinin belli oranını müvekkile ödeyeceğini, belli bir oranını ise taraflarca açılacak ortak hesapta çift imza yetkili olarak değerlendirileceğini' müvekkiline yazılı olarak taahhüt ettiğini, müvekkilinin ... Mak. San. ve Tic. A.Ş.'nin Japon firmaya satılacağını, devir izni için Rekabet Kurumu kararının beklendiği haberini ilk öğrendiğinde 04.10.2018 tarihli Protokolün 4 üncü maddesindeki geciktirici koşulun gerçekleşmek üzere olduğunu, alacağının muaccel hale geldiğini düşünerek sevindiğini, ancak ticaret sicil kayıtları incelendiğinde, davalının 04.10.2018 tarihli protokolü imzaladığı esnada protokolde adı geçen ... Makina San. ve Tic. AŞ.'de hissedarı olmadığını, davalının -evlilik birliği içinde edinilen- bu şirketteki hisselerinin tamamını sözleşmeden yaklaşık 1 yıl önce üçüncü bir kişiye devrettiğinin görülebileceğini, yani davalının bu şirketteki hisselerinin tamamını daha önce devrettiği halde, gerçeğe aykırı beyanda ve taahhütlerde bulunmak suretiyle müvekkilinin aldattığını, müvekkilinin iradesinin davalının hilesi nedeniyle sakatlandığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca işbu protokolün geçersiz olduğunu, protokol hile nedeniyle geçersiz hale geldiğinden, taraflar arasındaki mal rejiminin artık protokol hükümlerine göre değil, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'ndaki (4721 sayılı Kanun) eşler arasındaki mal rejimi kurallarına göre tasfiyesi gerektiğini, bu nedenle katılma alacağı ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talepleri olduğunu, diş hekimi olan olan müvekkilinin şirketin büyümesi için kendi işini bırakarak 01.07.2010 tarihinden davalıyla boşandığı tarihe kadar ... Mak. San. ve Tic. A.Ş.'de canla başla, gece gündüz demeden çalıştığını, şirkette satın alma ile imalat alanlarında çok ... yıllar fiilen görev yaptığını, gerek ... Mak. San. ve Tic. A.Ş.'nin gerekse de ... Makina Montaj ve Pazarlama A.Ş.'nin yıllar içinde bu kadar büyüyüp Türkiye'nin en büyük pompa üreticisi haline gelmesinde müvekkilinin katkısı ve emeğinin çok büyük olduğunu, fakat bu hisse devirleri döneminde tarafların halen evli olması ve şirketteki yönetim işleriyle davalının ilgilenmesi, müvekkilinin yönetim işlerinden hiç anlamaması, ilgisinin de olmaması gibi nedenlerle müvekkilinin bu karışık pay devri ilişkisinden yeni haberdar olduğunu, davalının şirket hisselerinin evlilik birliği içinde ve taraflarca birlikte edinildiğinden edinilmiş mal olduğunu, evlilik birliği içinde edinilen bahse konu şirketin hisselerinin tasfiye tarihindeki değerinin belirlenmesi için öncelikle üç şirketin de tasfiye tarihindeki rayiç değerinin (tüm malvarlıkları, demirbaşlarıyla birlikte) tespiti ile müvekkilinin katılma alacağının buna göre hesaplanması gerektiğini, 6100 sayılı Hukuk Usulü Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada sembolik bir değer belirttiklerini, alacağın miktarı veya değerinin uzmanların incelemesi sonucunda tam ve kesin olarak belirli hale geldiğinde, kesin rakam belirlendiğinde eksik harcı ödeyeceklerini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4721 sayılı Kanunu’nun 218 ila 241 ... maddelerine göre taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesine, katılma alacağının kabulüne (6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesi uyarınca, kesin rakam belirlendiğinde eksik harcını ödemek ve talep sonucumuzu buna göre değiştirmek kaydıyla) şimdilik 250.000,00 TL'lik kısmının tasfiyenin sona ermesinden başlayarak yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacı kadın vekili 15.02.2022 tarihli dilekçesinde, bedel artırımı hakları saklı kalmak kaydıyla dava değerini 2.000.000,00 TL olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkili mahkemede açılmadığını, zamanaşımı süresi işledikten sonra davanın açıldığını, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin davacı dahil tüm paydaşlarının paylarını Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne sattıklarını, davacının payları için alım bedeli olan 19.000,00 TL alıcı Çiğli Su Teknolojileri A.Ş. tarafından davacıya iki aşamada ve davacının banka hesabına yatırılarak ödendiğini, davalının davacıyı hileli davranışları ile kandırdığı iddiasının ... olmadığını, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin davalı dahil tüm paydaşlarının paylarının tamamını Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne sattığının ilanda açıkça ifade edildiğini, ticaret sicilinde tescil ve Türk Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğinin davacı tarafça ikrar edildiğini, davacının davalının paylarının tamamını Ekim 2017 tarihinde Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne sattığını bilmesinin hayat deneyimleri ile sabit olduğunu, boşanma davasının ise Ekim 2018 tarihinde açıldığını, satış işleminin boşanmadan bir yıl önce yapıldığını, belirtilen tarih aralarında tarafların aynı evde ikamet ettiklerini ve aynı işte çalıştıklarını, aynı evde yaşayan ve aynı işte çalışan tarafların bir diğerinin bu gibi işlemleri bilmediklerinin düşünülemeyeceğini, taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinin mahkeme içi ikrar ve feragat sonucunda gerçekleştiğini, tarafların iradeleri ve mahkeme huzurundaki ikrarları ile aralarındaki edinilmiş mallar rejiminin 03.10.2018 tarihli protokol hükümlerine göre sona erdirildiğini, tarafların birbirlerine karşı muvazaayı ancak yazılı belge ile ispatlayabileceklerini, 04.10.2018 tarihli belgenin geçersiz bir belge olduğunu ve geçersiz belge olması nedeniyle başka herhangi bir hukuksal tartışmanın konusu olamayacağını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma protokolünün 6 ıncı maddesinde evlilik birliği içinde yapılacak mallarla ilgili düzenlemeyi kendi aralarında yapacaklarından bu haklarından feragat ettiklerinin düzenlendiği, boşanmaya karar verilen 05.10.2018 tarihli celsede de katkı payı gibi herhangi bir talepleri olmadığını beyan ettikleri, her ne kadar protokolde katkı payı alacağından feragat edildiği belirtilmiş ise de, tarafların beyanında 'katkı payı gibi değerler' ve protokolde ise 'edinilmiş mallarla ilgili düzenlemeyi kendi aralarında yapacağından' ifadesinin geçtiği, tarafların Mahkemeye sundukları protokolde açık bir şekilde edinilmiş mallarla ilgili düzenlemeyi kendi aralarında yapacaklarının kararlaştırıldığı, bu nedenlerle Mahkeme nezdinde ileri sürmekten feragat edilen hususların geniş olarak katkı payı, katılma alacağı ve değer artış payı gibi edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan tüm alacak kalemlerini kapsadığı, davacı tarafın mal rejiminden kaynaklanan alacak kalemlerini gerek Mahkeme nezdinde vermiş olduğu beyanla ikrar etmesi, gerekse Mahkemeye sunulan anlaşmalı boşanma protokolünde belirtmesi nedeniyle reddine karar verildiği; Mahkemeye sunulmayan taraflar arasında harici olarak düzenlenen 04.10.2018 tarihli protokolün davalı tarafın hilesi sonucu düzenlendiği iddiasının değerlendirilmesinde ise, aldatma müessesesinin 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinde düzenlendiği, aldatmanın söz konusu olabilmesi için, bir aldatma fiilinin, aldatma kastının ve illiyet bağının olması gerektiği, ispat yükünün aldatılan tarafa olduğu, somut olayda, davacı 04.10.2018 tarihli harici protokolün davalı tarafın hilesi ile yapıldığını, o tarihte ... Şİrketi'nin hisselerinin olmadığını bilseydi sözleşmeyi yapmayacağını iddia etmiş, bu hususu tanık beyanları ile ispatlamaya çalışmıştır. Her ne kadar hile haksız bir fiil niteliğinde olsa ve tanık beyanlarıyla ispatlanabilse de TTSG kayıtlarından davacının da şirketin kuruluşundan itibaren ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nde hisse sahibi olduğu, daha sonra ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'ndeki davacı hisselerinin de Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne satıldığı, davalı tarafın dosyaya sunduğu delillerden davacının şirket hisselerinin satışı için davalıya vekâletname verdiği, yazılı deliller, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 36 ncı maddesi uyarınca aleni olan ve yayımlanan sicil kayıtlarının bilinmediği iddia edilemeyen Türk Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) kayıtları ve davacının kendisinin de hissedar olduğu şirketteki satış işlemini bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu hususları dikkate alınarak yazılı deliller, TTSG kayıtları karşısında tanık beyanlarına itibar edilmeyeceği, hile ile ilgili olarak ispat yükü kendisinde olan davacı tarafın iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin protokolündeki feragat beyanının protokoldeki koşulların gerçekleşmesine bağlı olması sebebiyle hakkın özünden bir feragatin söz konusu olmadığını, feragatin koşula bağlanamayacağını, davalının protokol tarihinde hissedarı olmadığını bilmesine rağmen şirketin satılması halinde ödeme yapmayı taahhüt ederek davacıyı aldattığını, iradesinin sakatlandığını, katılma alacağı yönünden feragatin söz konusu olmadığını, bunun da dinlenen tanıkların beyanları ve protokoller ile ispat edildiğini, hile sebebiyle protokolde yer alan feragat beyanının sakatlandığını, protokolün infaz kabiliyetinin olmadığını, davalının dürüstlük kuralına aykırı davarndığını, hukuki dayanaktan yoksun, eksik, şekli ve görünüşte gerekçeyle hukuka aykırı karar verildiğini, hile dışındaki iddiaları hakkında Mahkemece bir değerlendirme yapılmadığı, delillerin değerlendirilmediğini, geçersiz protokole dayalı işlemlerin de geçersiz olduğunu, dosyanın bilirkişiye gönderilmeden karar verildiğni, dosyanın geldiği aşama itibariyle verilen kararın sürpriz karar vermeme yasağına aykırılık oluşturduğunu, kaldı ki feragatin geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde kesin hüküm söz konusu olacağından davanın esastan değil usulden reddi gerektiğini, bu halde de nispi değil maktu vekâlet ücretine hükmedilmemiş olmasının da hatalı olduğunu, protokolün infaz kabiliyeti olmadığından mal rejimin tasfiye edilmesi gerektiğini, koşula bağlanan feragatin de geçersiz olduğunu, davalının hilesinin sabit olduğunu, keza feragatin geçerliliği düşünülecek ise protokol hükümleri ve beyanlara göre 'katkı payı ve katkı alacağından' feragat edildiği, 'katılma alacağından' feragatin söz konusu olmadığını, davalının savunmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, hiç kimsenin hak talep edemeyeceği sözleşmeyi imzalamayacağını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, hile iddiasını ispat yükünün davacı da olduğu, her ne kadar şirket yönetimi ile ilgili konuların davalı eşe bırakıldığı, tarafların ... Makine San. Tic. A.Ş.'deki hisselerinin davalı tarafından satışından haberdar olunmadığı ileri sürülmüş, korkutulması, aldatılması, iradesinin fesada uğratılması dışında "...hiç kimsenin aleyhine olan bir sözleşmeyi bilerek imzalamayacağı, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olacağı..." belirtilerek hilenin ispatı için tanık beyanlarına ve 04.10.2018 tarihli protokole dayanıldığı belirtilmiş ve tanıkları davacının satıştan haberdar olmadığını beyan etmiş iseler de; sembolik nitelikte de olsa davacının da şirkette hisse sahibi olması, bu hisselerin satışı için davalıya vekâletname vermesi, hisse devir bedeli adı altında davacının banka hesabına bir miktar paranın (11.000,00 TL) gönderildiğinin anlaşılması, ticaret sicil gazetesinin niteliği ve yayınlanan hususlar gözetildiğinde tanık beyanlarına üstünlük tanınması mümkün olmadığı, kaldı ki 04.10.2018 tarihli protokolün kim tarafından düzenlendiği konusunda da tarafların farklı iddialarının olduğu, bir kabul olmadığı, boşanma dava dilekçesinin davacının avukatının imzasını içermesine göre daha önce düzenlenen söz konusu protokolün de en azından davacı vekilinin bilgisi dahilinde düzenlenmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, aksi yönde soyut iddia dışında somut bir delil de bulunmadığı, Mahkemece "hile iddiasının ispat edilemediği" yönündeki değerlendirmesinde bir isabetsizlik olmadığı; somut olayda, 04.10.2018 tarihli boşanma protokolünden sonra düzenlenen boşanma dava dilekçesinde geçen "...evlilik birliğinin kurulmasından sonra edinilmiş mal ve değerler bakımından taraflar arasında gerekli düzenlemeyi yapmış olduklarından birbirlerinden karşılıklı olarak katkı payı talepleri de bulunmamaktadır..." şeklindeki açıklamaları, tarafların duruşmadaki "...katkı payı, katkı alacağı, ziynet bedeli gibi herhangi bir talebim yoktur..." şeklindeki beyanları, hüküm fıkrasındaki "Tarafların ev eşyaları ve şahsi eşyalar, katkı payı, katılma alacağı ve mal rejimi konusunda anlaştığı görülmekle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına," şeklindeki hükmün taraflarca istinaf edilmeksizin kesinleştiğinin anlaşılmasına göre, davacının "katkı payı alacağı" ve (genel olarak katkı payı alacağı ile değer artış payı alacağını ifade eder şekilde kullanılan) "katkı alacağı" haklarından feragatinin koşula bağlı olduğunun kabulü olanaklı olmadığı gibi 04.10.2018 tarihli protokolün başlığı ve 3 no'lu bendi gözetildiğinde davacının katkı payı ve değer artış payı alacağından koşulsuz olarak feragat ettiği kabul edilmesi gerektiği; davacının feragat beyanında açıkça katılma alacağından söz edilmemekte ise de 04.10.2018 tarihli boşanma protokolünde "...evlilik birliğinin kurulmasından sonra edinilmiş mal ve değerler bakımından taraflar arasında gerekli düzenlemeyi yapmış olduklarından birbirlerinden karşılıklı olarak katkı payı talepleri de bulunmamaktadır...", duruşmadaki beyanlarında geçen "...maddî ve manevî tazminat, katkı payı, katkı alacağı, ziynet bedeli gibi herhangi bir talebim yoktur..." şeklindeki açıklama ve ifadeler ile özellikle boşanma kararındaki "...Tarafların ev eşyaları ve şahsi eşyalar, katkı payı, katılma alacağı ve mal rejimi konusunda anlaştığı görülmekle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına..." şeklindeki hükmün taraflarca istinaf edilmeksizin kesinleşmiş olmasına göre davacının feragatinin katılma alacağını da kapsadığının kabulü gerektiği; davacı taraf dilekçelerinde hile iddiasına dayanmış olup 04.10.2018 tarihli protokolün bu sebeple hükümsüz olduğunu ileri sürerek katılma alacağı talebinde bulunduğu, dilekçelerinde söz konusu protokolün ifa imkansızlığı (infaz kabiliyeti yokluğu) sebebiyle hükümsüz olduğu yönünde bir iddiaya yer verilmediği, 31.01.2022 tarihli davaya ilişkin uzman görüşünün sunulması konulu dilekçede bu bu iddiaya yer verildiği, davalı tarafın iddianın genişletilmesine açık muvafakati bulunmadığı, talep iddianın genişletilmesi niteliğinde olduğu, davacı tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmadığı; Mahkemece, dava hile iddiasının sabit olmaması sebebine dayalı olarak davanın reddine karar verildiği, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına uyarınca nispi vekâlet ücretine hükmedildiği, davacının dayandığı hukuki sebep ve bu sebebin sabit olmamasına göre yerinde vekâlet ücretinin ... olduğu belirtilerek; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; delillerin değerlendirilmeden ve tartışılmadan karar verildiğini, 04.10.2018 tarihli protokolün ifa imkansızlığı nedeniyle geçersiz olduğunu, infaz kabiliyetinin olmadığını, kesin hükümsüz olduğunun resen gözetilmesi gerektiğini, 04.10.2018 tarihli protokolün tasfiye sözleşmesi niteliğinde olduğunu, somut olayda hakkın özünden vazgeçme niteliğinde bir feragat olmadığını, bu haklara ilişkin aralarında düzenleme yapılacağının taraflarca bayan edildiğinin, bu haklardan feragat olmadığını, anlaşmalı boşanma davasının işbu dava için kesin hüküm olamayacağı, keza feragatin geçerliliği düşünülecek ise protokol hükümleri ve beyanlara göre 'katkı payı ve katkı alacağından' feragat edildiği, 'katılma alacağından' feragatin söz konusu olmadığını, davalının kendi hilesinin altına 04.10.2018 tarihli protokole imza attığını, müvekkilinin iradesinin 04.10.2018 tarihli protokoldeki davalının hilesi nedeniyle sakatlandığı, hilenin yazılı delille de sabit olduğunu, tanık beyanlarıyla da ispatlandığını, davalının savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, verilen kararın sürpriz karar vermeme yasağına aykırılık oluşturduğunu, davanın esastan değil usulden reddi gerektiğini, bu halde de nispi değil maktu vekâlet ücretine hükmedilmemiş olmasının da hatalı olduğunu, protokolün iptali hakkında açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek hükmün bozulması talep edilmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, mal rejimine yönelik sözleşmenin irade sakatlığı nedeniyle geçerli olup olmadığı, hilenin bulunup bulunmadığı, anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan haklardan feragat edilip edilmediği ve davanın esastan reddi nedeniyle vekâlet ücretinin maktu mu nispi mi hesaplanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi, 203 üncü maddesi, 307 ve devamı maddeleri, 323 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 326 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi, 219 uncu maddesi, 220 nci maddesi, 222 nci maddesi, 225 ... maddesinin ikinci fıkrası, 227 nci maddesi, 229 uncu maddesi, 230 uncu maddesi, 231 ... maddesi, 232 nci maddesi, 235 ... maddesinin birinci fıkrası, 236 ıncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 6098 sayılı Kanun'un 36 ve devamı maddeleri; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 164 üncü maddesi, 168 ... maddesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 13 üncü maddesi; Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarih ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar ile 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları.
3. Değerlendirme
1. 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında "Aldatma" başlığıyla "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir." şeklinde düzenlenmiştir.
2. Kanunda hilenin tanımına doğrudan yer verilmemiş ise de aldatma (hile); genel olarak, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.
3. Hatada yanılma, hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur. Hilede irade sakatlığı iradenin beyanında değil, iradenin oluşumunda meydana gelmektedir. İradenin oluşumundaki sakatlık ise kişinin kendisi dışında başka birinin kasıtlı bir aldatma fiiliyle gerçekleşmektedir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarih ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar; 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararlarında da hilenin, gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılması olduğu vurgulanmıştır.
4. Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Birinci şart, aldatma fiili dir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması da gerekmez (6100 sayılı Kanun md. 36/1). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda ... olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart, aldatma kastı'dır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmaya sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. Üçüncü şart ise, illiyet bağı'dır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha ... şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (..., F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 414 vd., Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar; 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları).
5. Aldatmayı (hileyi) ispat yükü, aldatılan tarafa yani davacı kadına aittir. Hata, hile ve ikrah iddialarının senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddî imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Kanun’un 203 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmış olup, hile olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.
6. Somut olayda, tarafların Foça Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2018/277 Esas, 2018/248 Karar sayılı dava dosyası ile anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği, Mahkemeye sunulan 03.10.2018 tarihli protokolün (6) nolu maddesinde "Katkı Payı Hükümleri" başlığında "Taraflar evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ve sair değerler bakımından gerekli düzenlemeyi kendi aralarında yapacak olmaları nedeniyle birbirlerinden katkı payı talepleri bulunmadığını, bu haklarından karşılıklı olarak feragat ettiklerini kabul ve beyan ederler." şeklinde düzenleme yapıldığı; taraflar arasında 04.10.2018 tarihli "Taraflar arasındaki katkı payına ilişkin hükümlerin düzenlemesi" konulu harici bir sözleşme yapıldığı, işbu sözleşmenin Mahkemeye sunulmadığı; 05.10.2018 tarihinde boşanma davasının açıldığı, dava dilekçesinde (5) nolu maddesinde "...Evlilik birliğinin kurumasından sonra edinilmiş mal ve değerler bakımından taraflar arasında gerekli düzenlemeyi yapmış olduklarından birbirlerinden karşılıklı olarak katkı payı talepleri bulunmamaktadır..." şeklinde açıklama yapıldığı; 09.10.2018 tarihli boşanma duruşmasında ise davacı kadının "...davalı ile birlikte tanzim ettiğimiz 03.10.2018 tarihli protokol gereğince anlaşmalı olarak boşanmamıza karar verilsin, ... Bunun dışında maddî manevî tazminat, katkı payı, katkı alacağı, ziynet bedeli gibi herhangi bir talebim yoktur..." şeklinde beyanda bulunduğu; boşanma hükmünde "...9- Taraflarca birlikte tanzim olunan 03.10.2018 tarihli protokolün aynen onaylanmasına ve kararın eki sayılmasına..." ve "...13-Tarafların ev eşyaları ve şahsi eşyalar, katkı payı, katılma alacağı ve mal rejimi konusunda anlaştığı görülmekle, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına..." karar verilmiş, karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.
6. Dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklarının beyanları, ticaret sicili kayıtları, boşanma dava dosyasının içeriği bir bütün halinde değerlendirildiğinde; taraflar arasında harici olarak yapılan 04.10.2018 tarihli sözleşmenin içeriğindeki düzenlemeye konu olan davalının şirket hissesinin sözleşmenin yapıldığı tarihten önce 22.11.2017 tarihinde devredildiği, davalı erkeğin, davacı kadını sözleşme yapmayası için gerçek dışı beyanda bulunduğu ve sözleşme tarihinden önce şirket hissesinin devredildiği bilinseydi davacı kadının yapmış olduğu sözleşmeyi ya hiç yapmayacak ya da daha ... şartlarda yapacağı anlaşılmaktadır. O halde, 04.10.2018 tarihli harici sözleşme aldatma (hile) nedeniyle geçersizdir.
7. Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, feragat beyanının açık, kayıtsız ve şartsız olması zorunlu olup, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacı kadının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı haklarından usulüne uygun feragati olduğundan da söz edilmez.
8. O halde, Mahkemece, iddia ve savunma kapsamında tüm deliller toplanarak davacının mal rejiminin tasfiyesine yönelik işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde yatırana iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/2229 E., 2023/7626 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
tam metni aç
beklediği kabul edilse bile her iki tarih yönünden işbu davanın açılmış olduğu 07.09.2020 tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açılmış olduğu, bu itibarla 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalanmasında 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 36 ncı ve 37 nci maddesinde yer ...
9. Hukuk Dairesi 2023/2229 E. , 2023/7626 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.07.2015-24.01.2019 tarihleri arasında davalının ... Federal Demokratik Cumhuriyeti'ndeki şantiyesinde patlatma formeni olarak ocak ve patlatmalar birim şefliği müdürlüğünde görev yaptığını, müvekkiline ... bitimi sebebi ile çıkışının verileceği, Tanzanya şantiyesine gönderileceği, bu nedenle bir önceki ... sözleşmesinin sonlandıracağının bildirdiğini, davacının, ... görevlendirme yapılacağı hususunda işveren yetkililerinin beyanına inanarak arabuluculuk tutanağını imzaladığını, müvekkiline 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının irade fesadı ve usuli eksiklikler ile baskı altında, hile ve aldatma ile imzalatıldığını ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk tutanığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların ... iradeleri ile katıldıkları müzakerelerin yetkili, tarafsız ve bağımsız arabulucu tarafından, eşitlik ve iradilik ilkelerine dayalı biçimde, interaktif şekilde yürütüldüğünü, ortak irade ile 24.01.2019 tarihli hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk anlaşma belgesi imzalandığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacının, yurda dönüşünün kısıtlandığını belirterek irade fesadına uğradığını ileri sürdüğü tarihin 24.01.2019 olduğunu, bu tarihten sonra yurda döndüğünü ve anlaşma belgesinde belirtilen ödemelerin 11.02.2019 tarihinde yapılmasını beklediğini ve bu süreyi takiben 2 yıl sonra dava açtığını bu nedenle olayların ... olmadığını, irade fesadı iddiası yönünden 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; arabuluculuk sürecinde dosya kapsamına göre davalı işveren tarafından ... sözleşmesi feshedilecek çalışanlara fesih hususu ve arabuluculuk görüşmelerinin yapılacağı yönünde fesih tarihinden önce duyuru yoluyla bildirimde bulunulduğu, bu durumun işyeri uygulaması hâline gelmesi sebebi ile çalışanların Şirket merkezinde arabuluculuk görüşmeleri yapılacağı ve görüşmelerde görüşülecek konulara ilişkin genel bir bilgiye sahip oldukları, arabuluculuk görüşmelerinde çalışanların işverence teklif edilen anlaşma üzerinde düşünmeleri, kendi tekliflerini öne sürmeleri için yeterli zamanın sunulduğu, arabuluculuk tutanağının imzalanması hususunda çalışanlara baskı yapılmadığı, departman müdürlerinin işyerine işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunmadığı, ... bir projede işe alınacak personelin belirlenmesi yetkisinin yönetimde olduğuna dair anlatımları, dosyaya sunulan uçuş bilgilerinin incelenmesinde 27.01.2019 tarihli uçuş için davacı adına bilet alındığı, davalı işverenlikçe arabuluculuk anlaşma tutanağında öngörülen ödemenin 11.02.2019 tarihinde yapılmasının kararlaştırıldığı, bu kapsamda davacının, ...'ye döndüğü, davacının en geç ihtiyari arabuluculuk anlaşması gereğince kararlaştırılan ödeme tarihine kadar beklediği kabul edilse bile her iki tarih yönünden işbu davanın açılmış olduğu 07.09.2020 tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açılmış olduğu, bu itibarla 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalanmasında 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 36 ncı ve 37 nci maddesinde yer ... irade fesadı hâllerinin bulunduğunun davacı tarafça ispat edilemediği ve davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde de açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafça, davacı müvekkiline 24.01.2019 tarihinde ... projede görev verileceği vaadi ile irade fesadı ve usuli eksiklikler ile baskı altında, hile ve aldatma ile ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalatıldığını, taraflar arasında 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanun) hükümlerine ve kanun koyucunun arabuluculuk müessesesini düzenleme amacına uygun olarak yapılmış geçerli bir ihtiyari arabuluculuk görüşmesi ve faaliyeti bulunmadığını, gerek arabulucu gerekse işveren tarafından arabuluculuk süreci hakkında hiçbir bilgilendirme yapılmadan ... ilişkisinin devam edeceğine inandırılarak irade fesadıyla ibraname niteliğindeki sözleşmenin imzalatıldığını, müvekkilinin ihtiyari arabuluculuk başvurusu yapmadığını, işveren tarafından ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalamaya yönlendirildiğini ve zorlandığını, dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde hangi alacak kalemi için ne miktarda ödeme yapılacağının açıkça ve ayrı ayrı kararlaştırılmadığını, müvekkiline ödenecek olan tutar bölümüne yazılan 19.660,23 USD'nin müvekkilin ücret alacağı, kıdem ve ihbar tazminatının toplamı olduğunu, diğer alacak kalemlerine ilişkin hiç ödeme yapılmadığını, pasaportu dahi davalı Şirketin elinde iken ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını, müvekkilinin yeniden işe alınacağı ve Tanzanya'daki şantiyeye gönderilceği vaadi ile aldatıldığını, davacının, işe geri alma vaadinin ... olmadığını anlamasının 17.01.2020 tarihinde olduğunu, dava tarihi 07.09.2020 itibarıyla 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığını, arabuluculuk tutanağının gabin nedeni ile de geçersiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının yeniden işe alınacağı ve Tanzanya'daki şantiyeye gönderileceği vaadi ile aldatıldığı ileri sürülmekte ise de, davacının iradesinin bu şekilde sakatlandığı, kendisine böyle bir vaatte bulunulduğu iddiasını ispata elverişli delil sunulmadığı, yargılama aşamasında davacı asılın bu yöndeki beyanının dosyadaki diğer delillerle desteklenmediği, dolayısı ile davacının aldatıldığını öğrendiği tarihten dava tarihine kadar 1 yıllık hak düşürücü süre dolmadığı iddiasına sonuç bağlanamayacağı, Mahkemenin gerekçesinin oluşa ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 6325 sayılı Kanun'un 1, 2, 3, 8, 9, 11, 13, 15, 17 ve 18 ... maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 30 ila 39 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/482 E., 2023/992 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ilâ 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ilâ 39 uncu maddeleri arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2021/482 E. , 2023/992 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/3 E., 2020/196 K.
KARAR : Davanın kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.06.2019 tarihli ve
2016/983 Esas, 2019/4075 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili; müvekkili ...’in müteveffa kardeşi ... ...’in 20.11.2009 tarihli vasiyetname ile yasal mirasçısı olduğunu, davalı ve dava dışı eşinin ... ... hayatta iken her iki kardeş ile yakınlık kurduklarını, dava dışı ... ...’in vefatından sonra diğer hissedarların paylarının devrine dair bir kısım taşınmaz devir işlemleri sırasında ailenin malvarlığı hakkında malumat sahibi olduklarını, bu işlemlerden sonra 29.11.2010 tarihinde davalının eşi ile birlikte yapılan devir işlemlerinde bir takım düzeltmelerin yapılması gerektiğinden bahisle davacı ve müteveffa kardeşini tapu sicil müdürlüğüne götürdüklerini ancak burada davacı ve müteveffa kardeşinin iradelerini sakatlayarak dava konusu taşınmazlardaki hisseleri üzerindeki çıplak mülkiyetlerini, intifa hakları saklı tutularak değerinin çok altında bir bedelle devrettirdiklerini, davalı ve eşinin müvekkili ve müteveffa kardeşinin ileri yaşlarından, iyiniyetlerinden ve bilgisizliklerinden kötüniyetle istifade ettiklerini, devir sırasında ileri yaşlardaki müvekkili ve müteveffa kardeşinin fiil ehliyetlerine dair raporun yer almadığını, gabin, hata ve aldatma koşullarının gerçekleştiğini, davalı tarafa anılan hükümsüz devir işlemleri ile bağlı olmadıklarının bildirildiğini, devir bedeli olarak herhangi bir bedelin de ödenmediğini ileri sürerek İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 241 ada 1 parselde kayıtlı 22 numaralı bağımsız bölüm ile İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 699 ada 68 parselde kayıtlı 6 numaralı bağımsız bölümün müvekkili ve müteveffa kardeşi adına kayıtlı olan paylarının mülkiyetlerinin davalıya devrine ilişkin işlemlerinin hükümsüzlüğünün tespitine, anılan taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili ve müteveffa kardeşi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı vekili; davacı ve müteveffa kardeşinin iradesinin sakatlanmadığını, davacı ve müteveffa kardeşinin müvekkili ve eşi ile çok yakın olduklarını, davacı ve müteveffa kardeşinin vefat eden küçük kardeşlerinin varisleri ile olan anlaşmazlıklarının müvekkili ve eşi tarafından giderilerek anılan varislerin davacı ve müteveffa kardeşine devir işlemlerinin müvekkili ve eşinin yardımları ile tamamlandığını, sonrasında dava konusu taşınmazların devri isteğinin davacı ve müteveffa kardeşi tarafından müvekkiline iletildiğini, teklifin müvekkili ve eşi tarafından uygun bulunduğunu, taşınmazlarının intifa hakkı saklı kalmak kaydıyla davacı ve müteveffa kardeşi tarafından 430.000,00 TL olarak belirlenmesi sonrasında bu bedelin müvekkilince kabul edilerek devirlerin gerçekleştirildiğini, davacı ve müteveffa kardeşinin devir işlemleri sırasında fiil ehliyetini haiz olduklarını, bu devirler sonrasında başka taşınmazlarının da devrinin müvekkili ve eşi yardımıyla sağlandığını, müvekkilinin iyiniyetli olup davacı ve müteveffa kardeşinin iradesini sakatlamaya ihtiyaç duymayacak düzeyde malvarlığı sahibi olduğunu, dava konusu taşınmazların bedelinin ödendiğini, bu bedelden müvekkilinin eşi tarafından davacı ve müteveffa kardeşine yapılan ödeme ve masrafların mahsup edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
6. İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2013 tarihli ve 2011/435 Esas, 2013/157 Karar sayılı kararı ile; tanık beyanlarına göre davalının eşinin davacıya üvey kardeşinin vefatında tapuda yapılan işlemlerde yardımcı olduğu, davacının güvenini kazandığı, tapuda yapılan bu işlemden sonra tapuda eksik imza bulunduğuna davacıyı inandırarak dava konusu taşınmazların satışının gerçekleştirildiği, davacının dava konusu taşınmazların satışı yönünde bir iradesi bulunmadığı gibi satmasını gerektirecek bir durumunun da bulunmadığı, ayrıca satış bedelinin 6 ay içinde aralıklarla taksitler hâlinde ve elden paket içinde ödenmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, hile ile tapuda devir işleminin davalının eşi tarafından gerçekleştirildiği, herhangi bir satış bedelinin de davacıya ödenmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 241 ada 1 parselde bulunan 22 numaralı mesken ile İstanbul ili ... ilçesi ... mahallesi 699 ada, 68 parselde bulunan 6 numaralı meskenin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı ve Sonrası
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.09.2014 tarihli ve 2013/13167 Esas, 2014/15146 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazların keşfen belirlenen değerleri üzerinden eksik harcın ikmali sonrasında iddia, savunma ve delillerin değerlendirilerek bir karar verilmesi için karar bozulmuştur.
9. İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.06.2015 tarihli ve 2015/47 Esas, 2015/225 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak ve bozma kararı gereğince eksik harç ikmal edilerek önceki gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.06.2019 tarihli ve 2016/983 Esas, 2019/4075 Karar sayılı kararı ile; “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 241 ada 1 sayılı parseldeki 22 no’lu bağımsız bölümün ¾ payı ..., ¼ payı ... ...; 699 ada 68 sayılı parseldeki 6 no’lu bağımsız bölümün ½ payı ..., ½ payı ... ... adlarına kayıtlı iken, ... ve ...’nin bizzat, anılan payların intifa haklarını üzerlerinde bırakarak çıplak mülkiyetlerini ...’ya satış suretiyle temlik ettikleri, 22 no’lu bağımsız bölüm için toplam 20.000,00 TL ve 6 no’lu bağımsız bölüm için toplam 40.000,00 TL satış bedelinin gösterildiği, hem ...’nin hem de ...’nin satış akdini ‘’ okudum ‘’ yazarak imza ettikleri anlaşılmaktadır.
Dayanılan hukuksal nedenler gözetildiğinde davacı ... ile kardeşi ...’nin sosyal ve ekonomik durumlarının incelenmesinde; davacı ...’nin 1924 doğumlu bekar, öğretmen okulundan mezun ve öğretmenlik mesleğinden emekli, temel ihtiyaçlarını karşılayabilen birisi olduğu, kardeşi ...’nin ise 1923 doğumlu bekar, doktorluk mesleğinden (ortopedi uzmanı) emekli olmuş, yaşlılıktan ve şeker hastalığından kaynaklanan rahatsızlıkları bulunan birisi olduğu, ... ve ...’nin gördükleri eğitim, icra ettikleri meslek, edindikleri tecrübe ve birlikte yaşayarak karşılaştıkları durumu müzakere etme olanakları değerlendirildiğinde bilinçli bireyler oldukları sonucuna varılmaktadır.
Dinlenen davacı tanıklarının görgüye dayalı bilgiden ziyade ... ve ...’den dinledikleri olayları anlattıkları, ... ve ...’nin çekişmeli taşınmazların devri sırasında davalı veya eşi tarafından aldatıldığına dair aydınlatıcı beyanlarının bulunmadığı görülmüştür.
6100 sayılı HMK’nin 190. ve 4721 sayılı TMK’nın 6. maddeleri uyarınca herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğu kuşkusuzdur.
Ne var ki davacı taraf, davalı veya eşinin hangi eylemleri ile dava konusu taşınmazların devri hususunda kendi iradesinde bir yanıltma gerçekleştirdiğini ortaya koyabilmiş değildir. Tüm tanık beyanları değerlendirildiğinde, davacının iradi olarak çekişmeli taşınmazı davalıya devrettiği, davalının ise bu iradenin oluşumu sırasında davacıyı yanıltmadığı, dosya kapsamında aksine bir delilin de bulunmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Bu tanım ile olaya bakıldığında, gabinin koşullarının da oluştuğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, davacı ... kardeşi olan ...’nin tüm malvarlığını vasiyetname ile kendisine bıraktığını ileri sürerek onun adına da dava açtığını ve ...’nin devrettiği payların da adına tescilini istemiş ve mahkemece de bu yönde karar verilmiş ise de; ...’nin terekesinden çıkmış dava konusu taşınmazlar yönünden ...’nin tüm mirasçıları tarafından dava açılması gerektiği, davacı ...’nin tek başına dava açmakta aktif dava ehliyeti bulunmadığı, ...’nin dava dışı mirasçılarının da olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması da isabetsizdir …” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
12. İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.09.2020 tarihli ve 2020/3 Esas, 2020/196 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; bozma kararındaki tespitlere rağmen 86 ve 87 yaşlarındaki kişilerin ne kadar bilinçli olurlarsa olsunlar yaşları göz önüne alındığında kandırılmaya daha müsait oldukları, davalının eşinin davacıya üvey kardeşinin vefatında tapuda yapılan işlemlerde yardımcı olduğu, davacının güvenini kazandığı, tapuda yapılan bu işlemden sonra tapuda eksik imza bulunduğuna davacıyı inandırarak dava konusu taşınmazların satışının gerçekleştirildiği, davacının dava konusu taşınmazları satma iradesi bulunmamasına rağmen hile ile tapuda satış işleminin davalının eşi tarafından gerçekleştirildiği, herhangi bir satış bedelinin de ise davacıya ödenmediği, davacının müteveffa kardeşinin devrettiği paylar yönünden davacının yargılama aşamasında vefat etmesi ve mirasçıların davayı takip etmesi nedeniyle husumet ehliyetinin de gerçekleştiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle dava konusu taşınmazların davalıya devrinde davacı ve müteveffa kardeşinin aldatma yoluyla iradelerinin sakatlandığı ve bu suretle aynı devre dair aşırı yararlanma iddialarının ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Bilindiği üzere, özel hukukta kişilerin irade özgürlüğüne sahip oldukları ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altına girecekleri temel bir ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilkenin doğal sonucu olarak borçlar hukuku alanında sözleşme özgürlüğü ilkesi esastır. Bu ilke sayesinde kişiler özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içerisinde yapacakları sözleşmelerle özgürce düzenleme olanağı bulmaktadır. Bu bağlamda kişilerin işlem (sözleşme) iradelerinin sağlıklı olması ve gerçek iradelerini yansıtması büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü irade açıklaması, bir hukuki işlemin temel kurucu unsurudur. Bu nedenle hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun bir hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle kişinin işlem iradesi oluşum ya da açıklama aşamasında sakatlanabilir. Bu sakatlık, iradenin özgür bir biçimde oluşmadığını veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığını gösterir.
17. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 392). İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ilâ 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ilâ 39 uncu maddeleri arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
18. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli değildir. Mülga BK’nın 23 ve devamı maddelerinde “...ilzam olunamaz.” (BK md. 23), “...o akit ile ilzam olunmaz.” (BK md. 28), “...kendi hakkında lüzum ifade etmez” (BK md. 29/I), TBK'da ise “... bağlı olmaz.” (TBK md. 30), “...sözleşmeyle bağlı değildir.” (TBK md. 36 ve md. 37/1) şeklindeki ibareler kullanılmak suretiyle irade bozukluğuyla yapılan sözleşmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi bağlamayacağı öngörülmüş ve bu kişiye belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı tanımıştır. İrade bozukluğu hâlleri, tüm hukuki işlemler yönünden oldukça önem taşımakta ve koşulları oluştuğu takdirde yapılan işlemin iptal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
19. Aldatma da iradeyi sakatlayan sebeplerden biri olup genel olarak, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Görüleceği üzere aldatmada/hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur. Hilede irade sakatlığı iradenin beyanında değil, iradenin oluşumunda meydana gelmektedir. İradenin oluşumundaki sakatlık ise kişinin kendisi dışında başka birinin kasıtlı bir aldatma fiiliyle gerçekleşmektedir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar sayılı, 08.07.2020 tarihli ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararlarında, hilenin; gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılması olduğu vurgulanmıştır.
20. Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart aldatma fiilidir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez. Zira aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart; aldatma kastıdır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmağa sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur.
21. Üçüncü şart ise illiyet bağıdır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar sayılı; 08.07.2020 tarihli ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları). Ancak, hile üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Böyle bir durumda kural olarak aldatılan taraf sözleşme ile bağlı ise de üçüncü kişinin hilesini karşı taraf sözleşmenin yapıldığı sırada biliyor ya da bilmesi gerekiyor ise aldatılan taraf sözleşmenin iptalini isteyebilir.
22. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere taraflardan biri diğer tarafı hileyle sözleşme yapmaya yöneltmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı hâlinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
23. Diğer taraftan, aldatmayı/hileyi ispat yükü, aldatılan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 203/1-ç maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 7 nci maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından, aldatma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.
24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu taşınmazların davacı ve müteveffa kardeşi ... ... tarafından davalıya devredildiği, taşınmazların devrine ilişkin olarak davalı tarafça elden ödeme yapıldığına dair savunma yapılıp davalı tarafın tanıklarından birinin beyanlarında kapalı zarf teslimi dışında ödemeye dair herhangi bir somut ve açık beyanın mevcut olmadığı anlaşılmaktadır.
25. Her ne kadar Özel Daire kararında; davacı ve müteveffa kardeşi ...’nin sosyal ve ekonomik durumları ile eğitim seviyeleri ve tecrübelerinden hareketle karşılaştıkları durumu müzakere etme olanakları değerlendirildiğinde bilinçli bireyler oldukları, tanık beyanlarının iradelerinin sakatlandığına dair aydınlatıcı belirlemeler içermediğinden bahisle hile/aldatma iddialarının ispatlanamadığı kabul edilmiş ise de; dava konusu taşınmazların devir tarihlerinde davacının 86, kardeşi müteveffa ... ...’in 87 yaşlarında oldukları sabittir. Dolayısıyla davacı ve müteveffa kardeşinin, eğitim durumları ile sosyal ve ekonomik durumları yanında ileri yaşları da nazara alınarak dava konusu taşınmazların devirleri sırasında iradelerinin sakatlanma ihtimalinin yüksek olduğunun kabulü zorunludur.
26. Dosyada mevcut tanık beyanlarında; davacı ve müteveffa kardeşinin dava konusu taşınmazları devir iradesinde olmadıkları ve devrin öğrenilmesi sonrasında davacının tutumlarındaki olumsuz yöndeki değişiklikler açık bir biçimde belirtilmiştir. Nitekim davacı ve müteveffa kardeşi, murislerinden kalan taşınmazların diğer mirasçılar adına kaydedilen paylarını ödeme yaparak kendi adlarına tapuya kayıt ve tescil ettirmişler ve bu işlemler sırasında da davalı ve eşinin yardımlarından faydalanmışlardır.
27. Bunun yanında devredilen dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak ödeme yapıldığına dair dosyaya herhangi bir delil mevcut olmadığı gibi buna dair davalının dinletmiş olduğu tanık beyanı, ödemenin davacı tarafa yapıldığını ispata yeterli değildir. Davalının savunmasında belirttiği; satış bedelinin tapuda devir tarihinden aylar önce başlamak suretiyle altı ay içinde aralıklarla taksitler hâlinde ve elden paket içinde ödenmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu söylenemez. Ayrıca davalı tarafça yapılan savunmada, taşınmazlar için yapılan ödemelerden daha önce davacı ve kardeşi adına yapılan bir kısım harcamaların mahsup edildiği belirtilmiş olmakla birlikte mahsup edilen miktar ile mahsup sonrası ödenen miktar açık bir biçimde belirtilmemiştir.
28. Buradan hareketle davacının bu taşınmazları devir amacında olmadığına dair tanık beyanları, taşınmazların devir bedelinin ödendiğine dair savunmayı ispata yeterli bir delilin dosyada mevcut olmaması, davalının bu husustaki savunmasının hayatın olağan akışına aykırı olması nazara alındığında davalının, davacı ve müteveffa kardeşi nezdinde oluşturduğu ... ile tapuda yapılan dava dışı taşınmaz devirleri ile alakalı eksik imza bulunduğu hususunda davacıyı inandırıp iradesini sakatlayarak dava konusu taşınmazların devrini gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle dava konusu taşınmazların davalıya devrinde davacı ve müteveffa kardeşinin aldatma/hile yoluyla iradelerinin sakatlandığı sabit olup bu kabule dayalı olarak verilen İlk Derece Mahkeme kararı usul ve yasaya uygundur.
29. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; dava konusu taşınmazların devri sırasında; davacı ve mütevaffa kardeşinin devir tarihi itibariyle bilinçli oldukları, davacı tarafın irade sakatlığına dair somut bir delili ortaya koyamadığı, taşınmazların devrinin iradi olduğu, aksine bir delilin dosyada mevcut olmadığı, bu itibarla dava konusu taşınmazların devrinde davacının ve müteveffa kardeşinin iradelerinin hile/aldatma yoluyla sakatlandığına dair iddianın ispatlanamadığı, bu sebeplerle direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
30. Hâl böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı (24.595,30 TL) harcın temyiz edenden alınmasına,
6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
25.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/172 E., 2024/1098 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 inci, 37, 38 ve 39/1 inci maddeleri.
1. Hukuk Dairesi 2023/172 E. , 2024/1098 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1480 E., 2022/1894 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret / Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/456 E., 2022/233 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davalı vekilinin istinaf başvurunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; 2017 yılında geçirdikleri trafik kazası sonucunda eşini kaybetmesi üzerine düşünme ve karar verme hususlarında sıkıntılı duruma girdiğini, bu durumundan ve yaşlılığından yararlanan davalı torunu ...'in baskılarıyla maliki olduğu 9 parça taşınmazı satış göstermek suretiyle davalı torununa devrettiğini, işlemlerin hile ve korkutma ile gerçekleştirildiğini, kendisine herhangi bir bedel de ödenmediğini, taşınmazların aynı ay içerisinde diğer davalı ...'e devredildiğini, taşınmazlar içerisinde hala kendisine ve kızına ait şahsi eşyalarının bulunduğunu, davalı ...'in ediniminde iyiniyetli olmadığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tecilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı ...; dedesi olan davacının kendisine ve dava dışı kızına malların bağışlama iradesinde olduğunu, bu doğrultuda dava konusu taşınmazları kendisine, bir kısım dava dışı taşınmazını ise dava dışı kızı ... 'e devrettiğini, baskı, hile ya da tehditin söz konusu olmadığını, 2019 yılı Kasım ayı içinde davacının yurt dışında yaşayan kızı ...'in Türkiye'ye gelmesi sonrasında aralarında sorunların ortaya çıktığını, davacının kızının telkinleriyle eldeki davayı açtığını, ekonomik olarak sıkıntıda olduğu dönemde arkadaşı olan diğer davalı ...’ten aldığı borçlara karşılık taşınmazları sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ...; davalı ...'in kendisine borçlu olduğunu, borçlarına karşılık dava konusu taşınmazları yatırım ve doğal güzellikleri sebebiyle satın aldığını, davacı ve diğer davalı arasındaki ilişkiyi bilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından, davacının korkutmaya maruz kaldığını ispat edemediği, aksine davacının çocuklarına mal paylaştırma iradesiyle temlikleri gerçekleştirdiği, davacının dava dışı diğer evladına da yakın tarihlerde devirler yaptığı, baskı ve korku altında temlikin gerçekleştirildiği iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetl; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dinlenen tanıklar ve toplanan diğer delillerle davalı torun ...'in davacının özel durumundan faydalanmaya çalışıp sürekli davacının yanında bulunarak güven kazanmaya çalıştığının açıklığa kavuştuğunu, bilirkişi raporu ile taşınmazın gerçek değerinin satış bedelinden çok daha yüksek olduğunun tespit edildiğini, tüm bu nedenlerle Mahkemece gabin yönünden gerekçe oluşturulması ve buna göre karar verilmesi gerekirken ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddinin doğru olduğunu ancak lehlerine eksik vekalet ücretine hükmedildiğini belirterek İlk Derce Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tehdit, hile ve taraf muvazaasına dayalı olduğu, davacının iradesinin sakatlandığını ortaya koyan herhangi bir delil bulunmadığı, davacının iddialarını HMK'nın 190 ıncı ve TMK'nın 6 ncı maddeleri gereğince usulünce ispatlayamadığı, taraf muvazaasını ortaya koyan yazılı delil bulunmadığı, dava konusu taşınmazların bağış suretiyle devredildiği gözetildiğinde muvazaa iddialarının da kanıtlanamadığı, dava dilekçesinde ileri sürülmeyen gabin iddiasının ise istinaf dilekçesinde ileri sürülmesine imkan bulunmadığı; ancak davalı ... lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulüyle hüküm ortadan kaldırılarak vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının dava konusu taşınmazları baskı altında temlik ettiğini, davalı torunun kendisinin zor durumunu bilerek taşınmazların adına tescilini sağladığını, bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu, Mahkemece tarafların ileri sürdükleri vakıalara uygun hukuksal sebebinin bulunması gerektiğini, bu çerçevede gabin yönünden de inceleme yapılması gerektiğini, irade sakatlığı hallerinin mevcut olduğunu, edimler arasında aşırı orantısızlık olduğunu, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini, rayiç bedel araştırmasının usulüne uygun yapılmadığını, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hile ve korkutma hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 inci, 37, 38 ve 39/1 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190 ıncı maddesi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1. Dosya içerinden ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 1430, 2406, 2421, 2429, 2919 parsel sayılı taşınmazlarını 19.09.2019 tarihli akitle; 3915, 3424 ve 760 parsel sayılı taşınmazlarını 20.09.2019 tarihli akitle; 3704 parsel sayılı taşınmazını da 05.12.2019 tarihli akitle davalı torunu ...'e bağış suretiyle devrettiği, davalı ...'in de anılan parsellerin tamamını 18.02.2020 tarihinde diğer davalı ...'e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
2.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 346,90 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
...
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Arsa sahibi Emin Bey, arazisini satarken kendisi sessiz kalmış; ancak yanındaki arkadaşı Volkan, alıcıya "Bu arsa yakında imara açılacak, belediyeden duydum" diyerek yalan söylemiştir. Alıcı da bu yalana inanarak arsayı satın almıştır. Emin Bey'in, arkadaşı Volkan'ın bu yalanından haberi yoktur. Bu durumda, "üçüncü kişinin aldatması" (hilesi) söz konusu olduğunda sözleşmenin geçerliliği ile ilgili aşağıdaki ifade doğrudur?
A) Alıcı, her halükarda sözleşmeyi iptal edebilir.
B) Emin Bey aldatmayı bilmediği için alıcı sözleşme ile bağlıdır; ancak Volkan'dan tazminat isteyebilir.
C) Sözleşme kendiliğinden hükümsüzdür.
D) Emin Bey bilmese bile, Volkan onun yardımcısı sayıldığı için sözleşme iptal edilebilir.
E) Alıcı sözleşmeyi iptal edemez ve tazminat da isteyemez.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.