6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 37

Türk Borçlar Kanunu 37. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür. 2. Koşulları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2024/8654 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
rk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 201 inci maddesinde düzenlenen borca katılma sözleşmesi olduğu ve davacının senetleri bu sözleşme uyarınca keşide ettiği, sözleşmeyi ise baskı ve tehdit ile imzaladığını iddia ettiği, bu iddiasının 6098 sayılı Kanun'un 37 ve 38 inci maddelerinde düzenlenen iradenin sakatlanması hallerinden olan korkutma iddiası olduğu, aynı Kanun'un 39 uncu maddesinde ise
11. Hukuk Dairesi         2024/514 E.  ,  2024/8654 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1458 Esas, 2023/1695 Karar HÜKÜM : Davanın reddi (Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle) İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/895 E., 2023/312 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından, dava dışı borçlu ... Dondurulmuş Ürünler Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. aleyhine İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2021/25607 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını ve Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2021/775 Tal. sayılı dosyası üzerinden dava dışı borçlunun mal varlığı değerlerine haciz konulduğu gibi fiili haciz işlemi sırasında müvekkilinin mallarına haciz konularak malların derhal muhafaza altına alınacağından bahisle müvekkilinin tehdit edildiğini, haciz kararı verilen icra dosyasında borçlu taraf müvekkili şirket olmadığı gibi müvekkilinin, ne davalı şirket ile ne de icra dosyasının borçlusu ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi ile arasında herhangi bir alacak-borç ilişkisi yahut herhangi bir ticari ilişki de bulunmadığını, her ne kadar haciz sırasında yapılan evrak araştırmasında da dava dışı ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi ile ilintili bir belge ve sair evraka rastlanılmamış ise de, davalı tarafın müvekkilini haciz ve muhafaza ile tehdit etmeye devam ettiğini, müvekkilinin bu tehditler karşısında tarafı olmadığı bir borç ilişkisinde borcu ödemeye zorlanarak 11 adet bono ile aynı tarihte icra dosyası borcunu ödeyeceğine dair protokol imzalamaya zorlandığını, bu nedenle müvekkili şirketin davalıya 04.11.2021 tanzim 15.11.2021 ödeme tarihli 35.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.12.2021 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.01.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.02.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.03.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.04.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.05.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.06.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.07.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.08.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.09.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL bedelli bonolardan, 04.11.2021 tarihli protokolden ve İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2021/25607 E. sayılı dosyasından kaynaklanan herhangi bir borcu bulunmamasına rağmen ödeme yapıldığını ileri sürerek davalıya haksız olarak ödenen toplam 275.000,00 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdadına karar verilmesini, davalı şirket aleyhine müvekkili şirket tarafından borçlu olmadığı halde ödenen bedelin %20'si oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2021/25607 E. sayılı dosyasıyla dava dışı ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi hakkında icra takibi başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, bu alacağın tahsili için hacze gidildiğini, ancak davacı şirket tarafından herhangi bir istihkak iddiasında bulunulmadığını, davacı tarafın anlaşmak istemesi üzerine taraflarınca protokol düzenlendiğini, protokol metninin davacı tarafça da uygun bulunduğunu, protokolle davacıdan dosya borcuna mahsuben toplamda 11 adet bono alındığını, davacı anılan protokolün zorla imzalatıldığını iddia etmiş ise de davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, protokol kapsamında davacının dava açma hakkı bulunmadığını, davacının yasal haklarını kullanmamasının haciz baskısı altında olmadığını gösterdiği gibi basiretsiz davranışlarının sonuçlarına da kendisinin katlanması gerektiğini savunarak, davanın reddi ile davacının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, somut olayda davacı şirket icra takibinde borçlu olmadığını ancak icra tehditi altında ödeme yaptığını ileri sürerek ödemiş olduğu paranın istirdatını talep etmekte ise de davacı şirket, takip dosyasının tarafı olmayıp üçüncü kişi konumunda olduğu 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (2004 sayılı Kanun) maddelerine göre icra dosyasına yapılan ödemeler borca mahsuben ödenmiş sayılacağından takip dosyasının tarafı olmayan davacı üçüncü kişinin ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dosya borçlusundan geri isteme hakkı bulunmakla birlikte, eldeki dava yönünden davalı alacaklının sebepsiz zenginleşen konumunda bulunmadığı, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi uyarınca menfi tespit ve istirdat davasını ancak takip borçlusu açabileceğinden davacının icra takip dosyasına ödediği bedeli davalıdan geri isteme hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, haciz baskısı ve tehdidi altında borçlu olunmadığı halde ödendiği iddiası ile ödenen bedelin istirdadı talebine ilişkin davada; davalı tarafından İstanbul 14. İcra Dairesinin 2021/25607 E. sayılı dosyasında dava dışı ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi ile ... aleyhine toplam 230.284,07 TL alacağın tahsili amacıyla kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe dayanak kambiyo evraklarında davacının cirosunun bulunmadığı, takibin kesinleşmesi üzerine icra dairesince haciz işlemlerine geçildiği ve Bakırköy 8. İcra Dairesinin 2021/775 Tal. sayılı dosyasından 04.11.2021 tarihinde davacı şirketin adresine fiili hacze gidildiği, haciz sırasında davacı şirket yetkilisinin hazır olduğunun ve davalı alacaklı vekilinin hiçbir işlem yapılmamasını talep ettiğinin tutanak altına alındığı, taraflar arasında imzalanan 04.11.2021 tarihli protokol ile tarafların İstanbul 14. İcra Dairesinin 2021/25607 E. sayılı dosyasına konu borcun ödenmesi için anlaştıkları, davacının borca katılan olarak davalıya protokol kapsamında ödeme için 11 adet senedi verdiği ve daha sonra senet bedellerinin ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı; 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması sebebiyle borçlu olmadığı bir parayı ödemek mecburiyetinde kalan kişi tarafından söz konusu paranın iadesi talebi ile bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde istirdat davası açılabileceği, Mahkemece 2004 sayılı Kanuna dayalı yazılı gerekçe ile davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de; davada icra takip dosyasına ödenen bedelin değil taraflar arasında imzalanan protokol gereği verilen ve ödemesi yapılan senet bedellerinin istirdadının talep edildiği, davacının protokol ile senetleri tehdit ve baskı altında imzaladığını ve borçlu olmadığını iddia ederek istirdat talebinde bulunduğu, sebepsiz zenginleşmeye dayanmadığı, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, taraflar arasında imzalanan protokolün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 201 inci maddesinde düzenlenen borca katılma sözleşmesi olduğu ve davacının senetleri bu sözleşme uyarınca keşide ettiği, sözleşmeyi ise baskı ve tehdit ile imzaladığını iddia ettiği, bu iddiasının 6098 sayılı Kanun'un 37 ve 38 inci maddelerinde düzenlenen iradenin sakatlanması hallerinden olan korkutma iddiası olduğu, aynı Kanun'un 39 uncu maddesinde ise korkutulanın, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılacağının düzenlendiği, dosyada mevcut haciz tutanağı 04.11.2021 tarihli olup sözleşmenin de aynı tarihte yapıldığı gözetildiğinde haciz baskısı ve tehdidi iddiasının en geç 05.11.2021 tarihi itibariyle ortadan kalkacağı ancak davanın 27.12.2022 tarihinde hak düşürücü süreden sonra açıldığı, davacının davadan önce arabuluculuk başvurusunda bulunduğu tarihin de 10.11.2022 olduğu, dolayısıyla başvuru tarihinden önce de 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı üçüncü kişi aleyhindeki takipte yapılan fiili haciz işlemi sırasında imzalanan protokol ve bu kapsamda keşide edilen bonolara dayalı olarak yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6098 sayılı Kanun'un 37, 39 ve 201 inci maddeleri. 3.2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/2229 E., 2023/7626 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
tam metni aç
beklediği kabul edilse bile her iki tarih yönünden işbu davanın açılmış olduğu 07.09.2020 tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açılmış olduğu, bu itibarla 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalanmasında 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 36 ncı ve 37 nci maddesinde yer ...
9. Hukuk Dairesi         2023/2229 E.  ,  2023/7626 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.07.2015-24.01.2019 tarihleri arasında davalının ... Federal Demokratik Cumhuriyeti'ndeki şantiyesinde patlatma formeni olarak ocak ve patlatmalar birim şefliği müdürlüğünde görev yaptığını, müvekkiline ... bitimi sebebi ile çıkışının verileceği, Tanzanya şantiyesine gönderileceği, bu nedenle bir önceki ... sözleşmesinin sonlandıracağının bildirdiğini, davacının, ... görevlendirme yapılacağı hususunda işveren yetkililerinin beyanına inanarak arabuluculuk tutanağını imzaladığını, müvekkiline 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının irade fesadı ve usuli eksiklikler ile baskı altında, hile ve aldatma ile imzalatıldığını ileri sürerek ihtiyari arabuluculuk tutanığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların ... iradeleri ile katıldıkları müzakerelerin yetkili, tarafsız ve bağımsız arabulucu tarafından, eşitlik ve iradilik ilkelerine dayalı biçimde, interaktif şekilde yürütüldüğünü, ortak irade ile 24.01.2019 tarihli hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk anlaşma belgesi imzalandığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacının, yurda dönüşünün kısıtlandığını belirterek irade fesadına uğradığını ileri sürdüğü tarihin 24.01.2019 olduğunu, bu tarihten sonra yurda döndüğünü ve anlaşma belgesinde belirtilen ödemelerin 11.02.2019 tarihinde yapılmasını beklediğini ve bu süreyi takiben 2 yıl sonra dava açtığını bu nedenle olayların ... olmadığını, irade fesadı iddiası yönünden 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; arabuluculuk sürecinde dosya kapsamına göre davalı işveren tarafından ... sözleşmesi feshedilecek çalışanlara fesih hususu ve arabuluculuk görüşmelerinin yapılacağı yönünde fesih tarihinden önce duyuru yoluyla bildirimde bulunulduğu, bu durumun işyeri uygulaması hâline gelmesi sebebi ile çalışanların Şirket merkezinde arabuluculuk görüşmeleri yapılacağı ve görüşmelerde görüşülecek konulara ilişkin genel bir bilgiye sahip oldukları, arabuluculuk görüşmelerinde çalışanların işverence teklif edilen anlaşma üzerinde düşünmeleri, kendi tekliflerini öne sürmeleri için yeterli zamanın sunulduğu, arabuluculuk tutanağının imzalanması hususunda çalışanlara baskı yapılmadığı, departman müdürlerinin işyerine işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunmadığı, ... bir projede işe alınacak personelin belirlenmesi yetkisinin yönetimde olduğuna dair anlatımları, dosyaya sunulan uçuş bilgilerinin incelenmesinde 27.01.2019 tarihli uçuş için davacı adına bilet alındığı, davalı işverenlikçe arabuluculuk anlaşma tutanağında öngörülen ödemenin 11.02.2019 tarihinde yapılmasının kararlaştırıldığı, bu kapsamda davacının, ...'ye döndüğü, davacının en geç ihtiyari arabuluculuk anlaşması gereğince kararlaştırılan ödeme tarihine kadar beklediği kabul edilse bile her iki tarih yönünden işbu davanın açılmış olduğu 07.09.2020 tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açılmış olduğu, bu itibarla 24.01.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalanmasında 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 36 ncı ve 37 nci maddesinde yer ... irade fesadı hâllerinin bulunduğunun davacı tarafça ispat edilemediği ve davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde de açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafça, davacı müvekkiline 24.01.2019 tarihinde ... projede görev verileceği vaadi ile irade fesadı ve usuli eksiklikler ile baskı altında, hile ve aldatma ile ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalatıldığını, taraflar arasında 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanun) hükümlerine ve kanun koyucunun arabuluculuk müessesesini düzenleme amacına uygun olarak yapılmış geçerli bir ihtiyari arabuluculuk görüşmesi ve faaliyeti bulunmadığını, gerek arabulucu gerekse işveren tarafından arabuluculuk süreci hakkında hiçbir bilgilendirme yapılmadan ... ilişkisinin devam edeceğine inandırılarak irade fesadıyla ibraname niteliğindeki sözleşmenin imzalatıldığını, müvekkilinin ihtiyari arabuluculuk başvurusu yapmadığını, işveren tarafından ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalamaya yönlendirildiğini ve zorlandığını, dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinde hangi alacak kalemi için ne miktarda ödeme yapılacağının açıkça ve ayrı ayrı kararlaştırılmadığını, müvekkiline ödenecek olan tutar bölümüne yazılan 19.660,23 USD'nin müvekkilin ücret alacağı, kıdem ve ihbar tazminatının toplamı olduğunu, diğer alacak kalemlerine ilişkin hiç ödeme yapılmadığını, pasaportu dahi davalı Şirketin elinde iken ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını, müvekkilinin yeniden işe alınacağı ve Tanzanya'daki şantiyeye gönderilceği vaadi ile aldatıldığını, davacının, işe geri alma vaadinin ... olmadığını anlamasının 17.01.2020 tarihinde olduğunu, dava tarihi 07.09.2020 itibarıyla 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığını, arabuluculuk tutanağının gabin nedeni ile de geçersiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının yeniden işe alınacağı ve Tanzanya'daki şantiyeye gönderileceği vaadi ile aldatıldığı ileri sürülmekte ise de, davacının iradesinin bu şekilde sakatlandığı, kendisine böyle bir vaatte bulunulduğu iddiasını ispata elverişli delil sunulmadığı, yargılama aşamasında davacı asılın bu yöndeki beyanının dosyadaki diğer delillerle desteklenmediği, dolayısı ile davacının aldatıldığını öğrendiği tarihten dava tarihine kadar 1 yıllık hak düşürücü süre dolmadığı iddiasına sonuç bağlanamayacağı, Mahkemenin gerekçesinin oluşa ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 6325 sayılı Kanun'un 1, 2, 3, 8, 9, 11, 13, 15, 17 ve 18 ... maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 30 ila 39 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/848 E., 2025/271 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Arabuluculuğa ilişkin düzenlemelerin yanı sıra 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 37. maddesinde;
3. Hukuk Dairesi         2024/848 E.  ,  2025/271 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1910 E., 2023/2094 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 20. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/208 E., 2022/237 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin babası ...'ın 2017 yılında eşinin vefatı sonrası müvekkilinin de Amerika'da ikamet etmesi sebebiyle Türkiye'de tek başına kaldığını, davalı ...'in, ...'ın teyzesinin kızı olduğunu, ...'ın çok yaşlı olması sebebiyle hesaplarını idare etmesi ve mali yükümlülüklerini yerine getirmesinin mümkün olmadığı için Türkiye'de en yakını olan ve güvendiği davalı ile ortak hesap açtığını ve davalıya yalnızca kendisine yardımcı olması amacıyla ortak hesaptan para çekme yetkisi tanıdığını, davalının, ... ile Av. Gül Kadı'nın birlikte yaşamaya başladıktan sonra ortak hesaptaki paradan ara ara olmak üzere 500.000,00 TL çekildiğini tespit ettiğini ve bu durumdan müvekkilinin haberdar olduğunu, irade fesadı altında imzalanan 21.08.2019 tarihli arabuluculuk anlaşmasının geçersizliği nedeniyle iptaline, banka kayıtlarının celbi sonrası yapılacak bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacak davalının vekalet görevini kötüye kullanması nedeniyle uğranılan tüm zararlara yönelik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalının haksız olarak alıkoyduğu 2.000.000,00 TL'nin en yüksek mevduat faiziyle birlikte iadesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; dava konusu arabuluculuk anlaşmasının geçersiz olmadığını, ihtiyari değil zorunlu arabuluculuk anlaşması olduğunu belirterek davacının haksız davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; murisin iradesinin fesada uğradığının ispatlanamadığı, aksine davalının murisin ihtiyaçlarını gözetmesi nedeniyle, bu iyiliğe karşılık olarak 1.451.482,55 TL'yi davalıya bağışlamış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 01.06.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, ön inceleme aşamasında delillerin somutlaştırılması için usulüne uygun ihtarat yapılmadığını, tanık dinletme taleplerinin kabul edilmediğini, murisin bağışlama niyeti bulunmadığını, murisin korku ve panik içerisinde olduğunu, iradesinin sakatlanması sebebiyle arabuluculuk tutanağının iptali ile alıkoyulan bedelin iadesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının murisi ile ortak hesabında bulunan parayı şahsi hesabına aktarmasından sonra şahsi hesabında bulunan para nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü için düzenlenen arabuluculuk tutanağının geçersizliği nedeniyle iptali ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile alacak istemine ilişkindir. 1. 6325 Sayılı Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanunu) 3. maddesi ile “Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler.” denilmek suretiyle arabulucuya başvurunun, sürecin devamının ve sonlanmasının iradiliğinden bahsetmektedir. Aynı hükmün ikinci fıkrasına göre: “Taraflar, gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahiptirler.” 2. Yine Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m. 5/1’e göre “Taraflar bu sürecin içine zorla dahil edilemezler”. İradilik ilkesi ihlal edilen arabuluculuk görüşmeleri ve bu doğrultuda düzenlenen tutanaklar, taraflardan birinin gabine uğramasına sebebiyet vereceği veya zarara uğratacağı sebebi ile arabuluculuk kurumunun kötü niyetle kullanılmasının önüne geçmek açısından bu maddeler kanun koyucu tarafından düzenlenmiştir. 3. Arabuluculuğa ilişkin düzenlemelerin yanı sıra 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 37. maddesinde; “Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. Tüm bu maddeler uyarınca arabuluculuk tutanağının iptali söz konusu olacaktır. 4. Dosya içeriğinden, Arabulucuk Tutanağının 21.08.2019 tarihinde taraflarca imzalandığı, vesayet dosyasında mübrez Urla Devlet Hastanesinden alınan 02.05.2019 tarihli rapor ile murisin akli melekelerinin yerinde olduğunun tespit edildiği, yine aynı dosyada 19.06.2019 tarihli celsede murisin beyanı ile mevcut dosya davalısı hakkında "Şermine yardım olsun diye %50 hisse hakkı verdim" beyanının bulunduğu anlaşılmakla, temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/961 E., 2024/9135 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(6098 sayılı Kanun) 37 ve 38 inci maddeleri
11. Hukuk Dairesi         2024/961 E.  ,  2024/9135 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1204 Esas, 2023/1352 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/29 E., 2022/317 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların davadışı şirketi devraldıktan sonra davalı ... ve ...'in şirkete ortak olduklarını, sonrasında davacıların davalılara 5.000.000,00 TL bedelli senet verdiklerini, davalıların davacılardan şirket hisselerini davalı ...'e teslim etmelerini, aksi takdirde verilen 5.000.000,00 TL değerindeki senedin icra takibine konulacağını belirterek davacıları tehdit ettiklerini ve korkuttuklarını, davacıların bu şekilde fesada uğrayan iradeleriyle hisse devir ve ortaklığı tasfiye sözleşmesini imzaladıklarını, bu sözleşmenin iki ve yedinci maddesiyle davalılara verilen 3 adet 5.000.000,00 TL bedelli senetlerin yediemin olarak davadışı şahsa teslim edildiğini, senetlerin davacıdan hile ile alındığını, 26.07.2016 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesi ile ise davacıların şirketteki hisselerini davalı ...'e devrettiğini, bu iki sözleşmenin hile, gabin ve tehditle sakatlanan iradeleriyle imzalandığını, bu sözleşmede yazan bedellerin kendilerine verilmediğini, kaldı ki pay devir sözleşmesindeki devir bedelinin rayicin çok altında olduğunu, ayrıca hisse devir ve ortaklığı tasfiye sözleşmesi ve ibraname başlıklı adi yazılı sözleşmenin 4 üncü maddesi gereğince hisse devir tarihinden itibaren 90 gün içerisinde davalıların 2 adet enjeksiyon makinesi, 2 adet kalıp ve 2 adet robot vermeyi taahhüt ettiklerini ileri sürerek hisse devir ve ortaklığın tasfiyesine ilişkin adi yazılı sözleşmenin ve 26.07.2016 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesinin iptali ve ...'e devredilen hisselerin davacılar adına tesciline, hisselerin bedelsiz devri kabul edilmezse bedeli karşılığında hisselerin davacılar adına tesciline, bu mümkün olmazsa hisse devir bedelinin rayiç değerine nazaran güncellenmiş farkının tahsilini, ayrıca adi yazılı sözleşmenin 4 üncü maddesi gereğince müvekkillerinin seçtiği iş makineleri ve kalıbın davacılara teslimine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalıların küçük bir işletme olan şirketi büyüttüklerini, ancak davacıların dürüstlük kurallarına aykırı davranış ve söylemleri nedeniyle sulh yoluyla ortaklığın sona erdirildiğini, davacılardan ...'ın şirket müdürü iken ortaklar kurulu kararı ile şirket müdürlüğünü davalı ...'e devrettiğini, davacıların verdiği zararları dolayısı ile ortaklığın tasfiyesi amacıyla bir komisyona başvurulduğunu ve iş adamlarından oluşan komisyon tarafından şirketin % 50 hissesine sahip olan davacıların işletmeden herhangi bir para talep etmeden ve mutabık kalınan zarardan kendilerine düşen kısımla ilgili herhangi bir ödeme yapmadan çekileceği, ancak davacıların şirkete olan şahsi borçlarının davalılara ödenmesi gerektiği yönünde karar verildiğini, bu karar neticesinde dava konusu sözleşmelerin akdedildiğini, pay devrinin şirket pay defterine işlendiğini ve Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilerek hisse devrinin tamamlanarak sulh yolu ile iradi olarak ortaklığa son verildiğini, davacıların basiretli bir tacir gibi davranması gerektiğini, davacıların verilen senedin teminat olarak verildiğini kabul ettiğini, teminat senedine ilişkin takip başlatılmasına yönelik söylemin bir korkutma olmadığını, şirket hisse bedellerinin nominal değer üzerinden hesaplandığını, gabin şartlarının da gerçekleşmediğini, sözleşme ile hüküm altına alındığı gibi belirlenen süre içerisinde tüm banka ve leasing borçlarının davacılar lehine kaldırıldığını, bu nedenle makineleri vermeyi davacıların kabul ettiğini, imzalanan her iki sözleşmenin de birbirini tamamladığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, taraflarca imzaları kabul edilen ibraname sözleşmesinin tarafların kendi hür iradeleri ile imzalamış oldukları ve davalı taraflarca herhangi bir hile ve tehdit yoluna başvurulmadığı, ibraname sözleşmesindeki yükümlülükleri yerine getirmedikleri sebebi ile 2 adet enjeksiyon makinası 2 adet kalıp makinası ve 2 adet robotun taraflarına teslimi talepleri yönünden yapılan değerlendirmede ise, öncelikle davacı tarafın taraflar arasındaki sözleşmenin hile ve tehdit ile yapılarak geçersizliğini iddia edip akabinde bahse konu ibraname sözleşmesindeki davalıların yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiası ile sözleşmede yer alan makinaların taraflarına teslim taleplerinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu, ibraname sözleşmesinde yer alan ve davalı tarafın yükümlülükleri arasında yer alan dava dışı şirketin kullanmış olduğu kredilerdeki davacıların risklerinin şirket devir sözleşmesinden sonraki 90 günlük süre içerisinde davalılar tarafından kaldırılıp kaldırılmadığı yönünde dava dışı bankalara yazılan müzekkere cevaplarında dava dışı şirketin kullanmış olduğu krediler ile ilgili davacıların devam eden herhangi bir riskinin bulunmadığı, her ne kadar dava dışı bankalardan ... Bank, ... Bankası ve ... Faktoring'den gelen yazı cevaplarından net olarak bir belirleme yapılamamış ise de, davacı tarafa dava dışı şirketin kullanmış olduğu ve davacıların risklerinin devam ettiği var ise kredi sözleşmelerinin mahkememize bildirilmesi istenilmiş ise de davacı tarafça verilen kesin süre içerisinde mahkemeye herhangi bir bildirimde bulunulmadığı ve davacı tarafça dava dışı şirket tarafından kullanılıp halen risklerinin devam etmiş olduğu herhangi bir kredi sözleşmesinin varlığı ispat edilemediğinden bu yöndeki taleplerinin de reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, ikrah ve gabin iddiasının ispata muhtaç kaldığı, kaldı ki davacıların anılan adi yazılı sözleşmeye göre davada talepte bulunmakla iyiniyet kuralları bağlamında çelişkili davranış yasağını ihlal ettiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 4 üncü maddesinde borçlar fekkedilmezse anılan iş makinelerin teslim edileceğinin kararlaştırıldığı ve gelen yazı yanıtlarına göre riskin devam etmediği, yerel mahkemenin ... A.Ş ve ... Faktöring yazı cevabı yönünden yapmış olduğu değerlendirmede herhangi bir isabetsizlik görülmediği, gabin iddiasının da somut dosya kapsamında bilhassa tacir olan davacılar açısından dinlenebilir görülmediği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, hisselerin ibranameye göre bedelsiz olarak devredildiği ve bu devir karşılığında davacıların borçlu olduğu davalı tarafların ise alacaklı olduğu teminat için verilmiş 3 adet 5.000.000,00 TL'lik bononun davalılarca davacı taraflara teslim edileceğinin kararlaştırıldığı, ispatlanamayan davanın reddine dair yerel mahkeme kararının kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, hile, ikrah ve gabin sebeplerine dayalı olarak akdedilen hisse devir ve ortaklığın tasfiyesine ilişkin adi yazılı sözleşmenin ve 26.07.2016 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesinin iptali, bu mümkün olmazsa hisse devir bedelinin rayiç değerine göre hesaplanan farkın tahsilini, ayrıca adi yazılı sözleşmenin 4 üncü maddesi gereğince iş makineleri ve kalıbın davacılara teslimine karar verilmesini talep etmiştir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(6098 sayılı Kanun) 37 ve 38 inci maddeleri 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 17.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/172 E., 2024/1098 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 inci, 37, 38 ve 39/1 inci maddeleri.
1. Hukuk Dairesi         2023/172 E.  ,  2024/1098 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1480 E., 2022/1894 K. HÜKÜM/KARAR : Ret / Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/456 E., 2022/233 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davalı vekilinin istinaf başvurunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; 2017 yılında geçirdikleri trafik kazası sonucunda eşini kaybetmesi üzerine düşünme ve karar verme hususlarında sıkıntılı duruma girdiğini, bu durumundan ve yaşlılığından yararlanan davalı torunu ...'in baskılarıyla maliki olduğu 9 parça taşınmazı satış göstermek suretiyle davalı torununa devrettiğini, işlemlerin hile ve korkutma ile gerçekleştirildiğini, kendisine herhangi bir bedel de ödenmediğini, taşınmazların aynı ay içerisinde diğer davalı ...'e devredildiğini, taşınmazlar içerisinde hala kendisine ve kızına ait şahsi eşyalarının bulunduğunu, davalı ...'in ediniminde iyiniyetli olmadığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tecilini istemiştir. II. CEVAP Davalı ...; dedesi olan davacının kendisine ve dava dışı kızına malların bağışlama iradesinde olduğunu, bu doğrultuda dava konusu taşınmazları kendisine, bir kısım dava dışı taşınmazını ise dava dışı kızı ... 'e devrettiğini, baskı, hile ya da tehditin söz konusu olmadığını, 2019 yılı Kasım ayı içinde davacının yurt dışında yaşayan kızı ...'in Türkiye'ye gelmesi sonrasında aralarında sorunların ortaya çıktığını, davacının kızının telkinleriyle eldeki davayı açtığını, ekonomik olarak sıkıntıda olduğu dönemde arkadaşı olan diğer davalı ...’ten aldığı borçlara karşılık taşınmazları sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ...; davalı ...'in kendisine borçlu olduğunu, borçlarına karşılık dava konusu taşınmazları yatırım ve doğal güzellikleri sebebiyle satın aldığını, davacı ve diğer davalı arasındaki ilişkiyi bilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından, davacının korkutmaya maruz kaldığını ispat edemediği, aksine davacının çocuklarına mal paylaştırma iradesiyle temlikleri gerçekleştirdiği, davacının dava dışı diğer evladına da yakın tarihlerde devirler yaptığı, baskı ve korku altında temlikin gerçekleştirildiği iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetl; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dinlenen tanıklar ve toplanan diğer delillerle davalı torun ...'in davacının özel durumundan faydalanmaya çalışıp sürekli davacının yanında bulunarak güven kazanmaya çalıştığının açıklığa kavuştuğunu, bilirkişi raporu ile taşınmazın gerçek değerinin satış bedelinden çok daha yüksek olduğunun tespit edildiğini, tüm bu nedenlerle Mahkemece gabin yönünden gerekçe oluşturulması ve buna göre karar verilmesi gerekirken ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddinin doğru olduğunu ancak lehlerine eksik vekalet ücretine hükmedildiğini belirterek İlk Derce Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tehdit, hile ve taraf muvazaasına dayalı olduğu, davacının iradesinin sakatlandığını ortaya koyan herhangi bir delil bulunmadığı, davacının iddialarını HMK'nın 190 ıncı ve TMK'nın 6 ncı maddeleri gereğince usulünce ispatlayamadığı, taraf muvazaasını ortaya koyan yazılı delil bulunmadığı, dava konusu taşınmazların bağış suretiyle devredildiği gözetildiğinde muvazaa iddialarının da kanıtlanamadığı, dava dilekçesinde ileri sürülmeyen gabin iddiasının ise istinaf dilekçesinde ileri sürülmesine imkan bulunmadığı; ancak davalı ... lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulüyle hüküm ortadan kaldırılarak vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının dava konusu taşınmazları baskı altında temlik ettiğini, davalı torunun kendisinin zor durumunu bilerek taşınmazların adına tescilini sağladığını, bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu, Mahkemece tarafların ileri sürdükleri vakıalara uygun hukuksal sebebinin bulunması gerektiğini, bu çerçevede gabin yönünden de inceleme yapılması gerektiğini, irade sakatlığı hallerinin mevcut olduğunu, edimler arasında aşırı orantısızlık olduğunu, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini, rayiç bedel araştırmasının usulüne uygun yapılmadığını, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, hile ve korkutma hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 inci, 37, 38 ve 39/1 inci maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190 ıncı maddesi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi. 3. Değerlendirme 1. Dosya içerinden ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 1430, 2406, 2421, 2429, 2919 parsel sayılı taşınmazlarını 19.09.2019 tarihli akitle; 3915, 3424 ve 760 parsel sayılı taşınmazlarını 20.09.2019 tarihli akitle; 3704 parsel sayılı taşınmazını da 05.12.2019 tarihli akitle davalı torunu ...'e bağış suretiyle devrettiği, davalı ...'in de anılan parsellerin tamamını 18.02.2020 tarihinde diğer davalı ...'e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. 2.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 346,90 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. ...

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

İş insanı Aras, üçüncü kişi durumundaki Kaya tarafından, "Eğer bu arsayı Deniz’e satmazsan, senin vergi kaçırdığına dair elimdeki belgeleri maliyeye teslim ederim" şeklinde tehdit edilmiştir. Aras, bu korkunun etkisiyle arsasını Deniz’e satmış ve tapuda devretmiştir. Deniz, Aras’ın Kaya tarafından tehdit edildiğinden tamamen habersizdir ve durumu bilmesi de kendisinden beklenemez. Türk Borçlar Kanunu uyarınca bu hukuki durumla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Tehdit üçüncü kişi (Kaya) tarafından yapıldığı için Aras sözleşmeyi hiçbir şekilde iptal edemez.
B) Aras sözleşmeyi her durumda hiçbir bedel ödemeden iptal edebilir.
C) Aras sözleşmeyi iptal ederse; karşı taraf Deniz korkutmayı bilmiyor veya bilecek durumda değilse, Aras hakkaniyet gerektiriyorsa Deniz’in uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
D) Korkutma (ikrah) halinde iptal hakkı sözleşme tarihinden itibaren her durumda 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
E) Deniz tehdidi bilmese dahi, taşınmaz satışlarında korkutma hükmü gereği sözleşme kendiliğinden kesin hükümsüz olur.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol