Türk Borçlar Kanunu 39. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
23 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/3996 E., 2024/7298 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
8 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ve 39 uyarınca öncelikle devir ile bağlı olmadığının tespiti ile hisselerinin iadesini talep etmek durumunda kaldığını, terditli olarak da hisse bedelinin tahsilinin talep edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39 ncu madde hükümlerinin aldatma ve irade bozukluğunun giderilmesi hükümleri çerçevesinde davacının davalının profesyonelce sergiled
11. Hukuk Dairesi 2023/3996 E. , 2024/7298 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1613 Esas, 2023/331 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/904 E., 2019/923 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.10.2024 günü hazır bulunan asıl davada davacı vekilleri Avukat Meltem Deniz ile Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Avukat Sinem Ateş Altan dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl davada dava dilekçesinde; ... Tavukçuluk Tarım Ürünleri Yem San. ve Tic. A.Ş.'nin 2001 yılında davacının eşi ... ... tarafından aile şirketi olarak kurulduğunu, davalının yarattığı sorunlar baş gösterene dek şirket ortaklarının davacı ..., eşi ... ... ve oğulları ... olduğunu, davacının 2016 yılı ortasında şirketin mali yapısının sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi sebebi ve amacı ile şirkete dışarıdan ortak alma sürecine girilmesi üzerine o anda hiç bir devir bedeli almadan hisselerini davalıya devrettiğini, devir sırasında ... ...' in şirkette ortak olarak kaldığını, yönetim kurulu başkanı sıfatı ile şirketin imza yetkisini devam ettirdiğini, devir bedelinin hala ödenmediğini, ticari ve finansal gereklilikler nedeni ile şirketin mali yapısının daha da sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi için eş zamanlı olarak hem ... hem de ... ...'in şirket hisselerinin bir kısmını 2016 yılı ortası ve 2017 yılında davalı ...' ya hiç bir bedel almaksızın devir ettiklerini, hisse devirleri sonucunda davacı ve oğlu ...'in şirkette hissesi kalmadığını, sadece ... ...'in %25 hisse ile ortaklığı devam ettiğini, 15.08.2016 tarihli 2016/7 sayılı yönetim kurulu kararı tarihinden başlayarak ...' nın şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı sıfatı ile yönetim kuruluna dahil olduğunu, davalının bir süre sonra şirketi sadece kendi şahsi menfaatlerine ve şahsi/ ailevi bağlantılarına hizmet eder hale getirmeye yeltendiğini, şirketin içini boşaltmaya çalıştığını, ... Servis' in şirkete gizli ortak olduğunun sonradan ortaya çıktığını, şirketin güçlendirilmesi için konulması gereken nakit bedellerin ... değil ... Servis üzerinden şirkete konulduğunu, davacı ve oğlu ...'in hisselerini o anda bedel almadan devrettiğini, ... ...'in kendi payına şirketi iyileştirmek adına gayri menkul satarak şirkete 4.000.000,00 TL nakdi tutarı hemen koyduğu halde diğer ortak adına iyileştirme amacıyla şirkete gelen paraların ay ve zamana yayılarak geldiğini, böylece taraflarca anlaşılan mutabakatın aksine ... ve gizli ortak ... Servis tarafından şirkete bir öz kaynak değil dış kaynak getirildiğini, bu durumun oldu bittiye getirilerek sonra sahte imza ile elde edilen tek imza yetkisi ile de bir banka kredisi şekline dönüştürüldüğünü, gizli faizler alındığını hatta anlaşma o yönde olmamak ile birlikte şirkete koydukları nakitleri şirketin ödeme gücünün çok üstündeki aylık çekler ile geri almaya başladıklarını, finansal yapısı zayıf olan bir şirkette ortakların kararlaştırdıkları bir bedeli kaydi bilanço zararının kapatmak amacıyla şirkete koyabilecekleri ayrıca bu konuda karar alıp bu tutarları bilançoda borç değil bir iç fon/ kaynak halinde izleyip daha sonra süreç içinde şirket kar ederek bilanço zararını kapattıktan sonra bu kaynağı yine bir karar alarak ortaklarına faizsiz olarak iade edebileceklerini ancak ...'nın anlaşılanın aksine bu kaynağı kendisi değil ... Servis A.Ş. üzerinden koyduğu gibi sonra da sahtecilikle elde ettiği tek imza yetkisi ile bu bedeli şirketin hala bilanço zararı içindeyken iade etmeye kalktığını, davalının eylemlerinin davacının daha en başından aldatıldığını ortaya çıkardığını, davacı tarafça öncelikle İzmir 5 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde şirketin feshi, çıkma talepli dava açıldığını, davada şirkete yönetim kayyumu atandığını, davalı tarafça olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldığını, genel kurulun 21.06.2018 ve 05.07.2018 tarihlerinde yapıldığını, gerçekleşen genel kurulda davalı tarafından genel kurula gayri ciddi ve gayri hakiki bilgiler içeren bilançolar sunulduğunu, davalının genel kurul toplantı tutanağına şerh koymayı yasakladığını, davacının hisse devir bedelini davalıdan talep ettiğini, davalının verdiği cevap ile durumu çarpıtarak inkar yoluna gittiğini, ancak davacının başından beri aldatıldığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ve 39 uyarınca öncelikle devir ile bağlı olmadığının tespiti ile hisselerinin iadesini talep etmek durumunda kaldığını, terditli olarak da hisse bedelinin tahsilinin talep edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39 ncu madde hükümlerinin aldatma ve irade bozukluğunun giderilmesi hükümleri çerçevesinde davacının davalının profesyonelce sergilediği aldatma ve şirket içinin boşaltılması eylemleri sebebiyle hisse devri ile bağlı olmadığının tespitini ve bu hisselerin kendisine iadesini talep ettiğini, terditli olarak davacının davalıya devir ettiği 23.000 adet 575.000,00 TL devir bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen davada dava dilekçesinde; ... Tavukçuluk Tarım Ürünleri Yem San. ve Tic. A.Ş.'nin 2001 yılında davacının babası ... ... tarafından aile şirketi olarak kurulduğunu, davalının yarattığı sorunlar baş gösterene dek şirket ortaklarının davacı ..., babası ... ... ve annesi ... olduğunu, davacının 2016 yılı ortasında şirketin mali yapısının sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi sebebi ve amacı ile şirkete dışarıdan ortak alma sürecine girilmesi üzerine o anda hiç bir devir bedeli almadan hisselerini davalıya devrrettiğini, devir sırasında ... ...'in şirkette ortak olarak kaldığını, yönetim kurulu başkanı sıfatı ile şirketin imza yetkisini devam ettirdiğinı, devir bedelinin hala ödenmediğini, ticari ve finansal gereklilikler nedeni ile şirketin mali yapısının daha da sağlamlaştırılması, işletme sermayesinin arttırılması ve yeni yatırımlar yapılabilmesi için eş zamanlı olarak hem ... hem de ... ...'in şirket hisselerini davalı ...'ya hiç bir bedel almaksızın devir ettiklerini, 15.08.2016 tarihli 2016/7 sayılı yönetim kurulu kararı tarihinden başlayarak ...' nın şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı sıfatı ile yönetim kuruluna dahil olduğunu, davalının bir süre sonra şirketi sadece kendi şahsi menfaatlerine ve şahsi/ailevi bağlantılarına hizmet eder hale getirmeye yeltendiğini, mali açıdan benzer olan tüm şirketlerde bu parayı koymanın zorunlu hale geldiğini hatta ortakların bu parayı geri almalarının yasaklandığını ancak o tarihte böyle açık bir düzenleme bulunmadığını, ancak Mustafa Yalçınkaya'nın bu kaynağı görünürde ortak ettiği ... üzerinden değil anlaşmanın aksine bu kez de sözde üçüncü kişi ... Servis A.Ş. üzerinden koyduğu gibi sonra da ...'nın sahtecilikle elde ettiği tek imza yetkisi ile bu bedeli şirketin hala bilanço zararı içindeyken iade etmeye kalktığını, Mustafa Yalçınkaya adına hareket eden davalının eylemlerinin davacının daha en başından aldatıldığını ortaya çıkardığını, bu olup bitenler sırasında ... ...'in şirket hisselerini üç kuruşa ...'ya devretmediği bir zamanda asıl ortak Mustafa Yalçınkaya'nın şirket ortağı görünen ...'nın yanından Skayp üzerinden arayarak davacının babasına tehditler ve küfürler savurduğunu, hisseleri devir etmesi yönünde baskı yaptığını, bu durumu babasına hali hazırda dahi iletemeyen davacının çareyi haklı nedenle işini bırakmada bulduğu, zira artık o şirkette ne kendisine ne de ailesine saygı duyulmadığını, hisselerinin aldatılarak ellerinden alındığını, şirketlerinin gasp edildiğini, davacının bu durumu o gün tüm açıklığıyla gördüğünü, kendisi ve ailesinin alenen sataşılır ve tehdit edilir bir hale geldiğini, davacının küfür ve tehdidi nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının' 2018/112363 soruşturma nolu dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının babası ... ...'in öncelikle İzmir 5 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde şirketin feshi, çıkma talepli dava açtığını, davada şirkete yönetim kayyumu atandığını, davalı tarafça olağanüstü genel kurul çağrısı yapıldığını, genel kurulun 21.06.2018 ve 05.07.2018 tarihlerinde yapıldığını, gerçekleşen genel kurulda davalı tarafından genel kurula gayri ciddi ve gayri hakiki bilgiler içeren bilançolar sunulduğunu, davalının genel kurul toplantı tutanağına şerh koymayı yasakladığını, yaşanan olaylar sonrasında davacının davalı ... ve asıl ortak Mustafa Yalçınkaya' nın başından beri bir ortaklık değil ortaklığın içini boşaltma operasyonu olduğunu aldatıldığını anladığını, davacının hisse devir bedelini davalıdan talep ettiğini, davalının verdiği cevap ile durumu çarpıtarak inkar yoluna gittiğini, ancak davacının başından beri aldatıldığından 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39 ncu maddeleri uyarınca öncelikle devir ile bağlı olmadığının tespiti ile hisselerinin iadesini talep etmek durumunda kaldığını, öncelikle bu çerçevede asli talep olarak sözleşme ile bağlı olunmadığının tespiti ve hisselerin iadesinin talep edildiğini, terditli olarak davacının davalıya devir ettiği 92.000 adet hissenin 2.300.000,00 TL devir bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl ve birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafça pay devir sözleşmelerinin 6098 sayılı Kanun'un 36 ve 39. maddeleri uyarınca aldatma sebebiyle geçersiz olduğu iddiası ile davanın açıldığı, dava dilekçesindeki iddialar göz önüne alındığında aldatmaya yönelik; davalının önce dava dışı ortak ... ...'i şirkete almamaya başlaması, davalının, davacı ...'un eşi, davacı ...'in babası dava dışı ortak ... ... adına sahte imza atarak dava dışı ortak ... ...'in şirketteki imza yetkisini sahte imza ile ortadan kaldırması, davalı tarafından dava dışı ortak ... ...'in imzası sahte olarak taklit edilmek suretiyle yönetim kurulu karar defterine atılan sahte bir imza ile ... ...'in şirket yönetimindeki müşterek imza hak ve yetkisinin gasp edilmesi, bunun sonrasında davalının şirketi her türlü işlemde tek başına temsil ve idare edebilir hale gelmesi, davalının şirketin içini boşaltmaya devam etmesi, şirketin Kemalpaşa'daki çiftliğinin üçüncü kişilere satılması, şirketin üç adet iş yerinin maliyet değerinin altında fiyatlarla davalının ağabeyi Mustafa Yalçınkaya'nın şirketi ... Servis A.Ş.'ye satılması eylemlerinin pay devir sözleşme tarihi olan 10.03.2017'den sonra gerçekleştiği, aldatma kastı ile ortaya konan fiillerin sözleşmenin kuruluş aşamasından önce veya kuruluş aşamasında gerçekleşmediği ve mevcut olmadığı, aldatma kastı ile ortaya konan eylemlerin pay devir sözleşmesinin imzalanmasından sonra gerçekleştiği bu sebeple 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesindeki şartların oluşmadığı ve davacıların pay devir sözleşmesinin geçersiz olduğuna yönelik taleplerinin reddinin gerektiği, dava ve birleşen dosya davacılarının ikincil taleplerinin söz konusu pay devir sözleşmelerinin bedelsiz yapıldığından bahisle pay devir bedellerinin ödenmesi olduğu ancak dava ve birleşen dava yönünden davacıların davalı ... ile düzenledikleri Anonim Şirket Pay Devir Sözleşmelerinin noter huzurunda düzenlendiği, her iki sözleşmede de payların belirtilen bedel karşılığında devir alındığının belirtildiği ayrıca söz konusu devir sözleşmesi doğrultusunda pay devirlerinin pay senedine de işlendiği, bedelin ödenmediğine yönelik iddianın dava ve birleşen davacı yönünden usulüne uygun deliller ile kanıtlanamadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava, davacıların pay devir sözleşmesi ile bağlı olmadığının tespiti ve hisselerinin iadesi bu talebin kabul edilmemesi halinde pay devir bedellerinin ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davacılardan alınarak asıl ve birleşen davada davalıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
10.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2024/480 E., 2024/8626 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21.hukuk Dairesi
tam metni aç
ve ...'ın devraldıkları hisselerin davacı tarafından tehdit ile devredilmek zorunda kaldığını bildiklerini ispat etmek zorunda olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesinde irade bozukluğuna dayalı olarak açılan menfi tespit davalarında 1 yıllık hak düşürücü sürenin öngörüldüğü, dava tarihinden önce davacının 10.02.2016 tarihinde müşteki sıfatıyla savcılığa verdiği şikayet dilekçesind
11. Hukuk Dairesi 2024/480 E. , 2024/8626 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/506 Esas, 2023/1546 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/821 E., 2021/19 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalıların da ortağı bulundukları dava dışı ... Grup İnş. Taah. İml. San. Tic. Ltd. Şti. ve ... Yapı Taah. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde %25 oranında pay ile ortak olduğunu, şirket hisselerinin değerindeki artış üzerine müvekkilinin hisselerini davalıların baskı, şantaj, silahla ve ölümle tehditi sonucu cebren davalılara devretmek zorunda kaldığını, yapılan şikayet sonucu davalılar hakkında Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/270 E. sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, müvekkilinin davayı geri çekmez ise öldürüleceği yönünde tehdit edildiğini ileri sürerek davalılara yapılan hisse devrine ilişkin sözleşmelerin iptali ile müvekkil adına kayıt ve tesciline karar verilmesini, bu talepleri kabul görmezse şirket hisselerinin gerçek değeri üzerinden hesaplanacak tazminatın 04.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; hisse devir bedellerinin davacıya ödendiğini, bu hususun 04.01.2016 tarihli Noter devir sözleşmeleri içerikleri ile de sabit olduğunu, hisse devirlerinin Ticaret Sicil Gazetesi’nde de ilan edildiğini, şirketlerin hisselerinin reel değerinin davacının iddiasının aksine ancak nominal değerleri kadar olduğunu, davacı tarafça bu dava ile aynı konuda Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2016/237 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını ve derdestlik itirazında da bulunduklarını, davacının bu davayı açmakta tamamen kötü niyetli olduğunu, ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasını, zamanaşımı sürelerinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemişlerdir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin şirket hisselerini diğer ortakların aile üyeleri dışında başkaca ortaklarla çalışmak istemediklerini beyan etmesi üzerine müvekkilinin hisselerini ticari ilişkilerinin iyi olduğu bu kişileri kırmamak için devrettiğini, hali hazırda müvekkili ile diğer davalılar arasında devam eden hiçbir ticari bağın da kalmadığını, davaya konu hiçbir şirketin de hissedarı olmadığını, açılan davanın müvekkiline davacı yanın gerçeği yansıtmayan muvazaa iddiasını ispat edebilmek için yöneltildiğini, kaldı ki davacı yanın iddialarının bir an için gerçek olduğunun düşünüldüğünde bile müvekkilinin aynen davacının kendini göstermek istediği gibi mağdur durumunda olması gerektiğini, davacı yanın borca batık olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacının ... Grup...Ltd. Şti.'deki 50 paya isabet eden hissesini 24.01.2016 tarihli devir sözleşmesi ile davalı ...'a, yine davacının ... Yapı...Ltd. Şti.'deki 500 paya isabet eden hissesini 24.01.2016 tarihli limited şirket hisse devir sözleşmesi ile davalı ...'a devrettiği, İsmail Mert Fıratın da devraldığı bu hisseleri diğer davalılara devrettiği, davalı ...'ın davacıdan veya davacının hisse devri yaptığı gerçek kişilerden ... Yapı...Ltd. Şti. Ve ... Grup...Ltd. Şti. yönünden hisse devri yolu ile pay elde etmediği, davacının 10.02.2016 tarihinde hisse devirlerini tehdit sonucu korku ile devrettiğinden bahisle şikayetçi olduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/27512 soruşturma numaralı iddianamesi ile davalı ..., ..., ..., ..., ... ve dava dışı ... hakkında nitelikli yağma suçundan dolayı kamu davası açıldığı, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/270 E.,2018/309 K. sayılı ilamı ile tüm sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat kararı verildiği ve kararın Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2020/1858 E., 2020/3950 K. sayılı ilamı ile onandığı ve kesinleştiği, taraflar arasındaki öncelikli ihtilafın davacının ... Grup...Ltd. Şti. ile ... Yapı...Ltd. Şti.'ndeki hisselerini irade bozukluğu hallerinden olan tehdit ile davalı ...'a devredip etmediği noktasında toplandığı, somut olayda, ispat külfetinin davacı üzerinde olduğu, davacının öncelikle ... Grup...Ltd. Şti. İle ... Yapı...Ltd. Şti.'deki hisselerini davalı ...'a iradeyi sakatlayan hallerden olan tehdit ile devrettiğini/devretmek zorunda kaldığını ispat etmesi, müteakiben anılı ispat külfetini yerine getirdikten sonra ...'a devrettiği hisseleri devralan davalı ... ile ...'den yine aynı hisseleri devralan davalılar ..., ... ve ...'ın devraldıkları hisselerin davacı tarafından tehdit ile devredilmek zorunda kaldığını bildiklerini ispat etmek zorunda olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesinde irade bozukluğuna dayalı olarak açılan menfi tespit davalarında 1 yıllık hak düşürücü sürenin öngörüldüğü, dava tarihinden önce davacının 10.02.2016 tarihinde müşteki sıfatıyla savcılığa verdiği şikayet dilekçesinde davaya konu hisse devir sözleşmelerinin kendisine zorla imzalatıldığı iddiasında bulunduğu, müteakiben iş bu davayı ise 28.11.2017 tarihinde açtığı, bu durumda davacının şikayette bulunduğu tarih itibariyle korkunun etkisinin geçmiş sayılması ve bu tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü sürenin hesaplanmasının gerektiği kabul edilerek 10.02.2016 şikayet tarihi ile 28.11.2017 dava tarihi arasında 1 yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesi ile davaya konu hisseleri sözleşme ilişkisi çerçevesinde devralan davalılar ..., ..., ..., ... ve ... aleyhine açılan davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davalı ... davaya konu olan davacıya ait hisseleri hisse devir sözleşmesi ile devralmamış ve davacının hisse devir sözleşmelerinin anılı davalının da kendisine zorla imzalattığı iddiası ile haksız fiil hükümlerine göre M. Mustafa Fırat'ı zarardan sorumlu tutarak adı geçen davalıya karşı işbu davayı açmış ise de davacının iddiaları doğrultusunda davalı ... dışındaki tüm davalılar aleyhine açılan kamu davasında Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/270 E. Sayılı kararında tüm sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat kararı verildiği ve ilamın kesinleştiği, yine mahkememiz huzurunda dinlenilen davacı tanıkları ... ve ...'in devir sözleşmesinin imzalandığı aşamada olay yerinde bulunmadıklarını beyan ettikleri, yine davacı tanığı ...'nün Ağır Ceza Mahkemesinde tanık sıfatıyla dinlenmesi ve olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin olmadığını ifade etmesi karşısında anılı tanığın dinlenilmesinden vazgeçildiği, davalı tanıklarından ... ve ...'nün ise mahkememizin 21.01.2021 tarihli celsesinde davacı asilin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na vermiş olduğu 10.02.2016 tarihli ifadesinde olaya ilişkin tanığının olmadığını açıkça beyan etmesi karşısında her iki tanığın ifadesinin tespitinin hükmün esasına etkili olmayacağı kabul edilerek dinlenilmelerinden vazgeçildiği, bu suretle tanık ifadeleri ve kesinleşen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi ilamı doğrultusunda davacının hisse devir sözleşmesini tehdit altında imzaladığını ve davalı ... Fırat'ın eyleme iştirak ettiğini ispat edemediği gerekçesiyle tüm davalılar yönünden ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkeme kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının ortağı bulunduğu dava dışı limited şirketlerin hisselerinin değerinin çok altında bir bedelle ve ikrah altında davalılara devrettiği iddiasıyla hisse devir sözleşmelerinin iptali ile adına kayıt ve tescili, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/172 E., 2024/1098 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 inci, 37, 38 ve 39/1 inci maddeleri.
1. Hukuk Dairesi 2023/172 E. , 2024/1098 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1480 E., 2022/1894 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret / Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/456 E., 2022/233 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davalı vekilinin istinaf başvurunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak hükmün vekalet ücreti yönünden düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; 2017 yılında geçirdikleri trafik kazası sonucunda eşini kaybetmesi üzerine düşünme ve karar verme hususlarında sıkıntılı duruma girdiğini, bu durumundan ve yaşlılığından yararlanan davalı torunu ...'in baskılarıyla maliki olduğu 9 parça taşınmazı satış göstermek suretiyle davalı torununa devrettiğini, işlemlerin hile ve korkutma ile gerçekleştirildiğini, kendisine herhangi bir bedel de ödenmediğini, taşınmazların aynı ay içerisinde diğer davalı ...'e devredildiğini, taşınmazlar içerisinde hala kendisine ve kızına ait şahsi eşyalarının bulunduğunu, davalı ...'in ediniminde iyiniyetli olmadığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tecilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı ...; dedesi olan davacının kendisine ve dava dışı kızına malların bağışlama iradesinde olduğunu, bu doğrultuda dava konusu taşınmazları kendisine, bir kısım dava dışı taşınmazını ise dava dışı kızı ... 'e devrettiğini, baskı, hile ya da tehditin söz konusu olmadığını, 2019 yılı Kasım ayı içinde davacının yurt dışında yaşayan kızı ...'in Türkiye'ye gelmesi sonrasında aralarında sorunların ortaya çıktığını, davacının kızının telkinleriyle eldeki davayı açtığını, ekonomik olarak sıkıntıda olduğu dönemde arkadaşı olan diğer davalı ...’ten aldığı borçlara karşılık taşınmazları sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ...; davalı ...'in kendisine borçlu olduğunu, borçlarına karşılık dava konusu taşınmazları yatırım ve doğal güzellikleri sebebiyle satın aldığını, davacı ve diğer davalı arasındaki ilişkiyi bilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından, davacının korkutmaya maruz kaldığını ispat edemediği, aksine davacının çocuklarına mal paylaştırma iradesiyle temlikleri gerçekleştirdiği, davacının dava dışı diğer evladına da yakın tarihlerde devirler yaptığı, baskı ve korku altında temlikin gerçekleştirildiği iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetl; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dinlenen tanıklar ve toplanan diğer delillerle davalı torun ...'in davacının özel durumundan faydalanmaya çalışıp sürekli davacının yanında bulunarak güven kazanmaya çalıştığının açıklığa kavuştuğunu, bilirkişi raporu ile taşınmazın gerçek değerinin satış bedelinden çok daha yüksek olduğunun tespit edildiğini, tüm bu nedenlerle Mahkemece gabin yönünden gerekçe oluşturulması ve buna göre karar verilmesi gerekirken ispatlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddinin doğru olduğunu ancak lehlerine eksik vekalet ücretine hükmedildiğini belirterek İlk Derce Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tehdit, hile ve taraf muvazaasına dayalı olduğu, davacının iradesinin sakatlandığını ortaya koyan herhangi bir delil bulunmadığı, davacının iddialarını HMK'nın 190 ıncı ve TMK'nın 6 ncı maddeleri gereğince usulünce ispatlayamadığı, taraf muvazaasını ortaya koyan yazılı delil bulunmadığı, dava konusu taşınmazların bağış suretiyle devredildiği gözetildiğinde muvazaa iddialarının da kanıtlanamadığı, dava dilekçesinde ileri sürülmeyen gabin iddiasının ise istinaf dilekçesinde ileri sürülmesine imkan bulunmadığı; ancak davalı ... lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulüyle hüküm ortadan kaldırılarak vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının dava konusu taşınmazları baskı altında temlik ettiğini, davalı torunun kendisinin zor durumunu bilerek taşınmazların adına tescilini sağladığını, bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu, Mahkemece tarafların ileri sürdükleri vakıalara uygun hukuksal sebebinin bulunması gerektiğini, bu çerçevede gabin yönünden de inceleme yapılması gerektiğini, irade sakatlığı hallerinin mevcut olduğunu, edimler arasında aşırı orantısızlık olduğunu, eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini, rayiç bedel araştırmasının usulüne uygun yapılmadığını, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hile ve korkutma hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 inci, 37, 38 ve 39/1 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190 ıncı maddesi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1. Dosya içerinden ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 1430, 2406, 2421, 2429, 2919 parsel sayılı taşınmazlarını 19.09.2019 tarihli akitle; 3915, 3424 ve 760 parsel sayılı taşınmazlarını 20.09.2019 tarihli akitle; 3704 parsel sayılı taşınmazını da 05.12.2019 tarihli akitle davalı torunu ...'e bağış suretiyle devrettiği, davalı ...'in de anılan parsellerin tamamını 18.02.2020 tarihinde diğer davalı ...'e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
2.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 346,90 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
...
11. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2024/8654 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6098 sayılı Kanun'un 37, 39 ve 201 inci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi 2024/514 E. , 2024/8654 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1458 Esas, 2023/1695 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi (Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/895 E., 2023/312 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından, dava dışı borçlu ... Dondurulmuş Ürünler Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. aleyhine İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2021/25607 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını ve Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2021/775 Tal. sayılı dosyası üzerinden dava dışı borçlunun mal varlığı değerlerine haciz konulduğu gibi fiili haciz işlemi sırasında müvekkilinin mallarına haciz konularak malların derhal muhafaza altına alınacağından bahisle müvekkilinin tehdit edildiğini, haciz kararı verilen icra dosyasında borçlu taraf müvekkili şirket olmadığı gibi müvekkilinin, ne davalı şirket ile ne de icra dosyasının borçlusu ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi ile arasında herhangi bir alacak-borç ilişkisi yahut herhangi bir ticari ilişki de bulunmadığını, her ne kadar haciz sırasında yapılan evrak araştırmasında da dava dışı ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi ile ilintili bir belge ve sair evraka rastlanılmamış ise de, davalı tarafın müvekkilini haciz ve muhafaza ile tehdit etmeye devam ettiğini, müvekkilinin bu tehditler karşısında tarafı olmadığı bir borç ilişkisinde borcu ödemeye zorlanarak 11 adet bono ile aynı tarihte icra dosyası borcunu ödeyeceğine dair protokol imzalamaya zorlandığını, bu nedenle müvekkili şirketin davalıya 04.11.2021 tanzim 15.11.2021 ödeme tarihli 35.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.12.2021 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.01.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.02.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.03.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.04.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.05.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.06.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.07.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.08.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL; 04.11.2021 tanzim 15.09.2022 ödeme tarihli 24.000,00 TL bedelli bonolardan, 04.11.2021 tarihli protokolden ve İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2021/25607 E. sayılı dosyasından kaynaklanan herhangi bir borcu bulunmamasına rağmen ödeme yapıldığını ileri sürerek davalıya haksız olarak ödenen toplam 275.000,00 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte istirdadına karar verilmesini, davalı şirket aleyhine müvekkili şirket tarafından borçlu olmadığı halde ödenen bedelin %20'si oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2021/25607 E. sayılı dosyasıyla dava dışı ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi hakkında icra takibi başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, bu alacağın tahsili için hacze gidildiğini, ancak davacı şirket tarafından herhangi bir istihkak iddiasında bulunulmadığını, davacı tarafın anlaşmak istemesi üzerine taraflarınca protokol düzenlendiğini, protokol metninin davacı tarafça da uygun bulunduğunu, protokolle davacıdan dosya borcuna mahsuben toplamda 11 adet bono alındığını, davacı anılan protokolün zorla imzalatıldığını iddia etmiş ise de davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, protokol kapsamında davacının dava açma hakkı bulunmadığını, davacının yasal haklarını kullanmamasının haciz baskısı altında olmadığını gösterdiği gibi basiretsiz davranışlarının sonuçlarına da kendisinin katlanması gerektiğini savunarak, davanın reddi ile davacının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, somut olayda davacı şirket icra takibinde borçlu olmadığını ancak icra tehditi altında ödeme yaptığını ileri sürerek ödemiş olduğu paranın istirdatını talep etmekte ise de davacı şirket, takip dosyasının tarafı olmayıp üçüncü kişi konumunda olduğu 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (2004 sayılı Kanun) maddelerine göre icra dosyasına yapılan ödemeler borca mahsuben ödenmiş sayılacağından takip dosyasının tarafı olmayan davacı üçüncü kişinin ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dosya borçlusundan geri isteme hakkı bulunmakla birlikte, eldeki dava yönünden davalı alacaklının sebepsiz zenginleşen konumunda bulunmadığı, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi uyarınca menfi tespit ve istirdat davasını ancak takip borçlusu açabileceğinden davacının icra takip dosyasına ödediği bedeli davalıdan geri isteme hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, haciz baskısı ve tehdidi altında borçlu olunmadığı halde ödendiği iddiası ile ödenen bedelin istirdadı talebine ilişkin davada; davalı tarafından İstanbul 14. İcra Dairesinin 2021/25607 E. sayılı dosyasında dava dışı ... Dondurulmuş Ürünler Şirketi ile ... aleyhine toplam 230.284,07 TL alacağın tahsili amacıyla kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, takibe dayanak kambiyo evraklarında davacının cirosunun bulunmadığı, takibin kesinleşmesi üzerine icra dairesince haciz işlemlerine geçildiği ve Bakırköy 8. İcra Dairesinin 2021/775 Tal. sayılı dosyasından 04.11.2021 tarihinde davacı şirketin adresine fiili hacze gidildiği, haciz sırasında davacı şirket yetkilisinin hazır olduğunun ve davalı alacaklı vekilinin hiçbir işlem yapılmamasını talep ettiğinin tutanak altına alındığı, taraflar arasında imzalanan 04.11.2021 tarihli protokol ile tarafların İstanbul 14. İcra Dairesinin 2021/25607 E. sayılı dosyasına konu borcun ödenmesi için anlaştıkları, davacının borca katılan olarak davalıya protokol kapsamında ödeme için 11 adet senedi verdiği ve daha sonra senet bedellerinin ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığı; 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması sebebiyle borçlu olmadığı bir parayı ödemek mecburiyetinde kalan kişi tarafından söz konusu paranın iadesi talebi ile bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde istirdat davası açılabileceği, Mahkemece 2004 sayılı Kanuna dayalı yazılı gerekçe ile davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de; davada icra takip dosyasına ödenen bedelin değil taraflar arasında imzalanan protokol gereği verilen ve ödemesi yapılan senet bedellerinin istirdadının talep edildiği, davacının protokol ile senetleri tehdit ve baskı altında imzaladığını ve borçlu olmadığını iddia ederek istirdat talebinde bulunduğu, sebepsiz zenginleşmeye dayanmadığı, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, taraflar arasında imzalanan protokolün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 201 inci maddesinde düzenlenen borca katılma sözleşmesi olduğu ve davacının senetleri bu sözleşme uyarınca keşide ettiği, sözleşmeyi ise baskı ve tehdit ile imzaladığını iddia ettiği, bu iddiasının 6098 sayılı Kanun'un 37 ve 38 inci maddelerinde düzenlenen iradenin sakatlanması hallerinden olan korkutma iddiası olduğu, aynı Kanun'un 39 uncu maddesinde ise korkutulanın, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılacağının düzenlendiği, dosyada mevcut haciz tutanağı 04.11.2021 tarihli olup sözleşmenin de aynı tarihte yapıldığı gözetildiğinde haciz baskısı ve tehdidi iddiasının en geç 05.11.2021 tarihi itibariyle ortadan kalkacağı ancak davanın 27.12.2022 tarihinde hak düşürücü süreden sonra açıldığı, davacının davadan önce arabuluculuk başvurusunda bulunduğu tarihin de 10.11.2022 olduğu, dolayısıyla başvuru tarihinden önce de 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava dışı üçüncü kişi aleyhindeki takipte yapılan fiili haciz işlemi sırasında imzalanan protokol ve bu kapsamda keşide edilen bonolara dayalı olarak yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 37, 39 ve 201 inci maddeleri.
3.2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/988 E., 2024/2674 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı TBK'nın 37, 38 ve 39 uncu maddeleri.
1. Hukuk Dairesi 2023/988 E. , 2024/2674 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/225 E., 2022/2227 K.
HÜKÜM/KARAR : Kabul / Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2006/308 E., 2021/441 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı dava dilekçesinde; yeğeni ile birlikte silah zoru ile alıkonulduklarını, işkenceye maruz kaldıklarını, maliki olduğu dava konusu 3108 ada 125 parsel sayılı taşınmazdaki 6 numaralı bağımsız bölüm için tehdit ve cebir suretiyle davalı ...’in vekil tayin ettirildiğini, ...’in de taşınmazı davalı ...’e temlik ettiğini, bankadaki 67.000,00 TL'sinin de alındığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiş, aşamada ölümü üzerine mirasçıları davaya devam etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı ..., taşınmazı iyiniyetli olarak iktisap ettiğini, davacı ile vekil ... arasındaki durumu bilmediğini, bilecek durumda da olmadığını, ihtiyaç nedeniyle de taşınmazı davalı ...’ye sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., davacının Kadıköy’de bir taşınmazını davalı ...’e sattığını, parasını aldığını ancak işleri nedeniyle tapuya gidemediğini söyleyerek kendisini vekil tayin ettiğini, kendisinin de vekaletname uyarınca taşınmazı devrettiğini, ... ile ... arasında para nedeniyle çıkan sorun nedeniyle 1 hafta sonra şikayette bulunulduğunu, zorla vekaletname alınmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., Yalova’da yaşadığını, evleneceği ve İstanbul’da yaşayacağı için ev satın almak istediğini ve dava konusu taşınmazı bedelini peşin ödeyerek davalı ...’den satın aldığını, tadilatlar yapıldıktan sonra eve taşınacağını, tapuya güvenerek iyiniyetli olarak taşınmazı edindiğini, davacıyı ve davalı ...’i tanımadığını, ...’i de satıştan önce tanımadığını, ortak arkadaşı aracılığıyla evin satılık olduğunu öğrendiğini, durumları bilmediğini ve bilecek konumda da olmadığını, silah zoruyla tehdit edilen kişinin şikayet için 5 gün beklemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;... hakkında yağma nedeni ile hüküm kurulduğu ve cezanın onandığı, ...’un davacıyı öldürdüğü, Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/261 Esas ve 2008/57 K sayılı karar neticesinde kasten adam öldürmek suçundan hüküm giydiği, yağma konusu olan olay akabinde dava konusu taşınmazın devredildiğinin anlaşıldığı, dava konusu taşınmazın 17.03.2006 tarihinde ... tarafından alındığı, 03.08.2006 tarihinde davacıya satıldığı, 15.09.2006 tarihinde ...'nun ...'u vekil tayin ederek taşınmazı ...'na sattığı, 25.09.2006 tarihinde ...’in taşınmazı ...'e sattığı, 15.09.2006 tarihindeki satış işleminin Ağır Ceza Mahkemesine konu yağma fiilinden sonra gerçekleştirildiği, ... 'in 23.03.2007 tarihinde Cinayet Büro Amirliğine vermiş olduğu ifade ve 17.03.2007 tarihinde ...'in Cinayet Büro Amirliğine vermiş olduğu ifade nazara alınarak davalıların iyiniyetli hareket etmediği, davalı ...'nin taşınmazı bedel ödemeksizin satın aldığının sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle, davacının üç kez mazeretsiz olarak duruşmalara katılmadığını, Mahkemenin dosyayı müracaata bırakmadığını ve davanın açılmamış sayılmasına karar vermediğini, davalının taşınmazı bedelini ödeyerek aldığını, tapuda gerekli araştırmaları yaptığını, davanın taraflarını tanımadığını, Mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; eldeki davanın, işlem tarihi itibarıyla kararların HUMK'a tabii olduğu, HUMK'un 409/5 inci maddesi uyarınca da görülen bir davanın ancak iki kez takipsiz bırakılabileceği, mevcut dosyada Mahkemenin 13.05.2008 tarihinde ve 14.12.2010 tarihinde dosyayı işlemden kaldırdığı, davacıların iki kez yenileme işlemi yaptığı, bunun HUMK'un 409/5 inci maddesi usullerine uygun olduğu, davacı vekilinin 06.10.2009 tarihli celseye gelmediği, davalı vekilinin başka yerde duruşması olması nedeniyle beklemek istemediğini belirttiği, mahkemenin bunu davacı vekili lehine yorumladığı ve kendisini mazeretli saydığı, bunda usule aykırılık bulunmadığı; davacı ... 'nun dava konusu taşınmaz için .... Noterliğinin 14.09.2006 tarihli ve 32829 yevmiye nolu vekaletnamesi ile ...'u vekil tayin ettiği, vekilin taşınmazı 15.09.2006 tarihinde davalı ...'na sattığı, onun da taşınmazı 25.09.2006 tarihinde davalı ...'e sattığı, İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2015/153 esas ve 2017/19 karar sayılı kesinleşmiş ilamı ile taşınmazın devrine neden olan vekaletnamenin zorla alındığının belirlendiği, yine bu dosyadaki beyanlar ile davalıların birbirlerini tanıdıkları, zira taşınmazın önceki malikinin ceza dosyasındaki sanık ... olduğu, taşınmazı satıcı vekili ... vasıtasıyla edindiği, davalı ...'in ...'un kardeşi olduğu, davalı ... 'nun ...'un köylüsü olduğu ve bir ara yanında çalıştığı, davalı ...'un ... ile emlak alım satım işi yaptıkları, davalı ...'in taşınmaz bedelini ödediğine dair bir ispatının bulunmadığı, bu haliyle iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olmadığı, davacı ... 'nun dava dışı ... tarafından öldürüldüğü, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf taleplerinin neden reddedildiğinin açıklanmadığını, dosyanın üç kez başvuruya bırakılmasına rağmen açılmamış sayılmasına karar verilmediğini, davalının iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu, bedelini ...'e peşin ödeyerek taşınmazı satın aldığını, davacıyı ve davalı ...'i tanımadığını, ...'i de satıştan önce tanımadığını, taşınmazın satılık olduğunu ... ile ortak bir arkadaşından öğrendiğini, yolsuz tescili bilen ya da bilmesi gereken kişi olmadığını, diğerlerini tanıdığına dair dosyada herhangi bir delil olmadığını, kötüniyetli olduğunun ispat edilmesi gerektiğini, vekaletname ile şikayet tarihi arasında 5 gün gibi uzun bir süre olduğunu, vekaletnamenin noterde verildiğini, sorun olması durumunda vekaletnamenin düzenlenilmeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, korkutma hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri;
6098 sayılı TBK'nın 37, 38 ve 39 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması HMK'nın 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dosya içeriğinden, dava dışı ...'na vekaleten davalı ...'nin kardeşi ...'un dava konusu 3108 ada 125 parsel sayılı taşınmazı 13.07.2006 tarihinde davacı ...'i öldüren ...'a temlik ettiği, ...'un taşınmazı 13.08.2006 tarihinde davacı ...'e devrettiği, ...'in de davalı vekil ... eliyle taşınmazı 15.09.2006 tarihinde davalı ...'e temlik ettiği, ...'in temlik tarihinde 18 yaşında olduğu, ...'in de taşınmazı 25.09.2006 tarihinde davalı ...'ye devrettiği, İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2015/153 Esas sayılı ceza davasında ...'un davacı ...'e karşı nitelikle yağma suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sbeplerle;
Davalı ... vekilinin temyiz itirazının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 9.554,27 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.04.2024 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Sanat koleksiyoneri (K), bir sanat galerisinin sahibi (G)'den, ünlü ressam H'nin eseri olduğu belirtilen bir tabloyu, bu niteliğine güvenerek piyasa değerine uygun olarak 500.000 TL'ye satın almıştır. (G) de, elindeki mevcut belgelere dayanarak tablonun orijinal olduğuna inanmaktadır. Ancak (K), satın alma işleminden sekiz ay sonra yaptırdığı detaylı bir kimyasal analiz sonucunda, tablonun H'nin atölyesinde üretilmiş yüksek kaliteli bir kopya olduğunu öğrenmiş ve bu durum karşısında sözleşmeyle bağlı kalmak istememektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre bu hukuki durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Sözleşmenin temelini oluşturan bir hususta yanılma mevcut olduğundan, sözleşme yapıldığı andan itibaren kesin hükümsüzdür ve (K) ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre her zaman geri isteyebilir.
B) Satıcı (G)'nin de tablonun orijinal olduğuna inanması ve bu konuda iyi niyetli olması, dürüstlük kuralı gereğince (K)'nin yanılmaya dayalı iptal hakkını kullanmasını engeller.
C) (K), yanıldığını öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir.
D) Olayda sözleşmenin konusunda değil, yalnızca saikte yanılma söz konusu olduğundan, bu durum ticari doğruluk kuralları gereği esaslı bir yanılma olarak kabul edilmez ve sözleşme geçerliliğini korur.
E) (K), ancak satıcı (G)'nin bu durumda kusurlu olduğunu ispat etmesi halinde sözleşmeyi iptal edebilir ve uğradığı menfi zararların tazminini talep edebilir.
Bu maddeyle ilgili 13 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.