6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 394

Türk Borçlar Kanunu 394. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 394- Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir. Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş sayılır. Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur. C. İşçinin borçları I. Bizzat çalışma borcu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/978 E., 2024/4233 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
endirilemeyeceği ve buradan varılacak sonuca göre bu hususların zarar olarak kabul edilip edilemeyeceği, iadesi gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı, dosya kapsamındaki belgeler, tespit, delil durumu ve değerlendirmeler neticesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 394 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca geçersiz bir iş sözleşmesi dahi feshedildiği tarihe kadar so
9. Hukuk Dairesi         2024/978 E.  ,  2024/4233 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1048 E., 2023/4188 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 32. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/794 E., 2021/928 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının mülkiyeti müvekkiline ait otel işletmesinde genel müdür unvanı ile çalıştığını, otelin işletme sözleşmesi gereğince Raffles International Limited (RIL) tarafından işletildiğini, işletme sözleşmesinin 5 inci maddesine göre genel müdürün özel bir istihdam usulüne tâbi kılındığını, işletmeci tarafından genel müdür olunması istenen kişinin, müvekkili Şirkete önerildiğini, müvekkilinin de rıza göstermesi hâlinde ilgiliyle sözleşme imzalandığını, davalı için de işe başlangıçta bu usulün uygulandığını, özel usul ile görevlendirilen davalının, müvekkilinin ve RIL’in herhangi bir şekilde bilgisi, onayı veya izni olmadan emekli olma sebebiyle işten ayrılmak istediğine dair 18.07.2017 tarihli dilekçe sunduğunu, ardından 19.07.2017 tarihi itibarıyla işten ayrılış bildirgesi düzenlendiğini, kıdem tazminatının ödendiğini, geriye dönük haklarını haksız ve hukuksuz bir şekilde aldığını, davalının bu şekilde işten ayrılmasının ardından yine müvekkili ile RIL’in bilgisi ve onayı dışında 20.07.2017 tarihli sözleşme ile yeniden genel müdür unvanı ile sözleşme imzaladığını ve aynı tarihli işe başlangıç bildirgesi verildiğini, bu sözleşmede hem personel hem de işveren olarak davalının imzasının bulunduğunu, yani davalının müvekkilinden hileli bir şekilde gizleyerek kendisini emekliye ayırdığını ve sonra kendi kendine sözleşme düzenleyerek bu şekilde çalışmaya devam ettiğini, davalının emeklilik sebebiyle işten ayrıldıktan sonra 20.07.2017 tarihinde genel müdür olarak yeni bir sözleşme imzalamasının hukuka ve başlangıçta taraflar arasında imzalanan sözleşme ile belirlenmiş usullere aykırı olduğunu, davalının ilk sözleşme devam ediyormuşçasına şirket adına aynı unvanı kullandığını ve mali hakları almaya devam ettiğini, 02.02.2018 tarihine kadar davalının hileli işlemler ile kendisine menfaat sağlayarak şirketi zarara uğrattığını, ücret ödemesi dışında davalıya konut kirası, araç kirası, kişisel harcamalarının karşılanması, uluslararası emeklilik primlerinin ödenmesi gibi katkıların sağlandığını, ikinci sözleşmesinin yok hükmünde olması nedeniyle 19.07.2017 tarihinden 02.02.2018 tarihine kadar kendisine yapılmış olan ödemelerin haksız olup iadesinin gerektiğini ileri sürerek davalının hileli davranışları sonucunda müvekkilinin haksız olarak ödemiş olduğu bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait otelde 2014 yılında genel müdür olarak çalışmaya başladığını, insan kaynakları tarafından kendisine prim gün sayısını ve sigortalılık süresini doldurduğundan bahisle emekliliğe hak kazandığının bildirildiğini, bunun üzerine müvekkilinin insan kaynaklarının yönlendirmesi ile yine insan kaynakları tarafından hazırlanan başvuru dilekçesini Sosyal Güvenlik Kurumu'na sunulmak üzere imzaladığını, bu işlemlerin davacının insan kaynakları kontrolünde ve insan kaynakları personeli eliyle yürütüldüğünü, nihayetinde emeklilik sebebiyle hak kazanmış olduğu tüm ödemelerin yapıldığını ve yine insan kaynakları tarafından sunulan yeni iş sözleşmesinin de müvekkilince imzalandığını, yeni iş sözleşmesinin imzalandığı tarihten 02.02.2018 tarihine kadar çalışmasına devam ettiğini, davacının iddia ettiği tüm işlemlerin yazılı olarak ve çift imza ile yapıldığını, bu nedenle davacı Şirketin uğradığı bir zararın bulunmadığını, davalının 20.07.2017 tarihinden 02.02.2018 tarihine kadar işletmenin genel müdürü olarak görevini yerine getirdiğini, bu çalışmasına karşılık olarak da görev ve pozisyonundan kaynaklı olarak haklarını aldığı hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığını, davacı Şirketin bu aşamada yeni sözleşme imzalamasında onay alınmadığının ileri sürülmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığını, zira davacının bu çalışmaya zımni bir şekilde onay verdiğini, çalışmasına karşılık olarak verdiği ücreti geri istemesinin hukuk düzeninde korunmadığını, kaldı ki davacı Şirketin müvekkilden önce aynı pozisyonda çalışan genel müdürün de aynı yöntemle emekli olduğunu ve yine aynı prosedürle emekli olduktan sonra da çalışmaya devam ettiğini, bu durumun işyerinde kabul görmüş bir uygulama olduğunu, davalıya emeklilik nedeniyle ödenen kıdem tazminatı ve diğer hakların parasal karşılığının 20.412,19 TL olduğunu, davalının çalışma süresince almış olduğu aylık ücretle kıyaslandığında bu rakamın çok düşük olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının işletme sözleşmeleri hükümlerine riayet etmeksizin tek yetkili olarak sözleşme imzalayarak mal sahibinin onayını almadan yeni sözleşme ile kendisini genel müdür atayıp usulüne uygun olmayan sözleşme ile davacıyı zarara uğrattığı gerekçesiyle davanın kabulüne, haksız ödenen ücret ve masraf alacağının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; bilirkişinin uzmanlığının eldeki uyuşmazlığı çözmeye yeterli olmadığını, mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, zarar unsurunun ispat edilemediğini ve cevap dilekçesinde belirtilen sebeplerle davanın reddi gerektiğini ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki uyuşmazlığın belli bir prosedür ile genel müdür görevlendirmesi yapılan davacı işyerinde emekli olup kıdem tazminatını da alan davalının, bu özel prosedüre uyulmaksızın (işletme ve mal sahibinin rızası bulunmaksızın) ikinci bir iş sözleşmesi ile genel müdür olarak çalışmasını sürdürmesi ve bu çalışması nedeniyle kendisine yapılan ücret ödemeleri, görevi nedeniyle yapılan uluslararası emeklilik primi, konut kirası ve araç kirası ile kişisel ve temsil harcamalarının haksız ve sebepsiz zenginleşme olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buradan varılacak sonuca göre bu hususların zarar olarak kabul edilip edilemeyeceği, iadesi gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı, dosya kapsamındaki belgeler, tespit, delil durumu ve değerlendirmeler neticesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 394 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca geçersiz bir iş sözleşmesi dahi feshedildiği tarihe kadar sonuç doğuracağından, davacının belirlenen prosedüre aykırı ikinci iş sözleşmesi ile genel müdür olarak çalışmasını sürdürmesine rağmen yapılan ödemelerin görevi uhdesinde olan ödemeler olduğu, bu nedenle zarar olarak değerlendirilemeyeceği, bu ödemeler karşılığında davalının da emeği ile iş görme borcunu yerine getirdiği, görevin uhdesinde olan bu ödemeler dışında davacı Şirketi zarara uğratıcı ne tür işlemler yaptığının somutlaştırılmadığı, başka bir deyişle işverenin somut zararının ortaya konulamadığı, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü cihetine gidilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalının birinci sınıf imza yetkilisi olduğunu, işletmeci Şirketle yeni iş sözleşmesi prosedürünün de davacının onayına tâbi olduğunu, davalının emeklilik sebebiyle işten ayrıldıktan sonra 20.07.2017 tarihinde genel müdür olarak yeni bir sözleşme imzalamasının hukuka ve başlangıçta taraflar arasında imzalanan sözleşme ile belirlenmiş usullere aykırı olduğunu, davalının ilk sözleşme devam ediyormuşçasına şirket adına aynı unvanı kullandığını ve mali hakları almaya devam ettiğini, 02.02.2018 tarihine kadar davalının hileli işlemler ile kendisine menfaat sağlayarak şirketi zarara uğrattığını, ikinci sözleşme nedeniyle yapılan tüm ödemelerin şirkete iadesi gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalıya emeklilik sebebiyle kıdem tazminatı ödenmesinden sonra düzenlenen 20.07.2017 tarihli ikinci iş sözleşmesinin geçersiz olup olmadığı, bu tarihten sonra davalıya yapılan ücret ve diğer ödemelerin davacıya iadesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6098 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2022/7726 E., 2022/9331 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Titiz bir özen göstermeyen vekil, TBK’nın 394/1. maddesi uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
3. Hukuk Dairesi         2022/7726 E.  ,  2022/9331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : GAZİANTEP BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : GAZİANTEP 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar; davacı ...'nun davalı şirkete ait hastanede 03.06.2017 tarihinde doğum yaptığını, doğum gerçekleştikten sonra davalı hastane çalışanlarınca davacılara sağlıklı bir erkek bebeğin dünyaya geldiğinin söylendiğini, bunun üzerine 05.06.2017 tarihinde diğer davacı ...’nun doğum belgesine dayalı olarak bebeğe Miraç ismini verip nüfusa tescilini sağladığını, doğumdan sonraki dördüncü gün ise davacı ...’nun bebeğini emzirmek için yeni doğan bakım ünitesine gittiğinde bebeğin erkek değil kız olduğunu gördüğünü, bebeğin tekrar yoğun bakım servisine yatırıldığını, olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğunu, savcılık nezdinde soruşturma ve DNA incelemesi devam ederken davalı hastane tarafından bebeğin emzirilmesine müsaade edilmediğini, on beş gün boyunca bebeğin hastanede kaldığını, sonrasında DNA incelemesi tamamlanana kadar bebeğin çocuk yuvasına götürüldüğünü, davalının gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, doğum sonrasında çocuğun uzman çocuk doktoru tarafından muayene edilmediğini, ayrıca doktor tarafından doldurulması gereken formların ebe tarafından doldurulduğu ve doktor tarafından çocuğun cinsiyetine bakılmaksızın imza atıldığını, davalının aydınlatma yükümlülüğüne de riayet etmediğini, davacı ...’nun olayla ilgili işlemleri yerine getirirken işe gidememesi sebebiyle işten çıkarıldığını, bu sebeple maddi zararlarının da bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi tazminat ile her bir davacı için 300.000’er TL manevi tazminatın suç duyurusuda bulunulduğu tarih olan 08.06.2017 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükme karşı, taraflar istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Dava, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK. 76. mad., 6100 sayılı HMK. 33. mad.) Davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, dava, vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. İlk derece mahkemesince, davalı şirkete ait hastane tarafından davacıların bebeğinin cinsiyetinin sehven kız yerine erkek olarak kayıtlara geçirildiği, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/43176 Soruşturma sayılı dosya içerisindeki sosyal inceleme raporundan anlaşıldığı üzere bebeğin davacılarca teslim alınmak istenmediği, ayrıca bebeğin emzirilmesine izin verilmediği iddiasına yönelik olarak somut bir delil bulunmadığı, DNA raporu ile bebeğin %99,99 oranında davacılara ait olduğunun anlaşıldığı, bu sebeple manevi tazminata hükmedilmesi için gerekli şartların oluşmadığı, ayrıca talep edilen maddi tazminat ile dava konusu olay arasında illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; Bölge adliye mahkemesince, davaya konu olay ile davacıların maddi zararı arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığı gibi, küçüğün nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin yapılan masraflara da dava dilekçesinde yer verilmediği, davalı tarafça davacılara çocuğun teslim edilmek istenmesine karşın davacılarca çocuğun teslim alınmadığı, çocuktan ayrı kalmanın başlangıçta davacılardan kaynaklandığı, akabinde yapılan DNA testi ile de çocuğun davacılar çocuğu olduğunun anlaşılması ve çocuğun davacılara teslim edilmesi karşısında, bu zaman zarfında oluşan manevi zarardan davalının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle, davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (TBK 390/II. mad.) Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK 321/1. mad.) O nedenle vekilin meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cild, Ank.1982, Sh.236 vd) Gerçekten de mesleki bir işgören; vekilden ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, TBK’nın 394/1. maddesi uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda, doğum sonrası bebeğe ait herhangi bir fiziksel muayene evrakının olmadığı, ancak aynı gün saat 22:00’de yenidoğan yoğun bakım servisinde düzenlenen belgede cinsiyetinin kız olarak kaydedilmesine rağmen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı imzalı belgede ebe ....'ın ifadesine göre cinsiyetin erkek olarak kaydedildiği ve buna göre doğum belgesi düzenlendiği göz önüne alındığında, kız olarak dünyaya gelen bebeğe erkek cinsiyetinde belge düzenlenmesinin eksiklik olarak değerlendirildiği belirtilmiştir. Diğer yandan dava konusu olayla ilgili başlatılan Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/43176 soruşturma sayılı dosyasından; doğumu gerçekleştirildiği belirtilen doktor ...’ın doğum esnasında bebeğin cinsiyetini kontrol etmediğini belirttiği; yine doğuma katıldığı anlaşılan ebe ...’ın doğum sonrasında bebeğin cinsiyetini kontrol etmediğini, ailenin bebeğin erkek olduğunu beyan etmesi üzerine doktor tarafından doldurulması gereken doğum raporu ve doğum listelerini bebeğin erkek olduğunu belirterek düzenlediğini, ardında doğumu gerçekleştiren doktor ...’ın kaşesini basarak doğum raporunu hazırladığını ve anılan doktora imzalattığını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, doğum gerçekleştikten sonra doktor ve ebe tarafından bebeğin muayenesinin yapılmadığı, yine doğumu gerçekleştiren doktor tarafından düzenlenmesi gereken doğum raporunun ebe tarafından düzenlenerek doktora imzalatıldığı anlaşılmakta olup, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunda da kız olarak dünyaya gelen bebeğe erkek cinsiyetinde belge düzenlenmesinin eksiklik olduğu belirtilmiştir. Yukarıda değinildiği üzere, taraflar arasında vekalet sözleşmesi bulunmakta olup; vekil olan davalı, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK 321/1. mad.) Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, ispat yükü üzerinde bulunan davalı tarafın, doğum sonrasında ilgili doktor tarafından bebeğin muayenesinin yapılmaması ve yine doktor tarafından düzenlenmesi gereken belgelerin ebe tarafından sadece davacıların beyanına dayalı olarak gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi nedeni ile özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı sabittir. Buna göre ilk derece mahkemesince; davalının vekalet görevini yürütürken gerekli titizliği ve özeni göstermeyerek kusurlu olduğu kabul edilerek bir değerlendirme yapılıp, sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 08.09.2022 gün 2021/94 Esas, 2022/1264 Karar sayılı kararının kaldırılarak, Gaziantep 2. Tüketici Mahkemesinin 2017/1322 Esas, 2020/466 Karar sayılı kararın BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 12/12/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/555 E., 2022/3002 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Titiz bir özen göstermeyen vekil, TBK’nın 394/1. maddesi uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
3. Hukuk Dairesi         2022/555 E.  ,  2022/3002 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; göğüs ağrısı şikayeti ile 28.07.2011 tarihinde Kocaeli Devlet Hastanesine başvurduğunu ve burada kardiyoloji servisine yatışının yapıldığını, yapılan tetkikler sonrasında anjiyo yaptırması önerilerek 29.07.2011 tarihinde taburcu edildiğini, 01.08.2011 tarihinde davalıya ait Akademi Hastanesine giderek anjiyo yaptırdığını, anjiyo neticesinde kendisine ana damarının tıkalı olduğu ve acilen operasyon geçirmesi gerektiği, kalp krizi riskinin bulunduğunun söylendiğini, operasyon ile ilgili tüm tetkiklerin yapıldığını, 03.08.2011 tarihinde bypass operasyonu geçirdiğini, operasyondan normal süresi içinde çıkarıldığını, ancak operasyon esnasında aldığı anestezinin etkisinden çıkamadığını ve normal süresi içinde uyandırılamadığını, hipoksik iskemik ensefalopati tanısı ile hiç uyanmadan 14 gün makinelere bağlı olarak yoğun bakımda kaldığını, 20.08.2011 tarihinde yoğun bakımdan çıkarılarak servise alındığını, 22.08.2011 tarihinde taburcu edildiğini, taburcu edildikten sonra hafıza kaybı sorunu yaşamaya başladığını, sonradan yapılan tetkikler sonucunda beynine bir süre oksijen gitmemesi nedeniyle hafıza kaybı oluştuğunun tespit edildiğini, operasyon tarihinden önceki 4-5 yıllık dönem ile ayrıca yaşadığı, daha önce bulunduğu yerleri, mekanları da hatırlamadığını, sık sık gittiği yerlerde kaybolduğunu, operasyon öncesinde market işlettiğini ancak rahasızlığı sebebiyle çalışamadığını, daha önce ailesi hariç yaşlı anne ve babasına bakmasına rağmen şu anda bakıma muhtaç durumda olduğunu, kaybolma korkusuyla evden çıkamadığını, bu duruma aneztezi sırasında yaşanan teknik sorunlar nedeniyle beyninin oksijensiz kalmasının sebebiyet verdiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yargı yeri belirlemesinden sonra yargılama yapılarak, davanın reddine, karar verilmiş; hükme karşı davacı taraf istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dava, teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hakimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK 76 mad., 6100 sayılı HMK 33. mad.) Davanın temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Dava, davalı hastane ve doktorların vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. (Dava konusu olay tarihi olan 03.08.2011 tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı TBK 386, 390. mad.) Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (TBK 390/II. mad.) Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK 321/1 mad.) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir. (Prof. Dr. Haluk, Tandoğan: Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt 2, Ankara 1982, s. 236 vd.) Gerçekten de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, TBK’nın 394/1. maddesi uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Somut olayda; mahkemece, adli tıp raporunda davalının kusurlu olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Dairesinden alınan raporda, davacıya yapılan operasyon sırasında verilen anestezik ilaçların ve ilaç dozlarının uygun olduğu, davacıda operasyon sonrası gelişen nörolojik klinik tablonun epileptik nöbet ile ortaya çıktığı ve kognitif yetersizlik ile sonuçlandığının anlaşıldığı, davacıda gelişen bu klinik tablonun nedenine yönelik yorum yapılamamakla birlikte, bypass operasyonu sonrası nörolojik komplikasyonlar gelişebildiğinin tıbben bilindiği ve kişide gelişen bu nörolojik tablonun bypass operasyonuna bağlı olması halinde dahi bir komplikasyon olarak değerlendirileceği, Özel Akademi Hastanesinde kişinin tedavisini yürüten hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği belirtilmiştir. Mahkemece davacının rapora karşı itirazlarını karşılamak üzere, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan rapor alınmasına karar verilmiş, Adli Tıp Kurumu tarafından, talebin Üst Kurulca değerlendirmeyi gerektirecek ölçütlerin hiçbirini karşılamadığı, çelişkiye neden olan başka bir bilirkişi görüşü bulunmadığı gerekçesiyle dosya işlemsiz olarak iade edilmiş, böylece davacının adli tıp raporuna karşı itirazları karşılanmamıştır. O halde mahkemece, üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, özellikle nöroloji, kardiyoloji ve anestezi ve reanimasyon uzmanının da bulunduğu akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan, davacının diğer itirazları ile birlikte, özellikle ameliyat öncesi kontrol edilmesi gereken değerlerinin kontrol edilip edilmediği, ameliyat sırasında teknik bir hata yapılıp yapılmadığına ilişkin itirazlarını da karşılar nitelikte, davacıda meydana gelen hafıza kaybının nedenine ilişkin somut tespit yapılarak, olayda davalıya ve ameliyat sırasında görev yapan doktorlara ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, bu yönler göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine dair Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 27.10.2021 gün 2021/234 Esas, 2021/1834 Karar sayılı kararının kaldırılarak, Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/147 Esas, 2020/338 Karar sayılı kararın BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31/03/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/7776 E., 2020/7692 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Gereken özeni göstermeyen vekil, TBK’nın 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
3. Hukuk Dairesi         2020/7776 E.  ,  2020/7692 K. "İçtihat Metni" Davacı ..., ... ile davalı ..., ..., ... aralarındaki tazminat davasına dair İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 22/03/2016 tarihli ve 2012/246-2016/150 sayılı hükmün bozulması hakkında (kapatılan) Yargıtay 13. Hukuk Dairesince verilen 25/10/2018 tarihli ve 2016/29192E.-2018/10060K. sayılı ilama karşı davalı ... ve davalı .... tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar; ...’in 2004 senesinde wegener hastalığına yakalandığını, tedavi olduktan sonra kendisinin ve eşinin bebek sahibi olmak amacıyla İrenbe Tüp Bebek Merkezine gitmeye karar verdiklerini, burada davalı Dr. ... ile görüştüklerini ve kendilerini beraber çalıştıkları ... Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı ürolog Prof. Dr. ...'e yönlendirdiğini, 30.09.2011 tarihinde davacı ...'in ameliyata alınmadan önce bir kağıt imzalamasının istendiğini, belgenin ve operasyonun muhteviyatı risklerinin önceden anlatılmadığını, ameliyattan sonra Dr. ... ’ın sperm bulunmadığını belirttiğini, 03.10.2011 tarihinde davacı ...’in çok ağrısı olmasına rağmen davalı ...’in pansuman yapıp her şeyin normal olduğunu bildirerek davacı ...’i evine gönderdiğini, on beş gün boyunca devam eden ağrılara rağmen iki doktorun da davacı ... ’in şikayetlerini hiç önemsemediğini, durumunun gittikçe kötüye gittiğini, buna rağmen davalı Dr. ...’in davacı ... Yüksel’e işe dönebileceğini bildirdiğini, tıbbi müdahale de geç kalındığından davacı ...'in testisinin birini kaybettiğini, diğer testisinin de küçüldüğünü, testosteron seviyesinin düşmesi nedeniyle hayat boyu dışarıdan hormon almak zorunda kalacağını, meydana gelen olayda ... Kadın Hastalıkları ve Doğum Dal ve Tüp Bebek Merkezinin de sorumlu olduğunu, tüm bu süreç boyunca maddi ve manevi olarak zarar gördüklerini, davacı ...’in psikolojik tedavi görmeye başladığını, işini kaybettiğini, uzun süre çalışamadığını, tedavi masraflarını sigorta primlerinin yatırılmaması nedeniyle kendisinin karşıladığını, ileri sürerek, davacı ... için 175.000,00TL, davacı ... için 20.000,00 TL manevi tazminat ile davacı ... için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 30.09.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacıların temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 25.10.2018 gün, 2016/29192 Esas 2018/10060 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş; bu kez davalı ... ve davalı ... Hastane Doğum Kadın ve Çocuk Sağlığı Hizmetleri ve Malzemeleri San. Tic. A.Ş. karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Davacılar, davalı hekimlerin işini gerektiği gibi dikkat ve özenle yapmaması sonucu uğradığı zarardan hekimleri ve istihdam eden hastanenin sorumlu olduğu iddiası ile eldeki davayı açmışlardır. Davacılar vekili; davacı ...’in 03.10.2011 tarihinde davalı Dr. ...’ın tavsiyesi üzerine diğer davalı Dr. ... tarafından yapılan TESE ameliyatı sebebiyle başlayan süreç neticesinde davalıların kusurundan kaynaklı olarak sağ testisinin alındığını, sol testisinin de küçüldüğünü, artık testosteron hormonu üretilemediği için hayat boyu dışarıdan horoan almak zorunda kaldığını ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuşlardır. Mahkemece, Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu ve üçlü bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerinin göz önünde tutulması, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılması ve en emin yolun seçilmesi gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, (doktordan) tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, TBK’nın 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Hükme esas alınan Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunca hazırlanan Adli Tıp Raporu ve üçlü bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan tek sayfadan ibaret bilirkişi raporunda davacı ... ’in geçirdiği TESE ameliyatı sonucunda gerçekleşen komplikasyona bağlı olarak organ kaybının yaşandığı, ameliyat öncesi davacıdan aydınlatılmış onam alınması nedeniyle davalıların kusurunun bulunmadığı belirtilmiş; ancak davacıda ameliyat sonrası oluşan ve organ kaybı ile neticelenen durumun zamanında teşhis edilip edilmediği, 30.09.2011 tarihinde gerçekleşen ameliyattan davacının sağ testisinin alındığı 17.01.2012 tarihine kadar geçen süre içerisinde davalılarca gerekli ve yeterli takip-tedavinin yapılıp yapılmadığı, davacıda ameliyat öncesinde tedavi edildiği belirtilen wegener hastalığının organ kaybına etkisinin olup olmadığı, davacının ameliyat sonrasında birçok kez davalı ...’e muayene olmasına rağmen ameliyattan sonra oluşan sorunun kaynağının tespit edilememesinde davalıların kusurunun olup olmadığı üzerinde durulmamıştır. Nitekim davacılar vekili anılan bilirkişi raporlarına karşı itirazlarında, operasyon sonrasında enfeksiyon testi istenmediğini, ameliyat sonrasında şikayetleri devam etmesine rağmen davalıların gerekli müdahalede bulunmadığını, yaklaşık iki yıl boyunca uygun tedavinin yapılmadığını, organ kaybı ile sonuçlanan süreç boyunca davalı Dr. ... ’in durumun ciddiyeti konusunda davacıyı bilgilendirmeyerek sürekli işe dönmesi konusunda yönlendirdiğini, davalıların ameliyat sonrası yükümlülüklerini yerine getirilmediğini beyan etmiştir. Mahkemece davacının bilirkişi raporlarına karşı itirazları karşılanmadan hüküm tesis edilmiştir. O halde, Mahkemece; yukarıda değinilen hususlarla birlikte, davacının itirazlarını da karşılayan, konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan, davalıların gerekli özen ve dikkate gösterip göstermediği, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı hususlarını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Açıklanan nedenlerle, mahkeme kararının bozulması gerekirken, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 25.10.2018 gün, 2016/29192 Esas 2018/10060 Karar sayılı ilamında "...davacıların dava dilekçesinde ve diğer tüm beyan dilekçelerinde; davacı ...’in wegener rahatsızlığının olduğu, bu rahatsızlığın testis tutulmasına neden olduğu ve diğer tüm itirazları karşılanmadan hüküm kurulmuştur... " gerekçesiyle kararın bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olduğundan, davalı ... ve davalı ... Hastane Doğum Kadın ve Çocuk Sağlığı Hizmetleri ve Malzemeleri San. Tic. A.Ş. karar düzeltme talebinin kabulüne, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin bozma kararının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklandığı şekilde bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... ve davalı ... Hastane Doğum Kadın ve Çocuk Sağlığı Hizmetleri ve Malzemeleri San. Tic. A.Ş. karar düzeltme talebinin KABULÜNE, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 25.10.2018 gün, 2016/29192 Esas 2018/10060 Karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde iadesine, 10/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2016/15645 E., 2019/2004 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 394/1. maddesinde, hizmet sözleşmesi;
10. Hukuk Dairesi         2016/15645 E.  ,  2019/2004 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, davacı şirkete dışarıdan müdür olarak atanan ...’un davacı şirkette çalışmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne, ...’un 02.01.2014-01.08.2014 tarihleri arasında davacı şirkette çalışmadığının tespitine karar verilmiştir Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Somut davada; ... aksi karar alınana kadar davacı şirkete dışarıdan müdür olarak atanmış ve bu karar 02.01.2014 tarihli ticaret sicili gazetesinde ilan edilmiştir. Ayrıca ...’un 01.08.2014-03.11.2014 tarihleri arasında davacı iş yerinden bildirimi bulunmaktadır. Kurumun 22.04.2015 tarihli inceleme raporu ile ...’un 01.08.2014 tarihli işe giriş bildirgesi tarihinin ticaret sicil gazetesinde ilan tarihi olan 02.01.2014 tarihi olarak değiştirilmesi ve 02.01.2014 tarihli işe giriş bildirgesi ile 2014/1,2,3,4,5,6,7. aylara ait ek APHB verilmesi gerektiğinin belirtildiği, davacı şirket tarafından ...’un şirkette 02.01.2014-01.08.2015 tarihleri arasında çalışmadığının tespiti talebiyle dava açıldığı, mahkemece davanın kabulü ile ...’un belirtilen tarihlerde davacı şirket nezdinde çalışmadığının tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 394/1. maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Somut dosyada; Davacı şirkete müdür olarak atandığı anlaşılan ve ticaret sicil kayıtlarına göre de 02.01.2014-01.08.2014 tarihleri arasındaki dönemde şirket müdürü olarak göründüğü anlaşılan davacının yukarıdaki hukuki ve maddi olgular ve hizmet akdi kapsamında anılan dönemde şirkette fiilen çalışıp çalışmadığı,müdür olması nedeniyle şirket adına herhangi bir sözleşme yapıp yapmadığı,ilgili kurumlar nezdinde şirket adına imza atıp atmadığı,şirket nam ve hesabına bir faaliyetinin olup olmadığı usulünce araştırılmalı, yapılacak değerlendirilmede ...’un şirket müdürü olarak atamasının yapıldığı 02.01.2014 tarihindeki en az 1 günlük çalışmasının sabit olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 06/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.